; mayis 233 kapak 2010
Documents
Resources
Learning Center
Upload
Plans & pricing Sign in
Sign Out
Your Federal Quarterly Tax Payments are due April 15th Get Help Now >>

mayis 233 kapak 2010

VIEWS: 45 PAGES: 68

  • pg 1
									D‹YANET AYLIK DERG‹ MAYIS 2010 SAYI: 233




                                                                                 ‹Ç‹NDEK‹LER
GÜNDEM
Günümüz gençli¤inin kimlik ve anlam sorunu . . . . . . . .4
Prof. Dr. Hayati Hökelekli
Gençlik döneminde kimlik geliflimi ve din . . . . . . . . . .8
Yrd. Doç. Dr. Naci Kula
Ergenlik döneminde dinî flüphe ve tereddütler . . . . . .13
Doç. Dr. Abdülkerim Bahad›r
Gençlerin de¤iflen ilgi ve ihtiyaçlar›, din hizmetlerini
nas›l dönüfltürmeli? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .17
Doç. Dr. Nurullah Altafl

SÖYLEfi‹
Prof. Dr. M. Emin Özafflar ile ahlak ve etik üzerine . .22
Söylefli: Dr. Yüksel Salman

D‹N - DÜfiÜNCE - YORUM
Hz. Peygamber’in e¤itim(cili¤)ini güncellemede
ço¤ulluk . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .26
Prof. Dr. M. fievki Ayd›n
D‹N ve SOSYAL HAYAT



                                                                                                                     13
Hakk›n› savunan kad›n . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .30
Prof. Dr. Ramazan Alt›ntafl

‹lahî vahyin infla etti¤i hayatlar:
Örnek han›m flahsiyetler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .32
Hatice Kübra Görmez
                                                                                                                     Ergenlik
A‹LE                                                                                                                 döneminde
Çocuklarla büyümek . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .36                                               dinî flüphe ve
Ayla Abak                                                                                                            tereddütler
S›nav kayg›s› . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .38
Kamil Ertekin
B‹R KONU B‹R AYET
Tebli¤ sorumlulu¤umuzu ne zaman üstlenece¤iz? . . .40
Doç. Dr. ‹brahim Hilmi Karsl›
B‹R HAD‹S B‹R YORUM
                                                                                                 26           Hz.
Arkadafl›n iyisi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .42                    Peygamber’in
Prof. Dr. ‹. Hakk› Ünal                                                                           e¤itim(cili¤)ini
                                                                                                 güncellemede
DÜNDEN BUGÜNE D‹YANET ‹fiLER‹ BAfiKANLI⁄I                                                                ço¤ulluk
Tevhid-i Tedrisat ve Diyanet hizmetleri - I . . . . . . . . .44
Dr. Mehmet Bulut
D‹N GÖREVL‹S‹N‹N HATIRA DEFTER‹NDEN



                                                                                                                     30
Kutlu Nebi’nin kutlu do¤umunun ard›ndan . . . . . . . . .48
Remzi Eralp
KÜLTÜR-SANAT
Mardin tafl›n›n esrar›, tafl ustalar›n›n sab›r tafllar›... . . .50
Suzan Çataloluk
EDEB‹YAT                                                                                                             Hakk›n›
fiiirimizde ‹stanbul . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .54                                          savunan
Bekir O¤uzbaflaran                                                                                                    kad›n

SÖZÜN ÖZÜ - BERCESTE BEY‹TLER
Latîf olsa latîfe hofltur elbet



                                                                                                58
Velâkin hâriç olmaya edebden . . . . . . . . . . . . . . . . . .56
Vedat Ali Tok
CAM‹LER‹M‹Z
Kurulufl y›llar› hat›ras›: Bilecik’te Orhan Gazi Camii . . .58
Cevat Akkanat
                                                                                                  Kurulufl y›llar›
PORTRE                                                                                                  hat›ras›:
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Bizans Kral›na gönderdi¤i                                            Bilecik’te Orhan
davet elçisi Dihye b. Halîfe el-Kelbî (r.a.) . . . . . . . . . .62                                   Gazi Camii
Doç. Dr. Adem Apak
ed‹törden
  ed‹törden
“Küçük yavrum, bebe¤im ne zaman büyüdü de bir                          daki bu tarz iliflki belki de insano¤lu yeryüzünde ya-
genç k›z/delikanl› oldu!…” Pek çok anne ve baban›n                     flamaya devam etti¤i sürece var olacak bir durumdur.
bazen hay›flanarak, bazen heyecan ve mutlulukla,                       Bütün zafiyetleri ve dönemin getirdi¤i zorluklara ra¤-
bazen de flaflk›nl›kla kendi kendisine sordu¤u bir so-                   men, “yetenekleri ve cesaretleri” ile birlikte gelece¤i-
rudur bu.                                                              mizin teminat› olan gençleri bugüne, yar›na ve ebedî
Sanki daha dün dizimizin dibinde oturan, babas›n›n                     âleme haz›rlama konusu bugünün oldu¤u kadar yar›-
pantolonunu ya da annesinin ete¤ini çekifltiren, yapa-                  n›n da hayatî bir konusu olmaya devam edecek ve
ca¤› her ifl için bizden izin isteyen küçük çocuk git-                  y›llar›n tecrübe imbi¤inden geçerek dile getirilen flu
mifl, yerine zaman zaman asi, zaman zaman iç dün-                       söz gerçekli¤ini daima koruyacakt›r: “Gençler bilse,
yas›na kapanm›fl, kimi zaman nefleli, kimi zaman dur-                    yafll›lar muktedir olabilse.”
gun, ba¤›ms›zl›k iste¤i güçlü olan bir genç insan gel-                 Bugün dünya genelinde en fazla genç nüfusa sahip
mifltir. Ço¤u anne baba, birden karfl›lar›na ç›kan, ha-                  ülkelerden biri olmam›z milletimiz ad›na mutluluk ve-
yat›n›n bahar›ndaki bu yetiflkine al›flmakta, onu anla-                  silesidir. Ancak dinamizmin ve enerjinin sembolü olan
makta, onunla iletiflim kurmakta, onun dünyas›na nü-                    gençli¤imizin inanc› sa¤lam, öz de¤erlerine ba¤l›,
fuz etmekte güçlük çeker. Zira kendilerinin o dönem-                   kimlikli, kiflilikli, ülkemiz ve insanl›k için hay›rl› birer fert
leri çoktan geçmifl, büyük oranda da o dönemi, o                        olarak yetifltirilmesine yönelik neler yapmam›z gerek-
günlerdeki duygu ve düflüncelerini, hayata bak›fllar›n›                  ti¤ini hep birlikte düflünme ve istikbalimizi emanet
ve bütün bunlar› yönlendiren etkenleri unutmufllard›r.                  edece¤imiz gençli¤imizi gelece¤e çok iyi haz›rlama
Ya da de¤iflen yafllar› ve tecrübeleriyle birlikte bak›fl                 sorumlulu¤umuz bulunmaktad›r.
aç›lar›, anlay›fllar› de¤iflmifltir. Kazan›mlar› onlara, bir              Elinizdeki dosyay› bu düflüncelerden yola ç›karak ha-
zamanlar kendilerinin, flimdiyse çocuklar›n›n içinde                    z›rlad›k. Genel anlamda gençlik üzerinde durmak ye-
bulunduklar› gençlik döneminin insan hayat›nda ne                      rine, “gençlikte kimlik geliflimi ve din” konusunda yo-
kadar önemli bir zaman dilimi oldu¤unu, hayat›m›z›n                    ¤unlaflmay› daha yararl› bulduk. Böylece günümüz
bundan sonraki k›sm› üzerinde bu günlerin ne den-                      gençli¤inin karfl› karfl›ya kald›¤› zararl› ak›m ve al›fl-
li büyük bir etkiye sahip oldu¤unu ö¤retmifltir. Ebe-                   kanl›klar›n etkisinden kurtulmas›nda dinî de¤erlerin
veynler, kendilerinin tecrübe ederek veya yan›larak                    nas›l bir ç›k›fl yolu olabilece¤inin de cevab›n› bulmaya
ö¤rendiklerini çocuklar›n›n da tecrübe etmesine ve                     çal›flt›k. Birbirinden k›ymetli yazarlar›m›z taraf›ndan
ac› tecrübeler yaflamas›na raz› olamazlar.                              ele al›nan her bir konuyu zevkle okuyaca¤›n›z› düflü-
Genç insanla ebeveyni ya da daha yafll› kuflak aras›n-                   nüyorum.




                                                               Abone ‹flleri                                  Temsilcilikler
                                                       Tel : (0312) 295 71 96-97              Yurt içi: ‹l Müftülükleri, ‹lçe Müftülükleri
    Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤› Ad›na Sahibi ve           Fax : (0312) 285 18 54                Yurt d›fl›: Din Hizmetleri Müflavirlikleri,
             Genel Yay›n Yönetmeni                   e-mail : dosim@diyanet.gov.tr                   Din Hizmetleri Ataflelikleri
                Dr. Yüksel Salman                                                                  web: www.diyanet.gov.tr
                                                               Abone fiartlar›
           Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü                    Yurt içi y›ll›k: 24.00 TL.             e-mail: diniyayinlar@diyanet.gov.tr
                  Abdulbaki ‹flcan                                                                 sureliyayinlar@diyanet.gov.tr
                                                   Yurt d›fl› y›ll›k: ABD, 30 ABD Dolar›
         Mali ‹fller ve Da¤›t›m Sorumlusu                  AB Ülkeleri, 30 Euro                     aylikhaber@diyanet.gov.tr
    Mustafa Bayraktar (Dön. Ser. ‹fll. Müd.)         Avustralya, 50 Avustralya Dolar›           Yay›nlanacak yaz›larda düzeltme ve
               Yay›n Koordinatörleri                 ‹sveç ve Danimarka, 250 Kron                        ç›kartmalar yap›labilir.
               Mustafa Bektaflo¤lu                            ‹sviçre, 45 Frank             Yaz›lar›n bilimsel sorumlulu¤u yazarlar›na aittir.
           mbektasoglu@mynet.com                Abone kayd› için, ücretin Döner Sermaye
                                                                                                      Tasar›m - Bask› Cilt
                      Elif Arslan                  ‹flletme Müdürlü¤ü’nün T.C. Ziraat
              elifarslan4@gmail.com                Bankas› Ankara - Akay flubesindeki
                        Tashih                    ‹BAN: TR 84000100076005994308-
                       Sait fian                 5001 no’lu hesab›na yat›r›lmas› ve mak-
                                                buzun fotokopisi ile abonenin hangi say›- Konya Devlet Karayolu (29. km) O¤ulbey Kavfla¤›
                         Arfliv                                                                  Evren Yay›nc›l›k Serpmeleri Nu.: 1
                                                 dan bafllayaca¤›n› bildirir bir mektubun
              Ali Duran Demircio¤lu                                                                  www.uneryayincilik.com
                                                         Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤›                   www.evrenyayincilik.com
                         Dizgi                     Döner Sermaye ‹flletme Müdürlü¤ü                  Tel.: 0 312 615 54 54 Pbx
                      Latif Köse                   Üniversiteler Mahallesi Dumlup›nar                 Fax.: 0 312 615 54 55
                  Yönetim Merkezi                       Bulvar› No:147/A 06800
         Dini Yay›nlar Dairesi Baflkanl›¤›                  Çankaya/ANKARA                            Bas›m Yeri: ANKARA
   Üniversiteler Mahallesi Dumlup›nar Bulvar›         adresine gönderilmesi gerekir.              Bas›m Tarihi: 06.05.2010
      No:147/A 06800 Çankaya/ANKARA               Yay›n Türü: Ayl›k, Yerel, Süreli Yay›n
  Tel: (0312) 295 73 06 Fax: (0312) 284 72 88                                                           ISSN - 1300 - 8471
                                                      Diyanet Ayl›k Dergi (Türkçe)
                  BAfiYAZI
                   BAfiYAZI

Gençlerimizle daha ayd›nl›k günlere…
Gençlik, hayat›n en hareketli, dinamik, bir o kadar da önemli bir dö-
nemidir. Kiflinin fizyolojik, ruhi, duygusal bak›mdan de¤iflip geliflti¤i
bu dönem, iyi ve kötü al›flkanl›klar kazand›¤›, faydal› ve zararl› bilgi-
ler edindi¤i, çevresini ve arkadafl gurubunu oluflturdu¤u, kiflilik ve
karakterinin yerleflmeye bafllad›¤› bir zaman dilimidir. Onun için de,
Kur’an’›n tabiriyle ‘Rahman’›n kullar›’n›n, “Ey Rabbimiz! Efllerimizi ve
çocuklar›m›z› bize gözayd›nl›¤› k›l ve bizi de Allah’a karfl› gelmekten
sak›nanlara önder eyle.” (Furkan, 74) fleklindeki duay› ve “Ey iman
edenler! Kendinizi ve ailenizi, yak›t› insanlar ve tafllar olan ateflten
koruyun…” (Tahrim, 6) ayetinin yükledi¤i sorumlulu¤u, anne-babalar
ve bütün yetiflkinler olarak tüm benli¤imizle hissetmek, buna uygun
bir gençli¤in yetiflmesi için çaba harcamak büyük bir önem arz et-
mektedir.
Hayat›n›n her an›nda ve her alan›nda bizlere örnek olan Peygamber              Prof. Dr. Ali BARDAKO⁄LU
Efendimiz (s.a.s.) de, gençlerin her yönden bilgili, ahlakl› ve donan›m-          Diyanet ‹flleri Baflkan›
l› olarak yetiflmeleri yönünde bizleri teflvik etmifl ve onlara gerekti¤in-
de önemli sorumluluklar yüklemifltir. Nitekim Allah Rasulü’nün “Onun
kalbine hidayet ver, dilini (hak yolunda) sabit k›l.” (‹bn Mâce, Ahkâm, 1)
duas›yla genç Hz. Ali’yi Yemen’e görevli olarak göndermesi ve genç
Üsâme’yi ordu komutan› yapmas› (Buharî, Megazi, 88), gençlere sorum-
luluk vermemiz, güvenmemiz ve onlar› yar›nlara haz›rlamam›z konu-
sunda bizlere ›fl›k tutmaktad›r.
‹nsan›n hayat› boyunca karfl›laflaca¤› baflar› veya baflar›s›zl›klar›nda
hiç flüphesiz çocukluk ve gençlik dönemlerinde kazanm›fl oldu¤u bil-
gi ve birikimin etkisi asla göz ard› edilemez. Hayat›n en önemli döne-
meci olan gençlik dönemi, sanat, spor, zihinsel aktiviteler gibi faydal›
u¤rafllarla, okuma, araflt›rma, bilgi edinme gibi faydal› ifllerle ve insan
onuruna yaraflan her türlü güzel ve erdemli davran›fllarla iyi de¤erlen-
dirildi¤i takdirde, gelecek günlerin mutluluk, huzur ve baflar› ile dol-
mas› mukadderdir. Buna mukabil gençlik döneminde yap›lm›fl ihmal-
ler, tembellikler ve hatalar, sigara, alkol ve uyuflturucu gibi zararl› al›fl-
kanl›klar, faydas›z ifl ve u¤rafllar, kiflileri tüm hayatlar› boyunca mut-
suz edecek sonuçlar do¤urmaktad›r. Ça¤›m›zda insanlar›n önemli bir
k›sm›n›n, zamanlar›n› televizyon bafl›nda veya internet ortam›nda ge-
çirdi¤i düflünüldü¤ünde, gençlerimizin bu yollardan gelen tehlikelere
karfl› korunmalar› için önlem al›nmas›, bu araçlar› daha bilinçli bir fle-
kilde kullanmalar›n›n sa¤lanmas› gerekir. Bu konuda çevreye, yetkili-
lere, ebeveynlere ayr› ayr› sorumluluklar düflmekle birlikte, gençlerimi-
zin irade e¤itimleri ve kendi istikametlerine sahip ç›kma dirayetleri çok
daha önemlidir.
Çocuklar›m›z ve gençlerimiz bizim yavrular›m›zd›r. Sadece bizim ümit
ve dualar›m›z›n konusu de¤il, milletimizin sahip oldu¤u de¤er ve er-
demleri yar›nlara tafl›yacak ve gelece¤i flekillendirecek olanlar da on-
lard›r.
                                               Gündem
                                           Prof. Dr. Hayati Hökelekli
                                            Uluda¤ Üniv. ‹lahiyat Fak.




    Günümüz gençli¤inin kimlik ve
          anlam sorunu




               Gençler yak›nlar›nda, önlerinde örnek alabilecekleri olumlu modeller bu-
               lurlarsa, bu onlar›n yarat›c› güçlerini harekete geçirir, kendi toplumuna ve
               tüm insanl›¤a yararl› hedeflere yönelmelerine yard›mc› olur.



Ergenlik dönemi, tabiat› itibar›yla sorunlu, buna-          genç insan›n peflinden en çok sürüklendi¤i bir
l›ml› bir hayat devresi olarak bilinir ve kabul edi-        ihtiyaç olarak ortaya ç›kmaktad›r. ‹lk gençlik y›l-
lir. Uzun çocukluk y›llar› geride b›rak›lm›fl fakat          lar›nda kimlik, rol ve statü karmaflas›n›n yol açt›-
yetiflkin bir insan olman›n bütün flartlar›na da              ¤› bocalamalar uzun ya da k›sa bir süreyi alabi-
henüz ulafl›lamam›flt›r. Gençlerin hayata tutun-              lir. Özellikle günümüzde bu ihtiyac›n olumlu fle-
ma ve toplumda kendine bir yer ve gelecek bul-              kilde karfl›lanmas› daha da zorlaflm›fl gözük-
ma endiflesi ile ortaya ç›kan en temel sorunu                mektedir. Çünkü gençlerin “kimlik” aray›fl›n›
“kimlik” sorunudur. Kendini, hayattaki yeri ve              olumlu flekilde karfl›layacak toplum ve kültür de-
anlam›n›, amaç ve hedeflerini belirlemede genç-             ¤erleri zaafa u¤ram›flt›r.
ler çok büyük zorluklarla karfl›laflmaktad›rlar. Bu
yüzden ilk gençlik y›llar›nda, “Ben kimim, nere-            Gençlerin yaflad›klar› sorunlar yaln›zca geliflmifl
den geldim, ne yapmal›y›m?” gibi sorular›n ce-              ülkelere mahsus bir durum olmay›p, çeflitli kül-
vab› uzun süre araflt›r›l›r. Benli¤ini dengeleye-            türlerde ve zamanlarda az çok benzerlerine
cek, kal›c›, tutarl› ve sürekli bir aidiyet ba¤›, her       rastlanan, neredeyse evrensel bir olgudur. Bu-
fleyi anlaml› k›lan kuflat›c› bir hayat felsefesi             nunla birlikte bu sorunlar›n gerek derinli¤i gerek-


                                          MAYIS 2010    4   SAYI: 233
                                               Gündem



                           Bir toplumda de¤erlerin sars›lmas› ya da y›pranmas›, o toplu-
                           mun yetiflmekte olan çocuk ve gençlerini sa¤l›kl› bir geliflme-
                           den yoksun b›rak›r. Ne için, hangi amaçla yaflad›¤›n› bilemeyen
                           ve bulamayan gençler “huzursuzluk”, “stres”, “b›kk›nl›k” “anlam
                           bofllu¤u” gibi olumsuz duygu ve kayg›lardan kendilerini kurta-
                           ramazlar.

se yayg›nl›¤›, son yüzy›lda çok ileri boyutlara            leri dile getiren bir kavramd›r. Benlik geliflmesi iki
ulaflm›fl gözükmektedir. Bu sorunun yayg›nl›¤›               ana damardan beslenir. Birisi istekler, arzular,
konusunda uzmanlar hemen hemen görüfl birli-                ihtiyaçlar (beslenme, cinsellik, sevgi, ba¤lanma,
¤i içerisinde olmakla birlikte, sonuçlar›n›n de¤er-        ba¤›ms›zl›k, kendini gerçeklefltirme...) di¤eri de
lendirilmesinde kötümserlerin yan›nda iyimserler           de¤erler, idealler, amaçlard›r (din, ahlak, gele-
de bulunmaktad›r. Gençlerin yaflad›klar› kimlik             nek...). Benli¤in sa¤l›kl› geliflimi, ikincilerin birin-
bunal›m›n›n temelinde, h›zla de¤iflen ve geliflen            cileri yönetti¤i ve denetledi¤i bir denge durumu-
toplum flartlar› içerisinde birbirine z›t rol beklen-       na ba¤l›d›r. ‹nsan›n insan olmas›, kendini aflan
tileri ve çoklu tercihler karfl›s›nda kalmalar› ile         bir de¤erler dünyas› ile ba¤ kurmas›, belli bir he-
sosyal yap›lar›n onlara zorla dayatt›¤› yapt›r›mla-        defe kendini adamas›na ba¤l›d›r. Bu sistemin
r›n varl›¤›ndan söz edilmektedir. Sebep her ne             tersine dönük çal›flmas›, yani içgüdü, istek ve
olursa olsun ortada var olan bir gerçek vard›r:            ihtiyaçlar›n kifliyi yönetmesi, yabanc›laflma deni-
Günümüzde sosyo-kültürel sistem, gençlerin                 len durumun en önemli kayna¤›d›r. ‹nsandaki
kendilerini ve dünyay› bir bütün olarak anlama             do¤al dürtülerin dinî-ahlaki kurallar› ve bireysel
ve anlamland›rmada kurumsal temelli ve kültürel            ve toplumsal idealleri ve de¤erleri aflmas› güç-
alternatifler sa¤lamada yetersiz kalmaktad›r.              süz ve etkisiz k›lmas›yla ortaya ç›kan nevrotik
Toplumsal iliflkiler, art›k bir kimsenin kimli¤ini          karakter neticede yabanc›laflmaya neden ol-
kurgulamas› için gerekli güvenilir dayanak nok-            maktad›r. Bu durum, ünlü olma, para ve iktidar
tas› oluflturamamaktad›r.                                   h›rs›, cinsel isteklere afl›r› düflkünlük gibi belli bir
Gençlikte istekler kadar idealler en etkili ve güç-        tutkunun bireye hâkim olmas› ve onun kiflili¤in-
lü flekilde kendilerini hissettirirler. Gençlik ide-        den ayr›lmamas› ile ortaya ç›kar ve giderek bire-
alizmini, saf iman ve hakikate, iyilik ve adalete          yi bir kuvvet olarak yönetmeye bafllar. O art›k
duyulan özlemin bir ifadesi olarak anlamak ge-             varl›¤›n›n bir parças›na mahkûm bir duruma dü-
rekir. Dünyay› de¤ifltirmek, her fleye yeni bir dü-          fler. Kendinde kalan her fleyi bu arzusunun em-
zen vermek, gerçek adaleti sa¤lamak onlar›n                rine verir. Bu arzu güçlendikçe kifli yenik düfler
derin özlemleri aras›nda yer al›r. Gençlerin bu            ve bir parças›n›n kölesi haline geldi¤i için, insan
dönemi hasars›z atlatabilmeleri için, kendilerine          kendine yabanc›lafl›r.
örnek alabilecekleri, hayranl›k, sevgi ve ba¤l›l›k-        Yaflad›¤›m›z dünyada pek çok genç insan top-
lar›n› onlara yans›tabilecekleri modellere ihtiyaç-        lumda bunal›yor, ac› çekiyor, kendi tan›m›n› ve
lar› vard›r. Yak›n çevrelerinde özdeflim kurabile-          yaflam›n›n anlam ve amac›n› üretemiyor. Kendi-
cekleri rol modelleri ve hayatlar›n› anlaml› k›lacak       sini bir boflluk ve belirsizlik içerisinde buluyor.
de¤erler ve tatmin edici bir hayat felsefesi,              Her fleye sahip olsa bile gerçek tek bir amaca
gençlerde olumlu bir kimlik gelifliminin temel              sahip olamad›¤› için, kendisini tahrip edecek, ki-
flartlar›d›r. E¤er gençler yak›nlar›nda, önlerinde          flili¤ini zaafa u¤ratacak ifllere yöneliyor. Bir top-
örnek alabilecekleri olumlu modeller bulurlarsa,           lumda de¤erlerin sars›lmas› ya da y›pranmas›, o
bu onlar›n yarat›c› güçlerini harekete geçirir,            toplumun yetiflmekte olan çocuk ve gençlerini
kendi toplumuna ve tüm insanl›¤a yararl› hedef-            sa¤l›kl› bir geliflmeden yoksun b›rak›r. Ne için,
lere yönelmelerine yard›mc› olur.                          hangi amaçla yaflad›¤›n› bilemeyen ve bulama-
Kimlik sorununu olumlu bir sonuca ulaflt›rama-              yan gençler “huzursuzluk”, “stres”, “b›kk›nl›k”
yan gençleri bekleyen sonuç “yabanc›laflma”d›r.             “anlam bofllu¤u” gibi olumsuz duygu ve kayg›-
Yabanc›laflma; kimlik kayb›, kiflilik parçalanma-            lardan kendilerini kurtaramazlar. Bu durumda
s›, güçsüzlük, inanç ve de¤erleri kaybetme, ah-            kendinden ve do¤adan yabanc›laflma, hayat›n
lak› hor görme, kurals›zl›k ve duyars›zl›k gibi so-        donuklaflmas› ve kiflinin otomatikleflmesi kaç›-
nuçlar›yla gençli¤i tehdit eden en önemli tehlike-         n›lmaz olur.


                                         MAYIS 2010    5   SAYI: 233
                                                 Gündem


‹çinde bulundu¤umuz ça¤dafl toplum yap› ve                     kalarak insanlarla anlaml› iliflkiler kuramamakta
iliflki biçimleri bak›m›ndan yabanc›laflmay› önle-              ve böylece kiflili¤inin baz› k›s›mlar›n› gerçekleflti-
yici sistemler gelifltirmede son derece yetersiz               rememektedir. Bu durumda yabanc›laflan insan,
kalmaktad›r. Daha do¤rusu bireylerin istek ve                 sadece di¤er insanlarla de¤il, kendisiyle de te-
ihtiyaçlar›n› alabildi¤ine k›flk›rtarak, zay›f bir ben-        masa geçemeyen insan olmaktad›r. Bu durum-
lik yap›lanmas›na yol açmaktad›r. Ça¤dafl top-                 daki kifli insanlara ve kendine güven ve sayg›n-
lumsal düzen içerisindeki de¤er ve düflünce sis-               l›¤›n› kaybeder; insanlar› ikiyüzlü, bencil ve ilgisiz
temlerindeki yetersizlik, ifltah dolu arzular› en-             olarak alg›lar. Hissetmifl oldu¤u güvensizlik duy-
gelleyip bast›ramad›¤› için bu arzular, kendilerini           gusundan dolay› baflkalar›na yanaflamayan, on-
durdurmas› gereken s›n›rlar›n nerde bulundu¤u-                larla düzeyli bir iliflki kuramayan bireyler, bula-
nu bilemez hale gelmifllerdir. Tam böyle bir or-               mad›klar› “toplumsal destek” duygusu yerine,
tamda yaln›zca genel dinamizmlerinin niteli¤i                 kendilerini güvene alabilmek için maddeye yö-
gere¤i daha yo¤un olmas› bile, onlar› do¤al afl›-              nelmekte, daha fazla maddeye sahip olarak te-
r› coflkunluk halinde bulundurmaya yetmektedir.                lafiye çal›flmaktad›rlar.
Refah›n artmas› nedeniyle arzular da taflan bir
                                                              Yabanc›laflman›n pek çok sonuçlar› vard›r. Bun-
coflkunluk içerisindedir. Bu istek ve arzulara su-
                                                              lardan en önemlilerini flu flekilde s›ralamak
nulan daha da vaat edici ödüller onlar› dürtmek-
te, daha zor be¤enir bir duruma sürüklemekte,                 mümkündür:
geleneksel kurallar›n yetke ve gücünü yitirdi¤i bir           • Benli¤in zay›flamas›, bencilleflme, hazc›l›k ve
dönemde, tüm kurallar karfl›s›nda daha da sa-                  menfaatçilik, de¤er ve inanç yitimi, anlams›zl›k
b›rs›z k›lmaktad›r. Düzensizlik ve anomi hali, ih-            ve ruhsal çöküntü (depresyon).
tiraslar›n daha güçlü bir disipline girmesine ihti-
                                                              • Kendi iç dünyas› üzerinde kontrol ve deneti-
yaç duyulmalar› gereken bir dönemde, aksine
                                                              min zay›flamas›, kendine hâkim olamama, sü-
giderek s›n›r tan›mamalar› nedeniyle daha da
                                                              rüklenme.
pekifltirilmifl olmaktad›r.
                                                              • Kimli¤in zay›flamas›na ba¤l› olarak afl›r› uyum-
Günümüzde, nesiller aras›nda büyük mesafeler
                                                              culuk; moda ve reklamlara göre hayat›na düzen
oluflmufltur. Genç kuflak ile yetiflkin kuflak ara-
                                                              verme.
s›nda yeterli ve doyurucu iletiflim imkânlar› orta-
dan kalkm›flt›r. Yetiflkin ve yafll› kufla¤›n gençler             • Kendini unutma, kendinden kaç›fl sistemleri-
üzerindeki manevi otoritelerinin zay›flamas› ve               nin devreye girmesi (madde ba¤›ml›l›¤›, e¤lence
silinmesi sonucu yafll›lar “de¤ersiz” olarak görül-            ve sefahat düflkünlü¤ü, intiharlar).
mektedir. Bu da onlar taraf›ndan gençlere gele-
                                                              • S›n›rs›z tüketim ve gösteriflçilik (sahip olma
neksel de¤erlerin aktar›lmas›n› engellemekle
                                                              tutkusu, fliflinme, markac›l›k) e¤ilimi.
kalmamakta, yafll›lar›n geleneksel de¤erlerin
sembolü (modeli) olarak görülmelerinden dolay›,               • Marazi yaln›zl›k duygusu ve suç davran›fl›.
onlar›n temsil ettikleri de¤erleri de de¤ersiz hale           • Boflluk, hiçlik, anlams›zl›k duygular›n› yans›tan
getirmekte, böylece yabanc›laflma çok daha et-                 süre¤en kayg›.
kili bir durum almaktad›r. Gençler ço¤u zaman
aile ve akraba iliflkilerinden kopuk dar bir arka-             Toplumumuzda son zamanlarda giderek güç-
dafl çevresi içerisinde hayatlar›n› sürdürmekte-               lenme e¤ilimi gösteren gençler aras›ndaki flid-
dirler. ‹liflki kurulan yetiflkinlerle de ortak tecrübe         det olgusu, alkol ve uyuflturucu madde kullan›-
paylafl›m› ve dayan›flma yok denecek kadar az-                  m›ndaki h›zl› art›fl, ana babaya veya ö¤retmene
d›r. Yaln›zca dil ile s›n›rl› bir iletiflim yaflanmakta,        karfl› gelme ve sayg›s›zl›k, sahtekârl›k, cinsel
bazen bu bile gerçekleflmemektedir. Yetersiz                   davran›fl bozukluklar›, intihar ve benzeri daha
toplumsallaflma pek çok gencin hayat›nda tela-                 birçok sorunlar aile ve e¤itimcileri ciddi olarak
fisi çok zor olan olumsuz sonuçlara yol açmak-                kayg›land›rmaktad›r. Öte yandan, çocuk ve
tad›r. ‹nsan “ben”li¤i ya da kimli¤ini di¤er insan-           gençleri kendine ba¤›ml› k›lan kontrolsüz ve ilke-
larla iliflkiler sayesinde flekillendirir. Fakat bu ilifl-       siz internet kullan›m›na ba¤l›, sosyal aç›dan uy-
ki sadece dil vas›tas›yla iletiflim ile s›n›rl› kal›yor-       gun olmayan ve sonuçlar›n› düflünmeden yap›-
sa, o zaman “kimlik kayb›” kayg›s› ortaya ç›kar.              lan olumsuz davran›fllar, toplumun temel de¤er-
Bundan dolay› kiflisel yabanc›laflma yaflayan                    lerini sarsacak noktaya ulaflm›fl bulunmaktad›r.
kimse, böylece parças› oldu¤u toplumdan ayr›                  Bir k›s›m gençlerimizde kal›c› bir karakter yap›s›-

                                           MAYIS 2010     6   SAYI: 233
                                               Gündem




na dönüflen bu olumsuz davran›fllar›n toplum                  m›za yön gösteren ilkeler ve standartlard›r. De-
hayat› aç›s›ndan büyük riskler tafl›d›¤› aç›k bir            ¤erler, kifliye kendisini aflma, tek tek olaylar›n
gerçektir. Güçlü suç ve fliddet e¤ilimi tafl›yan ve           üzerinde kal›c› ve tutarl› bir inanç ve tutum sahi-
toplum de¤erleriyle çat›flan bu gençlerin ruhsal             bi olma imkân› kazand›r›r. De¤erlerin zay›flama-
yap›s›n› analiz eden bir uzman›n diliyle; bu genç-          s› ya da eksik ö¤renimi, yeterince içsellefltirile-
lerde alabildi¤ine s›n›rs›z bir özerklik e¤ilimi var-       memesi durumunda kiflili¤imiz yetersiz ve etki-
d›r. Her tür yetkeye karfl› ç›karlar, tepki gösterir-        siz kal›r; yeterince üretici ve yarat›c› olamad›¤›-
ler. Fizik güce hayran olup bütün sorunlar›n fizik          m›z için, y›k›c›, sald›rgan ve geriletici e¤ilimler
güçle çözülece¤i inanc› içindedirler. Maddi do-             güç kazan›r ve iflbafl›na geçer.
yum peflinde koflarlar. Cinsel yaflama ve bu ya-
                                                            Dünya genelinde oldu¤u gibi, son y›llarda toplu-
flam›n sap›kl›klar›na e¤ilim gösterirler. Genifl düfl
                                                            mumuzun da büyük bir de¤er kayb›na u¤rad›¤›
dünyalar› içinde daima yeni ve de¤iflik serüven-
                                                            ve “ahlaki çöküntü” yaflad›¤› uzmanlar taraf›n-
lerin peflinden koflarlar. Gerçekler karfl›s›nda
                                                            dan s›k s›k dile getirilmektedir. Gerçekten de
kolay ve çabuk h›rç›nlafl›r, kriz geçirir, ölçüsüz,
                                                            as›rlar boyu insanlar›m›z› bir arada tutan, hayat›-
gereksiz tepki gösterirler. Kendi bafllar›na gü-
                                                            m›za anlam ve amaç katan pek çok de¤er kay-
venli ve yeterli olmad›klar› için daima ufak grup-
                                                            bolmaya yüz tutmufltur. Bu durumda kendi top-
lar oluflturup onlarla birlikte yaflar, birlikte eyle-
                                                            lumunu ve tüm insanl›¤› ilerletecek ideal ve
me giriflirler. Alkol ve uyuflturucu kullanmaya
                                                            amaçlardan yoksun olarak yetiflen gençlerin gü-
büyük e¤ilim gösterirler.
                                                            nübirlik haz peflinde koflar hale gelmeleri bir
Bir toplumda güven, bar›fl, adalet, hakkaniyet,              toplumu bekleyen en büyük tehditlerden birisi
merhamet, sorumluluk gibi de¤erlerin sars›lma-              olsa gerektir. Buna karfl›l›k milli ve manevi de-
s›, baz› de¤erlerin kaybolmas› ve önemini yitir-            ¤erlerin güçlendirilmesi, toplumda gençlere iyi
mesi durumunda, çocuk ve gençler sa¤lam bir                 örnek oluflturacak model flahsiyetlerin öne ç›ka-
karakter ve bütünleflmifl bir kiflilik gelifltiremez-           r›lmas› ve onlar›n yüksek ideallere özendirilmesi
ler. Bireylerin ve toplumun ruh sa¤l›¤› ciddi bir           büyük önem tafl›maktad›r. Bu yolda güvenli ola-
tehdit alt›na girer; toplumsal bütünleflme ve da-            rak ilerleyebilme, e¤itimin her kademesinde
yan›flma zay›flar, kifli kiflinin kurdu haline gelir.          planl› ve sistemli bir de¤erler e¤itiminin uygulan-
Yaflanan hayat anlams›z ve de¤ersiz olarak alg›-             mas› ile mümkün olacakt›r.
lanmaya bafllan›r. Çünkü de¤erler, davran›fllar›-


                                          MAYIS 2010    7   SAYI: 233
                                              Gündem
                                          Yrd. Doç. Dr. Naci Kula
                                    Eskiflehir Osmangazi Üniv. ‹lahiyat Fak.




           Gençlik döneminde kimlik
                geliflimi ve din




              Ergen, çocukluktan ç›kman›n ve sosyalleflmeye bafllaman›n sa¤lad›¤› ko-
              num sebebiyle ailesi d›fl›nda, çevresinde ve toplumda be¤endi¤i, onun gi-
              bi olmak istedi¤i kiflilerle özdeflleflmeye çal›flarak kimli¤ini flekillendirir.



Gençlik, bireyin çocukluktan yetiflkinli¤e geçiflini        da soyut düflünme gücünün geliflmesine ba¤l›
sa¤layan baz› özelliklerinden dolay› di¤er geliflim        olarak genç, bütüncü bir dünya görüflüne sahip
dönemlerinden farkl› bir dönemdir. Gencin ken-            olma ve bu dünya içerisinde kendi yerini ve gö-
dini, hayat› ve toplumu sorgulayarak eskisinden           revini belirleme ihtiyac›yla karfl› karfl›ya gelmek-
farkl› bir flekilde dünyay› alg›lamaya bafllad›¤› bu        tedir.
dönemde en önemli sorunlar›ndan biri, kendini             Genç bu geliflme ve de¤iflmeler sonucu kendini
tan›ma ve tan›mlamada çekti¤i s›k›nt›d›r. Çünkü           tan›mak ve tan›mlamak, kendisinde ve çevresin-
genç, biyo-psiko-sosyal yönden bir de¤iflime               de olup bitenleri bir bütün halinde anlamak iste-
u¤ram›flt›r. Biyolojik olarak vücut organlar›nda           yece¤inden, bütün bunlar karfl›s›nda nas›l bir tu-
bir geliflme gözlenirken; ruhi yönden tam olarak           tum tak›naca¤› konusunda s›k›nt› çekecek ve
nas›l davranmas› gerekti¤ini bilememenin sonu-            birtak›m çözüm yollar›na da baflvuracakt›r. Kimi
cu bir davran›fl karmafl›kl›¤› yaflamakta, sosyal            zaman bir büyü¤üne yönelerek onun gibi olma-
aç›dan da, aileden çevreye yönelmifl bir sosyal-           y› arzulayacak, kimi zaman siyasi, fikrî ve ideolo-
leflme süreci içerisine girmektedir. Ayn› zaman-           jik gruplara yönelecek, kimi zaman da dini bir


                                       MAYIS 2010     8   SAYI: 233
                                                        Gündem



                                 Din, gence birtak›m de¤erler sunma ve ayn› de¤erler, pratikler
                                 etraf›nda bütünleflen bir topluluk içinde bulunma, bunlara kat›l-
                                 ma imkân› sa¤layarak gencin içinde bulundu¤u toplumda ken-
                                 disinin de bir yerinin, anlam›n›n oldu¤u ve toplumdaki statüsü-
                                 nü belirlemede yard›mc› olaca¤› fikrini kazand›raca¤›ndan ken-
                                 dine güven duymas›n› sa¤lar.

kurtar›c› olarak görebilecektir. ‹flte bu farkl› çö-                  onu aray›fla yönelten faktörlerdir. Böylece genç,
züm yollar› içerisinde gencin kendini ve hayat›                      kimlik aray›fl› çabalar› sonucu, kimli¤ini olufltura-
tan›y›p de¤erlendirmesinde din, onu nas›l etkile-                    cakt›r. Gencin kimli¤ini oluflturmas› ise, özdefl-
mekte ve bu nas›l gerçekleflmektedir? Bu afla-                         leflme süreci ile gerçekleflir.
mada din ile gencin kendini tan›ma çabas› ola-
                                                                     Bireyin kendisini bir baflkas› ile aynîlefltirmesi,
rak nitelendirilebilen kimlik aray›fl› aras›nda bir
                                                                     kendini ona benzetmesi esas›na dayanan öz-
iliflki söz konusu mudur? Bu sorular›n cevab›
                                                                     deflleflme, (Reber, a.g.e, s. 341; Barlas Tolan ve arkd.,
gençlik döneminde kimlik gelifliminde dinin rolü
                                                                     Ben ve Toplum, Sosyal Psikoloji I, Ankara 1985, s. 21.) ço-
konulu çal›flman›n ana konusunu oluflturmakta-
                                                                     cukluk döneminde anne babay› örnek alarak
d›r.
                                                                     gerçekleflirken, gençlik döneminde özellikle
Gençlik dönemi ve kimlik geliflimi                                    gencin ba¤›ms›zl›k arzusu ve sosyalleflme süre-
                                                                     cinin h›zlanmas› ile anne baba d›fl›ndaki bireyler-
Ortalama olarak 12-20 yafl aras› (Fowler D. Brooks,
                                                                     le özdeflleflmeye dönüflür. (Nuran Hortaçsu, ‹nsan
The Psychology of Adoloscence, San Francisco 1920, s. 1;
                                                                     ‹liflkileri, ‹stanbul 1981, s. 85.)
Birsen Gökçe, Ortaö¤retim Gençli¤inin Beklenti ve Sorunla-
r›, Ankara 1984, s. 22.)için düflünülebilecek gençlik                 Genç, öncelikle yafl›t› arkadafllar›yla özdeflleflir,
kendi içinde de ilk gençlik (early adolescence)                      onlara benzemek ister, onlarla kendini k›yaslar;
ve son gençlik (late adolescence) diye ikiye ay-                     arkadafllar›n›n giyimi, konuflma biçimi ve davra-
r›labilir. (Elizabeth Hurlock, Developmental Psychology,             n›fllar›n› kendinde bir süre yaflat›r; ancak bu, ar-
New York 1968.s. 392.) Gençlik ça¤›n› cinsel olgun-                  kadafllar›n› ve çevresindekileri taklitten ayr› bir
lu¤un meydana geldi¤i bülu¤ (puberty) döne-                          fleydir. Bireyin hofluna giden bir davran›fl›n be-
miyle ayn› tutmamak gerekir. (Bülu¤ (puberty) döne-                  nimsenerek yenilenmesi olan taklitten (Reber,
mi cinsel organlar›n geliflti¤i ve üreme yetene¤i kazand›¤› ol-       a.g.e., s. 345; Tolan, a.g.e., s. 21.) öte genç, bu dav-
dukça k›sa süren fizyolojik de¤iflikliklerin yafland›¤› dönem-         ran›fllar›yla kendine baflkalar›n›n davran›fllar›n›
dir. Arthur, S. Reber, Dictionary of Psychology, London              k›sa bir süre örnek almakta ve içinde bulundu¤u
1985. s. 593.) Her ne kadar “bülu¤”, gençli¤in bir                   grupta, toplumda rol ve yer sa¤lamaya, kimli¤i-
belirtisini teflkil etmekteyse de (Anthony Smith, ‹nsan               ni kazanmaya çal›flmaktad›r.
Yap›s› ve Yaflam› (çev. Erzen Onur, Nida Tektafl), ‹stanbul
                                                                     Genç, bu kimlik kazanma süreci içinde s›k s›k
1986, s. 253.) gençlik, bülu¤ öncesini ve bülu¤u
                                                                     yeni özdeflim örneklerine yönelir. Yöneldi¤i yeni
içine alan fakat bülu¤dan sonra da bu ça¤›n et-
                                                                     özdeflim örnekleri gençte, kendine özgü giyim,
kileriyle devam eden daha uzun süreli bir devre-
                                                                     davran›fl, inanç ve dünya görüflünü oluflturacak
dir. (Haluk Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, Ankara 1988, s.
                                                                     birtak›m izler oluflturur (Aktuna, Y›ld›r›m,“Gençlik Dö-
268.) Böylece gençli¤i; biyolojik, zihinsel ve sos-
                                                                     neminde Toplumsallaflma ve Kuflak Çat›flmas›” (tebli¤), s.
yal aç›dan bir geliflme ve olgunlaflman›n yer al-
                                                                     28.) ve bu izler gençte, oluflup bütünleflti¤inde
d›¤›, çocukluktan yetiflkinli¤e geçifl dönemi ola-
                                                                     bir yandan kimli¤ini olufltururken di¤er yandan
rak tan›mlayabiliriz. (Karl C. Gorrison, Psychology of
                                                                     da kiflilikle toplum aras›ndaki tüm iliflkilerin te-
Adolescence, London, 1975, s. 2.) Bu dönemde genç-
                                                                     meli olan özerklik ve sorumluluk duygular›n› bi-
te meydana gelen fiziksel-ruhsal de¤iflmeler,
                                                                     çimlendirir. (Köknel, Özcan, Gencin Toplumsallaflmas›,
buna ba¤l› olarak kendi varl›¤›n›n fluuruna var-
                                                                     Aile ve Çocuk,1981, s. 36.)
mas› sonucu, ba¤›ms›zl›k arzusu, ba¤›ms›zl›k
arzusunun bir ifadesi olarak da topluma kat›lma                      Özdeflim örneklerinden ald›¤› izlerle kendine ye-
çabalar›, gencin yeni bir kimlik kazanmas› için                      ni bir kimlik oluflturan genç, Erikson’un belirtti¤i


                                                 MAYIS 2010      9   SAYI: 233
                                                     Gündem



                               Din ayn› zamanda bir “yaflama tarz›” da teklif etti¤inden ferdi
                               do¤umdan ölüme kadar kuflat›r. Do¤umdan bafllayarak yetiflme
                               tarz›, aile flekli, aile içi münasebetler ve ferdin di¤er insanlarla
                               münasebetleri vb. içtimai iliflkiler ve olaylar hakk›nda bilgilen-
                               dirmede bulunur, kaideler koyar.

gibi bu kimli¤i, özdefllefltirmenin bitti¤i yerde ka-                Gençlik döneminde kimlik aray›fl›nda dinin re-
zanmaktad›r. Yani gencin kimli¤inin biçimlen-                      ferans al›nmas›
mesinde geçmiflte yapt›¤› özdeflimlerin de etki-
                                                                   Ergenlik dönemine giren gencin kendinde mey-
si olmakla beraber kimlik, özdeflimlerin birbirine
                                                                   dana gelen de¤iflme ve geliflmelerle, çocukluk-
yamanmas›ndan öte bütün özdeflimlerin bir bü-
                                                                   tan yetiflkinli¤e do¤ru geçiflini alg›lamas› onun
tünüdür. (Erikson, Identity, Youth and Crisis, Newyork
                                                                   yetiflkinlik rolüne haz›rlanmas›n› sa¤layacak
1968,s. 158.)
                                                                   kimlik kazanma çabalar›n› da beraberinde geti-
Böylece özdeflim örnekleriyle etkileflim sonucu                      rir.
kimli¤i geliflen genç, kendi benli¤inin süreklili¤ini
                                                                   Gencin ergenli¤e has kimli¤i oluflturmada en
alg›lamakta, kendine mal etti¤i inanç ve de¤er-
                                                                   önemli dayana¤› ve referans› birtak›m özdeflim
leri, bir dünya görüflü oluflturmaktad›r. Dolay›-
                                                                   örnekleridir. Ergen, çocukluktan ç›kman›n ve
s›yla gencin kendine, baflkalar›na, hayata vb.
                                                                   sosyalleflmeye bafllaman›n sa¤lad›¤› konum se-
hususlara bak›fl aç›s›n›n oluflmas›, onun kimli¤i-
                                                                   bebiyle ailesi d›fl›nda, çevresinde ve toplumda
nin bir göstergesidir. Gencin zihnini kurcalayan
                                                                   be¤endi¤i, onun gibi olmak istedi¤i kiflilerle öz-
hayat›n amac›, Allah’›n varl›¤› ve benzeri konu-
                                                                   deflleflmeye çal›flarak kimli¤ini flekillendirir. Bu
larla ilgili sorular, onun bir hayat anlay›fl› kazan-
                                                                   özdeflim örnekleri aras›nda yukar›da belirtildi¤i
mas› ve birtak›m inanç veya de¤erlere sahip ol-
                                                                   gibi, din ve ideoloji de yer al›r. (Mardin, Din ve ‹deo-
mas› aç›s›ndan kendine sordu¤u sorulard›r. Bu
                                                                   loji, ‹stanbul 1983, s. 24.) Çünkü din veya ideoloji,
sorulara bulunacak cevaplar sonucu, kimli¤i
                                                                   (‹deoloji ve mahiyetiyle ilgili olarak bak›n›z: Mardin, a.g.e., s.
oluflturan bir dünya görüflü kazan›lacakt›r. (Smith
                                                                   13-33.) gencin kimli¤ini oluflturmada “Ben ne-
ve arkd., Psychology of Education, New York 1956, s. 79.)
                                                                   yim?”, “Kimim?” sorular›na cevap bulmak için
Ayr›ca gencin kimlik aray›fl›nda kendine sordu¤u
                                                                   baflvurabilece¤i referans özelli¤ine sahiptir. Din
sorular aras›nda toplumdaki yeri, mevkii; bir
                                                                   ve ideoloji bir izah sistemi olmas› (‹lyas Göz, Dinin
baflka ifadeyle sosyal statüsünün ne oldu¤u, ne
                                                                   ‹deoloji ‹le Münasebeti (Yay›nlanmam›fl Yüksek Lisans Tezi),
yapaca¤›, ne olaca¤› ve gelecekten beklentileri
                                                                   Konya 1986, s. 33-34.) ve güven duygusunu kazan-
ile ilgili sorular da bulunur. (E. Mine Tan, Toplum Bili-
                                                                   d›rmas› yönüyle (Göz, a.g.t., s. 35-38; Var›fl, a.g.e., s.
mine Girifl, Temel Kavramlar, Ankara 1981, s. 64-65.) Top-
                                                                   105.) gencin kimli¤ini oluflturmada katk›da bulu-
lum içindeki yerini tayin etmesi, gencin birtak›m
                                                                   nurlar.
sorumluluklar üstlenmesini de sa¤layaca¤›ndan
önemli bir mesele olarak gencin zihnini kurcala-                   a) Güven duygusu kazand›rma
maktad›r. Ayn› flekilde mesleki rol, ergenin top-                   Güven duygusu, bireyin karfl›laflt›¤› güçlüklerle
luma kat›lmas› ve kimli¤ini, yapaca¤› iflle belir-                  bafla ç›kabilecek gücü bularak kendine ve bafl-
ginlefltirmesi aç›s›ndan önemlidir. Bu konuda                       kalar› taraf›ndan aldat›lmayaca¤› hissiyle de çev-
e¤itim ve ifl imkânlar›n›n iyi olmas›, gencin mes-                  resine güven esas›na dayan›r. (Mardin, a.g.e., s. 24.)
leki rolünü belirlemedeki s›k›nt›lar›n› k›sa zaman-                Bu güven duygusu, kiflinin bebeklik dönemin-
da atlatmas›n› sa¤layacakt›r. Mesleki rolün ka-                    den itibaren baflta annesi olmak üzere çevresiy-
zan›lmas› gencin sosyal statüsü ile ilgili sorunla-                le olan iliflkileri ve onlar›n tutumlar› çerçevesinde
r›n›n çözümünde etkili olacakt›r. (Smith ve arkd.,                 müspet ya da menfi tarzda geliflir. (Erikson, Child-
a.g.e., s. 33-34; Öztürk, a.g.e., s. 86.) Dolay›s›yla yafla-
                                                                   hood and Society, Newyork 1965, s. 249; Erikson, Identity
nan bu durumlar, gencin hem herkesten baflka                        and The Life Cycle, New York 1980, s. 56.) Ergenlik dö-
hem de çevresiyle anlaml› ba¤lar kurmufl bir ki-                    neminde de kendine güven duygusu, çocukluk
fli olmas›n› sa¤lar. (Yörüko¤lu, a.g.e., s. 98.)                    döneminin izleriyle birlikte, kimli¤ini kazanma


                                              MAYIS 2010      10   SAYI: 233
                                               Gündem


çabalar›ndaki baflar›                                                                     topluluk içinde bu-
veya baflar›s›zl›¤›na                                                                     lunma, bunlara kat›l-
ba¤l› olarak gencin                                                                      ma imkân› sa¤laya-
dünyas›nda önemini                                                                       rak gencin içinde bu-
korur.                                                                                   lundu¤u toplumda
                                                                                         kendisinin de bir yeri-
Gencin çocukluktan
                                                                                         nin, anlam›n›n oldu¤u
s›yr›l›p      ergenli¤e
                                                                                         ve toplumdaki statü-
ad›m           att›¤›nda
                                                                                         sünü       belirlemede
önemli        çabalar›n›
                                                                                         yard›mc› olaca¤› fikri-
oluflturan kendi de-
                                                                                         ni kazand›raca¤›ndan
¤erlerini bulma, anne
                                                                                         kendine           güven
babadan ba¤›ms›z
                                                                                         duymas›n›        sa¤lar.
olabilme ve kendi
                                                                                         Ayr›ca, dinin olumlu
bafl›na sorumluluk
                                                                                         katk›lar›yla kazan›lan
kazanabilme, yetifl-
                                                                                         güven         duygusu
kinlik rolünü benim-
                                                                                         gençte kendini ba-
seme gibi kimli¤ini
                                                                                         ¤›ms›z bir birey ola-
oluflturacak olan te-
                                                                                         rak görmesine de
mel hususlardaki s›-
                                                                                         yard›mc› olacakt›r.
k›nt›lar onun çocuk-
                                                                                         Genç kazand›¤› gü-
luk dönemine ait ça-
                                                                                         ven duygusu ile ken-
t›flmalar›n›n da yeni-
                                                                                         di kendine bilinçli ola-
den canlanmas›na
                                                                                         rak karar verebilme
neden olur. Genç
                                                                                         ve davranabilme, so-
taraf›ndan referans olarak kabul edilen din, gen-
                                                            rumluluk yüklenebilme ve kendini baflkalar›ndan
cin kendine ve baflkalar›na güven duygusunu
                                                            ayr› bir birey olarak alg›layabilme özelliklerini ka-
kazanmas›nda, öncelikle birtak›m de¤erlere
                                                            zanabilecektir.
ba¤lanma ve aflk›n bir varl›¤a inanma duygusu
etraf›nda bütünleflmifl fertlerle kaynaflma imkâ-              b) Dinin gence hayat felsefesi kazand›rmas›
n›n› sa¤lar. Böylece fert birtak›m de¤erlere ba¤-
                                                            Kimlik aray›fl› içinde olan genç için çevresindeki
lanma ve bir Tanr› inanc› etraf›nda bütünleflmifl
                                                            olaylar›, cemiyet hadiselerini, hayat›n anlam›n›
fertlerin bulundu¤u topluluklarla birlikte olmakla
                                                            anlama ve sorgulama önem kazan›r. Daha önce
kendine ve baflkalar›na güven duymaya bafllar.
                                                            de belirtti¤imiz gibi gençte meydana gelen zihnî
Güven duygusunun oluflmas›nda birtak›m de-
                                                            geliflme sonucu gencin çevresine, olaylara bak›-
¤erlere ba¤lanma ve Tanr›’ya inanman›n sa¤la-
                                                            fl› farkl›lafl›r. Onlar› daha iyi anlamak ve tan›mak
d›¤› ciddiyet fikriyle ayn› inanc› paylaflan insanla-
                                                            için gayret eder. Bu çaba onun kendisine özgü
r›n aras›nda bulunman›n getirdi¤i huzurun etkisi-
                                                            bir hayat anlay›fl› kazanmas› aç›s›ndan önemli-
nin olabilece¤i ileri sürülebilir. Ayr›ca gencin gü-
                                                            dir.
ven duygusunun pekiflmesinde dinin maddi tefl-
kilatlar› ve faaliyetleri de önem tafl›r. “Din, cema-        Genç, kimlik aray›fl› içinde özdeflleflme örnekle-
at anlay›fl›, toplu ibadet ve ayinleriyle her an fer-        rinden “Hayat›n anlam›, amac› nedir?”, “Nere-
din yaln›z olmad›¤›n› kendisine hissettirerek ona           den geldim, nereye gidiyorum?”, “Ben ne olaca-
güven verir. Dinin teflkilat› vas›tas›yla icra etti¤i        ¤›m?” gibi sorulara yeterli veya hiç cevap bula-
müflterek dinî faaliyetler, ferdin ciddiyet ve gü-           mad›¤›nda bir izah sistemi olmas› sebebiyle din
ven duymas›nda, dolay›s›yla cemiyet ve âlem                 veya ideolojiye (Göz, a.g.t., s. 33.) baflvurarak mev-
karfl›s›nda kendisini kuvvetli hissetmesinde çok             cut sorular›na cevap bulmaya çal›fl›r. Böylece
önemlidir.” (Göz, a.g.t, s. 36-37.)                         din, ergenlik dönemi gencinin hayat anlay›fl›n›
                                                            kazanmada referans noktas›n› oluflturur.
Böylece din, gence birtak›m de¤erler sunma ve
ayn› de¤erler, pratikler etraf›nda bütünleflen bir           Genç, kimlik olufltururken dini referans olarak


                                         MAYIS 2010    11   SAYI: 233
                                                 Gündem




                             ‹nanç sistemiyle din, ferdin “anlama ve bilme” ihtiyac›n›, hiçbir
                             varl›k sahas›n› d›flar›da b›rakmayacak flekilde karfl›lar. Fert, bu
                             inanç sistemiyle ayn› zamanda karfl›s›nda bulundu¤u alabildi-
                             ¤ince karmafl›k âlemi, “bir manalar bütünü” olarak idrak eder.


almakla hayat, varl›k vb. ile ilgili zihnine tak›lan           a.g.t., s. 23.) teklif etti¤inden ferdi do¤umdan ölü-
konularda bilgiler edinir. “Hayat nas›l bafllad›?”,             me kadar kuflat›r. Do¤umdan bafllayarak yetifl-
“Ben nas›l dünyaya geldim?”, “Nereye gidiyo-                   me tarz›, aile flekli, aile içi münasebetler ve fer-
rum?”, “Hayat›n bafllang›c›, sonu, hedefi ve ma-                din di¤er insanlarla münasebetleri vb. içtimai
nas› nedir?” gibi sorularla hayat›n temel dina-                iliflkiler ve olaylar hakk›nda bilgilendirmede bulu-
miklerini kavramak ister. Dinde mevcut inanç                   nur, kaideler koyar. (Göz, a.g.t., s. 23; Sezen, a.g.e., s.
esaslar› ile “ferdin, cemiyet ve bütün âlem için-              39.) Bu itibarla hayat tarz›n› oluflturma çabas›nda
deki yeri, bunlar karfl›s›ndaki durumu” aç›klan›r.              olan genç, dinin ferde yaflam tarz› ile ilgili sun-
‹nanç sistemiyle din, ferdin “anlama ve bilme”                 du¤u bilgilerden yararlanarak hayat anlay›fl›n›
ihtiyac›n›, hiçbir varl›k sahas›n› d›flar›da b›rakma-           oluflturmaya çal›fl›r. (Göz, a.g.t., s. 23; Mardin, a.g.e.,
yacak flekilde karfl›lar. Fert, bu inanç sistemiyle              s. 67.)
ayn› zamanda karfl›s›nda bulundu¤u alabildi¤in-
                                                               Dini referans alarak hayat felsefesini oluflturma-
ce karmafl›k âlemi, “bir manalar bütünü” olarak
                                                               ya çal›flan genç, ayn› zamanda toplum içerisin-
idrak eder. (Göz, a.g.t., s. 34; Yümni Sezen, Sosyoloji
                                                               de ne yapaca¤›n›, insanlara nas›l faydal› olaca¤›-
Aç›s›ndan Din, ‹stanbul 1988, s. 36.) Mesela, Tanr›
                                                               n›, hangi mesle¤i seçece¤ini de belirlemeye ça-
inanc› sayesinde insan›n ve di¤er varl›klar›n Tan-
                                                               l›fl›r. Bu nedenle dinin gencin kimlik gelifliminde
r› karfl›s›ndaki durumu, münasebetleri ele al›n›r
                                                               referans olma özelli¤ini kazanmas› sa¤l›kl› ve
ve belli bir izah tarz› ile hayat›n portresi çizilme-
                                                               do¤ru bir dinî bilgi ve bilgilendirme ile gerçekle-
ye çal›fl›l›r. Yine dindeki ahiret inanc› ile “Nereye
                                                               flebilir. Bunun içinde anne baba, ö¤retmen bafl-
gidiyorum?” sorusuna cevap verilmeye çal›fl›l›r.
                                                               ta olmak üzere yetiflkinlerin gençlere verilecek
‹flte genç, dinin hayat, varl›k, yarat›l›fl vb. konu-
                                                               din e¤itiminde sa¤l›kl› ve do¤ru bilgilendirmeyi
lar ile ilgili izahlar› sayesinde dünya görüflünü
                                                               kazand›rmas›n›n yan› s›ra ve davran›fllar›yla da
oluflturma sürecine girer.
                                                               örnek, model olma gibi önemli sorumluluklar›
Din ayn› zamanda bir “yaflama tarz›” da            (Göz,        bulunmaktad›r.




                                           MAYIS 2010     12   SAYI: 233
                                                 Gündem
                                         Doç. Dr. Abdülkerim Bahad›r
                                    S.Ü. ‹lahiyat Fak. Din Psik. A.B.D. Ö¤r. Üyesi




Ergenlik döneminde dinî flüphe
         ve tereddütler




              Dinî flüpheler, ergenlerin büyük bir k›sm›n›n dinî konularda daha fazla bi-
              linçlenmesine ve din ile ilgili daha derin araflt›rmalara yönelmesine neden
              olmufltur. Buna göre dinî flüphelerin ergenlik dönemi dinî geliflimini daha
              çok olumlu yönde etkiledi¤ini söylemek mümkündür.



Din psikolojisinde flüphe, apaç›kl›k ve kesinlik              kriz ve bunal›mlardan büyük ölçüde uzak, ço-
arzusunun önceki inançla ya da sebepleri karfl›-              cuksu bir duygusall›¤›n efllik etti¤i meraka ve
l›kl› ve denk olan iki inanc›n birbiriyle çat›flmas›          ö¤renme iste¤ine dayan›r. Çocuk bu yafllarda
sonucunda ortaya ç›kan karars›z, sabit olmayan               egosantrik bir tutum içerisindedir ve bu özelli¤i
ruh hali olarak tan›mlan›r. fiüpheden fluurlu ima-             devam etti¤i sürece, inançlar› üzerinde olumsuz
na veya kararl› inançs›zl›¤a geçifl, flartlara ve du-          düflüncelerden kaç›n›r.
ruma göre mümkün iki geliflme yoludur.
                                                             Gelecekte benimsenecek inanc›n flekillenmesi-
Geliflim dönemleri aç›s›ndan dinî flüphe olay›n›n              ne haz›rl›k olarak, dinî kabullerin rasyonel temel-
ne zaman bafllad›¤› konusunda kesin s›n›rlar                  lerde bilinçli olarak ele al›n›p tenkit süzgecinden
tespit etmek mümkün olmamakla beraber,                       geçirildi¤i dönem, flüphesiz ergenlik dönemidir.
araflt›rmalara göre bu tür tecrübelerin ilk temel-            Bu aflamada ön ergenlikten itibaren ortaya ç›-
leri son çocukluk dönemine dayanmaktad›r. An-                kan ve gittikçe yo¤unluk kazanan biyolojik ve
cak bu aflamada ortaya ç›kan dinî flüpheler er-                psikolojik de¤iflmelere sosyo-kültürel etkilerin
genlik dönemindeki flüphelerin aksine, tenkit,                de eklenmesiyle ergen, genel olarak tüm geçmi-


                                         MAYIS 2010     13   SAYI: 233
                                               Gündem




                            Kifliliklerini olufltururken model flah›slar›n davran›fllar›n› benim-
                            semek ve onlara benzemeye çal›flmak, ergenlerin temel özellik-
                            lerindendir. Pek çok ergen, dinî yaflay›fl yönünden ideal gör-
                            dükleri flah›slar›n kiflilikleri ile dini özdefllefltirirler.


flini özel olarak da, çocukluk döneminin gele-                Dinî flüphe sürecine girmifl olan ergen, bu ko-
neksel dini kabullerini elefltirel tarzda ele alarak          nuyla ilgili gizli ya da aç›k ilk tepkilerini anne-ba-
soru süzgecinden geçirir.                                    bas›na karfl› ortaya koymaya bafllar. Çünkü bir
                                                             taraftan onlar›n düflünce ve davran›fllar›n›n s›n›r-
Din Psikolojisi aç›s›ndan bak›ld›¤›nda ergenlik,
                                                             lar›n› keflfetmifl, di¤er taraftan da “kendini ifade
bir taraftan “dinî uyan›fl” ve “dine dönüfl”ün or-
                                                             güdüsü” etkinli¤ini artt›rm›flt›r. Anne-babaya yö-
taya ç›kt›¤› en karakteristik dönem iken di¤er ta-           neltilen tenkitçi tutum, k›sa bir süre sonra bü-
raftan da “dinî flüphe ve karas›zl›klar”›n en yo-             yüklere sayg› ve itaati emreden dine ve genel
¤un olarak geliflti¤i, çeliflki ve çat›flmalar›n gittik-        olarak otoriteyi ifade eden her olguya karfl› yay-
çe art›fl gösterdi¤i bir dönemdir. Ergenli¤e yak-             g›nlaflt›r›l›r.
lafl›rken çocuk, psikolojik yap›s›nda ortaya ç›kan
de¤iflmelerin etkisiyle daha önce severek ve is-              Gerek Bat›’da gerekse ülkemizde dinî geliflim
teyerek, coflku ve heyecanla yapmaya çal›flt›¤›                konusunda yap›lan araflt›rmalara göre ergenlik
ibadetlerini aksatmaya bafllar. Asl›nda dinî pra-             dönemi dinî flüpheleri, ortalama olarak 12-14
tikleri yerine getirme noktas›ndaki bu gevfleme,              yafllar›nda bafllamakta; 16-18 yafllar›nda en zir-
bir müddet sonra a盤a ç›kacak dinî flüphelere                ve noktas›na ulaflmakta ve bundan sonra ilerle-
bir ön basamak teflkil eder. fiüphe ve inançs›z-               yen y›llarla gittikçe zay›flayarak 20-21 yafllar›nda
l›¤›n öncesinde, güçlü ya da zay›f mutlak bir                sona ermektedir. Netice olarak dinî flüphe dev-
                                                             resi, ortalama 11-20 yafllar› aras›nda yer alan bir
iman gerçe¤i söz konusudur. Çünkü flüphenin
                                                             süreç olarak kabul edilebilir. Ancak, seyrek ola-
objesi inançla ilgilidir. ‹man›n olmad›¤› yerde
                                                             rak dinî flüpheler, ertelenmifl ergenlik ba¤lam›n-
flüpheden bahsedilemez. ‹nkâr ve inançs›zl›k
                                                             da 20-30 yafllar› aras›nda da görülebilir. 30 ya-
ise, genelde flüphe olay›n›n olumsuz bir sonucu-
                                                             fl›ndan sonra ergenlik dönemi dinî flüphe tecrü-
dur.
                                                             besine benzer bir yap›lanma tespit edilmemifltir.
Özellikle 10-12. yafllardan itibaren zihinsel ha-
                                                             Dinî flüphenin kaynaklar›
yatta meydana gelen köklü de¤iflim, pek çok
problemi de beraberinde getirir. Somuta dayal›               ‹çsel bir tecrübeye dayal› oldu¤u için dinî flüphe-
düflüncenin yerini soyut düflünme yetene¤inin                  nin çok farkl› ve çok boyutlu nedenleri vard›r.
almas›yla ergende daha önce görülmemifl bir                   Bunlar, duruma göre bazen bireyin kendi psiko-
muhakeme, tenkit ve tahlil gücü ortaya ç›kar.                lojik geliflim özelliklerinden kaynaklanaca¤› gibi,
Etraf›nda kabul gören fikir ve inançlar› fark et-            çevresel flartlardan da kaynak bulabilir.
mekte geç kalmaz, her fleyin gerçek nedenini                  Ergenin psikolojik yap›s›ndan kaynaklananlar
ö¤renme konusunda, büyük bir istek ve ihtiyaç
duyar. Çevresinde sürdürdü¤ü bu hararetli                    Ergenli¤in hemen bafllar›nda soyut düflüncenin
araflt›rma, çok geçmeden dikkatinin kendi                     ortaya ç›kmas›yla bireyde, çevresindeki olaylara,
inançlar› üzerinde yo¤unlaflmas›n› sa¤lar.                    fikirlere, davran›fllara ve inançlara karfl› elefltirici
                                                             bir e¤ilim belirir. Bu e¤ilim zamanla bireyin ken-
Arkadafllar› ve çevresi ile kendi inançlar› aras›n-           di fikir ve inançlar›n› da içine alacak kadar yay-
da pek çok farkl›l›klar›n bulundu¤unu tespit                 g›nl›k kazan›r. Zira ergenin yapt›¤› karfl›laflt›rma-
eden ergen, kendi inançlar›na karfl› flüpheci bir              lar›n bir ucunda d›fl çevre varken di¤er ucunda
yaklafl›m gelifltirerek onlar› tenkide tabi tutar.             da kendi iç yaflant›lar› ve inançlar› haz›r bulunur.
Önceleri kendisini mutlu k›lan çocukluk dönemi               Onun bu tenkitçi düflüncesinin ard›nda fikri
geleneksel dinî kabulleri üzerindeki bu aklama               aç›kl›k ihtiyac› ve doyurucu bilgiye ulaflma arzu-
giriflimi, ergeni son derece rahats›z eder. Zira bu           su önemli bir itici güdüdür. Ayr›ca iç karars›zl›¤›n
yönelifliyle o, inançlar›n›n yan›nda, kiflili¤inin te-         vermifl oldu¤u bask› ve s›k›nt› ergeni mutlak bir
mellerini de sorgulamaktad›r.                                çözüm aray›fl›na zorlar.


                                          MAYIS 2010    14   SAYI: 233
                                               Gündem


Zekâ geliflimi ile birlikte tenkitçi düflünce gücü-            konulardaki bilgisizlik ya da yanl›fl bilgilenmeler-
ne ulaflan ergen, kendisini pasiflikten ar›nm›fl               dir. Yap›lan bir araflt›rmada demokratik bir or-
görmekle yetiflkinlik duygusunu tadar. Bu yeni                tamda yeterince ve do¤ru bilgilenen ergenlerde
geliflme onda “ba¤›ms›zl›k” ve “güçlülük” duy-                dinî flüphe oran›, di¤erlerine göre çok daha dü-
gular›n›n uyanmas›na yol açar. Önceki hayat›                 flük bulunmufltur.
çocukça ba¤›ml›l›¤›n etkisi alt›nda geçmiflken,
                                                             Sosyo-kültürel çevreden kaynaklananlar
zihni geliflimin yard›m›yla bundan kurtulman›n
f›rsat›n› bulmufltur. ‹flte bu f›rsat› de¤erlendirmek          Ergenli¤e ulaflt›klar›nda çocuklar, gittikçe flidde-
amac›yla her türlü otoriteye baflkald›r›r. Önce-              tini art›ran ba¤›ms›zl›k duygusunun etkisiyle ilifl-
den itirazs›z kabul etti¤i pek çok hususun oku-              ki çevrelerini geniflletirler ve anne-baba ba¤›ml›-
duklar›yla, gördükleri ve yaflad›klar›yla uyuflma-             l›¤›ndan önemli ölçüde uzaklafl›rlar. Bu aflama-
d›¤›n› fark edince, önceki kabullerini tekrar ele            da, özellikle giyim-kuflam, arkadafl seçimi, e¤-
al›r. Art›k o kendi bafl›nad›r, k›yaslamalara giriflir;        lence vb. gibi hususlarda aile büyüklerinin mü-
itirazlar yöneltir; kendine uygun gördü¤ü fikirleri          dahalelerine tahammül edemez hale gelirler.
kabul ederken, uygun olmayanlar› tenkit eder,                Ergen gün geçtikçe çevre ile iliflkilerini gelifltir-
reddeder. Bu reddedici tutumunu sadece inanç                 meye devam eder. Meydana gelen olaylar› dik-
ve fikirlere yöneltmekle kalmaz; otoriteyi temsil            katle izler ve analiz eder. Çok geçmeden günlük
eden her türlü flah›slar› da tenkit süzgecinden               hayat›n sorunlar›, Tanr›’n›n her fleye yeterlili¤i ve
geçirir. Böylece kendini ispatlama arzusuna da               iyilikseverli¤i konusunda ergenin sahip oldu¤u
imkân bulur.                                                 olumlu düflünceleri sarsar. Bu durumda, köklü
Aile içi uyumsuzluklar ve d›fl çevre ile iliflkilerin-         bir inanc› olmad›¤› takdirde ergen, Tanr›’n›n mü-
de ortaya ç›kan çat›flma ve uyum problemleri,                 kemmelli¤i konusunda flüpheye düflebilir. Yap›-
ergende yaflama sevincini olumsuz yönde etki-                 lan araflt›rmalarda özellikle günlük hayatta mey-
ler. Bu ba¤lamda duygusal gerginliklerin netice-             dana gelen zulüm ve haks›zl›klar, masunlar›n öl-
de emir ve yasaklar manzumesi olarak dine kar-               dürülmesi, hastalar›n ac› çekmesi, çok sevilen
fl› flüpheci yaklafl›mlara yöneltebilece¤i tabiidir.            flah›slar›n ölmesi, kaza, deprem, sel vb. do¤al
Çünkü bu aflamada gence göre din, yerine ge-                  afetler gibi ac› hayat tecrübeleri karfl›s›nda pek
tirilmesi özveri isteyen birtak›m sorumluklar yük-           çok ergenin, adaletli, merhametli ve iyiliksever
lemektedir. Oysa, onun bunlar› yerine getirecek              bir Tanr›’n›n varl›¤› konusunda flüpheye düfltük-
arzusu kalmad›¤› gibi, bu noktada daha önce                  leri ortaya ç›km›flt›r.
hissetti¤i sorumluluk duy-
gusundan da uzaklaflm›flt›r.
Ergenlik döneminin en
önemli dinî-ahlaki problem-
lerinden birisi, suçluluk ve
günahkârl›k duygular›d›r.
Ergen kendisini büyük bir
gerginli¤e iten cinsel duy-
gular›n› tatminde pek çok
engellerle karfl›lafl›r. Top-
lumsal engellemelerin varl›-
¤› yan›nda, özellikle dinin
vicdana bask› uygulayarak
cinsel hazlar›n tatminini be-
lirli flartlara ba¤lamas› ya da
ertelemesi, ergeni din ile
karfl› karfl›ya getirmek için
yeterli bir nedendir.
Ergenlik dönemi dinî flüp-
helerin ard›ndaki önemli ne-
denlerden bir di¤eri, dinî


                                          MAYIS 2010    15   SAYI: 233
                                                Gündem




                             Her ne kadar dinî flüphe olay›, yo¤un duygusal gerginliklere, s›-
                             k›nt› ve ›zd›raplara yol aç›yorsa da ayn› zamanda o, fluur genifl-
                             lemesinin önemli bir bafllang›c› ve ruhi aç›lman›n aç›k bir belir-
                             tisidir.


Ergenleri din ile karfl› karfl›ya getiren en önemli             netiminde gerçeklefltirilen araflt›rma sonuçlar›na
faktörlerden birisi de, bilimsel verilerdir. Arnold           göre ergenlerimizde flüphelerin yo¤unlaflt›¤› ko-
ve Kuhen yapt›klar› bir araflt›rmada, 12 yafl›nda-              nular flunlard›r: Günah-sevap, yarat›l›fl, kaza-ka-
ki ergenlerin % 42’sinin,15 yafl›ndakilerin %                  der, Allah’›n varl›¤›, ahiret, cennet-cehennem,
50’sinin ve 18 yafl›ndaki ergenlerin % 57’sinin                kad›n-erkek eflitsizli¤i ve ilim-din çat›flmas›.
din ile bilim aras›ndaki duyduklar› çat›flmadan
                                                              Kaynaklar›, niyet ve neticeleri bak›m›ndan, bir-
ötürü dinî flüpheye düfltüklerini tespit etmifller-
dir.                                                          çok dinî flüphe flekilleri tespit edilmifltir. Birey
                                                              sadece bunlar›n birini yaflayabilece¤i gibi, bir-
Kifliliklerini olufltururken model flah›slar›n davra-            den fazlas›n› da yaflayabilir: Aray›fl flüphesi,
n›fllar›n› benimsemek ve onlara benzemeye ça-                  bencillik flüphesi, sadakat flüphesi, bilimsel flüp-
l›flmak, ergenlerin temel özelliklerindendir. Pek              he, kavramsal flüphe ve inkârc› flüphe, belirle-
çok ergen, dinî yaflay›fl yönünden ideal gördük-                nen dinî flüphe çeflitleridir.
leri flah›slar›n kiflilikleri ile dini özdefllefltirirler.
Böylece dindarlarda gördükleri eksiklikleri de di-            Sonuç
ne transfer edebilirler.                                      Araflt›rma bulgular› göstermifltir ki, dinî flüphe-
Kitle iletiflim araçlar›n›n sald›rganl›¤› ve cinselli¤i        ler, ergenlerin büyük bir k›sm›n›n dinî konularda
tahrik edici yay›nlar›, gençleri dinî-ahlaki de¤er-           daha fazla bilinçlenmesine ve din ile ilgili daha
lerle karfl› karfl›ya getiren ve onlarda günahkâr-              derin araflt›rmalara yönelmesine neden olmufl-
l›k duygusu uyand›ran etkenler aras›ndad›r.                   tur. Buna göre dinî flüphelerin ergenlik dönemi
Çünkü ergen, bir taraftan fizyolojik ve biyolojik             dinî geliflimini daha çok olumlu yönde etkiledi¤i-
yap›s›n› en güçlü unsurlar›nca tatmine zorlan›r-              ni söylemek mümkündür. Nitekim dinî tutumla-
ken, di¤er taraftan da dinin, bunlar›n tatmini ko-            r›n belirginleflti¤i y›llarda ergenlerin ço¤unun
nusunda getirdi¤i k›s›tlama ve yasaklarla yüz yü-             tekrar dine sar›lmalar›, bu düflüncemizi destek-
zedir. Cinsellik ve sald›rganl›k dürtülerinin bask›n          lemektedir.
ç›kmas›, onun, dinî emir ve yasaklara yönelik
                                                              Dinî flüphelerini çözüme kavuflturmak amac›yla
flüphe ve tereddütler gelifltirmesine neden olur.
                                                              ergenlerin en fazla tercih ettikleri çözüm yollar›
Dinî flüphe konular› ve çeflitleri                              s›ras›yla flunlard›r: Allah’a s›¤›nma ve O’ndan
Bat›’da yap›lan araflt›rmalara bir bütün olarak                yard›m dileme (% 32.5); bilgisine güvenilen fla-
bakt›¤›m›zda, dinî flüphe konular› olarak tespit               h›slara aç›lma (% 30.3); ilgili kitap, kaset vb. tek-
edilen faktörleri flöylece s›ralamak mümkündür:                nik araçlardan faydalanma (% 20.2).
Allah’›n varl›¤›, birli¤i ve muhtelif s›fatlar›; Hz.          Dinî flüphe olay›n›n dinî hayat üzerindeki etkileri
‹sa’n›n tanr›sall›¤›; ‹ncil’in do¤rulu¤u ve mukad-            bak›m›ndan de¤iflik pek çok faktörün birlikte ve
desli¤i; kilisenin dinî tutumu ve dogmatik yap›s›;            karmafl›k bir flekilde etkinlik gösterdi¤i ortaya
kilise ayinleri ve hizmetleri; kilise adamlar›n›n ya-         ç›km›flt›r. Her ne kadar dinî flüphe olay›, yo¤un
flay›fllar›; dinî pratiklerin sembolik anlamlar›; cen-          duygusal gerginliklere, s›k›nt› ve ›zd›raplara yol
net-cehennem; günah-sevap; ahiret-k›yamet;                    aç›yorsa da ayn› zamanda o, fluur genifllemesi-
dua ve dua flekilleri; geleneksel inan›fllar ve örf-            nin önemli bir bafllang›c› ve ruhi aç›lman›n aç›k
ler; bilimin dine uymayan verileri.                           bir belirtisidir. Bu durumda olumlu bir bak›fl aç›-
Melici’nin M›s›r’da gerçeklefltirdi¤i çal›flmada er-            s›yla flüphe olay›n›, zihnin en do¤ruyu bulmaya
genlerin, Allah’›n adaleti, varl›¤› ile kaza ve kader         yönelik etkinli¤inde, yüksek düzeyde yorumla-
konular›nda güçlükler çektikleri ortaya ç›km›flt›r.            ma gücüne ulaflmas›n› sa¤layan itici bir güç ola-
Hökelekli’nin hem bizzat taraf›ndan hem de yö-                rak kabul edebiliriz.


                                          MAYIS 2010     16   SAYI: 233
                                                 Gündem
                                              Doç. Dr. Nurullah Altafl
                                            Atatürk Üniv. Kaz›m Karabekir
                                                     E¤itim Fak.




       Gençlerin de¤iflen ilgi ve
   ihtiyaçlar›, din hizmetlerini nas›l
             dönüfltürmeli?




               Çocukluk döneminde, derinli¤ine inilmeyen, tam anlam›yla kavran›lma-
               dan oluflmufl olan dinî inanc›n yerini ergenlikte, fluurlu bir dinî inanc›n ge-
               liflimi almaya bafllar.



Din görevlileri, görev yapt›klar› alan içinde genç-           lanabilmesi, gençlerin baz› kritik özelliklerinin ta-
leri çok fazla göremezler. Halbuki toplumsal ya-              n›nmas›na ba¤l›d›r.
p› içinde en fazla ilgiyi hak eden kesim de genç-             Sosyal geliflim özellikleri ile ilgili olarak ortaya
lerdir. Otoriteyi temsil eden tüm yap›lara karfl›              konan kuramlar birlikte de¤erlendirildi¤inde dört
baflkald›r› gelifltiren gençler, bu dönemlerinde                temel sorunun gençlik döneminde öne ç›kt›¤›n›
aileleri, okullar› ve okul yönetimleri ile sürekli ça-        görebiliriz:
t›flma içindedir. Otoriteye isyan ile birlikte güven
                                                              1. Ba¤›ml›l›ktan kurtulma ve hür olma ihtiyac›,
aray›fl› içinde de olan gençler, çat›flmalar içinde
s›¤›nabilecekleri bir liman aray›fl›n› da sürdürür-            2. Karfl› cinsle arkadafll›k ihtiyac›,
ler. Bu aray›fl içinde cami, onlar için sa¤l›kl› bir           3. Kendi geçimini kazanma ihtiyac›,
güven ortam› alternatiflerinden birisidir. Caminin
geleneksel görevleri aras›na kat›lacak olan yeni              4. Bir hayat felsefesi ihtiyac›.
bir görev, gençlere bu güven ortam›n› haz›rla-                Gençlerin dinî geliflim özellikleri, din psikolojisi
mak olmal›d›r. Ancak bu güven ortam›n›n haz›r-                alan›nda yap›lan çal›flmalar sonucu oluflturulan


                                          MAYIS 2010     17   SAYI: 233
                                             Gündem


                                                          düflünme yetene¤inin, kendisine yap›lan besle-
                                                          me çerçevesinde geliflim göstermesidir. Daha
                                                          önce Allah’› insana ait modeller içinde düflünen
                                                          çocuk, ergenlik dönemi ile tek, benzeri olma-
                                                          yan, bütün evrenin yarat›c›s›, her yerde haz›r ve
                                                          naz›r, canl› ve ölümsüz bir Allah düflüncesine
                                                          ulaflmaya bafllar. Ancak bu düflünceye ulaflma-
                                                          s›nda gencin içinde bulundu¤u çevre, anne, ba-
                                                          ba, arkadafllar ve ald›¤› e¤itim önemli oranda et-
                                                          kili olmaktad›r. Di¤er taraftan baz› felaketler ve
                                                          tabiat olaylar› da dinî düflüncenin uyan›fl›na yar-
                                                          d›m eden sebepler aras›nda kabul edilir. Yak›n-
                                                          lardan birinin çaresiz bir hastal›¤a tutulmas›, ölü-
                                                          mü, fliddetli bir gökgürültüsü, k›rda günün do-
                                                          ¤uflunu izleme, orman›n sessizli¤ini dinleme
                                                          gencin dinî uyan›fl›nda birer etken olabilmekte-
                                                          dir. Ayr›ca okunan kitaplar›n, ö¤retmenlerin, du-
                                                          a ve müzik parçalar›n›n, içinde ibadet edilen me-
                                                          kân›n, topluca yap›lan ibadetlerin de dinî uyan›fl-
                                                          ta etikili oldu¤u kabul edilmektedir. (Peker, 1993;
                                                          106.)

                                                          Okulun, çevrenin ve tecrübelerinin yard›m›yla
                                                          çevresindeki olaylar›, her fleyin gerçe¤ini araflt›r-
                                                          ma duygusunun geliflimi, problem çözme ve üst
                                                          seviyedeki genellemeler yapma becerilerinin ge-
                                                          liflmesi de dinî düflüncenin uyan›fl›nda önemli
                                                          katk›lar sa¤lamaktad›r. (Kula, 2002; 37.) Bu dö-
                                                          nemdeki zihinsel geliflim, onun ayn› zamanda
                                                          do¤aüstü nitelikteki dinî ve metafizik konular›n
                                                          üzerinde düflünmesini sa¤lar. Böylece çocukluk
                                                          döneminde, derinli¤ine inilmeyen, tam anlam›yla
tasniflerde genellikle iki ayr› dönemde karfl›m›za
                                                          kavran›lmadan oluflmufl olan dinî inanc›n yerini
ç›kar. Bunlardan birincisi 12-14 yafllar aras›nda
                                                          ergenlikte, fluurlu bir dinî inanc›n geliflimi almaya
oldu¤u kabul edilen “dinî fluurun uyanmas›” dö-
                                                          bafllar.
nemidir. ‹lkö¤retimi tamamlay›p ortaö¤retime
yeni bafllayan ö¤renciler bu dönemin sonlar›n-             Bireyin ergenlik öncesi dönemde duygusal yön-
dad›r. ‹kinci dönem ise, 14-18 yafllar aras›nda            de yaflad›¤› inifl ve ç›k›fllar, çocukluk döneminde
oldu¤u kabul edilen “dinî bunal›m ve flüpheler”            yaflanan fakat d›fla vurulmayan dinî duygular bu
dönemidir. Ortaö¤retimin sonuna kadar bu dö-              dönemde aç›k fluur seviyesine ç›kmaya bafllar.
nemin yafland›¤› kabul edilir. Dinî geliflim aç›s›n-        Ergen birey, dinin yans›malar›n›n anlam tafl›yan
dan gençlerin karfl›laflt›¤› bir di¤er karakteristik        bir bütünlük içinde her boyutta yay›ld›¤› fluuruna
özellik ise flüphenin davran›fla dönüflümü olarak            var›r varmaz, dinî bir aray›fl ve özlemle dünyaya
ifade edebilece¤imiz ikili düflünme ve davran›fl            yönelir. Ruhun duygusal derinli¤inden h›z alan
biçimidir. Bu durumda genç, bilgisine sahip ol-           bu dinî arzu ve aray›fl, zihin gelifliminin yard›m›y-
du¤u ama uygulamaya geçiremedi¤i pratiksiz                la fluurlu bir dinî uyan›fl› haz›rlar. (Vergote, 1981;
teori, ötekinde ise uygulad›¤› ama bilgisine sa-          585.)
hip olmad›¤› teorisiz prati¤e sahiptir.                   Gençlerin bu dönemdeki sorma ve sorgulamaya
a. Gençlerde dinî fluurun uyanmas› (12-14 Yafl):            olan yönelimleri, gerek okullarda ve gerekse ca-
Ergenlik döneminin bafllang›c›nda bireyde göz-             milerde gerçeklefltirilen faaliyetlerle sa¤l›kl› bir
lemlenen en önemli de¤iflimlerden birisi soyut             yol üzerinde ilerletilmelidir. Sözkonusu faaliyet-


                                       MAYIS 2010    18   SAYI: 233
                                               Gündem




                            Okunan kitaplar›n, ö¤retmenlerin, dua ve müzik parçalar›n›n,
                            içinde ibadet edilen mekân›n, topluca yap›lan ibadetlerin de di-
                            nî uyan›flta etikili oldu¤u kabul edilmektedir.


ler, gençlerin bu dönemdeki önemli geliflim afla-              mek mümkün olsa da bu davran›fl biçimi, ö¤-
mas› olan soyut düflünce yetene¤ine katk› sa¤-                rencilerin kendi hayat tasar›m biçimlerini olufl-
layacakt›r. Din ö¤retimi, gençlik döneminde ö¤-              turmaya bafllad›klar› dinî geliflim aç›s›ndan
renciyi problemlerle karfl› karfl›ya b›rakmad›kça,             üçüncü dönemde yo¤un bir flekilde karfl›m›za
yani sorma ve sorgulamay› kullanmad›¤› sürece                ç›kmaktad›r. Zira art›k çevre ve di¤er derslerden
ö¤rencide soyut kavramlar›n geliflmesine yar-                 ald›klar› beslenmenin etkisi ve öte yandan edin-
d›m edemeyecektir. Soru sormay› ve sorgula-                  dikleri dinsel bilgi, ikili bir tutum ortaya ç›kar-
may› teflvik etmedi¤iniz sürece dinin anlafl›lmas›             makta ve her ikisi de bireyde güçlendi¤i sürece
ve alg›lanmas› aç›s›ndan bireyler çocukluk dö-               ikili tutumlar› da güçlendirmektedir.
nemini aflamayacakt›r. Bu durumda da genç, ya                 Selçuk, gençlerin inançlar›n›n güçlü dayanaklar›
dini ifllevsiz ve yetersiz diyerek bir kenara ata-            olmad›¤›n›, dolay›s›yla taklitle veya çocuk yafltan
cak, ya da kabul etse bile hayat›na yans›tama-               itibaren telkinlerle oluflturulan inançlarda bilginin
yacak, flekilci ve kal›pç› bir anlay›flla zihninin bir         varl›¤›ndan ve inanç eylem uygunlu¤undan sö-
taraf›na itiverecektir.                                      zetmenin imkân› bulunmad›¤›n› söylemektedir.
b. Dinî bunal›m ve flüphelerin ortaya ç›kmas›                 Din ö¤retimi ad›na tüm etkinliklerden örnekler
(14-18 Yafl): Ortaö¤renim ö¤rencileri bu dö-                  veren Selçuk, bu çabalar›n her birinin bir ihtiya-
nemde çocukluk ve ilk ergenlik dönemindeki                   c› karfl›lad›¤›n› ama hayat› anlatan, hayat› yo-
pasif halden s›yr›l›p kendini ilgilendiren konular-          rumlayan, bizi geçmifle ba¤layan ve gelece¤e
da belli oranlarda ba¤›ms›z düflünmeye bafllar-                uzanabilmemizi sa¤layacak boyutun eksik oldu-
lar. Önceden ö¤rendikleri dinî bilgileri, inançlar›          ¤unu belirlemektedir. (Selçuk, 2000; 339.) Sel-
yeniden gözden geçirmeye, elefltiriye tabi tut-               çuk’un belirtti¤i bu boyut, sadece Din Kültürü ve
maya bafllarlar. Dinî emirler ve yol göstermeler              Ahlak Bilgisi dersleri veya sadece cami merkez-
karfl›s›nda kendi durumunu tayin eder, vaziyet                li etkinliklerle de¤il, önerdi¤im disiplinleraras›
al›rlar. Dinin baz› boyutlar›na daha çok sar›l›rken          modelde okulun ve çevresindeki din e¤itimi et-
baz› noktalarda flüpheler öne ç›kmaya bafllar.                 kinliklerinin sorumlulu¤u alt›nda gelifltirilmek du-
fiüphe, bu dönemin ana problemlerinden birisi                 rumundad›r.
olarak kabul edilir. (Peker, 1993;107.)                      d. Cami ne yapmal›?: Tüm bu bulgu ve aç›kla-
                                                             malar ›fl›¤›nda cami ve din görevlisi afla¤›daki
c. Dinle ilgili ikili bir tutumun geliflmesi: Gençler-
                                                             sorumluluklar› üzerinde ciddi biçimde düflün-
de bir yanda dinî ö¤renmeler, öte yanda dünya-
                                                             mek ve özgün uygulamalar gelifltirmek duru-
y› dinî olmayan kaynaklardan yorumlamalar
                                                             mundad›r:
düalist bir tutumun geliflimine sebep olabilir. Bu
tutumlar›n birincisi biliflsel boyuttad›r ve uygula-          1. Gençlik, duygusall›¤›n ve heyecan›n yüksek
maya geçirilemeyen pratiksiz teoridir. ‹kincisi,             oldu¤u bir dönemdir. Kendisiyle bar›fl›k hale ge-
uygulmas› olan ama biliflsel temellendirilmesi                linceye kadar bu dönemde özel deste¤e ihtiyac›
yap›lamayan teorisiz pratiktir. (Selçuk, 2000; 338.)         vard›r. Camilerdeki yayg›n ve örgün din e¤itimi
‹kili davran›fl biçimi, ö¤rencilerin flüphe aflama-             etkinliklerinde din e¤itimcileri gençlerle iletiflim-
s›ndan sonra ortaya ç›kmaktad›r. Her ne kadar                de bu özelliklerini gözetmek durumundad›r.
bu konuya iliflkin alan araflt›rmalar›, bulgular› eli-         Özellikle vaaz ve hutbelerde, gençlerle daha da
mizde yoksa da gözlemlerimiz ve bu davran›fl                  yak›n olmay› teflvik eden motifler kullan›lmal›d›r.
biçimlerinin sahip olduklar› özellikler, dinî uyan›fl         2. Gençlerin yaflad›klar› de¤iflim, sosyal aç›dan
ve flüphe dönemlerinin ard›ndan gelebilece¤ini                yetiflkin gibi alg›lanmalar› ihtiyac›n› ortaya ç›kar›r.
göstermektedir. Her iki dönemde de gözlemle-


                                          MAYIS 2010    19   SAYI: 233
                                                Gündem



                            Ortaö¤renim ö¤rencileri bu dönemde çocukluk ve ilk ergenlik
                            dönemindeki pasif halden s›yr›l›p kendini ilgilendiren konular-
                            da belli oranlarda ba¤›ms›z düflünmeye bafllarlar. Önceden ö¤-
                            rendikleri dinî bilgileri, inançlar› yeniden gözden geçirmeye,
                            elefltiriye tabi tutmaya bafllarlar.

Ailede, camide, okulda al›nan kararlara kat›l›m-              kesin kendisini kontrol etti¤i, dikkat etti¤i veya
lar›n› sa¤lamak, görüfllerini almak ve uygula-                 izledi¤i düflüncesi geliflir. Birey, “Ya onlar ne
mak, kendilerinin de toplum içinde var oldukla-               der?” diye düflünmeye bafllar. Bireydeki davra-
r›n› kabule götürür. Cami hizmetlerini destekle-              n›fl de¤iflikli¤i etkisine odaklanmadan olumlu
yen dernek, vak›f vb. yap›lanmalar›n içinde                   davran›fl örneklerini gözlemlemesi, fark etmesi
gençlerin daha fazla ve daha etkili görev almala-             sa¤lanmal› ve gözlemlerini de¤erlendirmesi için
r› teflvik edilmelidir. Cami hizmetlerinin destek-             ortam veya ortamlar haz›rlanmal›d›r. Hutbe ve
lenmesi organizasyonlar›nda gençler öne ç›kar›l-              vaaz örnekleri, toplumsal yap› içinde örnek ve
mal›d›r.                                                      model olmufl flahsiyetlerin hayatlar›ndan olumlu
                                                              örnekler sunan kesitlerle zenginlefltirilmelidir.
3. Genç insan›n fiziksel boyutta yaflad›¤› gelifl-
                                                              D‹B ve TDV, bu önderleri konu alan roman ve
meler, ayn› zamanda daha genifl zihni ve sosyal
                                                              biyografiler yay›nlamal›d›r.
ufuklar›n oluflmas›n› sa¤lar. Bunun sonucunda
da ergenlerin ilgi duyduklar› alanlar›n tümünü                6. Vygotsky, gençlerin biliflsel gelifliminde yetifl-
kapsayan yeni bir sorgulay›c› ruh ortaya ç›kar.               kinlerin önemli rolü oldu¤unu savunur. Bu geli-
Geçmiflteki al›flkanl›klar›na karfl› “Neden yapma-               flim, baflkalar› taraf›ndan düzenlenen davran›fl-
l›y›m?, Nereden biliyorsunuz?” vb. elefltirel yak-             lardan bireyin kendi kendine düzenledi¤i davra-
lafl›m gelifltirirler. Camilerdeki yayg›n ve örgün              n›fllara do¤ru geliflim gösterir. Burada ö¤retimin
din e¤itimi etkinliklerinde genç hedef kitleye öz-            görevi d›flsal denetimleri azaltarak gençlerin iç
gü içerik/materyal muhakkak bulunmal›d›r.                     denetimini beslemek ve kendi kendini düzenle-
Gençlerle iletiflimde dinî konulardaki elefltirel ba-           mesini desteklemektir. Cami, gençlerin yetiflkin-
k›fllar› hofl görülmeli; d›fllay›c› bir tutuma kesin-            lerle birlikte çal›flabilece¤i organizasyonlar›n
likle girilmemelidir. Tart›flmalara bilinçli bir flekil-        merkezi haline getirilmelidir. Belli günlerde dü-
de çekilerek endifleleri/flüpheleri ve ayk›r› dü-               zenlenen periyodik hastane, hapishane ve hu-
flüncelerini a盤a ç›karmaya çal›fl›lmal›d›r.                   zurevi ziyaretleri ve yard›m organizasyonlar› bu
                                                              ifllevi görebilecek birer araç olabilir. Hutbe ve
4. Genç, yetiflkin dünyas› ile tam bir iletiflime ha-
                                                              vaazlar›n içerikleri, bireylerin kendi iç sorgula-
z›rd›r. Tümdengelim, tümevar›m, ak›l yürütme
                                                              malar›n› yapmaya yönlendiren üslup da içerme-
yollar›n›n her ikisini birlikte kullanabilir. Bilimsel
                                                              lidir. Diyanet Vakf› cami ile iflbirli¤i halinde yap›l-
yöntemle hipotezler üretip her birini test edebi-
                                                              mas› kayd›yla, lise ö¤rencileri taraf›ndan proje-
lir. Bu yetene¤in oluflumu çevresinin deste¤i ile
                                                              lendirilmifl etkinliklere maddi destek sa¤lamal›-
mümkündür. Camilerdeki yayg›n ve örgün din
                                                              d›r. Bu tür destekler, gençleri cami merkezli ça-
e¤itimi etkinliklerinde gençlerin problem çözme
                                                              l›flmalara teflvik edecektir.
becerisini teflvik edici etkinliklere yer verilmelidir.
Hutbe ve vaazlarda tümevar›m ve tümdengelim                   7. Gençler, kendilerine özgü bir “delikanl›” kültü-
yöntemi ile bilgi oluflturma örneklenmelidir. Dinî             rü gelifltirir. Bu kültürün kendine özgü de¤erleri
bilgileri kullanarak günümüz bireysel ve toplum-              ve inançlar› vard›r ve gencin davran›fllar› üzerin-
sal problemlerine çözümler üretebilmelerini tefl-              de etkilidir. Bu durum, ergenin ahlaki otorite
vik edici nitelikte onlara özgü toplant› ve tart›fl-           aray›fl›nda toplumsal olana tabiiyet ile özgürlük
ma ortamlar› oluflturulmal›d›r. Cami çevresinde,               aras›nda gerilim oluflturur. Gençlerin kendi de-
panel, münazara ve tart›flmalar düzenlenmeli,                  ¤erlerini üretebilmesi için destek sa¤lanmal›, bu
gençlerin bu becerilerini gelifltirici problemler              aray›fllar›nda yetiflkin otoritesi d›fl›ndaki kaynak-
oluflturulmal›d›r.                                             lar›n önemli oldu¤u unutulmamal›d›r. Anne-baba
                                                              veya di¤er yetiflkinler yerine kendi akranlar› için-
5. Ergen benmerkezcili¤i ad› verilen, gencin her-


                                          MAYIS 2010     20   SAYI: 233
                                                 Gündem




                             Camilerdeki yayg›n ve örgün din e¤itimi etkinliklerinde genç
                             hedef kitleye özgü içerik/materyal muhakkak bulunmal›d›r.
                             Gençlerle iletiflimde dinî konulardaki elefltirel bak›fllar› hofl gö-
                             rülmeli; d›fllay›c› bir tutuma kesinlikle girilmemelidir.


deki lider gençler bu süreç içinde daha etkili ola-            yan konularda araflt›rma yap›labilmesi için bilim-
cakt›r. Hutbe ve vaazlar, ahlaki konular› do¤ru-               sel deste¤i de gerekli k›lar. D‹B kendi içinde AR-
dan merkeze almamal›, bu konular farkl› konular                GE birimleri kurarak bu araflt›rma alanlar›n›n
içinde örnekler, olaylar içinde gençlerin de¤er                planlanmas› ve desteklerin nas›l sa¤lanaca¤› ile
üretebilmelerine f›rsat verecek flekilde ifllenmeli-             ilgili düzenlemeler yapmak durumundad›r.
dir. Gençler ahlaki konular› sevmiyor, emir al-
                                                               Kaynaklar:
maktan hofllanm›yorlar.
                                                               • Altafl, Nurullah; Gençlik Döneminde Din Olgusu ve
9. Gençlerin dini ö¤renme kaynaklar›nda cami-                  Liselerde Din Ö¤retimi, Nobel Yay›n Da¤›t›m, Ankara 2004.
nin belirleyicili¤ini art›rmak için Milli E¤itim Ba-           • Armaner, Neda; Din Psikolojisne Girifl, Ankara 1980.
kanl›¤› nezdinde, ilk ve ortaö¤retim DKAB ders-
                                                               • Bühler-Spiegel -Thomas, Ergenlik Dönemine Toplu Bir
leri ile iflbirli¤ini gelifltirici nitelikte düzenlemeler        Bak›fl, Çev. B. H. Vassaf, Ergenlik Psikolojisi, 2. Bask›,
yap›lmas› için giriflimlere ihtiyaç vard›r: ‹mamla-             Hacettepe –Tafl Yay›nc›l›k, Ankara 1987.
r›n okula-ö¤retmenlerin camiye gitmesi sa¤lan-
                                                               • Clark, W. H.; Ergenlik ve Gençlik Ça¤›nda Din, Çev.
mal›d›r.
                                                               Mehmet Da¤, E¤itim Hareketleri Dergisi, Say›:256-257
10. Ö¤rencinin yaz dönemi, cami ile ba¤lant›la-                1976 ss.
r›n› güçlendirici bir unsur olarak kullan›lmal›d›r.            • Cücelo¤lu,Do¤an; ‹nsan ve Davran›fl›-Psikolojinin Temel
Gençlerin cami ile ba¤lant› kurmalar›n› sa¤lay›c›              Kavramlar›, Remzi Kitabevi, ‹stanbul 1994.
nitelikte etkinlikler, yaz dönemine özgü olarak                • Dalat, Ziya; Çocuk ve Genç Ruhu, Yeni Matbaa, Ankara
planlanmal› ve uygulanmal›d›r. (Geziler, piknik-               1956.
ler, spor turnuvalar›, cami fiziksel olarak uygun-
                                                               • Goldman, Ronald, Readiness for Religion- A Basis for
sa internet salonlar› gibi.)                                   Developmental Religious Education-, The Seabury Press,
11. Gençlerin soru ve sorunlar›n› tart›flmay›                   New York 1970.
amaçlayan k›z-erkek birlikte ve ayr› ayr› grupla-              • Hökelekli ,Hayati; Ergenlik Döneminde Dini fiüpheler, Din
ra yönelik seminerler düzenlenmelidir. Bu semi-                Ö¤retimi Dergisi, say› 14(1988=, ss.
nerlerin okullarda ilan›, DKAB ö¤retmenleri, aka-              • K›lavuz, M. Akif; Ergenlerde Özdeflleflme ve Din E¤itimi,
demisyenler, vaiz ve vaizelerin kat›l›m› sa¤lan-               Gençlik, Din ve De¤erler Psikolojisi, Ed. Hayati Hökelekli,
mal›d›r. Seminerler, resmi görüfllerin aç›klanma-               Ankara Okulu Yay›nlar›, Ankara 2002. Ss.209-254.
s› fleklinde de¤il, alternatif görüflleri birlikte tar-          • Kula, Naci; Genlik Döneminde Kimlik ve Din, Gençlik, Din
t›flmaya açarak ö¤rencilerin kendi görüfllerini                  ve De¤erler Psikolojisi, Ed. Hayati Hökelekli, Ankara Okulu
oluflturmas›n› teflvik edici nitelikte olmal›d›r. Se-            Yay›nlar›, Ankara 2002.ss.31-70.
miner konular›n›n belirlenmesinde D‹B’in ilgili                • Özbaydar, Belma; Din ve Tanr› ‹nanc›n›n Geliflimi Üzerine
kurumlar›n›n yapaca¤› periyodik izleyici nitelikte-            Bir Araflt›rma, ‹stanbul 1970.
ki araflt›rmalar›n bulgular›ndan yararlan›lmas› ya-
                                                               • Selçuk, Mualla; Gençlik Ça¤› ve ‹nanç Olgusu, Gençlik
rarl› olacakt›r.
                                                               Dönemi ve E¤itimi, Ensar Neflriyat, ‹stanbul 2000, ss.333-
Toplumumuzun dinî deste¤e en fazla ihtiyaç du-                 358.
yan kesimi olan gençlerin daha iyi tan›nmas› ko-               • Senemo¤lu,Nuray; Geliflim, Ö¤renme ve Ö¤retim, Ertem
nusunda daha fazla araflt›rma bulgusuna ihtiyaç                 Matbaac›l›k, Ankara 1997.
vard›r. Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤›m›z yürütmüfl ol-              • Taplamac›o¤lu, Mehmet, Yafllara Göre Dini Yaflay›fl›n
du¤u hizmetlerle ilgili yap›lan araflt›rma bulgula-             fiiddet ve Kesafeti, AÜ‹FD, Say›:10, Y›l:1962, ss.140-151.
r›n› de¤erlendirmek ve hizmetlerine yans›tmakla                • Vergote, Antoine; Ergenlikte Din; Çev. E. F›rat, AÜ‹FD, C.
sorumludur. Bu sorumluluk, araflt›rma yap›lma-                  XXIV (1981), ss.



                                           MAYIS 2010     21   SAYI: 233
                                                 SÖYLEfi‹
                                           Söylefli: Dr. Yüksel Salman




       ” Prof. Dr. M. Emin Özafflar

           Ahlak›n ezeli ve ebedi unsurlar›, kök
         de¤erleri vard›r. Bu, devirden devire,
         insandan insana de¤iflmez.

Say›n hocam, etik kavra-
m› son dönemlerde farkl›
yönleriyle çok tart›fl›lan
                                                                          ”
bir kavram. Öncelikle etik
nedir? Etik kelimesinin
Türkçemizdeki karfl›l›¤›
nedir? Dilerseniz konu-
muza kavramsal çerçeve
ile bafllayal›m.
Efendim, her dönemin, her
ça¤›n yükselen birtak›m
kavramlar› mefhumlar› var.
Bu kavramlar asl›nda o
dönemin ruhuna, hissiyat›-
na, duygusuna da tercü-
man olur. Tarihte böyle ol-
du¤u gibi, bugün de böy-
ledir. ‹flte onlardan bir ta-
nesi de etik kavram›d›r.
                                                         Tabii. ‹nsan›n oldu¤u yerde, sosyal düzenleme-
Etik kavram› M.Ö.’ye uzanan, iki bin, iki bin befl
yüz y›ll›k geçmifli olan, Latince “etos” kökünden         lerin oldu¤u yerde hep bu türden s›k›nt›lar ol-
gelen bir kavramd›r. Davran›fl, gelenek, âdet,            mufltur. Ama modern zamanlarda kamu kurum-
al›flkanl›k ve karakter anlamlar›na geliyor. Etik,        lar›n›n ifl hayat›ndaki normatif düzenlemelerin,
kadim Yunan filozoflar› taraf›ndan felsefenin ana        hukuki düzenlemelerin, mevzuat düzenlemeleri-
konusu olarak da, ahlak konusu olarak da ele             nin yetersiz kald›¤› hissedilmifltir. Hatta bazen
al›nm›fl. Modern zamanlarda ise etik biraz da             hukuki düzenlemelerin kat› bir biçimde uygulan-
popüler bir kavram olarak kullan›lmaya bafllan-           mas›ndan ma¤dur olan insanlar ortaya ç›km›flt›r.
m›fl. Belki de modern zamanlardaki ahlaki yoz-            Onun için de etik kültürü dedi¤imiz bir kültürden
laflman›n, ahlaki dejenerasyonun sevki ile mo-            söz edilmifltir. Hatta bir etik yasas› vard›r ve bu
dern insan etikten çok söz eder olmufltur. Bu-            yasaya dayanarak ülkemizde bir etik kurulu ve
gün etik dedi¤imiz zaman ‹slam kültüründeki ah-          bu etik kurulunun temsilcisi olan etik komisyon-
lak›n, edebin ve ahlak içerikli mefhumlar›n, insa-       lar› vard›r.
ni de¤erlerin anlat›lmak istendi¤ini söyleyebiliriz.     Bütün kamu kurumlar›nda bu komisyonlar
Bu alanda s›k›nt›lar var ki bu kavram daha çok           oluflturuldu de¤il mi?
konuflulur oldu diyebilir miyiz?


                                          MAYIS 2010   22   SAYI: 233
                                                   SÖYLEfi‹


Evet. Bu komisyonlar›n vazifesi, etik                                            ikiye ayr›l›r. Kiflinin kendini yö-
de¤erleri tekrar hat›rlatmakt›r.
Ahlak ile etik aras›nda bir fark var
m›d›r? Birlefltikleri ve ayr›ld›klar›
noktalar nelerdir?
                                             “   Zaman› etkin
                                               kullanmak,
                                               herkese eflit ve
                                               insanca mu-
                                                                                 netmesi pratik ahlak›n konusu-
                                                                                 dur. Evin yönetimi, bir ahlak ko-
                                                                                 nusudur. fiehrin yönetimi bir
                                                                                 ahlak konusudur, ayn› zamanda
                                                                                 pratik ahlak konusudur. Bura-
Kelime olarak “halk”, yarat›l›fl de-            amele etmek,                      dan fluraya geliyoruz, pratik ah-
mektir. Huluk da, ahlak demektir.                                                lak yozlaflmas›, zihniyetin yoz-
Ama ayn› zamanda ahlak, davran›fl
                                               insan onurunu
demektir, karakter, flahsiyet demek-
tir. Bütün bu iliflkilerin yüksek de¤er-
lerini, prensiplerini ve ilkelerini belir-
                                               korumak ve
                                               gözetmek etik
                                                                      “          laflmas› evin ve flehrin yozlafl-
                                                                                 mas›n› da beraberinde getirir.
                                                                                 Buradan da do¤al olarak yozla-

leyen ve bize ufuk açan dinimiz ‹s-
                                               bir de¤erdir.                     flan bir siyaset, yönetim ortaya
                                                                                 ç›kar. Erdemli flehrin merkezin-
lam’d›r.                                                                         de ise güzel ahlak vard›r.
Peki Hz. Adem’den itibaren ahlaki aç›dan bir-                  Ahlakta esas olan, kurallar›n davran›fla dönüfl-
tak›m kök de¤erler var m›d›r?                                  türülmesi oldu¤una göre, bu konuda neler ya-
Elbette vard›r. Ahlak›n ezeli ve ebedi unsurlar›,              p›labilir?
kök de¤erleri vard›r. Bu, devirden devire, insan-              Davran›fla dönüflmeyen, teorikte kalan bir ahlak,
dan insana de¤iflmez. Tezahürleri gitse bile as-                bir “ide” olarak, fikir olarak kal›r. Güzel bir fikir
l›nda o kök de¤erde bir de¤ifliklik olmaz. Bir sa-              olabilir. Ama güzel bir muamele olamaz. Nas›l
dakat, bir emanet, cesaret, adalet, sehavet, er-               davrand›¤›n›z sizin karakterinizi ortaya koyar.
dem, iyilikte bulunma bunlar›n hiçbiri devirden                Adaletten söz edebilirsiniz ama adaletli olam›-
devire de¤iflmez.                                               yorsan›z iflte burada ahlaki bir zaafiyet vard›r. O
Kimilerinin ahlaki gördü¤ü birtak›m davran›fl-                  bak›mdan ‹slam kültürü, ‹slam inanc›; örne¤in,
lar, bir baflkas›na göre ahlaki olarak görülme-                 alçak gönüllülü¤ü, hilm’i çok övmüfltür. Tevazu-
yebilir. Ahlak kurallar›nda da görecelik söz ko-               yu bizzat göstermifltir. Peygamberimiz bunun
nusu olabilir mi?                                              örneklerini nas›l vermifl de¤il mi? Kendisi, yafll›
                                                               birisi de gelse yan›na, bir cariye de gelse, bir fa-
Yüksek ahlaki erdemler var, bunlar de¤iflmez.                   kir, bir yoksul da gelse onunla özenle ilgilenmifl-
Bunlar ezelidir, ebedidir, temel ahlaki de¤erler-              tir. Bak›n›z bu çok önemlidir. ‹nsanlara sosyal
dir. Bir de kültürden kültüre, dönemden döne-                  statülerine göre muamele etmemifl. ‹nsana in-
me de¤iflen, daha küçük ahlaki unsurlar vard›r,                 san oldu¤u için önem ve de¤er vermifltir.
de¤iflebilir, kültüreldir. Örfe ba¤l›d›r, örfün de-
¤iflmesiyle bunlar da de¤iflebilir. Tutum ve dav-                Sevgi, sayg›, nezaket çok önemli. Peygamberi-
ran›fllardaki, ahlaki unsurlar kanaatimce de¤ifle-               miz, çocuklara ve han›mlara karfl› flefkatle mu-
bilir. Ama temel ahlaki de¤erler de¤iflmez.                     amelede bulunulmas›n› istemifltir. ‹slam ahlak›-
                                                               n›n iki ana dire¤i vard›r. Bunlardan birisi,
Peygamberimiz mekârimi ahlak› tamamlamak                       hilm’dir, di¤eri de flefkattir. Hilm, yani r›fk ile mu-
üzere gelmifltir. Dolay›s›yla mekârimi ahlak ev-                amele etmek, herkese eflit muamelede bulun-
rensel de¤erlerdir. Peygamberimiz ahlaka vurgu                 mak, birisiyle musafaha ederken samimiyetle
yaparak özendirmifl, ahlaki de¤erlere yönelmeyi                 muamele etmektir. Nush, içtenlik, samimiyet
teflvik etmifltir. Yüksek ahlaki de¤erlerle de in-               demektir. Bunlar, davran›fl oldu¤unda toplum
sanlar›n cenneti kazanabileceklerini ifade etmifl-              güzelleflir, toplum mutlu olur. Toplum saadet ve
tir. ‹slam gelene¤inde de, Müslüman filozoflar                 huzur toplumu olur. O bak›mdan, edep kavram›
ahlak› önemsemifllerdir. Örne¤in, Farabi’nin ah-                çok önemli bir kavramd›r. Edep insanlar aras›
lak felsefesiyle ilgili yazd›klar› çok önemlidir. O,           iliflkilerde nezakete riayet etmek demektir.
ahlak›, siyasetin bir parças› olarak görmüfl, mut-
luluk ahlak›n› vurgulam›flt›r ki, o buna saadet di-             ‹slam kültüründe etik de¤erler dedi¤imiz za-
yor, insan›n dünyada ve ahirette mutlu olmas›.                 man karfl›m›za hangi kavramlar, hangi ahlaki
                                                               de¤erler ç›kar?
‹slam gelene¤inde ahlak teorik ve pratik olarak
                                                               Bizim “etik de¤er” ile kast›m›z ahlaki de¤erlerdir.


                                             MAYIS 2010   23   SAYI: 233
                                                SÖYLEfi‹


Biz bunlara aksiyom diyoruz. Etik de¤er dedi¤i-             ifli mükemmel bir biçimde ortaya koymak, iflte
miz zaman sözleflmeden do¤an de¤erleri, in-                  itkan dedi¤imiz fley budur. Yani kaliteli ifl yap-
sanlar›n do¤ufltan sahip oldu¤u de¤erleri, akit-             mak demektir. Dolay›s›yla, ‹slam kültünde ihsan
ten, milliyetten do¤an de¤erleri, insani, ahlaki            dedi¤imiz zaman, art›k iflin estetik ve ifl niteli¤i
vicdani de¤erleri anlayaca¤›z. Etik de¤erler, hu-           bak›m›ndan en mükemmel noktada olmas› kas-
kukun, kanunun, mevzuat›n ve insan olman›n,                 tedilir. Peygamberimiz, kurbanlar kesilirken bile
insana verdi¤i de¤erler demektir. Örne¤in bir ifl            yap›lan iflin nezaketine dikkat etmeyi ihsan kav-
ortam›nda mevzuat› herkese eflit uygulamak                   ram›yla ifade eder. ‹hsan, ayn› zamanda Cenab›
etik bir de¤erdir. Kamu mal›n› israf etmemek                Allah’›n her an her ifli murakabe etti¤ini, gördü-
etik bir de¤erdir. Zaman› etkin kullanmak, her-             ¤ünü bilerek, hissederek, duyarak ifl yapmak
kese eflit ve insanca muamele etmek, insan                   demektir. Peygamberimiz bir hadislerinde; “Al-
onurunu korumak ve gözetmek etik bir de¤er-                 lah’› görüyormufl gibi Allah’a ibadet ediniz. Her
dir. Özellikle belediye, hastane vs. gibi sosyal            ne kadar siz O’nu görmüyorsan›z da, O sizi gö-
faaliyetlerin yürütüldü¤ü yerlerde tebessümle               rüyor.” buyurmufllard›r.
muamelede bulunmak, insanlara nazik davran-
                                                            Yani ibadetin de mükemmel yap›lmas› gereki-
mak, sorunlar›n› dinlemek ve çözmek bir etik
                                                            yor.
de¤erdir. Bunlar ahlaki, insani birer de¤erdir,
objektif davranmak da etik bir de¤erdir.                    Tabii, ifllerin ihsan ile yap›lmas›nda bize tevdi
                                                            edilen, bize verilen, uhdemize b›rak›lan hangi
Kur’an’da geçen bir kavram var “ihsan”. Bu
                                                            sorumluluk olursa olsun önemlidir. Meflru her ifl
kavram›, ifli do¤ru ve düzgün yapmak fleklin-
                                                            bizatihi muhteremdir, sayg›nd›r. Bir emanettir.
de anlamak mümkün. ‹hsan kavram›n› iyi
                                                            Hele bu kamuya yönelik bir ifl ise daha da önem
özümsedi¤imizde bunun ifl hayat›m›za, çal›fl-
                                                            arz eder. fiimdi modernite diyor ki, bu etik bir
ma hayat›m›za nas›l katk›lar› olabilir?
                                                            de¤erdir. ‹slam kültürü de buna diyor ki, bu bir
‹hsan kavram› iflin estetik boyutunu ifade eder.             emanettir. Öyle ise emanet etik bir de¤erdir.
Bir de itkan kavram› vard›r ‹slam kültüründe. ‹t-
                                                            ‹flini güzel yapmas› elbette kifliyi huzura ka-
kan, yani yap›lan iflin, olmas› gerekti¤i gibi yap›l-
                                                            vuflturur. Ancak bunun toplumsal yans›malar›
mas›d›r. Hatta peygamberimiz bir hadislerinde,
                                                            düflünüldü¤ünde örne¤in, herkes üretimde
“Sizden biriniz bir ifl yapt›¤› zaman onu en mü-
                                                            kaliteye, iflini mükemmel yapmaya özen gös-
kemmel flekilde yaps›n.” buyurmufltur. Peygam-
                                                            teriyorsa bunun topluma yans›malar› da her
berimiz bu hadislerini o¤lu ‹brahim’in defnedil-
                                                            halde mükemmel olacakt›r de¤il mi?
mesi esnas›nda söylüyor. Yavrusu mezara ko-
nuluyor. Mezar› örtenler, kenarda bir boflluk b›-            Tabii ki, sonuç olarak mükemmel ifl, mükemmel
rak›yorlar, yani yapt›klar› ifli iyi ve tam yapm›yor-        bir toplum ç›karacakt›r ortaya.
lar. “Birazdan topra¤›n alt›nda kalacakt›r nas›l            Ahilik kültürümüzde de var. ‹flini iyi yapmay›nca,
olsa” anlam›nda bir iflaret yap›yorlar. Bunun                ifline hile katt›¤›nda ahilik gelene¤ine göre top-
üzerine peygamberimiz bu hakikati yüksek ses-               lumca d›fllan›yor, o kimseden al›flverifl yap›lm›-
le dile getiriyor. “Sizden biri, bir ifl yapt›¤›nda          yor, baz› müeyyideler uygulan›yor.
onu en güzel biçimde, en mükemmel biçimde
yaps›n.” buyuruyorlar. Onun toprak alt›nda kal-             Evet, o hileli ifl yapt›¤› için onun ifline itibar etmi-
mas› önemli de¤il, önemli olan iflin önemsenme-              yor ve o kifliyi toplum d›fll›yor. Onun üretti¤i ma-
si.                                                         la itibar etmiyor. Bu bak›mdan bir anlamda ona
                                                            karfl› müeyyide uyguluyor.
Yani peygamberimiz mezarda bile gözü rahats›z
eden veya eksik b›rak›lan bir hususun düzeltil-             Etik ile ba¤lant›l› olarak toplumda çok konuflu-
mesini, o eksikli¤in giderilmesini istiyor.                 lan kavramlardan birisi de bilim eti¤i malumu-
                                                            nuz. Bilim eti¤i noktas›nda neredeyiz?
‘Mezarda bile olsa ifli eksik yapmay›n, nas›l ya-
p›lmas› gerekiyorsa öyle yap›n.’ Asl›nda burada,            Bilgi insan› insan yapan ve insana özgü temel bir
önemsizmifl gibi görünen noktada son derece                  niteliktir. Bilgi ça¤›nda yafl›yoruz ve bilgi eti¤ine
önemli bir ilkeyi peygamberimiz bize hat›rlat›yor.          vurgu yap›yoruz. Bilgi güçtür. Güç oldu¤u için o
Yap›lan ifli ciddiye almak, iflin hakk›n› vermek ve           gücü elde edenlerin sorumlulu¤u da çok yük-


                                         MAYIS 2010    24   SAYI: 233
                                                  SÖYLEfi‹


sektir. Tarih boyunca bilgiye,



                                         “
bilgiye sahip olan kimseye çok
önem verilmifltir. Âlimlerin so-
                                              Etik de¤erler, hukukun, kanunun,
rumlulu¤u hep vurgulanm›flt›r.             mevzuat›n ve insan olman›n, insana
Günümüzde bilgi art›k yayg›n-             verdi¤i de¤erler demektir. Örne¤in bir
laflm›fl ve popüler bir mahiyet
kazanm›flt›r. Bugün internet or-
tam›nda dünyan›n en seçkin
                                          ifl ortam›nda mevzuat› herkese eflit uy-
                                          gulamak etik bir de¤erdir. Kamu mal›-
                                                                                                      “
üniversitelerinin kütüphanelerine         n› israf etmemek etik bir de¤erdir.
girip araflt›rman›z› yapabiliyor-
sunuz. Bilgi insanlar›n rahatl›kla
ulaflabildi¤i gizlisi sakl›s› kalmayan bir fenomen             Bilginin esirgenmesi de¤il, toplumun istifadesine
haline gelmifltir. Bugün bilginin yönetimi konu-               sunulmas› önemlidir. Bilgi eti¤ini belki bu ba¤-
fluluyor. Geleneksel toplumlarda, ahlaki olgunlu-              lamda vurgulamak laz›m.
¤u bulunmayan insanlara bilgi verilmemifl, ilim                Ça¤›m›z›n ulaflt›¤› bilgi düzeyini teknik, sosyal
yoluna sevk edilecek insanlar›n öncelikle ahlaki              veya organizasyon olarak kendi toplumumuzun
meziyetlerine bak›lm›fl, karakterleri, flahsiyetleri            hizmetine sunmak ödevimizdir. Bunu hangi or-
dikkate al›nm›flt›r. Bilginin aya¤a düflürülmesi,               tamda çal›fl›rsak çal›flal›m ürüne dönüfltürmek,
bilginin istismar edilmesi, bilginin flöhret için kul-
                                                              toplum hizmetine sunmak vazifemizdir.
lan›lmas› ve bilginin toplumun zarar›na kullan›l-
mas› en büyük insanl›k ay›b›d›r. Hele din alan›n-             Buradan çevre konusuna gelmek istiyorum iz-
daki bilginin istismar› gerçekten ba¤›fllanmas›                ninizle. Çevre eti¤i konusunda neredeyiz?
mümkün olmayan bir vebaldir.
                                                              Çevre de modernitenin çok konufltu¤u bir konu-
Âlim dedi¤imiz zaman o kavrama yükledi¤imiz                   dur. Dünyada bundan 150 sene önce bir çevre
anlam var. O da bilgisiyle, görgüsüyle, ahla-                 sorunu yoktu. Bir ozon tabakas›n›n delinmesi ve
k›yla, topluma faydas›yla, bilgiyi kullanmas›yla              buzullar›n erimesi söz konusu de¤ildi. Kuraklafl-
insanlar›n güzünde zirvede olan bir kifli. Bu                  ma, dünyan›n çölleflmesi, söz konusu de¤ildi.
noktada neler söylemek istersiniz?                            ‹nsanlar yeflilin içinde p›r›l p›r›l akan p›narlar›n
Âlim, “alem”dir yani iflarettir. ‹flaret de bizi haki-          çaylar›n ›rmaklar›n kenar›nda dostça bir ortam-
kate götürür. Âlim, hakikatin mümessilidir. Ç›ka-             da yafl›yorlard›.
r›n, flöhretin mümessili veya süfli emelleri için bil-
                                                              Biz bugün bir çevre eti¤inden, çevre tahribat›n-
giyi istismar eden kifli âlim olamaz. Âlim ayn› za-
                                                              dan söz eder duruma geldik. Bu çevreyi kim
manda amildir. ‹lim, ayn› zamanda ameli gerek-
                                                              tahrip etti de ortaya bir sorun yuma¤› ç›kt›. Bu
tirir, ahlak› gerektirir. Ahlaktan yoksun olan in-
                                                              bak›mdan çevre eti¤i de çok özel olarak vurgu-
san bilginin gere¤ini yapam›yor demektir. Onun
                                                              lanmas› gereken bir kavramd›r. Ama bunlar› teo-
için son birkaç as›rda “entelektüel” kavram› çok
tart›fl›lm›flt›r. Fransa’da, Rusya’da, Almanya’da,              rik olarak vurgulamak yetmez. Bizzat uygula-
Avrasya’da ve bizim topraklar›m›zda entelektüel               mak gerekir. Küçük yaflta çocuklar›m›za tasar-
münevver dedi¤imiz ayd›n, “ifli bilgi olan kimse”              rufu, a¤aç dikmeyi, israf›n iyi olmad›¤›n› ö¤ret-
demektir. Toplumun ayd›n kesimi toplumun uf-                  memiz gerekir. Göstererek yaflatal›m ki, bir kül-
kunu açmakla sorumludur. Toplumu daha ileri-                  tür oluflsun. Bu bak›mdan ‹slam kültüründe ah-
ye, yükse¤e ve ahlaki ve yüksek ufuklara do¤ru                lak, bir meleke olarak tan›t›l›r. Kendili¤inden or-
götürmekle sorumludur. Toplumu kaosa sürük-                   taya ç›kan davran›fl, hesaplanarak planlanarak
leyen, açmaza yönelten, bilgiyi bu yönde kulla-               yap›lan davran›fl de¤il! Bu güzel hasletleri genç-
nan zihinleri kar›flt›ran kifli âlimlik s›fat›n› kaybet-        lere afl›lamak gerekiyor. ‹flte Diyanet de ilgili ba-
mifl demektir. Bu bak›mdan bilgi, bilim eti¤i ko-              kanl›klarla bir protokol düzenledi. Bütün camile-
nuflulmas› gereken bir konudur. Bilhassa kamu                  rimizin, mezarl›klar›m›z›n yeflillendirilmesi konu-
kurumlar›nda ve ifl ortamlar›nda bilginin paylafl›-             sunda bir protokol imzaland›. Ülkemizin tama-
m›, bilginin hizmete dönüfltürülmesi son derece                m›n›n bu konuda seferber olmas›, bu konuda
önemlidir.                                                    ortak bir bilincin oluflturulmas› gerekiyor.

                                          MAYIS 2010     25   SAYI: 233
                           D‹N - DÜfiÜNCE - YORUM
                                  Prof. Dr. M. fievki Ayd›n
                                Diyanet ‹flleri Baflkan Yard›mc›s›
                                    msaydin@diyanet.gov.tr




 Hz. Peygamber’in e¤itim(cili¤)ini
      güncellemede ço¤ulluk
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in e¤itim anlay›fl ve uygulamalar›n› temel kaynak olarak gören,
ona dayand›klar›n›, onu örnek ald›klar›n› iddia eden Müslümanlar, Hz. Peygamber
(s.a.s.)’in e¤itime iliflkin söz, tutum, davran›fl ve uygulamalar›n› anlamada ve onlar›
kendi ça¤lar›na tafl›y›p uygulamaya koyma hususunda farkl›laflm›fllard›r.




                                H
                                           z. Peygamber’in e¤itim(cili¤)inin güncellenmesi ba¤-
                                           lam›nda yap›lmas› gereken çok yönlü ve karmafl›k
                                           çal›flmalara bir önceki yaz›da iflaret edilmiflti. (Bk. Ay-
                                d›n, Nisan-2010.) Burada ise, Hz. Peygamber’in e¤itim(cili¤)ini ör-
                                nek edinme ba¤lam›nda ortaya ç›kan ço¤ullu¤a temas edile-
                                cektir.
                                Hz. Peygamber’in e¤itim modeli
                                “Ben ancak muallim olarak gönderildim.” (‹bn Mace, Mukaddime,
                                17, No: 229; Ayr›ca bk. Müslim, Talak 4.) diyerek misyonunu belirten
                                Hz. Peygamber (s.a.s.), bir ‹slami e¤itim modeli ortaya koy-
                                mufltur. Bu model, elbette belirleyici role sahip kal›c› unsurlar›
                                olmakla birlikte kat› bir çerçevesi yoktur, her zaman de¤iflme-
                                ye müsaittir. Bu modeli kendi iç bütünlü¤ü ve sosyo-tarihsel
                                ba¤lam› içinde incelemek suretiyle onun dayand›¤› insan anla-
                                y›fl›, dünya görüflü ve buna ba¤l› oluflturulan e¤itim felsefesi
                                tespit edilebilir/edilmelidir. Bu peygamberî modele temel teflkil
                                eden dünya görüflü ve e¤itim felsefesine göre gerçeklefltirilen
                                e¤itim faaliyetlerinin sosyo-tarihsel ba¤lam› içinde iyi anlam-
                                land›r›l›p de¤erlendirilmesi, onlara yön veren e¤itsel ilkeleri tes-
                                pit edip ortaya ç›karma ifline katk› sa¤layacakt›r.
                                Bunlar› yapmakla Müslümanlar›n ifli bitmiyor. Hz. Peygam-
                                ber’in infla etti¤i ‹slami e¤itimin felsefesi ve ondan kaynaklanan
                                temel e¤itsel ilkelerinin, Müslümanlar›n yaflad›¤› ça¤a tafl›n›p
                                güncellenmeleri gerekmektedir. ‹flte bunu yapmak, en az bi-
                                rinci aflamada kotar›lmas› gereken ifl kadar zorluk arz etmek-
                                tedir. Çünkü bunu gerçeklefltirmek de oldukça karmafl›k ve
                                çok yönlü çal›flmalar›, ifl ve ifllemleri gerektirmektedir. Mesele-


                                MAYIS 2010    26   SAYI: 233
                                   D‹N - DÜfiÜNCE - YORUM


nin giriftli¤i, ister istemez                                                      cas›n›n görüfllerine ö¤ren-
çok yönlü çabay› gerek-                                                            cisinin kat›lmad›¤›n› rahat-
tirmekte ve bununla bir-                                                           l›kla söyleyip kendi dü-
likte Müslümanlar›n fark-                                                          flüncelerini savunmas›na
l› kültürel müktesebat›-                                                           imkân sa¤layan bir e¤itim
n›n olmas›, herkesin bu                                                            ortam› varken, zamanla
konuda ayn› baflar›y› ya-                                                           hocaya soru sormay› bile
kalamas› imkân›n› orta-                                                            âdâba mu¤ayir sayan,
dan kald›rmaktad›r.                                                                hocalar›n      söyledikleri-
                                                                                   ni/yazd›klar›n› bellemeyi
Hz. Peygamber’ín e¤i-
                                                                                   nihai amaç edinen e¤itim
tim modelini örnek al-
                                                                                   anlay›fl ve uygulamalar›
mada farkl›laflma
                                                                                   Müslümanlarca benimse-
Nitekim müteakip as›r-                                                             nebilmifltir.     Anlam(lan-
larda Hz. Peygamber                                                                d›rm)ay› öngören e¤itim,
(s.a.s.)’in e¤itim anlay›fl                                                         yerini zaman zaman/yer
ve uygulamalar›n› temel                                                            yer ezbercilik ve “manas›-
kaynak olarak gören,                                                               n› anlamadan tekrar”la
ona dayand›klar›n›, onu                                                            ö¤renmeye b›rakabilmifl-
örnek ald›klar›n› iddia                                                            tir. Bilgiyi, bireyin akl›n›
eden Müslümanlar, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in                  kullanarak keflfedece¤i, arayarak bulaca¤› ve
e¤itime iliflkin söz, tutum, davran›fl ve uygula-              onu kullanarak sorunlar›n› çözüp kendini geliflti-
malar›n› anlamada ve onlar› kendi ça¤lar›na tafl›-            rece¤i bir fley olarak kabul edenler oldu¤u gibi,
y›p uygulamaya koyma hususunda farkl›laflm›fl-                 onu birinden al›nacak, elde edilecek ve baflkas›-
lard›r. Farkl› zamanlarda/dönemlerde oldu¤u gi-              na aktar›lacak bir fley (malumatfuruflluk) olarak
bi ayn› dönemde farkl› co¤rafyalarda da, bu                  görenler de olmufltur.
farkl› e¤itim anlay›fl ve uygulamalar› görülmüfl-
                                                             Bu ‹slami e¤itim modellerinden kimi Kelam ilmi-
tür. Bir Emeviler dönemindeki e¤itim uygulama-
                                                             nin felsefîleflmesine yol açarken kimi, felsefeyle
lar›yla, Abbasiler, Osmanl›lar dönemindeki e¤i-
                                                             u¤raflmay› dine ayk›r› görebilmifltir. O kadar ki,
tim uygulamalar› aras›nda farkl›l›klar bulundu¤u
                                                             içinde felsefe kitaplar› olan kütüphanenin vakfe-
gibi, ayn› dönemde, sözgelimi, Endülüs'teki küt-
                                                             dilmesi bile uygun görülmeyebilmifltir. Nitekim
taplarda uygulanan programla, ma¤rip ülkele-
                                                             bu durumdan çok rahats›z olan Katip Çelebi
rindekilerin, do¤udakilerin programlar› aras›nda
                                                             (ö.1067/1657), akli ilimlerin ve hatta üst düzey-
da farkl›l›klar olmufltur. (Bk. Çelebi, 1983: 48.)
                                                             deki bir kelam›n çözülüflünü üzüntüyle belirttik-
Dahas›, ayn› ça¤da yaflayan, ama e¤ilimleri ve                ten sonra, “nice kafas›z kiflinin” , geçmifl rivayet-
buna ba¤l› olarak bilgi donan›mlar› farkl› olan              leri körü körüne “taklitte kayalar gibi hareketsiz
mesela felsefecilerinki f›k›hç›lar›nkinden, sufîle-          donup” kald›klar›n›, düflünceye baflvurmaks›z›n,
rinki di¤erlerinden vb. çok farkl› olmufltur. Söz-            felsefe ve yeni bilimleri reddedip” kötülediklerini,
gelimi, Eski Yunan felsefesini referans alan Müs-            “yer ve gök hakk›nda hiçbir fley bilmezken, ken-
lüman filozoflar sayesinde ‹slam ortaça¤› boyun-             dilerini bilgin yerine koyar” olduklar›n› dile getir-
ca ‹slam ilimlerinin Yunan felsefe ve ilimleriyle et-        mekte ve sözüne flöyle devam etmektedir: ”Yer
kileflimi, ‹slam e¤itiminin karakterini genifl çapta           ve gök âlemini hiç gözlemediler mi?” (A’râf, 185)
etkilemifltir. Hz. Peygamber’in oluflturdu¤u e¤i-              fleklindeki ikaz, böylesinin kula¤›na girmeyip ze-
tim modelini örnek edinen Müslümanlar›n farkl›               min ve eflâkde nazar›(düflünmeyi) bakar gibi göz
kültür havzalar›nda, farkl› dönem ve co¤rafyalar-            ile bakmak sand›.” (Katip Çelebi,1306: 10.)
da oluflturduklar› e¤itim modelleri, birbirinden
                                                             Müslümanlar›n gerçeklefltirdikleri e¤itimde fizik-
oldukça önemli farkl›l›klar göstermektedir.
                                                             sel fliddete yer verilmemesini, çocuk bile olsa
‹mam-› Azam gibi alimlerin ders halkalar›nda ö¤-             birey olarak ö¤rencinin kiflili¤inin önemsenmesi-
rencileri soru sormaya teflvik eden, ileri düzeyde            ni öngörenler ve bu anlamda dönemlerine göre
bir sorgulay›c›/elefltirel düflünceyi tetikleyen, ho-          son derece ileri görüfller/tutumlar ortaya koyan-


                                          MAYIS 2010    27   SAYI: 233
                                             D‹N - DÜfiÜNCE - YORUM


lar olmas›na karfl›n, zaman içinde falakay› oku-
lun temel araç gereci olarak görenler de oldu.
Ortak isim: ‹slami e¤itim/‹slam e¤itimi
Ne var ki, uygulanan bu farkl› e¤itim uygulama-
lar›n›n bir ortak noktas› vard›: Hepsinde de, e¤i-
tim sisteminin tümüne din nüfuz etmifl, bütün
e¤itim uygulamalar›na din, bir ruh gibi sinmiflti.
Bütün e¤itim uygulamalar›na yön veren felse-
fe/zihniyet, dinî idi. Herkes, e¤itimde samimiyet-
le Hz. Peygamber’e ittiba etme, onu örnek edin-
me, onun e¤itimini kendi ça¤dafl› k›lma çabas›
içindeydi. Her biri Kur’an ve sünneti merkeze
yerlefltirerek onlar›n öngördü¤ü ‹slami e¤itimi
gerçeklefltirmeye çal›flmaktayd›. ‹flte, as›rlar bo-
yunca uygulanan farkl› e¤itim-ö¤retim etkinlikle-
ri, bu temelde birleflmektedir. Onun için hepsi,
‹slami e¤itimdi. (Din e¤itimi bilimi literatüründe, Tanzi-
mat’a kadar yürütülen e¤itim bu niteli¤inden dolay› “‹slami
e¤itim” diye nitelendiriliyor, Tanzimat’tan sonra yürütülen
‹slam diniyle ilgili e¤itime ise, “‹slam e¤itimi” deniliyor.)

‹slami e¤itim ad›na ortaya konan düflünceler,
somut tutum ve davran›fllar, birbirinden farkl›
olabildikleri gibi, çat›fl›r nitelikte de olabilmifl-                    müyle kopuk olmayacakt›r. Çünkü dini anlama,
tir/olabilir. Bu, gayet do¤al bir durumdur. Çünkü                      yorumlama ve uygulama tarihinin, oldu¤u gibi
herkes, Hz. Peygamber’i kendini kuflatan sos-                           tekrar etmesi mümkün olmad›¤› gibi, kendi tari-
yo-kültürel-idari ortam›n, ulaflt›¤› kavrama düze-                      hî tecrübesinden bütünüyle kopuk olmas› da
yinin, sahip oldu¤u müktesebat›n vs. elverdi¤i                         düflünülemez.
ölçüde tan›yabilir. Ancak bu farkl›laflma durumu,
                                                                       Bütün bunlar flu gerçekleri aç›kça ortaya koy-
onlar›n ayn› ad alt›nda yer almalar›na engel de-
                                                                       maktad›r:
¤ildir. Söz gelimi, rasathaneyi yapt›ran e¤itim ne
kadar ‹slami e¤itim idiyse, onun y›k›lmas›n› uy-                       • Hz. Peygamber’in ortaya koydu¤u e¤itim mo-
gun gören e¤itim de o kadar ‹slami e¤itimdi. Ra-                       delini, on befl as›rl›k bir tarihsel süreçte Müslü-
sathaneyi yapan medreseli ile, onu y›kan med-                          manlar, içinde bulunduklar› çevrenin flartlar› ve
reseliyi harekete geçiren kayg›, felsefe ayn›yd›,                      imkânlar› çerçevesinde kendi anlay›fl ve yorum-
amaçlar› ayn› temele dayan›yordu; her ikisi de                         lar›na göre anlay›p uygulam›fllard›r. Bu e¤itim
dindarl›¤›n›n gere¤ini yerine getirmenin heyeca-                       anlay›fl ve uygulamalar›, dinin öngördü¤ü sabi-
n›n›, mutlulu¤unu hissediyorlard›. Her ikisi de iç-                    telerde ortak olmakla birlikte birbirinden farkl›l›k-
tenlikle kendince ‹slam’›n uygun gördü¤ünü                             lar tafl›maktad›r.
gerçeklefltirme niyetine sahipti, bunun için ça-                        • ‹slami e¤itim (‹slam e¤itimi) denince Müslü-
bal›yorlard›. ‹slami sabiteler, onlar›n ortak pay-                     manlar›n Hz. Peygamber’in e¤itim(cili¤)ini gün-
das› olmaya devam etti.                                                celleme çerçevesinde üretti¤i e¤itim anlay›fl ve
Bu noktada Muhammed ‹kbal’in sözünü hat›r-                             uygulamalar› akla gelmelidir. Dolay›s›yla, ‹slami
latmakta yarar var: “‹slam tarihi ne ‹slam’›n ayn›-                    e¤itim dendi¤inde yöreden yöreye, zamandan
d›r ne gayr›d›r, ama hem ayn›d›r hem gayr›d›r.”                        zamana hiç de¤iflme göstermeyen bir tek sabit
Tarih içinde bugüne kadar ‹slam e¤itimi nam›na                         e¤itim modeli/kal›b› anlafl›lmamal›d›r. Aksine
hangi has›lalar ortaya konduysa, bunlar›n                              ‹slami e¤itimin yöreden yöreye, ça¤dan ça¤a
‹slam’la özdefllefltirilmesi yanl›fl olaca¤› gibi,                        de¤iflmeyen sabiteleri olmakla birlikte farkl› or-
onunla ilgisiz say›lmas› da yanl›fl olur. Bugün ve                      tamlarda de¤ifliklikler gösteren boyutlar› da var-
yar›n ortaya konulacak olanlar da bundan tü-                           d›r. O kadar ki, bu de¤ifliklikler bazen birbiriyle


                                                     MAYIS 2010   28   SAYI: 233
                                  D‹N - DÜfiÜNCE - YORUM


                                                            li¤)ini güncellefltirme çerçevesinde flöyle bir yol
                                                            izlemek gerekir: Önce, Hz. Peygamber’in e¤itim
                                                            anlay›fl ve uygulamalar›n› kendi sosyo-tarihsel
                                                            ba¤lam›nda anlamland›rmak. Hem bunu anlam-
                                                            land›rma hem de güncelleme sürecinde yarar-
                                                            lanmak amac›yla, bu peygamberî e¤itimin tarih
                                                            içindeki anlafl›l›fl ve uygulan›fl örneklerini tan›y›p
                                                            anlamland›rmak. Bu anlamland›rma ameliyesi,
                                                            Hz. Peygamber’in e¤itim uygulamalar›n›n özünü
                                                            yakalama imkân› verecektir. Tarihsel/yöresel
                                                            e¤itim kal›plar›na ruh veren bu öz, zaman afl›m›-
                                                            na u¤ramayan evrensel niteliktedir. Bu noktada,
                                                            içinde bulundu¤umuz ça¤›n penceresinden o
                                                            özü anlama/yorumlama, onun aç›l›m›n› yapma
                                                            sürecini devreye sokmak gerekmektedir. Bu sü-
                                                            recin sa¤l›kl› iflletilmesi ise, içinde bulundu¤u-
                                                            muz sosyo-kültürel-idarî çevreyi iyi tan›ma, ça¤›
                                                            anlama, ça¤›n getirdi¤i bilimsel ve teknolojik im-
                                                            kânlardan da yararlanma düzeyimizle do¤ru
                                                            orant›l›d›r.
                                                            Hz. Peygamber’in e¤itiminin yirmi birinci as›r
                                                            Müslümanlar› için yorumunu ve ona uygun uy-

tam bir z›tl›k dahi arz edebil-       Rasathaneyi yapt›ran e¤itim ne kadar ‹slami e¤itim idiy-
mektedir.                             se, onun y›k›lmas›n› uygun gören e¤itim de o kadar
• ‹slami e¤itim ismi alt›nda birbi-   ‹slami e¤itimdi. Rasathaneyi yapan medreseli ile, onu
rinden farkl› e¤itim modellerinin     y›kan medreseliyi harekete geçiren kayg›, felsefe ay-
ortaya ç›kmas›nda rol oynayan         n›yd›, amaçlar› ayn› temele dayan›yordu; her ikisi de,
önemli faktörlerden biri, Müslü-      dindarl›¤›n›n gere¤ini yerine getirmenin heyecan›n›,
man(lar)›n anlama/kavrama dü-         mutlulu¤unu hissediyorlard›.
zeyi, yaklafl›m biçimidir. Müslü-
manlar›n ‹slami e¤itim diye yapt›klar› fley, kendi           gulamalar›n› oluflturmam›z için böylesine çok
dinî bilgilerinin/‹slam anlay›fllar›n›n e¤itim ba¤la-        yönlü çal›flma gerekmektedir. Bilimsel yaklafl›m-
m›nda hayata geçirilmifl halidir. Yani, insanidir,           la yürütülmesi gereken bütün bu çal›flmalar› flu
tart›flmaya, de¤iflmeye aç›kt›r. Dolay›s›yla, tarih-          temel soru yönlendirecektir: “Bugün Hz. Pey-
te kalm›fl ‹slami e¤itim anlay›fl ve uygulamalar›n-           gamber olsayd›, din e¤itimini nas›l formatlard›?”
dan hiçbiri, bizim için toptan mutlak kabul edil-           Elbette bu sorunun cevab›, herkesin Hz. Pey-
mesi gereken model olamayaca¤› gibi, toptan                 gamber’i anlama düzeyine, ‹slam anlay›fl›na gö-
reddedilmesi gereken bir e¤itim modeli de de-               re flekillenecektir/farkl›laflacakt›r. Mevlana’ya
¤ildir. Biz, tan›y›p anlamland›rmak suretiyle on-           kulak vermek gerekiyor: “Dün de geçti, düne ait
lardan da yararlanarak, kendimize özgü bugü-                söz de dün gelip geçti. Bu gün bir yeni söz söy-
nün din e¤itimi modelini oluflturmakla yükümlü-              lemek gerek.”
yüz. Bunu yaparken önyarg›s›z bilimsel bir yak-
                                                            Kaynaklar:
lafl›mla sorgulay›p de¤erlendirmemiz gerekir. Bu
                                                            Ayd›n, M. fievki, “Hz. Peygamber’in E¤itim(cili¤)ini Güncel-
elefltirel yaklafl›mla de¤erlendirme, bugün Hz.
                                                            mek” Diyanet Ayl›k Dergi, Nisan, 2010.
Peygamber’in e¤itimini güncellefltirme çerçeve-
sinde kendi din e¤itimi anlay›fl ve uygulamalar›-            Çelebi, Ahmet, ‹slâm’da E¤itim Ö¤retim Tarihi, Terc. Ali Yar-
m›z› belirlemede elimizden tutacakt›r.                      d›m, ‹stanbul,1983.
                                                            Çelebi, Katip, Mîzanu’l-Hak fî ‹htiyari’l-Ehak, Kostant›niyye,
• K›sacas›, bugün Hz. Peygamber’in e¤itim(ci-
                                                            1306.


                                         MAYIS 2010    29   SAYI: 233
                           D‹N VE SOSYAL HAYAT
                               Prof. Dr. Ramazan Alt›ntafl
                                 Selçuk Üniv. ‹lahiyat Fak.
                               e-mail: raltintas@selcuk.edu.tr




           Hakk›n› savunan kad›n
‹slam kad›n›, bütün dönemlerde, hakk›n› ve hukukunu aramada özgüven sahibi olma-
l›d›r. Âciz kimseler ezilmeye, horlanmaya ve fliddete maruz kal›r. Bütün bunlardan
kurtulman›n ön flart›, iyi bir Kur’an ve sünnet kültüründen geçmektir.




                                    slam okuma-yazmaya büyük önem vermifltir. Kur’an’›n ilk

                               ‹    emrinin “oku” diye bafllamas› çok anlaml›d›r. Çünkü ceha-
                                    let sorununu halledemeyen birey ve toplumlar, medeni-
                               yetler yar›fl›nda hep geride kal›rlar. Bugün uygar dünya, art›k
                               sanayi ve teknolojinin ötesine geçmifl, ürün satmak yerine “bil-
                               gi” pazarl›yor. Ülkeler, ordulardan daha çok bilgi ve markalar-
                               la fethediliyor. Bundan dolay› ‹slam, kad›n-erkek ayr›m› yap-
                               madan bütün Müslümanlara ilmi farz k›lm›flt›r. Bunun için de
                               hem farz-› ay›n ve hem de farz-› kifaye olan ilimler müflterektir.
                               Hz. Peygamber döneminde gerek erkekler gerekse kad›nlar
                               yo¤un bir e¤itime tabi tutulmufllard›r. Yeni bir neslin inflas›,
                               Kur’an e¤itiminden ve Hz. Peygamber’in uygulamalar›ndan
                               geçirilerek gelece¤e haz›rlan›yordu. Çünkü Müslümanlar›n
                               modelleme yapmaya ihtiyaçlar› vard›. Sahabenin büyük ekse-
                               riyeti Kur’an’›n kendilerine ne söyledi¤ini bilmekle birlikte, bir
                               haks›zl›¤a u¤rad›klar›nda ya da kendileriyle ilgili bir sorun ç›kt›-
                               ¤›nda, bu sorunu nas›l çözeceklerini de biliyorlard›. Onlar, hak-
                               k› söyleme noktas›nda kendilerine özgüvenleri tam oldu¤u için
                               sorunlar›n üzerine cesaretle gidiyorlard›. Maalesef günümüzde
                               gerek dinî e¤itim ve gerekse pozitif hukuk aç›s›ndan benzer
                               düzeyde kalite ba¤lam›nda bilgilenme süreçleri tart›flmaya
                               aç›kt›r. Ben burada ‹slam tarihinden, hakk›n› arayan ve hak
                               mücadelesi veren birkaç sahabe kad›ndan söz etmek istiyo-
                               rum.
                               Hz. Ömer devlet baflkan›d›r. ‹slam toplumunda evlenmenin
                               engelleyici ve zorlaflt›r›c› olmas›n› önlemek ad›na evlenme es-
                               nas›nda kad›na verilen mehir konusunda yeni bir düzenleme
                               getirmek istemektedir. Bu sebeple de bir cuma günü hutbede


                              MAYIS 2010    30   SAYI: 233
                                    D‹N VE SOSYAL HAYAT


Müslümanlar›n yaflad›¤› bu güncel olaya parmak              elçisi! Ben gençli¤imi ve güzelli¤imi o adama
basmak ister. Konuflmas›nda kad›na evlilik an›n-            adad›m, ona çocuk verdim, flimdi de yafll› ha-
da erkek taraf›ndan verilmesi gereken mehrin               limle beni soka¤a b›rakt›, ben ne yapar›m, kimin
asgari üst s›n›r›n›n 400 dirhem/1280 gr. gümüfl             yan›na s›¤›n›r›m, kurban›n olay›m buna bir çö-
olaca¤›n› söyler. Gerek Hz. Peygamber gerekse              züm bul.” diye yalvar›r. ‹flte bu olay üzerine bu
dört halife döneminde sahabe kad›nlar› da er-              mücadeleci kad›n›n mücadelesini konu alan
kekler gibi befl vakit camiye giderek cemaatle              “Mücadele suresi” nazil olur. Bu surede, Hz.
namaz k›larlard›. ‹flte böyle bir atmosferde hut-           Peygamber’le kocas› hakk›nda tart›flan ve flikâ-
be dinleyen sahabe kad›nlar›ndan birisi yerinden           yetini do¤rudan Allah’a yapan kad›n›n sesini Al-
kalkarak Hz. Ömer’e hitaben; “Bu söyledi¤iniz              lah’›n iflitti¤inden bahsedilir. Arkas›ndan da tek-
görüfl Kur’an’dan m› yoksa kendi kiflisel görü-              rar kad›n›n kocas›na dönmesi için “z›har kefare-
flünüz mü?” diye sorar. O da elbette                        ti”nden söz edilir. Erke¤in tekrar han›m›yla bir-
Kur’an’dan, niçin soruyorsunuz dedi¤inde, tam              leflmesi için z›har kefareti olarak; ya temas et-
bir hak arama mücadelesi ayn› zamanda derin                mezden önce bir köle azat etmek, ya iki ay fas›-
bir Kur’an bilgisine de sahip oldu¤unu anlad›¤›-           las›z oruç tutmak ya da altm›fl fakiri doyurmak
m›z sahabe kad›n› tafl› gedi¤ine koyarcas›na bu             gibi seçenekler sunulur. (bkz. Mücadele, 1-4.) Bu
görüflün Kur’an’a ayk›r› oldu¤unu, aksine                   olaydan sonra kad›n mücadeleyi kazan›r ve eski
Kur’an’da mehirde bir üst s›n›r belirlenmedi¤ini           efline geri döner. Hz. Ömer (r.a.), bu kad›n› her
beyan ederek Nisa suresinin 20. ayetini okur:              gördü¤ünde hakk›nda ayet inen kad›n diye ona
                                                           derin sayg› gösterirdi.
“E¤er bir eflin yerine baflka bir efl almak isterse-
niz, öbürüne (mehir olarak) yüklerle mal vermifl            Bu iki örnek olaydan ç›kard›¤›m›z sonuç, ‹slam
olsan›z dahi ondan hiçbir fleyi geri almay›n. ‹ftira        kad›n›, bütün dönemlerde, hakk›n› ve hukukunu
ederek ve aç›k günaha girerek mi verdi¤inizi ge-           aramada özgüven sahibi olmal›d›r. Âciz kimseler
ri alacaks›n›z?”                                           ezilmeye, horlanmaya ve fliddete maruz kal›r.
                                                           Bütün bunlardan kurtulman›n ön flart›, iyi bir
Bu ayette mehrin miktar›, “k›ntâr” kavram›yla ifa-
                                                           Kur’an ve sünnet kültüründen geçmektir. O hal-
de edilmekte olup, çokluktan kinaye olarak kul-
                                                           de, günümüzde de k›z çocuklar›m›z›n e¤itim ve
lan›lan bu sözcü¤ün anlam› “yüklerle” demektir.
                                                           ö¤retimine büyük a¤›rl›k vermeliyiz. Ülkemizde
Bunun üzerine Hz. Ömer, sözünü geri alarak,
                                                           befl milyon okuma-yazma bilmeyen vatandafl›-
“Allah’a hamdolsun ki, kad›nlar bile Ömer’den
                                                           m›z var. Bunlar›n dört buçuk milyonunu kad›nlar
daha bilgilidir.” diyerek sahabe kad›n›n›n Kur’an
                                                           oluflturmaktad›r. Salt, seküler e¤itim almak da
bilgisine ve medeni cesaretine hayranl›¤›n› ifade
                                                           yeterli de¤ildir. Mutlaka aile e¤itimine ahlaki ve
eder.
                                                                             manevi e¤itim eflli¤inde a¤›rl›k
Bir baflka kad›n da Havle’dir. Yafllanm›fl sahabe                                    verilmelidir. ‹flte o zaman,
bir kad›nd›r. Bir gün kocas› kendisine “Sen ba-                                     maddi ve manevi e¤itim-
na annemin s›rt› gibisin.” demek suretiyle z›har                                     den geçmifl Müslü-
yapar. Böylece han›m›n› kendisine haram k›l-                                           manlar eliyle bilgi,
m›fl olur. Kad›n, bu sorunu çözmesi için Ra-                                             adalet, hak, hukuk,
sulüllah’a gider. O da bu konuda henüz                                                   rahmet, sayg›, birbi-
aç›klay›c› bir ayetin inmedi¤ini, dolay›s›yla                                             rine tahammül ve
beklemesi gerekti¤ini söyler. Kad›n,                                                       flefkat dili ve söz-
sesini yükselterek, “Ey Allah’›n                                                             cülü¤ü alan›nda
                                                                                               güzel modeller
                                                                                                 ortaya konu-
                                                                                                   labilecektir.




                                        MAYIS 2010    31   SAYI: 233
                              D‹N VE SOSYAL HAYAT
                                    Hatice Kübra Görmez




   ‹lahî vahyin infla etti¤i hayatlar:
       Örnek han›m flahsiyetler
Bize sunulan sahih ö¤retilere göre ne Hz. Havva, Hz. Âdem’in kaburga kemi¤inden
yarat›lm›fl, ne fleytana ilk inanan, ne de Hz. Âdem’i isyan ettiren o olmufltur. Ne de Tev-
rat’taki ö¤retilere binaen Hz. Âdem’i kand›rd›¤› için, erkekleri bafltan ç›kard›¤› için, ne
de önce kendisi daha sonra da onun sebebiyle bütün kad›nlar u¤ursuz ve günahkâr
kabul edilmifltir. Bu, ‹slam’›n onaylayabilece¤i bir anlay›fl de¤ildir.



                                          z. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar insanl›¤› ihtiyac›

                                 Hsun.
                                          oldu¤u her zaman diliminde rahmet ve hidayet kayna-
                                          ¤› olan ilahî vahiyle buluflturan yüce Allah’a hamd ol-


                                  Bizlere her konuda en güzel örnek olan vefa, sadakat, muhab-
                                  bet, meveddet ve rahmet timsali efendimiz Hz. Muhammed’e
                                  salat ve selam olsun.
                                  Bu yaz›da ele alaca¤›m›z mevzu; Hz. Âdem’den itibaren bütün
                                  peygamberlerce tebli¤ edilen ilahî vahiylerin ilk tan›klar› özellik-
                                  le de ilk han›m muhataplar›, Kur’an’›n ilk han›m tan›klar› ve bu
                                  hayatlar›n vahiyle nas›l infla edildi¤idir.
                                  Vahiy, Yüce Allah’›n varl›k âlemine lütfetti¤i özel bir nimetidir.
                                  Vahiy, Rahman’›n bütün varl›klara f›tratlar›na uygun hareket et-
                                  me yöntemini bildirme yolu, insanlarla ve varl›klarla konuflma
                                  fleklidir. Bu sebeple vahyin muhatab› tüm âlemdir. Da¤lar, tafl-
                                  lar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar...
                                  Vahiy, tevhit sürecinde gelmifl bütün semavi dinlerin temelidir.
                                  Vahiyler asla insanlar›n ve toplumlar›n hayat›na tepeden inme
                                  bir flekilde müdahale etmez. ‹ndi¤i ortam›n flartlar›n›, insanla-
                                  r›n ihtiyaçlar›n›, onlar›n dil ve kültürlerini de göz önünde tutan
                                  ilahî müdahalelerdir.
                                  Kur’an vahyi ise, ilahî kelam›n hayat veren dinamizminin Hz.
                                  Peygamber’in tüm benli¤ini kuflatmas›d›r.
                                  Kuran; akla, sa¤duyuya ve en asil insani duygulara sürekli bir
                                  flekilde ça¤r›da bulunmakta, do¤rudan insana hitap etmekte-



                                 MAYIS 2010   32   SAYI: 233
                                       D‹N VE SOSYAL HAYAT


dir. Bu Kerim Kitap bütün müminler için Allah’›n               tan ç›kard›¤› için, ne de önce kendisi daha son-
insana rahmetinin en mükemmel tezahürüdür.                     ra da onun sebebiyle bütün kad›nlar u¤ursuz ve
                                                               günahkâr kabul edilmifltir. Bu, ‹slam’›n onayla-
Kur’an vahyi; kendisinden önce gelen ve ‹slam
                                                               yabilece¤i bir anlay›fl de¤ildir.
inanc›na göre en son ve en mükemmel flekline
‹slam’da ulaflan ilahî vahiyler zincirinin son hal-             Kur’an-› Kerim; “Kimse kimsenin günah›n› çek-
kas›d›r.                                                       mez.” derken, bu inanç ve düflünce deryas›nda
‹lahî vahiyler ba¤lamda karfl›m›za ç›kan ilk isim               Hz. Havva; insanl›k dedi¤imiz mefhumu yeryü-
peygamberler ailesine hay›rl› bireyler yetifltiren              züne tafl›yan bir köprü olmufltur.
ilahî vahyin önce cennette, sonra dünyada infla                 Âdem ve Havva yaflamlar›yla ortaya koymufllar-
etti¤i insanl›k ailesinin ilk atas› ve ilk annesi Hz.          d›r ki; kad›n ve erkek yap›p ettikleri her fleyin bir
Âdem ve Havva’d›r. Kur’an-› Kerim’de bu isim-                  bedeli oldu¤unu bilmelidir. Bu sorumluluk bilin-
ler ve yaflam serüvenleri birçok ayette flöyle zik-              ciyle s›n›r› nas›l ve nerede aflt›¤›n›n fark›ndal›¤›
redilir: Allah Teala Hz. Âdem ve Hz. Havva’y› ya-              içinde olmal›, aciz oldu¤unu, Yaratans›z bir hiç
ratarak;                                                       oldu¤unu; ancak O’na hakk›yla yönelip tövbe
“Ey Âdem, sen ve eflin cennete yerleflin. Orada                  etti¤inde affedilece¤ini de bilmelidir.
diledi¤iniz gibi bol bol yiyin ama flu a¤aca yak-               Sonsuzlu¤un yenen yasak meyveyle de¤il, an-
laflmay›n yoksa zalimlerden olursunuz.” (Bakara,                cak Allah’›n rahmetiyle mümkün olaca¤›n› bil-
35; Âraf, 19) buyurmufl;                                        melidir insanl›k. ‹nsanlar› bu rahmete erifltirmek
“...Ey Âdem, flüphesiz bu (‹blis) sen ve eflin için              için kutsal kitaplar›n, vahiylerin indirildi¤inin fark›-
bir düflmand›r. Sak›n sizi cennetten ç›karmas›n.                na varmal›d›r art›k.
Sonra mutsuz olursunuz.” (Taha, 117) diyerek de                Hz. Âdem ve Havva’dan sonra devam ede ge-
onlar› uyarm›flt›r.                                             len vahiy sürecinde karfl›m›za ç›kan isimler ara-
Ama Âdem ve Havva kad›n ve erkek iyi niyetle                   s›nda baz› han›mlar hem kutsal metinlerde hem
ve ebedî kulluk arzusu ile bir anl›k gafletle bu               de tarih sayfalar› aras›nda özellikle zikredilmek-
uyar›ya yeterince kulak veremeyince yasak ihlal                tedir. Vahiy ve tebli¤ sürecinde do¤rudan mü-
edilmifltir. Hemen akabinde piflmanl›kla Yara-                   dahil olan, muhatap olan, bu süreçte kimi za-
dan’a;                                                         man insanl›k tarihi boyunca isimleri flerefle yâd
                                                               edilen, kimi zaman ise k›yamete kadar bu süre-
“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. E¤er bizi
                                                               ce yapt›klar› olumsuz katk›larla kötü örnek ola-
ba¤›fllamaz ve bize ac›mazsan mutlaka ziyan
                                                               rak addedilen isimleri Kur’an da bize haber ver-
edenlerden oluruz.” (Âraf, 23) diye serzeniflte bu-
lunmufllard›r. Yüce Allah dualar›na icabet etmifl                mektedir. Çünkü Kur’an hem hayatlar› infla
ama yaflamlar›na yeryüzünde devam etmek flar-                    eder, hem de gönülleri imar eder. Bazen de ib-
t›yla flöyle seslenmifltir:                                      ret alal›m diye isimleri ihbar eder. Bu ba¤lamda
                                                               Tahrim suresinin son ayetleri oldukça düflündü-
“...Orada yaflayacaks›n›z, orada öleceksiniz ve                 rücüdür: “Allah, ‹nkâr edenlere, Nuh’un kar›s› ile
oradan mahflere ç›kar›lacaks›n›z.” (Âraf, 25)                   Lut’un kar›s›n› örnek gösterdi. Bu ikisi, kullar›-
‹flte vahyin bu ifadeleriyle Hz. Havva ve Hz.                   m›zdan iki salih kiflinin nikâh› alt›nda bulunuyor-
Âdem, kad›n ve erkek birlikte hayat yolculuklar›-              lard›. Derken onlara hainlik ettiler de kocalar›, Al-
na bafllad›lar, birlikte yarat›larak, birlikte iman             lah’›n azab›ndan hiçbir fleyi onlardan savamad›.
ederek, birlikte hata yaparak, birlikte piflman                 Onlara, “Haydi, atefle girenlerle beraber siz de
olup af dileyerek, sonuçta dünya yolculu¤una                   girin!” denildi. (Tahrim, 10)
birlikte ç›karak... Allah’›n yeryüzündeki ilk halife-          ‹ki peygamber eflinin ihanetleri ve vahye bu yön-
leri olarak ve Allah’›n vahyini, dinini ilk kez tebli¤-        de etkileri k›yamete kadar her okuyan kimse için
le vazifeli olarak...                                          son derece ibret vericidir. Ayetin devam›nda ise
Bize sunulan sahih ö¤retilere göre ne Hz. Hav-                 insanl›¤a olumlu örnek olarak sunulan iki özel
va, Hz. Âdem’in kaburga kemi¤inden yarat›lm›fl,                 örnek han›mdan bahsedilmektedir. Bu olumlu
ne fleytana ilk inanan, ne de Hz. Âdem’i isyan                  iki örnekten önce vahiy ve tebli¤ sürecinde ismi-
ettiren o olmufltur. Ne de Tevrat’taki ö¤retilere               ni zikretmekten mutluluk duyaca¤›m›z bir di¤er
binaen Hz. Âdem’i kand›rd›¤› için, erkekleri bafl-              ismi hay›rla yad etmek yerinde olacakt›r.


                                           MAYIS 2010     33   SAYI: 233
                                      D‹N VE SOSYAL HAYAT


Hz. Hacer                                                  vun’la evlidir. Âsiye’nin ise kalbi tüm uydurma
                                                           tanr›lara kapal›d›r. Firavun insanl›¤›ndan uzak-
Bu mümtaz flahsiyet; Hz. ‹brahim’in efli Hz. Ha-
                                                           laflt›kça Âsiye de Firavun’dan uzaklafl›r. Fira-
cer’dir. Hz. ‹smail’in sevgili annesi... Köle iken
                                                           vun’un gördü¤ü bir rüya sebebiyle do¤an bütün
peygamber annesi olma flerefine eriflen, yeni bir
                                                           erkek çocuklar› öldürme plan› ac›mas›zca uygu-
ümmetin temelini atma vazifesi gibi büyük bir
                                                                  lan›rken, tam da burada iki han›m›n yolla-
vazifeyi Hz. ‹brahim’le birlikte üstle-
                                                                          r› kesiflir. Biri ‹mran’›n kar›s›, di¤eri
nen, yeni do¤mufl evlad› ‹smail
                                                                               Firavun’un kar›s›. Biri yavrusu-
ile Allah’›n emri gere¤i ›ss›z
                                                                                   nu kurtarmak için ilahî vah-
Mekke topraklar›nda ya-
                                                                                      ye boyun e¤erek bir
payaln›z kalan, yavru-
                                                                                         sand›k içerisinde onu
suna su aramak için
                                                                                            Nil’in coflkun sular›-
kofltu¤u iki müba-
                                                                                             na b›rak›rken, di-
rek tepe o gün-
                                                                                               ¤eri nehrin k›y›s›n-
den bu yana
                                                                                                dan bu kutlu
Müslümanlar›n
                                                                                                 emaneti       al›p
ibadet       fliar›
                                                                                                 ba¤r›na basm›fl-
olan Hz. Ha-
                                                                                                 t›r.
cer... Bir riva-
yete göre; si-                                                                                    Gün gelir, bu
yahî bir köle                                                                                    kutlu emanet Al-
kad›n iken vahiy                                                                                lah’›n peygambe-
sürecine ve teb-                                                                               ri Hz. Musa olarak
li¤e olan bu katk›-                                                                         elindeki asas›yla di-
s›ndan dolay› âdeta                                                                        kilir Firavun’un karfl›-
ödüllenerek        Kâ-                                                                   s›na, onu tanr›l›k iddi-
be’nin gölgesinde Hicr-                                                                as›ndan vazgeçip âlem-
i ‹smail’e defnedilen Hz.                                                          lerin Rabbine kul olmaya
Hacer... K›yamete kadar ora-                                                   davet etmek için. Ama bu da-
da tavaf edip iki rekât na-                                                     vet Firavun’un hiddetini art›r›r-
maz k›lmak için birbiriyle ya-                                                  ken icabet eden Hz. Âsiye
r›flan kad›n erkek tüm Müs-                                                      olur ve art›k y›llard›r saklad›¤›
lümanlar›n dualarla yad etti-             Âdem ve Havva                         iman›n› izhar eder. “Ben de
¤i Hz. Hacer... Bu han›me-                                                      Musa’n›n Rabbine inan›yo-
                                         yaflamlar›yla ortaya
fendiyi hay›rlarla yad eder-                                                    rum.”
ken Kur’an’›n bize haber                  koymufllard›r ki;
                                                                               En yak›n›ndan gelen bu ihanet
verdi¤i olumlu örnekleri bir      kad›n ve erkek yap›p ettikleri               Firavun’u ç›ld›rtmaya yetmifl-
kez daha hat›rlayal›m:           her fleyin bir bedeli oldu¤unu                 tir. Hz. Âsiye’yi k›zg›n güneflin
Hz. Âsiye                                      bilmelidir.                     alt›nda kaz›klara ba¤latarak
                                                                               iflkence ettirirken, Hz. Âsiye
Bunlardan ilki; Firavun’un            Bu sorumluluk bilinciyle
                                                                               ise “Rabbim bana kat›nda,
kar›s› Hz. Âsiye sahip oldu-         s›n›r› nas›l ve nerede aflt›¤›-            cennette bir ev yap. Beni Fira-
¤u her türlü dünyal›¤›, Al-
lah’a iman ve cennete karfl›-
                                    n›n fark›ndal›¤› içinde olmal›,            vun ve onun yapt›¤› ifllerden
                                            aciz oldu¤unu,                     koru ve beni zalimler toplulu-
l›k elinin tersiyle iten, ismiyle
                                                                               ¤undan kurtar.” (Tahrim, 11) di-
müsemma, zulmün her tür-            Yaratans›z bir hiç oldu¤unu;               ye dua etmektedir. Hz. Musa
lüsüne karfl› isyan eden ve
                                    ancak O’na hakk›yla yönelip                da “Ey Allah’›m. O benim an-
en a¤›r flekilde s›k›nt›ya, ezi-
                                            tövbe etti¤inde                    nemdir, yard›m et! Bu müba-
yete maruz kalan Hz. Âsiye.
                                                                               rek kad›na bu iflkencelerin
M›s›r’›n güzel yüzlü güzel                 affedilece¤ini de                   ac›s›n› duyurma.” diye yakar-
huylu Âsiye’si ne yaz›k ki                     bilmelidir.                     maktad›r.
tanr›l›k iddias› güden Fira-


                                         MAYIS 2010   34   SAYI: 233
                                     D‹N VE SOSYAL HAYAT


Hz. Âsiye art›k baflka bir                    Sonsuzlu¤un                         yem’in annesinden.
âlemdedir. Rabbi duas›na
                                    yenen yasak meyveyle de¤il,                    Hz. Hanne’nin yapt›¤› sade-
icabet etmifl ve ona cennette
                                                                                   ce evlad›n› Rabbinin hizme-
bir köflk haz›rlam›flt›r, Hz. Âsi-      ancak Allah’›n rahmetiyle
                                                                                   tine vermek de¤ildi. Kad›n›
ye bunu seyrederken melek-                mümkün olaca¤›n›                         afla¤›layan, hor gören, asla
ler gelip onu ebedî makam›na
                                          bilmelidir insanl›k.                     ibadethanelere sokmayan
götürmek isterler. Onun son
                                                                                   bir gelene¤i kökünden sars-
sözü ise “La ilahe illallah’’        ‹nsanlar› bu rahmete erifltir-
                                                                                   mak ve de¤ifltirmekti. Elbet-
olur.                                 mek için kutsal kitaplar›n,                  te bu görev Allah taraf›ndan
Hz. Musa’n›n annesi                    vahiylerin indirildi¤inin                   ona, yani bir kad›na verilmifl-
                                       fark›na varmal›d›r art›k.                   ti ve onun yapt›¤› ilahî vahyin
Hz. Âsiye’yi hay›rla yad eder-
                                                                                   infla etmek istedi¤i anlay›fla
ken Hz. Musa’n›n annesini
                                                                                   cesurca bir katk› idi. Vahyin
tekrar hat›rlayal›m ki o imti-
                                                            ve tebli¤in sadece sözlü bir biçimiyle de¤il, biz-
hanlar›n en büyü¤ü ile evlad› ile imtihan olan ve
                                                            zat fiili olarak bir kad›n›n ve k›z evlad›n›n hayat-
bu imtihan› baflar›yla geçen yürekli, cesur ve ör-
                                                            lar›yla ortaya koyduklar› bir katk›yd› bu.
nek bir han›mefendidir. Allah öyle emretti¤i için
yani vahyin gere¤i olarak, gözünü k›rpmadan                 Hz. Meryem
yeni do¤an yavrusunu bir sepete koyup azg›n                 Yerleflmifl köklü gelene¤i de¤ifltiren, Rabbinin
sulara b›rakacak kadar sa¤lam imanl›, yürekli,              mescidinde kendini hizmete adayan ve daha
bir han›m. Daha sonra kendi öz evlad›na yaban-              sonra Hz. ‹sa gibi büyük bir peygambere anne
c› bir sütanne olarak bak›c›l›k yapan, Firavun’un           olma flerefine nail olan isim ise Hz. Meryem’dir.
saray›nda büyük bir imtihana maruz kalan ama                Tahrim suresi on ikinci ayette Allah Teala onu
Allah Teala’n›n omzuna yükledi¤i bu a¤›r yükü               flöyle zikreder:
O’nun izniyle cesurca tafl›yan mübarek bir ha-
n›m.                                                        “Allah, bir de iffetini sapasa¤lam koruyan ve bi-
                                                            zim de kendisine ruhumuzdan üfledi¤imiz, Rab-
Korkmadan, sinmeden, köflesinde inzivaya çe-                 binin kelimelerini ve kitaplar›n› do¤rulayan ‹mran
kilmeyen, toplumun insani ve ahlaki olmayan                 k›z› Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O
de¤er yarg›lar›na karfl› y›lmadan mücadele eden              itaat edenlerdendi.” (Tahrim, 12)
bir han›m. Hz. Musa gibi ismi Kur’an’da zikredi-
len, yüce bir peygamberi yetifltiren, tebli¤ vazi-           Yine Meryem Suresi 16-35. ve Enbiya suresi;
fesinde ona destek olan, hayat› ilmek ilmek va-             91. ayetlerde onun iffetli hayat› gözler önüne se-
hiyle dokunan eflsiz bir anne.                               rilmektedir.

Zikredilen olumlu ikinci örne¤e geçmeden, onu               Hz. Meryem, kad›nl›¤a sab›r, sebat, feragat, iyi
yetifltiren, Allah yoluna adayan bir baflka ismi              huy, teslimiyet, iman ve fluur ekleyen idol kad›n-
Kur’an bize haber vermektedir.                              lardand›r. Hz. Meryem göstermektedir ki;

Hz. Hanne                                                   Kad›n da saf ve temiz olabilir,

‹mran’›n ailesi olarak zikredilen Hz. Meryem’in             Kad›n da her türlü küçük hesaplardan s›yr›larak
annesi Hz. Hanne. Ayetlerde; “Hani, ‹mran’›n                kendisini hak bir vazifeye adayabilir,
kar›s›, ‘Rabbim! Karn›mdaki çocu¤u s›rf sana                ‹yi bir örnek flahsiyet ve toplumdaki yanl›fl
hizmet etmek üzere adad›m. Benden kabul et.                 inançlar› temelinden söküp atacak kadar iradeli
fiüphesiz sen hakk›yla iflitensin, hakk›yla bilen-            ve güçlü olabilir. Yeter ki vahye kulak versin,
sin.’ demiflti. Onu do¤urunca, ‘Rabbim!’ dedi,               vahyin kendisini ad›m ad›m inflas›na izin versin.
‘Onu k›z do¤urdum.’ -Oysa Allah onun ne do-
                                                            Bugün, insanl›k tarihine iffeti ile damgas›n› vu-
¤urdu¤unu daha iyi bilir- ‘Erkek, k›z gibi de¤ildir.
                                                            ran, vahiyle hayat› ilmek ilmek dokunan, ismi
Ona Meryem ad›n› verdim. Onu ve soyunu ko-
                                                            Kur’an’da bir sureye ad olan Hz. Meryem’i yeni-
vulmufl fleytandan senin korumana b›rak›yo-
                                                            den okumaya, anlamaya, onun Allah yolundaki
rum.’ Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir flekil-
                                                            mücadelesini ibret nazar› ile irdelemeye ihtiyac›-
de kabul buyurdu ve onu güzel bir flekilde yetifl-
                                                            m›z var.
tirdi.” (Al-i ‹mrân, 35-37) diye bahsedilir Hz. Mer-


                                         MAYIS 2010    35   SAYI: 233
                A‹LE
              Ayla Abak




Çocuklarla büyümek
                                            Gün geçtikçe tükenen
                                            tek sermayemiz
                                            “zaman”a en zengin
                                            biçimde sahip olan
                                            çocuklar, yoksul kelimel-
                                            erle dolafl›yor
                                            etraf›m›zda. Sahip olduk-
                                            lar› temiz güç, her geçen
                                            gün durgun bir suyun
                                            kirlenmesi gibi kirleniy-
                                            or. Bu suyu, hafifçe dal-
                                            galand›r›p k›y›lar›n›
                                            titreten halkalar yaymas›
                                            için ona küçük bir tafl
                                            atmak gerek.

                                   nsano¤lunda bilincin, ana karn›nda


                             ‹     olufltu¤unu söyleyenler var. Fakat ana
                                   karn›ndayken yavrunun hemen her çeflit
                                   s›k›nt›dan uzak oldu¤u ve kendisinden
                             büyümesi d›fl›nda hiçbir fley beklenmedi¤i
                             bilinir. Onun a¤layarak gelifliyle bafllayan ve
                             sonsuza tafl›yaca¤› malzemelerini toplad›¤›
                             bu gezegendeki hayat› ise çok fley bekler
                             ondan.
                             ‹nsan, dünyaya att›¤› o mübarek ilk ad›m›yla
                             tarihe geçmifl Hz. Âdem babam›z kadar
                             kutlu bir flansa sahip de¤il. Kendini tan›mas›,
                             Rabbine verdi¤i sözü hat›rlamas› gerekiyor.
                             fieytana karfl› verece¤i mücadelede güçlü
                             bir donan›ma sahip olmas› gerekiyor. Bütün
                             bu gereklilikleri belki de ana karn›ndayken
                             bafllat›lmas› gerekiyor.
                             Maya süte, nas›l süt so¤uduktan sonra
                             çal›namazsa, insana da maya ancak çocuk-
                             luk ça¤›nda kat›labilir. Bir maya ancak bir
                             çocukta en iyi flekilde tutar. K›vam›nda bir
                             ruh, çocuklukta oluflmaya bafllar ancak.
                             Kök, sadece en baflta sal›n›r topra¤a; son-


       MAYIS 2010   36   SAYI: 233
                                                    A‹LE


radan talihsizce büyümüfl bir a¤aç için daha
derine kök sal›p daha baflka, daha hür, daha
gümrah bir a¤aç olmak mümkün de¤ildir ne
yaz›k ki...
Çocuk deyip geçmemeli, onlarda kurtulufl gizli...
Var oluflundan mutluluk duyabilen, kar›ncay›
küçümsemeyen, a¤açlarla selamlaflt›¤› için
onun dallar›n› incitmeden meyvesini toplaya-
bilen ve büyüklerini sorular›yla yola getirebilen
bir çocuk hayal etmek çok zor de¤il.
Bunlar aram›zda yaflayan çocuklar. ‹flimiz için
kofltururken yan›ndan aceleyle geçti¤imiz ve
belki çarpt›¤›m›z o çocuk. Siz caddeden
arabayla geçerken kald›r›mda oturup size bakan
o çocuk. Okul da¤›l›rken kalabal›¤›n aras›nda                Çocuk, s›k›lan ruhumuzun henüz yorulmam›fl
gördü¤ünüz k›rm›z› bereli o çocuk. Hatta                     masum tan›¤›, kederimizi yüzümüzden s›y›rmak
evinizde, küçük oyuncaklar›n› gizli bir köflede               zorunda b›rakan soru iflareti gibidir hayat›m›zda.
f›s›lt›yla konuflturan o çocuk. Gözlerini iri iri aç›p        Görülmeyenden, kendi bakt›¤› yerin doldurula-
ö¤renmeyi aç bir yavru kufl bak›fl›yla isteyen                 maz bak›fl aç›s›yla görülen bir fley ç›karan
herhangi bir çocuk. Kendi etraf›nda kendince                 dikkat...
dönüp, kendini iyice büyüyene kadar ele ver-
meyen, keflfedilemeyen bir gezegen gibi                       Boyanmay› bekleyen parlak bir tuval, yerli yerine
çocuk...                                                     hemen konulmas› gereken de¤erli bir emanet...
                                                             Çocuklar fark›na iyice varamad›¤›m›z ve yerine
Gün geçtikçe tükenen tek sermayemiz                          asla iyi konamayan bir emanet...
“zaman”a en zengin biçimde sahip olan çocuk-
lar, yoksul kelimelerle dolafl›yor etraf›m›zda.               Çok sözle daha güzelinin yaz›labilece¤i say-
Sahip olduklar› temiz güç, her geçen gün dur-                falar›n› kirletti¤imiz bir defter gibi bozup,
gun bir suyun kirlenmesi gibi kirleniyor. Bu suyu,           karmafl›klaflt›rd›¤›m›z fley, çocuk.
hafifçe dalgaland›r›p k›y›lar›n› titreten halkalar           Önce onlara verilir su, önce onlara sa¤l›k, önce
yaymas› için ona küçük bir tafl atmak gerek.                  onlara emek... Her fley önce onlar için...
Onun zamanla, kendi k›y›s›ndan, kendili¤inden
buldu¤u bir yoldan küçük bir ça¤layan gibi ak›p              Onlar küçük avuçlar›n› aç›p dua etsinler diye.
coflmas›n› izlemek gerek. Onun bak›fl›yla bak-                 Onlar küçük kovalar›yla büyük yang›nlar›
mak gerek dünyaya.                                           söndürebilirler diye. Bu büyük orkestran›n içinde
                                                             kendi kavallar›n›n yal›n sesini yükseltsinler ve
Çocuklarda kendini dille d›flar› vuramayan; fakat
                                                             çarp›k na¤meleri de¤ifltirsinler diye. Ç›k›p da her
çok kuvvetli ve çok saf olan o iç bak›fl, her fleyi
                                                             fleyi bildi¤ini sanan kral›n ç›plak oldu¤unu kork-
gözden geçirmemizi sa¤lar. Hayret ederiz
                                                             madan söyleyebilsinler diye. Su kuyusuna, tafl
onlar›n bak›fl›yla. Soramad›¤›m›z sorular› sorar›z
                                                             avlusuna, a¤aç sevgili tepesine dönsün, kay-
hayata.
                                                             bolanlar yitik kutusundan ç›ks›n diye. Atefli
Onlar›; dal›p gittikleri bofl arsan›n içinden, iki            odunuyla buluflturmak, kirlenmifl alt›n› tavas›nda
yan› arabalarla dolu, dar sokak içlerinde top                eritmek için.
oynamaktan bazen çekip ç›karmal›. Bafl›n›
                                                             Biz çocu¤u, çocuk bizi, gerçekle karfl›laflt›r›yor;
kald›r›p gö¤e bakmas›n› istemeli ondan, s›k s›k
                                                             hayat›n serüveni yenerek ve yenilerek sürüyor.
gö¤ü görmesini istemeli. Gö¤ü hep fark etmeli
                                                             Umut hiç tükenmiyor, içimizde bir flark› sussa
çocuk.
                                                             di¤eri bafll›yor, suyu hiç kaybetmiyoruz.
Çocuk, rüzgâr› eksik olmayan çölde oradan
                                                             Sudan ve gökyüzünden uzaklaflmadan, ac› çek-
oraya savrulan s›radan bir kum tanesinin bütün
çölü haber vermesi gibi anlafl›ld›kça insan› anla-            mekten korkmadan ve ac›ya al›flarak büyüyoruz
tan gizli bir hazinedir.                                     çocuklarla...


                                          MAYIS 2010    37   SAYI: 233
                                           A‹LE
                                      Kamil Ertekin
                                      Uzman Psikolog




S›nav kayg›s›
                                                         niversite s›nav› özellikle ülkemizde

                                                  Ü
Normal düzeydeki bir kayg› kifliye, is-
tek duyma, karar alma, al›nan kararlar                   meslek seçimini ifade etmesi nedeniy-
do¤rultusunda enerji üretme ve bu                        le pek çok ö¤renci için gelece¤i belir-
enerjiyi kullanarak performans›n› yük-            leyecek dönüm noktas› anlam›na gelmektedir.
seltme aç›s›ndan yard›mc› olur. Ancak             Dönüm noktas›nda olmak, her yafl grubunda
yaflanan kayg› çok yo¤un ise, kiflinin,             oldu¤u gibi üniversite s›nav›na giren ö¤renci
enerjisini verimli bir biçimde kullanma-          grubunda da kayg› oluflturabilir.
s›, dikkatini ve gücünü yapaca¤› ifle              Bu dönemde ö¤rencilerin kendilerine ve çev-
yönlendirmesi engellenir. Kifli potansi-           relerine sorduklar› bafll›ca sorular; nas›l bir bö-
yelini tümüyle kullanamaz ve istenen              lümde ve nas›l bir üniversitede okumak istiyo-
performansa eriflemez.                             rum, bu iste¤ime ne düzeyde ulaflabilece¤im,
                                                  ya bütün çal›flmalar›m›n karfl›l›¤›n› alamazsam
                                                  ya üniversite s›nav›nda istedi¤im yeri kazana-
                                                  mazsam ya da hiçbir yeri kazanamazsam ben
                                                  ne yapaca¤›m? Ailemin, ö¤retmenlerimin ve
                                                  arkadafllar›m›n yüzüne nas›l bakaca¤›m? Ya
                                                  arkadafllar›mdan düflük puanl› bir yeri kazan›r-
                                                  sam ne yapaca¤›m, gibi sorulard›r.
                                                  Sorulan bütün bu sorular ö¤renciler üzerinde
                                                  kayg› düzeyini art›r›c› etki yapar. Kayg›, kiflinin
                                                  bir uyaranla karfl› karfl›ya kald›¤›nda yaflad›¤›,
                                                  bedensel, duygusal ve zihinsel de¤iflimlerle
                                                  kendini gösteren bir uyar›lm›fll›k durumudur.
                                                  Kayg› belli bir düzeyde olmak flart› ile gerekli
                                                  ve yararl›d›r. Her duygu gibi kayg› da kiflinin,
                                                  yaflam›n› sürdürebilmesi ve yaflamdan doyum
                                                  alabilmesi için gereklidir. Normal düzeydeki bir
                                                  kayg› kifliye, istek duyma, karar alma, al›nan
                                                  kararlar do¤rultusunda enerji üretme ve bu
                                                  enerjiyi kullanarak performans›n› yükseltme
                                                  aç›s›ndan yard›mc› olur. Ancak yaflanan kayg›
                                                  çok yo¤un ise, kiflinin, enerjisini verimli bir bi-
                                                  çimde kullanmas›, dikkatini ve gücünü yapa-
                                                  ca¤› ifle yönlendirmesi engellenir. Kifli potansi-
                                                  yelini tümüyle kullanamaz ve istenen perfor-
                                                  mansa eriflemez.


                                MAYIS 2010   38   SAYI: 233
                                                      A‹LE


S›nav kayg›s› nedir?                                                                         • Kendinizle olan iç
S›nav öncesinde ö¤-                                                                          konuflmalar›n›z›n far-
renilen bilginin, s›nav                                                                      k›nda olun.
s›ras›nda etkili bir bi-                                                                     • Kayg›n›z› ölçün ve
çimde kullan›lmas›na                                                                         nerelerde yükseliyor,
engel olan ve baflar›-                                                                        fark›na var›n.
n›n düflmesine yol                                                                            • Dikkatinizi baflka bir
açan yo¤un kayg›ya                                                                           yöne çekin.
s›nav kayg›s› denir.                                                                         • Do¤ru nefes alma ve
S›nav kayg›s›n›n belir-                                                                      gevfleme tekniklerini
tileri nelerdir?                                                                             uygulay›n.
S›navla ilgili konularda                                                                     • S›navda kolay, u¤ra-
yo¤unlaflma, düflün-                                                                           fl›l›rsa yap›labilir ve zor
me ve hat›rlamada                                                                            sorular vard›r ve bu
güçlük, gerginlik ve                                                                         de¤erlendirme mutla-
huzursuzluk        hissi,                                                                    ka sizin için kolay, si-
okuma ve anlama ye-                                                                          zin için yap›labilir ve
tilerinde güçlük, s›na-                                                                      sizin için zor sorular
va girmekten kaç›n-                                                                          olmal›d›r.
ma, ailesinin ve ö¤ret-                                                                   • Cevapland›rmaya si-
menlerinin beklentileri-                                                                  zin için kolay olan so-
ni karfl›layamayaca¤›n›                                                                    rulardan bafllay›n ve
düflünme, arkadaflla-                                                                       sizin için yap›labilir
r›n›n aras›nda rezil ola-                                                                 olanlar› daha sonraya
ca¤›n› düflünme s›nav kayg›s› yaflayan gençlerin                 b›rak›n ve en son sizin için zor olanlar› yap›n.
temel kayg›lar›d›r.                                            • Kayg›l› iç konuflmalar gelece¤e yöneliktir ve
Hissedilen fizyolojik belirtiler nelerdir?                     genelde felaketi öngörür.
Çarp›nt›lar, düzensiz kalp at›fllar›, düzensiz solu-            “Ya ......” ile bafllay›p facia ile biter...
num, hava açl›¤›, ellerde titreme, vücutta atefl                “Ya bildiklerimi unutursam?”
basmas› hissi, bafl a¤r›s› ve dönmesi, bay›lma,                 “Ya insanlar benim aptal oldu¤umu düflünür-
beyni boflalm›fl hissi, kas yorgunluklar›, uyuflma,               se?”
titremeler, mide bulant›s›, kusma iste¤i, s›k idra-
                                                               “Ya baflar›l› olamazsam?”
ra ç›kma, h›zl› ba¤›rsak hareketi s›nav kayg›s›n-
da hissedilen önemli belirtilerdir.                            gibi...
Anlat›lan özellikleri ile s›nav kayg›s› birçok ö¤-             • Kayg›l› düflüncelerin yerine alternatif düflünce
renci için akademik yaflamlar›nda ciddi bir prob-               üretme
lemdir. Ö¤rencilerin yaklafl›k % 18’inin akade-                 “Di¤er ö¤renciler de gergin ve telafll›.”
mik baflar›lar›, bu ö¤rencilerin yüksek kayg› dü-               “Elimden gelenin en iyisini yapabilirim, yeterince
zeylerinden olumsuz etkilenmektedir.                           haz›rland›m.”
Böyle durumlarda kullanaca¤›m›z baz› yöntem-                   “Duygular›m kontrolüm alt›nda, baflarabilirim.”
ler kayg›n›n bafla ç›k›labilir düzeye inmesi için bi-           “Tak›ld›¤›m yerler olabilir, bilenlere soraca¤›m ve
ze yard›mc› olabilir. S›nav kayg›s› ile bafl etme               yard›m alaca¤›m.”
çal›flmalar› bireysel olarak da grup çal›flmas›
                                                               “Di¤er ö¤renciler kadar iyi olmasam da elimden
olarak da uygulanabilmektedir.
                                                               geleni yaparak ilerledi¤imi ve daha iyi oldu¤umu
S›nav kayg›s›yla bafla ç›kmak için yap›labilecek-               gösterece¤im.”
ler:                                                           • Düflüncelerimin duygular›m› nas›l etkiledi¤ini
• S›nava sizin için kolay olan sorulardan baflla-               bulabilirim.
y›n.


                                             MAYIS 2010   39   SAYI: 233
             Doç. Dr. ‹brahim Hilmi Karsl›
             Din ‹flleri Yüksek Kurulu Üyesi




            Tebli¤ sorumlulu¤umuzu ne
               zaman üstlenece¤iz?
           (Rasulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine k›yacaks›n!
           (fiu’arâ, 3)




           Sorumluluk, s›radan insan için söz konusu oldu¤unda, normal bir duyguyu, ahlaki bir vas-
           f› anlat›r. Ancak, bir peygamberin sorumlulu¤undan bahsedildi¤inde, çok istisnai bir kav-
           ram üzerinde konufltu¤umuzun bilinmesi gerekir. Çünkü bu, di¤er insanlar›n tecrübe et-
           tikleri, dolay›s›yla kavrayabilecekleri bir durum de¤ildir. Öznel, yani nebevî akla ait özel bir
           durumdur. Nas›l ki, nübüvvetin gerçek mahiyeti, Allah’la peygamber aras›nda bir s›r ise,
           nübüvvet sorumlulu¤unun deruni boyutlar› da bizim aç›m›zdan bir s›rd›r, yani gerekti¤i fle-
           kilde onu anlamam›z mümkün de¤ildir.
           Bu anlamda, peygamberlerin yaln›z kald›klar›n› da söyleyebiliriz. Onlar›n derdini gerçek
           manada anlayabilecek, onlarla empati/duygudafll›k kurabilecek kimseler yoktur. Zira bir
           peygamberin zihin dünyas›n› yine bir peygamberden baflkas› anlayamaz. Di¤er insanlar,
           onlar› sadece anlar gibi, hisseder gibi olurlar. Ancak Kur’an ve hadis, Hz. Peygamber’in
           flahs›nda bu duyguya dair baz› bilgileri bizlere vermektedir. Bu bilgiler, âdeta onun iç dün-
           yas›na aç›lan pencerelerdir. ‹nsanlar› erdem ve fazilet ufkuna tafl›yan bir flahsiyetin, içsel
           hayat›n› ortaya koymak aç›s›ndan bunlar son derece önemlidir. Yine insanl›k çap›nda böy-
           le bir dava adam›n› var eden içsel dinamikleri görmek aç›s›ndan, bunlar dikkat çekicidir.
           Peki, peygamberin sorumlulu¤unun kayna¤› ne idi? Kur’an’a bakt›¤›m›zda, vahyin ona ilka
Bir Konu
           edilen “a¤›r bir söz” olarak nitelendirildi¤ini görürüz. (Müzzemmil, 5) Çünkü hem Allah’tan te-
Bir Ayet   lakki edilmesinde, hem de getirdi¤i sorumluluklar yönüyle peygamber için çok ciddi zorluk-
           lara sebep olmufltur. Bu aç›dan, ‘‹nsan›n yüklendi¤i görevler aras›nda, peygamberlikten
           daha a¤›r olan› yoktur’ dersek, her halde mübala¤a etmifl olmay›z. Nitekim bu olgu, ‹nflirâh
           suresinde “Hz. Peygamber’in kemiklerini çat›rdatan yük.” olarak nitelendirilir. (‹nflirâh, 3)
           Bu ifadeler, nübüvvet görevinin ne denli a¤›r ve yorucu oldu¤unu, gayet güzel aç›klamak-
           tad›r. Hz. Peygamber, özellikle risaletin bafllang›c›nda bu zor sorumlulu¤u yerine getirip
           getiremeyece¤i konusunda tereddütler yaflad›. Çünkü o, nübüvvetin ne demek oldu¤unu
           erken fark etti. Baflar›s›z olma ihtimalini düflündükçe âdeta dehflete düflüyordu. Hayat›
           boyunca da bu metafizik gerilim devam etti. Çilelere katland›, mübarek ruhu ac› ile k›vran-
           d›. Nitekim sahip oldu¤u bu ruh hali sebebiyle, birçok defalar ilahî uyar›lara maruz kald›.
           fiu’arâ, 3, bunlardan biridir. “Ey Rasulüm! ‹nanm›yorlar diye üzüntünden neredeyse ken-
           dini helak edeceksin.” Sorumluluk duygusunun, bir peygamberde hangi boyutlara vard›-
           ¤›n› görmek aç›s›ndan bu ifadeler dikkat çekicidir. Çünkü “kendini helakten, yok etmek-
           ten” bahsedilmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’in bizzat kendisi, çekti¤i çileleri flu flekilde
           itiraf eder: “Beni Hûd suresi ve benzerleri ihtiyarlatt›.” Hangi ayetin buna sebep oldu¤u
           kendisine sorulunca, “O halde, sana emredildi¤i üzere dosdo¤ru ol…” (Hûd, 112) ayetine
           iflaret eder.
           Peygamberimizdeki nübüvvet ahlâk›n›n en önemli özelliklerinden biri, ›srar ve devaml›l›kt›.


                                        MAYIS 2010   40   SAYI: 233
Aksi takdirde, netice almas› da zaten zor olurdu. Nitekim o, küfrün baz› ileri gelenlerinin
kap›s›n› defalarca çald›, onlara daveti götürme konusunda durmadan dinlenmeden çal›fl-
t›. ‹nsanlar›n hidayeti konusunda o kadar ifltiyakl› idi ki, bazen karfl›s›ndaki insanlar› ner-
deyse bunaltacak duruma geliyordu. Yetifltirdi¤i ashab›n, dini tebli¤ konusunda ne denli
gayret içerisinde oldu¤unu biliyoruz. Çünkü onlar insanlara tevhidin diriltici mesaj›n› ulafl-
t›rabilmek için binlerce kilometre kat ettiler, ülke ülke, diyar diyar dolaflt›lar. Çünkü tebli¤-
siz ve davetsiz geçirilen her an› bir vebal olarak görüyorlard›. Ashab›n durumu bu oldu¤u-
na göre, her fleyi kendisinden talim ettikleri peygamberin tebli¤ konusunda ne denli gay-
ret içerisinde oldu¤u elbetteki daha iyi anlafl›lacakt›r.
Peygamberimizdeki sorumlulu¤un temel dinamiklerinden biri de, son derece flefkatli ve
ac›yan bir kalbe sahip olmas›yd›. ‹nsanlar›n küfürde ›srar etmeleri, âdeta bunalmas›na se-
bep oluyordu. Çünkü o, inkâr›n dünyevi ve uhrevi ne vahim sonuçlar do¤uraca¤›n› çok iyi
biliyordu. Asl›nda tebli¤ini yapar gerisine kar›flmayabilirdi. Zaten, kendisinden de bu isten-
miyor muydu? Dolay›s›yla “Ne haliniz varsa görün” diyebilirdi. Ama böyle yapmad›, daha
do¤rusu yapamad›. Defalarca uyar›lmas›na ra¤men, bu arzusunu kontrol alt›na alamad›.
Neden? Çünkü flefkat ve merhamet dolu gönlü, insanlar›n amellerinden do¤acak sonuca
bir türlü raz› olmuyordu.
Peygamberimizin sorumluluk duygusu çok farkl› bir noktadayd›. Çünkü o, insan›n göre-
mediklerini görebiliyordu. Zaten kendisi de bunu ifade etmiyor muydu? “Siz, benim bildik-
lerimi bilseniz, çok a¤lar az gülerdiniz.” Asl›nda o a¤lamad›, belki hep tebessüm etti. Ama
bir fley var ki, o, buruk bir hayat yaflad›, mahzun ve mükedder bir flekilde ömrünü geçir-
di. Aksini de zaten düflünemeyiz, çünkü insan› bekleyen gelecek, onun kadar hiç kimse-
yi tedirgin etmedi. fiirkin, günah›n ve isyan›n, insan için ne korkunç sonuçlar do¤uraca¤›-
n› ondan daha iyi bilen yoktu. Allah’a hesap vermenin ne anlama geldi¤ini o, çok iyi bili-
yordu. Dolay›s›yla insan›n sorumsuzlu¤u, hayat› ciddiye almay›fl›, aymazl›¤› kadar onun
uykular›n› kaç›ran, mübarek ruhunu ac›tan, k›vrand›ran baflka bir fley yoktu.
O, kul olarak sorumlulu¤unun fark›ndayd›. Çünkü göklerin, yerin ve da¤lar›n imtina etti¤i,
ancak insan›n yüklendi¤i “emanet”in ne demek oldu¤unu çok iyi biliyordu. Yine o, pey-
gamber olarak, sorumlulu¤unun tam idrakindeydi. Ümmetinin ak›betini, onun k›yamet gü-
nündeki ahvalini düflünüyordu. Mahflerde onlara flahitlik edecekti. ‹flte o sahneyi düflün-
dükçe, dehflete düflüyor, tir tir titriyordu. Çünkü o, müminlere, kendilerinden daha dost ve
daha yak›nd›. Nitekim bir defas›nda, ‹bn Mesud’a Kur’an okumas›n› söyler: O da, Nahl su-
resinde geçen ayeti okur: “Her ümmetin içinden kendilerine bir flahit getirece¤imiz, seni
de bu ümmete flahit olarak getirece¤imiz o günü, bir düflün!” (Nahl, 89) Ayet okununca, Hz.          Bir Konu
Peygamber kendisini tutamaz ve hüngür hüngür a¤lamaya bafllar. Çünkü mahflerde he-                   Bir Ayet
sap vermek, ümmetine flahitlik yapmak onun hassas noktas›n› oluflturuyordu. Ayet de,
oraya dokununca, duygular›na hâkim olamam›fl ve a¤lam›flt›.
Hz. Peygamber, Veda Hutbesi’nde insanl›¤a son sözlerini söyledi. Verdi¤i mesajlardan
sonra da “Dikkat edin! Tebli¤ ettim mi? Ey Allah’›m Sen flahit ol!” ifadelerini tekrarlad›. As-
l›nda o hayat› boyunca bu soruyu kendine hep sordu. Allah’›n ayetlerini tebli¤ ettim mi?
Peygamberlik vazifemi yapt›m m›? ‹nsanl›¤a karfl› görevimi yerine getirdim mi? Bu endifle-
yi hep yaflad›. ‹nsanlar inkârda direndikçe, kendini hep sorumlu ve vebal alt›nda hissetti.
Belki de, flöyle bir de¤erlendirme yapabiliriz. Kendinden sonrakilerden onun fark› fludur:
O hep kendini sorumlu tuttu. Ancak ondan sonrakiler, olumsuz gidiflattan kendilerini de-
¤il, baflkalar›n› sorumlu tuttular.
K›saca söyleyecek olursak, Hz. Peygamber, âdeta insanl›¤a sorumlulu¤un ne demek ol-
du¤unu ö¤retmek için gelmiflti. Bu duygu, en ideal manada onun flahs›nda bizlere göste-
rilmiflti. Bu, Allah’a sorumluluktan bafllar, insanlara, di¤er canl›lara hatta cans›zlara var›n-
caya kadar uzan›r. O, davas›na odaklanm›fl, görevini bihakk›n yerine getirebilmek için dur-
madan dinlenmeden çal›flm›flt›. Böylece insanl›k için kendini feda etmenin ne demek ol-
du¤unu bize göstermiflti. Öyleyse ça¤›m›z müminleri olarak yüklendi¤imiz a¤›r sorumlulu-
¤un gereklerini bir defa daha yeniden düflünelim.


                                           MAYIS 2010   41   SAYI: 233
            Prof. Dr. ‹. Hakk› Ünal
            Din ‹flleri Yüksek Kurulu Üyesi




                              Arkadafl›n iyisi

    Ebu Muse’l-Efl’arî’ (r.a.)’nin nakletti¤ine göre Allah Rasulü (s.a.s.) flöyle buyur-
    mufltur: “Birlikte oldu¤un iyi arkadaflla kötü arkadafl, güzel koku tafl›yanla kö-
    rükçüye benzer. Güzel koku tafl›yan kimse, ya sana o kokudan verir veya sen
    sat›n al›rs›n ya da güzel kokusu sana ulafl›r. Körükçü ise ya (atefliyle) elbiseni
    yakar ya da kötü kokusu seni bulur.” (Buhârî, ez-Zebâih, 31)



                         Güzel bir benzetme ve yal›n bir anlat›mla insanlar›n birbirlerinden etkilen-
                         meleri gerçe¤ini ifade eden bu hadis, her zaman iyilerle beraber olma ve
                         kötülerden uzak durma tavsiyesini içeren Kur’an ayetleriyle tam bir uyum
                         içindedir. Do¤rularla beraber olmam›z› emreden (Tevbe, 119), sonumuzun
                         iyilerle birlikte olmas› duas›n› bize ö¤reten (Âl-i ‹mran, 193) Cenab-› Hak, mü-
                         minleri b›rak›p kâfirleri dost edinmemizi de yasaklam›flt›r. (Nisâ, 144) Dost-
                         luk kurulmas› istenmeyen kâfirlerin, “müminlerle din konusunda savaflan,
                         onlar› yurtlar›ndan ç›karan ve ç›kar›lmalar›na destek verenler oldu¤u, böy-
                         le davranmayanlara iyilik yapman›n ve adil davranman›n menedilmedi¤ini”
                         (Mümtah›ne, 8-9) bildiren ayetler dikkate al›n›rsa, iyi insani iliflkiler ba¤lam›n-
                         da bir münasebetin herkesle kurulabilece¤i anlafl›lmaktad›r. Dostluk ve
                         arkadafll›k, do¤al insani iliflkilerin ötesinde bir samimiyeti gerektirdi¤in-
                         den, böyle bir samimiyetin ancak ayn› inanç ve idealleri paylaflan kifliler
                         aras›nda kurulabilece¤inde flüphe yoktur. Ancak, aç›klamaya çal›flt›¤›m›z
                         hadis, ayn› inanca sahip olsalar bile, tutum ve davran›fllar›yla farkl› kutup-
                         larda bulunan insanlar›n birbirlerini olumlu veya olumsuz flekilde etkileye-
                         bilecekleri gerçe¤inden hareketle arkadafl seçimine dikkat çekmektedir.
                         Bu durumda bize tavsiye edilen, iyi insanlarla birlikte olup onlardan olum-
                         lu nitelikler kazanmak, kötü vas›flara sahip olanlardan uzak durarak onla-
                         r›n olumsuz etkilerine maruz kalmamakt›r. “Üzüm üzüme baka baka ka-
                         rar›r.” atasözünde ifade edildi¤i gibi, uzun süre bir arada bulunan kiflilerin
                         birbirlerinden etkilenmeleri kaç›n›lmazd›r. Bu etkiyi daha vurgulu bir flekil-
                         de ifade eden bir hadiste, “Kifli dostunun dini üzerinedir. Bu yüzden kimi
                         dost edinece¤ine dikkat etsin.” buyrulmufltur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned,
                         2/334.)
                         Sevgili Peygamberimiz’in on dört as›r önce dile getirdi¤i bu gerçek bugün
Bir Hadis                de güncelli¤ini korumakta, hadis, birçok e¤itimcinin sayfalar dolusu bilgi-
Bir Yorum                lerle aç›klamaya çal›flt›¤› konuyu âdeta bir cümleyle özetlemektedir. Gü-
                         nümüzde “çevre etkisi” bafll›¤› alt›nda ele al›nan bu konu özellikle çocuk-

                                       MAYIS 2010   42   SAYI: 233
lar ve gençler için büyük önem tafl›maktad›r. Okul arkadafll›¤›yla bafllaya-
rak, hayat›n her safhas›nda devam eden dostluk ve arkadafll›k, nas›l bafl-                     Bir Hadis
lad›ysa genellikle öyle sürmekte, bu yolla kazan›lan iyi veya kötü al›flkan-                  Bir Yorum
l›klar kiflinin karakterinin bir parças›n› oluflturmaktad›r. Örne¤in kifli sigara-
ya ço¤u kez arkadafllar›na özenerek bafllamakta ve bazen hayat boyu sü-
ren bu al›flkanl›k onun sonunu haz›rlamaktad›r. ‹çki, uyuflturucu ve kumar
gibi daha zararl› al›flkanl›klar›n kayna¤›nda da arkadafl çevresi ön planda-
d›r. Bu yüzden, çocuklar›n arkadafl seçiminde ailelere düflen sorumlulu-
¤un büyük oldu¤u, e¤itimciler taraf›ndan sürekli dile getirilmektedir.
‹letiflimin alabildi¤ince yayg›nlaflt›¤› ve kolaylaflt›¤› günümüz dünyas›nda,
gerçek arkadafllar›n yerini alan sanal arkadafllar›n etkisi de göz ard› edile-
meyecek boyuttad›r. Örne¤in, dünyayla iletiflim kurdu¤umuz internette
yer alan faydal› siteler bize olumlu katk›lar sa¤larken, zararl› siteler, genç
dima¤lara, belki onlarca arkadafl›n verebilece¤i zarardan daha fazlas›n›
vermektedir. Özellikle ilkokul ça¤›ndan bafllayarak ergenlik dönemine ka-
dar geçen süre içerisinde, çocuklar›n arkadafl çevrelerine ve sanal dün-
yadaki tercihlerine dikkat etmek ve bu konuda onlara yard›mc› olmak ai-
leler için önemli bir sorumluluktur. Çünkü bu dönem, hem çocu¤un kiflili-
¤inin olufltu¤u hem de olumlu/olumsuz etkilerin en kolay nüfuz ederek ka-
l›c› hale geldi¤i bir devredir. Birçok aile, çevrenin olumsuz etkileriyle bafl
edemeyece¤i korkusuyla çocu¤unu ya dinî tahsil yapan ya da manevi ve
ahlaki de¤erlere a¤›rl›k veren okullara göndermektedir. Çünkü din ve
onun getirdi¤i ahlaki ilkeler insan› zararl› etkilerden koruyan en önemli gü-
vence olarak görülmektedir.
“Allah kat›nda arkadafllar›n en hay›rl›s› arkadafl›na hayr› dokunand›r.” (Tir-
mizi, Birr, 28) buyuran Allah Rasulü, arkadafl›na iyili¤i dokunan kimsenin
böylece kendisine de iyilik yapm›fl olaca¤›n› ifade etmektedir. Çünkü “Mü-
min müminin aynas›d›r.” (Ebû Davud, Edeb, 49) ‹yi olan insan kendi iyili¤ini ar-
kadafl›na yans›t›r. “‹yili¤in karfl›l›¤› ancak iyiliktir.” (Rahman, 60) ilahî hükmü
gere¤ince de ondan iyilikle mukabele görür. Mümin, “kendisi için istedi¤i-
ni kardefli için de isteyen” (Buhârî, ‹man, 6) kimse olarak, arkadafl›n›n iyili¤in-
den baflka bir fley düflünemez. O, arkadafl edinme ve dost kazanman›n
formülünü, “Kötülü¤ü en güzel biçimde sav, böylece aran›zda düflmanl›k
bulunan kimse s›ms›cak bir dost oluverir.” (Fuss›let, 34) buyuran Rabbinden
ö¤rendi¤i için bu konuda s›k›nt› çekmez. Zaten “müminin, kendisiyle ülfet
edilebilen, yani s›cak iliflki kurulabilen insan oldu¤u, bunu beceremeyen             Dostluk ve arka-
kimsede de hay›r olmad›¤›” bildirilmifltir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/400.)         dafll›k, do¤al insani
Dostluk ve arkadafll›kta önemli bir yeri olan sevgide ölçüyü kaç›rmak,                iliflkilerin ötesinde
dostlar›n birbirlerinin hatalar›n› görmelerine engel olabilir. Onun için, “Bir       bir samimiyeti ge-
fleye sevgin seni kör ve sa¤›r eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/194.) denil-        rektirdi¤inden,
mifl, hayat›n ak›fl› içinde geliflen olaylar›n bazen sevgileri nefrete, dostluk-        böyle bir samimi-
lar› düflmanl›¤a, dönüfltürdü¤ü gerçe¤inden hareketle de, “Sevdi¤ini öl-               yetin ancak ayn›
çülü sev, belki bir gün nefret etti¤in biri olur, nefretinde de ölçülü ol belki      inanç ve idealleri
bir gün sevdi¤in olur.” (Tirmizi, Birr, 60) buyrulmufltur.                            paylaflan kifliler
Burada yorumlamaya çal›flt›¤›m›z hadis, arkadafl seçiminin ne kadar                    aras›nda kurulabi-
önemli oldu¤unu göstermekte, bu konudaki tercihlerimizin kiflili¤imizi                lece¤inde flüphe
olumlu veya olumsuz yönde flekillendirece¤ine dikkat çekmektedir. “Arka-              yoktur.
dafl›n› söyle, sana kim oldu¤unu söyleyeyim.” sözü bu etkinin ne kadar de-
rin olabilece¤inin bir ifadesidir. Arkadafl seçimimiz, etkisi ve sonuçlar›yla,
ayn› zamanda, dünyadan ahirete uzanan bir tercihi de ifade etmektedir. Zi-
ra insan ahirette, “Kifli sevdi¤iyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96) hadisi uyar›n-
ca, ya sevdi¤iyle beraber olman›n mutlulu¤unu yaflayacak; ya da “yaz›k
bana! Keflke falancay› dost edinmeseydim.” (Furkan, 28) diye hay›flanacakt›r.

                                           MAYIS 2010   43   SAYI: 233
                 Dünden Bugüne Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤›

                                      Dr. Mehmet Bulut
                                        D‹B / Uzman




                    Tevhid-i Tedrisat ve
                    Diyanet hizmetleri - I

Bilindi¤i gibi, Diyanet ‹flleri Reisli¤inin kuruluflunu öngören 429 say›l› kanunun kabul edildi¤i 3 Mart
1924’te TBMM’nde 430 say›l› “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ve 431 say›l› “Hilafetin ‹lgas›na ve Ha-
nedan-i Osmanî’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Ç›kart›lmas›na Dair Kanun” da kabul
edilmiflti. “3 Mart Devrimleri” olarak da an›lan bu üç kanunun ayn› gün içinde Meclis’te görüflülüp
yasalaflt›r›lm›fl olmas› kuflkusuz tesadüfî olamaz. Adlar›ndan da anlafl›laca¤› gibi her üçü de dinî
alan› ilgilendirmekteydi ve cumhuriyeti kuran neslin dinî alana iliflkin projelerinin sacaya¤›n› olufl-
turmaktayd›. Özellikle bu yaz›m›za konu olan Tevhid-i Tedrisat (Ö¤renim Birli¤i) yasas›, Cumhu-
riyet Döneminde din hizmetlerine eleman yetifltiren kurumlar›; yani meslekî din e¤itimini önemli öl-
çüde etkilemifl olmas› nedeniyle Diyanet hizmetleriyle de çok yak›ndan ilintilidir. Esasen genel an-
lamda e¤itim, özel anlamda da meslekî din e¤itimini ilgilendiren bu konuyu burada ele al›fl›m›z›n
nedeni de meselenin bu yönüdür.
Tevhid-i Tedrisat’›n âmir hükümlerinden de anlafl›laca¤› gibi bu yasada esas amaç, ülke genelin-
de temel e¤itimin tek elde toplanmas›, vatan evlad›na ayn› milli de¤erlerin aktar›lmas›yd›. Bunun
ötesinde yasa herhangi bir e¤itim kurumunun kapat›lmas›n› öngörmüyordu; ancak uygulamaya
öncelikle medreselerin kapat›lmas›yla bafllanm›fl, bu fiili durum da do¤al olarak tart›flmalara ne-
den olmufl, dönemin bir k›s›m ayd›nlar›n›n ve medrese mensuplar›n›n tepkisini çekmifltir. Haliyle
söz konusu kanun, kabul edildi¤i 1924’ten günümüze daha çok meslekî din e¤itimi kurumlar› sa-
y›lan medreseleri kapatan bir yasa olarak zihinlerde yer etmifltir. Çünkü “medrese” olarak adlan-
d›r›lan ve art› ve eksisiyle, hata ve sevab›yla yüzy›llar boyu varl›¤›n› sürdüren e¤itim kurumlar› böy-
lece tarihe kar›flm›fl oluyordu. Yerine ikame edilmeye çal›fl›lan kurumlar da uzun ömürlü olama-
y›nca Türkiye’de meslekî din e¤itimi alan›nda 25-30 y›l sürecek olan bir boflluk oluflmufl ve so-
nuçta din hizmetleri alan›nda ortaya ç›kan s›k›nt›lar belki bir yetmifl y›l belki de günümüze kadar
sürmüfltür. Bununla birlikte yine bu yasan›n e¤itim dünyam›za daha 1920’li y›llarda bir “‹mam ve
Hatip Mektebi”, bir “‹lahiyat Fakültesi” tecrübesi kazand›rm›fl oldu¤unu ve 1940’l›, 1950’li y›llarda
yeniden aç›lan ve varl›klar›n› günümüze kadar sürdüren ‹mam-Hatip okullar›n›n/liselerinin ve ‹lahi-
yat fakültelerinin aç›lmas›na da ayn› yasan›n, yasal dayanak oluflturdu¤unu hat›rlamam›z gerekir.
Bu yaz›m›z›n hedefi, konuya iliflkin tarihî malumat vermek ya da tarihe mal olmufl bu hadiseyi yar-
g›lamak de¤ildir; yukar›da da belirtildi¤i gibi meselenin Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤›n›n sundu¤u hiz-
metlere bakan yönü bizi ilgilendirmektedir. Ayr›ca kurum ve mensuplar› olarak hizmetlerimizi sa¤-



                                    MAYIS 2010   44   SAYI: 233
lam temeller üzerine bina edebilmemiz aç›s›ndan geçmifli bilmenin ve yaflanan tecrübelerden ya-
rarlanman›n bir gereklilik oldu¤u da unutulmamal›d›r.
Buna göre, Tevhid-i Tedrisat ve sonuçlar›na geçmeden önce Tevhid-i Tedrisata konu olmalar› aç›-
s›ndan medreseler hakk›nda -ki bu, kitapl›k çapta bir mevzudur- çok özet bilgi sunmay› faydal› bu-
luyorum. Ayr›ca, kapat›lan medreseler yerine ikame edilmek üzere 1924’te aç›lan ‹mam-Hatip
mektepleri ile ‹lahiyat fakülteleri ba¤lam›ndaki geliflmeleri ve son olarak din ö¤retiminin yap›lmad›-
¤› y›llardaki keyfiyeti özetlemeye çal›flaca¤›z. Bu kapsamda sunaca¤›m›z bilgilerin, Osmanl› döne-
minde ve Cumhuriyete takaddüm eden y›llarda din hizmetlileri nas›l yetifltirilip nas›l göreve getirili-
yorlard› sorular› için de baz› ipuçlar› verebilece¤ini umuyorum.
Özet olarak medreseler ve e¤itim
‹slam’›n bafllang›c›ndan hicri 5. yüzy›la (M. 12. yüzy›l) kadar, bilinen anlamda mektep ve medrese
ad›nda bir kuruma rastlanm›yor. Buna karfl›n ‹slam’›n bafllang›c›ndan itibaren mescitler/camiler ay-
n› zamanda e¤itim ve ö¤retim faaliyetlerinin de yap›ld›¤› mekânlar olmufltur. E¤itim ve ö¤retim fa-
aliyetlerinin kurumsallafl›p s›rf bu amaçlar için ayr› mekânlar oluflturuluncaya kadar bu faaliyetler,
cami ve mescitler yan›nda çeflitli ortamlarda gerçeklefltirilmifltir. E¤itim ö¤retim faaliyetleri için ayr›
ortamlar oluflturulduktan sonra da cami ve mescitlerin birer yayg›n din e¤itimi merkezi olma keyfi-
yeti günümüze kadar sürmüfltür.
“Medrese” ad›yla e¤itim kurumlar›n›n hicri 5. yüzy›l›n bafllar›nda oluflturuldu¤u tahmin ediliyor.
Meflhur Nizamiye Medresesini ilk medrese örne¤i olarak gösteren tarihçiler oldu¤u gibi bunu da-
ha öncelere götürenler de bulunmaktad›r.
Medrese denince ne akla gelmelidir?
Kuflkusuz medrese için tek bir tan›m yapmak, kapsam ve ifllevleri itibar›yla onu tek bir flablona s›¤-
d›rmak mümkün de¤ildir. Osmanl› örne¤ini göz önünde tutacak olursak; medrese, yerine göre bir
temel e¤itim kurumu, yerine göre bir yayg›n din e¤itimi kurumu, yerine göre bir mesleki din e¤itim
kurumu, yerine göre bir ‹slam ‹lahiyat Fakültesi, yerine göre bir üniversite ve yerine göre de temel
e¤itimden üniversiteye ve hatta lisansüstü e¤itime kadar bütün e¤itim aflamalar›n› içinde bar›nd›-
ran külli bir e¤itim düzene¤idir.
Yine medrese derken Nizamiye, Fatih, Süleymaniye, Sahn, ‹htisas, Darülhadis, Darülhilafe, ‹lmiye,
taflra medreseleri gibi medreseler akla gelece¤i gibi bir kasabada, bir köyde veya bir cami köfle-
sinde aç›lm›fl ve içinde bir Müslüman için gerekli asgari dinî bilgilerin ö¤retildi¤i mekânlar olarak da
anlafl›labilecektir. Buna göre, özellikle Osmanl› Devleti ba¤lam›nda düflünürsek, medrese için k›sa-
ca “e¤itim kurumlar›n›n genel ad›” demek san›r›m yanl›fl olmayacakt›r.
Di¤er ‹slam devletleri gibi Osmanl›lar da genel e¤itim sistemini medrese olarak flekillendirmiflti. Bu-
nun ilk ve en güzel örne¤i Fatih Sultan Mehmet taraf›ndan kurulan Fatih medreseleridir. Bu med-
reselerin nizamnameleri Ali Kuflçu ve Molla Hüsrev baflta olmak üzere dönemin önde gelen ule-
mas› taraf›ndan haz›rlanm›flt›.
Fatih medreselerinin iptidai, tâli, âli ve ihtisas medreseleri olmak üzere dört k›sma ayr›ld›¤›n› görü-
yoruz. Bu e¤itim kademelerinden “Sahn-› Seman” bir üniversite, “Mûs›la” ad› verilen Tetimme bir
idadi (lise), Sahn-› Seman kampusu d›fl›nda infla edilen ‹ptida-i Dâhiller birer rüfltiye, ‹ptida-i Hariç-
ler ise birer ilkö¤retim konumundayd›.
Sahn medreseleri, Fatih Camii’nin iki yan›nda yer alan sekiz medreseden oluflmaktayd›. Bunlar
“Sahn-› Seman” olarak adland›r›lm›flt›r. Kuflkusuz bu medreselere girebilmek kolay de¤ildi. Önce-
likle bu medreselerin idadisi hükmünde olan medreselerde e¤itim görmek gerekiyordu. Bunlar,
Sahn medreselerine geçifli sa¤lad›¤› için “Mûs›la-i Sahn” olarak adland›r›lm›flt›r. Öngörülen dersle-



                                        MAYIS 2010   45   SAYI: 233
                  Dünden Bugüne Diyanet ‹flleri Baflkanl›¤›




ri tamamlay›p Sahn medresesinde bir “hücre (oda) sahibi” olma baflar›s›n› gösterenler art›k s›radan
bir ö¤renci de¤ildiler; aralar›nda ciddi araflt›rmalar yapan, hatta dikkate de¤er eserler telif edebilen
kifliler bulunabilmekteydi.
Sahn medreselerinde hücre sahibi kifliler “Muid” (asistan) olarak isimlendirilmiflti. Muidler, Sahn-›
Seman medreselerinin arkas›nda bulunan ve idadi konumunda bulunan “Tetimme” medresesinde
e¤itim gören ö¤rencilere ders de vermekteydiler.
Sahn-› Seman’da bir üniversite e¤itimi, bir ihtisaslaflma söz konusu oldu¤undan Mus›la’da e¤iti-
mini tamamlayanlar fler’î ve aklî ilimlerden hangi dalda uzmanlaflmak istiyorlarsa Sahn-› Seman’›n
o bölümüne giriyordu. Hâkimler, hekimler, mühendisler buralardan yetifliyordu.
Medreseden medreseye nakil ve hareket ederek belli bir tertip dâhilinde e¤itimlerini usulüne uygun
tamamlayanlar›n isimleri “Ceride-i Devlet”e kaydedilip “Kad›” olurlard›.
O dönemde “müderrislik rüûsu” da liyakatli kiflilere verilirdi; bunlar alt kademedeki bir medreseden
bafllayarak kademe kademe ilerliyorlard›.
Fatih, oluflturdu¤u bu e¤itim sistemiyle ‹stanbul’u bir dünya e¤itim merkezi konumuna kavufltur-
mufltu.
Fatih sonras› medreseler
Osmanl› Devletinin Fatih’ten sonraki dönemlerinde kuflkusuz yeni e¤itim yuvalar› oluflturuldu. Ka-
nuni Sultan Süleyman, Süleymaniye Camii civar›nda dört büyük medrese vücuda getirmiflti. Padi-
flah bunlar› harp akademisine kaynakl›k etmesi için matematik bilimleri e¤itimine tahsis etmiflti.
Süleymaniye’de bir de Darülhadis infla olunarak ihtisas için ayr›lm›flt›. Darülhadis müderrisi (profe-
sör), ilim yönüyle müderrislerin en önde geleni say›l›yordu. Baz› medreseler ise Süleymaniye’nin
idadisi konumunda oldu¤undan bunlara “Mûs›la-i Süleymaniye” ad› verilmiflti. ‹ptida-i Hariç ve ‹p-
tida-i Dâhil medreselerini tamamlayan bir ö¤renci fen, matematik, t›p gibi aklî ilimler tahsil edecek-
se Mûs›la-i Süleymaniye’ye (Süleymaniye Tetimmeleri); f›k›h, kelâm gibi fler’î ilimler tahsil edecek-
se Fatih Tetimmelerine girerdi. “Mülaz›m” unvan›yla kay›t alt›na girmek ancak tetimme mezunlar›
için geçerliydi.
Süleymaniye medreselerinin oluflumundan sonra medreselerin özel görevlerine nazaran müderris-
ler için hiyerarflik bir s›ralama getirilmifltir. 12 kademe itibar edilen bu s›ra flöyledir: ‹ptida-i Hariç,
Hareket-i Hariç, ‹ptida-i Dâhil, Hareket-i Dâhil, Mûs›la-i Sahn, Sahn-› Seman, ‹ptida-i Altm›fll›, Ha-
reket-i Altm›fll›, Mûs›la-i Süleymaniye, Havamis-i Süleymaniye, Süleymaniye, Dârülhadis.
Mûs›la-i Süleymaniye ve üstündekiler “Kibâr-› Müderrisin” olarak adland›r›lm›flt›r. Perflembe günle-
ri, müderrislerle fleyhülislam›n›n bulufltu¤u mutat günlerdi. Bu günlerde heyetçe fleyhülislam ziya-
ret edildi¤inde Dârülhadis müderrisi di¤er müderrislere baflkanl›k ederdi.
Medreselerde ö¤renim süreci
Medreselerin ihtiflaml› y›llar›nda, kendini bilim alan›nda gelifltirmek isteyen bir irfan yolcusu, baflka
bir ifade ile alan olarak kendisine bilimi seçmifl olan bir ö¤renci, öncelikle ulemadan bir zat›n “rah-
le-i tedrisine” dâhil olur. “Hariç Dersleri” diye adland›r›lan önbilimleri (mukeddemat-› ulûm ve fünû-
nu) ondan ö¤renir. Bu önbilgileri alan ö¤renciler, ilk ö¤retmenleri durumundaki bu kiflilerin özel
yönlendirmesiyle medrese hocalar›ndan (müderris) bir baflka zat›n e¤itim halkas›na verilerek “Dâ-
hil Dersleri” denilen yüksek bilimleri (ulûm-i âliye) al›r. Buradaki e¤itimini tamamlayan ö¤renci bir
üniversite konumundaki “Sahn” medresesine geçme hakk› elde ederdi. Görüldü¤ü gibi bu e¤itim
düzene¤inde sistem, s›n›f geçme de¤il ders geçme esas›na göre ifllemekteydi.
Medreselerde ihtisas sadece dinî ilimlerle s›n›rl› olmad›¤›ndan burada çeflitli ihtisas flubeleri bulun-



                                      MAYIS 2010   46   SAYI: 233
maktayd›. O zamanlar fler’î bilimler, sistematik derslerden bir bölüm olup di¤er fen bilimlerine de
ayn› derecede önem verilirdi. Mesleklerinde uzmanlaflm›fl tabipler, matematikçiler, astronomlar ye-
tifltirilerek müspet bilim alan›ndaki ihtiyaç da karfl›lanm›fl olurdu. K›sacas› halk›n âlimleri, fakihleri,
filozoflar› hep buradan ç›kard›; devlet idarecileri buralardan feyiz al›rlard›.
Medreselerde okul/s›n›f sistemine geçilmeden önce, her ö¤renci hocas›n› kendisi seçer ve be¤en-
di¤i hocan›n dersine devam ederdi. Buna göre hoca, talebenin nazar›nda maafll› bir memur, bir
ücretli de¤il, müflfik bir e¤itimci, bir hami, hatta bir baba konumundayd›. Bu yüzden hocas›ndan
ayr›lan ö¤renciye pek az rastlan›rd›. Hocan›n r›zas›n› almadan e¤itim amaçl› da olsa baflka bir ye-
re gitmezdi. Nitekim taflradan ‹stanbul’a tahsil için gelen ö¤renciler hocalar›n›n r›zas›n› alarak ge-
lirlerdi.
Eskiden, sistematik e¤itim veren medreselerde e¤itime bafllayanlar, ilk planda imam ve hatip ol-
mak gayesini hayallerinden bile geçirmezlerdi. Kuflkusuz bunun, imam ve hatipli¤i küçümsemek-
le bir alakas› yoktu. bilakis bunlar, gerek kendi memleketinde gerekse sair memleketlerde müftü,
vaiz ve kad› olmak, yüksek dinî memuriyetlerde bulunmak ve nihayet ‹slam ulemas› silsilesine dâ-
hil olmak arzusuyla medreseye gelirlerdi. Ancak, çeflitli nedenlerle medrese tahsilini tamamlaya-
mayanlar imam ve hatipli¤e r›za gösterirlerdi. Yüksek gayeleri kendisine hedef seçmeyen gençle-
re gelince; bunlar da, bir taraftan iflleriyle güçleriyle u¤rafl›rlar di¤er taraftan da kendi kasabas›n-
daki hatta bazen köyündeki medresede Müslümanl›¤›na kâfi gelecek derecede dinî bilimleri tahsil
eder ve bu sayede imaml›k ve hatiplik vazifelerini ifaya da ehliyet sahibi olurlard›. Kasaba ve köy-
lerdeki camilerde görev yapacaklar bu yolla yetiflmifl olurdu.
Medreselerde gerileme süreci
Medreselerin ilim ad›na yüz ak› say›lacak dönemleri olmufltur. Osman Gazi zaman›nda fieyh Ede-
bali, Fatih zaman›nda Molla Hüsrev, Molla Güranî, Yavuz Sultan Selim döneminde “Müfti’s-Saka-
leyn” unvan›na sahip ‹bn Kemal, Kanuni döneminde Ebussuud Efendi medreselerden yetiflmifl
parlak simalardan sadece birkaç›d›r.
Medreselerin parlak dönemlerinde gerek ö¤rencilerin gerekse medrese hocalar›n›n yükselmesi
belli hiyerarflilere göre yap›lm›fl, hak eden yükselmifltir. Fatih ve Süleymaniye medreselerini buna
örnek gösterebiliriz.
Osmanl›’n›n yükselifl devrelerinde birer irfan yuvas› olan ve çok say›da de¤erli ilim ve din adam› ye-
tifltiren medreseler, Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra, burada tafsilat›na imkân olmayan çeflitli
nedenlerle dejenere olmufl, bozulmufl, gerilemeye bafllam›fl ve gittikçe önemini yitirmifltir. Birço¤u
zamanla yetkin olmayan kiflilerin ellerinde asli ifllevinden uzaklaflt›r›lm›flt›r. Eme¤e, al›n terine, çal›fl-
maya dayanan hiyerarflik yükselme bozulmufl, nahak insanlara, cahil kiflilere makam ve mans›plar
verilmifl, adam kay›rmalar ortaya ç›km›flt›r. Dahas› bütün bu kötüye gidifl süreci, baz› teflebbüsler
olmuflsa da bir türlü önlenememifl ve aradan geçen flunca zamana ra¤men medreseler kendisini
bir türlü yenileyememifltir.
Osmanl› medreselerinde gerileme sürecinin bu kurumlarda “zadegânl›k” s›n›f›n›n/sisteminin olufltu-
rulmas› ile bafllad›¤› ileri sürülmüfltür. K›saca ilmî payelerin babadan o¤ula intikalini öngören ve ha-
liyle liyakati geri planda tutan bir anlay›flt›r bu.
Bütün bu olumsuzluklara ra¤men, zaman zaman bilhassa ‹slami ilimlerde önemli simalar da eksik
olmam›flt›r.
Öte yandan medreselerin içinde bulunduklar› ça¤a ayak uyduramay›fl›nda tek suçlu olarak hoca-
lar›n gösterilmesinin isabetli olamayaca¤›n›, bunu de¤iflik nedenlerde aramak gerekti¤ini de belirt-
meliyiz.




                                        MAYIS 2010   47   SAYI: 233
      Din Görevlisinin
      Hat›ra Defterinden



       Remzi Eralp / M. Zafer Camii M. Kayy›m› / Kand›ra




                                       Kutlu Nebi’nin
                                       kutlu do¤umunun
                                       ard›ndan

                                       Bir Kutlu Do¤um’u daha geride b›rakt›k. Nas›l ki, bir canl›n›n, özellikle in-
                                       san›n do¤um, çocukluk, gençlik ve olgunluk ça¤› gibi hayat aflamalar›
                                       vard›r; düflünce aflamas›ndan tatbik sahas›na geçen olaylar da böyledir.
                                       Kutlu Do¤um programlar› da gün geçtikçe olgunlafl›yor. Eskiden o kut-
                                       lu nebinin do¤umu sadece cami eksenli din hizmeti diye nitelendirdi¤i-
                                       miz faaliyetlerden biri olan mevlit programlar›yla ihya edilirken, bugün,
      Ülkemizin, hatta                 binlerce kiflinin kat›l›m›yla gerçeklefltirilen salon faaliyetleri (panel, sem-
dünyan›n dört bir ya-                  pozyum, konferans, anma programlar› v.b.) ile icra edilmektedir. Hafta,
n›nda 7’den 70’e her-                  sokak ve caddelere teflmil edilen programlarla kutlanmaktad›r. Onun
  kesin ifltirakiyle icra               için ne yapsak azd›r. Do¤umundan vefat›na kadar ümmeti için yaflayan,
    edilen anma prog-                  Rabb’imizden hep ümmetinin necat›n› ve felah›n› dileyen peygamberimiz
    ramlar›n›n, rahmet                 için bu yapt›klar›m›z kafi midir? Elbette de¤ildir. Ama olsun ‹brahim
  peygamberini daha                    (a.s.)’in ateflini söndürmek için su tafl›yan kar›nca misali bizler de bir
yak›ndan tan›mam›za                    fleyler yapabilmenin gayreti içinde olal›m. Olal›m ki, ruz-i mahflerde bel-
ve anlamam›za vesile                   ki “Ya Rab bunlar da benim ümmetimdendir.” sözü mübarek dudakla-
olmas› dua ve temen-                   r›ndan dökülüverir.
nisiyle, güllerin efen-                Güzel ülkemizin küçük ve flirin ilçesinde, gönülleri Muhammedî muhab-
disi, gönüllerin sulta-                bet ve nebevî aflkla dolu insan›m›za yönelik gerçeklefltirmeye çal›flt›¤›m›z
n›, âlemlerin Muham-                   bir dizi faaliyet esnas›nda flahit oldu¤um intibalar›m› flefaate vesile olur
     med Mustafa’s›na                  temennisi ve duas›yla sizlerle paylaflmay› uygun gördüm.
  binlerce salat ve se-
                                       ‹lçe müftümüz baflta olmak üzere bir grup din görevlisi arkadafl›m›zla ilk
           lam olsun...
                                       önce esnaf›m›z› ziyaret ettik. ‹nsanlar›n merakl› bak›fllar› içerisinde dük-
                                       kânlar› teker teker gezdi¤imizde karfl›laflt›¤›m›z manzaralar insan› duy-
                                       guland›r›c› türdendi. “Kutlu Do¤um Haftas›” kutlamalar› çerçevesinde
                                       “hay›rl› ve bereketli kazançlar” dilemek temennisiyle sizleri ziyaret ediyo-
                                       ruz dedi¤imizde, o yüce nebiye olan ba¤l›l›k ve sevgiden olsa gerek ka-
                                       sadaki kasiyer, tezgâhtaki sat›fl eleman› iflini b›rak›yor, sayg› ve ihtiram-



                                                           MAYIS 2010   48   SAYI: 233
la karfl›m›zda bekliyordu. Hay›rl› ifller, bereketli kazançlar dileklerimizle
ayr›l›rken dudaklar›ndan ve lisan-› hallerinden gayri ihtiyari flu cümle dö-
külüveriyordu: “Keflke her hafta Kutlu Do¤um Haftas› olsa.”
Esnaf ziyaretinin ard›ndan ilçemizin tek hastanesi olan devlet hastane-
sine gittik. Orada karfl›laflt›¤›m›z manzara esnaf ziyaretindeki duygular›-
m›z› katl›yor, duygular›m›z gözyafllar›m›zla d›fla vuruyordu. Neden vur-
mas›n ki, kolunda tak›l› serumu, ameliyattan ç›km›fl ve daha yeni narko-
zun etkisinden kurtulmufl, a¤r›lar›ndan k›vranan hastalar›n peygamberi-
mizin kutlu do¤umunu duyar duymaz yatt›klar› yerden hemen do¤rulup
ona salatü selam getirmeleri görülmeye de¤erdi. Onlara “Bir mü’minin
sabretmesi flart›yla hastal›¤› sebebiyle nas›l sonbaharda a¤açlar›n yap-
raklar›n›n döküldü¤ü gibi günahlar›n›n döküldü¤ünü” hat›rlat›nca, a¤r›la-
r›n› ve ac›lar›n› unutuyor, yüzlerinde karamsarl›k ifadelerinin yerini sevinç
ve nefle al›yordu. Hasta ziyareti sünnetini ifa etmenin verdi¤i mutlulukla
sevinirken birden akl›ma “kufl taziyenamesi” geldi. Hani birgün sevgili
nebi ashab›yla beraber namazlar›n› eda ettikten sonra onlara flöyle de-
miflti: ”Haydi taziyeye gidiyoruz.”
Ashap flafl›rm›flt›. Ya Rasulellah kim öldü ki? Sahabeden birinin çocu¤u-
nun kuflu öldü, ona taziyeye gidiyoruz demiflti. Ya Rasulellah bize b›rak-
t›¤›n “Muhammedî Ahlak“ miras›n›n ne kadar›na sahibiz! “Nebevi ikazla-
r›n” ne kadar›n› yerine getirebiliyoruz, sorular›n› kendimize sorarak has-
taneden ayr›ld›k.
E¤er Cenab-› Hak ömür verir, emr-i hak vaki olmazsa daha çok kutlu
                  do¤umlar› idrak edece¤iz. Anmak için anlamak la-
                    z›m.
                             Ülkemizin, hatta dünyan›n dört bir yan›nda
                               7’den 70’e herkesin ifltirakiyle icra edilen
                                 anma programlar›n›n, rahmet peygam-
                                   berini daha yak›ndan tan›mam›za ve
                                     anlamam›za vesile olmas› dua ve te-
                                      mennisiyle, güllerin efendisi, gönül-
                                       lerin sultan›, âlemlerin Muham-
                                        med Mustafa’s›na binlerce salat
                                         ve selam olsun...




                    MAYIS 2010   49   SAYI: 233
   Kültür - Sanat
      Suzan Çataloluk




                                             tafl›n›n
            N
    asradri›n›n
Mu t la                                      esrar›,
tafl
    sab›r tafllar›...




                        MAYIS 2010   50   SAYI: 233
                                                                             Kültür - Sanat


                                                                 de Mardin’deyim. Hocam›z Gülbün Mesara ve ö¤-
                                                                 rencileri, bu efsunlu flehirdeyiz.
                                                                 Kim bilir kimleri tafl›d› bu tafl sokaklar ve kimleri
                                                                 a¤›rlad› alt› abbaral› bu tafl evler. Sadece seneler
          ecenin karanl›¤›nda tafl sokaklar› yavafl                de¤il, yüzy›llar geçiverdi bir nefes gibi. Ne ac›lar, ne

G         yavafl ad›mlarken tuhaf bir esrar hayal-
          den gerçe¤e geçmifl gibi hep bizimle
sanki, yan›m›zda, arkam›zda, önümüzde yürüyor.
                                                                 hüzünler, ne sevinçler yafland› ve ne sevdalar bu
                                                                 sokak üstüne kurulu mekânlarda... Kim bilir ne
                                                                 a¤›tlar yak›ld›, ne naralar at›ld›, neler f›s›ldand›. Bu
Ifl›klar›n gücü yetmiyor, gölgeler ayd›nl›¤› örtüp                süslü tafl duvarlara hangi sesler kaydedildi...
uzuyor.
                                                                 Ve... Tarih bu tafllara s›rlar›yla birlikte nakfledildi...
Kimi uzun, kimi daha k›sa abbaralar› sakin sakin
                                                                 Hayat, zaman ve mekân, bizlere verilen flu üçlü
geçerken sanki yüzy›llar ötesindeki f›s›lt›lar› duy-
                                                                 hazine ne kadar da gizemli...
mak mümkün: ‹flte gece yar›s› seccadesinde nurlu
yüzü k›r›fl k›r›fl bir nine. Dudaklar› k›p›r k›p›r duada.          Uzaklardan bak›ld›¤›nda da¤›n tepesinden baflla-
                                                                 yarak yamaca do¤ru inen bir görüntüsü var Mar-
Gencecik bir gelin tam da abbaran›n üzerindeki
                                                                 din’in. En tepede yüzy›llara meydan okumufl, nice
odada uykusunda meleklere gülümseyen bebe¤i-
                                                                 kuflatmalar eskitmifl heybetli bir kale var. Ard›ndan
nin gül yana¤›n› okfluyor.
                                                                 ovaya do¤ru da¤›n eteklerine yerleflen eski Mar-
Ve... Çok uzaklardan haber getiren bir Artuklu sü-               din. Kocaman bir ova flehrin önünde, sonsuzlu¤a
varisi at›n› yavafllatarak abbaraya yöneliyor ve bü-              heves, öylesine uzan›yor...
tün heybetiyle yan›m›zdan geçip bilinmeze do¤ru
                                                                 Kendine has mimarisi ile hemen dikkati çekiyor es-
gidiyor.
                                                                 ki flehir. E¤im dolay›s›yla evler ayn› seviyede de¤il.
Kap›lar aç›l›yor, kap›lar kapan›yor, gölgeler tarihi             Kot fark› dolay›s›yla bir evin bahçesi di¤erinin kat-
sessizce anlat›yor: Burada ne devletler hüküm sür-               lar›ndan herhangi birine veya çat›s›na denk gelebi-
dü, ne melikler, ne sultanlar emir verdi ve beyler               liyor ve konutlar manzara kapatm›yor.
yaflad›, ses verdi. Güller boyun büktü, bülbüller yu-
                                                                 Evler gerçekten çok güzel ve genellikle sar› kalker
valar›nda ne yavrular büyüttüler. Ne s›rlar yaflad›
                                                                 tafl›ndan yap›lma. Üstüne yap›ld›¤› arsan›n ve bu-
insanlar ve y›ld›zlarla koyun koyuna geçen kutlu
                                                                 lundu¤u soka¤›n durumuna göre dikdörtgen, L,
gecelerde ne flehitler ecele merhaba dedi.
                                                                 ters T fleklinde olan bu evler tek kattan dört kata
Sanki nal sesleri duyuyorum, eskilerden, çok eski-               kadar yükselebiliyor. Kapal›, yar› aç›k, aç›k mekân-
lerden göz aç›p kapamaca uçup gelen bir f›s›lt› ila-             lar›yla, merdivenli ve dört metreyi aflan yükseklikte-
hilerle hep yan›m›zda.                                           ki süslü duvarlar›yla her ev âdeta küçük bir kale gi-
                                                                 bi. Bu evlerde ev sahibinin mali gücü ölçüsünde
Ama arkadafl›m›n f›s›lt›s›yla bu hofl duygu selinden
                                                                 eyvan, revak, köflkler bulunmakta. Alt katlar genel-
ayr›lmak zorunda kal›yorum:
                                                                 likle kapal› mekân olarak kullan›l›yor ve daha çok
“Ne de¤iflik bir mimari. Üstte y›ld›zlar› seyrederken             günlük ifller yap›l›yor. Duruma göre mutfak, kiler,
altta yolun sesini dinlemek nas›ld›r acaba?”                     hizmetli odalar›, hayvan ah›r›, depo burada yer al›-
                                                                 yor. Üst katlarda yar› aç›k ve aç›k alanlar var. Bu
Mardin’in mimari yap›lar›nda bulunan bezemeleri
                                                                 alanlarda k›fll›k yiyecekler haz›rlan›yor, kurutuluyor.
konu alan sergimizin Sabanc› Kent Müzesi’ndeki
aç›l›fl› dolay›s›yla Valilikçe misafir ediliyoruz. Bir se-        Eskiden kalma kimi evlerde cumbalar ve köflk ta-
ne boyunca hocam›z ve ö¤rencileri bizler, gerçek-                bir edilen yerler var. Vak›f evi, A. Kadir Pafla Kona-
ten çok çal›flt›k. Sonunda Mardin valili¤inin sahipli-            ¤› buna misal gösterilebilir. Köflkler genellikle din-
¤inde ‹stanbul Cemal Reflit Rey sergi salonlar›nda                lenme ve sohbet etme alan› olarak kabul ediliyor.
açt›¤›m›z, minyatürler, tezhip ve hatlardan meyda-               Eyvanlar da öyle. Eskiden evin içindeki küçük su
na gelen sergimizin Valilikçe bu güzel flehre tafl›n-              havuzlar›n›n yan›nda imifl.
mas› sebebiyle Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver
                                                                 Düflünün, dört metreyi aflan süslü tafl duvarlar›n
San’at Atölyesinin –naçizane- bir çizeri olarak ben


                                             MAYIS 2010     51   SAYI: 233
çevrildi¤i iç avluda yap›lm›fl yükselti fark› olan iç içe        fiehrin gecesi ve gündüzü birbirinden farkl›. Gün-
geçmeli küçük havuz ve sebilin yan›nda kurulu,                  düz, kad›n, çoluk çocuk, ihtiyar, ahali o dar sokak-
rengârenk kilim ve hal›larla kapl› eyvanda dostlar›-            lardan, bin bir baharat›n, zeytinlerin, badem fleker-
n›zla sohbet ediyor, çay, kahve içip sözün özüne                lerinin, ceviz ve leblebilerin, f›st›klar›n, kurutulmufl
var›yorsunuz.                                                   envai çeflit yemek malzemesinin, renk renk b›tt›m
                                                                sabunlar›n›n ve etlerin sat›ld›¤› kemerli çarfl›lardan
Evlerin d›fl cephelerinde, o uzun duvarlar›nda ger-
çekten sanat de¤eri çok yüksek oymalar ve süsle-                geçerken veya kemerli, kubbeli tamirci dükkânla-
meler var. Özellikle kap›lar fevkalade hofl. Artuk-              r›ndaki ustalara sorular sorarken farkl›l›¤› ve heye-
lu’dan tutun Osmanl›’ya kadar gelen, günümüzde                  can› hissediyorsunuz.
devam eden bezemeleri çizen, tafla iflleyen o bü-                 Mardin’e has olan posta tafl›y›c›lar› kadrolu eflekler
yük ustalar›n ellerinden öpmek istedim. Allah rah-              görülmeye de¤er bir manzara. Ayn› çarfl› bafl›nda
met eylesin, hâlâ bu isimsiz ustalar›n tesirleri ile yo-        s›rt›nda sahibi sevimli beyaz eflek ile modern bir
lumuza devam etmekteyiz.                                        arac› görmek hiç de flafl›rt›c› de¤il!
Bu güzel evleri d›fl dünyaya açan kap›lara gelince:              Gece bafllarken flehir âdeta büyülü bir âleme dö-
Her evin kendine göre, içinde yaflayanlar›n haline,              nüflüyor. Ifl›klar sanki gökteki y›ld›zlarla bulufluyor,
ahvaline göre kap›lar var.                                      kale ve eski Mardin size müthifl bir hayal alemi su-
Ah bu kap›lar... Size neler söylemiyor ki... Tek ve-            nuyor.
ya çift kanatl› eski kap›lardaki geçmeler ve renk               Mardinliler çok s›cakkanl› ve misafirperver. Hangi
uyumlar› pek güzel. Darac›k tafl sokaklar›n hazine-              dükkâna girdiysek çok hofl karfl›land›k. Hemen
leri olan kap›lar›n tokmaklar›n› ve süslemelerini,              çay, kahve ikram etmek istediler. Çok farkl› bir mü-
dikdörtgen ahflap kap›lar›n hemen üstündeki yar›m                tevazilikleri var. Memleket ve devlet sevdalar› beni
daire fleklindeki kemerle muhteflem uyumlar›n›,                   hayran b›rakt›.
tafllardaki küçük renk farklar›yla ortaya ç›kan nefis
dalgalanmalar›, o uzun duvarlardaki ahengini gö-                Çarfl›da gezinip merak etti¤imiz gümüfl telkârilerin
rünce flimdiki zamandan kurtulup sanki yüzy›llar                 nas›l yap›ld›¤›n› görmek istedim. Girdi¤imiz dük-
ötesine bir anda gidiveriyorsunuz. Zaman› unutu-                kânlardan biri telkâri iflini de yap›yormufl. Merakla
yorsunuz! Kap›n›n karfl›s›ndaki duvar›n dibine otu-              küçük dükkân›n üst kat›na ç›k›p bakt›m. Yirmi yafl
rup o güzelli¤i seyretme ve resmetme arzusuna                   civar› birkaç delikanl› büyük bir sayg› ile bize telkâ-
kap›l›yorsunuz. Bu nadide kap›larda bulunan her                 rinin nas›l yap›ld›¤›n› gösterdi. ‹ncecik gümüfl ipler,
flekil ve motifin manas› var. Mesela hacca giden                 onlar›n ritmik bir flekilde e¤rilip bükülmesi, büyük
evin sahibinin kap›s›n›n üstüne neredeyse minyatür              bir dikkatle kesilmesi, eklenmesi, kaynaklanmas›...
havas›nda bir Kabe resmi konulabiliyor.                         Renk renk tafllarla süslenmesi. Her küçük motifin
                                                                birbirine ulanarak kolye, bilezik, yüzük, küpe v.s.
Kap›larla bütünleflen büyük tafl kemerlerin üzerin-
                                                                yap›lmas› gerçekten sab›r isteyen bir sanat. Ve ne
de çeflit çeflit çiçekler, soyutlanm›fl geometrik fle-
                                                                yaz›k ki ustalar bir elin parmaklar›ndan daha az.
killer ve stilize edilmifl de¤iflik hayvan motifleri,
üzüm salk›mlar›, çeflit çeflit yapraklar, zencerekler,            Mardin’in tarihi de çok ilgi çekici. Kimi tarihçilere
su yollar›, daha neler neler oyularak ifllenmifl.                 göre M.Ö. 4500’e kadar uzanan bir geçmifli var.
Yüzy›llar›n özü ve birikimi öylesine güzel bir uyum-            Sümerliler döneminde büyük bir flehir olarak kabul
la iç içe ki sadece seyrediyorsunuz. Bu estetik gü-             ediliyor. Tar›mda, madencilikte ve sulamada çok
zelli¤i ve tafl iflçili¤i ile sanat› neredeyse bütün es-          ileri kaynaklara göre. Daha sonra Akad-Sümer,
ki yap›larda görüyoruz.                                         Babil devletlerinin s›n›rlar›nda. Midiler, Asurlar, bir


                                            MAYIS 2010     52   SAYI: 233
                                                                             Kültür - Sanat


süreli¤ine Urartular, Perslerin hakimiyetinde geçen              Bunlar›n yan›nda Babü’s-Sur
yüzy›llardan sonra Bizans-Sasani kavgas›nda                      (Melik Mahmut) Camii, Abdüllatif
önemli bir kavflak noktas› oluyor.                                (Latifiye) Camii, Ulu Camii ve
                                                                 Hamam›, Reyhaniye Camii, ka-
Hz. Ömer’in ünlü komutan› ‹yaz bin Ganem’in
                                                                 l›nt› halinde bulunan Marufiye
Mardin’i fethiyle birlikte Emevi, ard›ndan da Abba-
                                                                 medresesi ve di¤er tarihi yap›-
si hakimiyetinde kalan bu devirlerde giderek öne-
                                                                 lar› gerçekten görmek flart!
mini kaybetmeye bafll›yor. Büyük Selçuklu Sultan›
Melikflah’›n tarih sahnesine ç›kmas›yla Mardin, el-               Çarfl›lar› da görülmeye de¤er,
Cezire ile birlikte Selçuklular›n hüküm alan›na giri-            yaflanmas› gerekli flenliklerle do-
yor.                                                             lu, rengârenk ve çok nefleli. ‹simler
                                                                 de pek hofl: Ulu Caminin kuzeyinde
1106 y›l›nda Türkmen Beyi olan Artuk Bey’in kü-
                                                                 bulun kapal› çarfl›lardan Bedestan Ak-
çük o¤lu Necmeddin ‹lgazi Mardin’i a¤abeyi Sök-
                                                                 koyunlu Kas›m Padiflah döneminden kal-
men Bey’den al›p bu yeri Artuklular›n baflkenti ya-
                                                                 ma. 1487-1502 y›llar›nda yap›lm›fl. Reyha-
p›yor...
                                                                 niye Camiinin bat›s›nda bulunan Revakl›
Artuklulardan sonra Akkoyunlular, Safeviler hüküm                Çarfl› revaklarla arkas›nda kurulu beflik to-
sürüyor Mardin’de. Sonra Yavuz Sultan Selim                      nozlu dükkânlardan meydana geliyor.
1517’de Osmanl›’ya kat›p Diyarbak›r‘a ba¤l› bir                  Çarfl›n›n di¤er ad› da Tellallar Çarfl›s›. Bu-
sancak merkezi haline getiriyor...                               radaki dükkânlarda neler yok ki! Daha
                                                                 do¤rusu ne ararsan›z var! Kuyumcular-
Mardin merkezde gezerken iki fley çok dikkatimi
                                                                 dan baharatlara; basmac›l›ktan flahma-
çekti: Birincisi neredeyse ad›m bafl› tarihî bir yap›y-
                                                                 ran iflleyen zanaatkara; semer yapan
la karfl›laflmam›z. Hepsi de pek zarif, çok güzel ya-
                                                                 ustalara ve tamircilere, pufliden herbi-
p›lar. Medreseler, camiler, hanlar, kervansaraylar,
                                                                 ye ve renk renk b›tt›m sabunlar›na
hamamlar, konaklar, resmî yap›lar nas›l da birbirini
                                                                 kadar... Üstelik han›mlar›n pek
tamaml›yor. Sanki bir sohbet ovas›nda oturmufl
                                                                 hofllanaca¤› yerler.
can dostlar› gibiler. Birkaç misal verelim:
                                                                 Mardin’de Süryani vatandafllar›-
Kas›miye Medresesi Mardin’in güneybat›s›nda yer
                                                                 m›z›n yaflam alanlar›nda bulunan
al›yor. Artuklu döneminde yap›m›na bafllanm›fl.
                                                                 eski yap›lar da ilgi çekici. Gezdi¤i-
Akkoyunlu hükümdar› Cihangiro¤lu Kas›m Padiflah
                                                                 miz Deyrulzafaran Manast›r›, Mor
(1457-1502) döneminde tamamlanm›fl. Külliyesi ile
                                                                 Gabriel Manast›r›, Meryemana Kilise-
birlikte Medrese Artuklu ve Akkoyunlu döneminin
                                                                 si ve di¤er yap›lar Mardin’in bütün
nadide tafl iflçili¤inin misalleri ile dopdolu ve tek
                                                                 inançlar› çok huzurlu bir flekilde için-
kelime ile muhteflem.
                                                                 de yaflatt›¤›n›n canl› misali.
Zinciriye (‹sa bey) Medresesi Artuklu Melik Nec-
                                                                 Mardin merkezde gezerken dikkatimi çe-
meddin ‹sa Bey’in nefis bir hat›ras›. 1385 y›l›ndan
                                                                 ken ikinci fleyse bütün flehirlerimizde oldu¤u
kalma. ‹ki avlulu ve iki katl›. Girifl kap›s›ndaki tafl ifl-
                                                                 gibi Mardin’de de mimari yap›lanma ve yerle-
çili¤i ile yap›lm›fl bezemeler yine tek kelime ile
                                                                 flim aç›s›ndan eski flehir ve yeni flehir ayr›m›n›n
muhteflem. Dilimli kubbelerdeki zarifli¤i görmek
                                                                 çok aç›k bir flekilde ortaya ç›kmas› oldu.
gerekiyor.
                                                                 Gece ›fl›lt›l› gerdanl›k gibi kalesini sarmalayan
fiehidiye Medresesi ve Camii’nin yap›m›na 1201
                                                                 Mardin’i görmek ve halk›n› tan›mak Türkiye’mi-
de bafllan›yor ve tam 38 y›l sonra bitiriliyor. Sultan
                                                                 zin gelece¤i aç›s›ndan bizi çok ama çok umutlu
Melik Nasruddin Artuk Arslan yapt›rd›¤› bu güzel
                                                                 ve mutlu k›ld›. ‹nflallah yuva kabul etti¤imiz bu
eserde gömülü. Medresenin portalinde bulunan,
                                                                 güzel s›n›r flehrimize daha pek çok kez bir kufl
caminin kuzey cephesinde ve minarede nakflolu-
                                                                 uçumu gider, tarihi nefes nefes içimize çeker, es-
nan tafl iflçili¤i ve bezemeler elbette tek kelime ile
                                                                 rar› çözer ve ovada açan bahar güllerini seyreder,
muhteflem!
                                                                 bülbülleri dinleriz.



                                             MAYIS 2010     53   SAYI: 233
                 Bekir O¤uzbaflaran / ERÜ Fen-Ed. Fak. Kayseri




         fiiirimizde
                    ‹stanbul
fiiir; güzelin, güzelliklerin anlat›ld›¤› bir edebi-       “‹mtisal-i câhid-i fillah oluptur niyetim
yat türü oldu¤una göre, kendisine ‹stan-
                                                          Dîn-i ‹slâm’›n mücerret gayretîdir gayretim.”
bul’dan daha iyi bir konu bulamazd›…
                                                          beyitinin de içinde bulundu¤u gazeli meflhur-
Divan edebiyat›m›zda bir flehrin güzellerini ve            dur.
güzelliklerini anlatan eserlere flehrengiz denil-
di¤ini biliyoruz. ‹stanbul gibi bir flehirler güze-        Fetih’ten önce Osmanl› atalar›m›z için K›z›l El-
li için pek çok flehrengiz yaz›ld›¤›n› söylemeye           ma Kostantiniyye idi. Onu ‹stanbul yapt›ktan
bile gerek yok.                                           sonra K›z›l Elma Viyana olmufltur.

‹stanbul üzerine yaz›lan fliirler binlerce sayfa-          Lale Devri’nin (1718–1730) flakrak bülbülü
                                                          Ahmed Nedim de en büyük ‹stanbul flairlerin-
l›k nice antolojileri dolduracak kadar çoktur.
                                                          den biridir.
‹stanbul fliirleri sadece say› bak›m›ndan de¤il,
kalite aç›s›ndan da iyi bir durumdand›r.                  “Bu flehr-i stanbul ki bî-misl ü bahâd›r
As›rlar boyunca birçok ‹slam ordusu ‹stanbul              Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâd›r.”
surlar›na dayanm›fl, fakat bu mutlu fetih, ced-            beyitiyle bafllayan kasidesi eflsizdir. Bu kasi-
dimiz Fatih Sultan Mehmet Han ve ordusuna                 dede ‹stanbul çeflitli yönleriyle ve bir büyük
nasip olmufltur. Dünya tarihinin en büyük fa-              flaire yaraflacak beyitlerle anlat›l›r.
tihlerinden biri olan Fatih Hazretleri, devrinin
bütün ilimleriyle mücehhez, birçok dil bilen,             Kanaatimce ‹stanbul flairleri aras›nda
Avnî mahlas›yla fliirler yazan bir cihangir hü-            Üsküp do¤umlu Yahya Kemâl Beyat-
kümdar, alîm ve flairdi.                                   l›’n›n çok önemli bir yeri vard›r. Büyük




                                     MAYIS 2010   54   SAYI: 233
bir fikir ve kültür adam› da olan flairin ‹s-       ‹stanbul diye onu topra¤a kondurmufl-
tanbul’un hemen her semti hakk›nda                 lar.”
yazm›fl oldu¤u fliirler zaten güzel bir
                                                   Do¤rusu, Orhan Veli Kan›k’›n “‹stanbul’u
Türk-‹slam flehri halinde olan ‹stanbul’u           Dinliyorum” adl› fliiri de en güzel ‹stanbul
daha da güzellefltirmifltir, diyebiliriz.            fliirlerinden biridir. Onun ve Sezai Kara-
“Süleymaniye’de Bayram Sabah›, Eren-               koç’un Kapal›çarfl› için yazd›klar› fliirler
köyü’nde Bahar, Kocamustafapafla,                   de güzeldir. Karakoç’un Sultanahmet
Atik Valde’den ‹nen Sokakta…” onun                 Çeflmesi de…
‹stanbul fliirlerinden sadece birkaç›d›r.
O, ‹stanbul’u milletimizin tarih içindeki          ‹stanbul, günün her saatinde, her vak-
en büyük eseri sayar, ‹stanbul hakk›n-             tinde, gece ve gündüz orada yaflayanlar
                                                   için doyumsuz manzaralar, peyzajlar, si-
daki konferans ve yaz›lar›n› da Aziz ‹s-
                                                   lüet çizdi¤i gibi, iki k›tay› birlefltiren Bo-
tanbul isimli bir nesir kitab›nda bir araya
                                                   ¤az’›yla, köprüleriyle, eflsiz Haliç’iyle,
getirmifltir.
                                                   adalar›yla, emsalsiz tabiat›yla, zengin ta-
“Sana dün bir tepeden bakt›m Aziz ‹s-              rihiyle uzaktakilerin de hayallerini, rüya-
tanbul.” Yahya Kemal’in ‹stanbul’u Aziz            lar›n› süslemektedir.
‹stanbul’dur, Türk ‹stanbul’dur, Millet
                                                   fiair olup da ‹stanbul hakk›nda fliir yaz-
olarak medeni vasf›m›z›n en büyük deli-            mamak olur mu? Ben olmaz diye düflü-
lidir. ‹stanbul vazgeçilmez bir sevgilidir,        nüyorum. Kald› ki binlerce Türk flairinin
flair için…                                         yan› s›ra onun için yüzlerce yabanc› flair
‹stanbul fliirlerinden bahsederken mer-             de fliirler yazmaktan kendilerini al›koya-
hum Üstad Necip Faz›l’›n Can›m ‹stan-              mam›fllard›r.
bul’unu anmamak olmaz. Son derece li-              Güzel ‹stanbul fliirlerinin hem ‹stanbul’u
rik de olan bu fliir, ezberlenmeye son              hem insan›m›z›n duygular›n›, hem de
derece elverifllidir. Büyük flairin tarihe,          güzel dilimizi daha da güzellefltirdi¤ine
kültüre, Türk milletine bak›fl›n› özetledi¤i        inan›yorum…
harika bir metindir. Binlerce insan›n ez-
                                                   Türk ve Müslüman ‹stanbul’u sevenlere
berinde olan ve Türkçenin en güzel fliir-
                                                   selam olsun. Geçmiflin miras›n› kültür,
lerinden biri olan Can›m ‹stanbul, flöyle
                                                   sanat, edebiyat ve mimarimizin içinde
 bafllar:
                                                   eriterek flaheserler meydana getiren sa-
   “Ruhumu eritip de kal›pta dondur-               natkârlara selam olsun. Yahya Kemal’in
    mufllar                                         dedi¤i gibi; “Ben de bir vârisin olmakla
                                                   bugün ma¤rurum.”




                            MAYIS 2010   55    SAYI: 233
Sözün Özü
berceste beyitler
   Vedat Ali Tok




                                  Latîf olsa latîfe hofltur elbet
                                 Velâkin hâriç olmaya edebden
                                               Kastamonulu Beyânî
                                         (Latife güzel olunca, edep dairesinin
                                         d›fl›nda olmay›nca güzeldir, hofltur.)




                   ‹
                            nsanlar yarat›l›fl›n›n gere¤i birbirleriyle zaman zaman flaka yapma gere¤i
                            de duyar. fiaka, hayat›n bir nevi tad› tuzudur. Fakat flakan›n mutlaka bir
                            dozu olmal›d›r. Baflkas›na maddi veya manevi bak›mlardan zarar vere-
                            cek davran›fllar flaka olamaz. Baflkas›n›n hofluna gitmeyecek söz ve ha-
                    reketler de flaka de¤ildir. Muhatab›n›n, duydu¤u zaman hofllanmayaca¤›, üzü-
                    lece¤i isimlendirmeler, lakap takmalar da flaka de¤ildir. Eskiler güzel bir ölçü
                    koymufl bunun için: Latife latif gerek. Yani yapaca¤›m›z latifeler insanda bir gü-
                    zellik duygusu uyand›rmal›, ince bir düflünce olmal› latifede.
                    Müslümanlar için bir ölçü olan Peygamber Efendimiz, “Kendine yap›lmas›n› is-
                    temedi¤in bir fleyi sen de baflkas›na yapma.” buyurmufl ve o da zaman zaman
                    latifeler yapm›flt›r. ‹flte Peygamber Efendimiz’den iki güzel latife:
                    Cennete kocakar›lar giremez
                    Bir kocakar›, Peygamberimiz’e gelip; “Ya Rasulellah! Beni, cennete koymas›
                    için Allah'a dua et!” dedi. Peygamberimiz “Ey Ümmü filan! Yüce Allah, kocaka-
                    r›y› cennete koymaz!” buyurdu. Namaz vakti girince, Peygamberimiz, namaza
                    ç›kt›. Peygamberimiz, namazdan dönünceye kadar kad›nca¤›z a¤lad› durdu.
                    Hz. Aifle, Ya Rasulellah! “Kocakar›, cennete girmez!” dedi¤in için bu kad›nca-
                    ¤›z a¤lay›p duruyor, dedi. Peygamberimiz güldü. “Haber veriniz ki: O, cennete
                    kocakar› olarak girmeyecek! Çünkü yüce Allah “Biz, cennet kad›nlar›n›, dünya-
                    daki yarat›l›fllar›na benzemeyen bir yarat›l›flta yaratt›k. Onlar›, bakireler k›ld›k.
                    Onlar, kocalar›na gönülden âfl›kt›rlar ve hepsi de birbirinin yafl›t›d›r.” (Vâk›a, 35-
                    37) buyuruyor, diye haber gönderir.

                    Gözlerdeki beyazl›k
                    Peygamber Efendimiz’in dad›l›¤›n› yapm›fl bulunan Ümmü Eymen, bir gün Pey-
                    gamber Efendimiz’e gelerek ona:
                    -Ya Rasulellah, kocam sizi ça¤›r›yor der. Bunun üzerine Peygamber Efendi-
                    miz’le dad›s› aras›nda flu konuflmalar geçer:
                    Allah Rasulü:
                    - O da kim, hani flu gözlerinde beyazl›k olan adam m›?


                                     MAYIS 2010   56   SAYI: 233
Ümmü Eymen, heyecanlan›r:                              Nüktede mutlaka incelik ol-
                                                       mal›d›r. ‹ncelik için de
- Kocam›n gözlerinde beyazl›k yok, ya Rasu-
                                                       zekâ gerekti¤i muhak-
lellah! Fahr-i kâinat efendimiz ›srar eder:
                                                       kak. Zarars›z ve zeki-
- Evet, gözlerinde beyazl›k var!                       ce yap›lan latifede
Bir anda beti benzi atm›fl olan Ümmü Eymen:             estetik vard›r, di-
                                                       ¤erleri kaba flaka-
- Vallahi yok, ya Rasulellah!” diye yeminler et-       d›r.
meye bafllar. Âlemlere rahmet, o güzel nebi,
dad›s›n›n bu nükteyi anlayamad›¤›n› fark ede-          ‹znikli Celilî, gü-
rek, onu teselli eder:                                 nahlar›n›n çoklu-
                                                       ¤unu biliyor, dola-
- Hiçbir insan yoktur ki, gözlerinde beyazl›k          y›s›yla günahlar›n
bulunmas›n!                                            karfl›l›ks›z kalmaya-
Baz› Divan flairleri fliir yoluyla latife yapm›fllar-     ca¤›n› da anlad›¤› için
d›r. Edebiyat›m›zda çokça örne¤i bulunan bu            kurtulufl yolunu delili¤e
latifelerin bir k›sm› içinde estetik güzellikler de    vurmakta buluyor. Hani
bulunan latifelerdir. Bu tür fliirlere hezl (hezel)     deliler mükellef olmaktan
deniyor. Hezellerde incitme, yerme, kötüleme           kurtuluyor ya!
amac› yoktur. Hatta baz› kendinden habersiz-           “Dopdolu harf-i cünûndur nâme-i âmâlimiz
leri kendine getirme düflüncesi vard›r.
                                                       Ey kirâmen kâtibîn mâzûr dut ahvâlimiz,” Ce-
Hâkî, Divan edebiyat›n›n nüktedan flairlerin-           lilî (‹znikli)
den biridir. Anlafl›lan bir vezire kaside yaz›yor,
fakat bunun karfl›l›¤›nda umdu¤unu alam›yor.            (Amel defterimiz bafltanbafla cinnet harfleri ile
Bunun üzerine flöyle bir beyit söylüyor:                doludur. Ey yapt›klar›m›z› yazan kâtip, bizim
                                                       halimizi hofl gör.)
“Gel beyim sen vezareti bana ver
                                                       Bir baflka flairimiz de amel defterinin olumsuz
Beni medheyle gör atâ nic’olur.” Hâkî                  anlamda kabar›k oldu¤unu bildi¤i için Al-
(Gel beyim sen vezirli¤i bana ver. Beni öv de          lah’tan kendisinin yerine amel defterinin yak›l-
ba¤›fl nas›l olurmufl gör.)                              mas›n› arzu ediyor. Güya günahlar kendinin
                                                       de¤il de günahlar›n yaz›l› bulundu¤u amel def-
Latifenin baz› insanlar› kendine getirmek için         terinin...
de bir araç olarak kullan›ld›¤›n› söylemifltik.
Mesela Divan flairlerinden biri olan Kebirî, son        “Bakma ya Râb sevâd-› defterime
derece gururlu biri oldu¤u için ça¤dafl› flairle-        Ân› yak atefle benim yerime.”
re kibrinden dolay› önem vermezmifl. Bu yüz-
den onlar da Kebirî’yi flairden saymazlar, fliir-        (Ya Rab, benim günahlarla kararm›fl bu siyah
lerine de¤er vermezlermifl. Kâtip fievkî isimli          defterime bakma. Ne olur, benim yerime onu
bir flair Kebirî hakk›nda flu k›tay› söylüyor:           atefle -cehenneme- at!)

“Kebirî fli’r-gûlar aras›nda                            Kastamonulu Beyânî, insanlar›n latifeye de ih-
                                                       tiyac›n›n oldu¤unu biliyor. Fakat latifenin ince
Hemîn ta’dâd içinde s›fra benzer                       olmas›, insanda güzellik duygusu uyand›rma-
Tezâyüd verir a’dâda egerçi                            s› gerekti¤ini söylüyor. Hele bir flart daha var
                                                       onun hiç ihmal edilmemesi gerekir ki o da
Hesâba saymaz an› ehl-i defter.”                       edep dairesinde olmal›. fiair flunu demek is-
(Kebirî, flairler aras›nda, say›lar içindeki s›f›ra     ter: Edep, hayâ duygular›n› zedeleyen sözler,
benzer. S›f›r, say›lara fazlal›k verse de muha-        f›kralar, flakalar insanlar› bir anl›k güldürse bi-
sipler onu hesaba katmaz.)                             le bunlar› konuflman›n da dinlemenin de be-
                                                       deli oldu¤unu ak›ldan ç›karmamak gerekir.



                                          MAYIS 2010   57   SAYI: 233
CAM‹LER‹M‹Z
  Cevat Akkanat                            “Bilecik... eski, yeni gazi Alp-Erenlerin,
                                           Binbir velinin burcu.
                                           Yeflil yamaçlardaki beyaz mezar tafllar›
                                           Vatan u¤runda coflan bir kan selinin burcu.
                                           Mescid, mihrâb, minâre, minber, kubbe, ince ay...
                                           Cihân› kucaklayan O¤uz kolunun burcu.
                                           Bu Besmele, bu kitap, bu flad›rvan, bu k›l›ç...
                                           Bu Fâtiha, bu ‹hlâs... Tevhid yolunun burcu”



              Kurulufl y›llar› hat›ras›:


            Bilecik’te
            Orhan Gazi
            Camii




                         MAYIS 2010   58   SAYI: 233
                                            CAM‹LER‹M‹Z

       fiair Niyazi Y›ld›r›m Gençosmano¤lu, “Bilecik”te (Destan-
       lar Burcu, s. 15-16) adl› fliirinde beldeyi destani duygularla
       anlat›r. Bilecik ve çevresiyle ilgili benzeri edebî anlat›m-
       lar› baflka flair ve yazarlar›m›zda da görürüz: Tar›k Bu¤-
       ra, Kemal Tahir, Sevinç Çokum, Yavuz Bahad›ro¤lu,
       Bekir Büyükark›n, Mustafa Necati Sepetçio¤lu, Feridun
       Faz›l Tülbentçi gibi... Onlar›n bu destans› anlat›mlar›
       bofluna de¤ildir. Zira Bilecik, bir cihan devletine beflik-
       lik yapm›fl vatan parças›d›r.
       K›sa kurulufl tarihi yahut topra¤›n ülke oluflu...
       Bilecik tarih boyunca, M›s›rl›lar, Hititliler, Frigler, Kim-
       merler, Lidyal›lar, Persler, Makedonlar, Bithynia Krall›¤›
       ve Roma ‹mparatorlu¤u dönemlerini yaflad›ktan sonra
       Ertu¤rul Gazi ile birlikte bir Türk flehri kimli¤ini almaya
       bafllam›flt›r.
       fiöyle ki, Anadolu’nun Türklere aç›lmas›n› takiben Sel-
       çuklular, kendilerine ba¤l› topluluklar› ülkenin çeflitli
       bölgelerinde iskân etmeye bafllam›flt›r. O¤uz Türkleri-
       nin sa¤ kolu olan Kay› Boyu, Alaeddin Keykubat döne-
       minde Ankara’n›n bat›s›ndaki Karacada¤ taraflar›na
       yerlefltirilmifl, bunlardan bir k›sm› daha sonra Ertu¤rul
       Bey yönetiminde bat›ya do¤ru yer de¤ifltirerek 1230’lu
       y›llarda Sö¤üt ve çevresine gelmifllerdir.
       1231 y›l›nda Bizanslara karfl› bir sefer düzenleyen Ala-
       eddin Keykubat’a Ertu¤rul Bey de ak›nc› olarak kat›l-
       m›flt›r. Alaeddin Keykubat, büyük yararl›l›klar gösteren
       Ertu¤rul Bey’e Sö¤üt ve Domaniç’i vermifl, burada
       onun yönetiminde bir uç beyli¤i kurulmufltur. Ertu¤rul
       Bey’in 1281’de ölümünden k›sa bir süre sonra Kay›la-
       r›n bafl›na Osman Bey geçmifltir. Osman Bey Bizans’a
       karfl› sürekli baflar› kazanm›flt›r. Kay›lar›n bu baflar›la-
       r›nda Ahi önderi fieyh Edebali’nin büyük rolü olmufltur.
       Osman Bey’in Bizans Tekfurlar› karfl›s›ndaki zaferlerini
       gören Selçuklu Sultan› III. Alaeddin Keykubat, Sö¤üt
       ve Eskiflehir’i içine alan sanca¤› Osman Bey’e vermifl-
       tir. Karacahisar’daki Rum kilisesini camiye çeviren Os-
       man Bey ilk kez kendi ad›na hutbe okutmufltur (1289).
       Bu olaylar Osmanl› Devleti’nin kuruluflunun ilk iflaretle-
       ri kabul edilmektedir.
       Bilecik o y›llarda henüz fethedilmemifl olup Bizansl›lara
       ait bir flehirdi. Osman Bey 1299 y›l›nda Bilecik ve Yar-
       hisar kalelerini fethetti. Bilecik, özellikle Osman Ga-
       zi’nin fethetti¤i ilk önemli kale olmas› bak›m›ndan dik-
       katleri daima üzerinde toplam›flt›r.
       fiehrin tarihinde Orhan Gazi’nin de önemli bir yeri var-
       d›r. Halka karfl› son derece merhametli, ulemaya hür-
       metli, adaletli, sakin yarat›l›fll› birisi olan Orhan Gazi,
       babas› Osman Gazi'nin 1326'da vefat› üzerine Beyli¤in
       bafl›na geçer. Onun en önemli siyasi ve askerî baflar›s›


MAYIS 2010   59   SAYI: 233
CAM‹LER‹M‹Z

Bursa'n›n al›nmas› olmufltur (1326). Bu baflar›-                  (1316) Orhan Gazi Camii (1331), Çelebi Mehmet
dan sonra devletin merkezi Bilecik'ten Bursa'ya                 Camii (1414-1420, Sö¤üt), Mihalgazi Camii (Göl-
nakledilmifltir. Onun zaman›nda ‹znik fethedilmifl                pazar›, 1416-1419), Kas›m Pafla Camii ve Külli-
(1330), Osmanl› s›n›rlar› Karadeniz ve ‹stanbul                 yesi (Bozüyük, 1525-1528), Hamidiye Camii
Bo¤az›'na do¤ru geniflletilmifltir. Bu arada Kare-                (Sö¤üt,1889), Rüstem Pafla Camii (Osmaneli,
sio¤ullar› Beyli¤i ele geçirilmifl (1345), Ankara                1516), Köprülü Mehmet Pafla Camii (Vezirhan,
fethedilmifltir (1354).                                          1655) Belenalan Köyü Camii (Osmaneli, 1850),
Fethetti¤i yerlere adli ve idari ifller için kad›lar, as-        Kara Mustafa Pafla Camii (Pazaryeri, 17. yy), Ka-
kerî ifller için subafl›lar tayin eden Orhan Gazi, ilk            s›mlar Camii (Gölpazar›, 17-18 yy?)...
Osmanl› paras›n› da bast›rm›flt›r. Orhan Gazi                    Bunlara, bugün büyük ölçüde y›k›lm›fl olan Sü-
imara çok önem vermifl, ‹znik'in fethinden he-                   leyman Pafla Camii, Emirler Camii, Karacalar
men sonra, Ayasofya Kilisesi’ni camiye çevirtmifl                Camii, Akkald›r›m Camii, Osman Gazi Camii gibi
(1331), yine ‹znik'te Hac› Özbek Camii’ni yapt›r-               yap›lar› da eklemek gerekmektedir.
m›flt›r (1333). Orhan Gazi'nin yapt›rd›¤› di¤er                  Bilecik Orhan Gazi Camii...
eserler flunlard›r: ‹znik Hac› Hamza Camii ve
                                                                Orhan Gazi Camii, bugünkü Bilecik’in 500 m.
Kümbeti, ‹znik Yeflil Camii, ‹znik Nilüfer Hatun
                                                                güneydo¤usunda Eski Bilecik diye an›lan ören
‹mareti, Bilecik Orhan Gazi Camii, Bilecik Orhan
                                                                yerindedir. Bu bölge, kayal›k bir vadi durumun-
Gazi ‹mareti, Gebze Orhan Gazi Camii, Bursa
                                                                dad›r. Orhan Gazi Camii, vadinin kuzeybat› k›s-
Orhan Gazi Camii. Bilime ve e¤itime de büyük
                                                                m›ndaki tepeye, dik bir uçurumun kenar›na infla
önem veren Orhan Gazi, Bursa Medresesini de
                                                                edilmifl olup, uçurumun ön k›sm›nda kal›n ve
yapt›rm›flt›r.
                                                                sa¤lam bir duvar üzerine oturtulmufltur. Ayn›
Bilecik’te camiler...                                           bölgede, caminin tam karfl› yamac›na düflecek
Bilecik ve çevresi, ‹slam’la ilk müflerref olufl gün-             flekilde infla edilmifl ikinci bir tarihî yap› bulun-
lerinden itibaren dinî kurumlar›na kavuflmaya                    maktad›r ki, bu Orhan Gazi ‹mareti’dir.
bafllam›flt›r. Bu kurulufl y›llar›ndan bafllayarak                  Edebali Türbesi’ne de hayli yak›n olan Orhan
bölgeyi bir ‹slam yurdu k›lan ve yörede hâlâ tari-              Gazi Camii’nin inflas›yla ilgili olarak tarihî kaynak-
hin izlerini tafl›yan camileri flöyle s›ralayabiliriz:            larda farkl› ifadelere rastlan›r. Sözgelimi, bir k›s-
Ertu¤rul Gazi Mescidi (Sögüt, 1276 öncesi), Ba-                 m›nda Murad Hüdavendigâr devrine ait oldu¤u
laban Camii (Sö¤üt, 1300), fierif Pafla Camii                     kaydedilir. Baz› kaynaklarda ise 1392 y›l›nda Y›l-
                                                                d›r›m Beyaz›d taraf›ndan dedesi Orhan Gazi ad›-
                                                                na yapt›r›ld›¤› bildirilir. Oysa bu yap›n›n 14. yüzy›-
                                                                l›n ilk yar›s›nda, hatta 1331 y›l›nda bizzat Orhan
                                                                Bey taraf›ndan yapt›r›ld›¤› tespit edilmifltir.
                                                                Kubbeye geçifl: Abidevî kurulufl...
                                                                Bilecik Orhan Gazi Camii, yap›m özellikleri ile sa-
                                                                nat tarihi aç›s›ndan hayli önemli bir yap›d›r. Çün-
                                                                kü o döneme kadar gerek Büyük Selçuklularda
                                                                gerekse Anadolu Selçuklular›’nda bu türden
                                                                kubbeli bir yap› görülmemifltir. Orhan Gazi Ca-
                                                                mii ise, Osmanl› tarihinin kubbeli ilk dinî mimari
                                                                örne¤i kabul edilir. Bunun yan› s›ra yap›, Kurulufl
                                                                Devri Osmanl› mimarisinin bütün özelliklerini
                                                                yans›t›r niteliktedir. Döneminin gelece¤e dönük
                                                                bir yap›s› olarak ayn› zamanda, yükselme ve du-
                                                                raklama devirlerinin geliflmifl klasik mimari üslu-
                                                                buna öncü konumdad›r. Di¤er bir ifade ile Orhan
                                                                Gazi Camii, Osmanl› mimarisinin abidevi camile-
                                                                rine geçifli simgeler.


                                            MAYIS 2010     60   SAYI: 233
                                                                                            CAM‹LER‹M‹Z


Yap›, plan› ve d›fl görünüflüyle oldukça sadedir.
Kareye yak›n dikdörtgen planl› olan cami,
17,35x16,50 metre ebatlar›ndad›r. Yap›n›n kaba
tafltan yap›lm›fl çok kal›n duvarlar› bulunmakta-
d›r. Caminin yekpare görünümlü bu duvarlar›,
ana kubbeyi ayakta tutan ask› kemerleri ile dört
bir yandan 2,40 m. derinli¤inde ve 8,50 m. ge-
niflli¤inde birer eyvan gibi oyularak daha genifl
bir iç mekân elde edilmifl, böylece, duvarlar›n kit-
lesel görüntüsü de hafifletilmifltir.
Bu ifllem ayn› zamanda, erken dönem Osmanl›
mimarl›¤›nda tek kubbeli merkezî mekân›n ge-                  edilmifltir. Bunlardan ilki, 1813’te II. Mahmud
niflletilmesi yolunda at›lan ilk ad›md›r. Böylece,             döneminde gerçekleflmifltir. Bu onar›mla ilgili ta-
dört eyvanl› Osmanl› erken dönem cami plan fle-                rih kitabesi camiin kuzey duvar›n›n sa¤ taraf›nda
mas› oluflmufltur. Ayn› do¤rultudaki ikinci ad›m›               yer almaktad›r.
ise, k›sa bir süre sonra ‹znik’te infla edilecek olan          Orhan Gazi Camii Sultan II. Abdülhamid zama-
Yeflil Cami oluflturmufltur.                                     n›nda (1889), esasl› bir tamir görmüfl, bu arada
Orhan Gazi Camiinin kal›n köfle duvarlar› üstüne               muhtemelen caminin mevcut çifte minareleri bu
oturtulan sivri kemerlenin tafl›d›¤› kubbeye geçifl             tarihte ilâve edilmifl ve yap› günümüzdeki fleklini
basit üçgen yüzeylerle sa¤lanmaktad›r. Caminin                alm›flt›r. 1973 y›l›nda da tamirattan geçirilmifl ve
9,50 m çap›ndaki bas›k kubbesi sekizgen biçim-                restore edilmifl olan Orhan Gazi Camii, son y›llar-
li dar bir kasnak üzerinde bulunmaktad›r. Kub-                da yeni bir bak›m ve onar›ma tabi tutulmufltur.
benin üzeri sonradan kurflunla kaplanm›flt›r. Bu                Sözün sonu...
yüzden Orhan Gazi Camii yörede Kurflunlu Ca-                   Sevinç Çokum “A¤ustos Bafla¤›” adl› roman›nda
mii olarak da bilinir.                                        Milli Mücadele y›llar›n› anlat›r. Fakat bu anlat›m
Dikkat çekici di¤er unsurlar›...                              s›ras›nda s›k s›k Osmanl› Devletinin kurulufl dö-
Bilecik Orhan Gazi Camii’nin yar› silindirik kesitli          nemine ait baz› unsurlara da at›flar yapar. Ro-
mihrab›n›n sade bir görünümü vard›r. Bu mihra-                manda esas olarak Milli Mücadele’nin Sö¤üt
b›n önünde yüksekçe bir seki yer almaktad›r.                  Cephesi anlat›lmaktad›r. Yazar bu mekân› özel-
Caminin ilginç ayr›nt›lar tafl›yan unsurlar›ndan bi-           likle seçmifltir. Amac› Milli Mücadele ile Osmanl›
risi de minareleridir. fiöyle ki, Orhan Gazi Cami-             Devletinin kuruluflu aras›nda ba¤ kurmakt›r. Eski
i’nin minaresi olarak bugün üç ayr› parçadan söz              ça¤larla yeni dönemler aras›nda istenirse her za-
etmemiz gerekmektedir. Bunlardan ilki yap›n›n                 man bir ba¤ kurulabilir. Bu ba¤ kimi zaman bir
orijinal minaresi olup, al›fl›lagelmiflin d›fl›nda, ca-          olay benzerli¤i ile kurulurken, kimi zaman da ta-
minin 30 m. ilerisinde, kuzeyindeki bir kayan›n               rihî kifliliklerin ruh akrabal›¤› ile gerçeklefltirilir.
meydana getirdi¤i platformun üzerindedir. Bu                  “A¤ustos Bafla¤›”nda eski ça¤lardan yeni dö-
minarenin kal›n, çokgen biçimli alçak gövdesinin              nemlere transfer edilen pek çok de¤er vard›r. Er-
üstünde alt k›sm› testere difli fleklinde stalaktitli           tu¤rul Gazi, Osman Gazi, Orhan Gazi, fieyh
flerefe yer almaktad›r.                                        Edebali ve onlarla birlikte an›lan mekânlar...
                                                              fieyh Edebali Türbesi, Ertu¤rul Gazi Türbesi,
Di¤er iki minare ise, sonradan yap›ya eklenmifl
                                                              evet, elbette Orhan Gazi Camii...
olup, ön cephenin iki yan›ndad›r. Yüksek kürsü-
lü, silindirik gövdeli, tek flerefeli, sivri külahl› bu        ‹tibarî bir âlem olan romana renk katan bu me-
tafl minareler üslup bak›m›ndan yap›n›n mimari-                kânlar, gerçek hayat›m›za nas›l yans›r? Can ve-
sine uymamaktad›r. 1882 tarihli foto¤raflarda                 rerek...
görülmeyen bu minareler, yap›yla uyum sa¤la-                  Kurulufl y›llar›n›n bir hat›ras› olarak Orhan Gazi
mayan ahflap son cemaat yeriyle birlikte daha                  Camii, Bilecik’ten bütün bir kâinata can vermeye
sonra infla edilmifl olmal›d›r.                                 devam ediyor...
Bilecik Orhan Gazi Camii, farkl› tarihlerde tamir


                                          MAYIS 2010     61   SAYI: 233
              portre      Doç. Dr. Adem Apak
                          Uluda¤ Üniv. ‹lahiyat Fak.




    Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Bizans Kral›na gönderdi¤i davet elçisi


   Dihye b. Halîfe el-Kelbî (r.a.)
    Dihye (r.a.) Bedir gazvesinden hemen sonra Müslüman olmak düflüncesiyle Al-
    lah Rasulü (s.a.s.)’nün huzuruna geldi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ona olan iltifat›n›
    göstermek için s›rt›ndaki h›rkas›n› ç›kar›p üzerine oturmas› için uzatt›. Dihye
    (r.a.) de h›rkay› al›p öptü bafl›n›n üzerine koydu. Sonra da kelime-i flehadet ge-
    tirerek Müslüman oldu¤unu aç›klad›. Dihye (r.a.) bu andan itibaren Hz. Pey-
    gamber (s.a.s.) ile birlikte bütün önemli faaliyetlerde bulunmufl, ayr›ca bir seriy-
    yenin de kumandanl›¤›na getirilmifltir.



Aslen Güney Arabistan kaynakl› olup daha sonra               gamber (s.a.s.)’in davet elçisi olarak görevlendiril-
fiam bölgesini yurt edinen Kelb kabilesine mensup             mifl olmas›d›r. Allah Rasulü (s.a.s.) Hudeybiye Bar›fl
bulunan, bu sebeple Kelbî nisbesiyle meflhur olan             Antlaflmas›’n›n imzalanmas›ndan sonra Arap Yar›-
Dihye b. Halîfe (r.a.)’nin hicretten önceki hayat› hak-      madas›’nda bulunan kabilelere ve komflu devletlere
k›nda kaynaklar›m›zda yeterli bilgi bulunmamakta-            ‹slam’a davet mektuplar› göndermeye karar verdi.
d›r. Bununla beraber onun genç yaflta Medine’de               Dihye b. Halîfe el-Kelbî (r.a.) de bu faaliyet çerçeve-
Müslümanlar aras›na dahil oldu¤u anlafl›lmaktad›r.            sinde Bizans ‹mparatoru Herakleios’a gitmekle gö-
Dihye b. Halîfe (r.a.) ‹slam’a girmeden önce de Allah        revlendirildi. Bu görev hicretin 7. y›l› Muharrem’inde
Rasulü (s.a.s.)’ne muhabbet duyar, yan›na her geli-          (May›s 628) gerçeklefltirilmifltir. Dihye (r.a.)'nin as›l
flinde ona hediye takdim ederdi. Fakat Hz. Peygam-            görevi, mektubu Herakleios'a ulaflt›rmak üzere Bi-
ber (s.a.s.) de her defas›nda “E¤er benim gerçekten          zans'›n Busra valisine teslim etmekti. Ancak bu s›ra-
memnun olmam› istiyorsan, ‹slam’a gir ve ateflten             da imparatorun Filistin'de bulunmas› sebebiyle biz-
kurtul.” diyerek onu ‹slam’a davet ederdi. Nihayet           zat onun huzuruna ç›kma imkân› buldu. Siyer kay-
Dihye (r.a.) Bedir gazvesinden hemen sonra Müslü-            naklar›nda Dihye (r.a.)'nin Herakleios'la görüfltü¤ü
man olmak düflüncesiyle Allah Rasulü (s.a.s.)’nün             esnada ticaret için Gazze'de bulunan Ebu Süfyan'›n
huzuruna geldi. Hz. Peygamber (s.a.s.) ona olan il-          da imparatorun iste¤i ile buluflmada haz›r bulundu-
tifat›n› göstermek için s›rt›ndaki h›rkas›n› ç›kar›p üze-    ¤u zikredilir. Muhammed Hamîdullah'›n tespitine
rine oturmas› için uzatt›. Dihye (r.a.) de h›rkay› al›p      göre Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Herakleios'a gön-
öptü bafl›n›n üzerine koydu. Sonra da kelime-i fle-            derdi¤i mektubun asl› günümüze kadar gelmifl bu-
hadet getirerek Müslüman oldu¤unu aç›klad›. Dihye            lunmaktad›r. Mektupta flu hususlara yer verilmifltir:
(r.a.) bu andan itibaren Hz. Peygamber (s.a.s.) ile          “Esirgeyen ve ba¤›fllayan Allah’›n ad›yla! Allah’›n ku-
birlikte bütün önemli faaliyetlerde bulunmufl, ayr›ca         lu ve elçisi Muhammed’den, Rumlar›n kral› Herakli-
bir seriyyenin de kumandanl›¤›na getirilmifltir.              os’a: Allah’›n selam›, hakikat yolunu izleyen kimse-
Dihye b. Halîfe (r.a.)’nin ‹slam tarihinde ad›n›n duyul-     nin üzerine olsun! Seni tam bir ‹slam daveti ile dine
mas›na sebep olan en önemli hadise ise Hz. Pey-              ça¤›r›yorum: ‹slam’a tabi olursan esenlik içinde olur-


                                               MAYIS 2010   62   SAYI: 233
                                                                                   portre

sun ve Allah sana iki kat ecir ve sevap verir. Ama          gelece¤ini haber verip müjdeledi¤i ümmî peygam-
bundan kaç›nacak olursan, köylülerinin (hükmün al-          bere iman etmeye davet ediyorum. fiayet sen bu
t›ndaki tebean›n) günahlar› da senin üzerine olacak-        hususta bir fley biliyor ve dünya ve ahiret saadetini
t›r. “Ve (siz) “Ey kendilerine Kitap gönderilenler! Si-     elde etmek istiyorsan onlar› hat›rla. Aksi takdirde
zinle bizim aram›zda müflterek olan bir söze geliniz:        ahiret saadetin elinden gider. Dünyada da flirk ve in-
Allah’tan baflkas›na kulluk etmeyelim; O’na hiçbir           kâr karanl›¤› içinde kal›rs›n. fiunu da iyi bil ki, Rab-
fleyi ortak koflmayal›m ve aram›zdan hiç kimse ç›k›p          bin olan Allah zalim ve diktatörleri helak edici ve ni-
da Allah’tan baflkas›n› tap›nacak Rab edinmesin.”            metleri de de¤ifltiricidir."
E¤er tüm bunlardan sonra onlar yine yüz çevirirler-         Herakleios Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hak peygam-
se, iflte o zaman “Siz flahit olun ki kuflkusuz biz            ber oldu¤una inan›yordu. Fakat saltanat›n›n elinden
Müslüman›z (Allah’a teslim olup inananlardan›z) de-         ç›kaca¤›ndan korktu¤u için bir türlü iman›n› aç›kla-
yiniz.”                                                     yam›yordu. Bunu flu sözleriyle ifade etti: "Allah senin
Kral mektupta yaz›lanlar› dinledikten sonra o s›rada        iyili¤ini versin. Seni rahmetine erdirsin. Ben iyi biliyo-
ticaret amac›yla bölgede bulunan Ebu Süfyan'› hu-           rum ki, senin yan›ndan geldi¤in kimse Allah taraf›n-
zuruna ça¤›rtt›. Ona Peygamberimiz (s.a.s.) hakk›n-         dan gönderilmifl bir peygamberdir. Zaten biz onun
da birçok sual sordu. Ebu Süfyan o s›rada Müslü-            gelmesini bekleyip duruyorduk. Kitaplar›m›zda onun
man de¤ildi. Fakat hükümdar›n bütün sorular›n›              ismini ve vas›flar›n› yaz›l› bulmufltuk. Fakat ben ha-
do¤ru olarak cevapland›rd›: “O, yaln›z bir Allah’a          yat›m hakk›nda Rumlardan endifle ediyorum. E¤er
ibadet etmeyi, O’na hiçbir fleyi ortak koflmamay›             halk›mdan emin olsayd›m, her türlü güçlü¤e katla-
emrediyor, atalar›m›z›n tapt›¤› putlara tapmaktan bi-       narak ona tabi olur hizmet ederdim. Sen flimdi en
zi men ediyor. Namaz k›lmay›, do¤ru olmay›, fakirle-        iyisi Baflpatrik Da¤at›r'a git. O Hristiyan âlimlerinin
re yard›m etmeyi, haramlardan sak›nmay›, ahde ve-           büyüklerindendir. Onu da Îslâmiyete davet et."
fay›, emanete h›yanet etmemeyi, akrabay› ziyaret et-        Peygamberimiz (s.a.s.) esas›nda Baflpatrik Da¤a-
meyi emrediyor.”                                            t›r'a da bir mektup yazm›flt›. Kral›n da tavsiyesi üze-
Ebu Süfyan bu konuda daha sonra flu itirafta bulun-          rine Dihye (r.a.) vakit geçirmeden onun yan›na gitti.
mufltur: "Vallahi Muhammed hakk›nda bana soru-               ‹slam Peygamberi (s.a.s.)’nin davet mektubunu tak-
lanlar hususunda söyleyece¤im yalan› arkadafllar›-           dim etti. Allah Rasulü (s.a.s.) mektubunda onu ‹sla-
m›n orada burada anlatmalar›ndan korkmasayd›m,              miyete ça¤›r›yor ve flöyle diyordu: "‹man edenlere
muhakkak yalan söylerdim."                                  selam olsun. fiüphe yok ki, Meryem o¤lu ‹sa, Al-
Herakleios, Peygamberimiz (s.a.s.) hakk›ndaki sual-         lah'›n Meryem'e ilka eyledi¤i pak ve temiz kelimesi-
lerine ald›¤› her cevaptan sonra, "Zaten peygam-            dir. Ben Allah'a, Allah taraf›ndan bize indirilenlere,
berler böyledir." diyordu. Mektup gönderen zat›n            ‹brahim'e, ‹smail'e, ‹shak'a, Yakub'a bunlar›n torun-
son peygamber oldu¤una kesin olarak inanm›flt›.              lar›na indirilenlere, Musa ve ‹sa'ya verilenlere ve bü-
                                                            tün peygamberlere Rableri kat›ndan verilenlere ina-
Dihyetü’l-Kelbî (r.a.) Herakleios’un sözlerinden kal-
                                                            n›r›m. Biz onlardan hiçbirini di¤erinden ayr› tutmay›z.
binin ‹slamiyete iyice ›s›nd›¤›n› görünce ümitlendi.
                                                            Hepsinin peygamber oldu¤una inan›r›z. Biz Allah'›n
Onu tekrar Müslüman olmaya davet etti. "Beni sana
                                                            emirlerine boyun e¤en Müslümanlar›z. Selam do¤ru
gönderen zat senden hay›rl›d›r. Sen benim sözlerimi
                                                            yola tabi olanlara olsun."
alçak gönüllülükle dinle. Verilen ö¤üdü kabul et. Bu-
nu yaparsan ö¤üdü anlars›n. Ö¤üt kabul etmezsen             Büyük bir alim olan Da¤at›r elinde bulunan kitapla-
insafl› olmazs›n." Sonra da, "Mesih ‹sa namaz k›lar         r›ndan son peygamberin ç›kaca¤›n› ö¤renmifl, vas›f-
m›yd›?" diye sordu. Hükümdar, "Evet" dedi, Dihye            lar›n› okumufltu. Mektubu okur okumaz, "Allah'a ye-
"Öyle ise ben seni, Mesih'in kendisi için namaz k›l-        min ederim ki, senin efendin Allah'›n gönderdi¤i
m›fl oldu¤u Allah'a imana davet ediyorum. Ben seni           peygamberdir. Biz onun ismini ve vas›flar›n› biliyor-
daha Mesih annesinden do¤madan önce gökleri ve              duk." dedi ve hiçbir tereddüt göstermeden iman et-
yeri yarat›p idare etmekte olan Allah'a davet ediyo-        ti.
rum. Ben seni, Musa'n›n, ondan sonra da ‹sa'n›n             Baflpatrik Da¤at›r bu görüflmeden sonra evine ka-


                                          MAYIS 2010   63   SAYI: 233
              portre

pand› ve hiç d›flar› ç›kmaz oldu. Dihye (r.a.) de onu          da flöyle buyurdu: "O bir müddet daha saltanatta
yaln›z b›rakm›yor, s›k s›k ziyaretine gidiyordu. Bafl-         kalacakt›r. Mektubum yanlar›nda bulundukça onla-
patrik o pazar, kilisedeki âyine ifltirak etmedi. Bu           r›n saltanat› devam edecektir." Saltanat›n›n devam
arada halk baflpatriklerindeki bu de¤ifliklikten ha-            etmesinin bu mektuba ba¤l› oldu¤unu hükümdar da
berdar olmufltu. K›zg›n ve ba¤naz Rumlar onun evi-             anlam›fl, Rasulüllah (s.a.s.)’›n mektubunu atlas bir
nin etraf›n› çevirdiler, hiddetle ba¤›rarak patriklerinin     ipe¤e sar›p alt›ndan bir borunun içine koyup sakla-
kendilerine hitap etmesini istediler. Ama art›k Da¤a-         m›flt›. Bu mektubun saklanmas›n› kendinden sonra
t›r onlar›n din adam› de¤il, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in        gelenlere de vasiyet etmiflti. Gerçekten de öyle ol-
bir ümmeti olmufltu ve onun yak›n dostlar›ndan Dih-            du. Mektup kayboldu¤unda bu hanedan saltanat›
yetü'l-Kelbî (r.a.) ile belki de son konuflmalar›n› ve
                                                              kaybetti.
görüflmelerini yapmaktayd›. Da¤at›r bu arada Ra-
sul-i Ekrem (s.a.s.)’e hitaben bir mektup yazd› ve            Dihye b. Halîfe (r.a.)'nin baflkanl›k etti¤i davet heyeti,
Dihye’ye teslim etti ard›nda da "Bu mektubu al,               dönüfl yolunda soyulmufl, ancak bölgede yaflayan
efendimize git ve ona selam›m› söyle. Allah'tan bafl-          Müslümanlar Dihye'nin yard›m›na koflarak eflyalar›n›
ka ilah olmad›¤›na ve Muhammed'in Allah'›n pey-               geri alm›fllard›. Medine'ye dönüflte durum Hz. Pey-
gamberi oldu¤una flehadet etti¤imi kendisine haber             gamber (s.a.s.)'e anlat›l›nca, Allah Rasulü (s.a.s.) el-
ver. Ben ona iman ettim, onu tasdik ettim ve ona ta-          çisine sald›ranlar› cezaland›rmak amac›yla Zeyd b.
bi oldum. Fakat gördü¤ün gibi, bu adamlar bunu in-            Harise (r.a.) kumandas›nda Cüzâml›lar'a karfl› bir
kâr ediyorlar. Bu gördüklerini de aynen efendimize            askerî birlik sevkedildi.
anlat."                                                       Siyer kaynaklar›nda vahyin gelifl flekillerinden bah-
Da¤at›r, Dihye (r.a.)'yi gönderdikten sonra, üstünde          sedilirken vahiy mele¤i Cebrail (a.s.)'in Dihye (r.a.)
beyaz elbiseleri ve elinde asas› ile halk›n huzuruna          suretine girerek Hz. Peygamber'e (s.a.s.) vahiy ge-
ç›kt›. En küçük bir pervas› yoktu. Belki öldürülece¤i-        tirdi¤i ve ashaptan birço¤unun onu Dihye (r.a.) zan-
ni, flehit olaca¤›n› biliyordu. Ama art›k ehemmiyeti           netti¤i hususu zikredilir. Nitekim bir gün Cebrail
yoktu. Çünkü ahir zaman peygamberine ümmet ol-                aleyhisselam, Dihye (r.a.) sûretinde Mescid-i Ne-
mufltu. Halka flöyle hitap etti:                                bi’ye, Rasulüllah (s.a.s.) efendimizin yan›na geldi.
"Ey Rum cemaati! Bize Ahmed Peygamberden bir                  Bu s›rada daha çocuk yaflta olan Hz. Hasan (r.a.) ile
mektup geldi. Bizi Allah'a imana davet ediyor. Ben            Hz. Hüseyin (r.a.) de mescidde oynuyorlard›. Ceb-
flehadet ederim ki Allah'tan baflka ilah yoktur. Ah-            rail aleyhisselam› Dihye (r.a.) zannedip, hemen ona
med de onun kulu ve Rasulüdür." dedi. Halk duy-               do¤ru kofltular ve ceplerine ellerini sokup, bir fleyler
duklar›ndan öfkelenerek hep birlikte onun üzerine             aramaya bafllad›lar. Rasulüllah (s.a.s.) buyurdu ki:
sald›rd›lar ve feci bir flekilde katlettiler. Bundan son-
                                                              “Ey kardeflim Cebrail! Sen benim bu torunlar›m›
ra Dihye (r.a.) tekrar hükümdar›n yan›na gitti. Duru-
                                                              edepsiz zannetme! Onlar seni Dihye sand›lar. Dihye
mu haber verdi. Hükümdar, "Ben sana hayat›m›z
                                                              ne zaman gelse hediye getirirdi. Bunlar da hediyele-
hakk›nda onlardan korkar›z dememifl miydim? Ye-
                                                              rini al›rlard›. Bunlar› öyle al›flt›rd›.”
min ederim ki, Da¤at›r onlar›n yan›nda benden daha
sayg› de¤er biriydi" dedi. Sonra da birçok hediye             Müslümanl›¤›ndan önce oldu¤u gibi Dihye (r.a.)'nin
vererek Dihye (r.a.)'yi geri gönderdi.                        Hz. Peygamber (s.a.s.)'den sonraki hayat› hakk›nda
Dihyetü’l-Kelbî (r.a.) Medine'ye dönerken Cüzâm               kesin bilgi yoktur. Ancak kaynaklarda onun Suriye
kabilesinin yurdundan geçerken Hismâ mevkiinde                seferlerine kat›ld›¤›, bu s›rada Yermük Savafl›'nda
çapulcular›n sald›r›s›na u¤rad›. Sald›rganlar yan›nda         kumandan olarak görev yapt›¤›, Suriye'nin fethin-
bulunan her fleyi ald›lar. Dihye (r.a.) Medine'ye elleri       den sonra fiam'›n Mizze semtine yerleflti¤i ve orada
bofl bir flekilde girdi. Hemen Rasulüllah (s.a.s.)’›n           vefat etti¤i rivayet edilir. Kaynaklarda ölüm tarihi de
huzuruna ç›kt›. Olup bitenleri bafl›ndan sonuna ka-            verilmemifl, sadece Muaviye devrine kadar yaflad›¤›
dar nakletti. Rum hükümdar›n›n mektubunu takdim               belirtilmifltir. Bundan hareketle onun 50 (670) y›l› do-
etti. Peygamberimiz (s.a.s.) mektubu okudu. Sonra             laylar›nda fiam’da vefat etti¤i ileri sürülür.


                                            MAYIS 2010   64   SAYI: 233

								
To top