Docstoc

MaSCO 2006

Document Sample
MaSCO 2006 Powered By Docstoc
					              Organizasyon Komitesi
                    Organization Committee

                                     MaSCo




                                  BaĢkan President
                             Prof.Dr. Tolga Dağlı (Dean)

               MasCo Organizasyon ve Değerlendirme Komitesi
                 MasCo Organization and Review Committee
                   (Eğitimciler Kurulu Teachers’ Committee)
         Dr.Pemra Ünalan, Dr.Sibel Kalaça, Dr.Serap Çifçili, Dr.Arzu Uzuner,
                      Dr.Mehmet Akman, Dr. Devrim Keklik
                          Masco Organizasyon Komitesi
                      Öğrenciler Kurulu Students’ Committee
     Hüseyin Arıkan, Burak Ersoy, Aylin ġen, Gizem Zengin, Ceren Meriç, Selman
        Karadayı, Göksu Afacan, Sinem Sıngı, Handan Umur, Buğu Usanma
                       En iyi Poster ve Sunum Ödülleri Jürisi
                     Best Poster and Oral Presentation Awards Jury
   Prof.Dr.Ġnci Alican, Prof.Dr. Süha Yalçın, Prof.Dr. Güner Söyletir, Prof.Dr. Funda
 Babacan, Prof.Dr. AyĢegül Yağcı, Prof. Dr.Tülin Ergun, Doç.Dr. Ġpek Akman, Doç.Dr.
Emel Demiralp, Doç.Dr. Ali Serdar Fak, Doç.Dr. NeĢe Ġmeryüz, Doç.Dr. Gürsu Kıyan,
     Doç.Dr. Dilek GogaĢ, Yrd.Doç.Dr. Pemra Ünalan, Yrd.Doç.Dr. Kemal KuĢçu,
Yrd.Doç.Dr. Ahmet Topuzoğlu, Yrd.Doç.Dr. Arzu Uzuner, Uz.Dr. Osman Sabuncuoğlu,
   Uz.Dr. Serap Turan, Uz.Dr. Bülent Karadağ (Öğrenci Üyeler Student Members)
M.ġakir EkĢi, Mustafa Açil, Nicat AliĢev, Ramazan Doğrul, Özgür Örüm, Hacer Ġlerisoy,
 Yener Akyuva, Fatih Serkan Yeğen, BarıĢ Sevinç, Metin Erdem, Onur Kaplan, Zafer
                                   Serenli, AyĢe Tekin
 Sağlık Eğitimi ve Drama Derneği’nin (Health Education and Drama Association)
                            katkı ve katılımlarıyla
                         ĠletiĢim Adresi Contact Address
                       Pemra Ünalan, pcunalan@gmail.com
     Marmara Ü. Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı, 34662 Altunizade
 Marmara Univ. School of Med. Dept. of Family Medicine, 34662 Altunizade, Istanbul
         Kongre afişi: Sağlık Bahçesi, Kongre kitabı : Mehmet Akman,
                             Çizimler: Çağrı Kalaça
                                                                   2006
                                                          MaSCo



   KUG-Klinik Uygulamaya Giriş Programı Eğiticileri
 ICP-Introduction to Clinical Practice Program Tutors

   1.Yıl:
     İlk Yardım: Pemra Ünalan, Mehmet Akman, Sena Tokay,
Arzu DenizbaĢı, Erol Ünlüer, Murat Bezer, Asım Cingi, Korkut
Bostancı, Özlem Güneysel, Figen Akalın, Bülent Erol, Alin BaĢgül
   İletişim Becerileri: Arzu Uzuner, Özlem Sarıkaya, Mehmet Ali
Gülpınar, Mehmet Akman, Devrim Keklik.
   2.Yıl:
    Serap Çifçili, Pemra Ünalan, Arzu Uzuner, Mehmet Akman,
Hasan Raci Yamanlı, Sevay AlĢen, Aysel Gürkan, Ükke Karabacak,
Bilgi Gülseven, Ümit Uğurlu, Kerem Tolan, Mehmet Ali Gülpınar,
Ġnci User, ġefik Görkey, Gürkan Sert, Nadi Bakırcı, Fatih Önsüz,
DilĢad Save, Serdar Sülün, Sibel Kalaça, Hatice ĠkiıĢık, Pınar Ay,
Figen Demir, Ahmet Topuzoğlu, Nilüfer Özaydın, Özlem Onur Köse,
Sebahat Torun
   3. Yıl:
    Pemra Ünalan, Serap Çifçili, Arzu Uzuner, Mehmet Akman,
Yılören Tanıdır, Ġlker Tünay, Özgür Ürüm, Hacer Ġlerisoy, Fatih
DurmuĢoğlu, Fazilet Karakoç, Aysel Gürkan, Ükke Karabacak, Bilgi
Gülseven, NeĢe Ġmeryüz, Sena Tokay, Su Berrak, Kaan Kora, Atilla
Karaalp, Devrim Keklik, M.Ali Gülpınar, Özlem Sarıkaya
   Ve Sağlık Eğitimi ve Drama Derneği (Health Education and
Drama Association) üyeleri




                Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi


                                                                     1
                                                                             2006
                                                                     MaSCo




                                     GiriĢ


         Elinizde tuttuğunuz bu kitap, Marmara Öğrenci Kongresinin kongre
sırasındaki heyecanlı ortamında size program ve sunumlar ile ilgili rehberlik
edecek... koĢuĢturmalar sırasında sayfalarına notlar düĢülecek, satır altları
çizilecek…böylece, daha önceki beĢ kitap gibi MASCO etkinliğinin izlerini
taĢıyor olacak…ortalık durulduğunda, yani kongre sonrası zamanlarda ise,
sayfalarının karıĢtırılmasını bekliyor olacak...


          Ġki gün boyunca HaydarpaĢa kampüsünü kuĢatan bu sıra dıĢı
atmosferin, hepimiz için tıp eğitimi zamanları adına kıymetli bir anı olmasını
dileriz..




        M asco Marmara Öğrenci Kongresinin kısa adı
        A ltı yıl oldu baĢlayalı
        S ahiden biriciktir, eğlencelidir ve yeterince ciddidir
        C e harfine bir Ģey bulmak kolay değildir
        O naltı-Onyedi Mayıs ta MASCO‟ya katılmak gerekir


                                                 Doç. Dr. Sibel Kalaça




                                                                                 2
                                                                   2006
                                                          MaSCo




                      Program

                        16 Mayıs 2006 ÇarĢamba
08:45-09:15   AçılıĢ Opening Ceremony (Prof. Dr. Tolga Dağlı)

                                   Panel

                           Organ Transplantasyonu

09:15-10:30             Prof.dr. Mehmet Şükrü Sever

                          Prof.Dr. Ata Bozoklar(ege)

                            Prof. Dr. Şefik Görkey

10:30-11:30         Sözel Sunumlar Oral Presentations

              EĢ-zamanlı Konferanslar Parallel Conferences

                  Bir hematologun öyküsü:Prof.Dr.Süreyya Tahsin
11:30-12:30
                          Aygün – Doç. Dr.Mustafa Çetiner
                      Edebiyat ve toplum sağlığı – Ahmet Yıldız


                               Öğle Yemeği
12:30-13:30
                                   Lunch

14:00-17:00            Atölye ÇalıĢmaları Workshops

              MaSCo Gecesi- Teras (Halk Sağlığı AD karşısı)?
  18:00
                              MaSCo Night-




                                                                     3
                                                                      2006
                                                              MaSCo



                         Program

                          17 Mayıs 2006 PerĢembe
                             Konferans Conference

09:00-10:00    Bilimsel DüĢünce – Prof. Dr. Haner Direskeneli

                           SarıkamıĢ –Bingür sönmez

                      Poster TartıĢması ve Kahve Arası
10:00-11:30
                       Poster Discussion and Coffee Break
11:30-12:30           Sözel Sunumlar Oral Presentations

12:30-13:30           Öğle Yemeği ve Bahçe Etkinlikleri
                         Lunch and Garden Happening
13:30-14:30           Sözel Sunumlar Oral Presentations

14:30-14:45                       Ara – Break

               EĢ-zamanlı Konferanslar Parallel Conferences
14:45-16:00
                    Bir tıp öğrencisinin AraĢtırma Deneyimi- Murat
                                          Özbalak
                         Evrim/Bülent Tarcan müzik ve terapi /
16:00- 16:30                        Ara- Break

                           Ödül Töreni ve KapanıĢ
   16:30
                   Presenting the Awards and closing ceremony




                                                                        4
                        2006
                MaSCo




Konferanslar
  Conferences




                          5
                                                                            2006
                                                                    MaSCo



                             Ġlk Gün First Day
                          AçılıĢ Opening - Panel


                               16 Mayıs 2006
                               R Salonu R Hall


08:45 – 09:15 AçılıĢ Opening
       Prof. Dr.Tolga Dağlı‟nın katılımıyla (Dekan Dean)


09:15 – 10:15 Panel
       Organ Transplantasyonu
       Genetic Transformation:How Far to Go?
       BaĢkan/Chairman: Doç. Dr. Serhan Tuğlular, M.Ü. Tıp Fakültesi
       Tıbbi          Biyoloji Anabilim Dalı
       Katılımcılar/Participants:
                 Prof. Dr. Mehmet ġükrü Sever, Ġstanbul Tıp Fakültesi
                 Nefroloji Anabilim Dalı
                 Prof. Dr. Münci Kalaycıoğlu, BaĢkent üniversitesi
                 rektörü ?
                 Prof. Dr. ġefik Görkey Marmara Üniversitesi Tıp
                 Fakültesi


       Genetik alanındaki teknolojik geliĢmeler baĢ döndürüyor.
       Yediklerimiz “daha uzun ömürlü”, “daha bol”, “daha steril” olma
       adına bu geliĢmelerden nasibini alıyor ve önümüze genetik olarak
       değiĢtirilmiĢ ürünler getiriliyor. Geleceğin hekim adayları olarak bu
       değiĢime nasıl bakabiliriz? Genetik transformasyonun sağlığımız
       üzerindeki etkileri neler olabilir?




                                                                               6
                                  2006
                          MaSCo
Burak Ersoy (Moderator)




                                    7
                                                                            2006
                                                                    MaSCo

                         Birinci Gün First Day
              EĢ-zamanlı Konferanslar Parallel Conferences


                             16 Mayıs 2006
                       Dönem 1 Anfisi Year 1 Hall




10:45 – 11:30 Bir hematologun öyküsü: Süheyl ünver ???
               Early Warning: From the View of a Narcotic Officer


               Doç. Dr. Mustafa Çetiner
               BaĢkomiser
               Ġstanbul Narkotik ġube Müdürlüğü




2002 yılından beri 500‟ün üzerinde konferans verdi. Liselerde yapılan
konferansların daha verimli olması için ÖMKEP (Öyküyle Madde Kullanımını
Engelleme Projesi) Projesini hayata geçirdi. Yazdığı Bağımlı öykülerinden
yola çıkılarak hazırlanan projedeki öyküler; çizgi roman ve tiyatro oyunu
haline getirilmiĢtir. Eserleri arasında “Testi Kırılmadan: Bir Narkotikçi
Gözüyle Erken Uyarı”, Çizgi öykü serisi “Yaban Ellerde”, “uyuĢturucu ile
YaĢamak”, “18 YaĢım” sayılabilir.




                       Gizem Zengin (moderatör)


                                                                              8
                                                                           2006
                                                                   MaSCo

                         Birinci Gün First Day
              EĢ-zamanlı Konferanslar Parallel Conferences


                              16 Mayıs 2006
                        Dönem 2 Anfisi Year 2 Hall



10:45 – 11:30 Edebiyatın Toplum Sağlığına Etkisi
                Pyhsicians, Patients and Stories


               Ahmet Yıldız
               Yazar




Her insanın, tabii ki hekimlerin de, bir öyküsü vardır. Bir hekim hastası ile
iletiĢime geçtiğinde bir anlamda da yepyeni bir öyküyle, hem de canlı olarak
iliĢkilenmez mi?. Hekim öykücülerin bu denli çokluğu baĢka neyle
açıklayabiliriz?




                           Aylin ġen (moderatör)


                                                                             9
                                                                             2006
                                                                     MaSCo



                           Ġkinci Gün Second Day
                             Konferans Conference


                                17 Mayıs 2006
                               R Salonu R Hall


9:00 – 10:00    YurtdıĢı Öğrenci Staj Programları
                Student Electives in Foreign Countries


BaĢkan/Chairman: Ali Gemici, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
5. sınıf Öğrencisi


Katılımcılar/Participants:
                  Yrd.Doç.Dr. Ümit ġehirli, Marmara Üniversitesi Tıp
                  Fakültesi Anatomi Anabilimdalı
                  Yrd. Doç.Dr. Pınar Topsever, Kocaeli Üniversitesi Tıp
                  Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı
                  Filiz ġükrü, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 5. Sınıf
                  Öğrencisi
                  Buğu Usanma, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. Sınıf
                  Öğrencisi


Yabancı ülkeler ve o ülkelerdeki tıp eğitimi nasıldır? Ne benzerlikler
farklılıklar vardır? Eğer siz de bu soruları yerinde gidip görerek yanıtlamak
istiyorsanız, bu panel tam size göre. Yurt dıĢına tıp stajına gitmek için hangi
programlar var? Nasıl baĢvurulur? Gidenlerin deneyimleri nelerdir? Bu
panelde cevaplanacak sorulardan bazıları.




                        Hüseyin Arıkan (Moderator)

                                                                              10
                                                                             2006
                                                                     MaSCo

                               17 Mayıs 2006
                 Temel Bilimler Anfisi Basic Sciences Hall


11:30 – 12:30 DRAMA :
               Sanal Aşk - Virtual Love


                Oynayanlar Cast:
                Duygu Çam, Cevriye Ünal, Fatma Doğan, Gülay Tahran,
                Süreyya Türk, Nimet Dolu, Burcu Çetin, Dilay Argun, Sinem
                Yurtseven, Ufuk MemiĢ, Nihan Atlan, Mustafa Açil
                Müzik Music:
                Deniz Ceylan
                Yazan ve Sahneye koyan Playwright and Director:
                Serap Çifçili, AyĢegül Cengiz Akman, Mehmet Akman


HaydarpaĢa kampüsünde yürütülmekte olan Avrupa Birliğinin desteklediği
Üreme Sağlığı Projesinin bir parçası olarak gerçekleĢtirilen bu etkinlik, bol
gülmece, canlı müzik, bolca eğlence vaat ediyor sizlere. Üreme sağlığından
yola çıkarak kadın - erkek iliĢkilerinin irdelendiği oyunumuzda komikliğe
varan kadın- erkek halleri gözler önüne seriliyor. Samimi, sıcak ve alçak
gönüllü bir seyirlik.




                               Müzikli Güldürü


           Bir SED (Sağlık Eğitimi ve Drama Derneği) etkinliğidir.




                                                                                11
                                                                                  2006
                                                                          MaSCo



                         Ġkinci Gün Second Day
               EĢ-zamanlı Konferanslar Parallel Conferences


                                 17 Mayıs 2006
                          Dönem 2 Anfisi Year 2 Hall


14:45 – 16:00 Kadınlar ve Erkekler, Farklar ve Benzerlikler-
                 Women and Men, Differences and Similarities


                 Prof. Dr. Mehmet Sungur
                 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı




 ĠliĢkide Erkekler ve Kadınlar: Benzerlikler Ve Farklılıklar-Erkekler Mars‟tan,
                             Kadınlar Venüs‟ten mi?

Çoğu iliĢki bir „„aĢık olma‟‟ dönemi ile baĢlar. Birisi diğerine aĢık olduğunda
sevilen kiĢinin algılanması artık değiĢmiĢtir. Bu nedenle aĢık olma dönemi
bir „„görme kusuru‟‟ dönemi olarak da tanımlanabilir. Partnerler birbirlerinin
mutluluk kaynağı olduklarından ve neredeyse birbirleri için doğduklarını
düĢündüklerinden, aĢık olma dönemi aynı zamanda hayali ve düĢsel bir
birliği de temsil etmektedir. Bu dönemde erkekler ve kadınlar arasındaki
farklılıklar belirgin değildir. Böylesi bir birlik ve birliktelikte sözcüklere de pek
gerek duyulmaz. Tehlike burada baĢlamaktadır; çünkü iliĢki artık sözcük
öncesi veya sözcük ötesi olmuĢtur. Bu düĢsel birliktelik bazen evliliğe kadar
gidebilir. “Evliliğin” istatistiklerle desteklenen katastrofiye iliĢkin tanımına
karĢın!. (Katastrofiye iliĢkin bu tanım ve evliliğe iliĢkin diğer katastrofik
sonuçlar, sunum sırasında verilecektir.) EĢ konumuna giren partnerin bir
dönem idealize edilmiĢ olan imajı artık olumlu değildir. Yıllar geçtikçe aynı eĢ
mutsuzluğun kendisi bile olabilir. Sözcükler tehlikeli olmaya baĢlar, birlik ve
birliktelik tehdit altına girer ve bazen aynı eĢ, dıĢarıda yağan yağmurun bile
nedenidir!..



                                                                                   12
                                                                               2006
                                                                       MaSCo

Bu öykü size tanıdık geliyor mu? Eğer tanıdıksa bu durum partnerlerin
cinsiyetlerinden bağımsız, bireysel özelliklerinden mi, yoksa erkekler ve
kadınlar arasındaki farklılıklardan mı kaynaklanmaktadır?
Bir kural olmasa da günümüzde pek çok erkek kadınların kendilerine
benzemediklerinden yakınmaktadırlar. „„My Fair Lady‟‟ müzikalinde Prof.
Higgins Ģu soruyu sormaktadır: „„Neden kadınlar biraz olsun erkeklere
benzemezler?‟‟ Diğer taraftan erkeklerin kendilerine benzememesi nedeniyle
frustre olan kadınların sayısı da en az erkekler kadardır. Yazar Judith Viorst
birçok Ģiir ve anektodunda kadınların erkeklere yönelik rahatsızlıklarını
iĢlemiĢtir.
Bu sunumda erkeklerin ve kadınların iletiĢim biçimleri ve çeĢitli tepkileri
arasındaki farklar ve benzerlikler değiĢik boyutlarda ve de özellikle evlilik
iliĢkisi bağlamında ele alınacaktır. Evlilik iliĢkisinin iyi gitmesinin; ancak
eĢlerin iliĢkiyi romantik bir rüya gibi algılamalarını azaltmak (ortadan
kaldırmak değil), ve birbirlerinin bireysel gereksinimlerinin, beklentilerinin ve
tepkilerinin kendilerine özgü, emsalsiz özelliklerini daha iyi anlamaları ile
gerçekleĢebileceği üzerine vurgu yapılacaktır.
Erkeklerle kadınlar arasındaki farklılıklar, psikoterapilerin uygulanması
yönünden de önemlidir. Psikoterapiler yapıları itibarı ile kadınlara daha
uygun olduklarından erkekler danıĢma almaya gitmemekte ya da
gittiklerinde çoğu kez iĢ iĢten geçmiĢ olmaktadır. Tüm bu gerçekler belki de
danıĢmanlığın her iki cinsiyet için ama özellikle erkekler için daha çekici ve
motive edici hale getirilmesi gerektiğini göstermektedir. Farklılıklar
gerçekse, çiftlerin bu farklılığı anlaması eĢlerin daha iyi iletiĢim kurabilmesi
için bir gereksinim durumuna gelmektedir.




                           Ceren Meriç (Moderator)




                                                                                13
                                                                                2006
                                                                       MaSCo



                            Ġkinci Gün Second Day
               EĢ-zamanlı Konferanslar Parallel Conferences


                                17 Mayıs 2006
                         Dönem 3 Anfisi Year 3 Hall


14:45 – 16:00 Müzik ve Hekimlik Üzerine
                Music and the Art of Medicine


                Dr. Ferhat Göçer
                Müzisyen, Genel Cerrahi Uzmanı


                  Müzisyenlik ve hekimlik bir aradayken birbirlerini nasıl
etkilerler? Bir birlerinden nasıl beslenirler? Ortak yanları ve farklılıkları
nelerdir? Merak ediyorsanız, gelin birinci ağızdan bu soruların yanıtlarını
dinleyin.




                           Buğu Usanmaz (Moderator)




                                                                                 14
                                                            2006
                                                    MaSCo




       Sözel Sunumlar
         Oral Presentations


o   Dönem 2 - Sağlık ve Toplum
    Year 2 - Health and Society (H&C)




o   Dönem 3 – Hastalarımız ve Hastalıklar
    Year 3 – Our Patients and the Diseases (OP&D)




                                                             15
                                                                          2006
                                                                  MaSCo




                            16 Mayıs 2006




                              11:30-12:30


 CERRAHĠNĠN DÜġÜNDÜRDÜKLERĠ VE KOLONOSKOPĠ
                            Dönem 1 Anfisi
                               Year 1 Hall


                      Oturum BaĢkanı Moderator
                            Görkem Yıldız



1.   REFLÜ AMELĠYATI SONRASI HAYAT KALĠTESĠ

2.   KOLOREKTAL POLĠPLER: ENDOSKOPĠK POLĠPEKTOMĠ YAPILAN 575
     OLGUNUN ANALĠZĠ

3.   MEME KANSERĠ CERRAHĠSĠ SONRASI DREN YERLEġTĠRĠLEN
     HASTALARIN TABURCU ZAMANLAMASI

4.   KOLONOSKOPĠ ĠġLEMĠ ÖNCESĠ DETAYLI BĠLGĠLENDĠRME YAPILAN
     HASTALARDA ANKSĠYETE DÜZEYĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ




     Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
     Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes
     discussion.



                                                                           16
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:1; 16 May 2006, OP&D

REFLÜ AMELĠYATI SONRASI HAYAT KALĠTESĠ
Tatar Y., Pekuz S., Akkaya S., SatılmıĢ N.
GiriĢ: Gastroözofajiyal reflü hastalığı (GÖRH) hem tıbbi hem cerrahi tedavisi
olan bir hastalıktır. Ġleri derecede semptomları olan, ilaçla kontrol altına
alınabilen hastalara cerrahi tedavi de önerilebilir
Amaç: Son yıllarda laparoskopik cerrahinin geliĢmesiyle cerrahi çok
güvenilir hale gelmiĢtir. Bu çalıĢmada anti-reflü cerrahi geçiren hastalarda
ameliyat sonrası hayat kalitelerini araĢtırdık.
Yöntem: 2002-2005 yılları arasında Göğüs Cerrahisi AD‟da anti-reflu cerrahi
uygulanan 33 hastanın 29‟una ulaĢılmıĢtır. Hastalarla telefonla ya da yüz
yüze görüĢerek GÖRH‟e iliĢkin hayat kalitesi anketi uygulanmıĢtır. Anket çift
doğrulama yöntemi ile Ġngilizce‟den Türkçe‟ye çevrilmiĢtir. Hasta özellikleri,
ameliyat tipleri, anket sonuçlarıyla değerlendirilerek istatistiksel analiz
yapılmıĢtır.
Bulgular: Hastalar anket sorularına verdikleri cevaplara göre
puanlandırılmıĢlar ve toplam skor olarak 5 ve üstü (Grup 1, n=8) ve 5 altı
(Grup 2, n=21) olarak iki gruba ayrılmıĢlardır. Kadın erkek oranları sırasıyla
5/3 ve 10/11 olmuĢtur (p=0.65). Ortalama yaĢ sırasıyla 43 ± 4.9 ve 37.5 ±
10.9 olmuĢtur (p=0.22). Tüm hastalara bakıldığında cerrahi baĢarı oranı
%90 (26/29) olmuĢtur. 1 hastada sol torakotomi, 2 hastada laparotomi ile
fundoplikasyon, diğerlerinde ise laparoskopik fundoplikasyon uygulanmıĢtır.
Ameliyat olmayı düĢünürdüm diye cevap veren 6 (%21) hastanın 2‟sinde
psikiyatrik bozukluk, 1 hastada aralıklı omuz ağrısı, 1 hastada açık
ameliyata geçilmesi, 1 hastada dispeptik Ģikayetler ve 1 hastada ĢiĢkinlik ön
plandadır. Bu hastaların sadece 2‟sinde anket skoru 5‟in üzerindedir.
Hastalara su anki sağlık durumlarından memnuniyetleri ile ilgili soru
sorduğumuzda 0 en iyi 5 en kötü skor olmak üzere sırasıyla grupların
verdikleri cevapların puan ortalaması 2 ve 0.7 olarak bulunmuĢtur.
Hastaların reflü yanında eslik eden pulmoner, psikiyatrik ve KBB
hastalıklarına baktığımızda anlamlı bir bulgu bulunmamıĢtır( p=1).
Sonuç: Reflü ameliyatı sonrası hastaların hayat kalitelerini ölçmek için
yaptığımız ankette hastaların %90‟ının cerrahiden fayda gördüğü ve
preoperatif semptomlarının tamamen geçmiĢ olduğu görülmüĢtür.
ÇalıĢmamız sonucunda laparoskopik anti reflü cerrahisinin hastaların hayat
kalitelerini arttırdığı ve hasta memnuniyetinin yüksek olduğu görülmüĢtür.


DanıĢman: Dr. Hasan Batırel


                                                                               17
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:2; 16 May 2006, OP&D

KOLOREKTAL POLĠPLER: ENDOSKOPĠK POLĠPEKTOMĠ
YAPILAN 575 OLGUNUN ANALĠZĠ
Kızılyel S., Cücel A., Siyer A., TaĢdelen Ġ., Tun M. T.
GiriĢ: Kolorektal polipler; kolon ve rektumun en sık rastlanan benign
tümörleridir. Malignite riski ve malignite potansiyeli taĢıyan bu polipler,
genellikle kolonoskopide tanınır ve endoskopik polipektomi ile çıkartılırlar.
Histopatolojik inceleme sonucuna göre, gerekli durumlarda cerrahi tedavi
uygulanır.
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı; kolorektal polipleri bulunan hastaların sosyo-
demografik ve klinik, çıkartılan poliplerin histopatolojik özelliklerinin analiz
edilmesidir.
Yöntem: Marmara Üniversitesi Gastroenteroloji Enstitüsü‟ne baĢvuran ve
yapılan kolonoskopilerinde kolorektal polip saptanan 575 hastanın endoskopi
raporları retrospektif olarak incelendi. Hastalar sosyo-demografik (yaĢ,
cinsiyet, meslek, doğum yeri) ve klinik (yakınma, öykü, polipektomi Ģekli),
çıkartılan polipler ise histopatolojik özellikleri (sayı, büyüklük, yerleĢim yeri,
türü, displazi derecesi) açısından değerlendirildi. Elde edilen sonuçların
istatistik analizi SSPS 11.0 programı kullanılarak yapıldı.
Bulgular: Olguların 324‟ü (%56) erkek, 251‟i (%44) kadın ve ortalama yaĢı
59 +/- 14‟tü. Kolonoskopi sonuçlarına göre poliplerin %23‟ü rektumda,
%17‟si sigmoid kolonda ve %12‟si inen kolonda yerleĢikti. Rektal kanama
(%27) ve karınağrısı (%17) hastalarda en sık görülen yakınmalardı. 136
(%24) olgu ise asemptomatikti ve sadece tarama amaçlı baĢvurmuĢtu.
Poliplerin %48‟i "hot biyopsi forsepsi" ile, %37‟si "snare" ile çıkarılmıĢtır.
Polipektomi materyallarinin histopatolojik inceleme sonuçlarına göre;
poliplerin %51‟i hiperplastik, %29‟u tübüler adenomdu. Tübüler adenomların
%20‟sinde "high grade", %80‟inde "low grade" displazi saptandı.
Sonuç: Bu çalıĢmanın sonuçlarına göre, seriyi oluĢturan olguların çoğunluğu
ileri eriĢkin yaĢ grubunda olup en sık yakınmaları rektal kanamadır.
Hiperplastik polip, saptanan en sık kolorektal polip türüdür.
DanıĢman: Dr. Rasim Gençosmanoğlu




                                                                                18
                                                                             2006
                                                                    MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:3; 16 May 2006, OP&D

MEME KANSERĠ CERRAHĠSĠ SONRASI DREN YERLEġTĠRĠLEN
HASTALARIN TABURCU ZAMANLAMASI
Ak L., Tekin S., Orak N., Öcek T.
GiriĢ: Meme kanseri ameliyatı sırasında cerrahi diseksiyon alanına dren
yerleĢtirilen hastalar geleneksel olarak drenleri çekilene kadar hastanede
tutulmaktadır. Drenleri çekilmeden erken eve çıkarılmanın hastanın
psikososyal durumuna etkisini değerlendiren az sayıda çalıĢma vardır.
Amaç: Buradan yola çıkarak erken eve çıkarılmanın veya dren çıkarılana
kadar hastanede yatıĢın hastanın psikososyal durumuna ve komplikasyon
miktarına etkisi olup olmadığını değerlendirmeyi hedefledik.
Yöntem: Prospektif, randomize, karĢılaĢtırmalı bir çalıĢma. Hastalarımız
erken ve geç eve gidecek Ģekilde randomize edildi. Ameliyat sonrası 1. hafta
ve 1. aylarda HAD (Hasta Anksiyete ve Depresyon) Ölçeği, Modifiye
Rotterdam Egzersiz ve YaĢam Kalitesi Anketi, memnuniyet ölçümü için
Vizüel Analog Skala uygulandı. Veriler SPSS v11.5 programında analiz
edildi.
Bulgular: ġu ana kadar 15 bayan hasta çalıĢmamıza katıldı. 5 hasta erken
taburcu olan, 9 hasta geç taburcu olan gruptan, 1 hasta drensiz gruptan.
Verilerimizin analizine devam edilmektedir.
Sonuç: AraĢtırmamız devam etmektedir.


DanıĢman: Dr. Bahadır Güllüoğlu




                                                                              19
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:4; 16 May 2006, OP&D

KOLONOSKOPĠ ĠġLEMĠ ÖNCESĠ DETAYLI BĠLGĠLENDĠRME
YAPILAN HASTALARDA ANKSĠYETE DÜZEYĠNĠN
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
ġen T., Sever S., Karaalioğlu B., YaĢlak Y.
GiriĢ: Kolonoskopi hastalar tarafından genellikle endiĢe ile yaptırılan bir
inceleme yöntemidir. En çok kalın barsak kanserinin erken tanısı ve
önlenmesi için, kalın barsak kökenli diğer hastalıkların tanısı ve tedavisi için
kullanılan bu yöntemin endiĢe ile karĢılanmasının nedenleri korku, iĢlem
sırasındaki rahatsızlık, uyum problemleri ve utanmadır. Hastaları video
sunumu ya da kitapçık kullanılarak bilgilendirmenin yaraları üzerine
çalıĢmalar yapılmıĢ ancak hastaların anksiyete düzeyleri konusunda kesin
sonuçlara varılamamıĢtır.
Amaç: Kolonoskopi iĢlemi yapılması planlanan hastaların anksiyete
düzeylerini belirlemek ve rutin olarak poliklinikten yapılan bilgilendirmeye ek
olarak daha önce hazırlanmıĢ formları kullanarak yapılan ayrıntılı
bilgilendirmenin hastanın anksiyete düzeyine etkisini araĢtırmaktır.
Yöntem: M.Ü. Genel Cerrahi Polikliniğinden elektif olarak kolonoskopi
yapılma endikasyonu konulan hastalar ve diğer bölümlerden hastane dıĢı
kurumlardan refere edilen hastalar çalıĢmamıza alınmıĢtır. ĠĢlem için gelen
hastaya poliklinikte yapılan rutin bilgilendirmeye ek olarak MÜTF Dönem III
öğrencileri tarafından ayrıntılı bir bilgilendirme yapılmıĢtır. Hastalar kontrol
ve çalıĢma grubu olmak üzere iki grupta değerlendirilmiĢtir. Katılımcılar
randomize olarak iki gruba ayrılmıĢtır. Katılımcıya bu proje ile ilgili bilgi
verilip katılımcının onayı alındıktan sonra önceden hazırlanmıĢ detaylı bir
bilgilendirme formu kullanılarak çalıĢma grubundaki hastalar
bilgilendirilmiĢtir. Kontrol grubundaki hastalara ise sadece poliklinikten rutin
bilgilendirme yapılmıĢtır. Bilgilendirme öncesi hasta yaĢı, cinsiyeti eğitim
düzeyi, iĢlem ile ilgili sahip olduğu bilgiler ve bu bilgilerin kaynakları
hakkında bilgi edinmek için Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem III
öğrencileri tarafından hazırlanan anket uygulanmıĢtır. Bilgilendirme sonrası
hastanın genel ve özel durumlar karĢısında duygu ve durumunu
değerlendiren STAI-I ,STAI-II klinik ölçeği kullanılacaktır. STAI-I STAI-II
klinik ölçeği hem çalıĢma hem kontrol grubuna uygulanmıĢtır. ĠĢlemden 24
saat sonra hastanın memnuniyetini ölçmek için Marmara Üniversitesi Tıp
Fakültesi Dönem-III öğrencileri tarafından hazırlanan anket uygulanmıĢtır.
Sonuçlar SPSS v11.5 programı ile değerlendirilmiĢtir.
Bulgular ve Sonuç: ÇalıĢma Mayıs 2006 tarihinde tamamlanıp
sunulacaktır.
DanıĢman: Dr. Asım Cingi
                                                                                20
                                                                            2006
                                                                    MaSCo



                                16 Mayıs 2006




                                  11:30-12:30
                               RUH SAĞLIĞIMIZ
                                 Dönem 2 Anfisi
                                   Year 2 Hall


                           Oturum BaĢkanı Moderator
                              Nesibe Gül Yüksel




    5.    OBSESĠF KOMPULSĠF BOZUKLUKTA MEVSĠMSELLĠK

    6.    PSORĠASĠS HASTALARINDA DEPRESYON, ANKSĠYETE,
          SOMATĠZASYON VE BAĞLANMA

    7.    ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNDE BAĞLANMA BĠÇEMĠ VE DEPRESYON
          BELĠRTĠLERĠYLE ĠLĠġKĠSĠ: BĠR ÖLÇEK UYARLAMA ÇALIġMASI

    8.    ACĠL ÇALIġANLARINDA TÜKENMĠġLĠK SENDROMU




        Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
         Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes discussion.




                                                                             21
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:5; 16 May 2006, OP&D

OBSESĠF KOMPULSĠF BOZUKLUKTA MEVSĠMSELLĠK
Özrenk A. M., Ġlbar R., Noyan B., Önenerk A. M., Bayram C.
GiriĢ: Mevsimsel değiĢikliklerin ruhsal durum, enerji düzeyi, uyku süresi,
iĢtah, yemek seçimi ve sosyal faaliyetleri etkileme derecesi mevsimsellik
olarak tanımlanır. Mevsimsel değiĢikliklerin etkili olduğu kıĢ depresyonunun
karakteristik semptomları kıĢ aylarında ortaya çıkan ve ilkbahar ve yaz
ayları ile birlikte hafifleyen ve kaybolan keyifsizlik, azalmıĢ aktivite,
konsantrasyon bozukluğu, irritabilite, anksiyete, azalmıĢ libido ve bunların
yanında sosyal çekilmedir.
Amaç: Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastalardaki mevsimsel
değiĢikliklerle sağlıklı kontrol grubumun mevsimsel değiĢiklerini
karĢılaĢtırmak
Yöntem: Ġlk olarak OKB‟li hastalara bu hastalık için geliĢtirilen sekiz
sorudan oluĢan Obsesif Kompulsif Bozukluk Mevsimsellik Anketi uygulanarak
mevsimsel özelliklerin obsesif kompulsif belirtilere etkisi belirlendi. Daha
sonra hasta grubuna kiĢilerin ruhsal,bedensel ve sosyal özelliklerinin
mevsimlerle ne gibi değiĢimler gösterdiğini ortaya koyan Mevsimsel GidiĢ
Değerlendirme Formu‟nu doldurmalarını uygulandı. Konrol grubunda ise
öncelikle SCID yapılandırılmıĢ tanı görüĢmesi kullanılarak herhangi bir
psikiatrik bozuklukları olup olmadığına bakıldı; ruhsal açıdan herhangi bir
bozukluğu olmayanlara Mevsimsel GidiĢ Değerlendirme Formu
verildi.Kontrol ve hasta grupları on altı kadın, yedi erkek olmak üzere yirmi
üç kiĢiden oluĢmaktadır. Veriler SPSS programında değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: OKB‟li hastalara sorulan "Yılın hangi zamanında obsesif kompulsif
belirtileriniz en az belirgindir?" sorusuna hastaların çoğu yaz aylarında
belirtilerin daha az belirgin olduğu yanıtını vermiĢtir. Hastaların uyku
miktarı, mizaç, kilo ve enerji düzeyleri mevsimlere bağlı olarak en çok
değiĢikliğin görüldüğü alanlardır.
Sonuç: AraĢtırmamız tam olarak bitmemiĢ olmakla birlikte, mevsimlerin
kiĢilerin psikolojileri üzerinde etkisi olduğunu düĢündüren sonuçlar alınmaya
baĢlanmıĢtır.
DanıĢman: Dr. Volkan Topçuoğlu




                                                                             22
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:6; 16 May 2006, OP&D

PSORĠASĠS HASTALARINDA DEPRESYON, ANKSĠYETE,
SOMATĠZASYON VE BAĞLANMA
Uluçoban H., YeĢiller M., Uysal ġ., Altun Z.
GiriĢ: Psoriasis lezyonlarının görünümü, eski çağlardan bu yana hastaların
stigmatizasyonuna neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak psoriasis
hastalarında ciddi bir psikososyal morbidite olduğu, hastaların depresyon ve
intihar riskinin toplumdan anlamlı biçimde fazla olduğu saptanmıĢtır. Son
yıllarda infantil çağdaki ebeveyn-çocuk bağlanmasındaki bozuklukların
hastalıkla iliĢkili olabileceği yönünde bulgular elde edilmiĢtir.
Amaç: AraĢtırmamızda psoriasis hastalarının depresyon, anksiyete,
bağlanma ve somatizasyon durumunun ölçülmesi ve bu değiĢkenlerin, diğer
dermatolojik hastalıklar ve sağlıklı kontrollerle karĢılaĢtırılması
amaçlanmıĢtır.
Yöntem: AraĢtırmamızda, orta ve Ģiddetli hastalığı olan 23 psoriasisli, farklı
dermatolojik sorunları olan 15 hasta ve 15 sağlıklı bireye ulaĢılmıĢtır.
Hastalar MÜTF Dermatoloji Anabilim Dalı polikliniğinde izlenmekte olan,
çalıĢmaya katılmayı kabul eden hastalar arasından seçilmiĢtir. Psoriasis
hastalarının demografik verilerinin yanı sıra hastalık Ģiddeti ve tutulan gövde
yüzeyi belirlenmiĢtir. YetiĢkin Bağlanma Ölçeği, Hastane Anksiyete ve
Depresyon Envanteri ile somatizasyonu değerlendirmeye yönelik „Symptom
Check List (SCL 90)‟ testleri hastalara yüz yüze okunarak yapılmıĢtır.Veriler,
Kruskal Wallis ve Ki-kare testleriyle değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: AraĢtırmamızda SCL 90 testine göre ortalama skor, psoriasis
hastalarında 14.39, diğer dermatoloji hastalarında 9.87 ve sağlıklı kontrol
grubunda 6.67 olarak bulundu.HAD depresyon skor ortalaması; psoriasis
hastalarında 6.83, diğer dermatoloji hastalarında 4.60, sağlıklı kontrol
grubunda ise 3.27 bulundu. Her iki değer de gruplar arasında istatistiki
anlamlı fark göstermekteydi. Psoriatiklerde anksiyete skoruyla hastalık
süresi arasındaki iliĢki değerlendirildiğinde, anksiyetenin hastalığın ilk 20
yılına kadar doğru orantılı olarak arttığı, ancak hastalık süresi 20 yılı
geçtiğinde anksiyete skorunun azaldığı saptandı.
Sonuç: AraĢtırmamızda, literatürle uyumlu olarak, psoriasis hastalarımızın
diğer dermatoloji hastaları ve kontrol grubuna göre somatizasyon ve
depresyon skorlarının anlamlı bir Ģekilde yüksek olduğu görüldü. Ayrıca bu
skorların hastalığın ilk 20 yılında anlamlı biçimde yüksek olduğu da saptandı.
Bu bulgular ıĢığında, psoriasis hastalarının tedavisinin, geleneksel
dermatolojik yöntemlere ek olarak anksiyeteyi azaltma ve depresyonu
düzeltmeye yönelik yöntemleri de içermesinin gerekli olduğu kanısındayız.
DanıĢman: Dr. Tülin Ergun
                                                                                23
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:7; 16 May 2006, OP&D

ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNDE BAĞLANMA BĠÇEMĠ VE
DEPRESYON BELĠRTĠLERĠYLE ĠLĠġKĠSĠ: BĠR ÖLÇEK
UYARLAMA ÇALIġMASI
Poçi N., Salaj A., Hysi E., Qejvana S.
GiriĢ: YaĢamın ilk yıllarında belirlenen bağlanma biçemi (attachment style),
bireyin diğer insanlarla iliĢki kurma örüntüsüdür. Güvenli bağlanma
özelliğinin ruh sağlığını olumlu yönde etkilediği, güvensiz bağlanmanın ise
ruhsal bozuklukların belirleyicilerinden biri olduğu kabul edilmektedir.
Amaç: ÇalıĢmamızın amacı Türkçe‟ye uyarlanan EriĢkin Bağlanma Biçemi
Ölçeği‟nin bilimsel geçerliliğini genç eriĢkinlerden oluĢan bir örneklemde
incelemek ve depresyon belirtileriyle iliĢkisini araĢtırmaktır.
Yöntem: AraĢtırma örneklemini MÜTF 3. sınıf öğrencisi 100 öğrenci
oluĢturdu. Ġngilizce düzeyi yeterli 50 öğrenciden oluĢan 1. gruba Beck
Depresyon Envanteri (BDE) (Beck Depression Inventory) ve EriĢkin
Bağlanma Biçemi Ölçeklerinin (EBBÖ) (Adult Attachment Scale) özgün
Ġngilizce formları verildi. Elli öğrenciden oluĢan 2. grup ise Türkçe‟ye
uyarlanmıĢ ölçekleri doldurdu. Ġki gruptan elde edilen bulgular karĢılaĢtırıldı.
Bulgular: Grupların depresyon puanları arasında anlamlı fark yoktur
(p=0.06). EBBÖ 2. Bölümüne göre grupların dağılımı benzerdir; 1. grup
%75, 2. grup ise %72 oranında güvenli bağlanma göstermektedir. EBBÖ iç
tutarlılığı (Cronbach α) güvenli bağlanma altölçeği için her iki grupta da
zayıf, ikircikli ve kaçıngan bağlanma için olumlu düzeydedir. Grupların EBBÖ
2.bölümü alt ölçeklerinden aldığı puanlar anlamlı farklılık göstermemektedir.
Her iki grubun da depresyon puanları anlamlı düzeyde güvensiz
bağlanmayla iliĢkilidir (1. ve 2. grup için sırasıyla; P=0.003 ve P=0.007).
Sonuç: Ġlk bulgular, EBBÖ Türkçe uyarlamasının genç eriĢkinlerde
kullanılabilir bir veri toplama aracı olduğunu göstermektedir. Yinelenen test
uygulamalarında da ölçek tutarlılığının gösterilmesi destekleyici bir boyut
olacaktır. Güvensiz bağlanma özelliği olan genç eriĢkinlerin daha fazla
depresyon belirtileri göstermeleri klinik uygulamalarda akılda tutulması
gereken önemli bir sonuçtur.
DanıĢman: Dr. Osman Sabuncuoğlu




                                                                               24
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:8; 16 May 2006, OP&D

ACĠL ÇALIġANLARINDA TÜKENMĠġLĠK SENDROMU
Kartal F., Korkmazer B., Kayaalp Ġ., Topcuoğlu O. M.
GiriĢ: TükenmiĢlik sendromu birçok meslek grubunda maruz kalınan uzun
süreli duygusal ve kiĢiler arası stres sonucunda ortaya çıkan psikolojik bir
cevaptır.TükenmiĢlik belirtileri duygusal tükenme, kiĢisel baĢarı ve
duyarsızlaĢma olmak üzere 3 boyutta değerlendirilir.
Amaç: Acil çalıĢanlarında tükenmiĢlik sendromu düzeyi ve prevelansının
belirlenmesi. ÇalıĢma saatleri ve Ģartlarıyla alakalı değiĢkenler, uyku
problemleri ve iĢle alakalı sağlık sorunları ile tükenmiĢlik sendromu
düzeyinin iliĢkilendirilmesi.
Yöntem: ÇalıĢmamız tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Maslach
TükenmiĢlik Envanteri(MTE) ve 15 bağımsız değiĢkenden oluĢan anket
formu elden dağıtılıp, toplanarak 120 acil çalıĢanına uygulanmıĢ ve 102
anket formu cevaplanmıĢtır. Sağlık Müdürlüğünün Acil Sağlık Hizmetleri
Eğitim Programına katılan ve 112 acil noktalarında bulunan acil çalıĢanları,
uygulanan grubu oluĢturmaktadır. MTE 22 sorudan oluĢup; duygusal
tükenme, kiĢisel baĢarı ve duyarsızlaĢma alt ölçeklerini içermektedir. Herbir
ölçeğin katsayılar ile çarpılıp, toplanması ile oluĢan skor (tükenmiĢlik x0.4 +
duyarsızlaĢma x 0.3 + kiĢisel baĢarı yokluğu x0.3) kategorize edilir. Skor
3.5-6 `Ağır tükenmiĢliği‟ temsil eder ve semptomların haftada 1 ya da
günlük tekrarladığını ifade eder. Skor 1.5-3.49 `Hafif tükenmiĢliği‟ temsil
eder ve semptomların ayda 1-2 kez tekrarladığını ifade eder. Skor 0-1.49
`TükenmiĢlik yok‟ anlamına gelir ve semptomlar yılda 1-2 kez oluĢur ya da
hiç oluĢmaz. Toplanan verilerin analizi bilgisayar yardımı ile ve SPSS
programı kullanılarak yapılmıĢtır.
Bulgular: MTE skoru ortalaması 6 üzerinden 2.56 (hafif tükenmiĢlik)
bulunmuĢtur. Acilde çalıĢma yılı artıĢı ile tükenmiĢlik sendromu düzeyi artıĢı
korelasyon göstermektedir. ÇalıĢma süresi 0-4 yıl arasında değiĢen
hekimlerin %25‟inde, 5-9 yıl arasında değiĢen hekimlerin %17.2‟sinde
tükenmiĢlik görülmezken; 10 yıl ve üzeri çalıĢanlarda tükenmiĢlik sendromu
görülmemesi söz konusu değildir. Katılanların %73‟ü `Bu mesleğe
baĢladıktan sonra insanlara karĢı daha katı oldum‟ Ģeklindeki
duyarsızlaĢmayı temsil eden ifadeyi doğrulamıĢtır.
Sonuç: ÇalıĢma saatleri ve koĢullarındaki olumsuzluklar ile uyku süresi ve
kalitesiyle alakalı sorunların artıĢı, tükenmiĢlik sendromu düzeyi ve
prevelansını etkilemektedir. AraĢtırma sonuçlarından görüldüğü üzere
tükenmiĢlik sendromu ile ilgili olduğu saptanan değiĢkenler üzerinde
iyileĢtirme çabaları gösterilmelidir.
DanıĢman: Dr. Özge Onur
                                                                               25
                                                                            2006
                                                                    MaSCo



                                16 Mayıs 2006




                                  11:30-12:30
                                OKUL SAĞLIĞI


                                 Dönem 3 Anfisi
                                   Year 3 Hall


                           Oturum BaĢkanı Moderator
                                Nihan Yıldırım




    9.    YURTTA KALAN ÖĞRENCĠLERĠN AIDS VE TÜBERKÜLOZ HAKKINDAKĠ
          BĠLGĠLERĠ VE BU HASTALIĞI OLAN KĠġĠLERE KARġI TUTUMLARININ
          DEĞERLENDĠRĠLMESĠ

    10. ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNĠN BĠLGĠSAYAR KULLANIMINA ĠLĠġKĠN
        BĠLGĠ, DAVRANIġ VE ĠLĠġKĠLĠ SAĞLIK SORUNLARI

    11. ÜMRANĠYE‟DE ĠKĠ LĠSEDE EĞĠTĠM ALAN LĠSE SON SINIF
        ÖĞRENCĠLERĠNĠN KAYGI DÜZEYLERĠ VE ETKĠ EDEN FAKTÖRLER

    12. DARÜġġAFAKA Ġ.Ö.O. 5.SINIF ÖĞRENCĠLERĠNĠN HĠJYEN
        ALIġKANLIKLARININ DEĞERLENDĠRĠLMESĠ


        Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
         Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes discussion.




                                                                             26
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:9; 16 May 2006, H&C

YURTTA KALAN ÖĞRENCĠLERĠN AIDS VE TÜBERKÜLOZ
HAKKINDAKĠ BĠLGĠLERĠ VE BU HASTALIĞI OLAN KĠġĠLERE
KARġI TUTUMLARININ DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Sarı S., Okbay A., MemiĢ S., GürĢen C.
GiriĢ: Bir çok dünya ülkesinde ve ülkemizde yaĢanan sorunlardan biri
stigma, yani damgalamadır. Bu durum yardıma ve/veya sağlık hizmetine
gereksinim duyan kiĢilerde utanç ve korku yaratmakta, onların profesyonel
yardım almalarını engellemektedir.
Amaç: AraĢtırmaya katılan gençlerin AIDS ve verem hastalığının bulaĢma
yolları hakkındaki bilgilerini, bulaĢıcı hastalığı olanlara karĢı tutumlarını,
bilgi-tutum arasındaki bağlantıyı ve cinsiyete göre tutumda farklılık olup
olmadığını saptamaktır.
Yöntem: AraĢtırma 2005-2006 yılında iki özel yurtta yapılmıĢtır. 74‟ü kız
137‟si erkek olmak üzere toplam 211 öğrenciye ulaĢılması hedeflenmiĢtir.
Anket araĢtırmacılar tarafından geliĢtirilmiĢ ve değiĢik fakültelerden
öğrencilerle test edilmiĢtir. Ankete yanıt oranı yetersiz olduğu için
tanımlayıcı tipte bir çalıĢmadır. Elde edilen verileri SPSS programında analiz
edilmiĢtir.
Bulgular: Kızlarda katılım oranı %88 iken, erkeklerde bu oran %34‟dür.
Ankete katılanların %16‟sı AIDS‟in öpüĢme ile geçtiğini düĢünürken, %94,6‟
sı AIDS‟in hem cinsel yolla, hem kan yoluyla bulaĢan bir hastalık olduğunu
belirtmektedir. Ankete katılanların %86,6‟sı AIDS‟li hastalara karĢı negatif
yönde ayrımcı bir tutum uygulandığını düĢünmektedir. Gençlerin %33.0‟ü bu
negatif tutumun nedeni olarak AIDS‟in yaĢamı tehdit eden bir hastalık
olmasına, AIDS mikrobunu kapma korkusuna, AIDS‟in seks iĢçileri, madde
bağımlıları, homoseksüeller gibi zaten damgalanmıĢ kiĢilerle
iliĢkilendirilmesine; dini ve ahlaki anlayıĢların AIDS‟i anormal seks ya da
seks iĢçiliği gibi bir hata ile eĢ değer görmesine, dolayısıyla bu bireylerin
toplumun onlara karĢı olan olumsuz tutumlarını hak ettiklerine inanmasına
bağlamaktadır. Ankete katılan her 5 öğrenciden 1‟i veremin cinsel iliĢki ile
bulaĢtığını düĢünürken, %35.7‟si veremin hastanın kullandığı çatal, kaĢık,
tabak, bardak ile bulaĢmayacağını düĢünüyor.
Sonuç: Gençlerin AIDS ve verem hakkında bilgileri genel olarak yeterlidir.
Ancak AIDS‟in öpüĢerek geçtiğini düĢünenlerin sayısı da dikkat çekicidir.
Tutum olarak değerlendirildiğinde ise stigmatizasyonun daha çok AIDS için
geçerli olduğu görülmektedir. Gençlere yönelik eğitimlerde, bulaĢıcı
hastalıklarla ilgili bilgiler yanında, bu hasta kiĢilere karĢı olumlu tutum
sergileme konusu da dikkate alınmalıdır.
DanıĢman: Dr. Sibel Kalaça
                                                                              27
                                                                                2006
                                                                        MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:10; 16 May 2006, H&C

ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNĠN BĠLGĠSAYAR KULLANIMINA
ĠLĠġKĠN BĠLGĠ, DAVRANIġ VE ĠLĠġKĠLĠ SAĞLIK SORUNLARI
Bugun Ġ., Yardımcı H., Ertemel S., Öğün A. M., Dinçses E.
GiriĢ: Günümüzde bilgisayar; -internet kullanımı ile birlikte- inanılmaz bir
hızla yaygınlaĢmaktadır. Hemen her alanda hayatımıza giren bu teknoloji
harikası, özellikle genç kuĢak arasında yaĢamın vazgeçilmez bir parçası
halini almıĢtır. Bilgisayar karĢısında geçirilen zamanın giderek artmasıyla,
bunun sağlık üzerine olan etkileri gündeme gelmiĢtir. Özellikle de üniversite
gençleri bilgisayar kaynaklı sağlık sorunları açısında risk altındadır.
Amaç: Marmara üniversitesi öğrencilerinin bilgisayar kullanımına bağlı
sağlık sorunları hakkındaki bilgi ve davranıĢlarını tespit etmek
amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Tanımlayıcı tipteki araĢtırmamızda, bilgisayar iliĢkili sağlık
sorunları konularında literatür tarayarak bilgisayarın ergonomik kullanımını
ve bilgisayarla iliĢkili sağlık sorunlarını sorgulayan 36 soru içeren bir soru
formu oluĢturduk. Örneklemimizi; Marmara Üniversitesinde, toplam öğrenci
mevcudunu temsil edebilecek sayıda, fakültelerin rastgele seçimi ile
belirledik. Hazırladığımız soru formunu belirlediğimiz toplam 710 öğrenciye
gözlem altında uyguladık. Ġstatistiksel analizde Ki-kare testini kullandık.
Bulgular: AraĢtırmamıza katılan geçlerin %91‟i bilgisayarı en sık internet
amacıyla kullanıyor. Katılımcıların bilgisayarın ergonomik kullanımı ile ilgili
yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve bunun önemine dikkat etmedikleri
gözlenmiĢtir. Katılımcıların bilgi ve sağlık alıĢkanlıkları, anne-babaların
eğitim düzeyi ile iliĢkili olmadığı ortaya çıkmıĢtır. Katılımcılarımızın %60‟ı
bilgisayar kullanırken ara vermektedir. Fakat ara verenlerin %77‟si
düzensiz/yorulunca ara vermektedir. Uzun süre sağlıksız bilgisayar
kullandığını ifade eden katılımcıların %94‟ü boyun ağrısı ve göz bozukluğu
sorunlarından; %77‟si ise baĢ ağrısından Ģikayetçidir. Diğer sağlık sorunları
nadiren görülmüĢ ve bunlarla; kullanıcının kilo-boy özellikleri arasında bir
iliĢki saptanmamıĢtır. Bu konudaki rahatsızlıklardan dolayı da hekime
baĢvuranların oranı %‟8 dir.
Sonuç: Marmara Üniversitesi öğrencilerinin, bilgisayarın ergonomik
kullanımı açısından yeterince bilgili olmadıkları görülmüĢtür. Kullanım
sırasındaki Ģartlara ve sağlıklı kullanıma dikkat etmemekle birlikte,
öğrencilerin yanlıĢ kullanım ile iliĢkilendirilecek önemli-kronik bir hastalıkları
yoktur. Bu konudaki bilgi eksiklikleri için bilgilendirme çalıĢmaları yararlı
olabilir.
DanıĢman: Dr. Serap Çifçili

                                                                                 28
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:11; 16 May 2006, H&C

ÜMRANĠYE’DE ĠKĠ LĠSEDE EĞĠTĠM ALAN LĠSE SON SINIF
ÖĞRENCĠLERĠNĠN KAYGI DÜZEYLERĠ VE ETKĠ EDEN
FAKTÖRLER
Fural M. A., Masyan H., KurĢun M., Gündoğdu C., Bilgin H.
GiriĢ: Psikiyatrik açıdan kaygı; somatik belirtilerin eĢlik ettiği, normal dıĢı,
nedensiz bir tedirginlik ve korku hali olarak tanımlanmaktadır. Kaygı
belirtilerinin ergenlik döneminde oldukça sık rastlandığı, yaĢ, cinsiyet, anne-
baba eğitimi, sosyo-ekonomik durum, anne-baba mesleği, baĢarı durumu
gibi etmenlerin bireyde kaygı oluĢturabileceği yapılan çalıĢmalarda ortaya
konmuĢtur.
Amaç: Bu araĢtırmada iki farklı lisede, son sınıf öğrencilerinin kaygı
durumlarının ve kaygı durumlarını etkileyen bazı özelliklerin
değerlendirilmesi amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Kesitsel tipte olan bu çalıĢma Ġstanbul‟da 476 lise son sınıfı
öğrencisinin okuduğu iki farklı okulda gerekli izinler alındıktan sonra Aralık
2005-Nisan 2006 tarihleri arasında yürütülmüĢtür. Veriler sosyodemografik
değiĢkenler, durumluk ve sürekli kaygı envanterlerinden oluĢan bir anket
yolu ile toplanmıĢ, SPSS programında değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: 363 (katılım oranı %76) lise son sınıf öğrencisine ulaĢılan bu
çalıĢmada meslek lisesindeki öğrencilerin %41.1‟ini, Anadolu lisesindekilerin
ise %34.7‟sini kız öğrenciler oluĢturmaktadır. Meslek lisesindeki ve Anadolu
lisesindeki öğrencilerin yaĢ ortalaması sırası ile 17.3±0.9, 17.8±0.5 dir.
Anadolu lisesi öğrencilerinin sürekli kaygı toplam puan ortalaması
(45.3±6.0) meslek lisesi öğrencilerinin puan ortalamalarından (47.2±6.3)
daha düĢük saptanmıĢtır (p=0.016). Her iki lise öğrencilerinin durumluk
kaygı toplam puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmamıĢtır.
Meslek lisesinde kız öğrencilerde sürekli kaygı toplam puan ortalaması
(48.4±6.0) erkek öğrencilerin puan ortalamasından (46.2±6.2) daha yüksek
saptanmıĢtır (p=0.016). Durumluluk kaygı toplam puan ortalaması ise erkek
öğrencilerde daha yüksek bulunmuĢtur (41.5±6.3, 38.9±6.0, p=0.005)
Anadolu lisesi öğrencileri arasında durumluk kaygı puan ortalamaları
arasında cinsiyete göre farklılık saptanmazken, sürekli kaygı toplam puan
ortalaması kız öğrencilerde, erkek öğrencilere göre daha yüksek olarak
saptanmıĢtır (sırasıyla 47.4± 6.40; 44.1± 5.20, p=0.009). Her iki lisede de
öğrencinin kendini baĢarılı bulma, sınıfta kalma, anne ve baba eğitimi
durumlarına göre süreklik ve durumluk kaygı puan ortalamaları arasında
fark saptanmamıĢtır. Her iki lisede kardeĢ sayısı ile durumluk ve sürekli
kaygı puanları arasında doğrusal bir iliĢki saptanmamıĢtır.
Sonuç: Öğrencilerin kaygı düzeylerini azaltarak onların sağlıklı bir ruhsal
yapıya sahip olmalarına yardımcı olacak psikolojik danıĢma ve rehberlik


                                                                               29
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
hizmetlerinin arttırılması gerektiği düĢünülmektedir.
DanıĢman: Dr. Figen Demir- Dr. Sabahat Torun
Sözel Sunum/Oral Presentation No:12; 16 May 2006, H&C

DARÜġġAFAKA Ġ.Ö.O. 5.SINIF ÖĞRENCĠLERĠNĠN HĠJYEN
ALIġKANLIKLARININ DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Aydın E. L., Asan A., Bacha M., Polat S., Kılınç Z.
GiriĢ: Ġlköğretim 5.sınıf öğrencilerinin ilkokul dönemlerindeki alıĢkanlıkları,
onların ileriki yaĢam tarzlarının temelini oluĢturur. Bu yaĢlarda aileden ve dıĢ
çevreden örnek alınan davranıĢlar çocuğun davranıĢ geliĢimine katkıda
bulunur. Temizlik bilinci de bu yaĢta Ģekillenir.
Amaç: Belirlediğimiz öğrenci popülasyonunda temizlik kavramının öğrenciler
tarafından nasıl algılandığını ve uygulandığını araĢtırmamızla
değerlendirmeyi amaçladık. Ayrıca temizlik alıĢkanlıklarını etkileyebileceğini
düĢündüğümüz faktörleri araĢtırdık.
Yöntem: AraĢtırmamızda öğrencilerin temizlik davranıĢlarını belirlemek için
16 soruluk bir anket ve okulun hijyen koĢullarını belirlemek için de bir
gözlem formu geliĢtirildi. Anketimizi Sarıyer DarüĢĢafaka Ġlköğretim Okulu
(ĠÖO) 5.sınıfında okuyan 111 öğrenciye sınıf öğretmenlerinin de destek ve
yardımlarıyla ulaĢarak uyguladık. Tanımlayıcı verileri ve araĢtırmamızdaki
değiĢkenler arasındaki iliĢkileri SPSS 12.0 programını kullanarak
değerlendirdik.
Bulgular: AraĢtırmamıza katılan 111 öğrencinin 55‟i erkek, 56‟sı kadındı. Bu
öğrencilerden %96.4‟ü tuvaletten sonra ellerini su ve sabunla yıkadığını
ifade etti. Öğrencilerin %50.5‟i yemekten sonra, 42.3‟ü hem sabah hem
akĢam diĢlerini fırçaladığını belirtti. Ayrıca öğrencilerin yaklaĢık yarısı
(%46.8) „iki günde bir‟ banyo yaptıklarını söyledi. Öğrencilerin temizlik
alıĢkanlıkları ile cinsiyet, anne ve baba eğitim düzeyleri arasında istatistiksel
olarak anlamlı bir iliĢki saptanamadı.
Sonuç: AraĢtırmamız sonucunda, DarüĢĢafaka ĠÖO 5. sınıf öğrencilerinin
temizlik davranıĢlarının uygun olduğunu belirledik. Okulun fizik koĢullarının
hijyen açısından çok iyi olduğunu gözlemledik. Öğrencilerin temizlik
davranıĢların geliĢimi ve pekiĢmesindeki önemli etkenlerin, okulun sağladığı
fizik koĢulların uygunluğu, gönüllü annelerin desteği ve kontrol
mekanizmaları ile iliĢkili olduğu sonucuna vardık.
DanıĢman: Dr. Özlem Sarıkaya




                                                                               30
                                                                        2006
                                                                MaSCo



                            17 Mayıs 2006




                              10:45-11:30
                           ÇOCUK SAĞLIĞI
                                R Salonu
                                 R Hall


                       Oturum BaĢkanı Moderator
                             Emre Özoran



    13. ÜMRANIYE MERKEZ VE DUDULLU SAĞLIK OCAKLARINA GELEN 0-2
        YAġ GRUBU ÇOCUKLARIN AġILAMALARINDA KAÇIRILMIġ
        FIRSATLAR

    14. 6-12 AYLIK BEBEKLERDE BESLENME: ANNELERĠN BĠLGĠ, TUTUM VE
        DAVRANIġLARI

    15. MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HASTANESĠ ÇOCUK NEFROLOJĠSĠ
        POLĠKLĠNĠĞĠNE BAġVURAN ENÜREZĠSLĠ ÇOCUKLARDA DAVRANIġ
        DEĞERLENDĠRMESĠ




    Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
     Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes discussion.




                                                                         31
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:13; 17 May 2006, H&C

ÜMRANĠYE MERKEZ VE DUDULLU SAĞLIK OCAKLARINA
GELEN 0-2 YAġ GRUBU ÇOCUKLARIN AġILAMALARINDA
KAÇIRILMIġ FIRSATLAR
Dırala B., Hancıoğlu S., Keçelioğlu K., IĢık T., Latt K.
GiriĢ: KaçırılmıĢ fırsat, sağlık ocağına veya sağlık evine herhangi bir sebeple
gelmiĢ olan aĢılama için uygun kiĢinin gerekli aĢı dozlarından herhangi birini
veya hiçbirini alamadığı durumdur.
Amaç: Bu araĢtırmada sağlık ocağına çeĢitli amaçlarla getirilen çocuklarda
kaçırılmıĢ aĢı fırsatları ve ilgili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Tanımlayıcı nitelikteki bu çalıĢma Aralık 2005 - Nisan 2006
tarihleri arasında Ümraniye Merkez ve Dudullu Sağlık Ocaklarında
gerçekleĢtirilmiĢtir. 0-2 yaĢ grubu çocuklarıyla Ümraniye Merkez Sağlık
Ocağı‟na gelen 117 ve Dudullu Sağlık Ocağı‟na gelen 62 anne veya babayla
yüz yüze görüĢerek veriler toplanmıĢtır. GörüĢmelerde Sağlık Bakanlığı‟nın
önerdiği "kaçırılmıĢ fırsat anket formu" kullanılmıĢtır. Ġstatistiksel analizlerde
ki kare ve Fisher testleri kullanılmıĢtır.
Bulgular: ÇalıĢmaya katılan annelerin % 43‟ü ilkokul mezunu ve % 84‟ü ev
hanımıdır. Ümraniye Merkez Sağlık Ocağı‟nda kaçırılmıĢ fırsat oranı % 1.7
iken, bu oran Dudulu Sağlık Ocağı‟nda % 6.5 olarak belirlenmiĢ ancak
istatistiksel anlamlılık saptanamamıĢtır (p>0.05). Annenin okuma yazma
bilme durumu kaçırılmıĢ fırsat ile ilgili bulunmuĢtur. Okuma yazma bilmeyen
annelerin çocuklarında kaçırılmıĢ fırsat oranı % 25.0 iken bu oran okuma
yazma bilenlerde % 2.3‟dür (p=0,02). Babanın eğitim durumu ve sosyal
güvence varlığı ile kaçırılmıĢ fırsat arasında bir iliĢki saptanamamıĢtır.
KaçırılmıĢ fırsata en fazla oranda hasta çocuk polikliniğine baĢvuran
çocuklarda rastlanmıĢtır.
Sonuç: Sağlık Ocağına baĢvuran çocuklarda eksik olan aĢılar kolaylıkla
tamamlanabilir. Bu amaçla sağlık personeli tüm çocuklarda ancak özellikle
hasta çocuk polikliniğine baĢvuranlarda eksik aĢılılık durumunu mutlaka
sorgulamalıdır. Okuma yazma bilmeyen annelerin çocuklarının aĢı takvimi
her baĢvurada dikkatlice gözden geçirilmelidir.
DanıĢman: Dr. Pınar Ay




                                                                                   32
                                                                           2006
                                                                   MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:14; 17 May 2005, H&C

6-12 AYLIK BEBEKLERDE BESLENME: ANNELERĠN BĠLGĠ,
TUTUM VE DAVRANIġLARI
Arabul S., Akar Z., Dalkılıç B.,Tiber F., Ġğit F.
GiriĢ: Anne-babaların büyük çoğunluğunun ek besinlere geçiĢ konusunda
aceleci ve heyecanlı davrandıkları düĢünülmektedir. Beslenme konusunda
yapılacak yanlıĢlıklar bebekte ileriki dönemlerde geliĢme geriliği, demir
eksikliği anemisi gibi problemlere neden olabilir.
Amaç: TaĢdelen Beldesinde bulunan ve 6-12 aylık bebeği olan annelerin ek
besine baĢlama ile ilgili bilgi, tutum ve davranıĢları belirlemek.
Yöntem: AraĢtırmamız tanımlayıcı niteliktedir. AraĢtırmamızı TaĢdelen
Beldesinden rastgele seçtiğimiz 30 sokakta (n=50) ve „Alemdağ Ana Çocuk
Sağlığı Merkezi‟nde (AÇSAP) gönüllü olan (n=50) annelere uyguladık.
ÇalıĢmamız yüz yüze anket uygulaması ve günlük beslenme formu olarak iki
kısımdan oluĢmaktadır. Ayrıca çalıĢmamızın sonunda annelerin bilgilenmesi
amacıyla hazırladığımız broĢürleri dağıttık. Ġstatistiksel karĢılaĢtırmalarda
yerine göre ki-kare testi veya t-testi kullandık.
Bulgular: ÇalıĢmaya alınan bebeklerin %40‟ı 6-8 ay, %30‟u 9-10 ay, kalan
%30‟u ise 11-12 aylıktır. Annelerin %66‟sı ilkokul, %11‟i ortaokul
mezunudur. Sahadaki bebeklerin %28‟i, AÇSAP`daki bebeklerin %40‟ında
6.ay ve sonrasında ek besinlere baĢlamıĢtır. Ek gıda baĢlama nedenine
annelerin %41‟i anne sütünün azalması, %27‟si vaktinin geldiğini düĢünmesi
yanıtını vermiĢlerdir. Annelerin %63‟ü anne sütüne devam etmektedir.
Annelerin %42‟si ilk ek besin olarak meyve suyu ve sebze çorbası vermiĢtir,
%39‟u ise hazır mama vermiĢtir. Sahada annelerin %30‟u AÇSAP‟daki
annelerin ise %15‟i inek sütü vermemiĢtir. Anneler, beslenme ile ilgili
bilgileri en çok doktordan almaktadırlar(%81). Annelere sorularak
doldurulan günlük beslenme formları incelendiğinde %49 annenin hatasız bir
bebek besleme davranıĢı sergilediği görülmüĢtür. Annelerin %89‟u bebeğe
çay vermenin kansızlık yapacağını düĢünürken, bebeğine en az haftada bir
çay verenler %23 olarak tespit edilmiĢtir. Tüm katılımcılar arasında 14 bilgi
sorusuna verilen doğru yanıt ortalaması 10.69‟dur. Sağlık ocağında
görüĢülen annelerin sağlık ocağında görüĢülen annelere göre günlük inek
sütü limiti ile ilgili bilgi düzeyi daha yüksektir(p=0.004). Köfte-kıyma,
kırmızı et/tavuk eti, yumurta sarısı baĢlama ay ortalaması sırasıyla 10.09,
10.6, 9.08 olarak bulunmuĢ ve bu ek gıdaları AÇSAP‟ta görüĢülen anneler
daha erken baĢlamıĢlardır (p<0.05).
Sonuç: Anneler genel olarak protein içeren ek gıdaları olması gerekenden
daha geç aylarda baĢlamaktadırlar. AÇSAP‟ta ve sahada görüĢülen anneler
arasında bilgi düzeyi açısından önemli bir farklılık görülmezken, özellikle
protein içerikli ek gıdaları zamanında baĢlama davranıĢı açısından anlamlı


                                                                            33
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
farklılık tespit edilmiĢtir.
DanıĢman: Dr. Mehmet Akman
Sözel Sunum/Oral Presentation No:15; 17 May 2005, OP&D

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HASTANESĠ ÇOCUK NEFROLOJĠSĠ
POLĠKLĠNĠĞĠNE BAġVURAN ENÜREZĠSLĠ ÇOCUKLARDA
DAVRANIġ DEĞERLENDĠRMESĠ
Bora P., YeĢilgöz A., Aktunç G., Kılınç S., Aruçi N.
GiriĢ: Çocuklarda beĢ yaĢından sonra istemsiz, yineleyen, gündüz ve/veya
gece idrar kaçırma „enürezis‟ olarak tanımlanmaktadır. Enürezis ülkemizde
çocuk polikliniklerine en sık baĢvuru nedenlerinden biridir.
Amaç: M.Ü. Hastanesi Çocuk Nefroloji Polikliniğine baĢvuran 5-18 yaĢ arası
enüretik çocuklarda davranıĢ değiĢikliklerinin değerlendirilmesi ve bunların
yaĢ ve cinsiyet değiĢkenleri ile iliĢkisinin araĢtırılması amaçlandı.
Yöntem: Çocuk Nefroloji Polikliniğinde, enürezis tanısıyla izlenen 300 hasta
telefonla çağırıldı. Hastaneye gelen 92 enüretik çocuk (56 kız, 36 erkek;
ortalama yaĢ 10.44 ± 3.56) araĢtırmaya alındı. Çocuklar yaĢlarına göre 2
grupta sınıflandırıldı: I = 5-11 yaĢ, II = 12-18 yaĢ. Anket hastaların
ebeveynlerine yüz yüze uygulandı. DavranıĢ değiĢikliklerinin klinik anlamlılığı
Çocuklar ve Gençler için DavranıĢ Değerlendirme Ölçeği (ÇGDÖ) ile
değerlendirildi. Değerlendirmede T skorunun kesim puanı olarak 70 ve
üzerinde olması „klinik sorun‟ olarak kabul edildi. Ölçekten „içe yönelim‟ ve
„dıĢa yönelim‟ gibi iki ayrı davranıĢ belirti puanı elde edildi. Sosyal içe
dönüklük, bedensel yakınmalar, anksiyete/depresyon alt testlerinin toplamı
içe yönelim grubunu; suça yönelik davranıĢlar, saldırgan davranıĢlar alt
testlerinin toplamı dıĢa yönelim grubunu oluĢturdu. Tüm alt ölçeklerin
toplamından „toplam sorun‟ puanı elde edildi. Verilerin dağılımı yaĢ ve
cinsiyete göre SPSS 12.0 sürümü ile analiz edildi.
Bulgular: AraĢtırmaya alınan 92 enüretik çocuğun %60.9‟u kız, %39.1‟i
erkekti. YaĢa göre sınıflandırmada I. grupta 57 çocuk (%62.2), II. grupta 35
çocuk (% 37.8) yer aldı. Ġçe yönelim, çocukların %17.4‟ünde görüldü. Bu
çocukların %87.5‟i kız, %12.5`i erkekti ( p = 0.016 ); yaĢ grupları arasında
anlamlı fark bulunamadı ( p = 0.960 ). DıĢa yönelim, çocukların %10.9‟unda
görüldü. Bu çocuklarin %77.8‟i kız, %22.2‟si erkekti. Cinsiyet açısından iki
grup arasında anlamlı fark bulunamadı ( p = 0.278 ), yaĢ gruplarına göre
bakıldığında I. grupta %33.3, II. grupta %66.7 çocuk mevcuttu, yaĢa göre
fark anlamlı idi, ( p = 0.052 ).
Sonuç: AraĢtırmamıza göre enürezisin, içe yönelim, dıĢa yönelim ve toplam
sorun sıklığını değiĢtirdiğini ve bunun yaĢ ve cinsiyet değiĢkenlerinden
etkilendiği gözlemlendi.

                                                                              34
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
DanıĢman: Dr. NeĢe Bıyıklı, Dr. Harika Alpay




                              17 Mayıs 2006




                                10:45-11:30


                       ÜREME VE KADIN SAĞLIĞI
                               Dönem 1 Anfisi
                                 Year 1 Hall


                        Oturum BaĢkanı Moderator
                             Yasemin YaĢlak




    16. ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNDE ÜREME SAĞLIĞI KONULARINA
        YÖNELĠK ALGI, TUTUM VE RĠSKLĠ DAVRANIġLAR

    17. KLİMAKTERİK ŞİKAYETİ OLAN KADINLARIN MENOPOZ VE HORMON
        KULLANIMI İLE İLGİLİ ALGI VE DÜŞÜNCELERİ

    18. GEBELĠĞĠN FARKINDA OLMA ZAMANI VE BU DÖNEMDE ĠLAÇ
        KULLANIMI




       Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
       Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes
       discussion.



                                                                             35
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:16; 17 May 2006, OP&D

ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNDE ÜREME SAĞLIĞI
KONULARINA YÖNELĠK ALGI, TUTUM VE RĠSKLĠ
DAVRANIġLAR
CoĢkun Z.E., ErtaĢ S., Yıldız G., Yıldırım N.
GiriĢ: Cinsel yolla bulaĢan hastalıklar (CYBH) ve istenmeyen gebelikler tüm
dünyada özellikle 15-24 yaĢ grubunda artan sıklıkta görülmektedir. Cinsel
sağlık/üreme sağlığı (CS/ÜS) alanında riskli olarak nitelenen çok eĢlilik,
CYBH‟lara ve istenmeyen gebeliklere karĢı yöntem kullanmama gibi
davranıĢların gençler arasındaki varlığı, sıklığı ve sonuçları ayrıntılı olarak
araĢtırılması gereken konulardır. Üniversite yılları bireyin yaĢam tarzının
değiĢtiği ve risk içeren davranıĢlara açık hale geldiği bir dönemdir.
Amaç: Üniversite öğrencilerinin CS/ÜS konularında bilgi, tutum ve riskli
cinsel sağlık davranıĢlarını araĢtırmaktır.
Yöntem: ÇalıĢmamız, tanımlayıcı, niceliksel bir araĢtırmadır. Veriler,
katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin, CS/ÜS hakkındaki bilgi, tutum
ve riskli davranıĢlarının sorgulandığı, 4 bölümden oluĢan bir anket
vasıtasıyla toplanmıĢtır. Bu anket, araĢtırmamıza gönüllü olarak katılan
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 1 -4. sınıf öğrencilerine
uygulanmıĢtır.
Bulgular: ÇalıĢmaya 114 öğrenci katılmıĢ olup, yaĢ ortalaması 22.2±3.3,
E/K dağılımı %34.2 / %65.8‟dir. Ortaöğrenim sırasında CS/ÜS eğitimi
alanların oranı %54.4 olup, bunların %83.9‟u verilen eğitimi yeterli
bulmamaktadır. En sık bilinen CYBH‟lar AIDS(%97.3), Hepatit B(%92.8), bel
soğukluğu (%86.6)‟dur. CYBH belirtilerinin hiç bilinmediği belirlenmiĢtir. En
sık bilinen kontraseptif yöntemler sırasıyla %93.6 hap, rahim içi araç %81.7
ve kondom (%83,7)‟dur. Bu yöntemlerin kullanılma oranları sırasıyla:
%16.1; %2.6; %30.3‟tür. Ertesi gün hapı öğrencilerin %76.7‟since
bilinmekte olup, %10.7‟si tarafından kullanmıĢtır. Evlilik öncesi cinsel
deneyim öğrencilerin %79.6‟sı tarafından her iki cinsiyet için onaylanmakta,
ilk deneyim duygusal bağın olduğu kız ya da erkek arkadaĢla olmalıdır fikri
desteklenmektedir (%73.5). Katılımcıların %95.6‟sının bir kız/erkek arkadaĢı
olmuĢ, %23.8‟i vajinal iliĢkiyle sonuçlanan bir cinsel deneyim yaĢamıĢtır.
Öğrenciler arasında alkol kullanım oranı %68.1, madde kullanımı %10.8‟dir.
Çok eĢle iliĢki kurma ve kondom kullanmama en riskli CS/ÜS davranıĢı
olarak nitelendirmiĢtir. Öğrencilerin %92.9‟u kendini riskli grupta
görmemektedir. Öğrencilerin %82.4‟ü bugüne kadar hiçbir üreme sağlığı
hizmeti almamıĢtır.
Sonuç: Evlilik öncesi cinsel deneyim öğrencilerin çoğu tarafından
onaylanmaktadır. Çoğu bugüne kadar hiçbir üreme sağlığı hizmeti almadığını
ifade eden katılımcılar kendilerini riskli davranıĢlar içinde de


                                                                              36
                                                                           2006
                                                                   MaSCo
görmemektedirler.
DanıĢman: Dr. Arzu Uzuner
Sözel Sunum/Oral Presentation No:17; 17 May 2006, OP&D

KLĠMAKTERĠK ġĠKAYETĠ OLAN KADINLARIN MENOPOZ VE
HORMON KULLANIMI ĠLE ĠLGĠLĠ ALGI VE DÜġÜNCELERĠ
Kıvrakoğlu E., Arıkan H., Ersoy B., Gedik Ġ. E.
GiriĢ: Women‟s Health Initiative (WHI)‟ın sonuçlarının yayınlanmasından
sonra menopoz döneminde hormon replasman tedavisi (HRT) baĢlama
endikasyonları yeniden gözden geçirilmiĢ ve klimakterik Ģikayeti olan olgular
endikasyon listesinde en baĢta yer almıĢtır. European Menopause and
Andropause Society‟nin (EMAS) 2005 yılında yayınlanan HRT ile ilgili
raporunda klimakterik semptomları olan menopozal dönemdeki kadınların
semptomlarının iyileĢtirilmesinde HRT‟nin en etkin tedavi seçeneği olduğu
bildirilmiĢtir. Ülkemizde klimakterik Ģikayetler yaklaĢık %80 oranında
görülmektedir.
Amaç: Klimakterik Ģikayetleri olan kadınlarda, menopoz ve hormon
kavramlarının irdelenmesi, menopoz ve HRT‟yle ilgili algı ve düĢüncelerini
kiĢisel, psikolojik, sosyal ve kültürel boyutları ile incelenmesi amaçlandı.
Yöntem: M.Ü. Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniğine baĢvuran en az 6 aydır
amenore ve en az 1 klimakterik Ģikayeti olan 12 kadının menopoz ve
hormon kullanımı ile ilgili algı ve düĢünceleri derinlemesine görüĢme
yöntemi kullanılarak sorgulanmıĢtır.
Bulgular: GörüĢülen kiĢilerin yaĢ ortalaması 51.5 (SS: 44.6)‟dır. Hastaların
hiçbiri halihazırda HRT kullanmamaktadır ancak %25‟i daha önce HRT
kullanmıĢtır. Hastaların menopoza giriĢ yaĢ ortalaması 49.4 (SS: 3.5)`tır.
Menopoz genellikle doğal, yaĢamın bir döneminde olması gereken bir süreç
olarak değerlendirilmektedir. Menopoza atfedilen olumlu anlamlar arasında
temizlik, olgunluk ve rahatlık ön plana çıkarken olumsuz anlamlar arasında
kadınlık hislerinde azalma, yaĢlanma ve tombulluk ön plana çıkmaktadır.
Tüm katılımcılar klimakterik Ģikayetlerin yanı sıra agresyon, panikleme ve
duygusallaĢma gibi emosyonel yakınmalardan Ģikayetçiydiler. Menopoz
sürecinde katılımcılar kendi yakınlarından anlayıĢ, destek beklemekte ve
yaĢamın bu döneminde serbest hareket edebilmelerine imkan sağlayacak
düzeyde sorumluluk almak istemektedirler. Hormon kullanmaya karar
vermelerini kolaylaĢtıran etkenler arasında katılımcılar ön planda hayata
canlılık getirmesini, yakınmalarını gidermesini önemsemektedirler. Doğallığın
bozulması, vücudun bir yerine faydalı olurken diğer yanına zararlı olması,
sağlığı olumsuz etkileme ihtimali hormon kullanımı önündeki baĢlıca engeller
olarak öne çıkmaktadır.
Sonuç: Menopozla iliĢkili olarak “doğal olan sağlıklıdır” algısı katılımcılar
arasında hakim bir algı olarak kendini göstermektedir. Hormon kullanımına

                                                                            37
                                                                           2006
                                                                   MaSCo
karar verme sürecinde de “doğallık” ve “sağlıklılık” kavramları ön plana
çıkmaktadır.
DanıĢman: Dr. Serap Çifçili, Dr. Mehmet Akman




                                                                            38
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:18; 17 May 2006, H&C

GEBELĠĞĠN FARKINDA OLMA ZAMANI VE BU DÖNEMDE ĠLAÇ
KULLANIMI
ġahin S., Kılıç S., Özdemir Ç., Eren A., Özgül S.
GiriĢ: Gebelikte kullanılan ilaçların bir kısmı, bebek ve anne sağlığını
bozabilecek bir takım istenmeyen etkilere sahiptir. Bu etkiler risk
kategorilerine ayrılarak sınıflandırılmaktadır. Özellikle ilk üç aylık dönemde,
gebelerde ilaç kullanımı ve ilacın teratojenik etkisi fazladır. Bu dönemde
annenin gebeliğini geç fark etmesi, ilaçlara bağlı teratojenite riskinin artması
bakımından önem taĢımaktadır.
Amaç: Gebelerin kullandıkları ilaçların ayrıntılarının yeterince bilinmesi ve
teratojenik bir risk taĢıyıp taĢımadıklarının değerlendirilmesi, anne ve
fetusun sağlığı açısından önemlidir. AraĢtırma grubumuz; gebe kadınlarda
gebeliğinin farkına varma zamanını ile ilaç kullanımının ayrıntılarını
araĢtırmayı amaçlamıĢtır.
Yöntem: Ġstanbul Anadolu Yakası, Göztepe Eğitim ve AraĢtırma
Hastanesi‟nde 09.01.2006-28.02.2006 tarihleri arasında Kadın-Doğum
Polikliniği‟nin alt birimi olan Gebe Takip Polikliniği‟ne baĢvuran ve
araĢtırmamızı kabul eden 100 hamile kadına; yüz yüze görüĢmeyle
anketimiz uygulanmıĢtır. Ankette; hamilelerin, anket uygulandığı sıradaki
sosyo-ekonomik özellikleri, eğitim durumları ve ilaç kullanım bilinçlerini
kapsayan 25 soru sorulmuĢtur.
Bulgular: Hamile kadınların yaĢ ortalaması 27.2 olarak hesaplanmıĢtır.
Ġçlerinden %66‟sının ev hanımı olduğu, %73‟nün aylık gelirinin 1000YTL‟nin
altında olduğu tespit edilmiĢtir. Gebelerin %48‟i ilkokul ve altında bir eğitim
düzeyine sahip olmakla birlikte, %85‟inin tek sosyal güvencesi SSK olduğu
belirlenmiĢtir. Bu kadınlar; ortalama olarak hamileliklerinin 50. günlerinde
Ģu anki gebeliklerini öğrendikleri gibi; aynı zamanda %72‟sinin gebeliklerini
kendi kendilerine gebelik testi uygulayarak öğrendikleri saptanmıĢtır.
Gebelerin %66‟sı ortalama olarak 1.8 adet ilaç kullanmakla birlikte; bu
ilaçların %72.9‟u A grubu, %14.4‟ü B grubu, %0.8‟i C grubu, %5.1‟i D
grubu, %0.8‟i X grubu ilaçlar olarak tespit edilmiĢtir.
Sonuç: Genel olarak, düĢük gelir durumu belirtmelerine rağmen; ilaç
kullananların büyük çoğunluğunun, teratojenite sınıflandırmasında A grubu
olarak bilinen ilaçları kullandıkları sonucuna varılmıĢtır. Bununla birlikte D ve
X kategorisindeki yüksek riskler taĢıyan ilaçların da, az da olsa kullanıldığı
tespit edilmiĢtir.
DanıĢman: Dr. Ahmet Akıcı


                                                                                39
                                                                        2006
                                                                MaSCo



                          17 Mayıs 2006




                            10:45-11:30
                PEDĠATRĠ ve CROHN HASTALIĞI
                           Dönem 2 Anfisi
                             Year 2 Hall


                    Oturum BaĢkanı Moderator
                            Nertila Poçi




19. ALTUNĠZADE HAFĠZE ÖZAL ĠLKÖĞRETĠM OKULUNDA ASTIM VE
    ALLERJĠK HASTALIKLARIN GÖRÜLME SIKLIĞI, RĠSK FAKTÖRLERĠ VE
    SON 3 YILDAKĠ SEYRĠ

20. HEKĠMLERĠN PEDĠATRĠK YAġ GRUBUNDA ÜST SOLUNUM YOLU
    ENFEKSĠYONLARINDA ANTĠBĠYOTĠK KULLANIM DAVRANIġLARININ
    BELĠRLENMESĠ

21. CROHN HASTALIĞI ETYOPATOGENEZĠNDE MYCOBACTERĠUM AVIUM
    SP. PARATÜBERKÜLOZĠSIN ROLÜ VAR MI ?




   Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
   Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes
   discussion.




                                                                         40
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:19; 17 May 2006, OP&D

ALTUNĠZADE HAFĠZE ÖZAL ĠLKÖĞRETĠM OKULUNDA ASTIM
VE ALLERJĠK HASTALIKLARIN GÖRÜLME SIKLIĞI, RĠSK
FAKTÖRLERĠ VE SON 3 YILDAKĠ SEYRĠ
DemirbaĢ M., Yurten H., Uyanık N. E., Maya S., Çolak T. S.
GiriĢ: Allerjik hastalıklar ve astım görülme sıklığı geliĢmiĢ ve geliĢmekte
olan ülkelerde son yıllarda belirgin olarak artmaktadır. Ülkemizde, özellikle
de BüyükĢehirlerde bu artıĢ gözlemlenmiĢtir.
Amaç: ÇalıĢmamızın amacı Ġstanbul‟daki Üsküdar ilçesi‟ndeki bir ilköğretim
okulunda allerjik hastalıklar ve astım görülme sıklığını belirlemek, allerjik
hastalıkların ve astımın geliĢimi üzerine olası risk faktörlerini tespit etmek,
daha önce aynı okulda MasCO 2003 çerçevesinde gerçekleĢtirilmiĢ olan
(MasCo2003, Sözel sunum:10) çalıĢmanın sonuçları ile karĢılaĢtırmaktır.
Yöntem: Bu çalıĢma kesitsel bir araĢtırma olup Altunizade Hafize Özal
Ġlköğretim Okulunda eğitim gören 6-14 yaĢ arasındaki 1197 çocuk üzerinde
gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmada ISAAC (International Study of Asthma and
Allergy in Childhood) sorgulama formuna, genetik ye çevresel faktörleri
sorgulayan sorular eklenerek oluĢturulmuĢ anket okulda dağıtılmıĢ ve
çocukların aileleri tarafından doldurulması istenmiĢtir. Elde edilen veriler
SPSS istatistik programında değerlendirilecektir.
Bulgular: ÇalıĢmada elde edilen anket sonuçları halen veri tabanına
girildiğinden kesin sonuçlar henüz sunulmamıĢtır. ÇalıĢma sonunda doktor
tanılı astım, hıĢıltı(wheezing), saman nezlesi, atopik dermatit, gıda allerjisi
görülme sıklığı tespit edilecek. Allerjik problemleri olan çocuklar ile olmayan
çocuklar karĢılaĢtırılarak allerjik hastalıkların geliĢimi üzerine olası risk
faktörleri belirlenecektir. Ayrıca MasCo 2003 kapsamında yapılan çalıĢmanın
sonuçları ile de karĢılaĢtırılacaktır.
Sonuç: ÇalıĢmamız sonrasında elde edilecek veriler doğrultusunda allerjik
hastalıklar ve astım görülme sıklığı ve olası risk faktörleri konusunda sağlık
çalıĢanları ve ebeveynlerin dikkati çekilecek. Bu hastalıkların son üç yıldaki
seyri üzerine bilgi edinilecektir.
DanıĢman: Dr. Cevdet Özdemir




                                                                                 41
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:20; 17 May 2006, OP&D

HEKĠMLERĠN PEDĠATRĠK YAġ GRUBUNDA ÜST SOLUNUM
YOLU ENFEKSĠYONLARINDA ANTĠBĠYOTĠK KULLANIM
DAVRANIġLARININ BELĠRLENMESĠ
Ketenci F., Baran L., Akçe M., Gencer H.
GiriĢ: Antimikrobiyal ajanların kullanılmaya baĢlanmasıyla antibiyotik
kullanımı ve antimikrobiyal direnç arasında doğru orantılı bir iliĢki ortaya
çıkmıĢtır. Antibiyotik tedavisi patojenleri yok etmekle kalmayıp koruyucu
normal florayı da yok etmektedir. Yapılan birçok çalıĢmada reçete edilen
antibiyotiklerin büyük bir kısmının viral enfeksiyonlar için ya da antibiyotik
terapisinin uygun olmadığı bakteriyel enfeksiyonlar için verildiği
saptanmıĢtır. Bu durumlarda antibiyotik reçete edilmesinin medikal ve
sosyal nedenlerden kaynaklandığı gösterilmiĢtir.
Amaç: Pediatrik yaĢ grubunda hekimlerin üst solunum yolu enfeksiyonları
için antibiyotik reçete etmesini etkileyen faktörlerin araĢtırılması ve
antibiyotik kullanım davranıĢlarının belirlenmesi.
Yöntem: Kesitsel tipteki çalıĢmamızın verileri ilgili literatür taranarak 6
tanesi vaka olan toplam 17 soru içeren anketimizi Ġstanbul „daki sağlık
ocakları, devlet ve SSK hastaneleri, üniversite ve araĢtırma hastanelerinde
çalıĢan aile hekimleri, pediatrist, pediatri asistanı ve pratisyen hekimlere
uyguladık. Ġstatistiksel analiz SPSS 13.0 for Windows paket programıyla
yapıldı. Verilerin istatistiksel analizinde Ki-kare ve t testi yöntemleri
kullanıldı
Bulgular: AraĢtırmamıza katılan doktorların %55‟i kadın, %45‟i erkekti.
bunların %48‟i pediatri asistanı %35‟i pediatri uzmanı, %14‟ü aile hekimi
%3‟ü pratisyen hekimdi. Doktorların %58‟i üniversite veya eğitim araĢtırma
hastanesinde çalıĢmaktaydı. %73‟ü 5 yıldan az süredir hekimlik
yapmaktadır. Hekimlerin %62‟si hastalarına ilk baĢvuruda 5 - 10 dakika
zaman ayırmakta. %17‟si günde 10 , %14‟ü 20, %8‟i 30 hastaya oral veya
parenteral antibiyotik reçete etmektedir. Hekimlerimizin %50‟sine göre
ailelerin çoğunluğu ( %91-99‟u) çocuğuna antibiyotik reçete edilmesini arzu
ediyor ve %50‟sine göre ailelerin birkaçı ( %1 - 10‟u) çocuğuna antibiyotik
reçete edilmesinden endiĢeleniyor.
Sonuç: Hekimler antibiyotik reçete etmeleri gereken klinik durumları çok iyi
analiz etmelidir ve ebeveynlerin etkisi altında kalmamalıdır. Gereksiz
antibiyotik kullanımını önlemek antibiyotik rezistansını azaltacaktır.


DanıĢman: Dr. Ahmet Soysal

                                                                                 42
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:21 17 May 2006, OP&D

CROHN HASTALIĞI ETYOPATOGENEZĠNDE MYCOBACTERĠUM
AVIUM SP. PARATÜBERKÜLOZĠSIN ROLÜ VAR MI ?
Yıldırım F., Yüksel N. G., Dede S.
GiriĢ: Crohn hastalığı, gastrointestinal kanalın dönem dönem aktivasyon,
dönem dönem remisyonlarla giden idyopatik, kronik, inflamatuar ve
granülamatöz hastalığıdır. Asıl sebebi bilinmemekle birlikte gastrointestinal
lümendeki bakteriyel komponentlerin hastalığın etyopatogenezinde önemli
rolü olduğu gösterilmiĢtir.
Amaç: Bu çalıĢmada granülamatöz bir infeksiyon olan Mycobacterium avium
subsp. paratuberculosis‟ in (MAP) Crohn Hastalığı‟nın etiyolojisi ve
tedavisindeki yerini belirlemeyi amaçladık. Ayrıca hastaların doğum
mevsimleri, geçirdikleri hastalıklar, ilaç kullanımları, stres, hastalık
baĢlangıcı veya süreci üzerindeki etkileri de sorgulanarak hastalıkta rolü
olabilecek faktörleri belirlemeyi hedefledik.
Yöntem: Vaka-kontrol dizaynlı araĢtırmamızda Marmara Üniversitesi Tıp
Fakültesi Hastanesi inflamatuar bağırsak hastalıkları polikliniğine baĢvuran
30 Crohn hastası ve 10 sağlıklı kontrol çalıĢmaya alındı.MAP „in varlığını
saptayabilmek için hem hasta hem kontrol grubundan kan örnekleri alınarak
lökositce zengin „‟buffy coat‟‟ tabakası ayrıĢtırıldı. „‟Buffy coat‟‟un bir kısmı
DNA ekstraksiyonu yapılarak QIAamp® DNA Mini Kit ile yapılacak PCR
analizi için, kalan kısmı ise lowenstein-jehnsen besiyeri ile Bactec12B
ĢiĢelerine ekim yaplması, EZN ve RA boyamaları için kullanıldı. Ayrıca hasta
ve kontrollere, 11 kapalı uçlu ve 6 açık uçlu sorudan oluĢan toplam 17
soruluk bir anket uygulandı.
Bulgular: AraĢtırmamıza katılan hasta grubunun 15‟i erkek 15‟i kadın ve
kontrol grubunun 4‟ü erkek 6‟sı kadındır. Hasta grubunun yaĢ ortalaması
40.1, kontrol grubunun yaĢ ortalaması 38.6‟dır. Hastalarımızın doğum
zamanları mevsimsel olarak tanımlandığında %40‟ının ilkbahar, %33‟ünün
yaz,%6 sının sonbahar ve %13 ünün kıĢ olduğu bulunmuĢtur. Kontrol
grubundaki kiĢilerden eriĢkinlik dönemlerinde antibiyotik kullananların oranı
%60 iken, hasta kiĢiler arasında bu sonuç %83 olarak bulunmuĢtur. EZN ve
RA teknikleriyle yapılan boyamalar ve PCR analizi sonuçlarına göre
hastalardan hiçbirinin kanında MAP saptanmamıĢtır. Altın standart olarak
kabul edilen Lowenstein-Jehnsen ekimi ve Bactec12B ekimi henüz
sonuçlanmamıĢtır. ÇalıĢmamız Mayıs 2006‟da tamamlanıp sunulacaktır.
Sonuç: MAP -PCR pozitifliği CH „da kontrolden farksız bulunmuĢtur ve bu
bulgularla hastalığın etyopatogenizinde rol oynadığını söylemek mümkün
değildir.
DanıĢman: Dr. Hülya Hamzaoğlu
                                                                                43
                                                                            2006
                                                                    MaSCo




                              17 Mayıs 2006




                                10:45-11:30
              HASTA MEMNUNĠYETĠ VE SAĞLIKLI BĠREY
                               Dönem 3 Anfisi
                                 Year 3 Hall


                        Oturum BaĢkanı Moderator
                              Gözde Çakırsoy




    22. FĠZĠK TEDAVĠ VE REHABĠLĠTASYON ÜNĠTESĠNDE TEDAVĠ GÖREN
        HASTALARIN MEMNUNĠYETĠ

    23. SAĞLIK SĠSTEMĠNE ULAġMAYI ENGELLEYEN FAKTÖRLER: SAĞLIKLI
        BĠREYĠN PERSPEKTĠFĠ

    24. TOPLUMDA GENETĠK HASTALIKLAR VE GENETĠK DANIġMANLIK ĠLE
        ĠLGĠLĠ BĠLGĠ DÜZEYLERĠNĠN SAPTANMASI




       Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
       Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes
       discussion.




                                                                             44
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:22; 18 May 2005, OP&D

FĠZĠK TEDAVĠ VE REHABĠLĠTASYON ÜNĠTESĠNDE TEDAVĠ
GÖREN HASTALARIN MEMNUNĠYETĠ
ĠĢeri M., Okur S., Çiftçi ġ., Kazmacan T.
GiriĢ: Rehabilitasyon, kiĢinin doğuĢtan veya sonradan, herhangi bir nedenle
oluĢan kalıcı veya geçici yetersizliklerinin, kaybedilmiĢ bazen de kısıtlanmıĢ
olan fonksiyonel kapasitesinin belirlenerek tedavi edilmesi, psikolojik, sosyal
ve mesleki açıdan da desteklenerek günlük yaĢamda bağımsız hale
gelmesini sağlamaktır. Rehabilitasyon programına uyumda hasta
memnuniyetinin önemli olduğu düĢünülmektedir.
Amaç: Ayaktan fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesinde tedavi gören
hastaların tedavi süreci içerisinde, hastane çalıĢanları, ünitenin fiziksel
koĢulları, tedavilerin sürdürülmesi hakkındaki memnuniyetlerini
değerlendirmek ve hastane çalıĢanlarını bu doğrultuda geri bilgilendirilmesini
sağlamaktır.
Yöntem: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ġubat-Nisan
2006 tarihleri arasında fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesinde tedavi gören
55 hastaya 22 tanesi kapalı uçlu, beĢ tanesi açık uçlu olmak üzere toplam
27 sorudan oluĢan anket, yüz yüze görüĢme Ģeklinde uygulanmıĢtır. Veriler
SPSS 11.0 programı ile değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: ÇalıĢmaya katılan 10 ile 82 yaĢ arası 55 hastanın 13‟ü (%24)
erkek, 42‟si (%76) kadındır. Tedavi görenlerin 18‟i (%33) ev hanımı, 13‟ü
(%24) emekli, 11‟i (%20) memurdur. Hastalarımızın 20‟si (%36) daha önce
bir kez, 13‟ü (%24) daha önce birden fazla tedavi almıĢtır. 22‟si (%40) daha
önce hiç fizik tedavi almamıĢtır. Daha önce tedavi alan 33 hastanın 17‟si
farklı bir merkezde tedavi almıĢtır, bu hastaların 6‟sı (%35) daha önce
gittikleri merkezden daha memnun olduklarını geri kalan 11‟i (%65) ise bu
üniteden daha memnun olduklarını belirtmiĢlerdir. “Terapistim tedavi
boyunca benimle yeterince ilgilendi” cümlesine hastaların 46‟sı (%84)
kesinlikle katılıyorum Ģeklinde cevap vermiĢtir. “Tedavi aldığım süre içinde
ortamın temizliğinden memnun kaldım” cümlesine 43‟ü (%78) olumlu cevap
verirken 12‟si (%22) olumsuz cevap vermiĢtir. Hastaların 45‟i (%82)
“sormak istediğim tüm soruları rahatça sordum” cümlesine kesinlikle
katılıyorum Ģeklinde cevap vermiĢtir. Hastaların 52‟si (%95) gelecekte
tekrar tedavi almaları gerekirse bu hastaneye geleceklerini belirtmiĢtir.
Sonuç: Hastaların büyük bir çoğunluğu aldıkları tedavi hizmetlerinden ve
ünite çalıĢanlarının yaklaĢımından memnun olarak tedavilerini
tamamlamıĢtır. Sonuç olarak; hastalara yakın ilgi gösterilmesi, tedavi
hakkında yeterince bilgilendirilmeleri temizlik gibi çevresel faktörlere göre
tedavi memnuniyetini belirlemede daha etkili görünmektedir.
DanıĢman: Dr. Gülseren Akyüz

                                                                              45
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:23; 17 May 2006, H&C

SAĞLIK SĠSTEMĠNE ULAġMAYI ENGELLEYEN FAKTÖRLER:
SAĞLIKLI BĠREYĠN PERSPEKTĠFĠ
Çimenoğlu S., Ayhan G., ġeker Z., Yağcı T.
GiriĢ: Sağlık hizmetlerinden faydalanma bireyin sahip olduğu temel
haklardan birisidir. Fakat bireylerin sahip oldukları bu hakka ulaĢmaları kimi
durumlarda mümkün olmamaktadır. Bu durumlar sağlık sistemindeki
eksiklik ve yetersizlikler nedeniyle oluĢabileceği gibi bireysel kaynaklı da
olabilmektedir.
Amaç: Bu bilgiler ıĢığında amacımız sağlık hizmetine ulaĢmayı engelleyen
faktörlerden sistemin eksikliklerinden kaynaklananların dıĢında; kiĢilerin
bakıĢ açıları, düĢünce, beklenti ve inanıĢları gibi etkenlerle oluĢan bireysel
faktörleri belirlemektir.
Yöntem: AraĢtırma yöntemimiz 17 soruluk anket olup; Marmara Mahallesi
Yakuplu Beldesi Büyükçekmece ilçesinde ikamet eden apartman sakinlerine
gözetim altında uygulanmıĢtır. 118 kiĢiden oluĢan katılımcıların seçimi
randomize olarak yapılmıĢtır. Elde edilen veriler SPSS programında
değerlendirilip; öncelikle sıklık dağılımları ve tanımlayıcı istatistikleri
yapılmıĢtır. KarĢılaĢtırmalı istatistik değerlendirmelerde sınıflandırılmıĢ
veriler için ki kare, sürekli değiĢkenler için t testi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Anketimize katılan kiĢilerin %58.5‟i erkek, %41.5‟i kadındır.
Anket sonuçlarına göre katılımcıların %51.7‟si sağlık sistemindeki
sorunlardan en önemlisinin sağlık personelinin ilgisizliği olduğunu
düĢünüyor. Bunun yanında hasta oldukları zaman ilk baĢvurdukları yer
sorulduğunda gelir düzeyi düĢük olan kiĢiler Ģifalı ot satan yerleri tercih
ederken, orta gelire sahip kesim eczanelere baĢvuruyor. Sağlık kuruluĢuna
baĢvurdukları zaman aldıkları hizmetten memnun olanların oranı %16.9 ve
muayene sonrası durumları hakkında daha çok bilgilendirilmek isteyenlerin
oranı ise %72.9.
Sonuç: Elde ettiğimiz bulgulara göre, katılımcıların çoğu hastalık belirtilerini
hissettikleri zaman hekime baĢvurmaktadır. Aldıkları hizmet kiĢilerin
beklentilerini karĢılamamaktadır ve en çok sağlık personelinin ilgisizliğinden
Ģikayetçidirler.


DanıĢman: Dr. Serap Çifçili




                                                                                 46
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:24; 17 May 2006, H&C

TOPLUMDA GENETĠK HASTALIKLAR VE GENETĠK
DANIġMANLIK ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLGĠ DÜZEYLERĠNĠN
SAPTANMASI
Değirmenci F., Köstek O., BaĢkır B., Sarıçam M. H.
GiriĢ: Genetik hastalıklar toplumlara göre sıklıkları değiĢmekle birlikte,
genellikle 100 canlı doğumda 2-3 oranında görülür. Bu hastalıklardan
kalıtsal özellikte olanlar aile bireylerinin incelenmesini, taĢıyıcı riski olan
kiĢilerin ve doğacak çocukta hastalığın ortaya çıkıp çıkmayacağının
belirlenmesini gerektirir. Bu nedenle toplumun genetik hastalıklar ve genetik
danıĢmanlık hakkındaki bilgi düzeyi önem taĢımaktadır.
Amaç: Bu araĢtırma ile gelecek kuĢakların sağlığından sorumlu eriĢkinlerin;
genetik hastalıklar, genetik danıĢmanlık ve genetik hastalıkları önleme
hakkındaki bilgi düzeyini ölçmek amaçlandı.
Yöntem: AraĢtırmada Ümraniye Merkez Sağlık Ocağı‟na 1-15 ġubat tarihleri
baĢvuran 236 hastaya 27 sorudan oluĢan bir anket uygulandı. AraĢtırmanın
tipi tanımlayıcıdır. Anket uygulandıktan sonra katılımcılara gen, genetik
hastalıklar ve hastalıkların önlenmesi ile ilgilini bir bilgi broĢürü dağıtıldı.
Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikleri hesaplanarak değerlendirildi.
Bulgular: ÇalıĢmaya 236 kiĢi katıldı, katılımcıların %59.3‟ü kadındı, %63.8‟i
35 yaĢın altındaydı ve %66.5‟i evliydi. Okuma yazması olmayanların sıklığı
%6.8‟di, % 20.7‟si üniversite ve yüksek okul mezunuydu. ÇalıĢmaya
katılanların % 55,1‟i gen kavramını biliyordu. Genetik hastalıklar ile ilgili
hiçbir bilgiye sahip olmama hastalıklara göre %38.1‟den, %86.5‟e kadar
değiĢmekteydi, katılımcıların %43.2‟sinin talasemi hakkında hiçbir bilgi
sahibi olmadığını, %57.2‟sinin ise Down sendromundan habersiz olduğu
saptandı, %81.1‟i akraba evliliklerinin sakıncalı olduğunu belirtti.
Katılımcıların %63,3‟ ü genetik hastalıkların önlenebilir olduğunu
düĢünüyordu, %88.9‟u Sağlıklı bir bebek sahibi olmak için gebelik sırasında
önlem almak ve hazırlık yapmak gerektiğini belirtiyordu. Antenatal dönemde
yapılan USG, üçlü test gibi tanı testleri az biliniyordu. Katılımcılarımızın
%66.5‟i genetik danıĢmanlık kavramını hiç duymadıklarını ifade etti; bu
hizmetten haberdar olduğunu belirtenlerin ancak %16.9‟u doğru Ģekilde
tanımını yapabildi.
Sonuç: AraĢtırma popülasyonumuzda gen kavramı ve genetik hastalıklarla
ilgili bilgi düzeyi düĢüktür. Genetik hastalıkların önlenebileceği yönünde bir
görüĢ vardır ve gebelik döneminde sağlıklı bir bebeğe sahip olmak için
önlem alma ve hazırlık yapma isteği gözlenmiĢtir. Bilgi gereksinimini
gidermek için sağlık eğitimi müdahaleleri bizim çalıĢma popülasyonumuzda
ve benzer gruplar için uygun olabilir.
DanıĢman: Dr. Ahmet Topuzoğlu
                                                                                 47
                                                                            2006
                                                                    MaSCo




                              17 Mayıs 2006




                                13:30-14:30
                           SAĞLIK PERSONELĠ
                               Dönem 1 Anfisi
                                 Year 1 Hall


                        Oturum BaĢkanı Moderator
                               Anıl Koçman



    25. HEKĠMLERĠN VE ECZACILARIN D VĠTAMĠNĠ KULLANIMI
        KONUSUNDAKĠ DAVRANIġ BĠÇĠMLERĠ

    26. ÜSKÜDAR‟DAKĠ DOKTORLARIN KUġ GRĠBĠ HAKKINDA GENEL BĠLGĠ
        DÜZEYĠ VE KUġ GRĠBĠ KARġISINDAKĠ TUTUMLARI

    27. MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HASTANESĠ'NDE ÇALIġAN SAĞLIK
        PERSONELĠNĠN EL YIKAMA ALIġKANLIĞI

    28. ĠSTANBUL KADIKÖY‟DEKĠ ECZACI VE ECZACI KALFALARININ
        SOĞUK ZĠNCĠR ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLGĠ, TUTUM VE DAVRANIġLARI



       Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
       Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes
       discussion.




                                                                             48
                                                                           2006
                                                                   MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:25; 17 May 2006, OP&D

HEKĠMLERĠN VE ECZACILARIN D VĠTAMĠNĠ KULLANIMI
KONUSUNDAKĠ DAVRANIġ BĠÇĠMLERĠ
Batu D., Özoran E., Zengin G., ġen A.
GiriĢ: D-vitamini entoksikasyonu, ülkemizde bilinçsiz olarak gereksiz ve
yüksek dozda D-vitamini tedavisi verilmesi nedeni ile sık görülmektedir.
Bunun sebebi yüksek doz D-vitamini kullanımının zararlarının bilinmemesi,
her büyüme-geliĢme geriliğinin raĢitizmden kaynaklandığının düĢünülmesi,
diĢ çıkması veya yürümesi geciken bazı bebeklere gereksiz yere raĢitizm
tedavisi dozunda D vitamini verilmesidir. Ayrıca, süt çocuklarına tavsiye
edilen D vitamini profilaksi dozlarında da farklılıklar olduğu görülmektedir.
Amaç: Hekimlerin D-vitamini reçeteleme ve dozları konusundaki tercihlerini
tespit etmek ve eczacıların hastalara tavsiyelerini ve davranıĢ biçimlerini
belirlemek.
Yöntem: AraĢtırmamızda birinci basamak sağlık hizmeti veren pediatrist,
pratisyen hekim ve aile hekimleri ile eczacıların D-vitamini kullanımı
konusundaki bilgilerini ve davranıĢlarını ölçen 2 ayrı anket hazırlandı.
Anketler Ġstanbul‟da toplam 226 hekime ve 116 eczacıya yüz yüze
görüĢülerek uygulandı.
Bulgular: Anketimize katılan doktorların %20.4‟ü pratisyen hekim, %11.1‟i
aile hekimi ve %68.6‟sı pediatristti. Anketimize katılan doktorların
1.29±0.59 yaĢına kadar, ortalama 594±1273 (min:400-max:10000) ünite
dozunda profilaktik D-vitamini önerdiği görüldü. Pratisyen hekimler ve aile
hekimlerinin %32‟si, pediatristlerin %68‟i gerekli gördüğü durumlarda tetkik
yapmadan profilaktik D-vitamini dozunu arttırdıklarını belirttiler (p=0,00).
Anketimize katılan doktorlar; diĢ çıkmasını 11.62±3.46, fontanel
kapanmasını 17.03±3.29 ve yürümeyi 16.97±3.49 aydan sonra gecikmiĢ
kabul etmekte idi. Doktorların %51.8‟i raĢitizm tedavisinde tek doz [stoss
tedavi, ortalama 373.076±146.884 (min:150.000-max:900.000) ünite D
vitamini] geri kalanı ise uzun süreli düĢük doz D vitamini önermekte idi.
Eczacı anketimize 53 kalfa, 63 eczacı katıldı. Anketimize katılan eczacıların
%62.4‟ü ailelerin kendilerine reçetesiz D-vitamini tedavisi için baĢvurduğunu
belirtti. Ailelerin eczacılara reçetesiz D-vitamini almak için yıllık baĢvuru
sayısı 32.51±32.9 idi. Reçetesiz baĢvurulara eczacıların %74.4‟ünün D-
vitamini tedavisi önerdiği görüldü. Eczacıların %74.3‟ünün yüksek doz (stoss
tedavi), %25.7‟sinin günlük D-vitamini tedavisi önerdiği ve yüksek doz
tedavide 3.600.000 üniteye kadar D-vitamini önerildiği tespit edildi.
Sonuç: Anketimizde doktorların profilaksi ve tedavide normalden daha
yüksek dozda D-vitamini önerdiği görülmektedir. Eczacıların çoğunluğunun
reçetesiz D-vitamini verdiği ve önerilen dozların D-vitamini
entoksikasyonuna sebep olabilecek yükseklikte olduğu görüldü.
DanıĢman: Dr. Serap Turan
                                                                            49
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:26; 17 May 2006, H&C

ÜSKÜDAR’DAKĠ DOKTORLARIN KUġ GRĠBĠ HAKKINDA GENEL
BĠLGĠ DÜZEYĠ VE KUġ GRĠBĠ KARġISINDAKĠ TUTUMLARI
Sarı M., Karakoç E., Kılıç Ġ., AlibaĢ H., Akbarov A.
GiriĢ: Tavuk vebası veya kuĢ gribi olarak da adlandırılan avian influenzaya
sebep olan A grubu influenza virüsünün H5N1 alt tipinin, son yıllarda bazı
Güney Doğu Asya ülkelerinde kanatlı hayvanlarda ortaya çıktığı ve bu
hayvanlarla sıkı teması olan insanlara da bulaĢarak ölümlere sebep olduğu
ve aynı tip virüsün ülkemizde de saptandığı bilinmektedir.
Amaç: Hastalığın yayılmasının önlenmesinde ve olası bir salgın durumunda
sorumluluk sahibi olan hekimlerin konu hakkında bilgi ve tutumlarını
ölçmektir.
Yöntem: Dokuzu tutumla, 14‟ü ise bilgiyle ilgili olmak üzere toplam 23
sorudan oluĢan bir anket formu, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi (MÜTF),
HaydarpaĢa Numune Hastanesi (HNH) ve Üsküdar Sağlık Ocaklarında çalıĢan
hekimlere uygulanmıĢtır. Hekimlerin bilgi düzeyi bilgi soruları
puanlandırılarak ölçülmüĢ, toplam 27 puan üzerinden ≥20 puan alanların
konuyu iyi bildiği kabul edilmiĢtir. Tutum sorularıyla, kuĢ gribi haberlerinin
ve ülkemizde görülen vakaların hekimlerin günlük yaĢantılarını nasıl
etkilediği araĢtırılmıĢtır.
Bulgular: MÜTF‟de (n=82), HNH‟de (n=46), 20 sağlık ocağında (n=44)
toplam 172 hekimle görüĢülmüĢtür. Hekimlerin %31.4‟ü uzman, %40.4‟ü
asistan, %28.2‟si pratisyen hekimdir. Hekimlerin E/K dağılımı %48.5/%51.5
Ģeklinde olup yaĢ ortalaması 33.8± 6.9SD (23-55) „dir. Katılımcıların
%87.3‟ü kendilerine kuĢ gribi hakkında soru sorulduğunu ifade etmekte,
%51‟i kendilerini bilgi vermek için yeterli, %93.9‟u ise sorumlu
hissetmektedir; %43.6‟sı kuĢ gribi etkeninin sadece adını, %31.5‟i ise
etkenin hem adını hem de grubunu bilmektedir. Ġnsanlara bulaĢma yolları ve
belirtileri genel olarak iyi bilinmektedir. Korunma yollarını bilenler
katılımcıların %28‟ini, tedavide kullanılan ilaçları bilenler ise %37‟sini
oluĢturmaktadır. Hekimlerin %74‟ü kuĢ gribi konusunda endiĢeli olduklarını,
%44‟ü yumurta yeme; %53‟ü ise tavuk yeme alıĢkanlıklarında azalma
olduğunu belirtirken, %57‟si ülkemizde hastalığın yayılmaması için yeterli
önlem alınmadığını düĢünmektedir.
Sonuç: KuĢ gribi ülkemizde güncelliğini sürdürmektedir. Sağlık personelinin
konu hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. ÇalıĢmamızda tüm hekimlerin
etkenin adını ve bulaĢma yollarını belirtilerini bildikleri, korunma yollarını ve
tedavisini ise bilmedikleri saptanmıĢtır. KuĢ gribiyle ilgili yeterli önlem
alınması için öncelikle bu konuda büyük bir sorumluluğa sahip
hekimlerimizin bilgilendirilmesi gerekir.
DanıĢman: Dr. Arzu Uzuner
                                                                                50
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:27; 17 May 2006, H&C

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HASTANESĠ'NDE ÇALIġAN SAĞLIK
PERSONELĠNĠN EL YIKAMA ALIġKANLIĞI
Oo M. M., Cengiz M., Amjad A., Kızıldağ Z., Kolancalı N.
GiriĢ: Sağlık hizmetlerinin sunumunda, baĢvuranlar ile sağlık personeli
karĢılaĢtığı sürece bulaĢıcı hastalık riski olacaktır. Bir sağlık kuruluĢunda
mikroorganizmaların yayılmasını/bulaĢmasını durdurmanın en iyi yolu
standart önlemlere uymaktır. Her bir sağlık personeli (SP), karĢılaĢtığı,
hizmet verdiği kiĢinin hasta olup olmadığını düĢünmeksizin her zaman bu
önlemlere uymalıdır. El yıkama, enfeksiyonların önlenmesindeki en önemli
ve ilk basamaktır.
Amaç: MÜ Hastanesinde çalıĢan SP‟nin el yıkama ile ilgili bilgi, tutum ve
davranıĢlarını değerlendirmek.
Yöntem: MÜ Hastanesi‟ndeki 645 SP‟den, tabakalı-sistematik-örneklemeyle
(asistan, intern, hemĢire, temizlikçi) 222 kiĢi anket, 44 kiĢi gözlem için
seçilmiĢtir. Bir SP, 3 hasta muayenesi süresince standart kontrol listesi ile
gözlenmiĢ, tüm gözlemler bittikten sonra anket uygulanmıĢtır. Gözlem için
37 kiĢiye (%84.09)ve anket için 150 kiĢiye (%67.5)ulaĢılmıĢtır. Veriler SPSS
11.05‟de değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: MÜ‟de SP‟nin sadece %13.5‟i ilk baĢvuranın muayenesinden önce
ellerini yıkamıĢlardır. Eldiven giyilmesi gereken durumların hiçbirisinde,
eldiven giymeden önce SP ellerini yıkamamıĢtır. Ellerin yıkanması
iĢlemindeki basamakları %80 SP baĢarı ile uygulamıĢtır. Öte yandan, SP‟nin
çoğunluğu (%92.7) “sağlık hizmeti veren kurumlarda enfeksiyon yayılıĢını
azaltan en önemli yolun el yıkama” ve “ellerimizi yıkayarak elimizdeki
enfeksiyon yapan mikroorganizmaları azaltabiliriz” (%97.3) yanıtını
vermiĢlerdir. SP‟nin %40‟ı “eldiven giymeden önce eller yıkanmalı” %54.7‟si
“eldiven kullandıktan sonra eller yıkanmalı”, %64.7‟si “hasta muayenesinden
önce eller yıkanmalı” önermesine kesinlikle katılmıĢlardır. Ankette “SP‟nin el
yıkamama nedeni”ni „havlu bulunaması‟ ve „yoğun iĢ temposu‟ olarak
belirtmiĢlerdir. SP‟nin delici/kesici aletlerle yaralanmalarında „Hepatit C
(%72), HIV/AIDS (%72), Hepatit B (%60), Tetanoz (%46)‟un
bulaĢabileceğini belirtmiĢlerdir.
Sonuç: MÜ Hastanesinde yeterli koĢullar (lavabo, su, sıvı sabun ve kağıt
havlu) olmasına karĢın, SP‟nin ellerini gerektiğinde ve gereğince
yıkamadıkları gözlenmiĢtir. Hem SP‟ni hem de hastaneye baĢvuranları
enfeksiyonlardan koruyabilmek amacıyla, SP‟ne standart el yıkamayı
öğretecek hizmet-içi eğitimler düzenlenmeli, tekrarlanmalı ve izlenmelidir.
DanıĢman: Dr. Nilüfer Özaydın

                                                                                51
                                                                                  2006
                                                                         MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:28; 17 May 2006, H&C

ĠSTANBUL KADIKÖY’DEKĠ ECZACI VE ECZACI KALFALARININ
SOĞUK ZĠNCĠR ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLGĠ, TUTUM VE DAVRANIġLARI
Çakır E., YaĢar H. A., Kılıç M., Unkun T., Shhokovhi E.
GiriĢ: Soğuk Zincir istenilen miktarda etkin aĢının, ihtiyacı olan kiĢilere
doğru sıcaklıkta ulaĢmasını sağlayan, insan ve malzemeden oluĢan sisteme
verilen addır. AĢılar çok sıcak veya soğuk ısılara maruz kaldıklarında
etkinliklerini kaybeden maddeler oldukları için soğuk zincir sistemi
çerçevesinde muhafaza edilmelidirler.
Amaç: Bu çalıĢmanın amacı Ġstanbul Kadıköy‟deki eczacı ve eczacı
kalfalarının soğuk zincirle ilgili bilgi tutum ve davranıĢlarını belirlemektir.
Yöntem: Tanımlayıcı olarak planlanan bu çalıĢma, Kadıköy‟de geliĢigüzel
seçilen 100 eczanede yürütülmüĢtür. Veriler eczacı ile kalfalara uygulanan
bir anket ve bir gözlem formu kullanılarak toplanmıĢtır. Ankette eczacı ve
kalfaların sosyodemografik özellikleri ile soğuk zincir bilgisi sorgulanırken
gözlem formu ile soğuk zincir koĢullarının uygunluğu değerlendirilmiĢtir.
Ġstatistiksel analizlerde ki kare ve Fisher testleri kullanılmıĢtır.
Bulgular: ÇalıĢmaya katılanların %65‟ini eczacılar,%35‟ini kalfalar
oluĢturmaktadır. Buzdolabı sıcaklığının bulunması gereken aralığını (2-8 °C)
katılımcıların %45‟i doğru olarak bilmiĢtir. Elektrik kesintisinde acil eylem
planı olanlar, katılımcıların %52‟sini oluĢturmaktadır. Mesleğe baĢladıktan
sonra soğuk zincirle ilgili geliĢmeleri takip edenler %65‟lik bir kısımdır.
Gözlem formuna göre buzdolaplarının %61‟inde termometre bulunmaktadır.
Termometresi bulunan buzdolaplarının %44‟unun doğru sıcaklık aralığında
olduğu gözlenmiĢtir. Buzdolabı üzerinde bir önceki güne ait ısı iĢlem
çizelgesi ise eczanelerin sadece %10‟unda bulunmaktadır. Eczanelerin
%44‟ünde buzdolabı kapağında aĢı tespit edilmiĢtir. Eczacıların soğuk zincir
koĢullarının uygunluğunu bilmeleri ile sosyodemografik değiĢkenler arasında
anlamlı bir iliĢki bulunamamıĢtır (p>0.05).
Sonuç: Ġstanbul Kadıköy‟deki eczanelerde soğuk zincir iĢleyiĢinin yeterli
derecede bilinmediği ve uygulanmadığı görülmüĢtür. AĢılar uygun koĢullarda
saklanmadıklarında etkinliklerini yitiren maddeler oldukları için, eczacı ve
kalfalarının bu konuda bilgilendirilmeleri gerekmektedir.


DanıĢman: Dr. Pınar Ay




                                                                                   52
                                                                           2006
                                                                   MaSCo




                             17 Mayıs 2006




                               13:30-14:30
                               BESLENME
                              Dönem 2 Anfisi
                                Year 2 Hall


                       Oturum BaĢkanı Moderator
                           Merve Pehlivancık




29. SPOR YAPAN ADOLESANLARDA BESLENME BĠLGĠ, TUTUM VE
    DAVRANIġI


30. WELS YEME TUTUMU ÖLÇEĞĠNĠN GEÇERLĠLĠK VE GÜVENĠRLĠLĠĞĠ

31. ERGENLERDE BESLENME ALIġKANLIKLARI VE FĠZĠKSEL AKTĠVĠTE
    DURUMU

32. OBEZ OLANLARLA OLMAYANLAR ARASINDAKĠ YAġAM KALĠTESĠ
    FARKI
33.
34.
      Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
      Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes
      discussion.



                                                                            53
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:29; 17 May 2006, H&C

SPOR YAPAN ADOLESANLARDA BESLENME BĠLGĠ, TUTUM VE
DAVRANIġI
Özer H., Buğur Ġ., Türk E., Gençoğlu Z., Sıngın S.
GiriĢ: Ergen sporcuların günlük enerji ihtiyaçları gerek bu dönemde artan
fizyolojik geliĢim gerekse düzenli spor aktivitelerinden dolayı oldukça
fazladır. Diğer yandan ergenlerin ev dıĢında daha çok zaman geçirmeye
baĢlamasıyla beraber beslenme alıĢkanlıkları değiĢir, ayaküstü atıĢtırma öne
çıkar.
Amaç: Sporcu adolesanların temel beslenme davranıĢlarına iliĢkin beslenme
bilgilerini ve uygulamalarını belirlemek amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Kesitsel tipteki bu çalıĢmanın verisi, sporcu adolesanlara
uygulanmak üzere ilgili literatür taranarak hazırlanmıĢ olan 40 soruluk anket
ile 24 saatlik beslenme çizelgesinden oluĢan formlar ile toplandı. Bu formlar
araĢtırmacılar tarafından 01.03.2006-01.04.2006 tarihleri arasında 4 gün
boyunca, antrenmanlarını Gençlik Spor Ġl Müdürlüğü Burhan Felek Spor
Salonunda gerçekleĢtiren farklı okul ve kulüplerden gelen adolesan
sporculardan onay gösterenlerin tamamına bire bir görüĢme tekniği ile
uygulandı. Ġstatistiksel analiz SPSS 13.0 paket programıyla yapıldı. Verilerin
istatistiksel analizinde Ki-kare ve varyans analizi yöntemleri kullanıldı.
Bulgular: ÇalıĢmamıza katılan 160 sporcu ergen öğrencinin yaĢ ortalaması
14,7 ± 2,1yıl (minimum=10-maksimum=20) olup, %63.8‟i kadındı,
%35.6‟sının ailelerinin aylık gelir düzeyi 500-1500 YTL arasındaydı, %50‟si
voleybol diğerleri ise atletizm ve yüzme ile uğraĢmaktaydı, haftada 3-4 gün
düzenli antrenman yapma süresi ortalama 2 yıldı, hiç biri sigara
kullanmazken, %90‟ı alkol kullanmamaktaydı. Katılımcıların %85‟i günlük
kalori ihtiyaçlarını bilmiyor, %33.1‟i kasların enerji kaynağı olarak ilk önce
protein kullandığını söylerken %32.5‟i vitamin veya mineral, sadece %22.5‟i
ise glikoz kullandığını söylüyordu. Kasların öncelikli enerji olarak glikoz
kullandığını söyleyenlerin %83.3‟ü kadınlardan oluĢuyordu (p=0,005).
Kasların geliĢiminde en etkili molekül olarak %46.9‟u protein derken,
%42.5‟i vitamin veya mineral olduğunu belirtti. Maça çıkmadan önce
sporcuların %25‟i destekleyici ürün (vitamin, mineral, karbonhidrat,
aminoasit tabletleri, sporcu içecekleri, doğal gıdalar v.b) kullanmaktaydı.
Maç dıĢı zamanlarda destekleyici ürün kullananların oranı %27.5 idi.
Katılımcıların %33.1‟i öğün atlamaktaydı. Sporcular, yemek yeme
alıĢkanlıklarını en çok etkileyen kiĢi olarak annelerini daha az sıklıkla baba
ve antrenörlerini belirtmiĢti.
Sonuç: Sporcu adolesanların sağlıklı beslenme konusunda bilgi edinmeye
ihtiyaçları vardır. Annelerin eğitilmesi ve antrenörlerin de bu konuda daha
etkin rol almaları konusunda cesaretlendirilmeleri yararlı olacaktır.
DanıĢman: Dr. Pemra Ünalan
                                                                             54
        2006
MaSCo




         55
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:30; 17 May 2006, H&C

WELS YEME TUTUMU ÖLÇEĞĠNĠN GEÇERLĠLĠK VE
GÜVENĠRLĠLĠĞĠ
Bayram M., Yeniocak S., Erdoğan Z., Eren F.
GiriĢ: Beslenme Ģekli ve boya uygun kiloda olmak sağlık durumunun
belirleyicilerindendir. Yeme tutumu, beslenme alıĢkanlıklarını ve vücut
kitlesini etkiler ancak kiĢisel ve çevresel özelliklerden etkilenerek oluĢtuğu
düĢünülmektedir. Beslenme konusu ile ilgilenen hekimler hastalarının yeme
tutumunu anladıklarında hasta merkezli bir yaklaĢım sunabilmeleri
kolaylaĢacaktır. Yeme tutumunu belirleyen ölçekler bu konuda yol gösterici
olabilir.
Amaç: WELS (weight efficacy life style scale) isimli ölçek, bireylerin yeme
tutumları ve yemek yeme kararlarını etkileyen durumları saptamayı
hedefler. Bu ölçeğin Türkçe çevirisinin geçerliliğini değerlendirmek
amaçlanmıĢtır.
Yöntem: WELS ölçeği kiĢileri yemek yemeye iten olumlu ve olumsuz duygu,
sosyal baskı ve fiziksel problemleri belirleyen ve kiĢilerin yemek karĢısında
kendilerini sınırlayabilme becerilerini değerlendiren beĢ bölüm ve yirmi
yargı cümlesinden oluĢmaktadır. Yanıtlayan kiĢinin, her cümledeki ifadeye
katılma Ģiddeti 0 ila 9 arasında puanlanmaktadır. AraĢtırmacılar Ġngilizce‟den
Türkçe‟ye çevirisi yapılmıĢ ve ön testler sonrasında son haline getirilmiĢ olan
ölçeği Ġstanbul‟da, çevrelerinde yaĢayan ve VKĠ<25 olan, araĢtırmayı kabul
eden kadın ve erkek toplam 150 bireye yüz yüze görüĢerek uygulamıĢtır.
Elde edilen veriler SPSS 11.0 programında değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: Katılımcıların yaĢ ortalamaları 32.54 (±11.21) yıldır (min:16-
maks:66), %59.3‟ü kadın %40.7‟si erkektir. %60‟ı evli, %61.3‟ü lise ve altı,
%38.6‟sı üniversite/yüksek okul ve üstü mezunudur (öğrenci olan
katılımcılar en son bitirmiĢ oldukları okul seviyesine göre değerlendirilmeye
tabii tutulmuĢtur). Ölçeğimiz 9‟lu likert scalası ile değerlendirildikten sonra
katılımcıların yemek yemeye en çok direnebildikleri durum
Sonuç: Ġç tutarlılığı yüksek olan bu ölçek, yeme tutumunu ölçmede
güvenilir bir araç olup, hekimlerin günlük pratiğinde yol gösterici bir ölçek
olarak kullanılabilir.


DanıĢman: Dr. Pemra Ünalan




                                                                                56
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:31; 17 May 2006, H&C

ERGENLERDE BESLENME ALIġKANLIKLARI VE FĠZĠKSEL
AKTĠVĠTE DURUMU
Bingöl D., Arınkan A., Bağlars Ġ., Kılıç S., Ġri H.M.
GiriĢ: Sağlıksız beslenme ve fiziksel inaktivite ergenlerde görülen riskli
davranıĢların bir bölümünü oluĢturmaktadır. Dünya genelinde yapılan
araĢtırmalar, ergenlerin çoğunun sağlıklı beslenme konusunda yeterli bilgi
sahibi olmadığını ve buna bağlı olarak sağlıksız beslenme davranıĢları
gösterdiğini ortaya koymuĢtur. Aynı zamanda TV, bilgisayar gibi faktörler
nedeniyle fiziksel aktivitede azalma görülmüĢtür.
Amaç: ÇalıĢmamızın amacı ergenlerin sağlıklı beslenme konusunda bilgi ve
davranıĢlarını ölçmek, fiziksel aktivite durumlarını belirlemektir.
Yöntem: Bu kesitsel araĢtırmada, 21 soruluk bir anket üzerinden veri
toplanmıĢtır. AraĢtırmacılar tarafından hazırlanan beslenme ve fiziksel
aktivite durumuna yönelik sorulardan oluĢan anket, Üsküdar Halide Edip
Adıvar Lisesi 1. sınıf öğrencilerine gözetim altında uygulanmıĢtır. Mevcut 10
sınıftan 8`ine ulaĢılmıĢtır. Katılımcıların (n=357) boyu, kilosu ve bel çevresi
standart ölçüm aletleri ile ölçülmüĢtür. Daha sonra öğrencilere sağlıklı
beslenme önerileri içeren bir bilgilendirme broĢürü dağıtılmıĢtır. Verilerin
önce sıklık dağılımlarına bakılmıĢ, sınıflandırılmıĢ verilerin
karĢılaĢtırılmasında ki-kare, sürekli değiĢkenlerin karĢılaĢtırılmasında ise t-
testi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Anketimize katılan öğrencilerin %45.6‟sı erkek, yaĢ ortalaması
15.3‟dür. Boy ortalaması 170.3 cm, ağırlık ortalaması 59.1 kg olarak
bulunmuĢtur. Anket sonuçlarına göre katılımcıların %63.9‟u en az bir öğün
atlarken, öğün atlayanlar arasında en sık atlanan öğün %51.3 ile
kahvaltıdır. Katılımcılar besin seçimlerine etkili olan etkenler arasında ilk üç
sırada sağlık, aile ve dıĢ görünüĢü saymıĢlardır. Katılımcıların sadece %1.7‟si
besin piramidinde yer alan besin gruplarını en çok tüketilmesi gerekenden
en az tüketilmesi gereken doğru, doğru sırada sıralayabilmiĢtir. Günde 1
kez fast food tüketimi %33.2‟dir. Öğün aralarında atıĢtırmaca olarak bisküvi,
kek, çikolata, Ģekerlemeyi tercih edenlerin oranı %57.7 ve her gün mutlaka
süt içenlerin oranı ise %40.3‟tür. Düzenli olarak bir sportif faaliyete
katılanların oranı %49.7‟dir. Gün içinde TV ve bilgisayara ayrılan vakit ise
ortalama 5 saattir.
Sonuç: Elde ettiğimiz bulgulara göre, ergenlerin besin piramidi konusunda
bilgilendirilmesi gerekmektedir. Sağlıklı beslenme davranıĢına yönelik
davranıĢ değiĢikliği yaratabilecek müdahalelerin bu yaĢ grubunda planlanıp
uygulanmasına ihtiyaç vardır.
DanıĢman: Dr. Mehmet Akman
                                                                               57
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:32; 17 May 2006, H&C

OBEZ OLANLARLA OLMAYANLAR ARASINDAKĠ YAġAM
KALĠTESĠ FARKI
Demirhan E., Sayıner M., TülübaĢ R., Bentli B., Mahmutoğlu D.
GiriĢ: Obezite, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve
mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Obezite, besinlerle alınan
enerji miktarının, metabolizma ve fizik aktivite ile tüketilen enerji miktarını
aĢtığı durumda ortaya çıkar.
Amaç: Toplumda obez olanlarla olmayanlar arasındaki yaĢam kalitesi farkını
değerlendirmek.
Yöntem: SF 36 (Sağlık Tarama) testini obez olan ve olmayan kiĢilere
uyguladık. KarĢılaĢtırmayı yaparken yaĢ, cinsiyet, sosyal statü gibi özellikleri
aynı tutup kiĢilerin yaĢam kaliteleri üzerinde sadece obezitenin etkisini
görmeye çalıĢtık. Testi 50 tane obez kiĢi ve 50 tane obez olmayan kiĢi
üzerinde uyguladık. Anketlerden topladığımız verileri SPSS ile
değerlendirerek sonuçları aldık.
Bulgular: Orta zorlukta faaliyetlerde, çarĢı pazar torbası taĢımakta, bir kat
merdiven çıkmakta, kısa mesafe yürümekte, yıkanmak, giyinmek gibi iĢlerde
obez olanlarla olmayanlar arasında hareket kısıtlanması farkı görülmemiĢtir.
Fakat, kuvvet gerektiren faaliyetlerde, birkaç kat merdiven çıkmakta,
eğilmek, diz çökmek gibi hareketlerde, uzun mesafe gezilerde obez olanların
olmayanlara göre belirgin biçimde kısıtlanma yaĢadığı gözlenmiĢtir. Son bir
ayda bedensel sorunlar nedeniyle obezler iĢ yada diğer uğraĢları yapmakta
obez olmayanlara göre belirgin bir biçimde zorlanmıĢtır. Son bir ayda
duygusal problemler yüzünden sosyal iliĢkilerin etkilenmesi sorusuna obez
olanların %38‟i çok etkilendiğini, %32‟si epeyce etkilendiğini söylemiĢ fakat
obez olmayanların % 40‟ı hiç etkilenmediğini, %26‟sı biraz etkilendiğini
söylemiĢtir. Geçtiğimiz bir ayda kendinizi sakin ve huzurlu hissettiniz mi
sorusuna obezlerin %24‟ü çok ender, %16‟sı çoğu zaman cevabı vermiĢtir.
Aynı soru obez olmayanlara yönlendirildiğinde ise çok ender cevabının
%6‟ya indiği, çoğu zamanın %40‟a yükseldiği görülmüĢtür.        Sağlığımın
kötüye gideceğini düĢünüyorum sorusuna obez olanların büyük bir kısmı
evet cevabı verirken, obez olmayanların çoğu ise hayır cevabı vermiĢtir.
Sonuç: Sonuçlar doğrultusunda obezlerin ağır ve kuvvet gerektiren iĢleri
yapmakta obez olmayanlara göre daha çok zorlandığını, daha çok duygusal
ve sosyal problem yaĢadığını ve geleceğe daha karamsar baktığını fark ettik.


DanıĢman: Dr. Bahadır Güllüoğlu


                                                                               58
                                                                        2006
                                                                MaSCo




                          17 Mayıs 2006




                            13:30-14:30
      ANNELER, YAġLILAR ve AKILCI ĠLAÇ KULLANIMI
                           Dönem 3 Anfisi
                             Year 3 Hall


                    Oturum BaĢkanı Moderator
                          Hüseyin Arıkan



33. YENĠDOĞAN YOĞUN BAKIMDA TEDAVĠ GÖREN BEBEKLERĠN
    ANNELERĠNĠN PSĠKOLOJĠK DEĞERLENDĠRĠLMESĠ VE EMZĠRME
    DURUMLARI

34. ÜSKÜDAR SELĠMĠYE MAHALLESĠNDE YAġAYAN EV KADINLARININ
    EV KAZALARINDA YAPILACAK ĠLK YARDIM BĠLGĠ DÜZEYĠ

35. BĠR BAKIM EVĠNDEKĠ YAġLILARDA FONKSĠYONEL DURUM VE ÖZ
    SAĞLIK ALGISI

36. AKILCI ĠLAÇ KULLANIMI


37. SAĞLIKLI BEBEKLERDE AġIRI TARTI KAYBINA ETKĠ EDEN
    FAKTÖRLER VE DOĞUM TARTISINI YAKALAMA GÜNÜ


   Her bildiri için 10 dk sunum, 5 dk tartıĢma süresi ayrılmıĢtır.
   Time for each presentations is 10 minutes with 5 minutes
   discussion.



                                                                         59
                                                                         2006
                                                                 MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:33; 17 May 2006, OP&D

YENĠDOĞAN YOĞUN BAKIMDA TEDAVĠ GÖREN BEBEKLERĠN
ANNELERĠNĠN PSĠKOLOJĠK DEĞERLENDĠRĠLMESĠ VE
EMZĠRME DURUMLARI
Börekçi D., Yaylalı G., Uğur A. R., Çavdar M.
GiriĢ: Postpartum Depresyon (PPD) doğumu takiben ilk bir yıl içinde sık
karĢılaĢılan bir problemdir. Bebeği yoğun bakımda yatan annelerde bu risk
daha fazladır. Anne sütü bebekler için en ideal besindir.Prematüre
bebeklerde anne sütü ile beslenme oranları daha düĢüktür.
Amaç: Bu çalıĢmada, yoğun bakıma alınan bebeklerin annelerinin ve sağlıklı
bebeklerin annelerinin depresyon, anksiyete skorları ve bağlanma Ģekilleri
ile bebeklerin 1. ayda sadece anne sütüyle beslenme oranlarını saptamayı
amaçladık.
Yöntem: Sorunsuz hamilelik yaĢayan, sağlıklı bebek doğuran 82 anne ve
bebekleri kontrol grubunu oluĢtururken; yenidoğan yoğun bakımda takip
edilen 63 bebek ve anneleri (n:59), çalıĢma grubumuzu oluĢturmuĢtur. Her
iki grup annelerine, doğumdan hemen sonra bir anket uygulanmıĢtır. 1.
ayda Edinburg Postpartum Depresyon Skalası (EPDS) ve annenin endiĢe
düzeyini saptamak amacıyla genel (trait) ve durum (state) anksiyete
skorlaması ve bağlanma anketi yapılmıĢtır. Ayrıca bebeklerin beslenme
durumları gözlenmiĢ ve fizik muayeneleri yapılmıĢtır.
Bulgular: Her iki grupta annelerin yaĢı, eğitim durumları, pariteleri ve
önceki bebeği emzirmeleri farklı değildi. Yoğun bakımda yatan bebeklerin 37
si (%58.6) prematüre idi. Yoğun bakımda yatan bebeklerin 1.ay sadece
anne sütü ile beslenme oranı sağlıklı bebeklere göre anlamlı olarak düĢük
saptandı (sırasıyla %52 ve %82). PPD saptanan (EPDS≥13) anneler, sağlıklı
grubun %12.2‟sini oluĢtururken; çalıĢma grubunun ise %26‟sını oluĢturdu
(p=0.05). Yoğun bakım annelerinin ortalama EPDS skoru (9.5±5.6), kontrol
grubundan (7.3±4.9) anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.02). Genel-
durum endiĢe skorları ve bağlanma Ģekilleri yönünden karĢılaĢtırıldığında
gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı.
Sonuç: Bebeği yoğun bakımda yatan annelerde PPD riski ve ortalama EPDS
skoru kontrol grubundan daha yüksektir. Yoğun bakımdaki bebeklerin 1.
ayda sadece anne sütü ile beslenme oranları daha düĢüktür. Riskli gruba
psikolojik destek verilmesi annelerin ve bebeklerin sağlığını olumlu yönde
etkileyecektir.


DanıĢman: Dr. Ġpek Akman

                                                                            60
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:34; 17 May 2006, H&C

ÜSKÜDAR SELĠMĠYE MAHALLESĠNDE YAġAYAN EV
KADINLARININ EV KAZALARINDA YAPILACAK ĠLK YARDIM
BĠLGĠ DÜZEYĠ
Özcan B., Kaynak H., Avcı O., Aylak S., AyrıbaĢ B.
GiriĢ: Bir evin içinde veya ona ait yakın çevrede (bahçe, havuz, garaj)
meydana gelen kazalara ev kazası denir. Ġlk yardım ise ani olarak
hastalanan veya kazaya uğrayan kimseye anında, olay yerinde ve çevre
imkânlarından yararlanılarak yapılan, tıbbi olmayan geçici müdahaledir.
YanlıĢ ilk yardım uygulamaları hastaların iyileĢmelerini geciktirmekte, sakat
kalmalarına hatta ölmelerine neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütüne
(WHO) göre tüm yaralanmaların %54‟ünü oluĢturan ev kazalarının baĢında
düĢme, haĢlanma, kesik, yanık, zehirlenme ve yanlıĢlıkla kimyasal madde
içilmesi geliyor.
Amaç: AraĢtırmamızın amacı, ev kazalarına maruziyeti en fazla olan kesimin
yani ev kadınlarının bu kazalar sonucu yapılacak ilk yardım müdahalesi
hakkında bilgi düzeylerini öğrenmektir.
Yöntem: AraĢtırmamız tanımlayıcı bir çalıĢmadır. Hazırladığımız 20 soruluk
anket, 15.03.06 - 05.04.06 tarihleri arasında Selimiye mahallesinde yaĢayan
3245 ev kadınından rasgele seçilmiĢ 92 kiĢiye, yüz yüze görüĢme
yöntemiyle uygulanmıĢtır. Elde edilen verilerin SPSS 11.0‟da sıklık
dağılımları ve ki-kare testiyle çapraz karĢılaĢtırmaları değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: AraĢtırmamıza katılanların %67.4‟ü ilk yardım eğitimi almamıĢtır
ve %80.4‟ü kendisini bu konuda yetersiz hissetmektedir. %67.4‟ü Hızır Acil
Servisin telefon numarasını bilmektedir. Katılımcıların %19.6‟sı kimyasal
sıvıyla zehirlenen hastaya uygulanacak müdahaleyi doğru bilmektedir. Lise
mezunlarının %91.6‟sı yanıklara doğru müdahalede bulunurken, ilkokul
mezunlarının %58.3‟ü doğru yanıtı vermiĢtir. Ortaokul mezunlarının %5.6‟sı
ateli biliyorken, bu oran lise mezunlarında %54.1‟dir.
Sonuç: AraĢtırma verilerimize göre; ilk yardım eğitimi almıĢ olmak bu
konudaki bilgi düzeyini arttırmıĢtır. Ayrıca öğrenim düzeyinin artmıĢ
olmasının ilk yardım bilgi düzeyini de arttırdığı görülmektedir. Fakat ev
kadınlarının ev kazalarında doğru müdahalede bulunmalarında etkin olan
faktörün, eğitim düzeyleri mi yoksa kazaların baĢlarından geçme sıklığı mı
olduğu bir diğer araĢtırma konusudur.


DanıĢman: Dr. Hızır Kurtel



                                                                             61
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:35; 17 May 2006, H&C

BĠR BAKIM EVĠNDEKĠ YAġLILARDA FONKSĠYONEL DURUM VE
ÖZ SAĞLIK ALGISI
Ergün S., Küçükkömürcü E., Ören B., KeniĢ Ö.
GiriĢ: YaĢlılık, 60-65 yaĢlarında baĢladığı kabul edilen; biyolojik, fizyolojik,
duygusal ve fonksiyonel değiĢikliklerin oluĢtuğu bir dönemdir. Fonksiyonel
durum, kendine bakabilme, kendiyle ilgilenebilme ve fiziksel aktiviteleri
gerçekleĢtirme yetisiyle kavramlaĢtırılır. Öz sağlık algısı, sağlık ve ölüm
oranındaki değiĢiklikleri öngören bir kavramdır ve tüm dünyadaki sağlık ve
yaĢlanma araĢtırmalarına dahil edilmektedir.
Amaç: YaĢlıların fiziksel ve fonksiyonel durumlarını ve öz sağlık algılarını
değerlendirmek, bu değiĢkenler arasındaki bağlantıyı araĢtırmak ve bu
değiĢkenleri etkileyen faktörleri saptamak.
Yöntem: Katılımcılarda aranılan kriterler: 60 yaĢının üzerinde olması ve
sağlıklı iletiĢim kurabilmesiydi. KayıĢdağı Darülaceze‟deki sakinlerden
araĢtırma kriterlerimize uyan 146 sakinden 93‟üyle yüzyüze görüĢüldü
(katılım oranı: %66). AraĢtırmamız kesitseldir. Uyguladığımız anket; öz
sağlık algısını ölçen bir soruyu, Ġngilizce‟den Türkçe‟ye doğru prosedürle
çevrilmiĢ Functional Status Quetionnaire‟i ve bu iki faktörü etkileyebileceğini
düĢündüğümüz soruları içermektedir. Functional Status Questionnaire: Basic
activities of daily living (temel günlük hayat aktiviteleri, BADL), intermediate
activities of daily living (ileri günlük hayat aktiviteleri, IADL), psychological
function (psikolojik fonksiyon, PF) ve social activity (sosyal aktivite, SA)
bölümlerinden oluĢmaktadır.
Bulgular: Katılımcıların %65.6‟sı erkek, %34.4‟ü kadındır, yaĢ ortalaması
70‟tir. Öz sağlık algısı puanları ortalaması 100 üzerinden 69.38‟dir. Puan
ortalamaları 100 üzerinden: BADL: 77.53; IADL: 43.13; PF: 66.29 ve SA:
57,96‟dır. BADL, PF ve SA puanları, cinsiyet ve yaĢla öz sağlık algısı puanları
arasında anlamlı bir iliĢki bulunamamıĢtır. Ancak öz sağlık algısı ve IADL
puanları paralel bir artıĢ göstermektedir (p<0.05). Öz sağlık algısı, sabahları
vaktinde uyanmayla da anlamlı bir iliĢki içindedir (p<0.05). YaĢla BADL
puanları arasında anlamlı bir iliĢki vardır, 70 yaĢının altındaki bireylerde
BADL puanı yüksek olanlar %75 iken bu oran 70 yaĢ üzerinde %46‟ya
düĢmektedir. Ağrının kiĢiye verdiği rahatsızlık, BADL‟yi olumsuz
etkilemektedir. (p<0.05) SA puanı, yaĢlılığa bakıĢ açısıyla (p<0.05) ve
kiĢisel iliĢkiler kurabilme yetisiyle (p<0.05) anlamlı bir iliĢki içerisindedir.
Diğer değiĢkenler arasında anlamlı bir iliĢki bulunamamıĢtır.
Sonuç: Öz sağlık algısı ve fonksiyonel durum arasında ancak çok zayıf
bağlantılar olduğundan bahsedilebilir, genelde bu ikisi birbirinden ayrı
kavramlardır.
DanıĢman: Dr. Nadi Bakırcı
                                                                                   62
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Sözel Sunum/Oral Presentation No:36; 17 May 2006, H&C

AKILCI ĠLAÇ KULLANIMI
Aydınlı A., AktaĢ M., Demireller M.
GiriĢ: Akılcı Ġlaç Kullanımı uygun ilaçların, uygun nedenlerle, uygun
zamanda, uygun hastalara, uygun miktarlarda verilmesi olarak
tanımlanabilir.Günümüzde ilaçların akılcı kullanılmaması geliĢmiĢ ve
geliĢmekte olan ülkeler için önemli bir sorun oluĢturmaktadır. ÇalıĢmalar
reçetelerdeki ilaç sayısının, her geçen gün artmakta olduğunu ve bu ilaçların
daha ucuz alternatiflerinin olmasına rağmen, daha pahalı olanlarının tercih
edildiğini göstermektedir.
Amaç: MÜTF Hastanesi‟nin çeĢitli polikliniklerine baĢvuran hastaların yaĢ,
cinsiyet, eğitim durumu vb. gibi kriterlerini göz önünde bulundurarak ilaç
kullanımındaki akılcılığını ölçmektir.
Yöntem: Amaca yönelik 19 sorudan oluĢan anketimizi, Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi‟ne baĢvuran hastalara uyguladık. Yüz
yüze görüĢme metodunu kullanarak uyguladığımız anketimizle 300 hastaya
ulaĢtık. Elde ettiğimiz verilerin öncelikle sıklık dağılımları ve tanımlayıcı
istatistiklerini yaptıktan sonra kategorik değiĢkenlerin karĢılaĢtırılmasında ki-
kare testini kullanmayı planladık.
Bulgular: Anketimize katılan kiĢilerin %59‟u kadın,%41‟i ise erkek
hastalardan oluĢmaktadır, yaĢ ortalaması ise 41‟dir. %55‟i lise ve üzeri
eğitim almıĢtır. Hastanemize baĢvuran hastaların 267‟sinin (%89) sağlık
güvencesi bulunmaktadır. Hastaların %48.3‟ünde 3 aydan uzun süren
hastalık bulunmaktadır. Anketimi uyguladığımız kiĢilerin %70.7 gibi büyük
bir çoğunluğu hasta olduğunda ilk baĢvuruyu doktorlara yapmayı tercih
ederken, %13‟ü hastalandıklarında evdeki ilaçları kullanmaktadır. Kadınların
%33.3‟ü, erkeklerin %40.6‟sı, toplamda ise hastaların %36.3‟ü doktora
baĢvurduğunda kendisine ilaç yazmazsa hastalığının önemsenmediğini
düĢünüyor. Bunun yanı sıra iyi bir doktorun çok ilaç yazan doktor olduğu
kanaatinde olanların sıklığı ise %11.3 olarak belirlenmiĢtir.
Sonuç: Hastalar hekimden hastalıkları, tedavi süresi, yan etkileri ve ilaçları
ne zaman keseceği veya kontrole gelip gelmeyeceği konusunda bilgi
vermesini istemektedir. Hastalara ilaç biriktirmenin yanlıĢ bir uygulama
olduğu ve hastalığının tanısını bilmeden tavsiye üzerine kullandıkları ilaçların
sağlıkları için zararlı olabileceğine yönelik halk eğitimleri yapılması
gerekmektedir. Gelecekte planlanan eğitim programlarına ıĢık tutması ve
akılcı ilaç kullanımının yaygınlaĢtırılması açısından genel olarak toplumda ve
diğer bazı özel hasta gruplarında (çocuklar, gebeler, yaĢlılar vb.) ilaç
kullanma alıĢkanlıkları ve akılcı ilaç kullanımı ile ilgili durum tespitinde


                                                                               63
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
bulunan kapsamlı araĢtırmaların yapılması yararlı olacaktır.
DanıĢman: Dr. Nadi Bakırcı
Sözel Sunum/Oral Presentation No:36; 17 May 2006, H&C

SAĞLIKLI BEBEKLERDE AġIRI TARTI KAYBINA ETKĠ EDEN
FAKTÖRLER VE DOĞUM TARTISINI YAKALAMA GÜNÜ
YaĢar ġ., Karpuz ġ., Oğuz M., Dindar F., Esercan A.
GiriĢ: Bebeklerde yaĢamın ilk 3-4 gününde ekstrasellüler sıvının
kontraksiyonu sonucunda fizyolojik tartı kaybı geliĢir. Yenidoğanların 7-
10.günlerinde doğum tartılarını yakalamaları beklenir.
Amaç: Sağlıklı term bebeklerde yaĢamın ilk haftasında günlük tartı kaybını
izleyerek, fizyolojik ve aĢırı tartı kaybı olan bebekleri ve buna neden olan
faktörleri saptamak ve doğum tartısına ulaĢılan günü belirlemektir.
Yöntem: ÇalıĢmaya Aralık 2005-Nisan 2006 tarihleri arasında M.Ü.
Hastanesinde doğan 50 bebek alındı. ÇalıĢmamız, gözlemsel prospektif
kohort çalıĢma olarak planlandı.Bebeklerin ve annelerinin demografik
verilerinin yanısıra annelerin emzirme bilgi düzeyi ve emzirme problemleri,
bebeklerin beslenme Ģekli ve izlemleri sırasında saptanan hiperbilirubinemi
durumları kaydedildi. Bebekler taburcu olana kadar hergün aynı saatte,
çıplak ve beslenmeden önce tartıldı; olguların günlük tartı kaybı yüzdesi
hesaplandı.Tartı kaybının doğum tartısına göre günde %3‟ten fazla olması
fizyolojik tartı kaybının üzerinde kayıp olarak belirlendi. Bebekler 7.-10.
günlerinde sağlam çocuk polikliniğine kontrole çağrıldı. Doğum tartısını
yakalayamayan olgular haftalık tartı takibine alındı.
Bulgular: Olguların %56‟sı kız olup, tüm bebeklerin %74‟ü sezaryen ile
doğurtuldu.Bebeklerin ortalama doğum ağırlıkları ve gestasyon yaĢları
sırasıyla 2991.9±400(2500-4020)gram ve 38.08±1.9(37-41) haftaydı.
Ortalama yaĢları 32.46±5.3 olan annelerin %68‟i multipar %32‟si
primipardı.Doğum tartısına göre ilk 24 saatte bebeklerin %34‟ünde, ilk 48
saatte %82‟inde ve ilk 72 saatte %92‟sinde aĢırı tartı kaybı gözlenmiĢtir.
Bebeklerin %16‟sının 6.günde doğum tartısına ulaĢtığı belirlenmiĢtir.
Bebeklerin tümünün 3.haftada doğum tartısını yakaladığı saptanmıĢtır.
Olguların hiçbiri rehospitalize edilmemiĢtir. Tartı kaybı fazla olan bebeklerde
sarılık daha sık bulunmuĢtur (p<0.05). AĢırı tartı kaybı ve doğum tartısına
ulaĢma günüyle annenin demografik verileri, eğitim düzeyi, paritesi, kronik
hastalıkları, ilaç kullanımı, emzirme bilgi düzeyi, bebeklerin beslenme Ģekli
ve emzirme problemleri arasında anlamlı bir iliĢki bulunamadı.
Sonuç: Olgu grubumuzda klasik tanıma göre aĢırı tartı kaybı olan bebekler
önemli bir yüzdeyi oluĢturmaktadır ancak bu bebeklerin beslenmeleri
yattıkları sürece daha yakın takip edilmiĢ ve beslenmeleri düzenlenmeden
taburcu edilmemiĢ ve taburculuk sonrasında yakın takibe alınmıĢlardır. Tüm
bebeklerin üçüncü haftada sorunsuz olarak doğum tartısını yakalamasında
bebeklerin yatıĢları süresince yapılan yakın izlemin ve tartı kontrolüne
                                                                              64
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
çağrıldıklarında annelerine verilen eğitimin önemli rolü olduğunu
düĢünmekteyiz.
DanıĢman: Dr. Hülya Bilgen




                   Poster Sunumları
                     Poster Presentations

              o   Dönem 1 - Kendi Evreninizi KeĢfedin
                  Year 1 - Explore Your Universe (EYU)


              o   Dönem 2 - Sağlık ve Toplum
                  Year 2 - Health and Community (H&C)


              o   Dönem 3 – Hastalarımız ve Hastalıklar
                  Year 3 – Our Patients and the Diseases (OP&D)




                                                                             65
                                                                     2006
                                                             MaSCo

                     POSTER PRESENTATIONS
                         16-17 Mayıs 2006


             Dönem 3 – Hastalarımız ve Hastalıklar
             Year 3 – Our Patients and the Diseases (OP&D)


Poster No:
   1. M. Ü. TIP FAKÜLTESĠ HASTANESĠ PERSONELĠNĠN EL YIKAMA
      ALIġKANLIKLARININ DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
   2. GEBELERDE ĠLAÇ KULLANIMI VE POTANSĠYEL
      SONUÇLARININ DEĞERLENDIRILMESI
   3. ÜNĠVERSĠTE HASTANESĠNE BAġVURAN GEBELERDE ĠLAÇ
      KULLANIMI ALIġKANLIĞI
   4. ACĠLE GELEN VAKALARDA KAZA ORANLARI
   5. ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN SUPRAKONDĠLER HUMERUS
      KIRIKLARI VE HASTALARIN POSTOPERATĠF
      DEĞERLENDĠRMESĠ
   6. MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ HASTANESĠ ACĠL
      SERVĠSĠNE BAġVURAN HASTALARDA SĠGARA VE HASTALIK
      ĠLĠġKĠLENDĠREBĠLME BĠLĠNÇ DÜZEYĠ
   7. MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HASTANESĠ' NDE ÇALIġAN
      DOKTORLARIN SENKOP VE ANĠ KARDĠYAK ARREST
      HAKKINDAKĠ YAKLAġIMLARININ DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
   8. MÜTF GENEL PEDĠATRĠ POLĠKLĠNĠĞĠNE YAPILAN
      BAġVURULARDA TANI VE TEDAVĠ SÜRECĠNĠN
      DEĞERLENDĠRĠLMESĠ




                                                                      66
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Poster No:1; 17-18 May 2005, OP&D

M. Ü. TIP FAKÜLTESĠ HASTANESĠ PERSONELĠNĠN EL YIKAMA
ALIġKANLIKLARININ DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Uğurluoğlu H., Keğin M., ġahin B., Kabakcı D., OdabaĢı A.
GiriĢ: Günümüzde hastane enfeksiyonları önemli bir mortalite ve morbidite
sebebi oluĢturmaktadır. Bu enfeksiyonların büyük bir kısmı düzenli el
yıkama ile önlenebilmesine rağmen ortalama olarak hastane yatıĢlarının
%5-10‟unun hastane enfeksiyonu kökenli olduğu bildirilmiĢtir.
Amaç: Bu araĢtırmada Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde
görev yapmakta olan personelin (Doktor, intern, hemĢire, hizmetli) el
yıkama ile ilgili bilgi, tutum ve davranıĢlarını belirlenmesi amaçlanmıĢtır.
Yöntem: ÇalıĢmamız kesitsel araĢtırma Ģeklinde yürütülmüĢ ve 97 (35
erkek, 62 kadın) hastane personeline 12 sorudan oluĢan bir anket ile
yapılmıĢtır. Anketimizde kiĢisel bilgiler (YaĢ, Cinsiyet) dıĢındaki sorular
çoktan seçmeli olup iki soruda birden fazla seçenek iĢaretlenebilmekte idi.
Anket personele dağıtılıp tekrar toplanmak sureti ile uygulanmıĢtır.
ÇalıĢmamız ġubat- Mart ayları içerisinde yürütülmüĢtür. Anket sonucunda
elde edilen veriler SPSS 11.0 programı ile değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: ÇalıĢmamıza katılan 97 hastane personelinin 6‟sı uzman doktor,
27‟si asistan doktor, 18‟i intern, 29‟u hemĢire ve 17‟si de hizmetlidir. 91
personelin herhangi bir hastalığın taĢıyıcısı olmadığı ve 6‟sının ise bir
hastalık taĢıyıp taĢımadığını bilmediği tespit edildi. AraĢtırmaya katılan
personelin %82‟si ellerini sıvı sabunla yıkadıklarını belirttiler. El yıkamanın
hastane enfeksiyonlarını yüzde kaç önleyebileceği konusunda ise
katılımcıların 45‟i %60 oranında, 31‟i ise %95 oranında önlenebileceğini
ifade ettiler. El yıkama ile önlenebilecek enfeksiyonları sorduğumuzda ise
personelin %67 si MRSA ve %62.9‟u hepatitin önlenebileceğini belirttiler.
Sonuç: Hastanemiz personelinin el yıkamanın öneminin farkında oldukları
ve bu konudaki bilgi, tutum ve davranıĢlarının yeterli seviyede olduğu
sonucuna varılmıĢtır.


DanıĢman: Dr. Arzu DenizbaĢı




                                                                                  67
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Poster No:2; 16-17 May 2006, OP&D

GEBELERDE ĠLAÇ KULLANIMI VE POTANSĠYEL
SONUÇLARININ DEĞERLENDIRILMESI
Koçman A., Serim A., Erenoğlu Ç. M., Çin B.
GiriĢ: Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde piyasadaki ilaçların bir kısmının
gebelikte kullanım tehlikeleri hakkındaki bilgiler halen kısıtlıdır. Ülkemizde
gebelikte ilaç kullanımı ile ilgili sınırlı sayıda araĢtırma bulunmaktadır.
Amaç: Biz bu çalıĢmada ülkemizde gebelikte ilaç kullanım sıklığını,
kullanılan ilaç türlerini ve kategorilerini tespit edip, kullanılan ilaçların
gebelik sonuçlarına olabilecek olası etkilerini araĢtırmayı planladık.
Yöntem: AraĢtırmamız MÜTF Kadın Hastalıkları ve Doğum AD, Farmakoloji
AD ve ICP grubumuzun ortak bir çalıĢmasıdır. Gebeliğin ilk 3 ayında alınan
ilaçların, anne ve bebek sağlığı açısından etkileri, bebek ağırlıklarına,
gestasyonel yaĢa ve doğumdaki APGAR skoruna herhangi bir etkisinin
bulunup bulunmadığı araĢtırmamızın kapsamı içindedir. 2004-2006 yılları
arasında M.Ü. Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde doğum
yapmıĢ hastalar çalıĢma kapsamına alındı. Hasta verileri rastgele seçilen 100
hastanın dosyaları retrospektif olarak taranarak elde edilmiĢtir. Gebelerin
demografik özellikleri, kullanılan ilaçlar, doğum tipleri, bebek doğum ağırlığı
ve cinsiyetleri, APGAR skorları veri toplama formlarına retrospektif olarak
geçirilmiĢtir. Veriler “SPSS ver.13” programı ile analiz edilmiĢtir. Ġstatistiksel
analizlerde korelasyon testi ve yüzde hesabı kullanılmıĢtır.
Bulgular: Anketimize katılan annelerin yaĢları 21 ve 45 arasında
değiĢmekteydi. Gebelerin çoğunluğunun ilk trimesterde ilaç kullanmakta
olduğu tespit edildi. Gebelikte ilaç kullanımının büyük oranda vitamin
replasmanı olduğu izlendi. Proflaksi amacı dıĢında herhangi bir tıbbi
problemden dolayı ilaç kullanan gebelerde mevcuttu. Doğan bebeklerin ise
%47‟si erkek, %46‟sı kız cinsiyetli olarak bulundu. Bu bebeklerin %6‟sının
cinsiyeti bizim taradığımız kayıtlarda bulunamadı. Takviye amacıyla alınan
Folik Asit ve multivitamin haplarının çok kullanılan ilaçlar olduğu bulundu.
(%56) Bu ilaçların kullanımıyla bebeklerin sağlık durumları arasında bir
korelasyon saptanamamıĢtır (p>0.05). Diğer ilaçların kullanılmasında da
yeterli gebe sayısına ulaĢılmadığından gebelik üzerine olan etkileri
saptanamamaktadır. Bu ilaçlar için daha yüksek sayılarda anlamlı veriler
elde etmek için daha fazla sayıda gebeye ulaĢmak gerekmektedir. Kullanılan
ilaçlar arasında antibiyotikler, hormon replasman ajanları, antikoagülanlar,
kortizon ve NSAID tipi ilaçlar bulunmaktadır.
Sonuç: AraĢtırmamızın sonuçlarına göre Folik Asit ve multivitamin
kullanımının herhangi bir konjenital anomali ve hastalık açısından risksiz
sayılabilecek düzeyde olduğu tespit edilmiĢtir. Ülkemizde gebelikte vitamin
kullanımı önemli ölçüde yaygındır. Diğer ilaçlar için yeterli sayıda diğer türde


                                                                                68
                                                                                2006
                                                                        MaSCo
ilaç kullanan gebe bulunmadığından risk tespiti yapılamamıĢtır.
DanıĢman: Dr. Alin BaĢgül
Poster No:3; 16-17 May 2006, OP&D

ÜNĠVERSĠTE HASTANESĠNE BAġVURAN GEBELERDE ĠLAÇ
KULLANIMI ALIġKANLIĞI
ġahan E., Demirel K., Karaosmanmemet A., Calp S.
GiriĢ: Anne adaylarının gebeliklerinin ilk aylarında ve gebe kalmadan önceki
son aylarda kullandıkları ilaçların bilinmesi, ilaçlara bağlı teratojenite riskinin
değerlendirilmesi açısından son derece önem taĢımaktadır. Bu konuda kabul
edilen risk sınıflandırmasına göre bütün ilaçlar, A, B, C, D ve X
sınıflandırmasına göre değerlendirilmektedirler.
Amaç: Sağlık hizmetinde son basamak olarak değerlendirilen üniversite
hastanesine baĢvuran gebe hastaların gebelik öncesi ve gebelikleri sırasında
kullandıkları ilaçların araĢtırılması ve ilaç kullanımlarını etkileyebilecek bazı
sosyodemografik özellikleri ve alıĢkanlıklarının araĢtırılması amaçlandı.
Yöntem: Bu amaçla 3 Ocak.2006 ile 21 Mart 2006 tarihleri arasında
Marmara Üniversitesi Gebelik Polikliniği‟ne gebelik takibi için baĢvuran ve
araĢtırmaya katılmayı kabul eden toplam 53 hasta ile yüz yüze görüĢme
yoluyla anket uygulandı. Ankette; gebelerin, sosyodemografik özellikleri ve
gebelik öncesi son 1 ay ve gebelikleri sırasında ilaç kullanım alıĢkanlıkları
sorgulandı.
Bulgular: Ortalama 29 yaĢında, %59‟u ev hanımı, % 68‟i ilköğretim ve lise
mezunu,%66‟sı ev hanımı, %83‟ü sosyal güvence sahibi, %47‟si 1000YTL
den az aylık geliri olan toplam 53 gebe ile görüĢüldü. Gebeliğini ortalama
33.6. gününde öğrenen bu kadınların %49‟u son adet tarihinden 1 ay
öncesine kadar, %21‟i ise gebeliğini öğrendiğinde en az bir adet ilaç
kullandığını belirtti. Gebelik öncesinde ilaç kullananların ortalama 1.6 ilaç
kullandığı ve bu ilaçların % 15.4‟ünün X sınıfı teratojen ilaç olduğu ve
gebelik sırasında ise ortalama 1.7 ilaç kullandığı ve bu ilaçların % 5.6‟sının X
sınıfı teratojen ilaç olduğu tespit edildi.
Sonuç: Kadınların gebeliklerini erken dönemde fark ettikleri, yaklaĢık
yarısının gebelik öncesinde ilaç kullandıkları buna karĢın gebeliklerini
öğrendiklerinde bunun %57 oranında düĢüĢ gösterdiği görüldü. Ayrıca
gebelik öncesi ve sırasında yüksek risk sınıfından (X) teratojen ilaçların az
olmakla beraber kullanıldığı sonucuna varıldı.


DanıĢman: Dr. Ahmet Akıcı


                                                                                 69
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Poster No:4; 16-17 May 2006, OP&D

ACĠLE GELEN VAKALARDA KAZA ORANLARI
Demirkol M. E., ġahin H. H., ġimĢek M. H., Demirel H.
GiriĢ: Kaza denilince beklenmedik bir zamanda ve beklenmedik Ģekilde
oluĢan yaralanmalara, can ve mal kayıplarına neden olan olayları anlarız.
Çocuklar kazalara daha fazla maruz kalmaktadır. Çocuklarda görülen
kazaların büyük kısmı evde meydana gelmektedir. Etraflarındaki nesnelere
aĢırı ilgi gösteren, zamanlarının çoğunu etrafı kurcalamak ve öğrenmeye
çalıĢmakla geçiren çocuklar, el ve vücut maharetlerinin yetiĢkinlerden daha
az olması nedeniyle risk altındadırlar. Sağlık Bakanlığı, 112 acil sağlık
hizmetlerine, bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların %79`unun ev
kazaları ve yaz döneminde yaĢanan boğulmalara bağlı olduğunu belirterek
durumun önemini vurgulamıĢtır.
Amaç: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil‟e baĢvuran
son 1 yıldaki hastaların baĢvurma nedenlerinin ne kadarının kazalardan
kaynaklı olduğunu tespit etmek ve bu kazaların, genel olarak kaza
sınıflandırmalarına göre oranlarını belirlemek.
Yöntem: AraĢtırmamızın ilk bölümünde Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesi Çocuk Acil bölümünün son 1 yıllık kayıtları incelendi. Bunların
içinden 213 baĢvurunun kazalarla alakalı olduğu tespit edildi. Ġkinci bölümde
ise bu kayıtların dosyalarına ulaĢılacak, daha detaylı bilgi sağlanacak ve elde
edilen veriler oranlar halinde sunulacak.
Bulgular: ÇalıĢmamızda yer alan 213 kayıtın %58‟i erkek, %42‟si kızdır.
Acile getirilen çocukların yaĢları 4 ay ile 17 yaĢ arasında değiĢmektedir.
Bunların %56`sı 2-4 yaĢ arası çocuklardan oluĢmaktadır. Hastaların %66‟sı
kimyasal madde zehirlenmesiyle, %21‟i travmayla, %3‟ü ilaç
zehirlenmesiyle, %6‟sı yabancı madde yutma durumuyla, %2‟si kesiyle,
%1‟i yanıkla, %1‟i böcek ısırığıyla baĢvurmuĢtur.BaĢvuran hastaların %1‟i
intihar giriĢimiyle hastaneye getirildi. BaĢvuruların %55‟ine korozif madde
zehirlenmesi tanısı konuldu. Hastaların %20‟si ilgili poliklinik ve hastanelere
sevk edilirken %68‟i taburcu edildi. Hastaların %3‟ü ise hastaneye yatırıldı.
Sonuç: Yaptığımız çalıĢmada kaza sebebiyle acile getirilen çocukların
çoğunun ev kazalarına maruz kaldığı ve bunların içinde de en çok kimyasal
madde zehirlenmelerine maruz kaldıkları gözlendi.


DanıĢman: Dr. Refika Ersu




                                                                              70
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Poster No:5; 16-17 May 2006, OP&D

ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN SUPRAKONDĠLER HUMERUS
KIRIKLARI VE HASTALARIN POSTOPERATĠF
DEĞERLENDĠRMESĠ
Bedir O., Vural A., Arici M., Bayrak A.
GiriĢ: Suprakondiler humerus kırıkları çocuklarda en sık görülen dirsek
kırıklarıdır. Suprakondiler humerus kırıklarının oluĢum mekanizması
genellikle ekstansiyon pozisyonundaki dirseğin sert bir zemin üzerine
çarpması Ģeklindedir. Bu kırıklar, kırık fragmanların birbirleriyle olan
iliĢkilerine göre konservatif veya cerrahi olarak tedavi edilir.
Amaç: Suprakondiler humerus kırıklarının tedavileri hakkında fikir sahibi
olmak, tedavi süresi içerisinde ve tedavi sonrasında oluĢabilecek
komplikasyonları değerlendirmektir.
Yöntem: Marmara Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji
Kliniğinde 06/08/2003-01/03/2006 tarihleri arasında suprakondiler humerus
kırığı nedeniyle konservatif veya cerrahi tedavi uygulanmıĢ 19 hastanın
dosyalarını inceledikten sonra ikisi ile yüz yüze, dokuzu ile telefonla
görüĢtük. Hastalara onar soru sorduk, yüz yüze görüĢtüğümüz hastaları
ayrıca muayene ettik. GörüĢemediğimiz hastalarla ilgili verileri ise hasta
dosyalarından elde ettik.
Bulgular: ÇalıĢmaya katılan hastaların 14‟ü (%73.7) erkekti.Değerlendirilen
hastaların yaĢ ortalaması 7.8 idi. Gartland sınıflamasına göre hastaların
kırıklarının 3‟ü (%15.7) Tip I, 6‟sı (%31.5) Tip II, 10‟u (%52.6) Tip III
kırıklardan oluĢmaktaydı. Hastaların 12 sinde (%63.2) sağ, 7‟sinde (%36.8)
ise sol dirsek tutulumu vardı. Tip I (ayrılmamıĢ) kırığı olan 3 hastaya 3 hafta
süreyle uzun kol alçısı Ģeklinde konservatif tedavi uygulanmıĢtı. Kalan 16
hasta (Tip II ve III; kısmi veya tam ayrılmıĢ) ise cerrahi olarak tedavi
edilmiĢti. Bu hastalara genel anestezi altında, skopi cihazı kontrolünde,
kapalı redüksiyon ve perkütan telleme yapılmıĢtı. Ġki hasta erken dönemde,
redüksiyonun bozulması nedeniyle, tekrar opere edilmiĢti. Postoperatif 3
hafta uzun kol alçısı uygulanan hastaların, bu süre sonunda alçıları açılarak
telleri çekilmiĢ ve dirsek hareketlerine baĢlanmıĢtı. Postoperatif dönem
hasta değerlenmesinde hastaların dirsek hareket açıklığı, deformite, sinir
arazı ve cerrahi yara problemleri değerlendirildi. Tüm hastaların dirsek
hareket açıklıkları tamdı ve hiçbir hastada deformite saptanmadı. Bir
hastada ulnar sinir tutulumuna bağlı hareket ve duyu kaybı geliĢmesi
dıĢında sinir yaralanması görülmedi. Yara problemi hiçbir hastada oluĢmadı.
Sonuç: YapmıĢ olduğumuz araĢtırma neticesinde hastalar genel olarak
tedaviden sonraki fonksiyonel ve kozmetik durumlarından memnundular. Tip
I suprakondiler humerus kırıklarında alçı tedavisi, Tip II ve III kırıklarda ise
cerrahi tedavi ile baĢarılı sonuçlar alınmaktadır.
DanıĢman: Bülent Erol
                                                                              71
                                                                               2006
                                                                      MaSCo
Poster No:6; 16-17 May 2006, OP&D

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ HASTANESĠ ACĠL
SERVĠSĠNE BAġVURAN HASTALARDA SĠGARA VE HASTALIK
ĠLĠġKĠLENDĠREBĠLME BĠLĠNÇ DÜZEYĠ
TaĢ E., Doğan E., Uçkun U., Aruğaslan E., Sağlam E.
GiriĢ: Çağımızın kanser, kalp krizi, akciğer hastalıkları gibi mortalitesi
yüksek hastalıkları için sigara temel risk faktörlerinden birisidir. Bu gibi
hastalıkların akut komplikasyonlarıyla acil servise baĢvuran hastalara sık
rastlanmaktadır.
Amaç: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine baĢvuran
hastaların yaĢ, cinsiyet, sosyo-ekonomik durumları gibi kiĢisel faktörlerinin;
sigara içme oranlarının; altta yatan diğer kronik hastalıklarının birbirleriyle
iliĢkisini ve hastaların bu konudaki bilgi düzeyini ölçmek.
Yöntem: ÇalıĢmamız Ocak, ġubat ve Mart 2006 tarihlerinde Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine baĢvuran hastalarla yüz
yüze görüĢme Ģeklinde yaptığımız anketlerden elde ettiğimiz verilerden
oluĢmaktadır. Veriler daha sonra „SPSS 11.0.0 for Windows‟ programına
aktarılarak değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: AraĢtırmamızda 52 erkek, 48 kadın olmak üzere 100 hasta
incelenmiĢtir. Hastaların %69‟u Ģu an sigara içmiyor ve bu grubun da %43‟ü
daha önce sigara içmiĢ. Sigar içen hastaların %83.3‟ü yılda 3 kereden az acil
servise baĢvururken; sigara içmeyenler acil servise sigara içenlere göre
daha sık baĢvurmaktadır. Hastaların öğrenim seviyesi arttıkça sigara içme
sıklığının arttığını gözledik. Sigara içen hastaların %58‟i direk sigaraya bağlı
bir hastalık geçirdiğini düĢünmüyor.
Sonuç: AraĢtırmamız sonucunda elde ettiğimiz veriler, acil servise baĢvuran
hastaların sigaranın yol açtığı sağlık sorunları hakkında bilgi düzeylerinin
yeterli olmadığı saptanmıĢtır.


DanıĢman: Dr. Arzu DenizbaĢı




                                                                                72
                                                                             2006
                                                                    MaSCo
Poster No:7; 16-17 May 2006, OP&D

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HASTANESĠ' NDE ÇALIġAN
DOKTORLARIN SENKOP VE ANĠ KARDĠYAK ARREST
HAKKINDAKĠ YAKLAġIMLARININ DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Kanar B. G., Aktepe U., SubaĢı C. F., Keskin O.
GiriĢ: Dünyada ve ülkemizde kalp ve damar hastalıkları eriĢkin nüfustaki en
önemli ölüm nedenidir. Kardiyovasküler ölümlerin yaklaĢık yarısının ani
ölüm olarak gerçekleĢtiği ve bunlara yerinde ve çok acil müdahale gerektiği
de bilinmektedir.
Amaç: Bu bilgiler ıĢığında Marmara Üniversitesi Hastanesi‟nde çalıĢan
doktorların ve internlerin senkop veya ani kardiyak arrestle karĢılaĢmaları
durumunda müdahale için kendilerini yeterli hissedip hissetmediklerini ve
temel bilgi düzeylerini araĢtırdık.
Yöntem: 18 sorudan oluĢan anketimizi Marmara Üniversitesi Hastanesi`
nde çalıĢan doktor ve internlere uyguladık. Verileri SPSS 11.0 Programında
değerlendirdik.
Bulgular: Anketimizi 40 uzman doktor ve 32 intern doktor olmak üzere
toplam 72 sağlık çalıĢanına uyguladık. Anket yaptığımız tüm doktorların
yaklaĢık %14 ünün Ģimdiye dek hastane dıĢı ortamda arrest olmuĢ bir
hastaya bir Ģekilde müdahalede bulunmuĢ olduğu görüldü. Tüm doktorların
% 77 si böyle bir acil bir olgu karĢısında kendisini yeterli hissetmediğini
ancak elinden geleni yapmaya çalıĢacağını vurguladı. Doktorların ancak %
15 i, intern doktorlarınsa ancak % 6 sı acil durumda gerekeni rahatlıkla
yapabileceğini belirtti. Ankete katılanlar hastanemizde acil müdahale ve
temel yaĢam desteği konusunda düzenli bir eğitim verilmediğini bildirdiler.
Sonuç: Anketimizin sonucunda elde ettiğimiz verilere göre Marmara
Üniversitesi Hastanesi‟nde çalıĢan doktorların hastane dıĢı ortamda arrest
olgusuna müdahalede kendilerini yeterli hissetmedikleri görülmektedir.
Hastanemiz çalıĢanlarının acil müdahale ve temel yaĢam desteği
konusundaki bilgi ve yeterliliğini artırmak için düzenli eğitim sağlanması
yerinde olacaktır.


DanıĢman: Dr. Ali Serdar Fak




                                                                              73
                                                                                 2006
                                                                         MaSCo
Poster No:8; 16-17 May 2006, OP&D

MÜTF GENEL PEDĠATRĠ POLĠKLĠNĠĞĠNE YAPILAN
BAġVURULARDA TANI VE TEDAVĠ SÜRECĠNĠN
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Çağlıöz H., Çakırsoy G., Pehlivancık M., Ġlaslan H.
GiriĢ: Ülkelerin geliĢmiĢlik bakımından en önemli göstergeleri, çocuk sağlığı
ve hastalıkları ile ilintili verilerdir. Çocuk sağlığı ve hastalıkları ile ilgili
konular, büyük oranda toplumun sosyoekonomik koĢulları, kültür düzeyi,
çevre sağlığı koĢulları ve sağlık hizmetlerinin niteliği ile yakın iliĢki gösterir.
Amaç: Marmara Üniversitesi Genel Pediatri Polikliniğine yapılan baĢ
vurularda hastaların aldıkları ön tanı ve gerçek tanının birbiriyle tutarlılığını,
gerçek tanıya ne kadar sürede ulaĢıldığını, hastalardan sıklıkla istenen
tetkilerin neler olduğunu ve sık tanı alan hastalıkları belirlemeyi hedefledik.
Yöntem: Marmara Üniversitesi Hastanesi genel çocuk polikliniğine baĢ
vuran hasta çocukların ebeveynleriyle yüzyüze görüĢerek, hasta seçiminde
ayrım yapmadan ilk muayene sırasında ve kontrolden sonra anket
uyguladık. AraĢtırmamız kesitsel tanımlayıcı niteliktedir. Verilerimizi SPSS
12.0 for Windows programında değerlendirdik. ÇalıĢmamız halen devam
etmektedir.
Bulgular: AraĢtırmamızda Ģimdiye kadar ulaĢılan 14 çocuğun %57.1`i kız,
%42.9`u erkektir. Hastaların yaĢ ortalaması 5.9 dur. Hastaların baĢvurudaki
Ģikayetleri sırasıyla %43 idrarda kan, %21 karın ağrısı, %14 ateĢ, %7
kusma ve ishaldir. Hastalardan en sık istenen tetkikler sırasıyla %71 idrar
tahlili, %64 idrar kültürü, %57 kan sayımı ve %36 radyografidir. Hastaların
%21 inde MRI, USG, EEG gibi ileri tetkiklere baĢ vurulmuĢtur. Ön tanıyla
gerçek tanının tutarlılığı %78‟dir.
Sonuç: AraĢtırma mayıs 2006 tarihinde tamamlanıp sunulacaktır.


DanıĢman: Dr. Fazilet Karakoç




                                                                                  74
                                            2006
                                    MaSCo



POSTER PRESENTATIONS


   16-17 Mayıs 2006




Dönem 2 - Sağlık ve Toplum
Year 2 - Health and Society (H&C)




                                             75
                                                            2006
                                                    MaSCo

Poster No:
   9. TIP DOKTORLARI VE VETERĠNER HEKĠMLER HAYVAN
      DENEYLERĠNE NASIL BAKIYOR?
   10. EMZĠRME DÖNEMĠNDEKĠ KADINLARIN ĠLAÇ VE KĠMYASAL
       MADDE KULLANIMI ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLGĠ DÜZEYLERĠNĠN
       GÖSTERĠLMESĠ
   11. HUZUREVĠNDE YAġAYAN YAġLILARIN YAġAM KALĠTESĠ VE
       YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠ EDEN FAKTÖRLER
   12. ÜMRANĠYE MERKEZ SAĞLIK OCAĞINA GELEN 20 YAġ VE
       ÜZERĠ KADINLARIN MEME KANSERĠ VE KENDĠ KENDĠNE
       MEME MUAYENESĠ HAKKINDAKĠ BĠLGĠ VE TUTUMLARI
   13. YURT YAġAMININ ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNĠN SAĞLIĞI
       ÜZERĠNDEKĠ ETKĠLERĠ
   14. MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HUKUK FAKÜLTESĠ
       ÖĞRENCĠLERĠNĠN HASTA HAKLARI HAKKINDAKĠ BĠLGĠ
       DÜZEYĠ
   15. ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNĠN HIV/AIDS VE DĠĞER CĠNSEL
       YOLLA BULAġAN HASTALIKLAR (CYBH) HAKKINDA BĠLGĠ,
       TUTUM VE DAVRANIġLARININ ÖLÇÜMÜ
   16. ÜMRANĠYEDE SAĞLIK OCAKLARINDAN HĠZMET ALAN
       KĠġĠLERĠN SAĞLIK HĠZMETLERĠNE BAKIġLARI
   17. KAN BANKAMIZIN DONÖR PROFĠLĠ
   18. ECZANE KALFALARININ YARALANMALARA YÖNELĠK
       ĠLKYARDIM BĠLGĠSĠNĠN DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
   19. FARKLI EĞĠTĠM VE MESLEK GRUPLARINDAN KADINLARIN
       OSTEOPOROZ VE MENAPOZ HAKKINDAKĠ BĠLGĠ DURUMLARI
   20. MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ HASTANESĠ,
       ONKOLOJĠ ANABĠLĠM DALINDA TEDAVĠ GÖREN HASTALARIN
       FĠZĠKSEL, EKONOMĠK, SOSYAL, PSĠKOLOJĠK SORUNLARININ
       DEĞERLENDĠRĠLMESĠ



                                                             76
                                                                                2006
                                                                        MaSCo
Poster No:9; 16-17 May 2006, H&C

TIP DOKTORLARI VE VETERĠNER HEKĠMLER HAYVAN
DENEYLERĠNE NASIL BAKIYOR?
CoĢkun M., CoĢkun S., Tükenmez M., ÇalıĢkan E., Elibol P.
GiriĢ: Hayvan sınıfı içerisinde bulunan insanoğlu bilimde ve sağlıkta ilerleme
amacıyla insana benzer organizmalar üzerinde çalıĢmalar yapmakta ve
hayvanları deneylerde kullanmaktadır.
Amaç: Bu düĢünceden hareketle, hayvan deneylerinin veteriner hekim ve
tıp doktorları tarafından nasıl karĢılandığını, daha önce bu konuda çalıĢma
yapıp yapmadıklarını ve nasıl bir bakıĢ açısına sahip olduklarını belirlemeyi
hedefledik.
Yöntem: AraĢtırma yöntemimiz 42 soruluk bir anket Ģeklinde düzenlenip
Kadıköy, Kartal ve Avcılar ilçelerine uygulanmıĢtır. Toplam 200 kiĢiden
oluĢan katılımcıların seçimi randomize olarak yapılmıĢtır. Elde edilen veriler
SPSS programında değerlendirilip; sıklık dağılımları ve sınıflandırılmıĢ veriler
için ki kare, sürekli değiĢkenlerin karĢılaĢtırılması için t- testi kullanılmıĢtır.
Bulgular: Anketimize katılan kiĢilerin %59‟u erkek (118),%41‟i kadındır
(82). Anket sonuçlarına göre katılımcıların %77.85‟i evcil hayvan
beslemekte, % 75.8‟lik grup ise hayvan deneylerine karĢı çıkan aktivist
hareketlere karĢı bulunmaktadır. Veteriner hekimlerin %100‟ü deney
hayvanı etik kurulunun varlığından haberdarken, tıp doktorlarında bu oran
%94.8‟dir. AB ülkelerinde yasal düzenlemelerin varlığından haberdar tıp
doktoru yüzdesi 74.3 iken, veteriner hekim yüzdesi ise 89.3‟dür.
Sonuç: Elde ettiğimiz bulgulara göre, katılımcıların çoğu hayvanlara karĢı
duyarlı olmakla birlikte, insan sağlığında ilerlemelere destek olmak amacıyla
yapılan deney hayvanı kullanımını destekleyici görüĢtedirler.


DanıĢman: Dr. Berrak Yeğen




                                                                                 77
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Poster No:10; 16-17 May 2006, H&C

EMZĠRME DÖNEMĠNDEKĠ KADINLARIN ĠLAÇ VE KĠMYASAL
MADDE KULLANIMI ĠLE ĠLGĠLĠ BĠLGĠ DÜZEYLERĠNĠN
GÖSTERĠLMESĠ
GüneĢ Z., MemiĢ I., Yumuk R., Durucu B., Üner C.
GiriĢ: Gebelik ve emzirme döneminde ilaç veya değiĢik bitkisel maddelerin
kullanımı oldukça hassas bir konudur. Bu dönemde maruz kalınan maddeler
bebeğin bedensel ve zihinsel geliĢimini etkileyebilir. Kulaktan dolma veya
çevreden edinilen bilgilerle ilaç veya bitkisel maddelerin kullanımı önemli
sağlık ve sosyal sorunları da beraberinde getirebilir.
Amaç: Bu çalıĢmaya katılan annelerin ilaç ve kimyasal madde kullanımları,
bunun sıklığı, fayda ve zararları hakkında bilinç düzeylerinin ortaya konması
ve bunun eğitim ve sosyo-ekonomik faktörlerle etkileĢiminin gösterilmesi
amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Bu araĢtırma tanımlayıcı tipte olup, Ġstanbul Anadolu yakasında
seçilen 4 büyük hastaneye baĢvuran ve 28 sorudan oluĢan anket yapılmasını
kabul eden anneler üzerinde yapılmıĢtır. AraĢtırmadan elde edilen veriler
SPSS 11.0 programında değerlendirilmiĢtir.
Bulgular: AraĢtırmada kullanılan anket, emzirmekte olan 104 anneye
uygulanmıĢtır. Anketten elde edilen verilere göre annelerin %37.5‟i emzirme
döneminde ilaç, %37.5‟i ise değiĢik bitkiler kullanmıĢtır.
Sonuç: AraĢtırmadan elde edilen bilgiler sonucunda annelerin oldukça
önemli bir kısmı emzirme döneminde hekime danıĢmadan ilaç veya bitkisel
ürün kullanılmasının yanlıĢ olduğunu bilmelerine rağmen yine de söz konusu
maddeleri kullanmıĢ oldukları anlaĢılmıĢtır. Bunun yanı sıra emzirme
döneminde ilaç veya bitkisel madde kullanma eğiliminin eğitim ve ekonomik
duruma göre değiĢtiği gözlenmiĢtir.


DanıĢman: Dr. Atilla Karaalp




                                                                             78
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Poster No:11; 16-17 May 2006, H&C

HUZUREVĠNDE YAġAYAN YAġLILARIN YAġAM KALĠTESĠ VE
YAġAM KALĠTESĠNE ETKĠ EDEN FAKTÖRLER
Bircan B., Bindal A., Koçak M., Kaya A., Güven S.
GiriĢ: Son yıllarda yaĢam kalitesi değerlendirilmesi sağlık alanındaki
araĢtırmalarda sıklıkla kullanılmaya baĢlanmıĢtır. Birçok etmen sonucu
Ģekillenen yaĢam kalitesi üzerinde yapılan rehabilitasyon çalıĢmaları sadece
hasta kiĢilerde tedaviyle oluĢan geliĢmeleri araĢtırmak için kullanılmamakta,
sağlıklı kiĢilerdeki hayat konforunu ve memnuniyetini saptamak için de
kullanılmaktadır ve bu tarz çalıĢmalar çeĢitli sosyal gruplardaki yaĢam
kalitesini arttırma çalıĢmalarına baz oluĢturmaktadır.
Amaç: Huzurevinde barınan yaĢlıların yaĢam kalitesini ve etki eden
faktörleri ve yaĢlıların sağlık, sosyal iletiĢim ve kognitif durumlarının yaĢam
kalitesi üzerindeki etkilerini araĢtırmayı hedefledik. Bunun yanı sıra,
toplumumuzun %5.89‟unu oluĢturmakta olan yaĢlı nüfusunun sorunlarını
belirlemeyi ve huzurevlerini ziyaret ederek çoğumuzun unuttuğu yaĢlılara
destek olmayı da amaçladık.
Yöntem: Tanımlayıcı tipteki araĢtırmamızda, 17 soruluk yaĢlıların sosyo-
demografik özelliklerine yönelik bir anket ve buna ek olarak GFRS (Geriatric
Functional Rating Scale)‟i Ġstanbul‟da toplam 107 kiĢinin kaldığı 2 farklı
huzurevinde Mart 2006-Nisan 2006 tarihleri arasında gerekli izinleri alarak
uyguladık. Tanımlayıcı verileri ve bağımlı ve bağımsız değiĢkenler arasındaki
iliĢkileri SSPS programını kullanarak değerlendirdik.
Bulgular: YaklaĢık %48 katılım oranıyla 51 yaĢlıya ulaĢabildiğimiz bu
çalıĢmada huzurevinde kalanların % 58‟lik kısmını bayanların oluĢturduğu,
çoğunluğunun 76-85 yaĢ grubunda olduğu görüldü. GFRS skoru 28 kiĢide
40‟dan fazla, 13 kiĢide 20‟den düĢük ve 10 kiĢide ise 20-40 arasıydı. GFRS
skoru ile yaĢ arasındaki iliĢki istatistiksel olarak anlamlı değildi. AraĢtırmaya
katılanların yalnızca %26,2‟sinin sosyal güvencesi emekli sandığı idi.
AraĢtırma yapılan huzurevlerinde düzenli sağlık hizmet verildiği, sürekli
psikolog ve hemĢire gözetimi olduğu saptandı.
Sonuç: Temel olarak yaĢlı sağlığı için toplum içinde bakım önerilmektedir.
YaĢlılara verilen hizmetlerde huzurevleri önemli bir yer tutmaktadır. YaĢlıları
küçük kümelere ayırmaya olanak sağlayan huzurevleri model olarak
önerilmektedir. Bu model, huzurevlerinde kalabalık yaĢamdan kaynaklanan
sorunları da en aza indirecektir. AraĢtırmamız sonuçlarında elde ettiğimiz
GFRS skoru değerlendirmesine göre; her iki cinste de alıĢveriĢ yapma,
yemek hazırlama ve ulaĢımda önemli düzeyde sorunlar vardır. Bundan
dolayı, huzurevinde temel gereksinimleri karĢılamaya olanak yaratacak
düzenlemelerin yapılması ve ulaĢım için araç servisi desteğinin artırılması
önerilerimiz arasındadır.
DanıĢman: Dr. Özlem Sarıkaya
                                                                                79
        2006
MaSCo




         80
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Poster No:12; 16-17 May 2006, H&C

ÜMRANĠYE MERKEZ SAĞLIK OCAĞINA GELEN 20 YAġ VE
ÜZERĠ KADINLARIN MEME KANSERĠ VE KENDĠ KENDĠNE
MEME MUAYENESĠ HAKKINDAKĠ BĠLGĠ VE TUTUMLARI
Akat A., Atasever G., Çılgın T., Demirel D.
GiriĢ: Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda
kansere bağlı ölümler arasında akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer
almaktadır. Meme kanserinde erken tanı ve tedavi hastalığın prognozu ve
mortalite açısından önemlidir. Bununla birlikte kadınların kendi kendilerine
meme muayenesini bilme ve uygulama düzeyleri düĢüktür.
Amaç: Ümraniye sağlık ocağına gelen 20 yaĢ ve üzeri kadınların meme
kanseri ve kendi kendine meme muayenesi hakkındaki bilgi ve tutumlarının
belirlenmesi.
Yöntem: Bu kesitsel çalıĢmada, Ümraniye merkez sağlık ocağına gelen 105
kadına 27 soruluk anket uyguladık. Anketlerden elde edilen verileri SPSS
programıyla değerlendirdik.
Bulgular: Kadınların %65.7‟sinin daha önce meme muayenesi olduğu,
%25.7‟sinin çevrelerinde ,%18.1‟inin ailelerinde, %1‟inin de kendisinin
meme kanseri olduğu saptanmıĢtır. Kadınların en fazla meme kanseri
belirtilerinden memede kitle bulgusunu bildikleri, en az ise KKMM‟nin
amacını ve uygulama zamanını bildikleri saptanmıĢtır. Kadınların KKMM
tekniğini, KKMM sıklığını, meme kanserinin belirtilerini, erken tanı
yöntemlerini bilme durumları ile eğitim, yaĢ, daha önce meme muayenesi
olma, çevresinde KKMM yapanların olması ve KKMM uygulayanlar arasında
istatistiksel olarak fark saptanmıĢtır.
Sonuç: AraĢtırmamız sonucunda sağlık ocağına baĢvuran kadınlarda meme
kanseri ve KKMM hakkındaki bilgi düzeyinin düĢük olduğu saptanmıĢtır.


DanıĢman: Dr. DilĢad Save




                                                                               81
                                                                          2006
                                                                  MaSCo
Poster No:13; 16-17 May 2006, H&C

YURT YAġAMININ ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNĠN SAĞLIĞI
ÜZERĠNDEKĠ ETKĠLERĠ
Demirel S., Acar Ö., Karakurt E., Onaygil C., Akbulut F.
GiriĢ: Üniversite, pek çok genç insanın hayatında önemli değiĢikliklere yol
açar. Farklı Ģehirlerdeki üniversitelere kayıt yaptıracak olan öğrencileri o
güne kadar yaĢadığından farklı bir hayat tarzı beklemektedir. En temel
değiĢiklikler, ailesinden ve alıĢtığı çevresinden uzaklaĢması, yaĢam
mahallinin değiĢmesi ve hayatına iliĢkin kararları bundan böyle tek baĢına
almak durumunda olmasıdır. Bunlar öğrencinin beden ve ruh sağlığını
etkileyebilecek önemli değiĢikliklerdir. Bu nedenle yurtların ve öğrenci
evlerinin gençlere sağlıklı bir yaĢam ortamı sunması beklenir.
Amaç: ÇalıĢmamızın amacı, bu dönemde yurtta ve evde kalmakta olan
üniversite öğrencilerinin sağlık durumlarını değerlendirmektir.
Yöntem: Tanımlayıcı tipte niceliksel bir araĢtırma olup, Ġstanbul‟da
üniversite okuyan, yurtta ve evde arkadaĢlarıyla ve evde ailesiyle kalan
öğrenciler arasında gerçekleĢtirilmiĢtir. Her iki gruba da sosyodemografik
özelliklerine, bedensel ve ruhsal sağlık parametrelerine yönelik sorular
içeren bir anket formu uygulanmıĢtır.
Bulgular: Yurtta kalan öğrencilerin sayısı 76, evde kalanlarınki 41‟dir. Tüm
grubun yaĢ ortalaması 20.9±1.8 (17 ila 28), cinsiyet dağılımı:
E/K=%54.3/%45.7 Ģeklindedir. Yurtta kalan öğrencilerden %29‟unun
kendisine ait bir odası varken, evde kalanlarda bu oran %78‟dir. Yurtta olup
odasını 2-4 kiĢiyle paylaĢanların oranı %39.5, 5-8 kiĢiyle paylaĢanlarınki
%30.3‟tür. Yurtta kalanların %32.9‟u yurdun fiziki koĢullarından memnun
değildir; evde kalanlarda ise bu oran %14.6‟dır. Yurtta kaldığından bu yana
ruh ve beden sağlığında değiĢiklik olduğunu düĢünenlerin oranı %50‟dir. Son
bir yılda yurt öğrencilerinin %43.5‟i bir sağlık sorunu yaĢamıĢ olup,
%21.3‟ünün kronik bir sağlık sorunu vardır. Bu sorun %10.8‟inde son bir
yılda değiĢiklik göstermiĢ, %11.3‟ü bu değiĢikliğin yurttan kaynaklandığını
düĢünmektedir. Yurtta kalanların %66.7‟si evdekilerinse %46.3‟ü dengeli
beslenmediğini düĢünmektedir. Her gün üç öğün yemek yiyenlerin oranı
yurtta kalanlarda %32.0, evde kalanlarda ise %25.6‟dır. Yurt öğrencilerinin
%56.7‟si yurt yemeklerini sağlıklı bulmazken, evde kalanlarda bu oran
%85.4‟tür. Genel temizlik algısı açısından bakıldığında yurtta kalanların
%56.6‟sı yurdun temizliğinden memnun iken evdekilerin %70‟i evin
temizliğinden memnundur.
Sonuç: Evde kalmak öğrenciye tek baĢına bir oda kullanma, daha iyi fizik
koĢullarda yaĢama, daha sağlıklı, dengeli ve düzenli beslenme ve daha
temiz bir ortamda yaĢama Ģansı tanımaktadır.
DanıĢman: Dr. Arzu Uzuner

                                                                           82
                                                                              2006
                                                                     MaSCo
Poster No:14; 16-17 May 2006, H&C


MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ HUKUK FAKÜLTESĠ
ÖĞRENCĠLERĠNĠN HASTA HAKLARI HAKKINDAKĠ BĠLGĠ
DÜZEYĠ
Demir A., Kocabıyık Ö., KureĢ A., Ulus C.
GiriĢ: Hasta hakları yönetmeliği insan haklarının ve değerlerinin sağlık
hizmetlerine yansımıĢ, sağlık hizmeti vermeye yetkili her kurumun tabii
olduğu bir yönetmeliktir. Ülkemizde 1998 yılında yürürlüğe giren
yönetmelikle hastaların temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınmıĢtır.
Amaç: Hasta hakları yönetmeliğini en iyi bu hakların savunucuları olan
hukukçuların bilmesi gerekir. Onların bu konudaki bilgi düzeyleri ne kadar
iyiyse hastaların hakları da o derecede savunulacaktır. Bu çalıĢmanın amacı
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin hasta hakları
konusundaki bilgi düzeylerini ölçmek, eğitim aldıkları sürecin bilgilerini ne
kadar değiĢtirdiğini saptamak ve bu konuda onları bilgilendirmek.
Yöntem: Verileri toplamak amacıyla Hasta Hakları Yönetmeliğinden
uyarlanan 16 soruluk bir anket oluĢturuldu. Anketler Marmara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi birinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinden 100‟er kiĢiye
uygulandı. Anket sonrası `Hasta Hakları Yönetmeliği`ni içeren broĢür
dağıtıldı. Değerlendirme SPSS for Windows 14.00 istatistik analiz programı
yardımıyla yapıldı.
Bulgular: Anketimize katılanların tedavi gördükleri sağlık kurum ve
kuruluĢlarını seçme ve değiĢtirme hakkı olduğunu %88‟i bilmektedir. Tibbi
iĢlemden önce hastanın onamını alınması gerektiğini %64‟ü doğru
bulmuĢtur. Öğrencilerin %87‟si hastanın kendinden baĢkasına sağlık durumu
hakkında bilgi verilmemesini istemesini doğru bulmuĢlardır.
Sonuç: Hukuk fakültesi öğrencilerinin genel olarak hasta hakları ile ilgili
yeterli bilgiye sahip olduğu saptanmıĢtır.


DanıĢman: Dr. AyĢe Özer




                                                                               83
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
Poster No:15; 16-17 May 2006, H&C

ÜNĠVERSĠTE ÖĞRENCĠLERĠNĠN HIV/AIDS VE DĠĞER CĠNSEL
YOLLA BULAġAN HASTALIKLAR (CYBH) HAKKINDA BĠLGĠ,
TUTUM VE DAVRANIġLARININ ÖLÇÜMÜ
Yaprak U., Günay H., Yarar D., Karabacak M., BaĢerdem B.
GiriĢ: AIDS ve diğer CYBH günümüzde binlerce insanın problemi hatta ölüm
sebebi olmuĢtur. Bu ölümcül, net tedavisi olmayan ve hala tabu konusu olan
hastalıklara karĢı en etkili çözüm önceden bilgilenmek ve korunmak.
Amaç: ÇalıĢmamızda amacımız; Marmara Üniversitesi HaydarpaĢa
Kampüsü‟ndeki öğrencilerin AIDS ve diğer cinsel yolla bulaĢan hastalıklar
hakkındaki genel bilgi, tutum ve davranıĢların ölçülmesidir.
Yöntem: CYBH‟nin ve AIDS‟in bulaĢma, korunma yolları, tedavisi ve bu
hastalıklara karĢı tutumla ilgili 36 sorudan oluĢan anketimizi Marmara
Üniversitesi Eczacılık, Hukuk ve Tıp Fakülteleri`nin 1., 2. ve 3. sınıflarından
seçilmiĢ 20‟Ģer kiĢiye uyguladık. Toplam 180 anketin verilerini SPSS 12.0
programında değerlendirdik.
Bulgular: Anketimize katılan öğrencilerin %53.3‟ü kadın, %46.7‟si
erkektir.Bir arkadaĢınız AIDS‟e yakalansa tutumunuz ne olurdu sorumuza tıp
fakültesinde %70, hukuk fakültesinde %58, eczacılık fakültesinde %76
davranıĢlarımda değiĢiklik olmaz derken; tıpta %1.7, hukukta %20,
eczacılıkta %3.3 görüĢmem cevabını vermiĢtir. AIDS‟e neden olan
mikroorganizmayı bilme oranı tıpta 1. sınıftan 2. sınıfa geçiĢte %70‟ten
%100‟e ulaĢırken hukuk fakültesinde %50‟den %60‟a çıkmıĢtır. Bu da
okulda hastalıkla ilgili bilgi verilip verilmediği sorusunun hukuklarda %80
hayır cevabını desteklemektedir.
Sonuç: AraĢtırmamızın sonunda AIDS ve diğer CYBH hakkındaki bilgi
düzeyinin bölüm ve sınıflara göre değiĢmekle birlikte yetersiz olduğu
sonucuna vardık.


DanıĢman: Dr. Devrim Keklik




                                                                               84
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Poster No:16; 16-17 May 2006, H&C

ÜMRANĠYEDE SAĞLIK OCAKLARINDAN HĠZMET ALAN
KĠġĠLERĠN SAĞLIK HĠZMETLERĠNE BAKIġLARI
Görgeç M., Karadayı S., Aktan R., Aslan L., Eken G.
GiriĢ: Ġnsanlarımızın birçoğu çeĢitli nedenlerden dolayı sağlık ocaklarında
hizmet almaktadırlar. Sağlık ocakları birinci basamak hizmetin verildiği ve
hemen hemen her semtte bulunan halka en yakın sağlık birimleridir. Sağlık
ocaklarının bu özelliklerinden dolayı araĢtırmamızın perspektifini hastaların
Sağlık Ocağındaki personele bakıĢ açısı olarak belirledik.
Amaç: Sağlık ocağı hizmeti alan kiĢilerin hizmete bakıĢlarını
değerlendirmek.
Yöntem: Sağlık ocaklarındaki doktorların ve sağlık personelinin hastalara
karĢı bakıĢ açısını ve onlara olan davranıĢlarını araĢtırmak için Ümraniye‟de
olasılıklı olmayan bir örneklemle seçilen 134 kiĢiye anket uygulanmıĢtır. Bu
bağlamda anketimiz toplumu temsil etmemektedir. KiĢilerin hizmet
almasının hemen ardından yapılmadığı için hafıza faktörü engeli içermesi
araĢtırmanın sınırlılıklarını oluĢturmaktadır.
Bulgular: Anketimize katılan 134 kiĢinin %15.7‟si 35-39, %14.9‟u 40-44
yaĢ aralığındaydı ve %62.7‟si kadındı. Sağlık ocağını %26.9‟luk oranla
ortaokul mezunları daha çok tercih etmektedir. Katılımcıların %8.2‟sinin
hiçbir sağlık güvencesi bulunmazken, sosyal güvencesi bulunanlar içinde
SSK‟lı hastalar baĢı çekmektedir. Hastaların sağlık ocağını tercih sebebi
sırasıyla; %32.8‟i muayene olmak, %20.9‟u ilaç yazdırmak, %19.4‟ü sevk
almak, %9.7‟si ise çocuğunu muayene ettirmek içindir. Hastaların %43.3‟ü
doktorlara sordukları sorulara cevap alma ve doktorların kendilerine yeterli
zaman ayırmaları konusunda kısmen memnundurlar. Katılımcıların %26.9‟u
her zaman. %53`ü bazen doktorlara güvenmekte iken %20.1‟i
güvenmemektedir. Katılımcıların %59.7‟si doktorların mahremiyeti
gözettiğine inanmaktadır. Anketimize katılan hastaların %47‟si doktorların
hastalıkları konusunda kendi fikirlerini sormadığından, %53‟ü doktorların
kendilerini dahi tanıtmadıklarından yakınmaktadır. Son olarak bu
parametreler ıĢığında hastaların sağlık ocağını tekrar tercih etme
durumlarına baktığımızda %47.8‟i evet Ģıkkını iĢaretlemektedirler.
Sonuç: Anketi yaptığımız kiĢilerin çoğunluğunun genel olarak sağlık
ocaklarından memnun olduğu, tekrar tercih edecekleri sağlık personeline
genel olarak güven duyulduğu sonucuna vardık.


DanıĢman: Dr. Nadi Bakırcı


                                                                             85
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
Poster No:17; 16-17 May 2006, H&C

KAN BANKAMIZIN DONÖR PROFĠLĠ
Yıldız F., PekdaĢ A., Afacan G., Sürecek C.
GiriĢ: Kan suni olarak üretilemeyen ve yaĢamsal değeri olan bir sıvıdır. Tek
kaynağının insan olması nedeniyle kan bağıĢçılığında donör faktörü çok
önemlidir. Kan donörleri yönlendirilmiĢ donörler, para karĢılığı bağıĢ
yapanlar ve gönüllü donörler olmak üzere değiĢik gruplara ayrılmaktadır. En
sağlıklı kan ürünleri gönüllü donörlerden elde edilebildiği için gönüllü kan
bağıĢı hakkında toplumumuzun bilinçlendirilmesi ve gönüllülük oranının
arttırılması gerekmektedir.
Amaç: Yaptığımız bu anket çalıĢmasıyla Marmara Üniversitesi Hastanesi Kan
Bankası‟na, kan bağıĢı amacıyla baĢvuran kiĢilerin gönüllülük seviyelerinin
ölçülmesi amaçlanmıĢtır.
Yöntem: Bu anket çalıĢması Marmara Üniversitesi Hastanesi Kan Bankası‟na
baĢvuran 106 kan bağıĢçısına uygulanmıĢ ve sonuçlar SPSS 12.0 programı
ile değerlendirilmiĢtir. Anketimiz kesitsel bir ankettir.
Bulgular: Anketimize katılanların çoğunluğu 30-39 yaĢ arasında olup
%19.8‟i kadın, %79.2‟si erkektir. Ġlk kez kan bankasına baĢvuranların oranı
ise %30.2‟dir. Katılımcıların %67‟si kan vermeyle ilgili hiç bir korku
duymamaktadır. Katılımcıların %83‟ü bağıĢladığı kanın hangi alıcıya
verileceğini bilerek bağıĢ yapmakta (yönlendirilmiĢ donör), sadece %17‟si
gibi çok küçük bir kısmı bağıĢladığı kanın kimin için kullanılacağını bilmeden
gerçekten gönüllü olmaktadır. Toplam katılımcılardan %3.8‟si radyo
anonsuyla kan vermeye gönüllü olmuĢtur. Daha önce kan bağıĢına ihtiyacı
olmuĢ olan katılımcıların %73.5‟i bu ihtiyacını tanıdıklarından temin
etmiĢken %1.5‟i ise radyo anonsuyla temin etmiĢtir. Katılımcıların sadece
%1.9‟u para karĢılığı kan bağıĢını doğru bulmaktadır.
Sonuç: Yapılan anket sonucunda yukarıdaki bulguları da göz önünde tutarak
halkımızın bilmediği kiĢilere bağıĢ yapmak yerine, kendi tanıdıklarından
ihtiyacı olanlara kan vermeyi tercih ettiği görülmüĢtür. Anketimizle de açık
olarak ortaya konulduğu gibi kan bağıĢçıları arasında gönüllülük oranı
düĢüktür. Ortaya çıkan bu durumun önlenebilmesi için halkımızın kan
bağıĢının hayat kurtardığına dair bilinçlendirilmesi gerekmektedir.


DanıĢman: Dr. Cafer Adıgüzel




                                                                              86
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Poster No:18; 16-17 May 2006, H&C

FARKLI EĞĠTĠM VE MESLEK GRUPLARINDAN KADINLARIN
OSTEOPOROZ VE MENAPOZ HAKKINDAKĠ BĠLGĠ DURUMLARI
YaĢartekin M., ġener S., Güvenç H., Aslan C., Sarı N.
GiriĢ: Osteoporoz ve menopoz kadınların yaĢamlarının ileriki dönemlerinde
karĢılaĢacakları önemli iki sağlık sorunudur.
Amaç: Bu çalıĢmada, kadınlarımızın (1) osteoporoz ve menopozun anlamını
bilip bilmediklerini ve (2)menapoz ve osteoporoz sonrası karĢılaĢacakları
sağlık sorunları hakkında bilgi düzeylerini araĢtırmayı amaçladık.
Yöntem: On bir adet çoktan seçmeli sorudan oluĢan anketimizi farklı eğitim
ve meslek düzeylerine sahip 20 yaĢ ve üzeri 140 kadına yüz yüze görüĢme
yöntemiyle uyguladık. Örneklem grubumuzu rastgele seçtik. 20.03.2006-
7.04.2006 tarihleri arasında uyguladığımız anketlerden elde ettiğimiz verileri
SPSS 11 programında analiz ettik.
Bulgular: Anket sonuçlarına göre, kadınların %33‟ünün ev hanımı,
%33‟ünün öğrenci, %22‟sinin çalıĢan ve %12‟sinin de emekli olduğu ortaya
çıktı. Bu kadınların eğitim düzeylerinin analizi %5‟inin okur yazar olmadığı,
%20‟sinin ilköğretim (ilkokul ve ortaokul)mezunu, %28‟sinin lise mezunu ve
%47‟sinin yüksekokul mezunu olduğu yada halen bir lisans programında
eğitime devam ettiği Ģeklinde dağılım gösterdi. Menapozun ne anlama
geldiğini bilenlerin oranı %98, bilmeyenlerinki %2 olarak bulundu.
Kadınların %77‟si menopoz tedavisi alabileceğini, %16‟sı tedaviye gerek
duymadığını, %7‟si ise böyle bir tedavi almaktan çekineceklerini belirtti.
Osteoporozun ne anlama geldiğini bilenlerin oranı %79 olarak belirlendi.
Osteoporoz tedavisi hakkında bilgisi olanlarla olmayanların oranı birbirine
eĢit olarak bulundu.
Sonuç: Yaptığımız araĢtırmada kadınların osteoporoz ve menopoz
hakkındaki bilgilerinin eğitim düzeylerine ve meslek gruplarına göre önemli
bir farklılık göstermediğini gözlemledik. Osteoporoz ve menopozun
anlamlarını bildikleri halde tedavileri hakkında bilgilerinin yetersiz olduğu
sonucuna vardık.


DanıĢman: Dr. Ġnci Alican




                                                                                87
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
Poster No:19; 16-17 May 2006, H&C

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ HASTANESĠ,
ONKOLOJĠ ANABĠLĠM DALINDA TEDAVĠ GÖREN HASTALARIN
FĠZĠKSEL, EKONOMĠK, SOSYAL, PSĠKOLOJĠK SORUNLARININ
DEĞERLENDĠRĠLMESĠ
Aydın E., Erdil N. E., Karagöz N., ġener E., Çelebi N.
GiriĢ: Kanser tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hastaları fiziksel,
ekonomik, sosyal, psikolojik yönlerden etkileyen; morbidite ve mortalitesi
yüksek olan bir hastalıktır. Kanser hastalarını tedavi etmeye yönelik
çabaların yanı sıra hastanın yaĢam kalitesini yüksek tutmak, hastaya
psikolojik destek sağlamak primer amaçlar arasındadır.
Amaç: Bu çalıĢmanın amacı tedavi gören kanser hastalarının fiziksel,
ekonomik, sosyal, psikolojik sorunlarını değerlendirmektir.
Yöntem: Bu amaçla Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Onkoloji
Anabilim Dalı‟nda tedavi gören hastalara bir anket uygulanmıĢtır. Anket
hastanın iĢ ve sosyal hayatlarını irdeleyen toplam 48 sorudan oluĢmuĢtur.
ÇalıĢmaya 50 kadın ve 40 erkek toplam 90 hasta (yaĢ: 56.33 ± 14.18 ss)
katılmıĢtır.
Bulgular: Sonuçlar değerlendirildiğinde hastaların % 24.5‟inin yüksek okul
mezunu olduğu bulunmuĢtur. Ankete katılan hastaların % 88.9‟unun sağlık
güvencesinin olduğu, % 68.9‟unun hastalığı konusunda yeterli olarak
bilgilendirildiği, % 68.9‟unun iĢ hayatını sürdürebilecek kapasitede olduğu,
% 88.9‟unun çevresiyle iliĢkilerini kaybetmediğini, % 77.8‟inin sağlık
ekibinden yeterli desteği gördüğünü, % 42.2‟sinin tedaviden beklentisinin
yüksek olduğu belirlenmiĢtir. Ayrıca hastaların % 53.3‟ünün ilaç tedavisinin
yan etkilerinden olumsuz yönde etkilendiği, ancak bu hastaların tedaviye ara
vermeden devam ettikleri saptanmıĢtır.
Sonuç: Bu sonuçlar doğrultusunda hastanemiz Onkoloji Anabilim Dalında
tedavi gören kanser hastalarının çevreleriyle iliĢkilerini görece düzenli ve
olumlu Ģekilde sürdürdükleri gözlenmiĢ ve tedavilerine uyumlarının yüksek
olduğu saptanmıĢtır.




DanıĢman: DilĢad Save




                                                                               88
                                                                                2006
                                                                        MaSCo

                        POSTER PRESENTATIONS
                             16-17 Mayıs 2006


               Dönem 1 – Kendi Evreninizi KeĢfedin
               Year 1 - Explore Your Universe (EYU)




DanıĢmanlar: Dr. Arzu Uzuner, Dr. Özlem Sarıkaya, Dr. Mehmet Ali
Gülpınar, Dr. Mehmet Akman, Dr. Devrim Keklik




Poster No:20; 16-17 May 2006, EYU

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ 1.SINIF
ÖĞRENCĠLERĠNĠN DUYGU DURUMU
Kuter N., Azamat Ġ., Tapar U., Canbaz F. A., Hussen A.
GiriĢ: Çoğu insan hayatının belli dönemlerinde duygusal dalgalanmalara
maruz kalır ve psikolojik sorunlar yaĢar. Depresyon, yaĢam boyu görülme
oranı %4.9-17.1‟i bulan ve en sık rastlanan psikolojik rahatsızlıklardan
biridir. Bireylerin duygu durumunu belirleyen birçok etken bulunmaktadır.
Amaç: Yapılan bu anketin ilk amacı, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi
1.Sınıf öğrencilerinin duygu durumunu genel anlamda ortaya koyarak,
öğrenciler arasında bir depresyon taraması yapmaktır. Diğer amaç ise elde
edilen veriler ile öğrencilerde araĢtırılan depresyon olasılığının, belirlenen
çevresel etkenlerle iliĢkisini saptamaktır. Yöntem: Hazırlanan anket iki
bölümden meydana geldi. Ġlk bölüme, belirlenen çevresel etkenleri kapsayan
sorular konuldu. Ġkinci bölümde ise Birinci Basamak Ġçin Beck Depresyon
Ölçeği (BDÖ-BB) bulundu. BDÖ-BB‟nin puan hesaplamasında “4” kesme
puanı olarak alındı. Toplam 115 anket dağıtıldı, 105‟i dolu olarak geri alındı.
Bulgular: Anketi dolduran öğrencilerin 59‟u erkek, 46‟sı kadındı.
Öğrencilerin %35.2‟sinde %90‟ın üzerinde depresyon olasılığı saptandı.
BDÖ-BB puanları ile bireylerin cinsiyetleri, aylık aldıkları harçlıklar, kaldıkları
yerler ve tıp fakültesine baĢlamadan önce yaĢadıkları bölgeler arasında
anlamlı bir iliĢki bulunmadı. Ancak tıp fakültesinde okumaktan ve
Ġstanbul‟da yaĢamaktan duyulan memnuniyet sorularına verilen olumsuz
                                                                                 89
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
cevaplar ile yüksek BDÖ-BB puanları, bir baĢka deyiĢle, depresyon
olasılığının yüksek olması arasında anlamlı bir iliĢki bulundu (sırasıyla
p=0.005 ve p=0.000). Sonuç: ÇalıĢmamızda, Marmara Üniversitesi Tıp
Fakültesi 1.Sınıf öğrencilerinin genelinde depresyon olasılığının yüksek
olduğu ve tıp fakültesinde okumanın ve Ġstanbul‟da yaĢamanın bireylerin
duygu durumunu ciddi bir ölçüde etkilerken; cinsiyetin, aylık gelirin, kalınan
yerin ve memleketin buna büyük bir etkisi olmadığı belirlendi.
Poster No:21; 16-17 May 2006, EYU

MÜZĠĞĠN ĠNSAN PSĠKOLOJĠSĠNE ETKĠSĠ
Usanma B., Eyinç Y., Özay A., Çakır E. Ö., Süleymanov ġ.
GiriĢ: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi (MÜTF), MaSCo çalıĢmalarıyla
bizleri ilerde kendi ayakları üzerinde durabilecek, teknolojiyle barıĢık,
iletiĢim yeteneği güçlü her yönüyle geliĢmiĢ birer doktor olarak hayata
sunmaya çalıĢmaktadır. Amaç: AraĢtırmanın ana amacı, müziğin insan
psikolojisine etkisinin ölçülmesidir. Yöntem: AraĢtırmada veri toplama
yöntemi olarak anket uygulanmıĢtır. Bu çalıĢmada, Marmara Üniversitesi Tıp
Fakültesi 1. sınıf öğrencileri ile görüĢülmüĢtür. Bulgular: Diğer sanatların
vermek için didinip durduğu bazı değerleri, biz müzik vasıtasıyla kendi
isteğimizle elde ederiz. Müzik bir ihtiyaçtır, psikolojik destektir, derdini
paylaĢan bir arkadaĢtır. Anketimizden elde ettiğimiz sonuçlar da bu verileri
doğrular niteliktedir. Sonuç: AraĢtırmanın sonuçlarına göre MÜTF 1. sınıf
Öğrencilerinin büyük bir bölümü müziği yaĢam tarzı olarak görmekte, ondan
vazgeçememektedirler. Ayrıca müziğin psikoloji üzerindeki etkisinin de
büyük ölçüde bilincindedirler.

Poster No:22; 16-17 May 2006, EYU

BĠRĠNCĠ SINIF ÖĞRENCĠLERĠNĠN OKUMA ALIġKANLIĞI
Koç B., BaĢ A., Baygın Ö., TaĢbulak E. C.
GiriĢ: Okuma, kiĢinin bilgilenmesini, geliĢmesini ve eğlenmesini sağlayan bir
eylemdir. KiĢi sadece ders içerikli değil, ders dıĢı kitaplar da okuyarak farklı
yerleri, yaĢantıları tanıyabilir, yeni tatları öğrenebilir. Okuma alıĢkanlığı ise,
kiĢilerin okumayı öğrendikten sonra bu eylemi zevkle yapmalarını sağlamak
için kazanmaları gereken önemli bir beceridir. Okuma alıĢkanlığı kiĢinin bir
gereksinim olarak algılaması sonucu okuma eylemini, yaĢam boyu sürekli ve
düzenli biçimde gerçekleĢtirmesidir. Amaç: Marmara Üniversitesi Tıp
Fakültesi (MÜTF) birinci sınıf öğrencileri arasında okuma alıĢkanlığının ne
düzeyde olduğunun saptanmasına dair bir araĢtırmadır. Yöntem: Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi‟nin birinci sınıfında okuyan 96 kiĢiye okuma
alıĢkanlığının ne düzeyde olduğunu ölçecek 30 sorudan oluĢan anket
uygulandı. Anket sonuçlarında elde edilen veriler sayı ve yüzde olarak ifade
                                                                                90
                                                                           2006
                                                                   MaSCo
edildi. Bulgular: Anketten elde ettiğimiz verilere göre; araĢtırmamıza
katılan 96 kiĢinin 51‟I (%53.1) erkek, 45‟I (%46.9) kadındır. Erkeklerde ve
kızlarda çoğunluklu olarak [Kadınlarda 16 kiĢi (%35.5) ve erkeklerde 23 kiĢi
(%45)] günde 0.5-1 saat arasında okumaya vakit ayırdığı gözlenmiĢtir.
Okumaya engel olan nedenlerin baĢında dersler olduğu [75 kiĢi (%78.1)]
saptanmıĢtır. Sonuç: Ġnternet üzerinden yaptığımız araĢtırmalarda Ankara
Üniversitesi gençliğinde okuma alıĢkanlığının kötü olduğu bulunmuĢtur.
MÜTF birinci sınıf öğrencilerinde de durum benzerdir. Ayrıca birinci sınıf
öğrencilerinin büyük bir çoğunluğu derslerin okumaya engel bir durum
olduğunu düĢünmektedir. Bu da birinci sınıf öğrencilerin okuma
alıĢkanlığının kötü olduğu verisini desteklemektedir.

Poster No:23; 16-17 May 2006, EYU

DOĞUM KONTROLÜ VE DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERĠ
Kuru D., Gündoğdu O., Kuzu O., Besci T.
GiriĢ: Türk toplumu doğum kontrolü ve bunun gibi hassas konularda
rahatça konuĢamamakta ve bilgi arayıĢının yanlıĢ anlaĢılacağını
düĢünmektedir. Bu konunun bilinmesi aile planlaması hakkında bilinçli bir
toplum yetiĢmesi açısından büyük önem taĢımaktadır. Amaç: Bu anket
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin, doğum kontrolü ve
doğum kontrol yöntemleri hakkındaki bilgilerini ve konuya bakıĢ açılarını
değerlendirmek için hazırlandı. Yöntem: Hazırladığımız anket 100 kiĢiye
dağıtıldı, 92 kiĢi tarafından cevaplandı. Veriler 19 sorudan oluĢan anket
formuyla toplandı. Değerlendirme "SPSS for Windows 13.0" istatistik analiz
programıyla yapıldı. Bulgular: Anketimize katılanların %54.3‟ü erkek;
%45.7‟si kadındır. Katılımcılar arasında en çok bilinen yöntemler %94.6 ile
prezervatif, %88 ile doğum kontrol haplarıdır. Doğum kontrolü ile ilgili
bilgiler %65.2 oranıyla gazete, dergi, broĢür v.b. yayınlardan
öğrenilmektedir. Katılımcıların %66.3‟ü doğum kontrolü konusundaki
fikirlerini arkadaĢlarıyla paylaĢmayı tercih etmekte ve %83.7‟si doğum
kontrol yöntemi seçilirken hekime baĢvurulması gerektiğini düĢünmektedir.
Batı kültürünün,Türk toplumuna kıyasla cinsellik ve doğum kontrol
yöntemleri açısından daha açık görüĢlü olduğunu düĢünenlerin oranı ise
%47.8‟dir. Sonuç: Anket uygulamasının sonucunda, Dönem 1 öğrencilerinin
doğum kontrolünü ve günümüzdeki doğum kontrol yöntemlerini yeterli
düzeyde bilmediği kanısına varıldı.

Poster No:24; 16-17 May 2006, EYU

M.Ü. TIP FAKÜLTESĠNDE EĞĠTĠME BAġLAMAK VE SOSYAL
HAYATIMIZ
Salı T., Nasıry P., Öztürk E., Ünlü U.
                                                                            91
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
GiriĢ: Her yeni baĢlangıçta olduğu gibi, M.Ü. Tıp Fakültesi`nde (MÜTF)
eğitime baĢlamak da hayatımızda bir takım değiĢikliklere sebep olmuĢtur.
Amaç: MÜTF‟de eğitime baĢladığımızdan bu yana sosyal hayatımızda
meydana geldiğine inandığımız bir takım değiĢikliklerin dönem
arkadaĢlarımızın hayatlarında da var olup olmadığını araĢtırmak
çalıĢmamızın temelini oluĢturmaktadır. Yöntem: AraĢtırmamızı
gerçekleĢtirmek için kendi sosyal hayatımızdaki değiĢikliklerden yola çıkarak
hazırladığımız, kapalı uçlu sorulardan oluĢan 16 soruluk bir anket
oluĢturduk. Anketimizi dağıttığımız 90 arkadaĢımızdan yalnız 50‟si
anketimize katıldı. Bulgular: Anketimize katılan arkadaĢlarımızın %72‟lik bir
kısmı MÜTF‟de öğrenci olmanın kendilerine ayırdıkları zamanı azalttığını,
%66‟sı okul saatlerinin kendilerine ders çalıĢmaktan baĢka zaman
bırakmadığını belirtmiĢtir. Anketimizi yanıtlayan arkadaĢlarımızın %40`ı
kültürel aktivitelere katılamadığını, %78‟i derslerin meslek dıĢı kitapları
okumasını zorlaĢtırdığını belirtmiĢtir. %62‟lik bir kısım MÜTF‟de öğrenci
olmasıyla birlikte sadece okuldaki arkadaĢlarıyla görüĢebildiğini, %52‟lik bir
kısım ise okul arkadaĢlarına vakit ayırabilmek için kendine ayırdığı vakitten
kesinti yapması gerektiğini belirtmiĢtir. Bu soruların ardından yönelttiğimiz
"Yeni bir Ģans verildiğinde MÜTF'yi tercih eder miydiniz?" sorusunda katılan
arkadaĢlarımızın %68'i kararsız kalırken; %20'si evet, %12'si ise hayır
demiĢtir. Sonuç: MÜTF`de eğitime baĢlamıĢ olmanın 1. sınıftaki
arkadaĢlarımızın sosyal hayatları üzerinde negatif yönde fark edilir bir
değiĢim yarattığı anlaĢılmaktadır.


Poster No:25; 16-17 May 2006, EYU

ÜNĠVERSĠTELERDE BĠLĠM VE EĞĠTĠM
ErsavaĢ M., Aydın S., Sarıçiçek G., Yeğen M.
GiriĢ: Geleceğin toplum yapısı, eğitim sistemlerinin ve politikasının
belirleyeceği planla yetiĢecek insan gücü kaynakları ile Ģekillenecektir. ÇeĢitli
ülkelerde eğitim sistemi sorgulanmakta, kalıplaĢmıĢ zihniyetler yerine,
düĢünen, sorun çözen yaratıcı insan yetiĢtirmeye yönelik modeller
araĢtırılmakta ve süreklilik korunmaktadır. Yeni üniversite modeli; kiĢinin
bilgisini, yeteneğini, kiĢisel ve sosyal yönlerini geliĢtirerek her yönü bir
bütün insan yetiĢtirmeye dayalıdır. Ayrıca, araĢtırma yolu ile yeni bilgiler
üretecek, sorunlara yeni ve özgün çözümler bulacak, üretilmiĢ bilgi
kullanarak bireysel ve örgütsel değiĢme ve geliĢmelere uyum sağlayacaktır.
Amaç: Bir eğitim ve bilim yuvası olan üniversitenin nasıl olması gerektiğini,
bizim ülkemizdeki üniversitelerin hangi noktada olduğunu,
üniversitelerimizin eksik yönlerini ve bu eksikliklerin nasıl düzeltilebileceğini
saptamak. Yöntem: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci sınıf
öğrencilerine, üniversitelerle ilgili bilgi ve bakıĢlarını sorgulayan 16 soruluk
anket uygulanmıĢtır. Ankete 39 kadın (%43.3) ve 51 erkek (%56.7)
                                                                               92
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
katılmıĢtır. Bulgular: Öğrencilere yapılan anket sonuçlarına göre, %45.6
katılımcı üniversitelerimizde iyileĢtirme yapılmasını istemektedir.
Öğrencilerin %25.6‟sı üniversite tercihinde bulunurken öğretim kadrosunu
göz önünde bulundururken, %20‟si ise mezun olduktan sonra iĢ bulma
olasılıklarını göz önünde bulundurmaktadır. Üniversiteler arasında %34.4 ile
Orta Doğu Teknik Üniversitesi birinci seçilirken, %30 oy ile Boğaziçi
Üniversitesi ikinci seçilmiĢtir. %46.7 oranında YÖK`ün kaldırılması
istenirken, %26.7‟si ise YÖK ün kaldırılmamasını istemektedir.
Üniversitelerin durumunun iyileĢtirilebilmesi için en büyük görevin devlete
düĢtüğünü %41.1 katılımcı belirtirken, %28.9 katılımcı bu görevin
üniversitelerin kendilerine düĢtüğünü belirtmiĢtir. Sonuç: Sonuç olarak
üniversitelerimizdeki mevcut sistemin kötü durumda olduğu, üniversitelerin
önündeki en büyük engelin YÖK olduğu, son olarak ise sistemin
düzeltilebilmesi için en büyük görevin devlete düĢtüğü görülmüĢtür.

Poster No:26; 16-17 May 2006, EYU

DÖNEM-1 ÖĞRENCĠLERĠNĠN SAĞLIK KURUMLARINI
KULLANIMI VE SAĞLIK SĠSTEMĠNE BAKIġI
Dinçer C., Kolcu Z., Açar M., Kocatulum M., Aslantekin Ö.
GiriĢ: Hayat Ģartlarının giderek zorlaĢtığı günümüzde bizim için en önemli
değer olan sağlığımızı dikkatli bir Ģekilde korumamız gerekiyor. Bu nedenle
sağlık kurumları ve onlara ulaĢımımız hayatımızda önemli bir yere sahip.
Özellikle biz doktor adaylarının sağlık kurumlarını kullanımı ve sağlık
kurumları hakkındaki görüĢleri hem bugün hem de gelecek açısından büyük
bir önem teĢkil ediyor. Amaç: Bu araĢtırmada, dönem 1 öğrencilerinin sağlık
kurumlarına ulaĢımlarını ve sağlık kurumlarını kullanımlarını tespit etmeyi
amaçladık. Anketimizdeki sorularla sağlık kurumları seçimlerini tespit
etmekle beraber, bu seçimlerin altında yatan nedenleri de ortaya çıkarmayı
hedefledik. Yöntem: Anketimiz dört bölümden oluĢmaktadır. Ġlk bölümü
öğrencilerin sosyodemografik durumlarıyla, ikinci bölümü genel sağlık
durumlarıyla, üçüncü bölümü sağlık kurumlarını seçimleriyle, son bölümü ise
üniversitemiz ve Türkiye genelindeki sağlık kurumları hakkındaki
görüĢleriyle ilgilidir. 37 soruluk anketimizi 39 kadın 54 erkek olmak üzere
toplam 93 kiĢiye uyguladık. Elde ettiğimiz verilerle uygun istatistiksel
değerlendirmeleri yapıp sonuca ulaĢmaya çalıĢtık. Bulgular: Yaptığımız
değerlendirmeler sonucunda öğrencilerin %23.3‟ünün devlet hastanelerini,
özel hastaneleri ve üniversite hastanelerini (eĢit paylarla),%12.5‟inin sağlık
ocağını, %10.83‟ünün özel muayenehaneleri, %4.16‟sının özel poliklinikleri,
%2.5‟inin ise dispanserleri tercih ettiği sonucuna ulaĢtık. Tercih edilmeyen
sağlık kurumu Ģeklinde sorduğumuz soruya aldığımız cevaplar
doğrultusunda ise sağlık ocağının %34.2‟lik oranla tercih edilmeyen sağlık
kurumlarının baĢında geldiğini gördük. Birinci sınıf öğrencilerinin %51.6‟sının
                                                                             93
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
medikososyal hizmet tanımını bilmediğine; %46.2‟sinin sağlık sisteminin
düzenli ve etkili olduğu kanısına katılmadığına ulaĢtık. BaĢ ağrısı, diĢ ağrısı
gibi durumlarda %73.1‟i bir sağlık kurumuna baĢvurmayı gerekli
bulmamakta, %26.9‟u ise bir kuruma baĢvurmaktadır. Sonuç: Öğrencilerin
sağlık kurumu seçimlerinin daha çok devlet hastaneleri özel hastaneler ve
üniversite hastaneleri doğrultusunda olduğu ve sağlık ocaklarının ise çeĢitli
nedenler yüzünden öğrenciler tarafından fazla tercih edilmediği
saptanmıĢtır. BaĢ ağrısı, diĢ ağrısı gibi durumlarla karĢılaĢtıklarında ise
hemen bir sağlık kurumuna baĢvurmadıkları anlaĢılmıĢtır.


Poster No:27; 16-17 May 2006, EYU

CĠLT SAĞLIĞI
ġimĢek L., Eskiyörük Ġ., Dönmez Z. D., Aykan S.
GiriĢ: Cildimiz en önemli giysimizdir. Bu giysinin temizliği ve bakımı vücut
sağlığımızı korumamız için son derece önemlidir. Amaç: Bu anketi Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin, cilt bakımına ve temizliğine
gösterdiği tutum ve davranıĢları değerlendirmek için hazırladık. Yöntem:
Hazırladığımız 42 soruluk anketi 110 kiĢiye dağıttık ve 92 kiĢiden geri
toplayabildik. Temel olarak cilt temizliğinin, psikolojik etkenlerin,
beslenmenin ve dıĢ etkenlerin cilt sağlığı üzerine etkisi gibi konular üzerine
durduk. Bulgular: Öğrencilerinin %39‟unun (36 kiĢi) cilt tipinin yağlı
olduğunu gördük. %54‟ünün (50 kiĢi) sivilcesi var ve öğrencilerin %34‟ünün
(32 kiĢi) sınav dönemlerinde sivilcelerinde artma görülüyor. %64‟ünün (59
kiĢi) cildinde siyah noktalar var. Öğrencilerin %37‟si (34 kiĢi) el ve vücut
temizliğinde pH 5,5 temizlik ürünü kullanıyorken ayak temizliğinde sınıfın
%31,5‟i (29 kiĢi) sadece su kullanıyor. Yediği bazı besinlere karĢı cildinde
hiçbir alerjik reaksiyon oluĢmayanların oranı %54‟dür (50 kiĢi). Tıp
fakültesinin yoğun çalıĢma programı öğrencilerin %59,8‟inin (55 kiĢi) cildine
gösterdiği özeni azaltmıyorken öğrencilerin %42,4‟ü (39 kiĢi) psikolojik
etmenlerin (stres vb.) cilt sağlığı üzerindeki etkisini bazen gözlemliyor.
Cildini korumak için kozmetik ürünler yerine doğal ürünleri tercih edenlerin
oranı ise %46,7‟dir (43 kiĢi). Sonuç: Anketimizin sonucunda, Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin cilt sağlığına ve temizliğine
özen gösterdiğini anlıyoruz.
Poster No:28; 16-17 May 2006, EYU

SPORDA FANATĠZM
Tokalak H., Kılınç E., Demiröz Ö., Yalçın Z.
GiriĢ: „Sporda fanatizm‟ gündemden hiç düĢmeyen tartıĢma konularından
biridir. Amaç: Marmara Üniversitesi Tıp 1 öğrencilerinin „sporda fanatizm‟e
                                                                               94
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
bakıĢlarını öğrenmek. Yöntem: 23 soruluk bir anket hazırlayıp 97 kiĢiye
uyguladık. Bulgular: „Fanatizm nedir?‟ sorusuna sınıfın %42.6‟sının cevabı
„bir taraftarın takımını ölesiye sevmesidir‟ Ģeklindeydi. „Fanatizm
yönlendirilen bir olgudur‟ yargısına sınıfın %44.3‟ü „katılıyorum‟ derken,
%42.3‟ü „kısmen katılıyorum‟ yanıtını verdi. „Fanatizm aslında birtakım
çevrelerin çıkarlarına hizmet etmek için vardır‟ yargısına sınıfın %24,7‟si
katılırken %46.4‟ü kısmen katıldı. „Seyirci Ģiddeti az yada çok futbola eĢlik
eden bir olgudur‟ yargısına sınıfın %42.3‟ü katılıyorken %44.3‟ü kısmen
katıldı. „Kendinizi fanatizm açısından nasıl tanımlarsınız?‟ sorusuna %3,1‟lik
kesim „tam bir fanatiğim‟ derken %46,4‟ü „ilgilenmiyorum‟ yanıtını verdi.
Sonuç: Tıp 1 öğrencilerinin çoğunluğu sporda fanatizmi olumsuz
karĢılamakta ve fanatizmin topluma zarar verdiğini düĢünmektedir.


Poster No:29; 16-17 May 2006, EYU

MÜTF DÖNEM I ÖĞRENCĠLERĠNĠN YAġAMSAL DEĞERLERE
BAKIġ AÇISI
GülkaĢ S., Aksu Ç., Demir M., Bibinoğlu C.
GiriĢ: Hızla değiĢen değer yargıları karĢısında, modern toplum bireyleri,
geleneksel olanla yeni arasında birçok çeliĢki yaĢamaktadır. Amaç: Bu
çerçeveden yola çıkarak hazırlanan bu anket, dönem 1 öğrencilerinin aile
yapısı, kadın-erkek iliĢkileri, güven, bağımsızlık-itaat, farklı görüĢlere bakıĢ
açısı, toplumsal duyarlılık gibi yaĢamsal değerlere yaklaĢımlarını araĢtırmak
amacıyla yapılmıĢtır. Yöntem: Grup üyelerinin ortak çalıĢmasıyla 32 soru
hazırlanmıĢ, hazırlanan anket 100 kiĢiye dağıtılmıĢ, 92‟sinden cevap
alınmıĢtır.Anket sonuçları veri ve yüzde olarak değerlendirilmiĢtir. Bulgular:
Dönem 1 öğrencilerinin %48.9‟luk çoğunluğu kadın ve erkeğin toplumda
birbirine yakın roller edinebileceğini fakat evin düzeninden ve çocukların
yetiĢtirilmesinden daha çok kadının sorumlu olduğunu düĢünüyor.
Katılımcıların %75‟i bekaretin önemli bir değer olduğuna inanıyor.
Öğrencilerin %62.2‟si herhangi bir siyasi ideoloji/görüĢ sahibi değilken,
%57‟si farklı görüĢe sahip insanlar karĢısında kendi görüĢünü savunuyor
fakat görüĢlerini değiĢtirmeye çalıĢmıyor. Öğrencilerin %82.6‟sı toplumsal
ve kültürel değerlerin zamana ve teknolojik geliĢmelere göre
değiĢebileceğini düĢünüyor. Sonuç: Anket sonuçlarına göre dönem 1 amfisi
genel olarak geleneksel değerlere daha bağlı bir tablo çizmektedir. Bunun
yanında öğrencilerin çoğu apolitik bir duruĢ sergilemektedir. Dürüstlük en
fazla önem verilen yaĢamsal değerken, küreselleĢmeyi önemli bir yaĢamsal
olgu olarak kabul eden sadece üç öğrenci vardır.


Poster No:30; 16-17 May 2006, EYU

                                                                               95
                                                                                 2006
                                                                         MaSCo
BESLENME ALIġKANLIKLARI VE ETKĠLEġĠMLER
Azizoğlu Ġ., KerĢin B., Saçar K., Uluğ N., A. Mohamed N.
GiriĢ: Ġnsanın en önemli temel ihtiyaçlarından biri de beslenmedir.
Beslenmenin insan üzerine etkisi ve insanın içinde bulunduğu durumun
beslenmeye etkisi birbirini tamamlayan iki önemli öğedir. Amaç: M.Ü.T.F
dönem 1 öğrencilerinin beslenme alıĢkanlıklarını ve insan-beslenme
etkileĢimini incelemektir. Yöntem: Dönem 1 öğrencileri arasından rasgele
seçtiğimiz 83 kiĢiye 26 soruluk anket uyguladık. Beden kitle indekslerini de
hesaplayarak SPSS programıyla anketimizi değerlendirdik. Bulgular:
Dönem 1 öğrencilerinin %60.2‟si öğün atladığını belirtmiĢ ve en çok
atlanılan öğün %42.23 ile kahvaltı olarak belirlenmiĢtir. Öğünlerde ağırlıklı
olarak sırasıyla sebze (%69.9), kırmızı et (%41), baklagil (%33.7)
tüketildiği görülmüĢtür. Fast food tüketilme sıklığıyla son sırada yer
almaktadır(%26.5). Ayrıca katılımcıların %89‟u ruh halinin iĢtahını
etkilediğini belirtmiĢ, sınav hazırlığı ve stresin iĢtahı olumlu yönde etkilediği
ortaya çıkmıĢtır. Katılımcıların %37.5‟unun mide rahatsızlığı bulunmaktadır.
Öğrencilerin %63.9`u dengeli beslenmediğini düĢünmektedir. Sonuç:
Çevresel etkenlerin beslenme alıĢkanlıkları üzerine etkisi görülmüĢtür. Tıp
Fakültesi Dönem 1 öğrencileri sağlıklı beslenmeye eğilimli bulunmuĢtur.


Poster No:31; 16-17 May 2006, EYU

DÖNEM I ÖĞRENCĠLERĠNĠN MEZUNĠYET SONRASI KARĠYER
BEKLENTĠLERĠ
Yılmaz C., Sulukaya M., GölbaĢı A., Arslan M.
GiriĢ: Kariyer bireyin, baĢlangıç yaptığı, yaĢamının üretken yıllarını
kullanarak geliĢtirdiği ve genelde çalıĢma hayatının sonuna dek sürdürdüğü
iĢ ya da pozisyon olarak tanımlanabilir ve insan yaşamı için bir odak ve anlam ifade
eder. Bu nedenle kariyer hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Amaç: Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi (MÜTF) birinci sınıf öğrencilerinin kariyer
hakkındaki düĢüncelerinin ne olduğunu ve nelere göre Ģekillendiğini
saptamak için yapılan bir araĢtırmadır. Yöntem: Marmara Üniversitesi Tıp
Fakültesi‟ nin birinci sınıfında okuyan 93 kiĢiye mezuniyet sonrası
beklentilerinin ne olduğunu öğrenmeye yönelik 16 sorudan oluĢan anket
uygulanmıĢtır. Anket sonuçlari SPSS ortamında değerlendirip elde edilen
veriler sayı ve yüzde olarak ifade edilmiĢtir. Bulgular: Anketten elde
ettiğimiz verilere göre; araĢtırmamıza katılan 93 kiĢinin %74.6‟sı uzman
olmak isterken %10.3‟ü üniversitede kalmak istemektedir; diğer yandan
%10.1‟lik kısmı ise pratisyenlik isterken geri kalan %5‟lik kısım ise kariyerini
yurtdıĢında sürdürmek istemektedir. Sonuç: Marmara Üniversitesi dönem
bir öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun uzman olmak istediği
                                                                                  96
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
saptanmıĢtır. Maddi gelirin ve hasta çeĢitliliğinin kariyer tercihinde önemli
bir yer tuttuğu görülmüĢtür.


Poster No:32; 16-17 May 2006, EYU

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ 1. SINIF ÖGRENCĠLERĠNĠN ORGAN
BAĞIġI HAKKINDAKĠ DÜġÜNCELERĠ VE BĠLGĠ DÜZEYLERĠ
Kazan Ö., Kantarcı M., Tozar M., KodaĢ H.
GiriĢ: Sürekli ilerleyen tıp bilimi ile birlikte organ bağıĢı günden güne önem
kazanmaktadır. Türkiye‟de 12000 kiĢi organ bağıĢı için beklemektedir.
Özellikle geliĢmiĢ ülkelerde böbrek ve kalp nakilleri insanlara yeniden hayat
imkanı sunmaktadır. Amaç: ÇalıĢmamızın amacı tıp fakültesi 1. sınıf
öğrencilerinin organ bağıĢı ve nakli hakkındaki bilgi düzeylerini ölçmek,
organ bağıĢı konusunda ne düĢündüklerini ve bunu oluĢturan etkenleri çeĢitli
unsurlara göre araĢtırmaktır. Yöntem: 19 sorudan oluĢan anketimizi
Marmara Üniversitesinde 100 tane dönem 1 öğrencisine gözlem altında
uyguladık. Sonuçlarımızı SPSS data programını kullanarak değerlendirdik,
çeĢitli tablo ve grafikler hazırladık. Bulgular: Anketimize katılanların %59‟u
erkek, %41‟i kız öğrencilerden oluĢmaktadır. Öğrencilerin büyük
çoğunluğunun (%90) çevresinde organ bekleyen kimse bulunmamaktadır.
Bütün öğrencilerin %84‟ü organ nakli hakkında çok az bilgiye sahiptir.
Öğrencileri bölgelere göre ele aldığımızda ise en fazla Karadeniz
Bölgesinden gelen öğrenciler (%12), en az da yurt dıĢından gelen öğrenciler
organlarını bağıĢlamayı düĢünmektedir. Organ ticareti ile ilgili anket
sorumuzda kızların büyük çoğunluğu (%22) mafyalaĢmaya yol açar derken,
erkeklerin büyük çoğunluğu (%22) yasalsa olur cevabı vermiĢtir.
Katılımcıların %48‟i organlarını bağıĢlamayı düĢünmektedir. Bunların 44‟ü
bütün organlarını bağıĢlamak isterken 4 kiĢi de sadece böbreklerini
bağıĢlamayı düĢünmektedir. Sonuç: Tıp fakültesi öğrencilerinin büyük
çoğunluğu organ bağıĢı ve nakli hakkında yeterince bilgi sahibi değillerdir.
Sonuç olarak, tıp fakültesi öğrencilerini bu konuda bilgilendirebileceği,
organ bağıĢı için gönüllü olmak adına kurslar verilebileceği ve dergi, makale
türü yayınlar getirilebileceği düĢünülmüĢtür.
Poster No:33; 16-17 May 2006, EYU

M.Ü. TIP FAKÜLTESĠ DÖNEM 1 ÖĞRENCĠLERĠNĠN BAĞIMLILIK
YAPICI ZARARLI MADDE KULLANIMI VE BU MADDELER
HAKKINDAKĠ GÖRÜġLERĠ
Çeliker A., BeĢe C., Çapan E., Dönmez T., Hajyoussef A.
GiriĢ: Madde bağımlılığı günümüzde gençlerin içinde bulunduğu en büyük
sorunlardan biri olarak görülmektedir. Sigara, alkol ve uyuĢturucu gibi
                                                                                97
                                                                                2006
                                                                        MaSCo
sağlığa zararlı bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı giderek artmakta ve
kullanım yaĢı giderek düĢmektedir. Ancak, madde kullanımının yasal
olmaması sebebiyle kullanıcıların kendilerini gizleme eğiliminde olmaları ve
de ankette sorulan sorulara doğru yanıtlar vermeyebileceklerinden
araĢtırmanın doğru sonuçları göstermesi beklenmemektedir. Amaç: Sigara,
alkol, uyuĢturucu gibi bağımlılık yapıcı zararlı maddelerin Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. dönem öğrencileri tarafından kullanılma sıklığını
ve bu konudaki görüĢlerini saptamaktır. Yöntem: Grup olarak hazırladığımız
25 soruluk anketimizin temel sorularını sigara, alkol ve uyuĢturucu kullanımı
ve bunların sosyal hayata etkileri oluĢturmaktaydı. Anketimizi 112 kiĢiye
dağıttık ve 101 tanesini geri aldık. Bulgular: Öğrencilerin %19‟unun (19
kiĢi) sigara içtiğini ve bunların da %57‟sinin (11 kiĢi) sigaraya arkadaĢları
sigara içtiği için baĢladıkları saptanmıĢtır. Öğrencilerin %12‟si (12 kiĢi) alkol
kullanmakta özel bir sebep aramadıklarını, herhangi bir zamanda alkol
kullandıklarını belirttiler. %68‟i (68 kiĢi) alkolün aile hayatına zarar verip,
ailelerin yıkılmasına neden olduğunu düĢünüyor. Ankete katılanların %7‟si (7
kiĢi) hayatlarında sadece 1 kez uyuĢturucu kullanmak istediklerini, geri
kalan %93 ise kullanmadıklarını ve de kullanmayacaklarını belirttiler.
UyuĢturucu kullanılmasını kontrol altına almak için ilgili cezaların artırılması
gerektiğini düĢünenler ise sınıfın %78‟ini oluĢturuyor. Sonuç: Anketimizin
sonucunda, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin
uyuĢturucu maddeleri kullanmayı kesin bir Ģekilde reddettiklerini ve
kullanmadıklarını ancak sigara ve alkole karĢı daha ılımlı olduklarını ve
kullananlara karĢı tepkili olmadıkları saptanmıĢtır.


Poster No:34; 16-17 May 2006, EYU

SĠGARA VE TIP
ġeker B., Özkan G., Kır B., Çokay B. Ġ.
GiriĢ: Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada en büyük sağlık sorunlarından
birisinin sigara olduğunu ilan etmiĢtir. Yine bu örgütün verdiği rakamlara
göre dünyada her 13 saniyede bir insan ölmektedir. Ülkemizde sağlıkla ilgili
bir meslek grubunda çalıĢan insanlarda bile sigara kullanımı ciddi boyutlara
ulaĢmıĢtır. Amaç: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. Dönem
öğrencilerinin sigaraya karĢı olan bilgi tutum ve davranıĢları hakkında bilgi
edinmektir. Yöntem: Anketimiz iki ana bölümden oluĢmaktadır. 1. bölümde
sosyodemografik durum, 2. bölümde ise sigara ile ilgili sorular yer
almaktadır. Anketimizdeki 25 sorudan 3 tanesi açık uçludur. Anketimizi 85
kiĢiye dağıttık ve 78 kiĢiden geri aldık. Elde ettiğimiz bu verilerin sıklık
analizlerini yaptık. Bulgular: Ankete katılanların 36‟sı (%46.2) kadın, 42‟si
(%53.8) erkekti. Kadınların 4 (%11.4)‟ü erkeklerin 8‟i (%19.0) sigara
içiyordu. Sigara içenlerin hepsi sigaranın zararlarını bildiklerini ifade etti. Bu

                                                                                 98
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
kiĢilerden 5‟i (%62.5) sigarayı bırakması gerektiğini ve bırakacağını söyledi.
Sigarayı bırakmak isteyenlerin 4‟ü (%66.7) “sağlığıma zararlı”, 1‟i (%16.7)
“parasal sorun oluyor” seçeneğini iĢaretlediler. Sigara içenlerden 9‟u (%75)
arkadaĢ çevresinde de bu maddeyi kullananların bulunduğunu belirtti.
Ailesinde de sigara içen olduğunu belirtenlerin sayısı ise 7‟ydi (%58.3).
Sigara içenlerin 9‟u (%81.9) tıp fakültesinin sigara içimine etkisinin
olmadığını savunuyordu. Sonuç: Sigaranın zararları bilmelerine rağmen,
Dönem 1 öğrencilerinin 12‟si (%15.38) sigara içiyor. Tıp fakültesinde
bulunmanın sigara içme alıĢkanlığına etkisi ise azdır.


Poster No:35; 16-17 May 2006, EYU

SOSYAL HAYAT VE MÜTF’DE 1. SINIF OLMAK
Tanırlar M., Umur H., KarataĢ S., Çevik B.

GiriĢ: Tıp öğrencileri ve sorunları denildiğinde hemen herkesin aklına ilk
gelen "ağır eğitim, uzun çalıĢma saatleri" gibi fiziksel sorunlardır. Bu açıdan
bakıldığında ise MÜTF'de öğrenci olmanın kendine has bir soruna sebebiyet
vermesi beklenmeyecektir. Zira bu sorunlar bulunulan yer veya kiĢi kaynaklı
olmaktan ziyade "tıp eğitim sistemi"nin içerisinde bulunulmasından
kaynaklanması olası sorunlardır. Amaç: Ancak sosyal sorunlar açısından
bakıldığında içinde bulundurduğu bireylerin farklılıklarına bağlı olarak her
grubun kendine has bir takım sosyal sorunları olacaktır. Bu sosyal sorunlar
bireylerin kendi özelliklerinin yanı sıra, aynı ortamın paylaĢılması sebebiyle
ortak dıĢ etmenlere dayanması olası sorunlardır. A3 grubu olarak, bu gibi
sorunların varlığı konusunda ortak bir paydaya vararak, bu sorunlar ve
MÜTF'de 1. sınıf öğrencisi olmak arasındaki bağı kurabilmek
araĢtırmalarımıza baĢlamamızdaki çıkıĢ noktamızdı. Yöntem: AraĢtırmak
üzere seçtiğimiz konunun somut özelliklere sahip olmaması sebebiyle,
baĢlangıçta odak gruplarla yapılacak görüĢmeler Ģeklinde tasarladığımız
yöntemimizin uygulanması, amacımız içerisinde MÜTF öğrencisi olmak ile
bağ kurabilmeyi düĢündüğümüz sorunların varlığında; bizim de odak grubun
bir üyesi olmamız nedeniyle mümkün olmamıĢ ve araĢtırmamız kapalı uçlu
22 sorudan oluĢan bir anket ile sürdürülmüĢtür. Anketimizi dağıttığımız 120
arkadaĢımızdan 100ü çalıĢmamıza katkıda bulunmuĢtur.
Bulgular: Anketimize katılan arkadaĢlarımızın %41i Ģu andaki sosyal
hayatlarından hoĢnutsuz oldukalarını belirtmiĢtir. YaĢanılan bu
hoĢnutsuzluğun sebebi ve/veya bağımsız olarak MÜTF öğrencisi olmakla
beraber hissedilen hoĢnutsuzluğun sebebine yönelik sorularda; katılan
arkadaĢlarımızın %49'unun sınıf geçme baĢarı endiĢesi taĢıdığı, %9'unun ise
arkadaĢ edinmede güçlük çektiği belirlenmiĢtir. Katlımcıların %77'si sınıf
içerisinde tüm sorunlarını paylaĢabileceği bir arkadaĢının olmadığını
belirtmiĢtir. Katılanların %13'ünün meslek seçiminden, %17'sinin ise
                                                                              99
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
öğretim üyelerinden hoĢnutsuz olduğu belirlenmiĢ; sınıfın %81'inin ise
eğitimin niteliğinden hoĢnut olduğu görülmüĢtür. Sonuç: MÜTF‟de 1. sınıf
öğrencisi olmanın bir takım sosyal hayat sorunları yarattığı ve bu sorunların
fiziksel çevreden ziyade sosyal çevreden kaynaklanabileceği düĢünülmüĢtür.


Poster No: 36; 16-17 May 2006, EYU

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠ DÖNEM 1
ÖĞRENCĠLERĠNĠN ĠNTERNET KULLANMA ALIġKANLIKLARI
KuĢ A. B., Madrigal T., Gurbanov Ġ., Balaforlou B.
GiriĢ: GeliĢen teknoloji dünyasında internet kullanımı giderek yaygınlık
kazanmaktadır. Bu geliĢmeler ülkemizde özellikle genç kuĢağı
etkilemektedir. Gençler artık her alanda internete baĢvurmaktalar ve bu
günlük yaĢamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiĢtir. Amaç: MÜTF
1.dönem öğrencilerinin internete bakıĢ açısını, internet kullanımını ve günlük
hayatlarının ne kadarını internette geçirdiklerini araĢtırdık. Cinsiyetin,
barınma olanaklarının ve gelirin bu değiĢkenler üzerindeki etkisini
belirlemeyi amaçladık. Yöntem: Amacımıza ulaĢmak için 20 soruluk
anketimizi 1.sınıf öğrencilerinden 100 kiĢiye uyguladık. Anketimizde
genellikle çoktan seçmeli sorular kullandık. Anket uygulandıktan sonra
verilerimizi Microsoft Excel programıyla değerlendirdik. Bulgular: Anketimizi
uyguladığımız kiĢilerin %44`ü kadın, %56‟sı erkektir. Ortalama aylık gelir
368 YTL‟dır. Öğrencilerin %30‟u ailesiyle birlikte, %6`sı akraba yanında,
%38‟i arkadaĢlarıyla birlikte ve %26‟sı yurtta kalmaktadır. Bu öğrencilerin
%88‟i internete eriĢebilirken %12‟si internet eriĢimine sahip değildir.
Sonuç: Anketimizin sonunda cinsiyetin ve barınma olanaklarının internet
kullanımı üzerinde etkisini gördük. Aylık gelirin ise etkisi olmadığını gördük.
Aynı zaman öğrencilerin okuldaki internet eriĢim olanaklarını yeterli
bulmadığı sonucuna vardık.
Poster No:37; 16-17 May 2006, EYU

MARMARA ÜNĠVERSĠTESĠ TIP FAKÜLTESĠNDE EĞĠTĠMĠN
NĠTELĠĞĠ
Kır Ö., KocabaĢ B., Ürün S., Akar D.
GiriĢ: Sosyal hayatta aktif olan tıp fakültesi dönem 1 öğrencileri,
Ġstanbul`daki diğer tıp fakülteleriyle bir karĢılaĢtırma yaparak, Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi ile ilgili izlenimlerini ortaya koymuĢlardır. Amaç:
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencilerinin eğitimin niteliği
hakkındaki genel düĢüncelerinin ve izlenimlerinin araĢtırılması. Yöntem: 15
sorudan oluĢan anket 89 kiĢi (%42.7‟si kadın, %57.3 ü erkek) üzerinde
uygulanmıĢ, elde edilen veriler SPSS ortamında değerlendirilerek sonuçlar
                                                                             100
                                                                              2006
                                                                      MaSCo
sayısal ve yüzdesel değerlerle ifade edilmiĢtir. Bulgular: Elde ettiğimiz bazı
verilere göre anketimize katılan öğrencilerin %30.3‟ü fakültemizi ÖSS‟de
elde ettiği puana göre tercih ederken %29.2‟si kendi isteğiyle tercih etmiĢtir.
Ayrıca, ankete katılan arkadaĢlarımızın %46.1‟i yabancı dil öğrenimini
gerekli gördüğü halde eğitimin türkçe olmasını tercih etmiĢtir. Elde ettiğimiz
bir diğer sonuç ise fizyoloji dersinin %23.6 ile en beğenilen ders olmasıdır.
ArkadaĢlarımızın %56.2‟si fakültemizin hastane ile birlikte olmasının eğitime
katkıda bulunacağını düĢünmektedir. Fakültemizi diğer tıp fakültelerinden
ayıran özellikler arasından arkadaĢlarımızın %32.6‟sı öğretim üyelerinin
kalitesini, %22.5‟i yabancı dilde eğitim verilmesini saymıĢlardır. Sonuç:
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencileri genel olarak
fakültemizde uygulanan eğitimin nitelikli ve öğretim üyelerinin kaliteli
olduğunu düĢünmektedir.


Poster No:38; 16-17 May 2006, EYU

KARAR VERME VE ĠKĠLEMLER
Demir H., Kızılkurt T., Dirican B., Süzen S., KırbaĢ A.
GiriĢ: Birçok kez kararsız kalır ve ikileme düĢeriz. Çünkü en iyi kararı
vermek çoğu zaman zor ve zaman alıcıdır. Amaç: Kararsızlık ve ikilemlerin
hayatımızdaki yeri ve etkisini belirlemek. Yöntem: Anket Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi dönem 1 öğrencilerinden 81 kiĢiye uygulanmıĢ,
veriler 11 sorudan oluĢan anket formu ile toplanmıĢtır. Bulgular:
Katılımcıların %70.5‟i kendilerini kararlı bireyler olarak görmektedir. Bir
karar verdikten sonra bu kararlarını değiĢtirebileceklerini söyleyenlerin oranı
%24.1‟dir. Katılımcıların %58.8`i her zaman kararlarını tam olarak almıĢ
Ģekilde eyleme geçtiğini; %7.8‟i ise çabuk karar verdiğini belirtti. Hiç ikileme
düĢmeyenlerin oranı %3.9 iken, %62.7‟lik bir kesim ise hayatlarında en
fazla üniversite döneminde ikileme düĢtüğünü belirtti. Ġkilemde kaldığında
hiç kimseye baĢvurmayanların oranı ise %27.4 olarak saptandı. Sonuç:
ÇalıĢmamızda kiĢilerin çoğunlukla kendilerini karar verme konusunda yeterli
gördükleri ve özellikle üniversite döneminde ikileme düĢtükleri saptanmıĢtır.


Poster No:39; 16-17 May 2006, EYU

ALTERNATĠF TIP
Karaca M., Karakurt Y., Kaya T., Choı J.
GiriĢ: Herkesin yakından tanıdığı „klasik tıp‟ iyileĢmenin tek umudu değildir.
Alternatif tıp, ya da klasik tıpla birlikte kategorize edilmeyen herhangi bir
yöntem, neredeyse insanoğlunun yaratılıĢından beri var oldu. Bugün, çeĢitli
alternatif tıp yöntemleri kullanılmaktadır ve bu yöntemlerin kullanım alanları
                                                                              101
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
her geçen gün geniĢlemektedir. Bu yöntemlerden bazıları belki söylendiği
gibi ya da reklam edildiği gibi faydalı olmayabiliyor ama bunlar hakkında
yeterince bilgi sahibi olmak ve bazı yöntemlerini uygulayabilmek
beklenmedik anlarda hayat kurtarmak kadar iĢe yarayabiliyor. Amaç: Bu
anket Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. sınıf öğrencilerinin, alternatif
tıbba yönelik tutum ve davranıĢları değerlendirmek için hazırlanmıĢtır.
Yöntem: HazırlanmıĢ olan 21 soruluk anket 92 kiĢiye dağıtıldı ve 85 kiĢiden
geri alındı. Sorular alternatif tıbbın kullanıĢı ve tıp dünyasındaki yerine
yönelik hazırlanmıĢtır. Bulgular: Sınıftaki öğrencilerin %49.4‟ü (42 kiĢi)
herhangi bir alternatif tıp yöntemine baĢvurmuĢtu. BaĢvuran 42 kiĢiden 38‟i
(%90.4) bitkisel tedaviyi denemiĢti. Deneyenlerin %50‟si (21 kiĢi) kadınlar
iken, diğer %50 (21 kiĢi) ise erkekler idi. Alternatif tıbbın tedavi etme
gücüne sahip olduğunu düĢünenler %76.5 (65 kiĢi) ile temsil edilirken, sahip
olmadığını düĢünen ve fikirleri olmayanların yüzdeleri ise %11.8 (10‟ar kiĢi)
idi. „Alternatif tıp, klasik tıbbı destekleyici midir‟ diye sorulduğunda „evet‟
diyenlerin yüzdesi 82.1 (65 kiĢi) idi. Yöntemlerin bilimsel olarak kanıtlanmıĢ
olmasına önem verenler ise %55.3‟dü (47 kiĢi). Klasik tıp eğitime
baĢladıktan sonra alternatif tıbba karĢı bakıĢ açısı çoğunlukla değiĢmezken
(%69.4; 59 kiĢi), derslerde alternatif tıbbın dahil olmasını haklı bulanların
yüzdesi 67.1‟di (57 kiĢi). Sonuç: Cinsiyet ile alternatif tıp yöntemlerine
baĢvuranların sayısı arasında bağlantının olmadığı ortaya koyuldu.
Yöntemlerin bilimsel olarak kanıtlanmıĢ olmasına önem veren kiĢilerin
sayısının beklenenden az olduğu ortaya çıktı. Sınıfın büyük çoğunluğu,
alternatif tıbba klasik tıp eğitimde yer verilmesi konusunda görüĢ bildirmek
için, daha fazla bilgiye sahip olmak istediklerini belirttiler.


Poster No:40; 16-17 May 2006, EYU

DĠYET DEDĠĞĠMĠZ...
Yavuzer Ö., ġahin S. B., Taner U., Kapucu B.
GiriĢ: Günümüzde çok popüler olan diyet hakkında Dönem 1 öğrencilerinin
ne kadar bilinçli oldukları merak edilmektedir. Amaç: Bu araĢtırmayla
Dönem 1 öğrencilerinin diyete olan bakıĢ açısı ve diyet hakkındaki bilgileri
öğrenilmek istenmiĢtir. Yöntem: Yaptığımız araĢtırmalar ile edindiğimiz
bilgiler doğrultusunda 20 soruluk bir anket hazırladık. Bu anketi Dönem 1
öğrencileri arasından 83 kiĢiye uyguladık. Elde ettiğimiz bulguları SPSS 11.0
programı yardımıyla değerlendirdik. Bulgular: Hazırladığımız anketi Dönem
1 öğrencilerinden 40 kadın 43 erkek öğrenciye uyguladık. Anket
uyguladığımız öğrencilerin %96.4‟ü diyetin kiĢiye özel olduğunu, %55,4‟ü
uzman hekim ve diyetisyenin diyet bilgisi için güvenilir kaynak olduğunu,
%91.6‟sı fazla su içmenin diyet üzerinde olumlu etkisi olduğunu belittiler.
Öğrencilerin %32,5‟u daha önce diyet uyguladıklarını söylediler. Bu

                                                                             102
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
öğrencilerin %25.9‟unun diyetten olumsuz etkilendiği, %70.4‟ünün de diyet
sonucu ulaĢtıkları kilolarını koruyamadıkları ortaya çıkmıĢtır. Sonuç: Dönem
1 öğrencilerinin çoğu diyet hakkında genel bilgilere sahipken, birçok
öğrencinin diyet çeĢitleri ve yöntemleri hakkında az veya yanlıĢ bilgiye sahip
oldukları ortaya çıkmıĢtır.


Poster No:41; 16-17 May 2006, EYU

DÖNEM 1 ÖĞRENCĠLERĠ ARASINDA TEKNOLOJĠ KULLANIMI
ġenel D., Keklikkıran Ç., DanıĢ E., Yıldız B.
GiriĢ: Teknoloji kullanımı günümüzde her geçen gün yaygınlaĢmakta ve
hayatımızın her alanında karĢımıza çıkmaktadır. Toplumun vazgeçilmez
unsurlarından olan geleceğin doktorlarının da teknolojiden uzak kalması
düĢünülemez. Amaç: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi (MÜTF) birinci sınıf
öğrencileri arasında teknoloji kullanımının ne düzeyde olduğunun
saptanmasına dair bir araĢtırma planlanmıĢtır. Yöntem: MÜFT‟nin birinci
sınıfında okuyan 102 kiĢiye çeĢitli alanlarda, ne düzeyde teknoloji
kullanıldığını ölçmek üzere 20 sorudan oluĢan anket uygulandı. Anket
sonuçlarında elde edilen veriler sayı ve yüzde olarak ifade edilmiĢtir.
Bulgular: Anketten elde ettiğimiz verilere göre; araĢtırmamıza katılan 102
kiĢinin 57‟si (%55.9) erkek, 45‟i (%41.1) kadındır. Anketimize katılan
kadınlardan 30‟u (%66.7) ortaöğretim öncesi dönemde, erkeklerin ise 33‟ü
(%57.9) ortaöğretim öncesi ilk olarak bilgisayar kullanmaya baĢlamıĢtır.
Anketimize katılanların %65-70‟i dersleri bilgisayar ortamında takip
edebilmektedir ve ankete katılanların büyük bir çoğunluğu okulun web
sitesini ve bilgisayar laboratuarını yeterli görmemekte ve geliĢtirilmesi
gerektiğini (%80-85) düĢünmektedir. Sonuç: MÜTF öğrencilerinin
çoğunluğu teknolojiyi yeterli derecede kullanabilmektedir ama büyük
çoğunluğu fakültenin teknolojik imkanlarının yetersiz olduğunu
düĢünmektedir.
Poster No:42; 16-17 May 2006, EYU

ÇEVRENĠN TIP ÖĞRENCĠLERĠNE BAKIġI
Gülcan S., Sevil ġ. M., Akbeyaz Ġ. H., Keskin A., Pulatoğlu Ç.
GiriĢ: Ġnsan davranıĢları birçok etmene bağlı olarak değiĢir. Bunların en
önemlilerinden biri olan çevre tanımı ise kiĢiden kiĢiye farklılık gösterir.
Amaç: Farklı sosyodemografik özellikteki tıp öğrencilerine çevrelerinin
bakıĢını araĢtırmak. Yöntem: Çevrenin en belirleyici özelliği olan
sosyodemografik durumu (kiĢi bütçesi, aile eğitimi, barınma…) Marmara
Üniversitesi Tıp 1 öğrencilerine ön anket uygulayarak belirlemeye çalıĢtık.
Edindiğimiz bilgilere göre oluĢturduğumuz gruplardan randomizasyonla

                                                                               103
                                                                            2006
                                                                    MaSCo
seçtiğimiz 14 kiĢiyle bire bir görüĢme yaptık. Bu görüĢmede doktor olarak
kendilerini ve çevrelerinin kendilerine bakıĢını değerlendirmelerini istedik.
Bulgular: Ön anket sonuçlarına göre, sınıfın %10‟unun aylık geliri 500YTL
altı, %17.5‟inin 3000YTL üstü, kalanının 500-3000YTL arası; öğrenci
harçlıklarının ise %60‟ının 200YTL üstü olduğu belirlenmiĢtir. Bire bir
görüĢme yaptığımız 7‟si kadın, 7‟si erkek 14 kiĢi çevreyi tanımlarken;
bunların %71.4‟ü ailesini, %35.7‟si dostlarını, %78.5‟i de arkadaĢlarını çevre
tanımı içerisine dahil etti. Ve çevrelerinin kendilerine bakıĢını 10 üzerinden
(10=Tam doktor 0=Tıpla hiç alakası yok) 4.8 olarak değerlendirirken,
kendilerini de 1.8 ile değerlendirdiler. Sonuç: Anketimiz çevrenin, tıp 1
öğrencilerinden beklentilerinin yüksek olduğunu (yarı doktor), oysa
öğrencilerin kendilerini bu yeterlilikte hissetmediklerini ortaya koymuĢtur.




                                                                            104
                                         2006
                                 MaSCo




  Atölye Çalış maları
         Workshops



16 Mayıs 2006 Saat:14:00-17:00




                                         105
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
WS No: 1

EBRU: SUYUN GÖRDÜĞÜ RÜYA
Hülya Çullu. 1970 yılında Erzurum‟da doğdu. Ġlk ve orta öğrenimine
Ġstanbul‟da devam etti. 1992‟de girdiği M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Resim-
ĠĢ Bölümünü 1996‟da Resim Ana Sanat dalı mezunu olarak bitirdi. Aynı yıl
M.Ü. Sosysal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisansa baĢladı. Halen Ġcadiye
Ġlköğretim okulunda resim öğretmenliği yapmaktadır.
Ebru: Türk kitap sanatlarından olan Ebruya, suyun gördüğü rüyadır da
denilebilir. Eski dilde “bulut gibi” anlamına gelen Ebri sözcüğünden
türemiĢtir. Teknik olarak yoğunlaĢtırılmıĢ bir sıvının üzerinde yüzdürülen
boyaların kağıda aktarılması Ģeklinde özetlenir. Klasik Türk Ebrusu,
kullanılan malzeme, desen çeĢitleri, renk ve fonksiyon olarak belli özellikler
arz eder.
Katılımcı sayısı: 8


WS No: 2

KISA FĠLM

Selman Karadayı, MÜ Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi, "E.K. ġimdi" ve
"Sonra" filmlerinin yönetmeni ve yapımcısı.

 Bugün kısa film çekeceğiz. Gerekli malzemeler:
1 senarist
1 yönetmen
1 kameraman
1 boomcu (mikrofon)
1 makyöz
4 oyuncu
Hepsinden önce 1 hikaye... Ve motor!

Bu workshop'un amacı sadece kısa film çekip eğlenmek değil, aynı zamanda
aylarca süren hazırlığın ardından beyaz bir perdede 2 saat oynayan ve
saniyeler içerisinde hakkında yorum yapılan bir sanat eserini tanımak.
Katılımcılar 2 saat içinde bir kısa film tecrübesi yaĢayacaklar. Hazır bir
senaryo olmayacak, hazır bir yönetmen de... Ancak katılımcıları kısa film
çekmeye yönlendirecek biri olacak. Katılımcılar kendi senaryolarını, kendi
oyuncuları ve kendi teknik ekibiyle çekecekler.


                                                                             106
                                                                               2006
                                                                     MaSCo
Yan etkisi: Bu workshoptan sonra izleyeceğiniz filmlerden zevk
alamayabilirsiniz.


Katılımcı Sayısı: 8


WS No: 3

AMELĠYATHANEDE BĠR GÜN
Cumhur Yeğen. Prof.Dr. M.Ü. Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD
Kendisi hastanemizde katılımcıları bekliyor olacak. Katılımcılar bir cerrahi
uygulamayı gözlemleme Ģansı bulacaklar. Belki de bir ameliyat yakından
izlenebilecek.
Katılımcı sayısı: 3


WS No: 4

MUM-BATĠK
Atıf Atalayer. 1947‟de Karaman/Eminler köyünde doğdu. 1968-1972
yılları arasında D.T.G.S.Y.O. Tekstil Sanatları Bölümünde lisans öğrenimini
tamamladı. 1972-1974 arasında özel bir tekstil kuruĢluĢunda Tekstil Baskı
Tasarımcısı olarak çalıĢtı. 1972‟de kendi atölyesinde „mum batik‟
çalıĢmalarına baĢladı. 1980-1988 arasında M.Ü. G.S.F.‟nde öğretim görevlisi
oldu. 1988-1991 arasında Mum Batik Tekniğiyle „ıĢıklı kumaĢ resim „
araĢtırmalarını geliĢtirdi. 1972-2003 arasında özel atölyesinde mum batik
çalıĢmalarını sürdüren sanatçı, Huma Tekstil A.ġ.‟de sanat danıĢmanlığı
yapmaktadır. 2 yurt dıĢı, 5 yurt içi kiĢisel sergi açmıĢ, bir çok grup ve karma
sergiye katılmıĢ, değiĢik ödüller almıĢtır.
Katılımcı sayısı: 6
WS No: 5

VENĠ. VĠDĠ. VĠCĠ
Ali Rıza Çalışkan. 1977 Ankara doğumluyum. Ġlk orta ve lise öğrenimimi
Samsun da çeĢitli okullarda tamamladım. 2003 yılında MUTF den mezun
oldum. 2004 yılında MUTF Aile Hekimliği bölümüne baĢladım. Evliyim.
Bilgisayar üzerine ilgilenmekten hoĢlanırım.
Arzu İşgör. M.Ü. Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalında araĢtırma
görevlisi.

                                                                               107
                                                                               2006
                                                                       MaSCo
Biliyor musunuz, siz aslında Tıp Fakültesi öğrencisisiniz. Sahiden. Bir
Hastanemiz var, Hastaneniz. ĠĢte bu buluĢmada, henüz hastane ortamıyla
tam olarak tanıĢmamıĢ olanlarımıza, hastanenin belki çok göz önünde
olmayan ama aynı zamanda da merak edilen yerlerini tanıtmayı amaçladık.
Böylelikle “hastanenize” adım attıktan sonraki ilk dönemde neyin, nerde,
nasıl yapıldığını bilmemenin verdiği sıkıntınız bir ölçüde hafifler belki.
Bu yılki hastane turu içinde birçok bölüm ziyaret edeceğiz. Sorularımızın
tümü cevaplanacak, hastaneden eksik ayrılmamamız sağlanacak. Ve cevap
istediğimiz soru: "Marmara Üniversitesi Hastanesi nasıldı?" Doktor önlüğü
getirmeyi unutmayın lütfen…
(Yalnızca yeni katılımcılar kabul edilecektir.)
Katılımcı Sayısı: 8

WS No: 6

YARATICI DANS VE KOREOGRAFĠ
Dr.Zeynep Tuzcular Vural.
Tıp:
1981-87       T.Ü. Tıp Fakültesi
1987-91       HaydarpaĢa Numune Hastanesi Aile Hekimliği Asistanlığı
1991-2002     HaydarpaĢa Numune Hastanesi Aile Planlaması sorumlu uzm.
1997-2002     Yeditepe Ü. Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı
Dans:
1978-96       ÇağdaĢ Bale Topluluğu
1982          Ġstanbul Belediye Konservatuvarı mezuniyeti
1982-96       Yurdaer Doğulu Bale Öğretmenliği
1994          Ġstanbul Ü. Devlet Konservatuarı Sanatta Yeterlik (Doktora)
1998          Royal Academy of Dancing Teaching Diploması
1996-2005     KalamıĢ Sanat Merkezi Bale ve Dans Okulu genel sanat
              yönetmeni, koreograf ve bale öğretmeni
Dansın büyülü dünyasına bir adım atmak. *Doğaçlama deneyimi,
*Koreografi deneyimi, *Vücut esnetme çalıĢması, *Bale ve dans tarihini
tartıĢma, *Dans ve anatomi
Tercihen dansın her hangi bir formu ile uğraĢmıĢ olmak bu çalıĢmadan
alacağınız tadı artırabilir. Dans etmek için uygun, rahat kostüm ve ayakkabı
gerekli…

                                                                               108
                                                                                2006
                                                                        MaSCo
Katılımcı sayısı: 6
WS No: 7

TÜRKĠYE’DE OTOPSĠNĠN KURUMSALLAġTIRILMASI VE
YERĠ
Aydın Sav: Prof. Dr. 1980 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden
mezun oldu. 1984 yılında Ġ.Ü. CerrahpaĢa tıp Fakültesinde patoloji alanında
uzmanlık eğitimini tamamladı. Halen M.Ü. Tıp Fakültesi Patoloji AD‟da
çalıĢmaktadır.
Ülkemizde giderek azalan ve kaybolmaya yüz tutan bir antite olarak otopsi
ile kaybettiklerimiz, otopsi yapmakla yükümlü olan uzman hekimlerden
dinlenecek ve yapılması gerekenler tartıĢılacak.
Katılımcı Sayısı: 16        Tarih: 16-17 Mayıs


WS No: 8

RESĠM ve MÜZĠK
Başak Oğuztaş Saçlıoğlu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi Tekstil Sanatları Bölümü‟nden 1988‟de mezun oldu, 1990‟da aynı
kurumda araĢtırma görevliliğine baĢladı. 1992‟de yüksek lisans, 2002‟de
sanatta yeterliliğini bitirdi. ÇeĢitli sanat etkinliklerine katıldı, bazı tasarım
yarıĢmalarında ödüller aldı, tasarımları endüstride uygulandı.Halen M.Ü.
Güzel Sanatlar Fakültesi‟nde öğretim görevlisi olarak çalıĢıyor.
Amaç: Sınıfta çalınacak müzikteki sesler ve ritm, her katılımcının kendi
algılaması ve yansıtması ile renkler ve biçimlere dönüĢtürülecek, görme ve
iĢitme duyuları arasında bir çeĢit çeviri oyunu oynanacaktır. Öngereklilik: Bir
çift kulak ve bir çift göz ile duygularını gizlemeyecek bir yüreğe sahip olmak
yeterli
Katılımcı sayısı: 14 kiĢi
WS No: 9

TEMĠZ NEFES
Ayçin Çelikel.


Katılımcı sayısı: 20        Tarih : 17 Mayıs



                                                                                109
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
WS No: 10

ĠTALYAN YEMEKLERĠ
Patrizia Ünder. Ġtalyan asıllı yürütücümüz Ġstanbul‟da pek çok tanınmıĢ
restaurana yemek danıĢmanlığı hizmeti vermektedir. Bu atölye çalıĢmasında
italyan mutfağı üzerinden pratik bilgiler aktarılacak, italyan yemekleriyle
tanıĢıklık sağlanacaktır. Gastronomi ile ilgilenenlere.


Katılımcı sayısı: 14


WS No: 11

SAĞLIKLI YAġAM VE SPOR
Memduh Lutfia. 1954 yılında Tiran‟da doğdu. Eğitimini Tiran VoyokuĢi
Spor Akademisinde tamamladı.1989 yılında agüç ve çabukluk üzerine
master yaptı.14 yıl boyunca Arnavutluk 110 mt engelli ve dekatlon
Ģampiyonluğunu kazandı. 1991 yılında Türkiye‟ye geldi ve
Galatasaray,Fenerbahçe gibi spor kulüplerinde görev yaptı.
Sağlıklı yaĢam ve spor iliĢkisi üzerinde durulacak. Sağlıklı yaĢam için spor
önerilerinde bulunulacak.
Katılımcı sayısı: 20

WS No: 12

ġARAP TADIMI
Bülent Karadağ. 1968 yılında Kilis‟te doğdu. 1992 yılında Ġstanbul Tıp
Fakültesi‟nden mezun oldu. Pediatri ihtisasını Zeynep Kamil Hastanesi‟nde
tamamlayarak 1997 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs
Hastalıkları Bilim Dalında çalıĢmaya baĢladı. ġarap ve evde yapımı ile
amatör olarak ilgileniyor. Bu oturumda katılımcıların Ģarap tadım tekniklerini
öğrenmeleri, ġarap ve üzüm türleri türleri hakkında genel bilgi edinmeleri ve
Ģarap değerlendirmesi hakkında temel bilgileri kazanmaları bekleniyor.


Katılımcı sayısı: 20


WS No: 13


                                                                               110
                                                                             2006
                                                                     MaSCo
CĠLT BAKIMI
Zeynep Demirçay. Doç. Dr. 1966 yılında Ġstanbul'da doğdu. 1984 yılında
Ġstanbul Özel Robert Lisesi'nden mezun oldu. 1990 yılında ĠÜ CerrahpaĢa Tıp
Fakültesi'ni bitirdi. Dermatoloji ihtisasını 1991 - 1996 yılları arasında MÜ Tıp
Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalında tamamladı. 2003 yılında Dermatoloji
Doçenti oldu. Ġlgi alanları arasında akne, otoimmün büllöz hastalıklar ve
kronik yara tedavisi vardır. Bu atölye çalıĢmasında cevap aranacak sorular:
Cildimiz için neler gerekli? Neler zararlıdır? Kozmetikler gerekli midir?




Katılımcı sayısı: 20


WS No: 14

NASIL BĠR TIP EĞĠTĠMĠ ĠSTĠYORUZ
Devrim Keklik. Doktor. M.Ü. Tıp Eğitimi Anabilimdalı.
Tıp Eğitiminde son yıllarda yaĢanan değiĢimler, geliĢmeler neler? Biz bu
değiĢimlerin neresindeyiz? Bir tıp öğrencisi olarak eğitim ihtiyaçlarımızın ne
kadarını karĢılayabiliyoruz? Daha fazlasını karĢılamak için neler yapılabilir?
Bu ve benzeri sorulara yanıt aranacak. Sorunlar ve çözüm önerileri üzerinde
durulacak. Belki de ulaĢılan çıkarımlar yazıya dökülecek.


Katılımcı Sayısı: 20


WS No: 15

CĠNSEL YÖNELĠMLER
Ayşenur Bay Aytekin. 1999 ODTÜ Psikoloji Mezunu. 2006 Marmara
Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Programın bitirdi.
Cinsel Eğitim AraĢtırma ve Tedavi Derneği‟nin eğitimlerine katıldı. Uzun
dönem deprem bölgesinde psikolojik destek çalıĢmalarında, Dünya Sağlık
Örgütünün Dünya Ruh Sağlığı ÇalıĢmasının Türkiye ayağında ve Bilgi
Üniversitesi‟nde araĢtırma görevlisi olarak çalıĢtı. Halen Marmara Sağlık
Eğitim ve AraĢtırma Vakfı‟nın Gençlerin Üreme Sağlığı Projesinde
çalıĢmaktadır.
                                                                             111
                                                                           2006
                                                     MaSCo
Sinem Yurtseven ve Gençlerin Üreme Sağlığı Projesi Lider
Öğrencileri
Bu atölye çalıĢmasında amaç cinsel yönelimler ve yönelimlerin tanımları
konusunda bilgi kazanmak; cinsel yönelimlerle ilgili farklı tutumları
paylaĢmak ve bu konuda farkındalık kazanmaktır.
Katılımcı sayısı: 30
WS No: 16

OYUNCULUK ÜZERĠNE ÇEġĠTLEMELER
Ayşegül Cengiz Akman. 1974 Alanya dogumlu. 1999 yılında Ġ.Ü.
Ġstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. Aynı fakültenin tiyatro topluluğunda 6 oyunda
rol aldı ve bir çocuk oyunun rejisini gerçekleĢtirdi. HaydarpaĢa Numune
Hastanesinde aile hekimliği asistanlığını 2003 yılında tamamlayarak uzman
oldu. Sağlık Eğitimi ve Drama Derneği üyesi olan AyĢegül hanım, son
yıllarda ġahika Tekand‟ın Studio Oyuncuları‟nda tiyatro uğraĢını sürdürüyor.


Oyuncu ve oyunculuk üzerine kısmen deneysel, kısmen doğaçlanan, ancak
tamamen gönüllü bir çalıĢma. Teatral dil, anlatım ve oyunculuk üzerine farklı
bir bakıĢ. “MıĢ gibi” yapmadan, kurguya mizansene boğulmadan. Sahi ne
demektir “diyalektik tiyatro”?…”Epik” midir?
Katılımcı sayısı: 12
WS No: 17

KALEM TUTMAK ENJEKTÖR TUTMAK GĠBĠDĠR
Egemen Kum. 1981 Ġzmir doğumlu olup 2004 yılı Celal Bayar Üni. ĠĠBF
Ġktisat bölümü mezunudur. ġu an Katılım reklam ajansında ilüstrasyon
çalıĢmaları ve metin yazarlığı yapmaktadır. 2 yıldır profesyonel olarak
Leman Grubu Atom mizah dergisinde çizerlik yapmaktadır.
Katılımcı sayısı:10

WS No: 18

SPOR YARALANMALARINDA YENĠ YAKLAġIMLAR
Mustafa Karahan. Prof.Dr. Hacettepe üniversitesi Tıp Fakültesi 1985
mezunuyum. MÜ Tıp Fakültesi Ortopedi Anabilim Dalı‟ndan ihtisas aldım.
1995‟te ABD‟de spor travmatolojisi konusunda çalıĢtım. Pek çok yurt dıĢı
yayınım var ama benim için daha da önemlisi bu yayınlara 50‟nin üzerinde
atıfta bulunulmuĢolmasıdır. EczacıbaĢı voleybol takımı dahil pek çok spor

                                                                            112
                                                                         2006
                                                                 MaSCo
kulübünün spor hekimiyim. MÜ Spor Bilimler ve Sporcu Sağlığı AraĢtırma
Uygulama Merkezi müdürlüğünü yürütmekteyim. Milli Olimpiyat Komitesi‟de
dahil olmak üzere Futbol, Voleybol, Kürek ve Yelken federasyonları sağlık
kurulu üyesiyim. Spor hekimliğinden kalan vakitlerimde basketbol
oynayarak ben de sporculardan biri oluyorum.
Bu oturumda konuğumla beraber sık karĢılaĢılan spor yaralanmaları, bu
alandaki yeni yöntemler ve en önemlisi spor yaralanmalarına karĢı kendimizi
nasıl koruyacağımızdan bahsedeceğiz
Katılımcı sayısı: 20




                                                                         113

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Categories:
Tags:
Stats:
views:89
posted:9/4/2011
language:Turkish
pages:114