Documents
Resources
Learning Center
Upload
Plans & pricing Sign in
Sign Out

07

VIEWS: 313 PAGES: 14

auzef coğrafya yer sistemleri dersi

More Info
									Doç. Dr. Deniz EKİNCİ 

İÜ, Edebiyat Fakültesi 

Coğrafya Bölümü 

YER SİSTEMLERİ 

7.Hafta e­Ders Kitap Bölümü 



7.  HAFTA 

Yer  kabuğu  üzerinde  ve  kısmen  de  içinde,  iç  ve  dış  etmen  ve  süreçler  tarafından  oluşturulan 
yer şekillerini tasvir etmek, onların oluşum ve gelişimleri  ile coğrafi dağılışlarını nedenleriyle 
birlikte  ortaya  koymak  jeomorfoloji  biliminin  temel  amacıdır.  Bu  ünitede  jeomorfoloji 
biliminin  genel  amaç  ve  ilkeleri  doğrultusunda,  genel  olarak  jeomorfolojik  özelliklerin  neler 
olduğu,  yer  şekillerinin  nasıl  oluşup  geliştiği  ve  bu  süreçte  etkili  olan  etmen  ve  süreçleri  ana 
çizgileri ile açıklamak hedeflenmektedir. 




BÖLÜM 7: GİRİŞ 

7.1. RÖLYEFİ ŞEKİLLENDİREN KUVVETLER 

7.2. ANA YER ŞEKİLLERİ 




7.1. RÖLYEFİ ŞEKİLLENDİREN KUVVETLER 

                                                                                         9 
Yapılan radyometrik ölçümler, yer kabuğunun oluşumundan bugüne kadar geçen süreyi 4,7. 10 
yıl  olarak  vermektedir.  Bu  uzun  dönem  içerisinde  yeryuvarı  üzerinde  henüz  yer  kabuğunun 
oluşmadığı,  ısının çok yüksek olduğu kozmik bir evreden çok çeşitli  ve değişik  yer şekillerinin 
mevcut bulunduğu günümüze kadar gelinmiştir. Bu bakımdan yer kabuğunun ve onun üzerindeki 
ilk  yer  şekillerinin  başlangıcı  esas  olarak  havada,  buhar  hâlinde  bulunan  su  ve  klorürün 
yoğunlaşarak yeryüzüne yağmur hâlinde düşmesi, ilk okyanusların meydana gelmesi ve böylece 
sedimanter  evrenin  başlamasıyla  olmuştur.  Prekambriyen  olarak  bilinen  bu  zamanda  kabuğun
oluşup  dış  etkenlerle  şekillenmeye  başlaması  ile  birlikte,  ilk  kıta  çekirdekleri  de  meydana 
gelmiştir. 




Birinci  zaman  Paleozoik’te,  karaların  giderek  yüzölçümü  artmış,  Pangea  adındaki  tek  kıta 
parçası  oluşmuş,  Kaledoniyen  ve  Hersiniyen  Orojenezleri  meydana  gelmiş,  kıta  içi  gerilim 
hareketleri başlamış ve ilk rift sistemleri oluşmuştur. Bu zamanda buzullaşma hareketlerinin yanı 
sıra, şiddetli ısı artışı da meydana gelmiş; böylece nemli tropikal iklim ekvatorun her iki yanında 
büyük yayılış göstermiştir. 




Yaklaşık  200  milyon  yıl  önce  ikinci  zaman,  Mezozoik’te,  Pangea  iki  parçaya  ayrılmış,  takip 
eden  dönemde  iki  kıta  parçası  da  giderek  parçalanmış  ve  birbirlerinden  uzaklaşmışlardır.  Bu 
zamanın bir devri olan Kretase’de nemli tropikal kuşak kutuplara doğru genişlemiştir. Alçak ve 
çukurluk  sahalar  sıcak  denizlerin  istilasına  uğramışlardır.  Bundan  sonra,  bugünkü  büyük 
sıradağların  birçoğunun  meydana geldiği üçüncü  zaman, Senozoyik’te Alp Orojenezi  ile  büyük 
kıvrımlı sıradağlar oluşmuştur. Arkasından Kuvaterner’de tektonik  hareketlerin  yanı  sıra  büyük 
buzullaşmalar  meydana  gelmiş,  karalar  yüz  ölçümünün  büyük  bölümü  buzul  örtüleri  altında 
kalmıştır.  Yaşanan  buzul  dönemleri  arasında  iklimde  ısınmalar  meydana  gelmiş  ve  buzullar 
erimiştir.  Tekrar  soğumayla  birlikte  buzullaşmalar  oluşmuştur.  Böylece  öztatik  kökenli  olarak 
deniz seviyelerinde yükselme ve alçalmalar meydana gelmiştir. 




Yaşanan  bu  milyonlar  yıl  içerisinde,  büyük  tektonik  hareketlere  bağlı  olarak  geniş  kara 
parçalarını  etkileyen  yükselmeler,  alçalmalar,  kıvrılmalar,  kırılmalar,  çanaklaşmalar, 
kubbeleşmeler meydana gelmiş; volkanik faaliyetler zaman zaman suların altında zaman zaman 
da  suların  üzerinde  etkinliğini  sürdürmüştür.  Böylece  büyük  kara  parçaları  ve  yükseltiler 
oluşmuştur. Sular gerek öztatik gerek tektonik nedenlerle zaman zaman yükselerek karaları işgal 
etmiş, zaman zaman da alçalarak karalardan çekilmiştir. Bu hareketlere  bağlı olarak  yeryuvarın 
jeomorfolojik gelişimi birçok sahada kesintiye uğramış, yeni oluşum ve gelişim devreleri ile çok 
farklı yer şekilleri oluşmuştur. 




Atmosfer  koşullarına  bağlı  olarak  farklı  iklim  bölgelerinde  farklı  aşındırma  etmen  ve  süreçleri 
hâkim  olmuştur.  Bu  bölgeler  kendilerini  aşındıran  farklı  aşındırma  etmen  ve  süreçlerine  bağlı
olarak  yer  şekli  bakımından  değişik  görünüm  kazanmıştır.  Nemli  bölgelerde  akarsular,    kurak 
bölgelerde  rüzgârlar,  soğuk  iklim  bölgelerinde  buzullar  faaliyetlerini  sürdürmüştür.  Bununla 
birlikte yer yer aynı bölgede farklı etmen ve süreçler değişik zamanlarda rol oynayarak polijenik 
topografyaların oluşmasına imkân vermiştir. 




Genel  olarak  son  10000  yılında  insanla  tanışan  ve  yaklaşık  4570  milyon  yılı  geride  bırakan 
yeryuvarı;  bu  uzun  kronolojisi  boyunca  kıvrılma,  kırılma  gibi  tektonik  hareketler,  magma 
çıkışlarına  sahne  olan  volkanik  faaliyetler,  iklimde  ısınma  ve  soğumalar  ile  bunların  ortaya 
çıkardığı  klimatik  koşulları  doğal  süreçler  olarak  yaşamış  ve  yaşamaktadır.  Dolayısıyla  yer 
şekillerinin oluşum ve gelişimleri hâlâ aktif olarak devam etmektedir. 




Yer  şekillerinin  oluşum  ve  gelişimlerinde  çok  çeşitli  etmen  ve  süreçler  rol  oynamaktadır. 
Bilindiği  gibi  bunların  bir  kısmı  faaliyetleri  için  gerekli  olan  enerjiyi  yeryuvarın  iç  kısmından, 
magmadan  alan  iç  etmen  ve  süreçler,  diğer  bir  kısmı  ise  faaliyetleri  için  gerekli  olan  enerjiyi 
Güneş’ten alan dış etmen ve süreçler olarak bilinmektedir. Bu kuvvetlerin nelerden oluştuğu ana 
çizgileri ile aşağıdaki gibidir. 




Belirtildiği gibi kuvvet kaynağını yeryuvarın iç kısmından alan etken ve süreçlere iç etkenler ve 
iç  süreçler  adı  verilir.  Yer  kabuğunun  çeşitli  hareketleri,  kıvrılmalar,  kırılmalar,  epirojenik 
çanaklaşma, kubbeleşme  veya çarpılmalar ve  volkanizma  iç etken  ve süreçleri  meydana getirir. 
İç  kuvvetler,  kaynaklarını  yerin  derinliklerinden  almak  ve  genellikle  yapıcı  olmak  gibi  ortak 
karakterler göstermekle birlikte, bunların oluşum şekilleri ve morfolojideki etkileri aynı değildir. 
Bu  bakımdan  iç  kuvvetlere  bağlı  olarak  meydana  gelen  süreçler  epirojenez,  orojenez,  kırılma, 
faylanma, deprem ve volkanizma olmak üzere gruplandırılabilir. 



                                                                       9 
Yer  kabuğu  oluşumundan  bugüne  kadar  geçen  süre  4,7.  10  yıl  olarak  tahmin  edilmektedir. 
Yaşanan  bu  milyonlarca  yıl  içerisinde,  büyük  tektonik  hareketlere  bağlı  olarak  geniş  kara 
parçalarını  etkileyen  yükselmeler,  alçalmalar,  kıvrılmalar,  kırılmalar,  çanaklaşmalar, 
kubbeleşmeler meydana gelmiş, volkanik faaliyetler zaman zaman suların altında zaman zaman 
da  suların  üzerinde  etkinliğini  sürdürmüştür.  Böylece  büyük  kara  parçaları  ve  bunlar  üzerinde 
büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu büyük değişime neden olan kuvvetlere ait deliller, en
büyük  yer  şeklinden  en  küçüğüne,  kayaçlarda  ve  hatta  onları  oluşturan  minerallerde  kayıtlı 
olarak  bulunmaktadır.  Diğer  bir  ifade  ile  bu  kuvvetlerin  etkileri  ve  izleri  yer  şekilleri  üzerinde 
oluşum mekanizmaları ve büyüklükleri bakımından belirgin olarak izlenmektedir. 




Bu  bakımdan  yer  yüzeyinin  en  büyük  şekli,  kıtasal  ve  okyanusal  olmak  üzere  iki  tipe  ayrılan 
levha  veya  plaka  olarak  isimlendirilen  ünitelerdir.  Bu  yer  yüzeyi  üniteleri  üzerinde  büyük 
tektonik hareketlerin izleri gözlenmektedir. 




Epirojenik  hareketlerin  etkili  olduğu  sahalar  kıtalar  ve  geniş  kara  parçalarıdır.  Buna  Anadolu 
kara  parçası  örnek  verilebilir.  Yer  kabuğunun  en  hareketli  kısımlarından  biri  üzerinde,  levha 
tektoniğine  göre  Avrasya,  Afrika  ve  Arabistan  levhaları,  arasında  bulunan  ve  birçok 
jeomorfolojik  özelliklerinin,  yerinin  mobilitesi  tarafından  hâlâ,  daha  etkilendiğine  şüphe 
olmayan  yurdumuz  kuzeyi  ile  güneyindeki  çanaklaşma  sahaları  arasında  kalmış  bir  yükselme 
alanına karşılık gelmektedir. 




Burada Anadolu yarımadası, onun özellikle batı ve orta kısmı epirojenik karakterdeki Post­Alpin 
hareketlere bağlı olarak 10–15 milyon yıldan beri yükselmekte, buna karşılık Karadeniz ve Doğu 
Akdeniz  havzaları  çökmektedir.  Ayrıca  yükselme  alanı  üzerinde,  ikinci  dereceden  kubbeleşme 
ve çanaklaşma alanları bulunmaktadır. 




Levhalardan  sonra  yer  yüzeyinin  diğer  büyük  üniteleri  ise  genellikle  kıta  ve  okyanusların 
sınırlarında bulunan büyük kıvrımlı sıradağlardır (Şekil 1). Bu bakımdan Avrupa ve Asya kıtaları 
üzerinde  bir  uçtan  diğer  uca  kadar  uzanan  Alp–Himalaya  orojenik  kuşağının  bir  parçasını 
meydana  getiren  Pontidler  (Kuzey  Anadolu  Dağları)  ve  Toridler  (Toros  Dağları)  Türkiye 
üzerinde bulunmaktadır.
                                                Metre 


Şekil 1: Ana çizgileriyle yer yüzeyinin rölyefi 




Hem geniş kara parçalarını etkileyen yükselmeler, alçalmalar, çanaklaşmalar ve kubbeleşmelere 
hem  de  kıvrılmaya  neden  olan  hareketler,  zeminin  sert  ve  dirençli  olduğu  kısımlarında  ise 
kırılmalara  neden  olmuştur.  Buna  da  örnek  olması  bakımından  Kuzey  Anadolu  fay  hattı örnek 
verilebilir.  Yurdumuzun  deprem  bakımından  en  tehlikeli  kuşaklarından  biri  olan  ve  1939 
yılından  beri  en  şiddetli  deprem  merkezlerinin  üzerinde  toplanmış  bulunduğu,  Kuzey  Anadolu 
fay hattı boyunca tedrici ve devamlı depremler ve kırılmalar meydana gelmektedir. 




Yine  yeryuvarın  jeolojik  tarihçesi  içerisinde  çok  kere  magma  çıkışları  olmuş  ve  buna  bağlı 
olarak  andezit,  bazalt,  tüf,  aglomera  ile  bunların  diğer  kayaçlarla  iç  içe  bulunduğu  fliş  istifleri 
meydana gelmiştir. 




Büyük  levhalar,  kıtalar  arası  büyük  kıvrımlı  dağ  sistemlerinden  sonra  iç  etmen  ve  süreçlere  ait 
izler, tektonik plakaların üzerinde  bulunan  ve  bunlara göre daha küçük olan  yer şekillerinde  ve 
bunlara temel olan kayaçlar üzerinde de görülmektedir.
Paleozoyik’ten günümüze kadar değişik yaş ve özellikteki kayaçlar ­volkanik ara katkılar içeren 
fliş  de  dâhil  olmak  üzere­  bulunmaktadır.  Jeolojik  zaman  içerisinde  meydana  gelen  tektonik 
hareketler,  bu  kayaçlarda  kıvrımlanmaya  ve  kırılmaya  neden  olmuştur.  Bunun  sonucunda 
belirtildiği gibi değişik tipte faylar ve kıvrımlar meydana gelmiştir. 




Yeryüzünde  Hüron,  Kaledoniyen,  Hersinyen  ve  Alp  Orojenezleri’nin  etkileri  izlenmektedir. 
Prekambriyen  yaşlı  birimler  Hüron,  Paleozoyik  yaşlı  birimler  ise  Kaledoniyen  ve  Hersiniyen 
Orojenezleri’nin  etkisinde  kıvrımlanmış  ve  şekillenmiştir.  Alpin  öncesi  hareketler  sonucu 
meydana  gelen  deformasyonlar  ve  izler,  Alp  Orojenezi  etkilerinin  bunları  bozması,  karmaşık 
hâle  sokması  veya  yeni  baştan  kendi  etkileri  ile  şekillendirmesi  nedeniyle  belirgin  değildir. 
Mesozoyik  başında,  meydana  gelen  aktiviteler  ise  erken  Alpin  hareketlerin  bir  sonucudur. 
Mesozoyik  yaşlı  istifler  ise  Alp  Orojenezi’nin  etkisiyle  büyük  bir  deformasyona  uğramışlardır. 
Türkiye’de ise Alp sonrası tektonik hareketler ise epirojenik karakterli olarak cereyan etmiştir. 




Birikme  veya  tortullaşmanın  sürekli  ve  sakin  bir  ortamda  meydana  geldiği,  üst  üste  biriken 
unsurların  birbirlerine  paralel,  konkordant  tabakalar  meydana  getirdikleri  ortamlar  olabildiği 
gibi, tortullaşmanın sürekli olmadığı, her bir tortullaşma devresine ait tabaka serileri arasında bir 
uyumsuzluğun bulunduğu ortamlar da görülür. Ayrıca uyumsuzluk iki farklı özellik sunmaktadır. 
Bunlardan  birincisi  basit  diskordans  olup  üstte  yer  alan  tabaka  serisi,  alttaki  serinin  aşınmış 
yüzeyi üzerinde bulunur. Her iki tabaka serisi arasında bir açı söz konusu değildir. Bu durumda 
alttaki  tabaka  serisi  meydana  geldikten  sonra  birikme  ortamında  herhangi  bir  nedenle  aşınma 
faaliyetleri  hüküm  sürmüş,  bunun  sonucu  tabaka  serisi  üst  kısmından  aşınmış,  daha  sonra 
başlayan birikme devresinde ise üstteki tabaka serisi meydana gelmiştir. 




İkincisi  ise  açılı  diskordans  olup  burada  alttaki  tabakalar  oluştuktan  sonra  tektonik  hareketlere 
maruz kalmışlardır. Bu hareketler onların yatay durumlarının bozulmasına neden olmuştur. Daha 
sonra tabakalar aşınım devresi geçirmiş ve son olarak da üstteki tabaka serisi meydana gelmiştir. 
Böylece,  alttaki  serinin  tabaka  eğimleri  üstteki  serinin  tabaka  eğimlerinden  farklı  bir  özellik 
almıştır. Diğer bir deyişle iki seri arasında bir açı meydana gelmiştir. Basit diskordansta suların 
yükselme  ve  alçalma  şeklindeki  aktiviteleri  de  söz  konusu  olabilmektedir.  Ancak  açısal 
diskordansta mutlak olarak tektonik kökenli kabuk hareketleri söz konusudur.
Ayrıca  geçmişte  olup  biten  bu  hareketlerden  başka,  günümüzde  meydana  gelen  depremler, 
yerkürenin  tektonik  bakımdan  aktif  olduğunu  göstermektedir.  Bu  bakımdan  aktif  tektonik 
Türkiye’de  canlı  ve  belirgindir.  Bilindiği  gibi  yurdumuz,  yeryüzünün  sayılı  aktif  deprem 
kuşaklarından  biri  üzerinde  yer  almaktadır.  Bununla  birlikte  yurdumuzda,  deprem  şiddeti  ve 
etkinlik  derecesi  üzerinde  rol  oynayan  etmenlerin  yerel  farklılıklarından  kaynaklanan  deprem 
şiddetleri  ve  etkinlik  dereceleri  bakımından  birbirinden  farklı  bir  takım  bölgeler  ayırt  etmek 
mümkündür.  Kısa  mesafeler  dâhilinde  olmasına  rağmen  bu  farklılığın  nedeni  yer  kabuğunun 
homojen  olmamasıdır.  Bilindiği  gibi  tektoniğin  ve  litolojik  özelliklerin  deprem  büyüklüğü 
üzerinde ayrıca yapı tarzı ve kalitesinin ise depremden zarar görme üzerinde etkisi büyüktür. Bu 
örneklerden başka yeryüzünde görülen taraçalar, paleo ve neo karstik şekillerin iç içe bulunduğu 
karstik alanlar, asılı vadiler aktif tektoniğin izlerine ait jeomorfolojik örneklerden birkaçı olarak 
ifade edilebilir. 




Kuvvet kaynağını  yeryuvarın  iç  kısımlarından  almayan  etken  ve  süreçler  ise,  dış  etkenler  ve  dış 
süreçler adı altında  ifade edilen  fiziksel parçalanma, kimyasal ayrışma,  yer altı suları, akarsular 
ve seyelan, buzullar, dalgalar ve akıntılar, rüzgâr ile canlılar(bitkiler, hayvanlar ve insanlar)dır. 




İç etmen ve süreçlerin oluşturduğu yer şekillerini aşındırarak ortadan kaldırmaya ve yer aldıkları 
sahaları  alçaltıp  düzleştirmeye  çalışan  bu  aşındırma  etmen  ve  süreçlerinin  yerkabuğu  ve  onun 
malzemesi  üzerindeki  etkileri  birbirinden  farklı  olarak  meydana  gelir.  Diğer  bir  ifade  ile 
belirtilen dış etmen ve süreçlerin hepsinin yeryüzünde etkin olmadığı, etkin etmen ve süreçlerin 
ise  farklı  derecelerde  olduğu  bu  bakımdan  inceleme  alanındaki  dış  etmen  ve  süreçlerin  neler 
olduğunun  ve  şekillenmede  hangi  süreçlerin  ne  derece  etkin  olduklarının  belirlenmesi 
gerekmektedir.  Bu  ise  söz  konusu  sahaların  hangi  morfoklimatik  bölge  içerisinde  kaldığının 
belirlenmesi ile açıklığa kavuşturulabilir. 




Yer şekilleri, çeşitli iklim bölgelerinde, bu iklimlerin özelliklerine bağlı etmen ve süreçlere göre 
şekillenmektedir.  Ayrıca  dış  süreçler  büyük  oranda  iklim  tarafından  belirlendiği  gibi  bunların 
etkinlik,  süre  ve  derecesi  de  gene  iklime  bağlı  olarak  şekillenmektedir.  Su  sıfır  derecenin 
üzerinde  ve  her  derecede  buharlaşır.  Sıcaklık  değerleri  arttıkça  buharlaşma  oranı  da  artar.  Bu 
bakımdan  yer  şekillerinin  oluşup  gelişmesinde  önemli  role  sahip  akarsular,  diğer  özelliklerinin 
yanı  sıra,   taşıdıkları  su  miktarına  bağlı  olarak  da  etki  ederler.  Bu  su  miktarı  ise  büyük  oranda
iklime  bağlıdır.  Ayrıca  sıcaklık  arttıkça  kimyasal  ayrışma  da  artar.  Buna  karşın  sıcaklık 
farklılıkları  arttıkça  mekanik  parçalanma  da  artar.  Özellikle  şiddetli  günlük  ve  mevsimlik 
sıcaklık farkları (termik genlik) mekanik parçalanma üzerinde önemli rol oynar. 


İklim elemanlarından yağış, inceleme alanındaki aşındırma, taşıma ve biriktirme faaliyetinin hızı 
ve  şiddeti  üzerinde  önemli  bir  etkendir.  Bu  bakımdan  drenaj  sistemi  de  büyük  oranda  yağışa 
bağlı  olarak  gelişme  göstermektedir.  Su  seviyesinin  artması  akarsuların  tahrip  gücünü  de 
arttırmaktadır.  Böylece  akarsular  daha  fazla  alüvyon  taşıdıkları  gibi,  tane  boyutu  daha  büyük 
olan malzeme de taşıyabilmektedir. 


Mekanik  parçalanma  bakımından  en  önemli  etken  sıcaklık  farklarının  fazlalığı  ve  don 
olaylarıdır.  Don  özelliklerinin  ve  süresinin  araştırılması  parçalanmanın  tipi  ve  etkinliğini 
belirlemede faydalı olmaktadır. 


Bunlardan başka uzun süre zemin üzerinde kalan kar, bu yüzeyleri dış etkilerden kısmen koruma 
görevi görür. Buna karşın kayaçlarda mekanik olarak parçalanmaya da neden olur. Kar olayının 
yoğun  olduğu  sahalarda  günlük  ve  yıllık  sıcaklık  farkları  büyük  değerlerdedir.  Bu  koşullar  ise 
kayaçların dirençlerinin azalmasına, çatlak sistemlerinin gelişmesine neden olmaktadır. Devamlı 
ve  şiddetli  rüzgârlar  mekanik  parçalanma  ile  ayrışmış  küçük  boyutta  taneleri  taşıma  özelliğine 
sahip bulunmaktadır. Daha çok kurak ve yarı kurak bölge rölyefinin şekillenmesinde etkili olan 
rüzgârlar,  inceleme  alanının  kil  ve  silt  boyutundaki  malzemeyi  hareket  ettirmesi  şeklinde  etkili 
olur. Bu ve benzer etkileri bakımından iklim özelliklerinin belirlenmesi gerekmektedir. 


Morfojenetik  bölgelerin  tespitinde  iklim  elemanlarını  ve  bunlardan  yıllık  ortalama  sıcaklık  ve 
yağışın kullanılarak çeşitli süreçlerin belirlenmesini sağlayan Peltier (1950) ve Wilson (1968) ile 
iklim,  bitki  örtüsü  ve  toprak  gibi  faktörlerin  bir  arada  değerlendirildiği  ve  daha  sağlıklı 
sonuçların elde edildiği Cailleux ve Tricart (1958) yaklaşımları kullanılmaktadır. 




Bu  bakımdan  yurdumuzdan  Safranbolu  ve  çevresini  örnek  alabiliriz.  İklim  özelliklerine  bağlı 
olarak  Peltier  (1950)  tarafından  geliştirilen  morfoklimatik  sınıflandırmaya  göre,  yıllık  ortalama 
sıcaklık değeri 12,2 Cº, yıllık yağış toplamı ise 506,9 mm olan Safranbolu, Savan morfoklimatik 
bölgesinde kalmaktadır (Şekil 2).
Şekil 2: Peltier sınıflandırmasına göre morfojenetik bölgeler ve Safranbolu’nun yeri 




Wilson  (1968)  tarafından  iklim  ve  süreçlere  bağlı  olarak  geliştirilen  diğer  bir  sınıflandırmaya 
göre  de  Safranbolu  aynı  iklim  verileri  doğrultusunda  yarı  kurak  bir  morfoklimatik  bölge 
içerisinde yer almaktadır (Şekil 3). 




Şekil 3. Wilson sınıflandırmasına göre morfojenetik bölgeler ve inceleme alanının yeri 



Cailleux  ve  Tricart  (1958)  tarafından  ortaya  atılan,  yeryüzünün  iklim,  vejetasyon  ve  toprak 
kuşaklarına  göre  yapılan  morfojenetik  bölge  sınıflandırması  bu  bakımdan  kullanılan  son 
yaklaşımdır.  Burada  öncelikli  olarak  inceleme  alanında  yağış  etkinliğinin  belirlenerek,  sahanın
nemli  veya kurak bölgelerden hangisinde  yer aldığının tespit edilmesi gerekmektedir. Kurak ve 
yarı kurak bölgelerle nemli bölgelerinin sınırlarının saptanmasında sıcaklık, buharlaşma, terleme, 
yağış rejimi, sızma ve yağış miktarı gibi faktörlerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için 
Erinç (1965) yağış etkinlik formülü kullanılmıştır. Bu ise gelir kaynağı olarak yağış, buharlaşma 
                                                                                             P 
bakımından  gideri  belirleyen  temel  faktör  olarak  da  sıcaklığa  dayanan  İ  = 
                                                                                m                  formülüne 
                                                                                            T 
                                                                                             om 

                      : 
göredir.  Burada;  İ m  Yağış  etkinliği,  P:  Yıllık  yağış  miktarı  (mm),  T  :  Yıllık  ortalama 
                                                                               om 
maksimum sıcaklık (Cº)’tır. 




Sonuçta İm 8’den küçük ise tam kurak, 8–15 arasında ise kurak, 15–23 arasında yarı kurak, 23– 
40  arasında  yarı  nemli,  40–55  arasında  nemli,  55’den  büyük  ise  çok  nemli  olarak 
sınıflandırılmaktadır. 




                                   P         , 
                                          506  90 
İnceleme  sahası  için;  İm  =         =           =27,55  olarak    bulunmuştur.  Dolayısıyla  burası  yarı 
                                  T 
                                   om       , 
                                          18 40 

nemli iklim tipi ve kuru orman örtüsünün bulunduğu alanlara dâhil olmaktadır. 




Aylık sıcaklık ortalaması en yüksek olan temmuz ayının değerleri; 21,8 C°,  ortalama en soğuk 
ay ise 2,8 C° ile ocak ayıdır.  Bu değerlere göre termik amplütüd 19 Cº’dir. En az yağışlı ay olan 
                                                                                               1 
ağustos (20,50 mm) ve en çok yağışlı ay ocak (60 mm) arasındaki miktar oranı ise                  ’tür. 
                                                                                              , 
                                                                                             2 93 




Bu  değerlendirmelere  göre  inceleme  alanı  Karadeniz  kıyılarındaki  nemli  kuşak  ile  iç 
kısımlardaki kurak bölge arasında bir geçiş sahası özelliği taşımaktadır. 




Yıllık yağış toplamı ile yıllık sıcaklık ortalamasından da anlaşıldığı gibi Karadeniz kıyılarına ait 
iklim özelliklerinden farklı bir iklim söz konusudur. Burada aylık ve mevsimlik sıcaklık farkları 
daha büyük değerler göstermektedir. Bitki örtüsünün esası orman olmakla birlikte Karadeniz kıyı 
kuşağına  göre  daha  kurakçıl  bir  karakter  taşır  ve  orman  altı  formasyonu  bakımından  daha 
fakirdir  ve  hatta orman  örtüsü  dağlık  alanlar  hariç  büyük  oranda  tahrip  edilmiş  olarak  bulunur.
Toprak  tipi  yüksek  kesimlerde  podzolik,  diğer  kısımlarda  ise  yaygın  olarak  kahverengi  orman 
toprağı karakterindedir. 




Bu  değerlendirmeler  ışığında,  orman  örtüsünün  kapalılık  değerlerinin  düşük  ve  yıkanmanın  az 
olduğu  kısımlarda  orta  derecede  kimyasal  ayrışma  ve  mekanik  parçalanma  söz  konusudur. 
Ancak  orman  örtüsünün  tamamen  tahrip  edildiği  sahalar  ise  seyelan  etkisinin  şiddetli  olduğu 
kısımlardır. Dolayısıyla bu sahada akarsuların şekillenmede etkisinin olduğu anlaşılmaktadır. 




Orta değerin biraz altında düşük derecede bir kimyasal ayrışma, zayıf don etkisi nedeniyle yine 
orta  değerlere  yakın  mekanik  parçalanma  görülmektedir.  Ayrıca  kütle  hareketlerinin  de  orta 
değerden  biraz  düşük  olduğu  dikkat  çekmektedir.  Flüvyal  aşınım  etkisinin  yüksek  olduğu  yarı 
kurak, yarı nemli bu sahada rüzgâr etkisi ise orta dereceden biraz yüksek olarak etkili olmaktadır 
(Şekil  4).  Ayrıca  süreçlerde  devresellik  yani  kurak  mevsimlerde  mekanik  parçalanma,  sıcak 
mevsimlerde kimyasal ayrışma etkindir.
Şekil  4:  Peltier  sınıflandırmasına  göre,  bazı  süreçlerin  yayılışı  ve  şiddeti  ile  sıcaklık  ve  yağış 
arasındaki ilişkiler ve inceleme alanındaki etkinliği 




Yükseltinin  etkisine  dayanılarak  yapılan  morfoklimatik  katlar  sınıflandırmasına  göre  de  en 
yüksek  zirvesi  1755  m  olan  inceleme  alanında  glasyal  ve  periglasyal  katların  oluşması  için 
yeterli  yükselti  değerleri  mevcut  değildir.  Bu  bakımdan  düşey  doğrultuda  tek  katın  varlığı 
görülür. 




Ancak  burada  ifade  edilmesi  gereken  bir  özellikte  yükseltiye  bağlı  olarak  sıcaklık  değerlerinin 
azalması,  buna  karşın  yağış  değerlerinin  ise  artış  göstermesidir.  Kullanılan  verilerin  ait  olduğu 
Safranbolu meteoroloji istasyonun 400 metrede olmasına karşın sahadaki yükselti değerleri 1755
metreyi bulmaktadır. Böylece sahada yağış değerlerinin artışı ve sıcaklık değerlerinin düşüşü ile 
birlikte daha nemli morfoklimatik katların varlığı söz konusudur. 




Yine,  mevcut  topografya  şekillerinin  oluşumunun  salt  bugünkü  iklim  koşulları  ile  açıklanması 
mümkün  olmadığı  gibi,  bugün  görülen  rölyef  şekillerinin,  yalnızca  günümüz  iklim  koşullarına 
bağlı  olarak  gelişmiş  oldukları  da  söylenemez  (Ardel,  1971;  Biricik,1986–1987).  Jeolojik 
mazide,  meydana  gelmiş  olan  iklim  değişiklikleri,  diğer  bir  ifade  ile  inceleme  sahamızda 
süregelen değişik iklim şartları, şekillendirme sürecinin de değişiklikler göstermesine yol açmış 
olabilir.  Bu  bakımdan  geçmiş  iklim  özelliklerinin  de  etkisini  göz  önünde  bulundurma 
zorunluluğu paleoklimatolojik özelliklerin değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. 




Geçmiş dönemlere ait iklim verilerinin olmayışı bu dönemin iklim özellikleri hakkında kesin bir 
değerlendirme yapmamız için engel teşkil etmektedir. Bununla beraber bu konudaki tespitlerimiz 
eski yer şekillerinin, paleontoloji vb. özelliklerin değerlendirilmesine dayanmaktadır. Bugün var 
olan  bazı  yer  şekillerinin  varlığını  en  fazla  Miyosen’e  kadar  götürebiliriz.  Miyosen’e  sonlarına 
karşılık  gelen  bu  dönemde  iklim  genel  olarak  bir  soğuma  devresine  girmiş  ve  Üst  Pliyosen’de 
daha  nemli  bir  hâl  almıştır.  Pliyosen  sonlarında  vejetasyon  ve  iklim  tiplerinin  dağılışı 
muhtemelen bugünküne çok yakın özellik göstermekte idi.  Pliyosen sonlarındaki soğuma süreci 
ile  Pleyistosen’e  girilmiştir.  Bu  süre  içinde  de  glasiyal  ve  interglasiyal  safhalar  meydana 
gelmiştir.  Ancak  glasiyal  etkiler  Karadeniz  kıyı  kuşağında  Pleistosen  daimi  kar  sınırının  2000­ 
2500  m’nin  üzerinde  olması  nedeniyle  inceleme  alanında  buzullaşma  etkileri  görülmemiştir. 
Pleyistosen  sonrasında  ise,  genel  olarak  iklimde  bir  ısınma  söz  konusudur.  İnceleme  sahasında 
glasiyal  ve  periglasiyal  bölge  topografyasını  yansıtan  şekillerin  olmayışı  buzul  devrelerinin  bu 
alanı  etkilemediğini  göstermesi  bakımından  önemlidir.  Dolayısıyla  inceleme  sahası  flüvyal 
morfoklimatik bir bölgede olup bu bakımdan monojenik bir özellik göstermektedir. 




Yeri gelmişken, belirtilmesi gereken bir diğer husus da morfojenetik bölgelerin sınırlarının kesin 
olmadığı,  diğer  bir  ifadeyle  bir  morfojenetik  bölgeden  komşu  bölgeye  geçerken  arada  geçiş 
alanlarının  yer  almasıdır.  Yine  bir  morfojenetik  bölgede  yalnız  bir  etmen  söz  konusu  değildir, 
fakat baskın veya egemen etmenden söz edilebilir.
Sürekli  ve  süreksiz  akarsular,  çok  sayıdaki  kaynaklar  ile  yer  altı  suları  önemli  bir  diğer  dış 
kuvveti  oluştururlar.  Flüvyal  morfojenetik  bölge  içerisinde  jeomorfolojik  olarak  oluşum  ve 
gelişimi  üzerinde  en  etkin  dış  faktör,  faaliyetlerini  morfoloji,  yağış,  bitki  örtüsü,  litolojik 
özellikler ve zeminin hidrolojik durumu gibi ölçütlere göre yürütmekte olan akarsulardır. 



7.2. ANA YER ŞEKİLLERİ 

Yeryüzünde  mevcut  ana  yer  şekilleri ovalar,  platolar  (yaylalar)  ve  dağlardan  müteşekkildir  ve 
vadi,  yamaç,  tepe,  doruk,  sağrı  gibi  elemanter  yer  şekillerinin  bir  araya  gelmesi  sonucu 
oluşmuşlardır (Şekil 5). 




Şekil 5. Yer Şekillerinden Bir Kesit 



Bu  ana  yer  şekillerinin  yanı  sıra,  bazı  bölgelerde  çok  sayıda  tepenin  bir  arada  bulunmasıyla 
oluşmuş  tepelik  kesimler  de  ayrılabilir.  Örneğin  plato  sahalarının  akarsularla  fazla  derecede 
parçalanmış  ve  yarılmış  kesimleri  tepelik  bir  görünüm  kazanır.  Önceleri,  geniş  buzul  örtüleri 
(inlandsisler) ile kaplanmış sahalarda, taban morenlerinden oluşmuş drumlin adı verilen yüzlerce 
tepenin  oluşturduğu  tepelik  sahalar  bunlara  bir  diğer  örnektir  (Kuzey  Avrupa  Ovası’nın  bazı 
kesimleri).  Yurdumuzda,  Kula  ilçesi  civarında,  600­700  metre  yüksekliğindeki  plato  sahasının 
üzerinde çok sayıda piroklastik volkan konisinin yer aldığı kesimi, tepelik bir görünüm arz eder.

								
To top