02 by iuauzefcografya

VIEWS: 233 PAGES: 13

auzef coğrafya yer sistemleri dersi

More Info
									Doç. Dr. Deniz EKİNCİ 
İÜ, Edebiyat Fakültesi 
Coğrafya Bölümü 
YER SİSTEMLERİ 
2.Hafta e­Ders Kitap Bölümü 



2.  HAFTA 

ÖZET:  Bu  derste,  yer  sistemlerinin  lokasyonu  ve  konumu  belirtilecektir.    Evren,  uzay,  galaksi,  Güneş 
sistemi, Güneş,  gezegenler, yıldızlar, Dünya, Ay  hakkında bilgiler verilecektir. Güneş’in, Dünya’nın  ve 
Ay’ın hareketleri üzerinde durulacak ve bu hareketlerin sonuçları ortaya konulacaktır. 


BÖLÜM 2: GİRİŞ 
         2.1. EVREN 
         2.2. UZAY 
         2.3. GALAKSİLER VE SAMANYOLU GALAKSİSİ 
         2.4. GÜNEŞ VE GÜNEŞ SİSTEMİ 
         2.5. GEZEGENLER 
         2.6. YILDIZLAR 
         2.7. DÜNYA 
         2.8. AY 
         2.9. EVRENİN ORİJİNİ VE KRONOLOJİSİ 


GİRİŞ 
Yer sistemlerinin de  içinde bulunduğu ortamı tanımak en azından yerkürenin konumunu algılayabilmek 
için evren ve içindekileri bilmek gerekmektedir. Yer sistemlerini etkileyen bir çok olayın kaynağı olması 
nedeniyle  Güneş’in,  Güneş  sisteminin,  Samanyolu  Galaksisi’nin  ve  bunların  hareketlerinin  ortaya 
konulması gerekmektedir. Bunlara ilave olarak sistemin orijini ve  kronolojisi de bu bakımdan önem arz 
etmektedir. 


2.1. EVREN 
Bütün gök cisimlerinin içinde yer aldığı sınırsız boşluğa evren denir. Evren ya da kâinat, uzayda bulunan 
tüm  madde  ve  enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır. Pozitif bilimler açısından  evren, gök cisimlerini 
barındıran  uzay  ile  tamamen  boş  olan  karanlık  uzayın  toplamıdır.  Dolayısıyla  modern  fizik  açısından 
evren, var olduğunu bildiğimiz bütün atomik âlemlerdir. Genişliği belli olmayan evrende; değişik grupta 
ve  özellikte  gök  cisimleri  bulunmaktadır.  Belirtildiği  gibi  günümüzde  evrenin  oluşumuna  dair  en  çok 
kullanılan teori, Big Bang (Büyük Patlama) teorisidir. Evren (kozmos),  tüm  varlıkları ve  olayları içeren
bir  sistemdir  (Fotoğraf  1).  Kelimenin  kökü  dikkate  alındığında  bu  “dirlik  ve  düzen  içinde  bir  evren” 
anlamına gelen Yunanca bir sözcüktür. 




Fotoğraf 1: Evrenden Görünüş 


2.2. UZAY 
Uzay ya da feza, Dünya’nın atmosferi dışında evrenin geri kalan kısmına verilen isimdir. Ortalama ısısı 
270  santigrat  derecedir.  Atmosfer  ile  uzay  arasında  kesin  bir  sınır  bulunmamaktadır,  fakat  Dünya'nın 
atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda tahminen milyonlarca galaksi bulunmaktadır. Bu 
tahminî galaksilerin içinde tahminen  milyonlarca sistem, gezegenler ve asteroitler  bulunmaktadır. Uzay; 
karanlığı, büyüklüğü, olayları ile ilgi çekici, karmaşık ve araştırmaya değer olmuştur. 



2.3. GALAKSİLER VE SAMANYOLU GALAKSİSİ 
Galaksi;  gazlar,  yıldızlar,  tozlar  ve  gezegenler  içeren  en  büyük  madde  topluluğudur.  Galaksi  veya  gök 
ada;  kütle  çekim  kuvvetiyle  birbirine  bağlı  yıldızlar,  yıldızlar  arası  gaz,  toz  ve  plazmanın  meydana 
getirdiği  yıldızlar  arası  madde ve karanlık  maddeden oluşan sistemdir. Galaksiler, ilk başta yoğun birer 
gaz  bulutu  olarak  ortaya  çıkmışlar  ve  daha  sonra  bu  gazdan,  yoğunlaşma  yoluyla  yıldızlar  meydana 
gelmiştir. Galaksi, bu oluşum sırasında döner ve milyonlarca yıl sonra sarmal bir biçim alır. Bu sarmalda 
kabaca küre şeklinde bir çekirdek  ve  çevresinde  yassımsı bir disk  vardır;  yörüngesinde  de  yoğun  yıldız 
kümeleri  döner  durur.  Çekirdek  bölümünde  pek  az  gaz  ve  toz  vardır,  büyük  bir  bölümü  daha  yaşlı 
yıldızlardan  oluşur.  Sarmal  kollarda  büyük  miktarda  gaz  ve  toz  ile  yeni  oluşmuş  yıldızlar  bulunur. 
Aradan milyonlarca yıl daha geçtikten sonra sarmal kollar içeren elips şeklinde galaksiler meydana gelir.
Bir  galaksinin  en  sonunda  alacağı  biçim  küre  biçimidir;  daha  sonra  muhtemelen  kara  delik  hâline 
gelecektir.  Bugün galaksimizin yüz milyarlarca benzeri olduğunu biliyoruz. Evrendeki sayısız galaksiden 
biri olan ve Dünya’nın içinde bulunduğu yıldız sistemi yani Güneş sistemi olan Samanyolu Galaksisi, en 
az  400  milyar  yıldız  topluluğundan  oluşur.  Bir  uçtan  diğer  uca  şimdilik  100.000  ışık  yılı  boyunca 
uzandığı  tahmin  edilmektedir,  muhtemelen  bu  çok  daha  da  fazladır  ve  1000  ışık  yılından  daha  fazla 
genişliktedir. Ayrıca yıldızlar arasında çok büyük miktarlarda gaz ve toz bulutları ve belki de bilinmeyen 
milyarlarca gezegen  ile  onların uyduları bulunmaktadır. Samanyolu gibi  içinde  yıldızları ve  gezegenleri 
barındıran ise milyarlarca galaksi var. Samanyolu Galaksisi’ne en yakın olan dış galaksi ise Andromeda 
Galaksisi’dir. 


2.4. GÜNEŞ VE GÜNEŞ SİSTEMİ 
Güneş, Güneş sisteminin ana yıldızı ve en önemli ögesidir. Büyük kütlesi, nükleer kaynaşmayı sürdürmek 
için  yeterince  yüksek  bir  iç  yoğunluk  sağlar.  Nükleer  kaynaşma,  çok  büyük  miktarlarda  enerji  açığa 
çıkarır ve bu enerjinin çoğu görünür ışık gibi elektromanyetik ışımalarla dış uzaya yayılır. Güneş sistemi, 
güneşin  çekim  kuvvetinin  etkisiyle gezegenler,  gezegenlerin  uyduları,  kuyruklu  yıldızlar  ve  meteorların 
yine güneş etrafında birikmesiyle oluşan gök cisimleri topluluğudur. 

Güneş,  Samanyolu’nun  merkezden  30.000  ışık  yılı  uzaklığındaki  kenarında,  galaksinin  sarmal  bir 
kolunda yer almaktadır.  Güneş, kızgın gazlardan oluşmuştur (Fotoğraf 2). 




Fotoğraf 2: Güneşten Görünüş 


Çapı 1,4 milyon km, yaşı 5 milyar olduğu tahmin edilen ısı, ışık ve enerji kaynağıdır. Yapısının tamamına 
yakını hidrojen ve helyum  gazlarından oluşmaktadır. Hacmi Dünya’nın hacminden 1,3 milyon  kat  daha 
fazladır ve kütlesi itibarıyla  Dünya’nın 332.000 katıdır. Ayrıca  Dünya’ya en yakın yıldızdır. Dünya’dan
uzaklığı 149.500.000 km’dir. Yarıçapı 700.000 km’dir.  Güneş kendi ekseninde 70.000 km hızla döner ve 
bir turunu 25 günde tamamlar. Güneş’te hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında büyük bir enerji açığa 
çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen, helyuma dönüşmektedir. Bu olay sırasında kırmızımsı bir alev 
15­20  bin  km  yükselir  bu  olaya  Güneş  fırtınası  denir.  Güneş’in  sıcaklığı  6000  °C  ve  merkezindeki 
sıcaklık ise 1,5 milyon °C dolayındadır. Güneş  ışınları, 8 dakikada yeryüzüne ulaşmaktadır ve Güneş’in 
üç günde yaydığı enerji dünyadaki tüm enerjilerin toplamından fazladır. 

Güneş’in  iki  çeşit  dönme  hareketi  vardır;  kendi  ekseni  etrafında  dönme  hareketi,  Samanyolu  Galaksisi 
etrafındaki  dönme  hareketi.  Güneş’in  kendi  ekseni  etrafındaki  dönüşü  batıdan  doğuya  doğrudur. 
Güneş’in  dönme  hızı,  kutuplarda  ve  ekvatorda  farklı  farklıdır.  Bu  da  Güneş’in  katı  hâlde  olmadığını 
gösterir.  Güneş, ekvatordaki bir dönüşünü 25 günde tamamlarken kutuplarda 34 günde tamamlar. Güneş 
Samanyolu  galaksisinde  yaklaşık  olarak  saniyede  220  km  hızla  hareket  eder.  Güneş  Samanyolu 
galaksisindeki bir dönüşünü 250 milyon yılda tamamlar. 


Güneş  sistemi  ise  Güneş  ve  onun  çekim  etkisi  altında  bulunan  gök  cisimlerinin  oluşturduğu  topluluğa 
denir.  Güneş’in  çekim  gücü  etkisindeki  9  gezegen,  uyduları  ve  diğer  gök  cisimlerinin  oluşturduğu  bir 
sistemdir.  Güneş  sistemi,  tümüyle  aynı  yönde  dönen  bir  disk  biçiminde  Samanyolu  galaksisi  içinde 
hareket eder. 

Gökbilimciler,  Güneş  sistemi  içindeki  uzaklıkları  genellikle  astronomi  birimi  (AB)  ile  ölçer.  Bir  AB, 
Güneş ile Dünya arasındaki yaklaşık uzaklıktır ve kabaca 149.598.000 km’dir. Plüton Güneş'ten yaklaşık 
38 AB uzaktayken Jüpiter kabaca 5,2 AB uzaklıktadır. Yıldızlar arası uzaklık birimlerinin en bilineni olan 
bir ışık yılı kabaca 63.240 AB'dir. 




2.5.GEZEGENLER 
Güneş sisteminde bulunan bütün gezegenler, Güneş etrafında basıklığı az elipsler biçimindeki yörüngeleri 
izleyerek  dolaşır.  Yörüngedeki  dönüş  hızları  birbirinden  farklıdır.  Güneş’e  en  yakın  gezegen  Merkür, 
dolaşımını  88  günde,  en  uzak  Plüton  ise  248  yılda  tamamlar.  En  büyük  gezegen  Jüpiter’dir.  Merkür, 
Venüs,  Mars  ve  Plüton  ise  Dünya’dan  küçük  gezegenlerdir.  En  fazla  uydusu  olan  gezegen  Jüpiter’dir. 
Jüpiter’in  12  uydusu  vardır.  Merkür  ve  Venüs  gezegenlerinin  uyduları  yoktur.  Güneş'ten  olan 
uzaklıklarına  göre  gezegenler  sırasıyla  Merkür,  Venüs,  Dünya,  Mars,  Jüpiter,  Satürn,  Uranüs  ve 
Neptün'dür.  Bu  sekiz  gezegenin  altısının  çevresinde  doğal  uydular  döner.  Ayrıca  dış  gezegenlerin  her 
birinin toz ve diğer parçacıklardan oluşan halkaları vardır. 

İç  gezegenler  Merkür,  Venüs,  Dünya,  ve  Mars’tır  (Fotoğraf  3).  Dört  iç  gezegen,  yoğun  ve  kayaç  bir 
yapıya  sahiptir.  Doğal  uyduları  ya  çok  azdır  ya  da  hiç  yoktur.  Gezegen  halkaları  bulunmaz.  Yüksek 
ergime noktasına sahip olan minerallerden oluşmuştur. Silikatlar, katı taş küreyi ve yarı akışkan mantoyu
oluşturur. Demir  ve nikel gibi  metaller  ise  gezegenlerin  çekirdeğini oluşturur.  İç  gezegenlerden  üçünün 
(Venüs, Dünya ve Mars) önemli birer atmosferi vardır. Hepsinde gök taşlarının oluşturduğu kraterler ve 
yanardağlar ile yarık vadiler gibi tektonik yüzey şekilleri bulunur. 




Fotoğraf 3: İç Gezegenler 

Neptün,  Uranüs,  Satürn  ve  Jüpiter  dış  gezegenlerdir  (Fotoğraf  4).  Dört  dış  gezegen  ya  da  gaz  devi 
Güneş'in  çevresindeki  yörüngede  dönen  kütlenin  %  99'unu  oluşturur.  Jüpiter  ve  Satürn'ün  atmosferleri 
asıl  olarak  hidrojen  ve  helyumdan  oluşur.  Uranüs  ve  Neptün'ün  atmosferlerinde  yüksek  yüzdelerde  su, 
amonyak  ve  metan buzu bulunur. Bazı gökbilimciler, bu iki  gezegenin  "buz  devi" adı verilen başka bir 
sınıfta değerlendirilmesini önermiştir. Gaz devlerinin dördünün de gezegen halkaları vardır ancak sadece 
Satürn'ün halkaları Dünya'dan kolaylıkla gözlemlenmektedir.
Fotoğraf 4: Dış Gezegenler 

2.6.YILDIZLAR 


Isı ve ışık yayan gök cisimlerine yıldız denir. Yıldız, yoğun ve ışık saçan bir plazma küresidir. Bir araya 
toplanan yıldızların oluşturduğu gök adalar görünür evreni oluşturur. Gün ışığı dâhil olmak üzere Dünya 
üzerindeki enerjinin çoğunun kaynağı, bize en yakın yıldız olan Güneş’tir. Diğer yıldızlar, Güneş’in ışığı 
altında  kalmadıkları  zaman  yani  geceleri  gökyüzünde  görünürler.  Yıldız  sistemi  ise  bir  yıldız  ve  onun 
çekim gücünün etkisi altındaki gezegenler ile diğer gök cisimlerinden oluşan sistemlerdir. Güneş sistemi 
buna örnektir. 



2.7.DÜNYA 
Dünya (yer, yeryüzü), Güneş sisteminin Güneş'e uzaklık açısından üçüncü sıradaki gezegenidir. Üzerinde 
yaşam barındırdığı bilinen tek gök cismidir. Mavi gezegen olarak bilinir (Fotoğraf 5).
Fotoğraf 5: Yerküreden Görünüş 

Katı  ya  da  'kaya'  ağırlıklı  yapısı  nedeniyle  üyesi  bulunduğu  yer  benzeri  gezegenler  grubuna  adını 
vermiştir.  Bu  gezegen  grubunun  kütle  ve  hacim  açısından  en  büyük  üyesidir.  Büyüklükte,  Güneş 
sisteminin 8 gezegeni arasında gaz devlerinin büyük farkla arkasından gelerek beşinci sıraya yerleşir. Tek 
doğal uydusu Ay'dır. 

Güneş sistemindeki gezegenlerden biri olan Dünya, Güneş’e olan uzaklık bakımından üçüncü sırada yer 
alır. Dünyamız, ekvatorda şişkin kutuplarda basıktır. Dünya’nın şekli kendine hastır. Dünya’nın bu şekli 
kazanmasında kendi ekseni etrafındaki dönüşü etken olmuştur. 

Dünya’nın şeklinin sonuçları olarak şunlar belirtilebilir: 

    Ø  Ekvatordan kutuplara doğru sıcaklığın azalması 

    Ø  Güneş ışınlarının düşme açısının ekvatordan kutuplara doğru küçülmesi 

    Ø  Paralel dairelerinin kutuplara doğru küçülmesi 

    Ø  Ekvatordan kutuplara doğru yer çekiminin artması 

    Ø  Ekvatordan kutuplara doğru cisimlerin ağırlıklarının artması 

    Ø  Ekvator çemberinin meridyenlerden ve paralellerden daha uzun olması 

    Ø  Ekvatordan kutuplara doğru dünyanın ekseni çevresindeki dönüş hızının çizgisel hızın azalması 

    Ø  Yerden yükseldikçe görüş açısının genişlemesi
    Ø  Dünya üzerindeki bir noktadan hareket eden bir kişinin hep aynı yönde giderek hareket noktasına 
          ulaşması 

    Ø  İki meridyen arasındaki uzaklığın ekvatordan kutuplara doğru azalması 

    Ø  Dünya’nın bir yarısında gündüz diğer yarısında gece yaşanması 

    Ø  Termik basınç kuşaklarının oluşması 

    Ø  Dünya  üzerinde  Kuzey  Kutbu’ndan  ekvatora  doğru  gittikçe  kutup  yıldızının  görünüm  açısının 
          düzenli olarak küçülmesi 

    Ø  Ay tutulduğu zaman, yerin Ay üzerine düşen gölgesinin daire şeklinde olması. 

Dünya kendi çevresinde (23 saat 56 dakika 4,098903691 saniye) ve Güneş  çevresinde (365 gün, 6 saat, 
48 dakika) hareket eder. Günlük ve yıllık hareketlerine bağlı olarak gece, gündüz, mevsimler, kayaçların 
oluşması ve diğer canlılık ve biyolojik olaylar gerçekleşir. 

Sürekli  olarak  hareket  eden  Dünya'nın  iki  çeşit  hareketi  vardır.  Bu  hareketlerden  birisi,  kendi  ekseni 
etrafında  olur  ve  batıdan  doğuya  doğrudur.  Bu  dönmesini  24  saatte  tamamlar.  Dünya'nın  kendi  ekseni 
etrafındaki  bu  dönmesi  ile  birlikte  olan  ikinci  hareketi  ise  Güneş  etrafındadır.  Dünya,  Güneş  etrafında 
elips  şeklinde  çok  geniş  bir  yörünge  üzerindeki  hareketini  de  365  1/4  günde  yani  bir  yılda  tamamlar. 
Dünya'nın  kendi  ekseni  etrafındaki  ve  Güneş  etrafındaki  bu  iki  hareketi,  iki  önemli  olaya  sebep  verir. 
Kendi  ekseni  etrafında  dönmesi  ile  gece  ve  gündüz,  güneşin  etrafında  dönmesi  ile  mevsimler  meydana 
gelir. 



2.8.AY 

Küre  biçiminde  bir  gök  cismidir  (Fotoğraf  6).  Ay’dan  gelen  ışığın  kaynağı  Güneş’tir.  Ay’ın  kendi  ışığı 
yoktur. Bu nedenle dürbün ve teleskopla bakılabilir. Yapılan gözlemlere göre, Ay’ın çapını 1 birim olarak 
kabul edersek Dünya’nın çapı 4 birim, Güneş’in çapı ise 400 birimdir. Diğer bir ifade ile Güneş’in çapı; 
Dünya’nın  çapının  100,  Ay’ın  çapının  ise  400  katıdır.  Ay,  Dünya’dan  yaklaşık  348  bin  km  uzaklıkta, 
Dünya’ya  en  yakın  gök  cismidir.  Güneş  ise  çok  uzaktadır.  Güneş,  Dünya’ya  Ay’dan  400  kez  daha 
uzaktadır.
Fotoğraf 6: Ay'ın görünen yüzü 


Ay,  Dünya'nın  tek  doğal  uydusudur.  Güneş  sistemi  içinde  beşinci  büyük  doğal  uydudur.  Dünya  ile  Ay 
arasında  ortalama  merkezden  merkeze  uzaklık  384.403 km,  yani  Dünya'nın  çapının  yaklaşık  otuz  katı 
kadardır.  Ay'ın  çapı  3.474 km'dir,  Bu  değere  göre  Dünya  çapının  %  27'si,  yüz  ölçümü  Dünya’nın  yüz 
ölçümünün % 7,4'üdür. Dolayısıyla Ay'ın hacmi Dünya'nın hacminin %2'sidir. Kütlesi Dünya kütlesinden 
81,3  kat  daha  düşüktür.  Yüzeyinde kütle çekim etkisi,  yer  çekiminin  yaklaşık %17'sidir.  Ay,  Dünya'nın 
yörüngesinde  bir  turunu  27,7  günde  tamamlar.  Dünya,  Ay  ve  Güneş  geometrisinde  görülen  periyodik 
değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur. Yoğunluğu santimetreküpte 3,31 
gramdır. Dünya’nın ise 5,52 gramdır.  Yüzeyindeki yer çekimi Dünya’ya kıyasla 1/6 kadardır. Bu nedenle 
Dünya’da 120 kg ağırlığında olan bir madde ayda sadece 20 kg gelir. 



Ay’ın  bazı  hareketleri  söz  konusudur.  Bunlar;  kendi  ekseni  çevresindeki  hareketi,  Dünya  çevresindeki 
hareketi, Dünya ile birlikte güneş çevresindeki hareketidir. 




2.9. EVRENİN ORJ İNİ VE KRONOLOJ İSİ 

Evrenin orijinini Büyük Patlama ya da Big Bang’a götürebiliriz. 

Evr enin Oluşumu ve Genişlemesi 

Big  Bang  modeline  göre  günümüzdeki  evren,  13,7  milyar  yıldan  biraz  daha  önce  son  derece  yoğun  ve 
sıcak  bir  hâlden  ortaya  çıkmış  olup  günümüzde  genişlemeye  devam  ettiği  görüşü  kabul  görmektedir.
Galaksiler  içeren  uzayın  kendisi  genişlemektedir.  Teorinin  temel  fikri,  hâlen  genişlemeye  devam  eden 
evrenin  geçmişteki  belirli  bir  zamanda  sıcak  ve  yoğun  bir  başlangıç  durumundan  itibaren  genişlemiş 
olduğudur. Georges Lemaitre’in önceleri “ilk atom hipotezi” olarak adlandırdığı bu varsayım günümüzde 
“büyük patlama teorisi” adıyla yerleşmiş durumdadır. 



1929’da Edwin Hubble’ın uzak galaksilerdeki (galaksilerin ışığındaki) nispi kırmızıya kaymayı keşfinden 
sonra,  bu  gözlemi,  çok  uzak  galaksilerin  ve  galaksi  kümelerinin  konumumuza  oranla  görünür  bir  hıza 
sahip  olduklarını  ortaya  koyan  bir  kanıt  olarak  ele  alındı.  Bunlardan  en  yüksek  görünür  hızla  hareket 
edenler en uzak olanlarıdır.  Galaksi kümeleri arasındaki uzaklık gitgide artmakta olduğuna göre, bunların 
hepsinin geçmişte bir arada olmaları gerekmektedir. Big Bang modeline göre evren, genişlemeden önceki 
bu  ilk  durumundayken  aşırı  derecede  yoğun  ve  sıcak  bir  hâlde  bulunuyordu.  Evrenin  bir  başlangıcı 
olmasaydı,  evrendeki  hidrojenin  tümüyle  yanarak  helyuma  dönüşmüş  olması  gerekirdi.  Bu  ilk 
dakikalarda soğuyan evren, bazı çekirdeklerin oluşmasına imkân sağlamış olmalıydı. 



Big  Bang  modeli  temelde  iki  kabule  dayanır:  Albert  Einstein'in  genel  görelilik  kuramı  ve  kozmolojik 
prensip.  Genel  görelilik  kuramı,  tüm  cisimlerin  çekimsel  etkileşimini  hatasız  olarak  açıklar.  Albert 
Einstein  tarafından  1915’te  genel  göreliliğin  keşfi,  evrenin  aşamalı  evrimi  genel  görelilikle 
tanımlandığından,  evreni  bir  fiziksel  sistem  gibi  bütünlüğü  içinde  tanımlamayı  mümkün  kılan  modern 
kozmolojinin  başlangıcı  sayılır.  Kozmolojik  prensip,  evrenin  makro  özelliklerini  açıklamakla  birlikte 
evrenin sınırı olmadığını, bu nedenle Big Bang'ın boşlukta belirli bir noktada değil, aynı anda tüm boşluk 
boyunca gerçekleştiğini ima eder. 



Big Bang’ın kronolojik aşamaları tersten, yani günümüzden geçmişe doğru şöyle açıklanır (Şekil 1). 




Şekil 1: Big Bang'ın ilk döneminden günümüze kadar evrenin genişlemesinin grafik tarzındaki temsili.
Evrenimiz şimdiki zamanda geçmişteki hâline kıyasla çok daha  az yoğun (şimdilerde evrende  metreküp 
başına birkaç atom düşmektedir) ve soğuk (2.73 Kelvin yani ­270 °C) hâldedir. Her ne  kadar çok sıcak 
bazı  astrofiziksel  cisimler  (yıldızlar)  mevcutsa  da  evrenin  şimdilerde  maruz  kaldığı  ışınım  (ışıma)  çok 
zayıftır denebilir. Bu olguda, yıldızların evrendeki sıklığının düşük olmasının payı büyüktür yani evrenin 
herhangi bir noktasındaki bir yıldız ile kendisine en yakın yıldız arasındaki uzaklık son derece büyüktür. 
Astronomik gözlem, bize yıldızlar ve galaksilerin evren tarihinin çok erken bir döneminde, Big Bang’ın 
ilk döneminden daha bir milyar yıl geçmeden önce mevcut olduklarını öğretmektedir. 



Big Bang döneminden 300.000 yıl sonra, evren şimdiki hâline kıyasla bin defa daha sıcak ve bir milyar 
misli  daha  yoğunken  yıldızlar  ve  galaksiler  henüz  mevcut  değildi.  Bu  büyük  patlamadan  300.000  yıl 
sonraki, yani bundan aşağı yukarı 13,5 milyar yıl önceki evrenin ilk görülebilir hâlinin fotoğrafı çekildi. 
1992 yılında NASA’nın COBE uydusunun çektiği bu fotoğrafın astrofizikçilerin hesaplarına tam uyumlu 
olduğu  görüldü.  İşte  bu  dönem,  evrenin  yoğunluğunun  ışığın  yayılabilmesine  yeterli  olacak  düzeye 
düştüğü  dönemdir.  Daha  öncesinde  ışığın  yayılabilmesine  temel  engel  serbest  elektronların  varlığıydı. 
Soğuması sırasında  evrende bu "serbest elektronlar" atomları oluşturmak üzere atom çekirdeklerinde bir 
araya  geldiler.  Bu  yüzden  bu  döneme  "birleşme  dönemi"  denilir.  Aynı  zamanda  ışığın  yayılmaya 
başladığı dönem olduğundan, bu dönemden "madde ve ışımanın ayrılma dönemi" olarak da söz edilir. İşte 
kozmik arka plan ışıması dediğimiz ışıma, bu dönemden itibaren günümüze dek süregelebilmiş ışıma ya 
da ışıklardır. NASA'nın WMAP uydusunun 2006 yılındaki verilerine göre Büyük Patlama'dan 380.000 yıl 
sonra  evrenin  daha  net  bir  haritası  çıkarıldı.  Bu  sonuçlara  göre  evrenin %12'sinin  atomlardan,  %15'inin 
fotonlardan, %10'unun  nötronlardan ve %63'nün  de karanlık  maddeden  oluştuğu belirlendi. Bu sonuçlar 
ışığında,  Büyük  Patlama'dan  380.000  yıl  sonrasında  evrenin %12'si  atomlardan  oluştuğuna  göre  ilk 
atomların  oluşmaya  başladığı  ve  dolayısıyla  da  serbest  elektronların  atom  çekirdeği  etrafına  dizilmeleri 
yoluyla ışığın yayılabildiği zamanın başlangıcı Big Bang'den itibaren 300.000 yıl  olmalıdır. 380.000 yıl 
ancak  "birleşme  döneminin"  tamamlandığı  zaman  olarak  düşünülebilir.  Ayrıca  COBE  uydusunun  1992 
yılı verileriyle Big Bang'den 300.000 yıl sonraki hâlinin bir haritası çıkarılabildiğine göre, ışığın evrende 
serbestçe  yayılabildiği  zamanın  başlangıcının  300.000  yıl  olarak  kabulünü  gerektirir.  Bu  da  serbest 
dolaşan  elektronların  ilk  olarak  bu  zamanda  atom  çekirdeği  etrafına  dizilmeye  başladığının,  diğer  bir 
deyişle  ilk  atomların  oluşmaya  başladığının  göstergesidir.  Aksini  kabul  etmek,  COBE  uydusunun 
verilerinin  geçersiz  olduğunun  kabulünü  gerektirir.  NASA  kaynaklarında  böyle  bir  durumdan 
bahsedilmez.  Sonuç  olarak,  380.000  yıl  süresi  300.000  yılın  yerini  almış  değildir,  WMAP  uydusunun 
evrenin daha net bir haritasını çıkarmak adına gözlemlediği zamandaki durumunu yansıtır. 



Big Bang’ın ilk döneminden 300.000 yıl sonra evren bir "elektronlar ve atom çekirdekleri plazması"ndan 
oluşmaktaydı. Isı  yeterince  yüksek  olduğunda atom çekirdekleri  mevcut  olamazlar;  bu durumda  proton, 
nötron  ve  elektron  karışımından  söz  edilebilir.  İlksel  evrende  hüküm  süren  koşullarda  ısı  ancak  0,1
MeV’un (Elektron Volt, yaklaşık bir milyar derece) altına indiğinde nükleonlar, atom çekirdekleri hâlinde 
kombine  olabilirler.  Bununla  birlikte  bu  koşullarda  lityumdan  daha  ağır  atom  çekirdeklerinin  oluşması 
mümkün değildir. Dolayısıyla Big Bang başlangıcından yaklaşık bir saniye sonra başlayan ve yaklaşık üç 
dakika  süren  bu  evrede  oluşan  atom  çekirdekleri  yalnızca  hidrojen,  helyum  ve  lityum  çekirdekleridir. 
Dolayısıyla bu evre ya da dönem ilk nükleosentez olarak adlandırılır. 



Isı  0,1  MeV  (Elektron  Volt)  olduğunda  başlayan  ilk  nükleosentezden  az  önce  0,5  MeV’u  (beş  milyar 
derece)  aşan  evren  ısısı  elektronların  kütle  enerjisine  denk  olmuştur.  Bu  ısının  ötesinde  elektronlar  ile 
fotonlar  arasındaki  etkileşimler  kendiliğinden  elektron­pozitron  çiftleri  oluşturabilirler.  Bu  çiftler, 
kendiliğinden  yok  olabilirlerse  de  ısı  0,5  MeV  eşiğini  geçtikçe  durmaksızın  yeniden  yaratılırlar.  Isı  bu 
eşiğin  altına  indikçe  bu  çiftlerin  hemen  hemen  tümü  baryogenezden  doğan  elektron  fazlalıklarına  yer 
vererek fotonlar hâlinde yok olurlar. 



Bu dönemden az önce, ısı elektron, foton ve nötrinoların çeşitli etkileşimleri için yeterli olan 1 MeV’un 
(on  milyar  derece)  üzerindeydi.  Bu  ısıdan  itibaren  bu  üç  tür,  “termik  denge”  hâlindedir.  Evren 
soğuduğunda  elektronlar  ve  fotonların  etkileşimlerini  sürdürmelerine  karşın  nötrinoların  etkileşimleri 
biter. Bu dönem de nötrinoların ayrılma dönemidir. Dolayısıyla bildiğimiz “kozmik arka plan ışıması”nın 
özelliklerine benzer özellikler gösteren bir “nötrinolar kozmik arka planı” mevcuttur. 



Atomaltı  parçacıkları  ve  etkileşimlerini  konu  alan,  çeşitli  parçacıkların  ve  temel  etkileşimlerin  (temel 
kuvvetlerin) “elementer antiteler”in parçacık fiziği, deneylerle desteklenen genel fikir üzerine kuruludur. 
Daha  genel  olarak  belirtmek  gerekirse,  fizik  yasalarının  ve  evrenin,  yüksek  ısılarda  daha “simetrik”  bir 
hâl aldıkları varsayılır. Mesela geçmişte evrende madde ve antimaddenin nicel eş olarak mevcut oldukları 
kabul  edilir.  Günümüzdeki  gözlemler  antimaddenin  gözlemlenebilir  evrenimizde  hemen  hemen  mevcut 
olmadığını  göstermektedir.  Bu  durumda  maddenin  varlığı  belirli  bir  zamanda  maddenin  antimaddeye 
oranla hafif bir fazlalığından oluşmuştur (maddenin antimaddeye baskın gelmesi). Evrenin sonraki evrimi 
sırasında madde ve antimadde, arkalarında oluşan en hafif madde fazlasını bırakarak eşit niceliklerle yok 
oldular.  Bu  olağan  madde  baryon  denilen  parçacıklardan  oluştuğundan,  söz  konusu  madde  fazlalığının 
oluştuğu evreye baryogenez adı verilir. Bu evre ya da süreç hakkında çok az şey bilinmektedir. 



Giderek artan sayıdaki belirtiler, zayıf ve güçlü elektromanyetik kuvvetlerin tek bir etkileşimin (kuvvetin) 
farklı  görünümlerinden  ibaret  oldukları  fikrini  vermektedir.  Bu  durum,  “Büyük  Birleşik  Teori” 
                                                               16           29 
kapsamında  bulunmaktadır.  Bu  etkileşim  ya  da  kuvvetin  10  GeV’un  (10  derece)  üzerindeki  ısılarda 
tezahür ettiği sanılmaktadır.
Şişme  evresi  evrenin  belli  bir  zaman  içinde  son  derece  hızlı  bir  şekilde  genişlemesidir.  Genişleme 
dolayısıyla yoğunluğu azalan bu evren, çok homojen bir enerji türüyle dolu haldeydi. Bu enerji o zaman 
çok hızlı olarak etkileşimde bulunmaya ve ısınmaya koyulacak partiküllere dönüştü. Şişmeyi sona erdiren 
bu  iki  evreye  parçacıkların  patlayıcı  yaratılışı  bakımından  “ısınma­öncesi  evre”  ve  parçacıkların 
termalizasyonu bakımından “ısınma evresi” adı verilir. 



Şişme  evresinin  öncesinde  daha  genel  olarak  söylemek  gerekirse,  Planck  ısısı  gibi  sıcaklıklarda  güncel 
fizik kuramlarının artık geçerli olmadığı bir sahaya girilir. Bu, genel görelilik kuramında bir düzeltmenin 
söz konusu olacağı, kuantum mekaniği kavramlarının geçerli olduğu bir sahadır.

								
To top