Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki
Çalışma Koşulları ve
Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında
Rapor
DİSK / Limter-İş (Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İşçileri) Sendikası
TMMOB-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
İstanbul Tabip Odası
İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü
22 Ocak 2008
TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU
TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalışma Koşulları ve
Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında Rapor
ISBN 978-9944-89-469-2
Anahtar Kelimeler: Tuzla (İstanbul), Tersane, Gemi İnşa Sanayi, İş Kazaları, Taşeronluk, Kentsel
Dönüşüm
Birinci Baskı: 1500 adet, Şubat 2008
Yayımlayan: TMMOB adına TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
Sekreterya: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası Barbaros Bulvarı Beşiktaş 34349 İstanbul
Tel: (0212) 227 69 10- 127 Faks: (0212) 236 85 28
E-Posta: ikkistanbul@ikkistanbul.org Web: www.ikkistanbul.org
Bu kitabın yayın hakkı TMMOB’a aittir.
Kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar dışında yayımcının yazılı izni olmadan hiçbir yolla
çoğaltılamaz.
Kapak Fotoğrafı: Limter-İş Arşivi’den: 7 Eylül 2007’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk
Çelik Tuzla Tersaneler Bölgesi’ni ziyaret ediyor.
Eser İçindeki Fotoğraflar: İlhan Beyoğlu, Ekrem Erbiz, Ayşen Gürbüz, Deniz Karateke, Alaattin
Timur ve Sevtap Yenigün’ün II. Uluslarası İşçi Filmleri Festivali (2007) çerçevesinde yaptıkları atölye
çalışmasından.
Yayıma Hazırlayan: Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
Baskı: Çizgi Basım Yayın Ltd. Şti. 0212.251 83 13, Galip Dede Cad. 77 Beyoğlu 34420 İstanbul
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki
Çalışma Koşulları ve
Önlenebilir Seri İş Kazaları Hakkında
Rapor
DİSK / Limter-İş (Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İşçileri) Sendikası
TMMOB-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
İstanbul Tabip Odası
İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü
22 Ocak 2008
TMMOB İSTANBUL İL KOORDİNASYON KURULU
İçindekiler
Teşekkür .................................................................................................. 7
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu .................................. 9
1. AMAÇ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 11
2. YÖNTEM . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 14
3. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ’NE (İSİG) NASIL BAKIYORUZ? ................... 17
4. GİRİŞ ................................................................................................ 23
5. TUZLA TERSANELER BÖLGESİNDEKİ ÇALIŞMA İLİŞKİLERİNİ ANLAMAK . . . . . 27
5.1. Gemi inşa faaliyetinin %95'i neden ve ne zamandan beri Tuzla'dadır? . . . . . . . . . 27
5.2. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sistemi nasıl işlemektedir? . . . . . . . . . . 29
5.3. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sisteminin tarihçesi
ve oluşma şartları nelerdir? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 31
5.4. Tuzla Tersaneler Bölgesi göründüğünden büyüktür:
Fason atölyeler ve yan sanayii . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 37
5.5. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki taşeronluk sistemi
neden 4857 sayılı İş Kanunu’na aykırıdır? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 37
5.6. Taşeronluk sistemi neden ölümlü iş kazalarına
davetiye çıkarmaktadır? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 50
5.7. İstihdam istatistiklerindeki çelişkiler taşeronluk sisteminin
getirdiği kayıt dışılığın kanıtı mıdır? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 52
5.8. Dünya deniz araçları üretimi sektöründe Türkiye’nin ve
diğer ülkelerin payları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 55
6. İŞ KAZALARINA DAVETİYE ÇIKARAN ORTAM . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 59
6.1. ‘Yükselen’ bir sektör: Artan iş ritmi ve daralan çalışma mekânı .................. 59
6.2. Tuzla’da gerçekleştirilen Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’ne
uygun olmayan çalışma saatleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 66
6.3. Sosyal güvence yerine güvene ve insafa dayalı çalışma ilişkileri . . . . . . . . . . . . . . . . .68
6.4. İşyeri hekimi: Olması gereken ve olanlar ............................................. 70
6.5. Hastanelerin durumu, sevkler ve Özel GİSBİR Prefabrik Sağlık Merkezi ...... 74
6.6. Koruyucu Kişisel Donanım: Keyfi ve standart olmayan uygulamalar . . . . . . . . . . . . 80
5
6.7. İş Güvenliğinden Sorumlu Mühendis ya da Teknik Eleman:
Olması gereken ve olanlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 85
6.8. İşyeri dışından iş kazasına davetiye çıkaran etmenler:
Barınma ve geçim sıkıntısı, göç ve artan rekabet . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 90
6.9. İş kazası geçiren işçiler veya yakınları için yasal haklar
pratikte nasıl işliyor? . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 93
6.10. Tersanelerdeki parçalı sigortalılık pratiği ve bu pratiğin
hukuksal zemini . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 96
6.11. Sendikal örgütlenme ve önündeki engeller ........................................... 98
6.12. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş Teftişleri’ndeki
kapsam ve yaptırım eksiklikleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 100
… İş kazasından geriye kalanlar... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 103
… Önce iş mi, insan mı?... ............................................................. 104
… Tuzla nereye?: Hızla yeni tersaneler açılırken çalışma
hayatındaki bu sorunlar da taşınacak mı?... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 105
7. SONUÇ VE ÖZET ............................................................................... 113
Gemi İnşa Sanayi büyüyor - Ölümlü İş Kazaları artıyor . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .113
8. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONUSUNDA KOMİSYON’UN
ÖNERİ VE TALEPLERİ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 116
9. EKLER . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 120
Ek I: 2006 Nisan itibariyle gemi inşa ve onarım sanayindeki
işletmelerin dökümü . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 120
Ek II: En son DPT raporuna göre Tersanelerin sayıca artması ve
mekâna yayılımı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 123
Ek III: Zorunlu İş Güvenliği Elemanları, Kurulları ve Tedbirleri
konusundaki mevzuat . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 127
Ek IV: Devlet Planlama Teşkilatı’nın aktüel gemi inşa sanayi GZFT analizi . . . . . . . . 130
Ek V: Ana Kalem Maliyetler içinde işçilik maliyetleri ................................... 131
Ek VI: Limter-İş tarafından derlenen tersanelerde yaşanmış
ölümlü iş kazaları listesi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 133
6
Teşekkür
Bu rapor, eksiği ve fazlasıyla pek çok anlamda istisnai bir kolektif çalışmanın ürü-
nüdür. İlk amacı, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde seri ölümlü iş kazalarını önleyecek
tedbirlerin alınması için kamuoyu oluşturmak olan bu mesleklerarası komisyon,
kazaların ilk elden mağduru olan işçilerin perspektifinden iş kazalarının içinde
oluştuğu çalışma ilişkilerini irdeleyerek yola çıkıyor.
Bu raporun ve raporu tamamlayan Tuzla: Nereye? adlı filmin hazırlanması aşa-
masında pek çok dostça destek aldık. Öncelikle raporun ilk aşamasını oluşturan
mülakatları veren Tuzla Tersaneler Bölgesi işçileri ve işçi yakınlarına, mühendis-
lere, işyeri hekimlerine ve avukatlara teşekkür etmek isteriz. Tuzla’daki çalışma
ilişkileri ile ilgili soru ve sorunlar, ancak onlarla yaptığımız uzun görüşmelerle bi-
zim için elle tutulur hale geldi.
Raporu tamamlayan Tuzla: Nereye? adlı film için daha önce tersanelerde yaptık-
ları çekim malzemelerini bizimle paylaşan, yeni çekim ve röportajlar gerçekleşti-
ren, kurgu aşamasında destek veren ve bilfiil montajı ile uğraşan tüm dostlara çok
teşekkür ederiz. Teknik imkanlarını bize açan ve “Tuzla’ya böylelikle dahil olan” İs-
tanbul Bilgi Üniversitesi A34 Birimi ve Televizyon Gazeteciliği Bölümü mensupla-
rına ayrıca içten bir teşekkürü borç biliriz. Acil teknik konularda desteğini
esirgemeyen BEKSAV’a (Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı) da
ayrıca teşekkür ederiz.
Bu raporun kaleme alındığı dönemde, İlhan Beyoğlu, Ekrem Erbiz, Ayşen Gürbüz,
Deniz Karateke, Alaattin Timur ve Sevtap Yenigün, II. Uluslararası İşçi Filmleri
Festivali çerçevesinde gösterilecek Tersaneler Bölgesi’nin konu olan bir sergi ça-
lışması yapmaktalarmış. Fotoğrafları görünce, raporda bazen sayfalarca kelamla
ifade etmeye çalıştıklarımızı bir karede buluverdiğimizi gördük. Bu arkadaşlara fo-
toğraflarını raporda kullanmamıza izin verdikleri için teşekkür ederiz.
Burada, raporun redaksiyon ve basım aşamasında teknik destek veren tüm dost-
ları da anmak isteriz.
Rapor ve filmin 16 Aralık 2007’deki ilk kamuoyuna sunumu için bize Bostancı’da-
ki merkezini açan Birleşik Metal-İş Sendikası’na, sunuma gelip raporun içeriği
hakkında değerli eleştirilerde bulunan ve deneyimlerini bizimle paylaşan tüm ka-
tılımcılara, “fikri takip” ilkesi ile Tuzla’dan gelen haberlere kulak kabartmaya ve
7
bunlara gazete ve radyolarında yer vermeye devam eden basın mensuplarına da
içten teşekkürlerimizi sunmak istiyoruz.
Güncel, bütünlüklü, üretim sürecindeki deneyimleri öne çıkaran ve müdahil bilgi-
lerin üretilmesi ve yayılması çabamız, tüm bu arkadaşların destekleriyle yeniden
anlam kazanmıştır.
8
Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu
2007 yılının Ağustos ayından itibaren Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde seksen gün-
de ardı ardına sekiz işçinin yaşamını kaybetmesi, yıllarca pek çok çabaya rağmen
görünmez kalan iş kazalarını kamuoyunun gündemine getirdi. Tersanelerde neler
olduğu ve neden kazaların bu kadar arttığı sorulmaya başlandı. Sorulara verilen
ilk yanıtlar ise, işçilerin “bilgisizliğinden veya eğitimsizliğinden”, taşeronluk siste-
minin sözde “doğal” sonuçlarına kadar varan açıklamalardı. O döneme dek gemi
inşa sektörü hakkındaki raporlar, politikacıların söylemleri ve bu konudaki gazete
yazılarının çoğu, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ölümlü iş kazalarının nedenini
açıklamak yerine, tersanelerin ne kadar modern ve başarılı olduğu üzerine kuru-
lu idi. O halde iş kazalarının artışının ve bu derece görünür hale gelmesinin ne-
deni bu iki perspektifin ayrı ayrı bize yansıttıklarından farklı olmalıydı. Üstelik bu
süreçte sadece deneyimsiz işçilerin değil, tekniker ve mühendislerin (ölümlü ol-
masa bile) de iş kazası geçirmesi konuyla ilgili bir çalışma yapma ihtiyacını orta-
ya çıkardı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ekim 2007 tarihli Tuzla Tersaneleri İş
Teftiş Raporu’nda şöyle belirtilmektedir:
"İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin etkin bir şekilde alınması ve geliştiril-
mesi sadece teftiş hizmetleriyle sağlanamaz. Bu nedenle işveren, işçi ve il-
gili tüm tarafların, iş sağlığı ve güvenliği konusuna öncelik vererek, önleyi-
ci yaklaşımı esas alan, çalışanların katılımını hedefleyen bir çizgide yü-
kümlülüklerini yerine getirmeli."
Ağustos-Eylül ayındaki üst üste ölümlerin acısı ile yukarıda ifade edilen tarzda bir
oluşumu yaratmak için DİSK’e bağlı Limter-İş (Liman Tersane Gemi Yapım ve
Onarım İşçileri) Sendikası, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, TMMOB İKK
(Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İstanbul İl Koordinasyon Kurulu), İstan-
bul Tabip Odası, İstanbul İşçi Sağlığı Enstitüsü, İstanbul Barosu ve GİSBİR (Ge-
mi İnşa Sanayicileri Birliği)’ne 24 Eylül 2007 tarihinde bir katılım çağrısı yollamış-
tır. TMMOB-İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İstanbul
İşçi Sağlığı Enstitüsü ve İstanbul Barosu bu çağrıya olumlu yanıt vermiş ve ko-
misyon konuyla ilgili sosyal bilimcilerin de katılımıyla 3 Ekim 2007 tarihinde faali-
yetlerine başlamıştır. Öncelikle bir rapor yazarak Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde
özellikle iş kazalarının oluştuğu süreçteki çalışma ve üretim ilişkileri, iş ortamı, İşçi
Sağlığı ve İş Güvenliği uygulamaları ile hukuki süreçlerin görünür hale gelmesine
çalışılmıştır. Böylece iş kazalarının nedenleri ve iş kazasına davetiye çıkaran or-
tam incelenerek, bir takım sonuçlar ve talepler çıkarılabilmiştir. Yukarıda adı
geçen ilk üç kurum ve konuyla ilgili sosyal bilimciler, 16 Aralık 2007 tarihinde
9
kamuoyuna sunulan raporun çalışmalarına katılmıştır. Çalışma ve Sosyal Güven-
lik Bakanlığı bu komisyon oluşumuna katılımın beklendiğine dair daveti aldığını ve
İş Teftiş Kurulu Başkanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü ve İstanbul
Bölge Müdürlüğü’nü bu konuda bilgilendirdiğini Limter-İş Sendikasına 3 Ekim
2007 tarihli resmi bir yazı ile iletmiştir. GİSBİR’den bu tarihe kadar doğrudan bir
cevap alınamamıştır.
Komisyon,16 Aralık 2007 tarihinde Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Bostancı’daki
merkezinde, Tuzla’daki iş sürecine katılan taraflardan işçilerin, işyeri hekimlerinin,
mühendislerin ve iş kazası / meslek hastalığı davalarına bakan avukatların tanık-
lıklarına dayanan ve şimdiye kadar sunulmuş raporların değerlendirilmesini de
içeren raporun ilk versiyonunu kamuoyu ile paylaşmıştır. Bugün ise raporun bası-
lı formu kamuoyu ile paylaşılırken, bu çalışmadan doğan, ne yazık ki tersanelerin
rutini haline gelen iş kazalarını önleyecek öneri ve talepler, TBMM, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Tuzla Tersaneler Bölgesi işçileri, gemi inşa sektörün-
deki işveren temsilcileri, meslek odaları, basın, üniversiteler ve konuyla ilgili diğer
tüm ulusal ve uluslararası kurumlara iletilmektedir.
10
1. AMAÇ
2007 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde oniki günde
ardı ardına beş; 2007 başından 2008’in ilk günlerine kadar yine yalnızca Tuzla’da
on iki işçi olmak üzere toplam 13 tersane işçisi çalışmak için gittikleri işyerlerinde
ölümlü iş kazalarında hayatını kaybetti. Özellikle ardı ardına ölümlerin yaşandığı
Ağustos ayından itibaren medyada Tuzla tersanelerinde neler olduğu ve neden
kazaların bu kadar arttığı sorulmaya başlandı. Bu süreçte özellikle taşeronluk sis-
temi ile çalışma ilişkilerini örgütleyen pek çok sektörde ve işyerinde kazalar de-
vam etti: Eylül’den bu yana sadece Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde dört işçi daha
hayatını kaybetti. Sorulara verilen ilk yanıtlar ise, işçilerin “bilgisizliğinden veya
eğitimsizliğinden”, taşeronluk sisteminin sözde “doğal” sonuçlarına kadar varan
açıklamalardı. Gerek teftiş raporları, gerek politikacıların söylemleri, gerekse ba-
sındaki çoğu “sektör haberi”, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ölümlü iş kazalarının
nedenini açıklamak yerine tersanelerin ne kadar modern ve başarılı olduğu üze-
rine kurulu idi. O halde iş kazalarının artışının ve bu derece görünür hale gelme-
sinin nedeni bize yansıtıldığı gibi olmamalıydı. Üstelik bu süreçte sadece dene-
yimsiz işçilerin değil, tekniker ve mühendislerin (ölümlü olmasa bile) de iş kazası
geçirmesi, konuyla ilgili bir çalışma yapma ihtiyacını ortaya çıkardı. Bu ihtiyaçla,
önce bir raporla Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde özellikle iş kazaları sürecindeki ça-
lışma ve üretim ilişkileri, iş ortamı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği uygulamaları ile hu-
kuki süreçlerin görünür hale gelmesine bir katkı sunmaya karar verdik. Böylece iş
kazalarının nedenlerini ve iş kazasına davetiye çıkaran ortamı biraz olsun incele-
yerek, bir takım sonuçlar ve talepler çıkarabilecektik.
İşte bu düşüncelerle raporu hazırlarken, daha önceden Türkiye'de ve Türkiye
dışında çeşitli kurum ve kuruluşların hazırladığı sektör ve teftiş raporlarını ve
araştırmaları ayrıntılı olarak inceledik. Bu çalışmaların değerli bilgileri ve istatisti-
kî verilerini kullanarak sektörle ilgili güncel bilgiler elde ettik. Raporlardaki bilgile-
rin çoğu zaman birbirleri ile çelişik olması da yol gösterici oldu. Özellikle İşçi Sağ-
lığı ve İş Güvenliği'ne dair raporları önemli ölçüde dayandıkları mantıksal ve teo-
rik tutarsızlıklar açısından değerlendirdik. Raporların hepsinin var olan durumu ya
can kaybına neden olan “kusurları” sadece istatistikî verilere dönüştürerek doğal-
laşmaya meylettiklerini(1) ya da üretim zincirinin sadece son halkaları ile yani
(1)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2007 senesi içerisinde kamuoyuna açıkladığı iki İş Sağ-
lığı ve Güvenliği Teftiş raporu bu teknisist bakışa örnek teşkil etmektedir. Nisan 2007 tarihli rapora,
http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf adresinden, Ekim 2007 tarihli rapora ise http://www.ca-
lisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf adresinden ulaşılabilir.
11
taşeronlar ile sınırlı tuttuklarını(2) gördük.
Bu iki yaklaşım, katılmadığımız şöyle bir çıkarıma da yol açıyordu: Ülkemizdeki
deniz araçları inşa ve onarım sanayi, ne kadar modern olursa olsun, “doğası” ge-
reği tehlikeli işlerin yapıldığı bir sektördür. Yarattığı istihdam kapasitesi, katma de-
ğer ve ihracat rakamı bu kayıpları önemsizleştirebilir. Bu son derece modern olan
yükselen sanayimizde eğer böyle sorunlar yaratılıyorsa, bu sektörün büyük firma-
larının değil, tüm maliyet ve riskleri -hatta suçları- yükledikleri küçük firmaların
varlığı nedeniyledir. Dünyadaki talep dalgalanmaları karşısında sektörün “esnek-
lik ihtiyacını” karşılayan bu taşeron firmaların varlığı kaçınılmaz ve dolayısıyla
ölümler, meslek hastalıkları ve yaralanmalar da kaçınılmazdır.
Bu raporda tüm bu yol gösterici çalışmaların eksik bıraktığı deneyim alanını yan-
sıtmaya çabaladık. Özellikle, genel kabul görmüş olsa da “işçilerin cahilliği” ve “ta-
şeronların kazalara sebebiyet verdiği” çıkarımını neden savunmadığımızı ifade
ederken, asıl olarak iş kazalarının önlenebilir olduğunu tezini temellendirme çaba-
sı ön plana çıktı.
Ayrıca raporda temel tezimizi, yani sektördeki büyümeye tekabül eden iş gü-
venliği ve işçi sağlığı önlemleri alınmadan işi hızlandıran modern üretim sis-
temlerinin kazaya neden olduğunu yine mülakatlardan aldığımız bilgilere ve
sektör hakkındaki istatistikî verilere dayanarak oluşturduk ve savunmaya
çalıştık.
Bu deneyimler sadece iş kazası ya da meslek hastalığından mağdur olmuş işçi-
lerin kendileri, aileleri ve yakınları ile yapılan mülakatlar (yarı yapılandırılmış ya-
pılan derinlemesine mülakatlar) şeklinde değil, aynı zamanda bir iş kazası süre-
cinin tüm diğer özneleri ile yapılan görüşmeleri de kapsayacak şekilde geniş tu-
tuldu. Tersanelerde çalışan işçiler, mühendisler, hekimler ve iş kazası / meslek
hastalığı davalarına bakan avukatların deneyimlerinden süzülen bilgilerin temel
sorunlara işaret ettiğini düşünüyoruz. Dünyadaki ve Türkiye'deki sektörel yapı,
gelişmeler ve mekânsal düzenlemelere dair bilgilerimizi, bu deneyimlerden bize
mülakatlar vesilesiyle ulaşanlardan yola çıkarak yapılandırdık.
Sonuç olarak elinizdeki rapor, iş kazalarının nedenlerini, olması gerekenler üze-
rinden değil, yaşanan deneyimlerden yola çıkarak incelemeyi amaçlamaktadır.
Bunu yaparken de ölçeği sadece Tuzla Tersaneler Bölgesi ile sınırlamak bütünsel
olma çabamıza uygun değildi. Tuzla Tersanelerindeki şartları tek başına ele alma-
yı yanlış buluyoruz. Gerekçelerimiz şunlardır:
12 Kasım 2007 tarihinde, beş CHP milletvekilinin işçilerin çalışma koşullarını yerinde tetkik ettikten
(2)
sonra hazırladıkları rapor da, tüm önemli tespitlerinin yanı sıra, önlenebilir seri iş kazalarının oluştuğu
üretim zincirinin son halkalarına, yani taşeronluk sistemine bütünsel bir bakış geliştirememektedir.
12
Birincisi, sektörü Tuzla Tersaneler Bölgesi ve tersanelere iş yapan -Orhanlı'dan
Ümraniye'ye, Küçükyalı’dan Gebze'ye kadar uzanan geniş bir coğrafi yaygınlığa
sahip- çevresindeki (hinterlandındaki) atölyelerle birlikte düşünmek gerekir. Tersa-
nede yapılan bir montaj üretimidir ve monte edilen parçaların yaklaşık %57’si(3)
tersanelerin çevresindeki fason atölyelerde ve yan sanayide yapılmaktadır. Bu
durumda tersanede raporda irdelenen şartlarda çalışan bir işçi, benzer şartlarda
altı işçi istihdamını fason ve yan sanayide yaratmaktadır.
İkincisi, 2004’ten sonra artan tersane kurma faaliyetlerinin, mevcut “esnek
taşeron kullanımı” ve “iş güvenliği masraflarından kaçınma” temelinde şe-
killenmemesi için herhangi bir tedbir alınmadığı ve yaptırım uygulanmadığı
için, Türkiye Gemi İnşa Sanayi’nde ölümlü ve ağır iş kazalarının gelecekte
artacağını öngörmek zor değildir. Rapordaki bilgileri, sadece Tuzla Tersaneler
Bölgesi ve çevresi değil, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde kurulmuş ve kurulacak
olan tersaneler ve mevcut yan sanayindeki çalışma ilişkilerini irdelemek ve etkile-
mek üzere bir temel oluşturması için de sunuyoruz.
Raporu hazırlarken yaptığımız söyleşilerde çok açık olarak tersanelerde kazala-
rın ve meslek hastalıklarının önlenmesinin mümkün olduğu ve iş sürecinin her
aşamasında vicdani ve kurumsal olmayan bir güvene değil, devlet güvence-
sine dayalı çalışma ilişkisi talebi konunun muhatapları tarafından öne çıkarılmış-
tır. Dolayısıyla bu raporla, tersane işçilerinin, teknikerlerin, mühendislerin, hekim-
lerin ve avukatların taleplerini de yansıtmayı amaçlıyoruz.
(3)
DPT, IX. Kalkınma Planı(2007-2013), Gemi İnşa Sektörü İhtisas Raporu, 2006, http://plan9.dpt.
gov.tr/oik36_1_gemiinsa/361gemiinsa.pdf den okunabilir, s.39. DPT raporunda yan sanayinin yerli kat-
kı kullanımı ile eşlenmesi, araştırmalarımıza dayanarak doğru değildir. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde-
ki yan sanayi ve fason işletmeler yabancı girdi de işlemekte (en önemli örneği ithal sac) ve bu yaban-
cı girdiyle de ürettiği ara malı tersanelere satmaktadır. Bu açıdan “yabancı girdi” kavramının, yalnızca
tersane sahibinin doğrudan ithal ettiği girdilerle sınırlandırılması doğru bir sınıflandırma değildir.
13
2. YÖNTEM
Raporu yazarken izlediğimiz yöntem, amacımızı da destekleyecek şekilde “tanıklık-
lar” diyebileceğimiz deneyim aktarımını merkeze yerleştiren ve etrafını teorik yapı
analizi ile ören bir soyutlama düzeyini gerekli kıldı. Çoğu zaman tanıkların -sorunun
asıl sahiplerinin- kurduğu cümlelerden yola çıkarak kavramları ve yapısal argüman-
ları gözden geçirdik ve bu tanıklıkları anlamlandıracak şekilde organize ettik.
İş kazaları ve meslek hastalıklarının dört meslek grubundan tanıkları olduğu fik-
rinden yola çıkarak, konuyla ilgili işçi ve işçi aileleri, iş kazası / meslek hastalığı
davalarına bakan avukatlar, hekimler ve mühendislerin deneyimlerini ele aldık. İş-
çi ve işçi ailelerinin tanıklığı sosyal bilimciler, hekimlerin deneyimleri İstanbul Ta-
bip Odası’nın üyeleri olan hekimler, avukatların deneyimleri DİSK / Limter-İş’in
avukatları, mühendislerin deneyimleri de Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği
İstanbul İl Koordinasyon Kurulu'ndan mühendisler aracılığıyla edinildi.
İşçilerin seçilmesinde hukuki süreç, mağduriyetin nedeni ve sonucuna göre çizi-
len bir örneklem sisteminden yararlanıldı ve üçlü sınıflandırmaya göre işçiler ve ya-
kınları seçildi. Buna göre, sınıflandırmalardan ilki hukuki sürece, ikincisi iş kazası-
nın sebebine ve üçüncüsü sonucuna dayanıyordu. Hukuki sürecinin başlangıcında,
hukuki süreci tamamlanmış, hukuki süreci hiç başlamamış üç tanıkla görüşüldü.
Aynı zamanda iki adet güncel “Tersanelerde İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Projesi
Genel Değerlendirme Raporu” (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB
2007[Nisan]) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, (ÇSGB 2007[Ekim]) ve
2006 yılı ile 2007 yılının Eylül ayına kadar olan zaman aralığını kapsayan iş ka-
zası istatistikleri temel alınarak bir sınıflandırma yapıldı.
Tablo 1: 2006 Dönemine Ait İş kazası Bilgileri
Kaynak: ÇSGB 2007[Nisan], http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf, s.13.
14
Tablo 2: Aralık 2006-Eylül 2007 Dönemine Ait İş kazası Bilgileri
Kaynak: ÇSGB 2007[Ekim], http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf, s.8.
Bu istatistikteki iş kazası nedenlerinden yüksekten düşme, elektrik çarpması, ci-
sim çarpması veya düşmesi, patlama ve daha uzun sürede etkileri gözüktüğü için
bu istatistikte yer almayan dumandan zehirlenme konularında bir sınıflandırmaya
ulaşmış olduk. Elektrik çarpmasından ölen bir işçinin iki yakınıyla, patlamada ölen
bir işçinin bir yakınıyla, cisim çarpmasından ölen bir işçinin üç yakınıyla, yüksek-
ten düşmeden ölen bir işçinin bir yakınıyla, çapak kaçması ve ardı sıra gelen yan-
lış tıbbi müdahalelerle gözünü kaybeden bir işçi ile duman zehirlenmesinden do-
layı akciğerinin birini kaybetmiş bir işçi ile, çapak, yanık ve çeşitli ufak kazalar ge-
çirmiş beş işçi ile görüştük. Görüştüğümüz işçiler hem hafif kaza geçirmiş hem de
kaza sonucu ölen işçinin yakını olabildiği için görüşmelerimizi sınırlı tutabildik.
Son olarak iş kazası ve meslek hastalığının sonuçlarına göre tasnif yaparak, ölüm
(4 işçi), uzuv kaybı (1 işçi), meslek hastalığı (1 işçi), hafif yaralanma (4 işçi) sınıf-
landırmasına göre İşçi Tanıklıkları seçtik.
Üç tasnifli sistemde boşluk kalmayacak şekilde toplam sekiz oturum yaparak bu
bölümün tanıklıklarını tamamladık. Mülakat yaptığımız işçilerin ismini tanıklıkların
daha rahat verilebilmesi için rapor içine almadık. Aynı şekilde firma adlarını da
başharflerine indirerek alıntıladık. Bu bilgiler mülakatların orijinal kayıtlarıyla rapo-
ru hazırlayanlarda arşivlenmiştir.
15
Tablo 3: İşçi Tanıklıkları Örneklemi
Diğerleri: H., Ç., A. (Kalıcı ve hasara yol açmayan yanık ve yaralanma)
Hekimlerin tanıklıkları, 13 Kasım 2007 tarihinde Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde ça-
lışan 3 işyeri hekimi ile yapılan toplu mülakat akabinde, İstanbul Tabip Odası İş-
yeri Hekimliği Komisyonu tarafından derlenerek komisyonun izniyle alınmış ve
kullanılmıştır.
Avukatların tanıklıkları, DİSK/Limter-İş Sendikasının avukatlarının ortak çalışma-
sıyla derlenmiştir.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde daha önce çalışmış olan, şu anda bir Gözetim kuru-
luşunda çalışan, halen gemi yapımında çalışan ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
Malzemeleri temin eden 5 gemi mühendisi, 2 makine ve 2 çevre mühendisi olmak
üzere toplam dokuz mühendisle görüşülmüştür.
16
3. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ’NE (İSİG)
NASIL BAKIYORUZ?
Sağlıklı olma hali, yaygınca kullanıldığı gibi sadece hasta olmama hali değil, kişi-
nin bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasını ifade eder.
Bu anlamda, tüm yasa ve sözleşmelerin ötesinde sağlıklı bir yaşam tüm insanlar
açısından temel bir haktır. Bu hak ilk kez İnsan Hakları Evrensel Beyanname-
si'nde vurgulanmıştır. Ülkemizde de ilk olarak 1961 Anayasası ile yer almıştır.
Fotoğraf: Alaattin Timur
Hangarda, parçalar üzerinde taşlama çalışması yapılıyor. Bu son taşlamanın ardından parçalar hangardan
çıkarılarak montaj için taşınır.
Bugün eriştiği aşamada işçi sağlığı anlayışı çağdaş sağlık anlayışının tipik bir uy-
gulama alanını oluşturmaktadır. İşçilerin ve tüm çalışanların sağlığının korunma-
sı ve geliştirilmesi, toplumun sağlığına yönelik çalışmalar içinde önemli ve vazge-
çilmez bir yer tutmaktadır. Bunda işçilerin nüfusun içinde geniş yer kaplamaları-
nın ve tarihi olarak toplumun örgütlü bir kesimi olmalarının etkisi büyüktür. Nite-
kim işçi sağlığı uygulamalarının başarısı da, işçilerin bu örgütlü güçlerini kullana-
bilmeleri ile yakından ilgilidir. İşçilerin ve sendikaların sahiplenmediği uygulama-
lar, yeterli etkiyi yapamamakta ve uzun süre ayakta kalamamaktadır.
17
İnsan haklarına ve bunun vazgeçilemez koşulu olan sağlıklı yaşam hakkına say-
gı göstermenin temelinde, öncelikle politika düzeyinde işçi sağlığına önem ve ön-
celik vermek yatar. Bu hem çalışanların nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluştur-
maları nedeniyle böyledir, hem de sağlıklı bir yaşam, sağlıklı üretim koşullarına
sahip olmaktan geçmektedir. Sağlıklı bir toplum yaratmanın ön koşulu, üretim sü-
recinin çalışanlar açısından sağlıklı ve güvenilir kılınmasından geçmektedir. Ön-
ce üretim biriminden başlamak gerekir.
Konunun dikkatten kaçırılmaması gereken bir yönü de, hem genel sağlık ve hem
de işçi sağlığı sorunlarının, içerisinde yaşanılan toplumun sosyo-ekonomik boyu-
tundan kopuk ele alınamayacağı gerçeğidir. İçinde yaşanılan toplumun toplumsal
ilişkileri, kültürel öğeleri ve yaşama koşullarını göz önüne almadan tutarlı bir sağ-
lık politikası geliştirilemez.
İşçilerin daha sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ve çevre yaratma mücadelesi
de, yüzyıllardır süren sınıf mücadelelerinin bir parçası olarak süregeldi. Mücade-
lenin gelişimine ve elde edilen kazanımlara paralel olarak işçiler, bu alanda da da-
ha iyi çalışma koşulları elde ettiler. Sürdürülen bu mücadeleler sonucunda İşçi
Sağlığı ve İş Güvenliği alanında, kavramların ve hizmet anlayışının olgunlaşması
ve belirli ilkelerin ortaya konması mümkün olabildi. Gelinen noktada, işçi sağlığı
sorunlarını ele alırken, aşağıdaki ilke ve yaklaşımları temel almak gerekir.
* Temel görev, koruyucu sağlık hizmetleridir.
* İş ile onun sağlık yönü birbirinden ayrılmaz.
* Öncelikle üzerinde durulması gereken insandır. Üretim ikinci plandadır.
* İşçi sağlığı, her işte çalışanların sağlığı ile ilgilidir.
* İşçi sağlığı, yalnızca iş kazalarıyla meslek hastalıklarının matematiksel topla-
mı değildir.
* İşçi sağlığı konusunda, sürekli olarak savunma halinde olunmamalı, yalnızca
işçinin sağlığının savunulması değil, geliştirilmesi de amaçlanmalıdır.
* İş kazalarıyla meslek hastalıkları önlenebilir nitelikte olgulardır. Dolayısıyla
varlıkları, gerekli önlemlerin alınmadığının göstergesidir.
* Yaşama ve çalışma koşulları birbirinden ayrılmaz.
* Çalışılan ve çalışılmayan (işsizlik, grev vb.) dönemler birbirinden ayrılamaz.
* İşçi ve ailesinin sağlığı arasında doğrudan bağlantılar vardır.
* İşçi sağlığı ve iş güvenliği birbirinden ayrılamaz.
* İşçi sağlığı, birçok bilim dalını ilgilendiren (multi-disipliner) bir konudur.
* İşçi sağlığı ve iş güvenliği bir ekip hizmetidir.
* İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili mevzuatın odak noktasında, işyeri hekimi
vardır.
* İş hukuku mevzuatı bir bütündür.
18
* Hukuka saygı bir bütündür.
* Konunun ekonomik boyutu da hekimleri yakından ilgilendirir.
* Bireysel çabalarla ve tek bir işyerinde “cennet yaratma” düşü ile bir yere varı-
lamaz. Çünkü ülke ölçeğinden ve bir ölçüde de dünya ölçeğinden soyutlana-
rak kalıcı sonuçlar alınamaz.
* Bilim ve teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler, işçi sağlığı alanındaki bilgilerin de
sürekli olarak yenilenmesini getirmekte, dolayısıyla sürekli eğitimi zorunlu kıl-
maktadır.
* İşçi sağlığında araştırma, istatistik ve tarama çalışmaları çok önemli yer tutar.
* İşçilerin sağlığını korumak ve geliştirmek, temelde bir işveren yükümlülüğüdür.
* İşçi sağlığı hizmetlerinde kurumlar arası işbirliği zorunludur.
* İşçi sağlığı hizmetlerinin başarısı, bundan yarar sağlayanların sahiplenmesi ile
doğru orantılıdır.
Görüldüğü gibi, yukarıda sıralanan ilke ve yaklaşımlar, İşçi Sağlığı ve İş Güvenli-
ği konusunda tarihten süzülerek gelmiş ve olgunlaşmış olgulardır. Bu ilke ve yak-
laşımların reddedildiği, reddedilmese bile pratikte hayata geçirilmediği bir ülkede
ve toplumda, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda çağdaş bir yaklaşım olduğun-
dan söz edilemez. İşçilerin sağlığını koruyabilmelerinin ve tam bir iyilik haline ka-
vuşabilmelerinin yolu da, öncelikle ülkemizde iş kazaları konusunda hâkim olan
anlayışın terk edilmesi ile mümkündür.
İş kazaları ele alınırken, öncelikle iş kazaları konusunda doğru bir yaklaşıma sa-
hip olmak gerekir. İş kazasının oluşumu yalnızca işyeri koşulları ile sınırlandırıl-
mamalı, tüm yaşamın bir yansıması olarak ele alınmalıdır. İş kazası, kazaya uğ-
rayan kişinin sosyal, psikolojik ve ekonomik özellikleri dikkate alınarak incelenme-
lidir. Aile yaşamının, insan ilişkilerinin, geleneklerin iş kazalarını etkilediği unutul-
mamalıdır. İş kazasının, gerekli yasal düzenlemeler yapıldığında ve gerekli tedbir-
ler alındığında önlenebilir bir olgu olduğu hatırdan çıkartılmamalıdır.
Bir iş kazasının meydana gelmesinde insan faktörü, makine-malzeme faktörü ve
sosyal-teknik çevre faktörü gibi temel olarak üç unsur rol oynar. Bununla birlikte,
iş kazalarının meydana gelmesinde, en büyük etkenin işveren tarafından işçiye
sunulan güvenliksiz çalışma şartlarıdır. Rapora zemin teşkil eden araştırmaları-
mızdan da işyerinin güvenliğinin işveren tarafından sağlanmaması iş kazalarının
öncelikli nedeni olarak ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde teknolojinin ve bilimin bu denli gelişkin olmasına karşın kapitalizm,
“gereksinim için değil, kâr için üretim” ilkesini sonuna kadar dayatarak, başta işçi-
lerin olmak üzere tüm insanların sağlığını ve geleceğini her gün tehlikeye atmak-
tadır. Sorunun kaynağı da emeğin sömürüsüne dayalı kapitalist üretim ilişkilerinin
kendisidir.
19
Çalışanların ve bütün toplumun sağlıklı bir düzeye ulaştırılması mümkündür. Bu-
nun yolu ise, çalışanların kendi üretim süreçlerine yabancılaşmamalarından, ne-
yi, ne kadar ve nasıl üreteceklerinin hem bilgisine sahip olmalarından hem de söz
ve karar hakkının kendilerinde olmasından geçmektedir. Kısacası, üretenlerin ay-
nı zamanda yönetenler olmasından geçmektedir.
İşverenler, işçilerin daha sağlıklı ve güvenilir çalışma koşullarına sahip olması için
yapılacak harcamaları maliyeti yükseltici olarak görmekte ve külfet kabul etmek-
tedirler. Azami kâr mantığına sahip işverenler mümkün olduğunca bu “külfetten”
kurtulmaya, yaşanılan sorunları görmezlikten gelmeye çalışmaktadır. Ülkemizde
sadece resmi rakamlar temel alındığında bile iki buçuk milyona ulaşan işsizler or-
dusunun varlığı da, işverenlerin elinde önemli bir koz niteliğindedir.
Oysa temel alınması gereken, sermayedarın daha fazla üretim ve azami kâr dür-
tüsü değil, “önce insan” anlayışı olmalıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde
bu anlayış, “Hiçbir ekonomik zorunluluk, insan sağlığına zarar verecek bir işlemin
nedeni olamaz” şeklinde dile getirilmektedir.
İşçilerin üretim sürecinde söz hakkına sahip olabilmeleri ve önlemler konusunda
alınacak kararlara bir taraf olarak etkide bulunabilmeleri, ancak işçilerin yeterli bi-
linç ve örgütlülük düzeyine sahip olmaları ile sağlanır. Belki bunun yöntemi doğ-
rudan karar mekanizmaları içerisinde yer alınması şeklinde olmayabilir, ama ye-
terli bilinç ve örgütlülüğün sağlanması durumunda, işçilerin direnci ile karşılaşabi-
leceğini bilen sermayedar, karar alırken bu durumu dikkate almak zorunda kala-
caktır.
Sorunların ortadan kaldırılmasında mevzuat her ne kadar işvereni ve devleti yü-
kümlü tutsa da, en önemli görev yine, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından olum-
suz koşullarda çalışan ve bu koşulların sonuçlarını doğrudan yaşayan işçilerle,
onların çıkar ve mesleki örgütü olan sendikalara düşmektedir.
İşçi sağlığı ve İş Güvenliği alanındaki sorunların çözümlenmesi doğrultusunda ge-
nel bir perspektif oluşturmak, geçici çözümler için değil kalıcı çözümler için çaba
harcamak gerekir. Tam bir iyilik halinin gerçekleştirilebilmesi için, üretim sürecin-
de sağlanacak sağlıklı ve güvenilir çalışma koşulları, üretim sürecinin dışındaki
maddi yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle tamamlanmalıdır. Üretim süreci dışın-
daki maddi yaşam koşulları iyileştirilmeden, çalışanların kendilerinin ve ailelerinin
beslenme, barınma, eğitim, sosyal-kültürel vb. temel ihtiyaçları giderilmeden sağ-
lıklı bir yaşamdan söz etmek mümkün değildir.
Sendikaların bu alandaki en önemli görevi, üyelerini konuya duyarlı kılmaya ve bi-
linçlenmelerini sağlamaya çalışmaktır. Gerçekleştirilen eğitim çalışmalarında ve
sendikal yayınlarda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusuna özel bir önem verilme-
lidir. Her türlü araç ve yöntem kullanılarak işçilerde kendi sağlıkları ve yaşamları
konusunda daha duyarlı olma ve kendi haklarına sahip çıkma bilinci geliştirilmeli-
20
dir. Bu konuda sendikalar, konunun uzmanı Meslek Odaları ve üniversitelerin ilgi-
li birimleriyle işbirliğine gitmelidir. Raporu kaleme alan komisyon oluşumu işte bu
çabanın bir ürünüdür.
Ayrıca sendikalarımızın kendi bünyelerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği komisyon-
ları oluşturulmalıdır. Bu birimlerde olanaklar elveriyorsa uzman iş güvenliği mü-
hendisleri de çalıştırılmalıdır.
Sendikalar, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda alternatif ve somut politikalar
üretmeli ve kamuoyunu bu politikalar doğrultusunda yönlendirmeye, önerdiği po-
litikaların hayat bulması için kamuoyun baskısı oluşturmaya çalışmalıdırlar.
İşyerlerinde öncelikle işyeri İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kurulları olmak üzere, ilgi-
li mevzuatın uygulanması noktasında ısrarlı olunması gerekmektedir. İşçi Sağlığı
ve İş Güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerinin geçerliliği, toplu iş sözleşmesine ek
bir madde ile eklenmeli, işveren yükümlülüklerini yerine getirmesi için yönlendiril-
melidir.
Çalışanların çalışma koşullarını kendi öz örgütleri aracılığıyla kendilerinin belirle-
yemedikleri, üretimin amacının gereksinimleri karşılamak değil de, kâr etmek ol-
duğu bir kapitalist sistemde, işçilerin gerçek anlamda sağlıklı ve güvenilir yaşam
koşullarına sahip olmaları mümkün değildir. İşçi sağlığı sorununun, gerçek anlam-
da üretimin toplumsal oluşu ile üretim araçlarının özel mülkiyeti arasındaki çeliş-
Fotoğraf: Alaattin Timur
Yapılan kaynaklar taşlanarak düzeltiliyor.
21
kinin ortadan kalkacağı bir üretim biçiminde çözümleneceğine inanıyoruz. Bunun-
la birlikte, kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu koşullarda da yapılacak ve
yapılması gereken çok iş var. Bugün için demokratik hak ve özgürlükler mücade-
lesi içinde işçi sağlığı konusunda daha ileri mevziler kazanmak için yoğun bir mü-
cadele verilmelidir. Bu mücadele, başta işçi sendikaları olmak üzere tüm mesleki
örgütlerin demokratik güçlerinin ortaklaşa mücadelesi olarak sürdürülmelidir. Bu-
raya kadar, temel niteliğine dair bilgiler aktarılmaya çalışılan süreçlerin içerdiği İş-
çi Sağlığı ve İş Güvenliği alanı, bu alanda yaşanan sorunlar ve bu sorunların yol
açtığı acı sonuçlar, sektörün bu rapor boyunca anlatılmaya çalışılan yapısal çar-
pıklığından bağımsız değildir ve onun doğrudan sonucudur.
Tersaneler, yapılandırılmasından iş süreçlerine kadar, çok çeşitli iş akışı ve görev-
leri içerdiğinden, gerek – sektör ve ölçek ne olursa olsun – İşçi Sağlığı ve İş Gü-
venliği önlemlerinin çeşitliliği, gerek bunların kolay sağlanabilirliği ve gerekse de
bunlar yerine getirilmediğinde nasıl kabul edilemez acı olayların yaşandığını gös-
teren bir eğitim alanıdır adeta. Daha fazla kâr amacıyla gerçekleştirilmeye ça-
lışılan maliyet kısıtlamasından azâmi etkilenen İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
ilişkin önlemlerin, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, başta işçiler olmak üzere
konuya taraf olan veya konuyla ilgilenen her kesimin öncelikli talep alanını
oluşturması gerekiyor.
İşte bu perspektiften bakıldığında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunu odağa
alan bir çalışmanın, tersaneler dünyasında yaşanan gerçekliği ve onun dinamik-
lerini eksiksiz resmetmek için bütünsel bir yaklaşıma sahip olması gerektiğini dü-
şünüyoruz.
22
4. GİRİŞ
Türkiye gemi inşa ve onarım sanayi, genişleyen ve büyük yatırımlar yapan bir ih-
racat sektörüdür. Bu sektörde üretim 2007 itibariyle toplam 62 tersanede gerçek-
leştiriliyor. Bunların 56’ü özel sektöre, 4'ü TSK'ya(4), 2 tanesi de kamu sektörüne(5)
aittir. Ayrıca, Tuzla Tersaneler Bölgesi özel sektöre ait 31 adet tersane amaçlı fir-
ma, 7 adet ahşap-fiberglas-çeliktekne (yat) imal yeri, 13 adet yüzer havuz ve 1
adet kuru havuz donanımıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu tersaneler ile Tuzla
Bölgesi, Türkiye gemi üretimi altyapısının yaklaşık % 90'ını içermektedir. Bu de-
mektir ki, Türkiye’de gemiyi özel sektör yapar ve tamir eder. Aynı zamanda,
Tuzla'daki çalışma şartları ve iş kazalarından konuşmak, deniz araçları inşa
ve tamir sanayinin Türkiye genelindeki çalışma şartları ve iş kazalarından
bahsetmek anlamına gelmektedir.
Gemi inşa sanayi özellikle iki nedenden dolayı hem Dünya'da, hem de Türkiye'de
yükselen bir sektördür: Birincisi, son beş yıldır sürekli artan dünya ticaret hacminin
yaklaşık % 95'i denizyoluyla gerçekleşmektedir(6). İkincisi, Uluslararası Denizcilik
Örgütü (IMO)'nun yeni gemi inşasını arttırıcı düzenlemeleri sözkonusudur: 2005
yılı itibariyle 15 yaş üstü gemiler seferden menedilmiş, 2015 yılından itibaren de
dış duvarı tek cidarlı gemiler seferden menedilecektir. Bu iki faktör, yeni gemi ya-
pımına ve onarımına olan talebi patlatmıştır. Türkiye'de özel gemi inşa sektörü ba-
zı kaynaklara göre 2009'a, bazılarına göreyse 2011’e kadar yeni sipariş kabul ede-
meyeceklerini açıklayan firmalara sahiptir ve dolayısıyla tüm firmaları kendi ilişki
ağlarıyla birlikte düşündüğümüzde istikrarlı ve yüksek kârla çalışan bir sektördür.
Hem 2,5 milyar dolarlık gemi inşa ve onarım ihracat rakamı, hem de 2004'den iti-
baren birbiri ardına tesis izni alınan, inşaatına başlanan ve inşaatı tamamlanan
(4)
Bu dört tersane şunlardır: Gölcük/İzmit, Taşkızak/Kasımpaşa ile 1999 Depremi ertesinde Kamu’ya
ait Türkiye Gemi Sanayi A.Ş. tarafından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devrolunan Pendik ve Alay-
bey Tersaneleri.
(5)
Bu iki tersane sırasıyla, 11.000 ila 20.000 dwt/yıllık gemi inşa kapasitesilerine rağmen şu anda yal-
nızca 8000 dwt’ye kadar gemi bakım ve tamir işleri yapan, Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı, 550
küsür senelik Kasımpaşa’daki Haliç ve Camialtı tersaneleridir. Bu iki tersane 2000 senesindeki Özel-
leştirme Yüksek Kurulu Kararı ile üretime son vermişler ve sırasıyla İstanbul Üniversitesi ve İstanbul İl
Özel İdare Müdürlüğü’ne tahsis edilmişlerdir. Halihazırda, Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlı olarak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir şirketi olan İDO’ya (İstanbul Deniz Otobüsleri) ait gemilerin ta-
mir ve bakım işlerini yapmakta olan bu iki tersane, 2009 senesinde tüm mülkiyet hakları ile beraber İs-
tanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilecektir. Bu iki tersanenin de müzeye dönüştürülmesiyle ilgili
planlar vardır.
(6)
DPT. IX. Kalkınma Planı(2007-2013). Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Nisan
2006, s.1.
23
yeni tersane alanları(7) (Yalova-Altınova, Çanakkale-İçdaş-Biga, Ordu-Ünye, An-
talya-Taşucu, Balıkesir-Erdek, Samsun-Tekkeköy, Samsun-Terme, Trabzon-
Çamburnu, Trabzon-Sürmene-Yeniçam, İzmir-Çandarlı, Adana-Yumurtalık, Ko-
caeli-Yeniköy OSB, Sakarya-Karasu, Kastamonu-Cide, Zonguldak-Ereğli, Zon-
guldak-Kilimli, Gelibolu vs.) bu 'başarı hikâyesinin' kanıtıdır. Denizcilik Müsteşa-
rı Hasan Naiboğlu'nun Kasım 2006'de ifade ettiği gibi, Türkiye Gemi İnşa Sanayi
2002 yılında dünya gemi sipariş sıralamasında yirmi üçüncü iken, geçen yıl 1,8
milyon dwt'lik siparişle sekizinci sıraya yükselmiştir(8). Ulaştırma Bakanlığı resmi
internet sitesindeki açıklamalara göre dünya genelinde yeni gemi teslimleri son üç
yılda % 89 büyüme gösterirken, Türkiye'nin aldığı yeni gemi siparişleri aynı dö-
nemde % 360 büyümüştür(9). Deniz Ticaret Odası’nın verilerine göre tersane sayı-
sının 2009’da 123’e çıkması beklenmektedir(10). Devlet Planlama Teşkilatı’nın Do-
kuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013) çerçevesinde Gemi İnşa Sanayi Özel İhti-
sas Komisyonu tarafından hazırlanan raporda, Türkiye’de 2002-2003 arasında
başlamış olan bir gemi inşaatı patlamasından, 2003-2004 yıllarında ise gemi in-
şaatı kapasitesindeki hızlı artıştan bahsedilmektedir(11). Türkiye'de üretilen orta to-
najdaki ürün ve kimyasal tankerler ve megayatlar dünya piyasasının rağbet gören
ürünleri haline gelmiştir. Yat üretiminde dünya dördüncülüğüne yükselen Türkiye,
aynı zamanda SSK tarafından kayıt altına alınabilen iş kazalarında da dünyada
üçüncü ve Avrupa Birliği ortalamasıyla karşılaştırıldığında birincidir(12).
En erken 2009'a kadar yeni sipariş alamayacak kadar dolu olduğu ve tam ka-
pasite çalıştığı Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) tarafından deklare
edilen Tuzla Tersanelerindeki büyümeye, artan ölümlü iş kazaları eşlik et-
mektedir. Bu “başarı hikâyesini” mümkün kılan Tuzla’daki tersane işçileridir
de. Onların bu başarı karşısındaki ödülleri ise artan iş güvencesi, yükselen
hayat standardı ve ücretler değil, artan iş kazaları ve meslek hastalıklarıdır.
Artan siparişler karşısında tersanelerin zamansal ve mekânsal sınırlılıkları,
üretimi hızlandırmayı dayatmıştır. Üretimin hızlandırılması ise iş ritminin ve
çalışma sürelerinin arttırılması demektir. Artan iş ritmi, iş süreleri ve tersa-
ne mekânının sınırlılığı karşısında tersane sahiplerinin de, bu ağır ve tehli-
keli işe uygun olarak en azından yasada öngörülen koruyucu ve önleyici iş
(7)
Bkz: Ek 2.
Dünya Gazetesi, 13 Kasım 2006: http://www.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_
(8)
id=286637, en son 9 Aralık 2007’de okundu.
(9)
http://www.ubak.gov.tr/ubak/tr/ilkler.php, en son 9 Aralık 2007’de okundu.
Deniz Haber webgazetesinden, 29 Mart 2007: http://www.denizhaber.com.tr/GEMI-INSA-
(10)
SAN/7457/2009da-tersane-sayimiz-123.html, en son 9 Aralık 2007’de okundu.
(11)
DPT. IX. Kalkınma Planı (2007-2013), s.2.
www.ssk.gov.tr, http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2007/Mart/05/Haber_213016.aspx,10
(12)
Aralık 2007’de okundu.
24
Fotoğraf: Alaattin Timur
Gemilerin içinde yer alan ufak parçalar bu tür küçük cadırlarda kaynaklanarak gemilerde montaj sırasında
birleştirilir.
güvenliği tedbirlerini alması gerekmektedir. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki
tersane sahiplerinin, bırakın sektördeki büyümeye tekabül eden koruyucu
ve önleyici iş güvenliği önlemleri almak ve büyümenin nemalarına bu değe-
ri yaratan işçileri de katmayı, İş Yasası ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yönet-
meliği'nin her sektör için geçerli olan hükümlerini bile büyük oranda yerine
getirmedikleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın son raporlarıyla da
gözler önüne serilmiştir. Bakanlık İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın en son yayın-
ladığı Ekim 2007 raporunun “Sonuçlar” kısmına göre, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
açısından yalnızca iki işyerinde noksan husus tespit edilmemiştir(13).
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanındaki sorumlulukların, gemiyi yaptıran/ter-
sane alanını kiralayan armatörler ve gemiyi üreten tersane sahiplerinden,
"taşeron" denilen alt işverenlere, yani küçük ve orta ölçekte işletmelere kay-
dırılmasının ölümcül sonuçları vardır. Bu küçük ve orta ölçekteki işletmeler, ay-
nı zamanda Tuzla Bölgesi'ndeki gemi inşa faaliyeti ana işinin (sac kesme, kaynak,
montaj) % 90'e yakın kısmını da hukuk-dışı bir şekilde ve alt işveren sözleşmele-
ri çerçevesinde üstlenmektedirler. Bu, “taşeron” denilen işletmeler ise çoğunlu-
ğu küçük olan ve büyük olsa bile, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği gibi masraflardan
(13)
ÇSGB (Ekim 2007), s.40.
25
kaçınmak için hukuki olarak bölünen işletmelerdir. Zayıf ve iş güvencesinden do-
ğan maliyetleri karşılayamayacak çok sayıda taşeron işletmenin yanı sıra güçlü
taşeronlar da piyasada bulunmaktadır. İster küçük olsun ister büyük, tüm taşeron-
lar tersanelerdeki üretime bağımlı çalışan işletmelerdir. Taşeronluk sistemi, ücret-
lerin aşağıya çekilmesi ve bu ağır iş kolunun karşılaşabileceği risklerin maliyetinin
işçi ve en zayıf bağımlı işletmelerin sırtına yıkılması işlevini gören bir sistemdir. İş
güvencesinin devletin alanından çıkarılıp (veya hiç bu alana sokulmayıp), aile,
hemşeri, tanıdıklık ve vicdani güven temelinde kurulması, ancak bu tip üretim ör-
gütlenmeleri ile mümkün olmaktadır. Dolayısıyla taşeronluk sistemi iş kazası-
nın ortamını hazırlıyor olsa da, konuyu ele alan analizler sistemden asıl ya-
rarlananlara, tüm sorumluluklarından kolayca sıyrılan, üretimi en esnek ve
en hızlandırılmış şekilde örgütleyen tersanelere odaklanmadıkça çözümsüz
kalacaktır. Zira bu halleriyle taşeron firmalar sorunun nedeni değil gösterge-
si ve belirtisidirler. Bu nedenle iş kazalarını sadece taşeronluk sistemine bağla-
mak sorunların nedenini ve giderilme şartlarının üzerini örtmektedir. O halde ön-
lenebilir iş kazalarının yaşandığı süreci adım adım anlamaya çalışalım.
26
5. TUZLA TERSANELER BÖLGESİNDEKİ
ÇALIŞMA İLİŞKİLERİNİ ANLAMAK
5.1. Gemi inşa faaliyetinin % 95'i neden ve ne zamandan beri
Tuzla'dadır?
Fotoğraf: Alaattin Timur
Gemi inşa sektörünün bölgeye taşınması, 22 Eylül 1969 tarih ve 6/12421 sayılı
Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul Tuzla ilçesi(14) Aydınlı Koyu’nun Gemi İnşa ve
Yan Sanayi Bölgesi olarak ayrılmasıyla gerçekleşmiştir. Haliç, Tophane, İstinye,
Kasımpaşa gibi İstanbul’un bazı semtlerinde bulunan gemi inşa, tamir ve bakım
ile uğraşan tersanelerin bu bölgeye taşınması için yer tahsisi yapılmış ve Maliye
Bakanlığından 49 yıllığına irtifa hakkı ile Tersaneler Bölgesi kurulmuştur(15). Fakat
bu tahsisin ötesinde, fiilen Tuzla’da tersanelerin yoğunlaştığı dönem ise,
1982 yılından itibaren Haliç’in endüstriden arındırılması ve ihracat yönelim-
li ekonomiye geçiş dönemidir. Hali hazırda Türkiye’deki özel sektör ticari-
(14)
Tuzla, 3 Haziran 1992 tarihli 21247 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kuru-
lu’nun 27 Mayıs 1992 ve 3806 no.lu kararıyla İstanbul’un 32. ilçesi olmuştur.
(15)
TMMOB, Gemi Mühendisleri Odası 2003 Yılı Faaliyet Raporu, s.69.
27
gemi inşa kapasitesinin %95’i Tuzla Bölgesi’ndeki deniz ulaşım araçları in-
şa ve onarım tesisleri tarafından gerçekleştirilmektedir(16). Bu tesisler, 31 adet
tersane amaçlı firma, 7 adet ahşap-fiberglas-çelik tekne (yat) imal yeri olmak üze-
re diğerleriyle beraber toplam 48 adettir(17).
Tablo 4: Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin Uydu Fotoğrafı
Kaynak: Google Earth (Nisan 2006, DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu’ndan, s.13).
Bu tesislerin 41 adeti GİSBİR (Gemi İnşa Sanayicileri Birliği) üyesi işletmelerdir.
Gemi ve yat yapım ve onarım konusunda piyasayı belirleyen aktörler, bu tersane-
lerdir. Daha da ayrıntılı bir incelemede, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde üretim lider-
liğinin, toplam 7 ailenin elinde toplandığı söylenebilir. Bunlar, genellikle deniz taşı-
macılığı yapan Karadenizli ailelerdir. Kalkavan, Yardımcı, Sadıkoğlu, Torlak, Bay-
rak, Çiçek, Üner aileleri birkaç nesildir bu alanda çalışmaktadırlar. Önceden küçük
bir çekek yeri olan 3 aile, 1980 sonrasında Tuzla’ya taşınmışlardır. 1995 sonrasın-
da ise, taşımacılıkla uğraşan 4 aile tersane sahibi olmaya başlamışlardır(18).
(16)
Tuzla Tersaneler Bölgesi, toplam 6300 m. iskele ve rıhtım uzunluğuna ve 250.000 m2 kapalı alana
sahiptir.
(17)
Toplam tersane sayısı konusundaki çeşitli raporlar ve basında çeşitli mercilerin yaptığı çelişkili açık-
lamalar arasından, raporumuza en son DPT raporundaki veriyi almaya karar verdik. Bu rakamdaki çe-
lişkiler, “tersane” kavramının gayet geniş ve soyut olarak kullanılmasından ileri gelmektedir. Bir deniz
araçları üretim ve tamir işletmesine “tersane” denmesi için, deniz kıyısında bir çekek yeri olması gerek-
mektedir. Bu şartı yerine getirmeyen işletmeler için de “tersane” kavramının kullanılması, Türkiye’deki
tersane sayısı hakkında verilen çelişkili rakamların temelinde yatmaktadır. Rakamın kaynağı için: DPT.
IX. Kalkınma Planı Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Nisan 2006, s.13 ve bkz. Ek 2.
(18)
Capital Dergisi, “Gemideki Aileler”, Ağustos 2003, http://www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=559.
28
Tablo 5: GİSBİR’e üye tersanelerin listesi ve Aydınlı Koyu’ndaki mekânsal dağılımı
Kaynak: Gemi İnşa Sanayicileri Birliği İnternet Sitesi, 2007, http://www.gisbir.com/DesktopDefa-
ult.aspx?tabid=266, 10 Aralık 2007’de okundu.
Ancak son dönemlerde sayısı az olmakla birlikte GİSBİR üyesi olmayan büyük
tersaneler de görülmektedir. Tuzla Bölgesi dışında İzmir, Kocaeli, Zonguldak, Ya-
lova, İzmit, Ereğli, Ünye, Sinop, Muğla, Samsun, Trabzon ve Mersin’de inşa ha-
linde ve kurulmuş tersanelerle birlikte üretimde olacak tersane sayısının 2009 se-
nesinde 123’e çıkacağı beklenmektedir. Nisan 2007’de açıklanan Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Raporu’na göre, Türk Gemi İnşa Sanayi’nde son
yıllardaki düzenlemeler doğrultusunda Tuzla’da 48, İskenderun’da 1, Karabiga ve
Gelibolu’da 2, Körfez/Kocaeli’nde 2, Ünye/Ordu’da 1, Trabzon’da 7, Ereğli/Kara-
deniz’de 6 adet olmak üzere faal halde ve proje bazında toplam 123 adet tersa-
nenin bulunduğu, bu tersanelerin 56’sı faaliyet gösterirken, 64 tersanenin proje
aşamasında bulunduğu ifade edilmektedir(19).
5. 2. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sistemi nasıl
işlemektedir?
1980 öncesinde de izine rastlanan taşeronluk sisteminin daha çok kamu mülkiye-
tinde üretim yapıldığı için ya kapasite fazlası durumunda ya da spesifik alanlarda
varlığı görülmektedir. 1980 sonrası özel sektör tersanelerinin ön plana çıkma-
(19)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Nisan 2007, İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş raporu
http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf, s.6; http://sektorel.zorlusegman.com/category/tuzla-
tersaneleri/, 10 Aralık 2007’de okundu; ayrıntılı bilgi için bkz: Ek 2.
29
sı ile taşeronluk da temel çalışma ilişkisi haline gelmiştir. Yukarıda da ifade
ettiğimiz gibi, 1969 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Gemi İnşa ve Yan Sanayi
Bölgesi ilan edilen Tuzla Aydınlı Koyu’nda 31 tersanede ve diğer yat ve tekne ima-
lathanelerinde fiili üretimi gerçekleştiren işçilerin, yaklaşık yüzde doksanı taşeron
adı verilen işletmelerde çalışmaktadır.
Bir işin taşerona verilmesi, her türlü emek maliyetini, iş riski ve iş güvence-
sinin de esas işveren olan tersane sahipleri tarafından, bu yükü taşıyamadı-
ğı aşikâr olan "zayıf ve küçük işletmelere" ya da taşıyabilecek kapasitede ol-
sa bile kolaylıkla işgücünü çeşitli yollar ve oranlarda kayıt-dışına çıkaran
bağımlı orta boy işletmelere aktarımıdır. Taşeronların nispeten büyük olanları-
nın da aynı tersane sahipleri gibi alt-taşeronlara işi devrettiği de görülmektedir.
Tersane sahibi, üretimin bir bölümünü taşeron firmaya devrederken işin karşılığın-
da “hak ediş” denilen bir ödeme yapmayı vaat eder. Bu ödemeyi işin başlangıcın-
dan sonuna kadar çeşitli aralıklarla parça parça yapar (bazen tersaneler ödeme-
lerin tamamını çeşitli –kalite uygunluk gibi- gerekçelerle vermez). Tersanede çe-
şitli düzeylerde çalışanlar, taşeronların tersaneyle kurdukları ilişkinin niteliğine ve
sürekliliğine göre yerleşik taşeron ve dış taşeron ayrımı yapmaktadırlar. Tersa-
nelerde iş yapan bu iki grup taşeron firma sürekli yaşanılan rekabet gereği çatış-
ma ve yer değiştirme halindedir. Tersane sahiplerinin üretim örgütlenmesinde ter-
cih edip destekledikleri bu bölünmüşlük ve esneklik aynı zamanda rekabet aracı-
Fotoğraf: Alaattin Timur
Onlarca metre yüksekte kaynak çalışmalarına başlamak için ilk hazırlıklar yapılıyor. Oksijen kaynağı öncesi
hortumlar ve diğer teçhizat yerleştirilir.
30
lığıyla diğer taşeron firmaları da kendilerine bağımlı kılmak için bir avantaja dö-
nüşmektedir. Bu açıdan taşeron firma sahibinin standart işçi işveren ilişkileri ile bu
maliyeti üstlenmesi çoğunlukla mümkün değildir. Kendisi de çoğu zaman eskiden
ustabaşı olan taşeron şirket sahibi, kendi işçilerini akrabalık, hemşehrilik, komşu-
luk, etnik ve dini yakınlık, siyasal aidiyetler gibi ilişki biçimleri içinde istihdam ede-
bilir. Ancak sektörün büyümesiyle birlikte hemşeri emeğini istihdam etme eğilimi
daha az görülen bir çalışma biçimi halini almıştır. Yine de güven ilişkileri olarak ta-
nımlayacağımız “keyfi” temelde emek sürecinin örgütlenmesi üretim sisteminde
bir talep ve maliyet esnekliği getirmektedir. Zira 2001'den beri katlanarak artan
kayıtlı ölümlü ve ağır iş kazalarının gösterdiği şudur ki, İşçi Sağlığı ve İş Gü-
venliği’nde bu "esnekliğin" maliyeti çalışanların hayatları veya sağlıklarıdır.
Makina parkına yapılan devasa yatırımlarla karşılaştırıldığında çok küçük
maliyetli işyeri güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirlerle önlenebilecek olan
bu kazalarda işçiler hayatlarını kaybetmektedir.
5.3. Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki taşeronluk sisteminin
tarihçesi ve oluşma şartları nelerdir?
1970’li yılların ikinci yarısında Tuzla’ya taşınmaya başlayan sektör daha yeni ge-
lişmekte iken tersaneler ve bu tersanelerle çalışan armatörler tanıdıkları ve işine
güvendikleri bazı ustaları yönlendirmeye başladılar. Piyasada o dönem işçi olarak
çalışan ustaların çoğunluğu, taşeronluk yapmak üzere işlerinden ayrılıp yanlarına
aldıkları işçilerle birer firma kurdular. Taşeron firmaların oluşmasında özellikle
1982 sonrasında piyasaya giren yeni tersane ve armatörlük firmalarına devlet
teşviki(20) oldukça güçlü bir momenttir. Taşeronluk sisteminin kurulmasında önce-
leri kamuda çalışanların bir kısmının özel sektöre üst düzey yönetici ya da girişim-
ci olarak geçmelerinin de etkisi gözden kaçırılmamalıdır. Eğitimlerini çoğu zaman
Japonya ve Güney Kore’de alan ve burada bu sistemi öğrenen eski kamu tersa-
nesi mühendisleri yeni CEO’lar, işsizliğin ortaya çıkmasıyla birlikte sistemin faille-
rinden biri olmuşlardır. Teşvik, genellikle iş sağlamak, yer ve iş aleti tahsis etmek
şeklinde olmuştur. Taşeron henüz firma kurmadan işin sağlanması başlangıç ser-
mayesini oldukça düşük seviyeye çekmiştir.
1980’lerin ortasına gelindiğinde kriz nedeniyle kadrolarını küçültmek isteyen ama
tecrübeli ustalarını da kaybetmek istemeyen tersaneler, taşeronlaşma eğilimini
beslemişlerdir. Böylece işlerin kalitesini eskiye oranla sağlayamama riskine rağ-
men emek maliyetlerini oldukça düşürmüşlerdir. Firmaların emek maliyeti dışında
başka avantajları da oluşmuştur: Hem kendilerinde, yani ana işverende kayıtlı kü-
çük bir kadro ile çalıştıkları için sosyal riskleri azaltmış, hem parça-başı iş mantı-
ğı ile çalışan taşeron firmalar aracılığıyla emek üzerindeki denetimleri artmış, hem
Özellikle 1970lerin ortalarından itibaren verilmeye başlanan GİSAT fonları ve Bülent ULUSU ve
(20)
Turgut ÖZAL iktidarları dönemi teşvikleri kastedilmektedir.
31
Fotoğraf: Alaattin Timur
de yaptırdıkları işin faturasını alıp vergilerinden düşmüşlerdir. Bu dönem ilk piya-
saya giren taşeron firmaların ustaları ve işçileri arasında oldukça yüksek bir gelir
düzeyine ulaşanlar oluşmuştur. Sektörde çalışmak ve taşeron firma kurmak bir
çekim alanı haline gelmiştir. Ancak sonraları armatör ve tersane sahipleri, taşeron
firmaların sayısının da artmasıyla işin fiyatlarını düşürmeye başlamışlardır. Böyle-
ce fiyat avantajı ile gemi siparişlerini artırmak istemişlerdir. Taşeronların düşük fi-
yatları kabul etmesi için de yeni taşeron firmaların kurulmasını desteklemişlerdir.
Zira taşeronların arasındaki rekabet, taşeron işçilere de bire bir yansıyarak piya-
sada yüksek olan ücret seviyesini düşürmüştür.
Tersanelerin/armatörlerin, taşeron firmaların kurulmasına destek sağlaması, taşe-
ronların önemli ölçüde tersaneye/armatöre bağımlı olmasını sağlamıştır. Bağımlılık
ilişkisi, tersane, taşeron ve işçilerin söylemlerinde sipariş edilen "geminin zamanın-
da bitmeme riski" ile ifade edilmektedir. Tersane için güven, işin zamanında ve en
az hata ile bitmesini ifade ederken, taşeron firma için hak edişlerini düzenli almayı
ve gerekli malzemenin tersane tarafından sağlanmasını simgelemektedir. Zira işle-
rin zamanında bitmemesi durumunda uluslararası armatör firmaya büyük bir tazmi-
nat ödeyen tersane, bu tazminatı taşeronlara yansıtarak, alacaklarını alamayan ve
hacizle üretim araçlarına da el konan taşeronlar da işçileri cezalandırarak karşıla-
maya çalışmaktadır. Taşeron işçiler, genellikle güven ilişkisini önemli bulmaktadır.
“Güvenilir olmak”, bir taşeron firmanın sürekli elemanı olmanın başlıca koşuludur.
Yani taşeron firma, işçinin işi hatasız yapacağına güvenmektedir. İşçiye uygulaya-
cağı işten çıkarmaya kadar varan yaptırımına ve hemen yeni işçi bulma imkanına
32
da güvenmektedir. Güven kavramının işçi tarafından algılanması ise daha farklıdır.
İşçinin güveninin temelinde ise, yevmiyesini sürekli alabilmek ve işsiz kalmamak
yatmaktadır. Güven kavramı formel sosyal güvenlik sisteminin varlığı durumunda
güçlenmektedir. Ancak enformel bir sosyal güvenlik sistemi, işçi ve taşeronlar ara-
sındaki güven algılayışının referanslarını farklılaştırmaktadır. Taşeron firmanın işçi-
ye barınacak yer bulması, iş kazası durumunda tıbbi yardım sağlaması, iş kazası
geçiren işçisine bakması, ölümle sonuçlanan iş kazasında aileye para vermesi, ta-
şeron firma sahibi ustanın ilişki ağını ve sosyal ilişkilerini güçlendirmektedir. İşçile-
rin taşeronlara güven duymasının ise kriterleri daha farklıdır. Taşeronun işçi tersa-
nede çalışırken iyi yemek ve yemek yenecek iyi bir yer sağlaması gibi konulardaki
tavırlarına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Taşeronlar enformel güven ilişkilerinin
kendilerine –istihdamın sürekliliğinin ve dolayısıyla tersane sahibine vaadedilen
işin kalitesinin sağlanması açısından- daha fazla maliyet getirmesi durumunda for-
mel sosyal güvenlik mekanizmalarını işletmeye başlamışlardır. Nitelikli işçilerinin
SSK’ya kaydı yapılmaktadır. Sorun SSK kaydının yapılmasında değil primlerin dü-
zenli ödenmesinde yaşanmaktadır. Üretimin ritmi ile hayatlarının ritmi belirle-
nen bu insanlar, güven adını verdikleri bu ilişkiye tevekkülle sarılmaktadır.
Tersane, üretim sürecindeki bir iş için, öncelikle yerleşik taşeronlara ihale açmak-
tadır. Yerleşik taşeronlar (tersanenin sürekli çalıştığı taşeron firmalar), tersanenin
maliyet planlarına uymayacak kadar yüksek bir parça-başı fiyat talebi istediğinde,
eğer işin uzmanlık düzeyi de yüksek değilse, tersanenin üretim sürecinden çıka-
rılırlar. Tersane, bu iş için dış taşeronlara ihaleyi açar. Dış taşeronlara telefonla
ulaşıldığı gibi, piyasanın sosyo-mekânsal darlığından dolayı buna gerek kalmaya-
bilir. Özellikle işçi kahvelerine ulaşan bir haber piyasada herkes tarafından duyu-
lacak demektir. Bu açıdan örneğin kaynakçı lazım olduğunda “çevresi olan” bir
kaynak ustasına bunu iletmek çoğu zaman yeterli olmaktadır. Dış taşeronlar ge-
nellikle en ucuza iş yapmayı kabul eden taşeron firmalardır. Ama işi tamamen dış
taşeronlara yaptırmak genellikle tersanelerin tercih etmediği bir durumdur. Bunun
nedeni, geminin yapımının beklenen ve sözleşmede yer alan sürede bitmemesi
durumunda, geminin kızakta kaldığı her gün için tersanenin ceza ödemek zorun-
da kalmasıdır. Bu bedeller taşeronlardan karşılanamayacak kadar yüksek miktar-
lar olduğundan, tersane bu riski üstlenmek istememektedir. Bu yüzden beğenilen
taşeron tersaneye yerleşecektir.
Sektörde gemi tamir-bakım tersaneleri gibi daha çok kayıt dışına çıkmış üretim bi-
rimlerinde dış taşeronla çalışma daha fazla görülür. Bu tersaneler, emek maliye-
tini düşürmek ve emeğin çalışma saatleri üzerindeki denetimini arttırmak amacıy-
la daha çok dış taşeron kullanmaktadırlar. Gemi inşa tersaneleri, işlerini yasal çer-
çeve içinde yapmak zorunluluğu olan, daha yüksek bir sermaye birikim düzeyine
ulaşabilen firmalardır. Bu açıdan emeğin, sosyal sigortası ve beceriden kaynakla-
nan yüksek ücreti de dâhil tüm maliyetlerine katlanmak, geminin inşasının uzama-
sının maliyetinden daha küçüktür. Bu açıdan sadece yerleşik taşeronun nitelikli
33
emeğinin bedeline değil, sigorta, yemek, sosyal haklar gibi maliyetlere de katlan-
maktadırlar. Nitelikli emek, tersanede görülen iş dallarına göre de bir hiyerarşi
içinde olabilmektedir: Montaj, kaynak ustalığı gibi işler, gemi temizliği gibi işlere
nazaran daha yoğun bir şekilde yerleşik taşeronlar tarafından ve daha formel iliş-
kiler içerisinde gerçekleştirilmektedir.
Yukarıda açıklanan “hak ediş” sistemine göre, iş için taşeronluk sözleşmesinde bi-
rim fiyat belirlenir. Bu fiyat, yapılacak işin niteliğine ve uzmanlık derecesine göre de-
ğişmektedir. Taşeron firmalar, 15 günlük ya da haftalık periyotlar halinde işçilere yev-
miyelerini ödemektedir. Deneyimli ustalar, 50-80 YTL civarı, yardımcılar 30-45 YTL,
çıraklar 18-25 YTL arası günlük almaktadır. Sektörün ortalama net yevmiyesi 50 YTL
civarındadır. Bu yövmiyeler, ulaşım ve işveren tarafından tam karşılanmadığı durum-
da sigorta primlerini de kapsamaktadır ve emeğin gücünün yeniden üretim maliyeti-
nin de dikkate alınarak gözlemlenmesi gereken ücretlerdir. Ayrıca Tuzla’da aylık ev
kiralarının ortalama 450-700 YTL arasında ve yükselme trendinde olduğu da göz
önüne alınmalıdır. Ayrıca tüm bunlarla birlikte ana işverende (tersanede) kadrolu iş-
çilerin aylık ortalama ücretleri 800-1250 YTL arasında seyretmektedir. Ancak kadro-
lu işçiler ulaşım, yemekte öncelik hakkı, ikramiye, yakacak yardımı, iş güvenliği gibi
sosyal haklarını elde ettikleri için kendilerini oldukça avantajlı saymaktadır.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma ve meslek hastalığı): “[yevmiyeler] 25 mil-
yondan başlıyor ortalama, işe göre 70, 80, 100’e kadar çıkıyor. Kimsenin
gitmediği işler, tamir gemisi mesela, pis işler bu fiyata çıkıyor. Burada si-
gorta yok, ölüm riski yüksek. Ölümler çoğunlukla sıfırdan [gemiden] çok ta-
mir [gemisi] de oluyordu. Nedeni bunun tesadüf değil, işi hızlandırma.
Kablolar riskli, işi en sıkı tutan tersanede bile riskli kablo var. Oksijen hor-
tumlarında ekler var. Patlama riski doğuyor tabi. …Tamir gemilerine gitmi-
yoruz, tehlikeli diye...”
Yeni gemi imal eden tersanelerdeki maliyet kalemlerine baktığımızda, Devlet Plan-
lama Teşkilatı'nın (DPT) 9. Kalkınma Planı (2007–2013) Gemi İnşa Sanayi Özel İh-
tisas Raporu’ndaki verilerden yaptığımız hesaplamalarda, emek maliyetinin tüm ge-
mi imal maliyetleri içinde % 15 ila % 23 arasında olduğunu görüyoruz.(21) Aynı za-
manda aynı raporda iş kolunun % 40 yatırım indirimi ve % 100 gümrük muafiyetine
sahip, yani devletin tüm teşvikleri ile beslenen bir sektör olduğu da görülebilir.
İşçi ücretleri tamamen esnektir, işçinin hangi tür taşerona bağlı çalıştığına ve ka-
lifikasyonuna göre değişir. Sözleşmeler bireysel yapılmaktadır. Çalışılan tersane-
nin ve taşeronun inisiyatifine bağlı olarak Sosyal Sigorta primleri yatırılmaktadır.
İşçi geçici çalıştığı için, genellikle emekli olmaya yeten iş gününe ulaşamamakta-
dır. Yapılan görüşmelerde taşeron işçilerin emekli olma ümidinin olmadığı gözlem-
lenmiştir. Genellikle kadrolu işçi olma özlemi vardır. Kadrolu işçilerse, taşeron iş-
çilerin durumlarına üzülmekte ama kendi pozisyonlarını paylaşmak istemeyerek,
kendilerini farklı görmektedirler.
(21)
bkz. Ek 5.
34
Fotoğraf: Alaattin Timur
Kısacası, tersaneler yansıtabilecekleri riski üstlenip kabul etmek, yansıtamaya-
cakları riskleri almamak konusunda refleks geliştirmişlerdir. Bu esnekliklerinin sı-
nırı, sermaye birikimleri ile orantılıdır. Bu durum taşeron firmalar için de söylene-
bilir. Bazı taşeron firmalar da tersaneler gibi alt taşeronlarla (götürücü) anlaşarak,
kendi üzerlerindeki riski atabilmektedir. Ancak yine de bu durum çoğu taşeron fir-
ma için geçerli olmamakta ve taşeron firmaların patronları için taşeron işçilerin ya-
şadığı aynı güvencesizlik devam etmektedir.
Pek çok diğer sektörde de görülen, çok sayıda küçük firmanın (taşeron ve fason
firmalar) esnek, ana firmalar ile eşit güçte olduğu sadece yanılsamadan ibarettir.
Aksine, görüştüğümüz tüm aktörler, aslında işçiler ve taşeronların fiyat ve sosyal
güvenlik pazarlığı edemeyecek kadar atomize, ancak tersanelerin pazarlık edile-
meyecek derecede örgütlü olduğunu farklı biçimlerde ifade etmişlerdir. Esnek kü-
çük firmaların eşit ilişkisine dayalı sanayileşmenin nimetlerinden eşit fayda
sağlanacağı fikri bu bölgede inandırıcı olmaktan uzaktır.
Uluslararası piyasalara çalışan ve bu yüzden uluslararası üretim standartlarını ya-
kalamak durumunda olan tersane sahipleri, taşeron işçi kullanımı konusunda çe-
lişkili ifadeler vermektedirler. Sektörün hali hazırdaki kârlılığının ve emek maliyet-
lerinden tasarrufun kaynağı olan taşeronluk sistemi hakkında bizzat tersane sa-
hipleri tarafından olumsuz yorumlar yapılmaya başlanmıştır. Bu olumsuz yorum-
larda, taşeronluk sisteminin kendiliğinden oluştuğu ve kendi ve iş kazalarının so-
rumluluğunu tek başına taşıdığı şeklindeki yanlış yargı pekiştirilmektedir:
“Torlak Tersanesi'nin Onursal Genel Başkanı Ali Torlak, 10 sene öncesine
35
göre tersanelerin profesyonelleştiğini, artık iş güvenliğinin artırıldığını be-
lirtse de "Yapmayanlar olabilir" diyor. Torlak Tersanesi'nde son ölümlü ka-
zanın 2004'te yaşandığını belirten Ali Torlak, iş güvenliği nedeniyle taşeron
çalıştırmaya karşı çıktığını söylüyor”. (22)
Tablo 6: Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde faal bir tersanenin altında çalıştırdığı taşeron sayısını
gösteren “İşçi Yemekhanesi Kullanım” Belgesi.
(22)
Radikal, 5 Eylül 2007, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231971, en son 7 Ocak
2008’de okundu.
36
5.4. Tuzla Tersaneler Bölgesi göründüğünden büyüktür:
Fason atölyeler ve yan sanayii
Tuzla Tersanelerindeki şartlar tek başına da düşünülmemelidir. Birincisi, sektörü,
Tuzla Tersaneler Bölgesi ve tersanelere iş yapan -Orhanlı'dan Ümraniye'ye, Küçük-
yalı’dan Gebze'ye kadar uzanan geniş bir coğrafi yaygınlığa sahip- çevresindeki
(hinterlandındaki) atölyelerle birlikte düşünmek gerekir. Tersanede yukarıda özetle-
nen şartlarda çalışan bir işçi, benzer şartlarda beş ila altı işçi istihdamını fason ve
yan sanayide yaratır. Bu raporun çalışma şartlarına dair tasvir ve tespitleri fa-
son ve yan sanayideki yaklaşık 150 bin ila 200 bin işçiyi de kapsamaktadır.
İşçi tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Aslında bu
ön süreçte tersaneler birçok bölgeye yayılmış. Şu anda kayıtlarda bulunan
Tuzla Bölgesi’nde tersane sınırlı, içerisinde. Ama aslında tersaneler deniz
kenarıyla bağlı, sınırlı değil. Birçok tersanenin, çok büyük atölyeleri var.
Mesela X tersanesinin, Aydınlı, Orhanlı girişinde Çakırağa mahallesinde
büyük bir tane atölyesi var. Aynı zamanda Orhanlı girişinde Y firmasına ait
X tersanelerine yan duvarını, davlunbotunu yapan büyük bir atölye var.
Yerleri belli yani. Çok büyük tespit edilebilecek yerler… Bunlar hemen he-
men 2000 m2 alana yayılmış çok büyük hangarlar yapılmış. Bunlar içerin-
de gemi yan duvarları, gemi güverteleri, kaptan köşkleri gibi ve yahutta kü-
çük tekneler gibi tersanelerde yerleşmeyen boru sistemlerini bu alanlarda
yaptıkları için aslında bunlar tersanelerde gözükmüyor. Tersanede iş yo-
ğunlaşınca burada da yoğunlaşıyor (…) İşi büyütmek için 5000 m2 alana
büyük bir hangar yapıyor bu firma. Kapalı alanın çelik çatısını yapım işin-
de çalışıyordu oğlum...”
Tuzla Tersane Bölgesi'ne parçasını üreten ya da parça ithalatını yapan şu yan sa-
nayii iş dallarını ayırdedebiliriz: Güverte ve dümen makinaları, elektrik teçhizatı,
gemi zincirleri, çapalar ve gemi sanayinde gereken ve Ukrayna, Romanya, Bulga-
ristan ve Çin'den ithal edilen çelik ve saç profilinin ilk elden işlenmesi, kapı, lum-
buz, pencere üretimi vs. Seyir cihazları ve algılayıcılar gibi daha ileri teknoloji ge-
rektiren aksam ise distribütor firmalar aracılığıyla ithal edilmektedir. Sektördeki it-
hal girdi oranının değer bazında yaklaşık % 50 - % 55 civarında olduğu çeşitli kay-
naklarda ifade edilmektedir(23).
5.5. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki taşeronluk sistemi neden
4857 sayılı İş Kanunu’na aykırıdır?
4587 Sayılı İş Yasasında asıl işveren-alt işveren arasında kurulacak ilişkinin çer-
çevesinin belirtilmiş olmasına rağmen, Tuzla tersanelerinde yasadışı taşeronluk
(23)
Dünya Gazetesi, Gemi İnşa Sanayii Eki, 31 Ekim 2002, s.34; : DPT. IX. Kalkınma Planı Gemi İnşa
Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Nisan 2006, s.125ff.
37
uygulamalarının -sonuçlarının bu kadar ağır olmasına rağmen- nasıl bu kadar
yaygın uygulanabildiği sorusu akıllara gelmektedir. Bu sorunun yanıtına ulaşabil-
memiz için birkaç konuya açıklık getirmemiz gerekmektedir.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekmektedir: Uygulamada kullanılan her taşeron
sözcüğünü İş Yasası 2/6–7 maddesi anlamında “alt işveren” kabul etmek ve onun
(taşeronun) işçilerinin haklarından, asıl işvereni “birlikte sorumlu” tutmak mümkün
değildir. Yani kurallara uygun olarak tanzim edilmiş bir taşeronluk sözleşmesinde,
asıl işveren ve alt işveren müteselsil olarak sorumlu olurken (yani borcun tama-
mından aynı derecede birlikte sorumlu olurken), hukuka aykırı düzenlenen taşe-
ronluk sözleşmelerinde işçinin haklarından asıl işverenin sorumlu tutulması müm-
kün görünmemektedir. Tabi ki burada bahsettiğimiz sorumluluk maalesef sadece
hukuki sorumluluktur. Yani işçinin hukuki hak ve alacaklarını kapsamaktadır. An-
cak yaşanılan iş kazaları açısından durumu değerlendirdiğimizde asıl olan cezai
sorumluluğun kapsamı ise ceza hukukunda yer alan “cezaların kişiselliği” ilkesine
dayanak yapılarak, asıl işvereni bu sorumluluğun dışında tutmaktadır.
Bir diğer husus da alt işveren uygulamasında, işyerinde yürütülen mal veya hiz-
met üretimine ilişkin “yardımcı işler” veya “asıl iş” kavramlarından ne anlama-
mız gerektiğidir. Doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer alan tüm işler
asıl iş kavramı içindedir. Doğrudan üretim organizasyonu içinde yer almayan yük-
leme, boşaltma, temizlik, yemek hizmetleri, odacılık ve çay hizmetleri, personel
taşıma, güvenlik, teknik bakım gibi işler ise yardımcı iş kategorisindedir. Bu bağ-
lamda, usulsüz taşeronluk sözleşmelerine bahsedilen işin, gemi yapım ona-
rım işi olduğu değerlendirildiğinde, asıl işin alt işverene hukuka aykırı bir bi-
çimde devredilmiş olduğu aşikârdır.
Yasa koyucu asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesine bir limit getirmiş ve
bunu belirli kriterlere bağlamıştır. Bu anlamda sadece işletmenin ve işin gereği
olarak ve teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde asıl işin devredilebile-
ceği belirtilmiştir. Yani asıl işin devri için bu iki koşulun alternatif olarak değil, bir-
likte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Avukat Tanıklığı: “Tersanelerde ölümlü iş kazaları sonucu işçi yakınlarının
vekili olarak açmış olduğumuz ya da başlamış olan bir ceza soruşturması-
na suçtan zarar gören sıfatı ile sendika adına müdahil olduğumuz ceza
yargılamalarında asıl işveren hakkında mahkemeler genellikle beraat kara-
rı vermektedir. Yani hukuki olarak asıl işverenin sorumluluğu devam eder-
ken, cezai olarak asıl işverenler suçsuz bulunmaktadır. Bu yönü ile ana fir-
maların yaşanılan iş kazalarına ilişkin cezai sorumluluktan kurtulmalarının
tek yolu, yasalara aykırı olarak asıl işi taşerona yaptırmaktır.”
Tablo 7’de dökümü yapılmış olan, 2004’de yaşanmış bir iş kazası sonrasında Ça-
lışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı iş müfettişlerince yapılan teftiş son-
rası düzenlenen raporda, asıl işin hukuka aykırı bir biçimde alt işverene devrinin
38
tespiti yapılmıştır. Bu tekil keyzde hukuk dışılığı tespit edilen durum, tersanelerde
istisna değil, kuraldır. Peki, bu tespitin yapılmasının işçi hakları açısından sonuç-
ları neler olacaktır? Birçok Yargıtay kararlarına da konu olan bu gibi işlemler “mu-
vazaalı” ya da “kanuna karşı hileli” işlem sayılmış ve bu nedenle doğan işçilik hak-
larından asıl işveren de alt işverenle birlikte sorumlu tutulmuştur.
Sonuç olarak yasalara aykırı alt işveren sözleşmesi yapmanın işverenler açısın-
dan caydırıcı bir yaptırımı söz konusu olmamakta, bu durumun tespiti halinde sa-
dece zaten işçiye karşı yükümlü olduğu birtakım yükümlülükleri yerine getirmek-
tedir. Bu sorumluluk kapsamında asıl iş sahipleri, işçilere yaptıkları ödemeleri ise
-yine aralarındaki sözleşme kapsamında- alt işverenden rücu davaları ile tahsil
edebilmektedir.
4857 Sayılı İş Yasası’nın 77. maddesi ile işverenler meydana gelen iş kazalarını
en geç kazadan sonraki iki iş günü içerisinde ÇSGB Bölge Müdürlüğü’ne, 506 Sa-
yılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 27.maddesine göre de, meydana gelen iş kaza-
larını en geç kazadan sonraki iki gün içinde Sosyal Sigortalar Kurumu’na ve der-
hal o yer zabıtasına yazılı olarak bildirmekle yükümlüdürler. Ancak işverenler ya-
saların kendilerine yükledikleri bu yükümlülüğü de gereği gibi yerine getirmemek-
tedirler. Bunun birinci nedeni bu yasa maddelerinin ihlali halinde işverenlere veri-
lecek idari para cezasının işverenlerin bütçelerine oranla oldukça cüzi olması,
ikincisi ise ilgili müfettişlerin işçinin ihbarları dışındaki denetimlerinin kazaları tes-
pit etmekten uzak oluşudur. Yani bir iş kazası sonrası eğer işçinin herhangi bir
başvurusu olmuyor ise, işveren de kendiliğinden bir müracaatta bulunmayı kendi
çıkarları açısından tercih etmemektedir.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, 1969 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Gemi İn-
şa ve Yan Sanayi Bölgesi ilan edilen Tuzla Aydınlı Koyu'nda 48 gemi yat ve tek-
ne imalat faaliyeti gösteren firmada fiili üretimi gerçekleştiren işçilerin, yakla-
şık %90’ı taşeron adı verilen işletmelerde çalışmaktadır. Yani asıl iş (gemi
yapımı ve onarımı) bölünerek, aşağıda detaylandırılacağı üzere İş Yasası'nın
2. maddesine aykırı olarak asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmaktadır. Özel
tersanelerin İstanbul içi ilçelerden Tuzla'ya taşındığı 1980 yıllarının başından iti-
baren bölgedeki asli çalışma ilişkisi bu hukuk-dışı ve fiili şekilde kurulmuştur. Bu-
rada gemi inşa sektöründeki asıl işi kabaca "çelik profilleri işlemek" olarak tanım-
lamak gerekir. Bu durumda Tuzla Tersaneleri'ne bu amaçla yapılacak ilk tef-
tişte işi veren tersane sahibi şirketlerin, çelik sac kesen, montaj ve kaynak
yapan küçük ve orta boy işletmeleri tersane alanında alt sözleşme ilişkile-
riyle çalıştırıldıkları tespit edilebilecektir. Tuzla Tersaneler Bölgesi'nde ter-
sane sahipleri işverenler ile taşeron tabir edilen işletmeler arasında kurulan
ilişkinin 4857 sayılı İş Yasası'nın 2. Maddesi'ndeki (madde aşağıdaki başlık-
larda ayrıntılı olarak incelenecektir) tanımının kapsamı dışında olduğu görü-
lecektir.
39
Tablo 7: Hukukdışı Alt-işveren İlişkisi Kurulduğuna dair belge, Sayfa 3, Madde 21: 18.3.2005 ta-
rihinde düzenlenen, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki bir tersanenin bir çelik imalat montaj işletmesi ile
yaptığı taşeronluk antlaşmasının hukuk-dışı olduğuna dair Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstan-
bul Bölge Müdürlüğü İş Teftiş Raporu.
40
41
42
43
44
45
46
Mevcut Yasalarda Asıl İşveren - Alt İşveren Kapsamı ve Uygulamada
Yaşanan Sorunlar
Gerek iş hayatında gerekse sosyal yaşamın her aşamasında yaşanan hızlı deği-
şimler ile teknolojide meydana gelen baş döndürücü gelişmeler neticesinde çalış-
ma hayatında özellikle taahhütle ikmal edilen işlerin tamamını yapmayı taahhüt
eden işverenlerin, aldıkları işin çeşitli bölümlerini öncelikle işin maliyetini düşür-
mek ve yasaların kendilerine yüklediği yükümlülükleri yaymak amacıyla alt işve-
renlik, yani taşeronluk müessesesine başvurduklarını görüyoruz. 2003 yılında yü-
rürlüğe giren 4857 sayılı İş Yasası’ndan önce, mevcut 1475 sayılı İş Yasası’nda
asıl işveren alt işveren ilişkisinin hangi koşullar altında kurulabileceğine ilişkin her
hangi bir düzenleme ve sınırlama yer almamaktaydı. Dolayısıyla asıl iş sahipleri
işin istedikleri kısımlarını istedikleri şekilde taşeronlara devredebilmekte ve bu
davranışları da yasal boşluk nedeni ile bir hukuksuzluk teşkil etmemekte idi. Bu-
nun sonucu da uygulamada asıl işverenlerde asıl işi almak dışında başka bir iş
yapmamak eğilimi söz konusu olmaktaydı. Yürürlükte bulunan 4857 Sayılı İş Ka-
nunu ile daha evvel yapılan her işten üçüncü bir işverene iş verme durumu orta-
dan kaldırılmış ve artık belli şartların varlığı halinde taşeronluk müessesesinin
gerçekleştirilebileceği düzenlenmiştir.
A- 4857 Sayılı Yeni İş Yasası’nda Taşeronluk Müessesesinin Düzenlenmesi
4857 sayılı yeni İş Yasası alt işvereni, “tanımlar” başlığı altında 2. maddesi son
fıkrası ile düzenlemektedir:
“Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yar-
dımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile tek-
nolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlen-
dirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş
aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir.
Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu
Kanun’dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş söz-
leşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya de-
vam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde
çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel ola-
rak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edi-
lerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak
işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık
gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”
B- 506 Sayılı SSK Kanununda Taşeronluk (Aracı) Müessesesinin Düzenlenmesi
“Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış
olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü
47
kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur... Bir işte veya bir işin bölüm veya eklen-
tilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı
denir.”
hükmüne yer vermiş olmakla aracı adı altında taşeronluk kurumunu düzenlemiştir.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde Hukuksuzluğun Yasal Adı: Taşeronluk
Kapitalist sermaye birikiminin bugün ulaştığı aşamada, sermayeler arasındaki re-
kabetin bir sonucu olarak üretim ilişkilerinde bir takım dönüşümler meydana gel-
miştir. Bu dönüşümler endüstri ilişkilerinde değişik uzmanlaşma ve iş bölümünü
biçimlerinin kullanılması üzerine kuruludur. Ancak nitelikleri gereği taahhütle ikmal
edilen ihale konusu işlerde asıl işverenin (müteahhit) alt işverene başvurma ama-
cının, çalıştırdığı sigortalı sayısının İş Kanunu’nda belirtilen yükümlülüklerden
özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma yükümlülüğü, işyeri hekimi istih-
damı, İş Sağlığı ve İş Güvenliği kurulu kurma yükümlülüğü, işyeri sağlık birimi
oluşturma yükümlülüğünü yerine getirmekten kaçınma ve işyerinde çalışan sigor-
talıların iş güvencesinde olma hakkının meydana gelmesine mahal vermemek gi-
bi amaçlarla kullanıldığı gözlemlenmektedir.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…Ç.’de olay oldu, Bakanlıktan geldiler.
Ölüm zamanı Ç.’de taşeronlar, hepimizi topladılar, konteynırda. “Eğer ba-
kan gelir sizi çağırır sorarsa biz ustabaşıyız, taşeron değiliz”, dediler. Çün-
kü ana firma yapmakla yükümlü ya asıl işi, taşeronlar değil, suç. Bakan gel-
diğine biz görmedik. Kendi akrabalarını çağırdılar, onlar gitti yanına. Müfet-
tişler de tek tek işçileri çağırmadı. Müfettiş gelecek diye, hayret ettik, bize
yeni ayakkabı, yeni baret, tulum, eldiven, emniyet kemeri verdiler. Müfetti-
şin geleceğini bize öncede haber vermişlerdi. Müfettişler zaten haberli ge-
liyor. Milyon dolarlar dönüyor, o yüzden engellemiyorlar.”
Asıl işverenlerin taşeron firmaya verdikleri işler, işçiler bakımından normal şartlar-
da yürütülen bir iş olmaktan çıkıp, çalışma şartlarının ağırlaştırılabildiği ve ağırlaş-
tırıldığı (kadrolu işçi olarak çalışmayı “normal” olarak nitelediğimizde) anormal
şartlara dönüşmektedir. Bu anormal şartlar sigorta kaydının yapılmaması, daha
düşük ücretten yapılması, sahte çıkış-girişlerin yapılması, “yevmiyeci”lik, çoğu du-
rumda daha düşük ücret ödenmesi, hatta bazen ödenmemesidir. Böylece asıl iş-
veren, kendi işçisi olduğunda normal ücretinin yanısıra daha birçok konuda
harcama yapmak zorunda kalacağı işçiyi taşerona transfer edince, kârlılık
düzeyini artırmak için kendisinin yapmak zorunda kalacağı birçok işi taşe-
rona yaptırmış olmakta, yani ana firmalar yasaların işverene yüklediği so-
rumlulukları asıl işle birlikte taşerona devretmekte, hukuki ve ceza-
i sorumluklardan bir yönü ile kaçınmakta ve daha da önemlisi kamuoyunun
gözünde ölümlü iş kazalarının birinci dereceden faili olarak görülmekten im-
tina etmiş olmaktadırlar.
48
Tersanelerde yapılan işlerin ilk grubunda yeralan idari işlerde ve yoğun teknoloji
içeren işlerde çalışan işçilerin büyük bir çoğunluğu tersanenin kadrolu işçisidir.
Fakat asıl iş olan montaj, kaynak, taşlama, boru vb. işler ise neredeyse yüzde yüz
taşeron firmalara yaptırılmaktadır. Orta ölçekte bir tersanede üçü montaj işleriyle,
beşi kaynak işleriyle, ikisi taşlama, biri boru işiyle ilgili ondan fazla taşeron firma
çalışabilmektedir. Normal şartlarda bile oldukça riskli olan gemi inşa işi, bu
kadar çok firmanın, demek oluyor ki bu kadar çok başlılığın bulunduğu bir
ortamda güvenlikli bir iş akışı ve planlaması sağlanamadan, mevcut riskleri
daha da artırıcı bir şekilde yapılmakta, bu da kazaların ve meslek hastalıkla-
rının olağanüstü sayılara çıkmasına neden olmaktadır.
Bu konuyla ilgili şu örnek verilebilir: Kaynak ve montaj işi, işin gerektirdiği titizlik
ve kullanılan malzemenin kimyasal içerikleri nedeniyle oldukça yıpratıcıdır. Birin-
cisi, aynı pozisyonda kolların belli bir hareketsizlikle durması, bunun damar kas-
larına yaptığı sıkıştırmalar ve genel olarak omuriliğe uygulamış olduğu baskı söz
konusudur. İkincisi çok dar bir alanda saatlerce süren kaynak havada bulunan ok-
sijeni tüketmekte ve zehirlenmelere yol açmaktadır. Diğer yandan işçiler uzun sü-
reli X ışınları ve çeşitli kimyasal gazlara maruz kaldıklarından birçok hastalığa va-
ran rahatsızlıklar baş göstermektedir. Bunun için tersanelerin kaynakçılara “tavsi-
yesi” deri giysiler, önlükler giymeleri yönündedir. Bunu karşılamaya ise yanaşma-
maktadırlar. İşte kaynakçılardaki yıpranmanın temel sebepleri yapılan işin öne-
minden dolayı sarfedilen azamı gayret ile çalışma ortamının fiziksel olarak uygun-
suzluğu ve maruz kaldıkları kimyasalların sağlıklı bir şekilde tahliye edilmemesi-
dir. Halbuki işçilerin çalışma koşullarının, sağlık ve güvenlik açısından uygun ol-
ması gerekmektedir. Bunun için, kurallarına uygun şekilde risk değerlendirmesi-
nin yapılması, bu değerlendirmenin gereklerinin yerine getirilmesi, ortam ölçümle-
ri ve işçi muayenelerinin aralıklı olarak tekrar edilmesi gerekir. Çalışma süreleri,
ağır ve tehlikeli bir iş kolu teşkil eden sektörde tüm bu çalışmaların sonuçlarıyla
birlikte haftada 37,5 saat limitini aşmayacak şekilde, belirlenmelidir. İşin parçalan-
mışlığı ve riskin bu işletmelere aktarımının kural olduğu gemi inşa ve onarım sek-
töründe bu gibi önlemler istisna olarak kalmaktadır.
Avukat Tanıklığı: “Taşeron sisteminin kazaların olmasına ve artmasına
yaptığı etkiyi gösteren bariz bir örnek olarak 24 yaşında ve 4 aylık mühen-
dis iken geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeden gemi mühendisi S.’nin hi-
kayesini verebiliriz. S, işverenin işe uygun işçi çalıştırma ve işyerinin gü-
venliğinin alınmaması şeklindeki iş güvenliği ihlali sonucu hayatını kaybet-
miş bir mühendisti. 25 yıllık bir tamir gemisinde taşerona bağlı olarak kon-
trol mühendisliği işiyle çalışmaktayken, ambara inen kedi merdiveninin
standartlara uygun olmaması ve tamir işinde bunun öncelikli olarak düzel-
tilmemesi nedeniyle Loyd kuruluşun denetimi sırasında, ambara kedi mer-
diveninden inerken ayağı kaygan grid tozları nedeniyle kayarak 10 m. yük-
seklikten ambar zemininde bulunan grid çuvallarının üzerine düşmüş, iç or-
49
ganları hasar gördüğü için 2,5 saatlik bir mücadele sonucunda hayatını
kaybetmiştir. Bu olayda da, kedi merdiveninin ambar girişindeki ilk bölümü-
nün kaportası ve merdivenin geri kalanı IMO kurallarına uygun olsaydı,
merdivenin korkulukları bulunsaydı, işveren emniyet kemeri ve çelik uçlu
gemi ayakkabısı tahsis etseydi, bunların da ötesinde tecrübesiz bir mühen-
disi, yetki verilerek hem de artık ıskartaya çıkması gereken 25 yıllık bir ta-
mir gemisinde kontrol mühendisi olarak değil de yardımcı olarak çalıştırıl-
mış olsaydı, bu genç mühendis de hala hayatta olacaktı.”
Gerek İş Kanunu’nda gerekse 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’ndaki düzen-
lemelerin uygulamada yaşanan sorunları telafi edici, ortadan kaldırıcı, yaşanabi-
lecek hak kaybının tam olarak önüne geçici, net, açık ve anlaşılır, yoruma mahal
vermeyecek düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde taraflar ara-
sında mevzuatta oluşan ve oluşabilecek boşluklardan dolayı hak arama sürecin-
de dengesizliklere mahal verilmektedir.
5.6. Taşeronluk sistemi neden ölümlü iş kazalarına davetiye
çıkarmaktadır?
Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Başkanı'nın 2007 içerisinde yedinci tersane işçisinin
hayatını kaybettiği günün hemen ertesi günü basında yeralan demecindeki "Bizim
kârımız tamamen işçilikten, işçilik fiyatları da Avrupa'nın fiyatlarına gelirse, Türki-
ye'deki gemi inşa sanayisinin avantajları yavaş yavaş ortadan kalkar" ibaresi(24),
taşeronluk sisteminin yapısal bir işgücü maliyeti tasarrufu sistemi olduğunu göz-
ler önüne sermektedir. İşyeri güvenliği, kişisel koruyucu donanımın sağlan-
ması gibi hayati öneme sahip ve yasal tedbirler, küçük kâr marjlarıyla çalı-
şan taşeron şirket sahibinin vicdanına bırakılmış keyfi bir karar haline gel-
mekte, gözlerimizin önünde her ay tersanelerden ölüm haberleri gelmeye
devam etmektedir. İşyeri güvenliğinin sağlanmasını, güvenli iskele, sağlam elek-
trik kablosu veya baret, koruyucu gözlük, emniyet kemeri talep etmekte ısrarcı ol-
mak, fazla mesaiye kalmak istememek, sendikalı olmak ve SSK primlerinin yatı-
rılıp yatırılmadığını takip etmek işten çıkarılma nedeni olabilmektedirler. Tersane
sahibi işverenle karşılaştırıldığında mali gücü ve kurumsallığı çok daha zayıf olan
taşeron şirketler, kişisel koruyucu donanım temin ettikleri zaman standartlara uy-
gun olmayanları, "ucuzundan" ve yoğun çalışma şartları için kullanışlı olmayanın-
dan seçebilmektedirler. Tuzla Havza'sında işportalarda bile satılmakta olan baret,
tulum, maske işlevlerini yerine getiremeyecek kadar standartların altında ve temin
edilmesi küçük işletmelerin keyfiyetindedir.
Gene İş Yasası'na göre 50'den fazla işçi çalıştıran işletmelerde bulundurulması
gereken iş güvenliğinden sorumlu mühendis ya da teknik eleman ve işyeri hekimi
hizmetlerinden, sadece tersanelerde kadrolu olarak çalışanlar, yani on işçiden bi-
ri faydalanmaktadır.
(24)
http://www.denizticaretgazetesi.org/index.php?haber=5884, 1 Eylül 2007, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
50
Çalışan sayısı 50’den az ve birinci sınıf gayri sıhhi müesseselerden olan bu işler-
de işin gerektirdiği özellikleri haiz sorumlu müdür bulundurulması gerekir. Bu du-
rumun uygulamada varolup olmadığı incelenmeli, varolduğu görüldüğünde bile
görevini yerine getirip getirmediği denetlenmelidir. İş Kanunu’nun 80.Maddesi’nin
üçüncü fıkrasına dayanılarak çıkarılan “İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları Hakkın-
daki Yönetmelik” İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili çalışmalarda bulunmak üze-
re İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları’nın hangi işyerlerinde kurulacağı ve bu kurul-
ların oluşumu, çalışma yöntemleri, görev, yetki ve yükümlülükleri belirtilmiştir. Bu
yönetmeliğe göre, sanayiden sayılan ve devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran ve
altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde her işveren bir İşçi Sağlığı ve
İş Güvenliği Kurulu kurmakla yükümlüdür.
Ancak bu maddede öngörülen yükümlülüğün Tuzla tersaneleri açısından üzerin-
den atlanamayacak şöyle bir özelliği bulunmaktadır. Mevzuatta bildirilmiş olan iş-
çi sayısı ve işin süresinin hesabında asıl işveren-alt işveren işçilerinin ve iş süre-
lerinin ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacağıdır. Bir başka deyişle ana işin bir
bölümünü yapan taşeron ancak, 50 ve üzeri işçi çalıştırıyorsa ve yapacağı işin sü-
resi altı ayı geçiyor ise, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu oluşturmak yükümlülü-
ğü altında bulunacaktır.
Yasalarda ve diğer mevzuatlarda kurulması gereken kurulların kurulmamasının
ya da bulundurulması gereken çeşitli personel ve diğer unsurların işverence te-
min edilip edilmediğin denetimi de çalışma hayatının bütününün denetimini elinde
Fotoğraf: Alaattin Timur
İşçiler öğlen yemek kuyruğunda bekliyorlar.Yoğun iş temposundan sıyrılıp yan yana gelmek ve sohbet etme fırsatı.
51
bulunduran organ olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca yapılacaktır.
ÇSGB’na bağlı çalışan yetkili iş müfettişlerince yapılacak olan bu denetimler, işçi-
nin şikayeti üzerine ya da gerektiği hallerde yapılmaktadır. İş Kanunu’nun
92.maddesinde karşımıza çıkan bu gerekli hal nasıl ve neye göre belirlenecektir?
Tüm ayrıntıları ile ilgili bir denetim mekanizması tanımlanmamakla birlikte uygu-
lamadaki sorunlarla birlikte denetim caydırıcı işlevinden uzaklaşmıştır. Özellikle
teftişlerin işverenlerin bilgisi dahilinde gerçekleşmesi, cezaların göstermelik oluşu
ve son olarak da bu teftişlerin yürütme organı tarafından sevk ve idare edilmesi
ile denetimlerin objektif bir ölçüt olamamalarının da ötesinde İşçi Sağlığı ve İş Gü-
venliği açısından ise merkezi bir yörüngede durmamaktadır.
Kadrolu-taşeron işçi ayrımı, yemekhaneye giriş sırası ve soyunma odalarında bile
yapılmaktadır. İşçilere, işveren tarafından yasa gereği sağlanması gereken kişisel
koruyucu donanımlar ise işportaya “düşmüş”, CE belgesi olmayan standart dışı mal-
zemelerle sağlanmaktadır. Bunlar, Tuzla Tersaneler Bölgesi'nde ilk teftişte bile
tespit edilebilecek, yasal olmayan ve insan hayatına kasteden uygulamalardır.
5.7. İstihdam istatistiklerindeki çelişkiler taşeronluk sisteminin
getirdiği kayıt dışılığın kanıtı mıdır?
Ulaştırma Bakanlığı’nın verilerine göre, 2002 yılında kullanılan kapasiteye göre
istihdam, 13 bin 545 kişi iken; 2005 yılında kullanılan kapasiteye göre istihdam 24
Fotoğraf: İlhan Beyoğlu
İşçiler öğle arası yemekhanede yemeklerini alıyor. Öğle arası bir saattir ve yemekler tabldot usulü verilir.
52
bin 200, 2006 yılında ise 28 bin 580 kişiye ulaşmıştır. Tersanelerde sağlanan doğ-
rudan 28 bin, dolaylı 85 bin kişilik istihdam demektir. Sektör, bugün yan sanayi an-
lamında 500 iş kolunu beslemektedir. 2010 yılında doğrudan istihdamın ortala-
ma 45 bin olması beklenmektedir. Bu da 135 bin kişinin dolaylı istihdamı de-
mektir(25).
Sanayi Odası'na kapasite raporlaması için başvuran deniz ulaşım araçları inşa
ve onarımı sanayi başlığı altındaki 120 kayıtlı üreticinin, usta, mühendis, idari per-
sonel ve işçi dahil olmak üzere 4.960 çalışanı olduğu görülmektedir(26).
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, gemi inşa sektöründe 17
bin 572 işçi çalışmaktadır(27). Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Nisan
2007 raporundaki verilere göre, tersanelerde çalışan 16 bin 173 işçiden 12 bin
427`si taşerona bağlıdır.
Tablo 8: ÇSGB İş Teftiş Kurulunun NİSAN 2007 Raporu
Kaynak: ÇSGB (Nisan 2007), s.13.
Tablo 9: ÇSGB İş Teftiş Kurulunun EKİM 2007 Raporu
Kaynak: ÇSGB (Ekim 2007), s.7.
Son (Ekim 2007) teftiş raporuna göre ise, işyerlerinde, 5 bin 320 asıl işveren, 8 bin
811 alt işveren işçisi olmak üzere toplam 14 bin 131 işçinin çalıştığı tespit edilmiştir(28).
(25)
Kaynak: http://www.ubak.gov.tr/ubak/tr/ilkler.php#deniz, en son 15 Aralık 2007’de okundu.
(26)
Kaynak: http://sanayi.tobb.org.tr/sektor_il_detay.php?kodu=3841&il=34, en son 15 Aralık 2007’de okundu.
(27)
http://www.calisma.gov.tr/CGM/01_2008_2821_istatistik.htm, Ocak 2008 istatistiği, en son 22 Ocak
2008’de okundu.
(28)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ekim 2007 İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Raporu, http://www.calis-
ma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf, s.7.
53
Fotoğraf: İlhan Beyoğlu
Metal plakaları oksijen kaynağı ile kesiliyor.
Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ise bu rakamı 2006 senesi için, kadro-
lu-taşeron farklılaştırmasına gitmeden 24 bin 823 olarak vermiştir(29). Kurumun yö-
netici kadrosunun Tuzla Tersaneler Bölgesinin İstanbul’un sanayisizleştirilmesi
amacına dönük olarak taşınması gündeme geldiğinde basına yansıyan çeşitli
açıklamalarında bu rakamı 45 bin olarak telaffuz ettikleri de olmuştur(30).
Görüldüğü gibi işveren örgütleri ve kamu kurumları kendi içlerinde birbirlerinden
bir hayli farklı istihdam rakamları beyan etmektedirler. Hatta aynı kamu kurumu-
nun kullandığı istatistikî bilgiler dahi farklılaşmaktadır. Dolayısıyla bu kurumların
izlediği politikaların belirlenmesinde oldukça önemli bir veri olan istihdam
rakamındaki çelişik bilgiler yapısal sorunlara da işaret etmektedir.
İstihdam rakamlarındaki bu büyük çelişkiler, sektörün en önemli aktörleri olan bü-
yük gemi inşa sanayicileri tarafından altsözleşme ilişkileri ile iş verilen taşeron ti-
pi üretim formunun kayıt dışılığa ve ciddi bir işçi sirkülasyonununa mahal verdiği-
nin açık göstergesidir. Taşeron ve fason işletmeleri üretim ağına katarak üre-
timin coğrafi dağınıklığı ve denetlenmezliğinin sağlanması bir yana, taşe-
ronların ve fasonların kendi işlerini alt-taşeronlara devretmesi sonucu orta-
ya çıkan risk ve sorumluluğun dağıtılması olgusu da bu yapıya uyumsallaş-
tırılmamış hukuki denetimlerin sonuç almasını zorlaştırmaktadır.
(29)
http://www.gisbir.com/DesktopDefault.aspx?tabid=237, 9 Aralık 2007’de okundu.
(30)
Dünya Gazetesi, Perşembe Rotası Eki, 26 Ekim 2006: “Tuzla Tersaneleri Kaldırılmayacak”.
54
5.8. Dünya deniz araçları üretimi sektöründe Türkiye’nin ve
diğer ülkelerin payları
Özellikle 2004 senesinden sonra çarpıcı bir şekilde büyümeye başlamış olsa da,
Türkiye’deki gemi inşa sanayi halen dünyadaki gemi inşa sanayinin ürettiği tüm
katma değer içerisinde küçük bir paya sahiptir: Nisan 2006 itibarıyla, dünya gemi
inşa kapasitesi ve yeni siparişleri içinde % 0,7 ve gemi tesliminde ise % 0,5 paya
sahip bulunmaktadır. Türkiye gemi tesliminde dünyada 11. sıradadır(31). Yumurta-
lık Serbest Bölgesi ve Gelibolu’ndaki inşaatına yeni başlanan tersanelerde uzun
vadede 300.000 dwt’ye kadar gemi inşası yapılabileceği iddia edilse bile, Türki-
ye’de halen tek parçada azami 80.000 dwt’a kadar gemi inşa edilebilmektedir.
Türkiye’deki gemi inşa sanayi, 250-300.000 dwt’lik gemiler inşa kapasitesine sa-
hip olan sektörün devleri Güney Kore, Japonya, AB ülkeleri ve Çin’in çok gerisin-
de kalmaktadır.
2001’de Güney Kore hakkında hazırlanmış bir sektörel çalışmada, Gemi İnşa Sek-
törü’nün dünyadaki yapısı şu şekilde özetlenmiştir(32): Yüksek karmaşık gemiler ka-
tegorisinde (yolcu gemileri, kruzerler, kargo taşımayan gemiler, balıkçı gemileri) AB
ülkeleri son yirmi senede geçirdikleri önemli sanayisizleşme ve tersanelerin kaydı-
rılması hareketlerine rağmen halen % 65’lik bir payla birinci sıradaydılar. Orta kar-
maşık olarak nitelendirilen gemilerde (konteynerler, Ro-Ro gemileri, kimyasal tan-
kerler, LPG/LNG gemileri, frigofrikler) AB, Japonya ve Güney Kore yaklaşık %30’luk
bir payla piyasayı paylaşmaktaydı. Düşük karmaşık gemilerde (tanker ve dökme
yük gemileri) piyasada % 53’lük bir payla Japonya lider konumundaydı.
Bu rakamlar, sektörün hızla yükselmeye başladığı 2004’den sonra değişmeye
başlamıştır. Teknolojik altyapının AB ülkelerindeki tarihsel olarak ileri konumu gö-
zönünde bulundurulduğunda, yukarıda özetlenen 2001 çıkış noktasına bazı nok-
talarda bağımlılık devam etmektedir. En büyük yapısal değişiklikler şunlardır: Gü-
ney Kore, özellikle tek başına bu ülkedeki tersanecilik sektörünün taşıyıcısı olan
Hyundai Tersanesi, düz toprak zeminde gemi inşa edip, daha sonra bunları dala-
bilen barçlara veya yüzer havuzlara çıkartma metoduyla, üretim alanının klasik
tersane alanının dışına taşırarak, gemi inşa kapasitesini önemli ölçüde artırmıştır.
Güney Kore 2005 yılının ilk yarısındaki yeni gemi inşa siparişlerinde toplam dwt
üzerinden (227 milyon dwt) % 37’lik bir pay ile birincidir. Çin’deki en büyükleri 100
bin’den fazla işçinin istihdam edildiği iki kamu tersanesinde üretim kapasitesi hız-
la artmakta ve Çin orta vadede dünya liderliğine aday olmaktadır(33).
(31)
DPT. IX. Kalkınma Planı (2007-2013), s. 41.
Irnen, LY / Sumague, A / Ye, X / Lixiang, Z (2001): Korean Shipbuilding Industry: Strategies for Glo-
(32)
bal Competitiveness, Nanyang Technological University, Nanyang Business School, MBA Thesis,
Nanyang’dan alıntılayan, DPT IX. Kalkınma Planı, s.44.
(33)
Schiffbaunation China. Mit aller Macht nach vorn (Eylül 2004), Almanya IG-Metall Küste Sendika-
sının Çin Gemi İnşa Sanayi sektörü hakkındaki yayını, s.10.
55
Tablo 10: 2004 yılında başlıca ülkelerin adet, GRT ve CGT bazında teslim ettiği gemiler.
Kaynak: 2005 OECD verilerinden aktaran, DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu
2006, s.6.
Ulaştırma Bakanlığı’nın verilerinde, Türkiye gemi inşa sanayi’nin 2002 yılında
dünya sıralamasında 23üncü iken, 2007 yılında 1.8 milyon dwt'lik siparişle 8inci
sıraya yükseldiği ifade edilmekte, dünya genelinde yeni gemi teslimleri son üç yıl-
da % 89 büyüme gösterirken, Türkiye'nin aldığı yeni gemi siparişleri aynı dönem-
de % 360 büyüdüğünün altı çizilmektedir. Kanımızca, Bakanlık’ın Türkiye gemi in-
şa sanayinin 6 milyon dwt/yıllık bir kapasite ile 2010 yılında dünya dördüncülüğü-
ne yükseleceği öngörüsü(34), Türkiye’nin küresel piyasalarda rekabet içinde oldu-
ğu orta karmaşık gemiler kategorisindeki dev aktörlerin, yani Güney Kore ve yük-
selmekte olan Çin’in yatırım ve büyüme hızları yeteri kadar dikkate alınmadığı için
gerçekçi değildir. Özel müteşebbisler rakiplerini daha gerçekçi tartmaktadırlar:
Kalkavan, Yardımcı gibi Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin halihazırdaki büyük serma-
yedarlarının öncülüğünde oluşturulan Gelibolu Gemi Endüstrisi Sanayi ve Ticaret
A.Ş.’nin 2008 yılında inşaatına başlanacak ve 4 etapta 2010 yılında tamamlanma-
sı planlanan Gelibolu Tersane’sinin önüne koyduğu hedefler özel sektörün reka-
bet öngörülerini yansıtmaktadır. Gelibolu Projesi Yürütme Kurulu Temsilcisi Ahmet
Kalkavan’ın Anadolu Ajansı’na geçen Aralık ayında verdiği açıklamada, yüksek
(34)
http://www.ubak.gov.tr/ubak/tr/ilkler.php#deniz, en son 3 Ocak 2008’de okundu.
56
Fotoğraf: İlhan Beyoğlu
karmaşıklıkta gemi yapımı (yolcu gemisi, görünmezlik teknolojisine sahip firka-
teynler, özel ve lüks tekne) altyapısını da içereceğini ifade ettiği tersane için “Bu
tersane, Türkiye'deki tersanelere rakip değil, Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelere,
alternatif bir tersane olacak...Gemi inşaatı piyasasının sipariş listesi, dünya tersa-
nelerinin dolu olması nedeniyle Türkiye bu alanda iyi bir fırsat yakaladı. Avrupa
gemi inşaatı firmaları ve Avrupa menşeli armatörlerle iyi ilişkiler ve projelere da-
yalı çalışma şeklini geliştirip, Uzak Doğu tersaneleriyle rekabet edebilme imkanı
bulacağız'' açıklamasını yapmıştır.(35)
Mevcut iktidarın dünya piyasalarında rekabet edebilirliğin sağlanması için gemi in-
şa sanayicilerine her türlü desteği verdiği, gerek Ulaştırma Bakanlığı’nın ifadeleri
gerek de yeni tersane alanlarının açılmasına dair sağlanan kolaylıklar, vergi indi-
rimi (deniz araçlarına yakıt alımında Özel Tüketim Vergisi – ÖTV indirimi, % 40
yatırım indirimi, % 100 gümrük muafiyeti) gibi politikalarda açık olarak görülmek-
tedir. Bu büyümenin taşıyıcıları halen neredeyse % 100’e varan oranlarda Türki-
ye kaynaklı sermayedir. DPT’nin son raporunda, sektöre yabancı sermayenin ya-
tırım yapma ihtimalinden kısaca bahsedilmiş, genelgeçer bir çıkarım yapılmıştır:
(35)
http://www.denizticaretodasi.org/DetoPortal/Default.aspx?tabid=1&mid=1047&ctl=Edit&Habe-
rID=83fb4a04-c0de-43b6-ac79-31d53d1b1b5e, 7. Aralık 2007 tarihli haber, en son 3 Ocak 2008’de
okundu; Milliyet, 7 Aralık 2007, s.9.
57
“Doğrudan yabancı sermaye yatırımı piyasada kendini kanıtlamış Türk firmaları
ile ortaklık şeklinde gerçekleşmesi beklenmelidir”.(36) Yaptığımız basın taramala-
rından henüz gemi inşa sanayinde kayda değer bir yabancı sermaye doğru-
dan yatırımına rastlanmamıştır. Bu da önümüzdeki dönemdeki büyüme, ter-
sanelerin sayısının artması, istihdamın artması, rekabeti sağlayıcı politika-
lar için devlet kurumları nezninde lobi faaliyetleri ve kârlılığı artırmak için
emek ve iş güvenliği maliyetlerinden tasarrufu sağlayan eski (taşeronlaştır-
ma) ve yeni çalışma ilişkilerinin yerleştirilmesi gibi atılımların taşıyıcısının,
kendi filoları olan ve diğer sektörlere yatırımlar yapabilen “küreselleşmiş
yerli sermaye” olacağını düşündürtmektedir.
(36)
DPT IX. Kalkınma Planı (2007-2013), s.61.
58
6. İŞ KAZALARINA DAVETİYE ÇIKARAN ORTAM
6.1. ‘Yükselen’ bir sektör: Artan iş ritmi ve daralan çalışma
mekânı
Denizcilik Müsteşarlığı Gemi İnşası ve Tersaneler Genel Müdürü Sami Kabaş,
Tuzla Tersanelerinde tamamlanan üç kimyasal tankerin denize indirilme törenin-
de yaptığı konuşmada "Türkiye, dünya denizcilik sektöründe hak ettiği payı alabil-
mek için yürümek değil adeta koşuyor"(37) dedi. Sektördeki bu büyüme ve başa-
rının nemalarının İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusundaki ilerlemeleri finan-
se edilecek şekilde de kullanılmasının bir zorunluluk olduğunun altını çiz-
mek istiyoruz. Artan siparişleri yetiştirme kaygısı ile işin hızlanmasının ve
üretim teknikleri ve teknolojisindeki ilerlemelerin çalışma sürecini olumsuz
şekilde etkilemesi karşısında, emeğin giderek bu hıza ayak uyduracak es-
nekliğe “koşturulması”, sektördeki büyümenin sürdürebilirliği ve insan ha-
yatı konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
önlemlerini sadece rekabeti zorlaştıran bir maliyet kalemi olarak gören anlayışın,
denetimleri gerçekleştiren ve hukuki yaptırımları güçlü kılan kamu kurumlarına
kadar sirayet etmiş olması, iş kazalarının son yıllarda bu kadar artmasının neden-
leri arasında görülmelidir. Zira bir sektörün ihracat potansiyeli ve istihdama sun-
duğu katkı, işçilerin hayatlarını kaybetmeleri karşısında değersizleşir.
Aşağıda aktarılan SSK verilerine göre Türkiye ekonomisinin yükselme dönemle-
riyle ölümlü iş kazalarının arttığı dönemler örtüşmektedir. Aşağıdaki istatistikten,
ekonomik büyümenin İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı'nda bir yapısal bir düzelmeye yol
açmadığı anlaşılabiliyor. Her ne kadar aşağıda verilen kayıtlı iş kazası sayıları, is-
tihdamın parçalanmış ve kayıt-dışı yapısına paralel olarak sınırlı bir bilgi verse de,
bir eğilimi göstermesi açısından önemli. Kriz yılları olan 2001'den itibaren ölümlü
iş kazalarında düşüş, makroiktisadi büyüme ve refah yılları olarak tanımlanan
2005'lerden itibaren ciddi bir artış gözlemliyoruz. 2006 senesi, iş yerinde canını
bırakan işçilerin sayısının bir sene içerisinde 1096'dan 1601'e çıkması açısından
öncelikle incelenmesi gereken bir sene olarak göze çarpmakta. Bu çarpıcı artı-
şın, Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki son ölümlü iş kazalarına verilen ilk tep-
kilerden biri olan “işçiler eğitimsiz, o yüzden kazalar artıyor” açıklamasının
da yanlışladığı kanısındayız. “İşçilerin genel eğitimsizliği” yerine, “nemaları
paylaşılmayan genel ekonomik büyümenin” iş kazaları bağlamında irdelen-
mesi gerekliliği aşağıdaki istatistiklerde açıkça görülmektedir.
(37)
Zaman, 8 Mayıs 2007.
59
Tablo 11: Türkiye’de Kayıtlı İş Kazası Sonucu Ölüm Sayıları:
Sene 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006
Ölümlü
İş Kazaları 1453 1252 1333 1773 1008 878 811 843 1096 1601
Kaynak: Referans Gazetesi, 10 Ekim 2007.
Makro verilerden GİSBİR’in istatistiklerinden derlediğimiz üretim ve ihracat düze-
yine bakarsak, sektörün büyümeye başladığı 2001 mali krizi sonrasındaki ölümlü
iş kazalarının üretim düzeyi ile paralellik izlediğini gözlemlemekteyiz. 2003 sonra-
sı dönem, daha önce de ifade edildiği gibi Türkiye gemi inşa sanayinin özellikle
10-15.000 dwt’luk kimyasal tankerlerde ve yatçılıkta dünyada ön plana çıktığı dö-
nemdir.
Tablo 12: Türkiye Gemi İnşa/Tamir Sektöründe Üretim ve İş Kazası Sonucu Ölüm Sayıları
Türkiye Gemi İnşa/Tamir Ölümlü
Sektöründe Üretim İş Kazaları
2001 147.130 DWT 1 işçi
2002 84.700 DWT 5 işçi
2003 106.450 DWT 3 işçi
2004 293.229 DWT 5 işçi
2005 331.740 DWT 8 işçi
2006 556.285 DWT 10 işçi
2007 1.007.968 DWT 12 işçi
Kaynak: http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tersane.pdf; Limter-İş Sendikası verileri; www.gisbir.com
sitesindeki 2001-2007 verilerinin derlenmesi.
Sektörel gelişmeye paralel olarak Türkiye Gemi İnşası ve Tamiri sektöründeki
ölümlü kazalar 1992 senesinden sonra artmıştır. Tuzla'ya tersanelerin taşınma ta-
rihi olan 1983'den bu yana Tuzla’da 59 işçi iş kazasında ölmüşken, bu ölümlerin
58'i 1992 yılından sonra gerçekleşmiştir(38). Büyüme rakamlarını verdiğimiz yıllar-
daki ölümlü iş kazaları ise şu şekilde seyretmiştir: 2001'de 1 işçi, 2002'de 5,
2003'de 3, 2004'de 5, 2005'de 8, 2006'da 10, 2007 senesinde ise 12 işçi (11’i Tuz-
la Tersaneler Bölgesi’nde olmak üzere(39)) ve 2008’in ilk günlerinde de bir işçi iş ye-
rinde üretim sırasında hayatını kaybetmiştir. Bu rakamlar, iş kazası bildirim prose-
dürünün gerektiğince ve yasada belirtildiğince işletilmediği bir sektörde, DİSK'e
bağlı Limter-İş Sendikası'nın çabalarıyla bir araya getirilmiş kayıtlardan ibarettir(40).
(38)
1982-1992 seneleri arasındaki iş kazalarının kayıtlarına, bu süre içerisinde DİSK’e bağlı olan Limter-
İş sendikası, DİSK’in diğer bütün sendikaları gibi kapatılmış olduğundan daha zor erişmekteyiz
(39)
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ekim 2007 İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Raporu, http://www.ca-
lisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf, s8. Bu verilere Kasım ayındaki üç ölümlü iş kazası da eklenmiştir.
(40)
bkz. Ek VI : Limter-İş Sendikası’nca derlenen ölümlü iş kazalarında hayatını kaybeden işçilerin listesi.
60
Fotoğraf: Alaattin Timur
Bir işçi demir parçaları arasında sigara molası veriyor. Yoğun çalışma temposu içinde kısa bir soluk.
Yarı-kayıtlı ve kayıt-dışı işçi sirkülasyonunun yoğun olduğu Tuzla Tersaneleri'nde
kayıtlara geçmeden yaşanan ölümlü ve ağır yaralanmaya sebep olan iş kazaları-
nın da varlığı kuvvetle muhtemeldir(41).
Mühendis tanıklığı: “…Bizim tersanede şu anda yedi proje (yedi ayrı ge-
mi demektir) yürütülüyor. Kırka yakın proje yaşama geçirilmek üzere bizi
bekliyor. TSK’ya da teklif verdik.”
Mühendislerin tanıklarının üretimin ne kadar hızlandırıldığının, bunun da üretim
ilişkilerinde ve emek sürecindeki etkilerini göstermektedir.
Mühendis tanıklığı: “…Ben çalışırken bir gemi yaptık ama benden önce
21 gemi yapılmış ve aynı büyüklükte gemiden 10-11 tane daha yapacak-
lar.”
En erken 2009'a kadar yeni sipariş alamayacak kadar dolu olduğu ve tam kapa-
site çalıştığı Gemi İnşa Sanayicileri Birliği tarafından deklare edilen Tuzla Tersa-
nelerindeki büyümeye, tersanelerin üretim süreci içindeki atölyelerde de tersane-
lerde olduğu gibi “iş yetiştirme” kaygısıyla bir zaman baskısı oluşturmaktadır. Ter-
Tablo 7’daki iş teftiş raporunun birinci sayfasında, işverene, iş kazasının hukuki süre içerisinde bil-
(41)
dirmediği için de ceza kesildiğine dikkatinizi çekmek isteriz. Bu belge, bunlar gibi hukuki sürece yan-
sımamış binlerce vakıa için temsiliyet gücü olan küçük bir örnektir.
61
sane, işi ne kadar hızlandırırsa fason atölyeler ve yan sanayide de iş o derece
hızlandırılacak, böylece istihdam düzeyi değiştirilmeden işçilerden daha fazla ça-
lışmaları istenmektedir.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Tersane kendi sahasında yer bulamadı-
ğı için dışarıya açılan bir [iş]kol[u]. Burada şunu gerektiriyor. İşte, tersane-
de yapılan blok kızağa konulduğunda, atölyedeki blok hazır olmalı ki bunu
hemen arkasına koyalım… Tersanelerde nasıl zaman baskısı yaşanıyorsa
[bağlı] atölyelerde de aynı şekilde yaşanıyor.”
Aynı zamanda işin ritminin hızlanması çalışma koşullarını da olumsuz etkilemek-
tedir. İş güvenliği açısından bakıldığında ayrı ayrı veya ard arda yapılması gere-
ken pek çok iş (montaj, kaynak, raspa, temizlik) zaman baskısından dolayı dar
tersane mekânında aynı anda gerçekleştirilmektedir.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…Atölyede yangın çıkıyor, yangına mü-
dahale edecek yangın tertibatı hiç yok. Köpük, tiner, marangoz, talaş, pol-
yester yan yana. Aralarında bölme yok. Orada da yüz elli kişi çalışıyordu
toplam. Yangın çıktı. Ben o gün yoktum. Müdahale edemediler.”
Mühendis tanıklığı: “İşin denetlenmesi sırasında karşılaştığımız sorunlar
göstermektedir ki, yapılması gereken işlerin zamana bağlı olması, işçilerin-
de zamanla yarışmak zorunda olması dikkatsizliğin ve özensizliğin dolayı-
sıyla iş kazalarının önünü açmaktadır”.
Fotoğraf: Alaattin Timur
Tersanede molalar kısa, çay, ayaküstü sohbet, sigara.
62
Mühendis tanıklığı: “Bizim aldığımız bloklarının teslim tarihi belli. O tarih-
te işin tersaneye teslim edilmesi gerekiyor. Taşeron açısından ne kadar er-
ken biterse maliyetten o kadar düşüyorsunuz. İşin erken bitmesi işçilere
daha az yevmiye ödenmesi anlamına geliyor. Az işçi ile çok iş yapılarak en
üst performans elde edilmeye çalışıyor.”
Aynı zamanda, işin yoğunlaşması da önemli bir konudur. Bir işçi 8 saatte yapaca-
ğı bir işi teknik gelişmeler, makina parkına yapılan yatırımlar ve üretim teknolojisi-
nin de etkisiyle 4 saatte bitirebilmektedir. Dolayısıyla 8 saatlik çalışma aslında 16
saatlik çabaya denk düşebilmektedir. Zira, emek gücünün önündeki sınır fizyolo-
jiktir.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “S.’ye iyi diyorum ya şundan: her şeyi ni-
zami, yine çalışma koşulları aynı ama mesela raspa –raspa deriz biz kum-
luyorlar- her yerde açık alanda. Bir tek S.’de kapalı yerde. Boya aynı şekil-
de. Yani akrabam diye övmüyorum ha. Çalışma saatleri sekiz altı yine.
Ama temiz. [Bir başka işçi araya girer: - Orasının da sorunu var.] …Ayrı ya-
pılması avantajlı tabi. Ne kadar işler ayrılırsa o kadar risk azalıyor. Kızakta
yapılıyor her şey diğer tersanelerde. Bir arada çalışıyoruz. Ben kaynak ya-
pıyorum arkamda raspa, bütün toz yutuyorum. Yüzüm gözüm simsiyah. Bir
öksürüyoruz simsiyah… Bir tükürüyoruz kül çıkıyor. Doktora gidiyoruz. Si-
gara içmediğin halde “çok sigara içiyorsun” diyor. Oysa adam hiç sigara
kullanmamış. Ciğerlerinde duman var işte.”
Fotoğraf: Alaattin Timur
63
Fotoğraf: Alaattin Timur
Mühendis tanıklığı: “Sürekli bir koşuşturma ritmi var. İnsanın biyolojik ak-
tivitesi en üst noktada seyrediyor.”
İşin zamanında yetiştirilme kaygısı işçilerin iş kazalarına mahal veren dikkatsizlik-
lerinden ziyade, iş güvenliği tedbirlerinin de aynı hıza uyum sağlayacak şekilde
alınmaması dikkat çekicidir.
Mühendis tanıklığı: “Askeri tersaneler ile ilgili herhangi bir kaza haberi
duymadım. Askeri tersanelerde tanıdıklarım var. Kaza olursa bi biçimde
duyardım. Daha yavaş bir tempo ile çalışıyorlar. Her türlü önlemi alıyorlar
ve yaptıkları iş de kaliteli. Çalışanların çoğu belgeli. Örneğin kaynakçıların
işin ehli olduğuna dair belgeleri var”
İşin sıkışık bir üretim mekânında iç içe yapılması, tersanelerdeki zaman baskısı-
nı hisseden tersane dışındaki tersanelere iş yapan atölyeler, tehlikeli koşullarda
da olsa işçilerden çalışmalarını istemektedir.
İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Bu firma bü-
yük tersanelere çalışan, basınçlı kazan yapan bir firma; birçok tersane işçisi
burada çalışıyor. Tersanelerdeki çalışma[ya], işin oradaki aciliyetine bağlı
olarak hiçbir önlem almadan, tersanelerin zaman baskısı altında çalışıyor bu
tür firmalar. ‘Bir an önce bu çatıyı bitirmeliyiz. Bu çatı altında üretim yapaca-
ğız’ diyorlar. Sipariş çoğalıyor. Bu siparişin [karşılanması] için yeni bir alan
gerekiyor, … [firma üretim alanında] ikinci genişletme yapılıyor. Çatı çalış-
64
ması tam uzmanlık gerektiren bir iş. Aynı zamanda soğuk, yağmurlu ve rüz-
gârlı havada kesinlikle çalışılması yasaktır. Çünkü çok yüksekte çalışıyor, on
sekiz metre; yağmurlu gün, kaygan [zemin], soğuk, insanın eldiveni de ıslan-
dığında, kendi de ıslandığında, çalışma mecali kalmadığında zaten yüzde
yüz kazaya sebebiyet verecek [şartlar oluşuyor]. Bu kaza da öyle gelişti.”
Yüksekte çalışma, tersanelerde en fazla kaza nedenleri arasındadır. Böyle bir ça-
lışmayı gerçekleştirecek olan işçinin, yapacağı iş de göz önüne alınarak muaye-
nesi gerekir. Yine bu şekilde çalışacak işçilerin iş kazalarından korunabilmesi için
hem güvenli çalışma ortamı hazırlanmalı ve hem de kişisel koruyucu donanımlar-
la desteklenmelidir. Aynı zamanda işi hızlandırmanın sadece teknik değil, psiko-
lojik etkileri de olmaktadır.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “…Ölümünden bir gün
önce emekli oldu, postaneden parasını almış, küçük kızı Pendik’e gezme-
ye götürmüş. Bir gün sadece. ...O çok çalıştığı için biz biraz daha rahat ya-
şardık. Ne pazar durur, ne bayram durur, kendi köyüne 6-7 sene gitmediği
olmuştur.”
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Sabah do-
kuzda başlamıştı. Dört buçuk senedir akşam onbire kadar çalışıyordu. Dört
ay önce çay molalarını 10’ar dakika azaltarak ve yemek saatini bir saatten
yarım saate düşürerek çıkış saatini saat ona düşürmüşler. …Hepimiz aynı
anda iznimizi denk getirdik. Abim de gelecekti bizimle. Fakat bir yük gemisi
çıkmış. İzin vermemişler. İşte o hafta bizimle izne gelmesi gerekiyordu.”
Bu işçinin işten emekli olduğu günün ertesi iş kazası geçirmesi ve izne ayrılması
gerektiği dönemde gemi siparişi alındığı için tatilini ertelemesi istenen teknikerin
durumları çarpıcıdır.
İşin hızlanması, sadece teknik bir konu değildir. İşçinin biyolojik ritminin izin ver-
mediği bir çalışma temposu, işçinin gündelik hayatının zorluklarıyla birleşince ka-
za neredeyse kaçınılmaz olmaktadır. İşçinin deneyimli ve eğitimli olması kazanın
yaşanmasını engellememektedir.
Torlak Tersanesi'nin Onursal Genel Başkanı ve MHP milletvekili Ali Torlak, ölüm-
lü kazaları, tersanelerin artık küçülmesine, işçilerin yan yana çalışmak zorunda
kalmasına ve havanın sıcaklığına bağlıyor(42). Torlak tersanesinin sahibi, bu ifade-
lerle daha büyük bir tersane mekânını devletin kendilerine tahsis etmesini de do-
laylı olarak talep ederken aslında, çalışan kişi sayısının arttırılmadan, üretimdeki
yükselişi de övmektedir. Ancak, bu yükselişin istenmeyen sonuçları aşağıdaki iş-
çi tanıklığıyla ifade edilmektedir:
(42)
Radikal, 5 Eylül 2007, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231971, en son 7 Ocak
2008’de okundu.
65
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Tersane-
lerde çalışma şartlarını düşündüğümüzde, ağustos ayı çok sıcaktı. Bir de
eklendiğinde bir de yeterli havalandırması olamayan metalin içinde çalışı-
yorsunuz. Toz gürültü daha da ağırlaştırıyor. Bu şartların sonunda zaten iş
kazası kaçınılmaz idi. …Neredeyse adamlar 24 saat çalışıyorlar. Seneler-
dir, işinden emeğinden memnun olan bu insanlar, işi için o insan canını ver-
se de suçu yine ölen kendi çalışanlarına yine atıyorlar.”
Hem olumsuz dış ortam, hem de yapılan işin niteliği gereği maruz kalınan olumsuz-
luklar, açık bir şekilde meslek hastalığı ve ciddi iş kazalarına davet çıkarır niteliktedir.
6.2. Tuzla’da gerçekleştirilen Ağır ve Tehlikeli İşler
Yönetmeliği’ne uygun olmayan çalışma saatleri
Tersaneler Bölgesi’nde 15 saate kadar varabilen toplam çalışma saatleri ve fazla
mesailer, fiili bir mecburiyet olmuştur. Ağır ve tehlikeli bir iş kolu olan ve maksi-
mum dikkat gerektiren gemi inşaat ve tamirat işlerinde, 16 Haziran 2004 tarihli
25494 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği”
kapsamında düzenlenen günde 7,5 saat, haftada 37,5 saat sınırlandırılmasına
riayet edilmemektedir. Aynı zamanda tersanelerdeki asıl işlerden biri olan kaynak
işleri türleri, 15 Nisan 2004 tarihli ve 25434 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
“Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Yedi buçuk Saat veya Daha Az Çalış-
Fotoğraf: Deniz Karateke
Geminin parçaları birbirlerine kaynaklanıyor. Yüzlerce ton ağırlıktaki devasa parçalar bu kaynaklama işle-
minden sonra tek bir parça haline gelir.
66
ması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik” kapsamına girmektedir. Bu Yönetmelik
kapsamına giren işlerde fazla çalıştırma yapılamaz (Madde 7). Bu Yönetmelik de
tersanelerde de hayata geçirilmemektedir.
Buna ek olarak, “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’nin” 5. maddesinde işe alınan
işçiler için “işe giriş hekim raporu” (ağır işlerde çalışabilir raporu) düzenlenmesi ve
her yıl işçinin periyodik olarak sağlık kontrolünden geçirilmesi, bunun rapor haline
getirilerek işçinin dosyasında tutulması zorunludur. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde
bu raporu düzenlenme yetkisi olan işyeri hekimi sayısının, son ÇSGB raporunda
belirtildiği gibi 30 olduğu görüldüğünde, bu hizmetin gerektiği gibi yerine getirilip
getirilmediği sorgulanmalıdır. GİSBİR bünyesindeki özel polikliniğin donanımının
da 25 bini aşkın işçinin çalıştığı Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki tüm işçilere sağlık
hizmeti verecek yeterlilikte olup olmadığı da incelenmelidir.(43)
Mühendis tanıklığı: “İşin ağır ve çok yorucu olmasının yanında çalışma
saatleri oldukça uzundur. Çalışma bakanlığının iş müffettişleri denetleme-
sinden önce 9-10 saat çalışıyorduk şimdi 8 saate düştü. Fakat yakında yi-
ne denetim geçtiği için artacaktır. “
Mühendis tanıklığı: “Fazla çalıştığımız için kendimize ayıracak vakit ol-
muyordu. İşten çıkınca eve gelip dinlenip ertesi gün işe gidiyoruz. Sürekli
böyle bir yaşantı sıkıcı olmaya başlıyor.”
Fotoğraf: Deniz Karateke
Suya indirilecek Cimil gemisini yere bağlayan dört demir kazığının kesilmesi için son hazırlıklar yapılıyor.
(43)
bkz. 6.5. no’lu altbaşlık.
67
Fotoğraf: Deniz Karateke
Geminin omurgası kaynaklanıyor. Kaynak çalışması her açıdan tehlikeli ve hassasiyet gerektiren bir iş.
Mühendislerinde belirttiği gibi; sırf işin ağır ve yorucu oluşu değil sosyal yaşam
eksikliği, insanı her türlü etkinlikten alıkoyarak çalışanların bir sonraki güne din-
lenmiş hazır olarak gelmesinin önündeki en büyük engeldir.
6.3. Sosyal güvence yerine güvene ve insafa dayalı çalışma
ilişkileri
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin ilk dönemlerinde taşeron firma kuran usta, kendi iş-
çilerini akraba ve hemşerilik ilişkileri üzerinden bulmakta ve çalışma ilişkilerini de
güven temelinde kurmaktaydı. Tersanelerin sermaye birikimlerinde geldikleri aşa-
mada artık 1980 sonrasında görülen bazı enformel ilişki ağları ilk dönemdeki et-
kinliğini yitirmiştir. Fakat çalışma ilişkilerinde “patronun” insafına ve güvene daya-
lı sistem bu geçmiş üzerine inşa edilmiş ve sürekli hale gelmiştir. Halen, Samsun-
luların boya ve raspa işinde, Sivas ve Tokatlıların montaj işinde, Urfalıların da te-
mizlik işinde ağırlığı vardır.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): …[Raspa boya, temizlik, bozma işi] “Özel-
likle hemşeri çalıştırırlar. Özellikle hepsi feodal bağlarla getirirler işçilerini…
hiçbir yerle bağ kurdurmazlar. Kahve, dükkân tutarlar. Bu kişiler çalışma sü-
relerince burada barınırlar….Ama kaynak montaj işinde çok yöresel ilişki gö-
rülmez. Her yöreden her bölgeden taşeron var. Karadeniz, Tokatlı, Erzincan-
68
lı, Bingöllü, Samsunlu, Urfalı, Sivaslı çok yaygın…. Ama çalışırken, kim da-
ha ucuza çalışırsa onlarla iş yapıyorlar, o en iyi hemşerisi oluyor. Dolayısıy-
la feodal bağlar zayıflıyor. …siyasal bağlarda önemini kaybediyor. …Şu an-
da nitelikli işçilerde feodal bağlar pek yok ancak vasıfsız işçilerde hala varlı-
ğını sürdürüyor. İşe girişte, tanışma aşamasında bir dönem parasız çalıştırı-
lıyorlar hemşerileri, akrabaları tarafından ama çalışma koşulları aynı...”
Ancak zamanla taşeron firmaların piyasada tutundukça ve sektör büyüdükçe bu
bağlara ihtiyaçları kalmamaktadır. İşçiler de bu tür bağlarla girdikleri firmalarda
zarar gördükçe hemşerilik ilişkisi zayıflamıştır. Ancak, hala piyasaya yeni giren fir-
malar özellikle niteliksiz işgücü aradıkları durumda (özellikle gemi temizliğinde) bu
bağlardan yararlanmaktadır. Piyasanın tüm aktörlerinde değişmeyen ilişki biçimi
güven temelli ilişkilerdir. Taşeron firma ile tersane arasında, fason ve tersane ara-
sında görülen güven temelli ilişkiler, taşeronların işi verdiği alt-taşeron firmalar
arasında sözleşmeler yerine geçerken; taşeron ve fason firma ile işçiler arasında
hukuki işçi işveren ilişkisini daha da görünmez kılacak şekilde kullanılmaktadır. Bu
durum özellikle çalışma ilişkilerinin en zayıf tarafı işçiler açısından geri dönülmez
zararlar yaratmaktadır:
İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Taşerona gittim, ‘doktora gideyim’ dedim.
‘Ya dedi birşey olmaz, işimiz var’ dedi. O gün gitseydim, bu durumda olmazdık.”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Tersanenin müdürüne durumunu anlattım. O
zaman taşeronla görüşemiyordum. Yerlerini bilmiyorum. Onların Şekerpı-
nar’da atölyeleri varmış. Tersanede işi bitince giderdi. Gittim, [tersanenin]
müdürüyle görüştüm. Benim talebim ameliyattı. Gözüm %10 görecekti. 5-
6 milyar gider [demişlerdi]. 1 hafta sonra gel. A. Bey’le görüşelim. Dediler
‘para yok, seni ameliyat ettirecek durumu yokmuş?, Parası olmayan adam
nasıl milletvekili seçilir?”
Taşeron, armatör, fason firma ve tersane sahiplerinin insafına dayalı vicdani bir
güven ilişkisi yerine, devletin sosyal güvenlik kurumlarının kapsamı içinde tersa-
nenin kadrolu işçilerinin yararlandığı haklardan tümüyle yararlanmak, Tuzla Ter-
saneler Bölgesi’nde ve çevresinde çalışan tüm işçilerin haklı bir talebidir:
İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Çalışan arkadaşlar birlik beraber olsa,
taşeronda çalışmaz. Güvence. Devlet güvence versin. Planlı, programlı.
Mesela taşeron ayakkabı verse ne olur, ayakkabı beni kurtarmaz ki. Ağır
işe göre[verse bile]. 8’de başlıyor, 5’ten sonra çalışmaması lazım. Ağır iş
bu. Sürekli yüklenince, verim alamıyorsun. Saat 5’te başka adam getirip,
sigorta ödeyeceğine, seni çalıştırıyor.”
Ancak sosyal güvencenin devlet tarafından verilmesi ve yasaların tam olarak uy-
gulanması durumunda bölgedeki çalışma şartlarının insani hale geceğini düşünü-
yoruz.
69
6.4. İşyeri hekimi: Olması gereken ve olanlar
4857 sayılı İş Yasası’nın 81. maddesi gereğince, elliden fazla işçi çalıştıran iş-
yerlerinin, işyeri hekimi istihdam etme ve bir işyeri sağlık birimi kurma zorunluluk-
ları bulunuyor. İlgili yasa maddesi uyarınca çıkarılan işyeri sağlık biriminin çalış-
ma esaslarına dair yönetmelikte ayrıntılı bir şekilde anlatılan görevlerin bu birim-
ce yerine getirilmesi gerekiyor.
Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın, İşyeri Sağlık Birimleri ve İş-
yeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeli-
ğin - İkinci Bölümü konu ile ilgili genel hükümleri ve “İşverenlerin Yükümlülükleri-
ni” belirtmektedir. İlgili bölümün 5. Maddesine göre İşverenler, elli ve daha fazla iş-
çi çalıştırılan işyerlerinde bir sağlık birimi kurmak zorundadırlar. İşverenler, işyerle-
rinde sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının tesis edilmesi, sağlık ve güvenlik risk-
lerinin önlenmesi ve koruyucu hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tedbirlerin belir-
lenmesi, bu tedbirlerin uygulanması ve uygulamaların izlenmesi işlerini yürütmek
üzere, işyerinin risk grubuna ve işçi sayısına göre bir veya daha fazla işyeri hekimi
görevlendirmek ve bu görevlerin yapılması için gerekli yer, donanım ve personeli te-
min etmekle yükümlüdürler. Yukarıda zikredilen Yönetmeliğin Üçüncü Bölümü “İş-
yeri Sağlık Birimlerinin Yapısı, Çalışma Usul ve Esasları’nı” tanımlamaktadır. İlgili
bölümün 7. maddesine göre Sağlık Biriminde en az bir işyeri hekimi ile birlikte en
az bir işyeri hemşiresi veya sağlık memuru görevlendirilmesi zorunludur.
Gerek sahada yapılan bağımsız gözlemler ve gerekse de güncel resmi raporlar,
bu konuya ilişkin ciddi yetersizliklerin yaşandığını gösteriyor. Yasaya uygun bir şe-
kilde işyeri sağlık biriminin kurulması ve uygun bir şekilde çalıştırılması, sağlık ve
güvenlik açısından önemli kazanımları beraberinde getirecektir.
Tablo 13: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerinde Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki
“İş Sağlığı ve Güvenliği Organizasyonuna Ait Bilgiler” – Nisan 2007
Kaynak: ÇSGB (Nisan 2007), s.12.
Tablo 14: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerinde Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki
“İş Sağlığı ve Güvenliği Organizasyonuna Ait Bilgiler” – Eylül 2007
Kaynak: ÇSGB (Ekim 2007), s.7.
70
Fotoğraf: Alaattin Timur
Arkadaşının gözüne kaçan çapağı çıkarıyor. Göze kaçan çapaklar rulo yapılan kağıt para ya da sigara
kağıdı yardımı ile çıkarılıyor.
Buna göre asgari 50 kişiye risk durumundan bağımsız olarak günde 1 saat görev-
li bir işyeri hekimi ve 1000 işçi için tamgün (haftada 45 saat) görev yapacak bir iş-
yeri hekimine ihtiyaç vardır. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde çalışan işçi sayılarına
bakıldığında rakamları kesin tespit etmenin mümkün olmadığı göz önüne alınıp-
örneğin Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı resmi rakamlar dikkate alındığında
(15.000 sigortalı işçi) tamgün esasına göre çalışan 15 işyeri hekiminin görev yap-
ması, GİSBİR'e göre taşeronlarla birlikte 45 000'e ulaştığı bildirilmekte bu durum-
da ise iş yeri hekimi sayısının tamgün esasına göre en az 45 olması gerekmekte-
dir. Fakat bu toplam işçi sayısının taşeronlarla binlerce işletmeye bölünmüş
olması, bu ağır ve tehlikeli iş kolunda gerekli sağlık personeli ve donanımı-
nın sağlanmamasının işverenler tarafından hukuken savunulabilecek bir du-
rum haline getirmektedir. Bu konuda da çözüm, “hukuki kılıf” lara takılmadan,
insani çalışma şartlarının yaratılması için fiili durumun açıkça ortaya koyulmasın-
dan geçmektedir. Yukarıda alıntılanan ÇSGB’nın Nisan ve Ekim raporlarını ta-
kip ettiğimizde, açıklayamadığımız nedenlerden dolayı, sayısı 34’den 30’a
düşmüş olduğu gözüken, yalnızca tersanede çalışan kadrolu işçi sayısı he-
saplanarak, muhtemelen günde 1 saat istihdam edilen işyeri hekimlerinin,
bırakın işyeri hekimliğinin temel felsefesi olan koruyucu temel sağlık hizme-
ti verebilmeyi, iş kazası yaşandığında hayat kurtarabilecek en basit acil mü-
daheleleri o 1 saat içerisinde yerine getirip getiremeyeceği açıkça sorgulan-
ması gereken bir konudur.
71
Fotoğraf: Deniz Karateke
Geminin gövdesi içersinde kaynak çalışmaları öncesi ölçüm yapılıyor. Demir pergellerle gemi parçalarının
diklikleri kontrol edildikten sonra kaynaklar yapılır.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…Zaten, gözümde hasar da var. Bay-
tarlar [işyeri sağlıkçılarına baytar diyorlar] sağolsun, Ç.de revirde yırttılar
gözümü. [bu baytarlar, sağlıkçı dedin, doktor mu? Hemşire mi?]. Tersa-
nede doktor olmaz zaten, bu, en ufak bir gözdeki çapağı bile alamıyor.
Öyle bir insan. Pansuman dahi yapamıyor. Sözde işçilere ön müdahale
yapmak için koyuyorlar. Kaza anında ön müdahale, hastaneye kadar ilk
müdahaleyi yapsın. Ama yapamıyor. [kaç kişi çalışıyor Ç. tersanesinde?].
1500-2000 kişi çalışıyordu. Kadrolu işçisi 400 kadar. En küçük taşeron bi-
le ellinin üzerinde işçi çalıştırır. Revirde duran [Baytar dedikleri] bir işçi as-
lında sağlıkçı değil. Pansuman yapmayı bilen biri sadece. Mesela R. Ter-
sanesinde meydancılık yapan adam aynı zamanda revir işine de bakıyor.
Mesela Ç. Tersanesinde koymuşlar bir tane doktor, gözden çapak bile
alamıyor.”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Artık öyle alıştık ki, yanıklarımızı çapak-
larımızı kendimiz tedavi ediyoruz. Problem yaratıyorlar çünkü. Gözüne ça-
pak kaçtı diyelim, üstteki adam gitmenden rahatsız oluyor artık. Çıkışı ve-
riyor. Problem yaratıyorlar. Bu yüzden pek muhatap olmak istemiyoruz.
Kendimiz hallediyoruz. Sanki kendim gözüme çapak atmışım gibi, ya ben
ister miyim gözüme çapak kaçsın?”
72
Gene 7. maddeye göre nitelikleri dolayısıyla devamlı çalışma yapılan işyerlerinde
sağlık birimleri çalışma süresince açık bulundurulur ve en az bir iş yeri hemşiresi
veya sağlık memuru görevlendirilir. Normal çalışma süresi dışında kalan vardiya
çalışmalarında bu personelin sağlanamadığı hallerde, sağlık biriminde ilk yardım
kursu görmüş en az bir eleman görevlendirilir.
İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Ufak iş kazası oldu mu, orada çalışan
sağlık görevlisi, yemekhane işlerine de bakar, o pansuman yapıyor. Altkat-
ta bir odası var, tersane idari bölümünde, günde bir saat gelen bir hekim.
Her gün geliyor mu bilmiyorum? Ben hiç gitmedim. Bir arkadaşın parmağı
kırıldı, ambulans çağırdılar, hiç birşey yapmadılar tersanede, doğrudan
hastaneye götürdüler, doktor olsa, orada müdahale ederdi.”
Mevzuata göre işyeri hekimi, bütün işçilerin işe giriş muayenelerini yapar. İşçilerin
yılda bir periyodik ve odiyometrik muayenelerini yapar. Yine yılda bir akciğer gra-
fisi (akciğer hastalıkları açısından) çektirir ve diğer gerekli tetkikleri yaptırır. İşye-
rinin durumuna göre toksikolojik analizleri ve biyokimyasal analizleri ve iş kazala-
rının bildirimini yapar. Bütün bunları yılda bir İşyeri Sağlık Birimi Yıllık Çalışma Ra-
poru ile bildirir. Ayrıca iş yerinin fiziki koşullarını ve genel hijyenik durumunun kon-
trolü sağlayarak iş ortamının sağlıklı olmasını temin eder. İşçi Sağlığı ve İş Gü-
venliği Kurullarına katılarak, koordineli bir şekilde işçilerin eğitiminin planlanması
uygulanması ve değerlendirilmesinde aktif görev alır.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): [İşyeri hekimi sorusu
üzerine] “Öyle birşey olsa benim eşim eve [kaynaktan] zehirlenmiş olarak
gelmez, tedavi edilmiş olarak gelirdi. Ben çoğu zaman kendim buradaki
A’ya, özel hastaneye götürüyordum. …Özele götürüyorsunuz, o anda vizi-
te kağıdınız yok, gece. Öyle bir zaman oluyor ki, kaynak gözünü aldığı za-
man hemen rahatsız etmiyor, gece başlıyor onun rahatsızlığı, o zaman ne-
reden vizite kağıdı bulacaksın? Bulantısı mesela, aniden çay içtikten son-
ra titremeye, midesi bulanmaya başlıyor”.
Eğitimin, işçi sağlığını geliştirici yönü ve işçi sağlığının korunmasına katkısı oldu-
ğu düşünülürse, taşeronlaştırmanın eğitim ve denetimin önündeki en büyük engel
olduğu kesindir. Aynı zamanda taşeronlaştırma çalışanların işyeri hekimliği hiz-
metlerine ulaşmasının önünü kesmektedir. Yukarıda da altı çizildiği gibi, işyeri he-
kimliği temel felsefesi, çalışanları kaza ve hastalıklardan korumak ve işçi sağlığı-
nı iyileştirmektir. Yani hastalık ve kaza olmadan gerekli tedbirleri alarak, can kay-
bı, işgücü ve mali kayıpların önüne geçme amaçlı bir süreçtir. Ancak görülüyor ki
taşeronda çalışanlar bu hizmetten yaralanmadığı için, temel sağlık hizmeti koru-
yucu olmaktan ziyade, tedavi edici forma dönüşmekte bu durum da yaralanma,
hastalanma ve ölümlere giden yolu açmaktadır.
73
6.5. Hastanelerin durumu, sevkler ve Özel GİSBİR Prefabrik
Sağlık Merkezi
Aşağıda temellendireceğimiz üzere, 2005 yılında GİSBİR tarafından tam teşek-
küllü bir hastane söylemiyle hayata geçirilen bu proje, hali hazırda aslen gemi in-
şa sektöründe rekabet için emek maliyetlerini aşağıya çekmenin bir yolu ve aracı
olarak işlev görmektedir. Şimdilik bu sağlık merkezi bir poliklinik olarak işlemekte-
dir ve ortak işyeri sağlık birimi (OİSB) statüsünde değildir. GİSBİR Polikliniği, dı-
şarıdan işyeri hekimliği hizmeti vermekte, yerinde hizmet vermemektedir. Bu da
işyeri hekimliği uygulamalarının hem yasal zeminine hem de ruhuna aykırıdır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın, İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri He-
kimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğinin -
Üçüncü Bölümü İş Yeri Sağlık Biriminin yapısı, “Çalışma Usul ve Esasları” ile il-
gili hükümleri belirtmektedir. İlgili bölümün 5. Maddesine göre, koruyucu ve acil
sağlık ve güvenlik hizmetlerini yürütmek üzere işverenler kendisi ortak sağlık biri-
mi kurabildiği gibi, kurulmuş olanlara ortak olabilirler. Ortak sağlık birimi aynı iş ko-
lunda faaliyet gösteren iş yerlerine hizmet vermek üzere kurulabileceği gibi, küçük
sanayi siteleri veya organize sanayi bölgeleri gibi aynı alanda kurulmuş bulunan ve
farklı iş kollarında faaliyet gösteren iş yerlerine hizmet vermek üzere de kurulabi-
lir. Ortak sağlık biriminde çalışacak personelin nitelikleri hizmet verilecek yerlerin
yer aldığı risk gurupları ve çalışanların toplam sayısı dikkate alınarak, bu yönetme-
Fotoğraf: Ekrem Erbiz
Metalin ilk kesildiği ve şekillendirildiği hangarda yemek sonrası vardiya başlangıcı.
74
likte belirtilen diğer kriterlere göre tespit edilir. İşyeri hekimi ile ilgili bölümde belir-
tilen sayılar burası için de geçerlidir. Ortak sağlık biriminin tüm giderleri hizmet alan
işverenler tarafından karşılanır. Bir OİSB modelinden ziyade, tam teşekküllü
kâr amaçlı bir özel hastaneye doğru evrilmesi ve tamamlanması muhtemel
olan mevcut GİSBİR Polikliniği’nin niteliği, ancak sağlık politikalarının bütü-
nüne bakıldığında daha net ayırdedilebilir:
Genel anlamıyla işçi sağlığı hizmetlerini, özel anlamda da ortak işyeri sağlık biri-
mi konusunu, ülke çapında gerçekleştirilmek istenen sağlık sistemindeki reform
planlarından ayrı düşünemeyiz. Bu alanda artan sermaye birikimini teşvik, özel-
leştirme ve yoğun hak kayıplarıyla devam eden süreç içinde, işçi sağlığı hizmet-
leri de, gereksinimi karşılamaktan uzak, işçi sağlığı kavramının doğal olarak içer-
diği koruma yaklaşımının dışında yeniden şekillendirilmek isteniyor. Dışarıdan ve
özel sektörden hizmet alma şeklinde formüle edilen bu yaklaşımın sonunda, çalı-
şanların ve çalışma ortamlarının sağlık gözetimi bir yana bırakılıyor, hastalanan-
ların tedavisi (!) ön plana çıkarılıyor. Bu genel anlamıyla da sağlık alanında köklü
bir değişimin göstergesidir.
İşçilerin temel gereksinimi ise, ilgili işyerinde görevli işyeri hekimliği hizmetleri ve
kamusal güvencedir.
Hekim Tanıklığı: “GİSBİR bir devlet adamı gibi pozisyona bürünüyor. Biz
diyor herşeyin mesuliyetini alacağız. Kazanın mesuliyetini alacağız diyor.
Fotoğraf: Ekrem Erbiz
İşçiler hangarda, geminin gövdesinde yer alacak demir blokları kaynaklıyor.
75
Peki, adamın kolu koptu yapabilecek misin? Tazminatını ödeyecek misin?
Hayır, SSK'ya yolluyor. Buranın özelliği nerede kaldı o zaman?”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): [GİSBİR’in sağlık kontrolü yaptığı anlatı-
lıyor]”GİSBİR iki senedir sıkı tutuyor işi ama geliyor tersanede kontrol edi-
yor. Tabi netice çıkmadı şimdiye kadar. Aşı yapıyor, röntgen çekiyor, kan
örneği alıyor, üflemeyle bir kontrol yapıyor. İyi diyor gönderiyor yani. Sen-
de hastalık olsa da bildirmiyorlar ki. Sadece GİSBİR’in anlaşmalı olduğu
yerlerde uygulanıyor. … Prosedürü yapıyor sadece… bir hastane falan yok
zaten ortada, sağlık ocağı kadar küçük bir yer var. Bir doktor koymuşlar ba-
şına seni, gözüyle kontrol edip gönderiyor. R,Ç,S tersanelerinde yaptılar
en son. Kan aldılar, röntgen çektiler, cihaza üflettirdiler ve çektirdiler. Ama
bir şey bildirmediler. Kötü bir durum olduğunda, meslek hastalığı çıkarsa
haber veriyorlar. Ama ben döndüklerini ve haber verdiklerini hiç görmedim.
[bir başka işçi ekliyor] Böyle bir muayene baştan önlemini alır onlar zaten.
Sadece işçi patrona randıman verir mi veremez mi ona bakıyorlar. Zaten
işe girerken zaten normal olduğuna dair imza attırıyorlar. Tek yaptıkları gü-
zel şey tetanos aşısı. Onu da yedi senedir bir defa oldum sadece.”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “GİSBİR’e gitmiyoruz. Patronların yeri
oluğu için on günlük rapora iki gün veriyorlar, diyorlar işbaşı yap. İlgilenmi-
yorlar. GİSBİR doktorları bazen tersanede kontrol yapıyorlar. Ciğer filmi çe-
Fotoğraf: Ekrem Erbiz
Duba üzerindeki işçi yukarıdaki arkadaşına yapacağı işi anlatmaya çalışıyor. Tersane'nin gürültülü ortamı
buna izin vermiyor.
76
Fotoğraf: Ekrem Erbiz
Cimil gemisinin denize indirilişini bekleyen işçiler aralarında sohbete başlıyorlar. Yeni gemi kızak yağlarının
bayat olmasından dolayı kayamıyor.
kiyorlar. Meslek hastalığı araştırıyorlar. Ciğer filmleri işe girişlerimizde hep
çekiliyor. Sağlık raporu almamız gerekiyor çünkü. GİSBİR anlaşmalı oldu-
ğu tersanelerde altı ayda bir periyodik kontrol yapmaya başladı. Eskiden
de vardı ama bu kadar sıkı değildi. Mesela E. ile anlaşmaları var. Geliyor
parayı veriyor işçi ciğer filmini alıyor gidiyor. Muayene etmiyor, soruyor,
“Kaza geçirdin mi?”, öyle bir bakıyor. “Kulağını kapat” diyor bir şey söylü-
yor. Kontrol 3-5 dakika falan sürüyor. Ya zaten belirli soruları soruyor: 11,
29 sayılar; iki yazı okutuyor tamam. Kulağın hiç duymasa bile cevap verir-
sin yani. Öyle bir şey. Sağlam diye gönderiyor. Çekilen ciğer filmleri işçiye
geri verilmiyor. Tersanede kalıyor. [Kontrol imkanı pek kalmıyor sanırım bu
yüzden]. Evet, mesela bana 3-5 ay önce “senin ciğerlerinde sorun var” de-
diler, ben de “çok üşütmüşüm” dedim. Geçmiş olsun dediler, geçtik gittik.
Bir daha kimse sormadı.”
GİSBİR ortak sağlık birimine aynı zamanda işçiler de güvenmemektedir.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): ”Bak gözümde hasar var. Katarakt değil
bu, çapak alırken yırttılar. Hem de alamamış da çapağı, SSK’ya yetişme-
seydim… hatta doktor bana kızdı. “niye gidiyorsunuz oraya buraya, sizin
yeriniz burası” dedi. Biz kendimiz de kağıtla alıyoruz… artık uzman olduk.
Hatta benim hanım evde kendi alıyor. Projektörüm var, yakıyor. Hanım ar-
tık her işin profesörü oldu.”
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm- işçi yakınları): [Akşam]
“5:20’de bir ses duyuyor yanındaki arkadaşları, bağırma sesi. G’nin sesini
77
duyuyorlar. Geldiklerinde G, jeneratörün üstüne düşmüş. [Önce] Bütün ge-
minin elektriğini kesmişler. Ondan sonra G’ı dışarı çıkartmışlar. Sonra bir
kaptan [kalp] masajı yapmış. GİSBİR hastanesine götürmüşler. Doktor
yokmuş. Oradan da ambülânsla Tuzla Devlet Hastanesine götürmüş. GİS-
BİR hastanesinde nabzı atıyormuş. Tuzla, “devlette de nabız yoktu” diye
rapor vermiş. Tabii geri döndürememişler.”
İşçilerle yaptığımız görüşmelerden, bu birimin aynı zamanda iş kazalarından do-
ğan işgünü kayıplarını önlemek ve tutulan kayıtları tersanelerin lehine kontrol al-
tına almak işlevleri olduğunu da sorgulamak gerekmektedir.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “…tamamen şunu önlüyor aslında tersa-
nelerde GİSBİR. Adamın gözüne çapak kaçıyor; alıyor, bandajı koyuyor
üstüne, tek gözle işe gönderiyor. Yani, aynı gün. Ya da bir saat içerisinde
konuyu hallediyor yani. Adam kaza geçirmiş eline taş motoru çarpmış, ke-
silmiş orayı pansuman yapıyor, bağlıyor işbaşı veriyor. SSK’ya gittin, çapa-
ğa en az iki gün verir. GİSBİR kesinlikle işbaşı veriyor. Tersaneler zaten şu-
nun önünü kesmeye çalışıyor: İşçinin sigortaya değil GİSBİR’e giderek
ayakta tedavi edilip tekrar çalışmaya dönmesi. Yani kaza durumunun işi
kesintiye uğratmasına izin vermiyor. Yani istirahatı ortadan kaldırma. Tabii
bu kazalar, SSK kayıtlarına ya da GİSBİR kayıtlarına geçmiyor. Bu da kayıt
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz
Cimil adlı geminin altında kum takozlarının boşaltılması için işaret bekleniyor. Takozların kapakları aynı anda
açılarak geminin yağlanmış kızakların üzerine binmesi sağlanır.
78
Fotoğraf: Ekrem Erbiz
Hangarda kaynak ve taşlaması bitmiş blok vinç yardımı ile kamyona yükleniyor. Burdan ana gövedeye nakil
yapılacak ve yerine monte edilecek.
dışılığa yol açıyor. Ama SSK’ya gitse en azından bir polis raporu tutulur,
SSK’ya bildirilir ve istatistiklerde ve araştırma yaptığında önüne çıkar. Bun-
ları tamamıyla kayıt dışına çıkarmaya çalışıyorlar.”
Aynı zamanda taşeronlar, iş kazası geçiren işçileri GİSBİR’e üye değillerse bir
devlet hastanesine değil, özel başka bir hastaneye götürmeyi tercih etmektedirler.
GİSBİR sağlık biriminde görülen sorunlar bu hastanelerde çok daha ciddi ölçüde
tekrarlanabilmektedir. İş kazası geçiren işçiler ufak yaralanmalarını uzuv kaybı gi-
bi bir sonuca bile dönüştürebilmiş olan bu hastanelere gitmek istememektedirler.
Ancak taşeronların devlet hastanelerine sevk vermek istememesi, sigortasız çalı-
şılması, zehirlenme gibi etkisi sonradan görülen acil durumlarda özel hastanelere
gitmek zorunda kalmaktadırlar.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “GİSBİR’e Pazar günü götürdüler, ama
kayıtlı olmayan adamı almıyorlar. GİSBİR’e gitmen para etmiyor, kaydın
yoksa, kapıdan geri döndürüyor. Taşeronun oraya bütün adamlarını kay-
detmesi gerekiyor. Esasında tersane bunu zorunlu kıldı, ama bazılarına
söz geçiremiyor tersaneler.”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): [Soru: Peki bu E. Merkezi’ne gittiğinde
79
masrafları taşeron mu karşıladı]”…tabi, tabi. Ben E.’e gideyim demedim,
yani. Beni götüren ustabaşı.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bu tersane buraya ku-
rulalı 20 yıl oluyor işte...100 küsür işçi ölmüş. Bunlar kayıtlı olanlar. Yara-
lanmalar, bir de örtbas edilenler var. İşçi öldüğü zaman Özel Hastanelere
götürülür. Burada A. Hastanesi vızır vızır işlerdi. Şimdi B. olan. (...) Şimdi
E.’e gidiyordur. A. kapandı. Hemen örtbas. Öldü mü, hemen o gece aileye
hastaneye üç beş kuruş. Bana da geldi hastaneye çünkü. …. Ne kayıp, ne
birşey. Ne şehittir, ne gazi..”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Tamir gemisinde, İtalyan gemisinde, o an
gözlük yoktu. 3-4 gözlük vardı, onların da camı yoktu. O gün sözde gele-
cekti, gelmedi. Günlerden Cumartesi idi, kimse yoktu. Pazar günü bizi alıp,
E. Özel Tıp Merkezi’ne götürdüler. Oradan da gözümüze bir damla damlat-
tılar, göz kornealarını yırttılar. Bize bir iki gün rapor verdiler. Normalde ça-
pak alındığı zaman ertesi gün işbaşı yapılıyor. İki gün sonra gözbebekle-
rim şişince, tekrar gittim. ‘Gözün apse yapmış’. Tuttu iki gün daha rapor
verdi. Esasında özel hastanelerin raporu geçmiyor. Ben de öylesine aldım,
bildiğimden almadım, bulunsun diye. Pazar günü müdahale etti. Cuma gü-
nü Kartal Devlet Hastanesi’ne gittim. Orada ‘göz korneaların parçalanmış’
dediler. Direkt sevk verselerdi bugün gözümü kaybetmezdim.”
6.6. Koruyucu Kişisel Donanım: Keyfi ve standart olmayan
uygulamalar
4857 Sayılı İş Kanunu ise İş Güvenliği konusunda şu hükümlere yer vermiştir:
“İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri:
MADDE 77. - İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için ge-
rekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de
iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını
denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli ted-
birler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve
güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalış-
ma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
İşverenler işyerlerinde meydana gelen iş kazasını ve tespit edilecek meslek has-
talığını en geç iki iş günü içinde yazı ile ilgili bölge müdürlüğüne bildirmek zorun-
dadırlar.
Bu bölümde ve iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tüzük ve yönetmeliklerde yer alan
hükümler işyerindeki çıraklara ve stajyerlere de uygulanır.”
80
Fotoğraf: Alaattin Timur
Bunları yasalaştırma sureti ile hem işverenlere hem de işçilere yüklenen yüküm-
lülükler ile ikili bir sorumluluk mekanizması düzenlenmeye çalışılmıştır.
Bunun yanı sıra çeşitli yönetmeliklerle genel hükümlerin içi doldurulmaya çalışıl-
mış ve son yıllarda yürürlüğe giren kişisel koruyucu donanım yönetmelikleri ile de
uluslar arası standartlar yakalanmaya çalışılmıştır. Yasalar ve yönetmeliklerde ta-
nımlananlar, ne yazık ki tersanelerde gerçek durumu yansıtmamaktadır. Malze-
meler taşeron firmalar tarafından bazen verilmekte, fakat bu donanımların CE
standartlarına uygunluğu, gemi kalitesi konusunda yapıldığı gibi tutarlı olarak kon-
trol edilmemekte ve dolayısıyla sık sık koruma niteliği gerçekleşmeyebilmektedir.
Bazen de tersane ve taşeron tarafından hiç verilmemektedir. Bu durumda işçinin
kendisinin bu koruyucu donanımı temin etmesi gerekmektedir. İşçilere, işe girer-
ken beş sayfalık, hukuki statüsünü tespit edemediğimiz bir kağıt imzatılabilmekte
olduğu, sahada yapılan çalışmalarda gözlemlenmektedir. İmzalanan, işçilerin işe
girerken her türlü koruyucu donanımı teslim aldıklarını, bir iş kazası olursa işye-
rinden hak talep edilmeyeceklerini kabul ettiklerine dair, hukuki niteliğinin sorgu-
lanması gereken bir belgedir. Bu belge işverende kaldığı için işbu rapor için ula-
şılabilir olmamıştır(44).
Zorunlu iş güvenliği eğitiminin genellikle kısa CD gösterimi şeklinde yapıldığı, Tuz-
(44)
Bu belgelerin arasında, işçinin işe girdiği gün “Tüm haklarımı aldım ve işten ayrıldım” içerikli bir
metne de imza attırıldığı tarafımıza saha çalışmalarımızda birkaç kere anlatılmıştır.
81
Fotoğraf: Sevtap Yenigün
Kaynakçılar çalışırken ışıktan ve kıvılcımlardan korunmak için kösele maskeler kullanıyor ve kalın giysiler
giyiyorlar. Kullandıkları kaynaktan zehirli gazlar çıkıyor.
la’daki işçilerin çoğunun dile getirdiği bir uygulamadır. Bu CD gösteriminde kişisel
koruyucu donanıma ilişkin teorik bilgi verilerek çeşitli riskli durumlar anlatılmakta-
dır. Böylece işçilerin “eğitimi” 5-20 dakika içinde gerçekleşmektedir. Bu konuda ta-
nıklıklar arasında irdelenmesi gereken sorunlara işaret eden ifadeleri görelim:
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma):”…İşbaşı yaparken taşeron firma işçilere
eğitim veriyor. Eğitimin ardından da 5 tane belgeyi işçiye hiç okutmadan
imzalatıyor. İlk belgede “eğitim gördüm, baret vs, malzememi aldım” yazı-
yor. Bunların içinde tarihi yazılmamış bir iş çıkış belgesi de var. Tarihi atıl-
mamış ama “kıdem tazminatımı on beş gün iş arama hakkımı, ihbarname-
mi, bütün diğer haklarımı aldım” diye imzayı atıyor. (…)Bu pek çok firmada
yaşanan bir süreç… hatta [bir işyeri] “yaşanan kazaların sorumluluğu işve-
rene ait değildir” diye imza attırmış. Yasal geçerliliği yok tabii. Şunu getiri-
yor: ben kaza geçirdiğimde imza attım, hak talep etmeyeceğim kanısı ge-
lişiyor. İşkazası geçirdiğinde işverene yasal bir işlem yaptırmıyor. Hakkını
aramamasına dönük bir uygulama. Bir şekilde tepki gösterene birkaç gün
sonra imzalatıyor. İşçiye işveren, “sen yevmiyecisin” “hiçbir sosyal hakkın
yok” diyor. İşçi buna inanıyor. “Kadrolu değilim, hiçbir sosyal hakkın yok”
kanaatini geliştiriyor. Buna ikna olduğu için haklarını arayıp sormuyor da.”
Tehlikeli çalışma koşulların olduğu birçok işyerinde olduğu gibi, Tuzla tersanele-
rinde de işçilere, işverenlerce düzenlenmiş bir takım belgeler imzalattırılmak is-
82
tenmektedir. Bunların bir kısmının hukuki dayanakları mevcut iken, önemli bir kıs-
mının ise yasal dayanaktan yoksun olduğunu görmekteytiz. Uygulamada en sık
karşılaşılan, işçinin hak ve alacakları konusunda işvereni aklaması anlamına ge-
len ibranamelerdir. Ancak işçinin iş sözleşmesi devam ederken imzaladığı ibrana-
melerin hukuken hiçbir geçerliliği yok. Fakat her ay hiçbir alacağı olmadığına da-
ir baskı altında imzalattırılan bu belgeler, işçiler açısından geçerli olduğuna dair
bir yanılsamaya sebebiyet vermekte. Özellikle “yaşanan ya da yaşanacak kaza-
ların sorumluluğunun işverene ait olmayacağı” şeklinde bir ibarenin altına atılan
imzanın işçi aleyhine bir hüküm doğurmayacağı kesindir. Ancak bu belgelerin dü-
zenlenmesindeki amaç, yasalar karşısında yargılama aşamasında işveren lehine
bir karine oluşturmasından ziyade, işçinin gözünde işvereni aklama ve psikolojik
bir üstünlük sağlayarak hak arama bilincinde bir körelme yaratmaktır.
İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Mühendis geliyor, ‘baret’ diyor. Sürekli
çalışınca düşüyor baret. S. tersanesinde mesela, biri düştü, bozmacı arka-
daş, 12-15m.’den öldü, ayakkabı, baret iki yanına koydular. Savcı geldi ‘siz
kimi kandırıyorsunuz’ dedi. En az 15-20 kişi öldü G…’da. Gözlerimle gör-
düm olayların tamamı.”
Ölümlü iş kazası durumunda kazanın olduğu yerin, Cumhuriyet Savcısı tarafın-
dan re’sen soruşturulması başlatılmaktadır. Soruşturmaya konu olan en önemli
bulgu, otopsi sonucu düzenlenecek adli tıp raporudur. Ancak iş kazalarında otop-
si kadar, olay yeri keşfi ve ölü muayenesinin de önemli olduğunu belirtmek gerek-
mektedir Bu nedenle aşağıdaki hususların tespiti önem taşımaktadır: Yaralı kişi ya
da ölen kaza anında ne konumdadır, kazanın gerçekleştiği aracın türü nedir ölüm
nerede gerçekleşmiştir? (olay anında; araç içinde, araç dışında, sağlık kurumuna
taşınırken, sağlık kurumuna ulaştığı sırada, sağlık kurumunda tıbbi tedavi alırken,
sağlık kurumundan taburcu edildikten sonra). Ölenin ya da yaralının bilinen bir
hastalığı var mıdır? Ölen ya da yaralı, daha önce başka bir travmaya uğramış mı-
dır? Gerçekleşen kazanın iş kazası niteliği var mıdır? Bu hususlar tespit edildik-
ten sonra yapılacak otopsi ile maddi gerçeğe ulaşılacaktır. Savcılığın gözetimi al-
tında yapılacak olay yeri keşfinin ise hayatın olağan akışı ile uyum içerisinde ol-
ması ve keşfe konu olay yeri bulgularının makul bir bütünlük arzetmesi ve her
şeyden önemlisi savcının tüm bu hususları obfektif olarak değerlendirmesi ve tüm
tanıkları dinleyerek tutanak tutması gerekmektedir.
Mühendis tanıklığı : “Bu konuda egemen düşünce bana bir şey olmaz bi-
çimindedir. Kadercilik egemen. Ben bile baret özürlüsüyüm ama birkaç de-
fa başıma yukardan parça düştü. Baret başımı korudu. Kendi deneyimim
sonucu hayati olduğunu öğrenince bareti çıkarmaz oldum.”
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “İşyerinin
verdiği ayakkabı normal iş ayakkabısı [çelik burunlu] vardı. Elektrikçilerin
giydiği yüksek gerilim ayakkabısı verilmemiş. [üzerinde de] Kot pantolon ve
83
t-shirt’ü vardı. Baret bir zaman vermişler ama yıpranınca bir daha verme-
mişler. …[yakını ölen işçi ile bir dönem aynı işyerinde çalışmış] Ben işe gir-
diğim zaman normal Pendik’te bir ayakkabıcıdan sıradan bir ayakkabı al-
mışlardı. Bana da elektrikçi ayakkabısı vermemişlerdi. Hatta o ayakkabılar
çelik burunlu bile değildi. Dönem 2005. Daha sonra çelik burunlu ayakkabı
verdiler, ama elektrikçi ayakkabısı vermediler. Seyyar satıcı bile bu malze-
meleri satıyor. Tulum, ayakkabı, gözlük… Terzi mesela dikiyor getiriyor. “
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Yok ne tulum, ne bir-
şey... Eğer işçi karısının dırdırından bıktıysa, gider işportadan 5-10 milyo-
na alır. Bir hafta idare eder bu tulum. Akşama bir geliyor, elek gibi, kaynak
bu yakıyor. ‘Bıktım’ diyorsun. ‘işte bir tulum, al bir tulum.”
Bu pasajda işçi eşi olan kadının emeğin yeniden üretimindeki rolü de dikkat çek-
mektedir. Kadın, sağlık ve iş güvenliği sistemindeki noksanları örtecek şekilde,
daha önceden görevi olmayan bir takım rolleri de edinmeye başlamıştır. İşçinin iş-
yerindeki sağlıksız koşullarının etkilerini en aza indirmeye çalışırken, ufak iş ka-
zalarına müdahale edebilmeyi de öğrenmiştir. Aynı zamanda çalışılan firmanın
görevi olan, koruyucu donanım ve iş elbisesi gibi malzemeleri de sağlamaktadır.
Toplumsal cinsiyet rollerinin, giderek daha da kapsayıcı hale geldiği gözlenebilir.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Kaynakçı çalışırken baret takmaz. Çün-
kü engeller çalışmasını. Zaten çok dar alanlarda ya da eğimli şekilde çalı-
şıyoruz. Baret takamayız. Sadece sahada gezerken takıyoruz.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Ben sanmıyorum ki,
hiçbir işçi evinin masrafından kısıp da kendine gözlük almıyordur. Alamaz,
mümkün değil. Bugün kaynakçı dedin mi, maaşı yüksek bir kimse olmalı.
Benim eşim 16 yıllık kaynak işçisiydi, öldüğü zaman 34 milyon yevmiye ile
çalışıyordu. Bundan elektrik, kira mı verecek, çocuk mu okutacak, kendini
mi doyuracak, sigarasını mı alacak, malzemesini mi alacak...”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Çoğunlukla bareti, ayakkabıyı, tulumu
vermiyorlar. Verdiklerinde de tarihten kalma baret, kullanılmış. Baret var,
baretin bağlama bağcığı yok, kullanamıyoruz tabii. Kaynak yaparken kafa-
mızdan düşüyor. Barette zaten piyasada ucuz mal, gözlük veriyorlar, kul-
lanmak için, affedersin, don lastiği ile sıkıyorsun, kenarından [çapak] giri-
yor. Korumalı büyük deniz gözlüğü gibi gözlükler var onların maliyeti yük-
sek diye vermiyorlar. Eldivenler belirli, 15-20 günde bir veriyorlar oysa 3
günde eldiven gidiyor. Elek gibi oluyor. Kollarımız falan yanık içinde zaten.”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): ["Beş gündür çalışıyorum demiştin, Kazadan
önceki günlerde gözlüğün var mıydı" sorusu üzerine] “Vardı, onun da camı
çatlaktı, onunla idare ediyordum. Onu tersanenin çöplüğünden bulmuştum.
Bana gözlük verilmedi. Ben talep ettim, tabii ki. Yenileri gelecek dediler, es-
84
kileri getirdiler, camları doğru düzgün yok. Zaten o camdan içeri giriyor,
yanları hep yumuşak plastik olduğu için, sıcak çapak delip geçince, naylon-
la beraber gözüne giriyor. Onları taşeronlar kendileri alıyorlar, şuradaki
dükkanlardan. Aşağı in, karşıda var ya...”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “4 ytl’lik gözlük istediğinde kapı bu tarafta di-
yor, bir de eliyle gösteriyor. Bir de bağırdığı, çağırdığı yanına kâr kalıyor. İyi
gözlük istiyorsan, git al, diyorlardı. Kendi gidip parasıyla alan vardı. Daha
önce biz de alıyorduk. Soyunma odasında çaldırıyorduk. Bunun adı asker-
de ‘yer değiştirme’. Ya adam gibi soyunulacak yer yok.”
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “İşyeri he-
kimi olsaydı. Kişisel koruyucu donanımları, eldiveni, ayakkabısı, kauçuk ki-
limi ve tulumuyla eksiksiz olsaydı. Deneyimli bir elektrikçi ile beraber çalış-
saydı. Yakınlarda tam teçhizatlı bir hastane olsaydı. Yani yasal şartlar sağ-
lanmış olsaydı, G. bugün hayatta olurdu.“
6.7. İş Güvenliğinden Sorumlu Mühendis ya da Teknik
Eleman: Olması gereken ve olanlar
Artan seri ölümlü iş kazalarının mevzuat ile değerlendirilmesinden ve mühendis-
lerin bu süreçteki rolünden önce, iş güvenliği tedbirlerinin Tersaneler Bölgesi’nde
çalışanlar tarafından somut olarak nasıl algılandığına bakmak gerekiyor. İşçi ta-
Fotoğraf: Sevtap Yenigün
Önceden suya indirilmiş bir geminin üstünden Cimil gemisinin suya indirilişi bekleniyor. Fakat bu bekleyiş
normalden uzun sürüyor.
85
nıklardan bize aktarılan bölgede bu konuda kullanılan isimlendirmelere yer ver-
mek bu yüzden anlamlıdır: Çoğunlukla askeri tersanelerde çalışmış emekli subay
ya da polislerden oluşan “İş Güvenliği Sorumlusu”nu sadece baret takıp takma-
dıklarını kontrol ettiği için “baretçi”, yanlarında olası bir yangını önlemek için bek-
leyen çalışanı da “yangıncı” olarak isimlendiriyorlar.
Peki bu konuda mevzuat ne diyor, ona bakalım: 20/01/2004 tarih ve 25352 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanan, fakat daha sonra arkasında hukuki bir vakum bıra-
karak yürürlükten kaldırılan “İş Güvenliği ile Görevli Mühendis veya Teknik Ele-
manların Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında
Yönetmelik” in 12. maddesi İş Güvenliği Uzmanının Görevlerini tanımlamıştı(45).
7.4.2004 tarih ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “İş
Sağlığı Ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik” 4857 sayılı İş Kanunu kap-
samına giren, sanayiden sayılan, devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran ve altı ay-
dan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerini kapsar. Bu yönetmeliğin Görev ve Yet-
kiler başlıklı 7. maddesi “İş sağlığı ve güvenliği kurullarının görev ve yetkileri”ni ta-
nımlamıştır.(46)
Keza, 7 Nisan 2004 günlü ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, “Çalı-
şanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetme-
lik”in 4. ve 8. maddeleri işverenin yükümlülükleri ile eğitimin amacını tanımlamış-
tır.(47)
Ayrıca 10.08.2005 gün, 25902 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe gi-
ren “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik”in “Sorumlu Müdür
Tayini” başlıklı 25. maddesinde “Birinci sınıf gayrisıhhî müesseselerde, işletmenin
faaliyet alanında mesleki yeterliliğe sahip bir sorumlu müdür çalıştırılması zorun-
ludur(48)” denilmektedir.
Bu yönetmeliklerin bağlı olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi daha önce
de işaret edildiği gibi:
“…asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Ka-
nundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleş-
mesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya
devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerin-
de çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel
(45)
http://www.calisma.gov.tr/birimler/isggm/muhendis_teknik_elemanlar_hakkinda_yon.htm, en son
31 Aralık 2007’de okundu.
(46)
www.calisma.gov.tr/birimler/isggm/is_sagligi_guven_kurulları_hak_yon.htm, en son 31 Aralık
2007’de okundu.
www.calisma.gov.tr/birimler/isggm/calisan_is_sag_guv_egitim_usul_es_hak_yon.htm; en son 31
(47)
Aralık 2007’de okundu.
(48)
http://rega.basbakanlik.gov.tr, Arşiv, 10.08.2005 tarihli Resmi Gazete, en son 31 Aralık 2008’de okundu.
86
olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul
edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayı-
larak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uz-
manlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”
demektedir.
Aynı yasanın 77. maddesi “ İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağ-
lanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundur-
mak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymak-
la yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine
uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki risk-
ler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendir-
mek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar(49)” diyerek iş
sağlığı güvenliği alanında işverenleri sorumlu kılmış, işçilerede uyma yü-
kümlülüğü getirmiştir.
İşverenler bu yükümlülüklerini yerine getirirken işyeri hekimi ve farklı ünvanlarda-
ki mühendislere ihtiyaç duymaktadırlar. Bunların yerine getirilmesi için de iki temel
araç bulunmaktadır. Birincisi İş Sağlığı İş Güvenliği Kurulu, ikincisi ise İşyeri Sağ-
lık Birimidir.
İşyeri hekimlerinin ve İş Yeri Sağlık Biriminin işlevine yukarıda değinildi. Mühen-
dislere geldiğimizde İş Güvenliği Mühendisi, Sorumlu Müdür, Üretim Mühendisi,
Vardiya Mühendisi gibi ünvanlar taşıyan mühendisler işverenlerin bu alandaki yü-
kümlülüklerini yerine getirmek durumundadırlar.
Mevzuatın da gösterdiği gibi mühendisler görevlerini yerine getirirken belirli yetki-
ye ve bağımsızlığa da sahip olmalıdırlar. Tersanelerde meydana gelen seri ölüm-
lü iş kazaları işverenlerin yükümlülüklerini, mühendislerin de görevlerini yerine ge-
tirmediklerini/getiremediklerini göstermektedir.
Şimdi de, çalışma hayatında ortaya çıkan olgular/olaylar ile olması gerekenler
arasındaki ilişki ve çelişkiyi tersaneler Bölgesi’nde çalışan mühendis tanıklardan
dinleyelim:
Mühendis tanıklığı: “4-5 kişiden oluşan İş Güvenliği Kurulu var. Tersane-
lerde iş kazaları fazla olduğu için sürekli denetim yapıyorlar. Kişisel güven-
lik önlemlerinin alınmasına uymayan işçi sayısı çok fazladır. Denetim sıra-
sında gözlerine çarpan ihlaller olduğu zaman ceza kesiyorlar. Her işçi işe
başlamadan önce bir saat süren bir eğitimden geçiyor. Başka bir tersane-
de bu eğitimi almışsa eğitim yeniden verilmiyor.”
Mühendis tanıklığı: “Koşturmacanın içinde bir çok iş unutuluyor. Kontrol
etmediğin ya da bakamadığın bir yerler mutlaka oluyor.”
(49)
http://www.calisma.gov.tr/mevzuat/4857_sonhali.htm, en son 31 Aralık 2007 tarihinde okunmuştur.
87
Fotoğraf: Sevtap Yenigün
Her şeyin içice üst üstte durduğu tersane denize doğru genişletilerek yer kazanılıyor. Tersane'nin karışık
ortamına inat liman çalışması oldukça düzenli görünüyor.
Mühendis tanıklığı: “Ben taşeronda çalışan mühendis olarak tersanenin
üretim mühendisine karşı sorumluyum. Tersane mühendisi ve ardından
Loyd mühendisi işin kalite kontrolünü yapıyor. Yanlış yapılan yada deforme
olmuş olan iş tamir ve düzeltme için geri gönderiliyor. İş yeniden revizyona
giriyor. Bu da işin uzamasına ve maliyetin artmasına neden oluyor. Hem bi-
rim zamanı hem de maddi kaybı arttırıyor. “
Mühendis tanıklığı: “Kişisel güvenlik malzemesi kullanımında mühendisle-
re örnek olmaları için misyon yüklendiğinden, en çok uyanlar mühendisler.”
Mühendis tanıklığı: “Bu konuda egemen düşünce bana bir şey olmaz bi-
çimindedir. Kadercilik egemen. Ben bile baret özürlüsüyüm ama birkaç de-
fa başıma yukardan parça düştü. Baret başımı korudu. Kendi deneyimim
sonucu hayati olduğunu öğrenince bareti çıkarmaz oldum. “
Mühendis tanıklığı: “İş güvenliğinden sorumlu insanların önemli bir bölü-
mü askerlikten gelme yani askeri tersanelerde çalışmış insanlar.”
Mühendis tanıklığı: “2buçuk senede üç işçi öldüğünü biliyorum. Taşeron
işçisi eğitilmiyor/eğitilemiyor. Kazalarını nedenlerinin bu olduğunu söylemi-
yorum ama yani bu durumun etkisi olduğunu düşünüyorum.”
Yukarıda bahsi geçen yönetmeliklerin bağlı olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 2.
maddesi daha önce de işaret edildiği gibi:
88
“.… asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Ka-
nundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleş-
mesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya
devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerin-
de çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel
olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul
edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayı-
larak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uz-
manlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”
demektedir.
Gerek 50’in altında çalışanı olan gerekse 50’in üzerinde çalışanı olan işletmeler-
le ilgili mevzuat yukarıdaki verildiği gibi oldukça anlaşılır ve nettir. İşyeri hekimle-
ri kısmında dile getirilen sorunlar, İşyeri Güvenliğinden sorumlu mühendis ya da
teknikerlerin istihdamında da yaşanmaktadır: Zorunlu istihdam rakamları tersa-
nede kadrolu işçilere göre hesaplanmakta, güvenlikten sorumlu mühendis
ya da teknikerler 30 bin işçiye yakın çalışanın olduğu bu havzada yeteri sa-
yıda, donanımda ve işverenden bağımsızlıkta değildirler.
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Baretçi [İş güvenliği sorumlusu] de sa-
dece sahada kontrol ediyor zaten. Başımıza zaten kaynak için maskeyi ge-
çirdiğimizde bareti takamıyorsun.”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Baretçiler, kafanda baret olup olmadığı-
nı kontrol ediyor ve taşeron firmaya ceza yazıyor. Firma da senin yevmi-
yenden kesiyor. Bu baretçiler emekli subaylar ya da polisler olabiliyor. İş-
güvenliği amiri. Bir de onun yanında çalışan yangıncılar var. İlkokul mezu-
nu. 400-600 milyon aylığa tâbi olan. Onlar da gece çalışılırken çalışanın
yanında duruyorlar. Yangına müdahale etsinler diye yangın tüpü alıyor. Dü-
şerse haber vereyim. Tersanenin eski elemanları… hısım akrabası oluyor
bunlar. Bu malzemeler verilmiyor diyorsun ama, anlatamıyorsun ki, kapı-
dan girerken sana kağıt imzalatıyorlar. Tüm haklarımı aldım, çıktım, diye.
Baretimi, eldivenimi aldım. Her tersane emniyet dersi veriyor. G, R, T gibi
tersaneler bu eğitimi veriyor 10 dk, yarım saat, 2 saat yerine göre… anla-
tıyor adam. Bir de CD gösteriyor. Kaynakçıysan gözlük tak, taşçıysan mas-
keni tak falan diye… bunları vermiyor ama, taşeronun vereceğini söyleye-
rek imza attırıyor. İmzayı atmazsan eğitimden sonra girişine izin vermi-
yor(…)Eğitimi baretçiler veriyor. Biz zaten A’dan Z’ye biliyoruz, bilmek yet-
miyor ki malzeme vermiyorlar. Sen bana tulum veriyorsun verdiğin tulum
sentetik. 10 milyona piyasada satılıyor. Bir damla damlıyor, cos yanıyor.
Çok ucuz malzemeler veriyor mesela… taşeron ucuz gözlük veriyor. …ver-
meyedebiliyor.”
89
6.8. İşyeri dışından iş kazasına davetiye çıkaran etmenler:
Barınma ve geçim sıkıntısı, göç ve artan rekabet
Sektördeki genel ücretlendirme pratiğinin yövmiye bazında, günlük ortalama 50
YTL olduğundan da, Tuzla ilçesindeki kiraların 2003 senesinden beri emlak piya-
sasındaki dönüşümler nedeniyle(50) Kadıköy ile yarışır seviyelere çıktığından da
daha önce bahsedildi.
Bu altbaşlıkta, raporda daha önce irdelenen bazı analizleri tekrarlama bahasına,
tanıklıklara yansıdıklarından yola çıkarak artan rekabetin dinamiklerine değinmek
istiyoruz:
Tersane, üretim sürecindeki bir iş için, öncelikle yerleşik taşeronlara ihale açmak-
tadır. Yerleşik taşeronlar, tersanenin maliyet planlarına uymayacak kadar yüksek
bir parça-başı fiyat talebi istediğinde, eğer işin uzmanlık düzeyi de yüksek değil-
se, tersanenin üretim sürecinden çıkarılırlar. Tersane, bu iş için dış taşeronlara
ihaleyi açar. Dış taşeronlara telefonla ulaşıldığı gibi, piyasanın sosyo-mekânsal
darlığından dolayı buna gerek kalmayabilir. Özellikle işçi kahvelerine ulaşan bir
haber piyasada herkes tarafından duyulacak demektir. Bu açıdan örneğin kay-
nakçı lazım olduğunda “çevresi olan” bir kaynak ustasına bunu iletmek çoğu za-
man yeterli olmaktadır. Dış taşeronlar genellikle en ucuza çalışan taşeronlardır.
Ama işi tamamen dış taşeronlara yaptırmak genellikle tersanelerin tercih etmedi-
ği bir durumdur. Bunun nedeni, geminin yapımının beklenen ve sözleşmede yer
alan sürede bitmemesi durumunda, geminin kızakta kaldığı her gün için tersane-
nin ceza ödemek zorunda kalmasıdır. Bu bedeller taşeronlardan karşılanamaya-
cak kadar yüksek miktarlar olduğundan, tersane bu riski üstlenmek istememekte-
dir. Bu yüzden beğenilen taşeron tersaneye yerleşecektir.
Mühendis tanıklığı: “Taşeronlar arası rekabet süreci olumsuz etkiliyor. Bu
rekabetin tersane sahipleri tarafından da teşvik edildiği oluyor. Örneğin işi
yapacak olan iki ekip var. Tersane sahipleri ücret kırdırarak “8 birime olan
işi 6 birime yapar mısın?” diye diğerine veriyor. Bu uygulama aynı ustanın
kalfaları arasında da yapılabiliyor. Bazı tersanelerde, firma ile iş yapan ta-
şeronlar arasında eleman transferinin yasaklandığını duyduk.”
Ancak, gemi tamir-bakım tersaneleri gibi kayıt dışına çıkmış üretim birimlerinde
dış taşeronla çalışmanın daha fazla görülmektedir. Sermaye birikimi düşük olan
bu tersaneler, emek maliyetini düşürmek ve emeğin çalışma saatleri üzerin-
deki denetimini arttırmak amacıyla daha çok dış taşeron kullanmaktadırlar.
Gemi inşa tersaneleri, işlerini yasal çerçeve içinde yapmak zorunluluğu olan, da-
ha fazla sermaye birikimli firmalardır. Bu açıdan emeğin, sosyal sigortası ve be-
ceriden kaynaklanan yüksek ücreti de dâhil tüm maliyetlerine katlanmak, geminin
Bu konudaki ayrıntılı bilgi için, bu raporda Tuzla ve civar ilçelerdeki kentsel dönüşüm sürecini ve
(50)
bunun emlak piyasasına etkilerini de irdeleyen Tuzla: Nereye? altbaşlığına bakınız.
90
Fotoğraf: Sevtap Yenigün
Kaynak çalışmaları gemi iskeletinin her yanında her türlü koşulda aralıksız devam ediyor.
inşasının uzamasının maliyetinden daha küçüktür. Bu açıdan sadece yerleşik ta-
şeronun nitelikli emeğinin bedeline değil, sigorta, yemek, sosyal haklar gibi mali-
yetlere de katlanmaktadırlar.
Kısacası, tersaneler yansıtabilecekleri riski üstlenip kabul etmek, yansıtamaya-
cakları riskleri almamak konusunda refleks geliştirmişlerdir. Bu esnekliklerinin sı-
nırı, sermaye birikimleri ile orantılıdır. Ancak yine de taşeron firmaların patronları
için aynı güvencesizlik devam etmektedir.
Bu yapının işçilere yansıması şu şekilde olmaktadır: Taşeron işçiler, geçici ve dü-
zensiz çalışan işçilerdir. İş buldukları sürece çalışmalarının yanı sıra geminin ya-
pımı bittikten sonra işten çıkarılırlar ve bir başka tersaneye girerler. Bu yüzden ne-
redeyse tersanelerin tamamında belirli ve kısa sürelerle çalışırlar. İşçiler, genellik-
le iş bulamadıkları zaman işçi kahvehanelerinde vakitlerini geçirmektedir.
İşçi kahvehaneleri, taşeron ve taşeron işçilerin piyasadaki tüm haberleri duyduk-
ları yerdir. Bu anlamda sadece iş ve işçi bulma kurumu gibi çalışmaz, aynı zaman-
da bilgi akımını sağlayan bir merkezdir. Hangi tersane, kaç gemi siparişi almış;
hangi taşeronun kaç işçiye ihtiyacı var; kurulan ortaklıklar, bozulan anlaşmalar,
her şey buradan duyulur ve etrafa yayılır. Kahvehaneler, genellikle tersanelerin gi-
rişinde ve tersane işçilerinin yaşadıkları bölgelerde bulunur. Buranın yanı sıra, İç-
meler tren istasyonu ile trafiğin her zaman düzensiz ve hızla aktığı tersane yolun-
daki dört yol ağzı işçi pazarıdır. Yani, taşeron ustaların işçi seçtikleri yerlerdir. Bu
91
yol üzerinde baret, gözlük, işçi botları gibi iş güvenliği ekipmanları seyyar satıcı-
lar tarafından satılmaktadır. İşçilerin büyük çoğunluğu 20–30 yaş arasında olma-
sına rağmen genellikle yaşlarından daha büyük göstermektedirler. Ellerinde ve
yüzlerinde sık sık yara ve yanık izine sık rastlanmaktadır.
İşçiler arasındaki rekabet, son dönemde geçmiş dönemlerden daha çetin şartlar-
da gerçekleşen iç göçle daha da artarken, aynı rekabet algısı örgütlülüğü ve or-
tak çalışma şartlarının sağlayabileceği dayanışmayı da azaltmaktadır. Bir işçi ya-
kının sözleri bu durumu çok iyi yansıtmaktadır.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bir de benim fikrimce,
İstanbul’a göçler çok oldu. Onlar da biraz çok fazla yövmiyeleri düşürdü.
Doğu’dan gelen işçi, 10-15 kişilik bir aile. … çocuklar ikişer yaş arayla, bü-
yük büyük hepsi. Saldı hepsini piyasaya. Sabahleyin çıkın İçmeler Meyda-
nına, mahşer yeri gibi orası, iş arayan, dolu. Benim yövmiyem alışmışım
mesela, ilk zamanlarda yövmiyeler çok iyiydi mesela, o zamanın giderine
göre gelir fena değildi. ....Ben diyorum ki ‘ben 40’tan aşağı gitmem temizli-
ğe’. Oradan çıkıyor Doğulu ‘ben 25’e gelirim, beni götür.’ Bu sefer taşero-
na adam bulan kişi ‘tamam, sen gel’ diyor, çünkü ondan daha çok kârı ola-
cak. Şimdi ne yapıyor Doğu’dan gelen, 4 tane çocuğunu salıyor, çekiyor
100 milyon yövmiyeyi içeri. Biraz da buradan düştü yövmiyeler. Taşeron da
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz
Önceden suya indirilmiş bir geminin üstünden yeni gemi Cimil'in suya indirilişi bekleniyor. Fakat bu bekleyiş
normalden uzun sürüyor.
92
ucuz işçi çalıştırmak...O zaten herşeyi göze almış, Doğu’da çünkü hayat
şartları daha zor. O yüzden tulum da vermese, baret de vermese, ayakka-
bı da vermese, onun için önemli değil... “
Piyasaya yeni giren taşeronlar, “memleketten” getirdikleri akraba ve hemşehri
emeğini, tersanelere çok yakın yerlerde bulunan “bekâr evlerine” yerleştirmekte-
dir. Bir odada yaklaşık on kişi birarada kalınan bu konutların bulunduğu bu yerler-
den, kişi başına ayda 100 ila 150 YTL kira talep edilmektedir. Sahadaki çalışma-
larımızda, bazı bekar odalarının geceleri kapıları kilitlenen hanların içinde bulun-
duğunu gözlemlemiş, yangın durumunda oluşabilecek büyük felaketin ne yazık ki
“geliyorum!” dediğini görmüş bulunuyoruz. Yeni göç etmiş işçiler iş bitene kadar
bu tip odalarda/evlerde kalır. Eğer tersanelerde daha uzun süreli iş bulabilirlerse,
ailelerini de getirip bir apartman dairesinde ya da gecekonduda yaşamına devam
etmeye çalışırlar. 2008 yılında Tuzla’da yaşanan ilk ölümlü iş kazasının kurbanı,
Giresun’dan çalışmak için Tuzla’ya gelmiş ve Gebze’de bir bekar odasında kalan
19 yaşındaki bir genç işçi idi.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bütün dükkanlar be-
kar odası zaten. Ama ne tuvalet var, ne bir yatak var. Şu bizim şu alttaki
bodrum dediğimiz, kullandığımız yer, duvarlarından su akıyor, camı yok,
birşeyi yok. sırf demir kepenkler, oraya bile ‘kartonla kapatırız, bize verin’
diye kiraya istiyorlar, suyu yok içinde. Bir zamanlar onun yanındaki dükka-
nı,....orayı bile, ne tuvalet, var, ne birşeyi, kiraya vermişlerdi de, bizim
apartmanın arasında ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Leş gibi kokuyordu. Nere-
de bir boş dükkan varsa, bir bodrum varsa, orası bekar odası. Oraya dolu-
şurlar, 8-10 kişi, çünkü hiçbir ev sahibi bekara kimse oda vermiyor, o yüz-
den oralarda o rutubetin içinde sürünüyorlar...Ben 90’da geldim, o zaman
vardı. O zaman böyle Sivas’lılar akın ediyordu buraya. Burada çalışacak ki,
köye para yollasın. Çok benim eniştemin akrabaları karşıda dükkanda ka-
lıyorlardı, acıyor, yemek veriyorduk onlara. Tersane başladığında bekar
odaları başlamıştı. Şimdi Urfalılar, Samsun’lular...Samsun’lular zaten piya-
sayı ele geçirdikten sonra, Urfalılar gelmeye başladı. Samsunlular, raspa,
boya, Urfalılar temizliği. Urfalılar biraz kalabalık geliyorlar, onlar geldikten
sonra yövmiyeler düştü..”.
6.9. İş kazası Geçiren İşçiler veya Yakınları İçin Yasal Haklar
Pratikte Nasıl İşliyor?
Yaralanma ya da ölümle sonuçlanan iş kazalarında işçinin kendisi ya da yakınla-
rının zararının tazmini anlamında önemli sıkıntılarla karşı karşıya kalınmaktadır.
Öncelikle işçinin geçirdiği iş kazasının hem hukuki hem de cezai anlamda birincil
derecede sorumlusu olan işverenlerin, kaza sonucu yaralanma halinde işçinin,
ölüm halinde yakınlarının dava açmamalarının teminatı olarak gördükleri “kan
93
parası” uygulamasından bahsetmemiz gerekmektedir. İş kazası sonucu dava
yolu ile hak edilen maddi ve manevi tazminat miktarı yanında oldukça cüzi kalan
bu ödemeler, maalesef yargı sistemindeki bir takım sıkıntılardan da güç bulan iş-
verenler tarafından hem psikolojik bir aklanma düşüncesi hem de ekonomik ma-
liyet hesap edildiğinde başvurulan bir yol haline gelmiştir. Kan parasına razı olma-
yan sahip olduğu haklar konusunda görece daha bilinçli olan işçiler ve işçi yakın-
ları haklarını dava yolu ile almayı tercih etmektedirler.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Öldü mü, hemen o ge-
ce aileye hastaneye üçbeş kuruş. Bana da geldi hastaneye çünkü. 3 Mil-
yar geldi. Sordum ‘ne parası bu?’. ‘Şimdi sizin durumunuz sıkışıktır, elizde
avucunuzda yoktur, iaşe.’ Ama eşimin tazminatını parasını verirken, iaşeyi
hesaplamaya kalktılar. Dedim ‘bir dakika, benim sizden aldığım bir kağıt
var, iaşe diye’, istedim çünkü muhasebeciden. Bana verilen meblağ biraz
yüksek, dişli olduğum için. Baktım, tazminat hesaplanıyor, ‘İşte 10 milyar
bir verdik, 7 milyar bir verdik, 3 milyar bir verdik’. ‘Bir dakika dedim, iaşedir
o, utanmıyor musunuz bunu hesaplamaya?’. ‘Tamam, dediler o zaman, o
zaman iaşeyi düşelim’. İşçi biraz şeyse, zavallı kadın birşey bilmiyorsa, yü-
reği de yanık zaten, ‘al bacım şu 30 milyarı, gel biz hellaleşelim’. Ne kayıp,
ne birşey. Ne şehittir, ne gazi.”
İş kazası sonucu maddi ve manevi tazminat davalarının en önemli handikapı, Ku-
rum’un soruşturmayı tamamlaması bitmeden, maluliyet kesinleşmeden davaların
bitemeyişidir. Birçok durumda gerçekle ilgisi olmayan maluliyet oranları belirlendi-
ği veya kusur oranları hakkaniyete uygun düşmediği ya da işveren vekillerinin sırf
davayı uzatmak için ileri sürdükleri bin bir türlü talepleri, bu türden davaların ol-
dukça uzun sürmesine sebep olmaktadır. İş kazaları nedeniyle alınan maddi ve
manevi tazminatlara yasal faiz denilen basit faiz oranı (şu anda %9’dur) uygulan-
dığı için, davaların uzun sürmesi hak sahiplerinin sonuçta alacakları paranın de-
ğer kaybına uğramasına neden olmaktadır.
İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Zaten üç ta-
ne mahkeme oldu. Birinde işveren dinlendi. İkincisinde davacı taraf olarak
biz dinlendik. Üçüncü mahkemede de karar aşamasına geldi. Bilirkişi rapo-
ru zaten gelir gelmez davayı hemen sonuçlandırdı. Bilirkişi raporunu ince-
leme gereği bile görmedi yani. İtiraz ettik. Ama hâkim avukata bilirkişi ra-
porunun belirleyici olduğunu söyledi. Bilirkişi raporu işvereni suçsuz göste-
rince mahkeme de bunun üzerinden nasıl olsa bir tane suçlu bulundu, bu
da taşeron oldu, başka bir suçlu aramaya gerek yok, dedi. Davayı böylece
sonuçlandırdı; ana firmaya dokunmayarak. Taşeron firmanın ödediği taz-
minat 14 milyar.”
Aynı zamanda bu sistemin işlemeyişinin bir diğer nedeni de hukuki sürecin işçinin
altından kalkamayacağı bir maliyete sahip olmasıdır. Zaten mağdur durumda olan
94
işçi bu tip masrafları kaldıracak gelire sahip değildir. Dolayısıyla dava açmaktan
çabuk vazgeçmektedir.
İşçi Tanıklığı (meslek hastalığı): “Avukat benden 6 milyar istedi. E., mon-
tajcıydı o da, saçın altında kalıyor, eziliyor, ondan buldum. Mahkemeyi ka-
zanmıştı. 42 milyar para kazanmıştı, 21 milyar taşeron, gerisi devlet. Avu-
kat ‘100-130 milyar tazminat garanti’ dedi, ‘6 milyar vereceksin, Türkiye’de
bu işler ilgilenirsen olur’. Elden 6 milyar, dava kazanınca 30 milyar istedi.
Olmayınca, Limter-İş’in avukatı xx’i tuttuk.”
İşçilerin dava açmaları ise ancak, bu bedeli ödeyebilecekleri güçte değillerse sen-
dika avukatlarından faydalanmaları ile mümkün olmaktadır.
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Maddi ve
manevi tazminat davası açıyoruz. Ağabeyimin birtakım hakları var. Bugün
bir köpek öldüğü zaman bile insanlar bazı şeyler yapıyor. İşveren gelip bi-
zimle görüşmedi bile. Bir “başın sağ olsun” bile dilemedi. Arkadaşlarının bi-
zimle görülmesi önemli değil, onlar zaten G.’ın arkadaşlarıydı. Bir patronun
demesi daha farklıdır. Arkadaşı ağabeyimle dostluğundan ötürü gelir, pat-
ronsa ağabeyimin emeklerinden dolayı başın sağ olsun der. İkisi farklıdır.”
Kaza geçiren işçilerin aileleri, kendilerinin muhatap alınmadığını ve işçi hayatını
kaybetse bile işveren için bir değeri olmadığını düşündüren çeşitli durumlarla kar-
şı karşıya kalmaktadır. İşverenin “başın sağolsun” dememesi, suçun ölen kişi üze-
rine atılması ve acılı ailenin de bu suçlamalarla karşılaşması, dava açılmaması
konusunda tehdit ve vaatlerin hastane önünde konuşulmaya başlanması gibi…
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Davalar uzadıkça bu işverenin işine yarıyor.
Süre uzadıkça işçinin dayanamıyor pes ediyor. İşveren de “nasıl olsa dava
uzadıkça ben bunu 1000 YTL, 2000 YTL’ye satın alırım, bu olayı da kapa-
tırım. Sicilime de işlemez” diyor.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Eşim yaşarken de he-
sap, kitap, ölünce de hesap kitap.. Öldü, ‘tazminat verdik size’ diye bir de
bana hesap sordular, ‘ne yaptınız verdiğimiz parayı’ diyorlardı. Sinirlendim,
sana hesap mı vereceğim..‘ Bana hesap soruyor, 10 milyar verdik, ben onu
borca dağıttım, biraz daha para istiyorum, ‘nereye harcadın, diye hesap
soruyorlardı’...Onların gözünde işçi insan değil, işçi ölüyor, üstünü gazete-
yi çekiyor, (diğer işçilere) ‘çalış, diyor, ne bakıyorsun!’.”
Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki “kan pazarlığı” anlatıları
a. Bir gemi siparişi için armatörle tersane arasında olan pazarlığın konularından
biri de iş kazalarıdır. Sahadaki mülakatlarımızda bir kaç defa aşağıdaki algıla-
ra/anlatılara rastladık:
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “Gemiyi yaptıracak armatörle tersane
kendi aralarında pazarlık yapıyorlar. Armatör “eğer kaza olursa ve ölürse
95
ben üç kişinin parasını öderim” diyor. “Eğer beşe çıkarsa ikisi tersaneye
ait”. Yani baştan gemi yapılmadan bunun pazarlığı yapıyor. Kan parasını
“sen öde ben öde” pazarlığı yapıyorlar. Yani, yapılan her gemide üç kişi öl-
me hakkı vardır. Biz öyle biliyoruz.”
b. Armatörle tersane arasında görünmez sözleşmenin işçilere yansıması da hu-
kuki süreçlerin işlememesi ve alternatif bir tazminat sistemi olarak “kan para-
sını” ortaya çıkarmıştır.
İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “İşte tersa-
neleri ayrı bir cumhuriyet yapan bu. Tersanelerin buradaki çalışma kuralla-
rına rağmen çalışmalarını sağlayan, işte bu işlemeyen hukuk. Tespit edilen
kusurlara ilişkin hiçbir tedbirin alınmaması, cezai müeyyide uygulanmıyor.
İşlem yapılmıyor. Bu işyerlerinin üretimi durdurulmuyor mesela. Tersaneler
de buna dayanarak çeteleşmiş, mafyalaşmış ve çalışma kurallarını ihlal
eden, kişilerin iş ve yaşam koşullarını gasp eden bir sisteme sahip.”
6.10. Tersanelerdeki parçalı sigortalılık pratiği ve bu pratiğin
hukuksal zemini
Tersane işçilerinin maruz kaldıkları hukuksuzlukların en önemlilerinden bir tanesi de
sigorta primlerinin eksik yatırılması ya da hiç yatırılmamasıdır. İşçi güvenliğinin bu
denli gözetimden ve denetimden uzak olduğu Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde sigorta
güvencesi tartışmasız çok önemlidir. Sigorta primlerinin yatırılmaması ya da eksik
yatırılması uygulamasına karşılık işçilerin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na
şikayet hakkı ve İş Mahkemeleri önünde dava açma hakkı vardır. Sosyal sigorta
hakkı ile ilgili ihlaller daha yoğun olmasına rağmen, bu nedenle idari ve adli makam-
lara başvuru, ihlalin yoğunluğuna göre zayıf kalmaktadır. Bunun nedeni, müracaat
ve dava sonucunda eline bir para geçmeyişi ve kazancın gelecekteki durumu ile il-
gili olmasıdır. Disk/Limter-İş Sendikası avukatlarınca açılan sigortalılığın tespiti da-
valarında Yargıtay sigortalı çalışmış tanık dinletmeyi bu davaların kabulü için şart
koşmakta bu durumda adeta sigortasız işçi çalıştırmayı özendirmektedir.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): [sigortanın tam yatma-
sı] “Mümkün değil..Bu emekli olacağı zaman 5,6 ayda bir gidip çıkartıyor-
duk sigortadan. Şok oluyordu..Bir ay içinde bir gün, üç gün, en fazla 10
gün. ...Emekli olacağa seneler yakın 23,25 gün yapılmaya başlanmış. 30
gün tam sigorta göremedim (…)En azından ödeniyor mu, ödenmiyor mu di-
ye vizite kağıdı alıyorduk. O zamanlar biz bu kadar derinden bilmiyorduk.
Ben sonra yeğenimden öğrendim. ‘İşçi sigortalı biliyor kendini, yaralanın-
caya kadar sigortalanmıyor ki, işçi daha hastaneye giderken, biz onun iş-
lemlerini hallediyoruz.”
İşçi Tanıklığı (hafif yaralanma): “İşe girerken girişlerin yapılması için bir
gün bekliyoruz. Formaliteden de olsa bir giriş yapılıyor. Bazen bir bakıyoruz,
96
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz
Gövdenin birleştirilmesinde kullanılan iskele sökülüyor.
sadece giriş günümüz gösterilmiş başka yok. Şurada belgem olsa da gös-
tersem, her ay 1,1,8.. gün yatmış sigorta. Son zamanlarda uyandık. İnter-
netten kontrol ediyoruz. Artık takibini yapıyoruz. Gördüğümüzde de hemen
uyarıyoruz firmayı[taşeronu]. Mahkemeye veririz, diyoruz. Ya SSK’ya suç
duyurusunda bulunuyorum ya da parasını talep ediyorum, alıyorum. [Ma-
dem bunu takip ediyorsun, hadi sana çıkış verelim, demiyorlar mı?] Tabii
demezler mi ama ben bunu göze alarak gidiyorum zaten. SSK olmazsa ne-
den çalışayım. Çocuk çoluğum var. Bir hastalanırsa, nereden bulacağım
parayı, nasıl yaptıracağım? Çoğunlukla da dikkat ediyorum. Mesela on mil-
yon eksik olsun, sigortalı olsun, diyorum.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “İ., diyordum kendine,
‘çalışıyorsun, ful çalışıyorsun 12 ay, izin kullanmıyorsun, neden izin parası
getirmiyorsun eve, hep aynı maaşı getiriyorsun?’, o sırf kendini çalışmaya
adapte etmiş ya, gidiyor, geliyor ya, ‘hakkaten diyordu, benim senelik izin
param var, dur gideyim söyleyeyim’. Konuşmaya gidiyordu ‘H. Abi ya, ben
senelik izin paramı almadım’, ‘Dur ya ben İ.’e söyleyeyim, iyi akıl ettin’, üç
beş gün geçiyor (....) İ. diyor ‘oğlum ne senelik izin parası ya, sen yövmi-
yeci adamsın, yövmiyeci adamın senelik izin parası olur mu?’ ...Eve geli-
yor, ‘yahu hanım, ne zaman olduysak, ben yövmiyeci olmuşum’ diyor. ‘Ya-
hu biz zam istediğimiz zaman geçen ay kadroluyduk hani?’. Hadi bir kav-
ga aramızda, aileler içinde huzursuzluk oluyordu. Adam izin parası istediği
97
zaman yövmiyeci oluyordu, zam zamanlarında ‘kadrolu’ oluyordu. ‘Sen
kadrolu adamsın, sana neden bu kadar zam yapalım!’ diyorlardı. Adam öl-
dü gitti, kadrolu mu, yövmiyeci mi biz bilemedik?”
GİSBİR Başkanı Murat Bayrak'ın 1 Eylül 2007'de DenizTicaretHaber'de çıkan
açıklamasında, devlete önerilerini "teşvik tedbirleri, SSK ücretlerinde indirim, as-
gari ücretin belli bir kısmından vergi alınmaması, 100 kişiye kadar işçi çalıştıran
işyerlerinde asgari ücretin üstünde olan belli bir baraja kadar vergi alınmaması"
olarak özetlemiş(51). Mevcut sigortalama pratiklerine bakılır ve halihazırda Tuzla
Tersaneler Bölgesi'nde çalışan işçilerin %90'a kadar varan bir kısmının sigortalan-
masının küçük ölçekli ve nispeten limitli bir sermayeye sahip taşeron şirketlerin
sorumluluğunda olduğu düşünülürse, bu taleplerin, yükünü büyük oranda bizzat
GİSBİR'e üye olan tersane sahiplerinin çekmediği bir alanda devletten meşruiyet
zemini zayıf bir destek talebi olduğunu rahatça ifade edebiliriz. Tüm işçilerin ana
işveren ve alınan reel ücret üzerinden sigortalanması talebimiz, GİSBİR'in yuka-
rıda aktarılan devlete talebinin ayrılmaz tamamlayıcısıdır.
6.11. Sendikal örgütlenme ve önündeki engeller
Yukarıda özetlenen çalışma şartlarının yaşandığı bir sektörde, sendikal örgütlen-
me ve sendikal hak arayışı her zamankinden daha elzem gözükmektedir. Engel-
lenebileceği halde gerçekleşen ölümlü iş kazalarının ekseriyetle alt işveren
ilişkileri içinde gerçekleştiği gözönüne alınırsa, sadece kadrolu işçilere yö-
nelik bir örgütlemenin çalışma şartlarını iyileştiremeyeceği açıktır. Taşeron
firma ve fason atölye işçilerine kadar yayılmış bir sendikal örgütlenme, bu sektör-
de insani çalışma şartlarının teminatıdır. Bu nedenle, Tuzla’da çalışan tüm işçilere
yönelik sendikal örgütleme faaliyeti yürüten DİSK’e bağlı LİMTER-İş Sendikası’nın
yarattığı emek odağı, komisyonun taleplerinin hem doğduğu kitle hem de taşıyıcı-
sıdır. Aşağıda detaylandırılacağı üzere, Limter-İş Sendikası’nın üzerinde hem iş
sürecinden gelen teknik bir baskı, hem de siyasi süreçlerden doğan bir baskı var-
dır: Teknik baskı, gemi inşa yapım ve onarımının binlerce taşeron işletmeye bölü-
nerek gerçekleştirilmesinden dolayı istihdamın parçalılığı nedeniyle oluşmakta-
dır(52). Siyasi baskı ise kendini, sendikalı işçiler ve sendika aktivistlerinin işten çıka-
rılması, haklarında davalar açılması ve tutuklanmaları şeklinde göstermektedir(53).
(51)
http://www.denizticaretgazetesi.org/index.php?haber=5884, 1 Eylül 2007, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
(52)
bkz. 5.2. altbaşlığı.
(53)
Bu siyasi baskıların en somut örnekleri şunlardır: 5 Mart 1999 yılında Terörle Mücadele Şubesi po-
lislerince gözaltına alınan sendikanın eğitim uzmanı Süleyman Yeter, 7 Mart’ta gözaltında hayatını
kaybetmiştir. 10 Haziran 2006 ücretlerin ödenmesi için yapılan Desan Tersanesi direnişi sırasında,
Sendika Başkanı Cem Dinç ve Eğitim Uzmanı Kamber Saygılı tutuklanıp, 40 gün cezaevinde tutuklu
kalmışlardır. Sendika yöneticileri çıkarıldıkları ilk mahkemede serbest bırakılmışlardır. 21 Eylül 2006
günü tekrar Genel Başkan Cem Dinç ve Genel Sekreter Zafer Tektaş tutuklanmış, 7 ay cezaevinde tu-
tuklu kaldıktan sonra ilk mahkemede tahliye edilmişlerdir. Ulusal ve uluslararası sendikalardan yoğun
destek alan dava süreci halen devam etmektedir.
98
TÜRK-İş konfederasyonuna bağlı DOK Gemi-İş (Türkiye Liman, Dok ve Gemi Sa-
nayi İşçileri) Sendikası, 1947 kadar erken bir dönemde kurulmuş ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Ocak 2008 verilerine göre 5 bin 519 üye ile sektör-
deki istihdamın % 31,97’sini bünyesinde örgütlemiş gözükse bile(54), yalnızca ter-
sanelerde kadrolu işçilere yönelik sendikal faaliyetler göstermektedir. Tuzla’daki
kadrolu işçi-taşeron işçi oranının yaklaşık 1/9 civarında olduğu düşünülürse, DOK
Gemi-İş Sendikası’nın son seri ölümlü iş kazalarının oluştuğu süreçte aktif bir hak
ve iş güvenliği mücadelesi içinde bulunmamasının maddi nedeni anlaşılabilir.
1976’da sınıf sendikacılığı şiarıyla kurulan (Liman Tersane Gemi Yapım ve Ona-
rım İşçileri Sendikası) LİMTER-İş Sendikası, 1978 yılında beri Devrimci İşçi Sen-
dikaları Konfederasyonu DİSK’e üyedir. 1980 askeri darbesi ile kapatılarak kayyu-
ma devredilen Limter-İş Sendikası, 1993’de DİSK’le birlikte yeniden açılma hakkı
kazanmıştır. Limter-İş Sendikası, ölümlü iş kazaları akabinde 2000 yılı Haziran
ayında Gemak Tersanesi’nde ve 2006 yılı Haziran ayında Torgem Tersanesi’nde
geniş katılımlı eylemlere liderlik yapmıştır. Sendikanın işçi hakları ve iş güvenliği
konusundaki sendikal mücadele tarihindeki önemli dönemeçler şunlardır: asbest-
li gemilerin sökümüne karşı direnişler (1994 UNİTED STATES gemisine karşı,
2006 yılında İzmir’de OTOPAN gemisine karşı), ücretlerin ödenmemesine dair di-
renişler (2006 Desan Tersanesi direnişi), Toplu İş Sözleşmesi hakkı kazanmak
için yapılan sendikal örgütlenme sürecinde sendikalı işçilerin işten çıkarılmasına
karşı grev ve direnişler (2002 Yonca Tersanesi grevi, 1998 Yonca ve 1999 Erkal
Tersanesi direnişi). Halihazırda Limter-İş Sendikası’nın üye sayısı 1359 ve örgüt-
lülük oranı % 7,73’dür(55). Fakat bu salt sayısal temsiliyet oranını aşan kapsayıcı-
lıkta bir sendikal örgütlenme çizgisinin ve hak mücadelesi davetinin sorumluluğu-
nu taşımaktadır.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Yok, hiçbir işçi sendi-
kalı olmaya cesaret edemez ki. Ben ona diyordum ‘Niçin sendikaya girmi-
yorsun?’. Çünkü çoğu zaman, tersaneden çıkışta istasyonun orada, sağol-
sunlar, kağıt verirlerdi, işçinin eline, çünkü ordu gibi geçerler oradan. Çoğu
böyle alır, atar.. Bazen eve getiriyordu. ‘Niçin bu hakları reddediyorsun?’
Bak senelerdir çalışıyorsun, Ne senelik iznin kullanabiliyorsun, ne bayramı-
nı yapabiliyorsun? Yövmiyen desen bu kadar. Sen kaynakçısın.’ Kaynakçı-
yım diyen adamın, 55 milyondu yövmiyesi. O öldüğü zaman 28 milyondan
34 milyona yeni çıkmıştı. 28 milyona kadar sabahtan akşama kelle koltuk-
ta, zehirleniyorsun. ‘Niçin sendikaya girmiyorsun?’ ‘Sendikaya gireyim de,
atılayım mı? Nerede iş bulacaksın ondan sonra?’ Atılma korkusu vardı,
hepsinde atılma korkusu vardı, ben buradan atılırım, işsiz kalırım. Bu kor-
kuyla sendikaya girmek istemedi.”
(54)
http://www.calisma.gov.tr/CGM/01_2008_2821_istatistik.htm, en son 22 Ocak 2008’de okundu
(55)
http://www.calisma.gov.tr/CGM/01_2008_2821_istatistik.htm, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
99
Mühendis tanıklığı: “Sektörü bilen herkes çok rahat olarak işçilerin bu ko-
nuda avantajlı olduğunu söyler. Ama onlar bu avantajlarını kullanamıyorlar.
Bir koruyucu malzeme verilmediğinde yada ben hafta sonu çalışmak iste-
miyorum dediğinde tavır koyan işçi bilmelidir ki yarın başka bir tersanede
işe başlayacaktır. Buna rağmen neden tavır koyamadığını irdeleyecek,
onunla tartışacak bu avantajın birlikte kullanılmasını sağlayacak bir daya-
nışma mekanizmasına ihtiyaç var.”
Mühendis tanıklığı: “Sadece patronlar tersane sahipleri, taşeronlar, mü-
hendisler, işyeri hekimleri değil asıl olarak işçiler kendi sorunlarına, sağlık-
larına sahip çıkmalı. Sorun bizim sorunumuzdur diyebilmeliler. Buda bilinç
ve örgütlenme ile mümkün olabilir.”
6.12. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş
Teftişlerindeki kapsam ve yaptırım eksiklikleri
1. 2003 senesinden beri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu
Başkanlığı tarafından Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne 4 adet genel teftiş gerçek-
leştirmiş. 2003 yılını takip eden her sene kontrol teftişleri ise düzenlenmiş. 1
Kasım – 31 Aralık 2006 tarihleri arasında uygunlanan teftişin raporu, Nisan
2007’de, yani toplu Ağustos-Eylül ölümlerinden önce GİSBİR’in mali desteği
ile basılmıştır(56). Bu İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş raporu kapsamında 51 işye-
ri teftiş edilmiştir. Bu rapora göre 51 işyerinde çalışan 16 bin 173 işçiden yal-
nızda 2 bin 611’nin asıl işveren bağlı, 12 bin 427’inin ise taşerona bağlı ol-
duğu tespit edilmiştir. Yani bu ilk “durum tespiti” bile, İş Yasası’nın 2.
maddesinin ihlalinin, yani asıl işin parçalara bölünerek alt-sözleşme iliş-
kisi kurulduğunun bu yasayı denetlemekle sorumlu ve yetkili Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından deklarasyonu niteliğindedir!
Bu teftiş sonucunda tam 99 madde başlığı altında 1.061 noksan saptanmış.
Noksan tespit edilen 36 işyerine süre verilmiş, üç işyerine idari para cezası ke-
silmiştir. İşi durdurma yaptırımı hiçbir işyerinde uygulanmamıştır. Bakanlığın
bu raporunda, kazalara davetiye çıkaran noksanlıklar ile alınması gerektiği
halde işveren tarafından alınmamış tedbirler fotoğraflarıyla ortaya konulmuş-
tur. Bu fotoğraflara göre, güvenlik mandalı olmayan kancalarla vinçlerde pro-
filler taşınıyor (burada taşınan cismin rüzgarla düşme riski göze çarpıyor).
Elektrik kabloları zedelenmiş, prize fişsiz takılmış, ıslak zeminle temas ediyor
(56)
İşveren ve işçi arasında, çalışma güvenliği ve barışı adına tarafsızlığını koruması ve çalışma ha-
yatındaki sorunlara, tekil çıkarlardan arınmış, kamu yararını gözeten bir bakış ile müdahele etmesi el-
zem olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İş Teftiş raporunun basımının finansmanının, biz-
zat teftiş ettiği tersanelerin üst temsil örgütü olan GİSBİR tarafınan karşılanmış olmasını komisyon ola-
rak anlamlandırmakta zorlandığımızı ifade etmek isteriz. Rapor için: http://www.calisma.gov.tr/is_tef-
tis/tersane.pdf.
100
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz
Tersanenin içindeki araçlarla ağır metallerin taşıması yapılıyor. Araç kullanabilmek işçilerin vasfını ve
ücretini arttırır.
(elektrik çarpma riski). Seyyar kablolar askılarla iletiliyor. Elektrik panoları uy-
gunsuz halde tutuluyor. Kompresörler önlem alınmadan bırakılıyor, testerele-
re ve fanlara korucuyu takılmıyor (çapak riski ve kansere neden olan duman
riski), kimyasallar ve gaz tüpleri uygunsuzca depolanıyor (gaz sıkışması sonu-
cu patlama riski), iskeleler kazaya yol açacak biçimde kuruluyor (yüksekten
düşme riski).
Rapora göre, geçen yıl Tuzla’da 276 iş kazası meydana gelmiş. 12'si ölümle so-
nuçlanmış, altısında uzuv kaybı yaşanmış. Ölümlü kazalardan ikisi elektrik çarp-
ması, dördü yüksekten düşme, üçü cisim çarpması ve düşmesi, ikisi araç çarpma-
sı, biri de kalp krizi nedeniyle olmuş. En çok kaza 86 ile yüksekten düşme, 56 ile
cisim çarpması olarak belirlenmiş. Raporun sonuç bölümünde, işverenlerin sorun-
ları bildikleri, ancak çözümü uzun zamana bırakma eğiliminde oldukları belirtilmiş.
İşverenlerin hukuken mecburi tutulan iş güvenliği önlemlerinin alınmasını
‘uzun zamana bırakma eğilimde’ olduğunu tespit eden rapordan 4 ay sonra,
21 Ağustos – 3 Eylül 2007 aralığında ardarda beş işçi hayatını kaybetti.
2. 6 Eylül 2007’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Tuzla Ter-
saneler Bölgesine bakanlığının ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Bakanlığının yetki-
leri çerçevesinde, tüm denetim ve eğitim konularında yapılması gerekenleri
tüm işletme ve tersanelerde yerine getirdiklerini ifade etti. ''Teftişler sonucu
101
tespit edilen hususlar var. Örneğin elektrik, hava basıncı ve yangınla ilgili ba-
zı bulgular var. Bunları gelişen Türkiye şartlarında son derece normal karşılı-
yoruz ama bunların ölümlere dönüşmesi son derece üzücü bir hadisedir” de-
di. Her türlü yasal önlem alındıktan sonra hiç beklenmedik, akla gelmedik bir
ortamda olumsuzluğun yaşanması halinde bunun kaza olarak tanımlanabile-
ceğini, ortada riskler varsa ve bunlar biliniyorsa olumsuzlukların kaza olarak
tanımlanamayacağını anlatan Çelik, önlemlerin alınması için de yasalar çıka-
rıldığını söyledi. Taşeron sistemi hakkındaki sorulara "Yasakçı zihniyetle
bir şey elde edilemez. Taşeron sistem dünyanın her yerinde var. Önem-
li olan bu sistem içerisinde aksaklıklar varsa bunları gidermektir" şeklin-
de yanıt verdi.(57)
3. Bakan Faruk Çelik’in bu incelemelerinden sonra, İş Teftiş Kurulu Başkanlığı
müfettişleri, Ağustos ve Eylül aylarında 5 ayrı işyerinde 5 işçinin ölümüyle ilgi-
li 55 işyerinde yaptığı teftişlerde, iş kazalarının oluşmasındaki kusurlar oransal
olarak ortaya koyuldu. 5 iş kazasının ‘önemli oranda işverenin kusurundan
kaynaklandığı” tespit edildi. İncelemelerde, sık sık iddia edildiğinin aksine (“İş-
çiler eğitimsiz, bilgisiz, verdiğimiz baretleri takmıyorlar...”) “işçilerin kendi gü-
venliğini tehdit edecek şekilde çalışmaları” faktörünün ise oldukça sınırlı dü-
zeyde kaldığı belirlendi.(58)
4. Nisan 2007’de raporu yayınlanan teftişlerin takip teftişi niteliğindeki, “Tersane-
lerde İş Sağlığı ve Güvenliği Teftiş Projesi-2” adlı teftişin sonuçları 22 Kasım
2007 itibariyle basına aktarıldı(59). Ulaşılabilen 41 işyerinde (daha önce 51 iş-
yerine ulaşılmıştı) bu kere 103 madde altında sıralanan 509 eksiklik tespit edil-
di, bu işyerlerine uygulanan yaptırım sadece 196 bin 54 YTL idari para ceza-
sından ibarettir. 10 ayda 8 işçinin ölmesine varacak iş kazaları yaşanmış
bir bölgede, neredeyse gemi inşa sektörünün bütününü temsil eden bir
bölgede, Çalışma Bakanı’nın ilk bakanlık ziyaretini gerçekleştirdiği bir
bölgede, sırf kayıtlara geçtiği için bildiğimiz Eylül’e dek 2007 senesi bi-
lançosu olan 8 can kaybı, 2 uzuv kaybı, 376 yaralanmanın büyük oranda
sorumlusunun “işveren” olarak tespitinin bizzat Çalışma Bakanlığı’nın
aynı sene raporlarıyla sabit olan bir bölgedeki yaptırım 196 bin 54 YTL
idari ceza seviyesinde kalmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Fa-
ruk Çelik’in tersane ziyareti esnasında isabetli bir biçimde zikrettiği “Her
türlü yasal önlem alındıktan sonra hiç beklenmedik, akla gelmedik bir or-
tamda olumsuzluğun yaşanması halinde bunun kaza olarak tanımlanabi-
(57)
www.denizhaber.com , 7 Eylül 2007 tarihli haber.
(58)
Anadolu Ajansı’ndan aktaran www.denizhaber.com, 6 Ekim 2007 tarihli haber.
(59)
http://www.calisma.gov.tr/is_teftis/tershane2.pdf; Anadolu Ajansı’ndan alıntılayan basına yansıma-
ları için bkz: Star Gazetesi, www.denizhaber.com, TGRT Haber 22 Kasım 2007 nüshaları; Radikal Ga-
zetesi ve Sabah Gazetesi 23 Kasım 2007 nüshaları.
102
leceğini, ortada riskler varsa ve bunlar biliniyorsa olumsuzlukların kaza
olarak tanımlanamayacağını” ifadelerini haklı buluyoruz, bu ölümlere ka-
za demek artık mümkün gözükmemektedir. Denetimlerde tespit edilen ih-
mal ve aksaklıklara rağmen 5 işçinin ölümüne neden olan işyerlerinde iş
durdulmamış, bağlayıcı yaptırımlar uygulanmamış, ikinci rapordan bugü-
ne 4 işçi daha yine kaza değil iş cinayeti denebilecek biçimde hayatını
kaybetmiştir. İhmaller ve iş güvenliği tedbirlerinin alınmaması, tersane-
lerde gözler önünde yaşanan İş Kanunu ve Sigorta Kanunu ihlalleri ko-
nusunda muhatap ve yaptırım eksikliğinin, önlenebilir seri ölümlü iş ka-
zalarının devam etmesine doğrudan etkisinin olduğuna kaniyiz.
Tüm bunlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının kurumsal verileridir. Yapıl-
ması gerekenler ve nereden başlanması gerektiği bellidir. Yasalar ve yönetmelik-
lerin verdiği yetki ve yaptırım gücü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda
mevcuttur. Bakan bizzat, 2007 yılında bütçe komisyonunda Bakanlığın bütçesine
dair yaptığı sunum sırasında iş kazalarını % 20 oranında azaltmayı hedefledikle-
rini söylemişti. Yani Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın “İş kazalarının orta-
dan kaldırılması” temennisi, ancak Bakanlıkta mevcut olan yetki ve yaptırım gü-
cünü, İş Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda eksikleri raporlarda sabitlenmiş mesul
işverenler nezdinde işletilmeye başladığı zaman “herhangi bir kişinin” temennisi
olmaktan çıkacaktır.
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Siz çocuğu odanın or-
tasında, tehlike içinde bırakırsanız, siz çocuğu giydirip mi bırakırsınız, yok-
sa ortadaki tehlikeyi mi ortadan mı kaldırırsınız?’. Sen o malzemeyi o işçi-
ye, delik kabloyu, gaz kaçıran hortumları verirsen, işçi ayakkabısı vermez-
sen, bu işçi ne yapacak, öleceğini bile bile çalışacak. Bu tersanelere, ta-
şeronlara, tersane sahiplerine bırakılırsa, onlar ‘çok gelir, az gider’ diye dü-
şünüyorlar, Bakanlıktan halledilmeli.”
...İşkazasından geriye kalanlar...
İşçi Tanıklığı (yüksekten düşme sonucu ölüm-işçi yakını): “Biz aile ola-
rak çok etkilendik tabii. Kolay bir şey değil 20 yaşında bir genci kaybet-
mek… kendinden bir parça olan bir insan, yaşamın her alanında karşında,
bir düğüne giderken, otobüste, bir genci gördüğünde, ekmek yerken suyu
içerken... sürekli aklımızda. Binbir umutla büyütmüşüz ve… Eşim iki sene-
den beridir hiç yaşamıyor gibi hâlâ.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Ben duyuyorum, itfai-
ye geçiyor, şu Ç. Et Lokantası’nda çalışıyordum, patlamayı duymadım iftai-
ye sesinden "ay!" diyorum, "gene tersanede birinin canı yandı, allah ailesi-
ne sabır versin", meğerse benim adam geçiyormuş oradan!.."Ölecekse
söyle bana" dedim doktora, "bunun kafatasında büyük çatlaklar var, beyin
103
kanaması geçiriyor, vücüdun çok büyük bir bölümü 2.3. derecede yanıklar
var, ciğerler desen, çekiyorum hortumu, ciğerinden kurumlar geliyor, ciğer-
lere kadar yanmış. Birini atlatsa, diğerini atlatamaz. Mümkün değil kurtul-
ması".(...) Kimisi diyor, "kulağı kopmuştu". İnsan düşününce çıldırıyor. Her-
kes başka şey anlatıyor, bir tanesi annesine anlatmış "İ. Abi’yi koymuşlar
oraya, inliyor, derileri dökülmüş, kulağı kopmuş". İnsanın çıldırası geliyor,
canlandırınca gözünün önünde. Fan sonradan konmuş, çünkü ifadeleri var
itfaiyenin, oraya gittiklerinde bazı naylon parçaları oraya fırlamış, tankın bir
bölümünde büyük bir kan yığını varmış. Fan olduğundan epey bir duman
boşaltılmış, gaz ikmali yapılmış. O fan orada çalışsaydı, o patlama zaten
olmazdı. Fan belki vardı, ama yeterli değildi. Fan olsa bile niçin ölçüm ya-
pılmadan o sıcakta benim eşim oraya sokuldu. Sonra [işverenlerin "biz en-
gelledik ama o iş yapmak istedi, kendisi atlayıp emniyet şeridini geçti" de-
diklerini anlatarak] sen atlar mısın, emniyet şeridini geçip de, orada çalışır
mısın, 16 senelik kaynakçısın sen?”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Başsağlığına bile gel-
medi bana. Tersane sahibi de... Zaten eşim sağken de, bu maaşlar yüzün-
den çok kavga etmiştim taşeronla. Ben o sinirle, hastanedeyken haber sal-
dım ona, ‘eşim sağken de bizi ölü gibi yaşattı, şimdi eşimin bu şekilde ölü-
müne sebep oluyor, sakın çıkmasın karşıma...’ . Öyle dediğim için bana
başsağlığına gelmemiş. ... Hastanedeyken geldi, bana görünmedi, doktor-
la görünmüş geri dönmüş. Başsağlığına ne tersaneden gelen oldu....Eşim
öldükten bir hafta sonra biz orada miting yaptık, tersane önünde. Tersane
sahibi....dikildi tersanenin önüne, beni provakatörlükle suçladı. Ben de o
zaman dedim ‘gel bakıyım yanıma, provakatör müyüm neyim, evime gel
de, bir gör bakalım!’ Sanki benim eşim ölmemiş de, ben oraya provakatör
olarak gitmişim, ben değilmişim ölen işçinin eşi...”.
...Önce iş mi, insan mı?...
İşçi Tanıklığı (elektrik çarpması sonucu ölüm-işçi yakınları): “Türki-
ye’de önce iş deniliyor. Önce iş değil “önce insan denmesi” lazım. Bakar-
sın tabelada “önce insan” der ama onu pratikte göremiyorsun. İşçilerin yü-
rüyebileceği güvenli bir yaya yolu yok. Hep vinçlerin altından geçiyorsun.
Mesela T… tersanesi geniş bir tersaneydi ikiye bölündü daracık bir yer ol-
du şimdi. Vinçlerin altından geçiyorsunuz kafanızı kollayarak falan. Oysa
insan elini cebine koyuyor dalgın gidiyor. İnsanın kafasında yapacağı iş
var; hemen yarın iş isteniyor. İşte bunlar, çok sıkıştırılıyor insanlar, aceley-
le yapılıyor, yanındakini düşünmüyor. Herkes yanındakiyle aynı şirkette ol-
masa bile –mesela ben elektrik şirketinde çalışıyorum. Yanımda panelci–
yanımdaki arkadaştan sorumludur.”
104
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “Taşeronlar mafya gibi çalışıyor, onlara en bü-
yük desteği tersaneler veriyor. Ucuz işçilik onlarda, insanları ölümü para et-
miyor. Onlar için [insanların] değeri yok.… İşçiler de haklarını bilmiyorlar.
[Ben de] olaylarla birlikte haklarımı öğrendim.”
İşçi Tanıklığı (uzuv kaybı): “O adamın beni Devlet Hastanesi’ne götürme-
si gerekiyordu. Ben kör oldum, Tersanenin hak iddia etmesi için C. Tıp Mer-
kezi’ne dava açması gerekiyor, artı taşerona dava açması gerekiyor. Bu
tersanede çalışan bir adam kör oluyor, sen bunu özel bir yere götürüyor-
sun, adamın başına bunlar geliyor. Hâlâ ne taşeron, ne tersane dava aç-
mış değil hastaneye veya doktora. 85 ytl’lik ilaçlarımı alın dedim, almadı-
lar, ‘git taşeron firmaya’ dediler, ‘biz parasıyla birşey almayız dediler’(.....)
Eninde sonunda bunlar bu tazminatı ödeyecekler. Benim derdim 3,5 kuruş
değil. Para da değil. Benim derdim bu bunların siciline işlensin. Çamur de-
ğil ki, insan bu, gidip yenisini yapasın.”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “İnsan neye üzülüyor,
biliyor musun, afedersin, tabir kötü olacak, köpek gibi çalışıp, köpek gibi öl-
mesine. Gerçekten köpek gibi öldü. Eminim, %100 eminim, orada o çalış-
tığı yerde fan yoktu. Fan olsaydı, o kadar şiddetli patlama olmazdı. Orada,
o bedeni, cesedi diyelim artık, beden ölmüş artık, ciğer yanmış artık, dok-
tor dedi (...) Bu şekilde bu insanın bedeni orada tankta ölü yatarken, sen
getiriyorsun, oraya fan koyuyorsun. Hiç mi vicdanın sızlamıyor senin. O in-
san orada belki can çekişiyor!”
İşçi Tanıklığı (patlama sonucu ölüm-işçi yakını): “Bütün dükkanlar be-
kâr odası zaten. Ama ne tuvalet var, ne bir yatak var. Şu bizim şu alttaki
bodrum dediğimiz, kullandığımız yer, duvarlarından su akıyor, camı yok,
birşeyi yok. Sırf demir kepenkler, oraya bile ‘kartonla kapatırız, bize verin’
diye kiraya istiyorlar, suyu yok içinde. Bir zamanlar onun yanındaki dükka-
nı,... orayı bile, ne tuvalet, var, ne birşeyi, kiraya vermişlerdi de, bizim
apartmanın arasında ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Leş gibi kokuyordu. Nere-
de bir boş dükkan varsa, bir bodrum varsa, orası bekar odası. Oraya dolu-
şurlar, 8,10 kişi, çünkü hiçbir ev sahibi bekara kimse oda vermiyor, o yüz-
den oralarda o rutubetin içinde sürünüyorlar.”
İş kazaları ve meslek hastalıkları kader değildir. Doğaları gereği önlenebilir olgu-
lardır. Her ne kadar tutarsız ve yetersiz yanları olsa da, geçerli hukuksal düzenle-
melerin yaşama geçirilmesi halinde, olumlu yönde çarpıcı gelişmeler olacaktır.
...Tuzla nereye?: Hızla yeni tersaneler açılırken çalışma hayatındaki bu
sorunlar da taşınacak mı?...
Tuzla tersanelerinin kaldırılma ihtimali, ilk defa 2006 yılının Ekim ayında basına
yansıdı. Ancak basından takip edebildiğimiz bu tartışmayı açığa çıkaran, İstanbul
105
Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’nin 2.05.2006‘da kamuoyuna açıkladığı İstan-
bul Çevre Düzeni Planı’nın(60), 14.07.2006 günü 1370 sayılı kararı ve Büyükşehir
Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 22.08.2006 tarihli onayı ile kabul edilmesi ve bu
Plan’da Tuzla Aydınlı Koyu’nda bulunan tersanelerin, sanayi lejantından çıkartılıp,
çalışma alanı (Merkezi İş Alanı – MİA) lejantına alınması oldu(61).
İBB’ye bağlı olarak çalışan ve yarı kamu yarı özel bir hukuki statüye sahip İstan-
bul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi’nde hazırlanan 1/100.000
ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı, ölçeği çok büyük olması sayesinde İstanbul
hakkındaki yeni genel kentsel yönelimler konusunda önemli bilgiler vermektedir.
Bu Plan genelde, 1980’lerden beri gemi inşa sanayinin merkezi olan Tuzla’nın “İs-
tanbul’da sanayinin desantralizasyonu”, yani İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın ifade-
siyle “İstanbul’u bir sanayi kenti olmaktan çıkarma, bilgiye dayalı bir hizmetler ve
kültür kenti kurma”(62) politikası dahilinde, en azından yerel politikalar bazında sor-
gulanır hale gelmesi anlamına geliyordu. Bu genel politika, Plan’dan takip edile-
bildiği ölçüde Pendik ve Tuzla’ya dair projeksyonlara şu ifadelerle yansımaktadır:
“Haydarpaşa Limanı Marmaray Projesi dahilinde devre dışı kalacağı için, Pendik
ve Tuzla’nın liman altyapılarının ve buralardaki (mevcut) liman ve tersane alanla-
rının lojistik merkezler olarak geliştirilmesi, üniversite altyapılarının gelişmesi,
spor ve fuar alanlarına konu edilmesi, burasının ulaşım ve lojistik faaliyetlerin bir-
leştiği bir alt-merkez kimliği kazanması”. Özelde ise, “Büyükşehir Belediye Mecli-
si’nin İstanbul Çevre Düzeni Planı çerçevesinde yaptığı lejant değişikliği, Tuzla
Aydınlı Koyunda bulunan ve Mülkiyeti Milli Emlak’a ait olan ve 49 yıllığına tersa-
ne sahipleri tarafından kiralanmış 44 tersane ve 800 yan sanayi bölgeden çıkar-
tılması” ilk defa tartışılabilir hale geldi. Bu ise, sektörün en önemli haber kaynak-
larından birinin ifadesiyle, “denizcilik sektöründe bomba etkisi yaptı”(63).
Gemi İnşa Sanayicileri Derneği’nin karar verici aşamalarındaki tersane sahipleri-
nin tepkisi gecikmedi.”Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Konsey Başkanı Kenan Tor-
lak’ın DenizHaber'e yaptığı özel açıklamada Büyükşehir Belediyesinin aldığı ka-
rara itiraz ettiklerini belirterek hukuki haklarını sonuna kadar kullanacaklarını söy-
ledi. Özellikle son yıllarda tersanelerin 1 milyar dolara yakın yatırım yaptığını söy-
leyen GİSBİR Konsey Başkanı Kenan Torlak “Yeni yapılan Çevre Düzeni Planın-
da tersaneler görünmüyor. Bundan dolayı tersane alanı, yeni planla birlikte
(60)
“İstanbul Çevre Düzeni Planı” Açıklandı”, http://www.yapitr.com/turkce/Haberler_Detay.asp?New-
sID=45530, 2 Mayıs 2006; http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/HizmetAlanlari/cevreplan.htm, en son 7 Ocak
2007’de okundu.
“Tuzla tersaneleri kaldırılmayacak”, Dünya Gazetesi, 26 Ekim 2006; http://www.denizhaber.com/in-
(61)
dex.php?sayfa=habgst&id=5667, 18 Ekim 2006, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
"İstanbul sanayi kenti olmayacak",http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5537,
(62)
10 Ekim 2006, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
(63)
“Tuzla kapatılıyor!”, http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5299, 22 Eylül 2006.
106
Çalışma alanına çevriliyor. Bu kabul edilebilecek bir durum değildir” dedi”.(64)
GİSBİR Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bayrak özellikle bu konuya dair düzenle-
diği bir basın toplantısında “Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 1/100.000 ölçekli
Çevre Düzeni Planı'nda bir aksaklık olduğunu gördük ve öylesine önemli olmama-
sına rağmen, olasıdır ki gözden kaçmış olan bir atlamayı hatırlattık ve hatta yasal
olarak da yazılı olarak duyuruda bulunduk ve tüm üyelerimize bilgi vererek birey-
sel aynı müracaatı yapmalarını sağladık. Hepimiz için esas olan devlette devam-
lılık esastır. 1969 yılında yayımlanan kararnameyle ve Bakanlar Kurulu kararıyla
Tuzla Tersaneler Bölgesi olarak ilan edilmiştir. Bunun iptali, belediyelerin iptal gi-
bi bir yetkisi yok. Ancak Bakanlar Kurulu’nun ilk karara karşı bir karar almasını ge-
rektirmektedir. Mümkün olmayan bir şeyi ileri sürerek, bir saniye bile düşünmeden
karmaşa, şüphe ve heyecan yaratmaya kalkışmanın, işi bir kaos gibi göstermenin
affedilir tarafı yoktur. Biz yıllarca siyasetle uğraştık, devletimizi biliriz, halkımızı bi-
liriz. Türk gemi inşa sanayii söylentiler yaratılacak bir sanayi değildir. Sonuç ola-
rak ne yazıktır ki bir söylentiden alıntılar yapılarak yayılma eğilimi doğunca, bası-
nımızı aydınlatmayı kaçınılmaz saydık. Bu toplantı sırasında da son iki yıllık sü-
reçte Türk gemi inşa sanayiinin elde ettiği başarılarını, gelişmeleri anlatmak fırsa-
tını da bulduk”(65) ifadesinde bulundu.
İstanbul Çevre Düzenleme Planı’nın açıklanmasının öncesinde de, piyasa ve si-
yasi düzenlemelerin sinyallerini takip ettiğimizde, Tuzla ilçesine gemi inşa sanayi
tarzındaki ağır sanayi dışında yeni işlevler biçildiğine dair bazı gelişmeler gözlem-
lenebilmektedir. Bunları oluşum sırasına göre şöyle sıralayabiliriz: Kurtköy Hava-
alanı’nın 2001’de açılması, çevresini bir konut, alışveriş merkezi, fuar alanı olarak
dönüştürmeye başlaması(66), “Pendik Silicon Valley Tasarısı” olarak da adlandırı-
lan Pendik Kentsel Dönüşüm ve İleri Teknoloji Parkı Kanun Tasarısının 10 Nisan
2007’de kabul edilmesi(67), Formula 1’in 2005’den itibaren Tuzla Akfırat Mevkii’nde
inşa edilen “istanbul park” adındaki rally pistinde yapılmaya başlanması(68), Le-
vent’ten sonra ikinci bir “gökdelen aksı” (Merkezi İş Alanı – MİA) olarak Kartal’ı sa-
nayiden arındırma projelendirilmesi(69), beşbin küsür konutu kapsayan Tuzla
“Tuzla tersaneleri kaldırılmayacak”, Dünya Gazetesi, 26 Ekim 2006; http://www.denizhaber.com/in-
(64)
dex.php?sayfa=habgst&id=5667, 18 Ekim 2006, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
“Tuzla'da Tersaneler Bölgesi kapanmıyor büyüyerek yoluna devam ediyor”, http://www.referansgaze-
(65)
tesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=51818&KTG_KOD=169&ForArsiv=1, 19 Ekim 2006, Osman Öndeş.
(66)
“Sabiha Gökçen, Kurtköy’de Gayrimenkulu Uçuruyor”, Dünya Gazetesi, 12 Temmuz 2007.
Tasarı metni için: www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/101-1363.doc, “Pendik’e tek-
(67)
noloji parkı kuruluyor”, Milliyet, 10 Nisan 2007, http://www.milliyet.com.tr/2007/04/10/son/son-
siy27.asp, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
(68)
“Formula 1 Geliyor, Tuzla Otel Kente Dönüşüyor”, http://www.yapı.com.tr/turkce/Haber_De-
tay.asp?NewsID=31009, 28 Temmuz 2005, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
(69)
“İstanbul Metropolitan Planlama’da Sürdürülen Kentsel Tasarım Projeleri”, http://www.planla-
ma.org/index.php?option=com_content&task=view&id=185&Itemid=93, en son 7 Ocak 2008’de okundu.
107
Aydınlı ve Şifa Mahalleleri Konut Alanları Kentsel Dönüşüm Projeleri(70).
Bu raporun kaleme alındığı dönemin, Tuzla’nın iktisadi işlevlerinin farklılaş-
tırılması sürecinin muhtemel bir parçası olan tersanelerin taşınması tartış-
malarının ilk defa günyüzüne çıktığı bir döneme rastlaması, sektörün belirle-
yici aktörü olan GİSBİR’in Başkanı’nın Tuzla Tersaneler Bölgesi savunusun-
da “iş emniyeti ve iş sağlığı hususlarının dikkate alınmadığı gibi bir algılama
olduğunu, bunun yanlış olduğuna”(71) değinmesi, Tuzla Tersaneler Bölge-
si’ndeki önlenebilir ölümlü seri iş kazalarını irdelemenin zamanlamasına ve
amaçlarına dair bir kaç vurgu yapmayı gerekli kılıyor: Raporun vardığı en
önemli sonuçlardan biri, gemi inşa sanayindeki büyümenin, iş ritmi ve çalışma sü-
relerini, bu büyümeye tekabül eden iş güvenliği önlemlerini almadan arttırmasıdır.
Sektördeki büyümenin ivmesi olan kârlılık ve rekabet edebilirlik, önemli ölçüde iş
güvenliği tedbirlerinden doğan maliyetleri de içeren emek maliyetlerinin düşürül-
mesinden sağlanmaktadır(72). Devlet Planlama Teşkilatı son gemi inşa sanayi rapo-
runda sektörün rekabet gücünün değerlendirirken, işçilik ücretlerini ilk sıraya koy-
muştur(73). Tuzla’da taşeronluk sisteminin oluşumunun, gene kârlılık ve rekabet
edebilirliğin sağlandığı esnek bir calışma sistemi olarak bizzat sektörün büyük iş-
verenlerinin inisiyatifi, teşviki ve desteği ile oluştuğunu yukarıda yeterince irdele-
dik. Hal böyleyken, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin olası taşınması veya üreti-
min Tuzla kapatılarak veya kapatılmadan yeni tersanelere yayılması sürecin-
de, rekabet edebilirliği sağlayan bu esnek ve güvencesiz çalışma ilişkisinin
“taşınması” ve yapısal dönüştürücü önlemler alınmadığı ve yaptırımlar uygu-
lanmadığı sürece yeni ölümlü seri iş kazalarının da “taşınması” kuvvetle
muhtemeldir. Keza, rapor çerçevesine sahada taşeronlarla yapılan mülakatlarda,
Tuzla’dan yeni tersane alanlarına (Kocaeli, Gelibolu, Biga’ya vs.) bir taşeron sirkü-
lasyonunun şimdiden başladığını tespit edilebilmektedir. Yeni kurulan büyük ölçek-
teki tersanelerde iş kazalarının önemli nedenlerinden biri olan tersane mekânının
darlığı faktörünün azalacağını ve yeni tersanelerin kalifiye işçi ihtiyacının Tuzla’da
“İstanbul’a Yeni Dizayn, http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/kasim/26/g02.html, Yeni Şafak, 26
(70)
Kasım 2005, en son 7 Ocak 2007’de okundu.
(71)
“GİSBİR: Tersaneler taşınmasın”, Özgür Gündem, 19 Ekim 2006.
Umur Talu, Sabah, 5 Eylül 2007, “Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) Yönetim Kurulu Başkanı
(72)
Murat Bayrak AA’ya diyor ki, “ Türkiye’nin gemi yapımının yüzde 60 oranında dış alıma bağlı. Bizim
kârımız tamamen işçilikten, işçilik fiyatları da Avrupa’nın fiyatları düzeyine gelirse, Türkiye’deki gemi
inşa sanayisinin avantajları yavaş yavaş ortadan kalkar”
(73)
“Türkiye özel sektör işçilik ücretleri olarak dünya piyasalarında rekabet gücüne sahiptir.
Özellikle Batı Avrupa'dan oldukça düşük işçilik ücretleri Avrupa Birliği ile rekabette avantaj
sağlıyacaktır. Ancak, gemi inşa adam/saat'inin tersanelerimize göre düşük olması teknolojik farklılık-
larından kaynaklanmakta olup, tersanelerimizin de teknolojik gelişimlerini gerçekleştirmeleri halinde
rekabet gücümüzün devam edebileceği değerlendirilmektedir.” DPT, IX. Kalkınma Planı(2007-2013),
Gemi İnşa Sektörü İhtisas Raporu, 2006, s.39.
108
görülmemiş “meslek eğitimi” faaliyetlerini başlattığı(74) da gözlemlenmektedir. Fakat
bu raporunun konusunun ve önlenebilir seri iş kazalarının mağdurlarının, yalnızca
azınlığı oluşuran kalifiye ve tecrübeli işçiler olmadığının tekrar altı çizildiğinde, Tuz-
la’daki çalışma ilişkilerinin ve iş kazalarının nedenlerinin analizinin, üretim daha hı-
zını almadan yeni tersane alanları hakkında da yön göstericiliği olacağına inan-
maktayız. Bu öngörüyü kaleme aldığımız raporun basıma gitmeden önceki son
aşamasında, Zonguldak/Ereğli tersanelerinden gelen ciddi bir iş kazası haberi, en-
dişelerimizi ne yazık ki haklı çıkarmaktadır(75). Bu amaçla Tuzla Tersaneler Bölgesi
hakkında yapılmış bu araştırmanın, yeni açılacak tersane bölgelerindeki çalışma
ilişkilerine de ışık tutacak bir şekilde sunduğumuzun altını çizmek istiyoruz.
Devlet Planlama Teşkilatı’nın 2001 ve 2006 yıllarında yayınladığı iki “Gemi İnşa
Sektörü Özel İhtisas Raporu”nun Tuzla Bölgesi Dışındaki Tersaneler bölümünün
karşılaştırması, sektördeki büyümeye paralel olarak mekânsal yayılmayı ve yeni
tersane alanlarını takip etmemize imkan sağlamaktadır:
Tablo 15: 2001 yılında Tuzla Bölgesi Dışındaki Tersaneler:
Kaynak: DPT 2001 Gemi İnşa Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu, http://ekutup.dpt.gov.tr/gemi-
insa/oik600.pdf , s.21.
“Yalova’da İş Garantili “Tersanecilik Kursu””, http://www.haberler.com/yalova-da-is-garantili-tersa-
(74)
necilik-kursu-haberi/, 27 Ekim 2007; Rizeliler Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından hazırlanarak
Avrupa Birliği(AB) hibe yardımları kapsamında kabul edilen "Kahvehaneden istihdama, tersaneler için
ara eleman eğitimi” projesi için bkz; “Rizeli Gençler Artık Meslek Sahibi Olacak”, http://www.denizha-
ber.com.tr/GUNCEL/11826/Rizeli-gencler-artik-meslek-sahibi-olacak.html, 19 Ocak 2008, en son 22
Ocak 2008’de okundular.
(75)
Ereğli Gemi Tersanesi’nde 1 işçinin ağır, toplam 4 işçinin yaralandığı oksijen tüpünün patlamasıy-
la oluşan iş kazası hakkında; http://www.denizhaber.com.tr/SEKTORDEN/11737/Eregli-Tersanesinde-
patlama-oldu.html, 12 Ocak 2008, en son 22 Ocak 2008’de okundu.
109
Tablo 16: 2001 yılında Tuzla Tersaneler Bölgesi dışındaki tersaneler:
Kaynak: DPT 2001 Gemi İnşa Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu, http://ekutup.dpt.gov.tr/gemi-
insa/oik600.pdf , s.22.
Tablo 17: 2006 yılında Tuzla Tersaneler Bölgesi dışındaki tersaneler
Kaynak: DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu 2006, s.16.
110
Ek 2’de 2006 Devlet Planlama Teşkilatı Gemi İnşa Sanayi İhtisas Raporu’ndan
aktarılan “Muhtemel yatırım alanları ve yerleri” ve “Müteşebbisler tarafından talep
edilen yeni tersane alanları ve yerleri” ile aşağıdaki mekânsal dağılıma baktığı-
mızda tam bir “tersane patlamasından” bahsedebiliriz. 2006 yılında Denizcilik
Müsteşarlığı tarafından ihale edilen ve Türk Loydu’nun kazandığı Tersaneler
Master Planı (TURKTERMAP)(76) kamuoyuna açıklandığı zaman ilk bakışta kao-
tik gözüken bu yayılmanın dinamikleri hakkında daha kesin veriler elimizde ola-
caktır. Zira, bu Plana göre tayin edilen yeni tersane yerlerinin bir kısmının tahsis
işlemleri devam ederken, işlemleri tamamlanan bir kısım tersanenin yatırımlarıy-
la birlikte gemi inşaatları da sürmektedir. Yatırımcılar için olduğu kadar tersaneci-
lik sektöründeki çalışma ilişkilerini araştıranlar için de bir rehber niteliğinde olan
TURKTERMAP’ın, 2006 DPT raporunda henüz ismi geçmeyen, fakat 2007 sene-
sinde inşaatlarının başladığı basına yansıyan devasa Adana Yumurtalık Serbest
Bölge(77) ve Gelibolu Cevizli(78) yatırımlarını da kapsaması muhtemeldir. Tuzla’nın
dört misli bir alanda gerçekleştirilen Gelibolu Cevizli yatırımın proje yürütücüsü
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin en büyük tersanesi olan Sedef’in sahibi Kalkavan ai-
lesidir. Yalova Altınova Tersane Girişimcileri Sanayi ve Ticaret AŞ(79)’nin en önem-
li müteşebbisleri arasında gene Tuzla’nın önemli tersane sahiplerinden Kalkavan
ve Torlak ailesi, Gisan, Kocatepe, Gemtiş Tersaneleri, Karadeniz Gemicilik de bu-
lunuyorlar. Altınova Bölgesi’nde, Aralık 2007’de Gemi Sanayicileri Derneği (GE-
SAD) inisiyatifiyle ilk “Gemi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi” yer seçim çalışma-
larına da başlanmıştır(80). Bu da, aynı Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde olduğu gibi ye-
ni tersane yatırımlarındaki çalışma ilişkilerini yani sanayii de kapsayarak düşün-
mek gerektiğinin altını bir kez daha çizmektedir.
“Türkiye, Tersaneler Master Planı’na kavuştu”, Osman Öndeş, Referans Gazetesi, 15 Mart 2007,
(76)
http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=61765&ForArsiv=1, http://www.turkloy-
du.org/tr/haber/hbr_newsContent.asp?fNewsId=16, 10 Temmuz 2006, en son 8 Ocak 2008 tarihinde
okundu.
http://sektorel.zorlusegman.com/category/adana-yumurtalık-sb, 2 Mayıs 2007; “Yumurtalık serbest
(77)
bölgesinde ikinci tersane”, Yeni Safak, 6 Ağustos 2007, http://www.yenisafak.com.tr/ekono-
mi/?t=06.08.2007&c=3&i=60373, en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
(78)
“Orta Doğu’nun en büyük tersanesi Gelibolu’ya yapılacak”, http://www.denizhaber.com/in-
dex.php?sayfa=habgst&id=9180, 8 Aralık 2007, en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
http://www.altinovatersane.com.tr/, “Denizcilerin Umudu Tuzla’nın Rakibi”, BusinessWeek, s45, 3-
(79)
9 Aralık 2006, http://www.businessweek.com.tr/general/sonsayi.asp?cN=31&contID=708%20-
%2020k%20–, en son 8 Ocak 2008 tarihinde okundu.
“Altınova ve OSB”, http://virahaber.com/?p=5177, 25 Aralık 2007; en son 8 Ocak 2008 tarihinde
(80)
okundu.
111
Tablo 18: Yeni Tersane Alanlarının Mekânsal Dağılımı 2006
Kaynak: DPT Gemi İnşa Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu 2006, s.62.
Özetle, bu raporda Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne dair analizler yaparken, aynı za-
manda Yalova, Gelibolu, Ereğli ve diğer (üretime başlamış veya tahsis almış) ye-
ni tersane alanlarından da bahsediyoruz. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin taşınma-
sına, “çalışma alanı” veya liman olarak orta veya uzun vadede sanayi işlevlerin-
den arındırılmaya dair planların tartışılıyor olması bizim buradaki tespit ve öneri-
lerimizi anlamsız kılmıyor. Bilakis, bir kamuoyu baskısı ile tersane sahipleri
yasada öngörülen yükümlülüklerini hayata geçirmeye ve iş güvenliği ön-
lemlerini almaya yönlendirilmedikleri sürece, Tuzla’daki “esnek ve güvence-
siz çalıştırma şeklinin” ve yaşanan önlenebilir seri ölümlü kazaların bu böl-
gelere de taşınacağından endişe duymaktayız.
112
7. SONUÇ VE ÖZET
Gemi İnşa Sanayi Büyüyor – Ölümlü İş Kazaları artıyor
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan önlenebilir seri ölümcül iş kazaları, 2001
mali kriz sonrasında sektörde yaşanan üretim düzeyindeki büyümeye paralellik
göstermektedir. Türkiye gemi inşa sanayi, özellikle 10-15.000 DWT’luk kimyasal
tankerlerde ve seri ölümlü iş kazalarındaki artmayla dünyada ön plana çıkmıştır.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yaşanan önlenebilir seri ölümcül iş kazalarının
temelinde, ağır ve tehlikeli bir sanayi kolu olan gemi inşa yapımındaki iş rit-
minin ve çalışma saatlerinin artırılması, tersane mekânının daralması ve bu
yeni hıza ve büyümeye uygun iş güvenliği tedbirlerinin ana işverenler tara-
fından alınmaması yatmaktadır.
1. Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki ana iş (çelik profilleri işlemek) hukuka aykırı bir
şekilde ve %90’a varan oranlarda irili ufaklı taşeron şirketlere kaydırılmıştır.
Bu, iş güvenliği, emek maliyeti ve sosyal hakların da esas işveren olan tersa-
ne sahipleri tarafından, bu yükü taşıyamadığı aşikâr olan binlerce, daha zayıf
ve daha küçük işletmelere aktarımıdır. Tuzla’da ölen işçilerin çoğu taşeron iş-
Fotoğraf: Ekrem Erbiz
Vardiya sonu yorgunluk sigarası. Cimil gemisi gün sonunda tekrar kum takozlarının üstüne oturtulmuştur.
Kızaklar temizlenerek yeniden yağlanmıştır ve ertesi gün Cimil denize indirilebilmiştir.
113
çileridir. Bu “esnek ve karlılığı artıran üretim tarzı” ise şu nedenlerle iş kazala-
rına davetiye çıkarmaktadır.
• Yasaya göre, işverenler, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının
tesis edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Aynı anda aynı
tersanede (işyerinde) onlarca başka irili ufaklı taşeron şirketle yan yana ça-
lışan taşeronların bir araya gelip, çalışma alanında (ana işveren tersanenin
içinde) işçilerin hayatına kastetmeyen önleyici genel tedbirleri (kabloların ba-
kımı, gaz ölçümü, iskelelerin uygun kurulması) alma gücü yoktur. Bu konu-
da ana işverene henüz üzerlerine almadıkları yükümlülükler düşmektedir.
• İşyerinde uygunlanması gereken eğitimler, işçi sirkülasyonunun yoğunlu-
ğu yüzünden Tuzla’daki çalışma şartlarına uygun ve efektif değillerdir.
• İşçilere işlerine uygun kişisel koruyucu donanımın sağlanması bu işletme-
lerin insafına kalmıştır. Alanda birbirinden farklı ve keyfi uygulamalar vardır.
• İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği bu ufak işletmelerin insafına kalmışken, gemi
standartları onlarca farklı aşamada bizzat tersane sahibi ana işveren adı-
na çeşitli kuruluşlarca kontrol edilmektedir.
2. İşyeri hekimi hizmetleri, yalnızca azınlığı teşkil eden ana işveren tersane sahi-
binde kadrolu olanları kapsamaktadır. Tersanelerdeki tıbbi ve insani donanı-
mın ne önleyici hekimlik uygulamaları, ne de rutin muayeneler ve acil müda-
haleler için yeterli olmadığı açıktır. 2005 senesinde açılmış olan, bir Ortak İş-
yeri Sağlık Birimi modelinden ziyade, tam teşekküllü kâr amaçlı bir özel has-
taneye doğru evrilmesi ve tamamlanması muhtemel olan mevcut Gemi İnşa
Sanayicileri Birliği’nin (GİSBİR) Özel Polikliniği için de geçerlidir. GİSBİR Po-
likliniği, dışarıdan işyeri hekimliği hizmeti vermekte, yerinde hizmet vermemek-
tedir. Bu da işyeri hekimliği uygulamalarının hem yasal zeminine, hem de ru-
huna aykırıdır. Bu birimin aynı zamanda iş kazalarından doğan işgünü kayıp-
larını –kaza geçiren işçinin hakkıyla tedavisine zaman kalmayacak şekilde-
önlemek ve tutulan kayıtları tersanelerin lehine kontrol altına almak işlevleri ol-
duğunu da sorgulamak gerekmektedir.
3. İşgüvenliğinden sorumlu mühendis / teknik elemanların bulundurulması ve
mevzuattan doğan sorumluluklarının yerine getirilebilmesi açısından benzer
ciddi yetersizlikler yaşanmaktadır.
4. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Tuzla’daki işyeri teftişlerinin kap-
samları dar kalmakta ve haberli yapılmakta, iş kazalarındaki sorumluluğun bü-
yük kısmının işverenler olduğu tespiti ve noksanların dökümü kurumun kendi
raporlarıyla tespit edilmesine rağmen, işyerlerine uygulanan (çoğunlukla para-
sal) yaptırımlar yetersiz kalmaktadır.
5. İş kazaları sonrası işçiler ve yakınlarını kaybedenler için hukuki süreç yavaş
ve masraflı işlemektedir. Bu ise ölümlü iş kazalarının takibini aileler için zorlaş-
114
maktadır. Tazminat davaları açılmadan ana işverenlerin ve taşeronların aileler-
le “kan pazarlığı” yaparak, meselenin üstünü örtmeye çalışması, önlenebilir
seri iş kazalarının azalmasının önündeki en büyük engellerdendir. İşyeri itiba-
rının zedelenmesi gibi bir tehlikenin bu şekilde bertaraf edilmesi, bölgedeki so-
runların üstünü örtmektedir.
6. Çalışma hayatı bir bütündür: Geçim sıkıntısı, Tuzla’da artan kiraların getirdiği
konut sıkıntısı, işçiler arasındaki iç göç ile artan rekabet ve ölümlü seri iş kaza-
larının varlığı iş motivasyonunu ve dikkatini ciddi bir şekilde etkilemektedirler.
7. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde bu önlenebilir ölümlü iş kazalarının seri olarak
devam etmesinin en önemli nedenlerden biri, işçilerin sendikal olarak örgütlen-
mesinin ve iş güvenliği tedbirlerini talep etmesinin önündeki engellerdir. Bun-
lar, bir yandan üretimin parçalanmışlığı ve enformel ilişkiler üzerinden ilerle-
mesi ise, diğeri de Bölge’de sırf kadrolu değil, çoğunluğu oluşturan taşeron iş-
çilere yönelik de sendikal faaliyetler yürüten DİSK’e bağlı Limter-İş Sendika-
sı’nın üzerindeki siyasi baskılardır.
Tuzla Tersaneler Bölgesi’nden bahsetmek, aynı zamanda hem yan sanayi ve
fason üretiminin gerçekleştirildiği çeperden, hem de yeni tersane alanlarından
bahsetmek anlamına gelmektedir. Birincisi, sektörü Tuzla Tersaneler Bölgesi ve
tersanelere iş yapan -Orhanlı'dan Ümraniye'ye, Küçükyalı’dan Gebze'ye kadar uza-
nan geniş bir coğrafi yaygınlığa sahip- çevresindeki fason ve yan sanayi ile birlikte
düşünmek gerekir. Bu durumda tersanede yukarıda özetlenen şartlarda çalışan bir
işçi, benzer şartlarda altı işçi istihdamını fason ve yan sanayide yaratmaktadır.
İkincisi, 2004’ten sonra artan tersane kurma faaliyetlerinin, mevcut “esnek
taşeron kullanımı” ve “iş güvenliği masraflarından kaçınma” temelinde şe-
killenmemesi için herhangi bir tedbir alınmadığı ve yaptırım uygulanmadığı
için, Türkiye Gemi İnşa Sanayi’nde ölümlü ve ağır iş kazalarının gelecekte
artacağını öngörmek zor değildir. Bir kamuoyu baskısı ile tersane sahipleri ya-
sada öngörülen yükümlülüklerini hayata geçirmeye ve iş güvenliği önlemlerini al-
maya yönlendirilmedikleri sürece, Tuzla’da yaşananların bu bölgelere de taşına-
cağından endişe duymaktayız.
Bu rapordaki bilgileri, sadece Tuzla Tersaneler Bölgesi ve çevresi değil, Türki-
ye'nin çeşitli bölgelerinde kurulmuş ve kurulacak olan tersaneler ve mevcut yan
sanayindeki çalışma ilişkilerini irdelemek ve etkilemek üzere bir temel oluşturma-
sı için de sunuyoruz.
115
8. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONUSUNDA
KOMİSYON’UN ÖNERİ VE TALEPLERİ
1. Tuzla’da ölümler, iş kazaları seri olarak devam ediyor: Mevzuattaki İşçi Sağlı-
ğı ve İş Güvenliğine ilişkin maddelerin eksiksiz uygulanmasını sağlayacak, uy-
gun denetimleri yapacak, işveren bu maddeleri uygulamadığı takdirde sonuç
sağlayacak ağırlıkta yaptırımları uygulayacak merci Çalışma ve Sosyal Gü-
venlik Bakanlığı’dır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği binlerce bölünmüş işletmenin
insafına kalmışken, gemi standartları onlarca farklı aşamada bizzat tersane
sahibi ana işveren adına çeşitli kuruluşlarca (Türk Loydu gibi) formel olarak
kontrol edilmektedir. Bu kuruluşların işin kalitesini olduğu kadar, iş sürecini gü-
venlik ve işçi sağlığı açısından da kontrol etmelerine yönelik düzenlemelere gi-
dilmelidir.
2. Asıl iş olan gemi yapımının bölünerek İş Yasası’na aykırı olarak asıl işveren –
alt işveren ilişkisi kurulması takibe alınmalı ve bu hukuk dışı durum giderilme-
lidir. Gemi yapım sürecinin asıl iş alanı olan çelik profil ve sac işleme işinin İş
Yasası’na aykırı olarak çeşitli tanımlar altında alt işverene de denilen taşero-
na verilmesinin kayıt dışılığa neden olduğu aşikardır. Bu durum, ucuz işgücü
sağlamak amaçlı olarak iş güvencesiz, sigortasız veya kısmi sigortalı ve iş gü-
Fotoğraf: Ayşen Gürbüz
Öğle molasında gemiden ayrılmadan dinlemek için uygun bir yer; makina dairesinin dışa açılan gözü.
116
venliği olmadan işçi
çalıştırılmasına ve
önlenebilir iş kazala-
rına yol açmaktadır.
Aynı zamanda bu du-
rumun hukuk dışılığı-
nın tespit edilmesi ve
gereğinin yerine geti-
rilmesi sağlanmalıdır.
Talebimiz, Sosyal Si-
gortalar Primlerinin
ana işveren (tersane)
tarafından ve alınan
ücret üzerinden
ödenmesi ile her tür-
lü kayıt-dışılığın önü-
ne geçilmesidir.
3. Yalnızca ana işve-
rende kadrolu çalı-
şan azınlık için değil,
fiiliyatta üretimin yüz-
de doksana varan
kısmını gerçekleşti-
ren alt işveren işçile-
rinden de sorumlu
olan işyeri hekimleri
bulundurulmalıdır.
4. İş güvenliğinden so- Fotoğraf: Ayşen Gürbüz
rumlu mühendis ya Gemi tabanını oluşturacak parçaların düzenlenmesi için çalışıyorlar.
da teknik elemanın Geminin her bir bölümü farklı taşeron firmalar tarafından yapılır.
işverenlere karşı de-
netim bağımsızlığı-
nın sağlanmalı, efektif bir üretim süreci kontrolü gerçekleştirilmelidir.
5. Her tersanede, işçi sayısının elliyi aşmasına bakılmadan, işin ağır ve tehlikeli
olma niteliği dikkate alınarak revir (işyeri sağlık birimi) ve ambulans bulundu-
rulmasının sağlanmalıdır.
6. Gemi İnşa Sanayicileri Birliği’nin 2005’de işletmeye başladığı polikliniğin ve iş
kazası geçiren işçileri öncelikle yönlendirdikleri Tuzla civarındaki özel hastane-
lerin kayıtlarının, kayıt tutma ve bildirme pratiklerinin, donanımının, yeterliliği-
nin Türk Tabipleri Birliği, SSK ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın
yetkili birimleri tarafından denetlenmesi gerekmektedir. Tuzla Tersaneler Böl-
117
gesi’nde yapılan üretimin ağır ve tehlikeli iş kolu olduğu, işçi sayısının on bin-
ler mertebesinde olduğu göz önünde bulundurularak Tuzla Bölgesi’nde
yalnızca tersanelere yönelik tam teçhizatlı bir Kamu Hastanesi kurulmalıdır.
7. Gemi inşaat ve tamirat işleri, 16 Haziran 2004 tarihli 25494 sayılı Resmi Ga-
zete’de yayınlanan “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği” kapsamındadır. Bu Yö-
netmeliğin 5. maddesinde işe alınan işçiler için “işe giriş hekim raporu” (ağır iş-
lerde çalışabilir raporu) düzenlenmesi ve her yıl işçinin periyodik olarak sağlık
kontrolünden geçirilmesi, bunun rapor haline getirilerek işçinin dosyasında tu-
tulması zorunludur. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde bu raporu düzenlenme yetki-
si olan işyeri hekimi sayısının, son Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ra-
porunda belirtildiği gibi 30 olduğu görüldüğünde, bu hizmetin gerektiği gibi ye-
rine getirilip getirilmediği sorgulanmalıdır. GİSBİR bünyesindeki polikliniğin do-
nanımının da 25 bini aşkın işçinin çalıştığı Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki tüm
işçilere sağlık hizmeti verecek yeterlilikte olup olmadığının incelenmelidir.
8. İş Yasası’nda belirtilen, ama uygulanmayan sosyal haklar (asıl ücret üzerinden
ve düzenli sosyal sigorta ödemeleri, kıdem, ihbar tazminatları, mesa-
i ücretlerinin ödenmesi, hafta sonu tatili, dini ve resmi bayram tatillerinde uy-
gulanması, “İtibari Hizmet” hakkının sadece kadrolu değil, tersanelerde ağır ve
tehlikeli işleri yerine getiren tüm işçiler tarafından kullanılabilmesi) sağlanma-
lıdır. Bu hakların sağlanıp sağlanmadığının habersiz ve derinlemesine yapılan
teftişlerle kontrol edilmelidir.
9. 15 saate kadar varabilen toplam çalışma saatleri ve fazla mesailer fiili bir mec-
buriyet olmaktan çıkarılmalıdır. Ağır ve tehlikeli bir iş kolu olan ve maksimum
dikkat gerektiren tersane mesaisinde, işverenler tarafından günde 7,5 saat,
haftada 37,5 saat sınırlandırılmasına riayet edilmelidir. Zira tersanelerdeki asıl
işlerden biri olan kaynak işleri türleri, 15 Nisan 2004 tarihli ve 25434 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanan “Sağlık Kuralları Bakımından Günde Ancak Ye-
di buçuk Saat veya Daha Az Çalışması Gereken İşler Hakkında Yönetmelik”
kapsamına girmektedir. Bu Yönetmelik kapsamına giren işlerde fazla çalıştır-
ma yapılamaz (Madde 7). Bu Yönetmelik tersanelerde de hayata geçirilmeli-
dir. Uygulanması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından denetlen-
meli, yönetmeliği ihlal eden uygulamalar cezalandırılmalıdır.
10.Ana işverenler, işçilerin ulaşımlarını kolaylaştırmak üzere servis sağlamalı, ye-
mekleri çalışanların ihtiyacını karşılayacak şekilde çalışanlarla birlikte belirle-
melidir. Ayrıca yemekhanelerin ve soyunma odalarının şartları, İşçi Sağlığı’nın
ayrılmaz parçaları olarak taşeron ve kadrolu işçi ayrımı yapılmadan denetime
ve yaptırıma tabi tutulmalıdır.
11. Yukarıda özetlenen çalışma şartlarının yaşandığı bir sektörde sendikal örgüt-
lenme her zamankinden daha önemli gözükmektedir. Engellenebileceği halde
gerçekleşen ölümlü iş kazalarının çoğunlukla alt işveren ilişkileri içinde gerçek-
118
leştiği göz önüne alınırsa, sadece kadrolu işçilere yönelik bir örgütlemenin ça-
lışma şartlarını iyileştiremeyeceği açıktır. Taşeron firma ve fason atölye işçile-
rine kadar yayılmış bir sendikal örgütlenme bu sektörde insani çalışma şartla-
rının teminatıdır. Bu nedenle, Tuzla’da çalışan tüm işçilere yönelik sendikal ör-
gütleme faaliyeti yürüten DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası’nın üzerindeki fiili
baskılara son verilmeli, sendikalı işçiler ve sendika aktivistleri işten atılmama-
lıdır. Ayrıca tüm çalışma hayatı için kanayan bir yara olan, sendikal örgütlen-
me üzerindeki yasal engeller de (noter şartı, sektör ve işyeri barajları vb.) kal-
dırılmalıdır.
12.İş kazalarına sebebiyet verenler yargılanmalıdır. İşverenlerin, maliyet avanta-
jını korumak amacıyla tersanede yarattıkları çalışma şartları, işçilerin ölümle-
rine, sakat kalmalarına ve meslek hastalıklarına yakalanmalarına neden ol-
maktadır. İş kazası veya meslek hastalığı durumunda söz konusu olan yasal
süreçlerin yavaş işlemesi, bu maliyeti bir kez daha işçiler üzerine yıkmaktadır.
Yargı sürecinin uzun sürmesi, mâli imkânsızlıklar ve baskılar nedeniyle açıla-
mayan davalarda da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı mağdurların lehi-
ne ceza davalarının takipçisi olmalıdır. Bu destekle tersanelerdeki iş kazaları-
nın üstünü örten ve yenilerine davetiye çıkartan “kan pazarlığı” pratiğinin önü-
ne geçilebilir.
119
9. EKLER
Ek I: 2006 Nisan itibariyle gemi inşa ve onarım sanayindeki
işletmelerin dökümü
A. TUZLA BÖLGESİNDEKİ TERSANELER:
Tersaneler (Mendirekten itibaren sırasıyla):
1- Tuzla Tersanecilik ve Turizm A.Ş.
2- Tersan Tersanecilik ve Taşımacılık San. ve Tic. A.Ş.
3- Cantaş Çindemir Makina Gemi Onarım ve Tersanecilik A.Ş.
4- Gemsan Gemi ve Gemi İşletmeciliği San. ve Tic. Ltd. Şti.
5- Hidrodinamik Gemi Sanayi ve Ticaret A.Ş.
6- Gemak Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
7- Desan Deniz İnşaat Sanayi A.Ş.
8- Şahin Çelik Sanayi A.Ş.
9- Yıldırım Gemi İnşa Sanayi A.Ş.
10- İstanbul Denizcilik Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş.
11- Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Sanayi ve Tic. A.Ş.
12- Deniz Endüstrisi A.Ş.
13- Türkter Tersane ve Deniz İşletmeciliği A.Ş.
14- Yıldız Gemi ve Makine Sanayi Ticaret A.Ş.
15- Çelik Tekne Sanayi ve Ticaret A.Ş.
16- RMK Marine Gemi Yapım San.ve Den.Taş.İşl. A.Ş.
17- Sedef Gemi İnşaatı A.Ş.
18- Tuzla Gemi Endüstrisi A.Ş.
19- Selah Makine ve Gemicilik Endüstrisi A.Ş.
20- Dearsan Gemi İnşaat Sanayi A.Ş.
21- Ada Denizcilik ve Tersane İşletmeciliği A.Ş.
(Tersan Tersanecilik ve Taşımacılık San. ve Tic. A.Ş. tarafından Tuzla’da ki yeri kiralandı)
22- Torlak Denizcilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.
23- Yardımcı Gemi İnşa A.Ş.
24- Çeksan Gemi İnşa Çelik Kons. San. ve Tic. A.Ş.
25- Gisan Gemi İnşa Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.
26- Torgem Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
120
27- Dentaş İnşaat ve Onarım San. A.Ş.
28- Dörtler Gemi İnşa Koll. Şti.
29- Engin Denizcilik İşletmesi San. ve Tic.A.Ş.
30- Çeliktrans Deniz İnşaat Ltd.Şti.
31- Gemtiş Tersanecilik Ticaret Ltd. Şti.
Tekne İmal Yerleri:
1- S.S. Nuh Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi
2- S.S. İstanbul Boğaziçi Açıkdeniz Balıkçı Tekneleri ve Yat Yapımcıları,
Onarımcıları Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi
3- S.S.Ticari Turistik Deniz Araçları Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi
4- Yonca Teknik Yatırım A.Ş.
5- Yonca Onuk Savunma San. A.Ş.
6- Ge-Ta Genel Tasarım Mimarlık İnşaat San ve Tic. A.Ş.
7- Marmara Yat Deniz Araçları San. ve Tic. Ltd. Şti.
Donatım:
1- S.S.Gemi Onarım ve Donatım Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi
Tekne İmal ve Çekek:
1- S.S. Haliç Gemi Kızakçıları Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi
Ticaret Merkezi:
1- TransKa Tanker İşletmeciliği Tic. Ltd. Şti. (İnşaat aşamasında)
2- Özek Mühendislik Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti.
Gemi Yan Sanayicileri:
1- S.S. Denizcilik Yan Sanayi ve Donanımcıları Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi
2- S.S. Geyas Yan Sanayicileri Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi
3- Evren Denizcilik Sanayi Ürünleri Tic. A.Ş.
4- Can Makine Elektrik ve İnşaat San. Tic. A.Ş.
5- Gepa-Fiberglas San. ve Tic. A.Ş.
6- Mariner Gemi Ekipmanları San. ve Tic. A.Ş.
7- S.S. Gemi Taşeronları ve Yan Sanayi Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi (aktif
değil)
8- Gesa Gemi Sanayi ve Tic. A.Ş. (Yardımcı Gemi İnşa A.Ş. tarafından devir
alındı)
121
B. TUZLA BÖLGESİ DIŞINDAKİ TERSANELER:
1- İçdaş Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım San. ve A.Ş (Biga-Çanakkale) :
2- Gelibolu Gemi İnşaat San. ve Tic. A.Ş. (Gelibolu-Çanakkale) :
3- Um Deniz Sanayi A.Ş. (Yeniköy-İzmit) :
4- Marmara Transport Gemi San. ve İnşa A.Ş. (Körfez-İzmit) :
5- Karadeniz Gemi İnşa Sanayi A.Ş.(Ünye-Ordu) :
6- Madenci Gemi San. Ltd. Şti.(Kdz. Ereğli-Zonguldak) :
7- Ustaoğlu Yat ve Gemi San. Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak)
8- Ustamehmetoğlu Gemi Tersanesi (Kdz. Ereğli-Zonguldak) (proje
kapsamında)
9- Usmed Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak)
10- Ereğli Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak)
11- Med-Yılmaz Gemi İnşa San. ve Tic. A.Ş. (Kdz. Ereğli-Zonguldak)
12- S.S. Saç Gemi, Ahşap Tekne, ve Kotra İmalatçıları Küçük sanat
Kooperatifi (Çamburnu-Sürmene-Trabzon)
13- Taşkınlar Gemi Sanayi ve Ticaret A.Ş (Derinboğazağzı-Sinop)
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu (2007-2013), s. 14-16
122
Ek II: En son DPT raporuna göre Tersanelerin sayıca artması ve
mekâna yayılımı
Muhtemel Yatırım Alanları ve Yerleri
Kdz. Ereğli Tersaneler Alanı Tevsi Projesi:
14.05.2003’te İmar Planları, 14.01.2005 tarihinde ise İmar Planı Revizesi onay-
lanmıştır. Mevcut yerlerinde faaliyet gösteren tersanelerin bitişiğinde yapılan re-
vizyon çalışmaları sonrası tersane yatırımlarının inşaatları devam etmektedir.
Tuzla Dışındaki Tersaneler Başlığı altında bu bölgede yer alan tersaneler de be-
lirtilmiş olup, halen küçük çapta da olsa üretim yapılmaktadır.
Samsun Tersane Alanı (Tekkeköy):
1000 dönümlük alan üzerine 4 adet tersane alanı planmış olup, Bu alanlardan bir
tanesi Altın Gemi Deniz Ticaret Endüstrisi A.Ş.’ne tahsisli bulunmaktadır. Söz ko-
nusu firmanın projesinin gerçekleşmesi durumunda; inşa kapasitesi 750,000
DWT/Yıl, bakım-onarım kapasitesi 2.5 milyon DWT/Yıl, inşa edebileceği en büyük
gemi tonajı 225,000 DWT olması hedeflenmektedir. Alanın 1/1000 ölçekli uygula-
ma imar planları 12.09.2005 tarihinde Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından
onaylanmıştır.
Samsun Terme Tersane Alanı:
Hazine ve Belediye mülkiyetinde olan 80 dönümlük bu alanın Belediyeye ait olan
kısmında imar plan değişikliği yapılıp Belediye tarafından onaylandı. Müteşebbis-
lere tahsisiyle ilgili yazışmalar devam etmektedir.
Trabzon Çamburnu Tersane Alanı:
DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Sürmene Çamburnu tersane-
si etüt çalışması 28 Eylül 2005 tarihinde sonuçlanmış olup inşaat ihalesi aşama-
sına gelinmiştir. 10,000 DWT’a kadar gemilerin inşasının yapılabileceği ve 2000-
2500 kişi arasında istihdam 63 elde edileceği değerlendirilen projenin tamamlan-
ması ve tam kapasite ile çalışılması durumunda 100,000 DWT/yıl üretim hedef-
lenmektedir.
Adana Ceyhan Kurtpınar Tersane Alanı:
1391 dönüm alanda kurulması planlanan tersane alanının imar planları, Denizci-
lik Müsteşarlığı tarafından hazırlanmış olup, onaylanmak üzere Bayındırlık ve İs-
kan Bakanlığına 01.06.2005 tarihinde sunulmuştur. Kurum görüşleri alınması aşa-
masındadır.
Karasu Tersane Alanı:
İmar planları onaylanmış olup, Denizcilik Müsteşarlığı’nca ilana çıkılmış, 8 parse-
le ayrılan tersane alanının 2 parseli Gündoğdu Gemi Yan San. ve Deniz Ltd.
Şti..’ne tahsis edilmiştir. İnşa edilebilecek en büyük gemi: 40,000 DWT İstihdam :
2,000 kişi Gemi inşa kapasitesi :40,000 DWT/Yıl
123
Kilimli Gemi Söküm ve Gemi İnşa Alanı:
11.05.2004 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile gemi sökümün yanı sıra gemi inşa
yapımına da imkan sağlanmıştır. 2 parsel gemi inşa ve 2 parselde gemi sökümü
yapılacak şekilde alan 2 firmaya tahsis edilmiştir. Tersane projesinin hayata geçi-
rilmesi durumunda; İnşa edilebilecek en büyük gemi boyu : 115 metre İstihdam :
800 kişi Gemi inşa kapasitesi :152,000 DWT/Yıl
Fethiye Karaot Mevkii Yat İnşa, Bakım, Onarım ve Çekek Alanı:
Daha önce sit alanı kapsamında olan bu bölge Denizcilik Müsteşarlığı’nın çalış-
maları neticesinde “Ahşaba Dayalı Tekne İmal, Bakım Onarım ve Çekek Alanı”
kurulması doğrultusunda sit kapsamından çıkartılmıştır. Söz konusu alanla ilgili
olarak; Denizcilik Müsteşarlığı’nın koordinesinde, bölge üniversiteleri ve sivil top-
lum örgütleri ile Karaot Bölgesinin özelliklerini koruyarak, bünyesinde ihtiva eden;
plan, proje çalışmaları yürütülmektedir.
Çaltıdere Yat İnşa Bakım-Onarım ve Çekek Yeri:
İzmir İli ve civarında dağınık ve kısmen de kıyıdan uzak iç kesimlerde faaliyet gös-
teren tekne inşa bakım-onarım ve çekekçiler için Aliağa İlçesi, Çaltıdere Mevkinin
planlanması Denizcilik Müsteşarlığı’nca uygun görülmüş olup, kıyı kenar çizgisi-
nin kara tarafının 1/1000’lik ve 1/5000’lik planları ilgili belediyesince onaylanmış-
tır. Deniz tarafının planları ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığına onaylanmak üze-
re gönderilmiştir.
Milas Ören Yat İnşa ve Çekek Alanı:
Bahsekonu alan üzerinde 33 adet yat imalat atölyesi planlanmış olup, müteşeb-
bislere plan ve proje doğrultusunda tahsis işlemleri ile ilgili yapılan duyuru netice-
sinde 31 adet şahış/firma belirlenmiştir.
Yalova Yat İnşa ve Bakım Onarım Alanı:
Tuzla Bölgesi’nde sıkışan ve gelişme imkanı bulamayan yat inşa sektörünün bir
araya getirilerek gelişmesinin sağlanması amaçlanmaktadır. MSB, 85 nolu parse-
lin 136,000 m2’lik kısmının tekne inşa ve bakım- onarım ve çekek faaliyetinde kul-
lanılmak üzere Denizcilik Müsteşarlığı’na tahsisini uygun görmüştür. Projenin de-
nize cephesinin olmaması nedeniyle denize çıkışı için 83 nolu parselin de bir kıs-
mı MSB’den talep edilmiş, ancak olumsuz sonuçlanmıştır.
Kurucaşile Yat İnşa ve Bakım Onarım Alanı:
Bölgede Kurucaşile merkez ve Tekkeönü olmak üzere iki ayrı yerde faaliyette bu-
lunan yat imalatçıları için merkezdeki ve Tekkeönü’ndeki limanların yanında oluş-
turulan bölgelerde ayrı ayrı tahsisler yapılmak üzere iki kooperatif kurulmuştur.
Tekkeönü’nde 11 müteşebbise 4 büyük 7 tane küçük olmak üzere atölyeler tahsis
edilecektir. Hazine ve özel mülk arazilerinin kamulaştırma çalışmaları bitmiş,
1/1000’lik uygulama, imar planları Bayındırlık ve İmar Bakanlığı tarafından onay-
lanmıştır. ÇED ile ilgili işlemler Valilik nezdinde sürdürülmekte olup, alanın tahsisi
ile ilgili işlemler başlatılmıştır
124
Müteşebbisler Tarafından Talep Edilen Yeni Tersane Alanları ve Yerleri
Yalova Bölgesi’nde Tersane Talepleri:
1. Sefine Denizcilik Tersanecilik Tur. San. Ve Tic. Ldt. Şti.: Söz konusu proje kap-
samında 750 kişi istihdam, en büyük 6,000 DWT gemi yapılması hedeflen-
mektedir.
2. Yalova Altınova Tersane Girişimcileri San. Tic. A.Ş.: 40 adet şahıs/firmadan
oluşan şirket tarafından bölgede kurulacak tersanelerde yaklaşık 4,000 kişiye
istihdam sağlanması hedeflenmektedir.
3. Gemak Gemi İnşaat San. Ve Tic. A.Ş.: Sözkonusu proje kapsamında 1000 ki-
şi istihdam edilmesi planlanmakta olup, en büyük gemi inşa kapasitesinin
75,000 DWT olacağı öngörülmektedir.
4. Bayrak Denizcilik Taşımacılılık Temsilcilik Tic. A.Ş.: Söz konusu proje kapsa-
mında yaklaşık 100 kişi istihdam edilmesi planlanmakta olup, en büyük gemi
inşa kapasitesi 15,000 DWT olarak hedeflenmektedir.
5. Boğaziçi Tersanecilik Gemi İnşa San. Ve Tic. A.Ş.: Söz konusu proje kapsa-
mında yaklaşık 1,500 kişi istihdam edilmesi planlanmakta olup, en büyük ge-
mi inşa kapasitesi 50,000 DWT, yıllık kapasitesi 250,000 DWT/yıl, bakım-ona-
rım kapasitesi 80,000 DWT, yıllık bakım-onarım kapasitesi 2,500,000 DWT/yıl
hedeflenmektedir.
6. Kaptan İnşaat Ve Denizcilik San. Tic. Ltd. Şti.: Söz konusu proje kapsamında
5,000- 100,000 DWT arasında gemi inşasının hedeflenmektedir.
Kastamonu Bölgesi’nde Tersane Talepleri:
1. Kastamonu-İnebolu Tersane Talebi: Kastamonu ili, İnebolu ilçesi Liman içeri-
sinde bulunan bir kısım alan ile, Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altında bulunan
alan üzerinde tersane yapılmasına yönelik çalışmalar ilgili Belediye Başkanlı-
ğı tarafından yürütülmektedir.
Ordu Bölgesi’nde Tersane Talepleri:
1. Ordu -Gülyalı Tersane Talebi: Ordu İli, Gülyalı İlçesinde Devletin Hüküm ve Ta-
sarrufu Altında bulunan bir kısım alan üzerinde tersane yapılmasına yönelik
tahsis talebi doğrultusunda Denizcilik Müsteşarlığı’nın uygun görüşü Maliye
Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne bildirilmiştir.
2. Ordu –Fatsa Tersane Talebi: Ordu İli, Fatsa İlçesinde Devletin Hüküm ve Ta-
sarrufu ile Hazine mülkiyetinde bulunan alan üzerinde tersane kurulmasına
yönelik 1/25,000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Denizcilik Müsteşarlığı’nın uygun
görüşü doğrultusunda Çevre ve Orman Bakanlığınca onaylanmıştır.
Akdeniz Bölgesi’nde Tersane Talepleri:
1. Akter Akdeniz Taşucu Gemi İnşa Sanayi A.Ş.: Tersane alanı olarak belirlenen
ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca AKTER Akdeniz Taşucu Gemi San.
125
A.Ş.’ne işletme hakkı tesis edilen alanla ilgili, Denizcilik Müsteşarlığı ve diğer
kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen iş ve işlemler hakkında Danıştay altıncı
dairesinde açılan dava sonucunda, anılan daire tarafından, ilk savunmanın
alınmasına kadar yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. Tersanenin haya-
ta geçmesi ile birlikte, 30,000 DWT’na kadar gemilerin inşası ve bakım onarım
hizmeti sunulacak olup, 500 kişiye de doğrudan istihdam sağlanacaktır.
Rize Bölgesi’nde Tersane Talepleri:
1. Rize Tersane Alanı: Riport Rize Liman İşletmeleri Yatırım A.Ş. liman işleticisi
şirket olarak söz konusu liman içerisinde 1990 yılında tersane yeri konulmuş
olduğu tespit edildiğinden, yapıyla ilgili izin çalışmaları (Belediye, TDİ, Deniz-
cilik Müsteşarlığı nezdinde) sürdürülmektedir. Alan içindeki karayollarına ait
asfalt siloları yeni silolar tamamlandığından aktarma işlemi yapılacaktır. Yapı-
lacak tersane bittiğinde 15,000 DWT’a kadar gemilerin inşası ve 600 kişilik is-
tihdam olacağı tahmin edilmektedir.
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu (2007-2013), s.61-66
126
Ek III: Zorunlu İş Güvenliği Elemanları, Kurulları ve Tedbirleri
konusundaki mevzuat
20/01/2004 tarih ve 25352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “İş Güvenliği ile
Görevli Mühendis veya Teknik Elemanların Görev, Yetki ve Sorumlulukları ile Ça-
lışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” in İş Güvenliği Uzmanının Görev-
leri başlıklı 12. maddesi şöyledir:
“İş güvenliği uzmanı aşağıda belirtilen görevleri yerine getirmekle yükümlüdür:
a) İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatına uygun olarak işyerinde gerekli çalışmala-
rın yapılmasını sağlamak,
b) İşyerindeki tehlikelerin tanımlanmasını ve risk değerlendirmesinin yapılmasını,
tehlikelerin ortadan kaldırılmasını ve risklerin kontrol altına alınmasını sağla-
mak için önerilerde bulunmak, bu hususlarla ilgili işverene rapor vermek,
c) İşin ve işyerinin özelliklerine uygun olarak tehlikeleri kaynağında yok etmeye
yönelik tedbirlere öncelik vererek gerekirse ölçümlere dayalı değerlendirme
yapmak, alınması gerekli güvenlik önlemleri konusunda, çalışanların veya
temsilcilerinin görüşünü de alarak işverene önerilerde bulunmak ve uygulama-
ların takibini yapmak,
d) İşyerinde yapılacak periyodik kontrol, bakım ve ölçümleri planlamak, hazırla-
nan planların uygulanmasını sağlamak,
e) Risk değerlendirme sonuçlarını da dikkate alarak, ani veya yakın tehlike du-
rumları ve kazaların potansiyelini tanımlayan ve bunlara ilişkin risklerin nasıl
önleneceğini gösteren acil durum planlarını hazırlamak ve gerekli tatbikatların
yapılmasını sağlamak,
f) Yangın ve patlamaların önlenmesi, yangın ve patlama durumunda önlemlerin
alınması, yangından korunma teçhizatı ve araçlarının kontrol edilmesi, yangın
ekiplerinin oluşturulması, yangın tatbikatı gibi yangından korunma ve yangın-
la mücadele çalışmalarını yönetmek ve ilgili kayıtların tutulmasını sağlamak,
g) İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu toplantılarına katılmak, kurula işyerinin sağlık ve
güvenlik durumu ile ilgili bilgi vermek ve önerilerde bulunmak,
h) İşyeri Sağlık Birimi ile işbirliği içinde çalışarak işyerinin sağlık ve güvenlik du-
rumunu, işyerinde olabilecek kaza ve meslek hastalıklarını işyeri hekimi ile de-
ğerlendirmek ve değerlendirme sonuçlarına göre önleyici faaliyet planlarını
yapmak ve uygulanmasını sağlamak,
i) İşyerinde meydana gelen kaza veya meslek hastalıklarının tekrarlanmaması
için inceleme ve araştırma yaparak düzeltici faaliyet planlarını yapmak ve uy-
gulanmasını sağlamak,
127
j) İşyerinde yapılan inceleme ve araştırmalar için yöntemler geliştirmek, bu yön-
temlerle ilgili çalışanları bilgilendirmek, her incelemeden sonra inceleme form-
larını doldurmak ve gereği için işverene bildirerek sonuçlarını takip etmek,
formların değerlendirme ve izlenmesi amacıyla muhafazasını sağlamak,
k) İşyerine yeni bir sistem kurulması veya makine ya da cihaz alınması halinde;
kurulacak sistem veya alınacak makine ya da cihaz ile ilgili olarak risk değer-
lendirmesi yaparak sağlık ve güvenlik yönünden aranan özellikleri belirlemek
ve bu özelliklere uygun sistemin kurulması, makine veya cihazın alınması için
işverene rapor vermek,
l) Uygun nitelikteki kişisel koruyucuların seçimi, sağlanması, kullanılması, bakı-
mı ve test edilmesi ile ilgili bilgi ve önerileri hakkında işverene rapor vermek,
m) İşyerinde sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulması ve geliştiril-
mesi amacıyla verilecek eğitimin kimlere verileceği, kapsamı, kimlerin verece-
ği, süresi ve eğitimin sürekliliğinin sağlanması konusunda işverene önerilerde
bulunmak.”
7.4.2004 tarih ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “İş
Sağlığı Ve Güvenliği Kurulları Hakkında Yönetmelik” 4857 sayılı İş Kanunu
kapsamına giren, sanayiden sayılan, devamlı olarak en az 50 işçi çalıştıran ve al-
tı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerini kapsar. Bu yönetmeliğin Görev ve
Yetkiler başlıklı 7. maddesi aşağıdaki gibidir.
“İş sağlığı ve güvenliği kurullarının görev ve yetkileri aşağıda belirtilmiştir;
a) İşyerinin niteliğine uygun bir iş sağlığı ve güvenliği iç yönetmelik taslağı hazır-
lamak, işverenin veya işveren vekilinin onayına sunmak ve iç yönetmeliğin uy-
gulanmasını izlemek, izleme sonuçlarını rapor haline getirip alınması gereken
tedbirleri belirlemek ve kurul gündemine almak,
b) İş sağlığı ve güvenliği konularında o işyerinde çalışanlara yol göstermek,
c) İşyerinde iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tehlikeleri ve önlemleri değerlendir-
mek, tedbirleri belirlemek, işveren veya işveren vekiline bildirimde bulunmak,
d) İşyerinde meydana gelen her iş kazası ve tehlikeli vaka veya meslek hastalı-
ğında yahut iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bir tehlike halinde gerekli araştırma
ve incelemeyi yapmak, alınması gereken tedbirleri bir raporla tespit ederek iş-
veren veya işveren vekiline vermek,
e) İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği eğitim ve öğretimini planlamak, bu konu ve ku-
rallarla ilgili programları hazırlamak, işveren veya işveren vekilinin onayına
sunmak ve bu programların uygulanmasını izlemek,
f) Tesislerde yapılacak bakım ve onarım çalışmalarında gerekli güvenlik tedbir-
lerini planlamak ve bu tedbirlerin uygulamalarını kontrol etmek,
128
g) İşyerinde yangınla, doğal afetlerle, sabotaj ve benzeri ile ilgili tedbirlerin yeter-
liliğini ve ekiplerin çalışmalarını izlemek,
h) İşyerinin sağlık ve güvenlik durumuyla ilgili yıllık bir rapor hazırlamak, o yılki
çalışmaları değerlendirmek, elde edilen tecrübeye göre ertesi yılın çalışma
programında yer alacak hususları ve gündemi tespit etmek, işverene teklifte
bulunmak, planlanan gündemin yürütülmesini sağlamak ve uygulanmasını de-
ğerlendirmek,
4857 sayılı İş Kanununun 83 üncü maddesinde belirtilen taleplerin
vukuunda acilen toplanmak ve karar vermek.”
7 Nisan 2004günlü ve 25426 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, ÇALIŞANLA-
RIN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMLERİNİN USUL VE ESASLARI HAK-
KINDA YÖNETMELİK’in 4. ve 8. maddeleri şöyledir:
İşverenin Yükümlülükleri:
Madde 4 — İşverenler, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının tesis
edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu amaçla, işverenler, çalı-
şanları, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek, onların karşı kar-
şıya bulundukları mesleki riskler ve bunlarla ilgili alınması gerekli tedbirler konu-
sunda işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği eğitim programlarını hazırlamak, eğitim-
lerin düzenlenmesini, çalışanların bu programlara katılmasını sağlamak ve verile-
cek eğitim için uygun yer, araç ve gereç temin etmekle yükümlüdürler.Asıl işve-
ren-alt işveren ilişkisi kurulan işyerlerinde, alt işverene ait çalışanların eği-
timlerinden, asıl işveren, alt işverenle birlikte sorumludur
Eğitimin Amacı:
Madde 8 — Eğitimin amacı, işyerlerinde sağlıklı ve güvenli bir ortamı temin et-
mek, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltmak, çalışanları yasal hak ve so-
rumlulukları konusunda bilgilendirmek, onların karşı karşıya bulundukları mesleki
riskler ile bu risklere karşı alınması gerekli tedbirleri öğretmek ve iş sağlığı ve gü-
venliği bilinci oluşturarak uygun davranış kazandırmaktır.
Ayrıca 10.08.2005 gün,25902 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe gi-
ren “İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik”in Sorumlu Mü-
dür Tayini başlıklı 25. maddesinde şöyle yazmaktadır:
“Birinci sınıf gayrisıhhî müesseselerde, işletmenin faaliyet alanında mesleki yeter-
liliğe sahip bir sorumlu müdür çalıştırılması zorunludur.”
129
Ek IV: Devlet Planlama Teşkilatı’nın aktüel gemi inşa sanayi
GZFT analizi
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu (2007-2013), s.51-54.
130
Ek V: Ana Kalem Maliyetler içinde işçilik maliyetleri
800 TEU Çok amaçlı konteyner için “Ana Kalem Maliyetler” içinde “İşçilik
Maliyetleri”
131
10.000 DWT Kimyasal tanker için “Ana Kalem Maliyetler” içinde “İşçilik
Maliyetleri”
Kaynak: DPT 9. Kalkınma Planı, Gemi inşa Sektörü Özel ihtisas Raporu, s.30-31.
132
Ek VI: Türkiye’deki tersanelerde yaşanmış
ölümlü iş kazalarının listesi
Adı Soyadı Yaşı Kaza Tarihi Memleketi ÖLÜM NEDENİ TERSANE
1 ŞÜKRÜ GÜLEÇ 1985 Tokat Boru Patlaması Sonucu Tuzla Turizm Aş
2 BAYRAM GÜLEÇ 29 1992 SPA adlı yakıt tankerinin
sökümü esnasında patlama
sonucu Aliağa Tersanesi
3 ŞENER GÜLEÇ 23 1992 Patlama Aliağa Tersanesi
4 DURMUŞ İPEK 23 1992 Patlama Aliağa Tersanesi
5 HÜSEYİN KARACA 30 1992 Patlama Aliağa Tersanesi
6 BAHRİ TAŞÇIOĞLU 24 1992 Patlama Aliağa Tersanesi
7 SAMİ ŞAHİN 1992 Patlama Aliağa Tersanesi
8 HÜSEYİN ÇOBAN 1992 Patlama Aliağa Tersanesi
9 RECEP YAMAN 1993 Rota Denizcilik
10 NURALİ GÜRSOY 1993 Osman Azmi tamir gemisinde
patlama sonucu Gemak Tersanesi
11 ERKAN ALASAN 17 00.08.1996 Bingöl 220V seyyar lamba ile
çalıştırılması sonucu elektrik
çarpması Dolyster Tersanesi
12 SAİM SATILMIŞ 22 8/25/96 Samsun 220V seyyar lamba ile
çalıştırılması sonucu elektrik
çarpması Şahin Çelik Tersanesi
13 HÜSEYİN POLAT 21 11/12/96 Tunceli Gaz temizliği yapılmadan
söküm alınması sonucu
patlama Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
14 TUNCAY YANIK 21 11/12/96 Kastamonu Patlama Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
15 YAŞAR YAVUZ 18 11/12/96 Zonguldak Patlama Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
16 AHMET ÇELİK 1996 Patlama
17 KENAN ÇETİN 1996 Patlama
18 HÜSEYİN GONCA 17 Oct-96 Elektrik çarpması
19 SAFFET YILMAZ 33 6/5/97 Patlama Çelik Trans Tersanesi
20 MEHMET KURBAN 51 6/5/97 Patlama Çelik Trans Tersanesi
21 ORHAN ÇAĞDAŞ 23 6/5/97 Patlama sonucu denize
düşerek boğulma Çelik Trans Tersanesi
22 MUSTAFA DÜZAĞAÇ 33 6/5/97 Patlama sonucu denize
düşerek boğulma Çelik Trans Tersanesi
23 KEMAL KÖKSAL 6/5/97 Patlama sonucu vücudunun
%30-40 yanarak Çelik Trans Tersanesi
24 S.OCAK 1997 Kütahya Tanker altında kalarak
25 ÖZAY ÇOBAN 17 1997 Patronun kafasına attığı
1,5 metre demir çubukla
yaralanarak Ege Gemi Söküm
133
26 DURSUN … 1998 Zehirlenerek öldü
27 İBRAHİM BACAK 7/19/98 Sivas 220V seyyar lamba ile
çalıştırılması sonucu elektrik
çarpması Pendik Tersanesi
28 RECEP KAYAŞ 39 7/6/00 Ordu Güverteden düşme Gemak Tersanesi
29 SALMAN GÖZPINAR 32 5/18/00 Sivas Güverteden düşme Sedef Tersanesi
30 TALİP MIRIZ 6/5/00 Patlama Pendik Tersanesi
31 MURAT KAPAN 33 00.03.2000 Kastamonu Güverteden düşme Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
32 İSMAİL TATLI 24 11/16/00 Sivas Düşme Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
33 FIRAT DURUDENİZ 31 1/22/01 Diyarbakır Kaynak puntalarının kopması
sonucu denizde boğulma Tuzla Turizm Aş.(Erkal)
34 HÜSEYİN KALKAVAN 00.02.2002 Zonguldak Ambar kapaklarından
düşerek bir ay sonra
hastanede Selah Tersanesi
35 HÜSEYİN ŞAHİN 29 5/24/02 Tunceli Hidrolik kapaklarının
puntalarının kırılması ile
ezilerek Gemak Tersanesi
36 BURHAN KAYABAŞI 22 5/24/02 Kars Hidrolik kapaklarının
puntalarının kırılması ile
ezilerek Gemak Tersanesi
37 İBRAHİM ARSLAN 24 9/12/02 Trabzon Elektrik çarpması Torgem Tersanesi
38 MUSTAFA DOĞUŞ 10/10/02 Çatıdan düşme Rmk Tersanesi
39 MUSTAFA YARDIM 25 7/11/03 Düşme Sedef Tersanesi
40 TUFAN KAYA 27 12/12/03 Samsun Kapak arasında sıkışarak Hidrodinamik Tersanesi
41 SERDAR KURT (müh) 6/25/03 Düşme Tuzla Turizm Aş
42 CEMAL YETİM 4/1/04 Sivas Vinç bom’u iskeleye çarparak
Düşme sonucu Çeksan Tersanesi
43 SUAT DURSUN 25 7/7/04 Ardahan Üzerine saç plakası düşerek Tuzla Gemi Tersanesi
44 İLHAN ÜSTÜNDAĞ 27 7/11/04 Elektrik çarpması Torlak Tersanesi
45 BURHANETTİN OMURCA 8/27/04 Kars Patlama sonucu Gemak Tersanesi
46 SÜLEYMAN BİRİNCİ 8/23/04 Hatay Vinç oparatörü Vinç kırılarak Torlak Tersanesi
47 SELİM NİŞLİ 24 5/12/05 Kocaeli Üzerine saç düşerek Çelik Tekne Tersanesi
48 EKREM BEKTAŞ 43 6/14/05 Bingöl Patlama sonucu yanarak Torgem Tersanesi
49 OSMAN KOÇAK 24 4/16/05 Samsun Düşme
50 MURAT ÇAĞIN 6/5/05 Patlama sonucu Tuzla Turizm AŞ
51 HAKAN ÖZDEN 6/5/05 Patlama sonucu Tuzla Turizm AŞ
52 İHSAN YÜZSÜZ 27 8/13/05 Zonguldak Ambarda çıkan yangında Türkter Tersanesi
53 HÜSEYİN KORUR 30 10/2/05 Batman Düşme İstanbul Tersanesi
54 SEZAİ DEMİRAL 19 12/17/05 Erzincan Çatıdan düşme Arıtaş Firması
55 SELAMETTİN EROL 1/28/06 Forklift aracının altında ezilerek RMK Tersanesi
56 MEHMET YÜCESOY 1/29/06 Forklift aracının altında ezilerek RMK Tersanesi
134
57 NURDOĞAN ÇELİK 30 3/14/06 Kandıra İskeleden düşme sonucu Çiçek Tersanesi
58 ARDA YENİ 17 5/16/06 Düşme sonucu Torgem Tersanesi
59 İBRAHİM DURSUN 40 6/19/06 Ağrı Vinçten üzerine demir parçası
düşmesi sonucu Türkter Tersanesi
60 MUSTAFA BALTACI 28 6/29/06 Çorum Elektrik çarpması Torgem Tersanesi
61 KAHRAMAN DALMAZ 8/7/06 Vinç ile malzemeler arasında
şıkışarak Türkter Tersanesi
62 BEHÇET … 8/12/06 Elektirik çarpması Torlak Tersanesi
63 İBRAHİM LEVENT 53 8/26/06 Patlama sonucu Dearsan Tersanesi
64 ŞEREF GÖKKAYA 10/10/06 Düşme sonucu Ada Tersanesi
65 HASAN 6/29/07 Ege Gemi Söküm
66 YILMAZ ASLAN 7/26/07 Sivas Elektrik çarpması sonucu Çelik Tekne Tersanesi
67 SUBUTAY SOYSAL 42 8/4/07 Kars Gemiden düşerek ölüm-Soysal
Gemi taşeron şirket sahibi Dearsan Tersanesi
68 CABBAR ONGUN 42 8/21/07 Mersin Taşcı-Elektrik çarpması sonucu Torgem Tersanesi
69 GÜNEY AKARSU 27 8/23/07 Tunceli Elektrikçi-Elektrik çarparak Selah Tersanesi
70 CENGİZ TATLI 29 8/30/07 Diyarbakır Taşçı elektrik çarpması sonucu Umut Gemi Firması
71 KENAN KARA 30 8/31/07 Siirt Kalp durması Tuzla Turizm Aş.
72 ESER ACAR 28 9/25/07 Zonguldak Elektrik çarpması Ustaoğlu Tersanesi
73 BEKİR ÖZMEN 41 9/3/07 Kırıkkale Kaynakçı, elektrik çarpması
sonucu Desan Tersanesi
74 HASAN MACAR 10/21/07 Yunanistan Vinç sepetinden düşerek Tuzla Turizm AŞ
75 FATİH KILIÇ 22 11/17/07 Kayseri Yüksekten düşme sonucu Yavuz Makine
76 SABRİ YANARDAĞ 40 11/19/07 Bartın Üzerine 18 tonluk blok düşmesi
sonucu Dörtler Tersanesi
77 ONUR BAYOĞLU 19 1/14/08 Giresun Ambara düşerek Sedef Tersanesi
78 METİN TURHAN 19 2/5/08 Samsun Denize düşerek Şahin Çelik Tersanesi
Kaynak: Limter-İş Sendikası.
135