Antibiotic Classess

Description

Antibiotic Classess document sample

Shared by: xnf15081
Categories
Tags
-
Stats
views:
1033
posted:
12/15/2010
language:
Turkish
pages:
239
Document Sample
scope of work template
							YÜKSEK LĠSANS


ĠÇĠNDEKĠLER
ÖNSÖZ ..........................................................................................................................................................


1.BÖLÜM
TEZ ÖZETLERĠ
1.1   Astronomi ve Uzay Bilimleri Anabilim Dalı ...................................................................................
1.2   Fizik Anabilim Dalı .........................................................................................................................
1.3   Biyoloji Anabilim Dalı ....................................................................................................................
1.4   Matematik Anabilim Dalı ................................................................................................................
1.5   Moleküler Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı ................................................................................
1.6   Orman Mühendisliği Anabilim Dalı ................................................................................................
1.7   Orman Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı ..................................................................................
1.8   Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı ......................................................................................................
1.9   Kimya Anabilim Dalı.......................................................................................................................
1.10  Kimya Mühendisliği Anabilim Dalı ................................................................................................
1.11  Jeoloji Mühendisliği Anabilim Dalı .................................................................................................
1.12  Jeofizik Mühendisliği Anabilim Dalı ...............................................................................................
1.13  Makine Mühendisliği Anabilim Dalı ...............................................................................................
1.14  Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı ..............................................................................................
1.15  Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği Anabilim Dalı............................................................................
1.16  Çevre Mühendisliği Anabilim Dalı ..................................................................................................
1.17  Elektrik-Elektronik Mühendisliği Anabilim Dalı ............................................................................
1.18  ĠnĢaat Mühendisliği Anabilim Dalı ..................................................................................................
1.19  Maden Mühendisliği Anabilim Dalı ................................................................................................
1.20  Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Anabilim Dalı ........................................................................
1.21  Deniz UlaĢtırma ĠĢletme Mühendisliği Anabilim Dalı ....................................................................
1.22  Savunma Teknolojileri Anabilim Dalı .............................................................................................
1.23  Biyomedikal Mühendisliği Anabilim Dalı .......................................................................................
1.24  Su Ürünleri YetiĢtiriciliği Anabilim Dalı .........................................................................................
1.25  Su Ürünleri Temel Bilimleri Anabilim Dalı ....................................................................................
1.26  Su Ürünleri Avlama ve ĠĢleme Teknolojisi Anabilim Dalı ..............................................................
1.30  Enformatik........................................................................................................ .................................
DOKTORA


ĠÇĠNDEKĠLER
ÖNSÖZ ..........................................................................................................................................................


1.BÖLÜM
TEZ ÖZETLERĠ
1.27  Astronomi ve Uzay Bilimleri Anabilim Dalı ...................................................................................
1.28  Fizik Anabilim Dalı .........................................................................................................................
1.29  Biyoloji Anabilim Dalı ....................................................................................................................
1.30  Matematik Anabilim Dalı ................................................................................................................
1.31  Moleküler Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı ................................................................................
1.32  Orman Mühendisliği Anabilim Dalı ................................................................................................
1.33  Orman Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı ..................................................................................
1.34  Kimya Anabilim Dalı.......................................................................................................................
1.35  Kimya Mühendisliği Anabilim Dalı ................................................................................................
1.36  Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı ..............................................................................................
1.37  Elektrik-Elektronik Mühendisliği Anabilim Dalı ............................................................................
1.38  ĠnĢaat Mühendisliği Anabilim Dalı ..................................................................................................
1.39  Maden Mühendisliği Anabilim Dalı ................................................................................................
1.40  Deniz UlaĢtırma ĠĢletme Mühendisliği Anabilim Dalı ....................................................................
1.41  Biyomedikal Mühendisliği Anabilim Dalı .......................................................................................
1.42  Su Ürünleri Temel Bilimleri Anabilim Dalı ....................................................................................
1.43  Su Ürünleri Avlama ve ĠĢleme Teknolojisi Anabilim Dalı ..............................................................
ĠSTANBUL ÜNĠVERSĠTESĠ


FEN BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ




    YÜKSEK LĠSANS

TEZ ÖZETLERĠ KATALOĞU
       2007-2008




    Yardımcı Ders Kitabı Serisi 3
ASTRONOMĠ VE UZAY BĠLĠMLERĠ ANABĠLĠM DALI


SEZEN ġebnem
DanıĢman                   : Doç. Dr. Füsun LĠMBOZ
Anabilim Dalı              : Astronomi ve Uzay Bilimleri
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Füsun LĠMBOZ
                             Prof. Dr. H. Gökmen TEKTUNALI
                             Prof. Dr. H. Hüseyin MENTEġE
                             Doç. Dr. Yüksel KARATAġ
                             Prof. Dr. Çetin BOLCAL

              Fotometrik Kırmızıya Kayma Yöntemi Ġle Lüminozite Fonksiyonu Hesabı
          Galaksilerin kırmızıya kayma (z) değerlerinin bulunması geniĢ ölçekli evren çalıĢmaları
açısından oldukça önemlidir. Kırmızıya kayma değerleri yardımıyla galaksilerin ve galaksi kümelerinin
bizden uzaklaĢma hızları yani bir baĢka deyiĢle evrenin geniĢleme hızı bulunabilir. Bu da gözlemsel
kozmolojinin en önemli çalıĢma alanlarından biridir. Evrenin geniĢleme hızı bize evrendeki madde
yoğunluğu ve buna bağlı olarak evrenin geleceği ile ilgili bilgi vereceğinden, kırmızıya kayma
değerlerinin sağlıklı bir Ģekilde bulunabilmesi oldukça büyük önem taĢımaktadır.
          Bu tez çalıĢmasında galaksilerin kırmızıya kaymalarının tayininde kullanılan yöntemlerden
fotometrik kırmızıya kayma yöntemi detaylı bir Ģekilde anlatılmıĢtır. Yöntemin tarihçesi anlatıldıktan
sonra günümüzdeki uygulanma Ģekli ile avantaj ve dezavantajları, spektroskopik yöntem ile
karĢılaĢtırılarak belirtilmiĢtir.
          Abell 2040 galaksi kümesine ait fotometrik veriler (Ek 1‟de verilmiĢtir) Sloan Digital Sky
Survey (SDSS)‟den alınarak Le PHARE programı ile kümeye ait fotometrik kırmızıya kayma değerleri
bulunmuĢ ve literatürde yeralan spektroskopik kırmızıya kayma değerleri ile karĢılaĢtırılmıĢtır. Sonuçta,
Δz=0,051‟lik bir hata ile kümenin kırmızıya kayması bulunmuĢtur. Bu kırmızıya kaymadan itibaren
yapılan hesaplama ile kümenin Samanyolu galaksisinden uzaklığı yaklaĢık olarak 424,3 Mpc‟tir. (Abell
2040 galaksi kümesine ait galaksi resimleri Ek 2‟de verilmiĢtir)
          Abell 2040 kümesinin lüminozite fonksiyonu Mg = -20,5 kadire kadar tam olarak elde
edilebilmiĢtir. Elde edilen lüminozite dağılımı literatürde verilen lüminozite fonksiyonları ile uyumludur.
Sönük galaksilerin sayısının fazla olması grafiklerde belirgin bir Ģekilde görülmektedir. Lüminozite
fonksiyonunun en parlak ucunda -23 kadirde çok parlak bir galaksi yer almaktadır. Bu galaksi
muhtemelen Abell 2040 kümesinin merkezindeki hakim galaksidir. Dressler‟in (1980) listesinde de bu
galaksi D sınıfı olarak belirtilmiĢtir.

               Estımatıon Of Lumınosıty Functıon Wıth Photometrıc Redshıft Method
          Obtaining redshifts of galaxies plays an important role in cosmology studies. With help of
redshift values, radial velocities of galaxies and galaxy clusters can be found. This leads to the expanding
velocity of the universe. This is one of the most important subjects in observational cosmology.
Expanding velocity of the universe gives us information about matter density which affect the fate of the
universe. Therefore, estimating redshift values with a high accuracy is very important issue in cosmology.
          In this thesis, photometric redshift estimation method as one of the methods for redshift
estimation was described. After a brief history and development, application of the method was described.
Advantages and disadvantages of the method were given comparing to the spectroscopic method.
          Photometric data of Abell 2040 galaxy cluster are taken from Sloan Digital Sky Survey (SDSS)
and using Le PHARE software photometric redshifts of the cluster are calculated. Comparing the results
in the literature, redshift of the cluster is estimated with an error of Δz=0,051. According to this redshift,
distance of the Abell 2040 is found as 424,3 Mpc.
          Luminosity function of the cluster could be constructed up to Mg = -20,5 magnitude completely.
Obtained luminosity function of the cluster is in well agreement with luminosity functions in the
literature. Number of galaxies increase towards faint magnitudes can be seen clearly in the graphs. At the
bright end of luminosity function of the cluster there is one galaxy which is probably the central
dominated galaxy of the cluster. In Dressler‟s (1980) list this galaxy was listed as the D type galaxy
which is very concordant with this thought.
GÜNEġ Orhan


DanıĢman                   : Doç.Dr. Yüksel KARATAġ
Anabilim Dalı              : Astronomi ve Uzay Bilimleri
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç.Dr. Yüksel KARATAġ
                             Prof.Dr. H. Gökmen TEKTUNALI
                             Prof.Dr. H. Hüseyin MENTEġE
                             Doç.Dr. A. Talat SAYGAÇ,
                             Yard.Doç.Dr. Saffettin YILDIRIM


                         Derin Gökyüzü Taramasında Yıldız Popülasyonları
          Bu çalıĢamada, D4 alanının MEGACAM ug′r′i′z′ fotometrisi ile 17  i′  21 ve HLR  -
2.82 kriterlerine göre yıldızların galaksilerden ayırımı yapılarak, F ve G spektrel tipten alan yıldızları
için, yıldız popülasyonlarının ayırımı, metal bolluğu dağılımı, metal gradiyenti çalıĢılmıĢtır. 834 yıldızın
metal bolluğu dağılımında yıldız popülasyonlarının ortalama metal bolluğu değeri, kalın diskin <[Fe/H]
> = -0.72  0.39, yıldızlar halosunun -1.35  0.96 ve VMP yıldızlarının ise -2.22  0.66 olarak elde
edilmiĢtir. Kalın diskin [Fe/H] = -0.72  0.39 değeri, (Trefzger ve diğ. 1989 ; [Fe/H]  -0.60),
(Gilmore ve Wyse 1985; [Fe/H] = -0.60), (Allende Prieto ve ark. 2006; [Fe/H] = -0.70) dex değeri ile
uyum içerisindedir. Kalın diskte ortalama metal bolluğunda bir metal gradiyenti tespit edilememiĢtir.
          Yıldızlar halosu için elde edilen <[Fe/H]> = -1.35  0.96 değeri, (Allende Prieto ve ark. 2006;
[Fe/H] = -1.40 ) değeri ile uyum içerisindedir.
 z = [4, 8.5] kpc uzaklığında iç haloda -0.10 dex/kpc değerinde küçük bir metal gradiyent tespit edilmiĢtir.
Metalce çok fakir VMP yıldızları için bulunan -2.22  0.66 dex bolluk değeri, Carollo ve ark. (2007) a
ait SDSS DR5 verilerinden elde edilen [Fe/H] = -2.2 değeri ile oldukça uyum içerisindedir.
          ġekil 4.13 deki yaĢ- [Fe/H]- (g′-r′) diyagramında, (1.55  [Fe/H]  -1.95 ; < 11 Gyr; (g′-r′)
< 0.2; z  14 - 17 kpc) değerlerindeki 3 yıldız cüce galaksilerden galaksimize etkileĢmesi sürecinde
bırakılmıĢ yıldızlar olabilir (Searle ve Zinn 1978).
(g′-r < 0.2; [Fe/H] = -0.73 ; < 6 Gyr; z  22 kpc) değerlerine sahip bir yıldız, Blue Straggler adayı
olabilir (Carney ve diğ. 1994).


                                Stellar Populations in Deep Sky Survey
         In this study we have separated stars from galaxies via the criterions HLR  2.82 and 17 < i‟ <
21, by using MegaCam ug′r′i′z′ photometry in D4 field. We have studied the metal abundance and
metallicity gradient of Galactic stellar populations in CFHTLS D4 field. Our mean abundance values,
which are derived from the metallicty distribution of 834 distant F and G type stars are -0.72  0.39
dex for the thick disk, -1.35 0.96 dex for stellar halo, and -2.22  0.66 dex for VMP stars,
respectively. Metal abundance value, -0.72 dex for the thick disk is in concordance well with the ones
of (Trefzger et al. 1989 ; [Fe/H]  -0.60), (Gilmore and Wyse 1985; [Fe/H] = -0.60), (Allende Prieto
et al. 2006; [Fe/H] = -0.70) . No vertical abundance gradient for the thick disk at the distance of z =[2.5,
6.5] kpc is detected.
         Derived abundance value -1.35 dex for stellar halo is in agreement well with the one of(Allende
Prieto et al. 2006; [Fe/H] = -1.40). There does not exist any change in mean metal abundance for inner
halo, z = [4, 8.5] kpc. A metallicity peak around -2.22 dex for VMP stars is in good agreement with the -
2.2 dex, given by Carollo et al. (2007) from the spectroscopic and kinematic data of SDSS DR5.
The two mean metal abundances -1.35 dex (inner halo) and -2.2 dex (outer halo) support an idea that halo
is two broadly overlapping structural components - inner and outer halo.
         As can be seen from Figure 4.13, which shows the relation of [Fe/H]- (g′-r′) in terms of age,
three stars with the values of (1.55  [Fe/H]  -1.95 ; < 11 Gyr; (g′-r′) < 0.2; z  14 - 17 kpc) may
be accreted via the collisional processes between dwarf galaxies such as Sagittarius, Carina and our
Galaxy ( Searle ve Zinn 1978). Only one star with (g′-r < 0.2; [Fe/H] = -0.73 ; < 6 Gyr; z  22 kpc)
may be Blue Straggler candidate, according to the work of Carney et al 1994.
ÖNAL Özgecan


DanıĢman                   : Doç. Dr. A. Talât SAYGAÇ
Anabilim Dalı              : Astronomi ve Uzay Bilimleri
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç.Dr.A.Talat SAYGAÇ (DanıĢman)
                             Prof. Dr. ġehsuvar ZEBĠTAY
                             Prof. Dr. Türker ÖZKAN
                             Doç Dr. A. Talât SAYGAÇ
                             Doç Dr. Serap Güngör AK
                             Doç Dr. Ersin GÖĞÜġ

      Süpernovalarla ĠliĢkili Gama IĢın Patlamalarının (GRB), Optik ve Gama-IĢın Özellikleri
                                              Arasındaki ĠliĢki
           Gama-ıĢın patlamalarının (GIP‟ların) çok büyük kütleli yıldızların felaketli sonları (bir
süpernova; SN) ile olan iliĢkileri gözlemsel olarak kanıtlanmıĢ ve bazı teorik modeller tarafından
öngörülmüĢ olsa da teorik temellerde bu iki olay arasındaki fiziksel bağlantılar bilinmemektedir. GIP/SN
iliĢkileri bulunan cisimlerin gözlenen mutlak parametreleri arasındaki iliĢkilerin belirlenmesine yönelik
çalıĢmalar yapılmalıdır. Belirlenen cisimlerde, GIP‟lar öncül emisyonlar olarak SN‟ler ise ardıl
emisyonlar içerisinde kendilerini belli etmiĢlerdir. SN‟lerin ardıl emisyon içerisinde gözlenebilmesi GIP
bileĢenin parlaklığı, SN‟in ıĢıma gücü, yıldızın uzaklığı, bulunduğu galaksinin özellikleri ve sahip olunan
teknik donanımlara bağlı olarak belirlenmektedir. Sayılan bu sebeplere dayanarak, GIP/SN‟lerin optik ve
gama-ıĢın parametreleri arasındaki olası iliĢkiler mercek altına alınmıĢtır.
           Bu çalıĢmada uzun süreli gama-ıĢın patlamaları ile geniĢ tayfsal çizgileri olan Tip Ic
süpernovaların gözlenen iliĢkilerinin altında yatan olası fiziksel iliĢkiler incelenmiĢtir. Literatür taraması
sonucunda bu iliĢkiye uyumlu 10 cisim bulunmuĢtur. ÇalıĢmayı iki bölüme ayırmak mümkündür. Birinci
bölümde literatürde varolan öncül emisyon iliĢkileri ve Li (2006)‟da takdim edilen optik ve gama-ıĢın
özellikleri arasında bulunan iliĢkiler birleĢtirilerek optik ve gama-ıĢın parametreleri arasında yeni iliĢkiler
bulunmuĢtur. Bu iliĢkiler optik ıĢın parametresi (maksimumdaki bolometrik ıĢıma gücü) bilinen adayların
elde edilen denklemlerde yerlerine konarak gama-ıĢın parametresinin hesaplanması ve gama-ıĢın
parametreleri bilinen adaylar için ise denklemlerde yerlerine konarak optik ıĢın parametresinin
(maksimumdaki bolometrik ıĢıma gücü) hesaplanmasyla belirlenmiĢtir. Böylece iki taraflı olarak
hesaplanan değerler gerçek değerlerle kıyaslanarak elde edilen optik ve gama-ıĢın iliĢkilerinin kalitesi
incelenmiĢtir.
           ÇalıĢmanın ikinci bölümünde literatürden belirlenen 10 GIP/SN adayının gerçek optik ve gama-
ıĢın parametreleri arasındaki parametrik iliĢkilere bakılmıĢtır. Her bir optik ve gama-ıĢın parametre ikilisi
düzlemlere taĢınmıĢ ve olası eğilimler incelenmiĢtir. Güçlü eğilimlerden doğrusal fitler geçirilerek fit
denklemleri elde edilmiĢtir. Fit denklemlerinin kalitesi ise Spearman korelasyon katsayılarının hesabı ile
belirlenmiĢtir.
ÇalıĢmanın son kısmıda elde edilen sonuçlar adayların doğaları, sayılarının azlığı ve literatüdeki
çalıĢmalar değerlendirilerek tartıĢılmıĢ ve gelecekte bu çalıĢmanın nasıl geliĢtirilebileceği üzerinde
durulmuĢtur.
GIP/SN iliĢkisi gösteren adayların MNi, MSN,peak ve Eγ,peak parametrelerinin gama ve optik-ıĢın
iliĢkileri için kritik öneme sahip oldukları bulunmuĢtur. Bu sonuç ilk kez Li (2006) tarafından
önerilmiĢtir.
 Correlation Between Optical and Gamma-Ray Properties of Gamma-Ray Bursts Associated with
                                                Supernovae
          Even relationship between gamma-ray bursts (GRBs) and catastropic deaths (a supernova
explosion; SN) of very massive stars are proven by observations and predicted by some theoretical
models, their physical processes are still unknown. So, studies of finding possible relations between
observed intrinsic parameters must be encouraged. GRBs are observed as prompt emissions and SNe are
emerged in the afterglow emission in those selected candidates. To observe possible SN emerge, there are
several factors interfered. These are brightness of GRB component, luminosity of SN component,
distance of the star (these objects are extra-galactic), properties of the host galaxy and technical capability
of observations. Due to these reasonings, possible relations between optical and gamma-ray properties of
GRB/SNe are taken under intense examination.
In this study possible underlying physical relations between long-duration gamma-ray bursts (GRBs) and
broad lined supernovae (SNe) Type Ic is examined. As a result of literature search 10 compatible objects
are found. This study can be divided into two parts. In the first part, existing prompt emission relations
are combined with the only existing optical and gamma-ray relation presented by Li (2006). After
combining relations several purely mathematical optic and gamma-ray relations are obtained. The
resultant equations are tested by two ways. In one way candidates with known optical property (peak
bolometric luminosity) are used to calculate possible gamma-ray properties. In the other way, candidates
with known gamma-ray properties are used to calculate their possible optical property (peak bolometric
luminosity). Then, the results obtained by two sided calculations are compared with real values and thus,
qualities of relations are tested.
In the second part, parametric relations between optical and gamma-ray properties of 10 GRB/SN that are
found from literature are examined. Every optical and gamma-ray parameter couple are moved into the
parameter spaces and possible biases are analyzed. Strong biases are fitted by a linear functions and
equations of the fits are obtained. Quality of the fit is tested by calculationg the Spearman correlation
coefficient.
In the last part of the study, results are evaluated under the considerations like nature of GRB/SN
candidates, their small number and existing literature and discuss how this study might evolve in the
future.
General result is MNi, MSN,peak and Eγ,peak parameters have critical importance for relations between
gamma-ray and optical properties. This result first suggested by Li (2006) with lesser GIP/SN candidates
FĠZĠK ANABĠLĠM DALI


CANBAZ Beyrul


DanıĢman                   : Prof. Dr. K. Gediz AKDENĠZ
Anabilim Dalı              : Fizik
Programı                   : Yüksek Enerji Ve Plazma Fiziği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. K. Gediz AKDENĠZ
                             Prof. Dr. HaĢim MUTUġ
                             Prof. Dr. ġehsuvar ZEBĠTAY
                             Prof. Dr. Hasan TATLIPINAR
                             Y. Doç. Dr. Zeynep ÇĠÇEK ÖNEM


                           Thiring Ġnstantonlarının Faz Uzayında Kararlılığı
         1958 yılında ilk olarak Walter Thirring tarafından önerilen Kütlesiz Thirring model (1+1)
boyutunda tanınmıĢ, kesin çözülebilir bir kuantum alan kuramıdır.
         Ġnstanton hem kuantum mekaniğinde hem de kuantum alanlar teorisinde sonlu sıfırdan farklı
eylemlerdeki hareket denklemleri için klasik çözümdür
         Tezde W. Thirring tarafından önerilen spinör alanlı, iki boyutlu konformal invaryant non lineer
dalga denkleminin nümerik instanton çözümlerinin dinamik yapılaĢması ve evrimi incelenmiĢ ve evrimi
ifade eden faz diyagramları çizilmiĢtir.



                            Stability of Thiring’s Instantons in Phase Space
        The massless Thirring model is a well-known exactly solvable quantum field theory in (1+1)
dimensions, as it has been shown, for the first time, by Walter Thirring in 1958.
        An instanton is a classical solution to equations of motion with a finite, non-zero action, either in
quantum mechanics or in quantum field theory.
        In this thesis, we have investigated dynamic characteristics and evolution of instanton solutions
of a two-dimensional conformal invariant wave equation with nonlinear self-coupled spinor term had
been proposed by W. Thirring.
ÇIKIT Serpil


DanıĢman                   : Prof.Dr. Zehra AKDENĠZ
Anabilim Dalı              : Fizik
Programı                   : Atom ve Molekül Fiziği
Mezuniyet Yılı              : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Zehra AKDENĠZ (DanıĢman)
                             Prof.Dr. Nurten ÖNCAN
                             Prof.Dr. Emine RIZAOĞLU
                             Prof.Dr. Hasan TATLIPINAR
                             Yard.Doç.Dr. Ali KARAMAN


                 Sıvı AlF3/NaF KarıĢımlarının Yapı Analizi: Teorik Raman Spektra
          AlF3/NaF karıĢımlarının sıvı fazını nümerik olarak incelemek için sıvının dinamik özelliklerini
verecek bir hesaplama metoduna ihtiyacımız vardır. Sıvı yapısını daha iyi tanımlamak için sıvıhal
simülasyonlarında kullanılan potansiyel sıvı ve katı fazlar arası transfer edilebilir olmalıdır. Bu tez
çalıĢmasında katı ve sıvı durumlarını verecek uygun bir potansiyel, Paul Madden‟nin simülasyon metodu
(Castiglione, M.; Wilson, M., Madden, P.A. Phys. Chem. Phys. 1999, 1, 165.) kullanılarak bir molekül
dinamiği çalıĢması içersinde oluĢturuldu. KarıĢımların çeĢitli kompozisyonları için Al-Al, Al-Na, Al-F ve
Na-F radyal dağılım fonksiyonları ve Al3+ iyonunun koordinasyon sayıları bulundu. Sistemlerin
kristalleĢmediği ve tüm kompozisyonların sıvı fazda olduğu, difüzyon katsayıları analiz edilerek,
belirlendi.
          Bu tezde sıvı Na3AlF6 (Cryolite)‟nin teorik Raman spektra‟sı bilgisayar simülasyonundan
hesaplanmıĢ ve potansiyel modelinin sonuçlar üzerindeki etkileri incelenmiĢtir. Kriyolit spektrasında
ortaya çıkan band yapısıyla bu eriyiklerde mevcut olan AlF6, AlF5 ve AlF4 kompleks iyonlarının
titreĢim modları arasındaki bağlantı tartıĢılmıĢtır.


         A Structural Analysis Of Liquid AlF3/NaF Mixtures: Theoretical Raman Spectra
         In order to study the nature of the liquid phase of AlF3/NaF mixtures numerically we need a
computer simulation method which will yield the dynamical properties of the liquid. To get a better
description of the liquid structure the potential used in the liquid state simulation calculations should be
transferable between the liquid and solid phases. In this thesis the method of Madden et al. (Castiglione,
M.; Wilson, M., Madden, P.A. Phys. Chem. Phys. 1999, 1, 165.) was used within a molecular dynamics
calculation to build a suitable potential model which produces the solid and liquid states. The Al-Al, Al-
Na, Al-F and Na-F radial distribution functions and the coordination numbers of Al3+ ion are obtained
for various compositions of the mixtures. By analyzing the diffusion coefficients it was determined that
the systems which are not crystalized are in the liquid phase for all compositions.
          In this thesis study the theoretical Raman spectra of liquid Na3AlF6 (Cryolite) was calculated
by computer simulation and the effects of the potential model on the results are examined in detail. The
relationship, between the bands appearing in the spectra and the vibrational modes of the AlF6, AlF5 and
AlF4 complex ions which are present in these melts, is discussed.
SOFUOĞLU Değer


DanıĢman                   : Prof.Dr. HaĢim MUTUġ
Anabilim Dalı              : Fizik
Programı                   : Matematiksel Fizik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. HaĢim MUTUġ
                             Prof.Dr. ġehsuvar ZEBĠTAY
                             Prof.Dr. K. Gediz AKDENĠZ
                             Prof.Dr. Ali GĠRGĠN
                             Prof.Dr. Ömer OĞUZ



   Konvansiyonel Kozmolojinin Tetrad Teoremleri Ve Zar-Evren Kozmolojisindeki Benzerleri
          Konvansiyonel Kozmolojinin kovaryant kozmolojik evrim ve bağ denklemleri zar-evren
kozmolojisinde göz önüne alındı. Senovilla, Sopuerta ve Szekeres‟in yaklaĢımı izlenerek bunlar; her
kaymasız ve geodezik mükemmel akıĢkanın ya geniĢlemesiz ya da dönmesiz olduğunu ifade eden
konvansiyonel kozmolojideki iddianın geçerliliğini zar-evren kozmolojisi çerçevesinde de araĢtırmak için
kullanıldı. Zar üzerinde efektif Einstein alan denklemlerinin kapanmasını önleyen bulkın serbest
gravitasyon etkisini gösteren 5-boyutlu Weyl tansörünün elektriksel kısmının varlığından dolayı analiz
karmaĢık ve sonuçsuz olmaktadır. Buna karĢılık eğer analiz tamamen pür bir Coulombsu durum ile
kısıtlanırsa ivmesiz bir mükemmel akıĢkan için teoremin bu yeni kozmolojide de geçerli olduğu açık bir
biçimde gösterildi. Basınç ve efektif toplam basınç sabit olduğunda sonuç bulktaki serbest gravitasyon
alanından kaynaklanan zar üzerindeki efektif enerji yoğunluğundan bağımsız olmaktadır. DeğiĢken
basınçlar halinde ise teorem, söz konusu efektif enerji yoğunluğu pozitif tanımlı olmadığı sürece geçerli
olmaktadır.

     Tetrad Theorems Of The Conventıonal Cosmology And Theır Analogues In Brane- World
                                                Cosmology
          Covariant cosmological evolutions and constraints equations of the conventional cosmology are
considered in brane-world cosmology. Following the approach of Senovilla, Sopuerta and Szekeres they
are used to investigate in the framework of the brane-world cosmology the validity of the conjecture of
the conventional cosmology stating that every shear-free and geodesic perfect fluid must be either
expansion-free or rotation-free. Due to the presence of the electrical part of the 5-dimensional Weyl
tensor representing the free gravitational effect of the bulk making the effective Einstein Field Equations
on the brane not closed, the analysis is complicated and inconclusive. Instead, when the analysis is
restricted to a purely Coulomb-like case, it is shown explicitly that, for a perfect fluid with vanishing
acceleration the theorem holds equivalently in this new cosmology too. When the pressure and the
effective total pressure are constants the result is independent of the effective energy density on the brane
arising from the free gravitational field in the bulk. The theorem is valid in the case of variable pressures
unless the aforesaid effective energy density is positive-definite.
KAġIKÇI Oğuzhan


DanıĢman                   : Prof.Dr. HaĢim MUTUġ
Anabilim Dalı              : Fizik
Programı                   : Matematiksel Fizik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. HaĢim MUTUġ
                             Prof.Dr. ġehsuvar ZEBĠTAY
                             Prof.Dr. Gediz K. AKDENĠZ
                             Prof.Dr. Ömer OĞUZ
                             Yard.Doç.Dr. Göksel DAYLAN ESMER


               Eğik Ve N-BileĢenli Bir AkıĢkan Ġçin Zar-Evren Modellerinin Dinamiği
        Bu tezde, eğik ve N-bileĢenli bir akıĢkan için konvansiyonel kozmolojinin evrim ve bağ
denklemleri Randall-Sundrum-II Zar-evren modellerine geniĢletildi. Bu denklemler, Bianchi IX-tip hariç
tutulmak üzere, uzayca homojen ve eĢyönsüz tüm Bianchi tip modelleri kapsamında yazıldı. Orjinallerine
göre denklemlerdeki birtakım değiĢiklikler dıĢında, bu yeni kozmolojide fazladan 5 evrim ve bağ
denklemi daha elde etmekteyiz. Bu genelleĢtirilmiĢ denklemlerde Zar-evren hipotezi kaldırılırsa
konvansiyonel kozmolojinin denklemleri yeniden elde edilmektedir.



         Dynamics Of The Brane-World Models With A Tilted And N- Components Fluid
           In this thesis, the evolution and constraint equations of the conventional relativistic cosmology
for a tilted and N-components fluid are extended to the Randall-Sundrum-II Brane-World cosmological
models. These equations were written in the context of all spatially homogeneous and anisotropic Bianchi
type models except the Bianchi-IX type one. Apart some modifications in these equations with respect to
the original ones, we find five new evolution and constraint equations in this new cosmology. In these
generalised equations, when the hypothesis of Brane-World is omitted, the equations of the conventional
cosmology are reobtained.
BĠYOLOJĠ ANABĠLĠM DALI



ERGĠN Bülent


DanıĢman                    : Prof.Dr. Cihan DEMĠRCĠ
Anabilim Dalı              : Biyoloji
Programı                   : Zooloj
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Pof. Dr. Cihan DEMĠRCĠ
                             Prof. Dr. ġehnaz BOLKENT
                             Prof. Dr. Hüsniye DOĞRUMAN
                             Prof. Dr. B.Sönmez UYDEġ-DOĞAN
                             Doç. Dr. Kadriye AKGÜN-DAR


             Diyabetik Sıçanlarda Beyin Kan Akımının Nitrik Oksit Ve Leptin Ġle ĠliĢkisi
          Leptin, obezite (Ob) geni tarafından Ģifrelenen, esas olarak yağ dokudan salınan 16 kDa
ağırlığında, sitokin ailesine ait, polipeptit tabiatlı bir hormondur. Leptinin en iyi bilinen fonksiyonu, besin
alınımını ve enerji kullanımını düzenlemesidir.
          Nitrik oksit (NO), biyolojik sistemlerde son derece önemli, çok yönlü mesajcı bir moleküldür.
NO, beyinde nöronal iletim, kan basıncı ve sindirim sisteminin düzenlenmesi, kalp-damar sistemi, platelet
kümelenmesi, sitotoksite, hipertansiyon, diyabet, aterosikleroz gibi fizyolojik ve patolojik olaylarda
önemli rol oynamaktadır.
          Diyabet, vücutta insülin eksikliğine bağlı olarak geliĢen, hiperglisemi ve glukozüri ile belirgin,
tedavi edilmediği takdirde ketoasidoz ve komaya kadar uzanan bir hastalıktır.
          Bu çalıĢmada, leptin ve özgül olmayan NO inhibitörü L-NG-nitroarjinin metil ester (L-NAME)
uygulamalarıyla, diyabetik ve diyabetik olmayan sıçanlarda leptin ve NO arasındaki iliĢki araĢtırıldı. Bu
iliĢkinin sıçan beyin kan akımı ile kan basıncını nasıl etkilediği, nitrik oksit sentaz (NOS) dağılımları da
göz önüne alınarak belirlenmeye çalıĢıldı.
          Bu amaçla çalıĢmada, 3 aylık 48 adet erkek Wistar albino (250-300 g) sıçan kullanıldı.
Hayvanlar, her biri 6 bireyden oluĢan 4 grubu diyabet ve 4 grubu diyabet olmayan toplam 8 gruba ayrıldı.
Anestezi altındaki hayvanlara tek doz fizyolojik tuzlu su (FTS), L-NAME (10 mg/kg), Leptin (50 μg/kg)
ve L-NAME (10 mg/kg)+Leptin (50 μg/kg) intravenöz (iv) olarak uygulandı. Deney süresince
hayvanların beyin kan akımı, arteriyal kan basıncı ve kalp vurumları kaydedildi. Deney sonunda
hayvanlardan alınan kan örneklerinde, serum nitrit/nitrat ve leptin miktarları biyokimyasal olarak
incelendi. Ayrıca beyin korteksindeki endoteliyal NOS (eNOS) ve nöronal NOS (nNOS) dağılımları
immünohistokimyasal olarak değerlendirildi.
          Sadece leptin uygulanan diyabetik olmayan hayvanların kan akımında anlamlı bir fark tespit
edilirken, diyabetiklerde bu değiĢiklik belirgin değildi. L-NAME‟den 15 dakika sonra leptin uygulanan
diyabetik olmayan hayvanlarda, leptinin L-NAME etkisine rağmen kan akımında anlamlı bir değiĢiklik
meydana getirdiği, diyabetiklerde ise böyle bir etki oluĢturmadığı belirlendi. Ortalama arteriyal kan
basıncı, L-NAME ve L-NAME+Leptin uygulanan diyabetik olmayan ve diyabetik hayvanlarda, hem
kendi kontrol değerlerine hem de kontrol grubundaki hayvanların aynı zaman noktalarındaki değerlerine
göre anlamlı olarak yüksekti. Leptin uygulanan hayvanların ortalama arteriyal kan basıncı değerleri,
baĢlangıç noktasına göre düĢmesine karĢın, diyabet ve diyabet olmayan kontrol grubu hayvanlarının
değerlerine göre anlamsızdı. Diyabetik olmayanlarda L-NAME uygulamasının kalp vurumunu anlamlı
ölçüde düĢürdüğü belirlendi.
          Leptin uygulanan diyabetiklerde nNOS reaksiyonunun arttığı, diyabet olmayanlarda ise azaldığı
belirlendi. Sadece L-NAME uygulanan diyabetik olmayan grupta eNOS ve nNOS reaksiyonu
gözlenmezken, diyabetiklerde zayıf reaksiyon tespit edildi. L-NAME+Leptin grubunda ise, diyabetik
olmayanlarda eNOS ve nNOS reaksiyonunun olmadığı fakat diyabetik grupta, hem nNOS hem de eNOS
reaksiyonunun dokunulmamıĢ kontrole benzer olduğu görüldü.
          Serum leptin düzeyleri bütün gruplarda anlamsız bir değiĢiklik gösterirken, diyabetiklerin L-
NAME+Leptin grubunun leptin düzeyinin, diyabet kontrole göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit
edildi. Ayrıca diyabetiklerin serum leptin düzeylerinin diyabetik olmayanlara göre anlamlı derece düĢük
olduğu belirlendi.
          Sonuç olarak çalıĢmamızda, leptinin kan akımı, kan basıncı ve kalp vurumuna etkisi, NO
varlığında ve yokluğunda araĢtırılmıĢ olup, L-NAME ile NO sentezi inhibe edilmesine rağmen, leptinin
hem diyabetik olmayan hem de diyabetik hayvanların beyin kortekslerinde NO üretimine etki ettiği ve
leptinin fizyolojik etkilerinde NO‟i aracı olarak kullandığı görülmüĢtür.


       Relationshıp of Nitric Oxide and Leptin on The Cerebral Blood Flow in Diabetic Rats
          Leptin is a 16 kDa polypeptide hormone of cytokin family which is encoded by the obese (ob)
gene, secreted from fatty tissue essentially. The best known function of leptin is to regulate energy intake
and energy expenditure.
          Nitric oxide (NO) is a very important versatile signaling molecule in biological systems. It plays
a significant role in a variety of physiologic and pathologic processes including neuronal transport in
brain, regulation of blood pressure and digestive system, vascular system, platelet aggregation,
cytotoxicity, hypertension, diabetes and atherosclerosis.
          Diabetes is a syndrome characterized by hyperglycemia and glycosuria and resulting from low
levels of hormone insulin, which can be resulted in ketoacidosis and coma when not treated.
          In this study, relationship between leptin and NO was investigated in diabetic and non-diabetic
rats by employing leptin and L-NG-nitroarginine methyl ester (L-NAME), a non-specific NO inhibitor.
How this relationship affects brain blood flow and blood pressure was revealed in rats on the basis of
nitric oxide synthase (NOS) distribution.
          48 male Wistar albino rats (250–300 g) of three months old were divided into eight groups
forming four diabetic and four non-diabetic groups, each including six individuals. Animals received
single dose of physiologic saline solution (PSS), L-NAME (10 mg/kg), leptin (50 µg/kg) and L-NAME
(10 mg/kg)+leptin (50 µg/kg) intravenously (iv) under anaesthesia. Brain blood flow, arterial blood
pressure and heart rate of the animals were recorded during the experiment. Serum nitrit/nitrate andd
leptin levels were measured biochemically in blood samples from the animals at the end of experiment
period. In addition, endothelial NOS (eNOS) and neuronal NOS (nNOS) distributions in cerebral cortex
were immunohistochemically examined.
          A significant difference was observed in blood flow in non-diabetic animals which were
administered only leptin, while diabetic identicals did not show such a difference. In non-diabetic group
receiving leptin 15 minutes after L-NAME application, leptin caused also a marked difference in blood
flow in spite of L-NAME impact. However, leptin did not exhibit such an effect in diabetic rats. Average
arterial blood pressure was higher both in diabetic and non-diabetic rats given L-NAME and L-NAME +
Leptin when compared to values of both their relevant controls and the control group in the same time
period. Average arterial blood pressure was declined by the initial point; however, arterial blood pressure
values were not significant in comparison with the values of diabetic and non-diabetic control animals.
Heart rates of non-diabetics were reduced by L-NAME application, significantly.
          nNOS reaction was intense in diabetic rats receiving leptin, whereas it was weak in non-
diabetics. In L-NAME groups, non-diabetic rats did not display either eNOS nor nNOS reaction, but a
weak reaction was present in diabetic individuals. Non-diabetic                     L-NAME+Leptin group
possessed no eNOS and nNOS reaction, while diabetic identicals showed similar eNOS and nNOS
reaction to that of the intact control group.
          Although serum leptin levels exhibited insignificant changes in all groups, diabetic L-
NAME+leptin group was of higher levels, being significant when compared to the diabetic controls.
Moreover, serum leptin levels of diabetic rats were significantly lower than those of non-diabetics.
          In conclusion, this study in which effect of leptin on blood flow and pressure, and heart rate was
investigated in presence and absence of NO reveals that leptin affects NO production in cerebral cortex of
both diabetic and non-diabetic rats, and leptin uses NO as mediator in its physiologic functions, although
NO synthesis is inhibited by L-NAME.
GÜRÜN Sevan


DanıĢman                   : Yrd. Doc. Dr. Ayten ERDEM
Anabilim Dalı              : Biyoloji
Programı                   : Genel Biyoloji
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yrd.Doc.Dr. Ayten ERDEM (DanıĢman)
                             Prof. Dr. AyĢın ÇOTUK
                             Doç. Dr. Meriç ALBAY
                             Yrd.Doç.Dr. Zuhal ZEYBEK
                             Yrd.Doç.Dr. A. Seher BĠRTEKSÖZ


  Ayamam Deresi’nin Marmara Denizine DeĢarj Alanındaki                Bakteriyolojik Kirlilik Düzeyinin
                                                Ġncelenmesi
          Ġstanbul‟u çevreleyen denizler, evsel ve endüstriyel atıklarla ciddi bir kirlenmeye maruz
kalmıĢtır. Özellikle Ayamama Deresi yolu ile Denize ulaĢan evsel ve endüstriyel atık sular, içerdiği çok
sayıda patojen mikroorganizmalarla ve kimyasal maddelerle insan ve su ortamında yaĢayan canlılar için
potansiyel bir tehlike oluĢturmaktadır. Bu bağlamda bu çalıĢmada Ayamama Deresi‟nin deĢarj noktasında
Marmara Denizi‟ni ne derecede kirlettiğini saptamak üzere Mayıs 2007- Nisan 2008 ayları arasında,
Ayamama Deresi‟nin deĢarj noktası ve çevresindeki altı farklı istasyondan iki hafta da bir deniz suyu
örnekleri alınarak fekal koliform, total koliform, fekal streptokok, Salmonella spp., jelatinolitik bakteriler
ve total mezofilik aerobik heterotrofik bakteriler yönünden incelenmiĢtir.
          Ayrıca deniz suyu kalitesini belirlemek üzere incelenen kirlilik indikatörü bakterilerin
birbirleriyle ve onların deniz suyu adaptasyonunu etkileyen deniz suyu sıcaklığı, pH, tuzluluk, çözünmüĢ
oksijen miktarı gibi çevresel faktörler ile indikatör bakterilerin bulunuĢu arasında bir iliĢki olup olmadığı
araĢtırılmıĢtır.
          Örnek alınan yedi bölgede de altı grup bakterinin aynı anda ürediği ve genellikle bulunan sayısal
değerlerin deniz suyu kalite standartlarının üzerinde olduğu saptanmıĢtır. Ġncelenen yedi bölge içinde en
iyi durumda olan bölgenin 6 numaralı istasyon, en kirli bölgenin ise 1 numaralı istasyon olduğu tespit
edilmiĢtir. Aynı zamanda, indikatör bakteri sayısının aylara ve mevsimlere göre dağılımlarının bölgelere
bağlı olarak değiĢkenlik gösterdiği saptanmıĢtır. Yıl boyunca, iklim koĢulları ve çevresel parametrelerde
ciddi değiĢimler yaĢanmasına rağmen Ayamama Deresi‟nin deĢarj noktasında bakteriyolojik kirlilik
yükünün her zaman sabit kaldığı görülmüĢtür. Ayrıca istasyonların bakteriyolojik kirlilik açısından
benzerliğini saptamak üzere kümeleme analizi yapılmıĢ, kümeleme analizi sonucu elde edilen
dendogramlardan 3, 4, 5 ve 7 numaralı istasyonların fekal koliform, total koliform, fekal streptokok ve
Salmonella spp. sayıları açısından birinci derecede, 6 numaralı istasyonun ise belirtilen istasyonlarda
genellikle ikinci derecede benzerlik gösterdiği saptanmıĢtır.
          Ġstatistiksel analizler, indikatör bakteri sayılarının deniz suyu sıcaklığı, çözünmüĢ oksijen
miktarı, tuzluluk ve pH arasında anlamlı bir iliĢki olmadığını ancak indikatör bakteri sayıları ile
Salmonella spp. arasında anlamlı bir iliĢki olduğunu göstermiĢtir.
Examination of the level of bacteriological pollution in the discharge area of the Ayamama Stream
                                           to the Marmara Sea
         The seas surrounding Istanbul exposes to serious pollution problems caused by domestic and
industrial wastes. Especially, pathogenic microorganisms and chemical materials, which found in
domestic and industrial wastes that introduce to the sea via Ayamama stream forms a potential risk for
humans and living organisms inhabiting marine environment. In this sense, in the current study seawater
samples were taken from Ayamama stream‟s discharge point and from around of its six different areas
every 15 days, and were examined in terms of bacteria such as faecal coliform, total coliform, faecal
streptococci, Salmonella spp. and total mezophilic aerobic heterotrophic bacteria from May 2007 to April
2008.
         Furthermore, it has been investigated that whether there is a relationship between the existence
of pollution indicator bacteria which were used in order to examine seawater quality and enviromental
factors such as seawater temperature, salinity, pH, the amount of dissolved oxygen that the adaptation of
bacteria to seawater and to each other.
         It is found that in all of the seven areas from which samples were taken, five groups of bacteria
proliferate simultaneously, and that numerical consequences found are over seawater quality standards. It
is found that the area in the best condition is the 6th station and the worst one is 1st station. Also, it is
determined that the number of indicator bacteria show difference depending on months and seasons.
Although, along the study period, considerable changes has been done at climate condition and
environmental parameters at Ayamama stream‟s discharge point, it has been revealed that bacteriological
pollution is constant. Furthermore, a hierarchical ascendant cluster analysis was used to classify the
sampling stations into similar grups. Dendograms obtained from cluster analysis has revealed that 3th,
4th, 5th and 7th stations were similar at the first level in terms of the number of faecal coliform, total
coliform, faecal streptococci and Salmonella spp. However, 6th station was similar at the second level
with 3th, 4th, 5th and 7th stations.
         Statistical analysis showed that there is no significant relationship among seawater temperature,
dissolved oxygen amount and seawater salinity and the number of indicator bacteria. However, it has
been determined that there is a significant relationship between the number of indicator bacteria and the
presence of Salmonella spp.
MĠNNOġ Bihter

DanıĢman                  : Prof. Dr. AyĢın ÇOTUK
Anabilim Dalı             : Biyoloji
Programı                  : Genel Biyoloji
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. AyĢın ÇOTUK,
                            Prof. Dr. Nurhan CANSEVER,
                            Prof. Dr. Gülten ÖTÜK,
                            Prof. Dr. Mustafa TEMEL,
                            Yard. Doç. Dr. Esra ĠLHAN SUNGUR

  Soğutma Kulesinde Sülfat Ġndirgeyen Bakterilerin Galvanizli Çelik Üzerine Korozif Etkisinin
                                               Ġncelenmesi
         Korozyon çevresel etkiler ile malzemelerin yapısının bozunması olayıdır. Mikroorganizmalar
tarafından metallerin bozulması durumu biyokorozyon veya mikrobiyolojik korozyon (MIC) olarak
bilinmektedir. Elektrik güç santralleri, soğutma kuleleri, depolama ve su dağıtım sistemleri, MIC‟tan en
çok etkilenen endüstriyel alanlardır. Açık sistem soğutma kuleleri, endüstriyel olarak merkezi soğutmada
ihtiyaç duyulan sistemler olup, besin varlığına, uygun sıcaklığa ve geniĢ yüzey alanına sahip olup
mikroorganizmaların çoğalması için oldukça uygun yapılardır.
         Sülfat indirgeyen bakteriler (SRB) MIC ile yakından iliĢkili olan bakterilerdir. SRB sülfat
iyonlarını (SO4-2) son elektron alıcısı olarak kullanıp korozif bir ürün olan hidrojen sülfür (H2S) üretir.
         Biyofauling ve korozyona yüksek dirençliliğinden dolayı soğutma kulelerinin yapımında
genellikle galvanizli çelik kullanılmaktadır.
         Bizim çalıĢmamızın amacı da soğutma kulelerindeki galvanizli çelik yapılarda SRB‟nin
oluĢturduğu mikrobiyolojik korozyonu etkileyen biyolojik parametreleri tanımlamaktır.
         Deney, soğutma kulesine yerleĢtirilmiĢ galvanizli çelik kuponların her ay SRB, aerobik ve
anaerobik heterotrofik bakteri (HB) sayılarının tespiti, metalin korozyon hızının hesaplanması ve
bakterilerin hücre dıĢı polimerik maddelerinin (EPS) karbonhidrat miktarlarının ölçümü Ģeklinde
planlanmıĢtır.
         ÇalıĢmamız sonucunda SRB, aerobik ve anaerobik heterotrofik bakterilerin galvanizli çelik
yüzeylerde çoğaldığı, biyofilm tabakası oluĢtuğu ve mikroorganizmaların galvanizli çeliğin
mikrobiyolojik olarak korozyona uğradığı saptanmıĢtır.

    The Investigation of Corrosion Effect of Sulphate Reducing Bacteria on Galvanized Steel in
                                             Cooling Tower
          Corrosion is the dissolution of materials of construction by their environment The resulting of
metal deterioration by microorganisms is known as biocorrosion or microbially influenced corrosion
(MIC). The industries most affected by MIC are power generations, cooling towers, storage and water
distribution systems. A open recirculating cooling tower is a system necessary part of any industrial
processes. In such a system microbial growth could be very high due to the presence of nutrients,
favourable temperatures and large ratio of surface area to the volume.
          Sulphate reducing bacteria (SRB) are the microorganisms most closely identified with MIC.
SRB use the sulfate ions as the terminal electron acceptor and produce corrosive hydrogen sulphide
(H2S).
          Galvanized steel is usually used in the construction of cooling towers because of its high
resistance to biofauling and corrosion.
          The aim of our study is to conclude the corrosion of galvanized steel occured by SRB in cooling
tower and also recognize the effects of biological parameters on MIC.
          The experiment was planned to investigate the enumeration of SRB, aerobic and anaerobic
heterotrophic bacteria (HB), corrosion rate measurement and carbonhydrate analysis of extracellular
polysaccharide substances (EPS) from galvanized steel coupons located in cooling tower every month.
          The results of analysis showed that SRB, aerobic and anaerobic heterotrophic bacteria grew and
formed a biofilm layer on the galvanized steel coupons, and also microorganisms are responsible from the
microbiological corrosion of galvanized steel.
USTA Seda


DanıĢman                   : Yard. Doç. Dr. Serap SAĞLAM-ÇAĞ
Anabilim Dalı              : Biyoloji
Programı                   : Botanik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yard. Doç. Dr. Serap SAĞLAM-ÇAĞ(DanıĢman)
                             Prof. Dr. Muammer ÜNAL
                             Prof. Dr. Orhan KÜÇÜKER
                             Doç. Dr. Gül CEVAHĠR- ÖZ
                             Yard. Doç. Dr. ġener AKINCI


Turp (Raphanus Sativus L.) Tohumunun Çimlenmesi Ve Fide Büyümesi Üzerine Epibrassinolid’in
                                                  Etkisi
          Bu araĢtırmada, farklı epibrassinolid (eBL) konsantrasyonlarında (10-5 M, 10-7 M, 10-9 M,
10-11 M) çimlendirilen turp (Raphanus sativus L.) tohumlarının çimlenme yüzdeleri hesaplanmıĢ, 10
günlük fidelerin kök ve gövde uzunlukları, pigment içerikleri (klorofil, karotinoid, antosiyanin), protein
miktarları, peroksidaz aktiviteleri ve membran pereabilitesinde değiĢiklikleri tespit edilmiĢtir.
          Yapılan çalıĢmada, tohum çimlenmesi üzerine 10-7 M ve 10-9 M eBL solusyonunun teĢvik
edici, 10-5 M eBL solusyonunun ise inhibe edici özellikte olduğu görülmüĢtür. Fide geliĢimi sırasında
kök uzunluğunun 10-9 M eBL de teĢvik edildiği, 10-5 M eBL de inhibe edildiği; hipokotil uzunluğunda
ise belirgin bir fark oluĢmadığı saptanmıĢtır. Taze ağırlığı tüm organlarda 10-9 M eBL solusyonu
arttırırken; kuru ağırlığı kökte, hipokotilde ve kotiledonda sırasıyla 10-11 M eBL, 10-5 M eBL ve 10-9 M
eBL solusyonları arttırmıĢtır. 10-7 M eBL, klorofil içeriği üzerine; 10-9 M eBL de karotinoid içeriği
üzerine en etkili konsantrasyonlardır. Antosiyanin miktarını hipokotilde 10-7 M eBL solusyonu artırırken,
kotiledonda tüm konsantrasyonlar azaltmıĢtır. Elde edilen bulgulara göre, 10-9 M eBL in membran
permeabilitesini koruduğu düĢünülmüĢtür. 10-5 M eBL, kök ve hipokotilde; 10-7 M eBL kotiledonda
protein miktarı üzerine etkili olmuĢtur. Peroksidaz aktivitesini ise kök, hipokotil ve kotiledonda sırasıyla
10-7 M eBL, 10-5 M eBL ve 10-9 M eBL solusyonları teĢvik etmiĢtir.


  The Effect of Epibrassinolide on Seed Germination and Seedling Growth in Radish (Raphanus
                                                Sativus L.)
         In this study, the germination percantage was calculated of radish seeds (Raphanus sativus L.)
that germinated in different epibrassinolide (eBL) concentrations (10-5 M, 10-7 M, 10-9 M, 10-11 M),
root and hypocotyl lengths. Pigment contents (chlorophyll, carotenoid, anthocyanin), peroxidase activities
and membrane differantiations were determined at 10 days old seedlings.
         It was shown that 10-7 M and 10-9 M eBL solutions have promotive effects on seed germination
whereas 10-5 M eBL have inhibitory effect . During the seedling growth, root elongation was stimulated
by 10-9 M eBL, inhibited by 10-5 M eBL. There was no significant difference on hypocotyl lenght.
When 10-9 M eBL solution was heightened fresh weight of all organs, 10-11 M eBL, 10-5 M eBL ve 10-
9 M eBL were heightened dry weight of root, hypocotyl and cotyledon, respectively. 10-7 M eBL was the
most effective solution on chlorophyll content and 10-9 M eBL was the most effective on carotenoid
content. When anthocyanin content was increased by 10-7 M eBL solution on hypocothyl, it was
decreased by all the concantrations on cotyledon. It was thought that, the membrane permeability was
protected by 10-9 M eBL ,by the results. 10-5 M eBL, was effective on hypocotyl and root protein
content whereas 10-7 M eBL was effective on cotyledon. Peroxidase activity was stimulated by 10-7 M
eBL, 10-5 M eBL ve 10-9 M eBL solutions respectively on root, hypocotyl and cotyledon.
DENĠZ Zübeyde


DanıĢman                   : Yrd. Doç. Dr. Aliye ARAS
Anabilim Dalı              : Biyoloji
Programı                   : Botanik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yrd. Doç. Dr. Aliye ARAS (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Muammer ÜNAL
                             Prof. Dr. Orhan KÜÇÜKER
                             Doç. Dr. Gül CEVAHĠR ÖZ
                             Doç. Dr. Ünal AKKEMĠK


Kastamonu Çevresi Yalancı Ġğde (Hıppophae Rhamnoıdes L.) Populasyonları Üzerinde Karpolojik
                                               AraĢtırmalar
          Elaeagnaceae familyasına ait olan Hippophae L. taksonları, Asya ve Avrupa‟da geniĢ yayılıĢa
sahiptir. Elde edilen son kayıtlara göre bu cins günümüzde 7 tür ve 9 alttür ile temsil edilmektedir.
Türkiye‟de ise sadece Hippophae rhamnoides L. subsp. caucasica Rousi‟nin olduğu belirtilmektedir.
          Ekolojik ve ekonomik yönden oldukça önemli olması ve ülkemizde bu takson ile ilgili karpolojik
yönden sınırlı sayıda çalıĢma olması nedeniyle araĢtırma konumuz olarak seçilmiĢtir.
          Bu çalıĢmada, Karadeniz Bölgesi‟nde yer alan Kastamonu çevresinden toplanan (Kastamonu,
Çorum, Çankırı) Hippophae rhamnoides L. taksonlarına ait meyva ve tohum morfolojik özellikleri
incelenmiĢtir.
          H. rhamnoides subsp. caucasica için diognastik karakter olan meyva, tohum, pedisel (uzunluk-
geniĢlik ) boyutları ölçülmüĢ ve formlarına bakılmıĢtır. Ölçüm sonuçları tablolar halinde verilmiĢ ve
meyva, tohum formları ve renkleri fotoğraflarla gösterilmeye çalıĢılmıĢtır. Toplanan örneklere ait ölçüm
sonuçlarının, formlarının ve renklerinin oldukça farklı olduğu görülmüĢtür. Elde edilen sonuçlarımız
daha önceden yayınlanmıĢ çalıĢma sonuçları ile karĢılaĢtırılarak yorumlanmıĢ ve tartıĢılmıĢtır.
          Ölçüm sonuçları UPGMA Cluster analizi kullanılarak populasyonlar arasındaki morfolojik
farklılıklar dendogramda gösterilmiĢtir.
          Farklı bölgelerden toplanan örneklerin morfolojik karakterleri ile çevre arasında önemli bir iliĢki
olup olmadığını görebilmek için iklim diyagramlarından faydalanılmıĢtır. Kastamonu, Tosya, Çorum,
Çankırı‟ya ait iklim diyagramlarından elde edilen sonuca göre tohum ve meyva karakterlerindeki
değiĢkenliğinin ekolojik durumdan kaynaklanmadığı görülmüĢ, araĢtırılan alandaki Hippophae
rhamnoides L. örneklerine ait taksonomik problemlerin olduğu, Türkiye‟de sadece H. rhamnoides subsp.
caucasica Rousi olmadığı baĢka takson veya taksonların da bulunduğu kanaatine varılmıĢtır.
          Türkiye‟de farklı ekolojik koĢullarda geniĢ yayılıĢa sahip olan bu taksonun değiĢik bilim
dallarındaki araĢtırmacılarla taksonomisinin yeniden araĢtırılması ve revizyondan geçirilmesi uygun
olacaktır.
          Ekonomik yönden çok önemli olan bu taksonun; yurdumuzdaki yayılıĢ alanlarının korunması ve
kültürlerinin yapılması ülkemiz ekonomisine önemli ölçüde katkı sağlayacaktır.
     Carpological Studies On The Populatıons of Seabuckthorn (Hıppophae Rhamnoıdes L.) in
                                            Kastamonu Area
          Hippophae L. taxon, which belongs to the family Elaeagnaceae has a wide distribution in Asia
and Europe. According to the last records that are obtained, this genus is represented by 7 species and 9
subspecies nowadays. It is known that there is only Hippophae rhamnoides L. subsp. caucasica Rousi in
Turkey.
          Due to its being very important in terms of ecology and economy and due to the fact that there is
a limited number of research on this taxon about the carpologic aspect in Turkey, this population has been
chosen as research subject.
          In this research, morphological traits of seeds and fruits belonging to Hippophae rhamnoides L.
taxons collected from Kastamonu area (Kastamonu, Çorum, Çankırı) in Black Sea region have been
investigated.
          Fruit, seed and pedicel (length-width) dimensions which are the diognastic character for
Hippophae rhamnoides subsp. caucasica have been measured and their shapes have been analyzed. The
results of measurements have been presented in charts and the shapes and the colours of the fruit, the seed
have been shown with the utmost care. It is observed that measurement results belonging to the collected
shapes and colours of specimens are quite different. Our results obtained have been commented and
discussed by comparing them with the research results publised before.
          Measurement results have been shown morphologic differences among populations by using
UPGMA Cluster analysis in dendogram.
          The climatic diagrams have been utilized to scrutinize whether there is a significant association
between the morphologic characters of the specimens collected from different areas and the environment.
According to the results obtained from the climatic diagrams belonging to Kastamonu, Tosya, Çorum
and Çankırı, it has been observed that variations on seed and fruit characters do not stem from the
ecologic conditions, it has been revealed that there are taxonomic problems belonging to the specimens of
Hippophae rhamnoides in the research area and it has been demonstrated that in Turkey not only H.
rhamnoides subsp. caucasica Rousi exist but also the other taxon or taxons exist.
          With researchers from the different fields of science it will be convenient to research again and
to overhaul the taxonomy of this taxon which has a wide distribution in different ecologic conditions in
Turkey.
          To preserve the distribution area and to maintain the propogation of this taxon which is very
significant in terms of economy will contribute to the economy of our country to a considerable extent.
ÖZMAN AyĢe Neslihan


DanıĢman                   : Doç.Dr. Neslihan BALKIS
Anabilim Dalı              : Biyoloji
Programı                   : Hidrobiyoloji
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Neslihan BALKIS
                             Prof. Dr. Mustafa TEMEL
                             Doç. Dr. Serhat ALBAYRAK
                             Yard. Doç. Dr. Lütfiye ERYILMAZ
                             Yard. Doç. Dr. Benin TOKLU ALIÇLI


        Ġskenderun Körfezi Yüzey Suyundaki Fitoplanktonun Kalitatif Yönden Ġncelenmesi
          Ġskenderun Körfezi‟nde var olan fitoplankton türleri ile bunların üzerine etkili olan kimi ortam
koĢullarının saptanması amacıyla örnekler, 2005 yılının Kasım ve 2006 yılının Haziran aylarında, 9
istasyondan bir plankton kepçesiyle, horizontal çekimler yapılarak elde edilmiĢtir. Plankton örneklerinin
incelenmesi sonucunda, 3 sınıfa ait 95 tür saptanmıĢtır. 13 türün Ġskenderun Körfezi için, bunlardan
birinin de (Navicula transitans Cleve, 1883) Türkiye denizleri için yeni kayıt olduğu belirlenmiĢtir. Tür
kompozisyonunun büyük çoğunluğunu dinoflagellatlar oluĢturmuĢ (53.7%) ve bunu diyatomlar izlemiĢtir
(45.3%). Belirlenen türlerin büyük çoğunluğu, önceki çalıĢmalarda Doğu Akdeniz‟den rapor edilen
fitoplanktonik alg türleriyle benzerlik göstermiĢtir. Bu türler neritik, oseanik, ılıman ve subtropik iklim
türleridir. ÇalıĢmada belirlenen 18 potansiyel zararlı alg türünden üçünün toksik türler olduğu
saptanmıĢtır. Deniz suyunun sıcaklık (20.2-28.7 ºC), tuzluluk (31.0-39.6‰) ve çözünmüĢ oksijen (7.21-
8.60 mg/L) gibi fiziko-kimyasal özellikleri de her örnekleme döneminde ölçülmüĢtür.


Qualitative Investigations on Phytoplankton Species in The Surface Water in The Ġskenderun Bay
          In order to determine the phytoplankton species in the Ġskenderun Bay and the environmental
factors that affect the distributions of the species, samples were collected horizontally with a plankton net
at 9 stations between November 2005 and June 2006. From the examination of the samples, 95
phytoplankton species belonging to 3 classes were identified, one (Navicula transitans Cleve, 1883) of
which was a new report for all the Turkish seas. Dinoflagellates represented the majority of the species
composition (53.7%), followed by diatoms (45.3%). Most of the species identified in this study consist of
phytoplanktonic algae reported in the Eastern Mediterranean earlier. These species were neritic, oceanic,
temperate and subtropic. In this study, 18 species were potentially harmful algal species, 3 of which were
toxic. Primary hydrographic conditions, such as temperature (20.2-28.7 ºC), salinity (31.0-39.6‰) and
dissolved oxygen (7.21-8.60 mg/L), were recorded on each sampling occasion.
GÜRSOY Gizem


DanıĢman                   : Yard. Doç. Dr. Oya ÖZULUĞ
Anabilim Dalı              : Biyoloji
Programı                   : Zooloji
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yard. Doç. Dr. Oya ÖZULUĞ (DanıĢman)
                             Prof. Dr. ġehnaz BOLKENT
                             Prof. Dr. Mustafa TEMEL
                             Yard. Doç. Dr. Cüneyt KUBANÇ
                             Yard. Doç. Dr. Bülent TOPALOĞLU


       Ġstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi Bentik Omurgasızlar Koleksiyonunun Envanteri
          Bu çalıĢmanın amacı, Ġstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü‟nde bulunan Zooloji
Müzesi‟nin bentik omurgasızlarına ait koleksiyonun envanterinin çıkarılmasıdır.
          Bentik omurgasızlara ait koleksiyon, 1963-1971 tarihleri arasında Akdeniz, Ege Denizi,
Karadeniz ve Marmara Denizi‟nden toplanmıĢ örnekleri içermektedir. Toplam 1067 kavanozdan oluĢan
bu koleksiyonun büyük bölümü formaldehit çözeltisinde, bir kısmı ise kuru olarak saklanmaktadır.
Koleksiyonun envanteri hazırlanırken, uygun materyaller formaldehit çözeltisinden %70 alkol çözeltisine
aktarılmıĢtır. Envanter çalıĢmasında, koleksiyonu bilimsel olarak önemli kılan etiket bilgisi (toplandığı
yer ve tarih) belli olan materyaller öncelikli olarak ele alınmıĢtır.
Bu çalıĢmada; orijinal dıĢ etiketi olan 669 kavanoz, dıĢ etiketi olmayıp iç etiketi bulunan 209 kavanoz, dıĢ
etiketi ve iç etiketi olmayan 189 kavanoz değerlendirilmiĢ ve sonuç olarak 7 filuma ait 17 klasis, 36 ordo,
75 familya, 45 genus ve 18 tür olduğu belirlenmiĢtir.



    The Inventory Of The Benthic Invertebrate Collection In The Zoology Museum Of Istanbul
                                                University
         The aim of this study is to present the inventory of the benthic invertebrate collection of Zoology
Museum in the Biology Department of Istanbul University Science Faculty.
         The collection of the benthic invertebrates includes materials collected from the Mediterranean
Sea, Aegean Sea, Black Sea and Marmara Sea between 1963 and 1971. This collection, which is made up
of 1067 jars in total, is largely preserved in formaldehyde solution and some materials are kept in dry
conditions. In the mean time with the inventory study, the preservation chemical of the appropriate
materials were changed from formaldehyde solution to 70% alcohol solution. In this inventory study, the
materials including label informations (location and date) which give the scientific importance, were
primarily evaluated.
         In this study; 669 jars with an original external label, 209 jars with inner labels and without
external label, and 189 jars without any label were evaluated and at the end 7 phylum, 17 classis, 36 ordo,
75 familia, 45 genus and 18 species were determined.
EVLER HATAYOĞLU ġenay


DanıĢman                   : Doç.Dr. TUNCAY ORTA
Anabilim Dalı              : Biyoloji
Programı                   : Genel biyoloji
Mezuniyet Yılı             : 2004
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Tulay ENGĠZEK
                             Prof.Dr. Yavuz ÇOTUK
                             Prof.Dr. Tuncay ALTUĞ
                             Doç.Dr. Ġsmail ÖZBAY
                             Doç.Dr. Tuncay ORTA (DanıĢmanı)


   Ġn vitro radyasyon uygulaması sonucu lenfositlerde meydana gelen kalıcı olmayan kromozom
             aberasyonları ile mikronukleus oluĢumları arasındaki iliĢkinin incelenmesi
         Radyasyon tahribatı ile kromozomlarda meydana gelen hasarlar sitogenetik teknikler ile
ölçülebilir. Kromozom aberasyonları tekniği ile ölçülen kromozom hasarları hücreler tarafından absorbe
edilen dozun belirlenmesinde güvenilir bir metodtur. Fakat skorlama iĢlemi için beceri ve tecrübe
gerektirmesi, sayımının güç olması nedeniyle çok fazla hücre değerlendirilememesi gibi pratiklikten uzak
dezavantajlara da sahiptir. Meydana gelen kromozom hasarlarının ölçüldüğü bir diğer teknik olan
mikronükleus tekniği ise daha kolay ve daha fazla hücrenin değerlendirilmesi ile istatistiksel gücü fazla
olan bir yöntemdir.
         Bu tez projesinde, sağlıklı bireylerden alınan periferal kan örneklerine 0 Gy, 1 Gy, 2 Gy, 3 Gy
ve 4 Gy olmak üzere farklı radyasyon dozları verilerek mikronükleus tekniği ile elde edilen sonuçların,
radyasyona özgü hasarları daha iyi ölçen kromozom aberasyonları ile iliĢkisi incelenmiĢtir. Uygulanan
radyasyon sonucu kromozom hasarlarındaki artıĢlar 2 teknik ile de gözlenmiĢtir. Kromozom
aberasyonları ile MN (mikronükleus) frekansları her bir birey için karĢılaĢtırıldığında disentrik frekansları
ile MN frekansları arasında anlamlı bir iliĢkinin varlığı gösterilmektedir. Mikronükleuslar ve serbest
asentrikler arasındaki iliĢkinin disentriklerle mikronükleuslar arasında olduğu kadar anlamlı olmadığı
bulunmuĢtur.
         Disentrik aberasyon sıklıkları ile mikronükleus sıklıkları arasındaki iliĢkiden dolayı,
uygulanması ve değerlendirmesi daha kolay olan ve kısa süren mikronükleus tekniği kromozom
aberasyon tekniğine alternatif bir teknik olarak değerlendirilebilir.


      An investigation the relationship between the unstable chromosome aberrations and the
            micronucleus formation in lymphocytes after in vitro application of radiation
         Radiation induced chromosome damage can be measured by cytogenetic techniques.
Chromosome damage measured by the chromosome aberration technique is a reliable method in
determining an absorbed radiation dose by cells. But the technique has some disadvantages as scoring is
hard and requires skill and experience which of these lead low number of cell counts. The micronucleus
technique which also measuring chromosome losses has an easy scoring criteria leading high numbers of
cell counts and therefore holds more statistical power.
         In this thesis project, the relationship between the results of the micronucleus technique and the
chromosome aberrations which are good indicators of radiation damage was investigated after giving
radiation doses of 1Gy, 2Gy, 3Gy and 4Gy to peripheral blood lymphocytes of healthy individuals.
Increases in the chromosome damage after giving radiation were observed by the two techniques. When
the chromosome aberrations and the micronucleus frequencies were compared for an each individual, it
was shown a significant relationship between the dicentric chromosome damage and the MN frequency.
The relationship between the micronuclei and the free acentric chromosome aberrations was not
significant as it was between the dicentrics and micronuclei.
         Because of the relationship between the dicentric aberration and the micronucleus frequencies,
the micronucleus technique with an easy, short term application and scoring can be used as an alternatif to
the chromosome aberration technique.
MATEMATĠK ANABĠLĠM DALI


ERTAN Esra

DanıĢman                   : Prof.Dr. Ġ. Müfit GĠRESUNLU
Anabilim Dalı              : Matematik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Ġ. Müfit GĠRESUNLU (DanıĢman)
                             Prof.Dr. Erhan GÜZEL
                             Prof.Dr. Müjgan TEZ
                             Prof.Dr. Erhan ÖZDEMĠR
                             Prof.Dr. Bedriye M. ZEREN


                       Regresyon Analizi ve Matematik Programlama Arasındaki ĠliĢki
        Ġstatistiksel yöntemlerin altında yatan teorinin geliĢiminde çoğu zaman bir optimizasyon
problemi ile karĢı karĢıya kalınır. Örneğin, Regresyon probleminde amaç, fonksiyonunun yapısına bağlı
olarak amaç fonksiyonunu minimum yapacak
                                                   β
                                                 parametrelerinin tahmin edilmesi olduğu için bir
optimizasyon problemidir. Bu problemde en çok kullanılan yaklaĢımlar En Küçük Kareler (E.K.K)
yöntemi ve Artıkların Mutlak Değerlerinin Ortalamasının Minimize edilmesidir (Minimizing Mean
Absolute Deviations (MINMAD)).
        E.K.K yöntemi, gözlemlenen veri kümesine bir lineer regresyon doğrusu uydurmada günümüze
kadar oldukça sık kullanılması rağmen Matematik Programlamanın (MP) geliĢimi ile MINMAD
regresyon problemini Simpleks Yöntemle çözmek E.K.K yöntemine güçlü bir alternatif olmuĢtur. Tezde
de MINMAD regresyon probleminin Simpleks Yöntemle çözümü verilmiĢtir.


        On The Relationship Between Regression Analysis And Mathematical Programming
        In the development of the underlying theories in statistical methods, it has been face to face with
a optimization problem. For example, for the aim of regression problem estimates the
                                                                                         β parameters that
makes minimum the objective function according as structure of functions, is a optimization problem.
Least Squares Method and Minimizing Mean Absolute Deviations (MINMAD) are at most using
approaches in this problem.
         Although it has long been popular to utilize the Least Squares estimation procedure for fitting the
linear regression model to observed data, with the development of Mathematical Programming, solving
the MINMAD regression problem with Simplex Method has been a robust alternative to Least Squares
Method. In this study solving the MINMAD regression problem with Simplex Method has been given.
MOLEKÜLER BĠYOLOJĠ VE GENETĠK ANABĠLĠM DALI



ERKAN Itır


DanıĢman                   : Prof. Dr. Keriman GÜNAYDIN
Anabilim Dalı              : Moleküler Biyoloji ve Genetik A.B.D
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Keriman GÜNAYDIN
                             Prof. Dr. Güler TEMĠZKAN
                             Prof. Dr. Avni KURU
                             Prof. Dr. Nermin GÖZÜKIRMIZI
                             Prof. Dr. Gülaçtı TOPÇU


Ammi visnaga ve Ammi majus (Umbelliferae)’un biyokimyasal analizi ve RAPD-PCR yöntemi ile
                                   polimorfizm ve filogenetik iliĢkisi”
          Bu çalıĢmada, Ammi visnaga ve Ammi majus‟un çeĢitli ekstraktlarının antioksidan, antifungal
ve sitotoksik aktivitelerinin belirlenmesi ve RAPD-PCR yöntemiyle filogenetik olarak karĢılaĢtırılması
hedeflenmiĢtir. Bitkilerin metanol ekstrelerinin antioksidan aktiviteleri beta-karoten-linoleik asit yöntemi,
DPPH radikal giderme aktivitesi ve metal bağlama yöntemleri ile belirlenmiĢtir. Ayrıca bu ekstrelerin
toplam fenolik ve toplam flavonoit içerikleri de belirlenmiĢtir. Bitkilerin antioksidan aktiviteleri
karĢılaĢtırıldığında A. majus‟un toplam fenolik ve flavonoit içeriklerinin A. visnaga‟ya göre daha yüksek
olduğu saptanmasına rağmen β-karoten linoleik asit yönteminde, A. visnaga‟nın antioksidan aktivitesinin
A. majus‟a göre daha yüksek olduğu belirlenmiĢtir. DPPH yöntemi sonuçları her iki bitkinin de
antioksidan aktivitelerinin yakın olduğunu gösterirken, A. majus‟un metal bağlama etkisinin A.
visnaga‟ya göre daha yüksek olduğu gözlenmiĢtir. A. majus ve A. visnaga‟nın metanol, hekzan ve
kloroform ekstrelerinin Aspergillus niger üzerine antifungal etkileri incelenmiĢtir ve bu ekstreler, A.
niger‟in geliĢimini engelleyememiĢtir. A. visnaga (kök) metanol ekstresi ve A. visnaga (tohum) metanol
ekstresi, tümör hücrelerin %50 ve/veya üstü oranında, khellin ise DU-145 ve PC-3 hücreleri hariç diğer
hücrelerin %50 ve/veya üstü oranında geliĢimini engellemiĢtir. A. majus‟tan elde edilen uçucu yağ,
sadece MCF-7 hücresinde etki göstererek, hücrelerin %88‟inin geliĢimini engellemiĢtir. A. majus (kök)
metanol ekstresi test edilen 4 hücre tipinde de etki göstermemiĢtir. Ancak A. visnaga‟nın A. majus‟a göre
fenolik ve flavonoit içeriklerinin düĢük olduğu görülmektedir. Bu sonuç, sitotoksik aktivite‟den fenolik
ve flavonoit bileĢiklerin sorumlu olmadığını göstermektedir. Bitkiler moleküler düzeyde RAPD yöntemi
ile karĢılaĢtırmalı olarak incelenmiĢtir. A. visnaga (Selam) ve A. majus arasındaki polimorfizm değeri %
0.041, A. visnaga (Selam) ve A. majus arasındaki polimorfizm değeri % 0.178, A. visnaga (Belen) ve A.
majus arasındaki polimorfizm değeri ise % 0.65 bulundu. Buna göre A. visnaga (Belen) ve A. visnaga
(Selam) örnekleri arasında %91, A. majus ve A. visnaga (Selam) örnekleri arasında %89, A. majus ve A.
visnaga (Belen) arasında %81 benzerlik bulunmaktadır. ÇalıĢmada kullanılan 20 primerin, örneklerde
oluĢturduğu polimorfik bantlar dikkate alınarak Sorensen indeksine göre filogenetik iliĢkinin belirlendiği
dendrogram hazırlanmıĢtır. 20 primerden sadece 4 primerin değerlendirilmesiyle ortaya çıkan bu
sonuçların, polimorfik bantlar meydana getirecek daha fazla sayıda primer ile tekrarlanması
gerekmektedir. Elde edilen verilerin, ileride yapılacak çalıĢmalara temel oluĢturacağı düĢünülmektedir.
Biochemical analysis of polymorphism and phylogenetic relations as determined by RAPD-PCR of
                            Ammi visnaga and Ammi majus (Umbelliferae)
         In this study, it is targeted that determination of antioxidant, antifungal and cytotoxic activities of
Ammi majus and Ammi visnaga various extracts and phylogenetic relationship of the species by RAPD-
PCR method. Methanol extracts of A. visnaga and A. majus were investigated for their antioxidant
capacity by three different assays, namely, the β-carotene linoleic acid systems, DPPH radical scavenging
and metal chelating activities. In addition, total phenolics and total flavonoid contents of these methanol
extracts were determined. Total phenolics and flavonoid content of A. majus was found to be higher than
A. visnaga. However, antioxidant activity of A. visnaga was higher than A. majus in β-carotene linoleic
acid systems. The DPPH test system results of A. majus and A. visnaga was found to be similar. Metal
chelating potential of A. majus is higher than A. visnaga. Methanol, hexane and chloroform extracts of A.
majus and A. visnaga were assayed for antifungal activity against Aspergillus niger and these extracts did
not inhibit A. niger. Methanol extract of A. visnaga (root) and A. visnaga (seed) inhibited 50% or over of
tumor cells, khellin inhibited other cells 50% or over of tumor cells except DU- 145 and PC-3 cells.
Essential oil of A. majus affected only on MCF-7 cell by inhibiting 88% of tumor cells while A. majus
(root) methanol extract did not inhibit four tested cells type. But A. visnaga‟s phenolic and flavonoid
contents are found to be lower in comparison with to those of A. majus. According to this result,
phenolic and flovonoid compounds are not responsible for the cytotoxic activity. Plants were
comparatively investigated at the molecular level by RAPD technique. Between A. visnaga (Selam) and
A. visnaga (Belen) polymorphism value was determined to be 0.041%, between A. visnaga (Selam) and
A. majus polymorphism value was determined to be 0.178%, between A. visnaga (Belen) and A. majus
polymorphism value was determined to be 0.65%. According to these results, the similarity rate was
found as 91% between the samples of                 A. visnaga (Belen) and A. visnaga (Selam); 89% between
the samples of A. majus and                     A. visnaga (Selam); while it was found as 81% between the
samples of A. majus and A. visnaga (Belen). In this study, a dendrogram which shows pylogenetic
relationship based on Sorensen index, was prepared regarding to the polymorphic bands, formed by used
20 primers on the samples. These results consisting of 4 primers‟ evaluation out of 20 primers, are
considered to be repeated with more primers which will form polymorphic bands. Data obtained here are
expected to constitute a base for the further studies.
DĠKEN Özlem


DanıĢman                   : Yrd. Doç. Dr. Gülruh ALBAYRAK
Anabilim Dalı              : Moleküler Biyoloji ve Genetik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yrd. Doç. Dr. Gülruh ALBAYRAK
                             Prof. Dr. Güler TEMĠZKAN
                             Prof. Dr. Nermin GÖZÜKIRMIZI
                             Prof. Dr. AyĢegül TOPAL SARIKAYA
                             Prof. Dr. Beyazıt ÇIRAKOĞLU


  Tuz ve Kuraklık Stresi Etkisindeki Arpa (Hordeum vulgare L.) Bitkisinde Moleküler Analizler
           Bu çalıĢmada, abiyotik stres faktörlerinin (tuz stresi ve kuraklık) etkisinde kalmıĢ arpa bitkisinde
(Hordeum vulgare L. var. Tokak) meydana gelen fizyolojik yanıt, antioksidan enzim aktivitelerindeki
değiĢimler ve sentezlenen transkripsiyon faktörleri incelendi.
           Arpa embriyo kültürlerinde tuz stresi koĢulları MS besi ortamına farklı konsantrasyonlarda (10,
40, 50, 60 mM) CaCl2 eklenerek sağlandı. Kontrol materyali düz MS besi ortamında yetiĢtirildi. Tuz
stresinin Tokak varyetesinde rejenerasyon sayısını istatistiksel olarak etkilemediği, artan tuz
konsantrasyonunun kontrole göre ortalama gövde uzunluğunda azalmaya neden olduğu saptandı (p=0).
Tuz konsantrasyon artıĢına bağlı olarak ortalama kök uzunluğu kontrole göre azalırken (p<0.01), 50 ve 60
mM CaCl2 uygulaması ile kök geliĢimi tamamen engellendi.
           Kuraklık etkisi ise kontrol ortamında yetiĢen 10 günlük bitkilerin %20 PEG ilaveli sıvı MS besi
ortamında 1, 3, 5 ve 24 saat bekletilmeleri ile oluĢturuldu. Kontrol ortamında, kuraklık ve tuz stresi
etkisindeki bitkilerde abiyotik stres yanıtında rol oynayan antioksidan enzimlerin (peroksidaz, katalaz ve
süperoksit dizmutaz) aktivitelerindeki değiĢimler incelendi. Hem tuz hem de kuraklık etkisinde bırakılan
Tokak varyetesinde antioksidan enzim aktivitelerinde stres faktörünün etkisine bağlı olarak kontrol
materyaline göre artıĢ gözlendi. Peroksdidaz aktivitesinde en yüksek aktivite 60 mM tuz uygulaması ve 1
saatlik kuraklık uygulamasında, katalaz aktivitesindeki en yüksek aktivite 10 mM tuz ve 3 saat kuraklık
uygulamasında, süperoksit dismutaz aktivitesinde ise 60 mM tuz ve 5 saat kuraklık uygulamasında en
yüksek aktite gözlendi. Sonuç olarak, abiyotik stres toleransının antioksidan savunma sistemi ile yakından
iliĢkili olduğu belirlendi.
           Tokak varyetesinde stres toleransında görevli olan çok sayıdaki proteinin sentezini düzenleyen
genel transkripsiyon faktörleri RT-PCR analizi ile araĢtırıldı. DREB2 ve WRKY38‟in hem tuz hem de
kuraklık toleransından sorumlu transkripsiyon faktörleri oldukları belirlendi. WRKY38 gen anlatımının
tuz stresine bağlı olarak arttığı da deneysel olarak gösterildi.
Bu araĢtırma projesi ile ekonomik değere sahip Tokak varyetesinin mevcut tuz ve kuraklık toleransı
saptandı. Strese karĢı bitki savunmasında görev alan antioksidan enzim aktiviteleri ve stres yanıtında
görevli proteinlerin sentezinde rol alan genel transkripsiyon faktörleri belirlendi. Elde edilen bu bulgular,
arpada abiyotik stres toleransından sorumlu mekanizmaların araĢtırılmasına katkıda bulunacaktır. Ayrıca
Türk arpa varyetelerinde stres toleransının gen aktarımı ile artırılmasına yönelik gerçekleĢtirilecek olan
çalıĢmanın da ön bulgularını oluĢturmaktadır.
Molecular Analysis on Barley (Hordeum vulgare L.) Under The Effect of Salt and Drought Stresses
         In this study, the changes in antioxidant enzyme activities, synthesized transcription factors and
physiological response of barley (Hordeum vulgare L. var. Tokak) under the effect of abiotic stress (salt
stress and drought) were investigated.
         In the barley embryo cultures, salt stress conditions were triggered by adding different
concentrations of CaCl2 (10, 40, 50, 60 mM) in MS media. Control material was grown in standard MS
medium. It was determined that salt stress in Tokak variety did not statistically affect the regeneration
number but the increase in the salt concentration caused a decrease in the average stem length (p=0) in
comparison to control material. While the average root length decreased in comparison to control material
depending on the increase in salt concentration (p<0.01), root development was totally inhibited by
treating 50 and 60 mM CaCl2.
         Drought stress was provided by incubating the 10-day old plants, grown in control media, for 1,
3, 5 and 24 hours in 20 % PEG added MS media. Changes in activities of antioxidant enzymes
(peroxidase, catalase and superoxide dismutase), playing role in abiotic stress response, were investigated
in the plants in control media and under drought and salt stress effects. Compared to the control material
on increase is observed in antioxidant enzyme activities of Tokak varieties, which is under both salt and
drought stress. The highest activity observed in peroxidase enzyme was under 60 mM salt and 1 hour
drought application. Where as in catalase enzyme the highest activity was under 10 mM salt and 3 hours
drought application and in superoxide dismutase enzyme peak activities observed in 60 mM salt and 5
hours salt application. As a result of those, It is determined that abiotic stress tolerance was closely
associated with the antioxidant defence system.
         General transcription factors that regulate the synthesis of several proteins responsible for stress
tolerance in Tokak variety were analysed by RT-PCR. It was determined that DREB2 and WRKY38 were
the transcription factors responsible for both drought and salt stress tolerance. It was experimentally
revealed that WRKY38 gene expression increased in response to salt stress.
         Present salt and drought tolerances of economically valuable Tokak variety were determined in
this research project. Antioxidant enzyme activities responsible for plant defence against stress and
general transcription factors playing role in the synthesis of proteins that regulate the stress response were
identified. The findings of this study will contribute to future investigations of mechanisms that are
responsible for abiotic stress tolerance in barley; moreover, they form preliminary results for a future
study on increasing the stress tolerance of Turkish barley varieties by gene manipulation.
KARTAL Gönül


DanıĢman                  : Prof.Dr.Nermin GÖZÜKIRMIZI
Anabilim Dalı             : Moleküler Biyoloji Ve Genetik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Nermin GÖZÜKIRMIZI
                            Prof.Dr. Güler TEMĠZKAN
                            Prof.Dr. Avni KURU
                            Prof.Dr. Keriman GÜNAYDIN
                            Prof.Dr. Ahmet ZEHĠR

Brassinosteroidlerin Arpada (Hordeum Vulgare L.) Kök Büyümesi, Antioksidant Sistem Ve Hücre
                                       Bölünmesi Üzerine Etkileri
         Brassinosteroidler (BR) bitkilerde endojen olarak bulunan steroid özellik ve yapıdaki
hormonlardır. BR‟lerin bitkilerde mitoz evresindeki hücrelerin sayısını artırmasının yanı sıra hücre
geniĢlemesi, ksilem farklılaĢması, tohum çimlenmesi, vejetatif büyüme ve apikal dominansı etkileme gibi
özellikleri bulunmaktadır. Bu hormonlar bitkiye abiyotik stres durumlarında dayanıklılık kazandırır.
         Bu çalıĢmada arpa (Hordeum vulgare L. cv. Zafer 160) tohumları 1 µM, 0.5 µM ve 0.1 µM BR
hormonu içeren çözeltide filtre kağıtları arasında karanlıkta bitki büyütme kabininde 25oC‟de
çimlendirildi. Kontrol grubu için yalnızca distile su kullanıldı. BR‟nin kök geliĢimi üzerine ve kök
uçlarındaki sitogenetik etkileri araĢtırıldı. 48 saatlik kök uçları iyotlu potasyum iyodür (IKI) ile ve
%45‟lik asetik asit hidrolizinden sonra „4',6-diamidino-2-fenilindol‟ DAPI ile boyanarak fluoresan
mikroskop altında incelendi. BR etkisinde bırakılan kök uçlarında geniĢlemeye ve aktif bölünmeye
rastlandı. Çimlenen arpa tohumu köklerinden aseto orsein boyama teknikleri ile preparatlar yapıldı. 0.1
µM, 0.5 µM ve 1 µM BR hormonu içeren çözeltiler içerisinde çimlenen arpa tohumlarında BR'nin 48 saat
içerisinde artan kontrasyona bağlı olarak kök uzunluğunu ve mitoz bölünme evresinde bulunan hücre
sayısını kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde arttırdığı gözlendi. Bunun yanısıra BR‟nin arpada total
çözülebilir protein miktarına, katalaz (EC 1.11.1.6), peroksidaz (EC 1.11.1.7) ve süperoksit dismutaz (EC
1.15.1.1) enzim aktivitelerine etkileri belirlendi. Arpa kök ucunda BR uygulanılan gruplarda kontrol
grubuna göre katalaz ve peroksidaz aktivitelerinin azaldığı, süperoksit dismutaz aktivitesinin ise 0.5 ve 1
µM konsantrasyonlarda BR uygulanan gruplarda azaldığı tespit edildi. Total çözülebilir protein
miktarının kontrol grubuna göre 0.1 ve 0.5 µM konsantrasyonda artıĢ, 1 µM konsantrasyonda ise azalma
gösterdiği belirlendi. Sitogenetik ve sitohistolojik analizler sonucu elde edilen bulguların BR‟lerin etki
mekanizmasının ve arpa kök geliĢiminin anlaĢılmasına ve uygulamada malt sanayine katkılar sağlanması
beklenmektedir.
Effects of Brassinosteroids on Barley (Hordeum Vulgare L.) Root Growth, Antioxidant System and
                                              Cell Division
          Brassinosteroids (BRs) are endogenous plant hormones which have steroidal character and
structure. BRs affect several biological processes, including cell expansion, xylem differentiation, seed
germination, vegetative growth and promotion of apical dominance. Brassinosteroids confer resistance to
plants against various abiotic stresses.
          In this study, barley (Hordeum vulgare L. cv. Zafer 160) seeds were germinated in the dark at
25oC temperature in plant growth cabin, between filter papers which contain three different
concentrations of BRs; 1 µM, 0.5 µM and 0.1 µM and using only distilled water for control groups.
Effects of BRs on root growth were investigated and cytogenetic effects in root tips were also studied.
Barley root tips obtained from germination of barley seeds during 48 hours were stained with iodine
potassium iodide (IKI) and stained with 4',6-diamidino-2-phenylindole (DAPI) after the hydrolysation
with 45 % acetic acid. Then they were analysed with fluorescent microscope (DM4000 B, Leica). Cell
expansion and active cell division were observed in BR applied root tips. Preparations were made from
germinated root tips with aceto orcein staining techniques. Root length of barleys which were germinated
in solutions of 0.1 µM, 0.5 µM and 1 µM BR and number of cells in mitosis increased at significant level
with respect to increasing dose of BR when compared with control group during 48 hours. In addition to
this, effects of BRs on total soluble protein content, catalase (EC 1.11.1.6), peroxidase (EC 1.11.1.7) and
superoxide dismutase (EC 1.15.1.1) activities were investigated in barley root tips. Comparing the control
group, with the one which was treated with BR, showed a decrease in catalase and peroxidase activities.
0.5 and 1 µM concentration of BR caused decrease in superoxide dismutase activity comparing to
untreated control. It was observed that the total soluble protein concentration was increasing at 0.1 and
0.5 µM BR and decreasing at 1 µM BR compared to untreated control. It is anticipated that data obtained
from cytogenetic and histogenetic assays contribute to the understanding of BR mechanisms and root
growth of barley and also could contribute to the malt industry.
KIĞ Cenk


DanıĢman                   : Prof.Dr. Güler TEMĠZKAN
Anabilim Dalı              : Moleküler Biyoloji ve Genetik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Güler TEMĠZKAN (DanıĢman)
                             Prof.Dr. Nermin GÖZÜKIRMIZI
                             Prof. Dr. AyĢegül TOPAL SARIKAYA
                             Prof. Dr. Sezai TÜRKEL
                             Prof. Dr. AyĢe ÖZER


      Schizosaccharomyces Pombe’de Gen Anlatımındaki Nitrik Okside Bağımlı DeğiĢimlerin
                                               AraĢtırılması
          Memeli hücrelerinde önemli fizyolojik olayların düzenlenmesinde rol oynadığı bilinen nitrik
oksidin (NO) memeliler dıĢında, prokaryotlardan geliĢmiĢ yapılı ökaryotlara kadar çok çeĢitli canlı
türünde de bazı fizyolojik iĢlevleri üstlenebildiği ve bu organizmalarda nitrik oksit sentazınkine (NOS)
benzer aktivite göstererek NO oluĢumunu katalizleyen enzimlerin varlığı gösterilmiĢtir. Moleküler
düzeydeki özellikleri bakımından memeli hücrelerine benzerlik gösterdiği için uygun bir model
organizma olarak kabul edilen Schizosaccharomyces pombe maya türünde ise NOS aktivitesinin varlığı
bilinmemekte ve NO‟nun fizyolojik iĢlevleri hakkında çok sınırlı bilgi bulunmaktadır.
          Bu çalıĢmada, S. pombe‟de NOS aktivitesinin var olup olmadığının belirlenmesi, eğer aktivite
varsa anlatımları hücre içi NO konsantrasyonundaki artma ve azalma Ģeklindeki değiĢimlere duyarlı olan
genlerin saptanması ve bu genlerin iĢlevlerinden yola çıkılarak NO‟nun bazı fizyolojik olayların
düzenlenmesinde sinyal molekülü olarak etki gösterip gösteremeyeceğinin araĢtırılması amaçlandı.
          ÇalıĢmada, spektrofluorometrik bir yöntemle S. pombe ham hücre özütlerinde NOS‟unkine
benzer aktivitenin varlığı ilk kez gösterildi. Anlatımları hücre içi NO düzeyindeki değiĢimlere duyarlı
olabilen genlerin saptamasına yönelik olarak, farklılık gösterimi tekniği ile NOS engelleyicisi olan NG-
nitro-L-arjinin metil ester (L-NAME) etkisinde bırakılan hücrelerde anlatımları azalan veya duran, NO
vericisi olan sodyum nitropurissid (SNP) uygulamasıyla da anlatımları artan cDNA‟lar belirlendi.
Nükleotid dizilemeleri yapılan cDNA‟ların, S. pombe genom veri tabanında gerçekleĢtirilen BLAST
analizleriyle PBC17A3.09c, SPCC553.12c, byr1, pek1, sid1, wis1, ppk14 ve ubp12 genlerine benzerlik
gösterdikleri saptandı. Bu genlerden pek1, sid1 ve ubp12‟nin NO düzeyindeki değiĢimlere yanıt olarak
anlatımlarında gözlenen değiĢimler gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle kantitatif
olarak doğrulandı.
          pek1, sid1 ve ubp12 genlerinin bilinen iĢlevleriyle iliĢkili olarak yapılan morfolojik ve fizyolojik
düzeydeki bazı denemeler, NO‟nun S. pombe‟de mitoz bölünme, mayoz bölünme, spor oluĢumu,
programlı hücre ölümü ve hücre bütünlüğünün korunması gibi iĢlevlerin düzenlenmesinde rol
oynayabileceğini iĢaret etti. Ayrıca, elde edilen bulgular NO‟nun genel olarak hücre bölünmeleri ve stres
yanıtı ile iliĢkili etkilerinin MAPK sinyal yolundaki bazı bileĢenlerin uyarılması aracılığıyla meydana
gelebileceğini düĢündürdü. Ek olarak, S. pombe‟de NO‟ya duyarlı olduğu belirlenen bu genlerin
memelilerdeki homologlarının da benzer iĢlevlere sahip olmaları, bu mayanın NO‟nun hücrelerdeki
moleküler düzeydeki etkilerinin araĢtırılmasında uygun bir model sistem olarak kullanılabileceğini ortaya
koydu.
   Investigation of Nitric Oxide Dependent Changes in Gene Expression in Schizosaccharomyces
                                                 Pombe
          Nitric oxide (NO) which is known to play important regulatory roles in various physiological
processes in mammals is also shown to have some phsysiological functions in broad range of species
other than the mammals, and nitric oxide synthase (NOS) like enzymes catalyzing NO production were
found in these organisms. Presence of NOS activity has not been reported to date in Schizosaccharomyces
pombe which is believed to be a convenient model organism since it shares a number of characteristic
similarities with the mammalian cells at the molecular level, and very little is known about the
phsysiological roles of NO in this yeast species.
          In this study, we firstly aimed to find out whether S. pombe cell extracts had NOS activity, then
in order to detect the genes which are sensitive to both decreased and elevated intracellular NO levels. We
also aimed to investigate if NO could function in regulation of some phsyiological processes as a
signaling molecule in relation with the cellular functions of NO sensitive genes to be detected in S.
pombe cells.
          NOS like activity was detected in the S. pombe crude cell extracts for the first time using a
spectrofluorometric NOS assay. In order to detect the NO responsive genes, the cDNAs whose expression
ratios decreased or repressed upon exposure to a NOS inhibitor NG-nitro-L-arginine methyl ester (L-
NAME), and elevated in response to a NO donor sodium nitroprusside (SNP) treatment were determined
by employing differential display technique. BLAST analysis of the differentially expressed cDNAs
sequences, performed in S. pombe genome database, produced significant similarities to PBC17A3.09c,
SPCC553.12c, byr1, pek1, sid1, wis1, ppk14 and ubp12 genes of S. pombe. pek1, sid1 and ubp12 genes
were quantitatively confirmed to be sensitive to the changes in the intracellular NO levels by employing
real time polymerase chain reaction.
          The data obtained from the experiments regarding the functions of pek1, sid1 and ubp12 genes
addressed to the possibility that NO could have some regulatory roles in mitosis, meiosis, sporulation and
apoptosis in S. pombe. Moreover, it may also be possible to suggest that the effects of NO on cell
divisions and stress response pathways in this yeast are exerted through activation of some MAPK
signaling pathway components. In addition, these findings may also imply that S. pombe can be used as a
convenient model system for investigating the cellular effects of NO at the molecular level, as the NO
responsive genes detected in S. pombe share similar functions with those of the mammalian homologs.
ORMAN MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



AKBURAK Serdar,


DanıĢman                  : Doç. Dr. Ender MAKĠNECĠ
Anabilim Dalı             : Orman Mühendisliği
Programı                  : Toprak Ġlmi ve Ekoloji
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Ender MAKĠNECĠ (DanıĢman)
                            Prof. Dr. Ömer KARAÖZ
                            Prof. Dr. Kamil ġENGÖNÜL
                            Doç. Dr. Doğanay TOLUNAY
                            Yrd. Doç. Dr. Türker DÜNDAR


    Belgrad Ormanında Farklı Ağaç Türleri Altında Toprak Solunumunun Mevsimsel DeğiĢimi
         Günümüzde gittikçe artan iklim değiĢimi sorunu, küresel ısınma, atmosferde artan CO2 ve buna
bağlı olarak geliĢen sera etkisi konuları karasal ekosistemlerde karbon döngüsü ve CO2 üzerindeki
bilimsel çalıĢmalara hız kazandırmıĢtır. Bu nedenledir ki, yeryüzündeki karbon depo kaynakları üzerinde
araĢtırmalar yoğunlaĢmıĢtır.
         Bu çalıĢmada Belgrad Ormanında Sapsız MeĢe (Quercus petrae (matt.) Liebl.), Doğu Ladini
(Picea orientalis L. Karst), Uludağ Göknarı (Abies bornmulleriana Matt f.), Karaçam (Pinus nigra
Arnold), Sarıçam (Pinus sylvestris L.) olmak üzere beĢ farklı ağaç türü altında topraktan atmosfere
salınan CO2 nin mevsimsel değiĢimi izlenmiĢtir. AraĢtırmada topraktaki CO2 kaynakları (ince kök
miktarı ) ve toprak solunumu üzerinde etkili olan temel faktörler (toprak sıcaklığı ve nemi) üzerinde
durulmuĢtur. Her bir tür altında solunum örnekleri üçer tekrarlı beĢ bölgeye (15 Adet) 24 saat kalacak
Ģekilde yerleĢtirilmiĢtir. Toprak nemini belirlemek için solunum örneklerinin yerleĢtirildiği yerlerden 0-5
cm derinlikten toprak örneği alınmıĢ ve o andaki toprak sıcaklığı ölçülmüĢtür. Kök örnekleri 6,4 cm
çapında 30 cm boyundaki çelik sonda vasıtasıyla toprak solunumu ölçümlerinin yapıldığı her bir üçerli
grubun dört ana yön tarafından (her tür için 20 örnek) üçer ay aralıkla (Nisan, Temmuz, Ekim, Ocak) bir
yıl boyunca dört defa olmak üzere alınmıĢtır.
         AraĢtırma sonucu solunum değeri MeĢe‟de 1,0929 g/m2/gün, Ladin‟de 0,5563 g/m2/gün,
Göknar‟da 0,8809 g/m2/gün, Karaçam‟da 0,8056 g/m2/gün, Sarıçam‟da 0,9869 g/m2/gün olarak
belirlenmiĢtir. Türlerde ortalama toprak nem değeri MeĢe‟de %8,11, Ladin‟de %6,32, Göknar‟da %7,33,
Karaçam‟da %7,11, Sarıçam %6,50 olarak ölçülmüĢtür. Ortalama toprak sıcaklığı MeĢe‟de 14,22 0C,
Ladin‟de 13,17 0C, Göknar‟da 13,75 0C, Karaçam‟da 13,07 0C, Sarıçam‟da 12,95 0C olarak
ölçülmüĢtür. Ġnce kök miktarları MeĢe‟de 2,8228 g, Göknar‟da 2,0525 g, Ladin‟de 2,5599 g, Karaçam‟da
1,1902g ve Sarıçam‟da 1,8702g olarak belirlenmiĢtir.
         AraĢtırma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; yıllık ortalama solunum değeri
en yüksek Sapsız MeĢe (Quercus petraea(matt.) Liebl.) türünde, en düĢük solunum değeri Doğu Ladini
(Picea orientalis L. Karst) türünde görülmüĢtür. Solunum değerinin, nem değeri ve ince kök miktarları ile
doğru orantılı olarak etkilendiği söylenebilir.
       Seasonal Variation of Soil Respiration Under Different Tree Species in Belgrad Forest
          Climate change problem, global warming, increasing CO2 concentration in the atmosphere and
the related potential change on greenhouse effect cause to considerable scientific commitments to studies
on carbon cycle and CO2 in terrestrial ecosystems over the past decades. For these reasons researches on
major global sources and sinks of CO2 increased intensively world-wide.
          In this study, seasonal change of releasing CO2 from soil to the atmosphere are being wachted
under five different tree species which are Sessile oak (Quercus petreae (Matt.) Liebl.), Fir (Abies
bornmulleriana Mattf.), Oriental spruce (Picea orientalis L. Karst), Austrian pine (Pinus nigra Arnold)
and Scots pine (Pinus sylvestris L.) in Belgrad forest. This research is being focused on the sources of
CO2 in the soil (fine root production), and the main factors (soil temperature and moisture) which are
effective on the soil respiration. The respiration samples under every species were taken from five
sampling points with three replicates. To determine the soil moisture from the place where the respiration
samples are placed the soil samples were taken from 0-5 cm soil deep and the soil tempature was
measured simultaneously. Fine root samples were collected via steel soil corers from the four main way
(for each species 20 sample) of the points where the soil respiration measures were done four times
(April, June, October, January) over year with 3 months intervals.
          The research results of annual average respiration value were; in oak 1,0929 g/m2/day, in spruce
0,5563 g/m2/day, in fir 0,8809 g/m2/day, in black pine 0,8056 g/m2/day and in scotch pine 0,9869
g/m2/day are being determined. Annual average soil moisture value determined as, in oak %8,11, in
spruce %6,32, in fir %7,33, in black pine %7,11 and in scots pine %6,50. Annual avarage soil tempature
value, in oak 14,22 0C, in spruce 13,17 0C, in fir 13,75 0C, in black pine 13,07 0C and in scotch pine
12,95 0C are being measured. Annual average fine root values found as, in oak 2,8228 g, in fir 2,0525 g,
in spruce 2,5599 g, in Austrian pine 1,1902g and in scotch pine 1,8702g.
          In conclusion, the highest annual average soil respiraiton value was found in oak species, and the
lowest was in spruce species. The respiration value show the higher relation with moisture value and fine
root amounts.
YURTSEVEN Ġbrahim


DanıĢman                   :Doç. Dr. Yusuf SERENGĠL
Anabilim Dalı              :Orman Mühendisliği
Programı                   :Havza Amenajmanı
Mezuniyet Yılı             :2008
Tez Savunma Jürisi         :Doç. Dr. Yusuf SERENGĠL
                            Prof. Dr. Süleyman ÖZHAN
                            Prof. Dr. Kamil ġENGÖNÜL
                            Prof. Dr. Ahmet HIZAL
                            Prof. Dr. Hakan ALTINÇEKĠÇ


               Ortadere AraĢtırma Havzalarında Makroomurgasız Populasyonu Dinamikleri
          Günümüzde, özellikle kentleri çevreleyen havzalarda çok çeĢitli ekolojik ve hidrolojik sorunlar
gözlenmektedir. Bunlardan bazıları erozyon, sel, arazi kaymaları, taĢkınlar, çevre kirlenmesi (hava, su,
toprak), hidrolojik rejimin bozulması, sosyo-ekonomik nedenlerden kaynaklanan dolaylı sorunlar (nüfus
patlaması, eğitim noksanlığı, fakirlik, göç) ya da yanlıĢ kullanımlarıdır. Bu dolaylı veya doğrudan insan
faaliyetleri ile iliĢkili sorunların çoğu Belgrad Ormanı içerisindeki havzalarda gözlemlenmemektedir. Bu
doğala yakın durum Belgrad Ormanı‟na bir referans alanı özelliği sağlamakta ve önemli bir çalıĢma alanı
haline getirmektedir.
          Bugüne dek biyolojik parametreleri gösterge (indikatör) olarak alan çoğu araĢtırmada insan
etkilerinin yoğun olarak görüldüğü kentsel havzalar ele alınmıĢtır. Bizim çalıĢma alanımız olan bölgedeki
tek insan etkisi, kıĢ aylarında gözlenen ve ekosistemin sağlık ve devamlılığı yönünde bir tehdit
oluĢturmayan asit yağıĢ olgusudur.
          Bu araĢtırmada Belgrad Ormanı içersinde Ortadere AraĢtırma Havzaları‟nda tespit edilen belli
derelerdeki makroomurgasız gruplarının nitel ve nicel dağılımları, Mart 2007-ġubat 2008 tarihleri
arasında belirlenmiĢ ve hidrolojik-hidrokimyasal parametrelerle iliĢkilendirilerek populasyon
dinamiklerindeki değiĢimin aylara ve mevsimlere göre nasıl olduğu ortaya konulmuĢtur.
          AraĢtırma sonucunda 11 organizma grubu ve bunlara ait 15 tür tanımlanmıĢtır. Bunların %
80,7„sini Gammarus pulex, % 4,06‟sını Gerris sp., % 4,06‟sını Heptagenia sulphurea, % 1,25 ini
Calopteryx splendes ve % 11,18 ‟ini diğer omurgasızlar oluĢturmaktadır.


            Macroinvertebrate Population Dynamics in Ortadere Research Watersheds
         Numerous problems are observed in watersheds in Turkey and around the world including
erosion, torrents, floods, landslides, pollution and also socio-economic disorder. Most of these problems
are directly or indirectly associated with human interventions. Human influences are limited in Belgrad
Forest and therefore most of these problems are not severely observed. This “close to natural” condition
makes Belgrad Forest a very suitable place for experiments as a reference area.
         Many environmental monitory studies have been conducted considering biological parameters as
indicators for detecting human interruptions on urban streams. In this study, we work in a protected forest
and the only human impact on this forest is acid deposition observed in winter months.
         In this study, macroinvertebrate diversity and pollution Dynamics were identified and the factors
affecting them were put forward. Monthly observations, identification, and measurements provided
knowledge related to the distribution and population dynamics of macroinvertebrates in the study area.
         This study is the first study to relate macroinvertebrates with watershed hydrology in Turkey.
Qualitative and quantitative distributions of benthic macroinvertebrates were identified with samples
collected monthly from stream cross sections in Ortadere experimental watersheds in Belgrad Forest.
         A total of 11 groups in 15 species were determined. These consisted of 80,7% Gammarus pulex,
4,06% Gerris sp, 4,06% Heptagenia sulphurea, 1,25% Calopteryx splendes and 11,18% other
invertebrates.
ÇOKOYOĞLU Sinan


DanıĢman                  :Prof. Dr. Kamil ġENGÖNÜL
Anabilim Dalı             :Orman Mühendisliği
Programı                  :Havza Amenajmanı
Mezuniyet Yılı             :2008
Tez Savunma Jürisi        :Prof. Dr. Kamil ġENGÖNÜL (DanıĢman)
                           Prof. Dr. Süleyman ÖZHAN
                           Prof. Dr. Hakan ALTINÇEKĠÇ
                           Doç. Dr. Ferhat GÖKBULAK,
                           Doç. Dr. Yusuf SERENGĠL


      Alibey ve Kağıthane Havzalarında Arazi Kullanımı ve Sorunlarının 50 Yıllık DeğiĢimi
          Ülkemizin Ġstanbul gibi büyük kentlerinde görülen temel sorun aĢırı nüfus
artıĢıyla beraber doğal kaynakların bozulma sürecine girmesi ve artan insan taleplerini karĢılayamayacak
duruma gelmesidir. “Alibey ve Kağıthane Havzalarında Arazi Kullanımı ve Sorunlarının 50 Yıllık
DeğiĢimi” konulu bu çalıĢmanın amacı Alibey ve Kağıthane Havzalarında 50 yılda meydana gelen
arazi kullanımındaki değiĢimleri ortaya koyarak Havza Amenajmanı ıĢığı altında yanlıĢ arazi
kullanımından kaynaklanan sorunlara dikkati çekmektir.


           In our country, the basic problem of the major cities is that the natural resources have
                            been spoilt severely and become unsufficient
        to meet increasing human demands. The aim of this study titled “The change of the land use and
problems in Alibey and Kağıthane Watersheds in 50 years” is to attract the attentions to the problems
based on the inappropriate land use in the light of the Watersheds Managements principles by evaluating
the changes in land use which took place in these watersheds in the 50 years.
ĠSTER Sena Ġsmet


DanıĢman                  : Doç. Dr. Ferhat GÖKBULAK
Anabilim Dalı             : Orman Mühendisliği
Programı        :         : Havza Amenajmanı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Ferhat GÖKBULAK
                            Prof. Dr. Süleyman ÖZHAN
                            Prof. Dr. Ahmet HIZAL
                            Prof. Dr. Kamil ġENGÖNÜL
                            Prof. Dr. Adnan UZUN



            Belgrad Ormanındaki Bazı Doğal MeĢcereler Altındaki Otsu Yem Bitkileri
         “Belgrad Ormanındaki Bazı Doğal MeĢcereler Altındaki Otsu Yem Bitkileri” adlı bu çalıĢmada,
Belgrad ormanındaki kayın, meĢe ve meĢe+ kayın karıĢık meĢcereleri altında geliĢen otsu vejetasyonu
oluĢturan bitki türleri ve miktarların belirlenerek, bu bitkilere ait özellikler ortaya konulmuĢtur.
         Günümüzde çevreye olan duyarlılığın artması, doğaya yakın ormancılık anlayıĢının geliĢmesine
paralel olarak, tükenen doğal kaynaklarımız olan ormanlara ve ormanlardan yararlanmaya bakıĢ açımız
değiĢmektedir.
         Ormanlar içinde barındırdıkları yaban hayvanları ve bitkiler ile büyük bir ekosistem
oluĢturmaktadır. Bu ekosistem doğrudan ve dolaylı olarak bütün canlıların yaĢam fonksiyonlarını
etkilemektedir. Özellikle bu alanlardan barınak ve beslenme ihtiyaçlarını karĢılamak için yararlanan
yaban hayvanları için ormanlar büyük bir önem taĢımaktadır. Ayrıca ormanları oluĢturan en küçük
birimler olan farklı meĢcere tiplerinin, oluĢturduğu mikro veya lokal iklim nedeniyle, orman altı
vejetasyonunun miktarı, türü, çeĢitliliği ve özellikleri farklılık göstermektedir. Ormanları oluĢturan
meĢçerelerin ortaya çıkardığı bu farklılıklardan dolayı, değiĢik meĢcereler altında değiĢik otsu türlerden
meydana gelen orman altı vejetasyon geliĢmektedir. Bu durum, orman içi yaban hayvanlarının yem
ihtiyaçlarını karĢılama amacıyla onların tercihinde önemli rol oynamaktadır. Ülkemizde Ģimdiye kadar
değiĢik ağaç türlerinden oluĢan meĢcerelerin altında geliĢen orman altı otsu vejetasyonun miktarları ve
onları oluĢturan türlerle ilgili bir çalıĢma yapılmamıĢtır.
         AraĢtırma sonuçları; bitki türü, bitki çeĢitliliği ve tekkerrürün meĢe meĢceresinde diğer
meĢcerelere göre daha yüksek olduğunu ortaya koymuĢtur. Bundan yola çıkarak; yaban hayvanlarının
beslenmesi açısından, meĢe meĢceresi altında daha fazla bitki türünün bulunması ve yaban hayvanlarına
daha fazla yem tercihi Ģansı verilmesinden dolayı sunması nedeniyle Belgrad Ormanı koĢullarında
araĢtırmaya konu olan meĢcereler içerisinde en uygun meĢcere tipinin meĢe meĢceresi olduğu tespit
edilmiĢtir.
         Understory Herbaceous Forage Species in Some Natural Stands of Belgrad Forest
          This study named “Understory Herbaceous Forage Species in Some Natural Stands of Belgrad
Forest” was carried out in Belgrad Forest as a master thesis study. Aim of the study was to identify and
quantify understory plants species in the beech, oak, and mixture of beech and oak stands in Belgrad
Forest depending on sampling time.
          Our approaches to natural resources, especially to forests and their importance in human being
life due to their functions, have changed since environmental awareness have increased from day to day.
          Forests together with wild animals and herbaceous plant species growing beneath the forest
canopy form a big ecosystem. This ecosystem affects directly or indirectly all living things. Forests are
critically important especially for wild animals, which utilize forests as a habitat for grazing, sheltering,
and living, etc. In addition, forest vegetation influence quantity and diversity of understory vegetation
because of micro or local climate formed by different stand types that are the smallest unit forming
forests. Because of such differences caused by stands forming forests, understory vegetation is generally
composed of different herbaceous species. This situation plays an important role on the diet preferences
of wild ungulate animals in the forestlands. There is limited information about quantifying number and
diversity of understory herbaceous vegetation growing under different stands in our country. Therefore,
this study was carried out to determine herbaceous understory plant species in Belgrad Forest.
          The results of the study revealed that plant species, plant diversity and recurrence were grater in
oak stand compared to other stands. According to results of this study, it can be concluded that oak stand
was the most appropriate stand in the conditions of Belgrad Forest for wildlife animals because oak
stands, which could offer wildlife animals much more choice for diet selection from a much more diverse
vegetation community, had more plant species in the understory vegetation than beech and mixture of oak
and beech stands.
EBCĠN KORKUSUZ Ebru

DanıĢman                   : Prof. Dr. Hüseyin DĠRĠK
Anabilim Dalı              : Orman Mühendisliği
Programı                   : Silvikültür
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Hüseyin DĠRĠK
                             Prof. Dr. Melih BOYDAK
                             Prof. Dr. C. Ünal ALPTEKĠN
                             Prof. Dr. Hakan ALTINÇEKĠÇ
                             Doç. Dr. Alper ÇOLAK

  Magnolia grandiflora L. ve Magnolia x soulangiana Soul.Türlerinin Bazı Tohum Özelliklerinin
                                   Belirlenmesi Üzerine AraĢtırmalar
         Magnolia grandiflora L. ve Magnolia x soulangiana Soul. türleri tohumlarının morfolojisi,
olgunlaĢma zamanı, çimlenme engeli ya da dormansi fizyolojisi ve tohum gücü (doğrudan, dolaylı),
laboratuarda gerçekleĢtirilen bir dizi deneysel çalıĢmalarla araĢtırılmıĢtır.
         Elde edilen bulgular, tohum morfolojisi açısından Magnolia grandiflora L. ve Magnolia x
soulangiana Soul. türlerinin, uzunluk, geniĢlik ve kalınlık ölçüleri açısından tohum boyutu özelliklerinin
ortalama değerleri bakımından farklılıklar gösterdiğini, ortalama tohum ağırlıkları ve 1000-tane ağırlıkları
arasında ise farklılık olmadığını ortaya koymuĢtur. Magnolia grandiflora L. türünün 1000-tane ağırlığı
210.31 gr., Magnolia x soulangiana Soul. türünün 1000-tane ağırlığı da 209.01 gr. bulunmuĢtur.
         Tohum olgunlaĢma zamanı ile ilgili denemelerde, Magnolia grandiflora L. tohumlarının
Aralık‟ta , Magnolia x soulangiana Soul. tohumlarının da Ekim‟da yeterli olgunluğa ulaĢtığı
belirlenmiĢtir.
         Manolya türleri tohumlarında ön iĢlemleri zorunlu kılan dormansi ya da çimlenme engeli
mevcuttur. ÇalıĢma kapsamında söz konusu çimlenme engelinin giderilmesi için her 2 türde soğuk
katlama (klasik katlama), çıplak katlama, osmotik stres ile koĢullandırma ve katlama + hormonla (GA3)
muamele etme iĢlemlerinin etkileri deneysel olarak araĢtırılmıĢtır.
         Deneme sonuçları, her 2 türde de çıplak katlama ve osmotik stres ile koĢullandırma
yöntemlerinin tohumların çimlenme engelini gidermek için yeterli olmadığını ortaya koymuĢtur.
         20 ºC ve 25 ºC‟lik 2 farklı sıcaklık düzeyinde 3, 4.5, 6 aylık sürelerle soğuk katlama uygulanan
tohumların çimlenme testi sonuçları; çimlenme yüzdesi (GP %), ortalama çimlenme süresi (MGT – gün)
ve çimlenme değeri (GV) parametrelerine göre analiz edilmiĢ, elde edilen bulgular, türlere ve katlama
sürelerine göre önemli farklılıklar olduğunu göstermiĢtir. Magnolia grandiflora L. tohumlarında en
yüksek çimlenme yüzdesi 4.5 ay süre ile katlama uygulanan ve 25 ºC‟de çimlendirilen tohumlar ile (%
81) 6 ay süre ile katlama uygulanan ve 20 ºC‟de çimlendirilen tohumlardan (% 81) elde edilmiĢtir.
Çimlenme parametreleri açısından ise en iyi çimlenme performansını 4.5 ay süre ile katlama uygulanan
ve 25 ºC‟de çimlendirilen tohumlar vermiĢtir. Magnolia x soulangiana Soul. tohumlarında ise en yüksek
çimlenme yüzdesi 4.5 ay süre ile katlama uygulanan ve 25 ºC‟de çimlendirilen tohumlarda (% 91) ile 6 ay
süre ile katlama uygulanan ve 20 ºC‟de çimlendirilen tohumlardan (% 94) elde edilmiĢtir. Çimlenme
parametreleri açısından ise en iyi çimlenme performansı 4.5 ay süre ile katlama uygulanan ve 25 ºC‟de
çimlendirilen tohumlarda saptanmıĢtır.
         Her 2 türün tohumlarında çimlenme engelinin giderilmesi için denenen 1500 ppm ve 2000 ppm
düzeylerindeki hormon uygulamalarının çimlenme üzerindeki etkileri 1,5 ve 3 aylık katlama süreleri ile
kombineli olarak gerçekleĢtirilmiĢ ve deneme bulguları hem Magnolia grandiflora L. hem de Magnolia x
soulangiana Soul tohumlarında 1500 ppm GA3 + 3 aylık katlama iĢleminin çimlenme parametreleri
açısından en iyi sonucu verdiğini (% 85 ve % 95) ortaya koymuĢtur.
         Tohum canlılığını kısa sürede belirleyebilmeye yönelik indirekt testler kapsamında tetrazolium
ve elektriksel iletkenlik denemeleri gerçekleĢtirilmiĢ ve tetrazolium yönteminin iç uyku halindeki
tohumların vital gücünü yeterli düzeyde yansıtabildiği belirlenmiĢtir.
         Bu sonuçlar katlama + hormonla (GA3) muamele iĢlemlerinin gerek çimlenme yüzdesi (GP),
çimlenmenin ortalama süresi (MGT) ve çimlenme değeri (GP) gibi performans ölçütleri bakımından,
gerekse uygulama süresinin kısalığı bakımından özellikle soğuk katlama ve diğer seçeneklere göre daha
uygun bir ön iĢlem olarak yorumlanmıĢ ve kullanımı, hem Magnolia grandiflora L. hem de Magnolia x
soulangiana Soul. tohumlarında dormansi yada çimlenme engellerinin giderilmesinde uygulama değeri en
yüksek yöntem olarak önerilmiĢtir.
      The Researches On Some Seed Characteristics Of Magnolia grandiflora L. and Magnolia x
                                              soulangiana Soul.
          Morphology, maturation time, germination obstacle or dormancy physiology and seed vigor
(direct or indirect) regarding the seeds of the species Magnolia grandiflora L. and Magnolia x soulangiana
Soul. have been researched by a number of experimental studies carried out in laboratory.
          The findings obtained revealed that the species Magnolia grandiflora L. and Magnolia x
soulangiana Soul. differ in average values of seed sizes such as width, length and thickness, while there is
no difference between average seed weights and 1000-seed weights. 1000-seed weight of Magnolia
grandiflora L. and Magnolia x soulangiana Soul. were found to be 210.31 g and 209.01 g respectively.
          Trials about maturation time of seeds showed that seeds of Magnolia grandiflora L. and
Magnolia x soulangiana Soul. reach sufficient maturity in December and October respectively.
          Dormancy, which requires preliminary treatment, or germination obstacle are existent in the
seeds of magnolia species. During the study, cold stratification (classical stratification), naked
stratification, conditioning by osmotic stress and stratification + treatment by hormone (GA3) in order to
eliminate the said germination obstacle were researched experimentally for both species.
          Trials results revealed that naked stratification and conditioning by osmotic stress are not
sufficient to eliminate germination obstacle in the seeds of both species.
          Results of germination test made on the seeds to which cold stratification was applied at 2
different temperatures, 20 ºC and 25 ºC, at 3 months, 4,5 months and 6 months periods, were analyzed in
accordance with some parameters, namely germination percentage (GP%), mean germination time (MGT
– day) and germination value (GV); and the findings obtained showed that there were significant
differences as to the species and stratification times. The highest germination percentage in the seeds of
Magnolia grandiflora L. was obtained from the seeds to which stratification was applied for a period of
4.5 months and germinated at 25 ºC (81%) and a period of 6 months and germinated at 20 ºC (81%). The
highest germination performance in terms of germination parameter was obtained from the seeds to which
stratification was applied for a period of 4.5 months and germinated at 25 ºC. The highest germination
percentage in the seeds of Magnolia x soulangiana Soul. was obtained from the seeds to which
stratification was applied for a period of 4.5 months and germinated at 25 ºC (91%) and a period of 6
months and germinated at 20 ºC (94%). The highest germination performance in terms of germination
parameter was obtained from the seeds to which stratification was applied for a period of 4.5 months and
germinated at 25 ºC.
          Effects of the hormone applications, which were tried at 1500 ppm and 2000 ppm to the seeds of
both species for the purpose of eliminating inhibition of germination, were realized in combination and
with stratification times of 1.5 months and 3 months. And findings of the trial revealed that GA3 + 3-
months stratification provide the highest germination parameter (85 % and 95 %) in the seeds of both
Magnolia grandiflora L. and Magnolia x soulangiana Soul.
          In the indirect tests made for determining seed viability within the shortest time, tetrazolium and
electrical conductivity trials were carried out and it was found that tetrazolium method can reflect the
vital power of the seeds sufficiently in identifying vitality.
          Based on these results, it was considered that stratification + hormone (GA3) treatment is a more
appropriate preliminary treatment than the other options, particularly cold stratification, as to performance
criteria such as germination percentage (GP), mean germination time (MGT), germination value (GV)
and time of application. And use of the said stratification + hormone treatment is suggested as the method
which provides the highest performance value in eliminating dormancy or inhibition of germination in the
seeds of both Magnolia grandiflora L. and Magnolia x soulangiana Soul.
ELĠBOL Bağrı


DanıĢman                  : Yrd. Doç. Dr. Cihan ERDÖNMEZ
Anabilim Dalı             : Orman Mühendisliği
Programı                  : Ormancılık Politikası ve Yönetimi Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Yrd. Doç. Dr. Cihan ERDÖNMEZ
                            Prof. Dr. Aytuğ AKESEN
                            Prof. Dr. Abdi EKĠZOĞLU
                            Doç. Dr. Yalçın KUVAN
                            Prof. Dr. Hakan ALTINÇEKĠÇ


         Türkiye’de Sivil Toplum KuruluĢlarının Ormancılık Politikası Üzerindeki Etkileri
          Ġnsan toplumlarının çeĢitli biçimlerdeki etkileri sonucu doğa ve doğal kaynaklardaki bozulma ve
yok olmalarını kapsayan global boyuttaki anlamıyla çevre bilincinin oluĢması ve ormanların önemi
günümüzde giderek artmaktadır. Artık orman kaynaklarının gün geçtikçe azaldığı bilinmektedir. Dünyada
orman kaynaklarının azalmasına karĢı geçmiĢten günümüze kadar birçok çaba gösterilmiĢtir. Sivil toplum
kuruluĢlarının gün geçtikçe artan önemi yanında bu kuruluĢların faaliyetleri de topluma büyük yararlar
sağlamaktadır. Ancak bu kuruluĢların topluma yararına çalıĢma düzeyi ve yaptıkları faaliyetlerin etkinliği
tartıĢma konusudur. Çevre sorunlarının çözülmesinde etkileri olması beklenen sivil toplum kuruluĢlarına
önemli görevler düĢmektedir. Çevre kuruluĢları çevresel sorunlarının aĢılması, doğal çevrenin korunması,
doğal afetlerin giderilmesi, insanların çevre konusunda eğitilmesi yoluyla bilinçlendirilmesi gibi değiĢik
amaçlarla kurulup, ülke genelinde veya bölgesel düzeyde faaliyetlerini sürdürmektedir. Sivil toplum
kuruluĢlarının orman ve çevrenin korunması konusunda ortak politikalar geliĢtirmesi ve ülkenin
ormancılık politikası üzerinde etki etmesi gerekmektedir. Bu çalıĢmada doğal çevre ve ormanlarla
ilgilenen sivil toplum kuruluĢlarının ormancılık politikasının Ģekillenmesinde katkılarının olup olmadığı
araĢtırılmıĢtır.
Anahtar Kelimeler: Doğal Kaynaklar, Sivil Toplum KuruluĢları, Çevre, Orman, Katılım, Ormancılık
Politikası.


              Impact of Non-Governmental Organizatıons on Forest Policy in Turkey
         The importance of the forests and the environmental consciousness is increasing globally due to
different forms of human beings effects on the nature and natural resources. Anymore, on the other hand
it is known that forests are decreasing day by day. Today many efforts have been taken against this
decreasing trend in many parts of the world. Both the importance of civilian social foundations increasing
day by day and also activities of these organizations are very useful for society. However, organizations
working level in favouring of society and usefulness of their activities are matter of discussion. Civilian
social foundations have important missions in order to solve environmental issues. Among the aims of
these civilian social foundations, we can name the following items, to overcome environmental problems,
to protect the natural environment, to avoid natural disasters, to educate people about how to protect the
environment. Civilian foundations function their throughout the country or regional level. They also have
to improvise common politics on hour to protect the forest and the natural environment. They are also
supposed to influence the country‟s policy on forestry. In this project, the possible additions of civilian
social foundations which are interested on forests and the natural environment has been investigated.
Key Words: Natural Resources, Civilian Social Foundations, Enviroment, Forests, Participation, Forest
Policy.
KILINÇ DĠLSĠZ Sabiha


DanıĢman                  : Doç. Dr. Kenan OK
Anabilim Dalı             : Orman Mühendisliği
Programı                  : Ormancılık Ekonomisi
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç Dr. Kenan OK
                            Prof. Dr. Ahmet TÜRKER
                            Prof. Dr. Abdi EKĠZOĞLU
                            Prof. Dr. Ercan TANRITANIR
                            Doç Dr. Yalçın KUVAN


         Devlet Orman ĠĢletmelerinde MüĢteri Tatmininin Ölçümü Ve Pazarlama Yönetimi
         Bu çalıĢmada Devlet Orman ĠĢletmelerinin odun hammaddesi açık arttırmalarına katılarak mal
satın alan endüstriyel müĢterilerin yaptıkları alıĢveriĢten ne derece tatmin olduklarını anlamak
amaçlanmıĢtır. Bu kapsamda, müĢterilerin orman iĢletmesinin önerdiği fiyattan, aldığı dağıtım ve
özellikle fiziksel dağıtım kararlarından, hazırlanan mal ve ilgili kararlardan etkilenen Tatmin Düzeyi
belirlenmeye çalıĢılmıĢtır. Özel iĢletmeler kadar yoğun bir içerikte gerçekleĢtirilmese de, bir devlet
iĢletmesi olan orman iĢletmesinin tutundurma kapsamına giren çalıĢmalarının Tatmin Düzeyine etkileri
belirlenmiĢtir.
         ÇalıĢmanın yapılmasındaki bir diğer amaç hangi pazarlama karması elemanlarında
memnuniyetsizlik olduğunun araĢtırılıp, bunlarla ilgili bazı kararlar geliĢtirmek ve bu kararların
müĢterilerin tatmin düzeylerinde yarattığı değiĢiklikleri izlemektir.
         ÇalıĢmada model olarak “Onaylanmayan Beklentiler Modeli”, ölçek türü olarak da Likert Ölçeği
kullanılmıĢtır. Bu model ve ölçeğe uygun 3 adet anket hazırlanmıĢ ve Yığılca Orman ĠĢletme
Müdürlüğü‟nün 08.02.2007 ve 18.06.2007 tarihinde gerçekleĢtirdiği iki açık arttırmalı satıĢa katılınarak
müĢterilere uygulanmıĢtır. Ayrıca Yığılca Orman ĠĢletmesi‟nin pazarlama programı ve yönetiminden
sorumlu olan iĢletme müdürü, müdür yardımcısı ve Ģefler müĢteri memnuniyet düzeylerini etkileyen
ölçütlerin ağırlıklarını belirleyerek araĢtırmaya katılmıĢlardır.
         ÇalıĢmanın bulguları pazarlama karması bileĢenleri, müĢterilerin önem dereceleri, pazarlama
yöneticilerinin önem dereceleri ile farklı zamanlarda yapılan ölçüm sonuçları dikkate alınarak verilmiĢtir.
         Yapılan araĢtırma sonucunda Yığılca Orman ĠĢletmesi‟nin özellikle standardizasyon, ölçü ve
boyutlar, depo, ürün çeĢitliliği ve ürün kalitesi konularında müĢterilerini tatmin edemediği saptanmıĢtır.
Bununla birlikte fiyat, iliĢki kalitesi ve personel konularında memnuniyet belirlenmiĢtir.
         Sonuç olarak, Yığılca Orman ĠĢletmesi örneğinde yapılan bu araĢtırmanın diğer orman
iĢletmelerinde de yapılabileceği görülmüĢtür. Bununla birlikte Onaylanmayan Beklentiler Modeli‟nin
uygulanmasında bir sorunun bulunmadığı ve Orman ĠĢletmeleri‟nde kurulacak bir düzen ile müĢteri
memnuniyetinin izlenebileceği anlaĢılmıĢtır.
  Measurement of Customer Satisfaction and Marketing Management in State Forest Enterprises
          The aim of this study is to measure customer satisfaction of buyers, who join auction sales in
State Forest Enterprises and buy industrial products. Within the context of measuring, this study tries to
set satisfaction level of price that has been proposed by Forest Enterprises, physical distribution and
decisions about products; and also set satisfaction of promotions case. Although promotions are not
usually carried out by state enterprises, satisfaction levels affected by promotion activities carried out by
State Enterprises are determined.
          The other object of the study is to find out the dissatisfaction on the elements of marketing mix,
to improve some decisions related with them and to observe the changing in the satisfaction levels of the
customers concerning the decisions in marketing program.
“The Model of the Antecedents and Consequences of Satisfaction Decisions” is used as a research model.
Measurement of preferences, Likert scale is used in this study. Three questionnaires which are prepared
according to this model and scale were applied to buyers of the auctions done by Yığılca State Forest
Enterprise on 08.02.2007 and 18.06.2007. Furthermore the manager, the assistant manager and the chiefs
who responsible for the marketing programs and management in Yığılca Forest Enterprise had
participated in surveys by determining the weight of criteria that affect the satisfaction levels of
customers.
          Findings of this study are given according to level of significance of customer, level of
significance of marketing managers, and the results about measuring that done at different times.
          In result of this research, it was found that Yığılca Forest Enterprise dissatisfies its customers in
subjects such as standardization, dimensions, storage, product variety and product quality. On the other
hand, satisfaction is determined about price, relations quality and employees.
          In conclusion, its seen that research in the example of Yığılca Forest Enterprise, can be applied
on other Forest Enterprises. In addition to this, using “The Model of the Antecedents and Consequences
of Satisfaction Decisions” as a satisfaction determining model is found to be appropriate and it is found
out that, customer satisfaction can be observed by using such a model that is set up on Forest Enterprises.
BĠLĠCĠ Ebru


DanıĢman                   : Prof.Dr.Mesut HASDEMĠR
Anabilim Dalı              : Orman Mühendisliği
Programı                   : Orman ĠnĢaatı ve Transportu Yüksek Lisans
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr.Mesut HASDEMĠR
                             Prof. Dr. Hüseyin E. ÇELĠK,
                             Prof.Dr.Hakan ALTINÇEKĠÇ
                             Doç. Dr. Murat DEMĠR
                             Yrd. Doç. Dr. Ali KÜÇÜKOSMANOĞLU


      Orman Yangın Emniyet Yolları ve ġeritleri Ġle Orman Yol ġebekelerinin Entegrasyonu,
        Planlamaları ve Uygulamaları Üzerine Bir AraĢtırma (Gelibolu Milli Parkı Örneği)
           Dünya doğal kaynaklarının çok hızlı ve tahripkâr bir Ģekilde kullanılarak tüketildiği bir ortamda
ormanlar gibi yenilenebilir doğal kaynakların önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Bu durumun aynı
zamanda ormanlar üzerinde bir baskı oluĢturduğu da bilinmektedir.
           Sürdürülebilir ormancılığın gereği olarak, yeni ormanların tesisi, mevcut ormanların korunması,
iyileĢtirilmesi ve geliĢtirilmesi zorunludur. Bu nedenle ormanların korunmasında orman yangınları ile
savaĢ büyük önem taĢımaktadır.
           Ülkemizde geçmiĢten bugüne kadar meydana gelen orman yangınları ile büyük miktarlarda
orman alanının zarar görmesi bu konunun hassasiyetini ortaya koymaktadır.
           Bilindiği gibi hemen heryıl diğer zararlı etkenler yanında orman yangınları ülkemizde özellikle
Akdeniz ikliminin hakim olduğu yörelerde (Akdeniz-Ege-Marmara) büyük maddi ve manevi zararlara
neden olarak orman alanlarının tahribinde etkili olmaktadır. Orman yangınlarına karĢı yangından önce,
yangın esnasında ve yangın söndürüldükten sonra tüm teknik ve idari tedbirleri almak suretiyle,
ülkemizdeki orman yangın koruma ve savaĢ organizasyonu etkili bir Ģekilde yangınlarla savaĢa hazır hale
getirilmelidir. Bu amaçla orman yangınlarına karĢı alınması gereken önlemler konusunda yapılacak
çalıĢmaların interdisipliner bir çalıĢma olması zorunluluğu vardır. Yapılacak bilimsel çalıĢmalarda konu
ile ilgili herhangi bir disiplinin eksik yer almasının yangınla savaĢta baĢarı oranını düĢüreceği açıktır.
Örneğin, yangın haberi alınır alınmaz yangına en kısa sürede ulaĢılarak müdahalede bulunmak esastır. Bu
konudaki gecikmeler yangınla savaĢı olumsuz yönde etkileyerek yangınların büyümesine neden
olmaktadır. O halde yangınlarla savaĢta ulaĢım unsuru ihmal edildiğinde, telafisi mümkün olmayan
sonuçlar meydana gelmektedir.
           Bu çalıĢmada örnek alan olarak Gelibolu Milli Parkı kullanılmıĢtır. ÇalıĢmada Türkiye‟de orman
yangınlarıyla mücadelede kullanılan orman yol ve yangın emniyet yol ve Ģeritleri standartları,
entegrasyonu üzerinde durulmaya çalıĢılmıĢtır. Milli park alanları kuruluĢu nedeniyle; ekolojik, tarihi ve
kültürel değerler taĢımaktadır. Bu nedenle yol planlaması aĢamasında dikkat edilmesi gereken birçok
özellik söz konusudur.
           Orman yangınlarında erken müdahale için orman yolları, yangın emniyet yol ve Ģeritlerinin
önemi network analizi kullanılarak incelenmiĢtir.
           Analiz sonucunda orman yolları ile yangın emniyet yol ve Ģeritlerinin birlikte planlanmasının ve
söz konusu yolların geometrik standartlarının uygun hale getirilmesinin gerektiği ve ayrıca yangın
bölgesine en kısa süre içerisinde müdahale edilebileceği ortaya konulmuĢtur.
    A Study on The Integration of Firebreaks and Fireline With Forest Roads Networks and It’s
               Planning and Construction (A Case Study Of Gallipoly National Park )

           Natural sources have been destroying continuously and rapidly in the world. Therefore, the
importance of sustainable natural sources like forests has been increasing in recent years .It is known that,
these conditions creates pressure on the forests.
           On this occasion, it is neccessary to afforestitation and protection, rehabilitation of existance
forests. Therefore, it is important to struggle with forest fires fighting on the forests.
           As a known, forest fires have been damaged many forest areas with harmful factors in especially
Mediterranean, Aegean and Marmara regions of Turkey. In recent years, Turkey has lost many forest
areas to forest fires, and these not only result in loss of life, property, and infrastructure, but also cause
deterioration in the natural environment and degrade ecosystems. Forest fire prevention and protection
have been continued before, during and after the forest fire. Organization of forest fire protection will be
ready to forest fire fighting every forest fire season in our country. It is necessary to interdisciplinary
study on the forest fire fighting to this end. Deficiency of any discipline in the content of forest fire figth
are case of unsuccessful. For example, principle rule of forest fire fighting is early intervention. Delays in
early intervention on forest fire can cause negative effects on forest fire fighting and growing up forest
fire. In that case, unwanted results may occur neglecting of forest transportation in forest fire fighting
           In this study, Gelibolu National Park chosen as a modelling area. Furthermore,this research
describes the current status of forest roads and firebreak standards in forest fire fighting in Turkey and
integration of firebreaks and forest roads. Because, this area has contained ecological, historial and
cultural any values. For this reason planning and construction of forest roads and fire breaks are very
important in research area.
           Importance of fire breaks to early intervention on forest fire has investigated to used network
analysis.
           Results of network analysis determinated that forest road, fireline and firebreaks must be
required planning with together. Forest roads, fireline and firebreaks must suit as its geometric standards.
Furthermore, results of network analysis prove that may early interfere on forest fire area.
YURTSEVEN Hüseyin


DanıĢman                  : Doç.Dr.Hakan YENER
Anabilim Dalı             : Orman Mühendisliği
Programı                  :
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Hakan YENER
                            Prof. Dr. Kadir ERDĠN
                            Prof.Dr.Ayhan KOÇ
                            Prof.Dr. Feyza AKYÜZ
                            Prof. Dr. Adnan UZUN


      Yazılım Fotogrametrisi Ġle Orman Alanlarına Yönelik Coğrafi Verilerin Elde Edilmesi
          Günümüzde Türkiye‟de ormancılık çalıĢmalarında kullanılmak üzere üretilen altlıkların büyük
bir çoğunluğunun elde edilmesinde fotogrametrik yöntemler kullanılmaktadır. Fotogrametrik yöntemler
geliĢen bilgisayar teknolojisine paralel olarak, geçmiĢte kullanılan çok karmaĢık yapıdaki analog ve
analitik fotogrametrik aletlerin yerini bilgisayar yazılım ve donanımları almıĢtır. Böylece eskiden
hardcopy formatta (kağıt baskı) üretilen altlıklar artık sayısal formatta bilgisayar ortamında
üretilebilmekte ve coğrafi bilgi sistemi ortamında değerlendirilebilmektedir. Bu çalıĢmada, ormancılık
çalıĢmalarında kullanılmak üzere seçilen bir uygulama alanı üzerinden coğrafi verilerin günümüz
teknolojik olanaklarından faydalanılarak yazılım fotogrametrisi (sayısal fotogrametri) yöntemi ile nasıl
elde edilebileceği incelenmiĢtir.
          ÇalıĢmanın ilk bölümünde fotogrametri kavramı kısaca açıklanarak, tezin amacı ve kapsamı
belirtilmiĢtir.
          Ġkinci bölümde fotogrametri biliminin geliĢimi, ormancılık çalıĢmalarındaki kullanım alanları ve
önemi kısaca açıklanarak literatürdeki yeri belirtilmiĢtir.
          Üçüncü bölümde çalıĢmada kullanılan yazılım fotogrametrisi yöntemiyle ilintili olarak
fotogrametrik prensipler belirtilmiĢ ve fotoyorumlamanın prensiplerine de değinilerek ormancılık
çalıĢmalarında bu yöntemin nasıl uygulandığı açıklanmıĢtır. Yazılım fotogrametrisi yöntemi ve yöntemin
uygulanmasında kullanılan iĢlemler açıklanarak, çalıĢmanın akıĢ diyagramı verilmiĢtir.
          Bulgular bölümünde çalıĢma alanı üzerinde yazılım fotogrametrisi yönteminin uygulamaları
gerçekleĢtirilmiĢ ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiĢtir. Bu sonuçlara göre, yapılan havai üçgenleme
sonucunda uygulama modeline ait karesel ortalama hata değeri 1,6230 m olarak elde edilmiĢtir.
OluĢturulan model üzerinden çalıĢma alanına ait sayısal yükseklik modeli ve ortofoto haritalar üretilerek
bu haritalar tez içerisinde sunulmuĢtur. Ayrıca stereo model üzerinden yapılan yorumlamalarla, çalıĢma
alanına ait meĢcere haritası ve yol durumunu gösterir haritalar üretilmiĢtir.
          TartıĢma ve sonuç kısmında elde edilen verilerin nasıl değerlendirilebileceği hakkında yorumlar
ve önerilere yer verilmiĢtir.
          Sonuç olarak, yapılan bu çalıĢma ile ormancılık çalıĢmalarında altlık olarak kullanılabilecek
niteliklere sahip, orman alanlarına yönelik coğrafi veriler tamamen sayısal ortamda elde edilmiĢtir.
        The Acquisition of Geographic Data Through Softcopy Photogrammetry in Forestry
          Nowadays many of the maps for using in Turkey‟s forestry applications are produced by
photogrammetric methods. Parallel to the development in computer technology, instruments used in
photogrammetric studies replaced from very complex old analog and analytic photogrammetric
instrument to computer software and hardware. Thus maps, they produced in hardcopy formats in the past
that, are now producing in digital (softcopy) formats and they can be evaluated in geographic information
systems. In this research, today‟s technologic opportunities are applicated on one research area to
understand how to obtain geographic data‟s using by softcopy (digital) photogrammetric methods in
forestry applications.
          In the first chapter, photogrammetry concept is shortly explained and this thesis‟ aims and scopes
are denoted.
          In the second chapter, the development of photogrammetry science, its usage in forestry
applications and importance are shortly described and its place in the literature is underlined.
          In the third chapter, related to softcopy photogrammetric methods, photogrammetry and
photointerpretation principles are explained and approaches to these methods in forestry applications are
interpreted. Then, softcopy photogrammetric methods and in their application processes are explained and
flow chart is given.
          In the findings chapter, softcopy photogrammetric methods and its processes are applied on the
research area and results are evaluated. Based on the results, after the application of aerial triangulation
process root mean square error (RMSE) of application model is derived as 1,6230 m. Reffered to built
model, digital terrain model and orthophoto maps are produced and are given in the thesis. Additionally,
produced digital elevation model is checked on by SRTM data and its results are showed. And based on
stereo models, forest stand map and road maps are interpreted and produced, based on stereo models.
          In the final chapter, evaluations of the produced data are interpreted and gave some suggestions
about how to utilize these data are given.
          In conclusion, this research, the acquisition of geographic data qualifiaed for using in forestry
applications is accomplished in computer media through softcopy photogrammetry.
BALCI Nejdet


DanıĢman                   : Doç. Dr. Alper ÇOLAK
Anabilim Dalı              : Orman Mühendisliği
Programı                   : Silvikültür
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Alper ÇOLAK (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Ferhat BOZKUġ
                             Prof. Dr. Gülen ÖZALP
                             Prof. Dr. Hakan ALTINÇEKĠÇ
                             Yard. Doç. Dr. Adil ÇALIġKAN


               Kocadüz (Hendek) Yöresindeki Doğu Kayını (Fagus Orientalis Lipsky) Doğal
                 Gençliklerinde Vitalite Ve Büyüme Formları Üzerine AraĢtırmalar
          Bu çalıĢmada, Kocadüz (Hendek) yöresindeki Doğu Kayını doğal gençliklerinde vitalite ve
büyüme formu sınıfları araĢtırılmıĢtır. Kayın doğal gençliklerinin, farklı vitalite ve büyüme formu
sınıflarına dağılımları, bu farklı sınıflardaki bireylerin “Honowski IĢık Faktörü” değerleri ile boy
arasındaki iliĢkileri; üst, orta ve alt yamaçta ayrı ayrı araĢtırılmıĢtır.
          AraĢtırma sonucunda 5 yaĢındaki Kayın doğal gençliklerinde aĢağıdaki bulgular elde edilmiĢtir:
          AraĢtırma alanında yapılan ön çalıĢma ile vitalite sınıflarında yanlızca sağlıklı bireyler
bulunduğundan sağlıklı bireyler için 4 ayrı vitalite ve büyüme formu sınıfı oluĢturulmuĢtur.
Tüm örnek alanlarda vitalite ve büyüme formu sınıflarının tamamının bulunduğu belirlenmiĢtir.
Vitalite ve büyüme formu sınıflarından 1. ve 4. sınıf en az iken, 2. ve 3. sınıfın en fazla olduğu ortaya
konulmuĢtur.
          1.Vitalite ve büyüme formu sınıfının “Honowski IĢık Faktörü” değerinin diğerlerinden daha
yüksek olduğu belirlenmiĢtir.
          Boy büyümesinin en fazla 1. vitalite ve büyüme formu sınıfında olduğu belirlenmiĢtir.
Üst, orta ve alt yamçlarda yukarıda belirtilen özellikler açısından yamaçlar arası farklılık
belirlenmemiĢtir.
          Vitalite ve büyüme formu sınıflarının ayrıntılı olarak incelendiği bu çalıĢma; orman bakımı
iĢlemlerinin yapılması, meĢcere sürekliliği, vitalitesi ve stabilitesi açısından oldukça önemli olabilecektir.
Nitekim vitalite sınıfı yüksek olan bireylerin aynı zamanda sağlık durumu ve büyüme potansiyeli de
yüksektir.

 Research on The Oriental Beech (Fagus Orientalis Lipsky) on Natural Generatıon’s Vitality and
                           Growth Form Class in District Kocadüz (Hendek)
         In this study, vitality and growth form class of Oriental Beech on natural generation period was
investigated in district of Kocadüz (Hendek). Dispersal to different vitality and growth form classes are
examined, correlation between “Honowski Ligth Factor” and length of individuals in which every
different class on the top, middle and bottom hillside seperately.
         As a result of this study following results were obtained for 5 years old beech on natural
generation:
         It was obtained from preliminary work performed on investigation area, that 4 different vitality
and growth form classes are constituted because of there are only healthy indivuals in vitality classes.
It was determined that all vitality classes are found in all sample areas.
It was identified that there are individuals from second and third vitality and growth form classes at most
and individuals from first and fourth ones at least in all sample areas.
It was verified that Honowski Light Factor of first vitality and growth form class is the maximum.
The maximum increasing value of length was determined on first vitality and growth form class.
It was determined that there was no difference on the top, middle and bottom hillside for the features of
five parameters mentioned above.
         In this study, it was determined that the maintaining of forest according to vitality and growth
form class could be an important parameter on continuity,vitality and stability of canopy. Therewithal
individuals in the best vitality class have a high potential of health and growth.
AYDIN Abdurrahim


DanıĢman                   : Prof.Dr. Hüseyin E. ÇELĠK
Anabilim Dalı              : Orman Mühendisliği
Programı                   : Orman ĠnĢaatı ve Transportu
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Hüseyin E. ÇELĠK (DanıĢman)
                             Prof.Dr. Mesut HASDEMĠR
                             Prof.Dr. Kamil ġENGÖNÜL
                             Doç.Dr. M. Emin BĠRPINAR
                             Doç.Dr. Fatmagül BATUK



      Büyük Menderes Nehri Sağ Sahil Derelerindeki Sel Kontrol ÇalıĢmalarının Ġrdelenmesi
          Seller can ve mal kayıplarına neden olan doğal bir afettir. Türkiye‟de en çok karĢılaĢılan
meteorolojik karakterli doğal afet % 30 ile sel ve taĢkınlardır. Küresel iklim değiĢimi ile beraber sellerin
gündelik hayatımızı daha fazla etkileyeceği bilim dünyasında ifade edilmektedir.
          ÇalıĢmanın amacı 1960‟lı yıllarda DSĠ (Devlet Su ĠĢleri) tarafından etüd ve ıslah çalıĢmalarına
baĢlanan Büyük Menderes Nehri havzasının sağ sahil derelerinin (Nazilli-Buldan arası), aradan geçen
süre içerisinde havzaların bitki örtüsünde meydana gelen değiĢimin ve ıslah baĢarı durumunun ortaya
konulması, örnek bir havzada HEC-RAS (Hydrologic Engineering Center-River Analysis System)
yazılımı ile CBS (Coğrafi Bilgi Sistemi)‟ye entegre taĢkın simülasyonunun yapılmasıdır. Islah
çalıĢmalarında bazı havzalarda DSĠ ile OGM (Orman Genel Müdürlüğü) (açık olduğu dönemlerde AGM :
Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü) ve -kapatılmadan önce- KHGM (Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü) ile
iĢbirliği yapılmıĢtır.
          ÇalıĢmada yan dere havzalarının sel ve taĢkına olan etkisini görmek amacıyla morfometrik
analizleri yapılmıĢ, ıslah öncesi durum ve ıslah sonrası arazi örtüsünde meydana gelen değiĢim
incelenmiĢ, son olarak ta bu yan derelerden Mastavra dere havzasında CBS‟ye entegre HEC-RAS
yazılımı ile taĢkın analizi yapılmıĢtır.
          Havzalarda nüfus değiĢimi incelenmiĢ, yukarı havzada nüfus artıĢ hızının düĢtüğü, buna karĢın
taĢıntı konisi üzerinde nüfus artıĢ hızının arttığı saptanmıĢtır.
          Morfometrik analizler sonucu havzalarda bazı parametrelerin yüksek olması sel ve taĢkın
riskinin yüksek olduğunu göstermektedir.
          Islah sonrası arazi kullanımı incelendiğinde havzaların tümünde orman varlığının nitelik olarak
arttığı görülmüĢtür. Ancak tüm havzalarda orman varlığının alansal olarak artmadığı ve hatta bazı
havzalarda azaldığı belirlenmiĢtir.
          Çok yüksek eğime sahip olan araĢtırma alanındaki havzalarda yanlıĢ arazi kullanımı halen ciddi
bir problem olmaya devam etmektedir. Tarımsal amaçlı olarak kullanılmaması gereken arazi sınıflarında
tarım yapılmaktadır. Tarım ve tarım-açıkalan olarak kullanılan alanların % 80,78‟i tarımsal amaçlı
kullanılmaması gereken VI-VIII sınıf araziler üzerinde yeraldığı belirlenmiĢtir. Bu durum bazı havzalarda
havza ıslah çalıĢmalarından sonra artıĢ göstermektedir.
          Mastavra dere havzasında yapılan taĢkın analizi ile taĢkın altında kalabilecek alanlar belirlenmiĢ
ve haritalanmıĢtır.
          Havzalarda ortalama yağıĢta önemli bir değiĢim olmamasına karĢın ıslah çalıĢmalarından sonra
sel ve taĢkın yaĢanmamıĢtır. Bu sonuçta yukarı havzada taĢıntı barajlarıyla dere tabanlarının stabil hale
getirilmesi, yamaçların orman örtüsünün ıslah planının yapıldığı yıllara oranla hem alansal olarak artması
hemde verimli ormanlar haline dönüĢmesi ve yukarı havzada nüfus artıĢ hızının azalmasına bağlı olarak
orman tahribinin azalması etkili olmuĢtur.
Investigation of Torrent Control Works of Right Bank Tributaries in Büyük Menderes River Basin
          Torrents are the natural disasters which lead to losses lives and properties. Torrents are the most
frequent meteorological origined natural disasters in Turkey with 30% occurring rate. It is assumed by
scientists that the floods may possibly be more effective in our daily lives due to the possible impacts of
the global climate change.
          The purpose of this study is to determine the change of vegetation cover and the success of
improvement works within the watersheds of the right bank tributaries of Büyük Menderes River where
practices were initiated by The State Hydraulic Works (DSĠ) during the 1960‟s. Furthermore study
involves flood simulation for a sample watershed using GIS (Geographical Information Systems)
integrated HEC-RAS (Hydrologic Engineering Center-River Analysis System) software. DSĠ, The
General Directorate of Forestry (OGM), The General Directorate of Afforestation (AGM) (when it was
on service) and The General Directorate of Rural Affaires (KHGM) (when it was on service) corporate
with for some watersheds.
          The morphometric analyses were conducted to observe the effects of tributaries on torrents. The
situation before the improvement works and the change in the vegetation cover after the improvement
works were examined. Finally flood analysis was conducted for one of these tributaries, Mastavra creek
watershed, using GIS integrated HEC-RAS software.
          According to population change analysis in the watersheds, it was noticed that the population
increase speed within the upstream is lower than within the alluvial cone.
          Based on the results of the morphometric analysis, the high levels of some parameters within the
watersheds indicate the high possibility of flood risk.
          The investigation of the land use situation after the improvement practices showed that the
quality of the forests had increased within all the watersheds. However it was determined that the area of
the forests have not increased within all the watersheds besides it have decreased within some watersheds.
          The land misuse at the very steep watersheds within the research area has still been a serious
problem. The agricultural practices have been conducted in the land classes which are not suitable for
agriculture. The 80,78% of agriculture practised lands which are used for agricultural and agricultural-
bare land purposes take place on VI-VIII land capability classess. This situation has increased within
some watersheds after improvement practices.
          The lands susceptible to flooding were determined and mapped based on the flood analysis
conducted for the Mastavra creek watershed.
          Although there was no important change in the average rainfall in the study area, flooding did
not occur after the watershed improvement works. For the achievement of such a success, the stabilization
of the stream beds at the upstream, the quantitative and qualitative increment of the forest vegetation
cover of the hillsides compared to the years when the improvement plans were first prepared and cease of
the upstream forest destruction due the decreasing of population increasing speed have played significant
role.
ÖZSÜT Huriye Melda


DanıĢman                   : Prof. Dr. Ahmet TÜRKER
Anabilim Dalı              : Orman Mühendisliği
Programı                   : Ormancılık Ekonomisi
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Ahmet TÜRKER
                             Prof. Dr. Ramazan KANTAY
                             Prof. Dr. Ömer SARAÇOĞLU
                             Doç.Dr. Kenan OK
                             Yrd. Doç.Dr. Aytekin ERTAġ


      Türkiye’deki Mantar MeĢesi (Quercus suber L.)’nin Ekonomik Öneminin AraĢtırılması
         Bu çalıĢmada mantar meĢesinin ekonomik önemi araĢtırılmıĢtır. Burada önce mantar meĢesiyle
ilgili genel bilgiler, mantar meĢesinin dünyadaki yayılıĢ alanları ve doğal olarak yetiĢtiği ülkelerin
ekonomilerine olan katkısı, Türkiye‟de bugüne kadar yapılan mantar meĢesi yetiĢtirme çalıĢmaları ve
Türkiye‟deki mantar meĢesi ekonomisi üzerinde durulmuĢtur. Ardından kuramsal bir senaryo
hazırlanmıĢtır. Bu senaryoda ülkemizde mantar meĢesi için uygun yetiĢme ortamına sahip alanlarda bir
mantar meĢesi ağaçlandırmasının gelir ve giderleri hesap edilmeye çalıĢılmıĢtır. Bunun için ise 4x4m,
5x5m, 8x4ve 6x6m mesafe ve aralıklarda, iĢgücü, makine ve iĢgücüne göre sekiz seçenek oluĢturulmuĢ,
bu seçeneklerin karlılıkları hesaplanmıĢtır. Sonuç olarak 5x5m, makine – iĢgücü seçeneği ve 8x4m,
makine – iĢgücü seçeneği %11,19 ile en yüksek iç karlılık oranını (ĠKO) vermiĢtir.


      The Research of The Economic Importance of Cork Oak (Quercus suber L.) in Turkey
         In this study, the economic importance of the cork oak was researched. The study‟s emphasis
was on the general information of the cork oak, the natural range of cork oak in the world, its contribution
to the economies of countries where cork oak grows, the history of cork oak plantation projects in Turkey
and the economic infrastructure of cork oak in Turkey. After research of subjects mentioned previously, a
theoretical scenario was prepared for this study. Income and expenditure account of afforestation was
calculated for the proper areas where cork oak can be grown in Turkey. In the research, 8 options
concerning to labor force, mechanization-labor force and the spacings 4x4m, 5x5m, 8x4m and 6x6m were
formed to calculate their profits. Consequently, the option of the spacings 5x5m, mechanization-labor
force and 8x4m, mechanization-labor force gave the highest internal rate of return (IRR) with %11,19.
TAZE Ferhat


DanıĢman                   : Doç. Dr. Yusuf GÜNEġ
Anabilim Dalı              : Orman Mühendisliği
Programı                   : Çevre ve Orman Hukuku
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Yusuf GÜNEġ (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Sedat AYANOĞLU
                             Prof. Dr. Ahmet TÜRKER
                             Prof. Dr. Avni Yücel ERYILMAZ
                             Doç. Dr. Aynur Aydın COġKUN


                                 Korunan Alanların Hukuksal Statüsü
          Bu çalıĢmanın amacı, korunan alanların öncelikle ülke düzeyinde olmak üzere hukuksal
dayanaklarını ortaya koymak ve bu alanların korunması ve kullanılması ile ilgili yasal düzenlemeleri
belirlemek ve baĢta uygulamacılar olmak üzere, ilgili kesimlere ve Ģahıslara yol gösterecek önerilerde
bulunmaktır.
          Bu tez çalıĢması, korunan alanların yasal dayanaklarının daha iyi anlaĢılması ve uygulamada
karĢılaĢılan sorunlara hukuksal yollarla çözüm üretilmesine yardımcı olacak verilerin elde edilmesi
bakımından oldukça önemlidir.
          ÇalıĢma, korunan alanların dünya ve ülke düzeyinde ortaya çıkıĢını ve geliĢimini,
oluĢturulmasındaki var olan felsefi düĢünceyi, belirlenmesi ile ilgili teknik, usul ve esasları, ekonomik
yararlanma ile olan iliĢkisinin hukuksal dayanaklarını, planlanmasını ve bu alanlarda izin verilen ve
yasaklanan faaliyetleri kapsamaktadır.



                                   Legal Status Of Prortected Areas
          This study aims to research legal basis for protected areas at national level as well as analyse
legislation addressing these areas in terms of conservation measures and exploitation principles in general
and give a guideline for practitioners and stakeholders in particular.
          This thesis is significant for better understanding of legal basis of protected areas and providing
new ideas for creating legal solutions for law enforcement issues.
          This study covers the first appearance and development of protected areas at both national and
global level. The main philosophies behind such a development is also discussed in the first starting from
their initial establishment, following guidelines for designation procedures, exploitation at these means
and ending management planning are also investigated. Also, necessary protection measures and
prohibited and permitted activities are included throughout the study.
ORMAN ENDÜSTRĠ MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



ÖZTÜRK Emel


DanıĢman                  : Prof. Dr. Ercan TANRITANIR
Anabilim Dalı             : Orman Endüstri Mühendisliği
Programı                  : Orman Endüstrisi Makinaları ve ĠĢletme
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Ercan TANRITANIR
                            Prof. Dr. Ahmet KURTOĞLU
                            Prof. Dr. K. Hüseyin KOÇ
                            Prof. Dr. Bülent DURMUġOĞLU
                            Doç. Dr. Tuncer DĠLĠK


  Kesikli Seri Üretim Sistemlerinde MRP II (Ġmalat Kaynak Planlaması)’nın Tasarımı ve Orman
                            Ürünleri Endüstrisine Yönelik Bir Uygulaması
          Günümüzde iĢletmeler, üretim sektöründeki uluslararası rekabet ve sürekli değiĢime ayak
uydurmak zorunda kalmaları nedeniyle, mevcut sistemlerinde esneklik sağlayabilmek için yeni stratejiler
geliĢtirmeye yönelmiĢlerdir. Önemini yitiren kitle üretim stratejisini terk edip, ürünlerini daha geliĢmiĢ
teknoloji ve süreçlerle üretmeyi seçmiĢler ve otomasyona geçmiĢlerdir.
          Ülkemizdeki iĢletmelerin en önemli sorunlarından biri de, üretim içi envanterin büyük
miktarlarda olması ve etkin olarak denetlenememesidir. Malzeme ihtiyacının iyi planlanamamasından,
üretimin standartlaĢtırılmıĢ olmamasından, üretimin yavaĢ ve dengesiz olarak ilerlemesinden kaynaklanan
envanter maliyetleri, verimliliğin düĢmesine sebep olmaktadır. Bu nedenle iĢletmelerin akılcı planlar
yapmasına ve mevcut kaynaklarını daha verimli kullanılmasına olanak sağlayacak olan imalat kaynakları
planlama sistemlerinin önemi her geçen gün artmaktadır.
          Orman ürünleri endüstrisi, geliĢmiĢ üretim teknolojilerinin son yıllarda uygulanmaya baĢlandığı
bir sektördür. ĠĢletmelerin mevcut yapısı ve geliĢen sektörel ihtiyaçlar, planlama gereksiniminin her geçen
gün daha da önemli hale gelmesini sağlamıĢtır. Sektörde uygulanacak olan bilgisayar destekli üretim
yönetimi sistemleri ile maliyet analizleri, üretim süreç planlaması, malzeme ihtiyaç planlaması ve imalat
kaynak planlaması gibi temel gerekliliklerin uygulanması gerçekleĢtirilmiĢ olacaktır.
          Bu çalıĢmanın amacı, son yıllarda çeĢitli sektörlerdeki iĢletmelerin yoğun bir Ģekilde
kullanmakta oldukları malzeme yönetim sistemlerinden biri olan Ġmalat Kaynak Planlaması (MRP II)‟nın,
kesikli seri üretim yapan bir orman endüstri iĢletmesindeki uygulama sürecini incelemek, uygulama
sürecinde ortaya çıkan sorunları belirlemek ve sistemin orman endüstrisine katkısını örnek bir iĢletme
üzerinde değerlendirmektir.
          ÇalıĢmanın ilk bölümlerinde üretim ve üretim sistemleri, genel hatları ile günümüz orman
ürünleri endüstrisi, Malzeme Ġhtiyaç Planlaması (MRP) ve Ġmalat Kaynak Planlaması (MRP II)
tanıtılmıĢtır.
          Uygulama, Dekor AhĢap Ürünleri San. A.ġ.‟nin mutfak mobilyası üreten fabrikasında
gerçekleĢtirilmiĢtir. ĠĢletmeden elde edilen verilerinin değerlendirilmesinde KaleDATA Bilgi Sistemleri
San. ve Tic. A.ġ tarafından sağlanan sağlanan ve bir ERP yazılımı olan IBPro kullanılmıĢtır.
Uygulamada MRP II sisteminin geniĢ içeriği göz önüne alınarak karmaĢıklığı engellemek amacıyla,
üretilen farklı modellerdeki mutfak çeĢitlerinden iki modele ait veriler kullanılmıĢtır.
          Sonuç olarak bu uygulama ile MRP II‟nin üretim modülü çalıĢtırılarak, sipariĢi verilen bir
ürünün üretilmesi için üretim planlamada gerçekleĢen aĢamalar incelenmiĢtir. Bunun sonucunda
iĢletmenin mevcut sisteminin değerlendirme gereksinimi ortaya konmuĢtur.
   The Design of MRP II (Manufacturing Resource Planning) in The Discontinuous Production
                       Systems and an Application in Forest Products Industry
          Today, the enterprises tend to develop new strategies to achieve flexibility in their present
systems as they have to keep up with the continuous changes and competition in the manufacturing
sector. They have left mass production strategy and chose to manufacture with more developed
technology and processes. They have proceeded to otomation.
          One of the most important problems in our country is great amount of work in process and non-
inspection. Inventory costs as the results of improper planning, unstandardized, slow and unbalanced
manufacturing, cause a decrease in productivity.
          Manufacturing resource planning systems become more important as they support the firms with
their existing resources more properly.
          Forest products industry is the sector that applies developed manufacturing technologies in the
last few years. Existing structure of the firms and the needs that appear everyday have made planning
more important day by day.
          With the computer aided manufacturing management system, basic needs such as cost analysis,
manufacturing process planning, material requirement planning and manufacturing resource planning
would be applied.
          In this study, an application of Manufacturing Resource Planning (MRP II) in a forest product
enterprise with a discontinuous production system was considered.
          In the first part of the study, production and production systems, todays forest products industry
in general, MRP as the first step as MRP II and MRP II are introduced.
          In the application part of the study, the data from a kitchen manufacturing enterprise was studied
by IBPro software that is used in the MRP II with the application, the phases in manufacturing planning
for the production of an ordered product by MRP II modules were investigated.
          For the application, large content of MRP II system was considered and in order to disable the
complication, data of two models among different types of kitchen products were used.
          As a result with this application manufacturing module of MRP II was used to study the steps of
manufacturing planning to manufacture an ordered product. As the result of this, the need of evaluation of
the present system of the enterprise was determined.
TERZĠ Evren


DanıĢman                   : Doç. Dr. S. Nami KARTAL
Anabilim Dalı              : Orman Endüstri Mühendisliği
Programı                   : Orman Biyolojisi ve Odun Koruma Teknolojisi
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. S. Nami KARTAL (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Ramazan KANTAY
                             Prof. Dr. Nurgün ERDĠN
                             Doç. Dr. Nural YILGÖR
                             Yrd. Doç. Dr. A. Dilek DOĞU


          Amonyum BileĢikleri ile Emprenye Edilen Ağaç Malzemenin Yanma Özellikleri
           Bu çalıĢmada, monoamonyum fosfat (MAP), diamonyum fosfat (DAP) ve amonyum sülfat (AS)
gibi günümüzde yanmayı geciktirici olarak kullanılan ve didesil dimetil amonyum klorid (DDAC) ve
didesil dimetil amonyum tetrafloraborat (DBF) gibi henüz yanmayı geciktirici etkileri bilinmeyen
kimyasal maddeler ile emprenye edilmiĢ masif ve kontrplak malzemenin yanma ve su absorpsiyon
özellikleri incelenmiĢtir.
           Masif örnekler sarıçam (Pinus sylvestris L.) ağaç türüne ait tomruğun diri odun kısmından elde
edilmiĢtir. HuĢ ve melez cinsi soyma kaplamalardan elde edilmiĢ kontrplak malzemeden ise levha
örnekleri elde edilmiĢtir. Kontrplak üretim prosesi, temel olarak çift numaralı kaplamaların her iki
yüzeyine 200 g/m2 miktarında fenol formaldehit reçinesi sürülmesi ve 140 C sıcaklık ve 1.2 N/mm2
basınç altında 12 dakika preslenmesinden oluĢmaktadır. Yanma özelliklerinin tespiti amacı ile ASTM
1354 ve ASTM E 69 numaralı test metodları, su absorpsiyon özelliklerinin tespiti için ise TS EN 317
numaralı test metodu kullanılmıĢtır. Belirtilen standartlara göre örneklerin boyutlandırılması ve
kondisyonlanması gerçekleĢtirilmiĢtir.
           Belirtilen standartlara uygun olarak hazırlanan örnekler yukarıda belirtilen emprenye
maddelerinin su ile hazırlanmıĢ %1 ve %4‟lük çözeltileri ile emprenye edilmiĢlerdir. ASTM E 69
numaralı test metodu kullanılarak belirli özellikleri taĢıyan alevin deney örnekleri üzerinde meydana
getirdiği ağırlık kayıpları tespit edilmiĢtir. ASTM 1354 numaralı test metodunun kullanılması ile ise
deney örnekleri üzerinde meydana gelen ağırlık kaybı, ısı yayılma hızı, alevli yanma süresi, etkili yanma
ısısı, spesifik kayıp alan, ısı yayılma hız pik ve alev yayılma indeks değerleri tespit edilmiĢtir. Elde edilen
verilerin istatistik yönden analizi amacı ile değerler üzerinde tek yönlü varyans analizi (Anova)
yapılmıĢtır. Birbiri ile farklılık gösteren grupların tespiti amacı ile ise Tukey testi kullanılmıĢtır. Elde
edilen bilgiler literatür bilgileri ile karĢılaĢtırılmıĢ ve değerlendirmeler yapılmıĢtır.
           Bu çalıĢmada yapılan ateĢ borusu denemelerinde DDAC ile emprenye edilen masif örneklerde
%1 DDAC ve %4 DDAC için sırası ile %84 ve %87 ağırlık kaybı meydana gelmiĢtir. DBF ile emprenye
edilen örneklerde ise %1 DBF ve %4 DBF için sırası ile %83 ve %79 olmuĢtur. %1 MAP, %1 DAP ve
%1 AS kimyasal maddeleri ile emprenye edilen kontrplak örneklerinde sırası ile %74, %73 ve %78
ağırlık kaybı tespit edilmiĢtir. Bu kimyasal madde konsantrasyonunun %4‟e çıkarılması durumunda ise
sırası ile %54, %67 ve %71 ağırlık kaybı meydana gelmiĢtir. Kontrol örneklerinde meydana gelen ağırlık
kaybı ise %82 olarak belirlenmiĢtir. Kontrplak örnekleri üzerinde yapılan denemelerde de örnek grupları
arasında benzer farklılıklar tespit edilmiĢtir.
           Oksijen tüketim kalorimetresi kullanılarak elde edilen alev yayılma indeks (FSI) değerleri
incelendiğinde hiçbir grupta A sınıfına ait değer aralığına ulaĢılamamıĢtır. MAP, DAP ve AS grubu
örneklerde konsantrasyonun %1 den %4‟e çıkarılması durumunda örneklerin FSI değeri C sınıfından B
sınıfına yükselmiĢtir. Yalnızca AS grubu kontrplak örnekleri için konsantrasyon artıĢı herhangi bir sınıf
değiĢikliğine neden olmamıĢtır. DDAC ve DBF kimyasal maddeleri ile emprenye edilen örneklerin FSI
değerleri incelendiğinde yalnızca %1 konsantrasyondaki DDAC kimyasal maddesi ile emprenye edilen
örneklerin B sınıfına dahil olabildiği, diğer grupların değerlendirme dıĢı kalarak FSI değeri bakımından
yanmayı geciktirici bir etkiye sahip olmadıkları belirlenmiĢtir.
           Toplam ısı yayılımı bakımından kimyasal maddelerin etkinliği incelendiğinde masif ve sarıçam
örneklerinde MAP DAP ve AS gruplarındaki ısı yayılım miktarları DDAC, DBF ve kontrol gruplarına
göre daha düĢük seviyede olduğu tespit edilmiĢtir. Ayrıca MAP, DAP ve AS kimyasal maddelerinin
retensiyon miktarının artması toplam ısı yayılımında azalma olduğu tespit edilmiĢtir.
         AteĢ borusu denemelerinden elde edilen ağırlık kayıpları değerleri ve oksijen tüketim
kalorimetresi testlerinden elde edilen ısı yayılma hızları, ağırlık kaybı ve geri kalan ağırlık fraksiyonları,
etkili yanma ısısı, alev yayılma indeksi, ağırlık kaybı ve alev geliĢme eğrileri incelendiğinde sarıçam ve
kontrplak örneklerinde %4 MAP, DAP ve AS çözeltilerinin yanmayı geciktirici etkilerinin olduğu tespit
edilmiĢtir. Bunun yanında DBF ve DDAC maddelerinin yanmayı geciktirici bir etkiye sahip olamadıkları
belirlenmiĢtir. Bu çalıĢmada retensiyon miktarlarının ticari uygulamalardaki retensiyon değerlerinden
oldukça düĢük olması nedeni ile retensiyon miktarlarının artırılması ile yanma özelliklerinde iyileĢmeler
olabileceği düĢünülmektedir.
         TS EN 317 standart test metoduna göre yapılan denemelerde ise kimyasal madde grupları
arasında belirgin bir iliĢki tespit edilememiĢtir. Kullanılan kimyasal madde konsantrasyonlarının oldukça
düĢük olması nedeni ile bu durumun ortaya çıktığı düĢünülmektedir.

               Fire Properties of Wood Materials Treated With Ammonia Compounds
          In this study, fire and water absorption properties of solid wood and plywood treated with
commercial fire retardants, monoammonium phosphate (MAP), diammonium phosphate (DAP) and
ammonium sulphate (AS) as well as quaternary ammonia compounds, didecyl dimethyl ammonium
chloride (DDAC) and didecyl dimethyl ammonium tetrafluoroborate (DBF) of which fire properties have
not studied yet were evaluated.
          Solid wood specimens were obtained from sapwood portions of a scotch pine (Pinus sylvestris l.)
log, whilst plywood specimens were cut from plywood panels manufactured with birch and spruce
veneers by applying phenol formaldehyde resin at a rate of 200 g/m2 and using a pressure of 1.2 N/mm2
at 140C for 12 min.
          All specimens were treated with 1% and 4% aqueous solutions of the chemicals stated above.
For fire properties, ASTM E 69 and ASTM 1354 standard methods were followed. Water absorption
properties were determined based on TS EN 317 standard method. In the tests according to ASTM E 69
standard method, mass losses in the specimens during the tests were determined; however, more detailed
investigations were performed following ASTM 1354 standard method such as mass loss in the
specimens, heat release rate, time for sustained ignition, effective heat of combustion, specific extinction
area, peak heat release rate, residual mass fraction and flame spread index (FSI).
          For statistical analyses of the data, one way variance analysis (ANOVA) were used to compared
several groups of observations and all data were then statistically compared by tukey‟s test. The results
from the study were also compared with previous results done by several researchers.
In the fire tube tests based on ASTM E 69 standard method, 84% and 87% mass losses were found in the
solid wood specimens treated with 1% and 4% DDAC, respectively. DBF, however, was resulted in
slightly less mass losses in the solid wood specimens treated with the same concentration levels. In the
tests with MAP, DAP, and AS, considerably less mass losses occurred in the solid specimens treated with
4% of the chemicals. 54%, 67%, and 71% mass losses were obtained in those specimens; however, mass
losses increased when the specimens were treated with 1% solutions of the same chemicals. Control
specimens had 82% mass loss in the tests and similar results were obtained in the plywood specimens.
          In the cone calorimeter tests based on ASTM 1354 standard method, no specimens were rated as
class a which is the most restrictive requiring fire retardant treatment of wood products. In MAP, DAP
and AS-treated specimens, FSI values increased from class C to class B as solution concentrations
increased from 1% to 4%. However in the plywood specimens treated with as, no class change was
determined as the concentration level increased to 4%. In the specimens treated with the quaternary
ammonia compounds, DDAC and DBF, only DDAC-treated specimens were class B and all other
specimens treated with dbf showed poor fire properties based on the FSI evaluations.
          Total heat release rate curves over the duration of the tests showed that total heat release rates of
the specimens treated with MAP, DAP, and AS were much lower than those of both DDAC and DBF-
treated specimens and untreated control specimens. With increase in the solution concentration in MAP,
DAP, and AS, total heat release rates of the specimens decreased.
          Water absorption tests revealed that no clear relationships were determined due to probably low
retention levels of the chemicals in the specimens.
          Overall, MAP, DAP, and AS showed better fire performance as fire retardants; however, DBF
and DDAC chemicals showed poor fire properties based on both ASTM E 69 and ASTM 1354 standard
tests. In this study, considerably less retention levels of the chemicals when compared to commercial
applications. It is likely that higher retention levels of DBF and DDAC may result in better fire
performance in both solid wood and plywood panels.
PEYZAJ MĠMARLIĞI ANABĠLĠM DALI



ÇELĠK Deniz


DanıĢman                   : Prof. Dr. Yahya AYAġLIGĠL
Anabilim Dalı              : Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Yahya AyaĢlıgil
                             Prof. Dr. Kamil ġengönül
                             Prof. Dr. Ömer Karaöz
                             Prof. Dr. Adnan Uzun
                             Prof.Dr. Hakan Altınçekiç



   Çim Alanlarının Tesisinde ve Bakımında Ortaya Çıkabilecek Sorunlar Üzerine AraĢtırmalar.
         Günümüzde çim alanlarının fonksiyonlarına ve iĢlevselliğine bağlı olarak peyzaj alanlarında
kullanımı hızlı bir Ģekilde artmaktadır. Çim alanlarının yaygınlaĢması sorunlarını da beraber
getirmektedir. Bu sorunlar, genelde çim alanlarının tesisinde yapılan yanlıĢlıklardan ve bakım
tekniklerinin doğru bir Ģekilde uygulanmamasından kaynaklanmaktadır. Bu tür hatalardan dolayı zaten
yüksek olan çim alanlarının maliyeti daha da yükselmektedir.
         Bu çalıĢmada, çim alanlarının tesisinde ve bakımında ortaya çıkabilecek sorunlar ve bu
sorunların giderilmesi için yapılması gerekenler, seçilmiĢ           örnek alanlarda uygulamalı olarak
değerlendirilmiĢtir. ÇalıĢmada Ġstanbul‟dan 4 adet ve Bodrum Türkbükü‟nden 1 adet örnek alan
seçilmiĢtir. Bu örnek alanlarda karĢılaĢılabilecek sorunlar belirlenmiĢ ve gerekli ölçümler yapılmıĢtır. Bu
ölçümler sonucunda alanlarda tekniğine uygun bakım çalıĢmaları yapılmıĢtır


            Studies on Problems Concerning The Establisment and Care of Lawn Areas
          Nowadays, using turfgrass in landscape plans considering their functionality is very popular.
The popularity of using turfgrass may also bring some problems due to the unappropriate turfgrass
designs and improper applications of maintenance techniques. These missapplications cause increase in
initial costs.
In this study, the inaccuracies due to the turfgrass building and maintenance, and rehabilitation techniques
are studied on 4 pilot gardens in Ġstanbul and one pilot garden in Bodrum-Turkbuku.                      The
misapplications that may be observed in these areas are indicated and the necessary measurements are
done as well. The proper maintenance studies are also applied considering the measurement results. At
the end of the maintenance applications, remarkable changes are observed as well.
KĠMYA ANABĠLĠM DALI

BAYRAK Bertan Boran

DanıĢman                   : Prof. Dr. Refiye YANARDAĞ
Anabilim Dalı              : Kimya
Programı                   : Biyokimya
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Refiye YANARDAĞ
                             Prof. Dr. Nuriye AKEV
                             Prof. Dr. AyĢen YARAT
                             Prof. Dr. AyĢe YUSUFOĞLU
                             Prof. Dr. Hacı ORAK

    Fındıktan (Corylus maxima Miller) Glukoz-6-Fosfat Dehidrogenazın SaflaĢtırılması ve Bazı
                                       Özelliklerinin Ġncelenmesi
          ÇalıĢmamızda, Türkiye‟de Giresun ili ve civarında oldukça bol miktarda yetiĢtirilen fındıktan
(Corylus maxima Miller) glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PD, E.C. 1.1.1.49) enzimi ilk kez saflaĢtırıldı
ve bazı özellikleri incelendi.
          G6PD fındıktan homojenizasyon, amonyum sülfat çöktürmesi ve hidroksilapatit kolon
kromatografisi yöntemleriyle 36,2 kat saflaĢtırıldı. SaflaĢtırma prosesi süresince sıcaklık +4ºC‟de tutuldu.
Protein miktar tayini Bradford ve Warburg yöntemlerine göre; enzim aktivitesi ise 37ºC‟de Beutler ve
Betke yöntemlerine göre, 340 nm dalga boyunda spektrofotometrede tayin edildi.
          G6PD enziminin PAGE sonucunda 271 kDa mol ağırlığına karĢılık gelen tek aktivite bandı
gösterdiği saptandı. SDS-PAGE sonucunda ise bu enzimin oktamer yapıda ve alt birim molekül
ağırlığının 33,820 kDa olduğu bulundu.
          G6PD koenzim olarak sadece NADP+‟yi kullandı. Optimum temperatürünün 37-40ºC arasında
olduğu, optimum pH‟sının ise 8.0 olduğu saptandı. Enzim tarafından katalizlenen reaksiyonun aktivasyon
enerjisi 5.01 kcal.mol-1 olarak bulundu.
          Enzimin D-glukoz-6-fosfat ve NADP+ substratlarına karĢı Km değerleri sırasıyla 1.9449 mM ve
0.4192 mM; Vmax değerleri ise sırasıyla 0.0514 U/mL ve 0.0428 U/mL bulundu.
          G6PD enzim aktivitesi üzerine çeĢitli anorganik, organik bileĢiklerin ve bazı deterjanların
etkileri incelendi. Ayrıca, enzimin depolanma kararlılığı da araĢtırıldı.

 Purification of Glucose-6-Phosphate Dehydrogenase From Hazelnut (Corylus maxima Miller) and
                                    Investigation of Some Properties
           In our study, glucose-6-phosphate dehydrogenase (G6PD, E.C. 1.1.1.49) was purified for the
first time from hazelnut (Corylus maxima Miller) being abundant in Giresun (Turkey) and surroundings
and some properties of the enzyme were investigated.
          G6PD was purified 36.2-fold from hazelnut by homogenization, ammonium sulfate precipitation,
hydroxylapatite column chromatography. Temperature of +4ºC was maintained during the purification
process. The protein content was determined by Bradford‟s and Warburg‟s methods and the enzyme
activity was measured spectrophotometrically at 37ºC according to Beutler‟s and Betke‟s methods at 340
nm.
          The PAGE of the purified enzyme showed one activity band corresponding to 271 kDa
molecular weight. SDS-PAGE showed that the enzyme was an octamer composed of 33.820 kDa
subunits.
          It was found that the purified glucose-6-phosphate dehydrogenase utilised only NADP + as a
coenzyme. The optimum temperature was found to be between 37-40ºC, and the optimum pH at pH=8.0.
The activation energy of the reaction catalyzed by the enzyme was calculated as 5.01 kcal.mol -1.
          The affinity of the enzyme against the D-glucose-6-phosphate and NADP+ was investigated Km
values were for D-glucose-6-phosphate and NADP+ 1.9449 mM and 0.4192 mM, respectively. Vmax
values were for D-glucose-6-phosphate and NADP+ 0.0514 U/mL and 0.0428 U/mL, respectively.
          The effects of several inorganic, organic compounds, and some detergents on the enzyme
activity was determined. Storage stability of the enzyme was also investigated.
TAġSETEN Gökçe


DanıĢman                   :Prof.Dr.Süleyman TANYOLAÇ
Anabilim Dalı              :Kimya
Programı                   :Organik
Mezuniyet Yılı             :2008
Tez Savunma Jürisi         :Prof.Dr.Süleyman Tanyolaç (DanıĢman)
                            Prof.Dr.Cemil ĠBĠġ
                            Prof.Dr.AyĢe Yusufoğlu
                            Prof.Dr.Serpil Göksel
                            Prof.Dr.Nüket ÖCAL (Y.T.Ü. Fen-Ed. Fak.)


                      Bazı Yeni Merkapto 1,2,4-Triazin BileĢiklerinin Sentezleri
          Bu çalıĢmada baĢlangıç maddesi olarak glioksilik asit monohidrat ve tiyokarbohidrazidin
reaksiyonu ile 4-amino-3-merkapto-1,2,4-triazin-5(4H)-on bileĢiği elde edildi. 4-Aminp-3-merkapto-
1,2,4-triazin-5(4H)-on‟un metil iyodür ile reaksiyonundan 4-amino-3-metiltiyo-1,2,4-triazin-5(4H)-on
bileĢiği sentezlendi.
          Elde edilen 4-amino-3-merkapto-1,2,4-triazin-5(4H)-on bileĢiği çeĢitli alkil tiyollerle reaksiyona
sokularak bileĢiğin beĢ adet S-alkil türevleri elde edildi. 4-Amino-3-merkapto-1,2,4-triazin-5(4H)-on
bileĢiğinin aldehitlerle reaksiyonu sonucunda 3 adet Schiff bazı sentezlendi.
          Sentezlenen bileĢikler kristalizasyonve kromotografik yöntemlerle saflaĢtırıldı., yapıları
elementel analiz, IR ve 1H-NMR yöntemleri ile aydınlatıldı.


                     Synthesıs of Some New Mercapto 1,2,4-Trıazınon Compounds
         In this study 4-amino-3-mercapto-1,2,4-triazin-5(4H)-on is synthesized from the reaction of
glioxylic acid monohydrate as starting compound with thiocarbohydrazide. 4-Amino-3-methylthio-1,2,4-
triazin-5(4H)-on was obtained from the reaction of 4-amino-3-mercapto-1,2,4-triazin-5(4H)-on with
methyl iodide.
         The five S-alkyl derivates of 4-amino-3-methylthio-1,2,4-triazin-5(4H)-on were obtained from
the reactions of various alkylthiols. By the reaction of the 4-amino-3-mercapto-1,2,4-triazin-5(4H)-on
with the aldehydes, three Schiff bases were synthesized.
         Structures of the synthesized compounds are characterized by elemental analysis, 1H-NMR and
IR spectra after the purification of the compounds by either chromatographic or crystalization methods.
HEVES Mediha Dilek


DanıĢman                   : Prof. Dr. Refiye YANARDAĞ
Anabilim Dalı              : Kimya
Programı                   : Biyokimya
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Refiye YANARDAĞ
                             Prof. Dr. AyĢe YUSUFOĞLU
                             Prof. Dr. Nuriye AKEV
                             Prof. Dr. AyĢen YARAT
                             Prof. Dr. Ġnci ARISAN-ATAÇ


    AKYILDIZ (Ornithogalum sigmoideum Freyn et Sint.)’IN ANTĠOKSĠDAN AKTĠVĠTESĠ
          Akyıldız (Ornithogalum sigmoideum Freyn et Sint.) Türkiye‟de Karadeniz Bölgesi‟ nde günlük
diyette yaygın bir Ģekilde kullanılır.
          Bu çalıĢmada akyıldızdan hazırlanan sulu, etil alkollü ve asetonlu ekstrelerin antioksidan
aktiviteleri, indirgeme gücü, serbest radikal giderme aktivitesi (DPPH), hidroksi radikali giderme
aktivitesi, ABTS radikal giderme aktivitesi, metal kelatlama aktivitesi gibi çeĢitli antioksidan testler
kullanılarak incelendi. Sonuçlar α-tokoferol, bütillenmiĢ hidroksi anisol, bütillenmiĢ hidroksi toluen gibi
nötral ve sentetik antioksidanlarla karĢılaĢtırıldı. Ekstrelerin total fenolik bileĢikleri ve flavonoid
miktarları da tayin edildi. ÇalıĢmada, antioksidan aktivitelerin ekstrelerin konsantrasyonuna bağlı olarak
arttığı saptandı.
          Testlerin büyük bir kısmında flavonoidce zengin aseton ekstresinin yüksek antioksidan aktivite
göstermesinden dolayı, antioksidan aktivite ile flavonoid bileĢikler arasında bir ilgi olduğu düĢünüldü.
          Ekstrelerin bütün testlerde antioksidan aktivite gösterdiği ve bu ekstrelerin doğal bir antioksidan
kaynağı olabileceği sonucuna varıldı.


              ANTIOXIDANT ACTIVITY of Ornithogalum sigmoideum Freyn et Sint.
          Ornithogalum sigmoideum Freyn et Sint. are used widely in the Black Sea reagion of Turkey for
consumption in the daily diet.
          In the present study, different antioxidant tests were employed in order to evaluate the
antioxidant activities of water, ethanol and acetone extracts of Ornithogalum sigmoideum Freyn et Sint.,
namely, reducing power, free radical scavenging (DPPH), hydroxy radical scavenging, ABTS radical
scavenging, metal chelating activities. The results were compared with natural and synthetic antioxidants,
e. g. α-tocopherol, butylated hydroxyanisole, butylated hydroxytoluene. The levels of total phenolics and
total flavonoids of the extracts were also determined. It was determined that antioxidant activity increased
with increased concentrations of the extracts.
          It is concluded that because of the highest antioxidant activity of acetone extract, which was rich
in flavonoid, there could be a relation between flavonoids and antioxidant activity.
          This study showed that Ornithogalum sigmoideum Freyn et Sint. extracts exhibited antioxidant
activity in all tests and that the extracts could be considered as a source of natural antioxidants.
ÖzbaĢ Fatih


DanıĢman                  : Doç.Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞLU
Anabilim Dalı             : Kimya
Programı                  : Biyokimya
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç.Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞL
                            Prof. Dr. AyĢe Zehra AROĞUZ
                            Prof. Dr.Ġzzet TOR
                            Doç.Dr. Ġrfan KZILCIKLI
                            Doç.Dr.Sinem GÖTÜRK


 Piridin Ve Bazı Piridin Türevlerinin (Α-Pikolin, Β-Pikolin Ve Γ-Pikolin) Aktif Karbon, Manyetik
                        Aktif Karbon Ve Moleküler Elek Ġle UzaklaĢtırılması
          Bu çalıĢma piridin, α-pikolin, β-pikolin ve γ-pikolinin sulu çözeltilerden aktif karbon, manyetik
aktif karbon ve moleküler elek üzerinde adsorpsiyonunu incelemektedir. Manyetik aktif karbon üretmek
için değiĢik oranlarda aktif karbon ve demir oksit karıĢımları kullanıldı (1:1; 2:1; 3:1) ve manyetik aktif
karbon FeCl3, FeSO4 ve aktif karbon süspansiyonundan 70 0C‟ de elde edildi. Süspansiyonun pH
değerini arttırmak için 5M NaOH çözeltisi kullanıldı.
          Kinetik veriler Lagergren birinci mertebeden hız eĢitliği kullanılarak analiz edildi. Her bir
adsorbat ve adsorbent için birinci mertebeden hız eĢitliği sabitleri hesaplandı. Tanecik içi difüzyon
sabitleri hesaplandı.
          Langmuir ve Freundlich izotermleri kullanıldı ve her iki izotermin sabitleri hesaplandı. Her bir
adsorbent için kapasite γ-pikolin > β- pikolin > α- pikolin > piridin sırasına uyduğu görüldü. Demir
oksitin varlığı manyetik aktif karbonun kapasitesini düĢürdüğünden aktif karbonun kapasitesi manyetik
aktif karbonun kapasitesinden daha yüksek bulundu.
          ÇeĢitli sıcaklıklarda adsorpsiyon termodinamiği çalıĢıldı ve denge sabiti (K), standart serbest
enerji değiĢimi (ΔG0), standart entalpi değiĢimi (ΔH0) ve standart entropi değiĢimi (ΔS0) gibi
termodinamik parametreler hesaplandı. Termodinamik hesaplar her bir adsorbat ve adsorbent için
adsorpsiyon prosesinin endotermik ve spontane olduğunu gösterdi. Bundan dolayı her bir adsorbent için
uzaklaĢtırma sıcaklık ile arttı.
          Sabit yataklar organik ve inorganik kirliliklerin uzaklaĢtırılmasında kullanılmaktadır. Bundan
dolayı kolon çalıĢmaları yapıldı. Her bir adsorbat ve adsorbent için kolon kapasiteleri kesikli
çalıĢmalardan elde edilenden daha yüksek bulundu.
 Removal of Pyridine and Some Derivatives (Α-Picoline, Β-Pıcolıne And Γ-Picoline) By Activated
                      Carbon, Magnetic Actıvated Carbon and Molecular Sıeve
          This study investigates the adsorption of pyridine, α-picoline, β-picoline, and γ-picoline on the
activated carbon, magnetic activated carbon and molecular sieve. In order to produce magnetic activated
carbon, different weight rations of activated carbon and iron oxide were used (1:1; 2:1; 3:1) and magnetic
activated carbon was produced from a suspension of FeCl3, FeSO4 and activated carbon at 70 0C. In
order to increase pH value of suspension, NaOH solution (5M) was used.
          The kinetic data were analyzed using the Lagergren first order rate equation. The values of the
first order rate constants for each adsorbate and adsorbent were calculated. The constants of intraparticle
difusion were calculated.
          The Langmuir and Freundlich isotherms were used and the constants of both isotherms were
calculated. The adsorption capacity for each adsorbent followed the order γ-picoline > β-picoline > α-
picoline > pyridine. The capacity of activated carbon was found to be higher than magnetic activated
carbon since the presence of iron oxide decreased the adsorption capacity of magnetic activated carbon.
          Adsorption thermodynamics has been studied at various temperatures and the thermodynamics
parameters such as equilibrium constants (K), standart free energy changes (ΔG0), standart enthalpy
changes (ΔH0) and standart entropy changes (ΔS0) were calculated. Thermodynamic calculations
indicated that the adsorption processes for each adsorbate and adsorbent were endothermic and
spontaneus. Therefore the removal for each adsorbent increased with increasing temperature.
          Fixed-beds are used to remove organic and inorganic pollutants. Therefore column studies were
carried out. The capacities of column for each adsorbate and adsorbent were found to be higher than the
capacities found from batch experiments.
LEVENT Elif


DanıĢman                  : Prof. Dr. Gülten ATUN
Anabilim Dalı             : Kimya
Programı                  : Fiziksel Kimya
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Gülten ATUN,
                            Prof. Dr. Mahmure ÖZGÜR,
                            Prof. Dr. Saadet PABUCCUOĞLU ,
                            Doç. Dr. Gül HĠSARLI,
                            Doç. Dr. Cemal ÖZEROĞLU


    Titanyum-Dioksit Üzerinde Organik Maddelerin Adsorpsiyonu Ve Fotokatalitik Bozunması
          Biyoflavonoid ve yüzey aktif madde sınıfına giren bazı organik maddelerin nano boyutlu TiO2
tanecikleri üzerinde adsorpsiyonu ve/veya fotokatalitik bozunması spektrofotometrik yöntemle incelendi.
          Adsorpsiyonun veya fotokatalitik bozunmanın etkisini aydınlatmak için katyonik bir yüzey aktif
madde olan setil piridinyum klorür (CPC) çözeltileri TiO2 ile ıĢıkta ve karanlıkta muamele edildi.
Zamana, TiO2 dozajına ve CPC nin baĢlangıç deriĢimine bağlı olarak gerçekleĢtirilen deneyler
fotokatalitik bozunmadan ziyade adsorpsiyon olaylarının reaksiyon mekanizması üzerinde etkili olduğunu
gösterdi. ArdıĢık desorpsiyon çalıĢmaları TiO2 nano tanecikleri üzerinde adsorpsiyon meydana geldiğini
doğruladı. Adsorplanan madde miktarı çözelti/katı oranıyla artarken dağılım katsayıları üzerinde zıt bir
etki gözlemlendi. Yüzey aktif madde adsorpsiyonu için tipik olan iki adımlı bir adsorpsiyon izotermi elde
edildi.
          6 saat boyunca güneĢ ıĢığına maruz bırakılan flavonların fotokatalitik bozunma yüzdesi % 80 e
kadar ulaĢtı. Tetraetilamonyum-hidroksit (TEAOH) varlığında fotokatalitik bozunma % 40lara kadar
azaldı. Gece boyunca veya karanlık koĢullar altında hiçbir parçalanma gözlenmedi.
          Ancak sistem ıĢığa maruz bırakıldığında foto bozunma yeniden baĢladı ve flavon tamamıyla
parçalandı.
          Aynı koĢullarda TEAOH varlığında ve yokluğundaki hesperidin çözeltileri için de benzer
davranıĢ gözlemlendi. Desorpsiyon çalıĢmaları da hesperidin için fotokatalitik bozunmanın hakim
mekanizma olduğunu gösterdi. Flavon ve hesperidin için elde edilen kinetik sonuçlara Langmuir-
Hinshelwood eĢitliği baĢarılı bir Ģekilde uygulanabildi.
          Diğer taraftan karanlıkta ve aydınlatılmıĢ çözeltilerden elde edilen deneysel sonuçlar TiO2
üzerinde rutinin tutunma mekanizmasının adsorpsiyon olduğunu gösterdi. 0.1 l/g çözelti/katı oranına
kadar dağılım katsayılarında gözlemlenen keskin artıĢ bu değerden sonra yavaĢladı. Rutin adsorpsiyonu
için kinetik veriler McKay eĢitliğine uyum göstermiĢtir.
          Aydınlıkta ve karanlık koĢullarda organik maddelerle muamele edilmiĢ TiO2 in X ıĢınları
difraksiyonu (XRD) ve Furrier transform kızılötesi (FTIR) spektrumları iĢlem görmemiĢ TiO2 inkilerle
karĢılaĢtırıldı. Elde edilen sonuçlar deneysel gözlemlerle uyumlu bulundu.
     Adsorption and Photocatalytic Degradation of Organic Compounds on Titanium-Dioxide
          Adsorption and/or photo catalytic degradation of some organic compounds such as bioflavonoids
and surfactants have been studied on TiO2 nanoparticles by means of spectrophotometric method.
          The solutions of cetyl piridinium chloride (CPC) which is a cationic surfactant were contacted
with TiO2 under dark and illuminated conditions to elucidate the effect of adsorption or photocatalitic
degradation. Experiments conducted depending on time, TiO2 dosage and initial concentration of CPC
show that adsorption phenomena affect on reaction mechanisms rather than photo catalitic degradation.
Sequential desorption studies also confirmed that adsorption takes place on TiO2 nanoparticles. Amount
of adsorbed surfactant increased with solution /solid ratio whereas an inverse effect was observed on
distribution coefficients. A two-step adsorption isotherm was obtained which is a typical shape for
surfactant adsorption.
          The percentage of photo catalytic degradation of flavone attained upto 80% after illumination
with sun light during 6 hours. Photo catalytic degradation was decreased to around 40% in the presence of
tetraethyl ammonium-hydroxide (TEAOH). No degradation was observed under dark conditions or
during the night. However, photo degradation restarted when the system was exposured to the light again
and flavon was completely decomposed.
          Similar behavior was also observed for hesperidin solutions in the presence and in the absence of
TEAOH under the same conditions. Desorption studies also showed that photo catalytic degradation is
dominant mechanism for hesperidin consumption. Langmuir-Hinshelwood equation was successfully
applied to the kinetic data obtained for flavon and hesperidin.
          On the other hand, experimental results obtained from dark and illuminated solutions exhibited
that the retention mechanism of rutin on TiO2 is adsorption. A sharp increase observed in the distribution
coefficients until a solution/solid ratio of 0.1 l/g slows down after this value. Kinetic data for rutin
adsorption are well described by McKay equation.
          X-ray diffraction (XRD) and Furrier transform infrared (FTIR) spectra of TiO2 treated and
untreated with the organic substances were compared for illuminated and dark conditions. The results are
well consistent with experimental observations.
AYDIN Elif


DanıĢman                   : Prof.Dr. F. Serpil GÖKSEL
Anabilim Dalı              : Kimya
Programı                   : Organik Kimya
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr.F.Serpil GÖKSEL(DanıĢman)
                             Prof.Dr.Cemil ĠBĠġ
                             Prof.Dr. Mustafa BULUT
                             Prof.Dr.Süleyman TANYOLAÇ
                             Prof.Dr.AyĢe YUSUFOĞLU


             Brom ve Klorlu 2-Nitro-dien’den S- ve N,S-Sübstitüye Tiyoeterlerin Sentezi
          ÇalıĢmalarımız, trikloroetilen‟in radikalik dimerizasyonundan kolaylıkla elde edilen
polihalojenli buten sentezi ve onun 4-bromo-2-nitro-1,1,3,4-tetrakloro-1,3-butadien(6)‟e giden daha
sonraki reaksiyonları ile baĢladı.
          ÇalıĢmanın sonraki aĢamasında(6) bileĢiğinin tiyollerle olan reaksiyonları incelenmiĢtir. Önce 4-
bromo-2-nitro-1,1,3,4-tetrakloro-1,3-butadien (6)‟in 1-siklohekziltiyol ile reaksiyonundan 4-bromo-1-
siklohekziltiyo-2-nitro-1,3,4-trikloro-1,3-butadien (8) bileĢiği ve 1-dodekantiyol ile reaksiyonundan 4-
bromo-1-dodesiltiyo-2-nitro-1,3,4-trikloro-1,3-butadien (10) bileĢiği sentezlenmiĢtir.
          ÇalıĢmanın son aĢamasında ise elde edilen mono(tiyo)sübstitüye nitrodien bileĢiklerinin bazı
piperazin türevleri ile reaksiyonları incelenmiĢtir.
          4-Bromo-1-siklohekziltiyo-2-nitro-1,3,4-trikloro-1,3-butadien (8) bileĢiği, sırasıyla N-
(difenilmetil)-piperazin (11), N-(2-fluorofenil)-piperazin (13), N-(4-fluorofenil)-piperazin (15) ve N-
fenilpiperazin (17) ile reaksiyona sokulmuĢtur. Reaksiyonlar sonucunda sırasıyla 4-bromo-1-
siklohekziltiyo-1-[N-(difenilmetil)-piperazin]-2-nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien             (12),4-bromo-1-
siklohekziltiyo-1-[N-(2-fluorofenil)-piperazin] -2-nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien (14), 4-bromo-1-
siklohekziltiyo-1-[N-(4-fluorofenil)-piperazin]-2-nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien (16) ve 4-bromo-1-
siklohekziltiyo-1-(N-fenilpiperazin)-2-nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien (18) bileĢikleri sentezlenmiĢtir.
          4-Bromo-1-dodesiltiyo-2-nitro-1,3,4-trikloro-1,3-butadien     (10)    bileĢiği,    sırasıyla     N-
(difenilmetil)-piperazin (11), N-(2-fluorofenil)-piperazin (13), N-(4-fluorofenil)-piperazin (15), N-
fenilpiperazin (17), N-(2-metoksifenil)-piperazin (23) ve N-etoksi-karbonil-piperazin (25) ile reaksiyona
sokulmuĢtur. Reaksiyonlar sonucunda sırasıyla 4-bromo-1-dodesiltiyo-1-[N-(difenilmetil)-piperazin]-2-
nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien (19), 4-bromo-1-dodesiltiyo-1-[N-(2-fluorofenil)-piperazin]-2-nitro-3,4-
dikloro-1,3-butadien (20), 4-bromo-1-dodesiltiyo-1-[N-(4-fluorofenil)-piperazin]-2-nitro-3,4-dikloro-1,3-
butadien (21), 4-bromo-1-dodesiltiyo-1-(N-fenilpiperazin)-2-nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien (22), 4-
bromo-1-dodesiltiyo-1-[N-(2-metoksifenil)-piperazin-2-nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien (24) ve 4-bromo-
1-dodesiltiyo-1-(N-etoksikarbonil-piperazin)-2-nitro-3,4-dikloro-1,3-butadien          (26)        bileĢikleri
sentezlenmiĢtir.
          Sentezlenen yeni 1 adet mono(tiyo)nitro-1,3-butadien bileĢiği ve 10 adet piperazin türevi
orijinaldir. OluĢan bu yeni ürünler, kristallendirme veya kolon kromotografisi yöntemlerinden biriyle
saflaĢtırıldı. Yapıları, mikroanaliz ve spektroskopik yöntemler (IR, 1H-NMR, 13C-NMR, UV ve MS) ile
aydınlatıldı.
    The Synthesis of S- and N,S- Substituted Thioethers From Bromo and Chloro-2-Nitrodiene
          Our investigations started with the synthesis of polyhalogenated butene which is easily obtained
from the radical dimerization of trichloroethylene and its subsequent reactions leading to the compound
4-bromo-2-nitro-1,1,3,4-tetrachloro-1,3-butadiene (6).
          In the following step, reactions of the compound with thiols (6) were investigated. Therefore, 4-
bromo-1-cyclohexylthio-2-nitro-1,3,4-trichloro-1,3-butadiene (8) and 4-bromo-1- dodecylthio-2-nitro-
1,3,4-trichloro-1,3-butadiene (10) were synthesized from the reactions of 4-bromo-2-nitro-1,1,3,4-
tetrachloro-1,3-butadiene (6) with 1-cyclohexylthiol and 1-dodecanethiol respectively.
          In the last step, reactions of piperazine derivatives with the mono(thio)substituted nitrodiene
compounds were studied.
          To obtain 4-bromo-1-cyclohexylthio-1-[N-(diphenylmethyl)-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-
1,3-butadiene (12), 4-bromo-1-cyclohexylthio-1-[N-(2-fluorophenyl)-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-
1,3-butadiene (14), 4-bromo-1-cyclohexylthio-1-[N-(4- fluorophenyl)-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-
1,3-butadiene (16) and 4-bromo-1- cyclohexylthio-1-(N-phenylpiperazine)-2-nitro-3,4-dichloro-1,3-
butadiene (18), the reactions of 4-bromo-1- cyclohexylthio-2-nitro-1,3,4-trichloro-1,3-butadiene (8) with
the N-(diphenylmethyl)-piperazine (11), N-(2-fluorophenyl)-piperazine (13), N-(4-fluorophenyl)-
piperazine (15) ve N-phenylpiperazine (17) were performed, respectively.
          Analogously, 4-bromo-1-dodecylthio-1-[N-(diphenylmethyl)-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-
1,3-butadiene (19), 4-bromo-1-dodecylthio-1-[N-(2-fluorophenyl)-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-1,3-
butadiene (20), 4-bromo-1-dodecylthio-1-[N-(4- fluorophenyl)-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-1,3-
butadiene (21), 4-bromo-1-dodecylthio-1-(N-phenylpiperazine)-2-nitro-3,4-dichloro-1,3-butadiene (22) 4-
bromo-1-dodecylthio-1-[N-(2-metoxyphenyl)-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-1,3-butadiene (24) and 4-
bromo-1-dodecylthio-1-[N-etoxycarbonyl-piperazine]-2-nitro-3,4-dichloro-1,3-butadiene         (26)    were
synthesized by the interaction of 4-bromo-1- dodecylthio-2-nitro-1,3,4-trichloro-1,3-butadiene (10) with
the N-(diphenylmethyl)-piperazine (11), N-(2-fluorophenyl)-piperazine (13), N-(4-fluorophenyl)-
piperazine (15) ve N-phenylpiperazine (17), N-(2-metoxyphenyl)-piperazine (23) and N-etoxycarbonyl-
piperazine (25) respectively.
          Synthesized one of the mono(thio)nitro-1,3-butadiene compound and ten piperazine derivatives
are original. The novel products were purified either crystallization or via column chromatography.
Structures of these novel products were characterized by microanalysis, spectroscopic methods (IR, 1H-
NMR, 13C-NMR, UV and MS).
BĠRDAL Arzu


DanıĢman                  : Doç. Dr. Cemal ÖZEROĞLU
Anabilim Dalı             : Kimya
Programı                  : Fiziksel Kimya
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Cemal ÖZEROĞLU (DanıĢman)
                            Prof. Dr. Saadet PABUCCUOĞLU
                            Doç. Dr. Gülten GÜRDAĞ
                            Doç. Dr. Gül HĠSARLI
                            Yrd. Doç. Dr. Gönül KEÇELĠ


       2, 3-Dimerkaptosüksinik asit uç gruplarını içeren akrilamid polimerlerinin sentezi ve
                               fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
          Potasyum permanganat ve seryum tuzları, alkol, aldehit, karboksilli asitler ve amino asitler gibi
indirgen maddeler varlığında etkili bir redoks sistemi oluĢtururlar.
          Bu çalıĢmada düĢük sıcaklıklarda Ce(IV) sülfat-2, 3-dimerkaptosüksinik asit ve KMnO4-2, 3-
dimerkaptosüksinik asit redoks baĢlatıcı sistemi kullanılarak sulu asidik ortamda akrilamidin serbest
radikal polimerizasyonu gerçekleĢtirildi. Suda çözünen, 2,3-dimerkaptosüksinik asit uç gruplu akrilamid
polimerleri elde edildi. Yapılan deneylerde, monomer/baĢlatıcı mol oranının (nAAm/nCe(IV)), sülfürik
asit konsantrasyonunun, sıcaklığın ve zamanın polimerizasyon verimine ve polimerin molekül ağırlığına
etkileri incelendi.
          BaĢlatıcı konsantrasyonu azaldıkça polimerizasyon veriminin düĢtüğü, polimerin molekül
ağırlığının ise arttığı gözlendi. Reaksiyon sıcaklığının yükselmesi verimin düĢmesine fakat molekül
ağırlığında artıĢa neden oldu. Asit konsantrasyonunun artıĢı polimerizasyon veriminde artıĢa fakat
polimerin molekül ağırlığında azalmaya yol açtı. Reaksiyon süresinin artması sonucu verimde artıĢ
gözlenmesine karĢın polimerin molekül ağırlığında değiĢim olmadı.
          Polimerizasyon reaksiyonunda Ce(IV) ve Mn(VII) iyonları Ce(III) ve Mn(II)‟ye indirgenir. Bu
iyonlar 2, 3-dimerkaptosüksinik asit uç gruplu polimer tarafından tutulurlar. Polimere bağlanan Ce(III) ve
Mn(II) iyonlarının varlığı ve miktarı UV-Visible spektrometrik ve atomik absorbsiyon ölçümleriyle
araĢtırıldı. Farklı baĢlatıcı konsantrasyonlarında sentezlenen akrilamid polimerlerinin partikül büyüklüğü
dağılımı foton korelasyon spektrometresi ile incelendi. Akrilamid, 2, 3-dimerkaptosüksinik asit ve
Ce(IV)-DMSA redoks sistemi ile sentezlenen poliakrilamidin yapısı FT-IR yöntemi ile analiz edildi.
          N, N'-metilen bis(akrilamid) (NMBA) çapraz bağlayıcı ve Ce(IV)-DMSA redoks sistemi
kullanılarak suda çözünmeyen fakat ĢiĢebilen akrilamid-metilen bis(akrilamid) jelleri sentezlendi.
Sentezlenen akrilamid-N, N´-metilenbis(akrilamid) hidrojellerinin saf sudaki ĢiĢme davranıĢları üzerine
asit, baĢlatıcı ve çapraz bağlayıcı gibi parametrelerin etkileri incelendi. Sabit monomer
konsantrasyonunda sülfürik asit, çapraz bağlayıcı ve baĢlatıcı konsantrasyonu düĢürüldüğünde ĢiĢme
denge değerlerinin yükseldiği gözlendi.
          Çapraz bağlayıcı konsantrasyonunun kinetik parametreler üzerine etkisi ĢiĢme-kinetik bağıntısı
kullanılarak saptandı.
   The Synthesis of The Acrylamide Polymers Which Contain 2,3-Dimercaptosuccinic Acid End
                  Groups and Investigation of Their Physichochemical Properties
          KMnO4 and ceric salts form very effective redox systems in the presence of organic reducing
agents such as alcohols, aldehydes and carboxylic acids.
          In this work, by using 2, 3-dimercaptosuccinic acid-Ce(IV) and 2, 3-dimercaptosuccinic acid-
KMnO4 redox systems, the free radical polymerization of acrylamide monomer was performed in acid-
aqueous medium at low temperatures. Water soluble polyacrylamides containing 2, 3-dimercaptosuccinic
acid end groups were synthesized. In experimental studies, the effects of mole ratio of acrylamide to
initiator (nAAm/nCe(IV)), concentration of sulfuric acid, temperature and time on the yield and
molecular weight of polymer were investigated.
          It was observed that, the decrease of initiator concentration resulted in a decrease in the yield
but an increase in molecular weight of polymer. The increase of reaction temperature resulted in a
decrease in the yield but an increase in molecular weight of polymer. The increase of acid concentration
led to an increase in the yield, but decrease in molecular weight of polymer. With increasing of
polymerization time, the molecular weight of polymer didn‟t change, but there was an increase in the
yield.
          Ce(IV) and Mn(VII) ions are reduced to Ce(III) and Mn(II) ions in the polymerization reactions.
These ions can be absorbed by polymer containing DMSA end groups. The existence and amount of
Ce(III) and Mn(II) ions bonded to polymer were examined by UV-visible spectrometric and atomic
absorbtion measurements respectively. The particle size distributions of acrylamide polymers which were
synthesized at different initiator concentrations (nAAm/nCe(IV))=20, 100, 250, 500), were investigated
by photon correlation spectroscopy. The structures of the polyacrylamide, AAm and 2, 3-
dimercaptosuccinic acid were examined by FT-IR spectrometry.
          By using N,N´-methylene bis(acrylamide) as crosslinking agent and Ce(IV)-DMSA redox
system, water-insoluble but water-swellable, acrylamide-N,N´-methylenebis(acrylamide) gels were
synthesized. The effect of the parameters such as acid, initiator and crosslinker concentrations on the
swelling behaviors of synthesized hydrogels in distilled water were examined. At a constant monomer
concentration, swelling equilibrium ratios increased with a decresae in the sulfuric acid, initiator and
crosslinker concentrations.
          The effect of the crosslinker concentrations on the kinetic parameters were determined by using
swelling-kinetic equations.
Avcı Filiz
DanıĢman                  : Prof.Dr.Cemil ĠBĠġ
Anabilim Dalı             : Kimya
Programı                  : Organik Kimya
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Cemil ĠBĠġ
                            Prof.Dr. Süleyman TANYOLAÇ
                            Prof.Dr. F.Serpil GÖKSEL
                            Prof.Dr. Mustafa BULUT
                            Prof.Dr. AyĢe YUSUFOĞLU


    "2-Nitrohalobuta-1,3-Dien’in Merkaptokumarin Ġle Reaksiyonundan S- Ve N, S-Sübstitüe
                                          BileĢiklerin Sentezi"
         Bu çalıĢmaya trikloroetilen‟in radikalik dimerleĢmesi ile hazırlanan polihalojenli organik
bileĢiğin sentezlenmesi ve çeĢitli reaksiyonları ile elde edilen 4-bromo-1,1,3,4-tetrakloro-2-nitro-1,3-
butadien bileĢiğinin (1) sentezlenmesi ile baĢlandı.
         ÇalıĢmanın sonraki aĢamasında (1) bileĢiğinin tiyol ile olan reaksiyonu incelendi. ÇalıĢmaya 4-
bromo-1,1,3,4-tetrakloro-2-nitro-1,3-butadien (1) bileĢiğinin 7-merkapto-4-metilkumarin (5) ile
reaksiyonundan 4-bromo-1,3,4-trikloro-2-nitro-1-(7-kumarintiyo-4-metil)-1,3-butadien (2) ve 4-bromo-
3,4-dikloro-2-nitro-1,1-bis(7-kumarintiyo-4-metil)-1,3-butadien (3) bileĢikleri sentezlenerek devam
edildi.
         ÇalıĢmanın son aĢamasında ise elde edilen mono(tiyo)sübstitüe nitrodien bileĢiğinin bazı
piperazin ,piperidin türevleri ve 1,4-diokso-8-azaspiro[4,5] dekan ile reaksiyonları incelendi.

4-Bromo-1,3,4-trikloro-2-nitro-1-(7-kumarintiyo-4-metil)-1,3-butadien (2) bileĢiği, sırasıyla N-( 4-
fluorofenil)-piperazin (6), N-fenil piperazin (7), N-(2-metoksifenil) -piperazin (8), N-etoksikarbonil
piperazin (9), N-formil piperazin (10), N-(2-florofenil) piperazin (11), N-(4-metil) piperidin (12), N-(4-
benzil) piperidin (13), 1,4-diokso-8-azaspiro[4,5] dekan (14) ile reaksiyona sokuldu.Reaksiyonlar
sonucunda sırasıyla N-[1-(7-kumarintiyo-4-metil)-4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1,3-butadienil)]-N'-[4-
fluorofenil]-piperazin (2a) ,N-[1-(7-kumarintiyo-4-metil)-4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1,3-butadienil)]-
N'-fenilpiperazin(2b),N-[1(7kumarintiyo-4-metil)-4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1,3-butadienil)]-NI--[1-(2-
metoksifenil)] piperazin (2c), N-[1-(7-kumarintiyo-4-metil)-4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1,3-butadienil)]-
NI-etoksikarbonil piperazin (2d), N-[1-(7-kumarintiyo-4-metil)-4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1,3-
butadienil)]-N'-[formil]-piperazin (2e), N-[1-(7-kumarintiyo-4-metil)-4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1,3-
butadienil)]-N'-[2-fluorofenil]-piperazin (2f), 4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1-(7-kumarintiyo-4-metil)-1-
(4-metil piperidinil)-1,3-butadien (2g), 4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1-(7-kumarintiyo-4-metil)-1-(4-
benzilpiperidinil)-1,3-butadien(2h),4-bromo-3,4-dikloro-2-nitro-1-(7-kumarintiyo-4-metil)-1-(1,4-
dioksoazaspiril)-1,3-butadien(4) bileĢikleri sentezlendi.
         Ürünler kristallendirme veya kolon kromatografisi yöntemlerinden biriyle saflaĢtırılmıĢtır. Bu
yeni ürünlerin yapıları mikroanaliz ve spektroskopik yöntemler (1H-NMR, APT, IR, MS, UV gibi) ile
aydınlatılmıĢtır.
“The Synthesis of S-And N,S-Substituted Compounds From The Reactıons Of 2-Nitrohalobuta-1,3-
                                  Diene With Mercap to Coumarin”
         Our investigations started with the synthesis of polyhalogenated butenes which is easily obtained
from the radical dimerization of trichloroethylene and its subsequent reactions leading to the compound
4-bromo-1,1,3,4-tetrachloro-2-nitro-1,3-butadiene (1).
         In the following step, reaction of thiol with the compound (1) were investigated. Therefore, 4-
Bromo-1,3,4-trichloro-2-nitro-1-(7-coumarinthio-4-methyl)-1,3-butadiene (2), and 4-Bromo-3,4-dichloro-
2-nitro-1,1-bis (7-coumarinthio-4-methyl)-1,3-butadiene (3) were synthesized from the reactions of 4-
bromo-1,1,3,4-tetrachloro-2-nitro-1,3-butadiene (1) with 7-mercapto-4-methylcoumarin.
         In the last step, reactions of derivatives of piperazine, piperidine and 1,4-dioxoazospiro [4,5]
decan with the mono(thio)substituted nitrodien compound were explored.
         To obtain N-[1-(7-coumarinthio-4-methyl)-4-bromo-3,4-dichloro-2-nitro-1,3-butadienyl)]-N'-[4-
fluorophenyl]-piperazine (2a), N-[1-(7-coumarinthio-4-methyl)-4- bromo-3,4-dichloro-2-nitro-1,3-
butadienyl)]-NI-phenyl piperazine (2b), N-[1-(7-coumarinthio-4-methyl)-4-bromo-3,4-dichloro-2-nitro-
1,3-butadienyl)]-N'-[1-(2-methoxyphenyl)]-piperazine (2c), 4- N-[1-(7-coumarinthio-4-methyl)-4-bromo-
3,4-dichloro-2-nitro-1,3-butadienyl)]-NI-ethoxycarbonyl piperazine (2d), N-[1-(7-coumarinthio-4-
methyl)-4-bromo-3,4-dichloro-2-nitro-1,3-butadienyl)]-NI-[formyl]-piperazine          (2e),       N-[1-(7-
coumarinthio-4-methyl)-4-bromo -3,4-dichloro-2-nitro-1,3-butadienyl)]-N'-[2-fluorophenyl]-piperazine
(2f), 4-Bromo-3,4-dichloro-2-nitro-1-(7-coumarinthio-4-methyl)-1-(4-methyl piperidinyl)-1,3-butadiene
(2g), 4-Bromo-3,4-dichloro-2-nitro-1-(7-coumarinthio-4-methyl)-1-(4-benzyl piperidinyl)-1,3-butadiene
(2h) and 4-bromo-3,4-dichloro-2-nitro-1-(7-coumarinthio-4-methyl)-1-(1,4-dioxoazospiryl)-1,3-butadiene
(5) the reactions of 4-bromo-1,3,4-trichloro-2-nitro-1-(7-coumarinthio-4-methyl)-1,3-butadiene (2) with
N-( 4-fluorophenyl)- piperazine (6), N- phenyl piperazine (7), N-(2- methoxyphenyl)- piperazine (8), N-
ethoxycarbonyl piperazine (9), N- formyl piperazine (10), N-(2-fluorophenyl) piperazine (11), N-(4-
methyl piperidinyl) (12), N-(4-benzyl piperidinyl )(13), 1,4-dioxoazospiro [4,5] decan (14) were
performed, respectively.
         The novel products were purified either crystallization or via column chromatography. Structure
of these novel products were characterized by microanalysis, spectroscopic methods (IR, 1H-NMR, APT
, UV and MS).
EĞLENCE Songül


DanıĢman                  : Doç. Dr. Ġrfan KIZILCIKLI
Anabilim Dalı             : Kimya
Programı                  : Anorganik Kimya
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Ġrfan KIZILCIKLI
                            Prof. Dr. Bahri ÜLKÜSEVEN
                            Prof. Dr. Esma TÜTEM
                            Prof. Dr. AyĢe YUSUFUOĞLU
                            Prof. Dr. Saadet PABUCCUOĞLU



            2-Hidroksi-1-Naftaldehit-4-(H/C6H5) Tiyosemikarbazon S-Etil Esterlerinin
                                 Diokso Molibden (VI) Kompleksleri
        2-Hidroksi-1-naftaldehit-4-(H/C6H5)-tiyosemikarbazon S-Etil esterleri, etil alkol ortamında
tiyosemikarbazid ve 4-Fenil-tiyosemikarbazid ile etiliyodürün reaksiyonundan elde edilen S-Etil-4-
(H/C6H5)-tiyosemikarbazid hidrohalojenür bileĢiklerinin aldehit ile tepkimeye girmesiyle bilinen
yöntemlerden yararlanılarak sentez edildi.
        Genel formülü, [MoO2(L)D] (D=Metanol, Etanol, Propanol ve Butanol) olan Diokso Molibden
(VI) kompleksleri, 2-Hidroksi-1-naftaldehit-4-(H/C6H5) tiyosemikarbazon S-Etil esterleri (H2L) ile
molibdenil asetil asetonatın [MoO2(acac)2] reaksiyonu sonucu sentez edildi.
        Ligandların ve komplekslerin yapıları ve fizikokimyasal özellikleri elementel analiz, IR, UV-
Vis, 1H-NMR ve Kütle Spektroskopisi yöntemleri ile belirlendi.
        [MoO2(LI)EtOH]         ve [MoO2(LII)MeOH] genel formülündeki diokso molibden (VI)
komplekslerinin tek kristal yapısı X-ıĢını kırınımı yöntemi ile aydınlatıldı.
        Bütün komplekslerde spektroskopik incelemeler sonucu ligandların diokso molibden (VI)
katyonu ile fenolik oksijen, imin azotu ve tiyoamid azotu üzerinden tridentat ONN-donör olarak
koordinasyona girdiği bulundu.


            Dioxo Molybdenum (VI) Complexes With 2-Hydroxy-1-Naphthaldehyde-4-(H/C6H5)
                                  Thiosemicarbazone S-Ethyl Esters
         2-Hydroxy-1-naphthaldehyde-4-(H/C6H5)-thiosemicarbazone S-Ethyl esters were synthesized
according to common procedures by addition of the aldehyde to compounds of S-Ethyl- 4-(H/C6H5)
thiosemicarbazide hydrohalogenide obtained from the reaction of thiosemicarbazide and 4-phenyl
thiosemicarbazide with ethyliodide.
         Dioxo Molybdenum (VI) complexes of general formula [MoO2(L)D] (D=Methanol, Ethanol,
Propanol ve Butanol) were synthesized by the reaction of molybdenyl acetylacetonate [MoO2(acac)2]
with 2-Hydroxy-1-Naphthaldehyde-4-(H/C6H5) Thiosemicarbazone S-Ethyl esters (H2L)
         The physicochemical properties and structures of ligands and their complexes were characterized
using elemental analysis, IR, UV-Vis, 1H-NMR and Mass spectroscopies.
         Single crystal structures of dioxo molybdenum (VI) complexes having [MoO2(LI)EtOH] and
[MoO2(LII)MeOH] general formulas were determined by using X-Ray Diffraction method.
         It has been found that the ligands are coordinated to dioxo molybdenum (VI) cation as tridentate
ONN-donors through phenolic-oxygen, imine-nitrogene and thioamide nitrogene as a result of
spectroscopic investigations.
ÖĞMEN Gözde



DanıĢman                   : Prof. Dr. AyĢe Zehra AROĞUZ
Anabilim Dalı              : Kimya
Programı                   : Fiziko Kimya
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. AyĢe Zehra AROĞUZ
                             Prof. Dr. Mehmet Ali GÜRKAYNAK
                             Doç. Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞLU
                             Doç. Dr. Ġrfan KIZILCIKLI
                             Yard. Doç. Dr. Tuba ġĠġMANOĞLU


         Kitosan ve Ġkili Polimer KarıĢımlarının Hazırlanması ve Özelliklerinin Ġncelenmesi
         Doku mühendisliği, tıp ve gıda alanlarında hidrojeller önem kazandığından, son yıllarda,
hidrojeller üzerinde yapılan çalıĢmaların sayısında dikkate değer bir artıĢ gözlenmiĢtir.
         Bu çalıĢmada, kitosanın/aljinat ve kitosan/polikaprolakton hidrojelleri hazırlanarak, ĢiĢme
özellikleri ile yapısal ve ısısal özellikleri karĢılaĢtırmalı olarak incelenmiĢtir.
         Ayrıca elde edilen hidrojellerin ĢiĢme özellikleri PBS‟de ve ultra saf suda incelenmiĢtir.
Sıcaklığın, jellerin ĢiĢme özelliklerine olan etkisini incelemek amacıyla üç farklı sıcaklıkta çalıĢılmıĢtır.
         Ayrıca Fourier DönüĢüm Infrared Spektrofotometresi (FTIR) ile yapısal özellikler incelenmiĢtir.
Bu amaçla saf polimerlerin ve hazırlanan jellerin FTIR sonuçları karĢılaĢtırılmıĢtır. Diferansiyel Taramalı
Kalorimetre (DSC) Kullanılarak örneklerin termal özellikleri incelenmiĢtir.
         ġiĢme deneylerinin sonuçları hidrojellerin ĢiĢmesinin sıcaklığa ve ortama bağlı olduğunu
göstermiĢtir.


                     Properties and Preparation of Chitosan and Polymer Blends
          In recent years, the studies on the hydrogels are growing importance, because of their importance
on the tissue engineering, medical research and food research area.
          In this study, chitosan/alginate and chitosan/PCL hydrogels were prepared and their
morphological and thermal properties were analyzed by comparing each other.
          Swelling properties of hydrogels were investigated in PBS buffer solutions and ultra distilled
water.
          In order to study the effect of temperature on swelling properties of hydrogels, the experiments
were done in three different temperatures.
          Besides that, the morphological analysis were studied by Fourier Transform Infrared
Spectrophotometer (FTIR). For this purpose, the characteristictic peaks of the FTIR spectroscopy of the
pure polymers and binary gels were compared. The termal properties of the gels were analyzed by using
Differential Scanning Colorimeter (DSC).
          The results of swelling experiments show that the swelling properties of the hydrogels are
strongly dependent on the temperature and swelling medium.
KARAMAN ġeyda


DanıĢman                   : Prof. Dr. Esma TÜTEM
Anabilim Dalı              : Kimya
Programı                   : Analitik Kimya
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Esma TÜTEM
                             Prof. Dr. Gülaçtı TOPÇU
                             Prof. Dr. ReĢat APAK
                             Doç. Dr. Erol ERÇAĞ
                             Doç. Dr. Kevser SÖZGEN BAġKAN


      Türkiye’de YetiĢtirilen Bazı Elma ÇeĢitlerinin Toplam Antioksidan Kapasitelerinin Ve
                Antioksidan Özelik Gösteren BaĢlıca BileĢenlerinin KarĢılaĢtırılması
          Ġnsan sağlığı açısından büyük risk oluĢturan pek çok hastalığın (baĢta kanser olmak üzere, kalp-
damar hastalıkları, Ģeker hastalığı gibi) ortaya çıkmasını engelleyen ve birçok bitki türünde bol miktarda
bulunan fenolik bileĢikler insan sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle biyolojik aktif maddeler olarak
adlandırılmakta ve pek çok çalıĢmaya konu olmaktadır. Metabolik reaksiyonlar sonucu oluĢan serbest
radikalleri tutma etkilerinden dolayı bu bileĢiklerin en önemli özelliklerinden biri antioksidan
aktiviteleridir. Meyve, sebze ve diğer pek çok bitkisel üründe bulunan bu bileĢikler aynı zamanda
bitkilerin renk, tat ve lezzetinden sorumlu oldukları gibi besin kalitesini de etkilerler.
          ÇalıĢmamızda yılın büyük kısmında var olması, göreceli ucuzluğu ve pek çok insanın ağız tadına
uygunluğu gibi nedenlerle insanların en çok tükettiği meyvelerden olan elmanın ülkemizde yetiĢen King
Luscious, Amasya, Sky Spur, Ervin Spur, Arap Kızı, Lutz Golden ve Granny Smith çeĢitlerinin toplam
antioksidan kapasitelerinin ve bu kapasiteye etki eden bileĢenlerinin nitel ve nicel karĢılaĢtırılması
amaçlanmıĢtır.
          Deneysel çalıĢmalar; antioksidan özelliğe sahip olan bileĢiklerin neden olduğu toplam
antioksidan kapasitenin, anabilim dalımızda geliĢtirilen kolay ve ucuz bir yöntem olan CUPRAC (Cupric
Ion Reducing Antioxidant Capacity, Cu(II) iyonu indirgeyici antioksidan kapasite) ve antioksidan
kapasite tayininde uluslararası literatürde genel kabul gören ABTS (2,2‟-azino-bis (3-etilbenzotiyazolin-
6-sülfonat) yöntemleri ile spektrofotometrik belirlenmesi, bu bileĢiklerden en fazla bulunanların HPLC
yönteminden yararlanılarak tanınması ve miktarlandırılması olarak gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu çalıĢmada
CUPRAC yöntemi floridzin, prosiyanidin ve siyanidin klorür gibi bileĢiklere ve elma örneklerine ilk defa
uygulanmıĢtır. Elde edilen spektrofotometrik analiz bulguları ile HPLC bulguları karĢılaĢtırılmıĢtır.
          Yapılan HPLC analizleri sonucunda elma sularında askorbik asit (22 - 88 mg L-1) kateĢin (9.09
- 115.30 mg L-1), klorojenik asit (41.10 - 276.3 mg L-1), epikateĢin (3.38 - 66.76 mg L-1), kafeik asit
(3.04 - 79.09 mg L-1) ve floridzin (0.52 - 20.13 mg L-1); elma kabuğu ekstraktlarında askorbik asit (0.10
- 0.37 mg g-1), floridzin (0.08 - 0.52 mg g-1), kateĢin, klorojenik asit ve epikateĢin (eser miktarda) ve
kuersetin glikozitleri {kuersetine (1.02 - 2.94 mg g-1) dönüĢtürülerek}; elma eti ekstraktlarında ise
askorbik asit (2.0 x 10-2 - 5.0 x 10-2 mg g-1), kateĢin (0.71 x 10-2 -16 x 10-2mg g-1), klorojenik asit (1.7
x 10-2 - 10.4 x 10-2 mg g-1), epikateĢin (0.95 x 10-2 - 5.6 x 10-2 mg g-1), kafeik asit (0.39 x 10-2 - 9.06
x 10-2 mg g-1) ve floridzin (0.39 x 10-2 - 1.6 x 10-2 mg g-1) elma çeĢidine göre değiĢen miktarlarda
bulunmuĢtur.
          Elma eti, elma kabuğu ve suyuna göre daha düĢük antioksidan içeriğe ve dolayısıyla daha düĢük
antioksidan kapasiteye sahiptir. Elmaların kabukları ile tüketilmesinin sağlık açısından önemi, bu
çalıĢmada da bir kez daha kanıtlanmıĢtır. Elmaların CUPRAC yöntemine göre belirlenen toplam
antioksidan kapasitelerine göre sıralanması (mmol troloks g-1) Granny Smith (0.178 ± 0.001) > Amasya
(0.156 ± 0.002 ) > Sky Spur (0.139± 0.001) ≥ Ervin Spur (0.132 ± 0.002) > King Luscious (0.118 ±
0.002) ≥ Arap Kızı (0.113 ± 0.002)  Lutz Golden (0.111 ± 0.001) Ģeklindedir. Yerli kökenli elmalardan
Amasya elmasının Arap Kızı‟na göre antioksidan kapasite bakımından daha üstün olduğu görülmektedir.
     Comparison of Total Antioxidant Capacities and Principle Components With Antioxidant
                       Capabilities of Some Apple Varieties Produced in Turkey
          Phenolic compounds abundant in plants that prevent many risk-posing diseases for human health
(essentially cancer, coronary & cardiovascular diseases, diabetes, etc.) are named as biologically active
compounds and addressed in many studies. One of the most important features of these compounds is
their antioxidant activity for scavenging free radicals that emerge as a result of metabolic reactions. These
compounds present in fruits, vegetables and many other vegetal products are responsible for colour,
flavour, and taste of plants, as well as affecting food quality.
          Since apple is a relatively cheap fruit having a unique taste for all choices and a long durability
in all seasons of the year, it is one of the most consumed fruits. Consequently, it was aimed in this study
to qualitatively and quantitatively compare the total antioxidant capacities and the components affecting
this capacity of various apple varieties produced in our country such as King Luscious, Amasya, Sky
Spur, Ervin Spur, Arap Kizi, Lutz Golden, and Granny Smith.
          Experimental studies were performed by determining the total antioxidant capacities of apple
parts arising from antioxidant compounds using two spectrophotometric methods, firstly the simple and
low-cost CUPRAC (Cupric Ion Reducing Antioxidant Capacity) method developed in our laboratory, and
secondly the ABTS (2,2‟-azino-bis(3-ethylbenzothiazoline-6-sulphonate) reference method accepted in
international literature for antioxidant assays, and by identification and quantitation of the leading
antioxidant constituents individually with HPLC. The CUPRAC method was applied for the first time to
phloridzin, procyanidine and cyanidine chloride. Spectrophotometric and chromatographic analysis data
were compared.
          The concentrations of antioxidant constituents in apple parts assayed with HPLC were as
follows: apple juices: ascorbic acid (22 - 88 mg L-1), catechin (9.09 - 115.30 mg L-1), chlorogenic acid
(41.10 - 276.3 mg L-1), epicatechin (3.38 - 66.76 mg L-1), caffeic acid (3.04 - 79.09 mg L-1) and
phloridzin (0.52 - 20.13 mg L-1); apple peel extracts: ascorbic acid (0.10 - 0.37 mg g-1), phloridzin (0.08
- 0.52 mg g-1), catechin, chlorogenic acid and epicatechin (trace amounts), and quercetin glycosides
{converted to quercetin (1.02 - 2.94 mg g-1)}; pulp extracts: ascorbic acid (2.0 x 10-2 - 5.0 x 10-2 mg g-
1), catechin (0.71 x 10-2 - 16.0 x 10-2 mg g-1), chlorogenic acid (1.7 x 10-2 - 10.4 x 10-2 mg g-1),
epicatechin (0.95 x 10-2 - 5.6 x 10-2 mg g-1), caffeic acid (0.39 x 10-2 - 9.06 x 10-2 mg g-1) and
phloridzin (0.39 x 10-2 - 1.6 x 10-2 mg g-1). These constituents were found in variable amounts with
respect to apple varieties.
          Apple pulp has lower antioxidant contents and therefore lower antioxidant capacity than apple
peel and juice. The importance of the consumption of apples together with peels for human health was
reconfirmed in this study. The order of antioxidant capacities of apples (mmol trolox g-1) determined
with the CUPRAC method were: Granny Smith (0.178 ± 0.001) > Amasya (0.156 ± 0.002 ) > Sky Spur
(0.139± 0.001) ≥Ervin Spur (0.132 ± 0.002) > King Luscious (0.118 ± 0.002) ≥ Arap Kizi (0.113 ±
0.002)  Lutz Golden (0.111 ± 0.001) It was seen that among apples of native origin, Amasya is superior
to Arap Kizi in terms of total antioxidant capacity.
KĠMYA MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


TORLAKOĞLU Arzu


DanıĢman                   : Doç. Dr. Gamze GÜÇLÜ
Anabilim Dalı              : Kimya Mühendisliği
Programı                   : Kimyasal Teknolojiler
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Gamze GÜÇLÜ
                             Prof. Dr. Saadet PABUCCUOĞLU
                             Doç. Dr. Gülten GÜRDAĞ
                             Doç. Dr. Tuncer YALÇINYUVA
                             Doç. Dr. Gül HĠSARLI


    Atık PET’den Üretilen Kısa Yağlı Alkid Reçinelerinin Amino Reçineleri ile Modifikasyonu
         Bu çalıĢmada, atık polietilen tereftalat (PET), propilen glikol (PG) ve dipropilen glikol (DPG)
kullanılarak çinko asetat katalizörlüğünde depolimerize edilmiĢtir. Glikoliz reaksiyonlarında PET/glikol
mol oranı ½ olarak alınmıĢtır. Glikoliz ürünleri, ftalik anhidrit, gliserin ve yağ asidi karıĢımı ile
reaksiyona sokularak kısa yağlı alkid reçinelerinin üretiminde kullanılmıĢlardır (APETPG and
APETDPG). Referans alkid reçineleri ise, ftalik anhidrit, gliserin, yağ asidi karıĢımı, PG yada DPG‟den
hazırlanmıĢlardır (AREFPG and AREFDPG). Reaksiyonların ilerleyiĢi asit indisi tayini ile takip
edilmiĢtir. Alkid-amino reçineleri, alkid ve amino reçinelerinin üre-formaldehit, melamin-formaldehit,
üre- formaldehit/melamin-formaldehit 1/1 w/w) belli oranlarda (% 70 alkid-% 30 amino, %60 alkid-%
40 amino, %50 alkid-%50 amino) karıĢtırılması ile hazırlanmıĢlardır. Alkid-amino reçine filmlerinin
olgunlaĢma reaksiyonları 140oC‟de gerçekleĢtirilmiĢtir.
         Alkid-amino reçinelerinin kuruma zamanı, sertlik, aĢınma dayanımı, darbe dayanımı adhezyon,
alkali dayanımı, asit dayanımı, su dayanımı gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri ile termal oksidatif
bozunma dayanımı (termo gravimetrik analiz, TGA ile tayin edilmiĢtir) ve jel süreleri incelenmiĢtir. PET
esaslı reçinelerin özellikleri referans reçinelerin özellikleri ile karĢılaĢtırılmıĢ ve PET esaslı reçinelerin,
referans reçineler ile benzer özellikler gösterdiği sonucuna ulaĢılmıĢtır.


      The Modification of Short Oil Alkyd Resins Prepared from Waste PET by Amino Resins
          In this study, Waste polyethylene terephthalate (PET) flakes were depolymerized by using
propylene glycol (PG) and dipropylene glycol (DPG) in the presence of zinc acetate as catalyst.
Glycolysis reaction products of waste PET obtained by using PET/EG molar ratio 1/2. Glycolysis
products were reacted with phthalic anhydride, glycerine, and fatty acid mixture to get short oil alkyd
resins (APETPG and APETDPG). Reference alkyd resince were prepared with phthalic anhydride,
glycerine, fatty acid mixture, PG or DPG (AREFPG and AREFDPG). The reactions were followed with
acid value. Alkyd-amino resins were prepared by mixing of alkyd and amino resins (urea-formaldehyde,
melamine-formaldehyde, urea-formaldehyde/melamine-formaldehyde 1/1 w/w) in various proportions (%
70 alkyd-% 30 amino, %60 alkyd-% 40 amino, %50 alkyd-%50 amino). Curing reactions of alkyd amino
resin films were carried out at 140oC.
          The physical and chemical properties such as drying time, hardness, abrasion resistance, impact
resistance, adhesion, water resistance, alkaline resistance, acid resistance, thermal oxidative degradation
resistance (with thermogravimetric analysis, TGA) and gelation time of these alkyd-amino resins were
investigated. The waste PET based resins were compared with the reference resin and the properties of
the waste PET-based resins were found to be compatible with the properties of the reference resins
GÖK Mehmet Koray


DanıĢman                  : Prof.Dr. Saadet K. PABUCCUOĞLU
Anabilim Dalı             : Kimya Mühendisliği
Programı                  : Kimyasal Teknolojiler
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Saadet K. PABUCCUOĞLU
                            Prof. Dr. Umur DRAMUR
                            Prof. Dr. Gülten ATUN
                            Doç. Dr. Gamze GÜÇLÜ
                            Doç. Dr. Tuncer YALÇINYUVA


                NiĢasta Esaslı Biyouyumlu Polimerlerin Sentezi ve Karakterizasyonu
          Biyouyumlu malzemeler canlı içerisindeki dokuların veya organların görevlerini yerine getiren
veya onları destekleyen ve bu görevlerini yerine getirirken canlıya herhangi bir zarar vermeyen
malzemelerdir. Bu malzemeler metaller, seramikler, kompozitler ve polimerler olarak
sınıflandırılmaktadır. Biyouyumlu polimerler tıbbi uygulamalar açısından oldukça önemlidir. Bu
uygulamalardan bir tanesi olan mukozaya yapıĢabilen sistemlerde, mukozaya yapıĢabilen biyolojik olarak
uyumlu polimer yapıdaki taĢıyıcı sistemler/matrisler kullanılmaktadır. NiĢasta doğada yaygın olarak
bulunan, pahalı olmayan biyouyumlu bir doğal polisakkarittir. ÇeĢitli modifikasyon reaksiyonları ile
doğal polisakkaritlerin mukozal dokuya yapıĢabilirlikleri arttırılabilmektedir.
          Bu tezle sunulan çalıĢmada, östrus senkronizasyonu amaçlı mukozaya yapıĢabilir biyouyumlu
vajinal tabletlerin hazırlamasında kullanılabilecek polimer taĢıyıcı olan ve kaynaklarda bu amaçla
kullanımına ait çalıĢmaya rastlanmayan niĢasta esaslı polimerlerin sentezi, karakterizasyonu ve mukozaya
yapıĢabilirlik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıĢtır.
          Bu amaçla çalıĢmada iki ana grup deneme gerçekleĢtirilmiĢtir. Birinci grup denemelerde
özelliklerini karĢılaĢtırmak için çeĢitli tipte niĢastalar (mısır (MN), pirinç (PĠN), buğday (BN), patates
(PN)) kullanılarak, niĢasta-graft- poliakrilik asit kopolimerleri (N-g-PAA), elde edilmiĢtir. Denemelerde
jelatinizasyon iĢleminin etkisini incelemek amacıyla niĢastalar jelatinize edilerek ve edilmeden
kullanılmıĢ, çapraz bağlanma reaktifinin etkisini incelemek için ise N,N‟-metilen bisakrilamid (NMBA)
çapraz bağ reaktifi kullanılmıĢtır. Ġkinci grup denemelerde ise poliakrilik aside (PAA), jelatinize ve
jelatinize olmamıĢ pirinç niĢastasına ve pirinç niĢastası-graft- poliakrilik asit kopolimerine L-
sisteinhidroksilaminhidroklorür (Cys) kullanılarak tiolleme reaksiyonu yapılmıĢtır. TiollenmiĢ poliakrilik
asit durumunda ise pirinç niĢastası ile harmanı hazırlanmıĢtır. Tüm niĢasta esaslı modifiye polimerlerin
yapıları Fourier Transform Infrared Spektroskopisi yöntemi (FTIR) kullanılarak aydınlatılmıĢtır ve graft
ürünlerde % graft miktarı, tiolleme ürünlerinde ise tiol grubu miktarı tayinleri yapılmıĢtır. Ürünlerin
mukozaya yapıĢabilirlik özelliklerini incelemek için bunlardan hazırlanan tabletlerin % ĢiĢme indeksi
değerleri in vitro vajinal ortam olarak pH 5 laktat tamponunda, biyoyapıĢabilirlik iĢi/adezyon iĢi ve
ayrılma kuvveti/yapıĢma kuvveti değerleri ise in vitro ortamda ve koyun vajina dokusu kullanılarak
saptanmıĢtır. ÇalıĢmamızda jelatinize PĠN ve çapraz bağ reaktifi kullanılarak elde edilen PAA graft
kopolimerinin iyi ĢiĢme, iyi mukozaya yapıĢabilme ve düĢük erozyona sahip ve vajinal uygulamalar için
uygun polimer matris olduğu belirlenmiĢtir.
              Synthesis and Characterization of Starch Based Biocompatible Polymers
         The biocompatible materials can be substitued instead of the tissues or organs, or supported them
in livings and not give damage to livings. These materials are classified as metals, ceramics, composites
and polymers. Biocompatible polymers are very important for medical applications. One of these
applications is that mucoadhesive and biocompatible polymer carrier system or matrix is used in the
mucoadhesive system. Starch is a natural polysaccharide which is abundant, inexpensive and
biocompatible. Mucoadhesive ability of the natural polysaccharides can be increased by the various
modification reactions.
         A literature survey has not yielded any research on the synthesis of starch based vajinal tablet
using for hormone release, the aim of this study was that the biocompatible and mucoadhesive starch
based polymer matrixes for using the vaginal hormone delivery system for the eustrus synchronisation in
ewe, are synthesized, characterized and examined their mucoadhesive properties.
         For this purpose, two main group experiment are carried out. In the first group experiments,
starch-graft-poly(acrylic acid) (N-g-PAA) are prepared by using the various types of starch (rice, wheat,
potatoes, maize) for the comparison to their properties. In the experiments, some type of the starch are
gelatinized to investigate the gelatinization effect. Moreover, the crosslinker agent (N,N‟-methylen
bisacryrilamid (NMBA)) is added into the polymer matrix to observe the crosslinking agent effect. In the
second experiments, poly(acrylic acid), gelatinized and not-gelatinized rice starch, and rice starch-graft-
poly(acrylic acid) copolymers are thiolated by L-cysteinehydroxylaminhydrochloride (Cys) and thiolated
poly(acrylic acid)-starch blends are prepared . All modified starch polymers were characterized by
Fourier Transform Infrared Spectroscopy (FTIR) and graft amount % of the graft copolymers and thiol
groups of the thiomers were determined. In order to investigate the mucoadhesion properties of the
products, swelling index %, total work of adhesion/bioadhesion work and peak detachment
force/adhesion force of the tablets prepared from all modified starch polymers were determined in pH 5
lactate buffer solution used as in vitro vajinal medium by using vaginal mucosa of ewe.
         It is concluded that gelatinized rice starch based polyacrylic acid copolymer containing NMBA
(N-g-PAA) prepared in this work has good swelling, the less erosion, well mucoadhesive and is suitable
polymer matrix for vaginal applications.
Kerkez Özge


DanıĢman                  : Prof. Dr. Ġsmail BOZ
Anabilim Dalı             : Kimya Mühendisliği
Programı                  : Proses ve Reaktör Tasarımı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Ġsmail BOZ (DanıĢman)
                            Prof. Dr. Mehmet Ali GÜRKAYNAK
                            Doç. Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞLU
                            Doç. Dr. Cemal ÖZEROĞLU
                            Yrd. Doç. Dr. Gülin S. POZAN


                Nanoboyutlu Epoksidasyon Katalizörünün Sentezi ve Tanımlanması
          Alkenlerin katalitik epoksidasyonunda kullanılan ve alüminanın baĢlangıç maddesi olan bohmit
katalizörler, ucuz alüminyum tuzlarının sulu çözeltilerinden farklı üretim Ģartlarında hidrotermal
yöntemle nano kristalit boyutlarında sentezlenmiĢtir. Epoksidasyon reaksiyonlarında, önemli olan adım
oksidant olarak hidrojen peroksitin kullanımını sağlayacak bir katalizör sentezlemektir. Hidrojen
peroksitle alkenlerin katalitik epoksidasyonu sadece organik sentez açısından değil aynı zamanda çevreci
bir yaklaĢımla, karboksilli asitlerle yapılan epoksidasyon reaksiyonu ile karĢılaĢtırıldığında çok dikkat
çekici bir sentez reaksiyonudur.
          Bu çalıĢmanın amacı; katalizörün sentezinde gerçekleĢen reaksiyon Ģartlarının katalizör
örneklerine etkisini incelenmek ve sentezlenen nanokristalin bohmit katalizörlerin sıvı faz stiren
epoksidasyonu reaksiyonunda test etmektir. Hidrotermal yöntemle bohmit sentezinde pH, yaĢlandırma
süresi, farklı alüminyum baĢlangıç tuzlarının kullanılması gibi reaksiyon parametrelerinin değiĢtirilmesi
ile sentezlenen toz katalizörde meydana gelen değiĢiklikler X-IĢını Kırınımı (XRD), Fourier Transform
Ġnfrared Spektroskopisi (FTIR), Termogravimetrik Analiz (TGA), BET Yüzey Alanı Analiz yöntemleri
kullanılarak incelenmiĢtir. Yapılan analizlerde bohmit tozlarının kristalit boyutlarının yaĢlandırma
süresine bağlı olduğu görülmüĢtür.
          ÇalıĢmanın ikinci aĢaması olarak sentezlenen katalizörler ile 80°C sıcaklıkta, etanol içinde,
oksidant olarak %30 ağırlıkça hidrojen peroksit sulu çözeltisi ve üre + %30 ağırlıkça hidrojen peroksit
sulu çözeltisi kullanılarak sıvı faz stiren epoksidasyonu reaksiyonu gerçekleĢtirilmiĢtir. Reaksiyon
ortamından alınan örnekler Gaz Kromatografisi (GC) ile analiz edilmiĢtir. Reaksiyon dönüĢümleri, ürün
seçimlilikleri belirlenmiĢtir. Alüminyum asetat tuzundan baĢlangıç pH‟sı 10 olarak ve 2 saat yaĢlandırma
uygulanarak hazırlanan bohmit örneğinden, sadece sulu hidrojen peroksit çözeltisi kullanılarak literatürde
belirtilen stiren dönüĢümü ve epoksit seçimliliği değerlerine göre daha yüksek dönüĢüm ve seçimlilik
değerleri elde edilmiĢtir. Oksidanta ürenin ilave edildiği reaksiyonlarda daha yüksek dönüĢümler ve
epoksit seçimlilikleri görülmüĢtür. Bununla birlikte yaĢlandırma süresinin 8 saat uygulanmasıyla
hazırlanan bohmit katalizör örnekleri daha yüksek epoksit seçimliliği sağlamıĢtır.
                Preparation and Characterization of Nanosized Epoxidation Catalyst
          Boehmite catalysts, which are used in liquid phase catalytic epoxidation of alkenes and as a
precursor of alumina, have been synthesized by hydrothermal method at various synthesis conditions
from aqueous solutions of abundant aluminum salts. At epoxidation reactions, the important step is to
synthesize a catalyst which utilizes hydrogen peroxide as oxidant. Catalytic epoxidation of alkenes with
hydrogen peroxide, not only from a view point of an organic synthesis but also from a view point of
practical greenness, is an interesting challenging problem in comparison to the established epoxidation
reactions with carboxylic acids.
          Purpose of this study is to investigate the influence of catalyst synthesis conditions on the
properties of catalyst and to test the activities of nanocrystalline boehmite catalysts at liquid phase styrene
epoxidation reaction. At hydrothermal synthesis of boehmite, effects of changing reaction parameters,
such as, pH, aging time, different starting aluminum salts on the powder catalyst samples were studied by
X-Ray Diffraction (XRD), Fourier Transform Infrared Spectroscopy (FTIR), Termogravimetric Analysis
(TGA), BET Surface Area. According to the results of these analysis, crystallite size of boehmite
powders are found to depend on the aging time.
          In the second part of this study, liquid phase styrene epoxidation reaction was performed with
prepared boehmite catalysts at 80°C in ethanol as a solvent, using 30% aqueous hydrogen peroxide
solution and urea + 30% aqueous hydrogen peroxide solution as oxidants. Samples, which are taken from
reaction mixture, were analyzed by Gas Chromatography (GC). Reaction conversions and product
selectivities were determined. Boehmite sample, which was prepared from aluminum acetate at pH=10
and for 2 hours aging time, showed higher conversion and selectivity values with only aqueous hydrogen
peroxide solution in respect to the styrene conversion and epoxide selectivity values found in the
literature. Higher styrene conversion and higher epoxide selectivities were determined in the reactions
when urea was addmixed to H2O2 oxidant. In addition to this, boehmite catalyst samples aged for 8 hours
resulted in higher epoxide selectivity values.
Fırtına ĠREM


DanıĢman                  : Prof. Dr. Ġsmail BOZ
Anabilim Dalı             : Kimya Mühendisliği
Programı                  : Proses ve Reaktör Tasarımı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Ġsmail BOZ
                            Prof. Dr. Mehmet Ali GÜRKAYNAK
                            Doç. Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞLU
                            Doç. Dr. Cemal ÖZEROĞLU
                            Yrd. Doç. Dr. Gülin S. POZAN


       Doğrudan Metanol Yakıt PillerindeKullanılacak Yeni Katalizörlerin Hazırlanması ve
                                             Tanımlanması
         Yakıt hücreleri, metanolün oksidasyonu ve oksijenin indirgenmesi reaksiyonuyla kimyasal
enerjiyi doğrudan elektrik enerjisine dönüĢtüren sistemlerdir.
         Bu çalıĢmada, doğrudan metanol yakıt hücreleri (DMYH) için anot tarafında kullanılacak
PtCo/C, PtNi/C, PtV/C ve PtCoNi/C katalizörleri poliol ve hidrazin ile indirgeme yöntemiyle
hazırlanmıĢtır.
         Katalizörlerin metanolün oksidasyonundaki karĢı performansı asidik ortamda ve oda sıcaklığında
denenmiĢ ve Pt/C katalizörü ile karĢılaĢtırılmıĢtır. Elektrokimyasal ölçümler siklik voltametre, doğrusal
taramalı voltametre ve kronoamperometre ile yapılmıĢtır. Hidrazin ile indirgeme sonucu hazırlanan
PtNi/C katalizör ve poliol yöntemle 1,2 propandiol kullanılarak hazırlanan PtCo/C katalizör, metanol
oksidasyonu reaksiyonunda daha yüksek aktivite göstermiĢtir.
         Katalizörlerin yapı ve morfoloji tayini X-ıĢını diffraktometresi cihazında gerçekleĢtirilmiĢtir.
Bütün X-ıĢını kırınım desenlerinde (1 1 1), (2 0 0), (2 2 0) ve (3 1 1) (hkl) konumlarında kübik kristalin
yapısındaki platine ait dört karakteristik pik gözlenmiĢtir. Katalizörlerin kristalit boyutları Scherrer
denklemi ile hesaplanmıĢtır. XRD kırınım desenlerinde kobalt, nikel veya vanadyuma ait piklere
rastlanmamıĢtır. Bu durum çok düĢük miktarlarda ve amorf yapıda ortamda bulunmalarına bağlanabilir.
         Anot tarafı için, hazırlanan dört katalizör kullanılarak gaz difüzyon tabakaları oluĢturulmuĢtur.
Yakıt hücresinin katot tarafı için ise ticari Pt/C katalizör kullanılmıĢtır. Katalizör tabakalarının yüzeyi
taramalı elektron mikroskobunda (SEM) analiz edilmiĢtir. SEM-EDS analizi ile, katalizörün karbon
kağıdı üzerinde yaklaĢık uniform olarak dağıldığı anlaĢılmıĢtır. Literatürdeki SEM görüntüleri ile bu
çalıĢmadaki görüntüler karĢılaĢtırıldığında benzer görüntüler elde edilmiĢtir.
         Anot ve katot için hazırlanan gaz difüzyon tabakaları ile membran elektrot assemblisi (MEA)
oluĢturulmuĢ ve DMYH test ünitesinde analizi yapılmıĢtır. OluĢturulan performans eğrisinde anot
tarafında PtNi/C H1-E.G katalizörün kullanıldığı MEA daha yüksek akım yoğunluğuna ve maksimum
güce ulaĢmıĢtır.
  Preparation and Characterization of Novel Catalysts to be Used in Direct Methanol Fuel Cells
         Fuel cell is a system which converts chemical energy to electrical energy from an oxidation-
reduction reaction of methanol and oxygen.
         In this study, PtCo/C, PtNi/C, PtV/C and PtCoNi/C catalysts were prepared by polyol method
and hydrazine reduction of metal precursors to use on anode side of direct methanol fuel cells.
         The electrochemical performance of the catalysts for the methanol electrooxidation in acidic
media at room temperature is evaluated and compared with that of a Pt/C catalyst. Electrochemical
measurements were carried out by using cyclic voltammetry, lineer sweep voltammetry and
choronoamperometry. PtNi/C catalyst which was prepared by hydrazine reduction and PtCo/C catalyst
which was prepared by polyol method with using 1,2 propandiol showed much higher catalytic activity
towards methanol oxidation in anodic reactions.
         The structure and morphology of the catalysts were analyzed using X-Ray diffractometer. All
XRD patterns show the four main characteristic peaks of the face-centered cubic (fcc) cristalline structure
of Pt, namely the planes (1 1 1), (2 0 0), (2 2 0) and (3 1 1). No peaks for pure cobalt, nickel, vanadium
and its oxides were found, but their presence can not be discarded because they may be present in very
small amount or even in an amorphous form.
         Gas diffusion layers were composed by using as-prepared four electrocatalysts for anode side
and commercial Pt/C catalyst was used for cathode side of fuel cell. Catalyst layer surfaces were analyzed
by scanning electron microscopy (SEM) and we understood by EDS analysis that catalysts were spread
uniformly on a carbon paper. Compared with SEM images of literature and this study, similar images
were obtained.
         Membran electrode assembly were composed by prepared-gas diffusion layers for anode and
cathode and they were analyzed by DMFC test unit. MEA with PtNi/C H1-E.G catalyst for anode side
reached much higher current density and maximum power.
BAYAZĠT ġahika Sena


DanıĢman                    : Doç. Dr. Ġsmail ĠNCĠ
Anabilim Dalı               : Kimya Mühendisliği
Programı                    : Temel ĠĢlemler ve Termodinamik
Mezuniyet Yılı              : 2008
Tez Savunma Jürisi          : Doç. Dr. Ġsmail ĠNCĠ (DanıĢman)
                              Prof. Dr. Umur DRAMUR
                              Prof. Dr. Ġsmail KIRBAġLAR
                              Prof. Dr. Süleyman TANYOLAÇ
                              Yrd. Doç. Dr. Adem ÇINARLI


         Fermentasyonla Üretilen Organik Asitlerin Ayırma Yöntemlerinin KarĢılaĢtırmalı
                                              Değerlendirilmesi
          Bu çalıĢmanın amacı, fermentasyonla üretilen organik asitlerin sulu çözeltilerinden ayırma
yöntemlerinin karĢılaĢtırılmasıdır. KarĢılaĢtırılacak olan yöntemler; ekstraksiyon, adsorpsiyon ve iyon
değiĢimidir.
          ÇalıĢmada kullanılan organik asitler; laktik asit ve sitrik asittir. Laktik asit bir monohidroksi
karboksilik asittir. Sitrik asit ise bir trihidroksi karboksilik asittir. Bu asitlerin ekstraksiyonunda iki farklı
ekstraktan kullanılmıĢtır. Bu ekstraktanlar uzun zincirli bir tersiyer amin olan tridodesilamin ve bir
sekonder aminler karıĢımı olan Amberlite LA-2 dir. Bu ekstraktanlar farklı kimyasal yapıdaki çözücüler
kullanılarak seyreltilmiĢlerdir. Bu amaçla kullanılan çözücüler; 1-oktanol, metilizobutilketon (MĠBK),
izo-oktan, toluen ve siklohekzandır.
          Adsorpsiyon denemesinde adsorban olarak aktif karbon kullanılmıĢtır. Ġyon değiĢimi
denemelerinde ise zayıf bazik bir iyon değiĢtirici reçine olan Amberlite IRA-67 kullanılmıĢtır.
          Deneysel kısımda laktik asit ve sitrik asidin ağırlıkça % 10‟ luk sulu çözeltileri hazırlanmıĢtır.
Organik asitlerin uzun zincirli aminlerle ekstraksiyonlarında amin türü, amin deriĢimi, amini seyreltmek
amacıyla ortama ilave edilen çözücü ve çözücü karıĢımlarının ve baĢlangıç asit konsantrasyonunun etkisi
incelenmiĢtir. Bu amaçla ekstraktanlar, 5 çözücü içerisinde, 5 farklı deriĢimde karıĢımları hazırlanarak
kullanılmıĢtır. Bu deriĢimler tridodesilamin için 0,22; 0,52; 0,94; 1,57 ve 2,62 mol/L ve Amberlite LA-2
için 0,32; 0,74; 1,33; 2,22 ve 3,70 mol/L‟dir. Hazırlanan bu ekstraktan karıĢımları ve ağırlıkça %10‟luk
sulu asit çözeltisi 1:1 hacim oranında 50 mL‟lik erlenlere alınmıĢ ve termostatlı bir çalkalayıcı içerisinde
4 saat karıĢtırma iĢlemine tabi tutulmuĢlardır. Bu iĢlemden sonra fazların birbirinden tamamen
ayrılmasını sağlamak için 1 saat kadar bekletilmiĢlerdir. Bu iĢlemler sonrasında her iki fazdaki asit
miktarları analiz edilmiĢtir. Deneysel olarak elde edilen su fazı asit deriĢimlerinden dağılma katsayısı ve
yükleme değerleri hesaplanmıĢtır. Sitrik asit ve laktik asitle yapılan bütün ekstraksiyon denemelerinin
sonucunda, TDA ve Amberlite LA-2 deriĢimleri arttıkça dağılma katsayılarının arttığı tespit edilmiĢtir.
Yapılan denemeler sonucunda, ekstraksiyon üzerinde en yüksek olumlu etkiye sahip çözücünün laktik
asit ve sitrik asit için de 1-oktanol olduğu görülmüĢtür. Ayrıca her iki asidin ekstraksiyonlarında
kullanılan aminlerden Amberlite LA-2 nin, TDA‟ ya göre daha iyi sonuçlar verdiği gözlemlenmiĢtir.
          Adsorpsiyon denemelerinde adsorban olarak aktif karbon kullanılmıĢtır. Ġlk olarak 0,25 g. aktif
karbon ile asit çözeltisi karıĢımının dengeye gelme süresinin belirlenmesi için aynı karıĢımdan 7 adet
hazırlanmıĢ ve her yarım saatte bir sulu faz analiz edilmiĢtir. Bu Ģekilde dengeye gelme süresi 180 dakika
olarak belirlenmiĢtir. Daha sonra farklı aktif karbon miktarlarının adsorpsiyona etkisinin incelenmesi
amacıyla 0,2; 0,4; 0,6; 0,8 ve 1 g.‟ lık miktarlar için denemeler yapılmıĢtır. Bunu sonucunda adsorban
miktarı arttıkça, adsorbe edilen asit miktarının arttığı görülmüĢtür. Son olarak baĢlangıç asit
konsantrasyonunun adsorpsiyona etkisinin incelenmesi için hazırlanan %2,5; %5 ve %20 „lik asit
konsantrasyonlarında ve optimum adsorban miktarında denemeler yapılmıĢtır. Optimum adsorban miktarı
0,4 gram olarak belirlenmiĢtir. Bu denemelerin sonucunda baĢlangıç asit konsantrasyonu arttıkça, ayrılan
asit yüzdesinin azaldığı görülmüĢtür.
          Ġyon değiĢtirici kullanılarak yapılan denemelerde de adsorpsiyon denemelerinde olduğu gibi sulu
asit çözeltisiyle reçinenin dengeye gelme süresinin belirlenmesi için aynı iĢlemler tekrarlanmıĢtır.
Amberlite IRA-67 ile her iki asidin de dengeye gelme süresi ortalama 120 dakika olarak belirlenmiĢtir.
Daha sonra reçine miktarının ve baĢlangıç asit konsantrasyonunun iyon değiĢimine etkisi incelenmiĢ ve
adsorpsiyonla aynı sonuçlar elde edilmiĢtir.
        Ġyon değiĢimi ve adsorpsiyon prosesleri, ayrılan asit yüzdesi açısından karĢılaĢtırıldığında
Amberlite IRA-67 nin aktif karbona oranla daha iyi sonuçlar verdiği gözlemlenmiĢtir.
        Ayrıca adsorpsiyon ve iyon değiĢimi denemeleri için Langmuir ve Freundlich izotermleri
hesaplanmıĢtır. Laktik asidin her iki izoterme de uyduğu fakat sitrik asidin aktif karbonla adsorpsiyonun
Freundlich izotermine uygunluk göstermediği görülmüĢtür.



  Comparative Assessment of Separation Methods of Organic Acids Produced with Fermentation
         The aim of this study is to compare the processes which use for separation organic acids from
aqueous solutions. The processes which compared in this study were extraction, adsorption and ion-
exchange.
         The organic acids used in this study are lactic acid and citric acid. Lactic acid is a monohydroxy
carboxylic acid, and citric acid is a trihydroxy carboxylic acid. In the extraction of these acids were used
two different extractants. The first of these extractants was tridodecylamine that is a long chain tertiary
amine. The second was Amberlite LA-2 which is a mixed secondary amine. These extractants were
diluted with different solvents which have different chemical structures. Solvents used for this aim are 1-
octanol, methyl isobutyl ketone (MIBK), isooctane, toluene and cyclohexane.
         The adsorbent used in adsorption process is active carbon. Amberlite IRA-67 is a weakly basic
ion exchange resin that was used for ion exchage process.
         In the experimental section, aqueous acid solution at 10% (w/w) concentration were prepared. In
the extraction of organic acids, the aim was to investigate the effects of the type of amines, the
concentration of amines, nature of solvents and solvent mixtures and initial acid concentrations. For this
purpose, the extractants were prepared in five different concentrations in five different solvents. These
concentrations were 0.22, 0.52, 0.94, 1.57 and 2.62 mol/L for TDA and 0.32, 0.74; 1.33; 2.22 and 3.70 for
Amberlite LA-2. Prepared amine- solvent and aqueous acid solutions were mixed at equal volumes (1:1),
and extraction was performed in a thermostated shaker for 4 hours. Then the distribution coefficients and
loading factors calculated from experimental results were presented. The results of the extraction
experiments, the distribution coefficient depends on the amine concentration. The distribution coefficient
increases with increasing amine concentration for all diluents. The best solvent for both acids was 1-
octanol and the best extractant for both acids was Amberlite LA-2 in this study.
         In the adsorption experiments, active carbon was used as an adsorbent. In the first stage, for
determining the period to achieve the adsorbent‟s equilibrium state, seven identical acid and active carbon
mixtures were prepared, were placed in the shaker and started to mix. After that, every 30 minutes one
sample‟s aqueous phase was analyzed. So, the period of the achieving to the equilibrium state of active
carbon was found as 180 minutes for both acids. Then, the effects of different active carbon amount on
adsorption and initial acid concentrations on adsorption were investigated. The results of adsorption
experiments, the removal of acid percentages were increased with increasing adsorbent amount.
         In the experiment of ion exchange, the processes which were done for adsorption, were repeated.
So, the period of the achieving to the equilibrium state of Amberlite IRA-67 was found as 120 minutes
for both acids. The results of ion exchange experiments were the same as adsorption process‟ results.
         Ion-exchange and adsorption processes were compared as their value of percentage of removal
acid. The result of the comparison; Amberlite IRA-67 was better than active carbon.
Langmuir and Freundlich isotherms were calculated as well. It was observed that lactic acid was in
compliance with both isotherms. On the other hand adsorption of citric acid on active carbon was not in
accordance with Freundlich isotherm.
ASLANKILIÇ Zuhal


DanıĢman                   : Doç.Dr. Tuncer YALÇINYUVA
Anabilim Dalı              : Kimya Mühendisliği
Programı                   : Kimyasal Teknolojiler
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç.Dr. Tuncer YALÇINYUVA (DanıĢman)
                             Prof.Dr. Saadet PABUCCUOĞLU
                             Prof.Dr. AyĢe Zehra AROĞUZ
                             Prof.Dr. Ġsmail KIRBAġLAR
                             Prof.Dr. Ġsmail BOZ

            Alev Geciktirici Katkı Maddelerinin PVC Üzerindeki Etkilerinin Ġncelenmesi
         PVC‟den üretilmiĢ malzemeler günlük hayatımızda önemli bir yere sahip olup, tüketimi de
günden güne artmaktadır. PVC, ısıl ve/veya oksidatif bozunması sırasında dehidroklorinasyon
reaksiyonundan dolayı ortama zehirli gazlar açığa çıkarır. Bu sebepten dolayı alev geciktirici katkı
maddeleri içeren PVC bileĢimleri gittikçe daha fazla önem kazanmaktadır.
         Bu çalıĢmada, alev geciktirici katkı maddelerinin PVC üzerindeki etkileri, endüstriyel ölçekte
üretim yapan bir ekstrüzyon sisteminde, PVC atık su borularının üretimi prosesinde incelenmiĢtir.
         Alev geciktirici katkı maddesi olarak farklı miktarlardaki antimon trioksit, çinko borat ve her iki
katkının farklı oranlardaki karıĢımları kullanılmıĢtır. Alev geciktirici katkılar, PVC formülasyonuna
fiziksel olarak karıĢtırılmıĢtır. Alev geciktirici katkı maddelerinin ürünler üzerindeki etkilerinin net
olarak gözlemlenebilmesi için yapılan çalıĢmalarda, ekstrüzyon proses değiĢkenlerinde herhangi bir
değiĢiklik yapılmamıĢtır.
         Elde edilen boru örneklerinin ısıl ve mekanik özellikleri incelenmiĢ olup, elde edilen örneklere
yanmazlıklarının incelenmesi için oksijen indeksi testi (OI), ısıl oksidatif dayanımlarının incelenmesi için
termogravimetrik analiz (TGA) ve mekanik özelliklerinin incelenmesi için çekme testleri uygulanmıĢ,
sonuçlar irdelenerek alev geciktirici katkıların ürünün yanmazlık, ısıl dayanım ve mekanik özellikleri
üzerinde nasıl etki yaptığı incelenmiĢtir.
         Yapılan araĢtırma sonucunda; antimon trioksitin tek baĢına kullanıldığı zaman, söz konusu PVC
formülasyonu için gerekli etkin yüzdesi tespit edilmiĢtir. Antimon trioksit ve çinko borat ilavesiyle
yanmazlık özelliğinin daha iyileĢtiği gözlemlenmiĢtir. Alev geciktirici katkı maddelerinin miktarlarının
ve farklı oranlarda karıĢım halinde kullanımının PVC ürünlerin yanmazlık, ısıl dayanım ve mekanik
özellikleri ile iliĢkileri tartıĢılmıĢtır.

                Investigation Of The Effects Of Flame Retardant Additives On PVC
          Materials produced from poly(vinyl chloride) (PVC) occupy an important place in daily life, and
their consumption is ever increasing. PVC releases toxic gases into the medium via the
dehydrochlorination reaction that takes place during its thermal and/or oxidative degradation. Owing to
this fact, PVC polymers that contain flame retardant additives continue to gain importance.
          The effects of flame retardant additives on PVC polymers are investigated in this work. The test
specimen is chosen to be a family of PVC sewage pipes produced using an industrial-scale extruder. The
additives, namely, antimony trioxide, zinc borate and their mixtures at different compositions were
physically added to the suspension PVC polymers. In order to determine precisely the effect of additive
composition on the specimens, extrusion parameters are held constant.
          Upon determining the thermal and mechanical properties of the specimens, oxygen index (OI)
test was applied to investigate their resistance to flammability. Thermogravimetric analysis was done in
order to determine their resistance to thermal oxidative degradation. Their mechanical properties were
investigated by means of the strain tests. The findings were studied in order to reach a conclusion on how
the various additives affect the product's thermal stability, resistance to flammability and mechanical
properties.
          The necessary amount of antimony trioxide additive that improved the PVC formulation was
determined as a result of the study. It was observed that the product's resistance to flammability was
enhanced with the addition of antimony trioxide and zinc borate. The effect of using different amounts of
each additive and their mixtures in different proportions on PVC products' thermal stability, resistance to
flammability and mechanical properties were discussed .
KĠRĠġ BarıĢ

DanıĢman                  : Prof. Dr. Muzaffer YAġAR
Anabilim Dalı             : Kimya Mühendisliği
Programı                  : Proses ve Reaktör Tasarımı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Muzaffer YAġAR
                            Prof. Dr. Umur DRAMUR
                            Prof. Dr. M. Ali GÜRKAYNAK
                            Prof. Dr. Cemil ĠBĠġ
                            Prof. Dr. Ġsmail BOZ


                 Oleik Asitin Dimerizasyonu Ve Reaksiyon Kinetiğinin Ġncelenmesi
         Bu çalıĢmada 180, 200 ve 220 oC reaksiyon sıcaklıklarında ve 5, 10, 15, 30, 60, 90, 120, 150 ve
180 dakikalık sürelerde oleik asitin dimerleĢme reaksiyonu gerçekleĢtirilmiĢtir.
         DimerleĢme reaksiyonlarında % 75 montmorillonit içeren bentonit, katalizör olarak
kullanılmıĢtır. DimerleĢme reaksiyonları yüksek sıcaklık ve basınca dayanıklı paslanmaz çelik yarı kesikli
bir reaktörde gerçekleĢtirilmiĢtir. DimerleĢme reaksiyonu % 90 oleik asit, % 5 su ve % 5 montmorillonit
kullanılarak, azot ortamında yapılmıĢtır. DimerleĢme reaksiyonun tamamlanmasından sonra elde edilen
ürün soğutulmuĢ ve süzme iĢlemi ile ürünün katalizörden ayrılması sağlanmıĢtır. Süzme iĢleminden sonra
kalan ürün- reaktan karıĢımına vakum destilasyonu uygulanmıĢtır. Destilasyon iĢlemleri yaklaĢık 5
mmHg vakum ve 250 oC sıcaklık altında yapılmıĢtır. Monomer asitler, dimer asitlere göre daha uçucu
olduğu için kalıntıdan (dimer asitler ve trimer asitler) destilasyon ile kolaylıkla uzaklaĢtırılmıĢtır.
         Oleik asidin 180, 200 ve 220 oC sıcaklıklarda yapılan dimerleĢme reaksiyonlarında 180 dakika
sonunda, sırasıyla % 27, % 35 ve % 60 verim elde edilmiĢtir.
         ‟‟Oleik asit → Dimer + Trimer‟‟ reaksiyonuna ait birinci derece hız sabitleri hesaplanmıĢtır.
Elde edilen birinci derece hız sabitlerinden Arrhenius sabitleri hesaplanmıĢtır.


              Investigation of The Dimerization of Oleic Acid and Its Reaction Kinetics
         In this study, dimerization of oleic acid was carried out at reaction temperatures of 180,200 and
220 oC for 5, 10, 15, 30, 60, 90, 120, 150 and 180 minutes.
         Bentonite containing 75 % montmorillonite was used as catalyst in the reactions of dimerization.
Dimerization reactions were performed in a stainless steel semi-batch reactor resistant to high pressure
and high temperature. Dimerization reactions were achieved by using 90 % oleic acid, 5 %
montmorillonite and 5 % water in nitrogen media. After dimerization reaction was completed, the product
obtained was cooled, then the products were separated from the catalyst by filtration. After filtration,
vacuum distillation was applied to the remaining reaction product. The vacuum distillations were done at
about 5 mm Hg pressure and 250 oC. Monomer acids were readily removed from residue (dimer acid and
trimer acid) by distillation since they are more volatile than dimer acids.
         Dimerization reactions of oleic acid reached out yields of 27 %, 35 % and 60 % at 180, 200 and
220 oC for 180 minutes, respectively.
         First order rate constants of the ‟‟Oleic acid → Dimer + Trimer‟‟ reaction were calculated.
Arrhenius parameters were calculated from the first order rate constants.
BĠRMAN Ġmge

DanıĢman                   : Doç.Dr. Mehmet BĠLGĠN
Anabilim Dalı              : Kimya Mühendisliği
Programı                   : Temel ĠĢlemler ve Termodinamik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç.Dr. Mehmet BĠLGĠN(DanıĢman)
                             Prof.Dr. Umur DRAMUR
                             Prof.Dr. ġ. Ġsmail KIRBAġLAR
                             Prof.Dr. Süleyman TANYOLAÇ
                             Doç.Dr. Ġsmail ĠNCĠ

    Organik Asidlerin Fosforlu BileĢiklerle Ve Aminlerle Ekstraksiyon Dengesinin Ġncelenmesi
          Reaktif sıvı-sıvı ekstraksiyonu uygun bir ekstraktan ile organik asitlerin yeniden kazanılmasında
konvansiyonel proseslere göre yenilikçi bir seçenek olarak görülmektedir. Ekstraksiyon prosesinin
dizayn edilebilmesinde, reaktif ekstraksiyona en uygun olan ekstraktanın seçilmesi için ayrılacak olan
karıĢımın denge verilerine ihtiyaç vardır.
          Bu çalıĢmanın amacı, organik asitlerin fosforlu bileĢiklerle ve aminlerle ekstraksiyon dengesinin
incelenmesidir. ÇalıĢmada organik asitler olarak karboksilli asitler olan formik asit, asetik asit ve
propiyonik asit; seyreltici olarak da dietil malonat, dietil karbonat ve dietil fumarat kullanılmıĢtır.
Ekstraktan olarak amin bileĢiklerinden tributilamin, fosforlu bileĢiklerden tri-n-oktil fosfin oksit ve
tributil fosfat kullanılmıĢtır.
          ÇalıĢmada önce su – karboksilli asit (formik asit, asetik asit, propiyonik asit) – dibazik ester
(dietil malonat, dietil karbonat, dietil fumarat) üçlü sistemlerine ait çözünürlük eğrileri ve bağlantı
doğruları T= 298.15 K‟ de deneysel olarak tespit edilmiĢtir. Dağılma katsayıları, ayırma faktörleri ve
seçicilik değerleri hesaplanmıĢtır. Deneysel verilerin güvenilirliği bağlantı doğrularına Othmer Tobias
korelasyonu uygulanarak kontrol edilmiĢtir. Sonuçlar tablolar ve grafikler halinde gösterilmiĢtir.
          Daha sonra ekstraksiyon etkinliğini arttırmak için ekstraktan olarak tributilamin, tri-n-oktil fosfin
oksit ve tributil fosfatın yukarıda adı geçen organik çözücüler içindeki farklı konsantrasyonlardaki
çözeltileri kullanılmıĢ ve sonuçlar saf çözücülerle yapılan ekstraksiyonla karĢılaĢtırılmıĢtır.
          Sonuç olarak formik asit, asetik asit ve propiyonik asitlerin seyreltik sulu ortamlarından
ekstraksiyonu için kullanılan çözücüler içinde en uygun çözücünün dietil malonatın olduğu, (tributil amin
+ dietil malonat) çözücü sisteminin ise reaktif ekstraksiyonda en iyi sonucu veren ekstraktan karıĢımı
olduğu görülmüĢtür.
     Investigation of The Extraction Equilibria of Organic Acids With Phosphorus Containing
                                         Compounds and Amines
          Reactive liquid-liquid extraction for the recovery of the organic acids by a suitable extractant has
been found to be a promising alternative to the conventional processes. For the design of extraction
process, equilibrium data of the mixture is required to select the proper extractant for reactive extraction.
          The aim of this study was to investigate the effect of the extraction equilibrium of organic acids
with phosphorus-compounds and amines. In this work, formic acid, acetic acid and propionic acid were
used as organic acids. Diethyl malonate, diethyl carbonate and diethyl fumarate were used as diluents. As
extractant, tributyl amine were taken representing amin compound, and tri-n-octyl-phophine oxide and
tri-n-butyl phosphate were taken as phosphorus-compound.
          The solubility curves and the tie-lines of water – corboxylic acid (formic acid, acetic acid,
propionic acid) – dibasic ester (diethyl malonate, diethyl carbonate, diethyl fumarate) ternary systems
were determined experimentally at T= 298.15 K. The distrubition coefficients, seperation factors and
selectivity values were obtained from experimental results. The reliability of the experimantal tie-line
data are checked using Othmer-Tobias correlation. The results were shown on tables and figures.
          In order to improve the exctraction efficiency, the solutions of various concentrations of tributyl
amine, tri-n-octyl-phophine oxide and tri-n-butyl phosphate in organic solvents were used as extractant.
The results were compared with the extractions performed with pure solvents.
          It was found that diethyl malonate appears to be a useful among the used solvents for the
extraction of formic, acetic and propionic acids from its aqueous solutions. It was observed that (tributyl
amine + diethyl malonate) solvent system as extractant has given the best results in reactive extraction
process of our study.
EROĞLU Ali Rıza


DanıĢman                  : Prof. Dr. Mehmet Ali GÜRKAYNAK
Anabilim Dalı             : Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı
Programı                  : Proses ve Reaktör Tasarımı Programı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Mehmet Ali GÜRKAYNAK,
                            Prof. Dr. Ġsmail BOZ,
                            Prof. Dr. Serpil GÖKSEL,
                            Doç. Dr. Muzaffer YAġAR,
                            Doç. Dr. Ġsmail AYDIN


            Yüzey Koruyucu Kaplamalarda Akrilik-Poliüretan Reçinelerin Kullanılması
         Bu tezde akrilik/poliüretan polimer sistemlerinin metal yüzey kaplama formülasyonlarının
kullanımı, ekonomik ve uygulama özellikleri açısından incelenmiĢtir.
Bu amaçla farklı akrilik/poliüretan hibrit polimerleri yağ alma dıĢında her hangi bir metal yüzey hazırlık
iĢlemi yapılmamıĢ paslanmaz çelik yüzeylere çekme yöntemi ile uygulanmıĢtır.
OluĢan filmlerin karakterizasyonu için; film oluĢturma özelliği, kimyasal dayanım, minimum film
oluĢturma sıcaklığı, sertlik tayini ( DIN 53 157 ), adezyon ( ASTM D3359-76 ), dokunma kuruması tayini
( ASTM D1640-69 ) ve darbe dayanımı ( FTMS 6226 ) tespit çalıĢmaları yapılmıĢtır.
Yasal düzenlemeler ve pazar talepleri göz önüne alınarak farklı akrilik/poliüretan hibrit sistemlerinin
solvent içermeyen formülasyonları solventli formülleri ile karĢılaĢtırılmıĢtır.
Yapılan çalıĢmalar sonucunda Tablo 3.1 de verilen formüle ait kaplama filminden en uygun sonuç
alınmıĢtır.


          The Application Of Acrylic/Polyurethane Resins On Surface Protective Coatings
         In this thesis; the application of acrylic polyurethane polymer systems on metal surface coating
formulations      in    terms     of    economy       and     application    properties  are     examined.
For this purpose,different acrylic polyurethane hybrid polymers are applied on stainless steel
surfaces,which have no surface treatment except oil-removing by drawdown method.
For existing film characterization; hardness test ( DIN 53 157 ), adhesion test ( ASTM D3359-76 ), first
dying test ( ASTM D1640-69 ), impact test ( FTMS 6226 ), chemical stability test and minimum film
existing                   temperature                    tests                 were                  done.
With the consideration of legal treatments and industrial offers; different acrylic polyurethane hybrıd
systems include non-solvent formulations are compared with the solvent based formulations.
As a result of the experimental studies, the most suitable result is taken from the formula of coating film
which is given at Table 3.1.
AL Ebru


DanıĢman                   : Doç. Dr. Gamze GÜÇLÜ
Anabilim Dalı              : Kimya Mühendisliği
Programı                   : Kimyasal Teknolojiler
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Gamze Güçlü (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Saadet PABUCCUOĞLU
                             Prof. Dr. Ahmet KAġGÖZ
                             Doç. Dr. Tuncer YALÇINYUVA
                             Doç. Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞLU


             NiĢasta Esaslı Nanokompozit Hidrojellerin Hazırlanması Ve Uygulamaları
          NiĢasta, bol bulunan, pahalı olmayan ve tümüyle biyolojik olarak bozunabilen bir hammaddedir.
NiĢastanın vinil monomerleri ile graft edilmek suretiyle modifikasyonu, niĢastaya istenilen özelliklerin
kazandırılması için en etkili yöntemlerden birisidir.
          Çevre kirliliği, her geçen gün endüstriyelleĢme ve kentleĢmede meydana gelen artıĢa bağlı
olarak artmaktadır ve bunun sonucu olarak artan endüstriyel kirliliğin azaltılmasına gerek duyulmaktadır.
Ağır metal iyonları ve boyalar toksik özellikleri dolayısıyla daha fazla önem kazanmıĢlardır. Endüstriyel
atıkların açığa çıkardıkları boya su tüketicileri için çok zararlıdır. Böylece atık sulardan boya
uzaklaĢtırılması ana çevresel problemleri oluĢturur.
Son yıllarda, niĢasta ve selüloz gibi doğal polisakkaritlerin graft kopolimerleri bu amaçla
kullanılmaktadır.
          Bu çalıĢmada, niĢasta üzerine akrilik asidin (AA) graft kopolimerizasyonu, niĢasta/akrilik asit
(ağırlıkça) =1,5 oranında, seryum amonyum nitrat (CAN) baĢlatıcılığında ve N-N‟-metilen bisakrilamid
çapraz bağlayıcı varlığında azot atmosferi altında gerçekleĢtirilmiĢtir. Montmorillonit (MMT)
kullanılmıĢtır. NiĢasta-g- akrilik asid/MMT (N-g-AA/ MMT) nanokompozit hidrojelleri X ıĢınları
kırınımı (X-Ray) ve Fourier Transform Infrared Spektroskopisi (FTIR) ile karakterize edilmiĢtir. MMT
miktarının nanokompozit hidrojellerin ĢiĢme davranıĢı üzerindeki etkisi araĢtırılmıĢtır. MMT‟in %1‟e
kadar artan oranları hidrojellerin su absorbsiyon kapasiteleri üzerinde artıĢa neden olurken, MMT
miktarının %1‟in üzerine çıkması hidrojellerin su absorbsiyon kapasiteleri üzerinde azalmaya neden
olmuĢtur.
          Buna ilave olarak çalıĢmamızda, N-g-AA/MMT hidrojelleri kullanarak, sulu çözeltilerden
Safranin-T‟nin uzaklaĢtırılması da incelenmiĢ, bu amaçla, uygulama zamanı, baĢlangıç boya
konsantrasyonu, MMT miktarı gibi parametrelerin hidrojellerin boya adsorpsiyon kapasitesileri üzerine
etkisi araĢtırılmıĢtır. Hidrojellerin boya uzaklaĢtırma kapasiteleri, UV-vis Spektrofotometresi kullanılarak
tayin edilmiĢtir.
          Sulu çözeltiden, Pb2+, Cu2+ iyonlarının uzaklaĢtırılması üzerine, MMT miktarının etkisi
pH=4.0‟da incelenerek, bu hidrojellerin metal iyonlarını uzaklaĢtırma kapasiteleri, Atomik Absorbsiyon
Spektrofotometresi (AAS) ile tayin edilmiĢtir. Elde edilen sonuçlar, N-g-AA/MMT hidrojellerinin bu
iyonları uzaklaĢtırma sırasının Cu2+ > Pb2+ Ģeklinde olduğunu göstermektedir.
Hem sulu ortamdan Safranin-T, hem de Pb2+ ve Cu2+ iyonlarının adsorplanması Freundlich izotermine
uygun olarak gerçekleĢmiĢtir.
          Ayrıca, N-g-AA/MMT nanokompozit hidrojellerin mekanik özellikleri de incelenmiĢtir.
Sonuçlardan, mekanik özelliklerin artan kil miktarı ile artıĢ gösterdiği görülmektedir.
        Preparation of The Starch Based Nanocomposite Hydrogels and Their Applications
          Starch is an abundant, inexpensive and fully biodegradable natural raw material. Chemical
modification of starch via grafting of vinyl monomers is one of the most effective methods to provide
desirable properties into starch.
          Since the environmental pollution is increasing day-by-day due to the increase in
industrialization and urbanization, hence, the need to reduce the pollution particularly in industries is
important. Among the enviromental pollutions, heavy metal ions and dyes have gained relatively more
significance due to their toxicity. Moreover, the colour of industrial wastes is very desirable harmful for
water consumers. Therefore, colour removal from wastewater is a major enviromental problem.
In recent years, graft copolymers of natural polysaccaharides such as cellulose and starch have been used
for this aim.
          In this study, the graft copolymerization of acrylic acid (AA) onto starch was carried out with
monomer/starch weight ratio=1,5, with cerium ammonium nitrate (CAN) as an initiator and N-N‟-
methylenebisacrylamide (NMBA) as a crosslinking agent, under nitrogen atmosphere. Sodium
montmorillonite (MMT) was used as nanoparticles. Starch-graft-acrylic acid/MMT (N-g-AA/MMT)
nanacomposite hydrogels were characterized by X-ray diffraction (XRD) and FTIR analysis. The effect
of MMT content in nanocomposite hydrogels on the swelling behavior was investigated. Increasing the
MMT/ monomer ratio up to 1% causes an increment in water absorbency, which indicates that MMT can
improve the ability of water absorbency but further increase of MMT causes a decrease in water
absorbency. The removal of safranine T from aqueous solutions using N-g-AA/MMT nanocomposite
hydrogels was described.
          Effects of various parameters such as treatment time, initial dye concentration, and amount of the
MMT were investigated. Dye removal capacities of these hydrogels were determined by UV-vis-
Spectrophotometer.
          The effect of MMT content of S-g-AA/MMT superabsorbent hydrogels on the removal of Pb2+
and Cu2+ ions from aqueous solutions was investigated at pH=4.0 and metal ion removal capacities of
these hydrogels were determined by Atomic Absorption Spectrophotometer (AAS). The results showed
the order of the removal of metal ions was Cu2+ >Pb2+ . The Freundlich equations were fit equilibrium
isotherms for both dye adsorption and ion adsorption.
          Also, mechanical properties were tested. The results showed that mechanical properties of N-g-
AA/MMT superabsorbent nanocomposite hydrogels increased with the increase in content of MMT.
JEOLOJĠ MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



ÖZGÜLÜK Yıldız


DanıĢman                    :Doç. Dr. Timur USTAÖMER
Anabilim Dalı              : Jeoloji Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Timur USTAÖMER
                             Prof. Dr. Sinan ÖNGEN
                             Prof. Dr. Hüseyin ÖZTÜRK
                             Prof. Dr. Fahri ESENLĠ
                             Doç. Dr. Hayrettin KORAL


                               Gölova Masifi Doğu Kesiminin Petrojenezi
           Gölova Masifi, Doğu Pontid‟lerin güney zonunda, Ġzmir-Ankara-Erzincan kenet kuĢağının kuzey
kenarında yer alan ve baĢlıca bazik mağmatik kayaçlardan oluĢan metamorfik bir kaya topluluğudur.
Stratigrafik benzerlikleri nedeniyle Gölova Masifi, Batı Anadolu‟daki Karakaya Kompleksi‟nin bir
bileĢeni olan Nilüfer Birimi ile deneĢtirilmiĢtir. Gölova Masifi tabanda bazik volkanojenik kayaçlar ve
bunlar ile ara katkılı karbonat ve çörtlerden oluĢur. Ġstifin görünür en üst bölümünde kalın kireçtaĢları yer
alır. Bu istif tronjemitik bir intrüzyon ve çok sayıda dasitik dayk ve sil ile kesilmiĢ ve daha sonraki bir
aĢamada tüm birimler metamorfizma ve deformasyona uğramıĢtır. Metamorfikler Eosen döneminde
kuvars-diyoritik bileĢimli bir plüton ve dasitik sil ve dayklar ile kesilmiĢtir. Masif kuzeyden ve doğudan
Paleosen yaĢlı ofiyolitik kökenli kırıntılı sedimenter kayaçlar (TaĢdemir Formasyonu) ile tektonik
iliĢkilidir.
           Orta-Üst Eosen yaĢlı MendemebaĢı Formasyonu hem metamorfik kayaçları hem de TaĢdemir
Formasyonu‟nu uyumsuz olarak örten en yaĢlı birimdir. O nedenle Masifin Orta Eosen öncesi yüzeylediği
ve TaĢdemir Formasyonu ile bir araya geldiği söylenebilir. Pliyosen yaĢlı göl çökelleri (Kırantepe
Formasyonu) inceleme alanında geniĢ bir yer tutar. Bu birim kendinden yaĢlı tüm birimler üzerine açısal
uyumsuzlukla oturur.
           Gölova Masifi BKB-DKD gidiĢli bir eksen boyunca kıvrımlanmıĢ, bu sünek deformasyon
sırasında foliasyon ve uzama lineasyonu gibi mesoskopik yapılar da meydana gelmiĢtir. Masifin en son
yüzeylemesi Kuzey Anadolu Fay Zonunun oluĢumundan sonra gerçekleĢmiĢ, bunun sonucunda
yükselmeyle birlikte çok sayıda doğrultu atımlı fay da Masifi kesmiĢtir. Ġnceleme alanındaki fay zonları
üzerinde yerel olarak travertenler de oluĢmuĢtur. Hızla yükselime bir tepki olarak yatağını derine doğru
kesen akarsu ve derelerde alüvyonlar ve alüvyal yelpaze çökelleri birikmiĢ, yerel olarak alüvyal taraçalar
da vadi yamaçlarında korunmuĢtur.
           Ada yayı ve levha içi volkanizmasının ürünü olan Gölova Masifi‟nin bazaltik kayaları toleyitik
ve alkali bileĢimlidirler. Metabazitleri kesen metatronjemit kalkalkali bileĢimli olup yay mağmatizması
özellikleri taĢır. Metabazitlerin yay karakteristiği, Gölova Masifi‟nin Batı Anadolu‟daki Nilüfer
Birimi‟nden çok farklı olduğunu ve onunla deneĢtirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
           Gölova Masifi‟nde farklı bileĢimdeki iki volkanik ürünün aralarında herhangi bir uyumsuzluk
olmadan bir arada görülmesi ve kalk-alkali mağmatiklerin bu istife sokulması, Gölova Masifi
stratigrafisinin bir litosferik gerilme alanında oluĢtuğunu düĢündürmektedir. Böylesine gerilmeli bir
ortamda önce litosferik mantonun kısmi ergimesi ile yay tipi volkanikler, gerilmenin artmasıyla zaman
içinde astenosfer kökenli levha içi tipi lavlar derin denizel bir ortamda püskürmüĢtür. Bu litosferik
gerilmenin, varlığı Orta ve Doğu Pontid‟lerde yapılan çalıĢmalar ile son zamanlarda ortaya konan ve
Pontid‟lerin güney kenarı boyunca oluĢan Üst Kretase yaĢlı, yeĢilĢist fasiyesinde metamorfizmaya
uğramıĢ bir mağmatik yayın riftleĢmesi ile iliĢkili olduğu düĢünülmektedir.
                          Petrogenesis of The Eastern Part of Gölova Massif
         Gölova Massif is a metamorphic rock association, comprising dominantly basic magmatic rocks
and is located at the S margin of E Pontides, to the N of the Ġzmir-Ankara-Erzincan Suture Zone. Gölova
Massif is commonly considered to be the equivalents of Nilüfer Unit of the Karakaya Complex of W
Anatolia, regarding their stratigraphic similarities. Gölova Massif is made up of basic volcanogenic rocks
and interbedded limestones and cherts at the base. Thic bedded limestones form the upper most part of
the Massif. This sequence is cut by a trondjhemitic intrusion and by a number of dacitic dykes and sills
and were then subject to metamorphism and deformation. The metamorphics was invaded by dacitic sills
and dykes and, a quartz-diorite pluton. The Massif is in tectonic contact with the Palaeocene ophiolite
derived clastics (TaĢdemir Formation) to the north and east.
         The oldest unit that unconformably overlies both the Gölova Massif and the TaĢdemir Formation
is the MendemebaĢı formation of Mid to Upper Eocene age, suggesting that the Massif was exhumed and
came to a contact with the TaĢdemir Formation by the Mid-Eocene. Pliocene lake deposits (KıranTepe
formation) covers a large area in the region. This unit unconformably overlies all the units decribed
above.
         Gölova Massif was folded along a WNW-ESE axis, accomponied by formation of mesoscopic
structures such as foliation and stretching lineations. Final exhumation of the Massif took place after the
formation of the North Anatolian Fault Zone and as a result a number of strike-slip faults dissected the
study area. Travertines occur locally along the fault zones of the study area. The rivers cut deep into
their valleys in response to rapid uplift and deposited alluviums and alluvial fan deposits. Alluvial
terraces are locally preserved on the valley slopes.
         Islan arc- and within plate-type basaltic rocks of the Gölova Massif are tholeiitic to alkaline in
composition. The cross-cutting metatrondjhemite is of calc-alkaline in composition and suggests arc-type
setting of formation. The arc-type nature of the metabasites is completely different and rules out any
correlation with the Nilüfer Unit of W Anatolia.
         Presence of two contrasting volcanic unit in the Massif without any detectable unconformity in
between and intrusion of calc-alkaline magmatics suggest that the stratigraphy of Gölova Massif was
formed in an environment of litospheric stretching. In such extensional settings, first volcanic products
are commonly of arc-type, derived from partial melting of lithospheric mantle. The arc-type volcanics are
replaced with within plate-type volcanics with the gradual influence of astenospheric melts with
progressive extension. This extension is thought to related to rifting of an Upper Cretaceous arc located
at the S margin of Pontides, as documented recently in the studies of Central and Eastern Pontides.
YAVAġ Ferhat


DanıĢman                  : Prof. Dr. Süleyman DALGIÇ
Anabilim Dalı             : Jeoloji Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Süleyman DALGIÇ
                            Prof. Dr. Atiye TUĞRUL
                            Doç. Dr. Ali Malik GÖZÜBOL
                            Doç. Dr. Hayrettin KORAL
                            Yard. Doç. Dr. Özkan CORUK



  Tünel Açma Makinesi Kullanılarak Kazılan Otogar – Kirazlı Tünelinde KarĢılaĢılan Jeoteknik
                                                Sorunlar
          Otogar – Kirazlı tüneli, Aksaray – Havalimanı arasında çalıĢan hafif metro hattının Otogar –
Esenler arasında mevcut olan kısmını Bağcılar Kirazlı‟ya kadar uzatmakta olan projedir. Özellikle
bölgenin yerüstü trafik yükünü hafifletmesi bakımından proje büyük önem taĢımaktadır. Bu çalıĢmada,
tünel kazısı boyunca özellikle km 2+000 civarında meydana gelen kabul edilebilir seviyenin üzerindeki
deformasyonlar ve bunların nedenleri ele alınmıĢtır ve bu deformasyonlar kabul edilebilir değerlerle
kıyaslanmıĢtır.
          5 km‟ yi aĢkın uzunluğa sahip olan projede örtü kalınlığı yaklaĢık olarak 15 m ile 55 m arasında
değiĢkenlik göstermektedir. Ayrıca tünel güzergahının mühendislik özelliklerinin belirlenmesi maksadı
ile yapılan 35 adet sondaj çalıĢmasında SPT ve presiyometre deneylerinin yanı sıra bu sondajlardan alınan
numuneler yardımı ile yapılan laboratuvar deneyleri ile güzergahın mühendislik özellikleri ortaya
konulmuĢtur.
          Yine açılan bu araĢtıma sondajlarından elde edilen verilere dayanılarak tünel güzergahının
önemli bir kısmı, özellikle büyük kısmının killerden oluĢtuğu, zemin ortamında açılmakta olduğu
görülmektedir.
          Tünel Açma Makinesi kullanımının gerçekleĢtirildiği projede bu türden ortamlara uygun olan
EPB – TBM tercih edilmiĢtir. Tünel Açma Makinesinin kullanımı kazıların geleneksel tünel açma
yöntemlerine kıyasla daha hızlı ve daha güvenli gerçekleĢtirilmesine olanak tanımasına karĢılık, zemin
içersinde mevcut olan tespit edilemeyen keson kuyu gibi yeraltı yapıları çalıĢmaların güvenliğini riske
eden unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Otogar – Kirazlı tüneli projesinde km 2+000 kadar binalardan
alınan BMP okumalarının projede aĢmaması beklenen düĢeydeki 25 mm‟lik deformasyon değerinin
altında gerçekleĢen deformasyonlar km 2+000 civarında örtü kalınlığının yaklaĢık olarak 17 m
seviyelerine düĢtüğü bölgede yer içerisinde tespit edilemeyen bir kuyuya rastlanılması sonucunda
buradaki bir binada 76 mm‟ye kadar ulaĢmasına sebep olmuĢtur. Benzer Ģekilde binalarda en fazla
olması beklenen açısal bozulma değeri olan 1/500 değerininde üstüne çıkarak 1/200‟ e varan değerler
ölçülmüĢtür.
          Deformasyonlara iliĢkin yaĢanan problenim ardından bölgede kuyuların tespit edilmesi ve
doldurulmasına yönelik çalıĢmalar gerçekleĢtirilmiĢtir. Özellikle projenin yoğun ĢehirleĢmenin
gerçekleĢtiği bölgede inĢa ediliyor olması göz önünde bulundurulduğunda bu gibi durumların sığ örtü
kalınlığının bulunduğu bölgelerde yaĢanması ihtimali yüksektir. Bu nedenle km 2+000 civarı ile benzer
Ģartlar sağlayan km 4+200 civarında da benzer problemlerin yaĢanmasını engellemek amacıyla bu
bölgede de enjeksiyon çalıĢmaları gerçekleĢtirilmiĢtir.
  The Encountered Geotechnical Problems at Tunnel of Otogar – Kirazlı Which Excavating With
                                     Tunnel Boring Machine Using
          Otogar – Kirazlı Tunnel is the continuation project of the light rail train system line between
Aksaray and the Airport, which extends the current railway between Otogar –Esenler to Bağcılar Kirazlı.
The project is very significant in its role to help reduce the traffic load. This study evaluates the
deformations formed over the acceptable limit during the tunnel excavation especially at the km 2+000
area, their reasons and comparison with acceptable values.
          The project is more than 5 km in length and the overburden varies between 15 to 55 m. The
engineering characteristics were determined through the 35 boreholes drilled, SPT and pressuremeter
experiments conducted and laboratory experiments held with materials taken from these boreholes.
          According to data gained from these boreholes, it is evident that an important section of the
excavated tunnel soil largely consists of clay, opened at soil condition.
          At this project which used a Tunnel Boring Machine, EPB – TBM was chosen due to its
suitability for this kind of ground conditions. Although using a Tunnel Boring Machine is faster and safer
than conventional tunnel construction methods, foreign objects in ground like undetected wells are
increasing the risks, which reduce the safety of the tunnel construction. At Otogar – Kirazlı tunnel project,
although BMP measurements taken from the buildings until km 2+000 were lower than 25 mm, the
acceptable value for this project, on a building at the 2+000 km where the overburden decreased to nearly
17 m, the deformations increased to 76 mm due to an undetected hole. Similarly, the angle deformations
increased to 1/200, which is over the accepted angle deformation value of 1/500.
          Following the problems related to deformation, many works were undertaken to detect and fill
the existing holes in the area. The probability of encountering such problems is very high at areas with
shallow overburden, especially considering the fact that the project was constructed at a very crowded
residential area. For this reason, treatment works were undertaken at the km 4+200 area which shows the
same conditions with km 2+000, to prevent similar problems.
AÇIKGÖZOĞLU Recep


DanıĢman                   : Prof. Dr. Süleyman DALGIÇ
Anabilim Dalı              : Jeoloji Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Süleyman DALGIÇ
                             Prof. Dr. Atiye TUĞRUL
                             Doç. Dr. Ali Malik GÖZÜBOL
                             Doç. Dr. Hayrettin KORAL
                             Y. Doç. Dr. Turgay COġKUN


                       Bursa-Uluabat Kuvvet Tüneli’nin Jeoteknik Ġncelemesi
         Emet-Orhaneli Projesi kapsamında; Orhaneli Çayı üzerindeki Çınarcık Barajı‟ndaki su yükü ile
+2 m. kotuna inĢaa edilecek Hidroelektrik Santrali (HES)‟de 328 m.‟lik bir düĢü ile enerji üretilmesi
hedeflenmektedir. Baraj ile HES arasındaki su iletimi yaklaĢık 11.465 km.‟lik Uluabat Kuvvet Tüneli ve
yaklaĢık 1150 m. boyunda açıkta cebri boru ile sağlanacaktır. Bu tez çalıĢması Uluabat Kuvvet
Tüneli‟nin jeolojik ve jeoteknik açıdan incelenmesini ve karĢılaĢılan sıkıĢma koĢullarını kapsamaktadır.
         Bu çalıĢma kapsamında kuvvet tüneli ile çevresini de içine alan bölgenin, genel jeoloji ve
mühendislik jeolojisi haritaları yapılmıĢtır. Tünel hattı Triyas yaĢlı Karakaya Formasyonu, Jura-Kretase
yaĢlı Akçakoyun Formasyonu ve Jura yaĢlı Karakoca Formasyonları içinde açılacağı belirlenmiĢtir. Tünel
hattı üzerinde 8 adet karotlu sondaj yapılmıĢ, sondaj karotlarından elde edilen örneklerin gerekli fiziksel
ve mekanik özelliklerini belirlemeye yönelik laboratuvar deneyleri gerçekleĢtirilmiĢtir. RQD, süreksizlik
ve laboratuvar verileri birlikte değerlendirilerek, RMR ve Q (Barton) ya göre tünelin içinden geçeceği
kaya kütlesinin normal koĢullar için sınıflandırmaları yapılmıĢtır.
         Buna göre tünel hattı kaya kütlelerinin RMR ve Q sınıflandırma sistemlerine göre normal
koĢullar için çok zayıf-zayıf (Karakaya Formasyonu) ve zayıf-iyi kaya (Akçakoyun Formasyonu)
sınıfında yer aldıkları belirlenmiĢtir. Tünelin 513.5 m‟lik kesimi konvansiyonel yöntemle, tünel çıkıĢ
noktasından baĢlayarak ~3+100 km.lik kesimi TBM ile açılmıĢtır. ÇalıĢmayı iki bölüme ayırmak
mümkündür. Birinci bölümde tünel güzergahının mühendislik jeolojisi ve jeoteknik özellikleri
belirlenmiĢ, ikinci bölümde ise tünel güzergahının konvansiyonel yöntemle yapılan kazı çalıĢmalarında
yaĢanan jeoteknik sorunlar ile TBM‟deki kazı çalıĢmalarında yaĢanan jeoteknik sorunlar
değerlendirilmiĢtir. Kaya kütlesi sınıflama sistemleri ve laboratuvar verilerinden elde edilen sonuçlarla
ilksel gerilmeler belirlenmiĢ, kaya sıkıĢtırmasının tanımı yapılarak sıkıĢmanın tespiti ve sınıflandırılması
için Jethwa vd. (1984) ile Singh vd. (1992)‟nin yapmıĢ oldukları yaklaĢım hesaplarından yararlanılmıĢtır.
Daha sonra klasik yöntemde karĢılaĢılan deformasyonlarla, TBM‟de karĢılaĢılan deformasyonlar birlikte
değerlendirilerek hangi yöntemin daha avantajlı olduğu belirlenmiĢtir.
         Anahtar Kelimeler: Bursa-Uluabat Kuvvet Tüneli, TBM (Tünel Açma Makinası), ilksel gerilme,
Kaya kütlesi sınıflaması (RMR ve Q), kaya sıkıĢtırması ve tanımı.
                  Geotechnical Investigation Of The Bursa-Uluabat Power Tunnel
          In the range of Emet-Orhaneli Project, over the Orhaneli river of Çınarcık Barrage which has
been built the high of +2 m. Hydroelectric Power Plant (HEPP) to 328 m trough down to product the
electricity. The water is transported the Uluabat Power Tunnel which is 11.465 km, and forced pipe
which is 1150 m. which is moved from barrage to the HEPP. This thesis is included the geological and
geotechnical inverstigation of Uluabat Power Plant and the squeezing of conditions.
          In the scope of this project, general geological and engineering geological maps were done in the
areas and near enviroment the tunnel is to pass through and the surrounding area. It was determined that
the tunnel excavated through the Triassic aged Karakaya Formation, the Jura-Cretase aged Akçakoyun
Formation and the jura aged Karakoca Formation.
          Eight core drills were done on the tunnel area and laboratory experiments were done to identify
the necessary physical and mechanical characteristics of the samples obtained from the core drills. On
evaluating the laboratory data and RQD, the joint measurements, the rock mass of the area the tunnel will
pass through was classified normal conditions according to RMR, Q (Barton).
          According to this, it was determined that the rock masses of the tunnel area, for normal
conditions according to the RMR and Q classification system, occurred in the very weak-weak (Karakaya
Formation) and good and weak (Akçakoyun Formation) groups.
          The region of the 513.5 m. to the tunnel is excavated the conventional method, As from the point
of exit the tunnel is excavated by TBM which is over 3+100 km. The study is divided by two parts. In the
first part, it was determined the tunnel routing of engineering geology and geotechnical properties, if in
the second part, it was determined the geotechnical problems of the conventional method and the TBM
excavation works to live the geotechnical problems. Evaluation of the rock quality classification systems
and laboratory datum results are determined the primary stress, and the definition of the rock squeezing
conditions by Jethwa and oth. (1984) and Singh and oth. (1992) to take advantage of the calculations.
And then, the deformations of the conventional method is compared the deformation of the TBM
methods, which method is most useful were determined.
          Key Words: Bursa-Uluabat Power Tunnel, TBM (Tunnel Boring Machine), primary stres, Rock
mass classification (RMR and Q), Rock squeezing and definition.
ÜNER Burcu


DanıĢman                   : Prof.Dr.Ġzver ÖZKAR ÖNGEN
Anabilim Dalı              : Jeoloji Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr.Ġzver ÖZKAR ÖNGEN
                             Prof.Dr.Hayrettin KORAL
                             Prof.Dr.GülĢenTĠMUR
                             Prof.Dr.Mehmet SAKINÇ
                             Doç.Dr.Ali Malik GÖZÜBOL


   Küçükçekmece (Ġstanbul) Sarmasiyen (Miyosen) Faunası Ve Balık Otolith’lerinin Ġncelenmesi
ÇalıĢma alanı Küçükçekmece Gölü batı kıyısı ile Avcılar sahil kesiminde geniĢ yüzlekler veren Çekmece
Grubu‟nun ÇukurçeĢme ve Bakırköy Formasyonlarını içermekte olup, Geç Miyosen yaĢlı bu sedimenter
istifler acısu fasiyesinde (lagün) geliĢmiĢtir. Paratetis‟in güneydoğu kolunun bir uzantısı olan, Geç
Miyosen (Sarmasiyen) yaĢlı sedimenterler zengin biyotasıyla bölgede lito-biyo fasiyesi ile ayrı bir
özelliktedir. Paratetis‟in yaygın olduğu orta Avrupa ve batı Asya‟nın tüm havzalarına benzer olarak
çalıĢma bölgesindeki birimler Sarmasiyen‟i simgeleyen benzer marker fosilleri içermektedir:
Pelecypodlardan; Congeria ornitopsis Brusina 1892, Mactra bulgarica Toula, Loripes (Lucina) dentatus
(Basterot) (Emd. Papp 1974), mikrofosillerden; Quinqueloculina sarmatica Karrer 1877 (foraminifer),
ostracodlardan; Miocyprideis sarmatica (Zalanyı 1913) ve Fabaeformiscandona balotonica (Daday 1894)
ile nannofloraya ait çeĢitli cins ve türler bu fosillerin içinde en baĢlıcalarıdandır. ÇalıĢmada yıkama-eleme
ve ayıklama yöntemi ile saptanan 16 familya ve 24 balık cinsine ait otolith bulguları bölge Sarmasiyen‟i
için yenilenen iyi bir kanıttır. Küçükçekmece kıyısından alınan ikiĢer kilogramlık yedi adet örnek
içerisinde 8 familya, Kalinoraburnu (Avcılar)‟dan alınan üç adet ikiĢer kilogramlık örnekler içerisinde de
9 familyaya ait balık otolithleri saptanmıĢtır. Her iki bölgede ortak bulunan Clupeidae familyası dıĢında
Küçükçekmece Gölü (N 40º 59′ 25,4″-E 028º 44′ 09,1″)‟nde Clupeidarum, Oligopus, Sparidarum otolith
cinsleri ve beĢ adet otolit türü ile Kalinora burnunda (N 40º 58′ 22,1″- E 28º 44′ 10,1″) Sciaenidarum,
Trachinus, Gobiidarum, Pomatoschistus otolith cinsleri ve oniki adet otolith türü belirlenmiĢtir. Saptanan
örnekler SEM ile fotoğraflandırılmıĢ, örnekler içinden Gobiidae familyasına ve diğer familyalara ait
otolithlerin biyomineral bileĢimi (aragonit) XRD Kırınım Deseni deneyi ile ortaya konmuĢtur.
          Ġnceleme bölgesinin temelini Ġstanbul Paleozoyik‟ine ait Karbonifer yaĢlı kireçtaĢları
oluĢturmaktadır. Temelin üzerine kireçtaĢı ve kumtaĢından oluĢan, Geç Eosen yaĢlı Ceylan Formasyonu
uyumsuz olarak gelmektedir. Ceylan Formasyonu‟nun üzerini ise; yer yer kumtaĢı ve çakıltaĢı katmanlı
kiltaĢından oluĢan, Oligosen yaĢlı Gürpınar Formasyon‟u uyumsuz olarak üzerlemektedir. Çekmece
Grubu olarak adlandırılan (Siyako,2006) Geç Miyosen yaĢlı sedimentler Gürpınar Formasyonu‟nu
uyumsuz olarak örtmektedir. Çekmece Grubu‟nu sırası ile killi seviyeler içeren kumtaĢı ve çakıltaĢından
oluĢan ÇukurçeĢme Formasyonu, kumtaĢı arakatmanlı kiltaĢıyla temsil edilen Güngören Formasyonu ile
kireçtaĢlarından oluĢan Bakırköy Formasyonları izlemektedir. Ġstifin en üstünde ise; tüm birimleri
uyumsuzlukla örten Alüvyon çökelleri yer almaktadır.
     Investigation of Küçükçekmece (Ġstanbul) Sarmatian (Miocene) Fauna And Fish Otoliths

The study area is consist of ÇukurçeĢme and Bakırköy formations which were deposited in a brackish
facies setting during Late Miocene, exposed around Western shoreline of Küçükçekmece lake and
Avcılar coastline. Late Miocene (Sarmatian) sedimentary units on the extension of southeastern branch of
Paratethys, represents a different lito-bio facies with its rich biota. As similar with the all of the basins
from Central Europe and Western Asia where the higher prevalence of Paratethys recorded, sedimentary
units in the study area comprise of Sarmatian marker fossils, such as: Pelecypods - Congeria ornitopsis
Brusina 1892, Mactra bulgarica Toula, Loripes (Lucina) dentatus (Basterot) (Emd. Papp 1974);
microfossils: Quinqueloculina sarmatica Karrer 1877 (foraminifera); ostracods: Miocyprideis sarmatica
(Zalanyı 1913), Fabaeformiscandona balotonica (Daday 1894) and numerous nannoflora taxa. New
otolith records recovered during washing, screening and sorting methods composed of 16 families and 24
fish genus has updated the evidence of Sarmatian around the area. Fish otoliths from 8 Families were
indentified from seven samples, each being 2kg. in weight, from Küçükçekmece shoreline as well as 9
families were indentified from three samples, each being 2kg. in weight, from Kalinoraburnu (Avcılar).
Besides Clupeidae family, which is common in both area; Clupeidarum, Oligopus, Sparidarum genuses
and 5 otolith species from Küçükçekmece Lake (N 40º 59′ 25,4″- E 028º 44′ 09,1″) and Sciaenidarum,
Trachinus, Gobiidarum, Pomatoschistus otolith genus and 12 species from Kalinora Cape (N 40º 58′
22,1″- E 28º 44′ 10,1″) were identified. The SEM (Scanning Electron Microscope) photos of identified
samples were taken and biomineral composition (aragonite) of otoliths from Gobiidae family and some
other families in the samples were presented by XRD Diffraction Pattern experiment
          Carboniferous limestones within Istanbul Paleozoic form the basement of the study area. Late
Eocene Ceylan formation, which is made up of limestone and sandstone, unconformably overlains the
basement, while the Oligocene Gürpınar formation, which is made up of sandstone and conglomerate,
unconformably overlains Ceylan formation whilst, late Miocene sediments, so-called Çekmece group
(Siyako, 2006), rests unconformably over the former. Çekmece group is composed of, respectively,
ÇukurçeĢme formation which is made up of sandstone and conglomerate; Güngören formation which is
represented by succession of mudstone, marn and sandstone, and finally Bakırköy formation, which is
composed of limestone. At the top of the sequence, alluvium sediments rest unconformably on the whole
units.
JEOFĠZĠK MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


AYKURT Hande
DanıĢman                  : Prof. Dr. Yıldız ALTINOK
Anabilim Dalı             : Jeofizik Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Yıldız ALTINOK
                            Prof. Dr. Demir KOLÇAK
                            Prof. Dr. Ali PINAR
                            Prof. Dr. Bedri ALPAR
                            Doç. Dr. A. Oğuz ÖZEL


        Oymapınar Ve Altınkaya Barajları Rezervuar Kaynaklı Depremlerinin Ġncelenmesi
          Rezervuar kaynaklı olarak adlandırılan baraj depremleri tetiklenmiĢ deprem türlerindendir.
Ülkemizde Devlet Su ĠĢleri (DSĠ) tarafından yapımı tamamlanmıĢ olan 617 baraj ve 68 yapım halinde
olan baraj ve hidroelektirik santral vardır. ÇalıĢma kapsamında, ülkemizde yapımı tamamlanmıĢ
barajlardan olan Oymapınar Barajı (Antalya) ve Altınkaya Barajı (Samsun) depremleri incelenmiĢtir.
Ġncelenen barajlara ait deprem verileri DSĠ Genel Müdürlüğü Jeoteknik Hizmetler ve Yeraltısuları (YAS)
Daire BaĢkanlığı Jeofizik Etütler ġube Müdürlüğü‟nden; barajlara ait su seviyesi verileri ise DSĠ Genel
Müdürlüğü ĠĢletme ve Bakım Dairesi BaĢkanlığı ĠĢletme Hidrolojisi ġube Müdürlüğü tarafından
sağlanmıĢtır.
          Tez çalıĢması kapsamında, Oymapınar ve Altınkaya barajlarının su tutma öncesi (STO) ve su
tutma sonrası (STS) depremsellikleri ile STS dönem içindeki deprem karakteristikleri, magnitüd ve oluĢ
sayısı dikkate alınarak belirlenen değiĢik dönemler için saptanmıĢtır. Deprem karakteristikleri
saptanırken, Gutenberg ve Richter (1954) bağıntısı ile b değeri; ana Ģok magnitüdü M0, en büyük artçı
Ģok magnitüdü M1 olmak üzere, M0-M1 ve M1/M0 değerleri; DeğiĢtirilmiĢ Omori Bağınıtısı ile öncü Ģok
ve artçı Ģokların zamansal azalım iliĢkisi katsayısı olan p değerleri bulunmuĢtur.
          Oymapınar barajı depremleri STS döneminde üç farklı durumda incelenmiĢtir. Özellikle II ve III
durumlarında öncü Ģoklarda düĢük b değerleri, artçı Ģoklarda ise yüksek b değerleri bulunmuĢtur. Bu
durum, Berg (1968), Rastogi ve diğ. (1997)‟nin bulgularıyla uyumludur. Ancak elde edilen tüm b
değerleri 1.0‟dan küçük bulunduğundan Gupta ve Rastogi (1976)‟nın bulgularıyla uyum
göstermemektedir. II ve III durumlarında, M0-M1 ve M1/M0 değerleri arasında ters orantı olması
Papazachos ve diğ. (1967), Chaudhury ve Srivastava (1973), Rastogi ve diğ. (1995; 1997)‟nin önerilerini
desteklemektedir. Bölgedeki p değerleri ise genellikle düĢüktür ve deprem etkinliği karakter olarak
DeğiĢtirilmiĢ Omori Bağıntısını sağlamamaktadır. Öncü-artçı Ģok modeli, genel olarak Mogi‟nin 2.
Tip‟ine uymaktadır.
          Altınkaya barajı STS dönemi deprem karakteristikleri veri yetersizliğinden dolayı tek bir dönem
için incelenebilmiĢtir.
       Investigation Of Reservoir Induced Earthquakes in Oymapınar and Altınkaya Dams
         The earthquakes referred as reservoir-associated earthquakes in dams are induced activities. In
our country, there are 617 constructed dams and 68 under-construction dams and hydroelectric power
plants, which are administered by The General Directorate of State Hydrolicworks (DSI). Within the
scope of the study, the earthquakes of Oymapinar Dam (Antalya) and Altinkaya Dam (Samsun), which
are two samples of the constructed ones, are investigated. The earthquake and water level data of the
dams, are obtained from DSI Geotechnical Services and Ground Water Department (YAS) and
Department of Operation and Maintenance, respectively.
         In the thesis, the seismic activity before water loading (STO) and after water loading (STS) of
Oymapinar and Altinkaya Dams, and characteristics of the earthquakes are deduced, using the data for
different periods that are determined by considering the number of occurrences and magnitudes. For the
determination of earthquake characteristics, the b-value of Gutenberg and Richter (1954), and the M0-M1
and M1/M0 values where M0 and M1 are the main shock magnitude and the largest aftershock magnitude
respectively, are calculated. In addition, the p-values that indicate the decay rate of foreshocks and
aftershocks by the time are obtained using the modified Omori Law.
         The earthquakes in the Oymapinar Dam area are investigated for three different states in the STS
period. In particular, in the second and third states, the b-values are low for the foreshocks and high for
the aftershocks. This result is coherent with the findings of Berg (1968) and Rastogi and et al. (1997).
However, since overall deduced b- values are lower than the value of 1.0, they are not in coherence with
the findings of Gupta and Rastogi (1976). In respect to the inverse proportion between M0-M1 and
M1/M0 values in II and III states, it is consistent with the proposals of Papazachos et al. (1967),
Chaudhury and Srivastava (1973), Rastogi and et al. (1995; 1997). The p-values are generally low and
seismicity characteristics in the region do not obey the Modified Omori Law. In general, the foreshock-
aftershock patterns are similar and correspond to Type 2 of Mogi‟s Model.
         The earthquake characteristics for STS period in Altinkaya Dam could not be investigated due to
the insufficient data.
Karcıoğlu Gökhan


DanıĢman                  : Prof. Dr. Aysan GÜRER
Anabilim Dalı             : Jeofizik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Aysan GÜRER
                            Prof. Dr. Ali PINAR
                            Prof. Dr. Gükçin ÖZÜRLAN
                            Doç. Dr. Murat BAYRAK
                            Doç. Dr. Ali ELMAS


             Ġstanbul Çatalca Bölgesi Faylarının Manyetotelürik Yöntemle Ġncelenmesi
          Türkiye‟nin en Kuzeybatısını teĢkil eden Trakya Bölgesi‟nde Güneydoğu-Kuzeybatı doğrultulu
uzanıma sahip birçok doğrultu atımlı fay yer almaktadır. Ġstanbul‟un batısında bulunan ve çalıĢma
bölgesini de kapsayan Çatalca Bölgesi‟nde de Kuzeybatı–Güneydoğu doğrultulu aralı aĢmalı (en-echelon)
bir fay kendini göstermektedir. Ayrıca Çatalca Bölgesi, Trakya havzasının sonlandığı, Istranca Masifi‟nin
en batıdaki uzanımlarını gösterdiği ve doğusunda Ġstanbul-Zonguldak Bölgesi‟nin baĢladığı noktadadır.
Bu iki bölge arasındaki sınırı da Çatalca Fayı‟nın doğusunda bulunan günümüzde çökellerle örtülmüĢ
büyük bir ana fayın oluĢturduğu çoğu jeologun ortak görüĢüdür. Ancak bu fayın kara içerisindeki kesin
yeri tahminden öteye gidememektedir. Çatalca Bölgesi jeolojik yapıları pek çok araĢtırmaya konu
olmuĢsa da derin yapılara kadar inen özdirenç kesitleri bulunmamaktadır. Bu bölgedeki yer iletkenlik
yapısını belirlemek, sınırlarını ortaya koymak ve yorumlamak bu çalıĢmanın kapsamını oluĢturmaktadır.
          Bu amaç doğrultusunda, 28 Nisan-4 Mayıs 2007 tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi,
Kandilli Rasathanesi ve Deprem AraĢtırma Enstitüsü‟nün sağladığı iki adet Phoenix MTU-5A
manyetotelürik ölçüm cihazı kullanılarak bölgedeki fayları dik kesecek Ģekilde Güneybatı‟dan baĢlanarak
Kuzeydoğu‟ya uzanan dokuz istasyon içeren ~30 km uzunluğundaki bir profil üzerinde manyetotelürik
ölçüler alınmıĢ, daha sonra bu veriler bilgisayarda iĢlenerek yoruma hazır hale getirilmiĢtir. Ġki boyutlu
ters çözümleme iĢlemleriyle elde edilen özdirenç kesitleriyle bölgede bulunan birimler yorumlanarak
iliĢkilendirilmiĢ; bu birimlerin düĢey ve yanal sınırları belirlenmiĢtir.
          ÇalıĢmalar sonucunda havza kalınlıkları, Çatalca Fayı‟nın yeri, derinden yüzeye jeolojik
doğrultunun değiĢimi ve birimlerin özdirençleri elde edilmiĢtir.
          Ölçülerin alındığı profilin doğusunda gittikçe derinleĢen ve kesitlerde en fazla 700m derinliğe
ulaĢan iletken çökel kalınlığı gözlenmiĢtir. Çatalca fayının neden olduğu, derine doğru uzanan iletken bir
bölge Elbasan‟da kurulan istasyonun doğusunda kendini göstermiĢtir. Profilin en güneybatısında
çökellerin aniden derinleĢmesi olarak yorumlanan ve bir faya bağlantılı olduğu düĢünülen bir baĢka
iletken yapı tespit edilmiĢtir. Yassıören ve Baklalı istasyonlarının altında büyük bir düĢey iletken sınır
belirlenmiĢtir. Bu sınırın, jeolojik olarak tartıĢılan ve daha önce hakkında bir jeofizik veri bulunmayan
süturu yani Batı Karadeniz Fayı‟nı temsil ettiği düĢünülmektedir.
             Investigation of Istanbul Çatalca Region Faults by Magnetotelluric Method
          Thrace Region representing the most northwestern Turkey contains many Southeast-Northwest
oriented strike slip faults. Also at the Catalca Region where our studies take place, at the western side of
Istanbul a Southeast-Northwest oriented en-echelon fault shows itself at the surface. Catalca Region is the
place where the Thrace basin ends, most eastern extensions of Istranca (Strandja) Massive observed and
Istanbul-Zonguldak Zone starts. The idea that the suture between these two zones represented by a major
continental fault which is covered by sediments, is a commonly accepted by the most geologists. This
major fault is thought to be at the eastern side of the Catalca Fault but the exact inland place of this fault
is not going further of being estimation. In spite of the fact that the region is investigated many times
before, there are not any study which gave deep resistivity cross-sections. The purpose of this work is to
reveal the resistivity structure beneath the surface, determining boundaries and making interpretations on
them.
          In that purpose between 28 April and 4 May 2007 magnetotelluric studies carried on and two
Phoenix MTU-5A magnetotelluric measuring devices which are provided by Bogazici University,
Kandilli Observatory and Earthquake Research Institute are used on a single ~30 kms long Southwest-
Northeast profile contains nine measuring points and crosses the fault in the region (Catalca Fault)
perpendicularly. Then the data is processed, inverted in 2-D and resistivity cross-sections obtained. We
compared and correlated our magnetotelluric (MT) model to geologic information and defined horizontal-
vertical boundaries of the units.
          As the result of the study, thicknesses of the sediments, place of the Catalca Fault, change of the
geologic strike with depth and resistivities of geological units are determined.
          At the east of the Catalca Fault a sediment zone has an increasing thickness up to 700 m
determined. A conductive zone extending trough depth developed due to Catalca Fault showed itself at
the east of Elbasan station. At the most southwestern part of the profile another conductive zone
determined and interpreted as sediments with steeply increasing thickness developed in relation to a fault.
Beneath Yassıören and Baklalı stations a vertical conductive boundary determined and its thought to be
representing a suture; West Black Sea Fault, which is geologically controversial and in lack of
geophysical measurements taken before.
Fırat Berrak


DanıĢman                  : Yard.Doç.Dr. NaĢide ÖZER
Anabilim Dalı             : Jeofizik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Yard.Doç.Dr. NaĢide ÖZER
                            Prof.Dr. Demir KOLÇAK
                            Prof.Dr. Yıldız ALTINOK
                            Doç.Dr. Oğuz ÖZEL
                            Doç.Dr. Hayrettin KORAL


                          Öncü ġoklar Ve Özellikleri, Türkiye’den Örnekler
         Bu çalıĢmada, 1 Ekim 1995 Dinar (ML=6.0) ve 26 Temmuz 2003 Buldan (ML=5.6)
depremlerine ait öncü Ģok etkinlikleri incelenmiĢtir. Kandilli Rasathanesi Deprem AraĢtırma
Enstitüsü‟nden sağlanan deprem kataloğu ile bölgelere ait, farklı dönemlerdeki, olağan deprem etkinliği,
incelenmiĢtir. Hesaplamalar, Dinar için 37º-39ºK enlemleri ve 29º-31ºD boylamları arasında kalan alanda,
Buldan için 37º-39ºK enlemleri ve 28º-30ºD boylamları arasında kalan alanda yapılmıĢtır. Ana Ģokların
öncesinde ve sonrasında oluĢan depremlerden yararlanarak, inceleme alanları poligon olarak
sınırlandırılmıĢtır. Poligon alanlarında, 1900-2007, 1990-2007, 1995 (Dinar), 2003 (Buldan)
dönemlerindeki deprem etkinliği, öncü Ģok ve artçı Ģok etkinlikleri karĢılaĢtırılarak, farklılıklar ortaya
konmuĢtur. ÇalıĢmada, tüm dönemler için OluĢum Sayısı-Büyüklük ĠliĢkisi‟ndeki a ve b değerleri hem
En Küçük Kareler hem de En Büyük Olasılık Yöntemleri ile hesaplanmıĢtır. Ayrıca, öncü Ģok ve artçı Ģok
etkinlikleri için, DeğiĢtirilmiĢ Omori Üstel Azalım ĠliĢkisi kullanılarak p değerleri hesaplanmıĢtır. b
değerinin, bölgenin olağan karakteristiğinden sapmalarının belirlenmesi için, pencere kaydırma methodu
kullanılmıĢtır. DeğiĢim hem olay hem de zaman pencerelerinde, farklı pencere boyları ve kaydırma
miktarları kullanılarak incelenmiĢtir. DıĢ merkez dağılımları ve oluĢum zamanları ayrıntılı olarak analiz
edilerek, öncü Ģok etkinliklerine ait uzaysal ve zamansal dağılımlar belirlenmiĢtir. Ayrıca, her iki öncü
Ģok etkinliğindeki en büyük depremlerin odak mekanizması çözümleri yapılarak, ana Ģok ile uyumuna
bakılmıĢtır. Sonuçta; öncü Ģok etkinliği sırasında b değeri, bölgesel olağan deprem etkinliğinden ve artçı
Ģok etkinliğinden elde edilen b değerlerinin tersine, belirgin bir Ģekilde azalmaktadır. Dinar poligon
alanında öncü Ģoklar, ana Ģoktan 12 gün önce, Buldan poligon alanındaki öncü Ģoklar ise ana Ģoktan 25
gün önce, birikimli oluĢum sayıları zamanla artarak meydana gelmiĢlerdir. Her iki öncü Ģok etkinliği, iki
sismik suskunluk dönemiyle kesintiyle uğramıĢtır. Uzaysal dağılımları artçı Ģokların uzaysal
dağılımından daha küçük bir alana yayılmaktadır. Dinar ve Buldan da oluĢan en büyük iki öncü Ģokun
odak mekanizmaları çözümleri ana Ģok ile benzer ve uyumludur.
                   Foreshocks and Their Characteristics, Examples from Turkey
         In this study, foreshock activities of Dinar earthquake (1 October 1995, ML=6.0) and Buldan
erathquake (26 July 2003, ML=5.6) were examined. Background activities for different time period were
investigated for study areas by using the earthquake catalog which was provided by Kandilli Observatory
and Earthquake Research Institute (KOERI). Calculations for this study were limited between coordinates
of 37º-39ºN and 29º-31ºE for Dinar, and between coordinates of 37º-39ºN and 28º-30ºE for Buldan. By
making use of the earthquakes which occur before and after the mainshocks, the investigation area was
described as polygons. In these polygons, the seismicity parameters of 1900-2007, 1990-2007, 1995
(Dinar), 2003 (Buldan), and foreshock and aftershock activities were compared and the differences were
presented. In this study, a and b values in Frequency-Magnitude Relationship were calculated by using
the least squares and maximum likelihood methods. Thus p values were calculated for foreshock and
aftershock activities by using Modified Omori power law decay relation. In order to investigate deviation
of b value from regional characteristic, sliding window method was applied. The deviation was analysed
on both event and time windows by using different window lenghts and window shifts. By analysing
epicentral distribution and occurence time comprehensively, spatial and time distributions were detected
for foreshock activities. Besides, by having focal mechanism solutions of the biggest foreshocks in both
two foreshocks activities, consistence of their mainshocks were analysed. Consequently, contrary of the
b value which was obtained in the background and aftershock acitivities, b values are decreasing
significantly during the foreshock. It is observed that foreshocks have occured 12 days before the
mainshock for Dinar and 25 days before the mainshock for Buldan, increasing their cumulative number
with time. These activities were interrupted by two seismic quiescence periods. Spatial distribution of
foreshocks are smaller than the spatial distribution of aftershock. The focal mechanism solutions of two
biggest foreshocks occured in Dinar and in Buldan are consistent and similar to that of their mainshocks.
CEYLAN SavaĢ


DanıĢman                   : Y.Doç.Dr.NaĢide ÖZER
Anabilim Dalı              : Jeofizik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Y.Doç.Dr.NaĢide ÖZER
                             Prof.Dr.Demir KOLÇAK
                             Prof.Dr.Bedri ALPAR
                             Prof.Dr.Niyazi BAYDEMĠR
                             Prof.Dr.Yıldız ALTINOK


                     Marmara Depremlerinin Kaotik Özellikleri ve Fraktal Analizi
          Kendine benzer özellikler gösteren ve ölçekten bağımsız sistemler fraktallar olarak adlandırılır.
Eğer bir sistemi tanımlayan karakteristik bir büyüklük veya ölçek yoksa, fraktal analiz ile sistemin
davanıĢını anlamaya çalıĢmak iyi bir yaklaĢımdır. Jeofizikte depremlerin zamansal ve konumsal
dağılımları gibi birçok olgu, kaotik davranıĢ gösterir ve fraktal analiz yardımı ile incelenebilir. Fraktal
analiz, karakteristik bir büyüklükten daha büyük nesneler ile sözü edilen büyüklük arasında üstel iliĢki
olmasını gerektirir. Üstel iliĢkinin kuvvet değeri fraktal boyutu olarak isimlendirilir ve fraktal yapıyı
tanımlar.
          Depremselliğin istatistiksel olarak incelenmesinde üstel iliĢkilerin kullanımı jeofizikte yeni bir
konu değildir. Buna çok iyi bir örnek olan Gutenberg ve Richter‟in b-değeri, belirli bir büyüklükten daha
büyük depremlerin birikimli oluĢum sayısı ile deprem büyüklüğü arasında üstel bir iliĢki tanımlar ve
depremsellik araĢtırmalarında yoğun bir Ģekilde kullanılır. Omori‟nin p-değeri de üstel bir iliĢkidir ve
depremlerin zaman içerisindeki sönüm oranını tanımlar.
          Bu çalıĢmada, depremlerin oluĢumunu daha iyi anlayabilmek amacı ile, 38.4º-41.6ºK enlemleri
ve 25.2º-32.1ºD boylamları arasındaki alanda oluĢmuĢ depremler kullanılarak fraktal analiz
uygulanmıĢtır. Zamansal ve konumsal analizler sonucunda, bölgesel depremselliğin belirli bir fraktal
düzen izlediği ve üç değiĢik davranıĢ evresinden geçtiği önerilmektedir. Ayrıca, sistemin sürekli Ģekilde
kritik gerilme seviyesinde bulunduğu ve bölgesel depremsellik özelliklerinin genel olarak olağan deprem
etkinliği tarafından belirlendiği ispatlanmaya çalıĢılmıĢtır. Son olarak, olasılık hesaplanmasına dayanan
fraktal bir model kullanılarak, olağan deprem etkinliği, gerilme aktarımı ve fraktal boyutu arasındaki
iliĢki gösterilmiĢtir.


               Chaotic Properties and Fractal Analysis of The Marmara Earthquakes
         The objects, which are self-similar and scale invariant are called as fractals. If a system does not
have a characteristic length or scale, it is a good approximation to try to understand its behaviour using
fractal analysis. Many phonemena in geophysics such as the spatial and temporal distribution of
earthquakes show chaotic behaviour and can be analysed using fractal statistics. Fractal analysis requires
that, the number of objects larger than a specified size, has a power-law dependence on the size. The
power of the mentioned relation is called as fractal dimension, and is used to define the system.
         Using power-law relations in the statistical seismicity studies is not a new subject in geophysics.
The b-value of Gutenberg and Richter, which is a good example, defines a power-law relation between
the cumulative number of earthquakes larger than a specified magnitude and the earthquake magnitude,
and has been widely used in the seismicity studies. The p-value of Omori is also a power-law relation and
defines the decay rate of earthquakes by the time.
         In the present study, the fractal analysis is performed using the earthquakes in the area between
38.4º-41.6ºN latitudes and 25.2º-32.1ºE longitudes, in order to contribute to better understanding of
occurrence systems of earthquakes. As the result of temporal and spatial analysis, it is proposed that the
regional seismicity follows a fractal pattern and has experienced three behavioural phases. Moreover, the
study intends to prove that the system is constantly on the critical stress level and background seismicity
defines the general properties of regional seismicity. Finally, the relation between stress transfer, fractal
dimension and background seismicity is shown, implementing a probabilistic fractal model approach.
KÜÇÜKDEMĠRCĠ Melda



DanıĢman                    : Prof.Dr.Niyazi BAYDEMĠR
Anabilim Dalı               : Jeofizik Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı              : 2008
Tez Savunma Jürisi          : Prof.Dr.Niyazi BAYDEMĠR
                             Prof.Dr.Naci ORBAY
                             Prof.Dr.Zuhal DÜZGĠT
                             Doç.Dr.Mümtaz HĠSARLI
                             Doç.Dr.Mustafa Kemal TUNCER


              Manyetik yöntemle Antandros antik kenti mezar yapılarının belirlenmesi
          Bu çalıĢmada, tarihi ve arkeolojik öneme sahip Balıkesir ilinin Altınoluk ilçesinde bulunan
Antandros antik kenti Nekropol alanınında, manyetik yöntem kullanılarak yeraltında saklı kalmıĢ olası
arkeolojik yapıların belirlenmesine çalıĢılmıĢ ve elde edilen bilgiler doğrultusunda arkeologların kazı
öncesinde bilgilendirilmesi amaçlanmıĢtır. Bu amaç kapsamında araziden manyetik ölçümler alındıktan
sonra önce baz düzeltmesi yapılmıĢ sonra ise filtreleme, analitik uzanım, türev iĢlemleri ve yapı sınır
analizi gibi veri analizi çalıĢmalarıyla, manyetik anomali haritaları iyileĢtirilmiĢ, rejyonel ve rezidüel
kaynaklı belirtiler ayrılmıĢ ve olası arkeolojik yapıya ait yapı sınırları belirlenmiĢtir. Modelleme
çalıĢmalarında ise, Euler Dekonvolüsyon tekniği ve Talwani modellemesi kullanılarak, yeraltında saklı
kalmıĢ olası arkeolojik yapıların derinlikleri, boyutları ve Ģekilleri elde edilmeye çalıĢılmıĢtır. Bütün veri
analizi, modelleme çalıĢmaları ve gözlemlere dayanarak, arkeolojik yerleĢim düzeni göz önüne
alındığında, birinci olasılık; manyetik yöntemle elde edilen anomalilerin, mezar yapılarının toplu olarak
etkisini içermekte olduğu düĢünülebilir. Bu bağlamda, nekropol alanı, nekropol alanının daha önceden
kazılan kısmından yaklaĢık 25 metre doğuya doğru devam etmekte ve buradan sonra çok fazla kayda
değer anomali gözlenmemektedir. Ġkinci olasılık ise, yamaç evlerinin kentin nekropol alanına göre
doğusunda olduğu göz önüne alınır ve arkeologlarca bulunan antik yolun, nekropol alanı ile yerleĢim yeri
ile arasında bağlantı olan bir yol olduğu düĢünülürse, modellenen yapıların kuzey güney doğrultulu olarak
nekropolün giriĢinde duran, yer yer yıkılmıĢ ve nekropol ile yerleĢim yerini ayıran geniĢ ve büyük bir
giriĢ kapısı olduğu düĢünülebilir. ÇalıĢmanın sonuçlarından emin olmak için, anomali haritasında
kuzeydoğu, güneybatı doğrultulu, yatay eksende 30. ve 50. metreler arasında, tüm anomaliyi bu
doğrultuda kesecek Ģekilde, 2 metre geniĢlikli ve ortalama 1.5 metre derinlikli muayene kazısı
önerilmektedir.


              The Investigation of graves of Antandros antique city by magnetic method
         The aim of this study is to investigate the antique structures which have been buried under the
ground by using magnetic method in the necropole area of Antandros Ancient city, located in Altınoluk,
Balıkesir and which has an importance about ıts historical and archaeological past.
         Data processing techniques such as filtering, analitic countunations, derivative methods have
been applied. Euler deconvolution and Talwani method have been used for modelling process on
magnetic data.
         According the data processing results, modelling results of this study and the distrubution and
elongation of the graves under the ground, main anomaly can be seen between 25 th and 50th meters
along the horizontal axis on the magnetic map. Becouse of this, it could be thought that distribution of the
graves could finish before 25th meter and probable antique structures under the ground could be seen all
together. On the other hand, it can be thought that there could be antique wall between these meters,
which is seperating the necropole and Roman villas settelment, considering the antique way directed
from west to east which is found by archaeologic excavations before.
         According to our results, test excavations offered that the test excavation between the 30 th and
50 th meters on horizantal axis, directed to the north east-south west, which has 20 meters length and 2
meters width and 1.5 meters depth.
GÖRENER Burcu


DanıĢman                   : Prof. Dr. Naci ORBAY
Anabilim Dalı              : Jeofizik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Naci ORBAY (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Niyazi Baydemir
                             Prof. Dr. Zuhal DÜZGĠT
                             Doç. Dr. Z. Mümtaz HĠSARLI
                             Doç. Dr. Mustafa Kemal TUNCER


             Mağnetik Yöntemle Antandros Antik Kenti Yamaç Evlerinin Belirlenmesi.
         Arkeoloji, her ülke insanının geçmiĢini, kültürünü ve her medeniyetin kendine özgü değerlerinin
belirlenmesini sağlayan önemli bir bilim dalıdır. Arkeolojik çalıĢmalar oldukça zaman alan ve hassas
çalıĢılması gereken bir süreç gerektirmektedir. ĠĢte bu çalıĢma süresini kısaltmak, daha kısa sürede daha
fazla araĢtırma yapabilmek ve hem bilime hem de insanoğluna daha fazla bilgi sunabilmek için, arkeoloji
ve jeofizik bilimlerinden “ARKEOJEOFĠZĠK” doğmuĢtur. Yapılan bu arkeo jeofizik çalıĢma, Balıkesir ili
Altınoluk ilçesi sınırlarında, Ege Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gürcan Polat sorumluluğu altındaki,
Antandros Antik Kenti Yamaç Evler bölümünde gerçekleĢtirilmiĢtir. ÇalıĢma, yaklaĢık 36m x72m‟lik bir
alanda, profil aralıkları 0.5 m, ölçü aralığı 0.25 m seçilerek mağnetik yöntemle gerçekleĢtirilmiĢ ve
ölçümler için gradyometrik proton mağnetometresi kullanılmıĢtır. Arazi çalıĢması sonucunda elde edilen
verilere günlük mağnetik alan düzeltmesi uygulanmıĢ, daha sonra elde edilmiĢ olan alt ve üst sensör
mağnetik anomali haritalarına uygun kesme dalga sayısı değerleri belirlenerek filtreleme iĢlemi
gerçekleĢtirilmiĢtir. Daha sonra verilere uygulanan analitik uzanım sonuçlarından aranan yapıların
derinliği hakkında fikir edinilmiĢ ve ardından yapı sınır analizi yapılmıĢtır. Yorumlamada yardımcı
olması için birinci ve ikinci türev yöntemleri de kullanılmıĢtır. Derinlik tayini için model çalıĢma ve güç
spektrumundan yararlanılmıĢtır. Araziden alınan örneklerden belirlenen mıknatıslanma katsayısı model
çalıĢmada kullanılmıĢtır. Tüm bu iĢlemler sonucunda yer altında bulunan olası arkeolojik nesnelerin
yerleri ve derinlikleri konusunda bilgiler edinilmiĢtir. Bu bilgiler ıĢığında arkeologlara bir sonraki kazı
çalıĢmaları için önerilerde bulunulmuĢtur.


 The Investigation of “Yamaç Evler” Part of The Antandros Ancient City with Magnetic Method.
         Archaeology is an important discipline which enables to define the past of each country‟s people,
culture and the values peculiar to each civilization. Archaeological studies require a process which entails
a great deal of time and a work of delicate kind. In order to curtail the working duration, to make more
research in shorter time and to present more information to both science and human beings,
“ARCHAEOGEOPHYSICS” is born out from the relationship between archaeology and geophysics. This
archaeo geophysical study was realized in around of Altınoluk, the town of Balıkesir, and in the part of
“Yamaç Evler” of the ancient city, Antandros, which is under the responsibility of the Asst. Prof. Gürcan
Polat, the instructor of Ege University. This study was carried out in the investigation site, approximately
36 x 72 m2 area and the profile directions were chosen with 0.5 m spacings and 0.25 m specings for the
measuring points. Magnetic method and gradiometric proton magnetometer was performed for the
archaeogeophysical measurements. Daily corrections were applied to the datas, which obtained from the
magnetic measurements and some filtering methods was actualized by determining the account of cutting
waves which was appropriate to the up and down sensor magnetic anomaly maps during the data
processings. After that, with the help of analytical elongation results, which were applied to the data, it
was formed an opinion about depth of the wanted constructions and then a structure boundary analysis
was carried out. The first and the second derivatives were also used in the aid of interpretation. For depth
indication, it was utilized by the study of model and power spectrum. The coefficient of magnetization
(susceptibility) which was determined through the samples taken from the investigation site was used in
the study of model. At the end of all those processes, it was obtained information about the probable
archaeological objects under ground. According to this knowledge acquired in the study, some
suggestions are provided for archaelogists for the next digging studies.
ÖZÇEP Tazegül


DanıĢman                  : Doç. Dr. Oğzu ÖZEL
Anabilim Dalı             : Jeofizik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Oğuz ÖZEL
                            Prof. Dr. Bilge SĠYAHĠ
                            Prof. Dr. Demir KOLÇAK
                            Prof. Dr. Hasan ARMAN
                            Doç. Dr. EĢref YALÇINKAYA


     Vs30 ve Diğer Zemin Büyütme Kestirimlerinin KarĢılaĢtırılarak Zemin Sınıflamalarında
                                      Güvenilirliğin AraĢtırılması
          Bu tez çalıĢmasında; zeminlerin kayma dalgası hızının yüzeyden itibaren ilk otuz metre için
ortalama değeri olan Vs30 değerinin, zemin büyütmesini iyi temsil edip edemeyeceği ayrıca depreme
dayanıklı yapı yönetmeliklerinde Vs30‟a göre tanımlanan farklı zemin sınıflarına bağlı kayma dalga hızı
ile elde edilen büyütmeler ve depremlerin oluĢturduğu gerçek büyütme kestirimleri karĢılaĢtırılarak
araĢtırılmıĢtır. Bu amaçla çalıĢma alanı Adapazarı bölgesi seçilmiĢ ve bu bölgedeki kayma dalgası hız
dağılımını belirlemek için Çok Kanallı Yüzey Dalgaları Analiz Yöntemi (MASW) ile kayma dalgası
hızının dağılımı 100 noktada ilk 50 metrelik zemin dilimi için belirlenmiĢtir. Belirlenen zeminlerin
Eurocode8, UBC ve Türk Deprem Yönetmeliğine göre sınıflamaları yapılıp haritalanmıĢtır. Yüzeyden
itibaren ilk 30 metre için elde edilen hız değerlerinden Midorikawa (1987), Borcherdt ve diğ. (1991) ve
Joyner ve Fumal (1984) yaklaĢımları kullanılarak zemin büyütmeleri kayma dalgası hızlarından
kestirilmiĢtir. ÇalıĢma sahasında daha önce Fah ve diğ. (2003) tarafından yapılan mikrotremor
(Yatay/DüĢey; H/V) çalıĢmasından elde edilen zemin hakim frekansları ampirik yaklaĢımlar kullanılarak
“yumuĢak sediment kalınlığı” belirlenmesinde kullanılmıĢtır.ÇalıĢma alanında ayrıca, kayma dalgası
hızından hakim periyotlar Kanai (1982) bağıntısı ile belirlenmiĢtir. Yine Vs hızları (600 m/sn ve 700
m/sn kabul edilerek) ana kaya derinlikleri belirlenmiĢtir. Bölgede daha önce Özel ve Sasatani (2004)‟nin
mikotremor dizilim ölçümlerinden elde ettiği derin kayma dalga hız yapısı, “yumuĢak sediment kalınlığı”
ve “Çok Kanallı Yüzey Dalgaları Yöntemi (MASW)” ile elde edilen kayma dalgası hız verilerinin her üçü
karĢılaĢtırılmıĢtır. Bölgede daha önce oluĢmuĢ büyüklükleri 4.0 ile 5.6 arasında olan depremlerin çalıĢma
alanındaki çeĢitli istasyonlardaki (Babalı, ġeker, Genç, Hastane, Toyota ve Ġmar) ivme kayıtları
kullanılarak Referans Ġstasyonu Yöntemi (Ġmar istasyonu referans istasyon olmak üzere) ile 0.1-1.0 sn
aralığındaki büyütmeler deprem verilerinden belirlenmiĢtir. Ayrıca bu istasyonların her birindeki deprem
kaydı için “Tek Ġstasyon Yöntemi” (Nakamura Tekniği) uygulanarak bu istasyonların bulunduğu ortamın
hakim periyotları belirlenmiĢtir. Depreme dayanıklı yapı tasarımı yönetmeliklerinde tanımlanan Vs30‟a
dayanan zemin türleri ile büyütme ve hakim periyot değerleri karĢılaĢtırılmıĢtır. Büyütme, hakim periyot
ve derinlik kestirimi için kullanılan tüm veri birlikte değerlendirilmiĢ ve birbirileri ile olan uyum veya
uyumsuzluğuna bakılmıĢtır.
          Sonuç olarak Vs30‟un Adapazarı örneğinde olduğu gibi havza türü yapıların bulunduğu
alanlardaki depremlerin zeminlerde oluĢturduğu büyütmeler ile iyi bir uyum sergilemediği sonucuna
varılmıĢtır.
 Comprasion between Vs30 and other Estimates of Site Amplification, and their Reliability Of Soil
                                               Classification
         The aim of the thesis is to verify if: (1) the average of shear wave velocity in the first 30 m
(Vs30) of the soil is a good proxy of site amplification; and (2) relevant spectra is adequate. For this aim,
it is compared the soil amplifications obtained by both Vs30 and real earthquake data for different soil
types in several Earthquake Resistant Seismic Design Codes. Adapazarı area is selected as study area,
and shear-wave velocity distribution is obtained by Multi Channel Analysis of Surface Waves (MASW)
in 100 sites for soil column of first 50 meters. For these sites, soil classifications are mapped according to
the Eurocode-8, UBC (NEHRP) and the Turkish Seismic Design Code. Site amplifications are estimated
by shear-wave velocity proposed by Midorikawa (1987), Borcherdt et al (1991) and, Joyner and Fumal
(1984) for soil column of the first 50 meters. Microtremor measurements are performed in the study area.
By using the data obtained from these measurements (Fah et al, 2003), fundamental frequencies are
obtained. It was determined soft sediment thickness by these data by using empirical approach. In the
study field, fundamental periods were obtained by Vs (shear wave) data by Kanai (1982) equation. From
Vs data, depths of engineering bedrock were also determined by assumption of 600 m/s and 700 m/s of
bedrock depths. The shear-wave velocity structure beneath measured sites by MASW is compared with
deep shear-wave velocity structures obtained by Özel and Sasatani (2004) and soft sediment thickness
obtained by microtremor data, as well. Aftershock data, whose magnitudes range between 4.0-5.6,
obtained by six stations (Babalı, ġeker, Genç, Hastane, Toyota and Ġmar) that installed in and around the
Adapazarı basin are used to estimate response spectra of sites by using Reference Station Method, and
amplifications between 0.1 and 1.0 s, as well. Furthermore, fundamental periods of station sites are
estimated by Single Station Method (Nakamura technique or H/V method). Site types, based on Vs30 in
seismic design codes, were compared with fundemental periods and amplification values that obtained by
earthquake data. All the obtained results (amplifications, fundamental periods and depth estimations), are
evaluated in context of harmony or disharmony each other. Site responses defined in Seismic Design
Codes according to Vs30 were evaluated by fundamental periods and site amplifications obtained by real
earthquake data. As a result, site amplifications (from real earhquake data ) and relevant spectra (from
Vs30) are not good agreement in basin type structures like Adapazarı.
YEZĠZ Hatice


DanıĢman                   : Yard.Doç.Dr. Nurdan SAYIN
Anabilim Dalı              : Jeofizik Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yard.Doç.Dr. Nurdan SAYIN
                             Prof.Dr.Niyazi BAYDEMĠR
                             Prof.Dr.Naci ORBAY
                             Doç.Dr.Mümtaz HĠSARLI
                             Doç.Dr.Mustafa Kemal TUNCER


               Orta Anadolu Bölgesinde Kıtasal Kabuğun Termal Yapısı Belirlenmesi
         Orta Anadolu Bölgesi, Alp-Himalaya orojenik kuĢağında yer alması nedeniyle farklı
metamorfizma ve deformasyon tarihçelerine sahip kıtasal bloklardan ve bu blokları birbirinden ayıran,
eski okyanus kabuğu ve mantosunu temsil eden ofiyolitik kenet kuĢaklarından oluĢmaktadır.
         Bölgenin geçirmiĢ olduğu bu karmaĢık evrim onun ısıl özelliklerine de yansımıĢ olup, Orta
Anadolu‟da çok yüksek ve çok düĢük olan ısı akısı bölgeleri yan yana gelmiĢtir. Bu açıdan bakıldığında
KırĢehir ve NevĢehir il sınırları içerisinden geçen çalıĢma bölgesi, ölçülmüĢ ısı akısı değerleri açısından
da ilginç bir bölgeyi temsil eder.
         ÇalıĢma kapsamında, KırĢehir ve NevĢehir arasında kalan 140‟ km lik bir hat boyunca 2 boyutlu
ısı modeli hesaplanmıĢtır. Model bölgenin kabuk yapısı dikkate alınarak, derinlik profili 35 km‟ ye kadar
alınmıĢtır. Yüzeyde gözlenen ısı akısı değerlerine bağlı olarak 35 km olarak kabul edilen kabuk manto
sınırında sıcaklık değerlerinin 1250 oC gibi yüksek değerler aldığı, modelin güney ucuna doğru düĢük ısı
akısı gösteren bölgede ise yaklaĢık 400 oC sıcaklık değerleri aldığı görülmüĢtür.


                     Thermal Structure of Continental Crust in Central Anatolia
         Central Anatolia Region located in Alp-Himalaya orogenic belt, consist of continental blocks
which have a history of different metamorphism and deformation. These blocks are seperated by
ophiolitic suture belts represented old oceanic crust and mantle.
         These complex evoluation of the region are reflected to its thermal properties, high and low heat
flow regions are located side by side. From these point of view, the region between KırĢehir and NevĢehir
provinces indicate interesting thermal structure for the purposes of mesured heat flow values.
         In this study, two dimentional heat flow modelling has been calculated along a line of which is
about 140 km located in between NevĢehir and KırĢehir provinces. The depth of the model is 35 km and
this value is same with Moho discontinuaty. Temparature depending on the surface heat flow value, in the
35 km crustal mantle is higher as 12500C and in the south part of the model, is lower as 4000C.
MAKĠNA MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠMDALI



DURAK Birkan


DanıĢman                  : Doç. Dr. Erol UZAL
Anabilim Dalı             : Makine Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Nurkan YAĞIZ
                            Prof. Dr. Salim ÖZÇELEBĠ
                            Prof. Dr. Metin Orhan KAYA
                            Doç. Dr. Erol UZAL
                            Doç. Dr. Serdar BARIġ


                         AkıĢkan TaĢıyan Elastik Boruların TitreĢim Analizi
          Bu çalıĢmada akıĢkan taĢıyan elastik borularda meydana gelen titreĢimler matematiksel olarak
incelenmiĢtir. Boru üzerinde akıĢ sırasında kuvvetler yüzünden gerçekleĢen dinamik yerdeğiĢimlerini
uzay koordinatlarına ve zamana bağlı olarak gösteren dördüncü mertebeden bir diferansiyel denklem
verilmiĢtir. Bu denklem boyutsuzlaĢtırılmıĢ ve ardından karakteristik denklem yazılarak boyutsuz akıĢkan
hızı için özdeğerlerin hesaplaması yapılmıĢtır. Farklı özdeğerler için mod biçimleri çizilmiĢtir.


                         Vibration Analysis of Fluid-Carrying Elastic Pipes
        In this study, vibrations of elastic pipes which are used for fluid flow examined mathematically.
A fourth order differential equation dependent of time and spatial-coordinates that represent dynamic
displacements on pipe that occur because of forces during flow is given. This equation is non-
dimensionalized and eigenvalues for dimensionless flow speed are calculated by writing characteristic
equation. Mod shapes are drawn for different eigenvalues.
ÖZER Hasan Ömür


DanıĢman                  : Prof. Dr. Nurkan YAĞIZ
Anabilim Dalı             : Makine Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Nurkan YAĞIZ
                            Prof. Dr. Salim ÖZÇELEBĠ
                            Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
                            Doç. Dr. Erol UZAL
                            Yrd. Doç. Dr. Banu KÖRBAHTĠ



                         Bir Bina Modelinin TitreĢimlerinin Deneysel Analizi
         Bir Bina Modelinin TitreĢimlerinin Deneysel Analizi‟ isimli tez çalıĢmasında dıĢ kaynaklı
titreĢimlerin etkisine maruz kalan binaların ve içerisinde yaĢayan insanların korunmasına yönelik temel
çalıĢmalar yapılmıĢtır.
Yapı sistemlerinde dıĢ kaynaklı titreĢimlerinin azaltılması konusundaki literatür taranarak çalıĢmalar
özetlenmiĢtir. Yapılan bu çalıĢmaların ıĢığında çelik sac ve kolonlardan oluĢan bir bina modeli
hazırlanmıĢtır. Modelde kullanılan malzemelerin özellikleri incelenmiĢtir. Mevcut bina modeli üzerinde
baĢlangıç Ģartları tayin edilerek serbest titreĢim deneyleri yapılmıĢtır. Yapılan serbest titreĢim
deneylerinin sonuçları yorumlanmıĢ, deney Ģartlarını sağlayan bir simulasyon modeli kurulmuĢtur.
DıĢ kaynaklı titreĢimlerinin etkisinin nasıl iyileĢtirilebileceği hususunda çalıĢmalar yapılmıĢtır. Model
üzerinde hazırlanan bir dinamik sönümleyici üzerinde çalıĢılmıĢtır. Deneylerden elde edilen sonuçlar ve
modelin bilgisayar ortamında yapılan simulasyonları karĢılaĢtırılmıĢtır. Dinamik sönümleyicinin
titreĢimlerin etkisi azalttığı görülmüĢtür. Kurulan simulasyon modelinin de deneysel sonuçlara yakın
değerler vermesi deneyler ve simulasyonlar arasında uyum olduğunu göstermiĢtir.
Yapılan çalıĢmalar neticesinde dinamik sönümleyici kullanılan binaların deprem gibi dıĢ etkenlere karĢı
direnç gösterdiği ve yapıları zararlı etkilerden koruyabileceği tespit edilmiĢtir.



                           Experimental Analysis of Vibrations of a Building Model
         In the thesis study that is named „Experimental Analysis of Vibrations of a Building Model‟,
fundamental work has been implemented to protect building structures that are exposed to external
vibrations and people living in these buildings.
Literature on reducing vibrations on structural systems from an external source has been reviewed and
summarized. A building model formed with steel sheets and steel columns has been prepared to conduct
experiments. Material properties used in the model has been examined. After determining initial
conditions on the building model free vibration experiments executed. Study on the results of these
experiments has been directed to construct a simulation that represents experimental conditions.
Mitigating the effects of vibrations from an external source has been studied. A dynamic absorber that has
been prepared on the building model has been studied. Results of the experiments and computer
simulations has been compared in order to see the effect of dynamic absorber on vibrations. Results of
simulation study that are close to experimental results show that experiments and simulation are in
conformity.
In conclusion buildings with dynamic absorbers are resistant to external exposures like earthquakes and
protect structures from hazardous effects of these exposures.
DEMĠR Mehmet ġirin


DanıĢman                   : Doç. Dr. Serdar BARIġ
Anabilim Dalı              : Makine Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Serdar BARIġ (Tez DanıĢmanı)
                             Prof. Dr. Salim Özçelebi
                             Doç. Dr. Erol UZAL
                             Doç. Dr. Mehmet Salih DOKUZ
                             Yrd. Doç. Dr. Banu KÖRBAHTĠ


  Viskoz ve SıkıĢtırılamayan Ġki AkıĢkandan OluĢan KarıĢım Ġçin Zamana Bağlı GenelleĢtirilmiĢ
                               Couette Akımı ile Ġlgili Analitik Çözümler
          KarıĢımlar teorisindeki geliĢmelerin büyük bir çoğunluğu bünye denklemleri ve genel korunum
yasalarının formüle edilmesiyle ilgilidir. GeliĢtirilen teorilerin pratik problemlere uygulanmasını içeren
çalıĢmalar neredeyse yok denecek kadar azdır. Uygulamaya yönelik bazı problemlerin çözümlerini içeren
bu tez çalıĢması, bu gibi çalıĢmaların sayısını artırmayı amaçlamaktadır.
          Bu amaçla, bu çalıĢmada, dört farklı geometride, sıkıĢtırılamayan ve viskoz iki akıĢkandan
oluĢan karıĢım için zamana bağlı genelleĢtirilmiĢ Couette akımı ile ilgili pratik problemler ele alınmıĢ ve
karıĢım teorisi kullanılarak hareket denklemleri çıkarılmıĢtır. Hareket denklemleri, olayın fiziği ile
uyumlu olan yarı ters çözüm metoduyla ve akıĢın geometrisine uygun düĢen sonlu integral
dönüĢümlerden faydalanılarak analitik olarak çözülmüĢ ve her bir bileĢen için hız dağılımları sonsuz seri
açılımları biçiminde bulunmuĢtur.
          Ġlk bölümde; karıĢım konusunun önemine değinilirek, bu tip problemlerin çözümünde kullanılan
metotlardan kısaca bahsedilmiĢ ve ele alınan problemlerin tanıtımı yapılmıĢtır.
          Ġkinci bölümde ise; bu çalıĢmada kullanılan metot olan karıĢım teorisinin tarihsel geliĢimi ile
birlikte genel korunum yasaları ve karıĢımın sıkıĢtırılamayan iki viskoz akıĢkandan oluĢması durumunda
bünye denklemleri verilmiĢ ve bu denklemler kullanılarak yapılan kabuller altında her iki bileĢen için
hareket denklemleri vektörel formda çıkartılmıĢtır. Daha sonra pratik problemlerin çözümünde karĢımıza
çıkan etkileĢim kuvveti, sınır Ģartları ve viskozite katsayılarının belirlenmesiyle ilgili tartıĢmalara kısaca
değinilerek, karıĢım teorisinde bugüne kadar yapılmıĢ olan çalıĢmalardan bahsedilmiĢtir.
          Üçüncü bölümde; karıĢımlar için bulunacak çözümler ile karĢılaĢtırma yapmak amacı ile bu
problemler viskoz ve sıkıĢtırılamayan bir akıĢkan için hem daimi halde hem de zamana bağlı durumda
çözülmüĢtür.
          Dördüncü bölümde; viskoz ve sıkıĢtırılamayan iki akıĢkandan oluĢan karıĢım için paralel iki
levha arasında, daimi halde ve zamana bağlı durumda, her iki bileĢenin genelleĢtirilmiĢ Couette akımına
ait hız dağılımları integral dönüĢümler yardımı ile analitik olarak çözülmüĢtür. Aynı problemler beĢinci
bölümde dikdörtgen kesitli bir kanalda, altıncı bölümde halka kesitli bir kanalda ve yedinci bölümde
yarım daire kesitli bir kanalda çözülmüĢtür.
          Sekizinci bölümde; elde edilen hız dağılımları, parametrelerin çeĢitli değerleri için grafik olarak
sunulmuĢ ve elde edilen sonuçlar tartıĢılmıĢtır.
          Çözümlerin bulunmasında kullanılan integral dönüĢümler ve silindirik koordinatlardaki
problemlerin çözümünde karĢılaĢılan Bessel fonksiyonlarının özellikleri ise iki ayrı ek olarak verilmiĢtir.
 Analytical solutions for unsteady generalized Couette flow of a binary mixture of imcompressible
                                             viscous fluids
          Much of the developments in the mixture theory concern about the general formulation of the
balance equations and constitutive equations. Although there is a well-developed theory of mixtures,
there are few studies concerning about the applications of the mixture theory.
          With the aim of increasing the number of studies which concerning about aplications of the
mixture theory, some practical problems has been investigated and the governing equations of the motion
of a binary mixture of incompressible viscous fluids have been derived by using the mixture theory. The
governing equations, have been solved with the help of an appropriate finite integral transform and exact
solutions have been obtained for unsteady generalized Couette flow of a binary mixture of incompressible
viscous fluids in four different geometries.
          In the first chapter, the significance of the mixtures has been emphasized and different
approaches for solution of flow of the mixtures have been discussed briefly. Then the problems under
discussion have been introduced.
          In the second chapter, the historical development of the mixture theroy and balance equations
have been presented. Later in this chapter constitutive equations for a binary mixture of incompressible
viscous fluids have been listed. In last section of the second chapter, boundary conditions and mean
viscosity of the mixture which make difficulties at the applications of mixture theory have been discussed
briefly. Later previous studies dealing with the flow of a binary mixture of incompressible viscous fluids
have been summarized.
          In the third chapter, flow of a Newtonian fluid have been obtained in geometries under
discussion in order to compare the results with flow of a binary mixture of incompressible viscous fluids.
          From the fourth to the seventh chapters; the exact solutions have been obtained for steady and
unsteady generalized Couette flow of a binary mixture of incompressible viscous fluids between
horizontal parallel plates, in a rectangular channel, in an annulus, and in a semicircular channel
respectively.
          In the eigth chapter, the results obtained in the previous chapters have been presented in
graphical forms for different values of the parameters and some comments about the results and the
figures have been made.
          In Appendix-A and B, some important properties of the Besssel functions and integral
transforms used in this study have been presented respectively.
ENDÜSTRĠ MÜHENDĠSLĠĞĠ



SĠNAN Sıtkı Tarık


DanıĢman                  : Doç. Dr. ġakir ESNAF
Anabilim Dalı             : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. ġakir ESNAF
                            Prof. Dr. Nurkan YAĞIZ
                            Prof. Dr. Salim ÖZÇELEBĠ
                            Prof. Dr. Necmettin AKTEN
                            Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI


 Bir Hazırgiyim ĠĢletmesinde Tedarikçi Seçme ve AHP Destekli Tedarikçi Değerlendirme Sistemi
         Kendi markası için üretim yapan hazırgiyim iĢletmelerinde ürünü sezonda mağazalara
sevkedebilmek, diğer rakip firmalarla rekabet edecek maliyette ürün tedarik etmek, ve müĢteri tatminini
sağlayacak kalitede ürünler sunmak çok önemlidir. Bu rekabet bileĢenlerini yönetemediğiniz takdirde ise
firmalar için maalesef istenmeyen son gerçekleĢmeye baĢlar.
         KurumsallaĢma açısından beyaz eĢya, bankacılık, otomotiv gibi diğer sektörlerin gerisinde olan
hazırgiyim/ konfeksiyon sektörü modern yönetim tekniklerini ise yeni yeni kullanmaya baĢlamaktadır.
Bu süreçteki en önemli sıkıntılar ise halen gerekli verilerin istenen düzeyde kayıt altına alınmamıĢ olması
ve yeniliğe kapalı çalıĢanlar ile yöneticilerdir.
         Hazırgiyim/ Konfeksiyon sektörü emek yoğun bir sektör olduğundan insan faktörü ihmal
edilemeyecek bir husustur. Bu sebeple markalaĢmıĢ Avrupalı bir çok hazırgiyim firması çalıĢtığı
tedarikçilerini verimlilik ve çalıĢanlarına sunduğu sosyal haklar açısından da sorgular duruma
gelmiĢlerdir.
         Yukarıdaki hususları derlediğimizde hazırgiyim ürünü tedarik sürecini yönetirken zaman, kalite,
maliyet ve insan faktörünün ne denli önemli olduğu ve iyi yönetilmesi gerektiği karĢımıza çıkmaktadır.
Hazırgiyim/Konfeksiyon sektörümde tedarik zinciri yönetiminin en önemli boyutlarından birini tedarikçi
firmalar oluĢturmaktadır. Kalite, maliyet, termin ve insan kaynaklı süreçleri tedarikçi boyutunda
çözebildiğimiz takdirde baĢarı için geriye iç süreçlerimizde verimliliğimizi arttırmak amacıyla iyileĢme
çalıĢmalarının yönetilmesi faaliyetleri kalmaktadır.
         Bu tez çalıĢmasında tedarikçi firma tarafında rekabet bileĢenlerinin etkin yönetilebildiği bir
sistem geliĢtirmek adına bir seçme ve değerlendirme modeli tasarlanmıĢtır. Bu bağlamda anahtar
kavramlar ise KALĠTE, ZAMAN, MALĠYET ve ETĠK kelimeleri olmuĢtur. Modelin uygulama sürecinde
kolay ve anlaĢılabilir olması yanında bilimsel tekniklere dayanması temel dayanak olarak kabul edilmiĢ
ve tez kapsamında anlatılmaya çalıĢılmıĢtır. Seçim sürecinde firma alıĢkanlık ve kültürünü çok
değiĢtirmeden izlenebilir, değerlendirme sürecinde ise objektif ve kritik süreçlerin değerlendirildiği bir
sistem kurulmuĢtur.
Supplier Selection and Supplier Evaluation System by Analytical Hierarchy Process and a Model in
                                          a Garment Company
         It is quite important for ready wear companies manufacturing products for their own brands, to
deliver products in stores on time, sourcing cost effective products so as to compete with other stores, and
offer goods of hight quality to satisfy customer demands. Unless you are able to manage these
competitive components, undesired end is near unfortunately
         Ready wear / Apparel sector, which is still far behind other sectors such as white goods, banking,
automotive in terms of establishing a corporate structure, has currently started using modern management
techniques. Other outstanding difficulties in this process are non-recorded data and having employees and
managers who have the logic of closed innovation and development.
         As ready wear / apparel sector is mainly dependent on labour intensive, human factor could not
be negligible. Therefore, many developed and well known European brands interrogate their suppliers
within the framework of human rights and their social responsibility, as well as their efficiency.
         In this study, a supplier selection and evaluation model has been designed in order to manage the
competitive components effectively within the supplier part. In this sense, QUALITY, TIME, COST and
ETHICS can be defined as the key concepts of this project. During project preparation, a model is
considered as simple to understand and implement towards an academic model. In the process of election,
a system is set up which monitors the whole procedure without enabling to change and habitudes of the
company however in the process of evaluation, a system is set up which evaluates and measures the
objective and critical routes.
ÖZTÜRK Gökçe Ceyda



DanıĢman                   : Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY
Anabilim Dalı              : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY
                             Prof. Dr. Öner ESEN
                             Doç. Dr. ġakir ESNAF
                             Yrd. Doç. Dr. Numan ÇELEBĠ
                             Yrd. Doç. Dr. Murat AKAD


        Tedarik Zincirinde Mılk-Run Sistemi Ġle Cross Dockıng Sistemlerinin Maliyetlerinin
                                             KarĢılaĢtırılması
          Bu çalıĢmada, tedarik zinciri yönetiminde son zamanlarda yaygın ve etkin bir biçimde kullanılan
yalın lojistik kavramlarından; tek bir kamyon ile tüm tedarikçilerin dolaĢılmasıyla gerçekleĢtirilen milk-
run ile her tedarikçiye ayrı kamyon gönderilmesiyle gerçekleĢtirilen cross docking sistemlerinin taĢıma
operasyonları sırasında uygulanan esaslar, gerektirdikleri koĢullar, sahip oldukları avantaj ve
dezavantajlar belirtilmiĢ, farklı nitelikte ve boyutta ürünlerin taĢınmasında kullanıldıklarında ortaya çıkan
maliyetler analiz edilmiĢtir.
          Milk-run ve cross docking sistemlerinin, taĢıma maliyetlerinin minimizasyonu amacıyla
karĢılaĢtırılarak, ne gibi durumlarda hangi sistemin daha iyi sonuç verdiğinin araĢtırılması amacıyla
yapılan bu çalıĢmada, tedarik zinciri yönetimi, lojistik ve lojistik yönetimi, yalın düĢünce ve yalın üretim
kavramları incelenmiĢ, yalınlık ve lojisitk kavramalarının entegrasyonu olan yalın lojistik ve öneminden
bahsedilmiĢtir.
          ÇalıĢmada, yalın lojistik tekniklerinden milk-run ve cross docking üzerinde durulmuĢ ve bu
sistemlerin kullanımı, ayrı profillere sahip olan ürünlerin taĢınmasında gösterdikleri verimlilikler ile
taĢıma maliyetlerinin karĢılaĢtırılmasını içeren uygulamaya yer verilmiĢtir.
          Yapılan uygulamadaki bilgiler konuya yeni bir bakıĢ açısı getirmiĢ ve teorik anlatımın
uygulamada nasıl vuku bulduğu ortaya konmuĢtur. Ayrıca yapılan uygulamalar, transportasyon modları
ve Ģebekeleri üzerine ileride yapılacak çalıĢmalar için önemli bir yol gösterici niteliğindedir.


 Comparison of Milk-Run System and Cross Docking System in Supply Chain from Cost Point of
                                                   View
          In this study it is mentioned that, lean logistics‟ concepts, that are used in common and
efficiently in recent times; milk-run system‟s which is realized with one truck goes around all supplier,
cross docking system‟s which is realized dispatching different truck to each supplier, required conditions
of them, advantages and disadvantages of these concepts and transportation costs when different types
and size of items are transporting during transportation operations of these concepts.
          The aim of this study is minimizing transportation costs of milk-run and cross docking systems
with comparing which system has better result, supply chain management, logistics and logistics
management, lean thinking and lean production concepts are examined and mentioned the importance of
lean logistics which is integration of lean and logistics concepts.
          The study emphasize lean logistics techniques of milk-run and cross docking, their usage,
efficient of transporting different profiles of items with these systems and comparing costs of
transportations.
          Knowledge of application provide a new point of view to the argument and show how theoretical
information realized in practices. Besides, applications lead future studies which is about transportation
modes and networks.
ÇELĠKKOL Mahmut Fahrettin


DanıĢman                   : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı              : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI(DanıĢman)
                             Prof. Dr. Necmettin AKTEN
                             Doç. Dr. ġakir ESNAF
                             Doç. Dr. A. Halim ZAĠM
                             Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY


      Türkiye imalat sektöründe altı sigma metodolojisini uygulayan firmalarda kritik baĢarı
                                     faktörlerinin değerlendirilmesi
          Günümüzde dünyada ve ülkemizde de pek çok firmanın, hedeflerine ulaĢabilmek amacıyla Altı
Sigma‟yı uyguladığı görülmektedir. Firmaların Altı Sigma‟yı kullanarak hedeflerine ulaĢmasında baĢarıyı
etkileyen pek çok kritik baĢarı faktörünün olduğu yapılan araĢtırmalarla ortaya konmuĢtur. Ayrıca,
literatürde Altı Sigma kritik baĢarı faktörlerinin projelere etkisi konusunda farklı çalıĢmalar
bulunmaktadır. Bu kapsamda farklı ülkelerde bu faktörlerin önem düzeylerinin belirlenmesine dönük
araĢtırmalar yapılmıĢtır.
          Bu çalıĢmada Altı Sigma kritik baĢarı faktörlerinin, Türkiye imalat sektöründe faaliyet gösteren
firmalardaki Altı Sigma projeleri esas alınarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda Altı
Sigma proje yöneticileri ile görüĢülerek baĢarı faktörlerinin önem değerleri Türk firmaları açısından
değerlendirilmiĢtir. Ayrıca bu faktörlerin Türk imalat sektöründe gerçekleĢtirilme düzeyleri incelenmiĢtir.
Kritik baĢarı faktörlerinin analizi dıĢında gerçekleĢtirilen projeler analiz edilmiĢ, projelerden elde edilen
faydalar ile kritik baĢarı faktörleri arasındaki iliĢkiler araĢtırılmıĢtır.
          Yapılan çalıĢmada Altı Sigma baĢarı faktörlerinin önem değerleri, gerçekleĢtirilme düzeyleri,
Altı Sigma proje fayda beklentileri ile gerçekleĢen fayda düzeylerine ait veriler farklı istatistiksel
yöntemler kullanılarak analiz edilmiĢtir. Türk firmaları açısından Altı Sigma kritik baĢarı faktörlerinin
proje baĢarısına etkileri istatistiksel çalıĢmalar ile ortaya konulmuĢtur.


  Evaluation of critical success factors of six sigma methodology used in Turkey’s manufacturing
                                                   sector
         Today it is a reality that most firms throughout the world are applying Six Sigma projects in
order to reach their targets. The researches about the Six Sigma project represent the fact that there are
many factors that affect the success of the project. Furthermore, various studies have been carried out
about the effects of Six Sigma critical success factors on the projects. In this respect, researches have been
done regarding the determination of the level of the importance of these factors in different countries.
         In this paper, evaluation of critical success factors of Six Sigma methodology used in Turkey‟s
manufacturing sector has been aimed. In this respect, the importance level of success factors have been
examined from Turkish firms point of view by the interview of the managers of Six Sigma projects. In
addition, in which level these factors are carried out in Turkey‟s manufacturing sector has been analyzed.
Beside the analysis of critical success factors, the researches done has been examined, and the
relationship between the acquisition of the projects and critical success factors have been investigated.
         In this paper, importance level of Six Sigma success factors, in which level they are carried out,
the acquisition assumptions of the projects, and to what degree those assumptions became true have been
analyzed by using different statistical methods. Besides, the effects of Six Sigma critical success factors
on the success of the projects have been indicated with statistical studies from the point of view of
Turkish firms.
BULUT Emre


DanıĢman                    : Doç. Dr. ġakir ESNAF
Anabilim Dalı               : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı              : 2008
Tez Savunma Jürisi          : Prof. Dr. Öner ESEN
                              Doç. Dr. ġakir ESNAF (DanıĢman
                              Doç. Dr. Necdet ÖZÇAKAR
                              Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY
                              Yrd. Doç. Dr. Numan ÇELEBĠ


Öz Örgütlemeli (Kohonen) Haritalar ile yer seçimi ve kaynak ataması probleminin çözümü ve bir
                                                  uygulama
         Bu çalıĢmada, sınırsız kapasiteli yer seçimi ve kaynak ataması (Weber) probleminin çözümü için
Öz Örgütlemeli Haritalar tekniği kullanılmıĢ ve uygulamada; asfalt üreten bir Ģirketin dağıtım yaptığı
noktalara asgari maliyetle dağıtım yapabilmesi için kurulacak depo yerinin seçilmesine çalıĢılmıĢtır.
         Uygulama olarak, Öz Örgütlemeli Haritalar için C programlama dilinde kod yazılmıĢ ve bu kod,
Esnaf ve Küçükdeniz‟in çalıĢmasındaki verilere uygulanmıĢtır. Sonuç olarak; her öbek için en uygun
maliyetli dağıtım noktası seçilmiĢtir ve önceki çalıĢmadaki sonuçla çıkan sonuç kıyaslanmıĢtır.
         GiriĢ bölümünde; kısaca çalıĢmanın amacı belirtilmiĢtir. Ardından ikinci bölümde; Yapay Sinir
Ağları, Öz Örgütlemeli Haritalar ile ilgili kaynak taramasına yer verilmiĢ, sınırsız kapasiteli Weber
probleminin çözümünde kullanılan Öz Örgütlemeli Haritalar (Kohonen) tekniği anlatılmıĢtır. Üçüncü
bölümde ise; yapılan çalıĢma detaylarıyla anlatılmaktadır. Son bölümde de; sonuçlara ve karĢılaĢtırmalara
yer verilmiĢtir.

Anahtar sözcükler: Yapay Sinir Ağı (YSA), Kohonen, Öz Örgütlemeli Haritalar (ÖÖH), Weber problemi


  Solving location-allocation problem using Self Organizing (Kohonen) Maps and an application
          In this study, Self-Organizing Maps technique is used to solve Uncapacitated Multi-Facility
Weber Problem and as an application, I‟ve studied on locating a warehouse which will minimize the cost
of distribution of the company that produces asphalt.
          As an application, a code has been written on C programming language for Self-Organizing
Maps and the code has been applied on the data of Esnaf‟s and Küçükdeniz‟s study. As a result, the
distribution point which has the optimum cost for each cluster has been chosen and the results have been
benchmarked.
          In the first part; the mission of the study is explained shortly. In the second part; literature survey
and the techniques that are used to prepare this thesis is discussed. The technique like SOM algorithm
which is used for solving multi-facility Weber problem is discussed in details. In the third part, the study
which is carried is explained. Finally, the details and the results of the study are given.

Keywords: Artificial Neural Network (ANN), Kohonen, Self Organizing Maps (SOM), Weber problem
Öztürk Nehir


DanıĢman                   : Doç. Dr. ġakir ESNAF
Anabilim Dalı              : Endüstri Mühendisliği
Programı                   :
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. ġakir ESNAF
                             Doç. Dr. Ġbrahim PINAR
                             Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY
                             Yrd. Doç. Dr. Numan ÇELEBĠ
                             Yrd. Doç. Dr. Murat AKAD


       Süreç Yönetimi Kapsamında Bir Lojistik ĠĢletmesinde Kara Nakliye Süreci Analizi ve
                                               ĠyileĢtirilmesi
          KüreselleĢen dünyada artan rekabet koĢulları, iĢletmeleri her geçen gün yeni yönetim
anlayıĢlarını aramaya zorlamaktadır. MüĢterinin ilk ve sürekli tercihi olmak, pazarda en uygun fiyata, en
kaliteli ürün ve hizmeti sunmak isteyen iĢletmeler süreçlerini incelemeye baĢlamıĢlardır. ĠĢ süreçlerindeki
iyileĢmelerin Ģirkete, çalıĢanlarına ve müĢterilerine büyük katma değerler sağladığını gören iĢletmeler,
süreç odaklı iĢ yapma Ģekillerini tercih ederek daha hızlı, daha etkin ve daha verimli ürün ve hizmet elde
etme yollarını bulmuĢlardır. ĠĢte bu noktada “Süreç Yönetimi” yeni bir kavram olarak karĢımıza
çıkmaktadır.
Süreç yönetimi; süreçleri izlemeye, kontrol altında tutmaya, ölçmeye, sürekli iyileĢtirmeye dayanan
devamlı ve uzun bir yolculuktur. Bu nedenle bu yolculukta iĢletmeler günün değiĢen Ģartlarına,
teknolojinin getirdiği yeniliklere kendini adapte edebilen, esnek, sürekli geliĢen bir yönetim tarzı
uygulamalıdır.
Bu çalıĢmada; süreç yönetimi, kavramları ve metodolojisi anlatıldıktan sonra Rummler Brache
metodolojisi ile bir lojistik iĢletmesinde kara nakliye ihracat süreci analizi ve iyileĢtirilmesi yapılmıĢtır.


     Analysis and Development of Land Transportation Process Within the Context of Process
                                  Management in a Logistics Company
         The increasingly competition conditions in the global world have forced companies to seek new
management methods. Companies wish to be the first and consistent choice of customers by offering the
highest quality goods and services on the market at the most reasonable prices have begun reassessing
their operations and processes. Having seen considerable added value or both their employees and
customers as a result of these improvements in their business operations and processes, companies have
found ways to provide faster, more effective and more productive products and services. At this point that
the concept of “Process Management” has gained widespread acceptance.
Process Management is a continuous and long journey that is monitoring, controling, measuring and
improving the performance of processes. Therefore in this journey, companies should have flexible and
continuous improving management methods which adapt itself to new conditions and technological
changes.
In my thesis, Process management, concepts and methodology are examined. Rummler Brache Process
Improvement Methodology is utilised to improve land transportation process in a logistics company.
RASHĠDĠ Khodabakhsh


DanıĢman                  : Doç.Dr.ġakir ESNAF
Anabilim Dalı             : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç.Dr.ġakir ESNAF
                            Doç.Dr.Necdet ÖZÇAKAR
                            Doç.Dr.Ġbrahim PINAR
                            Yrd.Doç.Dr.Alp BARAY
                            Yrd.Doç.Dr.Numan ÇELEBĠ


 DengelenmiĢ Amaç Kartı Aracılığıyla Yüksek Öğretim Kurumlarında Performans Ölçüm Sistemi
          Üst düzey yöneticilerin birçoğu finansal amaçlı raporlamanın eksik yönlerini fark etmiĢ ve iyi
tasarlanmıĢ bir performans ölçüm sisteminin stratejik amaçlara ulaĢılmasında temel teĢkil ettiğini
anlamıĢlardır. Bu geliĢme, örgütsel performans raporlarının hazırlanmasında DengelenmiĢ Amaç
Sistemi‟nin ortaya çıkmasına neden olmuĢtur.
          DengelenmiĢ Amaç Kartı; kalite, güvence, toplam kalite, müĢteri odaklı üretim ve organizasyon,
değiĢim yönetimi, aktivite bazlı maliyet, entegre tedarik zinciri, süreç yönetimi, rekabet yönetimi gibi
akımlardan beslenerek, 1990'lı yıllarda ortaya çıkan ve kaynaklarından daha radikal görüĢlere sahip
stratejik bir yönetim anlayıĢıdır.
          DengelenmiĢ Amaç Kartı yaklaĢımı, bir organizasyonun yönetim bilgi sisteminin tüm
boyutlarının bütünleĢtirilmesini sağlamakta ve yöneticilerin iĢletmelerini değerleme tarzları ile zaman ve
kaynaklarını kullanıĢ Ģekillerini önemli ölçüde etkilemektedir.
          DengelenmiĢ Amaç Kartı, kısa ve uzun dönemli amaçları, finansal olan ve olmayan, Ģirket içi ve
dıĢı, performans ve sonuç göstergeleri arasındaki iliĢkiyi, neden- sonuç hiyerarĢisi içerisinde dengeli
          bir Ģekilde Ģirket stratejisine yansıtmayı amaçlamaktadır.
          Yüksek Lisans Tezi olarak sunduğum çalıĢma ilk olarak performans kavramı üzerinde durulmuĢ,
sonraki aĢamada DengelenmiĢ Amaç Kartı tanıtılarak uygulanma süreci açıklanmıĢ ve Ġstanbul
Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü‟nde DengelenmiĢ Amaç Kartı analizinin uygulaması
gerçekleĢtirilmiĢtir.
          Anahtar Kelimeler: DengelenmiĢ Amaç Kartı, Performans Ölçme, Toplam Kalite


       Performance Measurement Sistem in Higher Education by Using Balanced Scorecard
          Most of the top-level managers have noticed the deficient aspect of financing aimed reporting
and have realized that a well-designed performance measuring system constitutes a basic in achieving
strategic objectives. This development has lead to emergence of Balanced Scorecard system in preparing
organizational performance reports.
          Balanced Scorecard, fed by trends such as quality, security, total quality customer-oriented
production and organization, management of change, activity based cost, integrated supply chain, process
management, competition management, is a strategic management understanding, which emerged in the
1990's and has more radical opinions than its resources.
          Balanced Scorecard approach ensures the integration of all dimensions of the management
information system of an organization and significantly affects the managers' manners of assessing their
enterprises and ways of using time and resources.
The short and long term objectives of Balanced Scorecard are to reflect the financial and non-financial,
intra-company and out of company relation between performance and result indicators onto the company
strategy in a balanced manner within cause and effect hierarchy.
In the first sections of my study, which I have presented as a Post Graduate Degree Thesis, it has been
dwelled upon the concept of performance and in the following sections the application process has been
explained by introducing Balance Scorecard and the application of Balanced Scorecard analysis has been
realized in Industrial Engineering department in Ġstanbul University.

Keywords: Balanced Scorecard, Measuring Performance, Total Quality
YÖRÜK Nebi


DanıĢman                  : Doç. Dr. ġakir ESNAF
Anabilim Dalı             : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. ġakir ESNAF
                            Prof. Dr. Öner ESEN
                            Prof. Dr. Necmettin ATKEN
                            Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY
                            Yrd. Doç. Dr. Murat AKAD


              Tedarik zinciri yönetiminde tedarikçinin yönettiği stok ve bir uygulama
         Bu çalıĢmada, geleneksel tedarik zinciri yönetimi modeline bir alternatif olarak geliĢtirilen
tedarikçinin yönettiği stok sistemi incelenmiĢtir. TYS sisteminin faydalarını anlayabilmek için öncelikle
tedarik zinciri, stok ve stok modelleri hakkında literatür çalıĢmaları derlenmiĢtir. Ardından TZY sistemi
içerisinde yer alan yeni modellerden bahsedilmiĢ ve bu modellerden bir tanesi olan TYS sistemi detaylı
olarak analiz edilmiĢtir.
         ÇalıĢmanın daha iyi anlaĢılması için geleneksel sistemde yer alan ekonomik sipariĢ miktarı
modeli incelenmiĢ ve ESM modelinin TYS sistemi altında nasıl sonuçlar ortaya koyduğu beyaz eĢya
sektöründe yapılan bir uygulama ile aktarılmıĢtır.
         ÇalıĢmanın sonucunda TYS sisteminin müĢteriler için iyi bir dıĢ kaynak kullanımı olduğu ve
tedarikçi için de, elde bulundurma maliyetlerinin artmasına rağmen toplam sistem maliyetlerinde düĢme
sağladığı gözlemlenmiĢtir.


            Vendor managed inventory in supply chain management and an application
         In this study, vendor managed inventory, as an alternative to traditional supply chain
management model, is presented. To achieve the benefits of VMI system, firstly a literature research is
been carried out for supply chain management, inventory and inventory control systems. Then, some new
models in supply chain management are discussed and one of these models such as VMI, is analyzed
widely.
         To be able to understand this study clearly, the economic order quantity model in traditional
supply chain model is analyized and then the results of EOQ model under VMI is discussed with an
application in white good industry.
         As a result of this study, it is been observed that, VMI system is better for the customer to
outsource their operations and altough inventory holding cost is increased for the supplier, but the total
system cost is reduced.
ĠġÇĠGĠL Emrah


DanıĢman                  : Doç Dr. ġakir ESNAF
Anabilim Dalı             : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç Dr. ġakir ESNAF (DanıĢman)
                            Prof. Dr. Necmettin AKTEN
                            Yrd.Doç. Dr. Murat AKAD
                            Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY
                            Yrd. Doç. Dr. Numan ÇELEBĠ


 Kısıtlar Teorisi YaklaĢımı Ġle Proje Çizelgeleme Ve Kıymetli Metal Ve Mücevher Sektöründe Bir
                                               Uygulama
          Rekabetçi küresel pazarda yeni ürünlerin pazara sunulma hızında oluĢacak kısalmalar rekabet
edebilirlik açısından firmalara büyük bir avantaj sağlayacaktır. Önceleri pazarda ilk olmak avantaj olarak
kabul ediliyordu.Fakat Ģu anda pazarın beklentilerine hızlı bir Ģekilde cevap veren firmaların sektörlerine
öncülük yapmakta ve pazar fırsatlarından fazlasıyla istifade etmektedirler.
          Özellikle ürün-hayat döngüsünün kısa çevrimlere sahip olduğu kuyumculuk gibi sektörlerde,
modanın, gündelik alıĢkanlıkların ya da mevsimsel farklılıkların çok çabuk değiĢtiğini göz önünde
bulundurursak, yeni ürünlerin pazara sunulma zamanlarının hızında oluĢacak iyileĢmenin firmaya büyük
bir avantaj sağlayacağı aĢikârdır.
          Tezin birinci bölümünde, Kritik Zincir YaklaĢımı hakkında genel bir bilgi verilmiĢ ve neden
böyle bir yaklaĢıma ihtiyaç duyulduğu üzerinde durulmuĢ, ikinci bölümünde ise bu yaklaĢımın
temellerinden bahsedilmiĢ ve eleĢtirel tarafları ele alınmıĢtır. Üçüncü bölümde proje yönetimindeki
uygulama adımları ve diğer planlama araçları arasındaki farklar ortaya konmuĢ ve son olarak ta
kuyumculuk sektöründeki yeni ürün geliĢtirme faaliyetlerindeki uygulamalarda Kritik Zincir yöntemin
kullanılması ile oluĢan kazanımlar sayısal olarak ifade edilmiĢtir.
          Böylece Kritik Zincir kullanımı ile ürün geliĢtirme faaliyetlerinde firmaların elde edebileceği
katma değer de vurgulanmıĢtır.


Project Schedulıng Wıth Theory Of Constraınts Approach And An Applıcatıon In Precıous Metal
                                          And Jewelery Sector
          In the competitive global market, the firms will provide a great advantage by reducing the “time
to market” of their new products in terms of competitiveness. To be the first in the market was accepted
as an advantage formerly. But the firms meeting the expectation of the market rapidly have been
pioneering in their sector at present time and have been utilizing from the market opportunuties mostly.
          It is obviosus that improvement of the time to market for new products will provide a crucial
advantage for the firm by considering that fashion, daily habits and seasonal variations change rapidly
such as jewelery sector having shorter life-cycle circles.
          In the first section of the thesis, a general overview was introduced and it was focused on why
such an approach was needed, in the second section fundamentals of the approach were mentioned and
the critics of the approach were stated. In the third section, application steps in project management and
the differences with the other planning tools were expressed and finally, benefits of the usage of critical
chain approach in jewelery sector for new product research&development activities were stated
quantitatively.
          Thus, added value which will be obtained by the firms with the usage of this approach was
emphasized.
AKSOY Zeki Serdar


DanıĢman                   : Doç. Dr. ġakir Esnaf
Anabilim Dalı              : Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Mehpare TĠMOR
                             Doç. Dr. ġakir ESNAF
                             Prof. Dr. Necmettin AKTEN
                             Yrd. Doç. Dr. Alp BARAY
                             Yrd. Doç. Dr. Numan ÇELEBĠ


       Kurumsal kaynak planlaması yazılımlarında talep tahmin yöntemleri ve uygulamaları
          Rekabet Ģartlarının arttığı, ürün yaĢam sürelerinin kısaldığı günümüz endüstrilerinde artık
müĢterinin seçiciliği ön plana çıkmaktadır. Eskiden olduğu gibi seri üretim bantlarından çıkan her ürün
artık satılamamakta, yanlıĢ ürün yatırımları yada üretim miktarlarındaki isabetsiz kararlar beraberinde
müĢteri kayıpları, eritilemeyen stoklar, rekabet gücü kaybı ve sonuç olarak pazarda güç kaybını
getirmektedir.
          Sanayinin bu değiĢen yapısı beraberinde firmalara müĢterinin isteyeceği malı, isteyeceği
miktarda önceden sunma ve bunun için gerekli hazırlığı yapma zorunluluğu getirmektedir. Bunun için
firmalar talep tahmin yöntemlerine yönelmiĢlerdir ve bu yönelim ile birlikte birçok yöntem geliĢmiĢtir.
          Yargısal metotlar, nedensel yöntemler, zaman serileri yöntemleri, stokastik yöntemler ve yapay
zeka çözümleri, pek çok farklı sektörde firmaların talep tahmini ihtiyaçlarını karĢılamak için geliĢtirilmiĢ
yöntemlerdir. Elbetteki zaman içerisinde yönetilmesi gereken verinin artması, yöntemlerin
karmaĢıklaĢması gibi nedenler ile bir çok tahmin yazılımı yada tahmini bir alt proses olarak ele alan
yazılımlar geliĢmiĢtir.
          KKP yazılımları birçok firmanın kurumsallaĢma yolunda tercih ettiği yazılımlardır ancak bu
firmaların çok azı talep tahminlerini KKP yazılımları ile gerçekleĢtirmektedir. KKP yazılımları zaman
serileri analizlerinde yeterli ve güçlü yazılımlardır. Ancak zaman serileri yanlızca geçmiĢ dönem satıĢ
verilerini göz önüne alarak gelecek dönem satıĢ tahminleri yapmaktadır. Oysaki KKP yazılımlarında satıĢ
rakamları için incelenebilecek bir çok veri mevcuttur. Uygulamada bu veriler araĢtırılarak, ortalama döviz
kurlarının ve müĢteri memnuniyet derecesinin satıĢ rakamları üzerindeki doğrusal iliĢkileri korelasyon ve
regresyon analizleri ile incelenmiĢ, doğrusal olarak tanımlanamayan iliĢkileri içinse bulanık çıkarım
yöntemi ile tahminler yapılmıĢtır.
          Bu yöntemler uygulamalarda oldukça baĢarılı sonuçlar vermiĢtir.AraĢtırma göstermiĢtir ki;
yöntemlerin KKP sistemleri ile uygulanması ile sistemlerin elde ettikleri verileri daha etkin kullanması,
böylelikle de firmaların aynı veri giriĢi ile KKP yazılımlarından daha çok fayda sağlaması ve daha isabetli
satıĢ tahminleri yapması sağlanabilir.
       Demand planning methods in enterprise resources planning software and applications
          In today‟s industries which has hard competition and short production lifecycle, companies
prefer customer focused production. Now companies can not sell whatever they produce as before and
wrong production investments or wrong production desicions causes lot of bad results such as high
inventory level, losing customer or losing competition force and at the end getting weaker in the market.
          With this improvement of the industry, companies have to forecast what their customers wants
and how much they need to produce before customer demands. So companies bended demand forecasting
methods and because of this lot‟s of forecasting methods and tools improved.
          Judgmental methods, causal methods, time series methods, stochastic methods and artificial
intelligence solutions are the methods improved for demand forecasting of companies in different
industries. By time data needed for forecast increases and the methods get more complex so for this
reason lots of forecasting software or other softwares including forecasting functions are improved.
          Lot‟s of companies prefer ERP softwares for institutionalization but little of them use forecasting
tools of this softwares. ERP sotfwares are powerful and enough in time series forecasting. But time series
forecasting tools forecast next periods sales by only taking past sales values. However ERP softwares has
more useful data for forecasting. In practice with notice of this idea, linear relationship between average
currency rates and customer satisfaction with sales, study with corelation and regression; nonlinear
reletionship study with fuzzy sets.
          In practice this methods gives very good results. The results show that if the methods studied in
the thesis integrated with ERP softwares; sotfwares can be used more efficiently, companies get more
values from this softwares by giving same amount of data and the most important thing is that companies
can get more accuracate forecasts.
BĠLGĠSAYAR MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



DURUKAN ġafak


DanıĢman                  : Doç. Dr. A.Halim ZAĠM
Anabilim Dalı             : Bilgisayar Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. A.Halim ZAĠM
                            Prof. Dr. Gökhan UZGÖREN
                            Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
                            Doç. Dr. Sabri ARIK
                            Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan ÖZTAġ


                  Yeni Nesil Kablosuz Heterojen Ağlarda QoS Routing Algoritmaları
         ĠletiĢim teknolojilerindeki büyük geliĢmelerle birlikte, Kablosuz KiĢisel ĠletiĢim Sistemleri tüm
dünyada hızla yayılmakta . Mobil kullanıcılar her an ve her yerden birbirleriyle iletiĢim kurmayı ve
internete ulaĢmayı isterler. Bu nedenle, kablosuz ağ servisleri mobil kullanıcılara yer ve zaman
kısıtlaması olmayan iletiĢim olanağı ve kullanıcıların konumları ne olursa olsun bilgiye eriĢimi sağlamak
zorundadır.
         Ġkinci jenerasyon mobil iletiĢim sistemlerinin ortaya çıkmasıyla bir çok kablosuz iletiĢim sistemi
hayatımıza girerek, bu sistemler arasında haberleĢmeyi daha uygun hale getirmiĢlerdir. Mevcut bu
sistemler farklı ihtiyaçları karĢılamak için birbirlerinden bağımsız olarak dizayn edilmiĢ, uygulanmıĢ ve
çalıĢmıĢtır.
         Kablosuz heterojen sistemlerin entegresi; kablosuz endüstri dünyasında bir devrime yol
açacaktır.
         Bu çalıĢmada yeni nesil kablosuz heterojen ağlarda QoS Routing algoritmalarının çalıĢma
mekanizmaları ve performansları incelenmiĢtir. Kural tabanlı bir metodoloji olan QRA (Quality of
Service Routing Algoritması)‟in çeĢitli durumlar karĢısında sistem üzerindeki performansa etkisi
gözlenmiĢtir.

1.Bölüm‟de (GiriĢ) bu tez çalıĢmasının amacı ayrıntılı bir Ģekilde anlatılmıĢtır.

2.Bölüm‟de (Genel Kısımlar) bu tez çalıĢmasının anlaĢılabilmesi için gerekli olan kavramlar, örneklerle
de desteklenerek anlatılmıĢtır.

3.Bölüm‟de    (Malzeme ve Yöntem) bu tez çalıĢmasında kullanılan yöntemler detaylı bir Ģekilde
açıklanmıĢ, QRA (Quality of Service Routing Algoritması)‟ın çalıĢma prensibi üzerinde durulmuĢtur.

4.Bölüm‟de (Bulgular) 3.bölümde ele alınan algoritma ile gerçekleĢtirilen bir simülasyon çalıĢması
incelenerek, bu çalıĢmayla elde edilen değerler Ģekil ve grafikler yardımıyla gösterilmiĢtir. DeğiĢen
parametrelere göre sistem performans karĢılaĢtırılması yapılmıĢtır.

5.Bölüm‟de (TartıĢma ve Sonuç) gerçeklenen algoritma ve Bulgular bölümünde gösterilen değerler ele
alınarak bu tez çalıĢmasının konusu ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmıĢtır .
GÜMÜġ Ergün


DanıĢman                  : Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
Anabilim Dalı             : Bilgisayar Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
                            Prof. Dr. Aydın AKAN
                            Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                            Doç. Dr. Abdul Halim ZAĠM
                            Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan ÖZTAġ


                     Yüz Tanıma Problemine Karma Yöntemlerin Uygulanması
         Ġnsan ayırt etme problemi uzun süredir üzerinde çalıĢılan ve öne sürülen yeni yöntemlerle hâlâ
geliĢmekte olan bir konudur. Günümüze kadar bu problemin çözümüne yönelik olarak biyolojik
özelliklerin ayırt edici yönlerini inceleyen pek çok yöntem öne sürülmüĢtür. Bu yöntemler günümüzde
ihtiyaçların çeĢitliliğine göre gümrükler, havaalanları, bankacılık iĢlemleri, özel güvenlik önlemleri
gerektiren kurumlara giriĢ gibi çeĢitli uygulamalarda kullanılmaktadır. Ġnsan tanıma problemi, genel
olarak iris tanıma, parmak izi tanıma, yüz tanıma, el veya yüz damarları ile tanıma Ģeklinde karĢımıza
çıkmaktadır. Bununla birlikte, yüz tanıma iĢlemi, diğer yöntemlere nazaran gereksinim duyduğu veri
kümesinin daha kolay elde edebilmesi nedeniyle, iĢ yerine giriĢte personel tanıma ve suçluların güvenlik
kameralarıyla teĢhisi gibi konularda yaygınlıkla kullanılmaktadır.
         Yüz Tanıma iĢlemi temel olarak, eldeki giriĢ verisinden aranacak olan yüz resminin çıkarılması
(Yüz Algılama), çıkarılan resmin ortamdan kaynaklanan ve tanımayı güçleĢtirecek dıĢ etkilerden
arındırılması, kalan veri kümesinden tanıma iĢlemi için bu yüze ait özgün özellik vektörlerinin çıkarılması
(Özellik Çıkarma) ve bu özellik vektörlerinin mevcut diğer resimlere ait vektörlerle karĢılaĢtırılması
(Sınıflandırma) basamaklarından oluĢmaktadır.
         Bu çalıĢmada literatürde iyi bilinen yüz tanıma yöntemlerinden PCA tabanlı Özyüzler Yöntemi,
Özellik Çıkarma iĢleminde uygulanmıĢtır. Diğer temel basamak olan Sınıflandırma iĢleminde, 2 farklı
sınıflandırıcı olarak Yapay Sinir Ağları (NN) ve Destek Vektör Makineleri (SVM) yöntemleri kullanılmıĢ
ve yüz tanıma iĢleminde karma yöntemlerin tanıma performansına etkileri araĢtırılmıĢtır. Karma
yöntemlerle elde edilen sonuçlar, Özyüzler yöntemi ile bulunan sonuçlarla karĢılaĢtırılmıĢ ve PCA-SVM
karma yönteminin, eğitim kümesindeki artan poz sayısıyla beraber Özyüzler yöntemine göre daha iyi
tanıma oranları verdiği görülmüĢtür. Özyüzler yöntemi için özyüz uzayı boyutunun, 1. karma yöntem
(PCA-NN) için yapay sinir ağının saklı katmanındaki nöron sayısı ve eğitim hatasındaki değiĢimin ve 2.
karma yöntem (PCA-SVM) için de sınıflandırmada kullanılan Kernel Fonksiyonlarının tanıma
performansına etkileri incelenmiĢtir.
         Tezde, yüz tanıma iĢlemi için geliĢtirilen uygulama programında sisteme verilen ham yüz resmi
gri tona çevrilerek yüz algılama iĢlemi gerçeklenmiĢtir. Bu iĢlemlerden sonra çıkarılan yüz resmi
üzerinde kullanıcı seçimine bağlı olarak sadece Özyüzlerle ya da diğer karma yöntemlerle (PCA-NN veya
PCA-SVM) yüz tanıma iĢlemi uygulanmaktadır.
         Bu çalıĢmanın ilk bölümünde, biyometrik sistemler ve yüz tanıma hakkında genel bilgiler; ikinci
bölümde, yüz tanıma konusunda literatürde genel kabul görmüĢ teknikler; üçüncü bölümde bu çalıĢmaya
konu olan Özyüzler, Yapay Sinir Ağları ve Destek Vektör Makineleri yöntemleri; dördüncü bölümde, yüz
tanıma iĢlemi için geliĢtirilen uygulama programı ile elde edilen sonuçlar; beĢinci bölümde ise, varılan
sonuçların yorumu ve ileriye yönelik çalıĢmalar konusunda bilgi verilmektedir.
                   Application of Hybrid Techniques to Face Recognition Problem
         Human distinguishing problem is a long term study which is still developing with newly
proposed methods. Till present day many methods that use distinguishing aspects of biological features
are stated in order to solve this problem. Today some of these methods are used at customs, airports,
banking operations and places that require security measures according to variety of their necessities.
Generally, human recognition problem is processed with methods like iris recognition, fingerprint
recognition, face recognition and hand/face vein recognition. By the way, in comparison to other stated
methods face recognition method can gain necessary input data set easier, allowing it to be commonly
used in subjects like personnel or criminal identification with security cameras.
         In general definiton face recognition process is a union of sub-processes. These sub-processes
are; extraction of face image from raw input image which is going to be searched (Face Detection),
removing the physical noise which hardens recognition from extracted image, calculation of face image‟s
deterministic features (Feature Extraction) and comparison of calculated features with deterministic
features of existing face data set (Classification).
         In this study, Eigenfaces method which is based on PCA and one of well known face recognition
methods in literature, is used in Feature Extraction. At following basic step, Classification, Neural
Networks (NN) and Support Vector Machines (SVM) are used as 2 different classification methods and
effects of using these hybrid techniques in face recognition process are examined. Results of hybrid
techniques are compared with results of Eigenfaces method and due to increasing number of poses in
training set better recognition rates with PCA-SVM hybrid technique are obtained against Eigenfaces
technique. For Eigenfaces method difference in eigenspace dimension, for first hybrid technique (PCA-
NN) difference in number of neurons in hidden layer and difference in training error and for second
hybrid technique (PCA-SVM) difference of used Kernel Functions are studied with their effects on
recognition performance.
         In prepared application software, the input raw face image is converted into grayscale format and
processed in face detection step. After these steps, user can choose to use only Eigenfaces method or
other hybrid techniques (PCA-NN or PCA-SVM) for face recognition.
         In first part of this study, general information about biometrical systems and face recognition are
given. In second part commonly agreed methods in literature for face recognition, in third part
information about this study‟s main subjects Eigenfaces, Artificial Neural Networks and Support Vector
Machines, in fourth part results that are obtained with application software, in fifth part comments on
results and consideraton about future work are explained.
SÖNMEZ Öznur Sinem


DanıĢman                   : Doç. Dr. A.Halim ZAĠM
Anabilim Dalı              : Bilgisayar Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. A.Halim ZAĠM (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                             Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
                             Yrd.Doç. Dr. Mustafa DAĞTEKĠN
                             Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan ÖZTAġ


                       Bilgisayar Destekli Parmak Ġzi Tanıma Sistemi Tasarımı
         Günümüzde; kimlik sahtekarlığındaki artıĢ, geleneksel bilgi ve andaç tabanlı kimlik tespiti
sistemlerinin kimlik belirlemede yetersiz kaldığını iĢaret etmektedir. Bu nedenle, kimlik belirleme
uygulamalarında biyometrik teknolojinin kullanılmasının gerekliliği önem kazanmaktadır. Ġnsanların
uzun yıllardır birbirlerini tanımak için kullandığı yüz, duruĢ, yürüyüĢ, ses ve ayırt ediciliği ispatlanmıĢ
parmak izi, el geometrisi gibi biyometrik belirleyiciler için bilgisayar yardımıyla tanıma programları
oluĢturulması ihtiyaç haline gelmiĢtir.
         Parmak izi, ayırt ediciliği belirlendikten sonra kimlik belirleme iĢlemlerinde kullanılan baĢlıca
biyometrik belirleyicilerden olmuĢtur. Parmak izi kullanan biyometrik uygulamaların düĢük maliyetli
olması ve baĢarılı sonuçlar vermesi sayesinde parmak izinin ticari uygulamalardaki kullanımı
yaygınlaĢtırmıĢtır. Bundan dolayı, parmak izi tanıma sistemleri diğer biyometrik tanıma sistemleri
arasında en çok kullanılan kimlik belirleme yöntemleridir. Günümüzde, parmak izi tanıma sistemleri
suçluların tespitinde, çeĢitli firmaların personel tanıma sistemlerinde, kiĢisel bilgisayar, cep telefonu gibi
aygıtlarda ve bazı otomobillerde kullanılmaktadır. Bu geniĢ uygulama alanı sebebiyle, farklı tanıma
uygulamaları için uygun protokollerin tasarlanması ve mevcut yaklaĢımların geliĢtirilmesine ihtiyaç
duyulmaktadır.
         Parmak izi tanıma konusu temelde bir örüntü tanıma iĢlemidir. Parmak izinden çıkartılan çeĢitli
özellikler karĢılaĢtırılarak tanıma iĢlemi yapılmaktadır. Ancak parmak izi tanıma, aynı parmağa ait
değiĢik izlerin çok fazla değiĢim gösterebilmesinden dolayı oldukça zor ve karmaĢık bir süreç olmaktadır.
Bu değiĢimler; parmak izi Ģekillerinin tarayıcılar yardımıyla bilgisayar ortamına aktarılması esnasında,
tarayıcı yüzeyinin farklı alanlarının kullanılması, tarayıcı yüzeyine göre parmak izinin yaptığı dönme
açısı, parmağın elastikiyetinden kaynaklanan doğrusal olmayan bozulmalar meydana gelmesi gibi
etmenlerden ve düĢük kaliteli tarayıcılardan veya parmak derisinin durumundan dolayı oluĢan gürültülü
parmak izi resimlerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, parmak izi tanıma sistemlerinde kullanılacak
algoritmaların bu değiĢimleri tolere edecek düzeyde esnek olmaları gerekmektedir.
         Bu tezde, öncelikle ilinti tabanlı, hat özelliği tabanlı ve ayrıntı tabanlı parmak izi tanıma
yöntemleri incelenmiĢtir. Ayrıntı tabanlı parmak izi tanıma yönteminde kullanılan iĢlemler ayrı baĢlıklar
halinde, literatürdeki çalıĢmalardan örneklerle detaylandırılarak irdelenmiĢtir. Daha sonra, bu iĢlemleri
kapsayan ayrıntı tabanlı parmak izi tanıma sistemi gerçeklenmiĢtir. Buna göre; bazı iĢlemlerin ve düĢük
kaliteli parmak izi resimlerinin sistem performansına olan etkisi iki farklı parmak izi veritabanı
kullanılarak analiz edilmiĢ ve elde edilen sonuçlar sunulmuĢtur.
         Sonuçta, pekiĢtirme ve ayrıntıların elenmesi iĢlemlerinin tanıma oranını büyük ölçüde arttırdığı
gösterilmiĢtir. DüĢük kaliteli bazı parmak izi resimlerinin ayrıntı tabanlı parmak izi tanıma sistemlerinin
performansını olumsuz yönde etkileyebileceği görülmüĢtür. Buna rağmen, geliĢtirilen ayrıntı tabanlı
parmak izi tanıma sisteminde yaklaĢık %90‟lık doğru tanıma oranı elde edilmiĢtir.
                           Computer-Aided Fingerprint Recognition System
          Nowadays, the increase in identity fraud shows that the traditional knowledge and token-based
identity determination systems are inadequate. For this reason, the use of biometric technology in identity
determination became more important. It has become a necessity to implement computer-aided
recognition software for biometric characteristics that have been used by people for years to recognize
each other; such as face, standing, walking, voice, and that have been proven to be distinctive; such as
fingerprint and hand geometry.
          Fingerprint, after its distinctiveness had been determined, became one of the main biometric
characteristics used for identity recognition. Being low cost and successful, the use of fingerprint
recognition in commercial applications became widespread. For this reason, fingerprint recognition
systems are the most widely used biometric recognition systems. Today, fingerprint recognition systems
are used in determination of criminal‟s identities, in personnel recognition systems of various firms, in
devices like personal computers and cellular phones, and in some automobiles. Due to this wide
application area, it is necessary to design suitable protocols for different recognition applications and to
improve the current approaches.
          The subject of fingerprint recognition is basically a pattern recognition process. Recognition is
performed by using various characteristics extracted from the fingerprints. However, fingerprint
recognition is a difficult and complicated process due to the fact that different fingerprints of the same
finger can change considerably. These changes occur during the transfer of the fingerprint shapes into
computer media using scanners; and stem from the use of different areas of the scanner surface, different
angle of rotations of the fingerprint with respect to the scanner surface, nonlinear distortions due to the
elasticity of the finger, and noisy fingerprint scans due to low quality scanners or the condition of the
finger skin. Hence, algorithms used in fingerprint recognition systems should be flexible enough to
tolerate these variations.
          In this thesis, first correlation-based, ridge feature-based and minutiae-based fingerprint
recognition methods are investigated. The processes that are used in the minutiae-based fingerprint
recognition method are examined under separate titles and detailed using examples from the literature.
Then, a minutiae-based fingerprint recognition system including these processes is implemented.
Accordingly, the effects of some processes and low quality fingerprint images on system performance are
analyzed using two different fingerprint databases and the results are presented.
          As a result, it is shown that the recognition rate is greatly improved by enhancement and
elimination of false minutiae processes. Some low quality fingerprint images are observed to have
negative effects on the performances of minutiae-based fingerprint recognition systems. Yet, about 90%
recognition accuracy is obtained from the developed fingerprint recognition system.
ÇEVRE MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



BALCIOĞLU Esra Billur


DanıĢman                   : Doç. Dr. NeĢe TÜFEKÇĠ
Anabilim Dalı              : Çevre Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. NeĢe TÜFEKÇĠ
                             Prof. Dr. Hayati FĠLĠK
                             Prof. Dr. Ġsmail BOZ
                             Doç. Dr. Erol ERÇAĞ
                             Doç. Dr. Ali Fuat AYDIN


   Mn(II)’ nin Atmosferik Oksijenle Oksidasyonuna Sülfat, Nitrat ve Hümik Maddelerin Etkisi
          Mangan yüzeysel ve yer altı sularında sıkça rastlanan önemli kirleticilerden birisidir. Mangan
doğal sularda çözünmüĢ, kolloidal veya çözünmemiĢ katı bileĢikleri halinde bulunabilir. Evsel ve
endüstriyel açıdan sudaki mangan konsantrasyonu dikkate alınması gereken bir kriterdir. Evsel sularda
bulunan mangan renk ve kötü tat gibi estetik sorunlara yol açtığı gibi su tesisatlarında tortu ve yük
kayıplarına sebep olur. Endüstriyel alanda ise suda bulunabilecek mangan, kağıt, tekstil, gıda gibi sanayi
kollarında ürünlerde renk bozuklukları, boru tesisatlarında tortu ve yük kayıplarına sebep olur. Mangan
için kabul edilebilir değerler içme suyu için 0.05 mg/L ve endüstride ise 0.1 mg/L değerinin altında
olmalıdır. Günümüzde uygulanmakta olan baĢlıca mangan giderme yöntemi manganın atmosferik
oksijenle oksidasyonudur. Manganın atmosferik oksijenle oksidasyonu nötr pH değerlerinde oldukça
yavaĢ ilerleyen bir reaksiyon iken pH değeri 8 ve üzerine çıkarıldığında reaksiyon kinetiği kabul edilebilir
değerlere ulaĢmaktadır. Yer altı ve yüzeysel sularda bulunan manganın bu suların evsel ve endüstriyel
kullanımında yarattığı problemler, etkili mangan giderim yöntemlerinin kullanılmasını gerektirmektedir.
          Bu çalıĢmanın amacı su kaynaklarında bulunan SO42-, NO3- ve hümik asitlerin Mn(II)‟ nin
atmosferik oksijenle oksidasyonu üzerine etkilerini incelemektir.
          Dört aĢamada gerçekleĢtirilen bu çalıĢmada öncelikle 3 mg/L ve 5 mg/L konsantrasyonlarında
Mn(II)‟ nin pH 9,0 ve 9,5‟da oksidasyonları incelenmiĢ ve 0,2µm ve 0,45µm‟lik filtre kağıtları
kullanılarak oksidasyon sonrası gerçek Mn(II) değerleri okunmuĢtur. Ġkinci olarak 3 mg/L baĢlangıç
konsantrasyonu, 9,5 pH ve 0,2µm‟lik filtre kağıdı kullanılarak Mn(II)‟nin oksijenle oksidasyonuna NO3-
‟ın etkisine bakılmıĢtır. Üçüncü aĢamada aynı değerlerde gerçekleĢtirilen oksidasyona SO42-‟ ün etkisi
incelenmiĢtir. Dördüncü aĢamada hümik asitlerin etkisi incelenmiĢtir.
          Elde edilen sonuçlara göre göre SO42- ve NO3-‟ ın Mn(II)‟nin atmosferik oksijenle
oksidasyonunu yavaĢlattığı, hümik asitin ise oksidasyonu önce hızlandırıp daha sonra yavaĢlattığı
görülmüĢtür.
          Anahtar kelimeler: Mn(II), oksidasyon, hümik maddeler, SO42-, NO3-
   Effects of Sulphate, Nitrate and Humic Substances on Oxidation of Mn(II) with Atmospheric
                                                  Oxygen
          Manganese is one of the most significant pollutants in surface and ground water. Manganese can
be found as dissolved, colloidal or undissolved solid compounds in natural water. Manganese
concentration is needed to consider for domestic and industrial areas. Manganese in domestic waters
causes sediments and head loss rate, aesthetic problems such as colour and deleterious taste. In industrial
area, manganese may cause colour failure in paper, textile, food industries and economic losses due to
sediments in plumbings. The acceptable values for manganese must be less than 0,05mg/L in drinking
water and 0,1 mg/L in industries. Today mainly method which is applied for manganese removal is
oxidation of manganese with atmospheric oxidation. In domestic and industrial uses, problems of
manganese involve utilization of effective manganese removal methods.
          Aim of this study is to investigate the effects of SO42-, NO3- as inorganic substances and humic
substances as organic substances.
          In this study which is performed in four stages, oxidation of Mn(II) is investigated at 3 mg/L and
5 mg/L initial concentrations, at 9,0 and 9,5 pH values, filter papers having 0,2µm and 0,45µm pore
diameters were used and real Mn(II) values were determined. Secondly, at 3 mg/L initial concentration,
9,5 pH and using 0,2µm filter paper, effects of SO42- on the oxidation of Mn(II) were studied. At the
third stage, effects of NO3- were investigated. At the fourth stage, effects of humic substances were
examined.
          According to the results, oxidation decelerates at the presence of SO42- and NO3- and humic
substances accelerates the oxidation first, then decelerates the oxidation rate.

         Key Words: Mn(II), oxidation, humic substances, SO42-, NO3-
GÖKÇE Elif


DanıĢman                   : Yrd. Doç. Dr. Ġlda VERGĠLĠ
Anabilim Dalı              : Çevre Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yrd. Doç Dr. Ġlda VERGĠLĠ
                             Prof. Dr. Semiha ARAYICI
                             Doç. Dr. Nilgün BALKAYA
                             Yrd. Doç. Dr. Ender ÇETĠN
                             Yrd. Doç Dr. Selva ÇAVUġ


       Otomotiv Yan Sanayinde ISO 9001 Kalite ve ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemlerinin
                                              Entegrasyonu
         Bu çalıĢmada otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir firmada, ISO 14001 Çevre Yönetim
Sistemi çalıĢmaları ve bu sistem gerekliliklerinin Kalite Yönetim Sistemi ile entegre edilmesi
anlatılmaktadır.
         Firma, Entegre Yönetim Sistemi ile sürekli geliĢimi sağlamayı öncelikli stratejileri arasında
belirlemiĢ ve bu kapsamda ISO 9001:2000 Kalite, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemleri ile Entegre
Yönetim Sistemi oluĢturmayı hedeflemiĢtir
         Bu kapsamda ISO 14001 Projesi, proje planının hazırlanması ile baĢlatılmıĢtır. Operasyonun
çevresel boyutlarının incelenmesi ile yapılacak aksiyonlara yönelik ön bütçe belirlenmiĢtir. OluĢturulan
proje ekibi liderliğinde yasal mevzuatlar kapsamında sistem çalıĢmaları yürütülmüĢtür. Sistem ile ilgili
dokümantasyon yapısı oluĢturulmuĢ ve ortak konular Kalite Yönetim Sistemi ile entegre edilmiĢtir.
Kurulan sistem, yapılan iç denetimlerin ardından, bağımsız bir dıĢ denetim firması tarafından
belgelendirilmiĢtir.
         Kurulan yönetim sistemi ile firma bünyesinde proaktif çevre kültürü oluĢturulmaya baĢlanmıĢtır.
Çevresel unsurların değerlendirilmesi, atıkların uygun yöntemlerle bertarafı ve hazırlanan dokümantasyon
ile tüm tesislerde çevre standartları belirlenmiĢtir. Öngörülen çevre unsurlarının kontrol yöntemleri Üst
Yönetimin gerekli kaynağı sağlaması ile baĢarıyla uygulanmıĢtır. Ġzleme ve ölçüm faaliyetlerinin
iĢletilmesi, düzeltici ve önleyici faaliyetler, iletiĢim ve sürekli eğitimler ile kurulan sistem sürekliliği
sağlanmaktadır.


ISO 9001 Quality and ISO 14001 Environmental Management Systems Integration, An Application
                                    in Automotive Supplier Industry
         In this work, automotive company‟s ISO 14001 Environmental Management System workings
and the integration of the needs of the system with Quality Management System are presented.
         The company determined continuous development strategy by the help of Integrated
Management System. In this scope the company aimed to develop Integrated Management System by
ISO 9001:2000 Quality, ISO 14001 Environmental Management Systems.
         ISO 14001 Project get started with a project plan. With the investigation of the operational
environmental aspects the pre-budget is determined. Project team lead the studies with the scope of the
legal requirements. Documentation structure is formed and integrated with Quality Management System.
The formed system is controlled by the internal audits and documented by an independent external body
including all the plants.
         With the documented system a proactive environmental culture formed in the company.
Environmental standards are determined with the evaluation of the environmental aspects, elimination of
the waste with suitable methods and the documented procedures in all plants. The control methods are
successfully applied with the needed source of the Top Management. System continuity is provided by
the performance measurement and monitoring, corrective and preventive actions, communication and
continuous training.
Doğan Dilek ,


DanıĢman                   : Y.Doç.Dr. Nüket SĠVRĠ
Anabilim Dalı              : Çevre Mühendisliği
Programı (Varsa)           : Yüksek Lisans
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Y.Doç.Dr. Nüket SĠVRĠ
                             Prof.Dr.Semiha ARAYICI
                             Doç.Dr.Nilgün BALKAYA
                             Y.Doç.Dr. Serdar AYDIN,
                             Y.Doç.Dr. Erol ĠNCE


   Küçükçekmece Lagünü’nden (Ġstanbul) Ġzole Edilen Enterik Bakterilerin Antibiyotik Direnç
                                                   Profili
          Ġstanbul‟un batı kesiminde yer alan Küçükçekmece Lagünü, 41 º 00΄ K- 28 º 43΄ D
koordinatlarındadır. Marmara Denizi‟ne dar bir kanalla bağlıdır. Bu bağlantı yanında lagünün ana su
kaynaklarını yeraltı suları, bazı cılız akarsular ve nütrientce zengin üç farklı dere (Sazlıdere, Ispartakule
ve NakkaĢ) oluĢturmaktadır. Kıyısal alandaki yoğun yerleĢim ve lagünün atıksularının sağlıksız arıtımı
yoğun nütrient girdisi etkisini arttırmaktadır.
          Örneklemeler, Haziran 2006 ile Nisan 2008 tarihleri arasında, bulutsuz ve açık günlerde aylık
olarak alınmıĢtır. Lagünden alınan örneklerin Enterobacteriaceae familyasının en yaygın türlerinin
varlığını belirlemek üzere analizi yapılmıĢtır. On su örneğinin 5 tanesi lagüne bağlı olan derelerde
yüzeyden, kalan 5 örnek ise lagünde belirlenen farklı noktaların yüzey ve farklı derinliklerinden (50 cm,
1, 5, 10 ve 15 m) alınmıĢtır.
          ÇalıĢmanın amaçlarından biri Enterobacteriaceae familyasının yoğunluğunu, sucul alandaki
bakteriyolojik kirliliğini ve insan sağlığı üzerine etkilerini belirleyebilmektir. Buna ilaveten
fizikokimyasal veriler de kullanılmıĢtır. Sonuçlar Su Kirliliği ve Kontrolü Yönetmeliği Standartları ile
karĢılaĢtırılmıĢ ve değerlerin uygun olmadığı belirlenmiĢtir.
          Genel olarak değerlendirildiğinde, Escherichia coli olarak tek tür ile temsil edilen bu genusun
%59,65 ile en yaygın tür olduğu belirlenmiĢtir. E. coli‟nin yoğun olarak rastlanmadığı alanlarda ve baskın
olmadığı durumlarda çevresel koĢullara uygun olarak Citrobacter ve Enterobacter genusları ikinci ve
üçüncü sırada yer almaktadır.
          Bu çalıĢmanın diğer bir amacı da, Küçükçekmece Gölü‟nde fekal kökenli bakterilerin
yoğunluğunun, izole edilen türlerin antibiyotik direnç profillerinin ve halk sağlığına etkilerinin
belirlenmesidir. Bununla birlikte, çalıĢmada rasyonel antibiyotik kullanımı için gereken önlemlere bilgi
zemini hazırlanması hedeflenmektedir.
          Antibiyogram testlerinde kullanılmak üzere, Kloramfenikol, Tetrasiklin, Nalidiksik Asit,
Ampisilin, Imipenem, Seftazidim, Amikasin, Streptomisin ve Amoksilin + Klavulonik Asit antibiyotikleri
seçilmiĢtir. Enterik bakterilerin antibiyotik direnç profilinde Ampisiline karĢı direnç değeri %76,29 ve
Imipeneme karĢı en duyarlı değer %6,90 olarak belirlenmiĢtir. En yoğun bakteri olarak belirlenen E. coli
için, aynı antibiyotik seçimleri ile antibiyogram testleri yapılmıĢ ve %62,50 ile Ampisiline karĢı direnç
ortaya konmuĢtur.
          Deniz suyuna ulaĢan ve direkt etkilenen kıyısal ekosistemlerdeki bakteri genuslarının olumsuz
etkilerinin tespit edilmesi amacıyla, özellikle ortama yayılma kabiliyetleri ve moleküler çalıĢmaların
yapılması hedeflenmektedir. En yaygın türlerden olan E. coli, Enterobacter ve Citrobacter arasındaki
virulans ve direnç genlerinin aktarımı, integron gen kasetlerinin tespiti önerilen çalıĢma olarak
düĢünülmektedir.
Anahtar Kelimeler : Antibiyotik direnç, Enterobacteriaceae, Antibiyogram, Küçükçekmece Lagünü,
Ġstanbul
 Antibiotic Resistance Profiles Of Enterobacteria Isolated From Kucukcekmece Lagoon (Istanbul)
         The Kucukcekmece Lagoon is situated in the western part of the city of Istanbul mapping
reference 41 º 00΄ N- 28 º 43΄ E. The lagoon is connected to the Marmara Sea via a narrow channel.
Despite this connection, the lagoon‟s main water sources are underground spring water, several
ephemeral brooks and three nutrient-rich streams (Sazlıdere, Ispartakule and Nakkas). Therefore, the
lagoon has been subjected to heavy nutrient inputs because of poor sanitary treatment of wastewater
associated with human population growth around the lake.
         Samples were taken monthly from June 2006 to April 2008 on clear and bright days. A number
of samplings were taken from the lagoon to analyze the presence of the most common species of the
Enterobacteriaceae family. Ten water samples were taken in total, five water samples were taken from the
surface at the junction point between the stream and the lagoon. The other five samples were taken from
various points within the Lagoon and from the surface and different depths (50 cm, 1 m, 5 m, 10 m and
occasionally 15 m).
         One of the studies focuses on the Enterobacteriaceae family, their density (with DAFOR scale)
and the bacteriological pollutions, together with their threat over human health. In addition, some
physico-chemical data are discussed. The results achieved from the water samples were not acceptable
according to the Water Pollution Control Regulation Standards.
         To make a general evaluation, the most intensively apparent species was Escherichia coli, the
percentage of this genus was found to be as high as 59, 65% in this study. The second most common
species was Citrobacter and the third was Enterobacter, both species were apparent where E. coli was not
present; this was expected since they are more resistant than E. coli against environmental conditions.
Many researchers also determined the same findings and reached the same results. Therefore E. coli
became the most apparent species in such type of streams because they are affected by the anthropogenic
pollutants in the stream.
         The aim of this study is to find out the density of the fecal bacteria and to check the side effects
of the antibiotics as well as the resistance profiles of Enterobacteria isolated from the Kucukcekmece
Lagoon samples. With this study, the precaution for the usage of the rational antibiotics will be
determined.
         Cloramphenicol, Tetrasiclin, Nalidixic Acid, Ampicillin, Imipenem, Ceftazidime, Amicasin,
Streptomycin and Amoxicillin+ Clavulonic Acid were used in the antibiogram tests. The antibiotic
resistance profile resulted in Enterobacteria being the most resistant against Ampisilin (76,29%) and the
most sensitive against Imipenem (6,90%). The same antibiogram test was carried out for E. coli, which
has a higher density than the other bacteria, and the result was 62,50% resistant against Ampicillin.
         In addition to this study, there is an ongoing investigation about the negative effects of these
bacterium groups on coastal ecosystems that reach the sea directly, especially the ability of dissemination
and molecular epidemiology of the resistance and virulence genes between related bacterial species such
as E. coli, Citrobacter sp. and Enterobacter sp.
Key Words : Antibiotic resistance, Enterobacteriaceae, Antibiogram, Kucukcekmece Lagoon, Istanbul
HAMZA Ethem ,


DanıĢman                    : Doç. Dr. Nilgün BALKAYA
Anabilim Dalı               : Çevre Mühendisliği
Mezuniyet Yılı               : 2008
Tez Savunma Jürisi          : Doç. Dr. Nilgün BALKAYA (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Semiha ARAYICI
                             Prof. Dr. Enver ÜLGER
                             Doç. Dr. Gülten GÜRDAĞ
                             Doç. Dr. Erol ERÇAĞ


     Patlatmalı Kaya Kazılarından Kaynaklanan TitreĢim ve Gürültünün Ġnsanlar Üzerindeki
                                          Etkilerinin Ġncelenmesi
         Bu çalıĢmanın amacı, Ġstanbul Cebeci TaĢ Ocakları‟nda gerçekleĢtirilen patlatmalar sonucunda
ortaya çıkan titreĢim, hava Ģoku (gürültü) toz,gaz emisyonu ve taĢ savrulması gibi çevresel etkileri
değerlendirmek ve bu bağlamda alınabilecek tedbirleri ortaya koymaktır. AraĢtırmanın nitel bölümü için
anket tekniği kullanılmıĢtır. Bölgede yaĢayan insanların anket sorularına verdiği cevaplar, taĢ ocaklarında
kaydedilen reel verilerle karĢılaĢtırılarak gerçekliği incelenmiĢtir.


     Investigation of Effects of Vibration and Noise Caused by Blasting Excavations on Human
          The aim of this study is to assess the environmental effects such as vibration , air blast or noise,
dust and gas emissions and stones hurls caused by the blasting in the quarries in Cebeci region in
Istanbul and present possible precautions in this sense. The interview (survey) technique is used for the
qualitative part of this research. The people who live around the quarries had meet directly and the
damage of quarries for the environment is examined on site. By comparing the damage that people see
and talk about and the real data taken in the quarry; their reality is examined. The aim of this project is, by
improving the quarry enterprises in Cebeci region, stating the ways to make them environment-friendly
enterprises.
ELEKTRĠK-ELEKTRONĠK MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


CAN Azime


DanıĢman                   : Prof.Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
Anabilim Dalı              : Elektrik-Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                             Prof.Dr. Sıddık YARMAN
                             Prof.Dr. Aydın AKAN
                             Prof.Dr. Osman Nuri UÇAN
                             Doç.Dr. Sabri ARIK


                             Bayesçi Kestirim Teknikleri ile Hedef Takibi
         Bu tezde bayesçi kestirim yöntemleri kullanılarak bir hedefe ait kinematik parametrelerinin
takibi yapılmıĢtır. Hedef takibi gibi stokastik data analizi süreçlerinde, çıkarımın on-line yapılabilmesi
önemlidir. Bu sebeble bu çalıĢmada özyineli kestirime imkan veren bayesçi formülizasyonlar
kullanılmıĢtır. Hedefin kinematiklerinin uygun ve alıĢılagelen bir Ģekilde durum-uzayında modellendiği
bir senaryoda, model parametrelerinin ve gürültülerinin imkan verdiği ölçüde optimum ve minimum
hatalı takip yapılması amaçlanmıĢtır. Fakat model için daha gerçekçi kabullerin yapıldığı durumlarda
sonuca analitik olarak ulaĢmak mümkün olmamaktadır. Bu durumlar için doğrusal olmayan modelin
doğrusal yaklaĢığı üzerinden filtreleme yapan EKF ve belirsizlikleri gauss ile yaklaĢıklayan UKF gibi
yaklaĢık sonuç veren yöntemler kullanılmıĢtır.
Bu yaklaĢık yöntemlere alternatif olarak, daha iyi sonuç verdiği bilinen nümerik Sıralı Monte Carlo
yöntemleri kullanılmıĢtır. Özel olarak, sıralı Monte Carlo örneklemesine dayanan fakat ele alınan
problem için performansları farklılık gösteren, çeĢitli parçacık filteri tiplerinin; yakınsama hızı, kestirim
hatası ve iĢlem kolaylığı gibi açılardan kıyaslaması yapılmıĢ ve alınan sonuçlar çerçevesinde mevcut
senaryoya en uygun çözüm önerilmiĢtir. Bu çerçevede erim ve açı ölçümlerine dayanan hedef takibi
uygulamaları gerçekleĢtirilmiĢtir.



                                Target Tracking with Bayesian Methods
         In this thesis we study a Bayesian estimation formulation of the target tracking problem. A
Bayesian approach to tracking applications naturally leads to a recursive estimation formulation. The
recently invented Particle Filter provides a numerical solution to the non-tractable recursive Bayesian
estimation problems. As an alternative, traditional methods such as the Extended Kalman Filter, which is
based on a linearized model and an assumption on Gaussian noise, yield approximate solutions. However,
in highly nonlinear problems such as in our tracking applications, the EKF tends to be very inaccurate and
underestimates the true covariance of the state.
In general the Sequential Monte Carlo Methods are adopted to and tracking applications and compared to
traditional approaches. Particularly, the performance of different particle filtering methods are compared.
In various target tracking applications, we extend or modify these particle filtering algorithms. Range-
only tracking problem is addressed using Bayesian techniques and also the passive ranging application
when only angle information is available is discussed.
BUĞDAYCIOĞLU Evren



DanıĢman                  : Prof. Dr. Aydın AKAN
Anabilim Dalı             : Elektrik-Elektronik Müh.
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Aydın AKAN
                            Prof. Dr. Sıdık YARMAN
                            Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                            Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                            Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ


                          Video Görüntülerinden 3b Yapının Elde Edilmesi
          Bu çalıĢmada video görüntülerinden 3 boyutlu yapı elde etme yöntemleri araĢtırılmıĢtır.
ÇalıĢmayı iki bölüme ayırmak mümkündür. Birinci bölümde 3B yapı elde etme algoritmalarının temelini
oluĢturan geometri incelenmiĢtir. Temel epipolar geometri sunulmuĢ ve 3B yapı elde etmede kullanılan
yöntemler iki ana kategoride incelenmiĢtir.
          ÇalıĢmanın ikinci bölümünde stereo iliĢkilendirme algoritmalarının yapı taĢları olan eĢleĢme
maliyet fonksiyonu ve örtülmüĢ bölgelerin belirlenmesi bölümlerine yeni yaklaĢımlar önerilmiĢtir.
Ayrıca, baĢarıyı arttırmak amacıyla bölütlere düzlemlerin uydurulduğu algoritmalara uygulanabilecek
yeni bir “aykırı veri ayıklama” yöntemi önerilmiĢtir.
          Önerilen 3 farklı eĢleĢme maliyet fonksiyonu, tüm stereo algoritmaların ortak olarak kullandığı
veri setleri üzerinde test edilmiĢ ve sonuçları diğer önde gelen algoritmalarla karĢılaĢtırılmıĢtır. Aynı
Ģekilde örtülmüĢ bölgelerin bulunmasını sağlayan yeni yöntemin sonuçları da diğer klasik yöntemlerle
karĢılaĢtırılmıĢtır. Aykırı veri ayıklama yöntemi elde edilen derinlik haritalarına uygulanmıĢ ve eleme
sonucu kalan noktaların doğruluk oranı sunulmuĢtur. En son bölümde karĢılaĢtırma sonuçlarıyla ilgili bir
değerlendirme ortaya konmuĢtur.



                         3d Structure Reconstructıon From Vıdeo Sequences
          This thesis deals with the problem of three dimensional scene reconstruction from multiple
camera images. This is a well established problem in computer vision and has been significantly
researched. In recent years some excellent results have been achieved, however existing algorithms often
fall short of many biological systems in terms of robustness and generality. The aim of this research was
to develop improved algorithms for reconstructing 3D scenes, with a focus on accurate system modelling
and correctly dealing with occlusions.
          In the second category, fundamental parts of stereo correspondence alghoritms like matching
score functions, energy minimization techniques and occlusion handling methods are studied.
In the second part of this study, novel methods for matching score function and occlussion handling are
proposed. Also, a novel method for outlier rejection which can be increase the effectiveness of plane
fitting step is proposed.
          Finally, all this proposed methods are tested with image sets from “Middlebury” test bed and
final disparity maps are compared
KUL Tuncay


DanıĢman                   : Prof. Dr. Aydın AKAN
Anabilim Dalı              : Elektrik-Elektronik Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Aydın AKAN
                             Prof. Dr. Sıddık YARMAN
                             Prof. Dr. Hakan ALĠ ÇIRPAN
                             Prof. Dr. Gökhan ÜZGÖREN
                             Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN


                      Sayısal Karasal Yayınlarda Kullanılan Kipleme Yöntemleri
         Günümüzde kullanılan sistemlerin büyük bir bölümü sayısal kodlamaya dönmüĢtür. Sayısal
sistemlerin en yaygın olarak kullanıldığı alanların baĢında haberleĢme, özellikle de sesli ve görüntülü
haberleĢme gelmektedir.
         Uydu üzerinden sayısal yayın uzun zamandır yapılmaktadır. Ülkemizde karasal yayın henüz test
yayınına baĢlamıĢtır. Karasal sayısal yayınlarda sınırlı frekans spektrumunu en verimli Ģekilde kullanmak,
dıĢ etkenlerden etkilenmemek ve yansımalara karĢı önlem alacak Ģekilde bir kipleme yapmak çok
önemlidir.
         Bu tez çalıĢmasında karasal sayısal yayınlarda kullanılan Kodlu Dikgen Frekans Bölümlemeli
Kipleme ile ilgili ayrıntılı ve Türkiye Ģartlarında uygulanabilir bir tasarım yapılacaktır.


                     Modulation Methods Used in Digital Terrestrial Broadcasting
          Nowadays, most of the systems used in electronic device turn into digital coding. Digital systems
are mostly used in communication, especially audio and video communications.
          Digital broadcasting over satellites has been used for along time but digital terrestrial test
broadcasting started short time ago. It is very important to use the limited frequency spectrum efficiently,
not to be affected from distortion. For these reasons digital modulation is used
          In this thesis, all details of the digital modulation, especially COFDM, will be given and an
alternative digital terrestrial system will be proposed.
ÖZDURAN Volkan


DanıĢman                   : Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
Anabilim Dalı              : Elektrik-Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                             Prof. Dr. Serhat ġEKER
                             Prof. Dr.Ahmet SERTBAġ
                             Prof. Dr. Aydın AKAN
                             Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN


                            BirleĢik ġifreleme Ve Turbo Kodlama Sistemleri
         Bu çalıĢmada Ģifreleme tekniklerinin turbo kodlanmıĢ kanaldaki performansları incelenmiĢtir.
         ÇalıĢmada, öncelikle Ģifreleme teknikleri üzerinde detaylı bir Ģekilde durulmuĢtur. En ilkel
Ģifreleme tekniklerinden baĢlayarak günümüzde kullanılan modern Ģifreleme tekniklerine kadar
incelenmiĢtir. Bu inceleme sırasında Ģifreleme tekniklerinin kullandıkları algoritma tiplerine de yer
verilmiĢtir.
         ġifreleme teknikleri kendi içerisinde klasik, dönen makineler ve modern Ģifreler olmak üzere üçe
ayrılmaktadır. Klasik Ģifreleme teknikleri kendi içerisinde yerine koyma ve yer değiĢtirme Ģifreleme
tekniği olarak ikiye ayrılmaktadır. Dönen makineler ilk olarak II. Dünya savaĢı sırasında kullanılmaya
baĢlanılmıĢtır. Modern Ģifreleme teknikleri ise kendi içerisinde çalıĢma Ģekillerine ve bir veya iki anahtar
kullanmalarına göre iki gruba ayrılmaktadır. Bunlar simetrik ve asimetrik Ģifreleme teknikleridir.
Simetrik Ģifreleme teknikleri akıĢ ve blok Ģifreler olmak üzere kendi arasında ikiye ayrılmaktadır. Her bir
Ģifreleme tekniğinin kendisine özgü bir mimari altyapısı mevcuttur.
         ÇalıĢmanın uygulama kısmında kullanılan Ģifreleme teknikleri, modern Ģifreleme algoritması
grubundan, simetrik Ģifreleme algoritması grubuna dahil olan DES (Veri ġifreleme Standardı), TDES
(Üçlü Veri ġifreleme Standardı) ve AES (Ġleri ġifreleme Standardı) Ģifreleme teknikleri olarak seçilmiĢtir.
Bu seçilen Ģifreleme standartları detaylı bir Ģekilde incelenmiĢtir. ġifreleme tekniklerinin birbirlerine karĢı
üstün yönleri ve zayıf yönleri ortaya koyulmuĢtur.
         Sistemin diğer bir bölümünü oluĢturan Turbo kodlar üzerinde detaylı bir Ģekilde durulmuĢtur. Ġlk
olarak temel kodlama tekniklerine kısaca bir giriĢ yapıldıktan sonra Turbo kodlayıcı ve Turbo kod
çözücü‟nün yapısı detaylı bir Ģekilde ele alınmıĢtır.
         ÇalıĢmanın uygulama kısmında, ilk önce 128, 512 ve 1024 bit uzunluğunda veriler seçilmiĢtir.
Her bir Ģifreleme tekniği için ayrı ayrı olmak üzere veriler Ģifrelenerek Turbo kodlanmıĢ Beyaz Gauss
gürültülü kanala gönderilerek performansları incelenmiĢtir. Ġdeal performans eğrisi ile her bir Ģifreleme
tekniği kullanarak elde edilen grafik değerleri karĢılaĢtırılmıĢtır. Birbirlerine olan üstünlükleri ve elde
edilen değerlerin ideal değerlerden ne kadar uzaklaĢtığı gözlemlenmiĢtir.


                           Combined Encryption and Turbo Coding Systems
          In this thesis, performance of combined encryption and turbo coding schemes are
evaluated. Especially, detailed encryption techniques are explained. Whole encryption techniques from
the early version up to today are investigated with algorithms.
          Encryption techniques are mainly grouped as classical, cyclic machines and modern. In classical
type, either in placement or exchange form. Cyclic machines are effective in the Second World
War. Modern encryption is mainly divided in two groups regarding key types. These are symmetric and
asymmetric keys. Each encryption type has its own computer architecture.
          In this thesis, DES, 3DES and AES algorithms are investigated in detail. The advantages and
disadvantages are explained and compared to each other.
          The other part of the thesis is Turbo coding. Detailed information on Turbo encoder/decoder is
given.
          In the application section, we have chosen bit streams as 128, 512 and 1024. They are encyrpted
by three encryption techniques and encoded by Turbo. Their performances are evaluated in white
Gaussian channel model. The results are compared with ideal encryption. Their performances are tested
and evaluated regarding ideal case.
KORALTÜRK Evren


DanıĢman                  : Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
Anabilim Dalı             :Elektrik Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                            Prof. Dr. Sıddık YARMAN
                            Prof. Dr. Serhat ġEKER
                            Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                            Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ


          Güç Ġletim Hatlarında Ortogonal Frekans Bölmeli Çoğullama Ġle BaĢarı Analizi
          Sayısal yayıncılığın baĢarımının ve avantajlarının üstünlükleri kanıtlamasının ardından sayısal
çoğulortam uygulamaları yayılmıĢ ve geniĢ bant iletiĢim sistemlerine olan talep artmıĢtır. Bunun
neticesinde sayısal yayıncılığın baĢarımını daha da iyileĢtirmek ve sahip olduğu olumsuz yönleri
giderebilmek için sayısal çalıĢmalar yapılmıĢ, bunun için projeler yapılmıĢ araĢtırma grupları
kurulmuĢtur. Ilgili ürünlerin teknik gerekliliklerinin yüksek olmasına rağmen çözümleri tüketici ürünleri
açısından bakıldığında düĢük maliyette olmalıdır.
          Sayısal yayıncılığın en önemli sorunlarından biri olan çoklu yol yayılımına karĢı sahip olduğu
özellikler nedeniyle Dik Frekans Bölmeli Çoğullama yöntemi (OFDM) sayısal ses (DAB) ve video
yayıncılığı (DVB) gibi iki Avrupa standardı için seçilmiĢtir. OFDM keyfi sinyal kümelerinin
kullanılmasına izin verir ve yüksek bit oranlarında kullanılabilir.
          OFDM‟ in en temel avantıjı düĢük maliyetli alıcı yapıları ile yüksek frekans seçici kanallardan
veri iletimine izin vermesidir. Sahip olduğu avantaj yanında frekans ve zaman ofsetlerine ve faz
gürültüsüne olan duyarlılığı OFDM üzerinde çalıĢmaların yoğunlaĢmasına neden olmuĢtur.
          Güç iletim hatlarındaki iletiĢimi olumsuz etkileyen faktörler gürültü ve kanal sönümlemeleri
olarak tanımlabilir. Bunların en baĢlıcaları Toplanır Beyaz Gauss Gürültüsü (AWGN), Dürtü Gürültüsü,
Rayleigh Sönümleme ve Rician Kanal sönümlemedir.
          Güç iletim hatlarında gürültü veri iletiĢiminde büyük bir problemdir. Güç iletim hatlarında
gürültü birçok değiĢik gürültü kaynağından oluĢur. Geri plan gürültüsüne düĢük güçlü gürültü kaynağı
neden olur. Orta ve kısa yayın bandındaki yayın istasyonlarının giriĢi geri plan gürültüsünü oluĢturur. Güç
iletim hattı transfer fonksiyonu zamanla değiĢen bir fonksiyondur. Bunun sonucu olarak tüketicinin her
hangi bir zamanda güç iletim hattına yeni bir cihaz bağlaması veya bazı uygulamaların ki güç kaynağı
veya motorların pozisyon değiĢtirmesi, zamanla değiĢen yük empadansları olması dürtü gürültüsüne
neden olur. IĢık azaltıcı cihazlar veya buna benzer triac kullanan cihazlar her bir çevrimde dürtü
gürültüsü oluĢturur.
          Elektriksel uygulamalar yüzünden üretilen dürtü gürültüsü nedeniyle güç iletim hatlarında
performans azalması oluĢur. Güç iletim hatlarının dürtü gürültü, Toplanır Beyaz Gauss Gürültü ve
Rayleigh Sönümleme altındaki hata oranları üzerinde çalıĢmalar yapılmıĢtır. Bu sonuçlar bilgisayar
simülasyonları ile gösterilmiĢ ve güç iletim hatlarında OFDM kullanarak en baĢaralı iletim yollu ortaya
konulmuĢtur.
Success Analysis on Power Line Communication with Orthogonal Frequency Division Multiplexing
          Digital multimedia applications as they are getting common lately create an ever increasing
demand for broad band communication systems. Although the technical requirements for related products
are very high the solution must be cheap to implement since we are basically talking about consumer
products.
          Whereas for the satellite channel and for the cable channel such cost-efficient solutions already
exist for the terrestrial link (i.e classical TV broadcasting) the requirements are so high that the standard
solution are no longer feasible or lead to sub optimal results. Ortogonal Frequency Division Multiplexing
(OFDM) is a method that allows to transmit high data rates over extremely hostile channels at a
comparable low complexity. OFDM has been chosen as the transmision method for the European radio
(DAB) and TV (DVB-T) standard.
          Basic advantage of OFDM is adata transfer in highly frequency selective channels by using low
cost receivers. Disadvantages of OFDM are sensitivity to frequency offset and phase noise. So
investigations on OFDM are focused on these problems.
          It is defined that noise and fading are the bad factors that influences the communication in power
line communication. The basic of the noise and fadings are AWGN, Ġmpulsive Noise, Rayleigh Fading
and Rician Fading.
          Noise in PLC is a signicant problem for data transmission. Noise in PLC comes from widely
varying noise sources. The background noise is caused by noise sources with low power, ingress of
broadcast stations in the medium and shortwave broadcast band, and switching power supplies.
Moreover, the PLC channel transfer function is time varying. This is due to the fact that a consumer may
plug a new device into the power line at any time, or some appliances may have a time-varying load
impedance, which can be the case with switching power supplies or motors. Light dimmers and related
products that use triacs create impulsive noise
          Power line communication (PLC) suffers performance degradation due mainly to impulsive
noise interference generated by electrical appliances. Ġn this thesis error rate is studied in PLC under
AWGN, Ġmpulsive noise and Rayleigh fading using OFDM. This results are simulated by computer
program and the best way is declared for success of OFDM system for power line communication.
KARAKURT Ömer


DanıĢman                   : Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
Anabilim Dalı              : Elektrik ve Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                             Prof. Dr. Aydın AKAN
                             Prof. Dr. Ayten KUNTMAN
                             Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
                             Doç. Dr. Mukden UĞUR


                         Telsiz HaberleĢme Sistemlerinde Turbo DenkleĢtirme
          Bu tezde kanal kodlayıcısı olarak DüĢük Yoğunluklu Parite kontrol kodları ve Dik Frekans
Bölmeli Çoğullamalı sistemler tanıtılmıĢ ve bu sistemlerin sönümlemeli ortamlarda performansını
incelemek için hata baĢarım eğirleri çıkartılmıĢtır.
          Gezgin radyo ve uydu haberleĢmesi sistemleri tasarlanırken göz önünde bulundurulan en önemli
hususlar iletilen bilginin alıcı tarafa an az güçle ve mümkün olan en az kayıpla iletilmesidir. Güvenilir bir
iletiĢim için DüĢük yoğunluklu Parite Kontrol kodları oldukça uygun kodlardır. Shannon limitine oldukça
yakın bir performansa sahip bu kodlar yapılarındaki iteratif kod çözme algoritması sayesinde düĢük
kodlayıcı ve kod çözücü karmaĢıklığı ile birlikte yüksek kodlama kazancı sağlanmaktadır. DüĢük
Yoğunluklu Parite kontrol kodlarının minimum uzaklıkları çok büyük olduğundan hata düzeltme
kapasiteleri yüksektir. Kod çözmedeki yapısal paralellik yüksek veri hızı gerektiren uygulamalar için
uygundur.
OFDM sinyalleĢmesinde frekans seçici kanalı OFDM alt taĢıyıcı frekanslarına karĢı gelen belli bir sayıda
alt kanala bölerek sönümlemeli kanalı ve çoklu yolun etkileriyle baĢ etmede etkili bir yöntem olduğu
ispat edilmiĢtir. Tek taĢıyıcılı sistemlerle karĢılaĢtırıldığında kanal denkleĢtirmesi daha az karmaĢıktır,
kanal kestirimine karĢı duyarlılık daha azdır. Buna rağmen OFDM sistemleri taĢıyıcı frekans kaymalarına
tek taĢıyıcılı sistemlere daha duyarlıdırlar. Daha ötesi OFDM‟in arzu edilen özellikleri doğru kanal
kestirimlerinin varlığına ağırlıklı olarak bağlıdırlar.
          Bunun dıĢında semboller arası giriĢim fazla olacağı düĢüldüğü için denkleĢtirme yöntemleri
kullanarak bu etkiyi de azaltmıĢ oluyoruz. Bunu yaparken çeĢitli kestirim yöntemleri kullanılmaktadır.
Bu çalıĢmada DüĢük Yoğunluklu Parite Kontrol kodları ve OFDM yapısıyla kestirim teorisini kullanarak
kanal ve kod kestirimi yapılmıĢtır. Buradaki amaç kanal ve kod kestirimini ile kanal boyunca oluĢan
gürültü ve çoklu yok etkisi yok etmektir.
          Böylece verici tarafında oluĢturulan kodun alıcı tarafından doğru Ģekilde çözülmesini
sağlanmıĢtır.
Bu çalıĢmada düzenli DüĢük Yoğunluklu Parite Kontrol kodları En Küçük Kare kestirimi ve En Büyük
Olasılık kestirimi ile kanal ve kod kestirimi yapılmıĢtır
                               Turbo Equalization in Wireless Systems
          In this thesis, in order to view the error performance of a digital communication system in which
Low Density Parity Check Codes (LDPC) are used a channel encoder are used a channel encoder and
Orthogonal Frequency Division Multiplexing (OFDM) system is explained. And error performance
analysis has been made on different types of fading channels.
          While designing a mobile radio and satellite communication system the most important points
are reliable communication and transmitting the message with least lost. Since LPDC codes are very large
Euclidean distance and use iterative decoding algorithms, they have high error correcting capacity and
very close performances to Shannon limit.
          OFDM signaling is proven to be an effective way to combat the negative effects of fading and
multi path by dividing the frequency selective channel into a number of flat fading sub channels
corresponding to the OFDM sub carriers‟ frequencies. When compared to single carrier systems, channel
equalization is less complex, and sensitivity to channel estimation. However, OFDM systems are more
sensitive carrier frequency offsets than single carrier systems are. Further, desirable properties of OFDM
are heavily conditioned upon the availability of accurate channel. There has been much research done on
channel estimation.
Furthermore to reduce intersymbol interference is used equalizer. This equalizer use different estimation
methods.
In this study, Low Density Parity Check codes and OFDM with estimation theory, the cannel and coda is
estimated. The main goal is; estimative channel and code are annihilated the noise and multi paths along
the channel.
Thus, transmitter, generate the code, provide that in the receiver decode it correctly and the code isn‟t
much distortion.
In this study, regular LDPC codes with minimum Least Square estimation and Maximum Likelihood
estimation estimated the channel and the code.
KARA Sarper


DanıĢman                   : Prof. Dr. Aydın AKAN
Anabilim Dalı              : Elektrik Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Aydın AKAN
                             Prof. Dr. Sıddık YARMAN
                             Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                             Prof. Dr.Ahmet SERTBAġ
                             Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN


                      Sayısal Yayın Sistemleri Ġçin KodlanmıĢ Ofdm Yöntemleri
         Günümüzde gezgin iletiĢim sistemleri, internet, video ve çoklu ortam uygulamalarını
destekleyebilmek için, verilerin yüksek hızlarda ve düĢük hata olasılıklarında iletimini sağlayan
modülasyon ve çeĢitleme tekniklerine ihtiyaç duyar. Bu tezde, modülasyon tekniği olarak tercih edilen
dikgen frekans bölmeli çoğullama ve gezgin iletiĢim kanalının sınırlamalarının üstesinden gelmek için
kullanılan kanal kodlama yöntemleri konu alınmıĢtır.
         Yeni nesil gezgin iletiĢim sistemlerinin, yüksek hızdaki verilerinin gezgin iletiĢim kanallarından,
istenen servis kalitesinde iletilebilmesi için etkili modülasyon ve çeĢitleme teknikleri geliĢtirilmektedir.
Modülasyon tekniklerine en iyi aday olarak çok taĢıyıcılı bir modülasyon tekniği olan OFDM
gösterilmektedir. Gezgin iletiĢim kanalının sınırlamalarının üstesinden gelmek için ise verici ve alıcı
anten çeĢitleme teknikleri ve kodlama ön plana çıkmaktadır. OFDM ve kodlama birleĢtirilerek elde edilen
kodlanmıĢ OFDM sistemleri ile kablosuz iletiĢim kanallarında yüksek veri hızlarında hareketliliği
sağlayan uygulamalarda düĢük hata olasılıklarına ulaĢılabilmektedir.
         Bu çalıĢmada farklı iki kanal kodlama tekniği ile OFDM yöntemi birlikte kullanılarak
gerçekleĢtirilen kablosuz iletiĢim sistem modelinde kanal kestirimi ve alıcı baĢarımı incelenmiĢtir. Çok
Seviyeli Turbo Kodlama ve DüĢük yoğunluklu Parite kontrol kodlanmıĢ veri sembolleri OFDM
yöntemiyle modüle edildikten sonra zamanla değiĢen iletiĢim kanalı parametreleri kestirilmiĢ ve bit hata
oranı gözlenmiĢtir. Her iki kanal kodlama yönteminin de kodlamasız OFDM iletiĢim sistemine göre hata
baĢarımının iyileĢtiği tespit edilmiĢtir.


                       Coded Ofdm Methods For Digital Broadcasting Systems
          Nowadays, mobile communication systems require modulation and diversity techniques that
ensure data transmission with high rate and low bit error in order to support internet, video and
multimedia applications. In this thesis orthogonal frequency division multiplexing OFDM and coding
used as a modulation technique in order to cope with mobile communication channel constraints are
constraints.
          OFDM is a multi-carrier modulation technique in which a single high rate data-stream is divided
into multiple low rate data-streams that are modulated using subcarriers which are orthogonal to each
other. OFDM has commonly been utilized to transform a frequency selective fading channel into multiple
flat fading subchannels. One of the main advantages of OFDM is its multipath delay spread tolerance and
efficient spectrum use by allowing overlapping in the frequency domain. Coded OFDM systems are
obtained by combining OFDM and channel coding technique and help to achieve high data rates and low
bit error rates in mobile communication systems.
          In this study the channel estimation and receiver performance of a wireless communication
system which is the combination of two channel coding methods and OFDM are investigated. Mutli
Level Turbo Coded (MLTC) and Low Density Parity Check (LDPC) coded data symbols are modulated
with OFDM method, then the parameters of a wireless time varying channel are estimated and the bit
error rate (BER) is calculated. After all, it was concluded that the bit error rate of a coded OFDM system
is much better than that of an uncoded OFDM system.
BAġAK Muhammed Emin


DanıĢman                   : Prof. Dr. Ayten KUNTMAN
Anabilim Dalı              : Elektrik Elektronik Müh.
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Ayten KUNTMAN (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                             Prof. Dr. Aydın AKAN
                             Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                             Prof. Dr. Ali ZEKĠ


            Genetik Algoritma ile MOS Parametrelerinin Belirlenmesi ve Optimizasyonu
          Günümüz teknolojisinde çok önemli bir yere sahip olan MOS transistörler için uygun bir
parametre seti belirlemek güç bir problemdir. Geleneksel yöntemler parametrelerin çözüm uzayındaki
yerel noktalara yakınsamasından dolayı optimum çözümden baĢka sonuçlar verebilmektedirler. Genetik
algoritmalar düzensiz dağılmıĢ parametrelerin bulunması için çok uygundur.
          Bu çalıĢmada, genetik algoritma ile MOS transistörün parametreleri belirlenmiĢ ve
optimizasyonu yapılmıĢtır. Ġlk olarak MOS modellerinin tarihi geliĢimi ve MOSFET‟in çalıĢma ilkesi ele
alınmıĢ, BSIM3V3 modeli ayrıntılı olarak açıklanmıĢtır. Daha sonra genetik algoritmanın tarihi geliĢimi,
özellikleri ve parametreleri ele alınmıĢtır.
          Sonraki bölümde ise BSIM3V3 MOSFET model parametresi belirlenirken uygulanan adımlar
açıklanmıĢtır. Parametrelerin genetik algoritma ile belirlenme süreci bir örnek ile açıklanarak belirlenen
parametrelerin SPICE‟da uygulaması yapılmıĢtır. Parametre çıkartımında ilk once MOS BSIM3V3
modelinde C35 üretim sürecinde kullanılan 0.35μm üretim teknolojisi ile belirlenen SPICE parametre
sonuçları kullanılmıĢ daha sonra da 0.7μm üretim teknolojisi ile TÜBĠTAK laboratuarlarında elde edilen
test transistörleri kullanılmıĢtır.
          Son bölümde belirlenen parametrelerin karakteristiklerine iliĢkin sonuçlar ile gerçek
karakteristiklere iliĢkin sonuçlar karĢılaĢtırılmıĢtır. Ayrıca populasyon miktarı, çaprazlama oranı ve nesil
sayısı gibi genetik algoritma parametrelerinin farklı değerlerine ait sonuçlar da karĢılaĢtırılmıĢtır.


               MOS Parameter Extraction and Optimization with Genetic Algorithm
          Extracting an optimal set of parameter values for a MOS device is great importance in
contemporary technology is a complex problem. Traditional methods of parameter extraction can produce
far from optimal solutions because of the presence of local optimum in the solution space. Genetic
algorithms are well suited for finding near optimal solutions in irregular parameter spaces.
          In this study, MOS Parameters extracted and optimized with genetic algorithm. First of all,
historical development of the MOS models and operation basis of MOS transistors are introduced.
BSIM3V3 is explained in details. Thereinafter historical development, properties and parameters of
genetic algorithms are explained.
          In the following section, applied strategies of extracting BSIM3V3 MOSFET model
parameters are defined. After defined the parameter extraction with genetic algorithm The SPICE
simulations are performed using extracted parameters. The results of experimental studies for parameter
extraction firstly obtained 0.35μm fabricated by C35 process and then 0.7μm fabricated test transistors
which produced in TUBITAK Laboratories were used.
          Extracted parameters characteristic data results have been compared with measurement results in
the last section. Different values of parameters of genetic algorithm, such as population size, crossover
rate ,and generation size are compared by different tests.
ÖZER Emre


DanıĢman                   : Prof. Dr. Aydın AKAN
Anabilim Dalı              : Elektrik-Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Aydın AKAN
                             Prof. Dr. Sıddık YARMAN
                             Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                             Prof. Dr. Ayten KUNTMAN
                             Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ


                   Enerji Dağıtım ġebekelerinde Harmonik Sorunlarının Çözümü
          Elektrik enerjisine olan talebin gün geçtikte artması beraberinde güç kalitesi kavramını
doğurmuĢtur. Elektrik enerji sisteminin ve bu sisteme bağlanan yüklerin arızasız ve güvenli bir Ģekilde
çalıĢabilmesi için gerekli koĢullardan biri de dalga Ģeklinin sinüsoidal olmasıdır. Ancak sisteme bağlanan
bazı elemanların lineer olmayan akım-gerilim karakteristikleri sistemde istenmeyen harmoniklerin
doğmasına neden olur.
          Güç sistemindeki elemanların zarar görmesine, güç kayıplarının artmasına, dolayısıyla ekonomik
kayıplara neden olan harmonikleri filtrelemek için kullanılan en güncel yöntem aktif güç filtreleridir.
Aktif güç filtreleri; Ģebekedeki harmoniklerin elde edilmesi ve Ģebekeye zıt fazda enjekte edilmesi esasına
dayanır.
          Bu çalıĢmada elektrik Ģebekelerinde lineer olmayan yüklerden kaynaklanan harmonikleri
filtrelemek amacıyla literatürde var olan aktif güç filtreleri için referans iĢaretler olan Ģebekedeki akım
veya gerilimlerin harmoniklerini elde etmemizi sağlayan bir devre önerilmiĢtir. Bu devrede kullanılmak
üzere sinüs çıkıĢ distorsiyonu çok küçük olan ve referans iĢaretinin yalnız fazını ve frekansını değil aynı
zamanda genliğini de izleyen bir faz kilitli çevrim devresi tasarlanmıĢtır. Faz kilitli çevrim ile üretilen
temel bileĢen Ģebeke iĢaretinden çıkarılarak harmonikler elde edilmiĢtir. Yapılan deneylerle harmonikli
iĢaretlerin temel bileĢeni ve harmonik bileĢenlerin birbirinden ayrılmaları baĢarılmıĢtır.


                   Solution of Harmonic Problems in Power Distribution Network
          Increasing demand of electrical energy has been caused by power quality concept. One of the
required conditions for safely operating electric power system and connected loads is sinusoidal
waveform. However, nonlinear characteristic of loads causes undesired harmonics.
          The active power filters are current method for reducing the harmonics that causes technical and
economic problems in power systems. Obtaining current or voltage harmonics called reference signals
and injecting produced harmonics to power system are steps of operating active power filters.
          In this study, the circuit obtaining harmonics caused by nonlinear loads, is proposed. This circuit
is an alternative method of reference signal estimation technique used in active power filter technology.
Firstly, Phase Locked Loop (PLL) which has a low distortion sine wave output has been designed in this
study. This PLL can follow not only phase of reference signal but also amplitude of input signal. Then
harmonics have been obtained by subtracting produced fundamental component with PLL from distorted
signal. In experimental studies, fundamental and harmonics components of distorted signals have been
successfully seperated.
EREN Tuncay


DanıĢman                    : Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
Anabilim Dalı               : Elektrik Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı              : 2008
Tez Savunma Jürisi          : Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                              Prof. Dr. Sıddık YARMAN
                              Prof. Dr. Ayten KUNTMAN
                              Prof. Dr. Aydın AKAN
                              Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ


                   Radar Görüntülerinde Ġstenmeyen Yankıları Yok Etme Metodları
         Radar; kara, hava ve deniz uygulamalarında cisimlerin görüntülenmesi iĢlemlerinde
kullanılmaktadır. Görüntülemede, hedeflerin otomatik olarak tanınması iĢleminde karĢılaĢılan önemli
sorunlardan biri, hedef sinyalleri ile karıĢan istenmeyen yankı (clutter) sinyalleridir ve bu sinyaller hedef
sinyallerinin yanında önemli bir enerjiye sahiptirler. Görüntü iĢlemede hedef sinyallerini ayırt etmek
oldukça zordur. Ġstenmeyen yankı sinyallerini radar görüntülerinden ayırt etmek için; dalgacık paket
dönüĢümü, direk eĢikleme ve istatistiksel modele dayalı teknikler kullanılmaktadır.
         Bu çalıĢmada radar görüntülerinde istenmeyen yankıları yok etme metodları araĢtırılmıĢ ve bu
metodlardan direk eĢikleme ve istatistiksel modele dayalı metodlar gerçek Yapay Açıklıklı Radar (SAR)
görüntülerine uygulanmıĢ ve bunların performansları karĢılaĢtırılmıĢtır. Gerçek veri olarak MSTAR data
verisi kullanılmıĢtır.
         Yapılan calıĢma sonunda istatistiksel modele dayalı tekniğin daha iyi sonuç verdiği görülmüĢtür.


                             Clutter Cancellatıon Methodes in Radar Images
         Radar is the fundamental devices used in land, air and sea applications. In the imaging process,
one of the important problem faced in the automatic recognition of targets in radar images is that the
clutter signals which interfere with target signals, have significant energy levels. In the imaging
processes, it is difficult to discriminate target signals because of the clutters. In order to depress the clutter
signals in radar images, different kind of clutter cancellation techniques are used such as Adaptive
Wavelet Packet Transform (AWPT), direct thresholding and statistical modelling.
         In this thesis, clutter cancellation techniques in Synthetic Aperture Radar (SAR) images were
investigated and these techniques were implemented to real Synthetic Aperture Radar (SAR) data. The
methods which are direct thresholding and statistical modelling were implemented to SAR images and
their performances were compared. As real image data, MSTAR SAR data set was used and the methods
were implemented to MSTAR target images for target detection.
         In terms of the target clutter cancellation performance, it is seen that the method statistical
modelling gives better results than direct thresholding method.
MERAL Onur ,


DanıĢman                  : Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
Anabilim Dalı             : Elektrik Elektronik Mühendisliği Anabilim Dalı
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                            Prof. Dr. Sıddık YARMAN
                            Prof. Dr. Aydın AKAN
                            Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
                            Prof. Dr. Ayten KUNTMAN


          Doğrusal Öngörülü Kodlama ve Adaptif Algoritma Tabanlı KonuĢmacı Tanıma
         Yapılan bu çalıĢmada, konuĢmacı belirleme problemi için yüksek mertebeden istatistiğe bağlı ve
adaptif yaklaĢımla öznitelik çıkarım yöntemi önerilmiĢtir. KonuĢmacı tanıma iĢlemi için kiĢilerin
doğrusal öngörülü kodlama ve adaptif algoritma katsayıları hesaplanmıĢ ve bir veritabanı
oluĢturulmuĢtur. Daha sonra bu kiĢilerden seçilen herhangi birisinin istenen metoda göre katsayıları
hesaplanmıĢ ve veritabanındaki katsayılar ile Euclid mesafesi yöntemiyle kıyaslanmıĢtır. Böylece kiĢi
tanımlama iĢlemi gerçekleĢtirilmiĢtir. Ayrıca her bir metod için baĢarı yüzdesi hesaplanmıĢtır.
         ÇalıĢmanın Genel Kısımlar bölümünde ses, konuĢma ve konuĢmacının tanımları yapılmıĢtır.
KonuĢmacı tanıma yöntemleri, açık ve kapalı küme kavramları incelenmiĢtir. Malzeme ve Yöntem
bölümünde analizler sırasında kullanılan doğrusal öngörü ve adaptif metodlar detaylı olarak irdelenmiĢtir.
         Bulgular bölümünde konuĢmacı tanıma uygulamasına yer verilmiĢtir. KonuĢmacı katsayılarının
elde edilmesi, sonuçların karĢılaĢtırılması ve bu uygulamaların ne ölçüde baĢarılı oldukları sonuçlarına
TartıĢma ve Sonuç kısmında yer verilmiĢtir.


      The Speaker Recognition Based on Linear Predictive Coding and Adaptive Algortihms.
          In this study, feature extraction method by way of adaptive approximation and feature extraction
method by way of high level statistics method are suggested for speaker identification. Each Coefficients
of the Linear Predictive Coding and Adaptive Algorithm has been computed for each participants in order
to use in „speaker recognition process‟ and then a database has been created with these related data. Then,
the LPC coefficients of one participant have been computed with intended method and have been
compared with related coefficients, which had been stored in the database, by the method of Euclid
Distance. Thus, personal description process has been accomplished. Also, the probability of success has
been calculated for every single method.
          In the General Parts of this study, the definitions of voice, speech and speaker have been given.
The methods of speaker recognition and the concepts of open and closed sets have been examined. In the
part of Material and Method, linear predictive and adaptive methods, which had been used in the analysis,
have been scrutinized.
          In the Evidences Part, application of speaker recognition has been indicated. Obtaining of
speaker recognition coefficients, comparing of its results and success ratio of performed applications have
been evaluated in the part of Argument and Result.
ĠNġAAT MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



GAZĠ Hatice


DanıĢman                   : Prof. Dr. Namık Kemal ÖZTORUN
Anabilim Dalı              : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Namık Kemal ÖZTORUN
                             Prof. Dr. Mehmet Hakkı OMURTAG
                             Prof. Dr. S. Feyza ÇĠNĠCĠOĞLU
                             Prof. Dr. Haluk ÇEÇEN
                             Yrd. Doç. Dr. Cenk ALHAN


         Sonlu Elemanlar Yöntemi ile ÇalıĢan Bir Bilgisayar Programının GeliĢtirilmesi ve Düzlem
                       Gerilme – Düzlem Deformasyon Problemlerinin Analizi
         Bu çalıĢmada düzlem elastisite teorisine konu teĢkil eden ve “düzlem elastisite problemleri”
olarak adlandırılan düzlem gerilme ve düzlem Ģekil değiĢtirme problemleri incelenmiĢtir. ÇalıĢmanın
amacı, düzlem elastisite problemlerinin bilgisayar ortamında analizini yapabilecek modüllerin Sonlu
Elemanlar Metodu (FEM) ile çalıĢan bir bilgisayar programında oluĢturulmasıdır. Bu amaç
doğrultusunda, FORTRAN programlama dili ile kodlanmıĢ ve FEM ile çalıĢan TUNAL programından
yararlanılmıĢtır. ÇalıĢma kapsamında incelenen problemlerin analizi için kurulan sonlu eleman
modellerinde her düğüm noktasında iki doğrusal yer değiĢtirme serbestliği bulunabilen, üç köĢe düğüm
noktasına sahip doğrusal üçgen elemanlar kullanılmıĢtır. Mevcut çalıĢmada bu elemanların
formülasyonuna göre analiz yapabilecek modüller, kaynak programın hali hazırda kafes ve / veya çerçeve
tipi elemanlardan oluĢan sistemlerin iki boyutlu analizini doğrusal – elastik sınırlar içinde gerçekleĢtiren
bölümünde oluĢturulmuĢtur. Programda oluĢturulan bu modüllerin doğruluğunu test etmek amacıyla,
incelenen problemler için kurulan sonlu eleman modelleri SAP2000 (Ver. 9.0.3) programı ile de analiz
edilmiĢ ve iki programın sonuçları karĢılaĢtırılmıĢtır. Ayrıca her iki programdan elde edilen nümerik
çözüm sonuçları, bu problemler için literatürde verilen analitik çözüm sonuçları ile karĢılaĢtırılarak sonlu
eleman analizlerinde kullanılan doğrusal üçgen elemanların kullanım alanları ve yeterliliği sorgulanmıĢtır.


         Developing A Computer Program Based On Finite Element Method And Analysis Of Plane
                                     Stress – Plane Strain Problems
         In this study plane stress and plane strain problems, which are the subjects of plane elasticity
theory and named as “plane elasticity problems” were examined. The objective of this study is to form the
subroutines, which can analyze plane elasticity problems in a part of a computer program based on Finite
Element Method (FEM). In order to achieve this aim, a computer program TUNAL written in FORTRAN
and using FEM was used. Linear triangle finite elements with two linear degrees of freedom at each node
and with three corner nodes were used in finite element models formed for the examined problems in the
scope of the study. The subroutines, which can analyze in accordance with the formulation of these
elements were created in a part of the existing program, which can analyze structural systems consisting
of two dimensional truss and / or frame elements within the limits of linear – elastic behavior. In order to
verify the subroutines, finite element models formed for the problems were also analyzed with the
computer program SAP2000 (Ver. 9.0.3) and the results obtained from these programs were compared.
Furthermore, application fields and sufficiency of the linear triangle finite elements used for the finite
element analyses were examined by comparing the numerical results obtained from the two programs
with the analytical solution results given for these problems.
ALP Yusuf Ziya


DanıĢman                  : Prof. Dr. Namık Kemal ÖZTORUN
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı :           :2007
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr.NamıkKemal ÖZTORUN
                            Prof.Dr.S.Feyza ÇĠNĠCĠOĞLU
                            Prof.Dr.Ekrem MANĠSALI
                            Doç.Dr.Fahriye KILINÇKALE
                            Doç.Dr.Ataç BAġÇETĠN


  Yaygın Yöntemlerle Yapılan Yapısal Analiz Sonuçlarının Kademeli Yükleme Etkisi Gözönüne
                       Alınarak Yapılan Analiz Sonuçlarıyla KarĢılaĢtırılması
         Bir yapı üzerine rüzgar yükü, deprem yükü, canlı yükler ... vb birçok kuvvet etki eder. ĠnĢaat
mühendisleri yapıları bu kuvvetlere karĢı güvenli olacak Ģekilde tasarlar. ĠnĢaa aĢamasında veya
sonrasında ortaya çıkması muhtemel her etkinin düĢünülmesi güvenlik açısından Ģarttır. Aksi takdirde
oluĢabilecek negatif sonuçlar insan hayatı bakımından son derece tehlikelidir.
         Yapı elemanları birbirleri üzerine inĢaa edildiğinden, önceki yapı elemanları tamamlanmadan
yeni elemanlar üretilemez. Dolayısıyla, inĢaat süreci kesintili ve kademelidir. Kademeli inĢaat nedeniyle
yapının ölü yükleri de kademeli olarak binaya etkir. Bu yüklerin oluĢturduğu deplasmanlar da her
aĢamada değiĢir.
         Klasik yapı analiz yöntemlerinde bir yapıyla ilgili bütün yüklerin aynı anda yapıya uygulandığı
düĢünülür ve yapının analizi bu varsayıma dayanılarak gerçekleĢtirilir. Ancak bu durum gerçek inĢaat
koĢulları için geçerli değildir. Kademeli yükleme durumu, klasik analiz yöntemlerinde düĢünülmeyen
birtakım Ģartlar ortaya koyar. Bir çok inĢaat mühendisinin de gözünden kaçan bu gerçek yapı güvenliği
adına bir belirsizlik oluĢturur. Bu nedenle insan hayatı bakımından bilinmeyen bu durumun açıklığa
kavuĢturulması kaçınılmazdır.
         Bu tezde kademeli yükleme etkisini göz önüne alan ve üç boyutlu yapı analizini gerçekleĢtiren
bir bilgisayar programı geliĢtirilmiĢtir. Kademeli yükleme etkisini göz önüne alınarak gerçekleĢtirilen
yapı analiz sonuçlarının klasik analiz yöntemleriyle gerçekleĢtirilen yapı analiz sonuçlarından farkı bu
bilgisayar programı yardımıyla ortaya konmuĢtur.
         ÇalıĢmada düzensiz yapılar için kademeli analiz yönteminin son derece önemli olduğu çözülen
farklı örneklerle vurgulanmıĢtır. Bilgisayar programı, klasik analiz yöntemlerinden farklı olarak bazı
düğüm noktalarında %69.09‟lara varan fazla deplasman tespit etmiĢtir. Bu nedenle klasik analiz
yöntemlerinin düzensiz yapılarda kullanıĢlı değildir. Bu yöntemler yerine kademeli analiz yöntemi
kullanılmalıdır. Ayrıca yapı elemanlarının kesit tesirleri ve özellikle mesnet reaksiyonlarının inanılmaz
ölçüde büyümesi yapı güvenliği açısından son derece tehlikeli olduğu belirtilmiĢtir.
         Simetrik yapılarda ise deplasman farkları klasik analiz yöntemlerine oranla daha az çıkmasına
rağmen yapı açısından bir tehlike oluĢturmadığı belirtilmiĢtir. Nitekim yapı elamanlarının kesit tesirleri
ve mesnet reaksiyonları bu durumuortaya koymaktadır. Bu çalıĢma sayesinde yapı güvenliğini ve insan
hayatını yakından ilgilendiren bir bilinmezlik ortadan kaldırılmıĢtır.
   The Comparision of The Construction Analyses Results of The Conventional Methods To The
                      Results of Analyses Considering Sequential Loading Effect
          Many forces such as wind forces, earthquake forces, live loads ... etc act on structures. Civil
engineers design structures to confront these forces safely. All possible effects that may come up during
or after construction period should be considered. Otherwise, potential negative results can be extremely
dangerous for human life.
          Because structural elements are build one on other, new elements cannot be produced until the
completion of the former. Therefore construction period is interrupted and staged. Because of staged
construction, dead loads of the structure is applied sequentially. Displacements, occured due to such
loads, changes in each step.
          In classical structural analysis methods, all forces related with the structure are assumed to be
applied on the structure simultaneously and analysis of the structure is performed based on this
hypothesis. However, this is not valid for real construction provision. Staged construction case claims
several conditions which are not considered in classical analysis methods. The reality, which cannot be
noticed by most of the civil engineers, creates an uncertainity for structural safety. Therefore, for the sake
of human life this unknown should be exposed.
          In this study a computer program performing three dimensional structural analysis considering
staged loading case is programmed. The difference between the results of structural analysis carried out
considering staged loading effect and the results of structural analysis carried out with classical analysis
methods is put forward by the help of this computer program.
In this study it is emphesized that it is very important to use sequential loading analyses method in non-
regular structures illustrated by certain examples. Developed computer program calculated extra
deformations up to 69.09% in some structural points different than classical analyses methods. For this
reason classical analyses methods are not useful in asymmetric structures. Sequential loading method
should be used in such cases in the place of classical analyses methods. Moreover it is stated that the
increase in frame forces and support reactions are very dangerous for structural safety.
          Although in some structural points vertical displacements are calculated less than classical
analyses methods, it is stated that it would not cause any safety problems. Frame forces and support
reaction are supporting this conclusion. With this study an uncertainity, closely relating with the human
life and structural safety, is eliminated.
GARASĠEV Sanan


DanıĢman                   : Yrd.Doç.Dr.Ġlknur BOZBEY
Anabilim Dalı              : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yrd.Doç.Dr.Ġlknur BOZBEY
                             Prof.Dr. Feyza ÇĠNĠCĠOĞLU
                             Doç.Dr.Erol Güler
                             Doç.Dr.Ali Malik GÖZÜBOL
                             Yrd.Doç.Dr. Sadık ÖZTOPRAK


                        ġiĢen Zeminlerin Kimyasal Yöntemlerle Stabilizasyonu
          ġiĢen zeminlerde, su muhtevalarında artıĢ ile birlikte hacim artıĢı meydana gelmektedir. Amerika
BirleĢik Devletlerinde ĢiĢen zeminlerden dolayı yılda 2-3 milyar dolar civarında zarar meydana geldiği ve
bu zararın sel, kasırga, fırtına ve deprem gibi zararlardan yaklaĢık iki kat daha fazla olduğu tespit
edilmiĢtir. Türkiye‟de de ĢiĢen zeminlerle ilgili problemler görülmektedir. ġiĢen zeminlerin iyileĢtirilmesi
için en çok kullanılan yöntemlerden birisi kimyasal stabilizasyondur. ġiĢen kile uygun oranlarda ilave
edilen kireç, çimento, uçucu kül vb.. gibi kimyasallar ile ĢiĢme basınçlarında düĢüĢ olmakta, uzun
dönemde de mukavemet artıĢı sağlanmaktadır.
          Bu tez kapsamında ĢiĢme potansiyeli yüksek olan bir kilin sönmüĢ kireç ile stabilizasyonu
incelenmiĢtir. Bu amaçla, Ġstanbul-Esenyurt‟tan alınan ve ĢiĢme özelliği olan bir zemin üzerinde
çalıĢılmıĢtır. Bu kilin farklı miktarlarda kireç ile stabilize edilmesi durumunda çeĢitli geoteknik
özelliklerinde meydana gelecek olan değiĢiklikler incelenmiĢtir. Arazide kilin yeterince ufalanmamıĢ
olması, topaklar halinde iken kireç ile karıĢtırılması ve kompaksiyon öncesinde su ile
ıslatılmaması/bekletilmemesi gibi faktörler laboratuvarda temsil edilerek numuneler hazırlanmıĢtır. Bu
parametreleri kapsayacak Ģekilde hazırlanmıĢ numunelerin mikro yapıları incelenmiĢtir. Bunun için
elektron mikroskop ile ESEM deneyleri, kimyasal analiz deneyleri ve boĢluk yapısının nasıl değiĢtiğini
gösteren cıvalı porozimetre analizleri yapılmıĢtır.
          Kireç ilavesi ile ĢiĢen kilin kıvam limitlerinde değiĢiklikler meydana gelmiĢtir. Bunun sonucunda
zemin sınıfı değiĢmiĢtir. Zeminin kompaksiyon özelliklerinde de değiĢiklikler olmuĢ, kireç kilin
iĢlenebilirliğini artırmıĢtır. YapılmıĢ olan serbest basınç deneyleri sonucunda %3 kireç ilavesinin kısa
dönem etkilerini oluĢturmakla birlikte, uzun dönemde yeterince çimentolaĢma oluĢturamadığı ve serbest
basınç değerlerinde önemli değiĢikliklere sebep olmadığı görülmüĢtür. %6 ve %9 oranında kireç ile
hazırlanan numunelerde serbest basınç mukavemetinde önemli artıĢlar meydana gelmiĢtir. Tüm kireç
ilaveleri için Elastisite Modülü değerlerinde ise önemli miktarda artıĢ oluĢmuĢtur.
          Tüm ufalama değerleri için önıslatma yapılmasının serbest basınç ve elastisite modülü değerleri
üzerinde belirli bir etkisi görülmemiĢtir. Yüksek ufalama kalitesi ile hazırlanan numunelerde daha yüksek
serbest basınç mukavemeti değerleri elde edilmiĢtir. Ancak yüksek kalitede ufalamanın etkisi en çok
Elastisite Modülü değerlerinde ölçülmüĢtür. En düĢük değerleri çok düĢük kalitede ufalanmıĢ zeminler ile
hazırlanan numuneler vermiĢtir.
          Saf kil ile hazırlanan numunelerde ĢiĢme yüzdesi %19‟lara kadar çıkmaktadır. Saf kil ile
hazırlanmıĢ numunelerde zemin aynı olsa bile çok farklı ĢiĢme yüzdeleri ile karĢılaĢılabileceği
görülmektedir. Saf kil ile hazırlanmıĢ numunelerde ĢiĢme basıncı değerleri 300-500 kPa arasında
değiĢmiĢtir. ġiĢme basıncı ve ĢiĢme yüzdesi değerleri ile numune hazırlama Ģekli arasında belirli bir iliĢki
mevcut değildir. Numune hazırlama Ģekli akma gerilmesini değiĢtirmemektedir. %3, %6 ve %9 kireç
ilavesi bile ĢiĢme potansiyelini yok etmektedir. Akma gerilmesi aĢıldıktan sonra oturma-gerilme iliĢkisi
saf kil ile hazırlanmıĢ numuneler ile aynı olmaktadır. Bu da oluĢmuĢ olan çimentolaĢmanın kırıldığını ve
yapının bozulduğunu göstermektedir.
          BoĢluk yapısının cıvalı porozimetre deneyleri ile incelenmesi sonucunda, kireç ilavesi ile
porozitenin arttığı görülmüĢtür. Tüm numunelerde porozitenin büyük bir kısmının partiküller içerisindeki
poroziteden oluĢtuğu görülmektedir. Kür süresi boyunca öncelikle partiküller arasında kalan boĢlukların
kapandığı, porozitenin çoğunun partiküller içerisinde kalan muhtemelen daha geniĢ boĢluklar olduğu
düĢünülmektedir. Kireç yüzdesi arttıkça, tüm boĢluk çaplarına karĢılık gelen hacim miktarı artmaktadır.
GeniĢ bir dane çapı aralığında, çok düĢük kalitede ufalanmıĢ zemin ile hazırlanan numunelerin daha
yüksek boĢluk hacimlerine sahip olduğu görülmektedir. Hem çok küçük, hem de büyük boĢluk çapı için
bu durum geçerlidir. ESEM analizleri sonucunda, saf kil ile hazırlanan numunelere ait görüntülerde
boĢluksuz bir doku net olarak görülmektedir ESEM kimyasal analizleri çimentolaĢma, karbonatlaĢma ve
ettringit oluĢumunu göstermektedir.
           Tüm bu deneyler sonucunda bu çalıĢmada çalıĢılmıĢ olan kilin kireç stabilizasyonu ile baĢarı ile
iyileĢtirilebileceği görülmüĢtür. Elde edilecek iyileĢme derecesi, kilin yeterince ufalanmıĢ olması ile çok
yakından ilgilidir. Arazide yapılacak imalatlarda, kilin mevcut topaklarının mümkün olduğu kadar
küçültülmesi gerektiği görülmektedir.
           Aksi taktirde laboratuvarda ölçülmüĢ olan iyileĢtirme seviyelerine ulaĢılamayacaktır.


                                Chemical Stabilization of Expansive Soils
          Swelling soils exhibit increase in volume when they their water content increases. It has been
reported that swelling soils cause damage totaling to an amount of 2-3 billion dollars, which is more than
that caused by other catastrophes. Swelling solis cause problems also in Turkey. Chemical stabilization is
one of the most frequently used methods used in stabilization of expansive soils. These chemicals are
lime, cement, fly ash, etc. These chemicals decrease or eliminate swelling potential and increase strength
in the long term.
          In this study, lime stabilization of an expansive soil is studied. The soil studied is a potentially
high expansive potential soil form Istanbul-Esenyurt region. The samples were prepared taking into the
field conditions where the soil may or may not be adequately pulverized, or prewetted or not prewetted.
Effect of lime and field construction procedures on different geotechnical properties is investigated. The
samples were also investigated in terms of microstructure. The investigations included ESEM analyses,
mercury intrusion porosimetry analyses and chemical content analyses.
          Lime addition changed the Atterberg Limits of the studied soil and this changed the soil class.
The workability of the soil also increased as a result of compaction characteristics. The experiments
showed that, %3 lime stabilization revealed short terms reactions, but was not enough to provide enough
pozzolanic reactions and therefore did not cause considerable changed in unconfined strength values. %6
and %9 lime addition increased the unconfined compression strength values in a considerable amount. All
lime contents caused increases the Elasticity Modulus values.
          The effect of prewetting did not have a pronounced effect on unconfined strength and elasticity
modulus values. High quality pulverization resulted in higher unconfined compression and Elasticity
Modulus values. The lowest modulus values were obtained in samples which were prepared by very low
quality pulverized soil.
          Unstabilized clay showed a very high swelling potential. Swelling pressures ranged between
300-500 kPa. There was no considerable relationship between samples preparation method and swelling
values. %3, %6 and %9 lime eliminated the swelling potential and the swelling pressures. Pressures
greater than the yield pressure for lime stabilized soils resulted in destruction of the cementation formed
due to lime addition.
          Mercury intrusion porosimetry tests revealed that lime increased the porosity values. It is
anticipated that, during curing, intraparticular pores are first to be filled with cementation. Increase in
lime content caused increases in all volumes corresponding to different pore readius values. Soils
prepared with very low quality pulverization resulted in higher volume values for a alrge range of pore
radius values. ESEM analyses showed that lime additon changed the fabric from a continous one to a
porous one. The analyses also revealed formation of new minerals in the stabilizaed samples
          The results of the study show that lime stabilization is an appropriate way of improving the
studied soil. The level of improvement is closely related to the quality of pulverization. It is obvious that,
in field applications, it is essential to obtain a high quality of pulverization. Otherwise, the laboratory
obtained stabilization performances will not be achieved in the field.
BAġTAN Ömer Ali


DanıĢman                  : Doç.Dr.Adnan Çolak
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç.Dr.Adnan Çolak
                            Prof.Dr.Süleyman Dalgıç
                            Prof.Dr.Ekrem Manisalı
                            Yrd.DoçDr.Turgay CoĢgun
                            Yrd.DoçDr.Ahmet Erhan Bakırcı


Portland Çimentolu Hamurların Mekanik Özelliklerinin Basit Matematiksel Modeller Yardımıyla
                                                Tahmini
          Bu çalıĢmada Katkılı ve Katkısız Portland Çimento hamurlarının basınç dayanımları ve elastisite
modülleri için, mikromekanik yaklaĢım esası ve toplam Ģekil değiĢtirme prensibi yardımıyla matematiksel
modeller geliĢtirilmiĢtir.
          ÇalıĢmanın birinci bölümünde, matematiksel bağıntılar kullanılarak, malzemenin davranıĢı ve
mekanik özellikleri arasındaki iliĢkinin belirlenmesiyle ilgili bilgi verilmiĢtir.
          ÇalıĢmanın ikinci bölümünde, basit mikromekanik modellemeler hakkında genel bilgi
verilmiĢtir. Modeller tanımlanmıĢ ve bilim adamları tarafından geliĢtirilen bağıntılar incelenerek modeller
arasında Ģekiller yardımıyla karĢılaĢtırmalar yapılmıĢtır.
          ÇalıĢmanın üçüncü bölümünde, tezin amacı belirtilmiĢ, porosite-mekanik özellikler arasındaki
iliĢkiyi tanımlamak için bugüne kadarki uygulamalarda kompleks bağıntıların kullanıldığı ortaya konarak
bu bağıntılardan belli kabullerle daha basit bağıntıların elde edilebileceğinden bahsedilmiĢtir.
          Teorik çalıĢmanın dördüncü bölümünde, belli kabuller yapılarak, gözenek boyutlarıyla birim
hücre elemanı arasında bağıntı elde edilmiĢtir. Bu bağıntı yardımıyla da basınç dayanım denklemi
çıkarılmıĢtır. Aynı Ģekilde elastisite modülü için de belli kabuller yapılarak porositeye bağlı elastisite
denklemi çıkarılmıĢtır.
          ÇalıĢmanın beĢinci bölümünde, katkılı ve katkısız portland çimentosuyla yapılan deney hakkında
bilgi verilmiĢtir. Kalıptan çıkarılan numunelere, ultrases hız testi, birim ağırlık, basınç dayanımı ve
porozite hesabı yapılmıĢtır.
          ÇalıĢmanın altıncı bölümünde, deney sonucu çıkan veriler tablolar yardımıyla özetlenmiĢtir.
Deneysel sonuçlar ile teorik olarak bulunan denklemlerin karĢılaĢtırılması Ģekillerle açıklanmıĢtır.
ÇalıĢmanın yedinci bölümünde ise, çalıĢmanın sonucu hakkında maddeler halinde bilgi verilmiĢtir.
    Estimation of The Mechanical Properties of Portland Cement Pastes with The Aid of Simple
                                          Mathematical Models
          In this study, mathematicals models are developed for the compressive strenght and elasticity
modules of the mixed and un-mixed Portland Cement pastes on the basis of the micromechanic approach
and by means of the principle of total transfiguration .
          In the first section, the relation between the behaviour of the materials and the mechanical
properties are reviewed through the mathematical equations.
          In the second section, a general review of the simple micromechanical models is provided. The
models are defined and, then the equations developed by the scientists are analyzed to make comparisons
through graphic figures.
          The following section is devoted to explaining the aim of the thesis. In the literature the relation
amongst the porosity-mechanical properties are explained through complex equations. This study shows
that simpler equations can be developed based on the assumptions deriven from these complex equations.
          In the fourth section of the study, certain assumptions are made to develop an equations to
explain the relation between pore size and unit cell element/component, which lead to the development of
strenght equation. In the same way, for the elasticy modules, certain assumptions are made to develop
elasticy equation based on porosity.
          In the fifth section, the laboratory experiments setting, where the mixed and un-mixed portland
cement are analyzed is explained. The treatments on the samples and the calculation procedures are
reviewed.
          In the sixt section, the data of the results of the experiments are summarized on the tables. The
comparisons between the experimental results and the equations are illustrated through graphic figures.
          In the last section, the conclusions are briefly summarized and discussed
Gündoğdu Özgün


DanıĢman                  : Yrd. Doç Dr. Ġlknur BOZBEY
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Yrd. Doç Dr. Ġlknur BOZBEY
                            Prof. Dr. S. Feyza ÇĠNĠCĠOĞLU
                            Prof. Dr. Erol GÜLER
                            Doç. Dr. Ali Malik GÖZÜBOL
                            Yrd. Doç. Dr. Sadık ÖZTOPRAK.


  Deprem Sırasında ġevlerde OluĢan Yatay Deplasmanların Newmark Yöntemi Ġle Belirlenmesi
          Bu çalıĢmada deprem etkisi altındaki Ģevlerde oluĢabilecek kalıcı deplasmanlar incelenmiĢtir. Bu
amaçla öncelikle statik durumdaki Ģev stabilitesi ve daha sonra deprem etkisi ile birlikte Ģev stabilitesi
konularına değinilmiĢtir. Statik ve depremli durumlar için mevcut stabilite analiz metodları özetlenmiĢtir.
          Deplasman hesapları için yapılan analizlerde Türkiye‟de oluĢmuĢ farklı büyüklüklerdeki ve
farklı tarihlerde oluĢmuĢ 50 adet deprem kaydı kullanılmıĢtır. Elde edilen veriler üzerinde literatürde
önceden sunulmuĢ deplasman bulmaya yönelik Newmark yöntemine dayalı eĢitlikler ile yapılan
hesaplamalar sonucunda tüm veri kümesi değerlendirilmiĢtir.
          Kullanılan deprem kayıtları değiĢik büyüklüklere, uzaklıklara, derinliklere ve maksimum
ivmelere sahip depremlerden oluĢmaktadır. Bu Ģekilde depremlere ait tüm bu değiĢkenlerin bir Ģevde
oluĢabilecek deplasmanlara etkileri incelenmiĢtir. Bunun yanında depremlerin kayıt içeriğine özgü
karakteristik parametreleri de çalıĢma içersinde yer almaktadır.
          Bu çalıĢma sonucunda Ģevlerde deprem etkiyle oluĢabilecek kalıcı deplasmanları belirlemede
Newmark yöntemi ve bunu temel alan çalıĢmaların günümüzde oldukça önemli bir yeri olduğu
görülmüĢtür. Analizler sonucunda bu çalıĢmaya özgü olarak elde edilen formüller ve bunlara bağlı bazı
yaklaĢımlar deplasman hesaplamalarında oldukça pratik sonuçlar vermektedir. Elde edilen sonuçların
spesifik olarak herhangi bir Ģevdeki deplasmanları hesaplamaktan ziyade mikrobölgeleme gibi
çalıĢmalarda ekili olarak kullanılabilir.


             Determination of Lateral Displacement in Slopes Using Newmark Analysis
         In this study, permenant slope displacements due to seismic loading are investigated. In this
context, static slope stability and seismic slope stability analyses are summarised and different
approaches used are given.
         This study uses Newmark‟s method in calculation of the slope displacements. For displacement
analyses, 50 strong motion records from Turkish earthquakes are used. Data which is used contains
values from different earthquakes with different magnitude, distance, depth and peak accelerations. It is
necessery to analyze effects of these factors to displacement of the slope.
         The data is also analyzed in order to find the characteristics of the earthuake motion. The data
obtained is then used to derive formulations for calculation of slope displacements. The results obtained
are compared with the methods in the literature.
         The results of the study reveal that slope displacements calculated by Newmark‟s method can be
used in microzonation studies.
TACAR Murat


DanıĢman                  : Prof.Dr.Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr.Ekrem MANĠSALI (DanıĢman)
                            Prof.Dr.Tuncer ÇELĠK
                            Prof.Dr.Necmettin AKTEN
                            Doç.Dr.Adnan ÇOLAK,
                            Yrd.Doç.Dr. Numan ÇELEBĠ


          ĠnĢaat Sektöründe ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi ve Bir Otomasyon Modeli
          Kalite yönetim sistemi, gerekli tüm faaliyetlerin yapılmasını sağlayacak bir kontrol
mekanizmasıdır. KuruluĢlar ISO 9001 belgesini alabilmek için, kalite yönetim sistemlerini tanımlamalı ve
iĢleri tanımlandığı gibi yürütmelidirler. Kalite yönetim sistemi, kuruluĢun yapısının temelidir. Nelerin
kim tarafından, ne zaman yapılacağını tanımlar. Kalite politikasını uygulama aracıdır. KuruluĢun strateji
ve taktiklerini tanımlar ve personelin birbiri ile koordineli ekipler halinde çalıĢmasını sağlar.
          Ülkemizde ĠnĢaat Ģirketleri ISO 9001 ve diğer KYS uygulamalarını kurumsal yapıya kavuĢma
ihtiyacından ziyade müĢteri/ihale Ģartnamelerindeki zorunluluklar sebebiyle uygulamaktadır. ĠnĢaat
Ģirketlerinin dağınık bir organizasyonel yapıya sahip olmalarına ek olarak ISO 9001 KYS uygulamasının
ağır bir bürokrasiye sahip olması ve yönetimin sistemin faydalarına olan güvensizliği inĢaat Ģirketlerinde
uygulama problemlerini oluĢturmaktadır.
          Bu çalıĢmada inĢaat endüstrisinde ISO kapsamında bir otomasyon sistemi ile müĢteri ve
personelin sisteme entegre edilmesi, dokümantasyonun ortadan kaldırılması, iletiĢimin hızlandırılması ve
proje sürecinin izlenebilirliği amaçlanmıĢtır. Bu sayede hem etkin bir proje yönetim sistemi hem de etkin
bir kalite yönetim sistemi uygulanabilirliği sağlanacaktır.


     ISO 9001 Quality Management System in Construction Sector and an Automation Model
          Quality Management System is a control mechanism that provides all necessary activities to be
done. In order to get ISO 9001, companies must define Quality Management Systems and execute them
as it defined. Quality Management System is foundation of company structure. It defines who does what
and when. QMS is an application tool of quality policy. It defines companies‟ tactic and strategy and
provides employees work as a coordinated teams.
          Construction companies in our country apply ISO 9001 and other QMS applications for
customer/contract specifications obligations instead of having institutional structure. Construction
companies have complicated organizational structure in addition to this situation ISO 9001 QMS
application has a heavy red tape and mistrust of management to benefits of system cause application
problems for construction companies.
          In this study it is aimed that integration of customer and employee to the system, removing of
documentation, acceleration of communication and monitoring project progress with an automation
system in the scope of ISO at construction Industry. Thus either an effective project management system
or effective quality management system applicability will be provided.
BAĞ Nurullah


DanıĢman                   : Prof.Dr.Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı              : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr.Ekrem MANĠSALI (DanıĢman)
                             Prof.Dr.Tuncer ÇELĠK
                             Prof.Dr.Necmettin AKTEN
                             Doç.Dr.Adnan ÇOLAK,
                             Yrd.Doç.Dr. Numan ÇELEBĠ


                    Teklif Stratejilerinin Belirlenmesinde Uzman Sistem YaklaĢımı
          ĠnĢaat sektöründeki firmaların geleceklerini belirleyen yeni iĢleri alabilmek için, girecekleri
ihalelerde verecekleri tekliflerin nasıl olması konusunda teklif stratejileri etkindir. Bu çalıĢmayla, strateji
ve stratejik planlama konuları irdelenmiĢ ve teklif stratejisi geliĢtirme karar modelinin, uzman sistem
yaklaĢımı ile çözümü araĢtırılmıĢtır.
          Ayrıca çalıĢmada, rakip fiyatlarının analizi ve regresyon analiziyle firmanın gireceği ihale fiyat
tekliflerinin belirlenmesinde değerlendirilebilecek bir örneğe de yer verilmiĢtir.
          ÇalıĢmada kurulan uzman sistem modelinin iĢlerlik kazanabilmesi için Visual Basic 6.0
programı kullanılarak kurallar yazılmıĢ ve hazırlanan arayüzle, kullanıcının bu kurallar dahilinde uzman
sistemden yararlanması sağlanılmıĢtır.
          Bu çalıĢmayla, inĢaat firmalarının teklif yetkililerinin teklif çalıĢmalarına ve yapılabilecek benzer
akademik çalıĢmalara faydalı olabilmesi hedeflenmiĢtir.


                      Expert System Approach in Definition of Bidding Strategies
         The bidding strategy of construction companies is effective for getting the new project which
changes their future. In this study, strategy and strategic planning subjects have been examinated and
expert system approach has been researched for definition of decision model of bidding strategy.
         Besides there is an example in the study which can be used by awarding the bid price by the rival
price‟s analysis and regression for firms bidding in the same project.
         To run the expert system model, Visual Basic 6.0 program has been preferred to make rules and
design user interface for users to define their bidding strategy.
         It has been aimed that this study will be helpful for the bidding engineer at bidding process of
construction companies and for likely feasible academic studies.
BAHAR Murat
DanıĢman                  : Prof. Dr. Ekrem Manisalı
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Ekrem MANĠSALI
                            Prof.Dr. Tuncer ÇELĠK
                            Prof.Dr. Necmeddin AKTEN
                            Doç.Dr. Adnan ÇOLAK
                            Y.Doç.Dr. Numan ÇELEBĠ


       Hizmet Alımı Tipli SözleĢmelerde KazanılmıĢ Değer Analizi Modeli ve Bir Uygulama
          ÇalıĢmada proje hakkında genel bilgi ve tanımlamalar aktarılmıĢ ve projelerin sınıflandırması
yapılmıĢtır. Proje yönetimi yaklaĢımı, geliĢimi ve fonksiyonları hakkında yüzeysel bilgiler verilmiĢtir.
Proje risk yönetimi ve risklerin değerlendirilmesi konusu üzerinde durulmuĢtur.
Proje planlarının oluĢturulması kapsamında ağ diyagramları açıklamalı olarak örneklendirilmiĢ, Ģebeke
teknikleri ayrıntılı olarak irdelenmiĢ, özellikle CPM (Kritik Yol Metodu) konusu geliĢimi ve kapsamı
incelenmiĢtir.
Proje yönetiminde kaynak kullanımı araĢtırılmıĢ ve kaynakların atanması / tahsisi, dengelenmesi ve
planlaması konuları incelenmiĢtir. Proje zaman yönetimini kapsayan CPM tekniği ile birlikte maliyet
kavramı ele alınmıĢ, maliyet analizi ve süre / maliyet iliĢkileri araĢtırılmıĢtır.
          KazanılmıĢ değer kavramı incelenmiĢ, tanımlamaları yapılmıĢ, kazanılmıĢ değer parametreleri ve
formülasyonları üzerinde çalıĢılmıĢ, parametrelerin bağıl grafikleri ve grafiklerin yorumlamaları üzerinde
durulmuĢtur. KazanılmıĢ değer yönetim sistemi teknikleri incelenmiĢ, hangi cins projelerde hangi
tekniklerin uygulanması gerektiği konusu araĢtırılmıĢ, sistemin kriterleri ve metodolojisi incelenmiĢtir.
KazanılmıĢ değer yönetim sistemi kavramlarının basit bir örnek üzerinde incelenerek anlaĢılması
sağlanmıĢtır.
          Uygulama projesi hakkında genel tanıtım yapılmıĢ, proje yönetimi kapsamında projenin zaman
ve kaynak planlamaları yapılmıĢ ve üç bölüm halinde kazanılmıĢ değer hesaplamaları yapılarak program
ve maliyet sapmaları incelenmiĢ, performans endeksleri hesaplanarak ileriye yönelik tahminlerde
bulunulmuĢtur. Ayrıca sapmaların olumsuz etkilerinden korunmak maksadıyla alınması gereken tedbirler
araĢtırılarak çalıĢmaya son verilmiĢtir.


        Earned Value Method and Application in the Service Procurements Contract Type
          Within this study, the general information, description and classification about the project were
done. Information about the project management approach, development and functions were give shortly.
The project risk management and evaluation of risk had been emphasized in our study.
In the extent of constitution of project plans, network diagrams were samplised with illustrations. The
network techniques were detailed. Specially the development and the extent of the subject of CPM
(critical path method) were examined.
In this study the usage of the resource in the project management were searched. Assignment,
stabilization and planning of the resource were examined. Project schedule management which had
included CPM techniques cost/schedule analyze, relationships with cost were investigated.
The earned valued concept was inspected, definitions were made, the components and formulations of the
earned valued were worked, related graphics of the components and the commentment of the graphics
were examined. The techniques of EVMS were examined, the choice of the techniques that will be used
in which project were investigated, the criterias and the methods of the system were examined. The
concepts of EVMS were examined in a sample to illustrate in a easy way.
The general introduction was made about the application project, in the scope of the project management,
the time and resource plans of the project were made and earned valued calculations were made in three
divisions schedule and cost variances were examined. This study had been done to investigate the
precautions for protecting from the negative effect of variance.
ġAHĠN Furkan


DanıĢman                   : Yrd. Doç Dr. Cenk ALHAN
Anabilim Dalı              : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Yrd. Doç. Dr. Cenk ALHAN
                             Prof. Dr. N. Kemal ÖZTORUN
                             Prof. Dr. Feyza ÇĠNĠCĠOĞLU
                             Prof. Dr. Fahriye KILINÇKALE
                             Yrd. Doç. Dr. Yasin FAHJAN


          Sönümün Sismik Taban Ġzolasyonu Ve Sönümleyicilerin Kullanıldığı Binaların Deprem
                                          Performansına Etkisi
          Yıkıcı depremler her yıl yurdumuzda ve dünyada büyük can ve mal kayıplarına sebep
olmaktadırlar. Özellikle, deprem sırasında ve sonrasında iĢlevini sürdürmesi hayati önem taĢıyan; hastane,
laboratuvar, veri toplama merkezi gibi stratejik öneme sahip yapıların iĢlevinin kesintiye uğramamaları
için, bu yapılarda bulunan titreĢime karĢı duyarlı hassas cihazların deprem titreĢimlerinden kesinlikle
korunmaları gerekmektedir. Bu amaçla sismik taban izolasyonu ve ek sönümleyicilerin kullanılması bu
tür stratejik binaların tasarımında etkin bir yöntem olabilir. Bu tezde, seçilen üç ve beĢ katlı prototip
yapıların hassas cihazlara hasar verebilecek kat ivmelerinin sismik izolasyon yöntemi kullanılarak ve üst
yapının ek sönümleyiciler ile enerji yutma kapasitesinin de arttırılmasıyla ne derece azaltılabileceği
incelenmiĢtir. Bu kapsamda, farklı deprem etkileri altında, lineer ve lineer olmayan izolasyon sistemlerine
sahip yapılarda kat yüksekliği boyunca kat ivmelerinin nasıl dağıldığını incelemek; izolasyon sisteminin
sönüm oranındaki artıĢın kat ivmelerini hangi seviyeye kadar azaltabileceğini belirleyebilmek ve temel
sönümleyicileri yerine üst yapıda ek sönümleyicilerin kullanılmasıyla kat ivmelerinin daha fazla azaltılıp
azaltılamayacağının ve hangi seviyeye kadar azaltabileceğinin anlaĢılması için zaman tanım alanında
lineer ve lineer olmayan toplam 340 analiz yapılmıĢtır. Analizlerde 1940 El Centro, 1952 Taft, 1995
Kobe, 1989 Loma Prieta ve 1994 Sylmar Depremleri kullanılmıĢ ve yapılar aynı anda iki yönlü (Doğu-
Batı ve Kuzey-Güney) olarak zaman tanım alanında analiz edilmiĢtir. ÇalıĢmada göz önüne alınan
parametreler arasında izolasyon sönümü, üst yapı sönümü, izolasyon periyodu ve lineer ve lineer olmayan
farklı izolasyon sistemleri bulunmaktadır. Analiz sonuçları taban ankastre yapıların analiz sonuçları ile
karĢılaĢtırmalı olarak sunulmuĢtur.


             Effect of Damping on The Seismic Performance of Seismic-Base-Isolated Buildings
                                        Equıpped With Dampers
          Each year destructive earthquakes cause extensive damage and loss of human life in Turkey and
around the globe. Vibration-sensitive equipment housed in strategically critical facilities, which has to
function during and right after the earthquakes, such as hospitals, laboratories, and data collection centers
should particularly be protected from the hazardous effects of earthquakes. Use of seismic isolation and
passive dampers could be an effective method in protecting such strategically important buildings. In this
thesis, three and five story prototype structures are analyzed in order to examine to what extent the floor
accelerations, which may cause harm to vibration-sensitive equipment, could be reduced via use of
seismic isolation and passive dampers in the superstructure. In this context, a total of 340 linear and
nonlinear time history analyses are performed under different earthquake excitations in an effort to
understand how the floor accelerations are distributed along the height of seismically isolated structures;
to what levels the floor accelerations can be reduced by increasing the damping in the isolation system;
and whether the floor accelerations can be reduced further by using passive dampers in the superstructure
instead of using passive dampers at the isolation level. In the bi-directional time history analyses North-
South and East-West components of the 1940 El Centro, the 1952 Taft, the 1995 Kobe, the 1989 Loma
Prieta, and the 1994 Sylmar eartquakes are used. The parameters that are taken into account in this study
include isolation damping, isolation period, superstructure damping, and different types of linear and
nonlinear isolation systems. The results are presented in comparison to fixed-base structures.
METALURJĠ VE MALZEME MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



YILMAZ Ersan


DanıĢman                   : Doç. Dr. Suat YILMAZ
Anabilim Dalı              : Metalurji ve Malzeme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Suat YILMAZ
                             Prof. Dr. T. Osman ÖZKAN
                             Prof. Dr. Ġbrahim YUSUFOĞLU
                             Prof. Dr. Enver OKTAY
                             Prof. Dr. Ercan AÇMA


 Grafit Katkılı Yüksek Alüminalı Dökülebilir Refrakterlerin Mekanik ve Kimyasal Özelliklerinin
                                                Ġncelenmesi
          Refrakter malzemeler demir ve demir dıĢı metallerin üretiminde önemli bir rol oynamaktadır.
Yüksek sıcaklıkta oluĢan sıvı fazlar; metal, mat ve özellikle cürufla olan reaksiyonlar refrakterin kullanım
ömrünü etkilemektedir. Eriyik cüruf, refrakteri kimyasal olarak çözündürerek veya yayınma yoluyla
korozyona uğratmaktadır.
          Grafitin ıslatmazlık özelliği sayesinde, tuğla tipi refrakterlerde grafit katkısıyla refrakterin
korozyon direnci arttırılabilmektedir. Ancak dökülebilir refrakter içindeki grafitin oda sıcaklığındaki
karıĢtırılması ve dökülmesi sırasında fazla su talep etmesi, sonradan refrakterlerin bünyesinde
gözenekliliğin artmasına neden olarak, olumsuzluk yaratmaktadır. Prosesteki yetersizlik, uygulama
alanını sınırlı kılmaktadır.
          Prosesin geliĢtirilmesi için yeni yöntemler denenmektedir. Sol-jel tekniği ile yapıda bulunan
grafitin alümina ile kaplanarak, bu Ģekilde dökülebilir refrakterde kullanımı, yeni bir yöntem olarak tez
çalıĢmasının araĢtırma konusunu oluĢturmuĢtur.
          Alüminyum izopropoksit, dört boyunlu reaktörde 90 0C‟deki suyla hidroliz edilmiĢ ve ardından
HCl ilavesi ile pH=2,3‟ e ayarlanarak peptize edilmiĢtir. Hazırlanan çözeltiye grafit ilavesi ile oluĢturulan
karıĢım 15 dak. süre ile karıĢtırılmıĢtır. Bu karıĢım daha sonra 120 0C‟de 8 saat bekletilerek çözeltinin
jelleĢmesi sağlanmıĢ ardından 2 0C/dak. ısıtma hızıyla 550 0C‟ye ısıtılmıĢ ve 3 saat bekletilerek alümina
kaplı grafit elde edilmiĢtir. Klasik dökülebilir refrakter üretim yöntemine göre hazırlanan reçete içine
alümina kaplı grafit ilave edilerek alüminalı dökülebilir refrakter numuneler üretilmiĢtir.
          Deneysel çalıĢmalarda “alümina refrakter”, ağırlıkça %3, 6, 9 “grafit katkılı alümina” ve aynı
oranlarda hazırlanmıĢ “alümina kaplı grafit katkılı alümina” dökülebilir refrakter numunelerle
çalıĢılmıĢtır. Hazırlanan örneklerin açık gözenek, su emme oranları, bulk yoğunlukları ve basma
mukavemetleri ölçülerek birbirleri ile karĢılaĢtırılmıĢtır. Ayrıca cüruf korozyon direncini incelemek
amacıyla yine aynı numunelerin bu defa DIN 51069‟a uygun refrakter potaları üretilmiĢtir. Erdemir A.ġ.
Çelikhanesi‟nden sağlanan pota cürufu kullanılarak numunelerin cüruf testi için piĢirimi yapılmıĢ ve
elmas kesicilerde eksenel kesilmiĢtir. Kesilen numunelerin eksenel yüzeylerinde cürufun refrakter
içindeki korozyonu ve yayınımı makro ve mikro boyutta yapılan analizlerle incelenmiĢtir.
          Tez çalıĢmasında; sol-jel ile grafitin alümina ile kaplanmasının faydalı olduğu, fiziksel, mekanik
ve kimyasal açılardan yapılan detaylı incelemelerin sonucunda “ağ. %6 alümina kaplı grafit katkılı
alümina dökülebilir refrakterlerin”, özellikle cüruf dayanımı baĢta olmak üzere optimal iyi sonuç verdiği
görülmüĢtür.
   The Investigation of Mechanical and Chemical Properties of Graphite Added High Alumina –
                                         Castable Refractories
          Refractory materials play an important role in the production or ferrous and non-ferrous metals.
Liquid phases that form at high temperatures, metal, mate and particularly reactions with slag may affect
the service life of refractories. Melted Slag causes corrosion by dissolving refractory or diffusion.
          Graphite addition to the refractory increases corrosion resistance due to its wettability. To
evaluate this property in graphite added castable refractories excess water is required in mixing and in
casting. This situation causes increased porosity in casted refractories and limits their use.
          New methods have been investigated to improve process. Hence as a new method, the aim of
this work is to plate graphite in matrix with alumina using sol – gel method and then to use as a castable
refractory.
          Aluminium isopropoxide was hydrolyzed with water at 90 0C in a reactor and peptised with
HCl. pH of the solution was adjusted to 2,3. The solution was stirred for 15 minutes after graphite
addition. The mixture was held at 120 0C for 8 hours and gelled. Later, the gel was heated up to 550 0C
at a rate of 2 0C/min and alumina coated graphite was obtained after 3 hours of heat treatment.
          Refractory samples containing 3, 6, 9 wt % graphite and 3, 6, 9 wt % alumina coated graphite
were prepared using castable alumina as a matrix refractory material. Open pore percent, water
absorbability, bulk density and compression strength of all samples were calculated and compared with
the original refractory material. In addition, crucibles were produced as described in DIN 51069 to
investigate the corrosion resistivity against slag. Crucibles were treated with slag obtained from Erdemir
A. ġ. Samples were then sectioned and diffusivity and corrosivity of slag was investigated both by macro
and micro analyses.
          In this work, detailed research carried out physical and chemical properties of the samples
revealed that alumina plated graphite with sol – gel process was a useful method for producing graphite
containing alumina castable refractories. The sample having 6 wt % alumina coated graphite exhibited the
optimum properties and showed a good slag resistance.
ÖZTÜRK Yusuf


DanıĢman                   : Prof. Dr. ġerafettin EROĞLU
Anabilim Dalı              : Metalurji ve Malzeme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. ġerafettin EROĞLU
                             Prof. Dr. Ġbrahim YUSUFOĞLU
                             Prof. Dr. Enver OKTAY
                             Prof. Dr. T.Osman ÖZKAN
                             Prof. Dr. Ercan AÇMA


   Alümina ve Bor Karbür Esaslı Mühendislik Seramiklerin Balistik Özelliklerinin Ġncelenmesi
           Deneysel çalıĢmalar için, beĢ farklı bor karbür plaka ve bir alümina plaka kullanılmıĢtır.
Alümina plaka Alcoa A-16 tozlarının preslenmesi ve sinterlenmesi ile hazırlanmıĢtır. SinterlenmiĢ
numuneler, XRD, XRF ve SEM teknikleri ile incelenmiĢtir. Cam elyaf takviyeli kompozit taban
malzemeye yapıĢtırılmıĢ numuneler üzerinde, balistik davranıĢını incelemek amacıyla drop testler
uygulanmıĢtır ve davranıĢlar hızlı kamera ile takip edilmiĢtir. Bor karbür plakaların çok küçük parçalara
ayrıldığı, etrafa saçıldığı ve taban malzemesinn çıplak korumasız kaldığı gözlenmiĢtir. Alümina plakanın
ise, daha büyük parçalar halinde kırıldığı ve bu parçaların taban malzemeye yapıĢmıĢ halde kaldığı tespit
edilmiĢtir. Bu sonuçlar, bor karbür plakanın çalıĢılan deneysel Ģartlarda balistik koruma için alumina
plakaya kıyasla uygun olmadığını göstermiĢtir.


    Investigation of The Ballistic Properties of Alumina and Boron Carbide Based Engineering
                                                Ceramics
         Five different boron carbide plates and an alumina plate were used for the experimental studies.
The alumina plate was prepared by pressing and sintering of Alcoa A-16 powders. The sintered samples
were characterized using XRD, XRF and SEM techniques . Drop tests were carried out on the samples
attached to glass fiber reinforced epoxy a composite base material in order to investigate their ballistic
behaviors which were monitored by a rapid camera. It was observed that boron carbide plates were
broken into very small pieces which were scattered into the surroundings. After the test, the base
material was observed to be naked and unprotected. Whereas, alumina plate samples were broken into
larger pieces which were still attached to the base material. These results indicate that use of boron
carbide plate is not favorable compared to that of alumina for the ballistic protection for the experimental
conditions studied.
KEVSER Kemal Can


DanıĢmanlar              : Prof. Dr. Ġbrahim YUSUFOĞLU
                         : Yard. Doç. Dr. Aliye ARABACI
Anabilim Dalı            : Metalurji ve Malzeme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı           : 2008
Tez Savunma Jürisi       : Prof. Dr. Ġbrahim YUSUFOĞLU (DanıĢman)
                           Prof. Dr. Enver OKTAY
                           Prof. Dr. T. Osman ÖZKAN
                           Prof. Dr. ġerafettin EROĞLU
                           Prof. Dr. Müzeyyen MARġOĞLU


 Amonyum Molibdatin Isıl Bozunma Ürünlerinin Karakterizasyonu ve Isıl Bozunma Adımlarının
                                         Kinetik Ġncelemesi
         Amonyum heptamolibdat tetrahidratın (AHM) ısısal bozunması ile oluĢan molibden oksit
proseslerde heterojen katalizör olarak kullanılmaktadır. TaĢıyıcı malzeme ile karıĢtırılmıĢ veya sadece
AHM‟nin ısısal bozunması sonucu molibden oksit elde edilmektedir. OluĢan molibden oksidin non-
stokiometrik yapısı bozunma sırasında kullanılan gaz atmosferine bağlı olarak değiĢmektedir. Bu
çalıĢmada AHM‟nin ısısal bozunma kinetiği farklı ısıtma hızları ve farklı hava ile azot gazı hızlarında
incelenmiĢtir. Bu amaçla; TGA, DTA ve EGA gibi analiz tekniklerinden yararlanılmıĢtır.
         AHM‟nin ısısal bozunmasında üç belirgin adım görülmüĢ, her bir bozunma adımında oluĢan ara
ve son ürünlerin malzeme karakterizasyonu XRD ve FTIR analiz teknikleri ile yapılmıĢ ve morfolojileri
ise SEM analizi ile incelenmiĢtir.

Ürünlerin karakterizasyonu ve termogravimetrik analizler AHM‟nin havada
(NH4)6Mo7O24∙4H2O → (NH4)4Mo5O17 + (NH4)2Mo2O7 →
(NH4)2Mo4O13 → MoO3
ve azot gazında
(NH4)6Mo7O24∙4H2O → (NH4)4Mo5O17 + (NH4)2Mo2O7 →
(NH4)2Mo4O13 → MoO3-x
Ģeklinde bozunduğunu göstermiĢtir.
         Ozawa yöntemi uygulanarak TGA diyagramlarından hava ve azot gazı atmosferlerinde sırasıyla
AHM‟nin (NH4)2Mo2O7 (ADM) ve (NH4)4Mo5O17‟e (APM) dönüĢtüğü birinci bozunma adımı için
57.86 ve 55.77 kJ∙mol-1; ADM‟nin (NH4)2Mo4O13‟e (ATM) dönüĢtüğü ikinci bozunma adımı için
74.66 ve 69.85 kJ∙mol-1; APM‟nin ATM‟e dönüĢtüğü ikinci bozunma adımı için sırasıyla 74.49 ve 71.93
kJ∙mol-1 ve ATM‟nin molibden okside dönüĢtüğü üçüncü bozunma adımı için sırasıyla 87.96 ve 88.56
kJ∙mol-1 aktivasyon enerjisi değerleri hesaplanmıĢtır.
   The Characterization of Thermal Decomposition Products of Ammonium Molybdate and The
                            Kinetic Investigation of Decomposition Steps
         Molybdenum oxide, formed by the thermal decomposition of ammonium heptamolybdate
tetrahydrate (AHM), is usually being used as heteogeneous catalyst in various processes. Molybdenum
oxide is obtained by the thermal decomposition of pure AHM or AHM mixed with support material. The
non-stoichiometric structure of the formed molybdenum oxide varies with respect to the gas atmosphere
used. In this study, the thermal decomposition of AHM in different heating rates and under different air
and nitrogen gas flow rates was investigated using analytical techniques such as TGA, DTA and EGA.
         In the thermal decomposition of AHM three well-defined steps were observed and the
intermediate and final products of each decomposition step were characterized by using XRD and FTIR
analysis techniques and their morphologies were determined by SEM analysis.

          The characterization of the products and thermogravimetric analyses showed that AHM
decomposes as
(NH4)6Mo7O24∙4H2O → (NH4)4Mo5O17 + (NH4)2Mo2O7 →
(NH4)2Mo4O13 → MoO3
in air and as
(NH4)6Mo7O24∙4H2O → (NH4)4Mo5O17 + (NH4)2Mo2O7 →
(NH4)2Mo4O13 → MoO3-x
in nitrogen gas.

The activation energy values of the thermal decomposition of AHM and it‟s decomposition products were
calculated from TGA diagrams by applying Ozawa method. The activation energy values were found to
be 57.86, 74.66, 74.49 and 87.96 kJ∙mol-1 in air and 55.77, 69,85, 71,93 and 88.56 kJ∙mol-1 in nitrogen
gas respectively for AHM, (NH4)2Mo2O7, (NH4)4Mo5O17 and (NH4)2Mo4O13.
YAZICI Ozan


DanıĢman                  : Doç. Dr. Suat YILMAZ
Anabilim Dalı             : Metalurji ve Malzeme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Suat YILMAZ
                            Prof. Dr. Tevfik Osman ÖZKAN
                            Prof. Dr. Ġbrahim YUSUFOĞLU
                            Prof. Dr. Enver Oktay
                            Prof. Dr. Ercan AÇMA


    Sol-Jel Ġle ÜretilmiĢ Spinel Katkılı DüĢük Çimentolu Alüminalı Dökülebilir Refrakterlerin
                                               Ġncelenmesi
          Magnezya-Alümina spinel refrakterler çelik, cam ve çimento sanayinde baĢarıyla
kullanılmaktadırlar. Dünyada Magnezya-alümina spinel‟e yöneliĢin en büyük nedeni, magnezya-krom
tuğlaların çevre kirliliği oluĢturması ve bu tuğlaların imhasında ödenen cezalardır. Bu nedenle magezya-
alümina spinel refrakter tuğlalar, çevreye zarar verici nitelikleri bulunan manyezit - krom refrakterlerin
yerini alarak kullanım alanı giderek artan bir malzemedir.
          DüĢük termal genleĢme yani yüksek termal Ģok direnci, cüruf korozyonuna karĢı yüksek
dayanım, kimyasal kararlılık magnezya-alümina spinel refrakter tuğlaların en önemli malzeme
karakteristikleridir.
          Günümüzde özellikle çelik potalarda alümina zengin spinellerin uygulamaları, yukarıdaki üstün
özellikleri ve bunun yanı sıra düĢük maliyetleri nedeniyle baĢarılı sonuçlar vermekte ve tercih
edilmektedir.
          Ġlk etap çalıĢmalarında, sol-jel yöntemi kullanılarak magnezya-alümina spineli üretimi
gerçekleĢtirilmiĢtir. Sol-jel yöntemiyle magnezya-alümina üretimi için, Alüminyum isopropoksit(AIP),
dört boyunlu reaktörde 90 oC‟deki suyla hidroliz edilmiĢ ve ardından HCl ilavesi ile pH=2,3‟ e
ayarlanarak peptize edilmiĢtir. Hazırlanan çözeltiye MgO(<63µm) ilavesi ile oluĢturulan karıĢım 2 saat
süreyle karıĢtırılmıĢtır. Bu karıĢım daha sonra 120 oC‟de 8 saat bekletilerek çözeltinin jelleĢmesi
sağlanmıĢ ardından 2 oC/dak. Isıtma hızıyla 550 oC‟ye ısıtılmıĢ ve 3 saat bekletilmiĢtir. Daha sonra 800,
1200 ve 1600 oC gibi farklı sıcaklıklarda ısıl iĢlem yapılmıĢ ve MgAl2O4 (magnezya-alümina) spinelinin
oluĢumu gözlemlenmiĢtir.
          Ġkinci etap çalıĢmalarında ise, Magnezya-Alümina (M-A) spinel katkılı düĢük çimentolu
dökülebilir refrakterlerin üretimi ve incelenmesi için deneysel çalıĢmalar yapılmıĢ ve klasik dökülebilir
refrakter üretim yöntemine göre; katkısız (A1), %5 serbest MgO katkılı (M5) ve %10 serbest MgO katkılı
(M10) numuneleri üretilmiĢtir. Islatıcı ortam olarak su yerine, sol-jel yöntemiyle hazırlanmıĢ böhmitik sol
(çözelti) kullanılmıĢtır. Bunlardan baĢka bir de ıslatıcı ortam olarak sol-jel yöntemiyle hazırlanmıĢ
böhmitik sol + MgO tozu karıĢımının kullanıldığı (M+A) numunesi olmak üzere dört farklı tipte
dökülebilir refrakterler hazırlanmıĢtır. M5‟te toplam karıĢımın %5‟i kadar MgO ve M10‟da, toplam
karıĢımın %10‟u kadar serbest MgO bulunmaktadır. Serbest MgO, M+A‟da sadece ıslatıcı ortamla
birlikte gelmektedir.
          Bu Ģekilde üretilen ve 1600 oC‟de piĢirilen refrakter betonlarda yer alan alümina ile
magnezyanın in-sitü reaksiyonu sonucu Magnezya-Alümina spinel elde edilerek refrakter matris yapısı
güçlendirilmiĢtir.
          Elde edilen refrakter numunelerinin; açık gözenek, su emme, bulk yoğunluk ve basma
mukavemeti gibi fiziksel ve mekanik testleri ile pota yöntemiyle cüruf-refrakter korozyonu testleri
yapılarak dökülebilir refrakterlerin karĢılaĢtırmalı olarak incelemeleri yapılmıĢtır.
          Sol-jel ile M-A spinel üretimi amaçlanarak yapılan ilk deneme çalıĢmalarında, M-A spinel
üretilememiĢ ancak yerine ince taneli baĢka bir ürün elde edilmiĢtir. Yapılan karakterizasyon çalıĢması
sonucu, tabakalandırılmıĢ çift hidroksit bileĢimine sahip Meixnerite tozu elde edildiği tespit edilmiĢtir.
Meixnerite, absorban malzeme olarak, sera gazlarının emisyonunu azaltıcı bir madde olarak
kullanılmaktadır. Konunun önemi nedeniyle, literatürde son yıllarda bu konuda önemli oranda araĢtırma
olduğu görülmektedir.
         Sonuçlara bakıldığında, A1 numunesinin en düĢük porozite, en yüksek mekanik mukavemet ve
korozyon direnci göstererek diğer M5, ve M+A numuneleriyle karĢılaĢtırdığımızda daha iyi bir numune
olduğu görülmektedir.
         %10 MgO içeren M10 numunesi A1 numunesine göre daha fazla porozite içermesine rağmen
cüruf korozyon direnci içerdiği yüksek M-A spineli fazı nedeniyle A1 ile benzerlikler göstermektedir.


    Investigation of Sol-Gel Derived Spinel Added Alumina Low Cement Castable Refractories
          Magnesia-Alumina (M-A) Spinel refractories have been used succesfully in steel, glass and
cement industries. The main reason of the use preference of magnesia-alumina spinel refractories in the
world, is the legal strictions emposed on the use of magnesia-chrome refractory bricks whose wastes
create enviromental pollution. Hence, the use of magnesia-alumina spinel refractories are continuously
increasing compared to the magnesia-chrome refractories.
          The most important material characteristics of magnesia-alumina spinel refractories are low
thermal expansion, high thermal shock resistance, chemical stability and high resistance against basic
slags.
          Nowadays, the application of alumina rich spinel refractories in the steel ladle, gives succesfull
results and they are preferred because of their excellent properties mentioned above and their low cost.
          In the first stage of this study, the production of Magnesia-Alumina (M-A) spinel [MgO-Al2O3]
was performed using via sol-gel method. To produce M-A spinel via sol-gel method, aluminum
isopropoxide (AIP) was hydrolyzed with water at 90 oC in a reactor and the solution was peptized by HCI
by adjusting its pH to 2.3. Solution was stirred for 2 hours after MgO (<63 µm) addition. The mixture
was held at 120 oC for 8 hours and gelled. Later, the gel was heated up to 550 oC at speed of 2 oC/min
and was holded for 3 hours. Obtained material was heated to 800, 1200 and 1600 oC degrees and
magnesia-alumina spinel (MgAl2O4) formations were obtained.
          In the second stage of this study, pure (A1), %5 MgO added (M5) and %10 MgO added (M10)
samples were produced by standard castable refractory production method. These samples were mixed in
the boehmitic sol produced by sol-gel method instead of water. In addition, boehmitic sol+MgO mixer
was used as another mixing media at the M+A sample. M5 and M10 samples respectively include %5 and
%10 free MgO of the total mixture. M+A sample only included free MgO coming with mixing media.
          Refractory matrix was strengthened by magnesia-alumina spinel which was obtained by the
result of in-situ reaction of magnesia and alumina which in the refractory concretes fired at 1600 oC.
          Physical and mechanical tests such as open porosity, water absorption, bulk density and
compression strength were determined and slag-refractory corrosion tests were carried out using crucible
method.
          The first experiments in trying to obtain M-A spinel by sol-gel method weren‟t successful. The
experiments resulted the formation of Meixnerite phase instead of M-A spinel. Meixnerite is a
magnesium-aluminum hydroxide compound and it is a hydrotalcite group mineral that has layered double
structure. Meixnerite is used as an absorbent material in decreasing the emission of sera gases. Lately, a
great deal of studies are been carried due to this important property.
          It was concluded that A1 sample exhibited the lowest porosity, the highest mechanical strength
and the best corrosion resistance under the experimental conditions compared to M5, M+A.
          The sample containing %10 MgO (coaded M10), had more porosity than A1 sample, it showed
similar corrosion resistance to A1 due to its high contend of M-A spinel phase.
DENĠZ ULAġTIRMA VE ĠġLETME MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


HEYDAROVA Fergane ,

DanıĢman                   : Prof.Dr. Fevzi ERDOĞMUġ
Anabilim Dalı              : Deniz UlaĢtırma ĠĢletme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Fevzi ERDOĞMUġ
                             Prof.Dr. Necmettin AKTEN
                             Prof.Dr.Güler ALKAN
                             Yrd.Doç.Dr. Gökhan KARA
                             Yrd.Doç.Dr Tanzer SATIR

           Hazar Denizi’nde TRACECA ile Uyumlu Yeni Bir Aktarma Terminali Modeli
         Günümüz ekonomi anlayıĢı üretmek kadar, ürünü pazara zamanında ve güvenli bir Ģekilde
ulaĢtırma konsepti üzerinde kurulmuĢtur. Bu konseptte düĢük maliyet ve güvenli seyirden dolayı uzun
mesafeler için deniz taĢımacılığı tercih edilmektedir. Fakat ürünün kapıdan- kapıya ulaĢtırılmasında tek
baĢına deniz taĢımacılığı yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, çağdaĢ taĢımacılık anlayıĢında bir ürünün
taĢınmasında hem demiryolu, hem denizyolu, hem de karayolunun kullanıldığı, kombine taĢımacılık
kavramı ortaya çıkmıĢtır.
         Bir taraftan büyüyen küresel ticaret, diğer taraftan geliĢmekte olan ulaĢtırma sektörü, dünyada
küresel ulaĢım koridorları oluĢturulmasını tetiklemiĢtir. Bu süreç, oluĢan kıtalararası ulaĢım koridorları
üzerinde söz sahibi olabilmek için bazı ülkeleri rekabete sürüklemektedir. Böylece, uygun gördükleri
güzergâhlarda ulaĢım koridorları planlamakta ve hayata geçirmektedirler. Bu kapsamda, bu ülkeler, bölge
ülkeleriyle mali, ticari ve teknik anlaĢmalar imzalamaktadırlar. Bu anlaĢmalardan biri de ekonomik soysal
ve siyasi açıdan büyük öneme sahip TRACECA (Avrupa-Kafkasya-Asya) UlaĢtırma Koridoru Projesidir.
         Ġngiltere‟yi ġangay‟a bağlayacak olan bu koridorun vazgeçilemeyecek ana bağlantı
noktalarından biri de Kafkasya‟nın Hazar Bölgesidir. Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla dünya ülkelerinin
hem enerji hem de stratejik açıdan dikkatlerini üzerine çeken Hazar Denizi, giderek artan yabancı
yatırımların odağı haline gelmiĢtir. Özellikle, tez çalıĢmasında bahsedilen TRACECA Projesi kapsamında
Hazar Denizinin bir aktarma merkezine dönüĢtürülmesi için bölgeye önemli yatırımlar yapılmaktadır.
         Tez çalıĢmasında, TRACECA güzergahının Demir Ġpek yolu olarak bilinen Bakü-Tiflis-Kars
Demiryolu hattının yüklerini Orta Asya ülkeleri üzerinden Çin‟e ulaĢtırılması için Hazar Denizi içinde
öngörülen aktarma terminali ele alınmıĢtır.

Model for the New Transfer Terminal in the Caspian Sea Compatible with the TRACECA Project
          Today‟s economic priority gives to taking the product into the market in time safely as well as
production. In this concept the maritime transportation is preferred for long distance due to its confidence
and lowest cost. But maritime transportation is unsufficient on the goods deliver from door too door. Thus
it on the transportation busines it was arised conception known as combined transportation, used railway,
sea and also road transport.
          On the one hand growth global trade and on the other hand developing transportation field have
brought out the formation of the several transportation corridors over the world. Mentioned process drags
the countires are closely involved with the intercontinental transport corridors to the center of
competition. Consequently the countries with the strategic and ecenomic benefits have been planning and
realizing in order to have this traffic. In this manner, they have been signing financial, commerical and
technical agreements between the region countries. One of these agreements is the most important project
known as TRACECA (Europe-Caucasus-Asia) Transportation Corridor.
          One of the indispensable points of this corridor extending from England to the Shangai is the
Caspian Region. After falling down of the USSR system the Caspian Region that attracted the world
countries attention to its energy and strategic policies, also became focal point of the foreign investors.
Especially, the investments are focused to get the new transit center on the Caspian Sea compatible with
the TRACECA is discussed on this study.
          The transit terminal on the Caspian Sea that allows the transportation of the goods of BTK
Railway lines through Middle Asia to China is approached in this study.
YENĠDÜNYA Çiğdem ,


DanıĢman                     Prof.Dr.Güler Bilen ALKAN
Anabilim Dalı                Deniz UlaĢtırma ve ĠĢletme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı               2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Güler Bilen ALKAN
                             Pof.Dr.Fevzi ERDOĞMUġ
                             Prof. Dr. Necmettin AKTEN
                             Doç. Dr. Sezer ILGIN
                             Yrd.Doç. Dr. Gökhan KARA


                               Türkiye ve Dünyada UlaĢtırma Sistemleri
          Sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapılaĢmanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ulaĢtırma
talebi değerlendirilirken, ulaĢtırma sistemlerinin bir bütün olarak ele alınması ve incelenmesi gereklidir.
          Yolcu ve yük taĢımacılığı için seçilecek olan ulaĢtırma sisteminin hızlı, ekonomik, güvenli,
çevreye az zarar veren ve ülke koĢullarına uygun bir sistem olması arzu edilir. Ancak bir sistemin,
sıralanan bu hususların hepsini birden bünyesinde toplaması oldukça zordur.
          Her sistemin birbirine göre üstünlükleri ve sakıncaları vardır. Bu nedenledir ki, büyük yatırımlar
ülke genelinde tesis edilirken ileriye yönelik çok kapsamlı planlamalar yapılmalıdır. Ayrıca ülke
kaynaklarının ulaĢtırma sistemleri arasında koordineli çalıĢmayı sağlayacak Ģekilde verimli olarak
kullanılması ve planlanması gerekir. Bir ulaĢım planı hazırlanmalıdır. Bu planın baĢarısı ise hiç kuĢkusuz
sistemlerden birine ağırlık vermek yerine kombine taĢımacılık ile mümkün olacaktır.
          Ülkemizin üç yanı denizlerle çevrili iken deniz yolu ile yapılan taĢımacılığın %1 seviyesinin çok
altında olması ve karayolu ile yapılan yük ve yolcu taĢımacılığının ise %95 seviyelerine çıkması
Türkiye‟deki ulaĢtırma politikalarının sorgulanması gerektiğini ortaya çıkarmaktadır.
          Bu ödevde de dünyada ve ülkemizdeki ulaĢtırma sistemlerinin ve ulaĢtırma politikalarının
tarihsel süreç içersinde genel bir değerlendirilmesi yapılarak sorunlar ortaya konulmakta ve çözüm
önerileri sunulmaktadır.


                       Transportation Systems in Turkey and Over The World
          Transportation systems have to be considered and analysed as a whole while transportation
demand, becoming as a natural outcome of socioeconomic and socio-cultural structure, is being evulated.
It is desired that transportation system, which will be selected for both passenger and freight transport,
should be rapid, economic, safe, causing least harm to envoriment and appropriate for the conditions of a
country. However, it is difficult for a transportation systems to have all these properties.
          Every transportation systems has advantages and disadvantages over each other. Therefore,
comprehensive plans for future periods have to be prepared how the sources of the country should be
reasonably distrubuted among transportation systems must be studied. Also, transportation plans have to
be prepared to get coordinated operations among transportation systems while great investments are
instuted in the entire country. There is no doubt that it is possible with combined transportation instead of
concentration on one transportation system.
          Transportaion policies in Turkey should be questioned since the level of highway transportation
usage reached to %95 and level of sea transportation usage drop to less than %1 in spite of being
surrounded with sea in three sides of our land.
          In this study, transportation systems and transportation polies in the world and Turkey are
evaluated in general and problems are analysed. Proposal are presented for the solutions of these
problems.
SĠLAHTAROĞLU Nazlı Deniz


DanıĢman                   : Prof. Dr. Necmettin Akten
Anabilim Dalı              : Deniz UlaĢtırma ĠĢletme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Necmettin ATKEN
                             Prof. Dr. Ahmet Dursun ALKAN
                             Doç. Dr. Sezer ILGIN
                             Doç. Dr. ġakir ESNAF
                             Yrd. Doç. Dr. Birsen KOLDEMĠR


                                     TaĢıyanın Hizmet Sorumluluğu
          Bu çalıĢmada deniz taĢımacılığında taĢıyanın hukuki sorumluluğu incelenmiĢtir. ÇalıĢmanın ilk
bölümünde deniz taĢımacılığına taraf olan taĢıyan (carrier), taĢıtan (charterer), yükleten (shipper) ve
gönderilen (consignee) kavramları ve Türk Ticaret Kanunu‟na göre sorumluluk alanlarına değinilerek
çalıĢma konumuz olan TaĢıyanın hizmet sorumluluğu incelenmiĢtir.
Yükün denizyolu ile taĢınması; taĢıyan ve taĢıtan arasında yapılan navlun sözleĢmesi çerçevesinde
gerçekleĢtirildiğinden çalıĢmanın ikinci bölümünde navlun sözleĢmelerinin türleri ve özelliklerine
değinilerek taĢıyanın navlun sözleĢmesinden doğan yükümlülükleri incelenmiĢtir.
ÇalıĢmanın üçüncü bölümünde ise kıymetli evrak olan konĢimentonun tanımına yer verilerek
konĢimentonun hukuki niteliği biçimsel ve düzenlenmesindeki taĢıyanın sorumluluğu yönünden
incelenmiĢtir. Akreditif gereği müĢterilerin konĢimento üzerinde değiĢiklik ile ilgili talepleri (erken-geç
tarihli konĢimento, “Shipper‟s Load Stow&Count” ve “Said to Contain klozları”, konĢimento üzerine mal
bedeli ve akreditif numarasının yazılması, konĢimentosuz teslim, Clean on Board vb.) ve bu taleplerin
hayata geçirilmesinde taĢıyanı sıkıntıya düĢürebilecek durumlar ve taĢıyanın sorumlulukları üzerinde
durulmuĢ, uygulamadan örnekler verilmiĢtir.
ÇalıĢmanın son bölümlerinde “hasar” ve “zıya” kavramlarının tanımlarına yer verilerek taĢıyanın yükün
zıyası ve hasarından doğan sorumluluğu ve Türk Ticaret Kanunu‟na göre taĢıyanın navlun
sözleĢmesinden doğan sorumlulukları detaylı biçimde incelenmiĢtir.


                                        Carrier’s Service Liability
         The aim of this essay is to fully examine the carrier's liability in sea transportation. In the first
chapter the terms of carrier, charterer, shipper and consignee and the all's liability are examined by
pointing out the carrier's service liability area according to The Turkish Commercial Law.
Because that the carriage of the goods by sea takes place in accordance with a freight agreement between
the carrier and the shipper, the second chapter is about the types of freight agreements and the liabilities
of the carrier which arises according to the freight agreement.
In the third section the definition of the negotiable instrument bill of lading is discussed and the legal
properties of bill of lading is examined by emphasizing the carrier's liability on arranging the bill of
lading. The customers' demands on the bill of lading such as early-late dated bill of lading, Shippers Load
Stow&Count and Said to Contain clauses, writing the goods worth and letter of credit on the bill of
lading, delivery of the goods without the bill of lading, clean on board, extc. and the potential situations
which may happen if these demands are accepted and the liability of the carrier are examined and such
examples related to the above mentioned problems are also given.
The definition of the loss and damage is given in the final chapter. The carrier‟s liability which may arise
after any loss or damage of the goods under the contract of bill of lading according to the Turkish
Commercial Law are also examined.
BĠYOMEDĠKAL MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



GÜNDOĞDU Umut


DanıĢman                   : Prof.Dr. Aydın AKAN
Anabilim Dalı              : Biyomedikal Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi          :Prof.Dr. Aydın AKAN
                             Prof.Dr. Hakan Ali ÇIRPAN
                             Prof.Dr. Sıddık YARMAN
                             Prof.Dr. Osman Nuri UÇAN
                             Prof. Dr. Ayten KUNTMAN


                 Nörodejeneratif Hastalıklarda Kortikomusküler Koheransın Analizi
          Kas ile beyin arasında bir iliĢki bulunduğu uzun yıllardır bilinmesine rağmen, kas ile beyin
arasında bilginin taĢınma yöntemine ait ortaya konulabilmiĢ çok sınırlı bilgiye sahibiz. Parkinson,
Alzheimer, unutkanlık, felç gibi, etkileri kas hareketleri üzerinde de görülen, nörodejenaratif hastalıklar
düĢünüldüğünde, bu bilginin neden önemli olduğu anlaĢılabilir. Bu güne kadar yapılan çalıĢmalar sonucu
elde edilen veriler ıĢığında, bu sınıfa dâhil edilebilecek birçok hastalık grubu ile ilgili genel geçer
sonuçlara ulaĢılabilmiĢtir. Ancak bu sonuçların, her vaka üzerinde aynı sonuçları vermemesi, yeteri kadar
bilgi taĢımaması ve henüz çok yeni olmaları gibi sebeplerle, bu sınıfa dâhil hastalıkların teĢhisinde henüz
kullanım alanları oluĢmamıĢtır. Bu çalıĢmada, ilk olarak kas ile beyin arasında bilinen fizyolojik ve
anatomik yapılar ile kas ve beyin arasındaki iliĢkiyi incelemede kullanılabilecek fizyolojik kökenli
elektriksel iĢaretlerin oluĢumları incelenmiĢtir. Literatürde bu sınıfa dâhil hastalıkların incelenmesinde en
sık kullanılan fonksiyon olan koherans fonksiyonu tanıtılmıĢ, hastalıklarda ve sağlıklılarda koherans
fonksiyonu ıĢığında elde edilen bilgiler özetlenmiĢtir. Buna bağlı olarak Koherans fonksiyonunun bu
gruba dâhil hastalıkların incelenmesinde içerdiği eksiklikler araĢtırılmıĢtır. Koherans fonksiyonunun
taĢıdığı eksiklikler tanıtıldıktan sonra, durağan olmayan rastgele süreçler tarafından üretilen iĢaretlerin
incelenmesinde kullanılabilecek, “Ġkili Frekans Koheransı” olarak adlandırılan yeni bir yöntem
önerilmiĢtir. Önerilen bu yeni yöntem sentetik iĢaretlerle incelenip, bugüne kadar kullanılmıĢ benzeri
yöntemlerle karĢılaĢtırılmıĢtır. Daha sonra yeni yöntem ile gerçek iĢaretlerin analizi yapılmıĢtır. Bütün bu
bilgiler ıĢığında yeni yöntemin kullanılabilirliği yorumlanmıĢ ve gelecek çalıĢmalarda yapılabileceklerin
bir önerisi yapılmıĢtır.


                     Analysis of Corticomuscular Coherency in Neurodegenerative Diseases
          Although, it‟s been known that there is a correlation between muscle and brain for a long time,
our knowledge about the transmission mechanism of data is still far from to be effectual. Considering
neurodegenerative diseases, which have also effects on moving behavior, like Parkinson, Alzheimer,
Dystonia, stroke etc. the significance of this knowledge becomes evident. In retrospect, there are some
results achieved about diseases falling into this category. Since, these results are nor very common neither
robust, they are not used for diagnosis of these diseases. First of all, we investigated the physiologic and
anatomic structures of motor system and the basic electrophysiological signals, which can be used to
analyze the relationship, produced by these structures. Coherency function, which is the most common
technique used for analyzing above mentioned signals, was introduced and findings, obtained in sight of
coherency function were summarized. In accordance, weaknesses of coherency function on analyzing
these diseases were investigated. After introducing weakness of coherency function, a new method named
“bifrequency coherence”, was offered to analyze non-stationary random processes. The new method was
examined with synthetic signals and compared with similar methods. Then, real signal were analyzed
using this new method. In sight of all these findings, usefulness of the new approach was concluded and
some suggestions about future work have been made.
ÜLGEN Ali


DanıĢman                  : Prof.Dr. Osman Nuri UÇAN
Anabilim Dalı             :Biyomedikal Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            :2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Osman Nuri UÇAN
                            Prof.Dr.Sıddık YARMAN
                            Prof.Dr.Ayten KUNTMAN
                            Prof.Dr.Serhat ġEKER
                            Doç.Dr.A.Halim ZAĠM



                         Dijital Mammografi Görüntülerinin ĠyileĢtirilmesi
         Dünyanın birçok ülkesinde kadınlar arasında önde gelen ölüm nedenlerinde biri göğüs
kanseridir. ÇağdaĢ tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde meme kanseri hastalığında önemli derecede
ilerleme kaydedilmiĢ, son 10 yılda standart görüntüleme teknolojisi ve analog mamografi cihazları
kullanılarak erken teĢhis konulması sayesinde meme kanserine bağlı ölümlerde azalma görülmüĢtür.
Klinik uygulamalarda yeni teknoloji olarak artık dijital mamografi kullanılmaktadır. Bu teknolojinin
yüksek uzaysal ve kontrast çözünürlüğüne gereksinimi dolayısıyla, çok düĢük piksel ve düĢük sinyal-
gürültü oranına ihtiyaç duyar. Dijital versiyonun analog mamografiye oranla çok daha üstün bir dinamik
aralığı ve doğrusallığı vardır. Dijital mamografi bize analogda olmayan kontrast ayarı, dijital arĢiv ve
CAD (Computer Aided Diagnosis) gibi ilave kolaylıklar sağlamaktadır. Bu özellikleri kullanarak
mamogramların benign (iyi huylu tümör), malign (kötü huylu tümör) veya normal olarak
sınıflandırılmasının üstesinden gelmek ve analiz yapmak mümkündür.


                           Enhancement of Digital Mammography Images
         Breast cancer remains a leading cause of cancer deaths among women in many parts of the
world. Contemporary diagnosis and treatment of breast cancer has noticeably improved the outcome of
disease, reducing death rates over the last decade by earlier detection using standard breast imaging
technology, film-screen X-ray mammography. Digital mammography is the new technology most certain
to see clinical use, but it has been a long time coming. With its high spatial and contrast resolution
requirements, mammography demands very small pixels and a high signal-to-noise ratio. The digital
version of the technology has superior dynamic range and linearity compared to film, leading to better
contrast resolution. Digital mammography provides additional features not available with standard film-
screen mammographic imaging such as contrast enhancement, digital archiving, and computer-aided
diagnosis. To analysis mammograms and overcome classification of benign, malign and normal ones,
selection the best features from the images for classification and extraction should be done.
SU ÜRÜNLERĠ YETĠġTĠRĠCĠLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



GÜLER Müjde


DanıĢman                  : Doç. Dr. Mustafa YILDIZ
Anabilim Dalı             : Su Ürünleri YetiĢtiriciliği
Programı                  : YetiĢtiricilik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç.Dr. Mustafa YILDIZ
                            Prof. Dr. Metin Timur
                            Prof. Dr. Erdal ġENER
                            Doç.Dr. Devrim MEMĠġ
                            Doç. Dr. Nuray Erkan ÖZDEN


  Pamuk Tohumu Yağı Kullanılan Diyetlerle Beslenen GökkuĢağı Alabalığı                (Oncorhynchus
          mykiss Walbaum, 1972)’Nın Büyüme Performansı ve Yağ Asidi Kompozisyonu
          Bu araĢtırmada, gökkuĢağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss W., 1972) diyetlerinde balık yağı
yerine farklı oranlarda (% 25, % 50, % 75 ve % 100) kullanılan pamuk yağının balığın büyüme
performansına ve yağ asidi kompozisyonuna etkileri değerlendirilmiĢtir. Toplam 60 gün süren yemleme
deneylerinde baĢlangıç ağırlıkları ortalama 89,33 g olan 500 adet balık kullanılmıĢtır.
          Balıkların büyüme parametreleri yapılan ölçümler sonucunda canlı ağırlık artıĢı, spesifik büyüme
hızı, yemden yararlanma oranı, kondüsyon faktörü, karkas oranı, hepatosomatik ve viserosomatik indeks
değerleri hesaplanmıĢtır. AraĢtırmada kullanılan yem ve balık örneklerindeki besin maddeleri miktarı, yağ
asidi kompozisyonu ile balıklardan alınan karaciğer örneklerindeki toplam yağ oranı saptanmıĢtır.
          Deney sonunda balıklardaki en yüksek ağırlık artıĢı (62,97 g) deney grubu 3‟de gerçekleĢmiĢ
(P0.05) ve diğer deney grupları arasındaki fark önemsiz bulunmuĢtur (P>0.05). Yemden yararlanma
oranları, deney grubu 3‟de en düĢük (1,28) değerde hesaplanmıĢ (P0.05) ve diğer deney grupları
arasında (1,35-1,37) önemli bir fark görülmemiĢtir (P>0.05). VSĠ ve HSĠ değerleri diyetlerde kullanılan
pamuk yağının artıĢına paralel olarak artmıĢtır. En yüksek VSĠ (14,68) ve HSĠ (1,16) değerleri deney
grubu 5‟de bulunmuĢtur.
          Diyetlerde kullanılan pamuk yağı, balık örneklerindeki vücut ve karaciğer yağı oranları ile yağ
asidi kompozisyonunu önemli derecede etkilemiĢtir. Yapılan analiz sonuçlarına göre % 50 ve daha
yüksek oranlarda pamuk yağı içeren diyetler balıkların vücut ve karaciğer yağı oranlarını artırmıĢtır
(P0.05). Diyetlerde kullanılan pamuk yağı oranlarının artıĢına paralel olarak n-6 PUFA oranları da
artmıĢtır. Buna karĢın n-3 PUFA ve n-3 HUFA oranları aĢamalı olarak azalmıĢtır (P0.05). Benzer
Ģekilde deney yemlerinin n-6 PUFA ve n-3 PUFA oranları deney balıklarının etindeki yağ asidi
kompozisyonuna doğrudan yansımıĢtır.
          Sonuç olarak balıkların büyüme performansı ve yağ asidi kompozisyonu incelendiğinde
gökkuĢağı alabalığı diyetlerinde balık yağı yerine maksimum olarak % 50 oranında pamuk yağının
kullanılabileceği görülmüĢtür.
   Growth Performance and Fatty Acid Composition of Rainbow Trout (Oncorhynchus mykiss
                          Walbaum, 1972) Fed Diets Included Cottonseed Oil
          In this study the effect of feeds included different (% 25, % 50, % 75 and % 100) ratios of
cottonseed oil substitute of fish oil on growth performance and fatty acid composition of rainbow trout
(Oncorhynchus mykiss W., 1972) were investigated. Totally 500 fish (mean initial weight was 89,33 g)
were used for feeding trials during the 60 days.
          Growth performanceof fish were calculated as individual growth performance, specific growth
rate, feed utilization, condition factor, carcass ratio, viserosomatic and hepatosomatic index values.
Proximate composition and fatty acid composition of experimental feeds or fish and total lipid in the liver
samples of fish were determined.
          At the end of feeding trials, mean individual weight gain of the fish was found the highest value
(62,97 g) in experimental group 3 (P0.05). No significant differences were found among the other
experimental groups (P>0.05). Experimental group 3 had the lowest feed conversion ratio (1,28) (P0.05)
and no significant (between 1,35-1,37) differences were detected among the other experimental groups
(P>0.05). To increase VSI and HSI values gradually increased cottonseed percentages in diets. However,
experimental group 5 had the highest VSI (14,68) and HSI (1,16) values.
          Liver and whole body lipid vawes or fatty acid composition of fish were significantly affected by
cottonseed oil in diets. Results showed that diets included cottonseed oil % 50 and over levels were
increased body and liver lipids of fish (P0.05). Cottonseed oil levels in diets were gradually increased n-
6 PUFA.percentages and were gradually decreased n-3 PUFA and n-3 HUFA percentages (P0.05). n-6
PUFA and n-3 PUFA of whole fish bodies were directly reflected fatty acid composition of experimental
diets.
          According to the all results, growth performance and fatty acid composition of fish were shown
that is possible use % 50 and sub levels of cottonseed oil as substitute fish oil in the rainbow trout diets.
SU ÜRÜNLERĠ TEMEL BĠLĠMLERĠ ANABĠLĠM DALI


SEVER KAYA Dilek


DanıĢman                  : Doç. Dr. Meriç ALBAY
Anabilim Dalı             : Su Ürünleri Temel Bilimleri
Programı                  : Ġçsular Biyolojisi
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Meriç ALBAY
                            Prof. Dr. Nuran ÜNSAL
                            Prof. Dr. Mustafa TEMEL
                            Yard.Doç.Dr. Duran ÜSTEK
                            Yard.Doç.Dr. Ayten ERDEM


                Microcystis spp. de microcystin üretiminden sorumlu genlerin tespiti
          Microcystinler (mikrosistin) mavi yeĢil algler tarafından üretilen, insanlar ve diğer canlılar
üzerinde çeĢitli olumsuz etkilere yol açan ve sekonder metabolitler olarak adlandırılan gruba dahil olan
biyotoksinlerdir. Microcystinin en önemli üreticileri baĢta Microcystis olmak üzere Planktothrix,
Anabaenopsis, Anabaena, Oscillatoria‟ya ait türlerdir. Özellikle Akdeniz iklimine sahip ülkelerde yaz
aylarından sonbahar ortalarına kadar devam eden Microcystis spp. de görülen aĢırı çoğalmalarla birlikte
microcystin miktarında önemli artıĢlar tespit edilmiĢtir. Suyun ekolojik ve ekonomik değerini önemli
ölçüde düĢüren bu durum bir yandan habitat kayıplarına yol açarken bir yandan da insanlarda ve diğer
canlılarda ölüm olaylarına kadar varabilen sorunlara neden olabilmektedir. Daha çok içme suyu
rezervuarları, göller ve lagünar alanlarda görülen cyanotoksinlerin ortaya çıkıĢ mekanizmasını düzenleyen
hücre içi organizasyonun moleküler ve genetik düzeyde incelenmesi, cyanobacteria aĢırı çoğalmaları
gerçekleĢmeden erken uyarı sistemlerinin oluĢturulmasını ve bu duruma özgü etkin ve sürdürülebilir
önlem alınmasını kolaylaĢtıracaktır. Bu nedenle microcystin üretiminde rol alan genlerin moleküler
belirteç olarak kullanılıp toksik türlerin tespit edilmesi erken uyarı sistemlerinin oluĢturulmasına en
büyük katkıyı sağlayacaktır.
          Toksin üretiminden sorumlu genlerin amplifiye edilmesi ve olası varyasyonların incelenmesi
amacıyla hazırlanan bu araĢtırma kapsamında sadece toksik türlerin varlığının tespit edilmesi değil aynı
zamanda moleküler belirteç olarak kullanılan mcyB geninde oluĢabilecek varyasyonların da belirlenmesi
hedeflenmiĢtir. Çünkü bu gende meydana gelebilecek varyasyonlar microcystinde de varyasyonlara sebep
olabilmekte ve toksisiteyi etkileyebilmektedir. Mevcut çalıĢmada mcyB geni PCR temelli yöntemlerle
amplifiye edildikten sonra enzim kesimi, SSCP ve dizileme analizleriyle incelenmiĢ ve analizlerin
sonucunda mcyB geninin bir çok bölgesinde varyasyonlarla karĢılaĢılmıĢtır. Bu varyasyonlar genellikle
tek nükleotid değiĢimleridir ve sessiz mutasyonlara yol açmaktadır. Bununla birlikte amino asit
değiĢikliklerine de rastlanmıĢtır. Amino asit değiĢiklikleri korunmuĢ dizi motiflerine denk gelmediğinden
microcystin toksisitesinde herhangi bir değiĢime neden olmadıkları düĢünülmüĢtür. Bununla birlikte
korunmuĢ dizi motiflerinin dıĢındaki amino asit değiĢimlerinin etkisini anlayabilmek için çalıĢmanın daha
ayrıntılı araĢtırmalarla yürütülmesi gerekmektedir.
                The determination of microcystin producing gene in Microcystis spp.
         Microcystins are biotoxins, also called seconder metobolites, produced by cyanobacteria and
caused various problems in human health and other living organisms. The main producers of microcystin
are Microcystis, Planktothrix, Anabaenopsis, Anabaena, Oscillatoria. Countries with Mediterranean
climate have intensive blooms of Microcystis spp., and therefore microcystin accumulation, particularly
in summer to mid autumn. As a result, ecologic and economic value reduction, habitat losses and deaths
of several organisms can be seen in aquatic ecosystems.
         The investigation of mechanisms of cyanotoxin production in the cell in molecular and genetic
grade will help us to develop early warning systems and take precautions for blooms which are especially
present in drinking water reservoirs, lakes and lagunar sites.
         In this study, not only the determination of toxin genes but also the investigation of variations in
mcyB genes, as a molecular indicator, are aimed. Because, variations in mcyB genes can alter microcystin
structure and increase toxicity.
         mcyB gene amplified by PCR-base methods. Then enzyme cutting, SSCP (Single-Strand
Conformation Polymorphism) and sequence analysis studied. As a result, it was found that many parts of
the mcyB gene has many variations. These variations especially are single nucleotid mutations and they
caused silent mutations. At the same time amino acid changes were seen, however, not in conserved
sequence motifs. Therefore, it has been thought that they have no effect on microcystin toxicity.
However, to understand roles of amino acid changes and single nucleotid mutations, which are excepting
of conserved sequence motifs, more detailed investigations should be done.
ÇĠFTÇĠ Pelin Saliha


DanıĢman                    : Doç. Dr. GülĢen ALTUĞ
Anabilim Dalı               : Su Ürünleri Temel Bilimler
Programı                    : Deniz Biyolojisi
Mezuniyet Yılı              : 2008
Tez Savunma Jürisi          : Doç. Dr. GülĢen ALTUĞ (DanıĢman)
                              Prof. Dr. Nuran ÜNSAL
                              Prof. Dr. AyĢe OGAN
                              Doç. Dr. Süheyla KARATAġ
                              Doç. Dr. BarıĢ ÇALLI


    Marmara Denizi’nden Ġzole Edilen Bakterilerin Polisiklik Aromatik Hidrokarbonları (Pah)
                                 Parçalama Yeteneklerinin AraĢtırılması
         Bu çalıĢmada, Marmara Denizi kıyısal alanında marina, petrol istasyonu, balıkçı barınağı ve
limanlar arasından seçilen dört istasyondan alınan örneklerden izole edilen bakterilerin petrol
hidrokarbonlarını parçalama yeteneğini belirlemek ve ortamın su kalitesini ile iliĢkilendirmek
amaçlanmıĢtır. Seçilen istasyonlarda bakteriyolojik kirlilik yükünü belirlemek için indikatör bakteri,
bakteri bolluğunu belirlemek için, kültür edilebilir toplam mezofilik aerobik bakteri, kimyasal ve
biyolojik su kalitesini belirlemek için nitrit azotu, nitrat azotu, fosfor ve klorofil-a analizleri yapılmıĢtır.
         Temmuz 2007-Haziran 2008 tarihleri arasında aylık olarak alınan yüzey suyu örneklerinde, fekal
ve toplam koliform analizleri için membran filtrasyon tekniği kullanılmıĢtır. Toplam kültür edilebilir
bakteri bolluğunu belirlemek için Marine Agar‟a yayma ekim metodu kullanılmıĢ, besin tuzu ve klorofil-a
analizleri spektrofotometrik yöntemle yapılmıĢtır. API 20 E ve API 50 CHB ile tanısı yapılan toplam 122
adet izolattan Bacillus subtilis, Serratia marcescens, Enterococcus faecalis, Pseudomonas aeruginosa,
Pseudomonas oryzihabitans, Vibrio fluvialis, Esherichia coli, Burkholderia cepacea, Aeromonas
hydrophila, Citrobacter frenduii, Providencia sp., Klebsiella ornitholytica, Klebsiella oxytoca, Proteus
mirabilis, Enterobacter sakazakii, Eikenella corrodens türleri seçilerek Batman petrol rafinerisinden
sağlanan Batman ham petrolü ile Minimum Ġnhibisyon Konsantrasyonu (MIC) testleri yapılmıĢtır. MIC
değerleri belirlenen izolatlar ve bu izolatların karıĢık kültürleri 30 gün boyunca çalkalamalı etüvde 150
rpm de inkübe edilmiĢ 72 saat aralıklarla petrol katmanı kalınlığı ve pH değerleri kaydedilerek izolatların
petrol hidrokarbonlarını kullanma yetenekleri incelenmiĢtir.
         Sonuç olarak çalıĢma alanının yıl boyunca fekal ve toplam koliform bakımından ulusal ve uluslar
arası limit değerlerin üstünde olduğu, besin tuzu ve klorofil-a değerlerinin yüksek olduğu tespit edilmiĢtir.
ÇalıĢma alanından izole edilen bakteriler arasından E. sakazakii biyolojik iyileĢtirme çalıĢmalarında
kullanılabilecek aday tür olarak birinci sırada kaydedilirken, bunu sırasıyla E. feacalis, E. corrodens ve P.
aeruginosa‟nın tekli kültürleri ve P. aeruginosa+ B. subtilis+E. coli‟nin bulunduğu karıĢık kültür, P.
aeruginosa+B. subtilis+V. fluvialis‟ in bulunduğu karıĢık kültür, K. oxytoca+P. oryzihabitans+ P.
mirabilis+E. sakazakii+E. corrodens„ in bulunduğu karıĢık kültür izlemiĢtir. K. oxytoca, A. hydrophila, C.
frenduii, Providencia sp., B. cepacea‟nın ise petrol parçalama yeteneklerinin düĢük olduğu bulunmuĢtur.
Petrol hidrokarbonlarını kullanma özelliği gösteren bakterilerin petrolü hangi fraksiyonlarına
parçaladıklarının analitik tespitinin yapılacağı ileri analizlerde kullanılmak üzere stoklanması bu yönde
gelecekteki çalıĢmalarımız için temel veri oluĢturmuĢtur.
    A Study on The Degradation Ability of The Bacteria Isolated from The Sea of Marmara in
                               Polycyclıc Aromatıc Hydrocarbons (Pah)
          In this study, the aim was to determine the ability of bacteria isolated from seawater samples
collected in 4 stations selected between ports, fishing harbors, oil stations and marinas of Marmara Sea
coastal area. Indicator bacteria, total mesophilic aerobic culturable bacteria, nutrients and chlorophyll a
analyses were also realized in order to determine bacteriological pollution bacteria abundance and
chemical and biological water quality of the stations respectively.
          Membrane filtration technique was used for feacal and total coliform analyses of surface
seawater samples that were monthly sampled between July 2007 and June 2008. Marine agar and spread
culture method was used in order to determine total culturable bacteria abundance. Nutrients and
chlorophyll a analyses were carried out by spectrophotometric method. Bacillus subtilis, Serratia
marcescens, Enterococcus faecalis, Pseudomonas aeruginosa, Pseudomonas oryzihabitans, Vibrio
fluvialis, Esherichia coli, Burkholderia cepacea, Aeromonas hydrophila, Citrobacter frenduii, Providencia
sp., Klebsiella ornitholytica, Klebsiella oxytoca, Proteus mirabilis, Enterobacter sakazakii, Eikenella
corrodens were selected between a total of 122 isolates were identified by API 20 E and API 50 CHB..
Minimum Inhibition Concentration (MIC) tests were effected on selected species with Batman crude oil
obtained from Batman oil refinery. Isolates for which MIC values were determined and mixed cultures of
these isolates were incubated in a shaking incubator at 150 rpm during 30 days and the ability of the
isolates to degrade oil hydrocarbons was investigated by recording the oil layer thickness and the pH
values in 72 hours intervals.
          The results show that the studied areas have feacal and total coliform bacteria values higher than
national and international limit values. The species E. sakazakii was recorded as the best candidate
species between bacteria isolated from the studied area for bioremediation studies followed by single
cultures of E. feacalis, E. corrodens and P. aeruginosa and mixed culture of P. aeruginosa+ B. subtilis+E.
coli, mixed culture of P. aeruginosa+B. subtilis+V. fluvialis, and mixed culture of K. oxytoca+P.
oryzihabitans+ P. mirabilis+E. sakazakii+E. corrodens. Low oil degradation abilities were found for K.
oxytoca, A. hydrophila, C. frenduii, Providencia sp., B. cepacea The stocking of bacteria able to degrade
oil hydrocarbons constitute basic data for our further studies intended to analytically determine which
fractions of the oil was degraded by these bacteria.
SU ÜRÜNLERĠ AVLAMA VE ĠġLEME ANABĠLĠM DALI



ULUSOY ġafak


DanıĢman                  : Doç. Dr. Özkan ÖZDEN
Anabilim Dalı             : Avlama ve ĠĢleme Teknolojisi
Programı                  : ĠĢleme Teknolojisi
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Özkan ÖZDEN
                            Doç. Dr. Sühendan MOL
                            Doç. Dr. Saadet KARAKULAK
                            Yrd. Doç. Dr. Abdullah ÖKSÜZ
                            Yrd. Doç Dr. Gülgün ġENGÖR,


                       Midye Dolmalarının Modifiye Atmofserle Paketlenmesi
          Son yıllarda tüketicinin yaĢam tarzı ve tercihleri değiĢim göstermiĢ, böylece hazır yemekler
Türkiye‟de önemli bir hale gelmiĢtir. Bu geliĢen sektördeki büyüme ile birlikte bu ürünlerin çeĢitliliği ve
tüketiciye yeni alternatiflerin sunulması yanında bunların olabildiğince uzun süre iyi koĢullarda muhafaza
edilmesi önem kazanmıĢtır.
          YapmıĢ olduğumuz bu çalıĢmada, modifiye atmosferle paketleme teknolojisinin midye
dolmalarının duyusal, kimyasal ve mikrobiyolojik kalitesi üzerine etkisini saptamak ve soğuk depolama
ile raf ömrünün tespit edilmesi amaçlanmıĢtır.
          Ġstanbul Boğazı‟ndan avlanan midyeler temizleme iĢleminden sonra midye dolmaların
hazırlanmasında kullanılmıĢtır. Midye dolmalar üç gruba ayrılmıĢtır. Ġlk grup sadece atmosferle (kontrol
grubu) paketlenmiĢ, ikinci grubun paketlenmesinde %50 N2/%50 CO2 gaz karıĢımı kullanılmıĢ ve
üçüncü gruba ise %100 CO2 uygulaması yapılmıĢtır. Tüm gruplar 4 ±1ºC „de depolanmıĢlardır.
Ġlk denemede duyusal analiz sonuçlarına göre kontrol grubu örnekleri depolamanın 11. gününe, %50
N2/%50 CO2 ve %100 CO2 ile paketlenen örnekler ise 13. gününe kadar kabul edilebilir düzeyde
bulunmuĢtur. Ġkinci denemede ise kontrol grubu örnekleri 13. güne kadar ve %100 CO2 ile paketlenen
örnekler 15. güne kadar tüketilebilir özelliklerini korumuĢlardır. %50 N2/%50 CO2 ile paketlenen midye
dolma örnekleri ise depolamanın 15. Gününde tüketilebilir özelliğini koruduğu saptanmıĢtır. Her iki
denemede de örneklerin TMA değerleri çalıĢma süresince limit değerlere ulaĢmamıĢtır. TBA değerleri
tüm gruplarda depolama baĢlangıcında artmıĢ ve daha sonra düĢme göstermiĢtir. I. denemede hava
grubunun TVB-N değeri 13. gün sınır değeri aĢarken, diğer gruplarda bu limit değerin 15. günde aĢıldığı
görülmüĢtür. Ġkinci denemede, grupların TVB-N değerleri depolamanın baĢlangıcında çok yüksek
çıkmıĢtır. Bu da TVB-N değerlerinin duyusal analizlerle uyum sağlamamasına bozulmanın
belirlenmesinde yetersiz kalmasına neden olmuĢtur. I.deneme gruplarında toplam mezofilik ve psikrofilik
bakteri yükü depolamanın 15. günü limit değerlere ulaĢırken, %100 CO2 grubunun mezofilik bakteri
yükü depolamanın 13. günü diğer gruplara göre en az bakteri yüküne sahip olduğu görülmüĢtür. II.
denemede grupların mezofilik ve psikrofilik bakteri yükü depolama boyunca sınır değere ulaĢmadığı ve
gruplar arasında %100 CO2 grubunun depolamanın son günü diğerlerinden daha düĢük bakteri yüküne
sahip olduğu görülmüĢtür.
          ÇalıĢma sonucunda; gruplar arasındaki bozulma sürecinin belirlenmesinde duyusal analiz
sonuçları temel alınmıĢtır. AraĢtırma sonuçlarımıza göre %50 N2/%50 CO2 ile paketlenen midye
dolmalarının I. denemede 13. güne kadar korurken, II. denemede depolamanın 15. gününde duyusal
olarak tüketilebilirlilik değerini koruduğu tespit edilmiĢtir. Her iki denemede de %50 N2/%50 CO2 gaz
karıĢımı ile paketlenen midye dolmalar en iyi duyusal sonuçları vermiĢtir.
                          Modified Atmosphere Packaging of stuffed mussel
          In recent years, life style and demands of the consumer changed, therefore ready to eat foods
became important in Turkey. With the growing demand in this developing sector, to increase the
diversities of these products and to offer new alternatives to the consumers, but to keep them -as long as
possible- in a good condition has also gained an important role.
          In this study, we aimed to detect the effect of modified atmosphere packaging technology on the
sensory, chemical and microbial quality of stuffed mussel and to determine the shelf life of cold stored
stuffed mussels packaged with modified atmosphere packaging.
          The mussels caught from Bosphorus, Ġstanbul were used for the preparation of stuffed mussels
after the cleaning processing. Stuffed mussels were divided into three groups. First group was packed
under atmospheric conditions (control group), %50 N2/%50 CO2 gas combination was used for the
packaging of the second group, and %100 CO2 was applied for the packaging of the third group. All
groups were stored at 4 ±1ºC.
          At the first experiment, control samples were acceptable until the 11th day of the storage, but the
groups packed either %50 N2/%50 CO2 or %100 CO2 were acceptable until the 13th day of the storage
according to the results of sensory analysis. At the second experiment, control samples were acceptable
until the 13th day of the storage and the group packed with %100 CO2 was acceptable until the 15th day
of the storage. But the group packed with %50 N2/%50 CO2 was still acceptable at the 15th day of the
storage. In all groups, TMA-N values of the samples did not reach to the limit values during the storage.
TBA values increased at the beginning of storage in all groups and then decreased. Then, these values
followed by a decrease at the end of the storage. However at the first experiment, TVB-N values of
control group exceeded the limit value on day 13, but the other groups exceeded the limit value on day
15. However, TVB-N values of the sample were high at the beginning of storage. Therefore, TVB-N
values were not corraleted with the sensory proportion of stuffed mussel, and did not indicate the spoilage
at the second experiment. While the mesophilic and psychrophilic aerobic bacteria counts of first
experiment‟s groups reached to the limit values at the 15th day of storage, mesophilic aerobic bacteria
counts of the %100 CO2 group were lower than the bacteria counts of the other ones. At the second
experiment, mesophylic and psychrophilic aerobic bacteria counts remained below the limits in all groups
during the storage, and the samples packed with 100% CO2 contained lower bacteria load than the others
at the end of the study.
          In our study, sensory analyses were the main criteria to detect the spoilage between the groups.
While the group packed with %50 N2/%50 CO2 was acceptable until the 13th day of the storage at the
first experiment, the group packed with %50 N2/%50 CO2 was still acceptable at the 15th day at the
second experiment. According to our results; in the both experiments, the group packed with %50
N2/%50 CO2 gave the best sensory results.
ENFORMATĠK ANABĠLĠM DALI


GEZER Murat


DanıĢman                  : Doç. Dr. Sevinç GÜLSEÇEN
Anabilim Dalı             : Enformatik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Sevinç GÜLSEÇEN
                            Prof. Dr. M. Erdal BALABAN
                            Doç. Dr. Hülya ÇALIġKAN
                            Doç. Dr. Mehpare TĠMOR
                            Doç. Dr. Emine ERKTĠN


Temel Bilgi Teknolojileri Dersi Ġçin Web Tabanlı Eğitim Sisteminin GeliĢtirilmesi Ve Uygulanması
          Web‟i de içine alan Bilgi Teknolojisi‟nin (BT), eğitim ortamlarına etkisi her geçen gün daha çok
telaffuz edilmeye baĢlanmıĢtır. Günümüzde web tabanlı eğitim/öğretimi uygulayabilmek, eğitimcilerin en
önemli özelliği olarak kabul edilmektedir. Uzaktan eğitim yöntemleri içinde en çok tercih edileni olan
web tabanlı eğitimin ana bileĢeni Öğrenim Yönetim Sistemi (ÖYS) yazılımıdır.
Bu tez çalıĢmasında bir ÖYS‟nin ne olduğu ve bileĢenleri ayrıntılı bir Ģekilde açıklanmıĢ ve örnek bir
ÖYS geliĢtirilmiĢtir. GeliĢtirilen ÖYS, geleneksel yöntem ile sınıfta verilen bir derste yardımcı araç
olarak kullanılmıĢ ve kullanımına iliĢkin gözlemler değerlendirilerek tartıĢılmıĢtır.


       Development and Application of a Web Based Learning System For a Basic It Course
          The influence of information technology (including web technologies, software or hardware
tools) on the overall teaching environment is becoming more pronounced. Nowadays the ability to
incorporate web based technology into instruction has been deemed to be one of the most important
professional competences of educators. Web based education/instruction is the most preferred distance
education method and its main component is Learning Management System (LMS).
In this study, after the detailed description of the structure and characteristics of an LMS, a sample LMS
was developed and used as a supportive tool in a traditional classroom instruction. Lastly, the application
of the system has been evaluated and discussed.
KURU Cüneyt ,

DanıĢman                  : Doç. Dr. Sevinç GÜLSEÇEN
Anabilim Dalı             : Enformatik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Sevinç GÜLSEÇEN
                            Prof. Dr. Sıddık YARMAN
                            Doç. Dr. Selim YAZICI
                            Yrd. Doç. Dr. Zuhal TANRIKULU
                            Yrd. Doç. Dr. Zerrin AYVAZ REĠS

 Geleneksel Web Tabanlı Uygulamalardan Ajax Ġle Desteklenen Zengin Ġnternet Uygulamalarına
                                                  GeçiĢ
          Geleneksel sunucu-istemci modelli Web tabanlı yazılım geliĢtirme yaklaĢımı, uygulamaların
kullanımında zorluklara neden olmakta, eğitim giderlerini artırmakta, yatırım genel geri dönüĢünü ise
azaltmaktadır. Diğer taraftan, internet kullanıcıları Web sayfasının da masaüstü programları gibi
çalıĢılabilmesini istemektedir.
          Bunu sağlayan ve “Zengin Ġnternet Uygulamaları-ZĠU (Rich Internet Applications-RIA)” olarak
adlandırılan yeni kuĢak yaklaĢım, masaüstü uygulamalarının zengin grafiksel arayüzünü Web‟in evrensel
eriĢimiyle bir araya getirerek kullanıcıların Web sayfaları ile olan etkileĢimini mümkün kılmakta, bant
geniĢliği kullanımını ve sunucu yükünü azaltmaktadır; dolayısıyla, son kullanıcı deneyimini
iyileĢtirmektedir.
          ZĠU yaklaĢımında en önemli görevi üstlenen Ajax tekniğidir. Önceleri, Dynamic HTML ve
Remote Scripting adları ile de anılmakta olan Ajax, aynı zamanda Web 2.0 yaklaĢımının da bir bileĢendir.
          Bu tez çalıĢmasında, geleneksel sunucu-istemci modelli Web tabanlı yazılım geliĢtirme
yaklaĢımının evrimi ile ilgili bilgiler verildikten sonra, ZĠU yaklaĢımı ve araçları tüm ayrıntıları ile
anlatılmakta; Ajax ile geliĢtirilmiĢ olan belli baĢlı uygulamalar özetlenmektedir.
          Ajax ile geliĢtirilmiĢ ve son kullanıcılar tarafından büyük ilgi görmüĢ olan; google maps (harita
uygulaması), flickr (fotoğraf paylaĢım ve telifleme sitesi), google suggest (alternatif arama sonuçlarının
önceden listelenmesini sağlayan uygulama) gibi uygulamalardan yine tez içerisinde bahsedilmektedir.
          Bu tez kapsamında, Web üzerinden anlık mesajlaĢma imkanı sağlayan ve Ajax tekniğiyle
geliĢtirilmiĢ olan Öğrenc-im isimli örnek bir uygulama yer almaktadır. Uygulama Ģimdilik sadece
Enformatik Bölümü öğretim üyeleri ve Yüksek Lisans öğrencilerinin verileriyle çalıĢacak Ģekilde
hazırlanmıĢ ve prototip olarak geliĢtirilmiĢtir; ihtiyaçlar çerçevesinde geniĢletilebilecektir.

Transition From Traditional Web-Based Applications to Rich Internet Applications Powered with
                                                  Ajax
          Traditional server-client model web based software development approach cause difficulties in
the utilization of applications, increase training costs, and reduce general return of investment. On the
other hand, internet users want web pages run as desktop programs.
          The new generation approach enabling this is called Rich Internet Applications (RIA), which
enable interaction of users with web pages by combining rich graphical interfaces of desktop applications
with universal connectivity of the web, reduce bandwidth uses and server loads; they therefore enhance
end-user experience.
          The Ajax technique plays the most important role in the RIA approach. Formerly referred to as
Dynamic HTML and Remote Scripting as well, Ajax is at the same time a component of the Web 2.0
approach.
          In this thesis study, after providing background information on the evolution of the traditional
server-client model web based software development approach, the RIA approach and tools are discussed
in detail and main applications developed using Ajax are outlined.
          Applications such as Google Maps (map application), Flickr (photo sharing and copyrighting
website), and Google Suggest (an application that prelists alternative search queries as a search query is
being typed) are mentioned in the study.
          This study comprises an instant messaging application called Ogrenc-im which is implemented
using Ajax. The application which is in its prototype stage is running by using the data related with the
students           and          faculty        members          of        Informatics         Department
ĠSTANBUL ÜNĠVERSĠTESĠ


FEN BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ




       DOKTORA

TEZ ÖZETLERĠ KATALOĞU
       2007-2008
ASTRONOMĠ VE UZAY BĠLĠMLERĠ ANABĠLĠM DALI


GÜVER Tolga


DanıĢman                  : Prof. Dr. M. Türker ÖZKAN
Anabilim Dalı             : Astronomi Ve Uzay Bilimleri
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. M. Türker ÖZKAN
                            Prof. Dr. M. Ali ALPAR
                            Doç. Dr. A. Talat SAYGAÇ
                            Doç. Dr. Ersin GÖĞÜġ
                            Doç. Dr. Tansel AK


                      Magnetarların X-IĢın Spektrumları : Modeller Ve Uygulamalar
          Anormal X-ıĢın Pulsarları (AXP) ve YumuĢak Gama-ıĢın Yineleyicileri (YGY), gösterdikleri yüksek
enerjili patlamalar, nispeten yavaĢ dönmeleri ve dönmelerindeki hızlı yavaĢlama sebebiyle, evrendeki en yüksek
manyetik alan Ģiddetlerini (1014-15 Gauss) barındırdıkları düĢünülen genç ve izole nötron yıldızlarıdır. Ancak
bugüne kadar kaynakların yüzey manyetik alan Ģiddetleri direkt olarak ölçülememiĢtir.
          Yüksek yüzey manyetik alan Ģiddetinin, nötron yıldızlarının hem yüzey ıĢınımını hem de
manyetosferinin yapısını önemli ölçüde etkilemesi ve kaynakların X-ıĢın spektrumlarında, manyetik alanın ihmal
edilmesi durumuna göre belirgin farklara yol açması beklenmektedir. Yüksek manyetik alanın, gerek yüzey
ıĢınımlarına ve gerekse bu yıldızların manyetosferlerine etkisi ayrı ayrı çalıĢılmalarına rağmen, iki etki birlikte
daha önce çalıĢılmamıĢ ve bu nötron yıldızlarının X-ıĢın spektrumları fiziksel modeller kapsamında
incelenememiĢtir.
          Bu tezde, kaynakların X-ıĢın spektrumlarının fiziksel modeller çerçevesinde açıklanabilmesi ve fiziksel
parametrelerinin belirlenebilmesi amacıyla, Özel (2001, 2003) ve Lyutikov ve Gavriil (2006) tarafından sunulan
iki ayrı model temel alınarak Yüzey Isısal IĢınım ve Manyetosferik Saçılma (YIIMS) modeli geliĢtirilmiĢtir. Bu
model kullanılarak, magnetar‟lar olarak da adlandırılan yüksek manyetik alanlı 9 nötron yıldızının farklı
zamanlarda ve farklı gözlem uyduları ile alınmıĢ 54 X-ıĢın spektrumuna uygulanmıĢ ve kaynakların yüzey
manyetik alan Ģiddetleri, yüzey sıcaklıkları ve manyetosferlerindeki optik derinlik ile manyetosferlerindeki yüklü
parçacıkların hızlarının bulunmasını sağlamıĢtır. Bu bilgiler ıĢığında kaynakların doğaları anlaĢılmaya
çalıĢılmıĢtır. Buna ek olarak kaynakların arĢivlerdeki tüm gözlemleri analiz edilerek model parametrelerinin her
bir kaynak için zamansal değiĢimleri de incelenmiĢtir.
          Sonuç olarak, geliĢtirilen YIIMS modeli, günümüz X-ıĢın uyduları (Chandra ve XMM-Newton)
arĢivlerindeki tüm magnetar gözlemlerine uygulanmıĢ ve modelin kaynakların X-ıĢın spektrumlarını baĢarıyla
açıklayabildiği görülmüĢtür. Elde edilen sonuçlar, kaynakların yüzey manyetik alan Ģiddetlerinin teori ile
öngörüldüğü gibi, ~2 – 6 x 1014 Gauss mertebesinde olduğunu göstermiĢtir.
                            X-Ray Spectra of Magnetars : Models and Applications
          Anomalous X-ray Pulsars (AXP) and Soft Gamma Repeaters (SGR) are young and isolated neutron
stars that are believed to harbour the strongest magnetic fields (1014-15 Gauss) in the universe, as indicated by
their energetic bursts, relatively slow spin and their rapid spindowns. However, a direct measurement of their
surface field strengths has not been made todate.
          It is expected that strong surface magnetic fields have important effects on both the surface emission of
neutron stars and their magnetospheres, which creates strong deviations from a zero field strenght assumption.
Although the effects of strong surface magnetic field strenghts on the surface emission of neutron stars and on
the structure of their magnetospheres have been studied, both effects have not been investigated together todate
and X-ray spectra of these neutron stars have not been analysed within the framework of a model with physical
assumptions.
          In this thesis, with an aim of analysing the X-ray spectra of these sources with physical models, Surface
Thermal Emisson and Magnetospheric Scattering (STEMS) model have been developed, beased on two physical
models calculated by Özel (2001, 2003) and Lyutikov and Gavriil (2006). Using the model, 54 X-ray spectra of
9 magnetars, neutron stars with strong magnetic fields, that are obtained in different dates with different
satellites, have been analysed and the surface magnetic field strength, surface temperature as well as the optical
depth and the velocity of charged particles in the magnetosphere of these sources have been inferred. In the light
of the analysis, nature of these sources have been studied. In addition, by an analysis of all the archival X-ray
observations, the changes of these parameters have also been investigated.
          As a result, STEMS model have been applied to all the archival observations, obtained by recent X-ray
observatories (Chandra and XMM-Newton), of magnetars and the STEMS model could very well fit the X-ray
spectra. Inferred results further show that the surface magnetic field strengths of these sources are in the order of
~2 – 6 x 1014 Gauss as predicted by the theory.




FĠZĠK ANABĠLĠM DALI
ġAHĠN Eda

DanıĢman                   : Prof. Dr. M. Nizamettin ERDURAN –
                           : Prof. Dr. Giacomo De ANGELIS
Anabilim Dalı              : Fizik
Programı                   : Genel Fizik
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. M. Nizamettin ERDURAN
                             Prof. Dr. Ali GĠRGĠN
                             Prof. Dr. Metin SUBAġI
                             Prof. Dr. Melih BOSTAN
                             Prof. Dr. Sefa ERTÜRK

               N=50 Civarında Nötron-Zengin Çekirdeklerin Kabuk Yapısının Ġncelenmesi
        Nötron akıĢ çizgisine (Neutron Drip Line) yakın nötron-zengin çekirdeklerin oldukça azaltılmıĢ bir
spin-yörünge etkileĢmesine sahip oldukları tahmin edilir. Bu tür sistemlerdeki zayıf bağlanma enerjisi nedeniyle,
nükleer potansiyelin türevinin ve dolayısıyla nükleon-nükleon etkileĢmesindeki spin-yörünge teriminin daha
küçük bir değerine karĢılık gelen yaygın bir nükleer yüzey beklenir. Bunun sonucunda, nükleer kararlılığın aĢırı
ucunda, kabuk yapısının harmonik osilatör potansiyeli tarafından yaratılan kabuk yapısına doğru geri dönme
eğiliminde olması beklenir. Alternatif olarak, kararlılıktan uzakta kabuk yapısının evrimi, efektif nükleon-
nükleon etkileĢmesinin monopole tensor kısmı temeline dayalı farklı bir mekanizma ile ilgili olabilir. Bu nedenle
olarak kabuk aralıklarına yakın nötron-zengin çekirdekler, kabuk modeli tahminiyle karĢılaĢtırıldığında kabuk
yapısındaki farklılıkları göstermesi nedeniyle ilgi odağı olmaktadır. Bu tez çalıĢmasında esas olarak, Ģimdiye
kadar çok iyi bilinmeyen N=50 kabuk aralığındaki nötron-zengin çekirdekler üzerine yoğunlaĢacağız. Nötron-
zengin çekirdeklere, füzyon buharlaĢma reaksiyonları aracılığıyla özellikle yüksek spinlerde ulaĢmak oldukça
güçtür. Yerine, N=50 civarındaki bu çekirdekler, 82Se + 238U derin inelastik ve çoklu nükleon transfer
reaksiyonu ile popüle edilmiĢlerdir. Nötron-zengin izotoplara ait uyarılmıĢ seviyeler, PRISMA manyetik
spektrometresi ile eĢ zamanlı olarak CLARA detektör sisteminin kullanılması ile tespit edilmiĢtir. ÇalıĢmanın
                             78
                                  Ni
esas amacı olan çift kapalı 28 50 çekirdeğine doğru uzanan bu N=50 izotonlarının incelenmesi, kararlılıktan
uzakta N=50 enerji aralığının boyut ve evriminin anlaĢılmasına olanak sağlayacaktır. Tez çalıĢması sonunda ,
83As, 82Ge, ve 81Ga N=50 izotonları için sonuçlar rapor edilecektir. Ayrıca, ağır kütleli Cu izotopları için elde
edilen yeni deneysel bilgi de bu çalıĢmada sunulacaktır.

                     The Study of Shell Structure of Neutron-Rich Nuclei Around N=50
          Neutron-rich nuclei close to the neutron drip-line, are predicted to show a strongly reduced spin-orbit
interaction. Due to weak binding one expects a more diffuse nuclear surface and thus a smaller value of the spin-
orbit term of the nucleon-nucleon interaction. As a consequence, at the extreme of the nuclear stability the shell
structure may show a tendency back towards the one generated by an harmonic oscillator potential.
Alternatively, such evolution of the shell structure far from stability can also be related to a different mechanism
based on the monopole tensor part of the effective nucleon-nucleon interaction. Therefore, neutron-rich nuclei
close to shell gaps are particularly interesting since, when compared with the shell-model prediction, they allow
to search for anomalies into the shell structure. In this thesis, we are mainly focused on the nötron-rich nuclei
around the N=50 shell gap which is not well known so far. These nuclei are difficult to reach, particularly in the
high-spin states, since they can not be produced via fusion-evaporation reactions. Instead, the nuclei around
N=50 have been populated via the deep inelastic and multi-nucleon transfer reaction 82Se + 238U. Excited states
of neutron-rich isotopes have been identified using the CLARA detector array in coincidence with the PRISMA
magnetic spectrometer. The study of the N=50 isotones towards the doubly closed 78Ni nucleus, which is the
main aim of this work, will possibly enable to understand the size and eventually the evolution of the N=50
energy gap far from stability. At the end of the thesis, we will report on the results obtained for the 83As, 82Ge,
and 81Ga N=50 isotones. New experimental information obtained also for the heavy Cu isotopes will be
presented in the present work.
ÖĞRÜÇ ILDIZ Gülce

DanıĢman                   : Prof. Dr. AyĢen E. ÖZEL
II.DanıĢman                  Prof. Dr. Sevim AKYÜZ
Anabilim Dalı              : Fizik
Programı                   : Atom ve Molekül Fiziği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. AyĢen E. ÖZEL
                            Prof. Dr. Çetin ARIKAN
                            Prof. Dr. Galip TEPEHAN
                            Doç. Dr. Gülay ACAR
                            Doç. Dr. Yasemin AKKAYA


  Sülfon Ve Sülfonamid Gruplu Moleküllerin Konformasyonlarının Ve TitreĢim Enerjilerinin Kuantum
                                     Kimyasal Yöntemler Ġle Ġncelenmesi
         Bu çalıĢmada, sulfa grubu ilaçlarından sulfanilamid, sulfadiazin ve dapson moleküllerinin
konformasyon analizi yapılarak kararlı konformerleri saptanmıĢ, moleküllerin her bir kararlı konformerlerinin
titreĢim spektrumları hesaplanarak katı fazdaki moleküllerin IR ve Raman spektrumları ile karĢılaĢtırılmıĢtır.
Serbest haldeki sulfanilamid, sulfadiazin ve dapson moleküllerinin kararlı konformerleri yarı ampirik PM3 ve
DFT/B3LYP-3-21G teori düzeylerinde          potansiyel enerji yüzeyi taraması hesaplamaları ile incelenmiĢtir.
Kararlı konformerlerin geometrik parametreleri ab-inito HF/6-31G++(d,p) ve DFT/B3LYP/6-31G++(d,p) teori
düzeylerinde geometri optimizasyonu vasıtası ile elde edilmiĢtir. Harmonik ve anharmonik titreĢim dalgasayıları
ve IR Ģiddetleri geometri optimizasyonu ile aynı teori düzeyinde hesaplanmıĢtır. Temel bantları karakterize
etmek için titreĢim kiplerinin toplam enerji dağılımı hesaplamaları PQS programı kullanılarak
gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu 3 molekülün IR ve Raman spektrumları katı fazda ölçülmüĢtür. Hesaplanan dalgasayıları
ile deneysel dalga sayıları arasındaki uyumu sağlamak için literatürde önerilen ikili ölçek çarpanı kullanılmıĢtır.
Sulfanilamide molekülünün hidrojen bağı etkileĢimlerini incelemek için              molekülün su kompleksleri
DFT/B3LYP/6-31G++(d,p) teori düzeyinde çalıĢılmıĢtır. Sonuçlar deneysel spektrumlarla uyum içindedir.



  Investigations of Conformations and Vibrational Energies of Sulfones and Sulfonamides by Quantum
                                               Chemical Methods
          In this study theoretical conformation analysis of sulfanilamide, sulfadiazine and dapsone molecules
which are known as sulfa group drugs, have been performed and stable conformations of the molecules were
determined. The vibrational spectra of each conformer of the molecules under investigation were calculated and
compared with those of experimental IR and Raman spectra of the molecules in solid phase. The stable
conformers of free sulfanilamide, sulfadiazine and dapsone molecules were searched by single point energy
calculations at both semi-emprical PM3 and DFT/B3LYP-3-21G theory level. The geometrical parameters for
the stable conformers were obtained by means of geometry optimization carried out at ab-inito HF/6-31G++(d,p)
and DFT/B3LYP/6-31G++(d,p) level of theory. The harmonic and anharmonic vibrational wavenumbers and IR
intensities were calculated at the same theory level used in geometry optimization. To characterize the
fundamentals, the total energy distrubition (TED) calculations of the vibrational modes were done by using
parallel quantum mechanic solution program (PQS). The infrared spectra and Raman spectra of these 3
molecules in solid phase have been measured. To fit the calculated wavenumbers to experimental ones dual
scale factors proposed in literature were used. In order to investigate the hydrogen bonding interaction of
sulfanilamide, hydrogen bonded complexs of the molecule were studied DFT/B3LYP/6-31G++(d,p) level of
theory. The calculated results are found to be in agreement to those of the experimental ones.




ÜNSALAN Ozan


DanıĢman                  : Doç. Dr. Yasemin AKKAYA
Anabilim Dalı             : Fizik
Programı                  : Atom ve Molekül Fiziği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç. Dr. Yasemin AKKAYA
                            Prof. Dr. Sevim AKYÜZ
                            Prof Dr. Galip TEPEHAN
                            Prof. Dr. Gönül BAġAR
                            Prof. Dr. Çetin ARIKAN
    2-, 3- Ve 4-Asetilpiridin Ve Benzer Moleküllerin TitreĢimsel Spektrumlarının Teorik Ve Deneysel
                                            Yöntemlerle Ġncelenmesi
         Bu çalıĢmada 2-, 3-, 4-asetilpiridin (ap) ve Asetilpirazin (acpz) moleküllerinin, hem serbest halde hem
de Hidrojen bağları vasıtasıyla su molekülleri ile oluĢturdukları komplekslerin moleküler yapıları ve titreĢimsel
dalga sayıları Gaussian 98 programı ile hesaplanmıĢtır. TitreĢim modlarının analiz edilmesini sağlayan Toplam
Enerji Dağılımları ise PQS programı kullanılarak belirlenmiĢtir. Hesaplamalarda, “Ab-initio” yöntemlerinden
“Hartree-Fock (HF)” ve “DFT (Yoğunluk Fonksiyonu Teorisi)” yöntemleri ve “6-31G*” ile “6-31++G**” baz
kümeleri kullanılmıĢtır. Kullanılan yöntemler ve baz kümelerinin, moleküllerin en kararlı hallerine karĢılık gelen
geometrileri ve titreĢim dalga sayıları üzerindeki etkileri araĢtırılmıĢtır. Asetilpiridin moleküllerinin yalnızca
karbonil grubu bölgesinden, asetilpirazin molekülünün ise hem karbonil hem de pirazin halkasının her iki Azot
atomu tarafından hidrojen bağları vasıtasıyla su ile oluĢturabileceği kompleksler incelenmiĢtir. Serbest
moleküllerin, Hidrojen bağının oluĢtuğu bölgedeki gerilme ve açı bükülme dalga sayılarındaki kaymalar
incelenmiĢtir. Asetilpiridin moleküllerinin serbest halleri için literatürde mevcut olan deneysel Kırmızı-Altı (IR)
verilerinden yararlanılmıĢtır. Serbest haldeki acpz için IR spektrumu ilk defa bu çalıĢmada elde edilmiĢtir.
Deneysel ve teorik sonuçlar karĢılaĢtırılıp kullanılan yöntemler ve teorinin deneysel sonuçlarla oldukça uyum
içinde olduğu sonucuna varılmıĢtır.


    Investigation of Vibrational Spectra Of 2-, 3-, And 4-Acetylpyridine And Related Molecules With
                                    Theoretical and Experimental Methods
         In this study, vibrational wave numbers and molecular structures of 2-, 3-, 4-acetylpyridine (ap) and
acetylpyrazine (acpz) were calculated by Gaussian 98 programme in both at free state and complex formation
with water molecules via Hydrogen bonding. Vibrational wave numbers and optimized structures of the title
compounds were calculated with Gaussian 98 software. Total Energy Distributions were calculated with PQS
program which enables us to determine the which vibrational wave number belongs to which mode exactly. In
all calculations, “Ab-initio” Hartree-Fock (HF) and DFT (Density Functional Theory) quantum chemical
methods used. 6-31G* and 6-31++G** basis sets have been chosen for the calculations. Effects of the methods
and basis sets used on the vibrational wave numbers and geometries correspond to the most stable states of
molecules were investigated. For ap molecules, only Hydrogen bonds formed via carbonyl group were
investigated. For acpz, both Hydrogen bonds formed via carbonyl group and Nitrogen atoms‟ moiety of Pyrazine
ring were investigated. Shifts in the wave numbers of bond stretching and angle bending modes of free
molecules were calculated when the Hydrogen bonding exists. IR vibrational data obtained from the literature
have been used for the free ap molecules. IR spectrum of free acpz has been recorded for the first time in this
study. Results obtained using the theoretical methods and basis sets were compared with those of the
experimental ones and have been found that they are in good agreement.




AKÇAY Namık


DanıĢman                  : Prof. Dr. Nurten ÖNCAN
Anabilim Dalı             : Fizik
Programı                  : Katıhal Fiziği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Nurten ÖNCAN
                            Prof. Dr. ġehsuvar ZEBĠTAY
                            Prof. Dr. Fatma TEPEHAN
                            Prof. Dr. Yani SKARLATOS
                            Prof. Dr. Emel ÇINGI


                                 Kuantum Noktaları Temelli Bellek Aygıtlar
          Bu çalıĢmada, Kuantum Noktası Temelli Bellek Aygıt olabilecek InAs/GaAs ve GaSb/GaAs Kuantum
Noktaları içeren örnekler incelendi. Kuantum Noktası Temelli Bellek Aygıtlar için oldukça önemli olan yazma
ve silme zamanları belirlendi.
Ġncelenen örneklerden ikisi, Metal-Organik Kimyasal BuharlaĢtırmayla Biriktirme (MOCVD) tekniği ile diğeri
de Moleküler IĢın Epitaksisi (MBE) tekniği ile büyütülmüĢtür. MOCVD tekniği ile büyütülen örnekden ilki,
InAs/GaAs Kuantum Noktaları, ikincisi ise, GaSb/GaAs Kuantum Noktaları içermektedir. Diğer taraftan, MBE
tekniği ile büyütülmüĢ örnek ise, InAs/GaAs Kuantum Noktaları civarında AlGaAs bariyer içermektedir. Her üç
örnekte de, Kuantum Noktaları, n- p ekleminin arınma bölgesi civarında bulunmaktadır.
          Örneklerin her biri için 25K-300K aralığında Akım-Voltaj (I-V) ve Kapasite-Voltaj ölçümleri yapıldı.
          Bu çalıĢmada, Kuantum Noktaları Temelli Bellek Aygıt olabilecek örneklerin yazma ve silme
zamanlarının belirlenebilmesi için iki yeni ölçüm yöntemi geliĢtirildi. Kapasite-Voltaj değiĢimine dayanan bu
yöntemler kullanılarak örneklerde ilk kez yazma ve silme zamanı deneysel olarak belirlendi.
Yazma zamanı ölçüm yöntemi kullanılarak InAs/GaAs Kuantum Noktaları içeren örnek için yazma zamanı,
25K‟de 6ns olarak bulundu. InAs/GaAs Kuantum Noktaları ve AlGaAs bariyer içeren örnek için yazma zamanı,
230K‟de 32ns ve GaSb/GaAs Kuantum Noktaları içeren örnek için 100K‟de yazma zamanı 14ns olarak bulundu.
          Ayrıca, InAs/GaAs Kuantum Noktaları içeren örnek için 20K‟de silme zamanı 43ns olarak bulundu.
Bu çalıĢmanın bir bölümü TUBĠTAK-BĠDEB desteği ile Berlin Teknik Üniversitesi Katıhal Fiziği Enstitüsü‟nde
gerçekleĢtirilmiĢtir.




                                 Memory Devıces Based On Quantum Dots
          In this work, the samples which can be used for Quantum Dots based Flash Memory Devices including
InAs/GaAs and GaSb/GaAs Quantum Dots has been investigated. Write and erase time for Quantum Dots based
Flash Memory Devices has been determined.
          The two of the samples have been grown by the Metal Organic Chemical Vapor Deposition (MOCVD)
and the other sample has been grown by Molecular Beam Epitaxy (MBE). The first sample that has been grown
by MOCVD includes InAs/GaAs Quantum Dots and the second one includes GaSb/GaAs Quantum Dots. On
the other hand, the sample that has been grown by MBE includes AlGaAs barrier around InAs/GaAs Quantum
Dots. Quantum dots are embedded in depletion region of n- p junction for on all of the three samples.
          For each one of the three samples, the Current-Voltage (I-V) and the Capacity – Voltage measurements
have been done between 25K-300K.
          In this work, two new estimation methods have been developed for the determination of write and erase
time of the samples that can be used for Quantum Dots based Flash Memory Devices. Write and erase time of
the samples have been experimentally determined for the first time in the literature by the use of these new
methods based on Capacity-Voltage change.
For the sample that includes InAs/GaAs Quantum Dots, the writing time has been determined as 6ns at 25K by
the method of write time measurement. For the sample that includes InAs/GaAs Quantum Dots and AlGaAs
barrier, the write time has been determined as 32ns at 230K and finally for the sample that includes GaSb/GaAs
Quantum Dots the write time has been determined as 14ns at 100K.
Furthermore, for the sample that includes InAs/GaAs Quantum Dots the deleting time has been determined as
43ns at 20K.
        A significant part of this work which is supported by TUBITAK-BĠDEB has been performed at the
Technical University of Berlin, Institute of Solid State Physics.




BĠYOLOJĠ ANABĠLĠM DALI


ERYILMAZ Fadime


DanıĢman                  : Prof.Dr. Semahat YENTÜR
Anabilim Dalı             : Biyoloji
Programı                  : Botanik / Bitki Fizyolojisi
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Semahat YENTÜR
                            Prof.Dr. Muammer ÜNAL
                            Prof.Dr. Orhan KÜÇÜKER
                            Prof.Dr. Memduh SERĠN
                            Prof.Dr. Sabri SÜMER


   Bakır (Cu) UygulanmıĢ Mısır (Zea mays L.) Fidelerindeki Antioksidan Aktivitelerin Fizyolojik ve
                                       Anatomik Yönden Ġncelenmesi
         Bu çalıĢmada, mısır (Zea mays L., cv., Rx770) bitkisinin farklı kısımlarındaki bakır birikimi ve bunun
fizyolojik, biyokimyasal, antioksidan yanıtlara olan çeĢitli etkileri ile morfolojik ve anatomik değiĢimleri
incelenmiĢtir. Tohumlar kontrol ve 50, 100, 250, 500, 1000, 1500 μM CuSO4.5H2O çözeltilerinde 25 oC da
karanlık ve aydınlık koĢullarda çimlendirilmiĢtir. 50 ve 100 μM Cu uygulamalarının tohum çimlenmesi üzerinde
önemli etkilere sahip olmazken; 250 μM ve daha yüksek konsantrasyonların çimlenme oranlarında indirgenmeye
neden olduğu kaydedilmiĢtir. Diğer deneyler için, tohumlar perlit içeren plastik kaplarda 25 oC sıcaklık, 16 saat
aydınlık 8 saat karanlık koĢullarda yetiĢtirildikten sonra 8 günlük fideler hidroponik kültüre aktarılmıĢ ve 7 gün
boyunca aynı Cu serilerine maruz bırakılmıĢtır. 15 günlük bitkiler, üçüncü yaprağın açılma evresinde, hasat
edilerek fizyolojik, biyokimyasal ve anatomik analizleri yapılmıĢtır. Cu iyonlarının mısır fidelerinin köklerinde,
gövde ve yapraklarından daha fazla birikim gösterdiği ve önemli bazı metabolik iĢlevleri engelleyerek bitkilerin
büyüme ve geliĢmesini yavaĢlattığı belirlenmiĢtir. Bitkiler Cu‟a bağlı oksidan strese karĢı enzimatik ve
enzimatik olmayan antioksidan sistemlerinde değiĢiklikler yaparak yanıt oluĢturmuĢlardır. Yüksek Cu
konsantrasyonlarında, H2O2‟in artıĢına AsA, GSH içeriği ile CAT, APX aktivitelerindeki azalmalar eĢlik
ederken; bunun aksine, DHA, GSSG içerikleri ile SOD, GuPX ve GR aktivitelerinde ilerleyen artıĢlar olduğu
kaydedilmiĢtir. Anatomik olarak, 50 μM Cu da önemli hücresel zararlar görülmezken; yüksek Cu
konsantrasyonlarının membranlarda bozulmalara, plazma membranının hücre çeperinden ayrılmasına, hücrelerde
vakuolleĢmeye neden olmuĢtur. Sonuç olarak, bu araĢtırma mısır bitkisinin yüksek konsantrasyonlarda Cu
biriktirdiğini ve Cu‟a bağlı oksidan stresi etkili bir antioksidan savunma sistemi ile tolare ettiğini ileri
sürmektedir.




Physiological and Anatomical Investigation of Antioxidant Activities in Copper (Cu) Treated Maize (Zea
                                              mays L.) Seedlings
         In this study, accumulation of copper and its various effects on physiological, biochemical,
antioxidative responses and morphological and anatomical changes were investigated in different parts of maize
(Zea mays L., cv., Rx770) plants. Seeds were germinated in control and 50, 100, 250, 500, 1000, 1500 μM
CuSO4.5H2O solutions at 25 oC in dark and light conditions. It was recorded that 50 and 100 μM Cu treatments
had no marked effect on seed germination while 250 μM and higher concentrations caused reduction of
germination rates. For the other experiments, seeds were grown at 25 oC temperature, 16 h light 8 h dark
photoperiod conditions in plastic pots containing perlite and 8 days old seedlings were then transferred to
hydroponic culture and exposed to the same Cu series for 7 days. 15 days old plants, at the stage of third leaf
opening, were harvested and physiological, biochemical and anatomical analysis were done. Cu ions were found
accumulated higher in the roots of maize seedlings than shoots or leaves and retarded the growth and
development of plants by interfering with certain important metabolic processes. Plants responded to Cu-induced
oxidative stress by modulating their enzymatic and non-enzymatic antioxidantive systems. At higher
concentrations of Cu, increase in H2O2 level was accompanied by a decrease in AsA, GSH contents and CAT,
APX activities, while, progressive enhancement were investigated in DHA, GSSG contents and SOD, GuPX and
GR activities. At ultrastructural level, 50 μM Cu did not exhibit significant cellular damage, however, higher
concentrations of Cu caused disruption of membranes, withdrawall of plasma membrane from cell walls, cell
vacuolation. As a result, this investigation suggested that maize plant was able to accumulate high concentrations
of Cu and tolerate Cu-induced stress using an effective antioxidant defence system.
KANDĠL Aslı


DanıĢman                  : Prof. Dr. Cihan DEMĠRCĠ
Anabilim Dalı             : Biyoloji
Programı                  : Zooloji
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Cihan DEMĠRCĠ
                            Prof. Dr. Melek ÖZTÜRK SEZGĠN
                            Prof. Dr. Hüsniye DOĞRUMAN
                            Prof. Dr. Berrak YEĞEN
                            Prof. Dr. Meral ÜNAL


Larval Echinococcus Granulosus Ġle Enfekte Edilen Farelerde Hidatidoz Patogenezinde Ve Antihelmintik
                                      Etkinliğinde Nitrik Oksitin Rolü
         Bu çalıĢmada, E. granulosus ile enfekte olan koyunların karaciğerlerindeki hidatik kistlerden alınan
protoskolekslerin Albino Balb/c farelere intraperitonal olarak verilmesi ile oluĢturulan sekonder hidatidoz
enfeksiyonu sırasında, karaciğer dokusunda; hidatidoz patogenezinde ve antihelmintik ilaçların etkinliğinde
nitrik oksit (NO)‟in rolü araĢtırılmıĢtır.
         Enjeksiyondan 8 ay sonra, enfekte edilen hayvanların bir grubuna özgül iNOS inhibitörü L-N6-(1-
Iminoetil)lizin-hidroklorid (L-NIL), bir grubuna NO donörü olan sodyum nitroprussid (SNP), diğer grubuna da
antihelmintik ilaç olan albendazol ve praziquantel uygulandı, diğer bir grup ise kontrol olarak ayrıldı.
Hayvanlara antihelmintik ilaçlar olarak verilen albendazol ve praziquantel, zeytinyağında çözülerek gavajla oral
olarak, diğer maddeler ise fizyolojik tuzlu su ile çözülerek ip olarak 7 gün boyunca uygulandı. Deney sonunda,
hayvanlardan sitolojik, histolojik, immünohistokimyasal ve biyokimyasal yöntemler için doku ve kan örnekleri
alındı.
         Enfeksiyonlu gruplarda karaciğerde, ıĢık mikroskobunda çok sayıda inflamasyon alanları, özelikle
sinüzoidlerde düzensizliklerle birlikte, lümenlerinde çok sayıda lökosite, endotel tabakasında düzensizliklere,
ayrıca Disse alanlarında bozukluklara rastlanmıĢtır. Elektron mikroskobunda, sinüzoid endotelinde ciddi hasarın
olduğu, lümenlerinde lökositlerle birlikte parazit enfeksiyonunda özellikle görülen eozinofillere çok sık
rastlandığı, ayrıca bunlara ek olarak, hepatositlerde GER keselerinde ve nukleus membranında düzensizlikler
görüldü. eNOS ve iNOS reaksiyonunun dokuda arttığı görüldü. Enfeksiyonlu gruplara antihelmintik verildiğinde
inflamasyon alanlarının ve hasarın azalmasına karĢın, NOS reaksiyonlarında azalmanın olmadığı belirlendi.
Ġnhibitör ve donor verildiğinde hem iNOS hem de eNOS reaksiyonun azaldığı görüldü. SNP verilen grupta
inhibitör verilen gruptan farklı olarak inflamasyon alanlarının azaldığı belirlendi. Ayrıca bu grupta göç etmekte
olan Kupffer hücrelerine rastlandı. Ġlaçlarla birlikte bu maddeler uygulandığında, inflamasyon alanlarının
azaldığı tespit edildi. Ġlaçla birlikte SNP verilen grupta eNOS ve iNOS reaksiyonu azalırken, inhibitör
verildiğinde sadece iNOS reaksiyonun azaldığı görüldü. SNP verilen enfeksiyon gruplarında ayrıca, ilginç bir
bulgu olarak sinüzoidlerde geniĢlemelerle birlikte hepatositlerde vakuollerin olduğu tespit edildi.
         Serumdaki nitrit/nitrat değerlerinde sadece ilaç ve SNP verilen enfeksiyon grubunda artıĢ olurken,
inhibitör verilen grupta azalmanın olduğu belirlendi. Dokudaki malondialdehid seviyesi, ilaç verilen enfeksiyon
grubu ile SNP verilen enfeksiyon grubunda artarken, inhibitör verilende azaldı.
         ÇalıĢmadan elde edilen sonuçlardan, enfeksiyon sonucu dokuda meydana gelen değiĢikliklerde NO‟in
de etkili olduğu, sadece iNOS‟un değil aynı zamanda eNOS‟un da önemli rol üstlendiği görülmüĢtür.
Enfeksiyonlu bireylere L-NIL verildiğinde enfeksiyon belirtilerinin devam etmesi, NO donoru verilmesiyle
inflamasyon alanların azalması NO‟in etkili olduğunu göstermiĢtir.




 Role of Nitric Oxide in The Pathogenesis of Hydatidosis and The Anthelmintic Activity in Mice Infected
                                    with Larval Echinococcus Granulosus
          In this study, role of nitric oxide (NO) in the pathogenesis of hydatidosis and effectiveness of
anthelmintic drugs was examined in secondary infection established by intraperitoneal injection of protoscolices
obtained from hydatid cysts of infected with sheep livers in Albino Balb/c mice.
          A group of infected animals were given L-N6-(1-Iminoethyl)lysine-hydrochloride (L-NIL), a selective
inhibitor of iNOS, 8 months after protoscolices injection. Two groups were administered nitric oxide donor
sodium nitroprusside (SNP), and anthelmintic drugs albendazole and praziquantel, respectively. A control group
was also formed. Albendazole and praziquantel dissolved in olive oil were administered with gavage feeding,
while other substances dissolved in physiological saline were given intraperitoneally for a period of 7 days.
Subsequently, tissue and blood samples were taken for cytological, histological, immunohistochemical and
biochemical examinations.
          Infected groups showed numerous inflammation areas, disorganized sinusoids with plenty of
leukocytes, disrupted endothel and damaged Disse‟s spaces at light microscopy. However, electron microscopy
revealed severe damage in sinusoidal endothelial cells, predominated eosinophils in sinusoid lumens which are
commonly seen in parasitic infections, and disorganization in GER tubules and nuclear membrane. eNOS and
iNOS reactions were increased in the tissue. When infected groups were treated with anthelmintic, it was found
that inflammation areas and damage were lowered, in spite of no decrease in NOS reactions. On the other hand,
both iNOS and eNOS reaction were lowered when inhibitor and donor were given. Unlike the group
administered the inhibitor, SNP treated group exhibited less inflammation areas, along with migrating Kupffer
cells. Combination of these substances and drugs resulted in decreased inflammation areas. eNOS and iNOS
reactions were lowered in the group administered combined drug and SNP, while only iNOS reaction was
decreased when inhibitor was given. In addition, infected groups receiving SNP displayed expanded sinusoids
and hepatocytes with vacuoles, intriguingly.
          While levels of serum nitrite/nitrate were elevated only in the infected group given drug and SNP, there
was a decrease in the group administered inhibitor. Tissue level of malondialdehyde was increased in infected
groups to which drug and SNP were given. However, it was lowered in inhibitor given group.
          It was seen from the obtained results that NO is also effective in changes occurred in tissue because of
infection, and not only iNOS but also eNOS plays an important role. Continued signs of infection in L-NIL
administered mice and decreased inflammation areas in NO donor administered mice imply effectiveness of NO.
ARDA-PĠRĠNÇÇĠ B. Pelin


DanıĢman                  : Prof. Dr. ġehnaz BOLKENT
Anabilim Dalı             : Biyoloji
Programı                  : Zooloji
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. ġehnaz BOLKENT
                            Prof.Dr. Refiye YANARDAĞ
                            Prof.Dr. Serap ARBAK
                            Prof.Dr. Suzan DAĞLIOĞLU
                            Prof.Dr. Meral ÜNAL


  BALB/c Farelerde TNF-alfa/Aktinomisin D Ġle OluĢan Ġnce Bağırsak Hasarında GLP-2’nin Biyolojik
                                                      Rolü
          Tümör nekroz faktör-alfa (TNF-α) pek çok sinyal molekülünü, ikinci haberciyi ve transkripsiyon
faktörünü aktive edebilen çok fonksiyonlu bir sitokindir. TNF-α kanser hastalarında tedavi edici etkinliğe sahip
olmasına karĢın, inflamatuvar bağırsak hastalıklarının ve septik Ģokun patogenezinde de önemli bir rol
oynamaktadır. Aktinomisin D (Act D) apoptotik hücre ölümünü uyaran ve TNF-α‟nın sitotoksik etkisini belirgin
Ģekilde arttıran bir transkripsiyon inhibitörüdür. h[Gly2]GLP-2 ise intestinotrofik etkilere sahip glukagon-benzeri
peptid-2 (GLP-2)‟nin proteaza dirençli analoğudur ve uzun süreli bir etkiye sahiptir.
          Bu çalıĢmanın amacı TNF-α/Act D ile oluĢturulan ince bağırsak hasar modelinde GLP-2‟nin biyolojik
rolünü morfolojik, immunohistokimyasal ve biyokimyasal olarak incelemektir. ÇalıĢmada GLP-2‟nin apoptoz,
hücre çoğalması ve antioksidan sistem üzerine etkilerinin yanı sıra, bu peptidin kolesistokinin ve somatostatin
gibi gastrointestinal hormonlar ile olan iliĢkisine de açıklık getirebilmek amaçlanmıĢtır.
          Bu çalıĢmada kullanılan toplam 48 adet ergin erkek BALB/c fareler altı gruba ayrıldı. I. Grup: DMSO
ve PBS verilen kontrol hayvanlar, II. Grup: Ġntraperitonal olarak 15 µg/kg TNF-α enjeksiyonu yapılan hayvanlar,
III. Grup: Ġntraperitonal olarak 800 µg/kg Act D enjekte edilen fareler, IV. Grup: TNF-α verilmesinden 2 dakika
önce Act D uygulanan hayvanlar, V. Grup: 10 gün boyunca her 12 saatte bir subkutanöz olarak 200 µg/kg
h[Gly2]GLP-2 enjeksiyonu yapılan fareler, VI. Grup: 10 gün h[Gly2]GLP-2 uygulaması yapıldıktan sonra
11.gün TNF-α enjeksiyonundan 2 dakika önce Act D verilen hayvanlar. h[Gly2]GLP-2 verilen V. Gruba ait
fareler son enjeksiyondan 16.5 saat sonra, diğer hayvanlar ise son yapılan enjeksiyondan 4.5 saat sonra servikal
dislokasyon ile sakrifiye edildi. h[Gly2]GLP-2‟nin TNF-α/Act D ile oluĢturulan jejunum hasarı üzerindeki
etkileri ıĢık ve taramalı elektron mikroskobu altında incelendi. Apoptoz üzerindeki rolü TUNEL yöntemi ile,
hücre çoğalmasına etkileri ise PCNA immunhistokimyası ile gösterildi. GLP-2‟nin kolesistokinin ve
somatostatin ile olan iliĢkisi de immunohistokimyasal olarak tespit edildi. Glutatyon, glutatyon peroksidaz,
katalaz ve süperoksit dismutaz gibi antioksidan sistem parametreleri ile oksidatif hasar göstergesi olan dokudaki
malondialdehid düzeyi spektrofotometrik olarak tayin edildi.
         TNF-α/Act D uygulaması dejeneratif değiĢikliklere, apoptoza, somatostatin ekspresyonunda ve
malondialdehid seviyesinde artıĢa, hücre çoğalmasında ve katalaz aktivitesinde ise azalmaya sebep olarak,
jejunum dokusunda yaygın bir hasar ile sonuçlandı. h[Gly2]GLP-2 ön uygulaması apoptozda, somatostatin
ekspresyonunda ve malondialdehid seviyesinde belirgin bir azalmaya; hücre çoğalmasında, kolesistokinin
ekspresyonunda ve katalaz aktivitesinde ise anlamlı bir artıĢa yol açarak, TNF-α/Act D ile meydana gelen ince
bağırsak hasarını önledi. Sonuç olarak, bu çalıĢma TNF-α/Act D ile oluĢan ince bağırsak hasarına karĢı
h[Gly2]GLP-2‟nin apoptozu önleyici, hücre çoğalmasını uyarıcı, koruyucu ve antioksidan etkilere sahip
olduğunu göstermiĢtir. Bu çalıĢmada, GLP-2‟nin oksidatif ince bağırsak hasarında kolesistokinin ve somatostatin
ekspresyonunu etkileme potansiyeline sahip önemli bir regülatör peptid olduğu sonucuna varılmıĢtır. Ayrıca bu
çalıĢmanın, TNF-α aracılı ince bağırsak hastalıklarında, h[Gly2]GLP-2‟nin tedavi edici bir ajan olarak
değerlendirilmesine katkıda bulunacağı da düĢünülmektedir.




    Biological Role of GLP-2 on TNF-alpha/Actinomycin D- Induced Intestinal Injury in BALB/c Mice
         Tumor necrosis factor-alpha (TNF-α) is a multifunctional cytokine, which activates many signaling
molecules, second messengers and transcription factors. Although TNF-α has a therapeutic role in the treatment
of cancer in humans, it also plays an important role in the pathogenesis of inflammatory bowel diseases and
septic shock. Actinomycin D (Act D) is an inhibitor of transcription that stimulates apoptotic cell death and
markedly increases the cytotoxic effect of TNF-α. h[Gly2]GLP-2 has long-acting and is a protease-resistant
analog of glucagon-like peptide-2 (GLP-2) which has intestinotrophic effects.
          The aim of this study was to investigate the biological role of GLP-2 at the model of intestinal injury
induced by TNF-α/Act D, morphologically, immunohistochemically and biochemically. In addition, it was
aimed to explain the effects of GLP-2 on apoptosis, cell proliferation and antioxidant system together with the
relation of GLP-2 to some gastrointestinal hormones such as cholecystokinin and somatostatin.
         In this study, 48 male BALB/c mice were used and divided into six groups. Group I: Control animals
administered DMSO and PBS, Group II: Animals injected with 15 µg/kg TNF-α, Group III: Mice injected with
800 µg/kg Act D intraperitoneally, Group IV: Animals receiving Act D, prior to 2 minutes of the administration
of TNF-α, Group V: Animals injected subcutaneously with 200 µg/kg h[Gly2]GLP-2 every 12 hr for 10
consecutive days. Group VI: Animals given Act D prior to 2 minutes of the administration of TNF-α at 11th day
after receiving h[Gly2]GLP-2 for 10 days. The mice that regarding to Group V were sacrificed after 16.5 h from
the last treatment, and the other animals were sacrificed after 4.5 h from the last treatment by cervical
dislocation. The effects of h[Gly2]GLP-2 on TNF-α/Act D-induced jejunal injury were investigated under light
and scanning electron microscope. Its role on apoptosis and cell proliferation was detected by TUNEL assay and
PCNA immunohistohemistry, respectively. In addition, the relation of GLP-2 to cholecystokinin and
somatostatin was assessed immunohistochemically. Parameters of antioxidant system such as glutathione,
glutathione peroxidase, catalase, superoxide dismutase, together with malondialdehyde level, is a marker of
oxidative stress in tissues, were examined by spectrophotometry.
         Administration of TNF-α/Act D resulted in a common injury in jejunum by causing degenerative
changes, an increase in apoptosis, somatostatin expression and malondialdehyde level, a decrease in cell
proliferation and catalase activity. h[Gly2]GLP-2 pretreatment prevented the TNF-α/Act D-induced intestinal
injury by a significant reduction in apoptosis, malondialdehyde level and somatostatin expression; a markedly
increase in cell proliferation, cholecystokinin expression and catalase activity. As a result, the present study
showed that h[Gly2]GLP-2 has a cytoprotective, proliferative, antiapoptotic and antioxidant effects against to
TNF-α/Act D-induced intestinal injury. In this study, it was concluded that GLP-2 is an important regulator
peptide which has a potential affecting expression of somatostatin and cholecystokinin in the oxidative intestinal
injury. Also it is suggested that h[Gly2]GLP-2 may be useful as a therapeutic agent in TNF-α-mediated intestinal
disorders.
MATEMATĠK ANABĠLĠM DALI


ERKOÇ Temha


DanıĢman                  : Prof. Dr. Erhan GÜZEL
Anabilim Dalı             : Matematik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Erhan GÜZEL
                            Prof. Dr. Bedriye M. ZEREN
                            Prof. Dr. Ġ. Müfit GĠRESUNLU
                            Prof. Dr. Fatma SENYÜCEL
                            Prof. Dr. Hüseyin ÇAKALLI


                                      Q -Gruplarının Sınıflandırılması

         Kompleks karakterleri, rasyonel değerli olan bir sonlu gruba, bir
                                                                               Q   -grubu denir. Örneğin, tüm
                                                               Q
simetrik gruplar ve sonlu elemanter abelyen 2-grupları birer -gruplarıdır. Günümüze kadar henüz -
                                                                                                        Q
gruplarının genel bir sınıflandırılması yapılamamıĢtır ancak bazı özel
                                                                       Q -grupları sınıflandırılmıĢtır.
                                    Q
Bu tez çalıĢmasında, Frobenius -grupları ve 2-kat tranzitif Frobenius
                                                                             Q -grupları tamamen
sınıflandırılmıĢtır.



                                         Classification of
                                                             Q -Groups

A finite group whose complex characters are rationally-valued is called a
                                                                                Q
                                                                             -group. For example, all of
the symmetric groups and finite elemantary abelian 2-groups are
                                                                 Q -groups. General classification of
 Q -groups has not been able to be done up to now, but some special Q -groups have been classified.
                        Q
In the theses, Frobenius -groups and 2-transivity Frobenius
                                                            Q -groups were completely classified.
MOLEKÜLER BĠYOLOJĠ VE GENETĠK ANABĠLĠM DALI



TURGUT-KARA Neslihan


DanıĢman                  : Prof. Dr. ġule ARI
Anabilim Dalı             : Moleküler Biyoloji ve Genetik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof Dr. ġule ARI (DanıĢman)
                            Prof. Dr. Güler TEMĠZKAN
                            Prof. Dr. Beyazıt ÇIRAKOĞLU
                            Prof. Dr. Sezai TÜRKEL
                            Prof. Dr. Nihan ÜNALTUNA


        Astragalus Chrysochlorus’da Fenilpropanoid Metabolik Yoluna ĠliĢkin Genomik Analizler
          Bu çalıĢmada, stres koĢulu olarak seçilen ve bir elisitör olan maya özütünün fenilpropanoid
metabolizması, özellikle de bu metabolizma yolunda iĢ gören P450 genlerinin anlatımı üzerindeki etkileri,
hedeflenmiĢ farklılık gösterimi metodu kullanılarak incelendi. Bu amaçla P450 genlerinin demir bağlanma
bölgesine özgü, 3´ uca 250-400 bç uzaklıkta ürünler oluĢturan ve korunmuĢ PFG motifine bağlanabilecek 5´
dejenere primerler kullanıldı.
          ÇalıĢmada materyal olarak kullanılan hücre süspansiyon kültürlerini elde etmek için aktif bölünme
özelliğine sahip kallus kültürleri elde edildi. 0.5 mg/l 2,4-D içeren MS besiyerinde elde edilen 20 günlük
kalluslardan 0.5 mg/l 2,4-D içeren sıvı MS besiyerinde öncü hücre süspansiyon kültürleri ve bu kültürlerden de 1
mg/l 2,4-D içeren MS besiyerinde hücre süspansiyon kültürleri kuruldu. Hücre süspansiyon kültürlerinde
logaritmik faza giriĢ zamanı olarak belirlenen kültürlemenin 13. günü elisitör olarak maya özütü uygulandı ve
maya özütü ile 0, 3, 6 ve 12 saat inkübe edilmiĢ hücre süspansiyon kültürlerinden total RNA izole edildi. 6 saat
boyunca elisitör uygulanmıĢ kültürler ve kontrollerinden izole edilen total RNA‟lar kullanılarak sentez edilen
cDNA‟lar ile PCR yapıldıktan sonra PCR ürünleri poliakrilamid jelde ayrıĢtırıldı. Gen anlatımı bakımından
farklılık gösterdiği belirlenen cDNA bantları jelden geri alındı. Poliakrilamid jelden geri kazanılan 56 adet
cDNA‟nın 37 tanesi baĢarılı bir Ģekilde PCR ile çoğaltıldı. KorunmuĢ P450 bölgesine ait motif taĢıyan ve farklı
anlatım yapan 16 bant klonlanarak dizi analizine gönderildi. Elde edilen dizi bilgilerinin TBLASTX analizi
yapılarak hangi organizmada, hangi gen ya da EST (“Express Sequence Tag”)‟lere benzerdikleri araĢtırıldı. Dizi
analizleri sonucunda, fenilpropanoid metabolik yolunun ikinci enzimi ve bir P450 olan sinnamat 4-hidroksilaz
(C4H), afid infeksiyonu sonucu anlatımı artan fotosistem II P680 klorofil A apoproteini, olası MerR ailesi
transkripsiyon faktörü ve hipotetik bir proteinle homoloji gösteren diziler belirlendi.
          Maya özütü uygulamasını takiben farklı saatlerde izole edilmiĢ RNA örnekleri ve yukarıda sözü edilen
4 gen dizisine ait prob ile „Dot‟ melezleme yapıldı. „Dot‟ melezleme sonuçlarının, C4H, olası MerR
transkripsiyon faktörü ve hipotetik protein için farklılık gösterimi metodunda elde edilen verileri doğrular
nitelikte olduğu belirlendi.
          Gelecekte yapılacak iĢlevsel genomik analizleri sonunda, özellikle C4H olmak üzere MerR
transkripsiyon faktör genlerine ait dizilerin tamamının belirlenmesi, A. chrysochlorus‟da fenilpropanoid
metabolik yolunun aydınlatılması ve fenoliklerinin artırılması yönündeki çalıĢmalara katkılar sağlayacaktır.
Ayrıca, elde edilen sonuçların türler arasında gen homolojilerinin karĢılaĢtırılması açısından temel bilime katkıda
bulunacağı düĢünülmektedir.
               Genomic Analysis on Phenylpropanoid Pathway of Astragalus Chrysochlorus
         In this study, the effects of yeast extract as an elicitor and stressor on phenylpropanoid pathway
especially on P450 gene expression were investigated by using directed differential display. For this purpose, we
used 5´ degenerate primers which are complementary to conserved motif of the P450s in the heme-binding
region which is located 250-400 bp upstream of the 3´ site.
         Initially, actively growing callus were obtained to establish the cell suspension cultures which were
used as starting material. Actively growing callus, obtained on MS medium including 0.5 mg/l 2,4-D, were used
for establishment of primary cell suspension cultures on liquid MS medium.The cell suspension cultures were
established from primary cell suspension cultures in 1 mg/l 2,4-D containing MS medium. 13th day of culture
was determined as the starting day of the log stage. So, total RNA was isolated from 13 –day-old cells which
were incubated with yeast extract throughout 0, 3, 6, 12 h. cDNAs were sythesised from total RNAs which
obtained from 6 h elicitor treated and untreated control cultures. cDNAs were used for subsequent PCR reaction
and PCR products were seperated using polyacrylamid gel electrophoresis. Differentially expressed cDNA bands
were recovered from gels. 37 of 56 differentially expressed bands, were succesfully amplified by PCR.
Differentially expressed and conserved P450 motif contained 16 bands were sequenced after cloning. After
sequencing reactions, TBLASTX analysis indicated that these sequences were homologs to a P450 cinnamate 4-
hydroxylase (C4H) which catalizes second step reaction of phenylpropanoid pathway, photosystem II P680
chlorophyll A apoprotein which is upregulated after aphid-infection, putative MerR-family transcriptional
regulator and hypothetical protein.
         Dot blotting were performed by using probes complementary to obtained gene sequences, and total
RNAs isolated at different hours following yeast extract treatment. As a result, differential display results for
C4H, putative MerR-family transcriptional regulator and hypotetical protein were supported by dot blotting.
         Determination of C4H and MerR transcription factor complete sequences will make contributions
towards studies targeting identification of phenylpropanoid metabolisim and improvement of phenolics of A.
chrysochlorus. These data may also be considered to provide comparison of the homology of gene sequences
between species.
AY Mustafa


DanıĢman                  : Prof. Dr. Nermin GÖZÜKIRMIZI
Anabilim Dalı             : Moleküler Biyoloji ve Genetik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Nermin GÖZÜKIRMIZI
                            Prof. Dr. Avni KURU
                            Prof. Dr. Ahmet ZEHĠR
                            Prof. Dr. Nazlı ARDA
                            Prof. Dr. Günhan ERDEM

                Venöz Tromboli Hastalarında Faktör VIII Gen Bölgesinin Moleküler Tanısı
          Tromboz kanın damarlar içerisinde patolojik bir Ģekilde pıhtılaĢması durumudur. Dünyada ve Türk
toplumunda hastalık ve ölümlere neden olduğu bilinmektedir. Tromboz, kan akımındaki değiĢiklikler, damar
duvar değiĢiklikleri, pıhtılaĢma faktörleri ve bunların inhibitörlerinin kan düzeylerindeki değiĢiklikleri sonucu
ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda yapılan araĢtırmalar tedavi stratejilerinin geliĢtirilmesi, tromboz patogenezinin
önlenmesi ve tanımlanması üzerinde yoğunlaĢtığından, bu çalıĢmalarda genellikle moleküler biyoloji ve genetik
temeline dayanan teknikler kullanılmaktadır.
          Tromboz patogenezi, multifaktöriyel olup çok sayıda kalıtsal ve edinsel faktörün değiĢik
mekanizmalarla rol oynadığı karmaĢık bir süreç ile meydana gelmektedir. Tromboz ile ilgili çalıĢmalar bugüne
kadar antitrombin III, protein C ve S, faktör V, protrombin, metilentetrahidrofolat redüktaz (MTHFR) gen
bölgeleri ve bu gen bölgelerindeki spesifik mutasyonlara odaklanmıĢtır. Bununla birlikte faktör yükseklikleri ile
ilgili olarak yapılan araĢtırmaların birçoğu fizyolojik çalıĢmalardan oluĢmaktadır. Bu çalıĢmalar, faktör VIII
düzeyi yüksekliğinin tromboz ile iliĢkili olduğunu ortaya çıkarmıĢtır. Ayrıca yüksek faktör VIII düzeylerinin
kalıtılsal olduğuda birçok olguda belirtilmektedir.
          Bu tez çalıĢmasında, çalıĢma grubu venöz tromboz teĢhisi konulmuĢ 20 birey ile 20 sağlıklı kontrol
bireyden oluĢturuldu. Tüm bireylerin faktör VIII geni promotor bölgesi ve 26 ekson bölgesi polimeraz zincir
reaksiyonu (PCR) ile çoğaltılıp, SSCA yöntemi ile bilinmeyen bir mutasyon ya da polimofizim taraması yapıldı.
          Yaptığımız analizler sonucunda faktör VIII geni promotor bölgesinde venöz tromboz hastaları ve
sağlıklı kontrol grubu bireyleri açısından, PCR sonrası yapılan SSCA poliakrilamit jel görüntülerinde herhangi
bir patern farklılığına rastlamadık. Faktör VIII geninde, APC kesim yerlerinin bulunduğu ekson 8/9 ve ekson 11
bölgelerinin venöz tromboz hastaları ve sağlıklı kontrol grubu bireyleri için, herhangi bir patern farklılığına
rastlamadık. APC bağlanma bölgesi olan ekson 19‟da bir venöz tromboz hastasında farklı patern belirlendi.
Dizileme analiz sonucunda bunun bir mutasyon ya da polimorfizm olmadığı saptandı.
          Faktör VIII geninin ekson 6, ekson 13, ekson 14F ve ekson 25 bölgelerinde ise farklı paternler
belirlendi. Farklı patern veren bireylerin dizileme analizi sonuçlarına göre ekson 6 ve ekson 13‟te herhangi bir
mutasyon ya da polimorfizm olmadığı saptandı. Ekson 14F ve ekson 25 bölgelerine ait dizileme sonuçlarında 3
bireyde belirli bölgelerinde baz değiĢimleri olduğu tespit edildi. 14F bölgesinde saptanan baz değiĢimlerinden
birinin gen ürününün amino asit dizisini değiĢtirdiği belirlenirken, diğer 2 baz değiĢikliğinin amino asit dizisine
etki etmediği saptandı.
          Sonuç olarak, faktör VIII geni promotor bölgesi ve 26 ekson bölgesinde yapılan moleküler analizler
sonucunda, faktör VIII seviyesi yüksekliği ile iliĢkilendirilebilecek herhangi bir mutasyon ya da polimorfizm
olmadığı tespit edildi.




            Molecular Identification of Factor VIII Gene Region in Venous Thromboli Patients
        Thrombosis is pathologic coagulation of blood in vessels. It is known that it leads to disease and death
in the world and in Turkish population. Thrombosis results from variations in blood flow, structural changes in
vessel walls, alterations in the level of coagulation factors and their inhibitors. Since the recent researches are
focused on improvement of therapy strategies, prevention and identification of thrombosis pathogenesis,
generally the techniques employed in these studies are based on molecular biology and genetics.
          Pathogenesis of thrombosis is a complex multifactorial condition in which various hereditary and
environmental factors play role. The studies focused on thrombosis until today involves antithrombin III, protein
C and S, factor V, prothrombin, methylentetrahidrofolat reductase (MTHFR) gene regions and the mutations
found within these gene regions. Besides, most of the researches performed about factor levels consist of
physiologic studies. These studies revealed that high FVIII level is associated with thrombosis. Also, in many
cases it was mentioned that high FVIII levels are inherited.
          In this study, experiment groups are selected from 20 individuals with venouse thrombosis diagnosis
and control groups are selected from 20 healthty individuals. FVIII gene promotor regions and 26 exon regions
of all individuals were amplified by polymerase chain reaction and unknown mutation detection or
polymorphism screening were made by SSCA method.
          As a result of our analysis, we have not detected any different patterns in the FVIII gene promoter
region of healthy individuals and venous thrombosis patients in the SSCA polyacrylamide gels which were
performed after PCR. In FVIII gene, there was no pattern difference between exon 8/9 and exon 11 regions
which have an APC cleavage site when venous thrombosis patients and healthy individuals were compared. A
different pattern was detected from a venous thrombosis patient in exon 19 which has an APC binding region.
After sequence analysis, it was found that there is not any mutation or a polymorphism.
          Different patterns were detected in the exon 6, exon 13, exon 14F and exon 25 regions of FVIII gene. It
was also found that there were no mutations or polymorphism in exon 6 and exon 13 according to sequence
analysis of the individuals who have different patterns. Base changes were detected in specific regions of 3
individuals after the sequence analysis of exon 14F and exon 25. While one of the base changes detected in the
14F region, was found to change the amino acid sequence of the gene product, other 2 base changes were found
not to affect the amino acid sequence.
          As a result of molecular analysis performed on factor VIII promoter and 26 exon regions, neither any
mutations nor polymorphisms related with high levels of factor VIII were detected.




AKMAN Gökhan


DanıĢman                  : Prof.Dr. AYġEGÜL TOPAL SARIKYA
                          : Assoc. Prof. Dr. STUART A. MACNEILL (2. DanıĢman)
Anabilim Dalı             : Moleküler Biyoloji ve Genetik
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr.AyĢegül TOPAL-SARIKAYA
                            Prof. Dr. Güler TEMĠZKAN
                            Prof. Dr. Nermin GÖZÜKIRMIZI
                   Prof. Dr. Sezai TÜRKEL
                            Prof. Dr. AyĢe ÖZER


      Schizosaccharomyces pombe’de Ġkili Moleküler Floresans Komplemantasyon Yöntemiyle Bazı
                         Replikasyon Proteinlerinin EtkileĢimlerinin in vivo Analizi
          Ökaryotik hücrelerde kromozom replikasyonu, genomun nesilden nesile doğru bir Ģekilde aktarımı için
oldukça karmaĢık bir Ģekilde düzenlenmektedir. Son yıllarda, ökaryotlarda DNA replikasyonunun moleküler
mekanizmasının anlaĢılması konusunda büyük ilerlemeler kaydedilmiĢ olmakla beraber, replikasyonun en
önemli aĢamalarından biri olan DNA çift sarmalının açılmasının nasıl gerçekleĢtiği tam olarak aydınlığa
kavuĢmamıĢtır. Yapılan çalıĢmalar, MCM kompleksinin, Cdc45 ve GINS kompleksiyle beraber S fazında DNA
çift sarmalının açılmasında görev aldığını göstermektedir.
          Bu çalıĢmada, Schizosaccharomyces pombe‟de replikasyonda yer alan proteinlerin birbirleriyle
iliĢkilerini incelemek amacıyla floresan ıĢıma temeline dayanan “Ġkili Moleküler Komplementasyon”
(Bimolecular Fluorescence Complemantation, BiFC) yönteminden faydalanılarak, replikasyon proteinlerinin
birbirleriyle olan iliĢkilerinin in vivo olarak incelenmesi amaçlandı. Bu yöntem ile birbirleriyle etkileĢime giren
proteinlerin hücre içi yerleĢiminin incelenebilmesi mümkün olabilmektedir. BiFC yöntemini uygulamak
amacıyla, bir rekombinant sarı floresan protein olan Venüs proteininin, floresan özelliğe sahip olmayan N ve C
terminal parçaları kullanıldı. Bu parçaların birbirleriyle etkileĢime giren proteinlere eklendi. Bu proteinlerin
etkileĢimi, eklenen parçaların bir araya gelip, yeniden katlanmaları ve floresan ıĢımanın meydana gelmesiyle
gözlemlendi.
          BiFC yönteminin uygulanabilirliğini kolaylaĢtırmak ve S. pombe‟de hedef proteinlerin C ucu
bölgelerine füzyonu gerçekleĢtirmek amacıyla bir dizi vektör tasarlandı. GINS kompleksinin dört alt ünitesinden
ikisini kodlayan: psf1, psf2 ve MCM kompleksinin altı alt ünitesinden ikisin kodlayan: mcm2, mcm4 ve cdc45
geninin yapısı, kendi genomik bölgelerinde genlerin anlatım düzeyi yabani ırk ile aynı kalacak Ģekilde
değiĢtirilmeden PCR aracılı gen hedefleme yöntemi ile değiĢime uğratıldı.
          BiFC yöntemiyle elde edilen verilere göre Psf1 ve Mcm4 proteinlerinin nukleusta tüm hücre çevrimi
boyunca etkileĢime girmektedir ve sadece S fazında kromatin materyaline bağlanmaktadır. Ayrıca diploid
hücreler kullanılarak Mcm4 proteininin bir baĢka Mcm4 proteini ile etkileĢimi incelendiğinde, Mcm4-Mcm4
proteinlerinin, Psf1-Mcm4 poteinlerine benzer Ģekilde, nukleusta ıĢıma gösterirken sadece S evresinde kromatin
materyaline bağlandığı gösterilmiĢtir




     In vivo Analysis of Certain Replication Proteins Interactions by Using Bimolecular Fluorescence
                         Complementation Method in Schizosaccharomyces pombe
          Chromosome replication in eukaryotic cells is regulated in a highly complex fashion in order to stable
transmission of the genom from one generation to the next. Although, there has been significant progress to be
understood the molecular mechanisms of eukaryotic DNA replication in recent years, the identity of the primary
activity that unwinding of the parental DNA duplex has remained unclear. Several recent reports confirm that the
MCM complex associated with two partners, Cdc45 and GINS complex, is responsible for the unwinding of
DNA during S phase.
          In this study, we describe flourescence-based method, “Bimolecular Fluorescence Complementation”
(BiFC) in fission yeast S. pombe to investigate protein dynamics and interactions between replication proteins in
vivo by using. This method allows to visualization of subcellular localization of protein interactions. To apply
BiFC method, N– and C- terminal fragments of non-fluorescent fragments of a recombinant yellow fluorescence
protein, Venus, are fused to the interacting partners. The interaction brings the fragments together, which then
fold, reassemble and fluoresce.
          To facilitate the applicaton of BiFC, we designed series of vectors for easy construction of C-terminal
fussion of the target protein in S. pombe. The modifications are carried out by PCR-mediated gene targeting of
five genes encoding psf1 and psf2 (encoding two of the four subunit of GINS), mcm2 and mcm4 (two of the six
subunits of the MCM complex) and cdc45 at the genomic level, thus resulting in the tagged yeast proteins being
expressed at wild-type levels.
          BiFC data indicated that Psf1 and Mcm4 interacted in the nucleus throughout the cell cycle and
chromatin association occurs only during S-phase. We also analysed self-association of Mcm4 in diploid cells.
As with the Psf1-Mcm4 interaction, Mcm4-Mcm4 displayed nuclear flourescence and chromatin
          association occurs only during S-phase.
ORMAN MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


RIDVAN ÇÖRTÜ Mehmet


DanıĢman                  : Prof.Dr.H.Ferhat BOZKUġ
Anabilim Dalı             : Orman Mühendisliği
Programı                  : Silvikültür
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. H.Ferhat BOZKUġ
                            Prof. Dr. Melih BOYDAK
                            Prof. Dr. Gülen ÖZALP
                            Prof. Dr. Cemil ATA
                            Prof. Dr. Korhan TUNÇTANER


Büyükdüz AraĢtırma Ormanında MeĢe (Q. Petraea Ssp. Ġberica Steven Ex Bieb.) Krassilin) Ġle Karaçam
                 (Pinus Nigra Arn. Ssp.Pallasiana (Lamb.) Holmboe)’In Büyüme ĠliĢkileri
          AraĢtırmada, Karabük - Büyükdüz AraĢtırma Ormanındaki asli ağaç türlerinden karaçam ve meĢenin
karĢılıklı büyüme iliĢkileri ve bunların farklı vejetasyon birimlerindeki bazı özellikleri ele alınmıĢtır.
Aksoy (1978) tarafından saptanan vejetasyon birimlerinden sekiz tanesi karaçam ve meĢeyi kapsamaktadır. Bu
vejetasyon birimlerinden 5 tanesinde 14 örnek alan (50mX50m boyutlarında) alınmıĢtır. Bu örnek alanlardaki
bütün bireylerin çapları ve boyları ölçülmüĢtür. Ayrıca her örnek alandan 3 er adet karaçam, meĢe ve göknar
bireyi kesilerek (toplam 126 ağaç) bunlar gövde analizine tabi tutulmuĢlardır.
          Karaçam 0,30 m boya 4-8 yaĢlarında, 1,30 m boya 7-32 yaĢlarında ulaĢabilmektedir. MeĢe 0,30 m boya
5-7 yaĢlarında, 1,30 m boya 9-28 yaĢlarında ulaĢabilmektedir. Göknar 0,30 m boya 6-30 yaĢlarında, 1,30 m boya
9-60 yaĢında ulaĢabilmektedir.
          GençleĢtirme çalıĢmalarında karaçam ve meĢenin ön planda düĢünülmesi gerekmektedir. Göknar,
üçüncü planda düĢünülmesi gereken bir türdür. GençleĢtirme çalıĢmalarında karaçam ve meĢelerin grup veya
büyük gruplar halinde gençleĢtirilmeleri uygun olacaktır.


  Growth Relations of Oak (Q. Petraea Ssp. Ġberica (Steven Ex Bieb.) Krassilin) And Black Pine (Pinus
         Nigra Arn. Ssp.Pallasiana (Lamb.) Holmboe) Tree Species at Büyükdüz Research Forest
         Growth relations and their some characteristics in different vegetation units of black pine, oak and fir
which are three main tree species of The Karabük-Büyükdüz Research Forest were examined.
Eight of the vegetation units which comprise black pine, oak and fir species, were determined by Aksoy (1978).
Five of these vegetation units were selected and, according to this, 14 sampling areas (50mX50m in dimensions)
were determined. In research areas, all of the members‟ diameters were measured. According to these results,
diameter classes were determined, and then the heights of 3 trees locating in each diameter classes were
measured. Three black pine, oak and fir trees (totally 126 as number) at each sampling area were cut and their
stem analysis were done.
The black pine reaches the 0.30 m height at 4-8 years old and 1.30 m height at 7-32 years old. Oak species
reaches the 0.30 m height at 5-7 years old and 1.30 m height at 9-28 years old. Fir species reaches the 0.30 m
height at 6-30 years old and 1.30 m height at 9-60 years old.
The regeneration works must be carried on the black pine and oak tree species. The fir must be lastly considered
species in the area. The regeneration works for black pine and oak tree species will be made as groups.
AKKAYA Muhammed


DanıĢman                   : Prof Dr M.Ömer KARAÖZ
Anabilim Dalı              : Orman Mühendisliği
Programı                   : Toprak Ġlmi ve Ekoloji
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof Dr. M.Ömer KARAÖZ (DanıĢman)
                             Prof Dr Cemil CANGĠR
                             Prof Dr Levent ġAYLAN
                             Prof.Dr. Kamil ġENGÖNÜL
                             Doç.Dr. Doğanay TOLUNAY

   Biga Orman ĠĢletmesinde Fıstık Çamı (Pinus Pinea L.) Ağaçlandırma Alanlarında Toprak ĠĢleme Ve
                             Fidan Dikim Aralığının Orman Topraklarına Etkisi
         Bu çalıĢmada, Biga orman iĢletmesinin Karabiga Yarımadası mevkii - granit anakayası üzerinde yapılan
fıstıkçamı ağaçlandırmalarında toprak iĢlemesinin ve dikim aralığının orman topraklarına yaptığı etkiyi
araĢtırmak amacı ile, farklı yıllarda, değiĢik toprak iĢleme yöntemleri uygulanan, farklı bakı ve eğimde bulunan
75 adet örnek alan seçilerek bazı toprak özellikleri belirlenmiĢtir. Örnek alanlardaki ağaçların çap, boy, tepe tacı,
toprağı örtme dereceleri tespit edilmiĢtir. Bulunan değerler ağaçlandırılmamıĢ doğal orman örtüsü ile kaplı
alanlardan alınan kontrol parsellerinin toprak özellikleri ile karĢılaĢtırılmıĢtır. Ayrıca ağaçlandırma alanında
bulunan sedir, kızılçam, sahilçamı, fıstıkçamı türlerine ait toprak üstü ve toprakaltı bitkisel kütle ile organik
madde, toplam azot, karbon miktarları belirlenmiĢtir.
         Toprak iĢlemesi yapılan alanların hacim ağırlıklarının doğal alanlara göre fazla olduğu belirlenmiĢtir.
Toprak organik maddesinin azaldığı, su tutma kapasitesinin düĢtüğü, ince toprak miktarının azaldığı,
geçirgenliğin arttığı, toplam azotun azaldığı tespit edilmiĢtir.
         Ağaçlandırma sahasına dikilen fıstıkçamının diğer türlere göre tek ağaç bitkisel kütle miktarının en
fazla olduğu ancak geniĢ dikim aralığı uygulandığı için hektardaki ağaç sayısına bağlı olarak birim alandaki
toplam bitkisel kütlesinin de düĢtüğü belirlenmiĢtir. Ağaçlandırılmayan alanlardaki çalı tabakası karbon
üretiminin ağaçlandırılmıĢ alanlardakine yakın olduğu, ağaçlandırma alanlarındaki ağaç tabakası bitkisel kütleyi
ve karbon üretimini oldukça arttırmıĢtır.
         Fıstıkçamının gerek tek ağaç bitkisel kütle miktarının en fazla oluĢu, dolayısıyla organik madde miktarı,
toplam azot ve karbon miktarının da yüksek olması, aynı zamanda meyvesinin değerli olması nedenlerinden saha
için en uygun ağaç türüdür. AraĢtırma alanında fıstıkçamının büyümesinin doğal ve plantasyonla yetiĢtirilmiĢ
diğer alanlara göre daha düĢük kalması, kapalılığın çok uzun zamanda oluĢmasını da beraberinde getirdiğinden
uygulanmakta olan dikim aralığının sıklaĢtırılarak değiĢtirilmesi potansiyel erozyon tehlikesine karĢı
önerilmiĢtir.

 Effects of Soil Treatment Techniques And Planting Spaces on Forest Soils in Umbrella Pine Plantations
                            (Pinus Pinea L.) of Biga Regional Forestry Directorate
         In this study, some soil properties were determined within chosen 75 sampling areas where different
soil preparation techniques applied on different aspect and slopes on Karabiga Peninsula - umbrella pine (Pinus
pinea L.) plantation areas, to find out the effects of different soil preparation techniques and planting spaces on
forest soils derived from granite. Obtained results were compared with the soil properties of control plots which
covered with natural vegetation. Tree diameter and height, crown diameter and canopy closure on sample plots
were determined. In addition, aboveground and root biomass, organic matter, total nitrogen and carbon contents
of cedar, callabrian pine, maritime pine and umbrella pine species were also compared with each other.
         Bulk density values of soils from treatment plots were higher than soils under natural vegetation-control
plots. After soil treatment applications, only soil permeability increased, but, organic matter content, saturation
capacity, fine soil fraction and total nitrogen content decreased.
         The umbrella pine species has the highest individual tree biomass, while, it has lower biomass in area
basis depending on lower tree density and wider planting space per unit area. Carbon sequestration of shrub layer
on unplanted control plots was almost equal to plantation areas. Tree cover on plantation areas significantly
increased the total biomass and carbon sequestration.
         Umbrella pine is the most suitable tree species for plantation in research area due to its higher individual
tree biomass, organic matter, total nitrogen and carbon amounts. On the other hand, lower growth capability in
comparison with other natural and plantation umbrella pine areas, led to late occurrence of canopy closure,
therefore, present planting spaces should be narrowed and changed against potential erosion risk in research area.
ORMAN ENDÜSTRĠSĠ MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


SOFUOĞLU Sait Dündar ,


DanıĢman                   : Prof. Dr. Ahmet KURTOĞLU
Anabilim Dalı              : Orman Endüstri Mühendisliği
Programı                   : Orman Endüstrisi Makinaları ve ĠĢletme
Mezuniyet Yılı              : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Ahmet KURTOĞLU
                             Prof. Dr. Cemalettin YAMAN
                             Prof. Dr. K.Hüseyin KOÇ
                             Prof. Dr. Ömer SARAÇOĞLU
                             Prof. Dr. Adnan DĠKĠCĠOĞLU


         Bazı Yerli Ağaç Türü Odunlarının ĠĢlenme Özelliklerinin Yüzey Kalitesi Üzerine Etkileri
          Türkiye‟de yetiĢen bazı yerli ağaç türü odunlarına ait iĢlenme özelliklerinin yüzey kalitesi üzerine
etkisini inceleyerek iĢlenme özelliklerinin tespiti, iyileĢtirilmesi ve çeĢitli kullanım amaçları ve yerleri için
uygunluk düzeylerinin belirlenmesini sağlamaktır.
          ĠĢlenme özellikleri genel olarak ağaç malzemenin; planyalanması, frezelenmesi, tornalanması, lamba-
zıvana açılması, delinmesi ve zımparalanması iĢlemleri karĢısında gösterdiği performanstır.
          Bu kapsamda Türkiye‟de doğal olarak yetiĢen ve geniĢ kullanım alanı bulunan, iğne yapraklı ağaç
türlerinden karaçam (Pinus nigra Arnold) ve Toros sediri (Cedrus libani A.Rich); yapraklı ağaç türlerinden
sapsız meĢe (Quercus petraea Lieble) ve karakavak (Populus nigra L.) deneme materyali olarak seçilmiĢtir.
          ĠĢlenme özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılan denemelerde numunelerin hazırlanması, iĢlenmesi
ve değerlendirilmesi ASTM D 1666 standardından faydalanarak yapılmıĢtır. Planyalama ve zımparalama
numuneleri üzerinde ayrıca liflere paralel ve liflere dik olmak üzere iğne taramalı yöntem kullanılarak
pürüzlülük ölçümleri de gerçekleĢtirilmiĢtir.
          Denemeler sonucu elde edilen bulgular, denemelerde kullanılan ağaç malzemenin özgül ağırlık ve birim
mesafedeki yıllık halka sayısına iliĢkin ve ağaç malzemeyi iĢlemede yüzey kalitesine ait bulgular olarak iki
bölümde değerlendirilmiĢtir.
          Planyalama iĢlemlerinde en iyi yüzey kalitesi karakavak ve sapsız meĢede 25o‟lik kesiĢ açısında,
karaçam ve Toros sedirinde 15o‟lik kesiĢ açısında elde edilmiĢtir.
          Frezeleme iĢleminde ilgili standarda göre kabul edilebilir numune oranı en yüksek orandan en düĢük
orana doğru karaçam, sapsız meĢe, Toros sediri, ve kara kavak Ģeklinde olmuĢtur. Delme iĢleminde çift helisli
matkap ucu, tek helisli matkap ucuna göre daha yüksek iĢleme performansı göstermiĢtir. Tornalama iĢlemlerinde
ise sıralama sapsız meĢe, karakavak ve karaçam Ģeklinde olmuĢtur.
          Zımparalama iĢleminde kusursuz yüzey oranı en fazla sapsız meĢede elde edilmiĢ, bunu sırasıyla Toros
sediri, karaçam ve karakavak izlemiĢtir.
          Son ürün olarak kullanımlarında yüzey kalitesinin belirlenmesindeki öneminden dolayı planyalama ve
zımparalama iĢlemlerinden sonra yapılan pürüzlülük ölçümlerinde; ortalama pürüzlülük (Ra) değeri en yüksek
6.780 µm. ile sapsız meĢede görülmüĢ, onu 6.338 µm. ile karakavak, 4,836 µm. ile Toros sediri ve 4,740 µm. ile
karaçam takip etmiĢtir.
          Anahtar Kelimeler: Ağaç malzeme, iĢlenme, yüzey kalitesi, pürüzlülük
         Effects of Wood Machining Properties of Some Native Wood Species on Surface Quality
          Determining and upgrading wood machining properties and defining convenient usage areas for some
native wood species of Turkey is important to evaluate effects of wood machining properties on surface quality.
          Wood machining is a performance criterium indicated after planing, shaping, turning, mortising, boring
and sanding.
          European black pine (Pinus nigra Arnold) and Cedar of Lebanon (Cedrus libani A. Rich) as two
softwood species and Sessile Oak (Quercus petraea Lieble), Black poplar (Populus nigra L.) as two hardwood
species widespreadly used and grown in Turkey were selected as experimental material for the study.
          Preparation of samples and machining were carried out according to ASTM D 1666 standart for
determining machining properties. Surface roughness was measured by stylus trace metod parallel and
perpendicular to grain on planned and sanded samples.
          Results were expressed in two parts; (1) density and number of annual rings per unit, (2) surface quality
after machining.
          Perfect surface quality was obtained for hardwoods P. nigra and Q. petrea at 250 cutting angle of
planing and for softwoods P. nigra and C. libani at 150 cutting angle of planing.
          According to the relevant standard, our study revealed acceptable sample proportion hierarchies of
P.nigra > Q. petrea > C. libani > P. Nigra in shaping.
          Superior machining performance was obtained in boring by multiple spur bit when compared to ship
auger bit. Performance in turning, on the other hand, could be ranged as Q. petrea > P. nigra > P.nigra
          Excellent (defect-free) surface proportion in sanding was determined in Q. petrea, C. libani, P.nigra,
Pop nigra in order from best to worst.
          Surface roughness values of planned and sanded samples are important for determining surface quality.
Average surface roughness (Ra) values were obtained as 6,780 µm, 6,338 µm, 4,836 µm, 4,740 µm, in Q. petrea,
P. nigra, C. libani, P.nigra, respectively.

Key Words: Wood, wood machining, surface quality, surface roughness
KĠMYA ANABĠLĠM DALI



MISIRLI Tolga


DanıĢman                   : Doç. Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞLU
Anabilim Dalı              : Kimya
Programı                   : Fiziksel Kimya
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Doç. Dr. Mehmet MAHRAMANLIOĞLU
                             Prof. Dr. Mustafa Lütfü BERKEM
                             Prof. Dr. Ġzzet TOR
                             Prof. Dr. AyĢe Zehra AROĞUZ
                             Doç. Dr. Sinem GÖKTÜRK


        ÇeĢitli Adsorbentler Ġle Sulu Çözeltilerden Brij-35, Triton X-100 Ve Ctab UzaklaĢtırılması
          Bu çalıĢmada Brij-35, Triton X-100 ve CTAB yüzey aktif maddelerinin üç farklı aktif karbonla, asit
aktivasyonlu bentonit ve moleküler elek kullanılarak sulardan uzaklaĢtırılması çalıĢılmıĢtır.
Adsorpsiyon deneyleri baĢlangıç deriĢiminin, adsorbent dozunun, pH ve sıcaklığın fonksiyonu olarak
yapılmıĢtır.
          Adsorpsiyon kinetik sonuçları Lagergren denklemine göre yorumlanmıĢ ve sabitler hesaplanmıĢtır.
Tanecik içi difüzyon katsayıları hesaplanmıĢtır.
Adsorbentlerin adsorpsiyon kapasitesi için Langmuir ve Freundlich izotermleri kullanıldı ve bu isotermlere ait
sabitler her adsorbent ve adsorbat için hesaplandı.
          D-R izotermleri her adsorbent ve adsorbatın adsorpsiyon mekanizmasını anlamak için kullanıldı. Giles
izotermleri yine adsorpsiyon mekanizmasını anlamak için kullanıldı.
Termodinamik parametreler hesaplandı. Serbest enerji değiĢimdeki negatif değer adsorpsiyonun spontanlığını
gösterdi.
          Sabit yatak çalıĢmaları organik ve inorganik kirleticileri uzaklaĢtırmak için kullanılır. Bu nedenle kolon
çalıĢmaları yapıldı. Her bir adsorbent ve adsorbat için kolon çalıĢmalarından elde edilen kapasite değerleri
kesikli çalıĢmalardan elde edilen değerlerden daha yüksek bulundu.


    The Removal of Brıj-35, Trıton X-100 and Ctab from Aqueous Solutıons By Different Adsorbents
         In this study the adsorption of surface active agents, Triton X-100, Brij-35 and CTAB, from aqueous
solutions on three different activated carbons, activated bentonite and molecular sieve was studied.
The adsorption experiments were carried out as a function of initial concentration, adsorbent dose, pH and
temperature.
         The results of adsorption kinetic were interpreted by the Lagergren equation and rate constants were
calculated. Intraparticle diffusion rate constants were also calculated.
In order to understand the adsorption capasity of the adsorbents used in the study, the Langmuir and Freundlich
adsorption isotherms were used and the constants of these isotherms were calculated for each adsorbent and
adsorbate.
         D-R isotherms were used to understand the adsorption mechanism of each adsorbate and adsorbent.
Giles isotherms were also used to understand the adsorption mechanism.
Thermodynamic parametres were calculated. The negative values of the free energy change indicated the
spontaneity of the adsorption process.
         Fixed-beds have been used to remove organic and inorganic pollutants. Therefore column studies were
carried out. The capacities of column for each adsorbate and adsorbent were found to be higher than the
capacities found from batch experiments.
TUNALI Sevim


DanıĢman                  : Prof. Dr. Refiye YANARDAĞ
Anabilim Dalı             : Kimya
Programı                  : Biyokimya
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Refiye YANARDAĞ
                            Prof. Dr. Nuriye AKEV
                            Prof. Dr. AyĢen YARAT
                            Prof. Dr. AyĢe YUSUFOĞLU
                            Prof. Dr. Ġnci ARISAN-ATAÇ


    Fındıktan (Corylus maxima Miller) üreazın saflaĢtırılması ve çeĢitli taĢıyıcılara immobilizasyonu
         ÇalıĢmamızda Türkiye‟de Giresun ili ve civarında oldukça bol miktarda yetiĢtirilen fındıktan (Corylus
maxima Miller) üreaz (üre amidohidrolaz, E.C. 3.5.1.5) enzimi ilk defa saflaĢtırıldı ve kinetik özellikleri
incelendi. SaflaĢtırılan üreaz çeĢitli taĢıyıcılara immobilize edildi.
         Fındıklar 25 mM fosfat tamponu (pH=7.0) ile homojenize edildi. Üreaz aktivitesi gösteren
homojenizata soğuk aseton-etil alkol ile çöktürme ve asid aĢamaları uygulandı. Daha sonra bu kesit sırasıyla
DEAE-sellüloz ve hidroksilapatit kolonlarına uygulandı. SaflaĢtırma iĢlemlerinde protein miktar tayini Bradford
ve E280/E260 Warburg yöntemlerine göre; enzim aktivitesi ise Weaterherburn yöntemine göre 630 nm‟de
spektrofotometrede tayin edildi. Bu Ģekilde üreaz fındıktan 30 kez saflaĢtırıldı.
         SaflaĢtırılan üreazın PAGE elektroforezi sonucunda 545 kDa mol ağırlığı olan tek pik içerdiği saptandı.
SDS-PAGE elektroforezi sonucunda saflaĢtırılan enzimin hekzamer yapıda ve molekül ağırlığının 89.321 kDa
olduğu bulundu.
         Fındıktan saflaĢtırılan üreazın optimum pH‟sının 7.6, optimum sıcaklığının 25°C olduğu bulundu.
         Enzimin çeĢitli substratlara karĢı ilgisi incelendiğinde, üreazın ilgisinin en fazla 4-
dimetilaminobenzaldehid‟e olduğu ve bu substrata karĢı Km ve Vmax değerlerinin sırasıyla 0.128 mM ve 0.555
U/mL olduğu saptandı.
         pH, sıcaklık, depolama kararlılığı, optimum reaksiyon süresinin tayini, uygun enzim ve substrat
konsantrasyonu belirlendi. Bunların yanı sıra enzim üzerine çeĢitli organik ve anorganik bileĢiklerin ve organik
çözücülerin etkileri incelendi.
         Fındıktan saflaĢtırılan üreaz alümina, Amberlit IRA-900 ve deniz kumu üzerine immobilize edilerek
immobilize üreazların optimum pH, optimum sıcaklık, enzim taĢıyıcı miktarının aktiviteye etkisi, optimum
reaksiyon suresinin tayini, ve organik ve anorganik bileĢiklerin etkileri gibi kinetik özellikleri de incelendi.
         Ġmmobilize enzimin saflaĢtırılmıĢ enzimle benzer kinetik özellikler gösterdiği, ancak alümina ve
Amberlit IRA-900 üzerine immobilize edilmiĢ üreazın optimum sıcaklığının 40°C olduğu gözlemlendi.
    Purification of Urease from Hazelnut (Corylus Maxima Miller) and Ġts Ġmmobilization on Various
                                                    Supports
          In our study, urease (urea amidohydrolase 3.5.1.5) was purified for the first time from hazelnut (Corylus
maxima Miller) being abundant in Giresun (Turkey) and surroundings and the kinetic properties of the enzyme
were investigated. Purified urease was immobilized on various supports.
          Hazelnuts were homogenized with 25 mM phosphate buffer (pH=7.0). The homogenizate with urease
activity was precipitated with precooled aceton-ethyl alcohol and then was applied the acid step. Subsequently,
this fraction was applied respectively to DEAE-cellulose and hydroxyapatite columns. In the purification
process, the protein content was determined by Bradford and E280/E260 Warburg methods and urease activity
was measured spectrophotometrically at 630 nm according to Weaterherburn‟s method. Urease was purified
from hazelnut 30 times by this processes.
          It was determined after PAGE electrophoresis that the purified urease contained a single peak
corresponding to 545 kDa molecular weight. The purified enzyme, which showed a six bands SDS-PAGE, had a
molecular weight of 89.321 kDa.
          It was also found that urease from hazelnut had an optimum pH value pH=7.6 and an optimum
temperature of 25°C.
          When the affinity of the enzyme against several substrats was examined, the highest value was obtained
with 4-dimethylaminobenzaldehyde, with Km and Vmax values of 0.128 mM and 0.555 U/mL, respectively.
          The optimum pH and temperature, storage stability, optimum reaction time, appropriate concentrations
of the enzyme and its substrate were investigated, the effects of several organic and inorganic compounds and
organic solvents were also determined.
          After the immobilization of urease purified from hazelnut on several supports (alumina, Amberlite-IRA
900, sea sand), kinetic properties such as optimum pH and temperature, effect of enzyme carrier amount on
activity, optimum reaction time and effects of organic and inorganic compounds were also examined.
          It has been observed that immobilized enzyme has the same kinetic properties with purified enzyme, but
optimum temperature of immobilized urease on alumina and Amberlite IRA-900 is 40°C.
KĠMYA MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



BOROĞLU Mehtap ġafak


DanıĢman                   : Prof.Dr. Mehmet Ali GÜRKAYNAK
Anabilim Dalı              : Kimya Mühendisliği
Programı                   : Proses ve Reaktör Tasarımı ı
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. M. Ali GÜRKAYNAK
                             Prof.Dr. Salih DĠNÇER
                             Prof.Dr. Ġsmail BOZ
                             Prof.Dr. Niyazi BIÇAK
                             Doç.Dr. Ġsmail AYDIN


   Yeni Silika Modifiye Poliimid Membranların Hazırlanması, Fiziksel Ve Gaz Geçirme Özelliklerinin
                                                   Ġncelenmesi
          Aromatik poliimidler, birçok polimerik malzemeye kıyasla yüksek ısıl kararlılık, kimyasal direnç ve iyi
mekanik özellikler göstermeleri nedeniyle membran esaslı gaz ayırma alanında büyük ilgi çekmektedirler.
Yüksek seçici geçirgenliğe sahip poliimid membranların hazırlanabilmesi özellikle ticari öneme sahip O2/N2,
CO2/CH4 gibi gaz ayırma uygulamaları açısından çok önemlidir.
          Bu çalıĢmada ilk olarak, modifiye poliimid polimerlerin hazırlanmasında ara ürün oluĢturabilecek,
siloksan gruplarına sahip yeni monomerler sentezlenmiĢ ve daha sonra elde edilen monomerler ile poliimid-
siloksan yapısında modifiye polimerlerin sentezi gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu tip modifiye poliimidlerin
hazırlanmasındaki amaç, silikanın termal kararlılığı ile poliimidin kimyasal ve mekaniksel dayanımını kombine
etmek ve silikanın varlığı ile zincirlerarası mesafenin arttırılarak ayırma özelliklerinin geliĢtirilmesidir. Ġkinci
kısımda, belirli zeolitlerin, birinci kısımda elde edilen ara ürün (DABA/3-APTMS) ile modifiye edilerek,
poliimid yapısına kimyasal olarak bağlanması sağlanmıĢtır ve elde edilen hibrit membranların gaz geçirgenlik
özellikleri incelenmiĢtir. Camsı polimerlerle hazırlanan zeolit katkılı membranlarda polimer/zeolit ara
yüzeylerinde bağlanamama problemi ile karĢılaĢıldığı baĢka araĢtırıcılar tarafından da literatürde belitilmektedir.
Zeolit katkılı camsı polimerlerle ayırma özelliklerinin arttırılması için polimer/zeolit ara yüzeyindeki seçici
olmayan bu boĢlukların giderilmesi ve bağlanma probleminin çözülmesi hedeflenmiĢtir. Bu çalıĢmada ayrıca
zeolit katkı miktarına bağlı olarak zeolit tane büyüklüğünün katkılı membranların gaz ayırma özelliklerine etkisi
incelenmiĢtir.
          Siloksan içeren ara ürünün sentezi reaksiyonunun ilerleyiĢi, asit indisi ve amin indisi tayini ile takip
edilmiĢtir. Modifiye poliimidlerin yapıları infrared spektroskoposi (FTIR) ile takip edilmiĢtir. Poliimidlerin ısıl
analizleri Diferansiyel Taramalı Kalorimetri (DSC) ve Termal Gravimetrik Analiz (TGA) ile incelenmiĢtir.
Silika ve zeolitlerin polimer matrisinde dağılımı incelenek için yüzeylerinin karakterizasyonu Taramalı Elektron
Mikroskobu (SEM) analizleri ile karakterize edilmiĢtir. Yapısal özellikleri nem absorplama ve ĢiĢme denemeleri
ile incelenmiĢtir. Hazırlanan membranların O2 ve N2 için saf gaz geçirgenlik değerleri ölçülmüĢ ve bu değerler
kullanılarak ideal seçicilik değerleri hesaplanmıĢtır.
          Hazırlanan membranların O2 ve N2 geçirgenlik testlerinde, silika katkılı polimerik membranlarda silika
miktarının artması ile geçirgenlik değerlerinin arttığı görülmüĢtür. Aynı durum zeolit miktarı artıĢı ile de
gözlemlenmiĢtir. Örneklerin SEM analizlerinde zeolit ve silika taneciklerinin homojen bir Ģekilde dağıldığı ve
flimlerin yüzeyinde herhangi bir kusur olmadığı gözlemlenmiĢtir.
 The Preparation of Novel Silica Modified Polyimide Membranes, The Investigation of Physical and Gas
                                            Permeation Properties
         Aromatic polyimides are gaining importance in membrane based gas separation area due to their
outstanding thermal and chemical stability, and good mechanical properties. Preparation of polyimide
membranes with high permselectivity is significant for the separation of commercially important gas pairs such
as O2/N2 and CO2/CH4.
         In this study, in the first part of the thesis new monomers having silica groups were synthesized as an
intermediate for preparation of siloxane modified polyimide polymers. Then with these monomers, the synthesis
of polyimide-siloxane hybrid membranes were achieved. The purpose of the preparation of modified polyimides
was to combine the chemical and mechanical resistance of polyimides with the thermal stability of silica, and to
improve the gas separation properties of polymers. In the second part of the thesis, the incorporation of siloxane
modified zeolites to polyimide structure was achieved, and the gas separation properties of the synthesized
hybrid membranes were examined. In the zeolite mixed matrix membranes, polymer-zeolite interface interacts
weakly with the zeolite framework, and results in a series of non-selective voids surrounding zeolite domains.
Proper selection of the polymer and the zeolite was aimed for the preparation of zeolite filled membranes with
enhanced separation performance. The effect of particle size and the performance of zeolite-polymer mixed
matrix membranes were investigated as a function of zeolite loading and type of zeolite.
         Synthesis of new siloxane containing intermediate was followed by the measurement of acid and amine
number. The synthesis of modified polyimides were characterized by Fourier Transform Infrared Spectroscopy
(FTIR). The thermal analysis of the polyimides were carried out by Differential Scanning Calorimetry (DSC)
and Thermogravimetric Analysis (TGA). Polyimide membranes were morphologically characterized by
Scanning Electron Microscopy (SEM). Water absorption and swelling experiments were also carried for the
investigation of structural properties of polymers. The separation properties of membranes prepared were also
characterized by permeability for O2 and N2 gases and ideal selectivity values were calculated.
         The permeabilities of polymeric membranes prepared with zeolite increased with growing particle size.
In the SEM analysis, it is observed that the zeolite and silica particles are distributed homogenously, and the
films prepared are without any microscopic defect.
TAMER Nevra


DanıĢman                   : Prof. Dr. Ahmet KAġGÖZ
Anabilim Dalı              : Kimya Mühendisliği
Programı                   : Kimyasal Teknolojiler
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Ahmet KAġGÖZ (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Saadet PABUCCUOĞLU
                             Prof. Dr. Tuncer ERCĠYES
                             Prof. Dr. Hüseyin YILDIRIM
                             Doç. Dr. Ġsmail AYDIN


             Termoplastik Poliüretanların Hazırlanması ve Polimer Harmanlarında Kullanımı
           DüĢük polariteye sahip ticari polimerlerle daha uyumlu polimer harmanların hazırlanması amacıyla
gerçekleĢtirilen bu tez çalıĢmasında, yağ kimyasalları bazlı dioller ile polieter diol karıĢımlarından ilk defa farklı
bileĢimlerde termoplastik poliüretanlar (TPU) elde edilerek, bu polimerlerin ticari polipropilen (PP) ile iki farklı
oranda (PP/TPU = 90/10 ve 70/30) harmanları hazırlanmıĢ ve örneklerin bazı fiziksel özellikleri incelenmiĢtir.
TPU‟ların hazırlanmasında farklı yapı ve özelliklere sahip ürün elde etmek amacıyla kullanılan diol
bileĢiklerinin oranları ve zincir uzatıcının tipi değiĢtirilmiĢtir. Yapısal olarak farklı olan ve buna bağlı olarak da
farklı oranda hard segment içeren ürünler FTIR analizi, viskozite ölçümleri ve DSC analizi ile karakterize
edilmiĢtir.
           FTIR analizi, ürünlerin hazırlanması esnasında yan reaksiyonların oluĢmadığını ve üründe serbest
izosiyanat gruplarının kalmadığını göstermiĢtir. Ġntrinsik viskozite tayinleri, viskozitenin üründeki hard segment
oranı ile orantılı olarak arttığını göstermiĢtir. DSC analizleri de ürünlerin camsı geçiĢ sıcaklığının, yine hard
segment oranındaki artıĢa paralel olarak arttığını göstermiĢtir. Hard segment oranına bağlı olarak ürünlerin
intrinsik viskozite değerleri 0,434 – 0,524 dL/g arasında ve camsı geĢiĢ sıcaklıkları ise (-47oC) – (-15oC)
arasında değiĢmektedir.
           Elde edilen TPU‟lar ile ticari PP‟nin eriyikte harmanları iki farklı oranda hazırlanarak, ürünlerin bazı
ısıl, reolojik ve mekanik özellikleri belirlenmiĢtir. GerçekleĢtirilen DSC analizleri PP‟nin erime ve kristalizasyon
sıcaklığı üzerinde TPU‟nun yapısının ve miktarının önemli bir etkisinin olmadığını göstermiĢtir. Yapılan reolojik
testler sonucunda ise 90/10 oranındaki harmanlarda TPU‟nun yapıya girmesi ile ürünün daha yumuĢak bir yapı
kazandığı söylenebilir. Ancak TPU oranı %10‟dan %30‟a çıkarıldığında özellikle hard segment oranı yüksek
olan örneklerde, yüksek ara yüzey gerilimi nedeniyle oluĢan uyumsuzluk neticesinde harmanların bazı
özelliklerinin olumsuz yönde etkilendiği görülmüĢtür.
           Harmanların mekanik testlerinde, 90/10 oranında hazırlananlarda, TPU‟nun yapıya esneklik
kazandırması nedeniyle kopma anında uzama değelerinin saf PP‟ne göre arttığı belirlenmiĢtir. TPU oranının
artması ile harmanın uzama değerleri yanı sıra Young modülü, akma gerilimi ve kopma anında uzama değerleri
de düĢmektedir.
           Gerek reolojik ve mekanik testler gerekse SEM fotoğrafları sonucunda, 90/10 oranındaki harmanlarda,
TPU‟nun PP içerisinde daha homojen bir dağılım gösterdiği, TPU oranının artması ile TPU‟nun yapısına bağlı
olarak dağılımın farklandığı görülmüĢtür. Ancak genel olarak ticari polieter ya da poliester esaslı TPU ile PP‟den
hazırlanan harmanlara oranla, polaritesi daha düĢük olan yağ kimyasalı esaslı ve uzun hidrokarbon zincirlerine
sahip dioller ile elde edilen TPU‟lar ile PP‟den, bu çalıĢmada hazırlanan harmanların göreceli olarak daha
uyumlu yapıda olduğu görülmüĢtür.
                 Preparation of Thermoplastic Polyurethane and usage in polymer blends
          In this study preparing more compatible polymer blends of thermoplastic polyurethane and commercial
polymers that have low polarities, were aimed. For the first time, thermoplastic polyurethanes (TPUs) were
prepared by mixing of oleochemical diol and polyether diol and they were blended with a commercial
polypropylene (PP) in two weight ratios (PP/TPU= 90/10 and 70/30) and their some physical properties were
examined.
          Different diol and chain extenders were used in the preparation of TPUs having different structure and
properties. Structurally different TPUs having various hard segment ratios were characterized by FTIR, intrinsic
viscosity and DSC analysis. In samples, by FTIR neither side reaction nor free isocyanate groups were observed.
Intrinsic viscosity values and glass transition temperatures (Tg) were linearly increased as hard segment content
increased. Depending on the increasing of hard segment content in TPUs, intrinsic viscosity values were
changed between 0,434 – 0,524 dL/gr and Tg values were changed between (-47oC) – (-15oC).
TPUs and polypropylene were melt blended in two different ratios and thermal, rheological and mechanical
properties were examined. It was found that TPU structure and its weight ratio in blends did not influence much
the melting and crystallization temperatures of polypropylene. It can be inferred that blend structure became
more elastic by the adding of TPU in blends (PP/TPU=90/10), but in the case of increasing of TPU content
(PP/TPU=70/30), especially TPUs with higher hard segment content, because of higher interfacial tension which
cause to immiscibility, some properties were affected negatively.
          Mechanical tests of blends showed that TPU gave a structural elasticity thus values of elongation at
break values were found higher than that of pure PP. Beside the elongation at break values of blends, Young‟s
modulus and yield stress values also decreased by increasing TPU content.
          Rheological behavior, mechanical tests and also SEM images showed that TPU particles
homogeneously dispersed in 90/10 blends. On the other hand, TPU dispersion is diverted with increasing of TPU
ratio depending on the TPU structure. However, it can be concluded that the blends of PP and TPUs which were
prepared with oleochemical diols having low polarity and long hydrocarbon chain are more compatible than the
blends of PP and TPUs were based on commercial polyether or polyester diol.
ÖKSÜZ ÇELEBĠ Melek Selcen


DanıĢman                   : Prof.Dr.M.Ali GÜRKAYNAK
Anabilim Dalı              : Kimya Mühendisliği
Programı                   : Proses ve Reaktör Tasarımı
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. M.Ali GÜRKAYNAK
                             Prof.Dr. A.Zehra AROĞUZ
                             Prof.Dr. Ġsmail AYDIN
                             Prof.Dr.Hüseyin YILDIRIM(Y.T.Ü)
                             Prof.Dr.Nergis ARSU(Y.T.Ü)


                   Polietilenin Silan Yöntemi Ġle KarĢıt Bağlanma Kinetiğinin Ġncelenmesi
         Bu çalıĢmada, ilk olarak, sıcaklık kontrollü ekstruderlerde farklı miktarlarda trimetoksivinil silan, farklı
miktarlarda antioksidan katılarak silan aĢılanmıĢ polietilen (PE) borular üretilmiĢtir ve daha sonra, bu aĢılı
borular farklı sürelerde sıcak suda tutularak boruların çapraz bağlanması sağlanmıĢtır.
         Daha sonra, silan aĢılı boruların çapraz bağ oranı o-ksilen ekstraksiyon metodu ile, ürünlerin mekanik
özelliklerindeki değiĢim Zwick marka çekme cihazı kullanılarak ölçülmüĢtür.
         Numunelerin termal özellikleri ve oksidasyon baĢlama zamanını izah etmek için diferansiyel taramalı
kalorimetre (DSC) kullanılmıĢtır.
         Ürünün çapraz bağ (jel oranı) oranını, polietilen (PE) boru içerisindeki antioksidan miktarı,
trimetoksivinil silan miktarı ve aĢılı boruların kaynayan suda tutulma süresinin (karĢıt bağlanma süresi)
etkilediği gözlemlenmiĢtir.
         Bunlara ilave olarak; oksidasyon baĢlama zamanının üründeki silan miktarının artmasıyla azaldığı,
oksidasyon baĢlama süresi uzadıkça antioksidan miktarının reaksiyon sonunda yeteri kadar kaldığı ve ayrıca
antioksidan ve trimetoksivinil silan miktarının artmasıyla polietilen (PE) boruların çapraz bağ oranının arttığı,
daha sonra; antioksidan miktarının artmasıyla çapraz bağlanma derecesinin düĢtüğü bulunmuĢtur.
         Mekanik testler sonucunda; polietilen (PE) boruların çapraz bağ oranının artmasıyla ürünün elastik
modulleri ve akma dayanımlarının arttığı, kopma noktası gerilmesinin azaldığı tespit edilmiĢtir.


               Investigation of Crosslinking Kinetic For Polyethylene By Using Silane Metod
         In this study, first of all, silane grafted polyethylene pipes were produced in temperature controlled
extruder by adding the different amount of trimethoxyvinyl silane, antioxidant and then this grafted polyethylene
pipe was crosslinked by keeping in boiling water for different lenght of time.
         Later crosslinking ratio(gel content) of silane grafted PE pipes were measured by o-xylene extraction
method and variations in mechanical properties of the products were determineted by using Zwitch tensile
strenght tester.
         Differential scanning calorimeter(DSC) was used to elucidate the thermal properties and oxidation times
of products.
         It was observed that the gel contents of products were strongly effected by the ratio of tri methoxyvinyl
silane and antioxidant in PE pipes and the lenght of time for which the grafted pipes was kept in boiling water.
         Also it was found that oxygen induction time (OIT) decreased with increasing silane content of
product, getting longer oxygen induction time, this means that the product which contains antioxidant is enough
at the end of the reactions, and also crosslinking ratio of PE pipe increased with increasing the amount of
antioxidant and trimethoxyvinyl silane, later, the gel content of product decreased with increasing of the amount
of antioxidant.
         Mechanical test results showed that the yields strength and elastic modules of products increased and
elongation at the reach of them decreased with increasing the gel content of PE pipes.
ENDÜSTRĠ MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



ġATIR Metin


DanıĢman                  : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı             : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof .Dr. Ekrem MANĠSALI
                            Prof. Dr. Hüseyin BAġLIGĠL
                            Prof. Dr. Necmettin AKTEN
                            Prof. Dr. Cengiz KAHRAMAN
                            Doç. Dr. ġakir ESNAF


        Kuadratik Atama Problemlerinin Çözümünde Ayrık Birey-Koloni Optimizasyonu Modeli
          Bu tezde, zor atama problemlerinden olan kuadratik atama problemlerinin çözümünde yeni bir
yaklaĢım ele alınmıĢtır. Çözüm yöntemi olarak, son yıllarda hızla geliĢen koloni temelli sezgisel yöntemlerden
biri olan ayrık birey-koloni optimizasyonu kullanılmıĢtır.
          Koloni temelli bir meta sezgisel yaklaĢım olan ayrık birey-koloni optimizasyonu yöntemi, kuĢ, balık ve
böcek kolonilerinin sosyal davranıĢlarından esinlenerek geliĢtirilmiĢ ve optimizasyon problemlerinin çözümüne
uyarlanmıĢtır. Ayrık birey-koloni optimizasyonunda aday çözüm, birey olarak nitelendirilir ve koloni
içerisindeki bir kuĢ, bir balık veya bir böcek olarak düĢünülebilir. Koloni ise, çözüm uzayını keĢfetmek için
beraberce hareket eder. Her bir bireyin bir amaç fonksiyon değeri vardır ve hız vektörü yardımıyla en iyi çözümü
bulmaya çalıĢır. Bireyler ise, problem uzayında birbirleriyle bilgi paylaĢımında bulunarak dolaĢırlar. Bu
yöntemde, her bir bireyin baĢlangıç değerleri rastgele oluĢturulur ve her bir iterasyon için güncellenir.
          Kuadratik atama probleminde, birbiri arasındaki iĢ akıĢları tanımlanmıĢ n iĢlem merkezinin, aralarındaki
mesafeleri tanımlanmıĢ n yerleĢme noktasına atanması iĢlemi olarak tanımlanabilir. Amaç, iĢ akıĢı ve mesafe
parametrelerini kullanarak, katedilen toplam mesafeyi minimum yapacak Ģekilde, iĢlem merkezlerinin uygun
yerleĢme noktalarına atanmasıdır.
          Bu tezde, ilk olarak kuadratik atama problemleri için ayrık birey-koloni optimizasyonu, sürekli birey-
koloni optimizasyonu ve genetik algoritma yöntemleri ile çözüm algoritmaları tasarlanmıĢ ve “toplam mesafe”
baĢarım ölçütüne göre literatürde yer alan test problemleri üzerindeki performansları incelenmiĢtir. Ġkinci olarak,
ayrık birey-koloni optimizasyonu, sürekli birey-koloni optimizasyonu ve genetik algoritma modellerinin toplam
mesafe baĢarım ölçütüne göre elde edilen sonuçları % 5, % 1 ve ‰ 5, ‰ 1 anlamlılık düzeylerinde istatistiksel
olarak karĢılaĢtırılıp incelenmiĢtir. Üçüncü olarak, ayrık birey-koloni optimizasyonu, sürekli birey-koloni
optimizasyonu ve genetik algoritma modelleri “çalıĢma zamanı” baĢarım ölçütüne göre literatürde yer alan test
problemleri üzerindeki performansları incelenmiĢtir. Sonuçta, ayrık birey-koloni optimizasyonunun diğer
yöntemlerden daha iyi performans gösterdiği sonucuna ulaĢılmıĢtır.
        Discrete Particle Swarm Optimization Algorithm For The Quadratic Assignment Problem
          In this dissertation, a new meta-heuristic technique called Discrete Particle Swarm Optimization
(DPSO) is applied to Quadratic Assignment problem (QAP), which is one of the hardest combinatorial
optimization problems.
          Discrete Particle Swarm Optimization (DPSO) is one of the population based optimization technique
inspired by social behavior of bird flocking, insect flocking and fish schooling. DPSO inventers were inspired of
such natural process based scenarios to solve the optimization problems. In DPSO, each single solution, called a
particle, is considered as a bird, the group becomes a swarm (population) and the search space is the area to
explore. Each particle has a fitness value calculated by a fitness function, and a velocity of flying towards the
optimum. All particles fly across the problem space following the particle nearest to the optimum. DPSO starts
with initial population of solutions, which is updated iteration-by-iteration.
          The quadratic assignment problem (QAP) is concerned with assigning a set of facilities to a set
locations with given distances between the locations and the flows between the facilities. The objective is to find
a placement of the facilities on locations to minimize the sum of the products between flows and distances.
          First of all, a DPSO, a CPSO) and a genetic algorithm (GA) model for the QAP are developed and
applied to the well-known benchmark suites in the literature with the “total distance criterion”. Secondly, DPSO,
CPSO and GA model results are compared statistically at 5 %, 1 %, 5 ‰ and 1 ‰ significant levels. Thirdly, a
DPSO, a CPSO and a GA model for the quadratic assignment problem(QAP) are developed and applied to the
well-known benchmark suites in the literature with the” CPU time criterion”.
           It is concluded that, DPSO results are better than CPSO and GA results over the 130 benchmark
problems.
TÜRKAN Yusuf Sait


DanıĢman                  : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı             : Endüstri Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Ekrem MANĠSALI
                            Doç.Dr. ġakir ESNAF
                            Prof.Dr. Cengiz KAHRAMAN
                            Prof.Dr. Necmettin AKTEN
                            Prof.Dr. Ercan ÖZTEMEL


    Proje GerçekleĢtirilmesi Sürecinde Temel Amaçların Dinamik Simülasyon Tabanlı Optimizasyonu
          Proje planlama ve çizelgeleme, proje yönetimi içerisindeki en karmaĢık konulardan biridir. Projelerin,
kaynak kısıtları ve proje elemanlarının stokastik yapıları dikkate alınarak modellenmesi oldukça zordur.
Geleneksel proje yönetimi metotları, projenin gerçeğe yakın modellenmesi konusunda yetersiz kalırken,
matematiksel ve sezgisel çizelgeleme metotları pek çok varsayım yardımıyla problemi tanımlayabilmektedir.
Fazla varsayım kullanılması modellemeyi kolaylaĢtırmakta fakat problemi sahte bir problem haline
getirmektedir.
          Proje çizelgelemede, problemin gerçeğe uygun modellenmesinin yanında, en iyi ya da en iyiye yakın
çözümlerin elde edilebilmesi de diğer bir önemli problemdir. Diğer taraftan proje çizelgeleme problemlerinin
birçoğunun, çok sayıda alternatif çözüme sahip olması, bu problemleri çözümü çok zor (NP-hard) problemler
yapmıĢtır. Matematiksel çizelgeleme metotları birçok proje çizelgeleme probleminde uygun bir çözüm elde
edemezken, sezgisel yöntemler daha çok özel problemlerde çözüm üretebilmekte, gerçek proje çizelgeleme
problemlerinde etkili olamamaktadır.
          Bu çalıĢmada proje planlama ve çizelgeleme konusunda simülasyon tabanlı bir model önerilmiĢtir.
Modelimizde, projelerdeki kaynak kısıtlarının yanında, belirsiz faaliyet süreleri ile değiĢken kaynak
bulunabilirlikleri de problemde tanımlanabilmektedir. Simülasyon modeli içerisine yerleĢtirilen sezgisel
algoritma yardımıyla, farklı proje çizelgeleme problemleri için en iyi ya da en iyiye yakın çizelge çözümleri
üretilebilmektedir. Simülasyon tabanlı çizelgeleme modeli, üretilen alternatif çözümlerin değerlendirmesi ve
farklı proje senaryolarının gözden geçirilmesine de izin vermektedir. Model ayrıca, proje süresi, faaliyetler ve
kaynak kullanımı konusunda farklı raporlar da üretebilmektedir.
          Anahtar Sözcükler: Proje Planlama ve Çizelgeleme, Kaynak Kısıtlı Proje Çizelgeleme, Kaynak Atama,
Kesikli Olay Simülasyonu, Simülasyon Tabanlı Optimizasyon



         Dynamic Simulation-Based Optimization of Project Principle Goals Through Realization
         Project planning and scheduling is one of the most complicated subject in project management.
Modeling projects in due consideration of resource constraints and stochastic structure of project elements is
quite difficult. Traditional project management techniques may fail in terms of modeling the project close to
reality, while mathematical and heuristic scheduling methods can define the problem by means of numerous
assumptions. Using more assumptions simplifies modeling, yet transforms the problem into a fictive one.
         Besides realistic modeling of the problem, developing an optimal or near optimal solution is another
important problem in project scheduling. On the other hand, because of many project scheduling problems have
too many alternative solutions, these problems become NP-hard. For many project scheduling problems, the
mathematical scheduling methods fail to obtain a feasible solution, while heuristic methods can provide a
solution more in special problems and prove less than effective in different real-life project scheduling problems.
         In this study a simulation based scheduling model is proposed for project planning and scheduling. In
our model, other than resource constraints of the project, the uncertain activity durations and uncertain resource
availabilities can be defined into the problem. With the help of heuristic algorithm incorporated into the
simulation model, optimal or near optimal scheduling solutions can be developed for different project scheduling
problems. The simulation based project scheduling model permits assessment of alternative solutions created and
review of different project scenarios. The model also able to create different reports on project duration,
activities and resource utilization.
          Key Words: Project Planning and Scheduling, Resource Constraint Project Scheduling, Resource
Allocation, Discrete Event Simulation, Simulation Based Optimization


ELEKTRĠK - ELEKTRONĠK MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


ÖNEN Erol

DanıĢman                  : Prof. Dr. Aydın AKAN
Anabilim Dalı             : Elektrik – Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2007
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Aydın AKAN
                            Prof. Dr. Hakan Ali ÇIRPAN,
                            Prof. Dr. Osman Nuri UÇAN
                            Prof. Dr. Metin YÜCEL
                            Prof. Dr. Ahmet Hamdi KAYRAN


               Zamanla DeğiĢen Kablosuz ĠletiĢim Kanallarının Modellenmesi Ve Kestirimi
           Kablosuz HaberleĢme, her yönüyle, haberleĢme endüstrisinin en hızlı geliĢen alanını oluĢturmaktadır.
Cep telefonları, son 10 yılda üstel bir Ģekilde artıĢ göstermiĢ olup Ģu anda, dünya genelinde iki milyardan fazla
cep telefonu kullanıcısına ulaĢılmıĢ durumdadır. Günümüzde cep telefonları çok kritik bir iĢ aracı olmuĢtur. Çok
geliĢmiĢ ülkelerde günlük yaĢamın bir parçası haline gelmiĢtir ve birçok ülkede kablolu sistemlerin yerini hızla
almaktadır. Buna ek olarak, kablosuz yerel alan ağları da bir çok evde, iĢyerinde ve kampüste kablolu ağların
yerine kullanılmaya baĢlanmıĢtır. Kablosuz algılayıcı ağları, otomatik otoyollar ve fabrikalar, akıllı evler ve ev
aletleri, uzaktan tıbbi teĢhis-tedavi gibi uygulamalar, fikir aĢamasından çıkıp, çalıĢır somut sistemler haline
gelmeye baĢlamıĢlardır. Diz üstü ve avuç içi bilgisayarların hızla yaygınlaĢması ve beraberinde kablosuz
sistemlerde görülen çok hızlı geliĢme, gerek tek baĢına gerekse geniĢ bir ağ yapısının parçası olarak çalıĢan
kablosuz ağların daha da yaygın olarak kullanılacağını göstermektedir. Ancak, geliĢmekte olan uygulamaların
ihitiyaç duyduğu baĢarımı sağlayabilecek gürbüz koblosuz ağların tasarımında aĢılması gereken bir çok teknik
zorluklar bulunmaktadır.
           Geleceğin koblosuz haberleĢme sitemleriyle ilgili en önemli uğraĢlardan biri izgesel verimliliği ve link
güvenilirliğini artırmak yönünde olacaktır. Koblosuz kanallar, çok yollu sönümleme, frekans kayması ve diğer
kullanıcıların getirdiği giriĢim gibi sebeplerle son derece bozucu bir yapı göstermektedir. Bu bağlamda, çeĢitlilik
(diversity), alıcıya gönderilen iĢaretin çeĢitli versiyonlarını sunarak         sönümleme ve giriĢim etkisi ile
mücadelede böylelikle de link güvenilirliği artırmada güçlü bir araç olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda,
çoğunlukla izgesel verimlilik kaybına sebep olmadan uygulanabilmesi nedeniyle, uzlamsal (anten) çeĢitlilik
yaygın olarak kullanılmaya baĢlanmıĢtır. Yine, alıcıda birden çok antenin kullanılması demek olan alıcı çeĢitliği
ile ilgili çalıĢmalar, özellikle telefon ahizelerine çok sayıda antenin yerleĢtirilmesi güç olan gezgin kablosuz
uygulamaların öncülüğünde devam etmektedir. Kablosuz linkin her iki tarafında da çoklu antenin kullanıldığı
çok giriĢli çok çıkıĢlı (MIMO) sistemler, yüksek oranlarda veri hızı ve izgesel verimlilik vadetmektedir.
           MIMO sistemler, geleceğin kablosuz iletiĢim sistemlerinde, link güvenilirliğini ve izgesel verimliliği
etkili bir Ģekilde artırma potansiyeli taĢımaktadır. Söz konusu potansiyeli kullanma bağlamında, hem sabit hem
de gezgin gelecek nesil kablosuz iletiĢim sistemlerinde, dikgen frekans bölmeli çoğullama (OFDM) ile MIMO
tekniklerinin birlikte kullanıldığı teknolojiler en güçlü aday olarak görünmektedir. OFDM‟nin, tek taĢıyıcılı
modülasyonun kullanıldığı sistemlere göre sağladığı avantajlar sebebiyle, çok yollu frekans seçici kanallarda
kullanımı standart hale gelmiĢtir Ancak, Dopler kaymaları, faz kayması, yerel osilatör frekans kayması, çoklu
anten kullanımı gibi nedenlerle taĢıyıcılar arası giriĢim (ICI) ve çok yollu sönümleme, OFDM sistemlerin
baĢarımını ciddi oranda düĢürmektedir. BaĢarımı yükseltmek için kanal parametrelerinin kestirimi ve alıcıda
kullanımı gerekmektedir. Çoğu kanal kestirim yöntemleri, zamanla değiĢmeyen doğrusal kanal modellerini
temel almaktadır. Ancak hızlı değiĢimin olduğu ortamlarda bu varsayım çok gerçekçi olmamaktadır. Bu
çalıĢmada, zaman-frekans kuramı kullanılarak, zamanla değiĢen OFDM ve MIMO-OFDM sistemler için, kanal
kestirim yöntemleri sunulmaktadır. Alıcıya gelen iĢaretin zaman-frekans gösteriminin, çok yollu, sönümlemeli
ve frekans seçici kanalın yayılma foksiyonu üzerinden Ayrık Evrimsel izge (DET) yardımıyla elde edilerek
geliĢtirilen söz konusu kestirim yöntemlerinin baĢarımı, farklı seviyedeki kanal gürültüleriyle ve Doppler
frekans öteleme değerleriyle test edilmiĢtir. Elde edilen sonuçlar, önerilen yöntemlerin, zamanla değiĢmeyen
kanal kestirim yöntemlerine göre daha baĢarılı olduğunun göstermiĢtir.




              Modeling And Estimation of Time-Varying Wireless Communications Channels
          Wireless communications is, by any measure, the fastest growing segment of the communications
industry. Cellular systems have experienced exponential growth over the last decade and there are currently
around two billion users worldwide. Indeed,cellular phones have become a critical business tool and part of
everyday life in most developed countries, and are rapidly supplanting antiquated wireline systems in many
developing countries. In addition, wireless local area networks currently supplement or replace wired networks
in many homes, businesses, and campuses. Many new applications, including wireless sensor networks,
automated highways and factories, smart homes and appliances,and remote telemedicine, are emerging from
research ideas to concrete systems. The explosive growth of wireless systems coupled with the proliferation of
laptop and palmtop computers indicate a bright future for wireless networks, both as stand-alone systems and as
part of the larger networking infrastructure. However, many technical challenges remain in designing robust
wireless networks that deliver the performance necessary to support emerging applications.
          The major challenges in future wireless communications systems are increased spectral eficiency and
improved link reliability. The wireless channel constitutes a hostile propagation medium, which suffers from
fading (caused by destructive addition of multipath components) and interference from other users. Diversity
provides the receiver with several (ideally independent) replicas of the transmitted signal and is therefore a
powerful means to combat fading and interference and thereby improve link reliability. In recent years the use of
spatial (or antenna) diversity has become very popular, which is mostly due to the fact that it can be provided
without loss in spectral eficiency. Driven by mobile wireless applications, where it is dificult to deploy multiple
antennas in the handset, receiver diversity, that is, the use of multiple antennas on the receiver side of a wireless
link, is a well-studied subject. The use of multiple antennas at both ends of a wireless link (multiple-input
multiple-output (MIMO) technology) has been demonstrated to have the potential of achieving extraordinary
data rates. Multiple input-multiple output (MIMO) systems hold the potential to drastically improve the spectral
efciency and link reliability in future wireless communications systems. A particularly promising candidate for
next-generation fixed and mobile wireless systems is the combination of MIMO technology with Orthogonal
Frequency Division Multiplexing (OFDM). OFDM has become the standard method because of its advantages
over single carrier modulation schemes on multi-path, frequency selective fading channels. However, inter-
carrier interference (ICI) due to Doppler shifts, phase offset, local oscillator frequency shifts, and multi-path
fading severely degrades the performance of OFDM systems. In the receiver, estimation and the use of channel
parameters are required to improve the performance. Most of the channel estimation methods assume a linear
time-invariant model for the channel, which is not valid for fast varying environments. A time-varying model of
the channel can be obtained by employing time-frequency representation methods. Here we present estimation
methods for both of time-varying OFDM and MIMO-OFDM channels, based on the discrete evolutionary
representation of channel output. The Discrete Evolutionary Transform (DET) provides a time-frequency
representation of the received signal by means of which the spreading function of the multi-path, fading and
frequency selective channel can be modeled and estimated. Performance of the proposed method is evaluated
and compared on different levels of channel noise, and Doppler frequency shifts. Simulation results show that
the proposed methods give better performance than time-invariant estimation methods.
KAYABOL Koray


DanıĢman                  : Prof. Dr. Hakan A. ÇIRPAN ve Doç. Dr. Ercan E. KURUOĞLU
Anabilim Dalı             : Elektrik-Elektronik Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Hakan A. ÇIRPAN (DanıĢman)
                            Prof.Dr. Aydın AKAN
                            Prof.Dr. Bülent SANKUR
                            Prof.Dr. AyĢın Baytan ERTÜZÜN
                            Doç.Dr. Yücel YEMEZ

                          Ġmge Kaynaklarının Ayrılmasında Bayesçi YaklaĢımlar
          Bu tezde, imgelerde kaynak ayrıĢtırma problemi için genel bir çözüm yöntemi tanıtılmıĢtır. AyrıĢtırma
sürecinde, diğer mevcut çalısmalardan farklı olarak, imgelerdeki uzamsal bağımlılık Markov Rasgele Alanları
(MRF: Markov Random Field) ile modellenmiĢtir. MRF modelinde, fark imgeler için Cauchy dağılımı
kullanılmıĢtır. Bayesçi yaklaĢım, kaynaklar hakkındaki önsel bilginin de ayrıĢtırma problemine katılmasını
sağlamaktadır. Kaynak ayrıĢtırmada karıĢım matrisi ve gürültü değiĢintileri de bilinmediğinden kaynaklar,
karıĢım matrisi ve gürültü değiĢintilerinin ortak kestiriminin elde edilmesindeki zorluğun üstesinden sayısal
yöntemler kullanılarak gelinmiĢtir. Sayısal çözüm için dört farklı yöntem önerilmiĢtir. Bunlardan birincisinde,
MRF'nin genel Gibbs dağılımıyla analitik olarak çalıĢmanın zorluğu bu dağılımın yönlü Gauss'ların çarpımına
yaklaĢtırılmasıyla aĢılmıĢtır. Kaynaklar yaklaĢık dağılımın önsel olarak kullanıldığı Enbüyük Sonsal (MAP:
Maximum-a-Posteriori) kestirimi ile bulunmuĢtur. Ġkinci yöntem Markov Zinciri Monte Carlo'yu (MCMC:
Markov Chain Monte Carlo) kullanan tam Bayesçi bir yöntemdir. Metropolis adımları gömülerek değiĢtirilen
Gibbs örnekleme yöntemi ile kaynaklar, karıĢım matrisi ve gürültü değiĢintilerinin ortak kestirimi bulunmuĢtur.
Üçüncü yöntem ikincinin MRF parametrelerini de kestirecek Ģekilde geniĢletilmesiyle elde edilmiĢtir. Dördüncü
yöntemde kaynak piksellerinin nokta kestirimlerini döngüsel olarak bulmak için öneme göre örnekleme
kullanılmıĢtır. Önerilen yöntemler Döngüsel KoĢullu Doruk (ICM: Iterated Conditional Mode) gibi Bayesçi ve
Sabit Noktalı Bağımsız BileĢen Analizi (FPICA: Fixed Point Independent Component Analysis), Ġkinci
Dereceden Gözükapalı Tanılama (SOBI: Second Order Blind Identification) ve Spektral EĢleme ICA (SMICA:
Spectral Matching ICA) gibi Bağımsız BileĢen Analizi (ICA: Independent Component Analysis) tabanlı
yöntemlerle karĢılaĢtırılmıĢtır. Yöntemlerin baĢarımları hem sentetik doku imgeleri karıĢımlarında hem de
astrofizik imgelerde çesitli gürültü koĢulları altında sınanmıĢtır. Yöntemler halen keĢfedilmemiĢ bir nokta olan
astrofizik kaynakların ayrıĢtırılması probleminde kullanılmıĢtır. Bu problem yayımlanan WMAP ( Wilkinson
Microwave Anisotropy Probe) uydu sonuçları ve beklenen PLANCK uydu ölçümlerinden dolayı çok önemli bir
gerçekliktir. Önerilen yöntemlerle diğer yöntemlere göre daha iyi sonuçlar alınmıĢtır.

                             Bayesian Approaches in Image Sources Separation
          In this thesis, a general solution to the component separation problem in images is introduced. Unlike
most existing works, the spatial dependencies of images are modelled in the separation process with the use of
Markov random fields (MRFs). In the MRFs model, Cauchy density is used for the gradient images. We provide
a general Bayesian framework for the estimation of the parameters of this model. Due to the intractability of the
problem we resort to numerical solutions for the joint maximization of the a posteriori distribution of the
sources, the mixing matrix and the noise variances. For numerical solution, four different methods are proposed.
In first method, the difficulty of working analytically with general Gibbs distributions of MRF is overcome by
using an approximate density. In this approach, the Gibbs distribution is modelled by the product of directional
Gaussians. The sources are estimated by Maximum-a-Posteriori (MAP) estimation using the approximate density
as the prior. The second method that uses the Markov Chain Monte Carlo (MCMC) is a fully Bayesian method.
In this method, modified-Gibbs embedded with the Metropolis steps is used to find the joint estimate of sources,
mixing matrix and noise variances. The third method is improved version of the second method by adding
learning steps of the MRF parameters. In the last method, importance sampling is used to find point estimates of
source pixels iteratively. The proposed methods are contrasted to approximate Bayesian solutions such as
Iterated Conditional Modes (ICM) and to non-Bayesian solutions of Independent Component Analysis (ICA)
variety namely, Fixed Point Independent Component Analysis (FPICA), Second Order Blind Identification
(SOBI) and Spectral Matching ICA (SMICA). The performance of the method is tested on synthetic mixtures of
texture images and astrophysical images under various noise scenarios. The techniques have been exploited in
yet unexplored issues for the astrophysical source separation problem which has important actuality due to the
WMAP satellite results published and the PLANCK satellite measurements anticipated. The proposed methods
are shown to outperform significantly both its approximate Bayesian and non-Bayesian competitors.

ĠNġAAT MÜHENDĠSLĠĞĠ



ULUBEYLĠ Serdar


DanıĢman                   : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı              : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Alaattin KANOĞLU
                             Prof. Dr.Tuncer ÇELĠK
                             Prof. Dr. Ahmet SERTBAġ
                             Prof. Dr. Kadir GÜLER


  Uluslararası ĠnĢaat Projelerinde Alt Yüklenici Seçimi Ġçin Bulanık Çok Ölçütlü Karar Verme Modeli
          Bu çalıĢmada ana yüklenici Ģirketlerin, üstlendikleri uluslararası inĢaat yatırımlarında birlikte
çalıĢacakları alt yüklenici firmaları seçme süreçleri üzerinde durulmuĢtur. Bu açıdan çalıĢma iki farklı perspektif
göz önüne alınarak irdelenmiĢtir. Öncelikli olarak alt yüklenicilik ve buna bağlı seçim süreci detaylı bir Ģekilde
incelenmiĢ, daha sonra ise konuya destek sağlaması amacıyla uluslararası inĢaat sektörü ile ilgili genel özellikler
ele alınmıĢtır.
          ÇalıĢma kapsamında alt yükleniciliğin çeĢitli tanımlarından, farklı ülkelerdeki mevcut durumundan,
ortaya çıkıĢ sebeplerinden, sahip olduğu üstün ve zayıf yönlerinden, pratikte karĢılaĢılan problemlerden, ilgili
sözleĢme türlerinden ve inĢaat sektöründeki uygulanıĢ Ģeklinden bahsedildikten sonra alt yüklenicilerin kendi
çalıĢtırdıkları taĢeronlara değinilmiĢ ve ana yüklenicilerle olan ortaklığa dayalı iliĢkileri hakkında detaylı bilgiler
verilmiĢtir. Konuyu tamamlayıcı nitelikteki uluslararası inĢaat projeleri açısından ise Ģirketlerin küresel pazarda
iĢ yapma sebepleri ve böylece sahip oldukları avantajlar ile dezavantajlar açıklanmıĢtır. Ayrıca Türk firmalarının
bu pazardaki geçmiĢleri anlatılmıĢtır.
          ÇalıĢmanın uygulama kısmında, anketin yapıldığı Ģirketlerin demografik özellikleri sunulmuĢ ve bu
firmalarda alt yüklenicilik uygulamalarının mevcut durumu saptanmıĢtır. Buna ek olarak, alt yüklenici seçim
süreci aĢamaları ve bu aĢamaları oluĢturan ölçütler ortaya konarak, bulanık küme teorisi yardımıyla geliĢtirilen
modelin uygulama ilkeleri örnek bir inĢaat yatırımı üzerinde açıklanmıĢtır. En son bölümde ise çalıĢma ile ilgili
genel bir değerlendirme yapılmıĢtır.


       Fuzzy Multiple Criteria Decision Making Model For Subcontractor Selection in International
                                               Construction Projects
         In this study, the subcontractor selection process of main contractors was considered for international
construction investments. In this respect, the study was examined by means of two different perspectives. First,
subcontracting and related qualification process were investigated in detail. It was then dealt with general
characteristics of the international construction industry in order to support the main theme of the present study.
         Throughout the literature chapter, subcontracting was clarified from several viewpoints such as
definitions, existing position in different countries, causes of application, advantages and disadvantages,
problems in practice, contract types, and the application style in the construction sector. After that, detailed
knowledge on partnering with main contractors and multi-tier subcontracting were given. In terms of
international construction projects as a complementary subject, reasons for doing business in the global market
were explained as well as related advantages and disadvantages. Furthermore, the background and past
experiences of Turkish contractors in this market were described.
         In the findings section, demographic features of surveyed companies were presented and existing
conditions of subcontracting practices in these firms were determined. Moreover, each stage of the subcontractor
selection process was revealed together with criteria composing all stages, and application principles of the fuzzy
model developed were introduced via a case analysis. In the last part of the study, a concluding evaluation was
carried out, including discussion and results.




DAMCI Erdem


DanıĢman                   : Prof. Dr. Namık Kemal ÖZTORUN
Anabilim Dalı              : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof. Dr. Namık Kemal ÖZTORUN (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Tuncer ÇELĠK
                             Prof. A. Zafer ÖZTÜRK
                             Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI
                             Prof. Dr. Kadir GÜLER


                   Yapıların Doğrusal Olmayan Çözümlenmesi ve Deprem Performansları
          ĠnĢaat mühendisliğinde son yıllarda yaygınlaĢan performansa dayalı tasarım kavramı, mevcut yapıların
değerlendirilmesinde ve güçlendirilme aĢamalarında geniĢ ölçüde kullanılmaya baĢlanmıĢtır. Tez çalıĢmasında,
performansa dayalı tasarım kavramının en temel aracı olan statik itme yöntemleri ele alınmıĢtır. Bu amaç
doğrultusunda, yapıların dıĢ yükler altındaki doğrusal olmayan davranıĢlarını göz önüne alarak, deprem tesiri
altındaki üç boyutlu yapı performansını inceleyebilmek için geliĢtirilmiĢ iki farklı statik itme (pushover) yöntemi
sunulmuĢtur. Her iki yöntemde de hem geometrik doğrusal olmayan davranıĢ hem de malzemenin doğrusal
olmayan davranıĢı hesaba katılmıĢtır. Birinci yöntem, doğrusal olmayan elasto-plastik analiz için geliĢtirilmiĢtir
ve plastik mafsal kabulünü esas almaktadır. Ġkinci yöntem ise yapı elamanlarını oluĢturan malzeme davranıĢını
dikkate almakta ve eğilme rijitliğinin değiĢimini moment-eğrilik analizleri ile hesaba katmaktadır.
          Örnek olarak seçilen bir betonarme bina modeli üzerinde, geliĢtirilen özgün bilgisayar yazılımları
kullanılarak, değiĢik kabullerle statik itme analizleri yapılmıĢtır. Plastik mafsal analizi ile moment-eğrilik analizi
sonuçları mukayese edilmiĢ ve moment-eğrilik analizi ile daha gerçekçi sonuçlar elde edildiği gözlenmiĢtir.
Farklı analizlerden elde edilen yük-yer değiĢtirme eğrileri incelenmiĢ ve performans noktalarının
değerlendirilmesi yapılmıĢtır. Analizler arasındaki bünyevi farklılıkların performans noktasının tespiti üzerindeki
etkileri de incelenmiĢtir.


                           Non-Linear Analysis and Earthquake Performance of Structures
          The concept of performance based design becoming widespread in civil engineering in recent years,
has begun to use widely in evaluation of existing structures and in the phase of the buildings‟ strengthening. In
this study, the static pushover analysis methods which is the most basic tool for the performance based design
concept is discussed. In accordance with this aim, two different static pushover methods developed to study
three dimensional performance under earthquake forces are presented by considering the non-linear behaivour of
structures under external loads. In each methods, both geometric non-linear behaivour and material non-linearity
is taken into account. The first method is developed for the non-linear elasto-plastic analysis which is based on
the plastic hinge assumption. The second method considers the material behaivours of structural elements and
realizes the variation of flexural rijidities with moment-curvature analyses.
          On a concrete structure model selected as a sample, static pushover analyses are performed with
different assumptions by developed original computer softwares. The results of plastic hinge analysis are
compared with the results of moment-curvature analysis and, it is observed that more realistic results are
obtained by means of moment-curvature analysis. Load-displacement curves obtained from different analyses
are examined and performance points are evaluated. The effects of chracteristic differences among anlyses on
the determination of performance point is studied.
GĠRAN Ömer


DanıĢman                  : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Ekrem MANĠSALI
                            Prof. Dr. Namık Kemal ÖZTORUN
                            Prof. Dr. Tuncer ÇELĠK
                            Prof. Dr. Necmettin AKTEN
                            Prof. Dr. Ġlker ÖZDEMĠR


                                ĠnĢaat ĠĢletme Yönetiminde Bilgi Ambarlama
          Proje baĢlangıcı ve bitiĢi belirlenmiĢ faaliyetler bütününün zaman ve bütçe kısıtları içinde bir hedefi
gerçekleĢtirme planıdır. ĠnĢaat sektöründe yapılan her iĢ proje tanımına girmektedir. Amacı, projeleri hedeflere
uygun olarak gerçekleĢtirmek olan bir sektörde, doğru kararların kaynağı olacak bir bilgi ambarı oluĢturmak ve
devamlılığını sağlamak zordur.
          Bilgi ambarlama, bitirilmesi gereken bir proje değil aksine devam ettirilmesi gereken bir süreçtir. Bu
nedenle inĢaat sektörü açısından bilgi ambarı konusu, bunu gerçekleĢtirecek ve kullanacak olan yönetimde alıĢıla
gelmiĢ düĢünce yapısının değiĢmesiyle gerçekleĢtirilebilir. Aksi halde ambarlanan verinin rafta duran evraktan
bir farkı kalmaz.
          Yapılan çalıĢmada ilk olarak literatür incelenmiĢtir. ĠnĢaatın yönetimi açısından bakıldığında, sektörün
tam homojen bir yapıya sahip olmamasının da etkisiyle çalıĢmaların sınırlı kaldığı tespit edilmiĢtir.
          Ġkinci aĢama olarak kısıtlar ortaya konmuĢ ve sektörde inĢaat yönetimi açısından ortak noktalar
incelenmiĢtir. Tespit edilen ortak noktalardan yola çıkılarak bir bilgi ambarı oluĢturulmuĢtur.
          ÇalıĢma kapsamında oluĢturulan model, her inĢaat Ģirketinin kendine has yapısı da düĢünüldüğünde,
Ģirket bazındaki uygulamalarda bir baĢlangıç olarak görülebilir. Model Ģirketin yönetim anlayıĢına, vizyon ve
misyonunun gerektirdiği her türlü planlama ve stratejisi için adapte edilebilir ve geliĢtirilebilir.


                           Knowledge Warehousing in Construction Management
         Project is the plan for accomplishing a target, which the whole activities that starts and finishs are
defined, in the time and bugget constraints. Every work, in the construction industry are defined as project. In a
sector, which mission is to accomplish the project targets appropriately, it is hard to form and provide the
permanence of a knowledge warehouse that will be the source of the right decisions.
         A knowledge warehouse is not a project to be accomplished, on the contrary it is a process that must be
continued. Therefore for the construction sector, the knowledge warehouse subject can be realizable when the
people, that will achive and use the system, must change their managerial thoughts that are being used.
Otherwise the data, that were warehoused, is not different from doccument that is stands on a shelf.
         In the prepared work, first the literature is examined. It is determined that, when checked out for
construction management perspective, the effect that being a non homogen structure of the sector, the studies are
limited.
         Second step, the constraints are put forward and in the sector, the common subjects are examined for the
construction management perspective. The knowledge warehouse is accomplished through out the defined
common subject.
         Model that formed in the scope of the work, also considering the speciality of the every construction
company, can be seen as the start point for the company based applications. The model can be adapted and
developted for the company‟s management perspective and every planning and strategy requirements for vision
and mission.
AKÇAY Cemil


DanıĢman                  : Prof.Dr. Ekrem MANĠSALI
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Ekrem MANĠSALI
                            Prof.Dr. Tuncer ÇELĠK
                            Prof.Dr. M. Fahriye KILINÇKALE
                            Prof.Dr. Ġlker ÖZDEMĠR,
                            Prof.Dr. Necmettin AKTEN


                Avrupa Uygunluk Kriterlerine Göre Bir Kamu Ġhale Karar Destek Modeli
          Kamu alımları için harcanan kaynak miktarı geliĢmekte olan ülkelerde Gayri Safi Milli Hâsılanın
yaklaĢık %15‟ini oluĢturmaktadır. Kıt kamu kaynaklarının verimli bir Ģekilde kullanılması kamu alım sistemi ile
doğrudan iliĢkilidir. Kamu ihale sisteminde temel amaç istenen kaliteyi en uygun fiyata temin etmektir.
          Ülkemizde 2007 yılında yapılan kamu alımlarının %40‟ı yapım iĢlerini kapsamaktadır. 2007 yılı
içerisinde yapım iĢleri için harcanan rakam yaklaĢık 26 Milyar YTL‟dir. Yapım iĢi projelerinde hedef, projenin
kalite, süre ve maliyet üçgeni içerisinde optimum noktada tamamlanmasıdır. Bu da yapım iĢlerinde ihale süreci
düĢünüldüğünde Ekonomik Açıdan En Avantajlı Teklifin belirlenmesi ve AĢırı DüĢük Tekliflerin
değerlendirilmesi aĢamasını ön plana çıkarmaktadır.
          Öncelikle bu çalıĢma kapsamında 2006 yılından itibaren Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hizmet, mal ve
yapım iĢi ihalelerinde uymak zorunda oldukları 2004/18/EC Kamu Ġhale Direktifi ile ülkemizde uygulanmakta
olan 4734 Sayılı Kamu Ġhale Kanunu incelenmiĢ ve uygulamada karĢılaĢılan sorunlar bu doğrultuda
değerlendirilmiĢtir.
          Kamu Ġhale Karar Destek Sistemi‟nin oluĢturulabilmesi için sözel ifadelerin kolaylıkla modellenebildiği
insan düĢünce yapısına yakın olan ve karar verme süreci gibi direk karar vericinin bilgi, tecrübe ve deneyimini
yansıtmasına olanak sağlayan Bulanık Mantık Sistemi incelenmiĢtir. Bulanık Mantıkla Karar Destek Sistemi
oluĢturulması adımları takip edilerek bu konuda yaygın olarak kullanılan Matlab programı ile Bulanık
Modelleme yapılması konusu ele alınmıĢtır.
          Daha sonra 4734 Sayılı Kamu Ġhale Kanunu çerçevesinde Uygulama (Saha) çalıĢması yapılmıĢtır. Özel
bütçeli bir kuruluĢ olan Kamu Ġhale Kanununa tabi Yapı ĠĢleri ve Teknik Daire BaĢkanlığı bünyesinde 2004-
2007 yılları arasında yapılan Yapım ĠĢi Ġhaleleri incelenmiĢtir. Ġnceleme sonucunda son yıllarda yapılan sekiz
adet ihale süreci, sözleĢme sonrası uygulama aĢamaları ele alınmıĢtır. Ġhalelerde değerlendirme dıĢı kalan
firmaların elenme gerekçeleri sıralandıktan sonra Ekonomik Açıdan En Avantajlı Teklifin belirlenmesi ve AĢırı
DüĢük Tekliflerin değerlendirilmesi amacıyla belirlenen kriterlerin sonuç üzerindeki etkileri ortaya konulmuĢtur.
          Son bölümde 2004/18/EC AB Kamu Ġhale Direktifi ve 4734 Sayılı Kamu Ġhale Kanunu çerçevesinde
Yapım ĠĢleri ihaleleri için Ekonomik Açıdan En Avantajlı Teklifin belirlenmesi ve AĢırı DüĢük Tekliflerin
değerlendirilmesi konuları ayrıntılı olarak irdelenmiĢtir. AB Direktifleri doğrultusunda AB üyesi ülkelerde
Ekonomik Açıdan En Avantajlı Teklifin belirlenmesinde fiyat dıĢı unsurların kullanıldığı iki adet model
incelenmiĢtir. Ġnceleme neticesinde Fiyat dıĢı unsurların ancak spesifik yapım iĢlerinde uygulanabileceği
sonucuna varılmıĢtır.
          Bu aĢamada AĢırı DüĢük Tekliflerin değerlendirilmesi konusu ön plana çıkmıĢtır. Bu doğrultuda AB
Kamu Ġhale Direktifi, AB tarafından kurulan AĢırı DüĢük tekliflerin önlenmesi konusunda çalıĢma yapan
komisyonunun önerileri, 4734 Sayılı Kamu Ġhale Kanunu ve Kamu Ġhale Kanunu çerçevesinde yapılan
uygulama çalıĢması sonucunda AĢırı DüĢük Tekliflerin değerlendirilmesine yönelik bir Kamu Ġhale Karar
Destek Modeli Matlab programı yardımıyla Bulanık Mantık tabanlı geliĢtirilmiĢtir.
          GeliĢtirilen karar destek modeliyle incelenen beĢ adet ihaledeki aĢırı düĢük teklifler değerlendirilerek
komisyon kararları ile karĢılaĢtırılmıĢ ve sonuçlar üzerinde tartıĢılmıĢtır. Modelde lineer veya lineer olmayan
bulanık kümeler kullanılmasının sonuç üzerinde etkili olmadığı ortaya konmuĢtur. DurulaĢtırma iĢlemi için
kullanılan Centroid ve MOM metodundan elde edilen sonuçlar birbirine yakın olmakla beraber farklılık
gösterebilmektedir. Centroid metodu birleĢtirilmiĢ bulanık kümelerin ağırlık merkezini dikkate aldığı ve yaygın
olarak tercih edildiği için modelde söz konusu metodun tercih edilmesi değerlendirilmiĢtir. Ġncelenen
ihalelerdeki aĢırı düĢük tekliflerin kamu ihale karar destek modelinde değerlendirilmesi ile elde edilen bulguların
ihale komisyonunun kararları ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, modelin aĢırı düĢük tekliflerin
değerlendirilmesinde kullanılmasının baĢarılı sonuçlar verdiği görülmüĢtür.



       A Public Tendering Decision Support Model According to European Confirmation Criteria
          In developing countries, the amount of source spent for public purchases is about 15% of Gross
National Product. Efficient usage of insufficient public sources is directly related to the public purchase system.
The main idea in public tendering system is to have the quality for the most favorable price.
          In our country, the %40 of the public purchases is used for construction jobs in 2007. The amount spent
for construction jobs in 2007 is 26 billions YTL. The goal in construction job projects is to complete them at an
optimum point within the triangle of the quality, time, and the cost of the project. In this respect, tendering
process brings the most advantage economic proposal and excessive low proposals to foreground.
          First, within this work since 2006, the public tendering directive of 2004/18/EC which the European
Union countries must conform for their public service, goods and construction work and the 4734 numbered
public tendering law were examined and the problems encountered in the application of the laws were evaluated
at this direction.
GÜRER Ercan Erhan


DanıĢman                  : Prof.Dr.Ekrem Manisalı
Anabilim Dalı             : ĠnĢaat Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr.Ekrem MANĠSALI
                            Prof.Dr.Namık Kemal ÖZTORUN
                            Prof.Dr.Ahmet SERTBAġ
                            Prof.Dr.Tuncer ÇELĠK ( Beykent Üniv.)
                            Prof.Dr.Muhittin ġĠMġEK


                           Türkiye ĠnĢaat Sektörü Ġçin Bir Risk Yönetim Modeli
           Bu çalıĢmada, dilsel ifadelerin ve uzman deneyim ve muhakemesini bulanık analitik hiyerarĢi prosesi
yaklaĢımıyla (BAHP) sayesinde sistematik bir risk analizine dönüĢtüren bir karar modeli sunar.
          ĠnĢaat faaliyetlerini tehdit eden riskleri azaltmayı ifade eden RY ilk bölümde sadece inĢaat sektörünü
değil çoğu sektörü kapsayacak biçimde ele alınmıĢtır.
          Malzeme ve yöntem kısmı, projelerin ve özellikle inĢaat projelerinin gözardı edilemez bir parçası olan
belirsizliğin ortadan kaldırılmasını amaçlayan risk yönetimine farklı bir uygulama imkanı sunabilecek bulanık
yaklaĢım ile analitik hiyerarĢi prosesini ve onlara duyulan ihtiyaç, geliĢim, iĢlemleri ve uygulamaları
incelenmiĢtir. Son olarak, BAHP‟nin bir yöntem olarak model için tercih edilmesindeki nedenlerden
bahsedilmiĢtir.
          Model kurma aĢamasında BAHP inĢaat projelerine uygulanabilirliği araĢtırılmıĢ ve bu yaklaĢımla
Türkiye inĢaat sektörü için bir çözüm seçeneği olabilecek bir risk yönetim modeli sunulmuĢtur.
          Modelin uygulaması uluslararası inĢaat ihalelerinde riski değerlendirmiĢtir. Sonuç ve bulguların
sunulduğu son bölüm modelin etkinliğini ve türkiye inĢaat sektörüne kazandıracaklarını tartıĢır.


                       A Risk Managemet Model For Construction Sector in Turkey
         This study presents a model which transforms the linguistic terms and experiantial expert knowledge
into usable and systematic model by using Fuzzy Analytical Hierarchy Process Risk Assessment.
         The risk management that means to reduce the risks those threats the construction activities has been
examined with accuracy and showed how to implement a sensible risk management not only in the construction
sector but also the others as well.
         Then, fuzzy analytical hierarchy process which can provide a different approach to risk management
that aims to abolish the uncertainty which shouldn‟t be disregarded in any projects, especially as part of
construction projects, was analyzed in details why it‟s needed for, it‟s history and applications.
         Modelling process contains the implementation of fuzzy analytical hierarchy process to construction
risk management and presents an option for risk management in construction sector in Turkey by using the
mentioned approach.
         The last contains implementation of the model overseas construction projects for evaluating risks
exposure at biding stage in Turkey.
MADEN MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI



KARADOĞAN Abdülkadir


DanıĢman                  : Prof.Dr. Ali KAHRĠMAN
Anabilim Dalı             : Maden Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. Ali KAHRĠMAN
                            Prof.Dr. Nuh BĠLGĠN (Ġ.T.Ü),
                            Prof.Dr. N. Enver ÜLGER
                            Doç.Dr. Cengiz KUZU (Ġ.T.Ü),
                            Doç.Dr. Ataç BAġÇETĠN


     Patlatmadan Kaynaklanan TitreĢimler Ġçin Ulusal Yapı Hasar Kriterleri OluĢturulabilirliğinin
                                                  AraĢtırılması
         Patlatmanın kaçınılmaz olduğu madencilik, taĢ ocakçılığı, inĢaat altyapı kazıları, kuyu-tünel çalıĢmaları,
boru hattı çalıĢmaları, baraj inĢaatı gibi çeĢitli sektörlerde; patlatmadan kaynaklı yersarsıntısı ve hava Ģokundan
kaynaklanan çevre problemleri ile sıkça karĢılaĢılmakta, tartıĢılmakta ve hukuka intikal etmektedir. ABD, AB
üyesi ülkeler ve diğer geliĢmiĢ ülkelerde olduğu gibi ülkemiz için de patlatma kaynaklı çevresel sorunların
minimize edilebilmesi ve hukuksal sorunları en aza indirgemeye yönelik bir standardın oluĢturulması
zorunludur. Avrupa Birliğine Üyelik çalıĢmalarının hız kazandığı ve Avrupa Birliği Kriterlerinin uygulanması
zorunluluğu da düĢünüldüğünde, bu çalıĢmanın çok önemli olduğu açıkça görülmektedir. Yani ülkemize özgü,
konu ile ilgili bir standardın oluĢturulması kaçınılmazdır. Böyle bir standart ancak bilimsel yöntem ve
tekniklerin, konunun uzmanları tarafından uygulamalı olarak çalıĢılması ve uygulanması ile mümkün olacaktır.
         Bu araĢtırmanın amacı, patlatmalı kaya kazılarından kaynaklanan yer sarsıntısı ve hava Ģoku
parametrelerinin tahmini ve ulusal hasar kriterlerinin oluĢturulmasına esas olabilecek veri ve ilkelerin ortaya
konulmasıdır. Böylelikle, hem AB standartlarına ulaĢılması ve hem de patlatmalı kazı dolayısıyla yaĢanacak olan
gerek çevresel gerekse hukuki sorunların minimize edilmesi bakımından önemli bir baĢlangıç ve katkı yapılmıĢ
ve “Ülkemize özgü patlatma risk analizine dayalı bir kriter modeli” önerisi sunulmuĢtur.
         AraĢtırma kapsamında, öncelikle farklı kaya birimlerine dayanan patlatma uygulamalarında oldukça çok
sayıda titreĢim kayıtları alınmıĢ, kaya birimleri için titreĢim hızı tahminleri, frekans analizleri de yapılarak,
çevredeki yapılar ve sakinlerin davranıĢları ile ilgili gözlemler incelenerek yapılmıĢtır. Bu veriler kullanılarak
risk analizine dayalı bir patlatma hasar kriteri oluĢturulmuĢ ve önerilmiĢtir.

  The Investigation of Establishing the National Structure Damage Criteria for The Ground Vibration
                                              Induced by Blasting
         The environmental problems such as vibration, and air blast are often faced, and discussed on mining,
quarrying, civil constructions, shaft-tunnel, pipeline, and dam operations where blasting is inevitable. It is
necessary to establish national standards towards to minimize the environmental problems induced by blasting
and judicial matters in our country as it is in USA, EU countries and the other developed countries. This
necessity and the obligatory of accepting the European Union criteria for Turkey that has started the procedure of
joining to EU emphasize the importance of this project. In other words, the establishment of a particular national
standard related with this subject is inevitable for turkey. This will be possible only by studying, applying
scientific methods and techniques by the experts.
          The main goal of this study is to estimate the structural damages produced by ground vibration and
airblast in blasting excavations and to present data and principles on which a national damage criteria can be
established. So, a major contribution were made in terms of reaching EU standards, a significant beginning for
the minimization of environmental and judicial problems and the solution of these problems. A damage criteria
and standards based on risk analysis specific to Turkey were also presented.
          In this study, first, a numerous number of vibration records were taken in blasting operations performed
at different rock units. For these rock units, particle velocity predictions and frequency analysis were done. At
the same time, human response and structures in the neighborhood of these blasts were also observed and
investigated. A damage criteria based on risk analysis was established and proposed by using these collected
data.
ÇĠNKU Kenan


DanıĢman                  : Prof.Dr. ġafak G. ÖZKAN
Anabilim Dalı             : Maden Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof.Dr. ġafak G. ÖZKAN
                            Prof.Dr. Mehmet Sabri ÇELĠK (Ġ.T.Ü),
                            Prof.Dr. Ali KAHRĠMAN
                            Prof. Dr. Ayhan Ali SĠRKECĠ (Ġ.T.Ü),
                            Doç.Dr. Gül HĠSARLI


         Aktivasyon Yöntemleri Ġle Bentonit’ten Su Bazlı KıvamlaĢtırıcı Üretiminin AraĢtırılması
          Doktora tezi olarak yürütülen bu çalıĢma kapsamında önemli bir kullanım potansiyeline sahip olan
Bentonit esaslı "Su Bazlı KıvamlaĢtırıcı" elde edilmesi amaçlanmıĢtır. Bentonit kullanılarak elde edilen su bazlı
kıvamlaĢtırıcıların su bazlı boyalarda “Reolojik Katkı Maddesi” olarak kullanılabilirliği araĢtırılmıĢtır.
          Ülkemizde boya sanayinde kullanılan reolojik katkı maddelerinin tamamına yakını halen yurt dıĢından
ithal edilmektedir. Bu nedenle özellikle Na-Bentonitten “Su Bazlı KıvamlaĢtırıcı” adı verilen, “Reolojik Katkı
Maddesi” elde edilmeye çalıĢılmıĢtır. Deneysel çalıĢmalarda Na-Bentonit, Ca-Bentonit ve ara tip bentonitler
kullanılmıĢtır.
          Karakterizasyon çalıĢmaları sonucunda yüksek ĢiĢme özelliğine sahip bir sodyum bentonit olan
ReĢadiye bentonitinin mineralojik incelemeler sonucunda, kuvars, kalsit, biyotit ve feldspat gibi safsızlıkları
içerdiği belirlenmiĢtir. Bu safsızlıkların uzaklaĢtırılarak Sodyum bentonit‟çe zengin ürün elde edilmesi ve elde
edilen Na-bentonit‟çe zengin üründen farklı aktivasyon yöntemleri ile su bazlı sistemlerde kullanıma uygun
nitelikte “Su Bazlı KıvamlaĢtırıcı” üretimi için bir çok deney yapılmıĢtır.
Deneysel çalıĢmalar dört safhada yürütülmüĢtür.
          Ġlk safhada bentonit numuneleri içerisinde mineralojik ve kimyasal analizlerle belirlenen safsızlıklar
(kuvars, kalsit, feldspat, biyotit v.b.,), kil zenginleĢtirmede yaygın olarak kullanılan hidrosiklon yardımıyla
uzaklaĢtırılmıĢtır. Detaylı hidrosiklon deneyleri ile Montmorillonit içeriği yüksek konsantreler elde edilmiĢtir.
          Ġkinci safhada hidrosiklon ile safsızlıkları büyük oranda uzaklaĢtırılan bentonit numunelerinden yüksek
ĢiĢme ve viskoziteye sahip olması nedeniyle ReĢadiye            Na-bentonit konsantrelerine “Mekanik Aktivasyon”
uygulanmıĢtır.
          Üçüncü safhada ise mekanik aktivasyonun önemi ortaya konduktan sonra çeĢitli inorganik bileĢikler
yardımıyla inorganik aktivasyon deneyleri gerçekleĢtirilmiĢtir.
Son olarakta çeĢitli organik bileĢikler kullanılarak organik aktivasyon deneyleri yapılmıĢtır.
          Deneysel çalıĢmalar esnasında özellikle MgO kullanarak elde edilen inorganik katkılı bentonit esaslı su
bazlı kıvamlaĢtırıcı ürünlerin, tüm Dünyada boya endüstrisinde yaygın bir Ģekilde kullanılan ticari ürünler olan;
Bentone EW ve Optigel CK‟dan haha yüksek viskoziteye sahip olduğu görülmüĢtür. LiCl kullanılarak elde
edilen inorganik katkılı bentonit esaslı su bazlı kıvamlaĢtırıcı ürünlerin ise MgO‟li ürünlere oranla daha stabil
olduğu bunun da daha negatif zeta potansiyeline bağlı olduğu anlaĢılmıĢtır.
Investigation of Water Based Rheological Agent Production from Bentonites by use of Activation Methods
         Within this doctoral thesis it‟s aimed to produce a water based thickening agent from raw bentonites
which has an important utilization potential in industry. Use of this water based bentonite rhelogical as thickener
in water based paints is also investigated.
         Most rheological additives used in local paint industry are imported from foreign countries. Therefore, a
rhelogical additive named as water based rheological agent was produced in this study using Na-bentonites, Ca-
bentonites and mixed type bentonites.
         The characterization studies employing mineralogical tools on ReĢadiye bentonites revealed that a
sodium bentonite with high swelling properties, as the main constituent, and quartz, calcite, biotite and feldspar
as associated impurities are present.
         Many different experiments were carried out to produce a concentrate rich of           Na-bentonite after
removal of impurities in order to get a suitable water based rheological agent through different activation
methods suitable for water based systems.
         Experimental studies included four main steps;
         In the first step, a series of hydrocyclone processing used to remove the impurities (quartz, calcite,
biotite and feldspar, etc.) from bentonites after detailed mineralogical and chemical analyses. The
montmorillonite rich concentrates were produced hydrocyclone separation.
         In the second, step mechanical activation was applied to ReĢadiye               Na-bentonite concentrates
wich exhibited high swelling properties and viscosites upon removal of the impurities by hydrocycloning.
         In the third step, inorganic activation tests with help of various inorganic compounds were performed to
optimize the conditions of mechanical activation. Finally, organic activation tests were also conducted using
various organic compounds.
         The experimental studies espacially proved that a water based thickening agent produced by utilizing
MgO as an inorganic additive because it imparts higher viscosity values to the mixture compared to Bentone EW
and Optigel CK which are mainly used as commercial products in paint industry. Use of LiCl instead of MgO as
an inorganic additive for water based rheological agent in bentonites produced more stable mixture due to its
higher negative zeta potential.
DENĠZ ULAġTIRMA ĠġLETME MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


BAMYACI Muhammed


DanıĢman                   : Güler Bilen ALKAN
Anabilim Dalı              : Deniz UlaĢtırma ĠĢletme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Pof Dr.Güler Bilen ALKAN
                             Prof Dr. Necmettin AKTEN
                             Prof.Dr. Fevzi ERDOĞMUġ
                             Prof.Dr. Mehmet TANYAġ,
                             Prof.Dr. Mehmet ġakir ERSOY


             Modern Lojistik Yönetimi:Organize Lojistik Bölgeleri Ġçin Bir Yer Seçimi Modeli
          Modern taĢımacılık sistemlerinin geliĢtirilmesi ve çeĢitliliğinin artması, artan çok modlu taĢımacılık
eğilimleri, iletiĢim ve biliĢim altyapısının iyileĢmesi, iletiĢim hızındaki artıĢlar bütün ülkeleri etkilemekte ve
küreselleĢmeyi karĢı konulmaz hale getirmektedir. Rekabet artıĢının yanında ticaret ve yolcu trafik hacminin
artıĢıyla da karakterize edilen ekonomik küreselleĢme, malları ve yolcuları daha etkin taĢıma ve yeni yöntemler
bulma konusunda taĢımacılık sistemleri üzerinde büyük baskılar oluĢturmuĢtur.
          Lojistikle ilgili unsurların Ģehrin farklı bölgelerinde dağınık olarak faaliyet göstermesi, lojistik odaklı
kentsel trafik problemlerini öngörmeyi zorlaĢtırmaktadır. Entegre Lojistik Merkezler ya da bu tezde önerdiğimiz
ismiyle Organize Lojistik Bölgeleri hem stratejik taĢımacılık planlarının daha sağlıklı yapılmasına yardım
edecek hem de kamusal ve lojistik maliyetleri düĢürecektir. Aynı zamanda hem ulusal hem de uluslararası
taĢımacılığın geliĢtirilmesi için gerekli ve önemli bir altyapı unsurudur.
          Organize Lojistik Bölgesi yer seçimi karmaĢık bir problemdir. Bunun yanı sıra, sağlıklı kantitatif veriler
bulmak da zor ve maliyetli olduğundan kalitatif ve kantitatif unsurların bir arada değerlendirildiği çok
amaçlı/kriterli programlama yöntemlerinin kullanılmasını gerektirir. Sektörün tarafları arasındaki olası
çatıĢmaların önlenmesi için bütün tarafların görüĢlerinin alınması gerekmektedir. Bu tezde kentsel lojistik
problemlerinin çözümünde modern bir yaklaĢım olan “Organize Lojistik Bölgeleri” için yer seçimine iliĢkin
ekonomik, kolay anlaĢılabilir, hızlı, duyarlılık analizine elveriĢli, kalitatif ve kantitatif değerlerin birlikte
kullanıldığı, esnek ve evrensel bir modelin oluĢturması hedeflenmiĢtir.
          Konunun öneminin problemin tanımının anlatıldığı giriĢ bölümünden sonra, genel kısımlar baĢlığı
altında; sırasıyla lojistik ve tedarik zinciri yönetimi, kentsel lojistik ve lojistik merkezler anlatılmıĢtır. Üçüncü
bölümde malzeme ve yöntem baĢlığı altında; kullanılacak metodoloji ve Analitik HiyerarĢi Proses yöntemi
yazılımı hakkında bilgi verilmiĢtir.Dördüncü bölümde araĢtırmanın bulguları ve geliĢtirilen model tartıĢılmıĢ, yer
seçimi kriterleri ve ağırlıkları belirlenmiĢ, sonra da bu model kullanılarak Ġstanbul‟un batı yakası için bir yer
seçimi uygulaması yapılmıĢtır. Son bölümde ise araĢtırmanın sonuçları ve öneriler verilmektedir.
       Modern Logistics Management: A Location Selection Model for Organized Logsitics Regions
          Development of modern                transportation systems, its increasing variety and rising
intermodality/multimodality trends, development of internet infrastructure, new communication tools and
increasing communications speed have affected all countries and has brought globalization as an inevitable
consequence. Economic globalization, characterized by increasing trade and passenger volumes, as well as
increasing competition has put more pressure on transportation systems to find new ways to transport goods and
people in a more efficient way.
          It is more difficult to estimate logistics oriented urban traffic problems if logistics companies are
disorganized and spread in various parts of a city. Integrated Logistics Centers which are introduced as
“Organized Logistics Regions” in this thesis bring up a modern approach to solve city logistics problems. They
help decision makers not only easily make long-run transportation plans but also reduce both public and logistic
costs. At the same time, they are one of the important and necessary infrastructure components for improvement
national and international transportation and trade.
          “Optimal Location Selection for Organized Logistics Regions” is a very complex issue when there is a
difficulty to find reliable quantitative data with a reasonable cost. Moreover, in order to prevent conflicts among
the stakeholders it is better to use multi-objective/criteria techniques such as AHP (Analytic Hierarchy Process).
These techniques consider stakeholders‟ and specialists‟ opinions and allow evaluating both qualitative and
quantitative factors and related data together. This thesis aims to build a reliable location selection model for
“Organized Logistics Regions” which is an economic, easy to understand, fast, suitable for sensitivity analysis
and allows evaluating both qualitative and quantitative factors and related data together.
          After giving the brief description of the problem and its importance in the first chapter, the second
chapter of the thesis is dedicated to logistics and supply chain management, urban logistics, Logistics
Centers/Organized Logistics Regions, and literature review. In the third chapter named “Materials and Methods”
used methodology and Analytic Hierarchy Process are explained. In the fourth chapter, the research‟s findings
and the developed model are discussed, location selection criteria and their weights are determined, and an
organized logistics regions location selection application is realized for the West Side of Istanbul according to
the location decision factors used in the developed location selection model. Finally, the model, findings and
proposed further research are summarized in the last chapter of the thesis.
YILDIZ Murat


DanıĢman                   : Prof. Dr. Necmettin AKTEN
Anabilim Dalı              : Deniz UlaĢtırma ĠĢletme Mühendisliği
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jürisi         : Prof.Dr. Necmettin AKTEN (DanıĢman)
                             Prof. Dr. Ahmet Dursun ALKAN
                             Prof.Dr. Öner ESEN
                             Doç. Dr. ġakir ESNAF
                             Doç. Dr. Sezer ILGIN


                      Layner UlaĢtırma Sistemlerinde Optimum Filo Planlaması Modeli
         Layner taĢımacılık, önceden belirlenmiĢ limanlar arasında, müĢterilere önceden açıklanan sefer
programları ile yapılan denizyolu taĢımacılığıdır. Layner taĢımacılıkta hizmetin düzenliliği, belirliliği ve kalitesi
esastır. Bu durum taĢımacılık hizmetini gerçekleĢtiren kurumlara önemli sorumluluklar ve maliyetler
yüklemektedir. Layner taĢımacılık bu özelliklerinden dolayı, diğer deniz yolu taĢımalarına göre daha maliyetli ve
pahalı bir taĢımacılık Ģeklidir.
         Maliyetlerini kontrol edebilen ve düĢük düzeylerde tutabilen iĢletmeler diğer iĢletmeler ile rekabette,
uygun hizmet kalitesi ve uygun hizmet ücretleriyle üstünlüklerini korumaktadırlar. Bir layner iĢletmesi için
maliyetlerini oluĢturan en önemli unsurlar; filo yatırım maliyetleri, filo iĢletme maliyetleri ve filo amortisman
maliyetleridir. ĠĢletmeler, rekabette üstünlüklerini korumak için yapacakları filo yatırımlarında bu maliyetleri
toplamda en aza indirecek kararları vermek durumundadırlar.
         ÇalıĢmada bir layner iĢletmesi açısından uzun dönemli filo planlaması stratejileri ve önemi konusunda
bilgiler verilerek uzun dönemli ve belirli talep koĢullarında talebi karĢılayabilecek, gelecekte yapılacak filo
yatırım, iĢletme ve amortisman maliyetlerinin Net Bugünkü Değerini toplamda en aza indirecek dinamik bir
yapıda iki aĢamalı bir filo planlama modeli geliĢtirilmesi amaçlanmıĢtır.
         Birinci aĢamada; tamsayılı karma doğrusal programlama ve dinamik programlama yöntemleri
kullanılarak, yatırım yapılabilecek farklı kapasitede farklı maliyetlerde bir gemi seti içerisinden, planlama
dönemi boyunca oluĢan yatırım, iĢletme ve amortisman maliyetlerinin Net Bugünkü Değerini en aza indiren
uygun taĢıma kapasitelerinde ve uygun sayıda gemilerden oluĢacak bir filo yapısına ve daha önceden belirlenmiĢ
güzergâhlar üzerindeki seferlerin yıllık sayısına karar verilmektedir.
         Ġkinci aĢamada ise birinci aĢamada oluĢturulan uzun dönemli filo yapısı ve yıllık sefer sayıları dikkate
alınarak. gemiler güzergâhlara en az iĢletme maliyeti oluĢacak Ģekilde atanmaktadır. Ayrıca ikinci aĢamada
önceden tahmin edilemeyen talepler sebebiyle artabilecek yıllık sefer sayılarını gerçekleĢtirebilmek için spot
piyasadan kiralanacak en az iĢletme maliyetlerinde uygun gemi kapasitesi ve sayıları da belirlenmektedir.
         ÇalıĢmanın sonunda geliĢtirilen filo planlama modelinin bir uygulamasına yer verilmiĢtir. Uygulamada
bir iĢletmenin farklı baĢlangıç durumları göz önüne alınarak dört senaryo geliĢtirilerek sonuçları incelenmiĢ,
modelin geçerliliği tartıĢılmıĢtır.
                           Optimum Fleet Planning in Liner Transporting Systems
         Liner shipping is the type of shipping service carried out amongst nominated ports / port terminals
under scheduled sailing programmes offered for shippers. It is of utmost importance to provide the service
properly, with quality and regularity. Such criterion gives rise to important responsibilities for liner carriers with
rationalized shipping costs. Hence the liner shipping is costly type of shipping service compared with other
forms of shipping.
         Shipping companies with improved cost control mechanism and aiming to achieve to manage their
shipping costs take the advantage of superiority against fierce competition by way of service quality and proper
service rates. Factors affecting service cost are inter alia costs of fleet investment, fleet operation and fleet
depreciation. Therefore decisions to be taken in favour of minimising such costs are deemed to be essential in the
eyes of shipping companies to be the winners of fierce competition prevailing in shipping.
         In this study relevant information for a liner company‟s long-term strategic planning is given in the
study and accordingly is aimed to develop a dynamic, two- stages fleet planning model which will minimize the
total NPV for the investment, operation and depreciation costs
         At the first stage, by using mixed integer linear programming through a dynamic programming relevant
decision is taken on the basis of annual number of voyages on the routes fixed beforehand, and with regard to
structure of the fleet comprising of a set of vessels suitable in size and carrying capacity, those which as
convenient as for minimising the NPV on the basis of investment, operation and depreciation costs
         At the second stage, having considered the structure of the fleet formed in the long run and annual
number of voyages, vessels are deployed to relevant routes forming the minimum operational cost. Similarly in
order to verify the excessive voyages in excess of annual number of voyages having come up due to unpredicted
reasons, number of vessels with suitable capacity can well be deduced via spot market.
         Finally, an application for the developed fleet planning model is placed at the end of the study.
Outcomes are studied in four different scenarios and effectiveness of the model is measured.
BĠYOMEDĠKAL MÜHENDĠSLĠĞĠ ANABĠLĠM DALI


KILIÇ Niyazi


DanıĢman                  : Prof. Dr.Osman NURĠ UÇAN
Anabilim Dalı             : Bilgisayr Mühendisliği
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Osman NURĠ UÇAN
                            Prof. Dr. Prof.Dr. Aydın AKAN
                            Prof. Dr. Prof.Dr. Ahmet SERTBAġ
                            Prof. Dr .Prof.Dr. Serhat ġEKER
                            Prof. Dr. Prof.Dr. Sedef KENT (Ġ.T.Ü.)


     Bilgisayarlı Tomografi Görüntülerinde Üç Boyutlu ġablonlar Kullanılarak Kolonik Polip Tespiti
         Kalın bağırsak kanseri (kolon kanseri), kolon iç yüzeyini örten ve tabaka içine doğru büyüyüp ĢiĢlik
olarak tanımlanan poliplerden geliĢir. Kolon kanserleri daha çok geliĢmiĢ batı ülkelerinde görülür. Kolonik
poliplerin erken teĢhisi oldukça önemlidir. Tarama teknikleri ile henüz kansere dönüĢmemiĢ kolonik polipleri ve
erken dönem lokalize kanserleri saptamak ve tedavi etmek mümkündür. Bu yüzden kolon kanserleri önlenebilir
ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Gaytada gizli kan testi, baryumlu kolon grafileri, sigmoidoskopi ve
kolonoskopi kolon kanserlerinin erken tanısında kullanılan tarama yöntemleridir. Bilgisayarlı Tomografi (BT)
Kolonografi (Computed Tomography Colonography) veya diğer ismiyle sanal kolonoskopi (virtual
colonoscopy), polip tespiti için bütün kolonu tarayan yeni bir tarama yöntemidir. Bununla birlikte, Bilgisayar-
Destekli Tespit (BDT) (Computer-Aided Detection (CAD)) son yıllarda, ileri örüntü tanıma (pattern recognition)
ve görüntü iĢleme yöntemlerini kullanarak radyoloji uzmanlarına BT kolonografi görüntülerindeki poliplerin
tespitinde yardımcı olan yazılımlardır. BDT ile birlikte radyologların yorum yapma sürelerinin düĢürülmesi ve
aynı zamanda polip tespitinde tanı doğruluk yüzdesinin arttırılması sağlanabilmektedir.
         Bu tez çalıĢmasında literatürdeki çalıĢmalara alternatif olabilecek, kolonik polip tespiti için yeni bir
BDT sistemi geliĢtirilmiĢtir. Önerilen BDT, üç bölümden oluĢmaktadır. Birinci bölümde, BT kolonografi
görüntülerinin önce genetik algoritma kullanılarak eğitilmiĢ hücresel yapay sinir ağları ile bölütlendirilmiĢtir.
Bölütlendirme iĢlemi hem kolonik polip tespit duyarlılığının arttırılması hem de yanlıĢ pozitif sayısının
azaltılması için yapılmıĢtır. Daha sonra bölütlenmiĢ BT kolonografi görüntüsü ile orjinal BT kolonografi
görüntüsü arasında kural tabanlı bir iĢlem uygulanarak olası kolonik polip adaylarını içeren ilgi alanları
belirlenmiĢtir. Aynı hastaya ait ilgi alanları, tek bir görüntüde toplanarak üç boyutlu hale getirilmiĢtir. Ġkinci
bölümde, ilgi alanları görüntüsünden kolonik polipleri tespit etmek amacıyla Ģablon eĢleme yöntemi
kullanılmıĢtır. Bu yöntemde, polip anatomisine göre oluĢturulmuĢ üç boyutlu Ģablonlar ile her bir ilgi alanı
arasındaki benzerlik, üç boyutlu konvolüsyon kullanılarak ölçülmüĢtür. ġablon olarak;        8  8 , 12 12 ve
20  20 piksel boyutlarındaki polip Ģablonları kullanılmıĢtır. Böylece ilk iki bölüm sonunda; 8  8 , 12 12 ve
20  20 piksel boyutlarında Ģablonlar kullanılarak sırasıyla, hasta baĢına 14.9 YP oranı ile %100, 10 YP oranı
ile %100 ve 9.2 YP oranı ile %80 tespit duyarlılığı bulunmuĢtur.
        Üçüncü bölümde, tespit edilen kolonik polip kitleleri, Dalgacık DönüĢümü (Wavelet transform) ve
Destek Vektör Makineleri (DVM) (Support Vector Machine (SVM)) yöntemi kullanılarak sınıflandırılmıĢtır. Bu
bölümde, Ayrık Dalgacık DönüĢümü yöntemi ile polip görüntülerinden öznitelik çıkarma iĢlemi
gerçekleĢtirilerek dalgacık katsayılarından oluĢan ve herbir görüntüye ait öznitelik vektörleri oluĢturulmuĢtur.
         Hesaplanan dalgacık katsayılarının bazı istatikleri alınarak öznitelik vektörleri 1 20 uzunluğuna
düĢürülmüĢtür. Bu vektörler DVM ağının giriĢi olarak alınmıĢ ve doğrusal (linear), karesel (quadratic) ve radyal
tabanlı fonksiyon (radial basis function) çekirdek (kernel) fonksiyonları kullanılarak kolonik polip kitleleri
sınıflandırılmıĢtır. Sınıflandırma iĢleminin sonunda; tespit duyarlılığı, RTF çekirdek fonksiyonu ile %80, karesel
çekirdek fonksiyonu ile %73.3 ve doğrusal çekirdek fonksiyonu ile %60 olarak bulunmuĢtur.




           The Colonic Polyp Detection Using 3d Templates in Computed Tomography Images
          Colon cancer arises from polyps covering the lining of the colon and defined as the growing panicula in
the mucosal surface of the colon. Colon cancers are mostly seen in developed western countries. Early detection
of colonic polyps is of vital importance for reducing the risk of deaths from colon cancer. Current colon cancer
scanning techniques have enabled scientists to detect and cure both the polyps which have not yet been
developed into cancer and early localized cancers. Thanks to these techniques, colon cancer is now a preventable
and curable illness. Stool exams to detect occult (hidden) blood, barium enema, sigmoidoscopy and colonoscopy
are early detection scanning techniques of colon cancer. Computed Tomography (CT) Colonography or also
known as Virtual Colonoscopy is a new scanning method for screening the whole interior view of the colon for
polyp detection. Besides this, Computer Aided Detection (CAD) has become very important software enabling
the radiology experts to detect polyps in CT images by pattern recognition and advanced image processing
methods. With the use of CAD, the time needed by radiologists for analyzing the polyps is reduced and the
detection accuracy percentage is increased.
          In this study, a new CAD for polyp detection has been developed as an alternative to the previous
studies in the literature. The proposed CAD constitutes of three parts. In the first part, CT colonography images
are segmented by Cellular Neural Networks which are trained by genetic algorithm. The segmentation process is
carried out for both increasing the colonic polyp detection sensitivity and decreasing the false positive number.
Then, a rule based process is applied between segmented and original CT colonography images and the region of
interests (ROI) is extracted for detect possible polyp candidates. ROI images belonging to the same patient are
collected in one image and transformed to 3 dimensional images. In the second part, template matching method
is used for detecting colonic polyps from ROI images. In this method, the similarities between 3 dimensional
templates prepared on the basis of the polyp anatomy and each ROI images are calculated by the 3D convolution
operator. 8  8 , 12 12 and 20  20 cell size polyp templates are utilized as template. Therefore, the
detection sensitivity is found as 100% with 14.9 false positives (FP) per patient, 100% with 10 FP per patient and
80% with 9.2 FP per patient respectively, using 8  8 , 12 12 and 20  20 cell size polyp templates
         In the third part, detected colonic polyp masses are classified by Wavelet Transform and Support Vector
Machine (SVM) methods. In this section, the features are taken from polyp images by discrete wavelet transform
method. Then, feature vectors of each image, formed by wavelet coefficients are obtained. Some statistics are
taken from calculated wavelet coefficients and the feature vectors of the wavelet coefficients are reduced to
1 20 length. These vectors are taken as inputs of network of SWM and colonic polyps are classified by using
linear, quadratic and radial basis function (RBF) kernel functions. At the end of the classification task, the
detection sensitivity rates for RTF, quadratic and linear kernel functions are calculated as 80%, 73.3% and 60%
respectively.
SU ÜRÜNLERĠ TEMEL BĠLĠMLERĠ ANABĠLĠM DALI


YILMAZ NeĢe


DanıĢman                  : Prof. Dr. Mustafa TEMEL
Anabilim Dalı             : Temel Bilimler
Programı                  : Ġçsular Biyolojisi
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Prof. Dr. Mustafa TEMEL
                            Prof. Dr. ġükran DERE
                            Prof. Dr. Rikap YÜCE
                            Doç. Dr. Meriç ALBAY
                            Doç. Dr. Yelda AKTAN



  Sazlıdere Barajı (Ġstanbul)’nda Fitoplankton Biyoması ve Bunu Etkileyen Fizikokimyasal Faktörlerin
                                                  Ġncelenmesi
          Sazlıdere Baraj Gölü‟nün fitoplanktonu ve mevsimsel değiĢimi ile bu değiĢimi etkileyen fiziksel ve
kimyasal faktörler Aralık 2003- Kasım 2005 tarihleri arasında, 5 istasyondan alınan su örneklerinde aylık
periyotlar halinde incelenmiĢtir.
          Sazlıdere Baraj Gölü fitoplanktonunda Bacillariophyta, Chlorophyta, Cyanophyta, Chrysophyta,
Cryptophyta, Dinophyta ve Euglenophyta divizyolarına ait toplam 68 takson tespit edilmiĢtir. Bacillariophyta
divizyosu üyeleri tür sayısı ve populasyon yoğunluğu bakımından baskın alg grubunu oluĢturmuĢtur.
          Sazlıdere Baraj Gölü fitoplanktonunun mevsimsel değiĢimi ve yoğunluğu üzerinde fiziksel faktörlerden
ıĢık ve sıcaklık ile kimyasal faktörlerden besin tuzları etkili olmuĢtur. Göl suyunun yapılan analizler sonucunda
içme suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların su kalitesi yönetmeliğine göre sıcaklık,
çözünmüĢ oksijen, nitrat ve ortofosfat bakımından 1. sınıf kriterini sağladığı belirlenmiĢtir.
          Fitoplankton komunite yapısı Shannon- Weaver çeĢitlilik indeksi, Simpson baskınlık indeksi ve Bray-
Curtis Cluster analizi uygulanarak özetlenmiĢtir. Sazlıdere Baraj Gölü fitoplanktonu üzerine uygulanan
Shannon- Weaver çeĢitlilik indeksine göre çeĢitlilik indeksi yüzeyde 0.035 ile 1.059 arasında, derinliklerde ise
0.077 ile 0.861 arasında değiĢim göstermiĢtir. Bray- Curtis Cluster analizi sonuçlarına göre yüzeyde en yüksek
benzerlik % 75.75 ile 2. istasyonda, Aralık 2004 ve Mayıs 2005 ayları örnekleri arasında görülmüĢtür. Ayrıca
fitoplankton yoğunluğu ile bazı fiziksel ve kimyasal parametre değerleri arasında Spearman rank korelasyon
analizi uygulanmıĢtır.
          Sazlıdere Barajı göl suyunun bileĢik indeks değeri ve klorofil- a miktarının yüksek oluĢu göl suyunun
ötrofik karakterde olduğunu göstermesine karĢın, besin tuzu miktarlarının düĢük oluĢu, fitoplanktonda oligotrof
ve ötrof karakterli türlerin bulunuĢu, oligotrofik özellikten ötrof özelliğe doğru bir geçiĢin sözkonusu olduğunu
göstermektedir.
          Anahtar Kelimeler: Sazlıdere Baraj Gölü, fitoplankton, biyomas, klorofil- a, mevsimsel değiĢim
An Investigation of Phytoplankton Biomass and Physicochemical Parameters of Sazlıdere (Ġstanbul) Dam
                                                      Lake
         The phytoplankton biomass of Sazlıdere Dam Lake and its seasonal variation and the ınfluencing
physicochemical factors were investigated during December 2003- November 2005. Samples were taken
monthly from 5 sampling stations.
         Total of 68 taxa were identified belonging to division of Bacillariophyta, Chlorophyta, Cyanophyta,
Chrysophyta, Cryptophyta, Dinophyta and Euglenophyta on phytoplankton of Sazlıdere Dam Lake.
Bacillariophyta members constituted the dominant phytoplankton group in terms of both species number and
density.
         The seasonal variation and biomass of phytoplankton of Sazlıdere Dam Lake were mostly affected by
physical factors of light, temperature and mineral salts. According to the water pollution and control regulations,
results of water analyses indicated that temperature, dissolved oxygen, nitrate and orthophosphate values
supported classis I water quality criteria.
         The variation in the phytoplankton community structure was summarized by Shannon- Weaver
diversity index, Simpson dominance index and Bray- Curtis Cluster analyses. According to Shannon-Weaver
diversity index, the range changed among 0.035 and 1.059 on the surface water, and 0.077 and 0.861 vertically.
In respect of Bray- Curtis Cluster analysis the highest similarity was % 75.75 on the surface water at station 2,
between December 2004 and May 2005. In addition to this, Spearman rank correlation was carried out to reveal
probable significance between phytoplankton density and some physical and chemical parameters.
         The high levels of compound index amounts and chlorophyll- a amounts of lake water showed lake
water‟s eutrophic character. But low nutrient amounts, existence of oligotrophic and eutrophic species in
phytoplankton indicated that the characteristic of Sazıdere Dam Lake changes from oligotrophic character to
eutrophic character.

        Key Words: Sazlıdere Dam Lake, phytoplankton, biomass, chlorophyll- a, seasonal variation.
SU ÜRÜNLERĠ AVLAMA VE ĠġLEME TEKNOLOJĠSĠ ANABĠLĠM DALI


AKKUġ TÜRKMEN Özgür


DanıĢman                  : Doç. Dr. Sühendan MOL
Anabilim Dalı             : Avlama ve ĠĢleme Teknolojisi
Programı                  : ĠĢleme Teknolojisi
Mezuniyet Yılı            : 2008
Tez Savunma Jürisi        : Doç.Dr. Sühendan MOL
                            Prof.Dr. Candan VARLIK
                            Prof.Dr. Musatafa TAYAR
                           Doç. Dr. Taçnur BAYGAR
                            Doç.Dr. Nuray ERKAN


                  Kerevit ĠĢleme Sisteminde Uygulanan ĠĢlemlerin Ürün Kalitesine Etkisi
         Bu çalıĢmanın amacı kerevitlerin kaliteleri üzerine sodyum metabisülfit ve sitrik asidin etkisinin
belirlenmesidir. Kerevitler 3 gruba bölünmüĢtür. Ġlk grup haĢlanmıĢ, soğutulmuĢ ve paketlenmiĢtir (Kontrol
grubu). Ġkinci grup sodyum metabisülfit ve sitrik asitle muamele edildikten sonra haĢlanmıĢ, soğutulmuĢ ve
paketlenmiĢtir (A grubu). Son grup ise sodyum metabisülfit ve sitrik asitle birlikte haĢlanmıĢ, daha sonra
soğutulmuĢ ve paketlenmiĢtir (Grup B). Tüm gruplar +4˚C‟de depolanmıĢtır.
         Duyusal analizlerin sonucuna göre kontrol örneklerinin raf ömrü 6 gün iken muamele edilmiĢ örnekler
(A ve B grupları) depolamanın 8. gününe kadar kabul edilebilir düzeydedir.
         Renk analizlerinin sonuçlarına göre örneklerin rengi tüm gruplarda koyulaĢmakta ve parlak turuncu
renk depolama süresince azalmaktadır.
         Kerevit bir tatlı su türü olduğundan, örneklerin TVB-N ve TMA-N değerleri çalıĢma süresince limit
değerlere ulaĢmamıĢtır. Örneklerin haĢlaması iĢlemi de bu sonucun diğer bir nedenidir. Kontrol, A ve B
gruplarının trimetilamin değerleri çalıĢma süresince birbirinden önemli düzeyde farklılık göstermemiĢtir. Ancak
kontrol örnekleri TVB-N değerinin depolamanın son aĢamalarında muamele edilmiĢ olanlarınkinden önemli
derecede yüksek olduğu belirlenmiĢtir.
         Mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri sayısında olduğu gibi, pH değerleri de depolamanın 6. gününde
limit değerlere ulaĢmıĢtır. Duyusal analizlere göre kontrol grubu örnekleri depolamanın 6. gününde bozulmuĢ
olup, bu günde kontrol grubu örneklerinin pH‟ı, mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri yükü muamele edilmiĢ
örneklerden önemli derecede yüksekti.
         Bu kimyasalların ticari olarak kerevitlere aĢırı miktarda uygulandığı bilinmektedir. Bu yasalara uygun
olmayıp insan sağlığı açısından da birçok risk taĢımaktadır. Bu çalıĢmada sodyum metabisülfit ve sitrik asidin
yasaların izin verdiği miktardan fazla olmayacak Ģekilde kullanıldığında kerevitlerin duyusal kalitesini artırdığı
ve pH‟ı, mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri sayısını ise biraz düĢürdüğü tespit edilmiĢtir. Daha dikkat
çekici sonuçlar elde etmek için diğer kimyasalların tek baĢına veya sodyum metabisülfit ve sitrik asitle birlikte
yasaların izin verdiği sınırlar içinde uygulanması denenebilir. Bu çalıĢmanın sonuçları ticari uygulamalar için ve
aynı zamanda kerevitlerin raf ömrünü artırmak için kimyasal maddelerle muamele edilmesi üzerine yapılacak
çalıĢmalar için iyi bir kaynak oluĢturabilir.
      The Effects of Treatments Applıcated In Crayfish Processıng Systems to The Product Qualıty
         The aim of this study was the determination of the effect of sodium metabisulfide and citric acid on the
quality of crayfish. Crayfish were divided into 3 groups. First group was boiled, chilled and packaged (control
group). Second group was treated with sodium metabisulfide and citric acid and then boiled, chilled and
packaged (Group A). The last group was boiled with the same chemicals, chilled and packaged (Group B). All
samples were stored at +4˚C.
         According to the results of sensory analysis, the shelf life of control samples was 6 days, but treated
samples (group A and B) were acceptable until the 8th day of storage.
         Regarding the results of color analysis, samples darkened and the bright orange color decreased during
the storage period in all groups.
         Since crayfish is a freshwater species, TVB-N and TMA-N values of the samples did not reached to the
limit values during the study. Boiling procedure of the samples was the other reason of this result.
Trimethylamine values of control, A and B groups were not significantly different during the study. However,
TVB-N value of control samples was determined significantly higher than that of the treated ones at the last
stages of storage.
         Similar to the mesophilic and psychrophilic aerobic bacteria counts, pH values also reached to the limit
values at the 6th day of storage. Control group samples spoiled regarding the sensory analysis at the 6th day of
storage, and pH values, mesophilic and psychrophilic aerobic bacteria counts of control group samples were
significantly higher than treated ones at that day.
         It is known that excess amounts of these chemicals are added to crayfish commercially. It is not
appropriate to the legislations and has many risks for human health. In this study it was determined that using
sodium metabisulfide and citric acid not higher than the advised amounts by the legislations improve the sensory
quality and decrease the pH, mesophilic and psychrophilic aerobic bacteria counts of crayfish slightly. To
maintain the more remarkable results, using the other chemicals with or without sodium metabisulfide and citric
acid regarding the legislations might be studied. The results of this study might be a good source for commercial
applications and also for the further studies on the treatment of crayfish with chemicals to improve its shelf life.
ondan alınan su örneklerinde aylık
periyotlar halinde incelen miĢtir.
          Sazlıdere Baraj Gö lü fitoplanktonunda Bacillariophyta, Chlorophyta, Cyanophyta, Chrysophyta,
Cryptophyta, Dinophyta ve Euglenophyta divizyolarına ait toplam 68 takson tespit edilmiĢtir. Bacillariophyta
divizyosu üyeleri tür sayısı ve populasyon yoğunluğu bakımından baskın alg grubunu oluĢturmuĢtur.
          Sazlıdere Baraj Gö lü fitoplanktonunun mevsimsel değiĢimi ve yoğunluğu üzerinde fiziksel faktörlerden
ıĢık ve sıcaklık ile kimyasal faktörlerden besin tuzları etkili o lmuĢtur. Göl suyunu n yapılan analizler sonucunda
içme suyu elde edilen veya elde edilmesi p lanlanan yüzeysel suların su kalitesi yönetmeliğ ine göre sıcaklık,
çözünmüĢ oksijen, nitrat ve ortofosfat bakımından 1. sınıf kriterini sağladığı belirlen miĢtir.
          Fitoplankton komunite yapısı Shannon- Weaver çeĢitlilik indeksi, Simpson baskınlık indeksi ve Bray-
Curtis Cluster analizi uygulanarak özet len miĢtir. Sazlıdere Baraj Gölü fitoplanktonu üzerine uygulanan
Shannon- Weaver çeĢitlilik indeksine göre çeĢitlilik indeksi yüzeyde 0.035 ile 1.059 arasında, derinliklerde ise
0.077 ile 0.861 arasında değiĢim göstermiĢtir. Bray- Curtis Cluster analizi sonuçlarına göre yüzeyde en yüksek
benzerlik % 75.75 ile 2. istasyonda, Aralık 2004 ve Mayıs 2005 ayları örnekleri arasında görülmüĢtür. Ayrıca
fitoplankton yoğunluğu ile bazı fiziksel ve kimyasal parametre değerleri arasında Spearman rank korelasyon
analizi uygulanmıĢtır.
          Sazlıdere Barajı göl suyunun bileĢik indeks değeri ve klorofil - a miktarının yüksek oluĢu göl suyunun
ötrofik karakterde olduğunu göstermesine karĢın, besin tuzu miktarlarının düĢük oluĢu, fitoplanktonda oligotrof
ve ötrof karakterli türlerin bulunuĢu, oligotrofik ö zellikten ötrof ö zelliğe doğru bir geçiĢin sözkonusu olduğunu
göstermektedir.
          Anahtar Kelimeler: Sazlıdere Baraj Gö lü, fitoplankton, biyo mas, kloro fil- a, mevsimsel değiĢim
An Investigation of Phytoplankton Biomass and Physicochemical Parameters of Sazlı dere (Ġstanbul) Dam
                                                      Lake
         The phytoplankton biomass of Sazlıdere Dam Lake and its seasonal variation a nd the ınfluencing
physicochemical factors were investigated during December 2003 - November 2005. Samples were taken
monthly fro m 5 sampling stations.
         Total of 68 taxa were identified belonging to division of Bacillariophyta, Chlorophyta, Cyanophyta,
Chrysophyta, Cryptophyta, Dinophyta and Euglenophyta on phytoplankton of Sazlıdere Dam Lake.
Bacillariophyta members constituted the dominant phytoplankton group in terms of both species number and
density.
         The seasonal variation and bio mass of phytoplankton of Sazlıdere Dam Lake were mostly affected by
physical factors of light, temperature and mineral salts. According to the water pollution and control regulations,
results of water analyses indicated that temperature, dissolved oxygen, nitrate and orthophospha te values
supported classis I water quality criteria.
         The variation in the phytoplankton community structure was summarized by Shannon - Weaver
diversity index, Simpson dominance index and Bray - Curt is Cluster analyses. According to Shannon-Weaver
diversity index, the range changed among 0.035 and 1.059 on the surface water, and 0.077 and 0.861 vertically.
In respect of Bray- Curt is Cluster analysis the highest similarity was % 75.75 on the surface water at station 2,
between December 2004 and May 2005. In addition to this, Spearman rank correlation was carried out to reveal
probable significance between phytoplankton density and some physical and chemical parameters.
         The high levels of compound index amounts and chlorophyll- a amounts of lake water showed lake
water‟s eutrophic character. But low nutrient amounts, existence of oligotrophic and eutrophic species in
phytoplankton indicated that the characteristic of Sazıdere Dam Lake changes from oligotrophic character to
eutrophic character.

        Key Words: Sazlıdere Dam Lake, phytoplankton, biomass, chlorophyll- a, seasonal variation.
SU ÜRÜNLERĠ AVLAMA VE ĠġLEME TEKNOLOJĠSĠ ANABĠLĠM DALI


AKKUġ TÜRKMEN Özgür


DanıĢman                   : Doç. Dr. Sühendan MOL
Anabilim Dalı              : Avlama ve ĠĢle me Teknolo jisi
Programı                   : ĠĢleme Teknolojisi
Mezuniyet Yılı             : 2008
Tez Savunma Jü risi        : Doç.Dr. Sühendan MOL
                             Prof.Dr. Candan VA RLIK
                             Prof.Dr. Musatafa TAYA R
                            Doç. Dr. Taçnur BA YGAR
                             Doç.Dr. Nuray ERKA N


                   Kerevit ĠĢleme Sisteminde Uyg ulanan ĠĢlemlerin Ürün Kalitesine Etkisi
          Bu çalıĢ manın amacı kerev itlerin kaliteleri üzerine sodyum metabisülfit ve sitrik asidin etkisinin
belirlen mesidir. Kerev itler 3 gruba bölün müĢtür. Ġlk grup haĢlanmıĢ, soğutulmuĢ ve paketlenmiĢtir (Kontrol
grubu). Ġkinci grup sodyum metabisülfit ve sitrik asitle muamele edildikten sonra haĢlanmıĢ, soğutulmuĢ ve
paketlen miĢtir (A grubu). Son grup ise sodyum metabisülfit ve sitrik asitle b irlikte haĢlanmıĢ, daha sonra
soğutulmuĢ ve paketlenmiĢtir (Grup B). Tü m g ruplar +4˚C‟de depolanmıĢtır.
          Duyusal analizlerin sonucuna göre kontrol örneklerin in raf ö mrü 6 gün iken muamele edilmiĢ örnekler
(A ve B grupları) depolamanın 8. gününe kadar kabul edilebilir düzeydedir.
          Renk analizlerinin sonuçlarına göre örneklerin rengi tüm gruplarda koyulaĢmakta ve parlak turuncu
renk depolama süresince azalmaktadır.
          Kerevit b ir tatlı su türü olduğundan, örneklerin TVB-N ve TMA-N değerleri çalıĢ ma süresince limit
değerlere ulaĢmamıĢtır. Örneklerin haĢlaması iĢlemi de bu sonucun diğer bir nedenid ir. Kontrol, A ve B
grupların ın trimetilamin değerleri çalıĢma süresince birbirinden önemli düzeyde farklılık göstermemiĢtir. Ancak
kontrol örnekleri TVB-N değerinin depolamanın son aĢamalarında muamele edilmiĢ olanlarınkinden önemli
derecede yüksek olduğu belirlen miĢtir.
          Mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri sayısında olduğu gibi, pH değerleri de depolamanın 6. gününde
limit değerlere ulaĢ mıĢtır. Duyusal analizlere göre kontrol grubu örnekleri depolaman ın 6. gününde bozulmuĢ
olup, bu günde kontrol grubu örneklerinin pH‟ı, mezofilik ve psikro filik aerobik bakteri yükü muamele edilmiĢ
örneklerden önemli derecede yüksekti.
          Bu kimyasalların ticari olarak kerevitlere aĢırı miktarda uygulandığı bilin mektedir. Bu yasalara uygun
olmayıp insan sağlığı açısından da birçok risk taĢımaktadır. Bu çalıĢ mada sodyum metabisülfit ve sitrik asidin
yasaların izin verdiğ i miktardan fazla olmayacak Ģekilde kullanıldığ ında kerevit lerin duyusal kalitesini art ırd ığı
ve pH‟ı, mezofilik ve psikrofilik aerobik bakteri sayısını is e biraz düĢürdüğü tespit edilmiĢtir. Daha dikkat
çekici sonuçlar elde et mek için diğer kimyasalların tek baĢına veya sodyum metabisülfit ve sitrik asitle birlikte
yasaların izin verdiğ i sın ırlar içinde uygulanması denenebilir. Bu çalıĢman ın sonuçları tic ari uygulamalar için ve
aynı zamanda kerev itlerin raf ö mrünü artırmak için kimyasal maddelerle muamele edilmesi üzerine yapılacak
çalıĢ malar için iy i bir kaynak oluĢturabilir.
      The Effects of Treatments Applıcated In Crayfish Processıng Systems to The Product Qualıty
         The aim of this study was the determination of the effect of sodium metabisulfide and citric acid on the
quality of crayfish. Cray fish were div ided into 3 groups. First group was boiled, chilled and packaged (control
group). Second group was treated with sodium metabisulfide and citric acid and then boiled, chilled and
packaged (Group A). The last group was boiled with the same chemicals, chilled and packaged (Group B). All
samples were stored at +4˚C.
         According to the results of sensory analysis, the shelf life of control samples was 6 days, but treated
samples (group A and B) were acceptable until the 8th day of storage.
         Regarding the results of color analysis, samples darkened and the bright orange color decreased during
the storage period in all groups.
         Since crayfish is a freshwater species, TVB-N and TMA-N values of the samples did not reached to the
limit values during the study. Boiling procedure of the samples was the other reason of this result.
Trimethylamine values of control, A and B groups were not significantly different during the study. However,
TVB-N value of control samp les was determined significantly higher than that of the treated ones at the last
stages of storage.
         Similar to the mesophilic and psychrophilic aerobic bacteria counts, pH values also reached to the limit
values at the 6th day of storage. Control group samples spoiled regarding the sensory analysis at the 6th day of
storage, and pH values, mesophilic and psychrophilic aerobic bacteria counts of control group samples were
significantly higher than treated ones at that day.
         It is known that excess amounts of these chemicals are added to crayfish commercially. It is not
appropriate to the legislations and has many risks for hu man health. In th is study it was determined that using
sodium metabisulfide and citric acid not higher than the advised amounts by the legislations improve the sensory
quality and decrease the pH, mesophilic and psychrophilic aerobic bacteria counts of crayfish slightly. To
maintain the more remarkab le results, using the other chemicals with or without sodium metabisulfide and citric
acid regarding the legislations might be studied. The results of this study might be a good source for co mmercial
applications and also for the further studies on the treatment of crayfish with chemicals to improve its shelf life.

						
Related docs