Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma Koşulları ve Rapor
Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında
DİSK / Limter-İş (Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İşçileri) Sendikası TMMOB-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü 22 Ocak 2008 İstanbul Tabip Odası
TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU
TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor Anahtar Kelimeler: Tuzla (İstanbul), Tersane, Gemi İnşa Sanayi, İş Kazaları, Taşeronluk, Kentsel Dönüşüm Birinci Baskı: 1500 adet, Şubat 2008 Yayımlayan: TMMOB adına TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreterya: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası Barbaros Bulvarı Beşiktaş 34349 İstanbul Tel: (0212) 227 69 10- 127 Faks: (0212) 236 85 28 E-Posta: ikkistanbul@ikkistanbul.org Web: www.ikkistanbul.org ISBN 978-9944-89-469-2
Kapak Fotoğrafı: Limter-İş Arşivi’den: 7 Eylül 2007’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik Tuzla Tersaneler Bölgesi’ni ziyaret ediyor.
Bu kitabın yayın hakkı TMMOB’a aittir. Kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar dışında yayımcının yazılı izni olmadan hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Eser İçindeki Fotoğraflar: İlhan Beyoğlu, Ekrem Erbiz, Ayşen Gürbüz, Deniz Karateke, Alaattin Timur ve Sevtap Yenigün’ün II. Uluslarası İşçi Filmleri Festivali (2007) çerçevesinde yaptıkları atölye çalışmasından. Yayıma Hazırlayan: Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Baskı: Çizgi Basım Yayın Ltd. Şti. 0212.251 83 13, Galip Dede Cad. 77 Beyoğlu 34420 İstanbul
DİSK / Limter-İş (Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İşçileri) Sendikası TMMOB-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu İstanbul Tabip Odası İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü 22 Ocak 2008
Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma Koşulları ve Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU
İçindekiler
Teşekkür 7 9
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
.................................................................................................. ..................................
1. AMAÇ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11 3. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ’NE (İSİG) NASIL BAKIYORUZ? 4. GİRİŞ
...................
2. YÖNTEM . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 14
................................................................................................
17 23
5. TUZLA TERSANELER BÖLGESİNDEKİ ÇALIŞMA İLİŞKİLERİNİ ANLAMAK . . . . . 27 5.1. Gemi inşa faaliyetinin %95'i neden ve ne zamandan beri Tuzla'dadır? . . . . . . . . . 27 5.2. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sistemi nasıl işlemektedir? . . . . . . . . . . 29 5.3. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sisteminin tarihçesi ve oluşma şartları nelerdir? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 31 5.4. Tuzla Tersaneler Bölgesi göründüğünden büyüktür: Fason atölyeler ve yan sanayii . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 37 5.5. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki taşeronluk sistemi neden 4857 sayılı İş Kanunu’na aykırıdır? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 37 5.6. Taşeronluk sistemi neden ölümlü iş kazalarına davetiye çıkarmaktadır? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 50 5.7. İstihdam istatistiklerindeki çelişkiler taşeronluk sisteminin getirdiği kayıt dışılığın kanıtı mıdır? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 52 6. İŞ KAZALARINA DAVETİYE ÇIKARAN ORTAM . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 59 6.1. ‘Yükselen’ bir sektör: Artan iş ritmi ve daralan çalışma mekânı 6.2. Tuzla’da gerçekleştirilen Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’ne uygun olmayan çalışma saatleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 66 6.3. Sosyal güvence yerine güvene ve insafa dayalı çalışma ilişkileri . . . . . . . . . . . . . . . . .68 6.4. İşyeri hekimi: Olması gereken ve olanlar 6.5. Hastanelerin durumu, sevkler ve Özel GİSBİR Prefabrik Sağlık Merkezi
............................................. ...... ..................
5.8. Dünya deniz araçları üretimi sektöründe Türkiye’nin ve diğer ülkelerin payları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 55 59
70 74
6.6. Koruyucu Kişisel Donanım: Keyfi ve standart olmayan uygulamalar . . . . . . . . . . . . 80
5
6.7. İş Güvenliğinden Sorumlu Mühendis ya da Teknik Eleman: Olması gereken ve olanlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 85 6.8. İşyeri dışından iş kazasına davetiye çıkaran etmenler: Barınma ve geçim sıkıntısı, göç ve artan rekabet . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 90 6.9. İş kazası geçiren işçiler veya yakınları için yasal haklar pratikte nasıl işliyor? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 93 6.10. Tersanelerdeki parçalı sigortalılık pratiği ve bu pratiğin hukuksal zemini . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 96 6.11. Sendikal örgütlenme ve önündeki engeller 6.12. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş Teftişleri’ndeki kapsam ve yaptırım eksiklikleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 100 … İş kazasından geriye kalanlar... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 103 … Önce iş mi, insan mı?... 7. SONUÇ VE ÖZET … Tuzla nereye?: Hızla yeni tersaneler açılırken çalışma hayatındaki bu sorunlar da taşınacak mı?... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 105
............................................................................... ............................................................. ...........................................
98
104 113
8. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONUSUNDA KOMİSYON’UN ÖNERİ VE TALEPLERİ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 116 Ek I:
Gemi İnşa Sanayi büyüyor - Ölümlü İş Kazaları artıyor . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .113
9. EKLER . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 120 Ek II: 2006 Nisan itibariyle gemi inşa ve onarım sanayindeki işletmelerin dökümü . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 120 En son DPT raporuna göre Tersanelerin sayıca artması ve mekâna yayılımı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 123
Ek III: Zorunlu İş Güvenliği Elemanları, Kurulları ve Tedbirleri konusundaki mevzuat . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 127 Ek IV: Devlet Planlama Teşkilatı’nın aktüel gemi inşa sanayi GZFT analizi . . . . . . . . 130 Ek V: Ek VI: Limter-İş tarafından derlenen tersanelerde yaşanmış ölümlü iş kazaları listesi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 133 Ana Kalem Maliyetler içinde işçilik maliyetleri
...................................
131
6
Teşekkür
Bu rapor, eksiği ve fazlasıyla pek çok anlamda istisnai bir kolektif çalışmanın ürünüdür. İlk amacı, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde seri ölümlü iş kazalarını önleyecek tedbirlerin alınması için kamuoyu oluşturmak olan bu mesleklerarası komisyon, kazaların ilk elden mağduru olan işçilerin perspektifinden iş kazalarının içinde oluştuğu çalışma ilişkilerini irdeleyerek yola çıkıyor.
Bu raporun ve raporu tamamlayan Tuzla: Nereye? adlı filmin hazırlanması aşamasında pek çok dostça destek aldık. Öncelikle raporun ilk aşamasını oluşturan mülakatları veren Tuzla Tersaneler Bölgesi işçileri ve işçi yakınlarına, mühendislere, işyeri hekimlerine ve avukatlara teşekkür etmek isteriz. Tuzla’daki çalışma ilişkileri ile ilgili soru ve sorunlar, ancak onlarla yaptığımız uzun görüşmelerle bizim için elle tutulur hale geldi.
Raporu tamamlayan Tuzla: Nereye? adlı film için daha önce tersanelerde yaptıkları çekim malzemelerini bizimle paylaşan, yeni çekim ve röportajlar gerçekleştiren, kurgu aşamasında destek veren ve bilfiil montajı ile uğraşan tüm dostlara çok teşekkür ederiz. Teknik imkanlarını bize açan ve “Tuzla’ya böylelikle dahil olan” İstanbul Bilgi Üniversitesi A34 Birimi ve Televizyon Gazeteciliği Bölümü mensuplarına ayrıca içten bir teşekkürü borç biliriz. Acil teknik konularda desteğini esirgemeyen BEKSAV’a (Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı) da ayrıca teşekkür ederiz.
Bu raporun kaleme alındığı dönemde, İlhan Beyoğlu, Ekrem Erbiz, Ayşen Gürbüz, Deniz Karateke, Alaattin Timur ve Sevtap Yenigün, II. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali çerçevesinde gösterilecek Tersaneler Bölgesi’nin konu olan bir sergi çalışması yapmaktalarmış. Fotoğrafları görünce, raporda bazen sayfalarca kelamla ifade etmeye çalıştıklarımızı bir karede buluverdiğimizi gördük. Bu arkadaşlara fotoğraflarını raporda kullanmamıza izin verdikleri için teşekkür ederiz. Rapor ve filmin 16 Aralık 2007’deki ilk kamuoyuna sunumu için bize Bostancı’daki merkezini açan Birleşik Metal-İş Sendikası’na, sunuma gelip raporun içeriği hakkında değerli eleştirilerde bulunan ve deneyimlerini bizimle paylaşan tüm katılımcılara, “fikri takip” ilkesi ile Tuzla’dan gelen haberlere kulak kabartmaya ve
7
Burada, raporun redaksiyon ve basım aşamasında teknik destek veren tüm dostları da anmak isteriz.
bunlara gazete ve radyolarında yer vermeye devam eden basın mensuplarına da içten teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz.
Güncel, bütünlüklü, üretim sürecindeki deneyimleri öne çıkaran ve müdahil bilgilerin üretilmesi ve yayılması çabamız, tüm bu arkadaşların destekleriyle yeniden anlam kazanmıştır.
8
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
2007 yılının Ağustos ayından itibaren Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde seksen günde ardı ardına sekiz işçinin yaşamını kaybetmesi, yıllarca pek çok çabaya rağmen görünmez kalan iş kazalarını kamuoyunun gündemine getirdi. Tersanelerde neler olduğu ve neden kazaların bu kadar arttığı sorulmaya başlandı. Sorulara verilen ilk yanıtlar ise, işçilerin “bilgisizliğinden veya eğitimsizliğinden”, taşeronluk sisteminin sözde “doğal” sonuçlarına kadar varan açıklamalardı. O döneme dek gemi inşa sektörü hakkındaki raporlar, politikacıların söylemleri ve bu konudaki gazete yazılarının çoğu, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ölümlü iş kazalarının nedenini açıklamak yerine, tersanelerin ne kadar modern ve başarılı olduğu üzerine kurulu idi. O halde iş kazalarının artışının ve bu derece görünür hale gelmesinin nedeni bu iki perspektifin ayrı ayrı bize yansıttıklarından farklı olmalıydı. Üstelik bu süreçte sadece deneyimsiz işçilerin değil, tekniker ve mühendislerin (ölümlü olmasa bile) de iş kazası geçirmesi konuyla ilgili bir çalışma yapma ihtiyacını ortaya çıkardı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ekim 2007 tarihli Tuzla Tersaneleri İş Teftiş Raporu’nda şöyle belirtilmektedir:
Ağustos-Eylül ayındaki üst üste ölümlerin acısı ile yukarıda ifade edilen tarzda bir oluşumu yaratmak için DİSK’e bağlı Limter-İş (Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İşçileri) Sendikası, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, TMMOB İKK (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İstanbul İl Koordinasyon Kurulu), İstanbul Tabip Odası, İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü, İstanbul Barosu ve GİSBİR (Gemi İnşa Sanayicileri Birliği)’ne 24 Eylül 2007 tarihinde bir katılım çağrısı yollamıştır. TMMOB-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü ve İstanbul Barosu bu çağrıya olumlu yanıt vermiş ve komisyon konuyla ilgili sosyal bilimcilerin de katılımıyla 3 Ekim 2007 tarihinde faaliyetlerine başlamıştır. Öncelikle bir rapor yazarak Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde özellikle iş kazalarının oluştuğu süreçteki çalışma ve üretim ilişkileri, iş ortamı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği uygulamaları ile hukuki süreçlerin görünür hale gelmesine çalışılmıştır. Böylece iş kazalarının nedenleri ve iş kazasına davetiye çıkaran ortam incelenerek, bir takım sonuçlar ve talepler çıkarılabilmiştir. Yukarıda adı geçen ilk üç kurum ve konuyla ilgili sosyal bilimciler, 16 Aralık 2007 tarihinde
9
"İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin etkin bir şekilde alınması ve geliştirilmesi sadece teftiş hizmetleriyle sağlanamaz. Bu nedenle işveren, işçi ve ilgili tüm tarafların, iş sağlığı ve güvenliği konusuna öncelik vererek, önleyici yaklaşımı esas alan, çalışanların katılımını hedefleyen bir çizgide yükümlülüklerini yerine getirmeli."
kamuoyuna sunulan raporun çalışmalarına katılmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu komisyon oluşumuna katılımın beklendiğine dair daveti aldığını ve İş Teftiş Kurulu Başkanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü ve İstanbul Bölge Müdürlüğü’nü bu konuda bilgilendirdiğini Limter-İş Sendikasına 3 Ekim 2007 tarihli resmi bir yazı ile iletmiştir. GİSBİR’den bu tarihe kadar doğrudan bir cevap alınamamıştır.
Komisyon,16 Aralık 2007 tarihinde Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Bostancı’daki merkezinde, Tuzla’daki iş sürecine katılan taraflardan işçilerin, işyeri hekimlerinin, mühendislerin ve iş kazası / meslek hastalığı davalarına bakan avukatların tanıklıklarına dayanan ve şimdiye kadar sunulmuş raporların değerlendirilmesini de içeren raporun ilk versiyonunu kamuoyu ile paylaşmıştır. Bugün ise raporun basılı formu kamuoyu ile paylaşılırken, bu çalışmadan doğan, ne yazık ki tersanelerin rutini haline gelen iş kazalarını önleyecek öneri ve talepler, TBMM, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Tuzla Tersaneler Bölgesi işçileri, gemi inşa sektöründeki işveren temsilcileri, meslek odaları, basın, üniversiteler ve konuyla ilgili diğer tüm ulusal ve uluslararası kurumlara iletilmektedir.
10
1. AMAÇ
2007 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde oniki günde ardı ardına beş; 2007 başından 2008’in ilk günlerine kadar yine yalnızca Tuzla’da on iki işçi olmak üzere toplam 13 tersane işçisi çalışmak için gittikleri işyerlerinde ölümlü iş kazalarında hayatını kaybetti. Özellikle ardı ardına ölümlerin yaşandığı Ağustos ayından itibaren medyada Tuzla tersanelerinde neler olduğu ve neden kazaların bu kadar arttığı sorulmaya başlandı. Bu süreçte özellikle taşeronluk sistemi ile çalışma ilişkilerini örgütleyen pek çok sektörde ve işyerinde kazalar devam etti: Eylül’den bu yana sadece Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde dört işçi daha hayatını kaybetti. Sorulara verilen ilk yanıtlar ise, işçilerin “bilgisizliğinden veya eğitimsizliğinden”, taşeronluk sisteminin sözde “doğal” sonuçlarına kadar varan açıklamalardı. Gerek teftiş raporları, gerek politikacıların söylemleri, gerekse basındaki çoğu “sektör haberi”, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ölümlü iş kazalarının nedenini açıklamak yerine tersanelerin ne kadar modern ve başarılı olduğu üzerine kurulu idi. O halde iş kazalarının artışının ve bu derece görünür hale gelmesinin nedeni bize yansıtıldığı gibi olmamalıydı. Üstelik bu süreçte sadece deneyimsiz işçilerin değil, tekniker ve mühendislerin (ölümlü olmasa bile) de iş kazası geçirmesi, konuyla ilgili bir çalışma yapma ihtiyacını ortaya çıkardı. Bu ihtiyaçla, önce bir raporla Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde özellikle iş kazaları sürecindeki çalışma ve üretim ilişkileri, iş ortamı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği uygulamaları ile hukuki süreçlerin görünür hale gelmesine bir katkı sunmaya karar verdik. Böylece iş kazalarının nedenlerini ve iş kazasına davetiye çıkaran ortamı biraz olsun inceleyerek, bir takım sonuçlar ve talepler çıkarabilecektik. İşte bu düşüncelerle raporu hazırlarken, daha önceden Türkiye'de ve Türkiye dışında çeşitli kurum ve kuruluşların hazırladığı sektör ve teftiş raporlarını ve araştırmaları ayrıntılı olarak inceledik. Bu çalışmaların değerli bilgileri ve istatistikî verilerini kullanarak sektörle ilgili güncel bilgiler elde ettik. Raporlardaki bilgilerin çoğu zaman birbirleri ile çelişik olması da yol gösterici oldu. Özellikle İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği'ne dair raporları önemli ölçüde dayandıkları mantıksal ve teorik tutarsızlıklar açısından değerlendirdik. Raporların hepsinin var olan durumu ya can kaybına neden olan “kusurları” sadece istatistikî verilere dönüştürerek doğallaşmaya meylettiklerini(1) ya da üretim zincirinin sadece son halkaları ile yani
(1)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2007 senesi içerisinde kamuoyuna açıkladığı iki İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş raporu bu teknisist bakışa örnek teşkil etmektedir. Nisan 2007 tarihli rapora, http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf adresinden, Ekim 2007 tarihli rapora ise http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf adresinden ulaşılabilir.
11
Bu iki yaklaşım, katılmadığımız şöyle bir çıkarıma da yol açıyordu: Ülkemizdeki deniz araçları inşa ve onarım sanayi, ne kadar modern olursa olsun, “doğası” gereği tehlikeli işlerin yapıldığı bir sektördür. Yarattığı istihdam kapasitesi, katma değer ve ihracat rakamı bu kayıpları önemsizleştirebilir. Bu son derece modern olan yükselen sanayimizde eğer böyle sorunlar yaratılıyorsa, bu sektörün büyük firmalarının değil, tüm maliyet ve riskleri -hatta suçları- yükledikleri küçük firmaların varlığı nedeniyledir. Dünyadaki talep dalgalanmaları karşısında sektörün “esneklik ihtiyacını” karşılayan bu taşeron firmaların varlığı kaçınılmaz ve dolayısıyla ölümler, meslek hastalıkları ve yaralanmalar da kaçınılmazdır. Bu raporda tüm bu yol gösterici çalışmaların eksik bıraktığı deneyim alanını yansıtmaya çabaladık. Özellikle, genel kabul görmüş olsa da “işçilerin cahilliği” ve “taşeronların kazalara sebebiyet verdiği” çıkarımını neden savunmadığımızı ifade ederken, asıl olarak iş kazalarının önlenebilir olduğunu tezini temellendirme çabası ön plana çıktı.
taşeronlar ile sınırlı tuttuklarını(2) gördük.
Bu deneyimler sadece iş kazası ya da meslek hastalığından mağdur olmuş işçilerin kendileri, aileleri ve yakınları ile yapılan mülakatlar (yarı yapılandırılmış yapılan derinlemesine mülakatlar) şeklinde değil, aynı zamanda bir iş kazası sürecinin tüm diğer özneleri ile yapılan görüşmeleri de kapsayacak şekilde geniş tutuldu. Tersanelerde çalışan işçiler, mühendisler, hekimler ve iş kazası / meslek hastalığı davalarına bakan avukatların deneyimlerinden süzülen bilgilerin temel sorunlara işaret ettiğini düşünüyoruz. Dünyadaki ve Türkiye'deki sektörel yapı, gelişmeler ve mekânsal düzenlemelere dair bilgilerimizi, bu deneyimlerden bize mülakatlar vesilesiyle ulaşanlardan yola çıkarak yapılandırdık. Sonuç olarak elinizdeki rapor, iş kazalarının nedenlerini, olması gerekenler üzerinden değil, yaşanan deneyimlerden yola çıkarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bunu yaparken de ölçeği sadece Tuzla Tersaneler Bölgesi ile sınırlamak bütünsel olma çabamıza uygun değildi. Tuzla Tersanelerindeki şartları tek başına ele almayı yanlış buluyoruz. Gerekçelerimiz şunlardır:
(2)
Ayrıca raporda temel tezimizi, yani sektördeki büyümeye tekabül eden iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemleri alınmadan işi hızlandıran modern üretim sistemlerinin kazaya neden olduğunu yine mülakatlardan aldığımız bilgilere ve sektör hakkındaki istatistikî verilere dayanarak oluşturduk ve savunmaya çalıştık.
12 Kasım 2007 tarihinde, beş CHP milletvekilinin işçilerin çalışma koşullarını yerinde tetkik ettikten sonra hazırladıkları rapor da, tüm önemli tespitlerinin yanı sıra, önlenebilir seri iş kazalarının oluştuğu üretim zincirinin son halkalarına, yani taşeronluk sistemine bütünsel bir bakış geliştirememektedir.
12
İkincisi, 2004’ten sonra artan tersane kurma faaliyetlerinin, mevcut “esnek taşeron kullanımı” ve “iş güvenliği masraflarından kaçınma” temelinde şekillenmemesi için herhangi bir tedbir alınmadığı ve yaptırım uygulanmadığı için, Türkiye Gemi İnşa Sanayi’nde ölümlü ve ağır iş kazalarının gelecekte artacağını öngörmek zor değildir. Rapordaki bilgileri, sadece Tuzla Tersaneler Bölgesi ve çevresi değil, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde kurulmuş ve kurulacak olan tersaneler ve mevcut yan sanayindeki çalışma ilişkilerini irdelemek ve etkilemek üzere bir temel oluşturması için de sunuyoruz. Raporu hazırlarken yaptığımız söyleşilerde çok açık olarak tersanelerde kazaların ve meslek hastalıklarının önlenmesinin mümkün olduğu ve iş sürecinin her aşamasında vicdani ve kurumsal olmayan bir güvene değil, devlet güvencesine dayalı çalışma ilişkisi talebi konunun muhatapları tarafından öne çıkarılmıştır. Dolayısıyla bu raporla, tersane işçilerinin, teknikerlerin, mühendislerin, hekimlerin ve avukatların taleplerini de yansıtmayı amaçlıyoruz.
Birincisi, sektörü Tuzla Tersaneler Bölgesi ve tersanelere iş yapan -Orhanlı'dan Ümraniye'ye, Küçükyalı’dan Gebze'ye kadar uzanan geniş bir coğrafi yaygınlığa sahip- çevresindeki (hinterlandındaki) atölyelerle birlikte düşünmek gerekir. Tersanede yapılan bir montaj üretimidir ve monte edilen parçaların yaklaşık %57’si(3) tersanelerin çevresindeki fason atölyelerde ve yan sanayide yapılmaktadır. Bu durumda tersanede raporda irdelenen şartlarda çalışan bir işçi, benzer şartlarda altı işçi istihdamını fason ve yan sanayide yaratmaktadır.
(3)
DPT, IX. Kalkınma Planı(2007-2013), Gemi İnşa Sektörü İhtisas Raporu, 2006, http://plan9.dpt. gov.tr/oik36_1_gemiinsa/361gemiinsa.pdf den okunabilir, s.39. DPT raporunda yan sanayinin yerli katkı kullanımı ile eşlenmesi, araştırmalarımıza dayanarak doğru değildir. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki yan sanayi ve fason işletmeler yabancı girdi de işlemekte (en önemli örneği ithal sac) ve bu yabancı girdiyle de ürettiği ara malı tersanelere satmaktadır. Bu açıdan “yabancı girdi” kavramının, yalnızca tersane sahibinin doğrudan ithal ettiği girdilerle sınırlandırılması doğru bir sınıflandırma değildir.
13
2. YÖNTEM
Raporu yazarken izlediğimiz yöntem, amacımızı da destekleyecek şekilde “tanıklıklar” diyebileceğimiz deneyim aktarımını merkeze yerleştiren ve etrafını teorik yapı analizi ile ören bir soyutlama düzeyini gerekli kıldı. Çoğu zaman tanıkların -sorunun asıl sahiplerinin- kurduğu cümlelerden yola çıkarak kavramları ve yapısal argümanları gözden geçirdik ve bu tanıklıkları anlamlandıracak şekilde organize ettik.
İşçilerin seçilmesinde hukuki süreç, mağduriyetin nedeni ve sonucuna göre çizilen bir örneklem sisteminden yararlanıldı ve üçlü sınıflandırmaya göre işçiler ve yakınları seçildi. Buna göre, sınıflandırmalardan ilki hukuki sürece, ikincisi iş kazasının sebebine ve üçüncüsü sonucuna dayanıyordu. Hukuki sürecinin başlangıcında, hukuki süreci tamamlanmış, hukuki süreci hiç başlamamış üç tanıkla görüşüldü. Aynı zamanda iki adet güncel “Tersanelerde İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Projesi Genel Değerlendirme Raporu” (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB 2007[Nisan]) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, (ÇSGB 2007[Ekim]) ve 2006 yılı ile 2007 yılının Eylül ayına kadar olan zaman aralığını kapsayan iş kazası istatistikleri temel alınarak bir sınıflandırma yapıldı.
Tablo 1: 2006 Dönemine Ait İş kazası Bilgileri
İş kazaları ve meslek hastalıklarının dört meslek grubundan tanıkları olduğu fikrinden yola çıkarak, konuyla ilgili işçi ve işçi aileleri, iş kazası / meslek hastalığı davalarına bakan avukatlar, hekimler ve mühendislerin deneyimlerini ele aldık. İşçi ve işçi ailelerinin tanıklığı sosyal bilimciler, hekimlerin deneyimleri İstanbul Tabip Odası’nın üyeleri olan hekimler, avukatların deneyimleri DİSK / Limter-İş’in avukatları, mühendislerin deneyimleri de Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İstanbul İl Koordinasyon Kurulu'ndan mühendisler aracılığıyla edinildi.
Kaynak: ÇSGB 2007[Nisan], http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf, s.13.
14
Tablo 2: Aralık 2006-Eylül 2007 Dönemine Ait İş kazası Bilgileri
Kaynak: ÇSGB 2007[Ekim], http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf, s.8.
Bu istatistikteki iş kazası nedenlerinden yüksekten düşme, elektrik çarpması, cisim çarpması veya düşmesi, patlama ve daha uzun sürede etkileri gözüktüğü için bu istatistikte yer almayan dumandan zehirlenme konularında bir sınıflandırmaya ulaşmış olduk. Elektrik çarpmasından ölen bir işçinin iki yakınıyla, patlamada ölen bir işçinin bir yakınıyla, cisim çarpmasından ölen bir işçinin üç yakınıyla, yüksekten düşmeden ölen bir işçinin bir yakınıyla, çapak kaçması ve ardı sıra gelen yanlış tıbbi müdahalelerle gözünü kaybeden bir işçi ile duman zehirlenmesinden dolayı akciğerinin birini kaybetmiş bir işçi ile, çapak, yanık ve çeşitli ufak kazalar geçirmiş beş işçi ile görüştük. Görüştüğümüz işçiler hem hafif kaza geçirmiş hem de kaza sonucu ölen işçinin yakını olabildiği için görüşmelerimizi sınırlı tutabildik. Son olarak iş kazası ve meslek hastalığının sonuçlarına göre tasnif yaparak, ölüm (4 işçi), uzuv kaybı (1 işçi), meslek hastalığı (1 işçi), hafif yaralanma (4 işçi) sınıflandırmasına göre İşçi Tanıklıkları seçtik.
Üç tasnifli sistemde boşluk kalmayacak şekilde toplam sekiz oturum yaparak bu bölümün tanıklıklarını tamamladık. Mülakat yaptığımız işçilerin ismini tanıklıkların daha rahat verilebilmesi için rapor içine almadık. Aynı şekilde firma adlarını da başharflerine indirerek alıntıladık. Bu bilgiler mülakatların orijinal kayıtlarıyla raporu hazırlayanlarda arşivlenmiştir.
15
Tablo 3: İşçi Tanıklıkları Örneklemi
Diğerleri: H., Ç., A. (Kalıcı ve hasara yol açmayan yanık ve yaralanma)
Hekimlerin tanıklıkları, 13 Kasım 2007 tarihinde Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde çalışan 3 işyeri hekimi ile yapılan toplu mülakat akabinde, İstanbul Tabip Odası İşyeri Hekimliği Komisyonu tarafından derlenerek komisyonun izniyle alınmış ve kullanılmıştır.
Avukatların tanıklıkları, DİSK/Limter-İş Sendikasının avukatlarının ortak çalışmasıyla derlenmiştir.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde daha önce çalışmış olan, şu anda bir Gözetim kuruluşunda çalışan, halen gemi yapımında çalışan ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Malzemeleri temin eden 5 gemi mühendisi, 2 makine ve 2 çevre mühendisi olmak üzere toplam dokuz mühendisle görüşülmüştür.
16
3. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ’NE (İSİG) NASIL BAKIYORUZ?
Sağlıklı olma hali, yaygınca kullanıldığı gibi sadece hasta olmama hali değil, kişinin bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasını ifade eder. Bu anlamda, tüm yasa ve sözleşmelerin ötesinde sağlıklı bir yaşam tüm insanlar açısından temel bir haktır. Bu hak ilk kez İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde vurgulanmıştır. Ülkemizde de ilk olarak 1961 Anayasası ile yer almıştır.
Fotoğraf: Alaattin Timur Hangarda, parçalar üzerinde taşlama çalışması yapılıyor. Bu son taşlamanın ardından parçalar hangardan çıkarılarak montaj için taşınır.
Bugün eriştiği aşamada işçi sağlığı anlayışı çağdaş sağlık anlayışının tipik bir uygulama alanını oluşturmaktadır. İşçilerin ve tüm çalışanların sağlığının korunması ve geliştirilmesi, toplumun sağlığına yönelik çalışmalar içinde önemli ve vazgeçilmez bir yer tutmaktadır. Bunda işçilerin nüfusun içinde geniş yer kaplamalarının ve tarihi olarak toplumun örgütlü bir kesimi olmalarının etkisi büyüktür. Nitekim işçi sağlığı uygulamalarının başarısı da, işçilerin bu örgütlü güçlerini kullanabilmeleri ile yakından ilgilidir. İşçilerin ve sendikaların sahiplenmediği uygulamalar, yeterli etkiyi yapamamakta ve uzun süre ayakta kalamamaktadır.
17
İnsan haklarına ve bunun vazgeçilemez koşulu olan sağlıklı yaşam hakkına saygı göstermenin temelinde, öncelikle politika düzeyinde işçi sağlığına önem ve öncelik vermek yatar. Bu hem çalışanların nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluşturmaları nedeniyle böyledir, hem de sağlıklı bir yaşam, sağlıklı üretim koşullarına sahip olmaktan geçmektedir. Sağlıklı bir toplum yaratmanın ön koşulu, üretim sürecinin çalışanlar açısından sağlıklı ve güvenilir kılınmasından geçmektedir. Önce üretim biriminden başlamak gerekir. Konunun dikkatten kaçırılmaması gereken bir yönü de, hem genel sağlık ve hem de işçi sağlığı sorunlarının, içerisinde yaşanılan toplumun sosyo-ekonomik boyutundan kopuk ele alınamayacağı gerçeğidir. İçinde yaşanılan toplumun toplumsal ilişkileri, kültürel öğeleri ve yaşama koşullarını göz önüne almadan tutarlı bir sağlık politikası geliştirilemez.
İşçilerin daha sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ve çevre yaratma mücadelesi de, yüzyıllardır süren sınıf mücadelelerinin bir parçası olarak süregeldi. Mücadelenin gelişimine ve elde edilen kazanımlara paralel olarak işçiler, bu alanda da daha iyi çalışma koşulları elde ettiler. Sürdürülen bu mücadeleler sonucunda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanında, kavramların ve hizmet anlayışının olgunlaşması ve belirli ilkelerin ortaya konması mümkün olabildi. Gelinen noktada, işçi sağlığı sorunlarını ele alırken, aşağıdaki ilke ve yaklaşımları temel almak gerekir. * * * * * Temel görev, koruyucu sağlık hizmetleridir. İş ile onun sağlık yönü birbirinden ayrılmaz. Öncelikle üzerinde durulması gereken insandır. Üretim ikinci plandadır. İşçi sağlığı, her işte çalışanların sağlığı ile ilgilidir. İşçi sağlığı, yalnızca iş kazalarıyla meslek hastalıklarının matematiksel toplamı değildir. İşçi sağlığı konusunda, sürekli olarak savunma halinde olunmamalı, yalnızca işçinin sağlığının savunulması değil, geliştirilmesi de amaçlanmalıdır. İş kazalarıyla meslek hastalıkları önlenebilir nitelikte olgulardır. Dolayısıyla varlıkları, gerekli önlemlerin alınmadığının göstergesidir. Yaşama ve çalışma koşulları birbirinden ayrılmaz. Çalışılan ve çalışılmayan (işsizlik, grev vb.) dönemler birbirinden ayrılamaz. İşçi ve ailesinin sağlığı arasında doğrudan bağlantılar vardır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği birbirinden ayrılamaz. İşçi sağlığı, birçok bilim dalını ilgilendiren (multi-disipliner) bir konudur. İşçi sağlığı ve iş güvenliği bir ekip hizmetidir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili mevzuatın odak noktasında, işyeri hekimi vardır. İş hukuku mevzuatı bir bütündür.
18
*
*
* * * * * * * *
* Hukuka saygı bir bütündür.
* Konunun ekonomik boyutu da hekimleri yakından ilgilendirir.
* Bireysel çabalarla ve tek bir işyerinde “cennet yaratma” düşü ile bir yere varılamaz. Çünkü ülke ölçeğinden ve bir ölçüde de dünya ölçeğinden soyutlanarak kalıcı sonuçlar alınamaz. * Bilim ve teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler, işçi sağlığı alanındaki bilgilerin de sürekli olarak yenilenmesini getirmekte, dolayısıyla sürekli eğitimi zorunlu kılmaktadır. * İşçilerin sağlığını korumak ve geliştirmek, temelde bir işveren yükümlülüğüdür. * İşçi sağlığı hizmetlerinde kurumlar arası işbirliği zorunludur. * İşçi sağlığı hizmetlerinin başarısı, bundan yarar sağlayanların sahiplenmesi ile doğru orantılıdır.
* İşçi sağlığında araştırma, istatistik ve tarama çalışmaları çok önemli yer tutar.
Görüldüğü gibi, yukarıda sıralanan ilke ve yaklaşımlar, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda tarihten süzülerek gelmiş ve olgunlaşmış olgulardır. Bu ilke ve yaklaşımların reddedildiği, reddedilmese bile pratikte hayata geçirilmediği bir ülkede ve toplumda, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda çağdaş bir yaklaşım olduğundan söz edilemez. İşçilerin sağlığını koruyabilmelerinin ve tam bir iyilik haline kavuşabilmelerinin yolu da, öncelikle ülkemizde iş kazaları konusunda hâkim olan anlayışın terk edilmesi ile mümkündür.
İş kazaları ele alınırken, öncelikle iş kazaları konusunda doğru bir yaklaşıma sahip olmak gerekir. İş kazasının oluşumu yalnızca işyeri koşulları ile sınırlandırılmamalı, tüm yaşamın bir yansıması olarak ele alınmalıdır. İş kazası, kazaya uğrayan kişinin sosyal, psikolojik ve ekonomik özellikleri dikkate alınarak incelenmelidir. Aile yaşamının, insan ilişkilerinin, geleneklerin iş kazalarını etkilediği unutulmamalıdır. İş kazasının, gerekli yasal düzenlemeler yapıldığında ve gerekli tedbirler alındığında önlenebilir bir olgu olduğu hatırdan çıkartılmamalıdır. Bir iş kazasının meydana gelmesinde insan faktörü, makine-malzeme faktörü ve sosyal-teknik çevre faktörü gibi temel olarak üç unsur rol oynar. Bununla birlikte, iş kazalarının meydana gelmesinde, en büyük etkenin işveren tarafından işçiye sunulan güvenliksiz çalışma şartlarıdır. Rapora zemin teşkil eden araştırmalarımızdan da işyerinin güvenliğinin işveren tarafından sağlanmaması iş kazalarının öncelikli nedeni olarak ortaya çıkmaktadır. Günümüzde teknolojinin ve bilimin bu denli gelişkin olmasına karşın kapitalizm, “gereksinim için değil, kâr için üretim” ilkesini sonuna kadar dayatarak, başta işçilerin olmak üzere tüm insanların sağlığını ve geleceğini her gün tehlikeye atmaktadır. Sorunun kaynağı da emeğin sömürüsüne dayalı kapitalist üretim ilişkilerinin kendisidir.
19
Çalışanların ve bütün toplumun sağlıklı bir düzeye ulaştırılması mümkündür. Bunun yolu ise, çalışanların kendi üretim süreçlerine yabancılaşmamalarından, neyi, ne kadar ve nasıl üreteceklerinin hem bilgisine sahip olmalarından hem de söz ve karar hakkının kendilerinde olmasından geçmektedir. Kısacası, üretenlerin aynı zamanda yönetenler olmasından geçmektedir.
İşverenler, işçilerin daha sağlıklı ve güvenilir çalışma koşullarına sahip olması için yapılacak harcamaları maliyeti yükseltici olarak görmekte ve külfet kabul etmektedirler. Azami kâr mantığına sahip işverenler mümkün olduğunca bu “külfetten” kurtulmaya, yaşanılan sorunları görmezlikten gelmeye çalışmaktadır. Ülkemizde sadece resmi rakamlar temel alındığında bile iki buçuk milyona ulaşan işsizler ordusunun varlığı da, işverenlerin elinde önemli bir koz niteliğindedir. Oysa temel alınması gereken, sermayedarın daha fazla üretim ve azami kâr dürtüsü değil, “önce insan” anlayışı olmalıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde bu anlayış, “Hiçbir ekonomik zorunluluk, insan sağlığına zarar verecek bir işlemin nedeni olamaz” şeklinde dile getirilmektedir.
İşçilerin üretim sürecinde söz hakkına sahip olabilmeleri ve önlemler konusunda alınacak kararlara bir taraf olarak etkide bulunabilmeleri, ancak işçilerin yeterli bilinç ve örgütlülük düzeyine sahip olmaları ile sağlanır. Belki bunun yöntemi doğrudan karar mekanizmaları içerisinde yer alınması şeklinde olmayabilir, ama yeterli bilinç ve örgütlülüğün sağlanması durumunda, işçilerin direnci ile karşılaşabileceğini bilen sermayedar, karar alırken bu durumu dikkate almak zorunda kalacaktır. Sorunların ortadan kaldırılmasında mevzuat her ne kadar işvereni ve devleti yükümlü tutsa da, en önemli görev yine, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından olumsuz koşullarda çalışan ve bu koşulların sonuçlarını doğrudan yaşayan işçilerle, onların çıkar ve mesleki örgütü olan sendikalara düşmektedir.
İşçi sağlığı ve İş Güvenliği alanındaki sorunların çözümlenmesi doğrultusunda genel bir perspektif oluşturmak, geçici çözümler için değil kalıcı çözümler için çaba harcamak gerekir. Tam bir iyilik halinin gerçekleştirilebilmesi için, üretim sürecinde sağlanacak sağlıklı ve güvenilir çalışma koşulları, üretim sürecinin dışındaki maddi yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle tamamlanmalıdır. Üretim süreci dışındaki maddi yaşam koşulları iyileştirilmeden, çalışanların kendilerinin ve ailelerinin beslenme, barınma, eğitim, sosyal-kültürel vb. temel ihtiyaçları giderilmeden sağlıklı bir yaşamdan söz etmek mümkün değildir. Sendikaların bu alandaki en önemli görevi, üyelerini konuya duyarlı kılmaya ve bilinçlenmelerini sağlamaya çalışmaktır. Gerçekleştirilen eğitim çalışmalarında ve sendikal yayınlarda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusuna özel bir önem verilmelidir. Her türlü araç ve yöntem kullanılarak işçilerde kendi sağlıkları ve yaşamları konusunda daha duyarlı olma ve kendi haklarına sahip çıkma bilinci geliştirilmeli20
dir. Bu konuda sendikalar, konunun uzmanı Meslek Odaları ve üniversitelerin ilgili birimleriyle işbirliğine gitmelidir. Raporu kaleme alan komisyon oluşumu işte bu çabanın bir ürünüdür.
Ayrıca sendikalarımızın kendi bünyelerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği komisyonları oluşturulmalıdır. Bu birimlerde olanaklar elveriyorsa uzman iş güvenliği mühendisleri de çalıştırılmalıdır.
Sendikalar, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda alternatif ve somut politikalar üretmeli ve kamuoyunu bu politikalar doğrultusunda yönlendirmeye, önerdiği politikaların hayat bulması için kamuoyun baskısı oluşturmaya çalışmalıdırlar. İşyerlerinde öncelikle işyeri İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kurulları olmak üzere, ilgili mevzuatın uygulanması noktasında ısrarlı olunması gerekmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerinin geçerliliği, toplu iş sözleşmesine ek bir madde ile eklenmeli, işveren yükümlülüklerini yerine getirmesi için yönlendirilmelidir. Çalışanların çalışma koşullarını kendi öz örgütleri aracılığıyla kendilerinin belirleyemedikleri, üretimin amacının gereksinimleri karşılamak değil de, kâr etmek olduğu bir kapitalist sistemde, işçilerin gerçek anlamda sağlıklı ve güvenilir yaşam koşullarına sahip olmaları mümkün değildir. İşçi sağlığı sorununun, gerçek anlamda üretimin toplumsal oluşu ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çeliş-
Fotoğraf: Alaattin Timur Yapılan kaynaklar taşlanarak düzeltiliyor.
21
Tersaneler, yapılandırılmasından iş süreçlerine kadar, çok çeşitli iş akışı ve görevleri içerdiğinden, gerek – sektör ve ölçek ne olursa olsun – İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği önlemlerinin çeşitliliği, gerek bunların kolay sağlanabilirliği ve gerekse de bunlar yerine getirilmediğinde nasıl kabul edilemez acı olayların yaşandığını gösteren bir eğitim alanıdır adeta. Daha fazla kâr amacıyla gerçekleştirilmeye çalışılan maliyet kısıtlamasından azâmi etkilenen İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ilişkin önlemlerin, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, başta işçiler olmak üzere konuya taraf olan veya konuyla ilgilenen her kesimin öncelikli talep alanını oluşturması gerekiyor. İşte bu perspektiften bakıldığında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunu odağa alan bir çalışmanın, tersaneler dünyasında yaşanan gerçekliği ve onun dinamiklerini eksiksiz resmetmek için bütünsel bir yaklaşıma sahip olması gerektiğini düşünüyoruz.
kinin ortadan kalkacağı bir üretim biçiminde çözümleneceğine inanıyoruz. Bununla birlikte, kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu koşullarda da yapılacak ve yapılması gereken çok iş var. Bugün için demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi içinde işçi sağlığı konusunda daha ileri mevziler kazanmak için yoğun bir mücadele verilmelidir. Bu mücadele, başta işçi sendikaları olmak üzere tüm mesleki örgütlerin demokratik güçlerinin ortaklaşa mücadelesi olarak sürdürülmelidir. Buraya kadar, temel niteliğine dair bilgiler aktarılmaya çalışılan süreçlerin içerdiği İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanı, bu alanda yaşanan sorunlar ve bu sorunların yol açtığı acı sonuçlar, sektörün bu rapor boyunca anlatılmaya çalışılan yapısal çarpıklığından bağımsız değildir ve onun doğrudan sonucudur.
22
4. GİRİŞ
Türkiye gemi inşa ve onarım sanayi, genişleyen ve büyük yatırımlar yapan bir ihracat sektörüdür. Bu sektörde üretim 2007 itibariyle toplam 62 tersanede gerçekleştiriliyor. Bunların 56’ü özel sektöre, 4'ü TSK'ya(4), 2 tanesi de kamu sektörüne(5) aittir. Ayrıca, Tuzla Tersaneler Bölgesi özel sektöre ait 31 adet tersane amaçlı firma, 7 adet ahşap-fiberglas-çeliktekne (yat) imal yeri, 13 adet yüzer havuz ve 1 adet kuru havuz donanımıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu tersaneler ile Tuzla Bölgesi, Türkiye gemi üretimi altyapısının yaklaşık % 90'ını içermektedir. Bu demektir ki, Türkiye’de gemiyi özel sektör yapar ve tamir eder. Aynı zamanda, Tuzla'daki çalışma şartları ve iş kazalarından konuşmak, deniz araçları inşa ve tamir sanayinin Türkiye genelindeki çalışma şartları ve iş kazalarından bahsetmek anlamına gelmektedir.
Gemi inşa sanayi özellikle iki nedenden dolayı hem Dünya'da, hem de Türkiye'de yükselen bir sektördür: Birincisi, son beş yıldır sürekli artan dünya ticaret hacminin yaklaşık % 95'i denizyoluyla gerçekleşmektedir(6). İkincisi, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO)'nun yeni gemi inşasını arttırıcı düzenlemeleri sözkonusudur: 2005 yılı itibariyle 15 yaş üstü gemiler seferden menedilmiş, 2015 yılından itibaren de dış duvarı tek cidarlı gemiler seferden menedilecektir. Bu iki faktör, yeni gemi yapımına ve onarımına olan talebi patlatmıştır. Türkiye'de özel gemi inşa sektörü bazı kaynaklara göre 2009'a, bazılarına göreyse 2011’e kadar yeni sipariş kabul edemeyeceklerini açıklayan firmalara sahiptir ve dolayısıyla tüm firmaları kendi ilişki ağlarıyla birlikte düşündüğümüzde istikrarlı ve yüksek kârla çalışan bir sektördür. Hem 2,5 milyar dolarlık gemi inşa ve onarım ihracat rakamı, hem de 2004'den itibaren birbiri ardına tesis izni alınan, inşaatına başlanan ve inşaatı tamamlanan
(4)
(5) Bu iki tersane sırasıyla, 11.000 ila 20.000 dwt/yıllık gemi inşa kapasitesilerine rağmen şu anda yalnızca 8000 dwt’ye kadar gemi bakım ve tamir işleri yapan, Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı, 550 küsür senelik Kasımpaşa’daki Haliç ve Camialtı tersaneleridir. Bu iki tersane 2000 senesindeki Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile üretime son vermişler ve sırasıyla İstanbul Üniversitesi ve İstanbul İl Özel İdare Müdürlüğü’ne tahsis edilmişlerdir. Halihazırda, Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir şirketi olan İDO’ya (İstanbul Deniz Otobüsleri) ait gemilerin tamir ve bakım işlerini yapmakta olan bu iki tersane, 2009 senesinde tüm mülkiyet hakları ile beraber İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilecektir. Bu iki tersanenin de müzeye dönüştürülmesiyle ilgili planlar vardır. (6) DPT. IX. Kalkınma Planı(2007-2013). Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Nisan 2006, s.1.
Bu dört tersane şunlardır: Gölcük/İzmit, Taşkızak/Kasımpaşa ile 1999 Depremi ertesinde Kamu’ya ait Türkiye Gemi Sanayi A.Ş. tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devrolunan Pendik ve Alaybey Tersaneleri.
23
yeni tersane alanları(7) (Yalova-Altınova, Çanakkale-İçdaş-Biga, Ordu-Ünye, Antalya-Taşucu, Balıkesir-Erdek, Samsun-Tekkeköy, Samsun-Terme, TrabzonÇamburnu, Trabzon-Sürmene-Yeniçam, İzmir-Çandarlı, Adana-Yumurtalık, Kocaeli-Yeniköy OSB, Sakarya-Karasu, Kastamonu-Cide, Zonguldak-Ereğli, Zonguldak-Kilimli, Gelibolu vs.) bu 'başarı hikâyesinin' kanıtıdır. Denizcilik Müsteşarı Hasan Naiboğlu'nun Kasım 2006'de ifade ettiği gibi, Türkiye Gemi İnşa Sanayi 2002 yılında dünya gemi sipariş sıralamasında yirmi üçüncü iken, geçen yıl 1,8 milyon dwt'lik siparişle sekizinci sıraya yükselmiştir(8). Ulaştırma Bakanlığı resmi internet sitesindeki açıklamalara göre dünya genelinde yeni gemi teslimleri son üç yılda % 89 büyüme gösterirken, Türkiye'nin aldığı yeni gemi siparişleri aynı dönemde % 360 büyümüştür(9). Deniz Ticaret Odası’nın verilerine göre tersane sayısının 2009’da 123’e çıkması beklenmektedir(10). Devlet Planlama Teşkilatı’nın Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013) çerçevesinde Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu tarafından hazırlanan raporda, Türkiye’de 2002-2003 arasında başlamış olan bir gemi inşaatı patlamasından, 2003-2004 yıllarında ise gemi inşaatı kapasitesindeki hızlı artıştan bahsedilmektedir(11). Türkiye'de üretilen orta tonajdaki ürün ve kimyasal tankerler ve megayatlar dünya piyasasının rağbet gören ürünleri haline gelmiştir. Yat üretiminde dünya dördüncülüğüne yükselen Türkiye, aynı zamanda SSK tarafından kayıt altına alınabilen iş kazalarında da dünyada üçüncü ve Avrupa Birliği ortalamasıyla karşılaştırıldığında birincidir(12).
En erken 2009'a kadar yeni sipariş alamayacak kadar dolu olduğu ve tam kapasite çalıştığı Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) tarafından deklare edilen Tuzla Tersanelerindeki büyümeye, artan ölümlü iş kazaları eşlik etmektedir. Bu “başarı hikâyesini” mümkün kılan Tuzla’daki tersane işçileridir de. Onların bu başarı karşısındaki ödülleri ise artan iş güvencesi, yükselen hayat standardı ve ücretler değil, artan iş kazaları ve meslek hastalıklarıdır. Artan siparişler karşısında tersanelerin zamansal ve mekânsal sınırlılıkları, üretimi hızlandırmayı dayatmıştır. Üretimin hızlandırılması ise iş ritminin ve çalışma sürelerinin arttırılması demektir. Artan iş ritmi, iş süreleri ve tersane mekânının sınırlılığı karşısında tersane sahiplerinin de, bu ağır ve tehlikeli işe uygun olarak en azından yasada öngörülen koruyucu ve önleyici iş
(7) (8) (9)
Dünya Gazetesi, 13 Kasım 2006: http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_ id=286637, en son 9 Aralık 2007’de okundu. http://www.ubak.gov.tr/ubak/tr/ilkler.php, en son 9 Aralık 2007’de okundu. DPT. IX. Kalkınma Planı (2007-2013), s.2.
Bkz: Ek 2.
Deniz Haber webgazetesinden, 29 Mart 2007: http://www.denizhaber.com.tr/GEMI-INSASAN/7457/2009da-tersane-sayimiz-123.html, en son 9 Aralık 2007’de okundu.
(10) (11)
www.ssk.gov.tr, http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2007/Mart/05/Haber_213016.aspx,10 Aralık 2007’de okundu.
(12)
24
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanındaki sorumlulukların, gemiyi yaptıran/tersane alanını kiralayan armatörler ve gemiyi üreten tersane sahiplerinden, "taşeron" denilen alt işverenlere, yani küçük ve orta ölçekte işletmelere kaydırılmasının ölümcül sonuçları vardır. Bu küçük ve orta ölçekteki işletmeler, aynı zamanda Tuzla Bölgesi'ndeki gemi inşa faaliyeti ana işinin (sac kesme, kaynak, montaj) % 90'e yakın kısmını da hukuk-dışı bir şekilde ve alt işveren sözleşmeleri çerçevesinde üstlenmektedirler. Bu, “taşeron” denilen işletmeler ise çoğunluğu küçük olan ve büyük olsa bile, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği gibi masraflardan
(13)
güvenliği tedbirlerini alması gerekmektedir. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki tersane sahiplerinin, bırakın sektördeki büyümeye tekabül eden koruyucu ve önleyici iş güvenliği önlemleri almak ve büyümenin nemalarına bu değeri yaratan işçileri de katmayı, İş Yasası ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yönetmeliği'nin her sektör için geçerli olan hükümlerini bile büyük oranda yerine getirmedikleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın son raporlarıyla da gözler önüne serilmiştir. Bakanlık İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın en son yayınladığı Ekim 2007 raporunun “Sonuçlar” kısmına göre, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından yalnızca iki işyerinde noksan husus tespit edilmemiştir(13).
Fotoğraf: Alaattin Timur Gemilerin içinde yer alan ufak parçalar bu tür küçük cadırlarda kaynaklanarak gemilerde montaj sırasında birleştirilir.
ÇSGB (Ekim 2007), s.40.
25
kaçınmak için hukuki olarak bölünen işletmelerdir. Zayıf ve iş güvencesinden doğan maliyetleri karşılayamayacak çok sayıda taşeron işletmenin yanı sıra güçlü taşeronlar da piyasada bulunmaktadır. İster küçük olsun ister büyük, tüm taşeronlar tersanelerdeki üretime bağımlı çalışan işletmelerdir. Taşeronluk sistemi, ücretlerin aşağıya çekilmesi ve bu ağır iş kolunun karşılaşabileceği risklerin maliyetinin işçi ve en zayıf bağımlı işletmelerin sırtına yıkılması işlevini gören bir sistemdir. İş güvencesinin devletin alanından çıkarılıp (veya hiç bu alana sokulmayıp), aile, hemşeri, tanıdıklık ve vicdani güven temelinde kurulması, ancak bu tip üretim örgütlenmeleri ile mümkün olmaktadır. Dolayısıyla taşeronluk sistemi iş kazasının ortamını hazırlıyor olsa da, konuyu ele alan analizler sistemden asıl yararlananlara, tüm sorumluluklarından kolayca sıyrılan, üretimi en esnek ve en hızlandırılmış şekilde örgütleyen tersanelere odaklanmadıkça çözümsüz kalacaktır. Zira bu halleriyle taşeron firmalar sorunun nedeni değil göstergesi ve belirtisidirler. Bu nedenle iş kazalarını sadece taşeronluk sistemine bağlamak sorunların nedenini ve giderilme şartlarının üzerini örtmektedir. O halde önlenebilir iş kazalarının yaşandığı süreci adım adım anlamaya çalışalım.
26
5. TUZLA TERSANELER BÖLGESİNDEKİ ÇALIŞMA İLİŞKİLERİNİ ANLAMAK 5.1. Gemi inşa faaliyetinin % 95'i neden ve ne zamandan beri Tuzla'dadır?
Gemi inşa sektörünün bölgeye taşınması, 22 Eylül 1969 tarih ve 6/12421 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul Tuzla ilçesi(14) Aydınlı Koyu’nun Gemi İnşa ve Yan Sanayi Bölgesi olarak ayrılmasıyla gerçekleşmiştir. Haliç, Tophane, İstinye, Kasımpaşa gibi İstanbul’un bazı semtlerinde bulunan gemi inşa, tamir ve bakım ile uğraşan tersanelerin bu bölgeye taşınması için yer tahsisi yapılmış ve Maliye Bakanlığından 49 yıllığına irtifa hakkı ile Tersaneler Bölgesi kurulmuştur(15). Fakat bu tahsisin ötesinde, fiilen Tuzla’da tersanelerin yoğunlaştığı dönem ise, 1982 yılından itibaren Haliç’in endüstriden arındırılması ve ihracat yönelimli ekonomiye geçiş dönemidir. Hali hazırda Türkiye’deki özel sektör ticari(14) (15)
Fotoğraf: Alaattin Timur
Tuzla, 3 Haziran 1992 tarihli 21247 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu’nun 27 Mayıs 1992 ve 3806 no.lu kararıyla İstanbul’un 32. ilçesi olmuştur. TMMOB, Gemi Mühendisleri Odası 2003 Yılı Faaliyet Raporu, s.69.
27
gemi inşa kapasitesinin %95’i Tuzla Bölgesi’ndeki deniz ulaşım araçları inşa ve onarım tesisleri tarafından gerçekleştirilmektedir(16). Bu tesisler, 31 adet tersane amaçlı firma, 7 adet ahşap-fiberglas-çelik tekne (yat) imal yeri olmak üzere diğerleriyle beraber toplam 48 adettir(17).
Tablo 4: Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin Uydu Fotoğrafı
Kaynak: Google Earth (Nisan 2006, DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu’ndan, s.13).
Toplam tersane sayısı konusundaki çeşitli raporlar ve basında çeşitli mercilerin yaptığı çelişkili açıklamalar arasından, raporumuza en son DPT raporundaki veriyi almaya karar verdik. Bu rakamdaki çelişkiler, “tersane” kavramının gayet geniş ve soyut olarak kullanılmasından ileri gelmektedir. Bir deniz araçları üretim ve tamir işletmesine “tersane” denmesi için, deniz kıyısında bir çekek yeri olması gerekmektedir. Bu şartı yerine getirmeyen işletmeler için de “tersane” kavramının kullanılması, Türkiye’deki tersane sayısı hakkında verilen çelişkili rakamların temelinde yatmaktadır. Rakamın kaynağı için: DPT. IX. Kalkınma Planı Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Nisan 2006, s.13 ve bkz. Ek 2.
(17) (18)
(16) Tuzla Tersaneler Bölgesi, toplam 6300 m. iskele ve rıhtım uzunluğuna ve 250.000 m2 kapalı alana sahiptir.
Bu tesislerin 41 adeti GİSBİR (Gemi İnşa Sanayicileri Birliği) üyesi işletmelerdir. Gemi ve yat yapım ve onarım konusunda piyasayı belirleyen aktörler, bu tersanelerdir. Daha da ayrıntılı bir incelemede, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde üretim liderliğinin, toplam 7 ailenin elinde toplandığı söylenebilir. Bunlar, genellikle deniz taşımacılığı yapan Karadenizli ailelerdir. Kalkavan, Yardımcı, Sadıkoğlu, Torlak, Bayrak, Çiçek, Üner aileleri birkaç nesildir bu alanda çalışmaktadırlar. Önceden küçük bir çekek yeri olan 3 aile, 1980 sonrasında Tuzla’ya taşınmışlardır. 1995 sonrasında ise, taşımacılıkla uğraşan 4 aile tersane sahibi olmaya başlamışlardır(18).
Capital Dergisi, “Gemideki Aileler”, Ağustos 2003, http://www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=559.
28
Tablo 5: GİSBİR’e üye tersanelerin listesi ve Aydınlı Koyu’ndaki mekânsal dağılımı
Kaynak: Gemi İnşa Sanayicileri Birliği İnternet Sitesi, 2007, http://www.gisbir.com/DesktopDefault.aspx?tabid=266, 10 Aralık 2007’de okundu.
Ancak son dönemlerde sayısı az olmakla birlikte GİSBİR üyesi olmayan büyük tersaneler de görülmektedir. Tuzla Bölgesi dışında İzmir, Kocaeli, Zonguldak, Yalova, İzmit, Ereğli, Ünye, Sinop, Muğla, Samsun, Trabzon ve Mersin’de inşa halinde ve kurulmuş tersanelerle birlikte üretimde olacak tersane sayısının 2009 senesinde 123’e çıkacağı beklenmektedir. Nisan 2007’de açıklanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Raporu’na göre, Türk Gemi İnşa Sanayi’nde son yıllardaki düzenlemeler doğrultusunda Tuzla’da 48, İskenderun’da 1, Karabiga ve Gelibolu’da 2, Körfez/Kocaeli’nde 2, Ünye/Ordu’da 1, Trabzon’da 7, Ereğli/Karadeniz’de 6 adet olmak üzere faal halde ve proje bazında toplam 123 adet tersanenin bulunduğu, bu tersanelerin 56’sı faaliyet gösterirken, 64 tersanenin proje aşamasında bulunduğu ifade edilmektedir(19).
5. 2. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sistemi nasıl işlemektedir?
1980 öncesinde de izine rastlanan taşeronluk sisteminin daha çok kamu mülkiyetinde üretim yapıldığı için ya kapasite fazlası durumunda ya da spesifik alanlarda varlığı görülmektedir. 1980 sonrası özel sektör tersanelerinin ön plana çıkma(19)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Nisan 2007, İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş raporu http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf, s.6; http://sektorel.zorlusegman.com/category/tuzlatersaneleri/, 10 Aralık 2007’de okundu; ayrıntılı bilgi için bkz: Ek 2.
29
Bir işin taşerona verilmesi, her türlü emek maliyetini, iş riski ve iş güvencesinin de esas işveren olan tersane sahipleri tarafından, bu yükü taşıyamadığı aşikâr olan "zayıf ve küçük işletmelere" ya da taşıyabilecek kapasitede olsa bile kolaylıkla işgücünü çeşitli yollar ve oranlarda kayıt-dışına çıkaran bağımlı orta boy işletmelere aktarımıdır. Taşeronların nispeten büyük olanlarının da aynı tersane sahipleri gibi alt-taşeronlara işi devrettiği de görülmektedir. Tersane sahibi, üretimin bir bölümünü taşeron firmaya devrederken işin karşılığında “hak ediş” denilen bir ödeme yapmayı vaat eder. Bu ödemeyi işin başlangıcından sonuna kadar çeşitli aralıklarla parça parça yapar (bazen tersaneler ödemelerin tamamını çeşitli –kalite uygunluk gibi- gerekçelerle vermez). Tersanede çeşitli düzeylerde çalışanlar, taşeronların tersaneyle kurdukları ilişkinin niteliğine ve sürekliliğine göre yerleşik taşeron ve dış taşeron ayrımı yapmaktadırlar. Tersanelerde iş yapan bu iki grup taşeron firma sürekli yaşanılan rekabet gereği çatışma ve yer değiştirme halindedir. Tersane sahiplerinin üretim örgütlenmesinde tercih edip destekledikleri bu bölünmüşlük ve esneklik aynı zamanda rekabet aracı-
sı ile taşeronluk da temel çalışma ilişkisi haline gelmiştir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, 1969 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Gemi İnşa ve Yan Sanayi Bölgesi ilan edilen Tuzla Aydınlı Koyu’nda 31 tersanede ve diğer yat ve tekne imalathanelerinde fiili üretimi gerçekleştiren işçilerin, yaklaşık yüzde doksanı taşeron adı verilen işletmelerde çalışmaktadır.
Fotoğraf: Alaattin Timur Onlarca metre yüksekte kaynak çalışmalarına başlamak için ilk hazırlıklar yapılıyor. Oksijen kaynağı öncesi hortumlar ve diğer teçhizat yerleştirilir.
30
lığıyla diğer taşeron firmaları da kendilerine bağımlı kılmak için bir avantaja dönüşmektedir. Bu açıdan taşeron firma sahibinin standart işçi işveren ilişkileri ile bu maliyeti üstlenmesi çoğunlukla mümkün değildir. Kendisi de çoğu zaman eskiden ustabaşı olan taşeron şirket sahibi, kendi işçilerini akrabalık, hemşehrilik, komşuluk, etnik ve dini yakınlık, siyasal aidiyetler gibi ilişki biçimleri içinde istihdam edebilir. Ancak sektörün büyümesiyle birlikte hemşeri emeğini istihdam etme eğilimi daha az görülen bir çalışma biçimi halini almıştır. Yine de güven ilişkileri olarak tanımlayacağımız “keyfi” temelde emek sürecinin örgütlenmesi üretim sisteminde bir talep ve maliyet esnekliği getirmektedir. Zira 2001'den beri katlanarak artan kayıtlı ölümlü ve ağır iş kazalarının gösterdiği şudur ki, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği’nde bu "esnekliğin" maliyeti çalışanların hayatları veya sağlıklarıdır. Makina parkına yapılan devasa yatırımlarla karşılaştırıldığında çok küçük maliyetli işyeri güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirlerle önlenebilecek olan bu kazalarda işçiler hayatlarını kaybetmektedir.
1970’li yılların ikinci yarısında Tuzla’ya taşınmaya başlayan sektör daha yeni gelişmekte iken tersaneler ve bu tersanelerle çalışan armatörler tanıdıkları ve işine güvendikleri bazı ustaları yönlendirmeye başladılar. Piyasada o dönem işçi olarak çalışan ustaların çoğunluğu, taşeronluk yapmak üzere işlerinden ayrılıp yanlarına aldıkları işçilerle birer firma kurdular. Taşeron firmaların oluşmasında özellikle 1982 sonrasında piyasaya giren yeni tersane ve armatörlük firmalarına devlet teşviki(20) oldukça güçlü bir momenttir. Taşeronluk sisteminin kurulmasında önceleri kamuda çalışanların bir kısmının özel sektöre üst düzey yönetici ya da girişimci olarak geçmelerinin de etkisi gözden kaçırılmamalıdır. Eğitimlerini çoğu zaman Japonya ve Güney Kore’de alan ve burada bu sistemi öğrenen eski kamu tersanesi mühendisleri yeni CEO’lar, işsizliğin ortaya çıkmasıyla birlikte sistemin faillerinden biri olmuşlardır. Teşvik, genellikle iş sağlamak, yer ve iş aleti tahsis etmek şeklinde olmuştur. Taşeron henüz firma kurmadan işin sağlanması başlangıç sermayesini oldukça düşük seviyeye çekmiştir.
5.3. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sisteminin tarihçesi ve oluşma şartları nelerdir?
1980’lerin ortasına gelindiğinde kriz nedeniyle kadrolarını küçültmek isteyen ama tecrübeli ustalarını da kaybetmek istemeyen tersaneler, taşeronlaşma eğilimini beslemişlerdir. Böylece işlerin kalitesini eskiye oranla sağlayamama riskine rağmen emek maliyetlerini oldukça düşürmüşlerdir. Firmaların emek maliyeti dışında başka avantajları da oluşmuştur: Hem kendilerinde, yani ana işverende kayıtlı küçük bir kadro ile çalıştıkları için sosyal riskleri azaltmış, hem parça-başı iş mantığı ile çalışan taşeron firmalar aracılığıyla emek üzerindeki denetimleri artmış, hem
(20)
Özellikle 1970lerin ortalarından itibaren verilmeye başlanan GİSAT fonları ve Bülent ULUSU ve Turgut ÖZAL iktidarları dönemi teşvikleri kastedilmektedir.
31
Fotoğraf: Alaattin Timur
Tersanelerin/armatörlerin, taşeron firmaların kurulmasına destek sağlaması, taşeronların önemli ölçüde tersaneye/armatöre bağımlı olmasını sağlamıştır. Bağımlılık ilişkisi, tersane, taşeron ve işçilerin söylemlerinde sipariş edilen "geminin zamanında bitmeme riski" ile ifade edilmektedir. Tersane için güven, işin zamanında ve en az hata ile bitmesini ifade ederken, taşeron firma için hak edişlerini düzenli almayı ve gerekli malzemenin tersane tarafından sağlanmasını simgelemektedir. Zira işlerin zamanında bitmemesi durumunda uluslararası armatör firmaya büyük bir tazminat ödeyen tersane, bu tazminatı taşeronlara yansıtarak, alacaklarını alamayan ve hacizle üretim araçlarına da el konan taşeronlar da işçileri cezalandırarak karşılamaya çalışmaktadır. Taşeron işçiler, genellikle güven ilişkisini önemli bulmaktadır. “Güvenilir olmak”, bir taşeron firmanın sürekli elemanı olmanın başlıca koşuludur. Yani taşeron firma, işçinin işi hatasız yapacağına güvenmektedir. İşçiye uygulayacağı işten çıkarmaya kadar varan yaptırımına ve hemen yeni işçi bulma imkanına
32
de yaptırdıkları işin faturasını alıp vergilerinden düşmüşlerdir. Bu dönem ilk piyasaya giren taşeron firmaların ustaları ve işçileri arasında oldukça yüksek bir gelir düzeyine ulaşanlar oluşmuştur. Sektörde çalışmak ve taşeron firma kurmak bir çekim alanı haline gelmiştir. Ancak sonraları armatör ve tersane sahipleri, taşeron firmaların sayısının da artmasıyla işin fiyatlarını düşürmeye başlamışlardır. Böylece fiyat avantajı ile gemi siparişlerini artırmak istemişlerdir. Taşeronların düşük fiyatları kabul etmesi için de yeni taşeron firmaların kurulmasını desteklemişlerdir. Zira taşeronların arasındaki rekabet, taşeron işçilere de bire bir yansıyarak piyasada yüksek olan ücret seviyesini düşürmüştür.
Sektörde gemi tamir-bakım tersaneleri gibi daha çok kayıt dışına çıkmış üretim birimlerinde dış taşeronla çalışma daha fazla görülür. Bu tersaneler, emek maliyetini düşürmek ve emeğin çalışma saatleri üzerindeki denetimini arttırmak amacıyla daha çok dış taşeron kullanmaktadırlar. Gemi inşa tersaneleri, işlerini yasal çerçeve içinde yapmak zorunluluğu olan, daha yüksek bir sermaye birikim düzeyine ulaşabilen firmalardır. Bu açıdan emeğin, sosyal sigortası ve beceriden kaynaklanan yüksek ücreti de dâhil tüm maliyetlerine katlanmak, geminin inşasının uzamasının maliyetinden daha küçüktür. Bu açıdan sadece yerleşik taşeronun nitelikli
33
Tersane, üretim sürecindeki bir iş için, öncelikle yerleşik taşeronlara ihale açmaktadır. Yerleşik taşeronlar (tersanenin sürekli çalıştığı taşeron firmalar), tersanenin maliyet planlarına uymayacak kadar yüksek bir parça-başı fiyat talebi istediğinde, eğer işin uzmanlık düzeyi de yüksek değilse, tersanenin üretim sürecinden çıkarılırlar. Tersane, bu iş için dış taşeronlara ihaleyi açar. Dış taşeronlara telefonla ulaşıldığı gibi, piyasanın sosyo-mekânsal darlığından dolayı buna gerek kalmayabilir. Özellikle işçi kahvelerine ulaşan bir haber piyasada herkes tarafından duyulacak demektir. Bu açıdan örneğin kaynakçı lazım olduğunda “çevresi olan” bir kaynak ustasına bunu iletmek çoğu zaman yeterli olmaktadır. Dış taşeronlar genellikle en ucuza iş yapmayı kabul eden taşeron firmalardır. Ama işi tamamen dış taşeronlara yaptırmak genellikle tersanelerin tercih etmediği bir durumdur. Bunun nedeni, geminin yapımının beklenen ve sözleşmede yer alan sürede bitmemesi durumunda, geminin kızakta kaldığı her gün için tersanenin ceza ödemek zorunda kalmasıdır. Bu bedeller taşeronlardan karşılanamayacak kadar yüksek miktarlar olduğundan, tersane bu riski üstlenmek istememektedir. Bu yüzden beğenilen taşeron tersaneye yerleşecektir.
da güvenmektedir. Güven kavramının işçi tarafından algılanması ise daha farklıdır. İşçinin güveninin temelinde ise, yevmiyesini sürekli alabilmek ve işsiz kalmamak yatmaktadır. Güven kavramı formel sosyal güvenlik sisteminin varlığı durumunda güçlenmektedir. Ancak enformel bir sosyal güvenlik sistemi, işçi ve taşeronlar arasındaki güven algılayışının referanslarını farklılaştırmaktadır. Taşeron firmanın işçiye barınacak yer bulması, iş kazası durumunda tıbbi yardım sağlaması, iş kazası geçiren işçisine bakması, ölümle sonuçlanan iş kazasında aileye para vermesi, taşeron firma sahibi ustanın ilişki ağını ve sosyal ilişkilerini güçlendirmektedir. İşçilerin taşeronlara güven duymasının ise kriterleri daha farklıdır. Taşeronun işçi tersanede çalışırken iyi yemek ve yemek yenecek iyi bir yer sağlaması gibi konulardaki tavırlarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Taşeronlar enformel güven ilişkilerinin kendilerine –istihdamın sürekliliğinin ve dolayısıyla tersane sahibine vaadedilen işin kalitesinin sağlanması açısından- daha fazla maliyet getirmesi durumunda formel sosyal güvenlik mekanizmalarını işletmeye başlamışlardır. Nitelikli işçilerinin SSK’ya kaydı yapılmaktadır. Sorun SSK kaydının yapılmasında değil primlerin düzenli ödenmesinde yaşanmaktadır. Üretimin ritmi ile hayatlarının ritmi belirlenen bu insanlar, güven adını verdikleri bu ilişkiye tevekkülle sarılmaktadır.
emeğinin bedeline değil, sigorta, yemek, sosyal haklar gibi maliyetlere de katlanmaktadırlar. Nitelikli emek, tersanede görülen iş dallarına göre de bir hiyerarşi içinde olabilmektedir: Montaj, kaynak ustalığı gibi işler, gemi temizliği gibi işlere nazaran daha yoğun bir şekilde yerleşik taşeronlar tarafından ve daha formel ilişkiler içerisinde gerçekleştirilmektedir. Yukarıda açıklanan “hak ediş” sistemine göre, iş için taşeronluk sözleşmesinde birim fiyat belirlenir. Bu fiyat, yapılacak işin niteliğine ve uzmanlık derecesine göre değişmektedir. Taşeron firmalar, 15 günlük ya da haftalık periyotlar halinde işçilere yevmiyelerini ödemektedir. Deneyimli ustalar, 50-80 YTL civarı, yardımcılar 30-45 YTL, çıraklar 18-25 YTL arası günlük almaktadır. Sektörün ortalama net yevmiyesi 50 YTL civarındadır. Bu yövmiyeler, ulaşım ve işveren tarafından tam karşılanmadığı durumda sigorta primlerini de kapsamaktadır ve emeğin gücünün yeniden üretim maliyetinin de dikkate alınarak gözlemlenmesi gereken ücretlerdir. Ayrıca Tuzla’da aylık ev kiralarının ortalama 450-700 YTL arasında ve yükselme trendinde olduğu da göz önüne alınmalıdır. Ayrıca tüm bunlarla birlikte ana işverende (tersanede) kadrolu işçilerin aylık ortalama ücretleri 800-1250 YTL arasında seyretmektedir. Ancak kadrolu işçiler ulaşım, yemekte öncelik hakkı, ikramiye, yakacak yardımı, iş güvenliği gibi sosyal haklarını elde ettikleri için kendilerini oldukça avantajlı saymaktadır. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma ve meslek hastalığı): “[yevmiyeler] 25 milyondan başlıyor ortalama, işe göre 70, 80, 100’e kadar çıkıyor. Kimsenin gitmediği işler, tamir gemisi mesela, pis işler bu fiyata çıkıyor. Burada sigorta yok, ölüm riski yüksek. Ölümler çoğunlukla sıfırdan [gemiden] çok tamir [gemisi] de oluyordu. Nedeni bunun tesadüf değil, işi hızlandırma. Kablolar riskli, işi en sıkı tutan tersanede bile riskli kablo var. Oksijen hortumlarında ekler var. Patlama riski doğuyor tabi. …Tamir gemilerine gitmiyoruz, tehlikeli diye...” Yeni gemi imal eden tersanelerdeki maliyet kalemlerine baktığımızda, Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) 9. Kalkınma Planı (2007–2013) Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Raporu’ndaki verilerden yaptığımız hesaplamalarda, emek maliyetinin tüm gemi imal maliyetleri içinde % 15 ila % 23 arasında olduğunu görüyoruz.(21) Aynı zamanda aynı raporda iş kolunun % 40 yatırım indirimi ve % 100 gümrük muafiyetine sahip, yani devletin tüm teşvikleri ile beslenen bir sektör olduğu da görülebilir. İşçi ücretleri tamamen esnektir, işçinin hangi tür taşerona bağlı çalıştığına ve kalifikasyonuna göre değişir. Sözleşmeler bireysel yapılmaktadır. Çalışılan tersanenin ve taşeronun inisiyatifine bağlı olarak Sosyal Sigorta primleri yatırılmaktadır. İşçi geçici çalıştığı için, genellikle emekli olmaya yeten iş gününe ulaşamamaktadır. Yapılan görüşmelerde taşeron işçilerin emekli olma ümidinin olmadığı gözlemlenmiştir. Genellikle kadrolu işçi olma özlemi vardır. Kadrolu işçilerse, taşeron işçilerin durumlarına üzülmekte ama kendi pozisyonlarını paylaşmak istemeyerek, kendilerini farklı görmektedirler.
(21)
bkz. Ek 5.
34
Fotoğraf: Alaattin Timur
Pek çok diğer sektörde de görülen, çok sayıda küçük firmanın (taşeron ve fason firmalar) esnek, ana firmalar ile eşit güçte olduğu sadece yanılsamadan ibarettir. Aksine, görüştüğümüz tüm aktörler, aslında işçiler ve taşeronların fiyat ve sosyal güvenlik pazarlığı edemeyecek kadar atomize, ancak tersanelerin pazarlık edilemeyecek derecede örgütlü olduğunu farklı biçimlerde ifade etmişlerdir. Esnek küçük firmaların eşit ilişkisine dayalı sanayileşmenin nimetlerinden eşit fayda sağlanacağı fikri bu bölgede inandırıcı olmaktan uzaktır. Uluslararası piyasalara çalışan ve bu yüzden uluslararası üretim standartlarını yakalamak durumunda olan tersane sahipleri, taşeron işçi kullanımı konusunda çelişkili ifadeler vermektedirler. Sektörün hali hazırdaki kârlılığının ve emek maliyetlerinden tasarrufun kaynağı olan taşeronluk sistemi hakkında bizzat tersane sahipleri tarafından olumsuz yorumlar yapılmaya başlanmıştır. Bu olumsuz yorumlarda, taşeronluk sisteminin kendiliğinden oluştuğu ve kendi ve iş kazalarının sorumluluğunu tek başına taşıdığı şeklindeki yanlış yargı pekiştirilmektedir: “Torlak Tersanesi'nin Onursal Genel Başkanı Ali Torlak, 10 sene öncesine
35
Kısacası, tersaneler yansıtabilecekleri riski üstlenip kabul etmek, yansıtamayacakları riskleri almamak konusunda refleks geliştirmişlerdir. Bu esnekliklerinin sınırı, sermaye birikimleri ile orantılıdır. Bu durum taşeron firmalar için de söylenebilir. Bazı taşeron firmalar da tersaneler gibi alt taşeronlarla (götürücü) anlaşarak, kendi üzerlerindeki riski atabilmektedir. Ancak yine de bu durum çoğu taşeron firma için geçerli olmamakta ve taşeron firmaların patronları için taşeron işçilerin yaşadığı aynı güvencesizlik devam etmektedir.
Tablo 6: Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde faal bir tersanenin altında çalıştırdığı taşeron sayısını gösteren “İşçi Yemekhanesi Kullanım” Belgesi.
göre tersanelerin profesyonelleştiğini, artık iş güvenliğinin artırıldığını belirtse de "Yapmayanlar olabilir" diyor. Torlak Tersanesi'nde son ölümlü kazanın 2004'te yaşandığını belirten Ali Torlak, iş güvenliği nedeniyle taşeron çalıştırmaya karşı çıktığını söylüyor”. (22)
(22) Radikal, 5 Eylül 2007, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231971, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
36
Tuzla Tersanelerindeki şartlar tek başına da düşünülmemelidir. Birincisi, sektörü, Tuzla Tersaneler Bölgesi ve tersanelere iş yapan -Orhanlı'dan Ümraniye'ye, Küçükyalı’dan Gebze'ye kadar uzanan geniş bir coğrafi yaygınlığa sahip- çevresindeki (hinterlandındaki) atölyelerle birlikte düşünmek gerekir. Tersanede yukarıda özetlenen şartlarda çalışan bir işçi, benzer şartlarda beş ila altı işçi istihdamını fason ve yan sanayide yaratır. Bu raporun çalışma şartlarına dair tasvir ve tespitleri fason ve yan sanayideki yaklaşık 150 bin ila 200 bin işçiyi de kapsamaktadır. İşçi tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Aslında bu ön süreçte tersaneler birçok bölgeye yayılmış. Şu anda kayıtlarda bulunan Tuzla Bölgesi’nde tersane sınırlı, içerisinde. Ama aslında tersaneler deniz kenarıyla bağlı, sınırlı değil. Birçok tersanenin, çok büyük atölyeleri var. Mesela X tersanesinin, Aydınlı, Orhanlı girişinde Çakırağa mahallesinde büyük bir tane atölyesi var. Aynı zamanda Orhanlı girişinde Y firmasına ait X tersanelerine yan duvarını, davlunbotunu yapan büyük bir atölye var. Yerleri belli yani. Çok büyük tespit edilebilecek yerler… Bunlar hemen hemen 2000 m2 alana yayılmış çok büyük hangarlar yapılmış. Bunlar içerinde gemi yan duvarları, gemi güverteleri, kaptan köşkleri gibi ve yahutta küçük tekneler gibi tersanelerde yerleşmeyen boru sistemlerini bu alanlarda yaptıkları için aslında bunlar tersanelerde gözükmüyor. Tersanede iş yoğunlaşınca burada da yoğunlaşıyor (…) İşi büyütmek için 5000 m2 alana büyük bir hangar yapıyor bu firma. Kapalı alanın çelik çatısını yapım işinde çalışıyordu oğlum...”
5.4. Tuzla Tersaneler Bölgesi göründüğünden büyüktür: Fason atölyeler ve yan sanayii
Tuzla Tersane Bölgesi'ne parçasını üreten ya da parça ithalatını yapan şu yan sanayii iş dallarını ayırdedebiliriz: Güverte ve dümen makinaları, elektrik teçhizatı, gemi zincirleri, çapalar ve gemi sanayinde gereken ve Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Çin'den ithal edilen çelik ve saç profilinin ilk elden işlenmesi, kapı, lumbuz, pencere üretimi vs. Seyir cihazları ve algılayıcılar gibi daha ileri teknoloji gerektiren aksam ise distribütor firmalar aracılığıyla ithal edilmektedir. Sektördeki ithal girdi oranının değer bazında yaklaşık % 50 - % 55 civarında olduğu çeşitli kaynaklarda ifade edilmektedir(23).
5.5. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki taşeronluk sistemi neden 4857 sayılı İş Kanunu’na aykırıdır?
(23) Dünya Gazetesi, Gemi İnşa Sanayii Eki, 31 Ekim 2002, s.34; : DPT. IX. Kalkınma Planı Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Nisan 2006, s.125ff.
4587 Sayılı İş Yasasında asıl işveren-alt işveren arasında kurulacak ilişkinin çerçevesinin belirtilmiş olmasına rağmen, Tuzla tersanelerinde yasadışı taşeronluk
37
uygulamalarının -sonuçlarının bu kadar ağır olmasına rağmen- nasıl bu kadar yaygın uygulanabildiği sorusu akıllara gelmektedir. Bu sorunun yanıtına ulaşabilmemiz için birkaç konuya açıklık getirmemiz gerekmektedir.
Bir diğer husus da alt işveren uygulamasında, işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin “yardımcı işler” veya “asıl iş” kavramlarından ne anlamamız gerektiğidir. Doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer alan tüm işler asıl iş kavramı içindedir. Doğrudan üretim organizasyonu içinde yer almayan yükleme, boşaltma, temizlik, yemek hizmetleri, odacılık ve çay hizmetleri, personel taşıma, güvenlik, teknik bakım gibi işler ise yardımcı iş kategorisindedir. Bu bağlamda, usulsüz taşeronluk sözleşmelerine bahsedilen işin, gemi yapım onarım işi olduğu değerlendirildiğinde, asıl işin alt işverene hukuka aykırı bir biçimde devredilmiş olduğu aşikârdır.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekmektedir: Uygulamada kullanılan her taşeron sözcüğünü İş Yasası 2/6–7 maddesi anlamında “alt işveren” kabul etmek ve onun (taşeronun) işçilerinin haklarından, asıl işvereni “birlikte sorumlu” tutmak mümkün değildir. Yani kurallara uygun olarak tanzim edilmiş bir taşeronluk sözleşmesinde, asıl işveren ve alt işveren müteselsil olarak sorumlu olurken (yani borcun tamamından aynı derecede birlikte sorumlu olurken), hukuka aykırı düzenlenen taşeronluk sözleşmelerinde işçinin haklarından asıl işverenin sorumlu tutulması mümkün görünmemektedir. Tabi ki burada bahsettiğimiz sorumluluk maalesef sadece hukuki sorumluluktur. Yani işçinin hukuki hak ve alacaklarını kapsamaktadır. Ancak yaşanılan iş kazaları açısından durumu değerlendirdiğimizde asıl olan cezai sorumluluğun kapsamı ise ceza hukukunda yer alan “cezaların kişiselliği” ilkesine dayanak yapılarak, asıl işvereni bu sorumluluğun dışında tutmaktadır.
Yasa koyucu asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesine bir limit getirmiş ve bunu belirli kriterlere bağlamıştır. Bu anlamda sadece işletmenin ve işin gereği olarak ve teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde asıl işin devredilebileceği belirtilmiştir. Yani asıl işin devri için bu iki koşulun alternatif olarak değil, birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Avukat Tanıklığı: “Tersanelerde ölümlü iş kazaları sonucu işçi yakınlarının vekili olarak açmış olduğumuz ya da başlamış olan bir ceza soruşturmasına suçtan zarar gören sıfatı ile sendika adına müdahil olduğumuz ceza yargılamalarında asıl işveren hakkında mahkemeler genellikle beraat kararı vermektedir. Yani hukuki olarak asıl işverenin sorumluluğu devam ederken, cezai olarak asıl işverenler suçsuz bulunmaktadır. Bu yönü ile ana firmaların yaşanılan iş kazalarına ilişkin cezai sorumluluktan kurtulmalarının tek yolu, yasalara aykırı olarak asıl işi taşerona yaptırmaktır.”
Tablo 7’de dökümü yapılmış olan, 2004’de yaşanmış bir iş kazası sonrasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı iş müfettişlerince yapılan teftiş sonrası düzenlenen raporda, asıl işin hukuka aykırı bir biçimde alt işverene devrinin
38
tespiti yapılmıştır. Bu tekil keyzde hukuk dışılığı tespit edilen durum, tersanelerde istisna değil, kuraldır. Peki, bu tespitin yapılmasının işçi hakları açısından sonuçları neler olacaktır? Birçok Yargıtay kararlarına da konu olan bu gibi işlemler “muvazaalı” ya da “kanuna karşı hileli” işlem sayılmış ve bu nedenle doğan işçilik haklarından asıl işveren de alt işverenle birlikte sorumlu tutulmuştur. Sonuç olarak yasalara aykırı alt işveren sözleşmesi yapmanın işverenler açısından caydırıcı bir yaptırımı söz konusu olmamakta, bu durumun tespiti halinde sadece zaten işçiye karşı yükümlü olduğu birtakım yükümlülükleri yerine getirmektedir. Bu sorumluluk kapsamında asıl iş sahipleri, işçilere yaptıkları ödemeleri ise -yine aralarındaki sözleşme kapsamında- alt işverenden rücu davaları ile tahsil edebilmektedir.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, 1969 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Gemi İnşa ve Yan Sanayi Bölgesi ilan edilen Tuzla Aydınlı Koyu'nda 48 gemi yat ve tekne imalat faaliyeti gösteren firmada fiili üretimi gerçekleştiren işçilerin, yaklaşık %90’ı taşeron adı verilen işletmelerde çalışmaktadır. Yani asıl iş (gemi yapımı ve onarımı) bölünerek, aşağıda detaylandırılacağı üzere İş Yasası'nın 2. maddesine aykırı olarak asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmaktadır. Özel tersanelerin İstanbul içi ilçelerden Tuzla'ya taşındığı 1980 yıllarının başından itibaren bölgedeki asli çalışma ilişkisi bu hukuk-dışı ve fiili şekilde kurulmuştur. Burada gemi inşa sektöründeki asıl işi kabaca "çelik profilleri işlemek" olarak tanımlamak gerekir. Bu durumda Tuzla Tersaneleri'ne bu amaçla yapılacak ilk teftişte işi veren tersane sahibi şirketlerin, çelik sac kesen, montaj ve kaynak yapan küçük ve orta boy işletmeleri tersane alanında alt sözleşme ilişkileriyle çalıştırıldıkları tespit edilebilecektir. Tuzla Tersaneler Bölgesi'nde tersane sahipleri işverenler ile taşeron tabir edilen işletmeler arasında kurulan ilişkinin 4857 sayılı İş Yasası'nın 2. Maddesi'ndeki (madde aşağıdaki başlıklarda ayrıntılı olarak incelenecektir) tanımının kapsamı dışında olduğu görülecektir.
39
4857 Sayılı İş Yasası’nın 77. maddesi ile işverenler meydana gelen iş kazalarını en geç kazadan sonraki iki iş günü içerisinde ÇSGB Bölge Müdürlüğü’ne, 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 27.maddesine göre de, meydana gelen iş kazalarını en geç kazadan sonraki iki gün içinde Sosyal Sigortalar Kurumu’na ve derhal o yer zabıtasına yazılı olarak bildirmekle yükümlüdürler. Ancak işverenler yasaların kendilerine yükledikleri bu yükümlülüğü de gereği gibi yerine getirmemektedirler. Bunun birinci nedeni bu yasa maddelerinin ihlali halinde işverenlere verilecek idari para cezasının işverenlerin bütçelerine oranla oldukça cüzi olması, ikincisi ise ilgili müfettişlerin işçinin ihbarları dışındaki denetimlerinin kazaları tespit etmekten uzak oluşudur. Yani bir iş kazası sonrası eğer işçinin herhangi bir başvurusu olmuyor ise, işveren de kendiliğinden bir müracaatta bulunmayı kendi çıkarları açısından tercih etmemektedir.
Tablo 7: Hukukdışı Alt-işveren İlişkisi Kurulduğuna dair belge, Sayfa 3, Madde 21: 18.3.2005 tarihinde düzenlenen, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki bir tersanenin bir çelik imalat montaj işletmesi ile yaptığı taşeronluk antlaşmasının hukuk-dışı olduğuna dair Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü İş Teftiş Raporu.
40
41
42
43
44
45
46
Mevcut Yasalarda Asıl İşveren - Alt İşveren Kapsamı ve Uygulamada Yaşanan Sorunlar
Gerek iş hayatında gerekse sosyal yaşamın her aşamasında yaşanan hızlı değişimler ile teknolojide meydana gelen baş döndürücü gelişmeler neticesinde çalışma hayatında özellikle taahhütle ikmal edilen işlerin tamamını yapmayı taahhüt eden işverenlerin, aldıkları işin çeşitli bölümlerini öncelikle işin maliyetini düşürmek ve yasaların kendilerine yüklediği yükümlülükleri yaymak amacıyla alt işverenlik, yani taşeronluk müessesesine başvurduklarını görüyoruz. 2003 yılında yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Yasası’ndan önce, mevcut 1475 sayılı İş Yasası’nda asıl işveren alt işveren ilişkisinin hangi koşullar altında kurulabileceğine ilişkin her hangi bir düzenleme ve sınırlama yer almamaktaydı. Dolayısıyla asıl iş sahipleri işin istedikleri kısımlarını istedikleri şekilde taşeronlara devredebilmekte ve bu davranışları da yasal boşluk nedeni ile bir hukuksuzluk teşkil etmemekte idi. Bunun sonucu da uygulamada asıl işverenlerde asıl işi almak dışında başka bir iş yapmamak eğilimi söz konusu olmaktaydı. Yürürlükte bulunan 4857 Sayılı İş Kanunu ile daha evvel yapılan her işten üçüncü bir işverene iş verme durumu ortadan kaldırılmış ve artık belli şartların varlığı halinde taşeronluk müessesesinin gerçekleştirilebileceği düzenlenmiştir.
A- 4857 Sayılı Yeni İş Yasası’nda Taşeronluk Müessesesinin Düzenlenmesi
“Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanun’dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”
4857 sayılı yeni İş Yasası alt işvereni, “tanımlar” başlığı altında 2. maddesi son fıkrası ile düzenlemektedir:
B- 506 Sayılı SSK Kanununda Taşeronluk (Aracı) Müessesesinin Düzenlenmesi
“Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü
47
kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur... Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir.”
hükmüne yer vermiş olmakla aracı adı altında taşeronluk kurumunu düzenlemiştir.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde Hukuksuzluğun Yasal Adı: Taşeronluk
Kapitalist sermaye birikiminin bugün ulaştığı aşamada, sermayeler arasındaki rekabetin bir sonucu olarak üretim ilişkilerinde bir takım dönüşümler meydana gelmiştir. Bu dönüşümler endüstri ilişkilerinde değişik uzmanlaşma ve iş bölümünü biçimlerinin kullanılması üzerine kuruludur. Ancak nitelikleri gereği taahhütle ikmal edilen ihale konusu işlerde asıl işverenin (müteahhit) alt işverene başvurma amacının, çalıştırdığı sigortalı sayısının İş Kanunu’nda belirtilen yükümlülüklerden özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma yükümlülüğü, işyeri hekimi istihdamı, İş Sağlığı ve İş Güvenliği kurulu kurma yükümlülüğü, işyeri sağlık birimi oluşturma yükümlülüğünü yerine getirmekten kaçınma ve işyerinde çalışan sigortalıların iş güvencesinde olma hakkının meydana gelmesine mahal vermemek gibi amaçlarla kullanıldığı gözlemlenmektedir. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…Ç.’de olay oldu, Bakanlıktan geldiler. Ölüm zamanı Ç.’de taşeronlar, hepimizi topladılar, konteynırda. “Eğer bakan gelir sizi çağırır sorarsa biz ustabaşıyız, taşeron değiliz”, dediler. Çünkü ana firma yapmakla yükümlü ya asıl işi, taşeronlar değil, suç. Bakan geldiğine biz görmedik. Kendi akrabalarını çağırdılar, onlar gitti yanına. Müfettişler de tek tek işçileri çağırmadı. Müfettiş gelecek diye, hayret ettik, bize yeni ayakkabı, yeni baret, tulum, eldiven, emniyet kemeri verdiler. Müfettişin geleceğini bize öncede haber vermişlerdi. Müfettişler zaten haberli geliyor. Milyon dolarlar dönüyor, o yüzden engellemiyorlar.”
Asıl işverenlerin taşeron firmaya verdikleri işler, işçiler bakımından normal şartlarda yürütülen bir iş olmaktan çıkıp, çalışma şartlarının ağırlaştırılabildiği ve ağırlaştırıldığı (kadrolu işçi olarak çalışmayı “normal” olarak nitelediğimizde) anormal şartlara dönüşmektedir. Bu anormal şartlar sigorta kaydının yapılmaması, daha düşük ücretten yapılması, sahte çıkış-girişlerin yapılması, “yevmiyeci”lik, çoğu durumda daha düşük ücret ödenmesi, hatta bazen ödenmemesidir. Böylece asıl işveren, kendi işçisi olduğunda normal ücretinin yanısıra daha birçok konuda harcama yapmak zorunda kalacağı işçiyi taşerona transfer edince, kârlılık düzeyini artırmak için kendisinin yapmak zorunda kalacağı birçok işi taşerona yaptırmış olmakta, yani ana firmalar yasaların işverene yüklediği sorumlulukları asıl işle birlikte taşerona devretmekte, hukuki ve cezai sorumluklardan bir yönü ile kaçınmakta ve daha da önemlisi kamuoyunun gözünde ölümlü iş kazalarının birinci dereceden faili olarak görülmekten imtina etmiş olmaktadırlar.
48
Tersanelerde yapılan işlerin ilk grubunda yeralan idari işlerde ve yoğun teknoloji içeren işlerde çalışan işçilerin büyük bir çoğunluğu tersanenin kadrolu işçisidir. Fakat asıl iş olan montaj, kaynak, taşlama, boru vb. işler ise neredeyse yüzde yüz taşeron firmalara yaptırılmaktadır. Orta ölçekte bir tersanede üçü montaj işleriyle, beşi kaynak işleriyle, ikisi taşlama, biri boru işiyle ilgili ondan fazla taşeron firma çalışabilmektedir. Normal şartlarda bile oldukça riskli olan gemi inşa işi, bu kadar çok firmanın, demek oluyor ki bu kadar çok başlılığın bulunduğu bir ortamda güvenlikli bir iş akışı ve planlaması sağlanamadan, mevcut riskleri daha da artırıcı bir şekilde yapılmakta, bu da kazaların ve meslek hastalıklarının olağanüstü sayılara çıkmasına neden olmaktadır. Bu konuyla ilgili şu örnek verilebilir: Kaynak ve montaj işi, işin gerektirdiği titizlik ve kullanılan malzemenin kimyasal içerikleri nedeniyle oldukça yıpratıcıdır. Birincisi, aynı pozisyonda kolların belli bir hareketsizlikle durması, bunun damar kaslarına yaptığı sıkıştırmalar ve genel olarak omuriliğe uygulamış olduğu baskı söz konusudur. İkincisi çok dar bir alanda saatlerce süren kaynak havada bulunan oksijeni tüketmekte ve zehirlenmelere yol açmaktadır. Diğer yandan işçiler uzun süreli X ışınları ve çeşitli kimyasal gazlara maruz kaldıklarından birçok hastalığa varan rahatsızlıklar baş göstermektedir. Bunun için tersanelerin kaynakçılara “tavsiyesi” deri giysiler, önlükler giymeleri yönündedir. Bunu karşılamaya ise yanaşmamaktadırlar. İşte kaynakçılardaki yıpranmanın temel sebepleri yapılan işin öneminden dolayı sarfedilen azamı gayret ile çalışma ortamının fiziksel olarak uygunsuzluğu ve maruz kaldıkları kimyasalların sağlıklı bir şekilde tahliye edilmemesidir. Halbuki işçilerin çalışma koşullarının, sağlık ve güvenlik açısından uygun olması gerekmektedir. Bunun için, kurallarına uygun şekilde risk değerlendirmesinin yapılması, bu değerlendirmenin gereklerinin yerine getirilmesi, ortam ölçümleri ve işçi muayenelerinin aralıklı olarak tekrar edilmesi gerekir. Çalışma süreleri, ağır ve tehlikeli bir iş kolu teşkil eden sektörde tüm bu çalışmaların sonuçlarıyla birlikte haftada 37,5 saat limitini aşmayacak şekilde, belirlenmelidir. İşin parçalanmışlığı ve riskin bu işletmelere aktarımının kural olduğu gemi inşa ve onarım sektöründe bu gibi önlemler istisna olarak kalmaktadır. Avukat Tanıklığı: “Taşeron sisteminin kazaların olmasına ve artmasına yaptığı etkiyi gösteren bariz bir örnek olarak 24 yaşında ve 4 aylık mühendis iken geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeden gemi mühendisi S.’nin hikayesini verebiliriz. S, işverenin işe uygun işçi çalıştırma ve işyerinin güvenliğinin alınmaması şeklindeki iş güvenliği ihlali sonucu hayatını kaybetmiş bir mühendisti. 25 yıllık bir tamir gemisinde taşerona bağlı olarak kontrol mühendisliği işiyle çalışmaktayken, ambara inen kedi merdiveninin standartlara uygun olmaması ve tamir işinde bunun öncelikli olarak düzeltilmemesi nedeniyle Loyd kuruluşun denetimi sırasında, ambara kedi merdiveninden inerken ayağı kaygan grid tozları nedeniyle kayarak 10 m. yükseklikten ambar zemininde bulunan grid çuvallarının üzerine düşmüş, iç or49
Gerek İş Kanunu’nda gerekse 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’ndaki düzenlemelerin uygulamada yaşanan sorunları telafi edici, ortadan kaldırıcı, yaşanabilecek hak kaybının tam olarak önüne geçici, net, açık ve anlaşılır, yoruma mahal vermeyecek düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde taraflar arasında mevzuatta oluşan ve oluşabilecek boşluklardan dolayı hak arama sürecinde dengesizliklere mahal verilmektedir.
ganları hasar gördüğü için 2,5 saatlik bir mücadele sonucunda hayatını kaybetmiştir. Bu olayda da, kedi merdiveninin ambar girişindeki ilk bölümünün kaportası ve merdivenin geri kalanı IMO kurallarına uygun olsaydı, merdivenin korkulukları bulunsaydı, işveren emniyet kemeri ve çelik uçlu gemi ayakkabısı tahsis etseydi, bunların da ötesinde tecrübesiz bir mühendisi, yetki verilerek hem de artık ıskartaya çıkması gereken 25 yıllık bir tamir gemisinde kontrol mühendisi olarak değil de yardımcı olarak çalıştırılmış olsaydı, bu genç mühendis de hala hayatta olacaktı.”
Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Başkanı'nın 2007 içerisinde yedinci tersane işçisinin hayatını kaybettiği günün hemen ertesi günü basında yeralan demecindeki "Bizim kârımız tamamen işçilikten, işçilik fiyatları da Avrupa'nın fiyatlarına gelirse, Türkiye'deki gemi inşa sanayisinin avantajları yavaş yavaş ortadan kalkar" ibaresi(24), taşeronluk sisteminin yapısal bir işgücü maliyeti tasarrufu sistemi olduğunu gözler önüne sermektedir. İşyeri güvenliği, kişisel koruyucu donanımın sağlanması gibi hayati öneme sahip ve yasal tedbirler, küçük kâr marjlarıyla çalışan taşeron şirket sahibinin vicdanına bırakılmış keyfi bir karar haline gelmekte, gözlerimizin önünde her ay tersanelerden ölüm haberleri gelmeye devam etmektedir. İşyeri güvenliğinin sağlanmasını, güvenli iskele, sağlam elektrik kablosu veya baret, koruyucu gözlük, emniyet kemeri talep etmekte ısrarcı olmak, fazla mesaiye kalmak istememek, sendikalı olmak ve SSK primlerinin yatırılıp yatırılmadığını takip etmek işten çıkarılma nedeni olabilmektedirler. Tersane sahibi işverenle karşılaştırıldığında mali gücü ve kurumsallığı çok daha zayıf olan taşeron şirketler, kişisel koruyucu donanım temin ettikleri zaman standartlara uygun olmayanları, "ucuzundan" ve yoğun çalışma şartları için kullanışlı olmayanından seçebilmektedirler. Tuzla Havza'sında işportalarda bile satılmakta olan baret, tulum, maske işlevlerini yerine getiremeyecek kadar standartların altında ve temin edilmesi küçük işletmelerin keyfiyetindedir. Gene İş Yasası'na göre 50'den fazla işçi çalıştıran işletmelerde bulundurulması gereken iş güvenliğinden sorumlu mühendis ya da teknik eleman ve işyeri hekimi hizmetlerinden, sadece tersanelerde kadrolu olarak çalışanlar, yani on işçiden biri faydalanmaktadır.
(24)
5.6. Taşeronluk sistemi neden ölümlü iş kazalarına davetiye çıkarmaktadır?
http://www.denizticaretgazetesi.org/index.php?haber=5884, 1 Eylül 2007, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
50
Çalışan sayısı 50’den az ve birinci sınıf gayri sıhhi müesseselerden olan bu işlerde işin gerektirdiği özellikleri haiz sorumlu müdür bulundurulması gerekir. Bu durumun uygulamada varolup olmadığı incelenmeli, varolduğu görüldüğünde bile görevini yerine getirip getirmediği denetlenmelidir. İş Kanunu’nun 80.Maddesi’nin üçüncü fıkrasına dayanılarak çıkarılan “İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları Hakkındaki Yönetmelik” İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üzere İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları’nın hangi işyerlerinde kurulacağı ve bu kurulların oluşumu, çalışma yöntemleri, görev, yetki ve yükümlülükleri belirtilmiştir. Bu yönetmeliğe göre, sanayiden sayılan ve devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde her işveren bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu kurmakla yükümlüdür. Ancak bu maddede öngörülen yükümlülüğün Tuzla tersaneleri açısından üzerinden atlanamayacak şöyle bir özelliği bulunmaktadır. Mevzuatta bildirilmiş olan işçi sayısı ve işin süresinin hesabında asıl işveren-alt işveren işçilerinin ve iş sürelerinin ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacağıdır. Bir başka deyişle ana işin bir bölümünü yapan taşeron ancak, 50 ve üzeri işçi çalıştırıyorsa ve yapacağı işin süresi altı ayı geçiyor ise, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu oluşturmak yükümlülüğü altında bulunacaktır. Yasalarda ve diğer mevzuatlarda kurulması gereken kurulların kurulmamasının ya da bulundurulması gereken çeşitli personel ve diğer unsurların işverence temin edilip edilmediğin denetimi de çalışma hayatının bütününün denetimini elinde
Fotoğraf: Alaattin Timur İşçiler öğlen yemek kuyruğunda bekliyorlar.Yoğun iş temposundan sıyrılıp yan yana gelmek ve sohbet etme fırsatı.
51
bulunduran organ olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca yapılacaktır. ÇSGB’na bağlı çalışan yetkili iş müfettişlerince yapılacak olan bu denetimler, işçinin şikayeti üzerine ya da gerektiği hallerde yapılmaktadır. İş Kanunu’nun 92.maddesinde karşımıza çıkan bu gerekli hal nasıl ve neye göre belirlenecektir? Tüm ayrıntıları ile ilgili bir denetim mekanizması tanımlanmamakla birlikte uygulamadaki sorunlarla birlikte denetim caydırıcı işlevinden uzaklaşmıştır. Özellikle teftişlerin işverenlerin bilgisi dahilinde gerçekleşmesi, cezaların göstermelik oluşu ve son olarak da bu teftişlerin yürütme organı tarafından sevk ve idare edilmesi ile denetimlerin objektif bir ölçüt olamamalarının da ötesinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından ise merkezi bir yörüngede durmamaktadır.
Kadrolu-taşeron işçi ayrımı, yemekhaneye giriş sırası ve soyunma odalarında bile yapılmaktadır. İşçilere, işveren tarafından yasa gereği sağlanması gereken kişisel koruyucu donanımlar ise işportaya “düşmüş”, CE belgesi olmayan standart dışı malzemelerle sağlanmaktadır. Bunlar, Tuzla Tersaneler Bölgesi'nde ilk teftişte bile tespit edilebilecek, yasal olmayan ve insan hayatına kasteden uygulamalardır.
5.7. İstihdam istatistiklerindeki çelişkiler taşeronluk sisteminin getirdiği kayıt dışılığın kanıtı mıdır?
Ulaştırma Bakanlığı’nın verilerine göre, 2002 yılında kullanılan kapasiteye göre istihdam, 13 bin 545 kişi iken; 2005 yılında kullanılan kapasiteye göre istihdam 24
Fotoğraf: İlhan Beyoğlu İşçiler öğle arası yemekhanede yemeklerini alıyor. Öğle arası bir saattir ve yemekler tabldot usulü verilir.
52
bin 200, 2006 yılında ise 28 bin 580 kişiye ulaşmıştır. Tersanelerde sağlanan doğrudan 28 bin, dolaylı 85 bin kişilik istihdam demektir. Sektör, bugün yan sanayi anlamında 500 iş kolunu beslemektedir. 2010 yılında doğrudan istihdamın ortalama 45 bin olması beklenmektedir. Bu da 135 bin kişinin dolaylı istihdamı demektir(25).
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, gemi inşa sektöründe 17 bin 572 işçi çalışmaktadır(27). Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Nisan 2007 raporundaki verilere göre, tersanelerde çalışan 16 bin 173 işçiden 12 bin 427`si taşerona bağlıdır.
Tablo 8: ÇSGB İş Teftiş Kurulunun NİSAN 2007 Raporu
Sanayi Odası'na kapasite raporlaması için başvuran deniz ulaşım araçları inşa ve onarımı sanayi başlığı altındaki 120 kayıtlı üreticinin, usta, mühendis, idari personel ve işçi dahil olmak üzere 4.960 çalışanı olduğu görülmektedir(26).
Kaynak: ÇSGB (Nisan 2007), s.13.
Tablo 9: ÇSGB İş Teftiş Kurulunun EKİM 2007 Raporu
Kaynak: ÇSGB (Ekim 2007), s.7.
Son (Ekim 2007) teftiş raporuna göre ise, işyerlerinde, 5 bin 320 asıl işveren, 8 bin 811 alt işveren işçisi olmak üzere toplam 14 bin 131 işçinin çalıştığı tespit edilmiştir(28).
(25) (26) (27) http://www.calisma.gov.tr/CGM/01_2008_2821_istatistik.htm, Ocak 2008 istatistiği, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
Kaynak: http://sanayi.tobb.org.tr/sektor_il_detay.php?kodu=3841&il=34, en son 15 Aralık 2007’de okundu.
Kaynak: http://www.ubak.gov.tr/ubak/tr/ilkler.php#deniz, en son 15 Aralık 2007’de okundu.
(28) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ekim 2007 İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Raporu, http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf, s.7.
53
Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ise bu rakamı 2006 senesi için, kadrolu-taşeron farklılaştırmasına gitmeden 24 bin 823 olarak vermiştir(29). Kurumun yönetici kadrosunun Tuzla Tersaneler Bölgesinin İstanbul’un sanayisizleştirilmesi amacına dönük olarak taşınması gündeme geldiğinde basına yansıyan çeşitli açıklamalarında bu rakamı 45 bin olarak telaffuz ettikleri de olmuştur(30). Görüldüğü gibi işveren örgütleri ve kamu kurumları kendi içlerinde birbirlerinden bir hayli farklı istihdam rakamları beyan etmektedirler. Hatta aynı kamu kurumunun kullandığı istatistikî bilgiler dahi farklılaşmaktadır. Dolayısıyla bu kurumların izlediği politikaların belirlenmesinde oldukça önemli bir veri olan istihdam rakamındaki çelişik bilgiler yapısal sorunlara da işaret etmektedir. İstihdam rakamlarındaki bu büyük çelişkiler, sektörün en önemli aktörleri olan büyük gemi inşa sanayicileri tarafından altsözleşme ilişkileri ile iş verilen taşeron tipi üretim formunun kayıt dışılığa ve ciddi bir işçi sirkülasyonununa mahal verdiğinin açık göstergesidir. Taşeron ve fason işletmeleri üretim ağına katarak üretimin coğrafi dağınıklığı ve denetlenmezliğinin sağlanması bir yana, taşeronların ve fasonların kendi işlerini alt-taşeronlara devretmesi sonucu ortaya çıkan risk ve sorumluluğun dağıtılması olgusu da bu yapıya uyumsallaştırılmamış hukuki denetimlerin sonuç almasını zorlaştırmaktadır.
(29) (30)
Fotoğraf: İlhan Beyoğlu Metal plakaları oksijen kaynağı ile kesiliyor.
http://www.gisbir.com/DesktopDefault.aspx?tabid=237, 9 Aralık 2007’de okundu.
Dünya Gazetesi, Perşembe Rotası Eki, 26 Ekim 2006: “Tuzla Tersaneleri Kaldırılmayacak”.
54
5.8. Dünya deniz araçları üretimi sektöründe Türkiye’nin ve diğer ülkelerin payları
Özellikle 2004 senesinden sonra çarpıcı bir şekilde büyümeye başlamış olsa da, Türkiye’deki gemi inşa sanayi halen dünyadaki gemi inşa sanayinin ürettiği tüm katma değer içerisinde küçük bir paya sahiptir: Nisan 2006 itibarıyla, dünya gemi inşa kapasitesi ve yeni siparişleri içinde % 0,7 ve gemi tesliminde ise % 0,5 paya sahip bulunmaktadır. Türkiye gemi tesliminde dünyada 11. sıradadır(31). Yumurtalık Serbest Bölgesi ve Gelibolu’ndaki inşaatına yeni başlanan tersanelerde uzun vadede 300.000 dwt’ye kadar gemi inşası yapılabileceği iddia edilse bile, Türkiye’de halen tek parçada azami 80.000 dwt’a kadar gemi inşa edilebilmektedir. Türkiye’deki gemi inşa sanayi, 250-300.000 dwt’lik gemiler inşa kapasitesine sahip olan sektörün devleri Güney Kore, Japonya, AB ülkeleri ve Çin’in çok gerisinde kalmaktadır.
2001’de Güney Kore hakkında hazırlanmış bir sektörel çalışmada, Gemi İnşa Sektörü’nün dünyadaki yapısı şu şekilde özetlenmiştir(32): Yüksek karmaşık gemiler kategorisinde (yolcu gemileri, kruzerler, kargo taşımayan gemiler, balıkçı gemileri) AB ülkeleri son yirmi senede geçirdikleri önemli sanayisizleşme ve tersanelerin kaydırılması hareketlerine rağmen halen % 65’lik bir payla birinci sıradaydılar. Orta karmaşık olarak nitelendirilen gemilerde (konteynerler, Ro-Ro gemileri, kimyasal tankerler, LPG/LNG gemileri, frigofrikler) AB, Japonya ve Güney Kore yaklaşık %30’luk bir payla piyasayı paylaşmaktaydı. Düşük karmaşık gemilerde (tanker ve dökme yük gemileri) piyasada % 53’lük bir payla Japonya lider konumundaydı. Bu rakamlar, sektörün hızla yükselmeye başladığı 2004’den sonra değişmeye başlamıştır. Teknolojik altyapının AB ülkelerindeki tarihsel olarak ileri konumu gözönünde bulundurulduğunda, yukarıda özetlenen 2001 çıkış noktasına bazı noktalarda bağımlılık devam etmektedir. En büyük yapısal değişiklikler şunlardır: Güney Kore, özellikle tek başına bu ülkedeki tersanecilik sektörünün taşıyıcısı olan Hyundai Tersanesi, düz toprak zeminde gemi inşa edip, daha sonra bunları dalabilen barçlara veya yüzer havuzlara çıkartma metoduyla, üretim alanının klasik tersane alanının dışına taşırarak, gemi inşa kapasitesini önemli ölçüde artırmıştır. Güney Kore 2005 yılının ilk yarısındaki yeni gemi inşa siparişlerinde toplam dwt üzerinden (227 milyon dwt) % 37’lik bir pay ile birincidir. Çin’deki en büyükleri 100 bin’den fazla işçinin istihdam edildiği iki kamu tersanesinde üretim kapasitesi hızla artmakta ve Çin orta vadede dünya liderliğine aday olmaktadır(33).
Irnen, LY / Sumague, A / Ye, X / Lixiang, Z (2001): Korean Shipbuilding Industry: Strategies for Global Competitiveness, Nanyang Technological University, Nanyang Business School, MBA Thesis, Nanyang’dan alıntılayan, DPT IX. Kalkınma Planı, s.44.
(32) (31)
DPT. IX. Kalkınma Planı (2007-2013), s. 41.
(33) Schiffbaunation China. Mit aller Macht nach vorn (Eylül 2004), Almanya IG-Metall Küste Sendikasının Çin Gemi İnşa Sanayi sektörü hakkındaki yayını, s.10.
55
Tablo 10: 2004 yılında başlıca ülkelerin adet, GRT ve CGT bazında teslim ettiği gemiler.
Kaynak: 2005 OECD verilerinden aktaran, DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu 2006, s.6.
Ulaştırma Bakanlığı’nın verilerinde, Türkiye gemi inşa sanayi’nin 2002 yılında dünya sıralamasında 23üncü iken, 2007 yılında 1.8 milyon dwt'lik siparişle 8inci sıraya yükseldiği ifade edilmekte, dünya genelinde yeni gemi teslimleri son üç yılda % 89 büyüme gösterirken, Türkiye'nin aldığı yeni gemi siparişleri aynı dönemde % 360 büyüdüğünün altı çizilmektedir. Kanımızca, Bakanlık’ın Türkiye gemi inşa sanayinin 6 milyon dwt/yıllık bir kapasite ile 2010 yılında dünya dördüncülüğüne yükseleceği öngörüsü(34), Türkiye’nin küresel piyasalarda rekabet içinde olduğu orta karmaşık gemiler kategorisindeki dev aktörlerin, yani Güney Kore ve yükselmekte olan Çin’in yatırım ve büyüme hızları yeteri kadar dikkate alınmadığı için gerçekçi değildir. Özel müteşebbisler rakiplerini daha gerçekçi tartmaktadırlar: Kalkavan, Yardımcı gibi Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin halihazırdaki büyük sermayedarlarının öncülüğünde oluşturulan Gelibolu Gemi Endüstrisi Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2008 yılında inşaatına başlanacak ve 4 etapta 2010 yılında tamamlanması planlanan Gelibolu Tersane’sinin önüne koyduğu hedefler özel sektörün rekabet öngörülerini yansıtmaktadır. Gelibolu Projesi Yürütme Kurulu Temsilcisi Ahmet Kalkavan’ın Anadolu Ajansı’na geçen Aralık ayında verdiği açıklamada, yüksek
(34)
http://www.ubak.gov.tr/ubak/tr/ilkler.php#deniz, en son 3 Ocak 2008’de okundu.
56
karmaşıklıkta gemi yapımı (yolcu gemisi, görünmezlik teknolojisine sahip firkateynler, özel ve lüks tekne) altyapısını da içereceğini ifade ettiği tersane için “Bu tersane, Türkiye'deki tersanelere rakip değil, Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelere, alternatif bir tersane olacak...Gemi inşaatı piyasasının sipariş listesi, dünya tersanelerinin dolu olması nedeniyle Türkiye bu alanda iyi bir fırsat yakaladı. Avrupa gemi inşaatı firmaları ve Avrupa menşeli armatörlerle iyi ilişkiler ve projelere dayalı çalışma şeklini geliştirip, Uzak Doğu tersaneleriyle rekabet edebilme imkanı bulacağız'' açıklamasını yapmıştır.(35)
Fotoğraf: İlhan Beyoğlu
Mevcut iktidarın dünya piyasalarında rekabet edebilirliğin sağlanması için gemi inşa sanayicilerine her türlü desteği verdiği, gerek Ulaştırma Bakanlığı’nın ifadeleri gerek de yeni tersane alanlarının açılmasına dair sağlanan kolaylıklar, vergi indirimi (deniz araçlarına yakıt alımında Özel Tüketim Vergisi – ÖTV indirimi, % 40 yatırım indirimi, % 100 gümrük muafiyeti) gibi politikalarda açık olarak görülmektedir. Bu büyümenin taşıyıcıları halen neredeyse % 100’e varan oranlarda Türkiye kaynaklı sermayedir. DPT’nin son raporunda, sektöre yabancı sermayenin yatırım yapma ihtimalinden kısaca bahsedilmiş, genelgeçer bir çıkarım yapılmıştır:
(35)
http://www.denizticaretodasi.org/DetoPortal/Default.aspx?tabid=1&mid=1047&ctl=Edit&HaberID=83fb4a04-c0de-43b6-ac79-31d53d1b1b5e, 7. Aralık 2007 tarihli haber, en son 3 Ocak 2008’de okundu; Milliyet, 7 Aralık 2007, s.9.
57
“Doğrudan yabancı sermaye yatırımı piyasada kendini kanıtlamış Türk firmaları ile ortaklık şeklinde gerçekleşmesi beklenmelidir”.(36) Yaptığımız basın taramalarından henüz gemi inşa sanayinde kayda değer bir yabancı sermaye doğrudan yatırımına rastlanmamıştır. Bu da önümüzdeki dönemdeki büyüme, tersanelerin sayısının artması, istihdamın artması, rekabeti sağlayıcı politikalar için devlet kurumları nezninde lobi faaliyetleri ve kârlılığı artırmak için emek ve iş güvenliği maliyetlerinden tasarrufu sağlayan eski (taşeronlaştırma) ve yeni çalışma ilişkilerinin yerleştirilmesi gibi atılımların taşıyıcısının, kendi filoları olan ve diğer sektörlere yatırımlar yapabilen “küreselleşmiş yerli sermaye” olacağını düşündürtmektedir.
(36)
DPT IX. Kalkınma Planı (2007-2013), s.61.
58
6. İŞ KAZALARINA DAVETİYE ÇIKARAN ORTAM 6.1. ‘Yükselen’ bir sektör: Artan iş ritmi ve daralan çalışma mekânı
Aşağıda aktarılan SSK verilerine göre Türkiye ekonomisinin yükselme dönemleriyle ölümlü iş kazalarının arttığı dönemler örtüşmektedir. Aşağıdaki istatistikten, ekonomik büyümenin İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı'nda bir yapısal bir düzelmeye yol açmadığı anlaşılabiliyor. Her ne kadar aşağıda verilen kayıtlı iş kazası sayıları, istihdamın parçalanmış ve kayıt-dışı yapısına paralel olarak sınırlı bir bilgi verse de, bir eğilimi göstermesi açısından önemli. Kriz yılları olan 2001'den itibaren ölümlü iş kazalarında düşüş, makroiktisadi büyüme ve refah yılları olarak tanımlanan 2005'lerden itibaren ciddi bir artış gözlemliyoruz. 2006 senesi, iş yerinde canını bırakan işçilerin sayısının bir sene içerisinde 1096'dan 1601'e çıkması açısından öncelikle incelenmesi gereken bir sene olarak göze çarpmakta. Bu çarpıcı artışın, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki son ölümlü iş kazalarına verilen ilk tepkilerden biri olan “işçiler eğitimsiz, o yüzden kazalar artıyor” açıklamasının da yanlışladığı kanısındayız. “İşçilerin genel eğitimsizliği” yerine, “nemaları paylaşılmayan genel ekonomik büyümenin” iş kazaları bağlamında irdelenmesi gerekliliği aşağıdaki istatistiklerde açıkça görülmektedir.
(37)
Denizcilik Müsteşarlığı Gemi İnşası ve Tersaneler Genel Müdürü Sami Kabaş, Tuzla Tersanelerinde tamamlanan üç kimyasal tankerin denize indirilme töreninde yaptığı konuşmada "Türkiye, dünya denizcilik sektöründe hak ettiği payı alabilmek için yürümek değil adeta koşuyor"(37) dedi. Sektördeki bu büyüme ve başarının nemalarının İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusundaki ilerlemeleri finanse edilecek şekilde de kullanılmasının bir zorunluluk olduğunun altını çizmek istiyoruz. Artan siparişleri yetiştirme kaygısı ile işin hızlanmasının ve üretim teknikleri ve teknolojisindeki ilerlemelerin çalışma sürecini olumsuz şekilde etkilemesi karşısında, emeğin giderek bu hıza ayak uyduracak esnekliğe “koşturulması”, sektördeki büyümenin sürdürebilirliği ve insan hayatı konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği önlemlerini sadece rekabeti zorlaştıran bir maliyet kalemi olarak gören anlayışın, denetimleri gerçekleştiren ve hukuki yaptırımları güçlü kılan kamu kurumlarına kadar sirayet etmiş olması, iş kazalarının son yıllarda bu kadar artmasının nedenleri arasında görülmelidir. Zira bir sektörün ihracat potansiyeli ve istihdama sunduğu katkı, işçilerin hayatlarını kaybetmeleri karşısında değersizleşir.
Zaman, 8 Mayıs 2007.
59
Tablo 11: Türkiye’de Kayıtlı İş Kazası Sonucu Ölüm Sayıları:
Sene 1997 1998 1999 Ölümlü İş Kazaları 1453 1252 1333
2000 2001 2002 2003 2004 2005 1773 1008 878 811 843 1096
2006
Kaynak: Referans Gazetesi, 10 Ekim 2007.
1601
Makro verilerden GİSBİR’in istatistiklerinden derlediğimiz üretim ve ihracat düzeyine bakarsak, sektörün büyümeye başladığı 2001 mali krizi sonrasındaki ölümlü iş kazalarının üretim düzeyi ile paralellik izlediğini gözlemlemekteyiz. 2003 sonrası dönem, daha önce de ifade edildiği gibi Türkiye gemi inşa sanayinin özellikle 10-15.000 dwt’luk kimyasal tankerlerde ve yatçılıkta dünyada ön plana çıktığı dönemdir.
Tablo 12: Türkiye Gemi İnşa/Tamir Sektöründe Üretim ve İş Kazası Sonucu Ölüm Sayıları
2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007
Sektörel gelişmeye paralel olarak Türkiye Gemi İnşası ve Tamiri sektöründeki ölümlü kazalar 1992 senesinden sonra artmıştır. Tuzla'ya tersanelerin taşınma tarihi olan 1983'den bu yana Tuzla’da 59 işçi iş kazasında ölmüşken, bu ölümlerin 58'i 1992 yılından sonra gerçekleşmiştir(38). Büyüme rakamlarını verdiğimiz yıllardaki ölümlü iş kazaları ise şu şekilde seyretmiştir: 2001'de 1 işçi, 2002'de 5, 2003'de 3, 2004'de 5, 2005'de 8, 2006'da 10, 2007 senesinde ise 12 işçi (11’i Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde olmak üzere(39)) ve 2008’in ilk günlerinde de bir işçi iş yerinde üretim sırasında hayatını kaybetmiştir. Bu rakamlar, iş kazası bildirim prosedürünün gerektiğince ve yasada belirtildiğince işletilmediği bir sektörde, DİSK'e bağlı Limter-İş Sendikası'nın çabalarıyla bir araya getirilmiş kayıtlardan ibarettir(40).
(38) (39) (40)
Kaynak: http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf; Limter-İş Sendikası verileri; www.gisbir.com sitesindeki 2001-2007 verilerinin derlenmesi.
Türkiye Gemi İnşa/Tamir Sektöründe Üretim 147.130 DWT 84.700 DWT 106.450 DWT 293.229 DWT 331.740 DWT 556.285 DWT 1.007.968 DWT
Ölümlü İş Kazaları 1 işçi 5 işçi 3 işçi 5 işçi 8 işçi 10 işçi 12 işçi
1982-1992 seneleri arasındaki iş kazalarının kayıtlarına, bu süre içerisinde DİSK’e bağlı olan Limterİş sendikası, DİSK’in diğer bütün sendikaları gibi kapatılmış olduğundan daha zor erişmekteyiz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ekim 2007 İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Raporu, http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf, s8. Bu verilere Kasım ayındaki üç ölümlü iş kazası da eklenmiştir. bkz. Ek VI : Limter-İş Sendikası’nca derlenen ölümlü iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin listesi.
60
Fotoğraf: Alaattin Timur Bir işçi demir parçaları arasında sigara molası veriyor. Yoğun çalışma temposu içinde kısa bir soluk.
Yarı-kayıtlı ve kayıt-dışı işçi sirkülasyonunun yoğun olduğu Tuzla Tersaneleri'nde kayıtlara geçmeden yaşanan ölümlü ve ağır yaralanmaya sebep olan iş kazalarının da varlığı kuvvetle muhtemeldir(41). Mühendis tanıklığı: “…Bizim tersanede şu anda yedi proje (yedi ayrı gemi demektir) yürütülüyor. Kırka yakın proje yaşama geçirilmek üzere bizi bekliyor. TSK’ya da teklif verdik.”
Mühendislerin tanıklarının üretimin ne kadar hızlandırıldığının, bunun da üretim ilişkilerinde ve emek sürecindeki etkilerini göstermektedir. Mühendis tanıklığı: “…Ben çalışırken bir gemi yaptık ama benden önce 21 gemi yapılmış ve aynı büyüklükte gemiden 10-11 tane daha yapacaklar.”
En erken 2009'a kadar yeni sipariş alamayacak kadar dolu olduğu ve tam kapasite çalıştığı Gemi İnşa Sanayicileri Birliği tarafından deklare edilen Tuzla Tersanelerindeki büyümeye, tersanelerin üretim süreci içindeki atölyelerde de tersanelerde olduğu gibi “iş yetiştirme” kaygısıyla bir zaman baskısı oluşturmaktadır. TerTablo 7’daki iş teftiş raporunun birinci sayfasında, işverene, iş kazasının hukuki süre içerisinde bildirmediği için de ceza kesildiğine dikkatinizi çekmek isteriz. Bu belge, bunlar gibi hukuki sürece yansımamış binlerce vakıa için temsiliyet gücü olan küçük bir örnektir.
(41)
61
sane, işi ne kadar hızlandırırsa fason atölyeler ve yan sanayide de iş o derece hızlandırılacak, böylece istihdam düzeyi değiştirilmeden işçilerden daha fazla çalışmaları istenmektedir. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Tersane kendi sahasında yer bulamadığı için dışarıya açılan bir [iş]kol[u]. Burada şunu gerektiriyor. İşte, tersanede yapılan blok kızağa konulduğunda, atölyedeki blok hazır olmalı ki bunu hemen arkasına koyalım… Tersanelerde nasıl zaman baskısı yaşanıyorsa [bağlı] atölyelerde de aynı şekilde yaşanıyor.”
Aynı zamanda işin ritminin hızlanması çalışma koşullarını da olumsuz etkilemektedir. İş güvenliği açısından bakıldığında ayrı ayrı veya ard arda yapılması gereken pek çok iş (montaj, kaynak, raspa, temizlik) zaman baskısından dolayı dar tersane mekânında aynı anda gerçekleştirilmektedir. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…Atölyede yangın çıkıyor, yangına müdahale edecek yangın tertibatı hiç yok. Köpük, tiner, marangoz, talaş, polyester yan yana. Aralarında bölme yok. Orada da yüz elli kişi çalışıyordu toplam. Yangın çıktı. Ben o gün yoktum. Müdahale edemediler.”
Mühendis tanıklığı: “İşin denetlenmesi sırasında karşılaştığımız sorunlar göstermektedir ki, yapılması gereken işlerin zamana bağlı olması, işçilerinde zamanla yarışmak zorunda olması dikkatsizliğin ve özensizliğin dolayısıyla iş kazalarının önünü açmaktadır”.
Fotoğraf: Alaattin Timur Tersanede molalar kısa, çay, ayaküstü sohbet, sigara.
62
Aynı zamanda, işin yoğunlaşması da önemli bir konudur. Bir işçi 8 saatte yapacağı bir işi teknik gelişmeler, makina parkına yapılan yatırımlar ve üretim teknolojisinin de etkisiyle 4 saatte bitirebilmektedir. Dolayısıyla 8 saatlik çalışma aslında 16 saatlik çabaya denk düşebilmektedir. Zira, emek gücünün önündeki sınır fizyolojiktir. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “S.’ye iyi diyorum ya şundan: her şeyi nizami, yine çalışma koşulları aynı ama mesela raspa –raspa deriz biz kumluyorlar- her yerde açık alanda. Bir tek S.’de kapalı yerde. Boya aynı şekilde. Yani akrabam diye övmüyorum ha. Çalışma saatleri sekiz altı yine. Ama temiz. [Bir başka işçi araya girer: - Orasının da sorunu var.] …Ayrı yapılması avantajlı tabi. Ne kadar işler ayrılırsa o kadar risk azalıyor. Kızakta yapılıyor her şey diğer tersanelerde. Bir arada çalışıyoruz. Ben kaynak yapıyorum arkamda raspa, bütün toz yutuyorum. Yüzüm gözüm simsiyah. Bir öksürüyoruz simsiyah… Bir tükürüyoruz kül çıkıyor. Doktora gidiyoruz. Sigara içmediğin halde “çok sigara içiyorsun” diyor. Oysa adam hiç sigara kullanmamış. Ciğerlerinde duman var işte.”
Mühendis tanıklığı: “Bizim aldığımız bloklarının teslim tarihi belli. O tarihte işin tersaneye teslim edilmesi gerekiyor. Taşeron açısından ne kadar erken biterse maliyetten o kadar düşüyorsunuz. İşin erken bitmesi işçilere daha az yevmiye ödenmesi anlamına geliyor. Az işçi ile çok iş yapılarak en üst performans elde edilmeye çalışıyor.”
Fotoğraf: Alaattin Timur
63
Fotoğraf: Alaattin Timur
İşin zamanında yetiştirilme kaygısı işçilerin iş kazalarına mahal veren dikkatsizliklerinden ziyade, iş güvenliği tedbirlerinin de aynı hıza uyum sağlayacak şekilde alınmaması dikkat çekicidir. Mühendis tanıklığı: “Askeri tersaneler ile ilgili herhangi bir kaza haberi duymadım. Askeri tersanelerde tanıdıklarım var. Kaza olursa bi biçimde duyardım. Daha yavaş bir tempo ile çalışıyorlar. Her türlü önlemi alıyorlar ve yaptıkları iş de kaliteli. Çalışanların çoğu belgeli. Örneğin kaynakçıların işin ehli olduğuna dair belgeleri var”
Mühendis tanıklığı: “Sürekli bir koşuşturma ritmi var. İnsanın biyolojik aktivitesi en üst noktada seyrediyor.”
İşin sıkışık bir üretim mekânında iç içe yapılması, tersanelerdeki zaman baskısını hisseden tersane dışındaki tersanelere iş yapan atölyeler, tehlikeli koşullarda da olsa işçilerden çalışmalarını istemektedir. İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Bu firma büyük tersanelere çalışan, basınçlı kazan yapan bir firma; birçok tersane işçisi burada çalışıyor. Tersanelerdeki çalışma[ya], işin oradaki aciliyetine bağlı olarak hiçbir önlem almadan, tersanelerin zaman baskısı altında çalışıyor bu tür firmalar. ‘Bir an önce bu çatıyı bitirmeliyiz. Bu çatı altında üretim yapacağız’ diyorlar. Sipariş çoğalıyor. Bu siparişin [karşılanması] için yeni bir alan gerekiyor, … [firma üretim alanında] ikinci genişletme yapılıyor. Çatı çalış64
Yüksekte çalışma, tersanelerde en fazla kaza nedenleri arasındadır. Böyle bir çalışmayı gerçekleştirecek olan işçinin, yapacağı iş de göz önüne alınarak muayenesi gerekir. Yine bu şekilde çalışacak işçilerin iş kazalarından korunabilmesi için hem güvenli çalışma ortamı hazırlanmalı ve hem de kişisel koruyucu donanımlarla desteklenmelidir. Aynı zamanda işi hızlandırmanın sadece teknik değil, psikolojik etkileri de olmaktadır. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “…Ölümünden bir gün önce emekli oldu, postaneden parasını almış, küçük kızı Pendik’e gezmeye götürmüş. Bir gün sadece. ...O çok çalıştığı için biz biraz daha rahat yaşardık. Ne pazar durur, ne bayram durur, kendi köyüne 6-7 sene gitmediği olmuştur.”
ması tam uzmanlık gerektiren bir iş. Aynı zamanda soğuk, yağmurlu ve rüzgârlı havada kesinlikle çalışılması yasaktır. Çünkü çok yüksekte çalışıyor, on sekiz metre; yağmurlu gün, kaygan [zemin], soğuk, insanın eldiveni de ıslandığında, kendi de ıslandığında, çalışma mecali kalmadığında zaten yüzde yüz kazaya sebebiyet verecek [şartlar oluşuyor]. Bu kaza da öyle gelişti.”
Bu işçinin işten emekli olduğu günün ertesi iş kazası geçirmesi ve izne ayrılması gerektiği dönemde gemi siparişi alındığı için tatilini ertelemesi istenen teknikerin durumları çarpıcıdır.
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Sabah dokuzda başlamıştı. Dört buçuk senedir akşam onbire kadar çalışıyordu. Dört ay önce çay molalarını 10’ar dakika azaltarak ve yemek saatini bir saatten yarım saate düşürerek çıkış saatini saat ona düşürmüşler. …Hepimiz aynı anda iznimizi denk getirdik. Abim de gelecekti bizimle. Fakat bir yük gemisi çıkmış. İzin vermemişler. İşte o hafta bizimle izne gelmesi gerekiyordu.”
Torlak Tersanesi'nin Onursal Genel Başkanı ve MHP milletvekili Ali Torlak, ölümlü kazaları, tersanelerin artık küçülmesine, işçilerin yan yana çalışmak zorunda kalmasına ve havanın sıcaklığına bağlıyor(42). Torlak tersanesinin sahibi, bu ifadelerle daha büyük bir tersane mekânını devletin kendilerine tahsis etmesini de dolaylı olarak talep ederken aslında, çalışan kişi sayısının arttırılmadan, üretimdeki yükselişi de övmektedir. Ancak, bu yükselişin istenmeyen sonuçları aşağıdaki işçi tanıklığıyla ifade edilmektedir:
(42) Radikal, 5 Eylül 2007, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231971, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
İşin hızlanması, sadece teknik bir konu değildir. İşçinin biyolojik ritminin izin vermediği bir çalışma temposu, işçinin gündelik hayatının zorluklarıyla birleşince kaza neredeyse kaçınılmaz olmaktadır. İşçinin deneyimli ve eğitimli olması kazanın yaşanmasını engellememektedir.
65
Hem olumsuz dış ortam, hem de yapılan işin niteliği gereği maruz kalınan olumsuzluklar, açık bir şekilde meslek hastalığı ve ciddi iş kazalarına davet çıkarır niteliktedir.
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Tersanelerde çalışma şartlarını düşündüğümüzde, ağustos ayı çok sıcaktı. Bir de eklendiğinde bir de yeterli havalandırması olamayan metalin içinde çalışıyorsunuz. Toz gürültü daha da ağırlaştırıyor. Bu şartların sonunda zaten iş kazası kaçınılmaz idi. …Neredeyse adamlar 24 saat çalışıyorlar. Senelerdir, işinden emeğinden memnun olan bu insanlar, işi için o insan canını verse de suçu yine ölen kendi çalışanlarına yine atıyorlar.”
6.2. Tuzla’da gerçekleştirilen Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’ne uygun olmayan çalışma saatleri
Tersaneler Bölgesi’nde 15 saate kadar varabilen toplam çalışma saatleri ve fazla mesailer, fiili bir mecburiyet olmuştur. Ağır ve tehlikeli bir iş kolu olan ve maksimum dikkat gerektiren gemi inşaat ve tamirat işlerinde, 16 Haziran 2004 tarihli 25494 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği” kapsamında düzenlenen günde 7,5 saat, haftada 37,5 saat sınırlandırılmasına riayet edilmemektedir. Aynı zamanda tersanelerdeki asıl işlerden biri olan kaynak işleri türleri, 15 Nisan 2004 tarihli ve 25434 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Yedi buçuk Saat veya Daha Az Çalış-
Fotoğraf: Deniz Karateke Geminin parçaları birbirlerine kaynaklanıyor. Yüzlerce ton ağırlıktaki devasa parçalar bu kaynaklama işleminden sonra tek bir parça haline gelir.
66
ması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik” kapsamına girmektedir. Bu Yönetmelik kapsamına giren işlerde fazla çalıştırma yapılamaz (Madde 7). Bu Yönetmelik de tersanelerde de hayata geçirilmemektedir.
Buna ek olarak, “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’nin” 5. maddesinde işe alınan işçiler için “işe giriş hekim raporu” (ağır işlerde çalışabilir raporu) düzenlenmesi ve her yıl işçinin periyodik olarak sağlık kontrolünden geçirilmesi, bunun rapor haline getirilerek işçinin dosyasında tutulması zorunludur. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde bu raporu düzenlenme yetkisi olan işyeri hekimi sayısının, son ÇSGB raporunda belirtildiği gibi 30 olduğu görüldüğünde, bu hizmetin gerektiği gibi yerine getirilip getirilmediği sorgulanmalıdır. GİSBİR bünyesindeki özel polikliniğin donanımının da 25 bini aşkın işçinin çalıştığı Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki tüm işçilere sağlık hizmeti verecek yeterlilikte olup olmadığı da incelenmelidir.(43) Mühendis tanıklığı: “İşin ağır ve çok yorucu olmasının yanında çalışma saatleri oldukça uzundur. Çalışma bakanlığının iş müffettişleri denetlemesinden önce 9-10 saat çalışıyorduk şimdi 8 saate düştü. Fakat yakında yine denetim geçtiği için artacaktır. “
Mühendis tanıklığı: “Fazla çalıştığımız için kendimize ayıracak vakit olmuyordu. İşten çıkınca eve gelip dinlenip ertesi gün işe gidiyoruz. Sürekli böyle bir yaşantı sıkıcı olmaya başlıyor.”
Fotoğraf: Deniz Karateke Suya indirilecek Cimil gemisini yere bağlayan dört demir kazığının kesilmesi için son hazırlıklar yapılıyor.
(43)
bkz. 6.5. no’lu altbaşlık.
67
Fotoğraf: Deniz Karateke Geminin omurgası kaynaklanıyor. Kaynak çalışması her açıdan tehlikeli ve hassasiyet gerektiren bir iş.
Mühendislerinde belirttiği gibi; sırf işin ağır ve yorucu oluşu değil sosyal yaşam eksikliği, insanı her türlü etkinlikten alıkoyarak çalışanların bir sonraki güne dinlenmiş hazır olarak gelmesinin önündeki en büyük engeldir.
6.3. Sosyal güvence yerine güvene ve insafa dayalı çalışma ilişkileri
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin ilk dönemlerinde taşeron firma kuran usta, kendi işçilerini akraba ve hemşerilik ilişkileri üzerinden bulmakta ve çalışma ilişkilerini de güven temelinde kurmaktaydı. Tersanelerin sermaye birikimlerinde geldikleri aşamada artık 1980 sonrasında görülen bazı enformel ilişki ağları ilk dönemdeki etkinliğini yitirmiştir. Fakat çalışma ilişkilerinde “patronun” insafına ve güvene dayalı sistem bu geçmiş üzerine inşa edilmiş ve sürekli hale gelmiştir. Halen, Samsunluların boya ve raspa işinde, Sivas ve Tokatlıların montaj işinde, Urfalıların da temizlik işinde ağırlığı vardır. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): …[Raspa boya, temizlik, bozma işi] “Özellikle hemşeri çalıştırırlar. Özellikle hepsi feodal bağlarla getirirler işçilerini… hiçbir yerle bağ kurdurmazlar. Kahve, dükkân tutarlar. Bu kişiler çalışma sürelerince burada barınırlar….Ama kaynak montaj işinde çok yöresel ilişki görülmez. Her yöreden her bölgeden taşeron var. Karadeniz, Tokatlı, Erzincan68
Ancak zamanla taşeron firmaların piyasada tutundukça ve sektör büyüdükçe bu bağlara ihtiyaçları kalmamaktadır. İşçiler de bu tür bağlarla girdikleri firmalarda zarar gördükçe hemşerilik ilişkisi zayıflamıştır. Ancak, hala piyasaya yeni giren firmalar özellikle niteliksiz işgücü aradıkları durumda (özellikle gemi temizliğinde) bu bağlardan yararlanmaktadır. Piyasanın tüm aktörlerinde değişmeyen ilişki biçimi güven temelli ilişkilerdir. Taşeron firma ile tersane arasında, fason ve tersane arasında görülen güven temelli ilişkiler, taşeronların işi verdiği alt-taşeron firmalar arasında sözleşmeler yerine geçerken; taşeron ve fason firma ile işçiler arasında hukuki işçi işveren ilişkisini daha da görünmez kılacak şekilde kullanılmaktadır. Bu durum özellikle çalışma ilişkilerinin en zayıf tarafı işçiler açısından geri dönülmez zararlar yaratmaktadır: İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Taşerona gittim, ‘doktora gideyim’ dedim. ‘Ya dedi birşey olmaz, işimiz var’ dedi. O gün gitseydim, bu durumda olmazdık.” İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Tersanenin müdürüne durumunu anlattım. O zaman taşeronla görüşemiyordum. Yerlerini bilmiyorum. Onların Şekerpınar’da atölyeleri varmış. Tersanede işi bitince giderdi. Gittim, [tersanenin] müdürüyle görüştüm. Benim talebim ameliyattı. Gözüm %10 görecekti. 56 milyar gider [demişlerdi]. 1 hafta sonra gel. A. Bey’le görüşelim. Dediler ‘para yok, seni ameliyat ettirecek durumu yokmuş?, Parası olmayan adam nasıl milletvekili seçilir?”
lı, Bingöllü, Samsunlu, Urfalı, Sivaslı çok yaygın…. Ama çalışırken, kim daha ucuza çalışırsa onlarla iş yapıyorlar, o en iyi hemşerisi oluyor. Dolayısıyla feodal bağlar zayıflıyor. …siyasal bağlarda önemini kaybediyor. …Şu anda nitelikli işçilerde feodal bağlar pek yok ancak vasıfsız işçilerde hala varlığını sürdürüyor. İşe girişte, tanışma aşamasında bir dönem parasız çalıştırılıyorlar hemşerileri, akrabaları tarafından ama çalışma koşulları aynı...”
Taşeron, armatör, fason firma ve tersane sahiplerinin insafına dayalı vicdani bir güven ilişkisi yerine, devletin sosyal güvenlik kurumlarının kapsamı içinde tersanenin kadrolu işçilerinin yararlandığı haklardan tümüyle yararlanmak, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ve çevresinde çalışan tüm işçilerin haklı bir talebidir: İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Çalışan arkadaşlar birlik beraber olsa, taşeronda çalışmaz. Güvence. Devlet güvence versin. Planlı, programlı. Mesela taşeron ayakkabı verse ne olur, ayakkabı beni kurtarmaz ki. Ağır işe göre[verse bile]. 8’de başlıyor, 5’ten sonra çalışmaması lazım. Ağır iş bu. Sürekli yüklenince, verim alamıyorsun. Saat 5’te başka adam getirip, sigorta ödeyeceğine, seni çalıştırıyor.”
Ancak sosyal güvencenin devlet tarafından verilmesi ve yasaların tam olarak uygulanması durumunda bölgedeki çalışma şartlarının insani hale geceğini düşünüyoruz.
69
4857 sayılı İş Yasası’nın 81. maddesi gereğince, elliden fazla işçi çalıştıran işyerlerinin, işyeri hekimi istihdam etme ve bir işyeri sağlık birimi kurma zorunlulukları bulunuyor. İlgili yasa maddesi uyarınca çıkarılan işyeri sağlık biriminin çalışma esaslarına dair yönetmelikte ayrıntılı bir şekilde anlatılan görevlerin bu birimce yerine getirilmesi gerekiyor. Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın, İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin - İkinci Bölümü konu ile ilgili genel hükümleri ve “İşverenlerin Yükümlülüklerini” belirtmektedir. İlgili bölümün 5. Maddesine göre İşverenler, elli ve daha fazla işçi çalıştırılan işyerlerinde bir sağlık birimi kurmak zorundadırlar. İşverenler, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının tesis edilmesi, sağlık ve güvenlik risklerinin önlenmesi ve koruyucu hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tedbirlerin belirlenmesi, bu tedbirlerin uygulanması ve uygulamaların izlenmesi işlerini yürütmek üzere, işyerinin risk grubuna ve işçi sayısına göre bir veya daha fazla işyeri hekimi görevlendirmek ve bu görevlerin yapılması için gerekli yer, donanım ve personeli temin etmekle yükümlüdürler. Yukarıda zikredilen Yönetmeliğin Üçüncü Bölümü “İşyeri Sağlık Birimlerinin Yapısı, Çalışma Usul ve Esasları’nı” tanımlamaktadır. İlgili bölümün 7. maddesine göre Sağlık Biriminde en az bir işyeri hekimi ile birlikte en az bir işyeri hemşiresi veya sağlık memuru görevlendirilmesi zorunludur. Gerek sahada yapılan bağımsız gözlemler ve gerekse de güncel resmi raporlar, bu konuya ilişkin ciddi yetersizliklerin yaşandığını gösteriyor. Yasaya uygun bir şekilde işyeri sağlık biriminin kurulması ve uygun bir şekilde çalıştırılması, sağlık ve güvenlik açısından önemli kazanımları beraberinde getirecektir.
Tablo 13: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerinde Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki “İş Sağlığı ve Güvenliği Organizasyonuna Ait Bilgiler” – Nisan 2007
6.4. İşyeri hekimi: Olması gereken ve olanlar
Kaynak: ÇSGB (Nisan 2007), s.12.
Tablo 14: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerinde Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki “İş Sağlığı ve Güvenliği Organizasyonuna Ait Bilgiler” – Eylül 2007
Kaynak: ÇSGB (Ekim 2007), s.7.
70
Buna göre asgari 50 kişiye risk durumundan bağımsız olarak günde 1 saat görevli bir işyeri hekimi ve 1000 işçi için tamgün (haftada 45 saat) görev yapacak bir işyeri hekimine ihtiyaç vardır. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde çalışan işçi sayılarına bakıldığında rakamları kesin tespit etmenin mümkün olmadığı göz önüne alınıpörneğin Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı resmi rakamlar dikkate alındığında (15.000 sigortalı işçi) tamgün esasına göre çalışan 15 işyeri hekiminin görev yapması, GİSBİR'e göre taşeronlarla birlikte 45 000'e ulaştığı bildirilmekte bu durumda ise iş yeri hekimi sayısının tamgün esasına göre en az 45 olması gerekmektedir. Fakat bu toplam işçi sayısının taşeronlarla binlerce işletmeye bölünmüş olması, bu ağır ve tehlikeli iş kolunda gerekli sağlık personeli ve donanımının sağlanmamasının işverenler tarafından hukuken savunulabilecek bir durum haline getirmektedir. Bu konuda da çözüm, “hukuki kılıf” lara takılmadan, insani çalışma şartlarının yaratılması için fiili durumun açıkça ortaya koyulmasından geçmektedir. Yukarıda alıntılanan ÇSGB’nın Nisan ve Ekim raporlarını takip ettiğimizde, açıklayamadığımız nedenlerden dolayı, sayısı 34’den 30’a düşmüş olduğu gözüken, yalnızca tersanede çalışan kadrolu işçi sayısı hesaplanarak, muhtemelen günde 1 saat istihdam edilen işyeri hekimlerinin, bırakın işyeri hekimliğinin temel felsefesi olan koruyucu temel sağlık hizmeti verebilmeyi, iş kazası yaşandığında hayat kurtarabilecek en basit acil müdaheleleri o 1 saat içerisinde yerine getirip getiremeyeceği açıkça sorgulanması gereken bir konudur.
71
Fotoğraf: Alaattin Timur Arkadaşının gözüne kaçan çapağı çıkarıyor. Göze kaçan çapaklar rulo yapılan kağıt para ya da sigara kağıdı yardımı ile çıkarılıyor.
Fotoğraf: Deniz Karateke
Geminin gövdesi içersinde kaynak çalışmaları öncesi ölçüm yapılıyor. Demir pergellerle gemi parçalarının diklikleri kontrol edildikten sonra kaynaklar yapılır.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…Zaten, gözümde hasar da var. Baytarlar [işyeri sağlıkçılarına baytar diyorlar] sağolsun, Ç.de revirde yırttılar gözümü. [bu baytarlar, sağlıkçı dedin, doktor mu? Hemşire mi?]. Tersanede doktor olmaz zaten, bu, en ufak bir gözdeki çapağı bile alamıyor. Öyle bir insan. Pansuman dahi yapamıyor. Sözde işçilere ön müdahale yapmak için koyuyorlar. Kaza anında ön müdahale, hastaneye kadar ilk müdahaleyi yapsın. Ama yapamıyor. [kaç kişi çalışıyor Ç. tersanesinde?]. 1500-2000 kişi çalışıyordu. Kadrolu işçisi 400 kadar. En küçük taşeron bile ellinin üzerinde işçi çalıştırır. Revirde duran [Baytar dedikleri] bir işçi aslında sağlıkçı değil. Pansuman yapmayı bilen biri sadece. Mesela R. Tersanesinde meydancılık yapan adam aynı zamanda revir işine de bakıyor. Mesela Ç. Tersanesinde koymuşlar bir tane doktor, gözden çapak bile alamıyor.” İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Artık öyle alıştık ki, yanıklarımızı çapaklarımızı kendimiz tedavi ediyoruz. Problem yaratıyorlar çünkü. Gözüne çapak kaçtı diyelim, üstteki adam gitmenden rahatsız oluyor artık. Çıkışı veriyor. Problem yaratıyorlar. Bu yüzden pek muhatap olmak istemiyoruz. Kendimiz hallediyoruz. Sanki kendim gözüme çapak atmışım gibi, ya ben ister miyim gözüme çapak kaçsın?”
72
Gene 7. maddeye göre nitelikleri dolayısıyla devamlı çalışma yapılan işyerlerinde sağlık birimleri çalışma süresince açık bulundurulur ve en az bir iş yeri hemşiresi veya sağlık memuru görevlendirilir. Normal çalışma süresi dışında kalan vardiya çalışmalarında bu personelin sağlanamadığı hallerde, sağlık biriminde ilk yardım kursu görmüş en az bir eleman görevlendirilir. İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Ufak iş kazası oldu mu, orada çalışan sağlık görevlisi, yemekhane işlerine de bakar, o pansuman yapıyor. Altkatta bir odası var, tersane idari bölümünde, günde bir saat gelen bir hekim. Her gün geliyor mu bilmiyorum? Ben hiç gitmedim. Bir arkadaşın parmağı kırıldı, ambulans çağırdılar, hiç birşey yapmadılar tersanede, doğrudan hastaneye götürdüler, doktor olsa, orada müdahale ederdi.”
Mevzuata göre işyeri hekimi, bütün işçilerin işe giriş muayenelerini yapar. İşçilerin yılda bir periyodik ve odiyometrik muayenelerini yapar. Yine yılda bir akciğer grafisi (akciğer hastalıkları açısından) çektirir ve diğer gerekli tetkikleri yaptırır. İşyerinin durumuna göre toksikolojik analizleri ve biyokimyasal analizleri ve iş kazalarının bildirimini yapar. Bütün bunları yılda bir İşyeri Sağlık Birimi Yıllık Çalışma Raporu ile bildirir. Ayrıca iş yerinin fiziki koşullarını ve genel hijyenik durumunun kontrolü sağlayarak iş ortamının sağlıklı olmasını temin eder. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurullarına katılarak, koordineli bir şekilde işçilerin eğitiminin planlanması uygulanması ve değerlendirilmesinde aktif görev alır. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): [İşyeri hekimi sorusu üzerine] “Öyle birşey olsa benim eşim eve [kaynaktan] zehirlenmiş olarak gelmez, tedavi edilmiş olarak gelirdi. Ben çoğu zaman kendim buradaki A’ya, özel hastaneye götürüyordum. …Özele götürüyorsunuz, o anda vizite kağıdınız yok, gece. Öyle bir zaman oluyor ki, kaynak gözünü aldığı zaman hemen rahatsız etmiyor, gece başlıyor onun rahatsızlığı, o zaman nereden vizite kağıdı bulacaksın? Bulantısı mesela, aniden çay içtikten sonra titremeye, midesi bulanmaya başlıyor”.
Eğitimin, işçi sağlığını geliştirici yönü ve işçi sağlığının korunmasına katkısı olduğu düşünülürse, taşeronlaştırmanın eğitim ve denetimin önündeki en büyük engel olduğu kesindir. Aynı zamanda taşeronlaştırma çalışanların işyeri hekimliği hizmetlerine ulaşmasının önünü kesmektedir. Yukarıda da altı çizildiği gibi, işyeri hekimliği temel felsefesi, çalışanları kaza ve hastalıklardan korumak ve işçi sağlığını iyileştirmektir. Yani hastalık ve kaza olmadan gerekli tedbirleri alarak, can kaybı, işgücü ve mali kayıpların önüne geçme amaçlı bir süreçtir. Ancak görülüyor ki taşeronda çalışanlar bu hizmetten yaralanmadığı için, temel sağlık hizmeti koruyucu olmaktan ziyade, tedavi edici forma dönüşmekte bu durum da yaralanma, hastalanma ve ölümlere giden yolu açmaktadır.
73
6.5. Hastanelerin durumu, sevkler ve Özel GİSBİR Prefabrik Sağlık Merkezi
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın, İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğinin Üçüncü Bölümü İş Yeri Sağlık Biriminin yapısı, “Çalışma Usul ve Esasları” ile ilgili hükümleri belirtmektedir. İlgili bölümün 5. Maddesine göre, koruyucu ve acil sağlık ve güvenlik hizmetlerini yürütmek üzere işverenler kendisi ortak sağlık birimi kurabildiği gibi, kurulmuş olanlara ortak olabilirler. Ortak sağlık birimi aynı iş kolunda faaliyet gösteren iş yerlerine hizmet vermek üzere kurulabileceği gibi, küçük sanayi siteleri veya organize sanayi bölgeleri gibi aynı alanda kurulmuş bulunan ve farklı iş kollarında faaliyet gösteren iş yerlerine hizmet vermek üzere de kurulabilir. Ortak sağlık biriminde çalışacak personelin nitelikleri hizmet verilecek yerlerin yer aldığı risk gurupları ve çalışanların toplam sayısı dikkate alınarak, bu yönetme-
Aşağıda temellendireceğimiz üzere, 2005 yılında GİSBİR tarafından tam teşekküllü bir hastane söylemiyle hayata geçirilen bu proje, hali hazırda aslen gemi inşa sektöründe rekabet için emek maliyetlerini aşağıya çekmenin bir yolu ve aracı olarak işlev görmektedir. Şimdilik bu sağlık merkezi bir poliklinik olarak işlemektedir ve ortak işyeri sağlık birimi (OİSB) statüsünde değildir. GİSBİR Polikliniği, dışarıdan işyeri hekimliği hizmeti vermekte, yerinde hizmet vermemektedir. Bu da işyeri hekimliği uygulamalarının hem yasal zeminine hem de ruhuna aykırıdır.
Fotoğraf: Ekrem Erbiz Metalin ilk kesildiği ve şekillendirildiği hangarda yemek sonrası vardiya başlangıcı.
74
likte belirtilen diğer kriterlere göre tespit edilir. İşyeri hekimi ile ilgili bölümde belirtilen sayılar burası için de geçerlidir. Ortak sağlık biriminin tüm giderleri hizmet alan işverenler tarafından karşılanır. Bir OİSB modelinden ziyade, tam teşekküllü kâr amaçlı bir özel hastaneye doğru evrilmesi ve tamamlanması muhtemel olan mevcut GİSBİR Polikliniği’nin niteliği, ancak sağlık politikalarının bütününe bakıldığında daha net ayırdedilebilir:
Genel anlamıyla işçi sağlığı hizmetlerini, özel anlamda da ortak işyeri sağlık birimi konusunu, ülke çapında gerçekleştirilmek istenen sağlık sistemindeki reform planlarından ayrı düşünemeyiz. Bu alanda artan sermaye birikimini teşvik, özelleştirme ve yoğun hak kayıplarıyla devam eden süreç içinde, işçi sağlığı hizmetleri de, gereksinimi karşılamaktan uzak, işçi sağlığı kavramının doğal olarak içerdiği koruma yaklaşımının dışında yeniden şekillendirilmek isteniyor. Dışarıdan ve özel sektörden hizmet alma şeklinde formüle edilen bu yaklaşımın sonunda, çalışanların ve çalışma ortamlarının sağlık gözetimi bir yana bırakılıyor, hastalananların tedavisi (!) ön plana çıkarılıyor. Bu genel anlamıyla da sağlık alanında köklü bir değişimin göstergesidir. İşçilerin temel gereksinimi ise, ilgili işyerinde görevli işyeri hekimliği hizmetleri ve kamusal güvencedir. Hekim Tanıklığı: “GİSBİR bir devlet adamı gibi pozisyona bürünüyor. Biz diyor herşeyin mesuliyetini alacağız. Kazanın mesuliyetini alacağız diyor.
Fotoğraf: Ekrem Erbiz İşçiler hangarda, geminin gövdesinde yer alacak demir blokları kaynaklıyor.
75
Peki, adamın kolu koptu yapabilecek misin? Tazminatını ödeyecek misin? Hayır, SSK'ya yolluyor. Buranın özelliği nerede kaldı o zaman?”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “GİSBİR’e gitmiyoruz. Patronların yeri oluğu için on günlük rapora iki gün veriyorlar, diyorlar işbaşı yap. İlgilenmiyorlar. GİSBİR doktorları bazen tersanede kontrol yapıyorlar. Ciğer filmi çe-
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): [GİSBİR’in sağlık kontrolü yaptığı anlatılıyor]”GİSBİR iki senedir sıkı tutuyor işi ama geliyor tersanede kontrol ediyor. Tabi netice çıkmadı şimdiye kadar. Aşı yapıyor, röntgen çekiyor, kan örneği alıyor, üflemeyle bir kontrol yapıyor. İyi diyor gönderiyor yani. Sende hastalık olsa da bildirmiyorlar ki. Sadece GİSBİR’in anlaşmalı olduğu yerlerde uygulanıyor. … Prosedürü yapıyor sadece… bir hastane falan yok zaten ortada, sağlık ocağı kadar küçük bir yer var. Bir doktor koymuşlar başına seni, gözüyle kontrol edip gönderiyor. R,Ç,S tersanelerinde yaptılar en son. Kan aldılar, röntgen çektiler, cihaza üflettirdiler ve çektirdiler. Ama bir şey bildirmediler. Kötü bir durum olduğunda, meslek hastalığı çıkarsa haber veriyorlar. Ama ben döndüklerini ve haber verdiklerini hiç görmedim. [bir başka işçi ekliyor] Böyle bir muayene baştan önlemini alır onlar zaten. Sadece işçi patrona randıman verir mi veremez mi ona bakıyorlar. Zaten işe girerken zaten normal olduğuna dair imza attırıyorlar. Tek yaptıkları güzel şey tetanos aşısı. Onu da yedi senedir bir defa oldum sadece.”
Fotoğraf: Ekrem Erbiz Duba üzerindeki işçi yukarıdaki arkadaşına yapacağı işi anlatmaya çalışıyor. Tersane'nin gürültülü ortamı buna izin vermiyor.
76
Fotoğraf: Ekrem Erbiz Cimil gemisinin denize indirilişini bekleyen işçiler aralarında sohbete başlıyorlar. Yeni gemi kızak yağlarının bayat olmasından dolayı kayamıyor.
GİSBİR ortak sağlık birimine aynı zamanda işçiler de güvenmemektedir.
kiyorlar. Meslek hastalığı araştırıyorlar. Ciğer filmleri işe girişlerimizde hep çekiliyor. Sağlık raporu almamız gerekiyor çünkü. GİSBİR anlaşmalı olduğu tersanelerde altı ayda bir periyodik kontrol yapmaya başladı. Eskiden de vardı ama bu kadar sıkı değildi. Mesela E. ile anlaşmaları var. Geliyor parayı veriyor işçi ciğer filmini alıyor gidiyor. Muayene etmiyor, soruyor, “Kaza geçirdin mi?”, öyle bir bakıyor. “Kulağını kapat” diyor bir şey söylüyor. Kontrol 3-5 dakika falan sürüyor. Ya zaten belirli soruları soruyor: 11, 29 sayılar; iki yazı okutuyor tamam. Kulağın hiç duymasa bile cevap verirsin yani. Öyle bir şey. Sağlam diye gönderiyor. Çekilen ciğer filmleri işçiye geri verilmiyor. Tersanede kalıyor. [Kontrol imkanı pek kalmıyor sanırım bu yüzden]. Evet, mesela bana 3-5 ay önce “senin ciğerlerinde sorun var” dediler, ben de “çok üşütmüşüm” dedim. Geçmiş olsun dediler, geçtik gittik. Bir daha kimse sormadı.”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): ”Bak gözümde hasar var. Katarakt değil bu, çapak alırken yırttılar. Hem de alamamış da çapağı, SSK’ya yetişmeseydim… hatta doktor bana kızdı. “niye gidiyorsunuz oraya buraya, sizin yeriniz burası” dedi. Biz kendimiz de kağıtla alıyoruz… artık uzman olduk. Hatta benim hanım evde kendi alıyor. Projektörüm var, yakıyor. Hanım artık her işin profesörü oldu.”
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm- işçi yakınları): [Akşam] “5:20’de bir ses duyuyor yanındaki arkadaşları, bağırma sesi. G’nin sesini
77
İşçilerle yaptığımız görüşmelerden, bu birimin aynı zamanda iş kazalarından doğan işgünü kayıplarını önlemek ve tutulan kayıtları tersanelerin lehine kontrol altına almak işlevleri olduğunu da sorgulamak gerekmektedir. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…tamamen şunu önlüyor aslında tersanelerde GİSBİR. Adamın gözüne çapak kaçıyor; alıyor, bandajı koyuyor üstüne, tek gözle işe gönderiyor. Yani, aynı gün. Ya da bir saat içerisinde konuyu hallediyor yani. Adam kaza geçirmiş eline taş motoru çarpmış, kesilmiş orayı pansuman yapıyor, bağlıyor işbaşı veriyor. SSK’ya gittin, çapağa en az iki gün verir. GİSBİR kesinlikle işbaşı veriyor. Tersaneler zaten şunun önünü kesmeye çalışıyor: İşçinin sigortaya değil GİSBİR’e giderek ayakta tedavi edilip tekrar çalışmaya dönmesi. Yani kaza durumunun işi kesintiye uğratmasına izin vermiyor. Yani istirahatı ortadan kaldırma. Tabii bu kazalar, SSK kayıtlarına ya da GİSBİR kayıtlarına geçmiyor. Bu da kayıt
duyuyorlar. Geldiklerinde G, jeneratörün üstüne düşmüş. [Önce] Bütün geminin elektriğini kesmişler. Ondan sonra G’ı dışarı çıkartmışlar. Sonra bir kaptan [kalp] masajı yapmış. GİSBİR hastanesine götürmüşler. Doktor yokmuş. Oradan da ambülânsla Tuzla Devlet Hastanesine götürmüş. GİSBİR hastanesinde nabzı atıyormuş. Tuzla, “devlette de nabız yoktu” diye rapor vermiş. Tabii geri döndürememişler.”
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz Cimil adlı geminin altında kum takozlarının boşaltılması için işaret bekleniyor. Takozların kapakları aynı anda açılarak geminin yağlanmış kızakların üzerine binmesi sağlanır.
78
Fotoğraf: Ekrem Erbiz Hangarda kaynak ve taşlaması bitmiş blok vinç yardımı ile kamyona yükleniyor. Burdan ana gövedeye nakil yapılacak ve yerine monte edilecek.
Aynı zamanda taşeronlar, iş kazası geçiren işçileri GİSBİR’e üye değillerse bir devlet hastanesine değil, özel başka bir hastaneye götürmeyi tercih etmektedirler. GİSBİR sağlık biriminde görülen sorunlar bu hastanelerde çok daha ciddi ölçüde tekrarlanabilmektedir. İş kazası geçiren işçiler ufak yaralanmalarını uzuv kaybı gibi bir sonuca bile dönüştürebilmiş olan bu hastanelere gitmek istememektedirler. Ancak taşeronların devlet hastanelerine sevk vermek istememesi, sigortasız çalışılması, zehirlenme gibi etkisi sonradan görülen acil durumlarda özel hastanelere gitmek zorunda kalmaktadırlar. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “GİSBİR’e Pazar günü götürdüler, ama kayıtlı olmayan adamı almıyorlar. GİSBİR’e gitmen para etmiyor, kaydın yoksa, kapıdan geri döndürüyor. Taşeronun oraya bütün adamlarını kaydetmesi gerekiyor. Esasında tersane bunu zorunlu kıldı, ama bazılarına söz geçiremiyor tersaneler.” İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): [Soru: Peki bu E. Merkezi’ne gittiğinde
79
dışılığa yol açıyor. Ama SSK’ya gitse en azından bir polis raporu tutulur, SSK’ya bildirilir ve istatistiklerde ve araştırma yaptığında önüne çıkar. Bunları tamamıyla kayıt dışına çıkarmaya çalışıyorlar.”
6.6. Koruyucu Kişisel Donanım: Keyfi ve standart olmayan uygulamalar
“İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri:
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Tamir gemisinde, İtalyan gemisinde, o an gözlük yoktu. 3-4 gözlük vardı, onların da camı yoktu. O gün sözde gelecekti, gelmedi. Günlerden Cumartesi idi, kimse yoktu. Pazar günü bizi alıp, E. Özel Tıp Merkezi’ne götürdüler. Oradan da gözümüze bir damla damlattılar, göz kornealarını yırttılar. Bize bir iki gün rapor verdiler. Normalde çapak alındığı zaman ertesi gün işbaşı yapılıyor. İki gün sonra gözbebeklerim şişince, tekrar gittim. ‘Gözün apse yapmış’. Tuttu iki gün daha rapor verdi. Esasında özel hastanelerin raporu geçmiyor. Ben de öylesine aldım, bildiğimden almadım, bulunsun diye. Pazar günü müdahale etti. Cuma günü Kartal Devlet Hastanesi’ne gittim. Orada ‘göz korneaların parçalanmış’ dediler. Direkt sevk verselerdi bugün gözümü kaybetmezdim.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bu tersane buraya kurulalı 20 yıl oluyor işte...100 küsür işçi ölmüş. Bunlar kayıtlı olanlar. Yaralanmalar, bir de örtbas edilenler var. İşçi öldüğü zaman Özel Hastanelere götürülür. Burada A. Hastanesi vızır vızır işlerdi. Şimdi B. olan. (...) Şimdi E.’e gidiyordur. A. kapandı. Hemen örtbas. Öldü mü, hemen o gece aileye hastaneye üç beş kuruş. Bana da geldi hastaneye çünkü. …. Ne kayıp, ne birşey. Ne şehittir, ne gazi..”
masrafları taşeron mu karşıladı]”…tabi, tabi. Ben E.’e gideyim demedim, yani. Beni götüren ustabaşı.”
4857 Sayılı İş Kanunu ise İş Güvenliği konusunda şu hükümlere yer vermiştir: MADDE 77. - İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
İşverenler işyerlerinde meydana gelen iş kazasını ve tespit edilecek meslek hastalığını en geç iki iş günü içinde yazı ile ilgili bölge müdürlüğüne bildirmek zorundadırlar. Bu bölümde ve iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tüzük ve yönetmeliklerde yer alan hükümler işyerindeki çıraklara ve stajyerlere de uygulanır.”
80
Fotoğraf: Alaattin Timur
Bunları yasalaştırma sureti ile hem işverenlere hem de işçilere yüklenen yükümlülükler ile ikili bir sorumluluk mekanizması düzenlenmeye çalışılmıştır.
Bunun yanı sıra çeşitli yönetmeliklerle genel hükümlerin içi doldurulmaya çalışılmış ve son yıllarda yürürlüğe giren kişisel koruyucu donanım yönetmelikleri ile de uluslar arası standartlar yakalanmaya çalışılmıştır. Yasalar ve yönetmeliklerde tanımlananlar, ne yazık ki tersanelerde gerçek durumu yansıtmamaktadır. Malzemeler taşeron firmalar tarafından bazen verilmekte, fakat bu donanımların CE standartlarına uygunluğu, gemi kalitesi konusunda yapıldığı gibi tutarlı olarak kontrol edilmemekte ve dolayısıyla sık sık koruma niteliği gerçekleşmeyebilmektedir. Bazen de tersane ve taşeron tarafından hiç verilmemektedir. Bu durumda işçinin kendisinin bu koruyucu donanımı temin etmesi gerekmektedir. İşçilere, işe girerken beş sayfalık, hukuki statüsünü tespit edemediğimiz bir kağıt imzatılabilmekte olduğu, sahada yapılan çalışmalarda gözlemlenmektedir. İmzalanan, işçilerin işe girerken her türlü koruyucu donanımı teslim aldıklarını, bir iş kazası olursa işyerinden hak talep edilmeyeceklerini kabul ettiklerine dair, hukuki niteliğinin sorgulanması gereken bir belgedir. Bu belge işverende kaldığı için işbu rapor için ulaşılabilir olmamıştır(44). Zorunlu iş güvenliği eğitiminin genellikle kısa CD gösterimi şeklinde yapıldığı, Tuz(44) Bu belgelerin arasında, işçinin işe girdiği gün “Tüm haklarımı aldım ve işten ayrıldım” içerikli bir metne de imza attırıldığı tarafımıza saha çalışmalarımızda birkaç kere anlatılmıştır.
81
Fotoğraf: Sevtap Yenigün Kaynakçılar çalışırken ışıktan ve kıvılcımlardan korunmak için kösele maskeler kullanıyor ve kalın giysiler giyiyorlar. Kullandıkları kaynaktan zehirli gazlar çıkıyor.
la’daki işçilerin çoğunun dile getirdiği bir uygulamadır. Bu CD gösteriminde kişisel koruyucu donanıma ilişkin teorik bilgi verilerek çeşitli riskli durumlar anlatılmaktadır. Böylece işçilerin “eğitimi” 5-20 dakika içinde gerçekleşmektedir. Bu konuda tanıklıklar arasında irdelenmesi gereken sorunlara işaret eden ifadeleri görelim: İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma):”…İşbaşı yaparken taşeron firma işçilere eğitim veriyor. Eğitimin ardından da 5 tane belgeyi işçiye hiç okutmadan imzalatıyor. İlk belgede “eğitim gördüm, baret vs, malzememi aldım” yazıyor. Bunların içinde tarihi yazılmamış bir iş çıkış belgesi de var. Tarihi atılmamış ama “kıdem tazminatımı on beş gün iş arama hakkımı, ihbarnamemi, bütün diğer haklarımı aldım” diye imzayı atıyor. (…)Bu pek çok firmada yaşanan bir süreç… hatta [bir işyeri] “yaşanan kazaların sorumluluğu işverene ait değildir” diye imza attırmış. Yasal geçerliliği yok tabii. Şunu getiriyor: ben kaza geçirdiğimde imza attım, hak talep etmeyeceğim kanısı gelişiyor. İşkazası geçirdiğinde işverene yasal bir işlem yaptırmıyor. Hakkını aramamasına dönük bir uygulama. Bir şekilde tepki gösterene birkaç gün sonra imzalatıyor. İşçiye işveren, “sen yevmiyecisin” “hiçbir sosyal hakkın yok” diyor. İşçi buna inanıyor. “Kadrolu değilim, hiçbir sosyal hakkın yok” kanaatini geliştiriyor. Buna ikna olduğu için haklarını arayıp sormuyor da.”
Tehlikeli çalışma koşulların olduğu birçok işyerinde olduğu gibi, Tuzla tersanelerinde de işçilere, işverenlerce düzenlenmiş bir takım belgeler imzalattırılmak is82
tenmektedir. Bunların bir kısmının hukuki dayanakları mevcut iken, önemli bir kısmının ise yasal dayanaktan yoksun olduğunu görmekteytiz. Uygulamada en sık karşılaşılan, işçinin hak ve alacakları konusunda işvereni aklaması anlamına gelen ibranamelerdir. Ancak işçinin iş sözleşmesi devam ederken imzaladığı ibranamelerin hukuken hiçbir geçerliliği yok. Fakat her ay hiçbir alacağı olmadığına dair baskı altında imzalattırılan bu belgeler, işçiler açısından geçerli olduğuna dair bir yanılsamaya sebebiyet vermekte. Özellikle “yaşanan ya da yaşanacak kazaların sorumluluğunun işverene ait olmayacağı” şeklinde bir ibarenin altına atılan imzanın işçi aleyhine bir hüküm doğurmayacağı kesindir. Ancak bu belgelerin düzenlenmesindeki amaç, yasalar karşısında yargılama aşamasında işveren lehine bir karine oluşturmasından ziyade, işçinin gözünde işvereni aklama ve psikolojik bir üstünlük sağlayarak hak arama bilincinde bir körelme yaratmaktır. İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Mühendis geliyor, ‘baret’ diyor. Sürekli çalışınca düşüyor baret. S. tersanesinde mesela, biri düştü, bozmacı arkadaş, 12-15m.’den öldü, ayakkabı, baret iki yanına koydular. Savcı geldi ‘siz kimi kandırıyorsunuz’ dedi. En az 15-20 kişi öldü G…’da. Gözlerimle gördüm olayların tamamı.”
Ölümlü iş kazası durumunda kazanın olduğu yerin, Cumhuriyet Savcısı tarafından re’sen soruşturulması başlatılmaktadır. Soruşturmaya konu olan en önemli bulgu, otopsi sonucu düzenlenecek adli tıp raporudur. Ancak iş kazalarında otopsi kadar, olay yeri keşfi ve ölü muayenesinin de önemli olduğunu belirtmek gerekmektedir Bu nedenle aşağıdaki hususların tespiti önem taşımaktadır: Yaralı kişi ya da ölen kaza anında ne konumdadır, kazanın gerçekleştiği aracın türü nedir ölüm nerede gerçekleşmiştir? (olay anında; araç içinde, araç dışında, sağlık kurumuna taşınırken, sağlık kurumuna ulaştığı sırada, sağlık kurumunda tıbbi tedavi alırken, sağlık kurumundan taburcu edildikten sonra). Ölenin ya da yaralının bilinen bir hastalığı var mıdır? Ölen ya da yaralı, daha önce başka bir travmaya uğramış mıdır? Gerçekleşen kazanın iş kazası niteliği var mıdır? Bu hususlar tespit edildikten sonra yapılacak otopsi ile maddi gerçeğe ulaşılacaktır. Savcılığın gözetimi altında yapılacak olay yeri keşfinin ise hayatın olağan akışı ile uyum içerisinde olması ve keşfe konu olay yeri bulgularının makul bir bütünlük arzetmesi ve her şeyden önemlisi savcının tüm bu hususları obfektif olarak değerlendirmesi ve tüm tanıkları dinleyerek tutanak tutması gerekmektedir. Mühendis tanıklığı : “Bu konuda egemen düşünce bana bir şey olmaz biçimindedir. Kadercilik egemen. Ben bile baret özürlüsüyüm ama birkaç defa başıma yukardan parça düştü. Baret başımı korudu. Kendi deneyimim sonucu hayati olduğunu öğrenince bareti çıkarmaz oldum.” İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “İşyerinin verdiği ayakkabı normal iş ayakkabısı [çelik burunlu] vardı. Elektrikçilerin giydiği yüksek gerilim ayakkabısı verilmemiş. [üzerinde de] Kot pantolon ve
83
t-shirt’ü vardı. Baret bir zaman vermişler ama yıpranınca bir daha vermemişler. …[yakını ölen işçi ile bir dönem aynı işyerinde çalışmış] Ben işe girdiğim zaman normal Pendik’te bir ayakkabıcıdan sıradan bir ayakkabı almışlardı. Bana da elektrikçi ayakkabısı vermemişlerdi. Hatta o ayakkabılar çelik burunlu bile değildi. Dönem 2005. Daha sonra çelik burunlu ayakkabı verdiler, ama elektrikçi ayakkabısı vermediler. Seyyar satıcı bile bu malzemeleri satıyor. Tulum, ayakkabı, gözlük… Terzi mesela dikiyor getiriyor. “
Bu pasajda işçi eşi olan kadının emeğin yeniden üretimindeki rolü de dikkat çekmektedir. Kadın, sağlık ve iş güvenliği sistemindeki noksanları örtecek şekilde, daha önceden görevi olmayan bir takım rolleri de edinmeye başlamıştır. İşçinin işyerindeki sağlıksız koşullarının etkilerini en aza indirmeye çalışırken, ufak iş kazalarına müdahale edebilmeyi de öğrenmiştir. Aynı zamanda çalışılan firmanın görevi olan, koruyucu donanım ve iş elbisesi gibi malzemeleri de sağlamaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerinin, giderek daha da kapsayıcı hale geldiği gözlenebilir. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Kaynakçı çalışırken baret takmaz. Çünkü engeller çalışmasını. Zaten çok dar alanlarda ya da eğimli şekilde çalışıyoruz. Baret takamayız. Sadece sahada gezerken takıyoruz.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Yok ne tulum, ne birşey... Eğer işçi karısının dırdırından bıktıysa, gider işportadan 5-10 milyona alır. Bir hafta idare eder bu tulum. Akşama bir geliyor, elek gibi, kaynak bu yakıyor. ‘Bıktım’ diyorsun. ‘işte bir tulum, al bir tulum.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Ben sanmıyorum ki, hiçbir işçi evinin masrafından kısıp da kendine gözlük almıyordur. Alamaz, mümkün değil. Bugün kaynakçı dedin mi, maaşı yüksek bir kimse olmalı. Benim eşim 16 yıllık kaynak işçisiydi, öldüğü zaman 34 milyon yevmiye ile çalışıyordu. Bundan elektrik, kira mı verecek, çocuk mu okutacak, kendini mi doyuracak, sigarasını mı alacak, malzemesini mi alacak...”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): ["Beş gündür çalışıyorum demiştin, Kazadan önceki günlerde gözlüğün var mıydı" sorusu üzerine] “Vardı, onun da camı çatlaktı, onunla idare ediyordum. Onu tersanenin çöplüğünden bulmuştum. Bana gözlük verilmedi. Ben talep ettim, tabii ki. Yenileri gelecek dediler, es84
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Çoğunlukla bareti, ayakkabıyı, tulumu vermiyorlar. Verdiklerinde de tarihten kalma baret, kullanılmış. Baret var, baretin bağlama bağcığı yok, kullanamıyoruz tabii. Kaynak yaparken kafamızdan düşüyor. Barette zaten piyasada ucuz mal, gözlük veriyorlar, kullanmak için, affedersin, don lastiği ile sıkıyorsun, kenarından [çapak] giriyor. Korumalı büyük deniz gözlüğü gibi gözlükler var onların maliyeti yüksek diye vermiyorlar. Eldivenler belirli, 15-20 günde bir veriyorlar oysa 3 günde eldiven gidiyor. Elek gibi oluyor. Kollarımız falan yanık içinde zaten.”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “4 ytl’lik gözlük istediğinde kapı bu tarafta diyor, bir de eliyle gösteriyor. Bir de bağırdığı, çağırdığı yanına kâr kalıyor. İyi gözlük istiyorsan, git al, diyorlardı. Kendi gidip parasıyla alan vardı. Daha önce biz de alıyorduk. Soyunma odasında çaldırıyorduk. Bunun adı askerde ‘yer değiştirme’. Ya adam gibi soyunulacak yer yok.” İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “İşyeri hekimi olsaydı. Kişisel koruyucu donanımları, eldiveni, ayakkabısı, kauçuk kilimi ve tulumuyla eksiksiz olsaydı. Deneyimli bir elektrikçi ile beraber çalışsaydı. Yakınlarda tam teçhizatlı bir hastane olsaydı. Yani yasal şartlar sağlanmış olsaydı, G. bugün hayatta olurdu.“
kileri getirdiler, camları doğru düzgün yok. Zaten o camdan içeri giriyor, yanları hep yumuşak plastik olduğu için, sıcak çapak delip geçince, naylonla beraber gözüne giriyor. Onları taşeronlar kendileri alıyorlar, şuradaki dükkanlardan. Aşağı in, karşıda var ya...”
6.7. İş Güvenliğinden Sorumlu Mühendis ya da Teknik Eleman: Olması gereken ve olanlar
Artan seri ölümlü iş kazalarının mevzuat ile değerlendirilmesinden ve mühendislerin bu süreçteki rolünden önce, iş güvenliği tedbirlerinin Tersaneler Bölgesi’nde çalışanlar tarafından somut olarak nasıl algılandığına bakmak gerekiyor. İşçi ta-
Fotoğraf: Sevtap Yenigün Önceden suya indirilmiş bir geminin üstünden Cimil gemisinin suya indirilişi bekleniyor. Fakat bu bekleyiş normalden uzun sürüyor.
85
nıklardan bize aktarılan bölgede bu konuda kullanılan isimlendirmelere yer vermek bu yüzden anlamlıdır: Çoğunlukla askeri tersanelerde çalışmış emekli subay ya da polislerden oluşan “İş Güvenliği Sorumlusu”nu sadece baret takıp takmadıklarını kontrol ettiği için “baretçi”, yanlarında olası bir yangını önlemek için bekleyen çalışanı da “yangıncı” olarak isimlendiriyorlar.
7.4.2004 tarih ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “İş Sağlığı Ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik” 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına giren, sanayiden sayılan, devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerini kapsar. Bu yönetmeliğin Görev ve Yetkiler başlıklı 7. maddesi “İş sağlığı ve güvenliği kurullarının görev ve yetkileri”ni tanımlamıştır.(46) Keza, 7 Nisan 2004 günlü ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, “Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik”in 4. ve 8. maddeleri işverenin yükümlülükleri ile eğitimin amacını tanımlamıştır.(47)
Peki bu konuda mevzuat ne diyor, ona bakalım: 20/01/2004 tarih ve 25352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, fakat daha sonra arkasında hukuki bir vakum bırakarak yürürlükten kaldırılan “İş Güvenliği ile Görevli Mühendis veya Teknik Elemanların Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” in 12. maddesi İş Güvenliği Uzmanının Görevlerini tanımlamıştı(45).
Bu yönetmeliklerin bağlı olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi daha önce de işaret edildiği gibi:
Ayrıca 10.08.2005 gün, 25902 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik”in “Sorumlu Müdür Tayini” başlıklı 25. maddesinde “Birinci sınıf gayrisıhhî müesseselerde, işletmenin faaliyet alanında mesleki yeterliliğe sahip bir sorumlu müdür çalıştırılması zorunludur(48)” denilmektedir.
(45) http://www.calisma.gov.tr/birimler/isggm/muhendis_teknik_elemanlar_hakkinda_yon.htm, en son 31 Aralık 2007’de okundu.
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel
“…asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
www.calisma.gov.tr/birimler/isggm/calisan_is_sag_guv_egitim_usul_es_hak_yon.htm; en son 31 Aralık 2007’de okundu.
(47) (48)
(46) www.calisma.gov.tr/birimler/isggm/is_sagligi_guven_kurulları_hak_yon.htm, en son 31 Aralık 2007’de okundu.
http://rega.basbakanlik.gov.tr, Arşiv, 10.08.2005 tarihli Resmi Gazete, en son 31 Aralık 2008’de okundu.
86
Aynı yasanın 77. maddesi “ İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar(49)” diyerek iş sağlığı güvenliği alanında işverenleri sorumlu kılmış, işçilerede uyma yükümlülüğü getirmiştir. İşverenler bu yükümlülüklerini yerine getirirken işyeri hekimi ve farklı ünvanlardaki mühendislere ihtiyaç duymaktadırlar. Bunların yerine getirilmesi için de iki temel araç bulunmaktadır. Birincisi İş Sağlığı İş Güvenliği Kurulu, ikincisi ise İşyeri Sağlık Birimidir. İşyeri hekimlerinin ve İş Yeri Sağlık Biriminin işlevine yukarıda değinildi. Mühendislere geldiğimizde İş Güvenliği Mühendisi, Sorumlu Müdür, Üretim Mühendisi, Vardiya Mühendisi gibi ünvanlar taşıyan mühendisler işverenlerin bu alandaki yükümlülüklerini yerine getirmek durumundadırlar.
olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.” demektedir.
Mevzuatın da gösterdiği gibi mühendisler görevlerini yerine getirirken belirli yetkiye ve bağımsızlığa da sahip olmalıdırlar. Tersanelerde meydana gelen seri ölümlü iş kazaları işverenlerin yükümlülüklerini, mühendislerin de görevlerini yerine getirmediklerini/getiremediklerini göstermektedir. Şimdi de, çalışma hayatında ortaya çıkan olgular/olaylar ile olması gerekenler arasındaki ilişki ve çelişkiyi tersaneler Bölgesi’nde çalışan mühendis tanıklardan dinleyelim: Mühendis tanıklığı: “4-5 kişiden oluşan İş Güvenliği Kurulu var. Tersanelerde iş kazaları fazla olduğu için sürekli denetim yapıyorlar. Kişisel güvenlik önlemlerinin alınmasına uymayan işçi sayısı çok fazladır. Denetim sırasında gözlerine çarpan ihlaller olduğu zaman ceza kesiyorlar. Her işçi işe başlamadan önce bir saat süren bir eğitimden geçiyor. Başka bir tersanede bu eğitimi almışsa eğitim yeniden verilmiyor.”
(49)
http://www.calisma.gov.tr/mevzuat/4857_sonhali.htm, en son 31 Aralık 2007 tarihinde okunmuştur.
Mühendis tanıklığı: “Koşturmacanın içinde bir çok iş unutuluyor. Kontrol etmediğin ya da bakamadığın bir yerler mutlaka oluyor.”
87
Fotoğraf: Sevtap Yenigün Her şeyin içice üst üstte durduğu tersane denize doğru genişletilerek yer kazanılıyor. Tersane'nin karışık ortamına inat liman çalışması oldukça düzenli görünüyor.
Mühendis tanıklığı: “Ben taşeronda çalışan mühendis olarak tersanenin üretim mühendisine karşı sorumluyum. Tersane mühendisi ve ardından Loyd mühendisi işin kalite kontrolünü yapıyor. Yanlış yapılan yada deforme olmuş olan iş tamir ve düzeltme için geri gönderiliyor. İş yeniden revizyona giriyor. Bu da işin uzamasına ve maliyetin artmasına neden oluyor. Hem birim zamanı hem de maddi kaybı arttırıyor. “ Mühendis tanıklığı: “Kişisel güvenlik malzemesi kullanımında mühendislere örnek olmaları için misyon yüklendiğinden, en çok uyanlar mühendisler.”
Mühendis tanıklığı: “Bu konuda egemen düşünce bana bir şey olmaz biçimindedir. Kadercilik egemen. Ben bile baret özürlüsüyüm ama birkaç defa başıma yukardan parça düştü. Baret başımı korudu. Kendi deneyimim sonucu hayati olduğunu öğrenince bareti çıkarmaz oldum. “
Yukarıda bahsi geçen yönetmeliklerin bağlı olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi daha önce de işaret edildiği gibi:
88
Mühendis tanıklığı: “2buçuk senede üç işçi öldüğünü biliyorum. Taşeron işçisi eğitilmiyor/eğitilemiyor. Kazalarını nedenlerinin bu olduğunu söylemiyorum ama yani bu durumun etkisi olduğunu düşünüyorum.”
Mühendis tanıklığı: “İş güvenliğinden sorumlu insanların önemli bir bölümü askerlikten gelme yani askeri tersanelerde çalışmış insanlar.”
Gerek 50’in altında çalışanı olan gerekse 50’in üzerinde çalışanı olan işletmelerle ilgili mevzuat yukarıdaki verildiği gibi oldukça anlaşılır ve nettir. İşyeri hekimleri kısmında dile getirilen sorunlar, İşyeri Güvenliğinden sorumlu mühendis ya da teknikerlerin istihdamında da yaşanmaktadır: Zorunlu istihdam rakamları tersanede kadrolu işçilere göre hesaplanmakta, güvenlikten sorumlu mühendis ya da teknikerler 30 bin işçiye yakın çalışanın olduğu bu havzada yeteri sayıda, donanımda ve işverenden bağımsızlıkta değildirler. İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Baretçi [İş güvenliği sorumlusu] de sadece sahada kontrol ediyor zaten. Başımıza zaten kaynak için maskeyi geçirdiğimizde bareti takamıyorsun.”
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.” demektedir.
“.… asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Baretçiler, kafanda baret olup olmadığını kontrol ediyor ve taşeron firmaya ceza yazıyor. Firma da senin yevmiyenden kesiyor. Bu baretçiler emekli subaylar ya da polisler olabiliyor. İşgüvenliği amiri. Bir de onun yanında çalışan yangıncılar var. İlkokul mezunu. 400-600 milyon aylığa tâbi olan. Onlar da gece çalışılırken çalışanın yanında duruyorlar. Yangına müdahale etsinler diye yangın tüpü alıyor. Düşerse haber vereyim. Tersanenin eski elemanları… hısım akrabası oluyor bunlar. Bu malzemeler verilmiyor diyorsun ama, anlatamıyorsun ki, kapıdan girerken sana kağıt imzalatıyorlar. Tüm haklarımı aldım, çıktım, diye. Baretimi, eldivenimi aldım. Her tersane emniyet dersi veriyor. G, R, T gibi tersaneler bu eğitimi veriyor 10 dk, yarım saat, 2 saat yerine göre… anlatıyor adam. Bir de CD gösteriyor. Kaynakçıysan gözlük tak, taşçıysan maskeni tak falan diye… bunları vermiyor ama, taşeronun vereceğini söyleyerek imza attırıyor. İmzayı atmazsan eğitimden sonra girişine izin vermiyor(…)Eğitimi baretçiler veriyor. Biz zaten A’dan Z’ye biliyoruz, bilmek yetmiyor ki malzeme vermiyorlar. Sen bana tulum veriyorsun verdiğin tulum sentetik. 10 milyona piyasada satılıyor. Bir damla damlıyor, cos yanıyor. Çok ucuz malzemeler veriyor mesela… taşeron ucuz gözlük veriyor. …vermeyedebiliyor.”
89
Sektördeki genel ücretlendirme pratiğinin yövmiye bazında, günlük ortalama 50 YTL olduğundan da, Tuzla ilçesindeki kiraların 2003 senesinden beri emlak piyasasındaki dönüşümler nedeniyle(50) Kadıköy ile yarışır seviyelere çıktığından da daha önce bahsedildi. Bu altbaşlıkta, raporda daha önce irdelenen bazı analizleri tekrarlama bahasına, tanıklıklara yansıdıklarından yola çıkarak artan rekabetin dinamiklerine değinmek istiyoruz:
6.8. İşyeri dışından iş kazasına davetiye çıkaran etmenler: Barınma ve geçim sıkıntısı, göç ve artan rekabet
Tersane, üretim sürecindeki bir iş için, öncelikle yerleşik taşeronlara ihale açmaktadır. Yerleşik taşeronlar, tersanenin maliyet planlarına uymayacak kadar yüksek bir parça-başı fiyat talebi istediğinde, eğer işin uzmanlık düzeyi de yüksek değilse, tersanenin üretim sürecinden çıkarılırlar. Tersane, bu iş için dış taşeronlara ihaleyi açar. Dış taşeronlara telefonla ulaşıldığı gibi, piyasanın sosyo-mekânsal darlığından dolayı buna gerek kalmayabilir. Özellikle işçi kahvelerine ulaşan bir haber piyasada herkes tarafından duyulacak demektir. Bu açıdan örneğin kaynakçı lazım olduğunda “çevresi olan” bir kaynak ustasına bunu iletmek çoğu zaman yeterli olmaktadır. Dış taşeronlar genellikle en ucuza çalışan taşeronlardır. Ama işi tamamen dış taşeronlara yaptırmak genellikle tersanelerin tercih etmediği bir durumdur. Bunun nedeni, geminin yapımının beklenen ve sözleşmede yer alan sürede bitmemesi durumunda, geminin kızakta kaldığı her gün için tersanenin ceza ödemek zorunda kalmasıdır. Bu bedeller taşeronlardan karşılanamayacak kadar yüksek miktarlar olduğundan, tersane bu riski üstlenmek istememektedir. Bu yüzden beğenilen taşeron tersaneye yerleşecektir. Mühendis tanıklığı: “Taşeronlar arası rekabet süreci olumsuz etkiliyor. Bu rekabetin tersane sahipleri tarafından da teşvik edildiği oluyor. Örneğin işi yapacak olan iki ekip var. Tersane sahipleri ücret kırdırarak “8 birime olan işi 6 birime yapar mısın?” diye diğerine veriyor. Bu uygulama aynı ustanın kalfaları arasında da yapılabiliyor. Bazı tersanelerde, firma ile iş yapan taşeronlar arasında eleman transferinin yasaklandığını duyduk.”
Ancak, gemi tamir-bakım tersaneleri gibi kayıt dışına çıkmış üretim birimlerinde dış taşeronla çalışmanın daha fazla görülmektedir. Sermaye birikimi düşük olan bu tersaneler, emek maliyetini düşürmek ve emeğin çalışma saatleri üzerindeki denetimini arttırmak amacıyla daha çok dış taşeron kullanmaktadırlar. Gemi inşa tersaneleri, işlerini yasal çerçeve içinde yapmak zorunluluğu olan, daha fazla sermaye birikimli firmalardır. Bu açıdan emeğin, sosyal sigortası ve beceriden kaynaklanan yüksek ücreti de dâhil tüm maliyetlerine katlanmak, geminin
(50)
Bu konudaki ayrıntılı bilgi için, bu raporda Tuzla ve civar ilçelerdeki kentsel dönüşüm sürecini ve bunun emlak piyasasına etkilerini de irdeleyen Tuzla: Nereye? altbaşlığına bakınız.
90
Fotoğraf: Sevtap Yenigün Kaynak çalışmaları gemi iskeletinin her yanında her türlü koşulda aralıksız devam ediyor.
inşasının uzamasının maliyetinden daha küçüktür. Bu açıdan sadece yerleşik taşeronun nitelikli emeğinin bedeline değil, sigorta, yemek, sosyal haklar gibi maliyetlere de katlanmaktadırlar. Kısacası, tersaneler yansıtabilecekleri riski üstlenip kabul etmek, yansıtamayacakları riskleri almamak konusunda refleks geliştirmişlerdir. Bu esnekliklerinin sınırı, sermaye birikimleri ile orantılıdır. Ancak yine de taşeron firmaların patronları için aynı güvencesizlik devam etmektedir.
Bu yapının işçilere yansıması şu şekilde olmaktadır: Taşeron işçiler, geçici ve düzensiz çalışan işçilerdir. İş buldukları sürece çalışmalarının yanı sıra geminin yapımı bittikten sonra işten çıkarılırlar ve bir başka tersaneye girerler. Bu yüzden neredeyse tersanelerin tamamında belirli ve kısa sürelerle çalışırlar. İşçiler, genellikle iş bulamadıkları zaman işçi kahvehanelerinde vakitlerini geçirmektedir.
İşçi kahvehaneleri, taşeron ve taşeron işçilerin piyasadaki tüm haberleri duydukları yerdir. Bu anlamda sadece iş ve işçi bulma kurumu gibi çalışmaz, aynı zamanda bilgi akımını sağlayan bir merkezdir. Hangi tersane, kaç gemi siparişi almış; hangi taşeronun kaç işçiye ihtiyacı var; kurulan ortaklıklar, bozulan anlaşmalar, her şey buradan duyulur ve etrafa yayılır. Kahvehaneler, genellikle tersanelerin girişinde ve tersane işçilerinin yaşadıkları bölgelerde bulunur. Buranın yanı sıra, İçmeler tren istasyonu ile trafiğin her zaman düzensiz ve hızla aktığı tersane yolundaki dört yol ağzı işçi pazarıdır. Yani, taşeron ustaların işçi seçtikleri yerlerdir. Bu
91
yol üzerinde baret, gözlük, işçi botları gibi iş güvenliği ekipmanları seyyar satıcılar tarafından satılmaktadır. İşçilerin büyük çoğunluğu 20–30 yaş arasında olmasına rağmen genellikle yaşlarından daha büyük göstermektedirler. Ellerinde ve yüzlerinde sık sık yara ve yanık izine sık rastlanmaktadır. İşçiler arasındaki rekabet, son dönemde geçmiş dönemlerden daha çetin şartlarda gerçekleşen iç göçle daha da artarken, aynı rekabet algısı örgütlülüğü ve ortak çalışma şartlarının sağlayabileceği dayanışmayı da azaltmaktadır. Bir işçi yakının sözleri bu durumu çok iyi yansıtmaktadır. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bir de benim fikrimce, İstanbul’a göçler çok oldu. Onlar da biraz çok fazla yövmiyeleri düşürdü. Doğu’dan gelen işçi, 10-15 kişilik bir aile. … çocuklar ikişer yaş arayla, büyük büyük hepsi. Saldı hepsini piyasaya. Sabahleyin çıkın İçmeler Meydanına, mahşer yeri gibi orası, iş arayan, dolu. Benim yövmiyem alışmışım mesela, ilk zamanlarda yövmiyeler çok iyiydi mesela, o zamanın giderine göre gelir fena değildi. ....Ben diyorum ki ‘ben 40’tan aşağı gitmem temizliğe’. Oradan çıkıyor Doğulu ‘ben 25’e gelirim, beni götür.’ Bu sefer taşerona adam bulan kişi ‘tamam, sen gel’ diyor, çünkü ondan daha çok kârı olacak. Şimdi ne yapıyor Doğu’dan gelen, 4 tane çocuğunu salıyor, çekiyor 100 milyon yövmiyeyi içeri. Biraz da buradan düştü yövmiyeler. Taşeron da
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz Önceden suya indirilmiş bir geminin üstünden yeni gemi Cimil'in suya indirilişi bekleniyor. Fakat bu bekleyiş normalden uzun sürüyor.
92
Piyasaya yeni giren taşeronlar, “memleketten” getirdikleri akraba ve hemşehri emeğini, tersanelere çok yakın yerlerde bulunan “bekâr evlerine” yerleştirmektedir. Bir odada yaklaşık on kişi birarada kalınan bu konutların bulunduğu bu yerlerden, kişi başına ayda 100 ila 150 YTL kira talep edilmektedir. Sahadaki çalışmalarımızda, bazı bekar odalarının geceleri kapıları kilitlenen hanların içinde bulunduğunu gözlemlemiş, yangın durumunda oluşabilecek büyük felaketin ne yazık ki “geliyorum!” dediğini görmüş bulunuyoruz. Yeni göç etmiş işçiler iş bitene kadar bu tip odalarda/evlerde kalır. Eğer tersanelerde daha uzun süreli iş bulabilirlerse, ailelerini de getirip bir apartman dairesinde ya da gecekonduda yaşamına devam etmeye çalışırlar. 2008 yılında Tuzla’da yaşanan ilk ölümlü iş kazasının kurbanı, Giresun’dan çalışmak için Tuzla’ya gelmiş ve Gebze’de bir bekar odasında kalan 19 yaşındaki bir genç işçi idi. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bütün dükkanlar bekar odası zaten. Ama ne tuvalet var, ne bir yatak var. Şu bizim şu alttaki bodrum dediğimiz, kullandığımız yer, duvarlarından su akıyor, camı yok, birşeyi yok. sırf demir kepenkler, oraya bile ‘kartonla kapatırız, bize verin’ diye kiraya istiyorlar, suyu yok içinde. Bir zamanlar onun yanındaki dükkanı,....orayı bile, ne tuvalet, var, ne birşeyi, kiraya vermişlerdi de, bizim apartmanın arasında ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Leş gibi kokuyordu. Nerede bir boş dükkan varsa, bir bodrum varsa, orası bekar odası. Oraya doluşurlar, 8-10 kişi, çünkü hiçbir ev sahibi bekara kimse oda vermiyor, o yüzden oralarda o rutubetin içinde sürünüyorlar...Ben 90’da geldim, o zaman vardı. O zaman böyle Sivas’lılar akın ediyordu buraya. Burada çalışacak ki, köye para yollasın. Çok benim eniştemin akrabaları karşıda dükkanda kalıyorlardı, acıyor, yemek veriyorduk onlara. Tersane başladığında bekar odaları başlamıştı. Şimdi Urfalılar, Samsun’lular...Samsun’lular zaten piyasayı ele geçirdikten sonra, Urfalılar gelmeye başladı. Samsunlular, raspa, boya, Urfalılar temizliği. Urfalılar biraz kalabalık geliyorlar, onlar geldikten sonra yövmiyeler düştü..”.
ucuz işçi çalıştırmak...O zaten herşeyi göze almış, Doğu’da çünkü hayat şartları daha zor. O yüzden tulum da vermese, baret de vermese, ayakkabı da vermese, onun için önemli değil... “
6.9. İş kazası Geçiren İşçiler veya Yakınları İçin Yasal Haklar Pratikte Nasıl İşliyor?
Yaralanma ya da ölümle sonuçlanan iş kazalarında işçinin kendisi ya da yakınlarının zararının tazmini anlamında önemli sıkıntılarla karşı karşıya kalınmaktadır. Öncelikle işçinin geçirdiği iş kazasının hem hukuki hem de cezai anlamda birincil derecede sorumlusu olan işverenlerin, kaza sonucu yaralanma halinde işçinin, ölüm halinde yakınlarının dava açmamalarının teminatı olarak gördükleri “kan
93
parası” uygulamasından bahsetmemiz gerekmektedir. İş kazası sonucu dava yolu ile hak edilen maddi ve manevi tazminat miktarı yanında oldukça cüzi kalan bu ödemeler, maalesef yargı sistemindeki bir takım sıkıntılardan da güç bulan işverenler tarafından hem psikolojik bir aklanma düşüncesi hem de ekonomik maliyet hesap edildiğinde başvurulan bir yol haline gelmiştir. Kan parasına razı olmayan sahip olduğu haklar konusunda görece daha bilinçli olan işçiler ve işçi yakınları haklarını dava yolu ile almayı tercih etmektedirler. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Öldü mü, hemen o gece aileye hastaneye üçbeş kuruş. Bana da geldi hastaneye çünkü. 3 Milyar geldi. Sordum ‘ne parası bu?’. ‘Şimdi sizin durumunuz sıkışıktır, elizde avucunuzda yoktur, iaşe.’ Ama eşimin tazminatını parasını verirken, iaşeyi hesaplamaya kalktılar. Dedim ‘bir dakika, benim sizden aldığım bir kağıt var, iaşe diye’, istedim çünkü muhasebeciden. Bana verilen meblağ biraz yüksek, dişli olduğum için. Baktım, tazminat hesaplanıyor, ‘İşte 10 milyar bir verdik, 7 milyar bir verdik, 3 milyar bir verdik’. ‘Bir dakika dedim, iaşedir o, utanmıyor musunuz bunu hesaplamaya?’. ‘Tamam, dediler o zaman, o zaman iaşeyi düşelim’. İşçi biraz şeyse, zavallı kadın birşey bilmiyorsa, yüreği de yanık zaten, ‘al bacım şu 30 milyarı, gel biz hellaleşelim’. Ne kayıp, ne birşey. Ne şehittir, ne gazi.”
İş kazası sonucu maddi ve manevi tazminat davalarının en önemli handikapı, Kurum’un soruşturmayı tamamlaması bitmeden, maluliyet kesinleşmeden davaların bitemeyişidir. Birçok durumda gerçekle ilgisi olmayan maluliyet oranları belirlendiği veya kusur oranları hakkaniyete uygun düşmediği ya da işveren vekillerinin sırf davayı uzatmak için ileri sürdükleri bin bir türlü talepleri, bu türden davaların oldukça uzun sürmesine sebep olmaktadır. İş kazaları nedeniyle alınan maddi ve manevi tazminatlara yasal faiz denilen basit faiz oranı (şu anda %9’dur) uygulandığı için, davaların uzun sürmesi hak sahiplerinin sonuçta alacakları paranın değer kaybına uğramasına neden olmaktadır. İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Zaten üç tane mahkeme oldu. Birinde işveren dinlendi. İkincisinde davacı taraf olarak biz dinlendik. Üçüncü mahkemede de karar aşamasına geldi. Bilirkişi raporu zaten gelir gelmez davayı hemen sonuçlandırdı. Bilirkişi raporunu inceleme gereği bile görmedi yani. İtiraz ettik. Ama hâkim avukata bilirkişi raporunun belirleyici olduğunu söyledi. Bilirkişi raporu işvereni suçsuz gösterince mahkeme de bunun üzerinden nasıl olsa bir tane suçlu bulundu, bu da taşeron oldu, başka bir suçlu aramaya gerek yok, dedi. Davayı böylece sonuçlandırdı; ana firmaya dokunmayarak. Taşeron firmanın ödediği tazminat 14 milyar.”
Aynı zamanda bu sistemin işlemeyişinin bir diğer nedeni de hukuki sürecin işçinin altından kalkamayacağı bir maliyete sahip olmasıdır. Zaten mağdur durumda olan
94
işçi bu tip masrafları kaldıracak gelire sahip değildir. Dolayısıyla dava açmaktan çabuk vazgeçmektedir. İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Avukat benden 6 milyar istedi. E., montajcıydı o da, saçın altında kalıyor, eziliyor, ondan buldum. Mahkemeyi kazanmıştı. 42 milyar para kazanmıştı, 21 milyar taşeron, gerisi devlet. Avukat ‘100-130 milyar tazminat garanti’ dedi, ‘6 milyar vereceksin, Türkiye’de bu işler ilgilenirsen olur’. Elden 6 milyar, dava kazanınca 30 milyar istedi. Olmayınca, Limter-İş’in avukatı xx’i tuttuk.”
İşçilerin dava açmaları ise ancak, bu bedeli ödeyebilecekleri güçte değillerse sendika avukatlarından faydalanmaları ile mümkün olmaktadır. İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Maddi ve manevi tazminat davası açıyoruz. Ağabeyimin birtakım hakları var. Bugün bir köpek öldüğü zaman bile insanlar bazı şeyler yapıyor. İşveren gelip bizimle görüşmedi bile. Bir “başın sağ olsun” bile dilemedi. Arkadaşlarının bizimle görülmesi önemli değil, onlar zaten G.’ın arkadaşlarıydı. Bir patronun demesi daha farklıdır. Arkadaşı ağabeyimle dostluğundan ötürü gelir, patronsa ağabeyimin emeklerinden dolayı başın sağ olsun der. İkisi farklıdır.”
Kaza geçiren işçilerin aileleri, kendilerinin muhatap alınmadığını ve işçi hayatını kaybetse bile işveren için bir değeri olmadığını düşündüren çeşitli durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. İşverenin “başın sağolsun” dememesi, suçun ölen kişi üzerine atılması ve acılı ailenin de bu suçlamalarla karşılaşması, dava açılmaması konusunda tehdit ve vaatlerin hastane önünde konuşulmaya başlanması gibi… İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Davalar uzadıkça bu işverenin işine yarıyor. Süre uzadıkça işçinin dayanamıyor pes ediyor. İşveren de “nasıl olsa dava uzadıkça ben bunu 1000 YTL, 2000 YTL’ye satın alırım, bu olayı da kapatırım. Sicilime de işlemez” diyor.”
Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki “kan pazarlığı” anlatıları
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Eşim yaşarken de hesap, kitap, ölünce de hesap kitap.. Öldü, ‘tazminat verdik size’ diye bir de bana hesap sordular, ‘ne yaptınız verdiğimiz parayı’ diyorlardı. Sinirlendim, sana hesap mı vereceğim..‘ Bana hesap soruyor, 10 milyar verdik, ben onu borca dağıttım, biraz daha para istiyorum, ‘nereye harcadın, diye hesap soruyorlardı’...Onların gözünde işçi insan değil, işçi ölüyor, üstünü gazeteyi çekiyor, (diğer işçilere) ‘çalış, diyor, ne bakıyorsun!’.”
a. Bir gemi siparişi için armatörle tersane arasında olan pazarlığın konularından biri de iş kazalarıdır. Sahadaki mülakatlarımızda bir kaç defa aşağıdaki algılara/anlatılara rastladık: İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Gemiyi yaptıracak armatörle tersane kendi aralarında pazarlık yapıyorlar. Armatör “eğer kaza olursa ve ölürse
95
b. Armatörle tersane arasında görünmez sözleşmenin işçilere yansıması da hukuki süreçlerin işlememesi ve alternatif bir tazminat sistemi olarak “kan parasını” ortaya çıkarmıştır. İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “İşte tersaneleri ayrı bir cumhuriyet yapan bu. Tersanelerin buradaki çalışma kurallarına rağmen çalışmalarını sağlayan, işte bu işlemeyen hukuk. Tespit edilen kusurlara ilişkin hiçbir tedbirin alınmaması, cezai müeyyide uygulanmıyor. İşlem yapılmıyor. Bu işyerlerinin üretimi durdurulmuyor mesela. Tersaneler de buna dayanarak çeteleşmiş, mafyalaşmış ve çalışma kurallarını ihlal eden, kişilerin iş ve yaşam koşullarını gasp eden bir sisteme sahip.”
ben üç kişinin parasını öderim” diyor. “Eğer beşe çıkarsa ikisi tersaneye ait”. Yani baştan gemi yapılmadan bunun pazarlığı yapıyor. Kan parasını “sen öde ben öde” pazarlığı yapıyorlar. Yani, yapılan her gemide üç kişi ölme hakkı vardır. Biz öyle biliyoruz.”
6.10. Tersanelerdeki parçalı sigortalılık pratiği ve bu pratiğin hukuksal zemini
Tersane işçilerinin maruz kaldıkları hukuksuzlukların en önemlilerinden bir tanesi de sigorta primlerinin eksik yatırılması ya da hiç yatırılmamasıdır. İşçi güvenliğinin bu denli gözetimden ve denetimden uzak olduğu Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde sigorta güvencesi tartışmasız çok önemlidir. Sigorta primlerinin yatırılmaması ya da eksik yatırılması uygulamasına karşılık işçilerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na şikayet hakkı ve İş Mahkemeleri önünde dava açma hakkı vardır. Sosyal sigorta hakkı ile ilgili ihlaller daha yoğun olmasına rağmen, bu nedenle idari ve adli makamlara başvuru, ihlalin yoğunluğuna göre zayıf kalmaktadır. Bunun nedeni, müracaat ve dava sonucunda eline bir para geçmeyişi ve kazancın gelecekteki durumu ile ilgili olmasıdır. Disk/Limter-İş Sendikası avukatlarınca açılan sigortalılığın tespiti davalarında Yargıtay sigortalı çalışmış tanık dinletmeyi bu davaların kabulü için şart koşmakta bu durumda adeta sigortasız işçi çalıştırmayı özendirmektedir. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): [sigortanın tam yatması] “Mümkün değil..Bu emekli olacağı zaman 5,6 ayda bir gidip çıkartıyorduk sigortadan. Şok oluyordu..Bir ay içinde bir gün, üç gün, en fazla 10 gün. ...Emekli olacağa seneler yakın 23,25 gün yapılmaya başlanmış. 30 gün tam sigorta göremedim (…)En azından ödeniyor mu, ödenmiyor mu diye vizite kağıdı alıyorduk. O zamanlar biz bu kadar derinden bilmiyorduk. Ben sonra yeğenimden öğrendim. ‘İşçi sigortalı biliyor kendini, yaralanıncaya kadar sigortalanmıyor ki, işçi daha hastaneye giderken, biz onun işlemlerini hallediyoruz.” İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “İşe girerken girişlerin yapılması için bir gün bekliyoruz. Formaliteden de olsa bir giriş yapılıyor. Bazen bir bakıyoruz,
96
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz Gövdenin birleştirilmesinde kullanılan iskele sökülüyor.
sadece giriş günümüz gösterilmiş başka yok. Şurada belgem olsa da göstersem, her ay 1,1,8.. gün yatmış sigorta. Son zamanlarda uyandık. İnternetten kontrol ediyoruz. Artık takibini yapıyoruz. Gördüğümüzde de hemen uyarıyoruz firmayı[taşeronu]. Mahkemeye veririz, diyoruz. Ya SSK’ya suç duyurusunda bulunuyorum ya da parasını talep ediyorum, alıyorum. [Madem bunu takip ediyorsun, hadi sana çıkış verelim, demiyorlar mı?] Tabii demezler mi ama ben bunu göze alarak gidiyorum zaten. SSK olmazsa neden çalışayım. Çocuk çoluğum var. Bir hastalanırsa, nereden bulacağım parayı, nasıl yaptıracağım? Çoğunlukla da dikkat ediyorum. Mesela on milyon eksik olsun, sigortalı olsun, diyorum.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “İ., diyordum kendine, ‘çalışıyorsun, ful çalışıyorsun 12 ay, izin kullanmıyorsun, neden izin parası getirmiyorsun eve, hep aynı maaşı getiriyorsun?’, o sırf kendini çalışmaya adapte etmiş ya, gidiyor, geliyor ya, ‘hakkaten diyordu, benim senelik izin param var, dur gideyim söyleyeyim’. Konuşmaya gidiyordu ‘H. Abi ya, ben senelik izin paramı almadım’, ‘Dur ya ben İ.’e söyleyeyim, iyi akıl ettin’, üç beş gün geçiyor (....) İ. diyor ‘oğlum ne senelik izin parası ya, sen yövmiyeci adamsın, yövmiyeci adamın senelik izin parası olur mu?’ ...Eve geliyor, ‘yahu hanım, ne zaman olduysak, ben yövmiyeci olmuşum’ diyor. ‘Yahu biz zam istediğimiz zaman geçen ay kadroluyduk hani?’. Hadi bir kavga aramızda, aileler içinde huzursuzluk oluyordu. Adam izin parası istediği
97
zaman yövmiyeci oluyordu, zam zamanlarında ‘kadrolu’ oluyordu. ‘Sen kadrolu adamsın, sana neden bu kadar zam yapalım!’ diyorlardı. Adam öldü gitti, kadrolu mu, yövmiyeci mi biz bilemedik?” GİSBİR Başkanı Murat Bayrak'ın 1 Eylül 2007'de DenizTicaretHaber'de çıkan açıklamasında, devlete önerilerini "teşvik tedbirleri, SSK ücretlerinde indirim, asgari ücretin belli bir kısmından vergi alınmaması, 100 kişiye kadar işçi çalıştıran işyerlerinde asgari ücretin üstünde olan belli bir baraja kadar vergi alınmaması" olarak özetlemiş(51). Mevcut sigortalama pratiklerine bakılır ve halihazırda Tuzla Tersaneler Bölgesi'nde çalışan işçilerin %90'a kadar varan bir kısmının sigortalanmasının küçük ölçekli ve nispeten limitli bir sermayeye sahip taşeron şirketlerin sorumluluğunda olduğu düşünülürse, bu taleplerin, yükünü büyük oranda bizzat GİSBİR'e üye olan tersane sahiplerinin çekmediği bir alanda devletten meşruiyet zemini zayıf bir destek talebi olduğunu rahatça ifade edebiliriz. Tüm işçilerin ana işveren ve alınan reel ücret üzerinden sigortalanması talebimiz, GİSBİR'in yukarıda aktarılan devlete talebinin ayrılmaz tamamlayıcısıdır.
Yukarıda özetlenen çalışma şartlarının yaşandığı bir sektörde, sendikal örgütlenme ve sendikal hak arayışı her zamankinden daha elzem gözükmektedir. Engellenebileceği halde gerçekleşen ölümlü iş kazalarının ekseriyetle alt işveren ilişkileri içinde gerçekleştiği gözönüne alınırsa, sadece kadrolu işçilere yönelik bir örgütlemenin çalışma şartlarını iyileştiremeyeceği açıktır. Taşeron firma ve fason atölye işçilerine kadar yayılmış bir sendikal örgütlenme, bu sektörde insani çalışma şartlarının teminatıdır. Bu nedenle, Tuzla’da çalışan tüm işçilere yönelik sendikal örgütleme faaliyeti yürüten DİSK’e bağlı LİMTER-İş Sendikası’nın yarattığı emek odağı, komisyonun taleplerinin hem doğduğu kitle hem de taşıyıcısıdır. Aşağıda detaylandırılacağı üzere, Limter-İş Sendikası’nın üzerinde hem iş sürecinden gelen teknik bir baskı, hem de siyasi süreçlerden doğan bir baskı vardır: Teknik baskı, gemi inşa yapım ve onarımının binlerce taşeron işletmeye bölünerek gerçekleştirilmesinden dolayı istihdamın parçalılığı nedeniyle oluşmaktadır(52). Siyasi baskı ise kendini, sendikalı işçiler ve sendika aktivistlerinin işten çıkarılması, haklarında davalar açılması ve tutuklanmaları şeklinde göstermektedir(53).
(51) (52) (53)
6.11. Sendikal örgütlenme ve önündeki engeller
http://www.denizticaretgazetesi.org/index.php?haber=5884, 1 Eylül 2007, en son 22 Ocak 2008’de okundu. bkz. 5.2. altbaşlığı.
Bu siyasi baskıların en somut örnekleri şunlardır: 5 Mart 1999 yılında Terörle Mücadele Şubesi polislerince gözaltına alınan sendikanın eğitim uzmanı Süleyman Yeter, 7 Mart’ta gözaltında hayatını kaybetmiştir. 10 Haziran 2006 ücretlerin ödenmesi için yapılan Desan Tersanesi direnişi sırasında, Sendika Başkanı Cem Dinç ve Eğitim Uzmanı Kamber Saygılı tutuklanıp, 40 gün cezaevinde tutuklu kalmışlardır. Sendika yöneticileri çıkarıldıkları ilk mahkemede serbest bırakılmışlardır. 21 Eylül 2006 günü tekrar Genel Başkan Cem Dinç ve Genel Sekreter Zafer Tektaş tutuklanmış, 7 ay cezaevinde tutuklu kaldıktan sonra ilk mahkemede tahliye edilmişlerdir. Ulusal ve uluslararası sendikalardan yoğun destek alan dava süreci halen devam etmektedir.
98
TÜRK-İş konfederasyonuna bağlı DOK Gemi-İş (Türkiye Liman, Dok ve Gemi Sanayi İşçileri) Sendikası, 1947 kadar erken bir dönemde kurulmuş ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ocak 2008 verilerine göre 5 bin 519 üye ile sektördeki istihdamın % 31,97’sini bünyesinde örgütlemiş gözükse bile(54), yalnızca tersanelerde kadrolu işçilere yönelik sendikal faaliyetler göstermektedir. Tuzla’daki kadrolu işçi-taşeron işçi oranının yaklaşık 1/9 civarında olduğu düşünülürse, DOK Gemi-İş Sendikası’nın son seri ölümlü iş kazalarının oluştuğu süreçte aktif bir hak ve iş güvenliği mücadelesi içinde bulunmamasının maddi nedeni anlaşılabilir.
1976’da sınıf sendikacılığı şiarıyla kurulan (Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İşçileri Sendikası) LİMTER-İş Sendikası, 1978 yılında beri Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’e üyedir. 1980 askeri darbesi ile kapatılarak kayyuma devredilen Limter-İş Sendikası, 1993’de DİSK’le birlikte yeniden açılma hakkı kazanmıştır. Limter-İş Sendikası, ölümlü iş kazaları akabinde 2000 yılı Haziran ayında Gemak Tersanesi’nde ve 2006 yılı Haziran ayında Torgem Tersanesi’nde geniş katılımlı eylemlere liderlik yapmıştır. Sendikanın işçi hakları ve iş güvenliği konusundaki sendikal mücadele tarihindeki önemli dönemeçler şunlardır: asbestli gemilerin sökümüne karşı direnişler (1994 UNİTED STATES gemisine karşı, 2006 yılında İzmir’de OTOPAN gemisine karşı), ücretlerin ödenmemesine dair direnişler (2006 Desan Tersanesi direnişi), Toplu İş Sözleşmesi hakkı kazanmak için yapılan sendikal örgütlenme sürecinde sendikalı işçilerin işten çıkarılmasına karşı grev ve direnişler (2002 Yonca Tersanesi grevi, 1998 Yonca ve 1999 Erkal Tersanesi direnişi). Halihazırda Limter-İş Sendikası’nın üye sayısı 1359 ve örgütlülük oranı % 7,73’dür(55). Fakat bu salt sayısal temsiliyet oranını aşan kapsayıcılıkta bir sendikal örgütlenme çizgisinin ve hak mücadelesi davetinin sorumluluğunu taşımaktadır. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Yok, hiçbir işçi sendikalı olmaya cesaret edemez ki. Ben ona diyordum ‘Niçin sendikaya girmiyorsun?’. Çünkü çoğu zaman, tersaneden çıkışta istasyonun orada, sağolsunlar, kağıt verirlerdi, işçinin eline, çünkü ordu gibi geçerler oradan. Çoğu böyle alır, atar.. Bazen eve getiriyordu. ‘Niçin bu hakları reddediyorsun?’ Bak senelerdir çalışıyorsun, Ne senelik iznin kullanabiliyorsun, ne bayramını yapabiliyorsun? Yövmiyen desen bu kadar. Sen kaynakçısın.’ Kaynakçıyım diyen adamın, 55 milyondu yövmiyesi. O öldüğü zaman 28 milyondan 34 milyona yeni çıkmıştı. 28 milyona kadar sabahtan akşama kelle koltukta, zehirleniyorsun. ‘Niçin sendikaya girmiyorsun?’ ‘Sendikaya gireyim de, atılayım mı? Nerede iş bulacaksın ondan sonra?’ Atılma korkusu vardı, hepsinde atılma korkusu vardı, ben buradan atılırım, işsiz kalırım. Bu korkuyla sendikaya girmek istemedi.”
(54) (55)
http://www.calisma.gov.tr/CGM/01_2008_2821_istatistik.htm, en son 22 Ocak 2008’de okundu
http://www.calisma.gov.tr/CGM/01_2008_2821_istatistik.htm, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
99
Mühendis tanıklığı: “Sektörü bilen herkes çok rahat olarak işçilerin bu konuda avantajlı olduğunu söyler. Ama onlar bu avantajlarını kullanamıyorlar. Bir koruyucu malzeme verilmediğinde yada ben hafta sonu çalışmak istemiyorum dediğinde tavır koyan işçi bilmelidir ki yarın başka bir tersanede işe başlayacaktır. Buna rağmen neden tavır koyamadığını irdeleyecek, onunla tartışacak bu avantajın birlikte kullanılmasını sağlayacak bir dayanışma mekanizmasına ihtiyaç var.” Mühendis tanıklığı: “Sadece patronlar tersane sahipleri, taşeronlar, mühendisler, işyeri hekimleri değil asıl olarak işçiler kendi sorunlarına, sağlıklarına sahip çıkmalı. Sorun bizim sorunumuzdur diyebilmeliler. Buda bilinç ve örgütlenme ile mümkün olabilir.”
6.12. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş Teftişlerindeki kapsam ve yaptırım eksiklikleri
1. 2003 senesinden beri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne 4 adet genel teftiş gerçekleştirmiş. 2003 yılını takip eden her sene kontrol teftişleri ise düzenlenmiş. 1 Kasım – 31 Aralık 2006 tarihleri arasında uygunlanan teftişin raporu, Nisan 2007’de, yani toplu Ağustos-Eylül ölümlerinden önce GİSBİR’in mali desteği ile basılmıştır(56). Bu İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş raporu kapsamında 51 işyeri teftiş edilmiştir. Bu rapora göre 51 işyerinde çalışan 16 bin 173 işçiden yalnızda 2 bin 611’nin asıl işveren bağlı, 12 bin 427’inin ise taşerona bağlı olduğu tespit edilmiştir. Yani bu ilk “durum tespiti” bile, İş Yasası’nın 2. maddesinin ihlalinin, yani asıl işin parçalara bölünerek alt-sözleşme ilişkisi kurulduğunun bu yasayı denetlemekle sorumlu ve yetkili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından deklarasyonu niteliğindedir! Bu teftiş sonucunda tam 99 madde başlığı altında 1.061 noksan saptanmış. Noksan tespit edilen 36 işyerine süre verilmiş, üç işyerine idari para cezası kesilmiştir. İşi durdurma yaptırımı hiçbir işyerinde uygulanmamıştır. Bakanlığın bu raporunda, kazalara davetiye çıkaran noksanlıklar ile alınması gerektiği halde işveren tarafından alınmamış tedbirler fotoğraflarıyla ortaya konulmuştur. Bu fotoğraflara göre, güvenlik mandalı olmayan kancalarla vinçlerde profiller taşınıyor (burada taşınan cismin rüzgarla düşme riski göze çarpıyor). Elektrik kabloları zedelenmiş, prize fişsiz takılmış, ıslak zeminle temas ediyor
(56)
İşveren ve işçi arasında, çalışma güvenliği ve barışı adına tarafsızlığını koruması ve çalışma hayatındaki sorunlara, tekil çıkarlardan arınmış, kamu yararını gözeten bir bakış ile müdahele etmesi elzem olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş Teftiş raporunun basımının finansmanının, bizzat teftiş ettiği tersanelerin üst temsil örgütü olan GİSBİR tarafınan karşılanmış olmasını komisyon olarak anlamlandırmakta zorlandığımızı ifade etmek isteriz. Rapor için: http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf.
100
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz Tersanenin içindeki araçlarla ağır metallerin taşıması yapılıyor. Araç kullanabilmek işçilerin vasfını ve ücretini arttırır.
(elektrik çarpma riski). Seyyar kablolar askılarla iletiliyor. Elektrik panoları uygunsuz halde tutuluyor. Kompresörler önlem alınmadan bırakılıyor, testerelere ve fanlara korucuyu takılmıyor (çapak riski ve kansere neden olan duman riski), kimyasallar ve gaz tüpleri uygunsuzca depolanıyor (gaz sıkışması sonucu patlama riski), iskeleler kazaya yol açacak biçimde kuruluyor (yüksekten düşme riski).
2. 6 Eylül 2007’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Tuzla Tersaneler Bölgesine bakanlığının ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Bakanlığının yetkileri çerçevesinde, tüm denetim ve eğitim konularında yapılması gerekenleri tüm işletme ve tersanelerde yerine getirdiklerini ifade etti. ''Teftişler sonucu
101
Rapora göre, geçen yıl Tuzla’da 276 iş kazası meydana gelmiş. 12'si ölümle sonuçlanmış, altısında uzuv kaybı yaşanmış. Ölümlü kazalardan ikisi elektrik çarpması, dördü yüksekten düşme, üçü cisim çarpması ve düşmesi, ikisi araç çarpması, biri de kalp krizi nedeniyle olmuş. En çok kaza 86 ile yüksekten düşme, 56 ile cisim çarpması olarak belirlenmiş. Raporun sonuç bölümünde, işverenlerin sorunları bildikleri, ancak çözümü uzun zamana bırakma eğiliminde oldukları belirtilmiş. İşverenlerin hukuken mecburi tutulan iş güvenliği önlemlerinin alınmasını ‘uzun zamana bırakma eğilimde’ olduğunu tespit eden rapordan 4 ay sonra, 21 Ağustos – 3 Eylül 2007 aralığında ardarda beş işçi hayatını kaybetti.
3. Bakan Faruk Çelik’in bu incelemelerinden sonra, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişleri, Ağustos ve Eylül aylarında 5 ayrı işyerinde 5 işçinin ölümüyle ilgili 55 işyerinde yaptığı teftişlerde, iş kazalarının oluşmasındaki kusurlar oransal olarak ortaya koyuldu. 5 iş kazasının ‘önemli oranda işverenin kusurundan kaynaklandığı” tespit edildi. İncelemelerde, sık sık iddia edildiğinin aksine (“İşçiler eğitimsiz, bilgisiz, verdiğimiz baretleri takmıyorlar...”) “işçilerin kendi güvenliğini tehdit edecek şekilde çalışmaları” faktörünün ise oldukça sınırlı düzeyde kaldığı belirlendi.(58)
tespit edilen hususlar var. Örneğin elektrik, hava basıncı ve yangınla ilgili bazı bulgular var. Bunları gelişen Türkiye şartlarında son derece normal karşılıyoruz ama bunların ölümlere dönüşmesi son derece üzücü bir hadisedir” dedi. Her türlü yasal önlem alındıktan sonra hiç beklenmedik, akla gelmedik bir ortamda olumsuzluğun yaşanması halinde bunun kaza olarak tanımlanabileceğini, ortada riskler varsa ve bunlar biliniyorsa olumsuzlukların kaza olarak tanımlanamayacağını anlatan Çelik, önlemlerin alınması için de yasalar çıkarıldığını söyledi. Taşeron sistemi hakkındaki sorulara "Yasakçı zihniyetle bir şey elde edilemez. Taşeron sistem dünyanın her yerinde var. Önemli olan bu sistem içerisinde aksaklıklar varsa bunları gidermektir" şeklinde yanıt verdi.(57)
4. Nisan 2007’de raporu yayınlanan teftişlerin takip teftişi niteliğindeki, “Tersanelerde İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Projesi-2” adlı teftişin sonuçları 22 Kasım 2007 itibariyle basına aktarıldı(59). Ulaşılabilen 41 işyerinde (daha önce 51 işyerine ulaşılmıştı) bu kere 103 madde altında sıralanan 509 eksiklik tespit edildi, bu işyerlerine uygulanan yaptırım sadece 196 bin 54 YTL idari para cezasından ibarettir. 10 ayda 8 işçinin ölmesine varacak iş kazaları yaşanmış bir bölgede, neredeyse gemi inşa sektörünün bütününü temsil eden bir bölgede, Çalışma Bakanı’nın ilk bakanlık ziyaretini gerçekleştirdiği bir bölgede, sırf kayıtlara geçtiği için bildiğimiz Eylül’e dek 2007 senesi bilançosu olan 8 can kaybı, 2 uzuv kaybı, 376 yaralanmanın büyük oranda sorumlusunun “işveren” olarak tespitinin bizzat Çalışma Bakanlığı’nın aynı sene raporlarıyla sabit olan bir bölgedeki yaptırım 196 bin 54 YTL idari ceza seviyesinde kalmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in tersane ziyareti esnasında isabetli bir biçimde zikrettiği “Her türlü yasal önlem alındıktan sonra hiç beklenmedik, akla gelmedik bir ortamda olumsuzluğun yaşanması halinde bunun kaza olarak tanımlanabi(57) (58) (59)
http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf; Anadolu Ajansı’ndan alıntılayan basına yansımaları için bkz: Star Gazetesi, www.denizhaber.com, TGRT Haber 22 Kasım 2007 nüshaları; Radikal Gazetesi ve Sabah Gazetesi 23 Kasım 2007 nüshaları.
Anadolu Ajansı’ndan aktaran www.denizhaber.com, 6 Ekim 2007 tarihli haber.
www.denizhaber.com , 7 Eylül 2007 tarihli haber.
102
Tüm bunlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kurumsal verileridir. Yapılması gerekenler ve nereden başlanması gerektiği bellidir. Yasalar ve yönetmeliklerin verdiği yetki ve yaptırım gücü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda mevcuttur. Bakan bizzat, 2007 yılında bütçe komisyonunda Bakanlığın bütçesine dair yaptığı sunum sırasında iş kazalarını % 20 oranında azaltmayı hedeflediklerini söylemişti. Yani Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın “İş kazalarının ortadan kaldırılması” temennisi, ancak Bakanlıkta mevcut olan yetki ve yaptırım gücünü, İş Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda eksikleri raporlarda sabitlenmiş mesul işverenler nezdinde işletilmeye başladığı zaman “herhangi bir kişinin” temennisi olmaktan çıkacaktır. İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Siz çocuğu odanın ortasında, tehlike içinde bırakırsanız, siz çocuğu giydirip mi bırakırsınız, yoksa ortadaki tehlikeyi mi ortadan mı kaldırırsınız?’. Sen o malzemeyi o işçiye, delik kabloyu, gaz kaçıran hortumları verirsen, işçi ayakkabısı vermezsen, bu işçi ne yapacak, öleceğini bile bile çalışacak. Bu tersanelere, taşeronlara, tersane sahiplerine bırakılırsa, onlar ‘çok gelir, az gider’ diye düşünüyorlar, Bakanlıktan halledilmeli.”
leceğini, ortada riskler varsa ve bunlar biliniyorsa olumsuzlukların kaza olarak tanımlanamayacağını” ifadelerini haklı buluyoruz, bu ölümlere kaza demek artık mümkün gözükmemektedir. Denetimlerde tespit edilen ihmal ve aksaklıklara rağmen 5 işçinin ölümüne neden olan işyerlerinde iş durdulmamış, bağlayıcı yaptırımlar uygulanmamış, ikinci rapordan bugüne 4 işçi daha yine kaza değil iş cinayeti denebilecek biçimde hayatını kaybetmiştir. İhmaller ve iş güvenliği tedbirlerinin alınmaması, tersanelerde gözler önünde yaşanan İş Kanunu ve Sigorta Kanunu ihlalleri konusunda muhatap ve yaptırım eksikliğinin, önlenebilir seri ölümlü iş kazalarının devam etmesine doğrudan etkisinin olduğuna kaniyiz.
...İşkazasından geriye kalanlar...
İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Biz aile olarak çok etkilendik tabii. Kolay bir şey değil 20 yaşında bir genci kaybetmek… kendinden bir parça olan bir insan, yaşamın her alanında karşında, bir düğüne giderken, otobüste, bir genci gördüğünde, ekmek yerken suyu içerken... sürekli aklımızda. Binbir umutla büyütmüşüz ve… Eşim iki seneden beridir hiç yaşamıyor gibi hâlâ.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Ben duyuyorum, itfaiye geçiyor, şu Ç. Et Lokantası’nda çalışıyordum, patlamayı duymadım iftaiye sesinden "ay!" diyorum, "gene tersanede birinin canı yandı, allah ailesine sabır versin", meğerse benim adam geçiyormuş oradan!.."Ölecekse söyle bana" dedim doktora, "bunun kafatasında büyük çatlaklar var, beyin
103
...Önce iş mi, insan mı?...
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Başsağlığına bile gelmedi bana. Tersane sahibi de... Zaten eşim sağken de, bu maaşlar yüzünden çok kavga etmiştim taşeronla. Ben o sinirle, hastanedeyken haber saldım ona, ‘eşim sağken de bizi ölü gibi yaşattı, şimdi eşimin bu şekilde ölümüne sebep oluyor, sakın çıkmasın karşıma...’ . Öyle dediğim için bana başsağlığına gelmemiş. ... Hastanedeyken geldi, bana görünmedi, doktorla görünmüş geri dönmüş. Başsağlığına ne tersaneden gelen oldu....Eşim öldükten bir hafta sonra biz orada miting yaptık, tersane önünde. Tersane sahibi....dikildi tersanenin önüne, beni provakatörlükle suçladı. Ben de o zaman dedim ‘gel bakıyım yanıma, provakatör müyüm neyim, evime gel de, bir gör bakalım!’ Sanki benim eşim ölmemiş de, ben oraya provakatör olarak gitmişim, ben değilmişim ölen işçinin eşi...”. İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Türkiye’de önce iş deniliyor. Önce iş değil “önce insan denmesi” lazım. Bakarsın tabelada “önce insan” der ama onu pratikte göremiyorsun. İşçilerin yürüyebileceği güvenli bir yaya yolu yok. Hep vinçlerin altından geçiyorsun. Mesela T… tersanesi geniş bir tersaneydi ikiye bölündü daracık bir yer oldu şimdi. Vinçlerin altından geçiyorsunuz kafanızı kollayarak falan. Oysa insan elini cebine koyuyor dalgın gidiyor. İnsanın kafasında yapacağı iş var; hemen yarın iş isteniyor. İşte bunlar, çok sıkıştırılıyor insanlar, aceleyle yapılıyor, yanındakini düşünmüyor. Herkes yanındakiyle aynı şirkette olmasa bile –mesela ben elektrik şirketinde çalışıyorum. Yanımda panelci– yanımdaki arkadaştan sorumludur.”
104
kanaması geçiriyor, vücüdun çok büyük bir bölümü 2.3. derecede yanıklar var, ciğerler desen, çekiyorum hortumu, ciğerinden kurumlar geliyor, ciğerlere kadar yanmış. Birini atlatsa, diğerini atlatamaz. Mümkün değil kurtulması".(...) Kimisi diyor, "kulağı kopmuştu". İnsan düşününce çıldırıyor. Herkes başka şey anlatıyor, bir tanesi annesine anlatmış "İ. Abi’yi koymuşlar oraya, inliyor, derileri dökülmüş, kulağı kopmuş". İnsanın çıldırası geliyor, canlandırınca gözünün önünde. Fan sonradan konmuş, çünkü ifadeleri var itfaiyenin, oraya gittiklerinde bazı naylon parçaları oraya fırlamış, tankın bir bölümünde büyük bir kan yığını varmış. Fan olduğundan epey bir duman boşaltılmış, gaz ikmali yapılmış. O fan orada çalışsaydı, o patlama zaten olmazdı. Fan belki vardı, ama yeterli değildi. Fan olsa bile niçin ölçüm yapılmadan o sıcakta benim eşim oraya sokuldu. Sonra [işverenlerin "biz engelledik ama o iş yapmak istedi, kendisi atlayıp emniyet şeridini geçti" dediklerini anlatarak] sen atlar mısın, emniyet şeridini geçip de, orada çalışır mısın, 16 senelik kaynakçısın sen?”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Taşeronlar mafya gibi çalışıyor, onlara en büyük desteği tersaneler veriyor. Ucuz işçilik onlarda, insanları ölümü para etmiyor. Onlar için [insanların] değeri yok.… İşçiler de haklarını bilmiyorlar. [Ben de] olaylarla birlikte haklarımı öğrendim.”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “O adamın beni Devlet Hastanesi’ne götürmesi gerekiyordu. Ben kör oldum, Tersanenin hak iddia etmesi için C. Tıp Merkezi’ne dava açması gerekiyor, artı taşerona dava açması gerekiyor. Bu tersanede çalışan bir adam kör oluyor, sen bunu özel bir yere götürüyorsun, adamın başına bunlar geliyor. Hâlâ ne taşeron, ne tersane dava açmış değil hastaneye veya doktora. 85 ytl’lik ilaçlarımı alın dedim, almadılar, ‘git taşeron firmaya’ dediler, ‘biz parasıyla birşey almayız dediler’(.....) Eninde sonunda bunlar bu tazminatı ödeyecekler. Benim derdim 3,5 kuruş değil. Para da değil. Benim derdim bu bunların siciline işlensin. Çamur değil ki, insan bu, gidip yenisini yapasın.” İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “İnsan neye üzülüyor, biliyor musun, afedersin, tabir kötü olacak, köpek gibi çalışıp, köpek gibi ölmesine. Gerçekten köpek gibi öldü. Eminim, %100 eminim, orada o çalıştığı yerde fan yoktu. Fan olsaydı, o kadar şiddetli patlama olmazdı. Orada, o bedeni, cesedi diyelim artık, beden ölmüş artık, ciğer yanmış artık, doktor dedi (...) Bu şekilde bu insanın bedeni orada tankta ölü yatarken, sen getiriyorsun, oraya fan koyuyorsun. Hiç mi vicdanın sızlamıyor senin. O insan orada belki can çekişiyor!”
İş kazaları ve meslek hastalıkları kader değildir. Doğaları gereği önlenebilir olgulardır. Her ne kadar tutarsız ve yetersiz yanları olsa da, geçerli hukuksal düzenlemelerin yaşama geçirilmesi halinde, olumlu yönde çarpıcı gelişmeler olacaktır. ...Tuzla nereye?: Hızla yeni tersaneler açılırken çalışma hayatındaki bu sorunlar da taşınacak mı?... Tuzla tersanelerinin kaldırılma ihtimali, ilk defa 2006 yılının Ekim ayında basına yansıdı. Ancak basından takip edebildiğimiz bu tartışmayı açığa çıkaran, İstanbul
105
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bütün dükkanlar bekâr odası zaten. Ama ne tuvalet var, ne bir yatak var. Şu bizim şu alttaki bodrum dediğimiz, kullandığımız yer, duvarlarından su akıyor, camı yok, birşeyi yok. Sırf demir kepenkler, oraya bile ‘kartonla kapatırız, bize verin’ diye kiraya istiyorlar, suyu yok içinde. Bir zamanlar onun yanındaki dükkanı,... orayı bile, ne tuvalet, var, ne birşeyi, kiraya vermişlerdi de, bizim apartmanın arasında ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Leş gibi kokuyordu. Nerede bir boş dükkan varsa, bir bodrum varsa, orası bekar odası. Oraya doluşurlar, 8,10 kişi, çünkü hiçbir ev sahibi bekara kimse oda vermiyor, o yüzden oralarda o rutubetin içinde sürünüyorlar.”
İBB’ye bağlı olarak çalışan ve yarı kamu yarı özel bir hukuki statüye sahip İstanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi’nde hazırlanan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı, ölçeği çok büyük olması sayesinde İstanbul hakkındaki yeni genel kentsel yönelimler konusunda önemli bilgiler vermektedir. Bu Plan genelde, 1980’lerden beri gemi inşa sanayinin merkezi olan Tuzla’nın “İstanbul’da sanayinin desantralizasyonu”, yani İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın ifadesiyle “İstanbul’u bir sanayi kenti olmaktan çıkarma, bilgiye dayalı bir hizmetler ve kültür kenti kurma”(62) politikası dahilinde, en azından yerel politikalar bazında sorgulanır hale gelmesi anlamına geliyordu. Bu genel politika, Plan’dan takip edilebildiği ölçüde Pendik ve Tuzla’ya dair projeksyonlara şu ifadelerle yansımaktadır: “Haydarpaşa Limanı Marmaray Projesi dahilinde devre dışı kalacağı için, Pendik ve Tuzla’nın liman altyapılarının ve buralardaki (mevcut) liman ve tersane alanlarının lojistik merkezler olarak geliştirilmesi, üniversite altyapılarının gelişmesi, spor ve fuar alanlarına konu edilmesi, burasının ulaşım ve lojistik faaliyetlerin birleştiği bir alt-merkez kimliği kazanması”. Özelde ise, “Büyükşehir Belediye Meclisi’nin İstanbul Çevre Düzeni Planı çerçevesinde yaptığı lejant değişikliği, Tuzla Aydınlı Koyunda bulunan ve Mülkiyeti Milli Emlak’a ait olan ve 49 yıllığına tersane sahipleri tarafından kiralanmış 44 tersane ve 800 yan sanayi bölgeden çıkartılması” ilk defa tartışılabilir hale geldi. Bu ise, sektörün en önemli haber kaynaklarından birinin ifadesiyle, “denizcilik sektöründe bomba etkisi yaptı”(63). Gemi İnşa Sanayicileri Derneği’nin karar verici aşamalarındaki tersane sahiplerinin tepkisi gecikmedi.”Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Konsey Başkanı Kenan Torlak’ın DenizHaber'e yaptığı özel açıklamada Büyükşehir Belediyesinin aldığı karara itiraz ettiklerini belirterek hukuki haklarını sonuna kadar kullanacaklarını söyledi. Özellikle son yıllarda tersanelerin 1 milyar dolara yakın yatırım yaptığını söyleyen GİSBİR Konsey Başkanı Kenan Torlak “Yeni yapılan Çevre Düzeni Planında tersaneler görünmüyor. Bundan dolayı tersane alanı, yeni planla birlikte
(60) “İstanbul Çevre Düzeni Planı” Açıklandı”, http://www.yapitr.com/turkce/Haberler_Detay.asp?NewsID=45530, 2 Mayıs 2006; http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/HizmetAlanlari/cevreplan.htm, en son 7 Ocak 2007’de okundu. (61) (62) (63)
Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’nin 2.05.2006‘da kamuoyuna açıkladığı İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın(60), 14.07.2006 günü 1370 sayılı kararı ve Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 22.08.2006 tarihli onayı ile kabul edilmesi ve bu Plan’da Tuzla Aydınlı Koyu’nda bulunan tersanelerin, sanayi lejantından çıkartılıp, çalışma alanı (Merkezi İş Alanı – MİA) lejantına alınması oldu(61).
“Tuzla tersaneleri kaldırılmayacak”, Dünya Gazetesi, 26 Ekim 2006; http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5667, 18 Ekim 2006, en son 7 Ocak 2008’de okundu. "İstanbul sanayi kenti olmayacak",http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5537, 10 Ekim 2006, en son 7 Ocak 2008’de okundu. “Tuzla kapatılıyor!”, http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5299, 22 Eylül 2006.
106
Çalışma alanına çevriliyor. Bu kabul edilebilecek bir durum değildir” dedi”.(64)
İstanbul Çevre Düzenleme Planı’nın açıklanmasının öncesinde de, piyasa ve siyasi düzenlemelerin sinyallerini takip ettiğimizde, Tuzla ilçesine gemi inşa sanayi tarzındaki ağır sanayi dışında yeni işlevler biçildiğine dair bazı gelişmeler gözlemlenebilmektedir. Bunları oluşum sırasına göre şöyle sıralayabiliriz: Kurtköy Havaalanı’nın 2001’de açılması, çevresini bir konut, alışveriş merkezi, fuar alanı olarak dönüştürmeye başlaması(66), “Pendik Silicon Valley Tasarısı” olarak da adlandırılan Pendik Kentsel Dönüşüm ve İleri Teknoloji Parkı Kanun Tasarısının 10 Nisan 2007’de kabul edilmesi(67), Formula 1’in 2005’den itibaren Tuzla Akfırat Mevkii’nde inşa edilen “istanbul park” adındaki rally pistinde yapılmaya başlanması(68), Levent’ten sonra ikinci bir “gökdelen aksı” (Merkezi İş Alanı – MİA) olarak Kartal’ı sanayiden arındırma projelendirilmesi(69), beşbin küsür konutu kapsayan Tuzla
(64) (65) (66) (67)
GİSBİR Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bayrak özellikle bu konuya dair düzenlediği bir basın toplantısında “Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nda bir aksaklık olduğunu gördük ve öylesine önemli olmamasına rağmen, olasıdır ki gözden kaçmış olan bir atlamayı hatırlattık ve hatta yasal olarak da yazılı olarak duyuruda bulunduk ve tüm üyelerimize bilgi vererek bireysel aynı müracaatı yapmalarını sağladık. Hepimiz için esas olan devlette devamlılık esastır. 1969 yılında yayımlanan kararnameyle ve Bakanlar Kurulu kararıyla Tuzla Tersaneler Bölgesi olarak ilan edilmiştir. Bunun iptali, belediyelerin iptal gibi bir yetkisi yok. Ancak Bakanlar Kurulu’nun ilk karara karşı bir karar almasını gerektirmektedir. Mümkün olmayan bir şeyi ileri sürerek, bir saniye bile düşünmeden karmaşa, şüphe ve heyecan yaratmaya kalkışmanın, işi bir kaos gibi göstermenin affedilir tarafı yoktur. Biz yıllarca siyasetle uğraştık, devletimizi biliriz, halkımızı biliriz. Türk gemi inşa sanayii söylentiler yaratılacak bir sanayi değildir. Sonuç olarak ne yazıktır ki bir söylentiden alıntılar yapılarak yayılma eğilimi doğunca, basınımızı aydınlatmayı kaçınılmaz saydık. Bu toplantı sırasında da son iki yıllık süreçte Türk gemi inşa sanayiinin elde ettiği başarılarını, gelişmeleri anlatmak fırsatını da bulduk”(65) ifadesinde bulundu.
“Tuzla tersaneleri kaldırılmayacak”, Dünya Gazetesi, 26 Ekim 2006; http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5667, 18 Ekim 2006, en son 7 Ocak 2008’de okundu. “Sabiha Gökçen, Kurtköy’de Gayrimenkulu Uçuruyor”, Dünya Gazetesi, 12 Temmuz 2007.
“Tuzla'da Tersaneler Bölgesi kapanmıyor büyüyerek yoluna devam ediyor”, http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=51818&KTG_KOD=169&ForArsiv=1, 19 Ekim 2006, Osman Öndeş.
(68)
Tasarı metni için: www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/101-1363.doc, “Pendik’e teknoloji parkı kuruluyor”, Milliyet, 10 Nisan 2007, http://www.milliyet.com.tr/2007/04/10/son/sonsiy27.asp, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
(69) “İstanbul Metropolitan Planlama’da Sürdürülen Kentsel Tasarım Projeleri”, http://www.planlama.org/index.php?option=com_content&task=view&id=185&Itemid=93, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
“Formula 1 Geliyor, Tuzla Otel Kente Dönüşüyor”, http://www.yapı.com.tr/turkce/Haber_Detay.asp?NewsID=31009, 28 Temmuz 2005, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
107
Bu raporun kaleme alındığı dönemin, Tuzla’nın iktisadi işlevlerinin farklılaştırılması sürecinin muhtemel bir parçası olan tersanelerin taşınması tartışmalarının ilk defa günyüzüne çıktığı bir döneme rastlaması, sektörün belirleyici aktörü olan GİSBİR’in Başkanı’nın Tuzla Tersaneler Bölgesi savunusunda “iş emniyeti ve iş sağlığı hususlarının dikkate alınmadığı gibi bir algılama olduğunu, bunun yanlış olduğuna”(71) değinmesi, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki önlenebilir ölümlü seri iş kazalarını irdelemenin zamanlamasına ve amaçlarına dair bir kaç vurgu yapmayı gerekli kılıyor: Raporun vardığı en önemli sonuçlardan biri, gemi inşa sanayindeki büyümenin, iş ritmi ve çalışma sürelerini, bu büyümeye tekabül eden iş güvenliği önlemlerini almadan arttırmasıdır. Sektördeki büyümenin ivmesi olan kârlılık ve rekabet edebilirlik, önemli ölçüde iş güvenliği tedbirlerinden doğan maliyetleri de içeren emek maliyetlerinin düşürülmesinden sağlanmaktadır(72). Devlet Planlama Teşkilatı son gemi inşa sanayi raporunda sektörün rekabet gücünün değerlendirirken, işçilik ücretlerini ilk sıraya koymuştur(73). Tuzla’da taşeronluk sisteminin oluşumunun, gene kârlılık ve rekabet edebilirliğin sağlandığı esnek bir calışma sistemi olarak bizzat sektörün büyük işverenlerinin inisiyatifi, teşviki ve desteği ile oluştuğunu yukarıda yeterince irdeledik. Hal böyleyken, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin olası taşınması veya üretimin Tuzla kapatılarak veya kapatılmadan yeni tersanelere yayılması sürecinde, rekabet edebilirliği sağlayan bu esnek ve güvencesiz çalışma ilişkisinin “taşınması” ve yapısal dönüştürücü önlemler alınmadığı ve yaptırımlar uygulanmadığı sürece yeni ölümlü seri iş kazalarının da “taşınması” kuvvetle muhtemeldir. Keza, rapor çerçevesine sahada taşeronlarla yapılan mülakatlarda, Tuzla’dan yeni tersane alanlarına (Kocaeli, Gelibolu, Biga’ya vs.) bir taşeron sirkülasyonunun şimdiden başladığını tespit edilebilmektedir. Yeni kurulan büyük ölçekteki tersanelerde iş kazalarının önemli nedenlerinden biri olan tersane mekânının darlığı faktörünün azalacağını ve yeni tersanelerin kalifiye işçi ihtiyacının Tuzla’da
“İstanbul’a Yeni Dizayn, http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/kasim/26/g02.html, Yeni Şafak, 26 Kasım 2005, en son 7 Ocak 2007’de okundu.
(70) (71) (72)
Aydınlı ve Şifa Mahalleleri Konut Alanları Kentsel Dönüşüm Projeleri(70).
“Türkiye özel sektör işçilik ücretleri olarak dünya piyasalarında rekabet gücüne sahiptir. Özellikle Batı Avrupa'dan oldukça düşük işçilik ücretleri Avrupa Birliği ile rekabette avantaj sağlıyacaktır. Ancak, gemi inşa adam/saat'inin tersanelerimize göre düşük olması teknolojik farklılıklarından kaynaklanmakta olup, tersanelerimizin de teknolojik gelişimlerini gerçekleştirmeleri halinde rekabet gücümüzün devam edebileceği değerlendirilmektedir.” DPT, IX. Kalkınma Planı(2007-2013), Gemi İnşa Sektörü İhtisas Raporu, 2006, s.39.
(73)
Umur Talu, Sabah, 5 Eylül 2007, “Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bayrak AA’ya diyor ki, “ Türkiye’nin gemi yapımının yüzde 60 oranında dış alıma bağlı. Bizim kârımız tamamen işçilikten, işçilik fiyatları da Avrupa’nın fiyatları düzeyine gelirse, Türkiye’deki gemi inşa sanayisinin avantajları yavaş yavaş ortadan kalkar”
“GİSBİR: Tersaneler taşınmasın”, Özgür Gündem, 19 Ekim 2006.
108
görülmemiş “meslek eğitimi” faaliyetlerini başlattığı(74) da gözlemlenmektedir. Fakat bu raporunun konusunun ve önlenebilir seri iş kazalarının mağdurlarının, yalnızca azınlığı oluşuran kalifiye ve tecrübeli işçiler olmadığının tekrar altı çizildiğinde, Tuzla’daki çalışma ilişkilerinin ve iş kazalarının nedenlerinin analizinin, üretim daha hızını almadan yeni tersane alanları hakkında da yön göstericiliği olacağına inanmaktayız. Bu öngörüyü kaleme aldığımız raporun basıma gitmeden önceki son aşamasında, Zonguldak/Ereğli tersanelerinden gelen ciddi bir iş kazası haberi, endişelerimizi ne yazık ki haklı çıkarmaktadır(75). Bu amaçla Tuzla Tersaneler Bölgesi hakkında yapılmış bu araştırmanın, yeni açılacak tersane bölgelerindeki çalışma ilişkilerine de ışık tutacak bir şekilde sunduğumuzun altını çizmek istiyoruz. Devlet Planlama Teşkilatı’nın 2001 ve 2006 yıllarında yayınladığı iki “Gemi İnşa Sektörü Özel İhtisas Raporu”nun Tuzla Bölgesi Dışındaki Tersaneler bölümünün karşılaştırması, sektördeki büyümeye paralel olarak mekânsal yayılmayı ve yeni tersane alanlarını takip etmemize imkan sağlamaktadır:
Tablo 15: 2001 yılında Tuzla Bölgesi Dışındaki Tersaneler:
Kaynak: DPT 2001 Gemi İnşa Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu, http://ekutup.dpt.gov.tr/gemiinsa/oik600.pdf , s.21.
(74)
(75)
Ereğli Gemi Tersanesi’nde 1 işçinin ağır, toplam 4 işçinin yaralandığı oksijen tüpünün patlamasıyla oluşan iş kazası hakkında; http://www.denizhaber.com.tr/SEKTORDEN/11737/Eregli-Tersanesindepatlama-oldu.html, 12 Ocak 2008, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
“Yalova’da İş Garantili “Tersanecilik Kursu””, http://www.haberler.com/yalova-da-is-garantili-tersanecilik-kursu-haberi/, 27 Ekim 2007; Rizeliler Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından hazırlanarak Avrupa Birliği(AB) hibe yardımları kapsamında kabul edilen "Kahvehaneden istihdama, tersaneler için ara eleman eğitimi” projesi için bkz; “Rizeli Gençler Artık Meslek Sahibi Olacak”, http://www.denizhaber.com.tr/GUNCEL/11826/Rizeli-gencler-artik-meslek-sahibi-olacak.html, 19 Ocak 2008, en son 22 Ocak 2008’de okundular.
109
Tablo 16: 2001 yılında Tuzla Tersaneler Bölgesi dışındaki tersaneler:
Kaynak: DPT 2001 Gemi İnşa Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu, http://ekutup.dpt.gov.tr/gemiinsa/oik600.pdf , s.22. Tablo 17: 2006 yılında Tuzla Tersaneler Bölgesi dışındaki tersaneler
Kaynak: DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu 2006, s.16.
110
Ek 2’de 2006 Devlet Planlama Teşkilatı Gemi İnşa Sanayi İhtisas Raporu’ndan aktarılan “Muhtemel yatırım alanları ve yerleri” ve “Müteşebbisler tarafından talep edilen yeni tersane alanları ve yerleri” ile aşağıdaki mekânsal dağılıma baktığımızda tam bir “tersane patlamasından” bahsedebiliriz. 2006 yılında Denizcilik Müsteşarlığı tarafından ihale edilen ve Türk Loydu’nun kazandığı Tersaneler Master Planı (TURKTERMAP)(76) kamuoyuna açıklandığı zaman ilk bakışta kaotik gözüken bu yayılmanın dinamikleri hakkında daha kesin veriler elimizde olacaktır. Zira, bu Plana göre tayin edilen yeni tersane yerlerinin bir kısmının tahsis işlemleri devam ederken, işlemleri tamamlanan bir kısım tersanenin yatırımlarıyla birlikte gemi inşaatları da sürmektedir. Yatırımcılar için olduğu kadar tersanecilik sektöründeki çalışma ilişkilerini araştıranlar için de bir rehber niteliğinde olan TURKTERMAP’ın, 2006 DPT raporunda henüz ismi geçmeyen, fakat 2007 senesinde inşaatlarının başladığı basına yansıyan devasa Adana Yumurtalık Serbest Bölge(77) ve Gelibolu Cevizli(78) yatırımlarını da kapsaması muhtemeldir. Tuzla’nın dört misli bir alanda gerçekleştirilen Gelibolu Cevizli yatırımın proje yürütücüsü Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin en büyük tersanesi olan Sedef’in sahibi Kalkavan ailesidir. Yalova Altınova Tersane Girişimcileri Sanayi ve Ticaret AŞ(79)’nin en önemli müteşebbisleri arasında gene Tuzla’nın önemli tersane sahiplerinden Kalkavan ve Torlak ailesi, Gisan, Kocatepe, Gemtiş Tersaneleri, Karadeniz Gemicilik de bulunuyorlar. Altınova Bölgesi’nde, Aralık 2007’de Gemi Sanayicileri Derneği (GESAD) inisiyatifiyle ilk “Gemi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi” yer seçim çalışmalarına da başlanmıştır(80). Bu da, aynı Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde olduğu gibi yeni tersane yatırımlarındaki çalışma ilişkilerini yani sanayii de kapsayarak düşünmek gerektiğinin altını bir kez daha çizmektedir.
(76)
http://sektorel.zorlusegman.com/category/adana-yumurtalık-sb, 2 Mayıs 2007; “Yumurtalık serbest bölgesinde ikinci tersane”, Yeni Safak, 6 Ağustos 2007, http://www.yenisafak.com.tr/ekonomi/?t=06.08.2007&c=3&i=60373, en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
(77) (78) “Orta Doğu’nun en büyük tersanesi Gelibolu’ya yapılacak”, http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=9180, 8 Aralık 2007, en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
“Türkiye, Tersaneler Master Planı’na kavuştu”, Osman Öndeş, Referans Gazetesi, 15 Mart 2007, http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=61765&ForArsiv=1, http://www.turkloydu.org/tr/haber/hbr_newsContent.asp?fNewsId=16, 10 Temmuz 2006, en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
http://www.altinovatersane.com.tr/, “Denizcilerin Umudu Tuzla’nın Rakibi”, BusinessWeek, s45, 39 Aralık 2006, http://www.businessweek.com.tr/general/sonsayi.asp?cN=31&contID=708%20%2020k%20–, en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
(79) (80)
“Altınova ve OSB”, http://virahaber.com/?p=5177, 25 Aralık 2007; en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
111
Tablo 18: Yeni Tersane Alanlarının Mekânsal Dağılımı 2006
Kaynak: DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu 2006, s.62.
Özetle, bu raporda Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne dair analizler yaparken, aynı zamanda Yalova, Gelibolu, Ereğli ve diğer (üretime başlamış veya tahsis almış) yeni tersane alanlarından da bahsediyoruz. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin taşınmasına, “çalışma alanı” veya liman olarak orta veya uzun vadede sanayi işlevlerinden arındırılmaya dair planların tartışılıyor olması bizim buradaki tespit ve önerilerimizi anlamsız kılmıyor. Bilakis, bir kamuoyu baskısı ile tersane sahipleri yasada öngörülen yükümlülüklerini hayata geçirmeye ve iş güvenliği önlemlerini almaya yönlendirilmedikleri sürece, Tuzla’daki “esnek ve güvencesiz çalıştırma şeklinin” ve yaşanan önlenebilir seri ölümlü kazaların bu bölgelere de taşınacağından endişe duymaktayız.
112
7. SONUÇ VE ÖZET Gemi İnşa Sanayi Büyüyor – Ölümlü İş Kazaları artıyor
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan önlenebilir seri ölümcül iş kazaları, 2001 mali kriz sonrasında sektörde yaşanan üretim düzeyindeki büyümeye paralellik göstermektedir. Türkiye gemi inşa sanayi, özellikle 10-15.000 DWT’luk kimyasal tankerlerde ve seri ölümlü iş kazalarındaki artmayla dünyada ön plana çıkmıştır. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan önlenebilir seri ölümcül iş kazalarının temelinde, ağır ve tehlikeli bir sanayi kolu olan gemi inşa yapımındaki iş ritminin ve çalışma saatlerinin artırılması, tersane mekânının daralması ve bu yeni hıza ve büyümeye uygun iş güvenliği tedbirlerinin ana işverenler tarafından alınmaması yatmaktadır. 1. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki ana iş (çelik profilleri işlemek) hukuka aykırı bir şekilde ve %90’a varan oranlarda irili ufaklı taşeron şirketlere kaydırılmıştır. Bu, iş güvenliği, emek maliyeti ve sosyal hakların da esas işveren olan tersane sahipleri tarafından, bu yükü taşıyamadığı aşikâr olan binlerce, daha zayıf ve daha küçük işletmelere aktarımıdır. Tuzla’da ölen işçilerin çoğu taşeron iş-
Fotoğraf: Ekrem Erbiz Vardiya sonu yorgunluk sigarası. Cimil gemisi gün sonunda tekrar kum takozlarının üstüne oturtulmuştur. Kızaklar temizlenerek yeniden yağlanmıştır ve ertesi gün Cimil denize indirilebilmiştir.
113
çileridir. Bu “esnek ve karlılığı artıran üretim tarzı” ise şu nedenlerle iş kazalarına davetiye çıkarmaktadır.
• Yasaya göre, işverenler, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının tesis edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Aynı anda aynı tersanede (işyerinde) onlarca başka irili ufaklı taşeron şirketle yan yana çalışan taşeronların bir araya gelip, çalışma alanında (ana işveren tersanenin içinde) işçilerin hayatına kastetmeyen önleyici genel tedbirleri (kabloların bakımı, gaz ölçümü, iskelelerin uygun kurulması) alma gücü yoktur. Bu konuda ana işverene henüz üzerlerine almadıkları yükümlülükler düşmektedir. • İşyerinde uygunlanması gereken eğitimler, işçi sirkülasyonunun yoğunluğu yüzünden Tuzla’daki çalışma şartlarına uygun ve efektif değillerdir. • İşçilere işlerine uygun kişisel koruyucu donanımın sağlanması bu işletmelerin insafına kalmıştır. Alanda birbirinden farklı ve keyfi uygulamalar vardır. • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği bu ufak işletmelerin insafına kalmışken, gemi standartları onlarca farklı aşamada bizzat tersane sahibi ana işveren adına çeşitli kuruluşlarca kontrol edilmektedir.
2. İşyeri hekimi hizmetleri, yalnızca azınlığı teşkil eden ana işveren tersane sahibinde kadrolu olanları kapsamaktadır. Tersanelerdeki tıbbi ve insani donanımın ne önleyici hekimlik uygulamaları, ne de rutin muayeneler ve acil müdahaleler için yeterli olmadığı açıktır. 2005 senesinde açılmış olan, bir Ortak İşyeri Sağlık Birimi modelinden ziyade, tam teşekküllü kâr amaçlı bir özel hastaneye doğru evrilmesi ve tamamlanması muhtemel olan mevcut Gemi İnşa Sanayicileri Birliği’nin (GİSBİR) Özel Polikliniği için de geçerlidir. GİSBİR Polikliniği, dışarıdan işyeri hekimliği hizmeti vermekte, yerinde hizmet vermemektedir. Bu da işyeri hekimliği uygulamalarının hem yasal zeminine, hem de ruhuna aykırıdır. Bu birimin aynı zamanda iş kazalarından doğan işgünü kayıplarını –kaza geçiren işçinin hakkıyla tedavisine zaman kalmayacak şekildeönlemek ve tutulan kayıtları tersanelerin lehine kontrol altına almak işlevleri olduğunu da sorgulamak gerekmektedir. 3. İşgüvenliğinden sorumlu mühendis / teknik elemanların bulundurulması ve mevzuattan doğan sorumluluklarının yerine getirilebilmesi açısından benzer ciddi yetersizlikler yaşanmaktadır.
4. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Tuzla’daki işyeri teftişlerinin kapsamları dar kalmakta ve haberli yapılmakta, iş kazalarındaki sorumluluğun büyük kısmının işverenler olduğu tespiti ve noksanların dökümü kurumun kendi raporlarıyla tespit edilmesine rağmen, işyerlerine uygulanan (çoğunlukla parasal) yaptırımlar yetersiz kalmaktadır. 5. İş kazaları sonrası işçiler ve yakınlarını kaybedenler için hukuki süreç yavaş ve masraflı işlemektedir. Bu ise ölümlü iş kazalarının takibini aileler için zorlaş114
6. Çalışma hayatı bir bütündür: Geçim sıkıntısı, Tuzla’da artan kiraların getirdiği konut sıkıntısı, işçiler arasındaki iç göç ile artan rekabet ve ölümlü seri iş kazalarının varlığı iş motivasyonunu ve dikkatini ciddi bir şekilde etkilemektedirler. 7. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde bu önlenebilir ölümlü iş kazalarının seri olarak devam etmesinin en önemli nedenlerden biri, işçilerin sendikal olarak örgütlenmesinin ve iş güvenliği tedbirlerini talep etmesinin önündeki engellerdir. Bunlar, bir yandan üretimin parçalanmışlığı ve enformel ilişkiler üzerinden ilerlemesi ise, diğeri de Bölge’de sırf kadrolu değil, çoğunluğu oluşturan taşeron işçilere yönelik de sendikal faaliyetler yürüten DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası’nın üzerindeki siyasi baskılardır.
maktadır. Tazminat davaları açılmadan ana işverenlerin ve taşeronların ailelerle “kan pazarlığı” yaparak, meselenin üstünü örtmeye çalışması, önlenebilir seri iş kazalarının azalmasının önündeki en büyük engellerdendir. İşyeri itibarının zedelenmesi gibi bir tehlikenin bu şekilde bertaraf edilmesi, bölgedeki sorunların üstünü örtmektedir.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nden bahsetmek, aynı zamanda hem yan sanayi ve fason üretiminin gerçekleştirildiği çeperden, hem de yeni tersane alanlarından bahsetmek anlamına gelmektedir. Birincisi, sektörü Tuzla Tersaneler Bölgesi ve tersanelere iş yapan -Orhanlı'dan Ümraniye'ye, Küçükyalı’dan Gebze'ye kadar uzanan geniş bir coğrafi yaygınlığa sahip- çevresindeki fason ve yan sanayi ile birlikte düşünmek gerekir. Bu durumda tersanede yukarıda özetlenen şartlarda çalışan bir işçi, benzer şartlarda altı işçi istihdamını fason ve yan sanayide yaratmaktadır. İkincisi, 2004’ten sonra artan tersane kurma faaliyetlerinin, mevcut “esnek taşeron kullanımı” ve “iş güvenliği masraflarından kaçınma” temelinde şekillenmemesi için herhangi bir tedbir alınmadığı ve yaptırım uygulanmadığı için, Türkiye Gemi İnşa Sanayi’nde ölümlü ve ağır iş kazalarının gelecekte artacağını öngörmek zor değildir. Bir kamuoyu baskısı ile tersane sahipleri yasada öngörülen yükümlülüklerini hayata geçirmeye ve iş güvenliği önlemlerini almaya yönlendirilmedikleri sürece, Tuzla’da yaşananların bu bölgelere de taşınacağından endişe duymaktayız.
Bu rapordaki bilgileri, sadece Tuzla Tersaneler Bölgesi ve çevresi değil, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde kurulmuş ve kurulacak olan tersaneler ve mevcut yan sanayindeki çalışma ilişkilerini irdelemek ve etkilemek üzere bir temel oluşturması için de sunuyoruz.
115
8. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONUSUNDA KOMİSYON’UN ÖNERİ VE TALEPLERİ
1. Tuzla’da ölümler, iş kazaları seri olarak devam ediyor: Mevzuattaki İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine ilişkin maddelerin eksiksiz uygulanmasını sağlayacak, uygun denetimleri yapacak, işveren bu maddeleri uygulamadığı takdirde sonuç sağlayacak ağırlıkta yaptırımları uygulayacak merci Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’dır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği binlerce bölünmüş işletmenin insafına kalmışken, gemi standartları onlarca farklı aşamada bizzat tersane sahibi ana işveren adına çeşitli kuruluşlarca (Türk Loydu gibi) formel olarak kontrol edilmektedir. Bu kuruluşların işin kalitesini olduğu kadar, iş sürecini güvenlik ve işçi sağlığı açısından da kontrol etmelerine yönelik düzenlemelere gidilmelidir. 2. Asıl iş olan gemi yapımının bölünerek İş Yasası’na aykırı olarak asıl işveren – alt işveren ilişkisi kurulması takibe alınmalı ve bu hukuk dışı durum giderilmelidir. Gemi yapım sürecinin asıl iş alanı olan çelik profil ve sac işleme işinin İş Yasası’na aykırı olarak çeşitli tanımlar altında alt işverene de denilen taşerona verilmesinin kayıt dışılığa neden olduğu aşikardır. Bu durum, ucuz işgücü sağlamak amaçlı olarak iş güvencesiz, sigortasız veya kısmi sigortalı ve iş gü-
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz
Öğle molasında gemiden ayrılmadan dinlemek için uygun bir yer; makina dairesinin dışa açılan gözü.
116
3. Yalnızca ana işverende kadrolu çalışan azınlık için değil, fiiliyatta üretimin yüzde doksana varan kısmını gerçekleştiren alt işveren işçilerinden de sorumlu olan işyeri hekimleri bulundurulmalıdır.
venliği olmadan işçi çalıştırılmasına ve önlenebilir iş kazalarına yol açmaktadır. Aynı zamanda bu durumun hukuk dışılığının tespit edilmesi ve gereğinin yerine getirilmesi sağlanmalıdır. Talebimiz, Sosyal Sigortalar Primlerinin ana işveren (tersane) tarafından ve alınan ücret üzerinden ödenmesi ile her türlü kayıt-dışılığın önüne geçilmesidir.
4. İş güvenliğinden so- Fotoğraf: Ayşen Gürbüz rumlu mühendis ya Gemi tabanını oluşturacak parçaların düzenlenmesi için çalışıyorlar. da teknik elemanın Geminin her bir bölümü farklı taşeron firmalar tarafından yapılır. işverenlere karşı denetim bağımsızlığının sağlanmalı, efektif bir üretim süreci kontrolü gerçekleştirilmelidir.
5. Her tersanede, işçi sayısının elliyi aşmasına bakılmadan, işin ağır ve tehlikeli olma niteliği dikkate alınarak revir (işyeri sağlık birimi) ve ambulans bulundurulmasının sağlanmalıdır. 6. Gemi İnşa Sanayicileri Birliği’nin 2005’de işletmeye başladığı polikliniğin ve iş kazası geçiren işçileri öncelikle yönlendirdikleri Tuzla civarındaki özel hastanelerin kayıtlarının, kayıt tutma ve bildirme pratiklerinin, donanımının, yeterliliğinin Türk Tabipleri Birliği, SSK ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yetkili birimleri tarafından denetlenmesi gerekmektedir. Tuzla Tersaneler Böl117
7. Gemi inşaat ve tamirat işleri, 16 Haziran 2004 tarihli 25494 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği” kapsamındadır. Bu Yönetmeliğin 5. maddesinde işe alınan işçiler için “işe giriş hekim raporu” (ağır işlerde çalışabilir raporu) düzenlenmesi ve her yıl işçinin periyodik olarak sağlık kontrolünden geçirilmesi, bunun rapor haline getirilerek işçinin dosyasında tutulması zorunludur. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde bu raporu düzenlenme yetkisi olan işyeri hekimi sayısının, son Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı raporunda belirtildiği gibi 30 olduğu görüldüğünde, bu hizmetin gerektiği gibi yerine getirilip getirilmediği sorgulanmalıdır. GİSBİR bünyesindeki polikliniğin donanımının da 25 bini aşkın işçinin çalıştığı Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki tüm işçilere sağlık hizmeti verecek yeterlilikte olup olmadığının incelenmelidir.
gesi’nde yapılan üretimin ağır ve tehlikeli iş kolu olduğu, işçi sayısının on binler mertebesinde olduğu göz önünde bulundurularak Tuzla Bölgesi’nde yalnızca tersanelere yönelik tam teçhizatlı bir Kamu Hastanesi kurulmalıdır.
8. İş Yasası’nda belirtilen, ama uygulanmayan sosyal haklar (asıl ücret üzerinden ve düzenli sosyal sigorta ödemeleri, kıdem, ihbar tazminatları, mesai ücretlerinin ödenmesi, hafta sonu tatili, dini ve resmi bayram tatillerinde uygulanması, “İtibari Hizmet” hakkının sadece kadrolu değil, tersanelerde ağır ve tehlikeli işleri yerine getiren tüm işçiler tarafından kullanılabilmesi) sağlanmalıdır. Bu hakların sağlanıp sağlanmadığının habersiz ve derinlemesine yapılan teftişlerle kontrol edilmelidir. 9. 15 saate kadar varabilen toplam çalışma saatleri ve fazla mesailer fiili bir mecburiyet olmaktan çıkarılmalıdır. Ağır ve tehlikeli bir iş kolu olan ve maksimum dikkat gerektiren tersane mesaisinde, işverenler tarafından günde 7,5 saat, haftada 37,5 saat sınırlandırılmasına riayet edilmelidir. Zira tersanelerdeki asıl işlerden biri olan kaynak işleri türleri, 15 Nisan 2004 tarihli ve 25434 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Yedi buçuk Saat veya Daha Az Çalışması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik” kapsamına girmektedir. Bu Yönetmelik kapsamına giren işlerde fazla çalıştırma yapılamaz (Madde 7). Bu Yönetmelik tersanelerde de hayata geçirilmelidir. Uygulanması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından denetlenmeli, yönetmeliği ihlal eden uygulamalar cezalandırılmalıdır. 10.Ana işverenler, işçilerin ulaşımlarını kolaylaştırmak üzere servis sağlamalı, yemekleri çalışanların ihtiyacını karşılayacak şekilde çalışanlarla birlikte belirlemelidir. Ayrıca yemekhanelerin ve soyunma odalarının şartları, İşçi Sağlığı’nın ayrılmaz parçaları olarak taşeron ve kadrolu işçi ayrımı yapılmadan denetime ve yaptırıma tabi tutulmalıdır. 11. Yukarıda özetlenen çalışma şartlarının yaşandığı bir sektörde sendikal örgütlenme her zamankinden daha önemli gözükmektedir. Engellenebileceği halde gerçekleşen ölümlü iş kazalarının çoğunlukla alt işveren ilişkileri içinde gerçek118
12.İş kazalarına sebebiyet verenler yargılanmalıdır. İşverenlerin, maliyet avantajını korumak amacıyla tersanede yarattıkları çalışma şartları, işçilerin ölümlerine, sakat kalmalarına ve meslek hastalıklarına yakalanmalarına neden olmaktadır. İş kazası veya meslek hastalığı durumunda söz konusu olan yasal süreçlerin yavaş işlemesi, bu maliyeti bir kez daha işçiler üzerine yıkmaktadır. Yargı sürecinin uzun sürmesi, mâli imkânsızlıklar ve baskılar nedeniyle açılamayan davalarda da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı mağdurların lehine ceza davalarının takipçisi olmalıdır. Bu destekle tersanelerdeki iş kazalarının üstünü örten ve yenilerine davetiye çıkartan “kan pazarlığı” pratiğinin önüne geçilebilir.
leştiği göz önüne alınırsa, sadece kadrolu işçilere yönelik bir örgütlemenin çalışma şartlarını iyileştiremeyeceği açıktır. Taşeron firma ve fason atölye işçilerine kadar yayılmış bir sendikal örgütlenme bu sektörde insani çalışma şartlarının teminatıdır. Bu nedenle, Tuzla’da çalışan tüm işçilere yönelik sendikal örgütleme faaliyeti yürüten DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası’nın üzerindeki fiili baskılara son verilmeli, sendikalı işçiler ve sendika aktivistleri işten atılmamalıdır. Ayrıca tüm çalışma hayatı için kanayan bir yara olan, sendikal örgütlenme üzerindeki yasal engeller de (noter şartı, sektör ve işyeri barajları vb.) kaldırılmalıdır.
119
9. EKLER Ek I: 2006 Nisan itibariyle gemi inşa ve onarım sanayindeki işletmelerin dökümü
A. TUZLA BÖLGESİNDEKİ TERSANELER:
Tersaneler (Mendirekten itibaren sırasıyla):
1- Tuzla Tersanecilik ve Turizm A.Ş.
2- Tersan Tersanecilik ve Taşımacılık San. ve Tic. A.Ş. 5- Hidrodinamik Gemi Sanayi ve Ticaret A.Ş. 7- Desan Deniz İnşaat Sanayi A.Ş. 8- Şahin Çelik Sanayi A.Ş. 9- Yıldırım Gemi İnşa Sanayi A.Ş. 12- Deniz Endüstrisi A.Ş.
3- Cantaş Çindemir Makina Gemi Onarım ve Tersanecilik A.Ş. 4- Gemsan Gemi ve Gemi İşletmeciliği San. ve Tic. Ltd. Şti. 6- Gemak Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
10- İstanbul Denizcilik Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş. 13- Türkter Tersane ve Deniz İşletmeciliği A.Ş. 15- Çelik Tekne Sanayi ve Ticaret A.Ş. 17- Sedef Gemi İnşaatı A.Ş. 18- Tuzla Gemi Endüstrisi A.Ş.
11- Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Sanayi ve Tic. A.Ş. 14- Yıldız Gemi ve Makine Sanayi Ticaret A.Ş.
16- RMK Marine Gemi Yapım San.ve Den.Taş.İşl. A.Ş. 19- Selah Makine ve Gemicilik Endüstrisi A.Ş. 20- Dearsan Gemi İnşaat Sanayi A.Ş.
(Tersan Tersanecilik ve Taşımacılık San. ve Tic. A.Ş. tarafından Tuzla’da ki yeri kiralandı)
22- Torlak Denizcilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. 23- Yardımcı Gemi İnşa A.Ş.
21- Ada Denizcilik ve Tersane İşletmeciliği A.Ş.
24- Çeksan Gemi İnşa Çelik Kons. San. ve Tic. A.Ş. 25- Gisan Gemi İnşa Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. 26- Torgem Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
120
27- Dentaş İnşaat ve Onarım San. A.Ş. 28- Dörtler Gemi İnşa Koll. Şti. 29- Engin Denizcilik İşletmesi San. ve Tic.A.Ş. 30- Çeliktrans Deniz İnşaat Ltd.Şti. Tekne İmal Yerleri: 31- Gemtiş Tersanecilik Ticaret Ltd. Şti. 1- S.S. Nuh Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi 2- S.S. İstanbul Boğaziçi Açıkdeniz Balıkçı Tekneleri ve Yat Yapımcıları, Onarımcıları Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi 4- Yonca Teknik Yatırım A.Ş. 5- Yonca Onuk Savunma San. A.Ş. Donatım:
3- S.S.Ticari Turistik Deniz Araçları Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi 6- Ge-Ta Genel Tasarım Mimarlık İnşaat San ve Tic. A.Ş. 7- Marmara Yat Deniz Araçları San. ve Tic. Ltd. Şti. 1- S.S.Gemi Onarım ve Donatım Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi 1- S.S. Haliç Gemi Kızakçıları Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi 1- TransKa Tanker İşletmeciliği Tic. Ltd. Şti. (İnşaat aşamasında) 2- Özek Mühendislik Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti. 1- S.S. Denizcilik Yan Sanayi ve Donanımcıları Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi 2- S.S. Geyas Yan Sanayicileri Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi 3- Evren Denizcilik Sanayi Ürünleri Tic. A.Ş. 5- Gepa-Fiberglas San. ve Tic. A.Ş. 4- Can Makine Elektrik ve İnşaat San. Tic. A.Ş. 6- Mariner Gemi Ekipmanları San. ve Tic. A.Ş. 7- S.S. Gemi Taşeronları ve Yan Sanayi Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi (aktif değil)
Tekne İmal ve Çekek: Ticaret Merkezi:
Gemi Yan Sanayicileri:
8- Gesa Gemi Sanayi ve Tic. A.Ş. (Yardımcı Gemi İnşa A.Ş. tarafından devir alındı)
121
B. TUZLA BÖLGESİ DIŞINDAKİ TERSANELER: 1- İçdaş Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım San. ve A.Ş (Biga-Çanakkale) : 2- Gelibolu Gemi İnşaat San. ve Tic. A.Ş. (Gelibolu-Çanakkale) : 3- Um Deniz Sanayi A.Ş. (Yeniköy-İzmit) : 4- Marmara Transport Gemi San. ve İnşa A.Ş. (Körfez-İzmit) : 5- Karadeniz Gemi İnşa Sanayi A.Ş.(Ünye-Ordu) : 6- Madenci Gemi San. Ltd. Şti.(Kdz. Ereğli-Zonguldak) : 7- Ustaoğlu Yat ve Gemi San. Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak) 8- Ustamehmetoğlu Gemi Tersanesi (Kdz. Ereğli-Zonguldak) (proje kapsamında) 9- Usmed Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak) 10- Ereğli Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak) 11- Med-Yılmaz Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak) 12- S.S. Saç Gemi, Ahşap Tekne, ve Kotra İmalatçıları Küçük sanat Kooperatifi (Çamburnu-Sürmene-Trabzon) 13- Taşkınlar Gemi Sanayi ve Ticaret A.Ş (Derinboğazağzı-Sinop)
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu (2007-2013), s. 14-16
122
Ek II: En son DPT raporuna göre Tersanelerin sayıca artması ve mekâna yayılımı
Muhtemel Yatırım Alanları ve Yerleri Kdz. Ereğli Tersaneler Alanı Tevsi Projesi: 14.05.2003’te İmar Planları, 14.01.2005 tarihinde ise İmar Planı Revizesi onaylanmıştır. Mevcut yerlerinde faaliyet gösteren tersanelerin bitişiğinde yapılan revizyon çalışmaları sonrası tersane yatırımlarının inşaatları devam etmektedir. Tuzla Dışındaki Tersaneler Başlığı altında bu bölgede yer alan tersaneler de belirtilmiş olup, halen küçük çapta da olsa üretim yapılmaktadır.
Samsun Tersane Alanı (Tekkeköy): 1000 dönümlük alan üzerine 4 adet tersane alanı planmış olup, Bu alanlardan bir tanesi Altın Gemi Deniz Ticaret Endüstrisi A.Ş.’ne tahsisli bulunmaktadır. Söz konusu firmanın projesinin gerçekleşmesi durumunda; inşa kapasitesi 750,000 DWT/Yıl, bakım-onarım kapasitesi 2.5 milyon DWT/Yıl, inşa edebileceği en büyük gemi tonajı 225,000 DWT olması hedeflenmektedir. Alanın 1/1000 ölçekli uygulama imar planları 12.09.2005 tarihinde Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıştır. Samsun Terme Tersane Alanı: Hazine ve Belediye mülkiyetinde olan 80 dönümlük bu alanın Belediyeye ait olan kısmında imar plan değişikliği yapılıp Belediye tarafından onaylandı. Müteşebbislere tahsisiyle ilgili yazışmalar devam etmektedir. Trabzon Çamburnu Tersane Alanı: DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Sürmene Çamburnu tersanesi etüt çalışması 28 Eylül 2005 tarihinde sonuçlanmış olup inşaat ihalesi aşamasına gelinmiştir. 10,000 DWT’a kadar gemilerin inşasının yapılabileceği ve 20002500 kişi arasında istihdam 63 elde edileceği değerlendirilen projenin tamamlanması ve tam kapasite ile çalışılması durumunda 100,000 DWT/yıl üretim hedeflenmektedir.
Adana Ceyhan Kurtpınar Tersane Alanı: 1391 dönüm alanda kurulması planlanan tersane alanının imar planları, Denizcilik Müsteşarlığı tarafından hazırlanmış olup, onaylanmak üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığına 01.06.2005 tarihinde sunulmuştur. Kurum görüşleri alınması aşamasındadır.
Karasu Tersane Alanı: İmar planları onaylanmış olup, Denizcilik Müsteşarlığı’nca ilana çıkılmış, 8 parsele ayrılan tersane alanının 2 parseli Gündoğdu Gemi Yan San. ve Deniz Ltd. Şti..’ne tahsis edilmiştir. İnşa edilebilecek en büyük gemi: 40,000 DWT İstihdam : 2,000 kişi Gemi inşa kapasitesi :40,000 DWT/Yıl
123
Kilimli Gemi Söküm ve Gemi İnşa Alanı: 11.05.2004 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile gemi sökümün yanı sıra gemi inşa yapımına da imkan sağlanmıştır. 2 parsel gemi inşa ve 2 parselde gemi sökümü yapılacak şekilde alan 2 firmaya tahsis edilmiştir. Tersane projesinin hayata geçirilmesi durumunda; İnşa edilebilecek en büyük gemi boyu : 115 metre İstihdam : 800 kişi Gemi inşa kapasitesi :152,000 DWT/Yıl Fethiye Karaot Mevkii Yat İnşa, Bakım, Onarım ve Çekek Alanı: Daha önce sit alanı kapsamında olan bu bölge Denizcilik Müsteşarlığı’nın çalışmaları neticesinde “Ahşaba Dayalı Tekne İmal, Bakım Onarım ve Çekek Alanı” kurulması doğrultusunda sit kapsamından çıkartılmıştır. Söz konusu alanla ilgili olarak; Denizcilik Müsteşarlığı’nın koordinesinde, bölge üniversiteleri ve sivil toplum örgütleri ile Karaot Bölgesinin özelliklerini koruyarak, bünyesinde ihtiva eden; plan, proje çalışmaları yürütülmektedir. Çaltıdere Yat İnşa Bakım-Onarım ve Çekek Yeri: İzmir İli ve civarında dağınık ve kısmen de kıyıdan uzak iç kesimlerde faaliyet gösteren tekne inşa bakım-onarım ve çekekçiler için Aliağa İlçesi, Çaltıdere Mevkinin planlanması Denizcilik Müsteşarlığı’nca uygun görülmüş olup, kıyı kenar çizgisinin kara tarafının 1/1000’lik ve 1/5000’lik planları ilgili belediyesince onaylanmıştır. Deniz tarafının planları ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığına onaylanmak üzere gönderilmiştir.
Milas Ören Yat İnşa ve Çekek Alanı: Bahsekonu alan üzerinde 33 adet yat imalat atölyesi planlanmış olup, müteşebbislere plan ve proje doğrultusunda tahsis işlemleri ile ilgili yapılan duyuru neticesinde 31 adet şahış/firma belirlenmiştir. Yalova Yat İnşa ve Bakım Onarım Alanı: Tuzla Bölgesi’nde sıkışan ve gelişme imkanı bulamayan yat inşa sektörünün bir araya getirilerek gelişmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. MSB, 85 nolu parselin 136,000 m2’lik kısmının tekne inşa ve bakım- onarım ve çekek faaliyetinde kullanılmak üzere Denizcilik Müsteşarlığı’na tahsisini uygun görmüştür. Projenin denize cephesinin olmaması nedeniyle denize çıkışı için 83 nolu parselin de bir kısmı MSB’den talep edilmiş, ancak olumsuz sonuçlanmıştır.
Kurucaşile Yat İnşa ve Bakım Onarım Alanı: Bölgede Kurucaşile merkez ve Tekkeönü olmak üzere iki ayrı yerde faaliyette bulunan yat imalatçıları için merkezdeki ve Tekkeönü’ndeki limanların yanında oluşturulan bölgelerde ayrı ayrı tahsisler yapılmak üzere iki kooperatif kurulmuştur. Tekkeönü’nde 11 müteşebbise 4 büyük 7 tane küçük olmak üzere atölyeler tahsis edilecektir. Hazine ve özel mülk arazilerinin kamulaştırma çalışmaları bitmiş, 1/1000’lik uygulama, imar planları Bayındırlık ve İmar Bakanlığı tarafından onaylanmıştır. ÇED ile ilgili işlemler Valilik nezdinde sürdürülmekte olup, alanın tahsisi ile ilgili işlemler başlatılmıştır
124
Yalova Bölgesi’nde Tersane Talepleri: 1. Sefine Denizcilik Tersanecilik Tur. San. Ve Tic. Ldt. Şti.: Söz konusu proje kapsamında 750 kişi istihdam, en büyük 6,000 DWT gemi yapılması hedeflenmektedir. 2. Yalova Altınova Tersane Girişimcileri San. Tic. A.Ş.: 40 adet şahıs/firmadan oluşan şirket tarafından bölgede kurulacak tersanelerde yaklaşık 4,000 kişiye istihdam sağlanması hedeflenmektedir.
Müteşebbisler Tarafından Talep Edilen Yeni Tersane Alanları ve Yerleri
3. Gemak Gemi İnşaat San. Ve Tic. A.Ş.: Sözkonusu proje kapsamında 1000 kişi istihdam edilmesi planlanmakta olup, en büyük gemi inşa kapasitesinin 75,000 DWT olacağı öngörülmektedir. 4. Bayrak Denizcilik Taşımacılılık Temsilcilik Tic. A.Ş.: Söz konusu proje kapsamında yaklaşık 100 kişi istihdam edilmesi planlanmakta olup, en büyük gemi inşa kapasitesi 15,000 DWT olarak hedeflenmektedir. 5. Boğaziçi Tersanecilik Gemi İnşa San. Ve Tic. A.Ş.: Söz konusu proje kapsamında yaklaşık 1,500 kişi istihdam edilmesi planlanmakta olup, en büyük gemi inşa kapasitesi 50,000 DWT, yıllık kapasitesi 250,000 DWT/yıl, bakım-onarım kapasitesi 80,000 DWT, yıllık bakım-onarım kapasitesi 2,500,000 DWT/yıl hedeflenmektedir. Kastamonu Bölgesi’nde Tersane Talepleri: 1. Kastamonu-İnebolu Tersane Talebi: Kastamonu ili, İnebolu ilçesi Liman içerisinde bulunan bir kısım alan ile, Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altında bulunan alan üzerinde tersane yapılmasına yönelik çalışmalar ilgili Belediye Başkanlığı tarafından yürütülmektedir.
6. Kaptan İnşaat Ve Denizcilik San. Tic. Ltd. Şti.: Söz konusu proje kapsamında 5,000- 100,000 DWT arasında gemi inşasının hedeflenmektedir.
Ordu Bölgesi’nde Tersane Talepleri: 1. Ordu -Gülyalı Tersane Talebi: Ordu İli, Gülyalı İlçesinde Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altında bulunan bir kısım alan üzerinde tersane yapılmasına yönelik tahsis talebi doğrultusunda Denizcilik Müsteşarlığı’nın uygun görüşü Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne bildirilmiştir. 2. Ordu –Fatsa Tersane Talebi: Ordu İli, Fatsa İlçesinde Devletin Hüküm ve Tasarrufu ile Hazine mülkiyetinde bulunan alan üzerinde tersane kurulmasına yönelik 1/25,000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Denizcilik Müsteşarlığı’nın uygun görüşü doğrultusunda Çevre ve Orman Bakanlığınca onaylanmıştır.
Akdeniz Bölgesi’nde Tersane Talepleri: 1. Akter Akdeniz Taşucu Gemi İnşa Sanayi A.Ş.: Tersane alanı olarak belirlenen ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca AKTER Akdeniz Taşucu Gemi San.
125
Rize Bölgesi’nde Tersane Talepleri: 1. Rize Tersane Alanı: Riport Rize Liman İşletmeleri Yatırım A.Ş. liman işleticisi şirket olarak söz konusu liman içerisinde 1990 yılında tersane yeri konulmuş olduğu tespit edildiğinden, yapıyla ilgili izin çalışmaları (Belediye, TDİ, Denizcilik Müsteşarlığı nezdinde) sürdürülmektedir. Alan içindeki karayollarına ait asfalt siloları yeni silolar tamamlandığından aktarma işlemi yapılacaktır. Yapılacak tersane bittiğinde 15,000 DWT’a kadar gemilerin inşası ve 600 kişilik istihdam olacağı tahmin edilmektedir.
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu (2007-2013), s.61-66
A.Ş.’ne işletme hakkı tesis edilen alanla ilgili, Denizcilik Müsteşarlığı ve diğer kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen iş ve işlemler hakkında Danıştay altıncı dairesinde açılan dava sonucunda, anılan daire tarafından, ilk savunmanın alınmasına kadar yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. Tersanenin hayata geçmesi ile birlikte, 30,000 DWT’na kadar gemilerin inşası ve bakım onarım hizmeti sunulacak olup, 500 kişiye de doğrudan istihdam sağlanacaktır.
126
20/01/2004 tarih ve 25352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “İş Güvenliği ile Görevli Mühendis veya Teknik Elemanların Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” in İş Güvenliği Uzmanının Görevleri başlıklı 12. maddesi şöyledir: “İş güvenliği uzmanı aşağıda belirtilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdür: a) İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatına uygun olarak işyerinde gerekli çalışmaların yapılmasını sağlamak, b) İşyerindeki tehlikelerin tanımlanmasını ve risk değerlendirmesinin yapılmasını, tehlikelerin ortadan kaldırılmasını ve risklerin kontrol altına alınmasını sağlamak için önerilerde bulunmak, bu hususlarla ilgili işverene rapor vermek,
Ek III: Zorunlu İş Güvenliği Elemanları, Kurulları ve Tedbirleri konusundaki mevzuat
c) İşin ve işyerinin özelliklerine uygun olarak tehlikeleri kaynağında yok etmeye yönelik tedbirlere öncelik vererek gerekirse ölçümlere dayalı değerlendirme yapmak, alınması gerekli güvenlik önlemleri konusunda, çalışanların veya temsilcilerinin görüşünü de alarak işverene önerilerde bulunmak ve uygulamaların takibini yapmak, d) İşyerinde yapılacak periyodik kontrol, bakım ve ölçümleri planlamak, hazırlanan planların uygulanmasını sağlamak, e) Risk değerlendirme sonuçlarını da dikkate alarak, ani veya yakın tehlike durumları ve kazaların potansiyelini tanımlayan ve bunlara ilişkin risklerin nasıl önleneceğini gösteren acil durum planlarını hazırlamak ve gerekli tatbikatların yapılmasını sağlamak,
g) İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu toplantılarına katılmak, kurula işyerinin sağlık ve güvenlik durumu ile ilgili bilgi vermek ve önerilerde bulunmak, h) İşyeri Sağlık Birimi ile işbirliği içinde çalışarak işyerinin sağlık ve güvenlik durumunu, işyerinde olabilecek kaza ve meslek hastalıklarını işyeri hekimi ile değerlendirmek ve değerlendirme sonuçlarına göre önleyici faaliyet planlarını yapmak ve uygulanmasını sağlamak, i) İşyerinde meydana gelen kaza veya meslek hastalıklarının tekrarlanmaması için inceleme ve araştırma yaparak düzeltici faaliyet planlarını yapmak ve uygulanmasını sağlamak,
127
f) Yangın ve patlamaların önlenmesi, yangın ve patlama durumunda önlemlerin alınması, yangından korunma teçhizatı ve araçlarının kontrol edilmesi, yangın ekiplerinin oluşturulması, yangın tatbikatı gibi yangından korunma ve yangınla mücadele çalışmalarını yönetmek ve ilgili kayıtların tutulmasını sağlamak,
j) İşyerinde yapılan inceleme ve araştırmalar için yöntemler geliştirmek, bu yöntemlerle ilgili çalışanları bilgilendirmek, her incelemeden sonra inceleme formlarını doldurmak ve gereği için işverene bildirerek sonuçlarını takip etmek, formların değerlendirme ve izlenmesi amacıyla muhafazasını sağlamak, k) İşyerine yeni bir sistem kurulması veya makine ya da cihaz alınması halinde; kurulacak sistem veya alınacak makine ya da cihaz ile ilgili olarak risk değerlendirmesi yaparak sağlık ve güvenlik yönünden aranan özellikleri belirlemek ve bu özelliklere uygun sistemin kurulması, makine veya cihazın alınması için işverene rapor vermek,
l) Uygun nitelikteki kişisel koruyucuların seçimi, sağlanması, kullanılması, bakımı ve test edilmesi ile ilgili bilgi ve önerileri hakkında işverene rapor vermek,
m) İşyerinde sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulması ve geliştirilmesi amacıyla verilecek eğitimin kimlere verileceği, kapsamı, kimlerin vereceği, süresi ve eğitimin sürekliliğinin sağlanması konusunda işverene önerilerde bulunmak.” 7.4.2004 tarih ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “İş Sağlığı Ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik” 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına giren, sanayiden sayılan, devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerini kapsar. Bu yönetmeliğin Görev ve Yetkiler başlıklı 7. maddesi aşağıdaki gibidir. “İş sağlığı ve güvenliği kurullarının görev ve yetkileri aşağıda belirtilmiştir;
a) İşyerinin niteliğine uygun bir iş sağlığı ve güvenliği iç yönetmelik taslağı hazırlamak, işverenin veya işveren vekilinin onayına sunmak ve iç yönetmeliğin uygulanmasını izlemek, izleme sonuçlarını rapor haline getirip alınması gereken tedbirleri belirlemek ve kurul gündemine almak, b) İş sağlığı ve güvenliği konularında o işyerinde çalışanlara yol göstermek, c) İşyerinde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tehlikeleri ve önlemleri değerlendirmek, tedbirleri belirlemek, işveren veya işveren vekiline bildirimde bulunmak,
d) İşyerinde meydana gelen her iş kazası ve tehlikeli vaka veya meslek hastalığında yahut iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bir tehlike halinde gerekli araştırma ve incelemeyi yapmak, alınması gereken tedbirleri bir raporla tespit ederek işveren veya işveren vekiline vermek, e) İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği eğitim ve öğretimini planlamak, bu konu ve kurallarla ilgili programları hazırlamak, işveren veya işveren vekilinin onayına sunmak ve bu programların uygulanmasını izlemek,
f) Tesislerde yapılacak bakım ve onarım çalışmalarında gerekli güvenlik tedbirlerini planlamak ve bu tedbirlerin uygulamalarını kontrol etmek,
128
g) İşyerinde yangınla, doğal afetlerle, sabotaj ve benzeri ile ilgili tedbirlerin yeterliliğini ve ekiplerin çalışmalarını izlemek,
h) İşyerinin sağlık ve güvenlik durumuyla ilgili yıllık bir rapor hazırlamak, o yılki çalışmaları değerlendirmek, elde edilen tecrübeye göre ertesi yılın çalışma programında yer alacak hususları ve gündemi tespit etmek, işverene teklifte bulunmak, planlanan gündemin yürütülmesini sağlamak ve uygulanmasını değerlendirmek, 7 Nisan 2004günlü ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, ÇALIŞANLARIN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMLERİNİN USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK’in 4. ve 8. maddeleri şöyledir: 4857 sayılı İş Kanununun 83 üncü maddesinde belirtilen taleplerin vukuunda acilen toplanmak ve karar vermek.”
Madde 4 — İşverenler, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının tesis edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu amaçla, işverenler, çalışanları, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek, onların karşı karşıya bulundukları mesleki riskler ve bunlarla ilgili alınması gerekli tedbirler konusunda işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği eğitim programlarını hazırlamak, eğitimlerin düzenlenmesini, çalışanların bu programlara katılmasını sağlamak ve verilecek eğitim için uygun yer, araç ve gereç temin etmekle yükümlüdürler.Asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulan işyerlerinde, alt işverene ait çalışanların eğitimlerinden, asıl işveren, alt işverenle birlikte sorumludur Madde 8 — Eğitimin amacı, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli bir ortamı temin etmek, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltmak, çalışanları yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek, onların karşı karşıya bulundukları mesleki riskler ile bu risklere karşı alınması gerekli tedbirleri öğretmek ve iş sağlığı ve güvenliği bilinci oluşturarak uygun davranış kazandırmaktır. Eğitimin Amacı:
İşverenin Yükümlülükleri:
“Birinci sınıf gayrisıhhî müesseselerde, işletmenin faaliyet alanında mesleki yeterliliğe sahip bir sorumlu müdür çalıştırılması zorunludur.”
Ayrıca 10.08.2005 gün,25902 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik”in Sorumlu Müdür Tayini başlıklı 25. maddesinde şöyle yazmaktadır:
129
Ek IV: Devlet Planlama Teşkilatı’nın aktüel gemi inşa sanayi GZFT analizi
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu (2007-2013), s.51-54.
130
Ek V: Ana Kalem Maliyetler içinde işçilik maliyetleri
800 TEU Çok amaçlı konteyner için “Ana Kalem Maliyetler” içinde “İşçilik Maliyetleri”
131
10.000 DWT Kimyasal tanker için “Ana Kalem Maliyetler” içinde “İşçilik Maliyetleri”
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu, s.30-31.
132
Ek VI: Türkiye’deki tersanelerde yaşanmış ölümlü iş kazalarının listesi
1 2 3 4 5 6 7 8 9 Adı Soyadı ŞÜKRÜ GÜLEÇ ŞENER GÜLEÇ HÜSEYİN KARACA SAMİ ŞAHİN HÜSEYİN ÇOBAN RECEP YAMAN DURMUŞ İPEK BAHRİ TAŞÇIOĞLU Yaşı Kaza Tarihi Memleketi 29 23 30 23 24 1985 1992 1992 1992 1992 1992 1992 1992 1993 1993 00.08.1996 8/25/96 11/12/96 11/12/96 1996 11/12/96 1996 Bingöl Samsun Tunceli Zonguldak Tokat BAYRAM GÜLEÇ SPA adlı yakıt tankerinin sökümü esnasında patlama sonucu Patlama Patlama Patlama Patlama Patlama Osman Azmi tamir gemisinde patlama sonucu 220V seyyar lamba ile çalıştırılması sonucu elektrik çarpması 220V seyyar lamba ile çalıştırılması sonucu elektrik çarpması Gaz temizliği yapılmadan söküm alınması sonucu patlama Patlama Patlama Elektrik çarpması Patlama Patlama Patlama Boru Patlaması Sonucu ÖLÜM NEDENİ
Tuzla Turizm Aş Aliağa Tersanesi Aliağa Tersanesi Aliağa Tersanesi Aliağa Tersanesi Aliağa Tersanesi Aliağa Tersanesi Gemak Tersanesi Dolyster Tersanesi Şahin Çelik Tersanesi Tuzla Turizm Aş.(Erkal) Tuzla Turizm Aş.(Erkal) Tuzla Turizm Aş.(Erkal) Rota Denizcilik Aliağa Tersanesi
TERSANE
10 NURALİ GÜRSOY 11 ERKAN ALASAN 12 SAİM SATILMIŞ 13 HÜSEYİN POLAT 14 TUNCAY YANIK 15 YAŞAR YAVUZ 16 AHMET ÇELİK 17 KENAN ÇETİN
17 22 21 21 18 17 51 33
Kastamonu Patlama
18 HÜSEYİN GONCA 19 SAFFET YILMAZ 20 MEHMET KURBAN 21 ORHAN ÇAĞDAŞ 23 KEMAL KÖKSAL 24 S.OCAK 25 ÖZAY ÇOBAN 22 MUSTAFA DÜZAĞAÇ
33 23
6/5/97 6/5/97
Oct-96 6/5/97 6/5/97 1997 1997 Kütahya
Patlama
Patlama sonucu denize düşerek boğulma
6/5/97
Patlama sonucu denize düşerek boğulma Tanker altında kalarak
Çelik Trans Tersanesi
Çelik Trans Tersanesi
Çelik Trans Tersanesi
Patlama sonucu vücudunun %30-40 yanarak Patronun kafasına attığı 1,5 metre demir çubukla yaralanarak
Çelik Trans Tersanesi Çelik Trans Tersanesi Ege Gemi Söküm
17
133
26 DURSUN …
27 İBRAHİM BACAK 28 RECEP KAYAŞ 30 TALİP MIRIZ 39 33 24 31
7/19/98 7/6/00 6/5/00
1998
Sivas Ordu
220V seyyar lamba ile çalıştırılması sonucu elektrik çarpması Patlama Düşme Güverteden düşme Güverteden düşme
Zehirlenerek öldü
Pendik Tersanesi Sedef Tersanesi
29 SALMAN GÖZPINAR 31 MURAT KAPAN 32 İSMAİL TATLI 33 FIRAT DURUDENİZ
32
5/18/00 00.03.2000 11/16/00 1/22/01
Sivas Sivas
Gemak Tersanesi
Kastamonu Güverteden düşme Diyarbakır Kaynak puntalarının kopması sonucu denizde boğulma Ambar kapaklarından düşerek bir ay sonra hastanede
Pendik Tersanesi
34 HÜSEYİN KALKAVAN 35 HÜSEYİN ŞAHİN 36 BURHAN KAYABAŞI 37 İBRAHİM ARSLAN 40 TUFAN KAYA
00.02.2002 5/24/02 5/24/02 9/12/02 7/11/03 4/1/04
Zonguldak Tunceli Kars Trabzon Samsun Sivas
Tuzla Turizm Aş.(Erkal) Selah Tersanesi Gemak Tersanesi Gemak Tersanesi Sedef Tersanesi Tuzla Turizm Aş Rmk Tersanesi
Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
29 22 24 25 27
Hidrolik kapaklarının puntalarının kırılması ile ezilerek Hidrolik kapaklarının puntalarının kırılması ile ezilerek Elektrik çarpması Çatıdan düşme Düşme Düşme
38 MUSTAFA DOĞUŞ
39 MUSTAFA YARDIM 41 SERDAR KURT (müh) 42 CEMAL YETİM 43 SUAT DURSUN
10/10/02 12/12/03 6/25/03 7/7/04
Torgem Tersanesi Hidrodinamik Tersanesi
Kapak arasında sıkışarak
44 İLHAN ÜSTÜNDAĞ 47 SELİM NİŞLİ
45 BURHANETTİN OMURCA 46 SÜLEYMAN BİRİNCİ 48 EKREM BEKTAŞ 49 OSMAN KOÇAK 50 MURAT ÇAĞIN 52 İHSAN YÜZSÜZ 51 HAKAN ÖZDEN
27 24
25
8/27/04 6/14/05 6/5/05
7/11/04
Ardahan
Vinç bom’u iskeleye çarparak Düşme sonucu Üzerine saç plakası düşerek Elektrik çarpması Patlama sonucu
Çeksan Tersanesi Gemak Tersanesi Torlak Tersanesi
Tuzla Gemi Tersanesi Torlak Tersanesi
8/23/04 5/12/05
Kars
Hatay
24
43
Kocaeli Samsun Zonguldak Erzincan Bingöl
4/16/05 6/5/05
Patlama sonucu Düşme
Düşme
Patlama sonucu yanarak
Üzerine saç düşerek
Vinç oparatörü Vinç kırılarak
Çelik Tekne Tersanesi Torgem Tersanesi Tuzla Turizm AŞ
53 HÜSEYİN KORUR 54 SEZAİ DEMİRAL 55 SELAMETTİN EROL 56 MEHMET YÜCESOY
30
27 19
10/2/05 1/29/06
8/13/05 12/17/05 1/28/06
Patlama sonucu Çatıdan düşme
Batman
Ambarda çıkan yangında Forklift aracının altında ezilerek
Tuzla Turizm AŞ Arıtaş Firması
İstanbul Tersanesi RMK Tersanesi RMK Tersanesi
Türkter Tersanesi
Forklift aracının altında ezilerek
134
57 NURDOĞAN ÇELİK 58 ARDA YENİ 59 İBRAHİM DURSUN
30 40 17
3/14/06 6/19/06 8/7/06 5/16/06
Kandıra Ağrı
İskeleden düşme sonucu Vinçten üzerine demir parçası düşmesi sonucu Vinç ile malzemeler arasında şıkışarak Elektirik çarpması Düşme sonucu Patlama sonucu Elektrik çarpması Düşme sonucu
Torgem Tersanesi Torgem Tersanesi
Çiçek Tersanesi
60 MUSTAFA BALTACI 62 BEHÇET … 65 HASAN
61 KAHRAMAN DALMAZ 63 İBRAHİM LEVENT 66 YILMAZ ASLAN
28
6/29/06 8/12/06 8/26/06
Çorum
Türkter Tersanesi
Türkter Tersanesi Torlak Tersanesi Ada Tersanesi
64 ŞEREF GÖKKAYA 67 SUBUTAY SOYSAL 69 GÜNEY AKARSU 70 CENGİZ TATLI 72 ESER ACAR 71 KENAN KARA 68 CABBAR ONGUN
53
10/10/06 6/29/07 7/26/07 8/21/07 8/31/07 9/3/07 8/4/07 Sivas Mersin Siirt Kars
Dearsan Tersanesi Çelik Tekne Tersanesi
42 30
42 27
Gemiden düşerek ölüm-Soysal Gemi taşeron şirket sahibi Elektrikçi-Elektrik çarparak
Elektrik çarpması sonucu
Ege Gemi Söküm
29
8/23/07 8/30/07
Tunceli
Taşcı-Elektrik çarpması sonucu Taşçı elektrik çarpması sonucu
Torgem Tersanesi Selah Tersanesi Tuzla Turizm Aş.
Dearsan Tersanesi
Diyarbakır Kırıkkale Kayseri Zonguldak
73 BEKİR ÖZMEN 75 FATİH KILIÇ
28
74 HASAN MACAR
41
9/25/07
Kalp durması
Umut Gemi Firması
76 SABRİ YANARDAĞ 77 ONUR BAYOĞLU 78 METİN TURHAN
22 19
10/21/07 11/17/07 11/19/07
Yunanistan Bartın
Kaynakçı, elektrik çarpması sonucu Vinç sepetinden düşerek Üzerine 18 tonluk blok düşmesi sonucu Denize düşerek Yüksekten düşme sonucu
Elektrik çarpması
Desan Tersanesi Tuzla Turizm AŞ Yavuz Makine
Ustaoğlu Tersanesi
40
19
1/14/08 2/5/08
Samsun
Giresun
Ambara düşerek
Sedef Tersanesi
Dörtler Tersanesi Şahin Çelik Tersanesi
Kaynak: Limter-İş Sendikası.
135