Bilimsel Araştırma Yöntemleri Üzerine Bir Çalışma: Yöntemlerin Karşılaştırılması
Giriş 1. Karşılaştırmalı Kütüphanecilik 2. Bilim Nedir? 3. Araştırma Yöntemleri
3.1 Tarihsel Yöntem 3.2 Betimleme Yöntemi 3.3 Deneysel Yöntem 3.4 Nitel Yöntemler
4. Hacettepe Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü Yüksek Lisans Tezlerinin İncelenmesi 5. Yöntemlerin Karşılaştırılması Sonuç Kaynakça
Giriş
Araştırma çalışmaları bir kurum için hayati önem taşımaktadır. Kurumun niteliği ne olursa olsun, yapılan araştırmalar sonuçta o kuruma büyük bilgi birikimi, artı değer ve güç kazandırmaktadır. Öte yandan bu kurum eğer bir üniversite ise araştırmanın önemini vurgulamak, konuyla hiç ilgisi olmayanlar için bile gereksiz sayılacaktır. Çünkü üniversiteler bilim yapmak, kuramlar oluşturmak ve bilim adamları yetiştirmek amacı taşımaktadırlar. Hal böyle olunca araştırma kavramı üniversiteler ile birlikte anılmak zorundadır. Bilimsel araştırmayı diğer araştırmalardan ayıran birçok özellik vardır. Bunların en önemlilerden birisi de kullanılan araştırma yöntemidir. Araştırma yöntemi doğru seçilmediği takdirde, araştırma için harcanan onca emek boşa gidecektir. Böylesine önemli bir adımın, ne yazık ki, çoğunlukla dikkat edilmeden atıldığı bilinmektedir. Öte yandan kullanılan yöntemlerin çeşitililiği de önem taşımaktadır. Farklı yöntemler bilimin zenginleşmesine yardımcı olmaktadırlar. Bu ödevin amacı sık kullanılan araştırma yöntemlerinin belirlenmesi ve bu yöntemler arasında bir karşılaştırma yaparak, yöntemlerin kütüphanecilik bilimine katkılarını ortaya koymaktır. Süre kısıtlaması gibi bazı nedenlerden dolayı sadece Hacettepe Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü yüksek lisans tezleri incelenmiş ve bu tezlerde en çok kullanılan üç yöntem karşılaştırılmıştır.
1. Karşılaştırmalı Kütüphanecilik
Busha’ya (1980) göre karşılaştırmalı kütüphanecilik; kütüphanelerin, kütüphane sistemlerinin, kütüphaneciliğin bazı yönlerinin analizi, ya da iki yada daha fazla ülke, kültür veya sosyal çevre arasında tarihsel, sosyopolitik, ekonomik kültürel veya ideolojik faktörleri de göz önüne alarak, kütüphanecilik problemlerinin incelenmesini sağlayan bir daldır. Bu analizin amacı benzerlikleri ve
farklılıkları anlamak olduğu gibi, anlamlı genellemeler yapabilmek ve prensipler oluşturabilmek için farklılıkları açıklamaktır. Bu amaçları yerine getirebilmek için kullanılacak verileri ise gözlem yoluyla, tarihsel dokümanlardan, istatiksel derlemelerden, devlet dokümanlarından, kütüphanecilik alanındaki profesyonel yayınlardan elde etmek mümkündür. Bu konudaki bir diğer tanım ise Collings’e (1971) aittir: Karşılaştırmalı kütüphanecilik genel olarak kütüphane sorunlarını sistematik olarak belirlemeye çalışmaktadır. Bunu yaparken farklı sistemler arasında bir karşılaştırma yapar. Bu farklı sistemler genelde farklı ülkeler, farklı kültürler olabilir. Doğaldır ki, bu karşılaştırma esnasında bu ülkelerin veya kültürlerin ekonomik, tarihsel, politik, sosyal ve diğer etmenleri mutlaka gözönüne alınmalıdır. Bu tip çalışmalar genellikle tarihsel verilerden yola çıkar, ancak tarihsel çalışmalardan çok farklıdır. Bu tanımların ardından literatürde bu konu ile ilgili yapılmış çalışmaların üç ana tipte yoğunlaşmış olduğunu görmekteyiz.
1. Alan çalışmaları: Kütüphaneciliğin gelişimi hakkında belirli bir ülke ya da bölgede yapılan
tanımlayıcı betimleme ya da analiz çalışmaları.
2. Olay incelemeleri: Biir çeşit kütüphane ya da kütüphanecilik eğitimi, bilgi üretimi gibi
kütüphaneciliğin gelişiminde önemli rol oynayan ana etmenler ile ilgili, derinliğine yapılan çalışmalar. 3. Uluslararası ya da kültürler arası çalışmalar: Belirli bir tipteki kütüphanelerin ya da kütüphanecilik sorunlarının, iki ya da daha fazla toplum, ülke ya da kültür arasında karşılaştırılması (Collings, 1971). Ancak çalışma türlerinden ilk ikisi, yani alan çalışmaları ve olay incelemeleri karşılaştırmalı çalışma olarak gözönüne alınmalı mıdır? Çakın’a göre (1989) bu tipteki çalışmalar, bizlere kütüphanecilik alanında son derece yararlı bilgiler sunmaktadırlar. Ancak buna rağmen bu çalışmaları karşılaştırmalı kütüphanecilik alanına almak doğru olmayacaktır. Çünkü bir çalışmanın karşılaştırmalı olabilmesi için en az iki farklı “şeyi” incelemesi, analiz etmesi, birbirleri ile olan farklılık ve benzerlikleri ortaya koyması ve sonuçta farklılıkları anlamlı bir şekilde izah etmesi gerekmektedir. Oysa yukarıda anılan çalışmalar olayları sadece ortaya koymakta, bir karşılaştırma yapmamaktadırlar. Karşılaştırmalı kütüphanecilik ilk olarak geçtiğimiz yüzyılın ortalarında Edward Edwards’ın Avrupa’da bulunan kütüphaneleri incelemesi ve elde ettiği bulgular yardımıyla İngiltere Halk Kütüphanelerinin yasasını oluşturmaya çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu çalışma ilk olarak yapılan karşılaştırmalı çalışmadır, tabii ki kullanılan yöntemin karşılaştırmalı yöntem olarak isimlendirilmesi daha sonra olmuştur. Yaklaşık bir yüzyıl geçtikten sonra “karşılaştırmalı kütüphenecilik” terimi İngiliz diline yerleşmiştir ve 1966 yılından sonra kütüphanecilik okullarının müfredatına girmiş bulunmaktadır. Karşılaştırmalı kütüphaneciliğin konusunu kütüphanecilik alanında karşılaştırılabilen “şeyler” oluşturmaktadır. Karşılaştırmalı yöntem karşılaştırmalı kütüphaneciliğin en önemli parçasıdır. Sonuçta karşılaştırmalı kütüphanecilik bir konudan öte bir yöntem olarak anlaşılmaktadır. Kütüphaneler tüm dünyada kültürel kurumlar olarak bilinir. Yani çevre ile etkileşimleri diğer kurumlardan, örneğin bir mühendislik alanı ile karşılaştırıldığında daha kuvvetlidir. “Kütüphanecilikle ilgili karşılaştırılan şeyler” kuvvetli kültürel bağlara dayanır ve çalışmalar çevrelerinden izole edilemezler. Dünya üzerindeki politik ve milli sınırlar kültürel sınırlardan daha keskin ve belirgindir. Dolayısıyla milletler arasında yapılacak bir karşılaştırma kültürler arasında yapılacak bir karşılaştırmadan daha kolay olacaktır. Küreselleşme modası farklı kültürlere sahip toplumların daha yakınlaşmasını sağladığı için bu toplumların birbirleriyle beraber yaşamayı öğrenmek zorunda bırakmıştır. Karşılaştırmalı kütüphanecilik bazen sadece uluslararası karşılaştırmayla bir tutulmuştur. Bu tanımlama aynı sınırlar içinde yaşayan ancak farklı kültürlere sahip toplumlar için karşılaştırma yapılamayacağı izlenimi vermektedir. Oysa bu görüş doğru olarak kabul edilemez.
Karşılaştırmalı kütüphaneciliğin sağlayacağı en büyük avantajlardan birisi, “kültürel ödünç almanın” meydana getireceği riskleri en düşük seviyeye çekecek bir analiz aracı olarak karşımıza çıkmasıdır. Karşılaştırma yapılcak “şeyler” farklı kültürler ise, elde edilecek verilerin ikincil olması sorun yaratabilir. Çünkü aynı olay iki farklı kişi için farklı anlamlar taşıyabilir. Dolayısıyla yapılması gereken, kültürleri yerinde incelemek, değerlendirmek ve analiz etmek olmalıdır. Böylece iki yönlü bir görüş kazanılabilir ve şu yararları sağlayabilir: Tüm kültürel sistemlerin göreceli olarak değeri ortaya konur ve yerel duruma uygunluğu tartışılabilir. Karşılaştırılan sistemlerin sorunları belirlenir. Sadece durumu yargılamanın ötesinde nedenleri ve çözümleri ortaya çıkarır. İki kültürün ortak yönlerinin belirlenmesi de, genellemeler yapmak için çok kullanışlı bir ortam sağlar. Bunca avantajlara sahip olan karşılaştırmalı çalışmaların belki de en güç yanı diğer kültürü tanımak için harcanacak zaman ve paranın diğer yöntemlerle karşılaştırılamayacak kadar büyük olmasıdır (Simsova, 1974).
2. Bilim Nedir?
Bilim en geniş anlamıyla sistematik bilgi kümesi olarak tanımlanabilir (Aziz, 1990). Ancak yine Aziz’e göre bu çok genel tanım, bizi birtakım yanlışlara götürebilir. Örneğin sistematik olarak bilgi toplayan astroloji bilim sıfatını haketmeyen bir alandır. Öyleyse daha dar ve alanları çizilmiş bir tanım yapmak gerekecektir. “Bilim, deneysel ve nesnel bir konusu olan, aralarında mantıksal ve olgusal ilişkilerin bulunduğu sistematik bir bilgi birikimi ya da bilgiler bütünüdür.” Bu tanımlamanın ardından bilimleri bir sınıflama içinde sunmak yararlı olacaktır. I. II. Aksiyomatik bilimler Pozitif bilimler a) b) Doğa bilimleri İnsan bilimleri
I.Aksiyomatik bilimler: Tarihsel gelişim sürecinde ilk olarak ortaya çıkan bilim dalıdır. Matematik ve mantığı içeren bu bilim dalı, tümdengelim yöntemini kullanır. II. Pozitif bilimler: Bu bilim dalında, olguların gözlenmesi ve çıkarımlarda bulunmak, genellemelere ulaşmak asıl hedef olmuştur. Kullandığı yöntem aksiyomatik bilimlerin tersine, tümevarım yöntemidir. Bu bilim dalı kendi içinde iki gruba ayrılır. a) Doğa bilimleri: 19. yüzyılın başlarına kadar sadece doğa bilimleri pozitif bilimin konusunu oluşturmaktaydı. Bu nedenle birçok kaynakta doğa bilimleri ile pozitif bilimler aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu dal fizik, kimya, biyoloji, astronomi bilimlerini kapsar. b) İnsan bilimleri: İnsan bilimleri ise doğa bilimlerine göre, görece çok daha yeni bir bilim dalıdır. Psikoloji, sosyoloji, tarih, etnoloji, politik bilimler gibi dallar bu alanın konularını oluşturmaktadır. İnsan bilimleri ile doğa bilimleri arasındaki benzerlik ve farklılıkları özetlemek gerekirse; 1. Her iki bilim kümesinde de amaç olaylar arasında ilişkileri bulmak, bunlardan kesin ya da kesine yakın sonuç elde etmek, çıkarımlarda bulunmaktır. 2. Her iki bilim dalında da, tümevarım yöntemi kullanılmaktadır.
3. İnceledikleri konular farklıdır. Doğa bilimlerinin konusunu doğadaki canlı cansız varlıklar oluştururken, insan bilimlerinin konusunu ise insan ve insanın içinde olduğu birimler, olaylar oluşturur. 4. Doğa bilimlerinde inceleme sonuçları kesindir ve değişmez. Oysa insan bilimlerinde sonuçlar kesin değildir ve farklı olaylarda, farklı koşullarda değişebilir. Genellemeler ancak aynı özellikleri gösteren olaylara, ilişkilere yapılabilir (Aziz, 1990).
3. Araştırma Yöntemleri
Araştırma yöntemleri üzerine bilgi vermeden önce yöntem kelimesinin anlamını açıklamak yerinde olacaktır. Yöntem: 1) Zihnin, bir gerçeğe ulaşmak ya da onu kanıtlamak üzere mantığa uygun bir biçimde işlemesi; düzenli düşünme; metot. 2) Bir sonuca ulaşmayı sağlayan ve mantığa uygun biçimde düzenlenmiş ilkelerin, kuralların, evrelerin bütünü. Bilimsel yöntem, çözümleme yöntemi. 3) Bir işi, bir etkinliği, bir eylemi sonuca götürmek için akla uygun olarak izlenen yol, sistem. Yöntem kavramının en etkin olarak içerdiği öge, düzenli bir biçimde izlenecek yön, bir yol fikridir. Bunun için, yöntemin, titiz bir şekilde uyulduğu takdirde bilgiyi artırma olanağı sağlayan bir program olarak anlaşılmasında şaşılacak bir yan yoktur. Descartes yöntemi, tek ve evrensel birşey olarak, aklın kendisi olarak gösteriyordu. “Şimdi, yöntemden, bazı kesin ve kolay kuralları anlıyorum; öyle ki, bu kurallara tam olarak uyan herkes, onlara sayesinde hiçbir zaman yanlışı doğru sanmaz ve gereksiz zahmetlere girmeksizin bilgiye erişebilir.”[1]
3.1 Tarihsel Yöntem
Geçmiş zaman içinde meydana gelmiş olay ve olguların araştırmasında ya da bir problemin geçmişle olan ilişkisi yönünden incelenmesinde kullanılan yönteme “tarihi yöntem” denmektedir. Tarihi yöntem, gerçeği bulmak, bir başka deyişle, bilgi üretmek için geçmişin eleştirel bir gözle incelenmesi, analizi, sentezi ve rapor edilme sürecidir. Tarihsel araştırma, “ne idi” sorusuna cevap aramaya yöneliktir (Kaptan, 1995). Tarihçiler de dahil olmak üzere, bazı araştırmacılar, tarihsel araştırmaların gerçek bilimsel araştırmalar olamayacağı konusunda fikir öne sürmektedirler. Çünkü tarihsel araştırma yeterli objektifliğe ve tahmine izin veren bir yapıya sahip değildir. Betimleme ve deneysel araştırmalar gibi kesinliğe sahip olmadığı düşünülmektedir. Bu eleştirilere rağmen birçok araştırmacı da bu görüşe karşı çıkmaktadırlar (Powel, 1991). Özellikleri:
1. Araştırmacı başkalarından elde edeceği verileri kullanmak zorundadır. 2. Tarihi araştırmalar tekrarı mümkün olmayan olaylara dayanmaktadır. 3. Gözlemler ve olaylar çoğu zaman istenilen şekilde organize olmadığı için, bu tip araştırmalar
yoğun ve ciddi kütüphane çalışması gerektirir. Tarihsel araştırmaların değeri: Tarihsel araştırmalar “ne oldu” sorusuna yanıt arar ve cevabını keşfetmeye yarar. Ancak son zamanlarda, bu tanımlama yerini diğer bir tanımlamaya bırakmıştır. “Gerçeklere bir anlam verme, daha başka bir deyişle, günümüze açık bir görüş, bakış sağlama” şekline dönüşmüştür. Geleceğin planlamasında kolaylık sağlayacağı görüşü benimsenmiştir.Tarihsel araştırmalar bir kronoloji sıralaması yapmanın ötesinde anlam taşımaktadır. Kronoloji doğal olarak tarihsel araştırmanın bir parçasıdır, ancak ulaşılmak istenen nokta değildir. Asıl işlevi tarihsel olayları analiz etme ve
yorumlamadır. İyi hazırlanmış tarihsel araştırmalar “tekerleği yeniden icad etmeyi” önler ve zaman kazandırır (Busha ve Harter, 1980). Kütüphanecilik tarihi araştırmaları sadece kütüphanecilik tarihine değil aynı zamanda uygarlık, kültür ve edebiyat tarihine de ışık tutarlar. Tarihsel araştırmalar kütüphaneciliğin ilerlemesinde önemli bir yer tutarlar. Çünkü kütüphanecilik hakkındaki temel ve esas bilgiyi bize sağlarlar. Geçmişteki olayların neden, nasıl ve niçin olduklarını anlamamızı sağladıkları gibi günümüzü de daha iyi anlamamızı kolaylaştırırlar (Powell, 1991).
3.2 Betimleme Yöntemi
Betimleme araştırmaları evreni temsil ettiği düşünülen bir gruba dayalı olarak genelleme yapmaya yarayan bir yöntem içerir. Bu tür araştırmalar objelerin, varlıkların, kurumların ve çeşitli alanların “ne” olduğunu açıklamaya çalışır. Betimleme araştırmaları, mevcut olayların daha önceki olay ve koşullarla ilişkilerini de dikkate alarak, durumlar arasındaki etkileşimi açıklamayı hedefler. Bu yönteme dayanan araştırmalarda “durum nedir?”, “neredeyiz?”, “ne yapmak istiyoruz?”, “nereye, hangi yöne gitmeliyiz?” gibi sorulara o güne ait verilere dayanarak cevap bulmak amaçlanır. (Kaptan, 1995) Betimleme araştırmaları tarihsel araştırmalardan farklı olarak çağdaş, güncel veri toplar. Deneysel araştırmalardan farkı ise, bağımsız değişkeni istenildiği gibi kontrol edemediği ve çalışılan çevreyi daha az kontrol altında tutabildiği için, ilişkilerin kurulmasında yüksek bir kesinliğe sahip olamamasıdır. Genel olarak “neler oluyor, nasıl oluyor” sorusuna yanıt ararlar. Bu çalışmalar, akademisyenlere kütüphanecilerin tüm kütüphane tiplerinde sahip oldukları rol, kütühane servis ve koleksiyonundan faydalanma, kütüphanecilerin düşünce ve tavırlarına ilişkin çağdaş bilgi sağladığı gibi, mesleğin diğer yüzlerini de gösteren bilgileri ortaya çıkarır. Kütüphane topluluğunun sosyal, polilitik ve ekonomik yönleri hakkında veri toplar, servislerin planlanması ve geliştirilmesi için daha etkili karar verilmesine yardımcı olur. Kütüphanecilik betimlemeleri sistematiktir, derinliğine bir inceleme sağlar. Betimleme çalışmaları araştırma sürecinde yeterlilik, kesinlik ve doğruluktan vazgeçmeden para ve zaman tasarrufu sağlar (Goldhor, 1969).
3.3 Deneysel Yöntem
Deneysel araştırmada araştırmacı, bir araştırma ortamı oluşturmaktadır. Oluşturulan bu ortam içinde araştırmacı, ilgili olduğu olay, değişken ve etkilenenleri ayarlamak, değiştirmek, ortadan kaldırmak gibi yollara istediği duruma getirmekte, yani kontrol etmektedir. Deneysel çalışmayı diğer yöntemlerden ayıran en önemli fark değişkenlerin, deneklerin ve çevresel faktörlerin kontrol altında kesin olarak tutulmasıdır. Kütüphanecilik alanında deneysel araştırmalar kütüphane koleksiyonunu muhafaza etmek, geliştirmek ve faydalanmak için yeni teknolojilerin test edilmesinde, iyi tanımlanmamış veya önceden iyi gözlemlenmemiş kütüphane ile ilgili durumların bağlı bulunduğu koşulları açıklamaya, keşfetmeye çalışır. Deneysel araştırmalar sosyal ve kütüphanecilik çalışmalarında genel olarak insan faktörü ile ilgilenirler. Betimleme ve tarihsel araştırmalara göre daha sıradan ilişkileri ortaya çıkarmaya çalışan bir yapıya sahiptir. “Yapay” olduğu konusunda her zaman eleştiri alır (Busha ve Harter, 1980).
3.4 Nitel Yöntemler
Yukarıda anılan yöntemlerin dışında birçok yöntem daha literatürde görülmektedir. Anak bunlardan sadece nitel yöntemler hakkında kısa bir blgi vermek gereği duyulmuştur. Çünkü son on yıllık süreçte bu methodun kullanılma oranı son derece artmış ve popüler olmuştur (Powel, 1999). Nitel araştırma
gözlem, görüşme ve doküman analizi gibi nitel veri toplama yöntemlerinin kullanıldığı, algıların ve olayların doğal ortamda, gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya konmasına yönelik nitel bir sürecin izlendiği araştırmalardır. Nicel araştırmalar ise elde edilen verilerin sayısal yani nicel olarak toplanmasına, istatiksel sonuçlar çıkarılmasına imkan veren araştırmalar olarak tanımlanabilir. Nitel yöntemin seçiminde en önemli neden araştırma probleminin özelliğidir. Araştırma kişilerin sorunlarını, deneyimlerini ve düşüncelerini anlamayı gerktiriyorsa, seçilebilecek yöntemin nitel olması daha fazla önem kazanmaktadır. Ararştırmanın amacı, belli bir ortam belli bir süreçteki sosyal olayların imcelenmesi olduğundan, çalışmanın aynen yinelenebilmesi olanaksızdır. Bu nedenle, nitel araştırmalarda her ortam için geçerli kurallar ve standartlar geliştirmek mümkün değildir. Nitel araştırmalarda bütüncül bir bakış açısı vardır. Nitel araştırmalarda üç tip veri toplama tekniği öne çıkmaktadır. Bunlar: 1) Açık ve sınırsız görüşme 2) Dolaysız gözlem 3) Yazılı dokümanların analizi. Bu tip araştırmalarda araç araştırmacıdır. Bu nedenle bu yöntemle araştırma yapacak kişinin hüneri, bilgisi, yeteneği ve titizliği önemlidir. Araştırma, araştırmacının konuya hakim olması, bakış açısı ve sorumluluğuyla şekillendirilir (Bernard, 2000).
4. Hacettepe Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü Yüksek Lisans Tezlerinin İncelenmesi
Aşağıdaki tabloda belirtilen verilere dayanılarak Hacettepe Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümünde1975-2000 yılları arasında hazırlanmış 71 adet yüksek lisans tezi hakkında şu bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgileri vermeden önce tezlerin nasıl elde edildiği ile ilgili bir kaç şey söylemek gerekecektir. Öncelikle tezlerin bir listesi elde edilmeye çalışılmıştır. Bunun için Kütüphanecilik Bölümünün hazırladığı bir tez listesi ele alınmıştır. Ayrıca eksik bilgi olabileceği endişesiyle Sosyal Bilimler Enstitüsünden de bir tez listesi edinilmiştir. Bu iki ayrı listenin karşılaştırılması sonucunda, birkaç tezin listelerden birinde ya da diğerinde olduğu, yani eşleşme yapıldığında toplam tez sayısının her iki listede olan sayıdan daha çok olduğu görülmüştür. Bu durum akla iki listede de belirtilmemiş tezlerin var olabileceğini getirmektedir. Ne var ki bu sınırlı bir süreyi kapsayan ödev konusunda daha geniş bir araştırma yapılamamıştır. Listelerde elde edilen 71 tezin yalnızca 1 tanesine erişilememiştir. Diğer tüm tezler Kütüphanecilik Bölümünde ve Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bir tez de Ulakbim Tez Salonunda incelenmiştir. Buna göre aşağıdaki tabloda gösterilen bulgulara ulaşılmıştır. Yöntemler Betimleme Tarihsel Yöntem Deneysel Yöntem Diğer Belirtilmemiş Toplam 1975-1983 16 3 1 3 3 26 1984-1991 19 ______ 1 1 ______ 21 1992--2000 22 1 _______ _______ _______ 23 Toplam 57 4 2 4 3 70 Toplam % 81.4 5.7 2.8 5.7 4.2 100.0
Tablodaki sonuçlara bakılarak bir takım çıkarımlarda bulunmak mümkün olacaktır. 25 yıllık yıllık süreçte, tezlerin yaklaşık %81’i betimleme yöntemi ile hazırlanmıştır. Betimleme yönteminden sonra en fazla kullanılan yöntem ise %5.7 ile tarihsel yöntemdir. Görüldüğü gibi birinci ve ikinci sıradaki iki yöntem arasında, kullanılma oranları açısından büyük bir uçurum bulunmaktadır. Deneysel yöntem ise sadece 2 tezde kullanılmıştır. Diğer yöntemler kısmında ise sırasıyla şu yöntemler kullanılmıştır: İçerik analizi, karşılaştırmalı yöntem, saha araştırması ve derleme yöntemi. Üç tezde ise kullanılan yöntem belirtilmemiştir. Öte yandan bu tabloda dikkat çekici unsurlardan belki de en önemlisi, kullanılan yöntemlerin çeşitliliğinin günümüze doğru artmaması, aksine azalmasıdır. 1992-2000 yılları arasında
toplam 23 tezin sadece bir tanesi taihsel yöntemle hazırlanmıştır. Kalan 22 tezde betimleme yöntemi kullanılmıştır. Oysa 1975-1983 arasında toplam 26 tezin 16’sı betimleme yöntemi ile hazırlanmışken, diğerlerinde tarihsel yöntem, deneysel yöntem, içerik analizi, karşılaştırmalı yöntem ve saha araştırması yöntemleri kullanılmıştır. Yine bu dönemle ilgili olarak söylenebilecek dikkat çekici bir sonuç ise, üç adet tezde araştırma yönteminin belirtilmemiş olmasıdır. Ayrıca yine bu döneme ait bir tezde, araştırma yöntemi olarak anket yönteminden bahsedilmektedir. Bilindiği gibi anket bir veri toplama tekniği olup, araştırma yöntemi değildir. Bu tez betimleme yöntemi kullanılarak hazırlandığı için, tabloda betimleme yöntemi içinde değerlendirilmiştir. Bu sonuçlar genel bir ifadeyle, araştırma yöntemleri konusunda bir sıkıntı yaşandığını ortaya koymaktadır. Sosyal bir alan sayılan kütüphanecilik biliminde, tüm dünyada olduğu gibi betimleme yönteminin yüksek oranda kullanılması aslında yadırganacak bir durum değildir. Ancak Hacettepe örneğinde, oran dünya standartlarının çok üzerindedir. Diğer sorun ise son on yıllık zaman diliminde, dünya literatüründe kullanılan araştırma yöntemlerinin farklılaştığı ve çeşitlendiği bildirilirken, Hacettepe tezlerinde bu çeşit bir gelişimden sözedilememesi gerçeğidir (Kurbanoğlu, 1996).
5. Yöntemlerin Karşılaştırılması
Yukarıda anılan tezlerde kullanılan araştırma yöntemlerinden en çok kullanılan üç yöntem sırasıyla betimleme yöntemi, tarihsel yöntem ve deneysel yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Betimleme yöntemi bize olayların, durumların günümüz koşulları içinde ne halde olduklarını yansıtmaktadır. Bu araştırma yöntemi kullanılarak elde edilen sonuçlar, genellikle, veri sağlamada büyük yararlar getirirmektedirler. Yani durumu bilmek, neler yapılacağına karar vermenin ilk adımıdır. Betimleme yöntemi, araştırmanın sonunda bir takım sonuçları bize verse de, bu sonuçlar ancak yapılması gerekenleri söyleyen açıklamalardır. Bir diğer deyişle, betimleme yönteminden elde edilen sonuçlar başka yöntemler kullanılarak çözümlenebilir. Bu anlamda çözüm üretmede ilk adım olarak görülebilirler. Tarihsel yöntem ise betimleme yönteminden kullanıdığı verilerin geçmişten alınması nedeniyle ilk ve en büyük farklılığı gösterir. Ancak tek farklılık tabii ki bu değildir. Tarihsel yöntem aslında sonuçlanmış olayları incelediği için, bir aydınlatma işlevi görürler. Geçmişe dönüp sonuçları etkilemek mümkün olmadığı için, sadece nedenleri ortaya çıkaran bir yöntemdir. Ancak işlevini bu kadar dar bir çerçeve ile sınırlandırmak, tarihsel yöntemi yeterince ifade etmeye yetmeyecektir. Çünkü tarihsel yöntemle elde edilen sonuçlar günümüze ışık tutmakta ve geleceğimizi aydınlatmaktadır. Eğer geçmişte neler olduğunu iyi bilirsek, doğru ve yanlışı ayırt etmek çok daha kolay olacaktır. Bu da bizleri aynı yanlışlara bir kere daha düşmekten koruyacağı gibi, doğruları da tekrarlamak için cesaret verecektir. İncelenen tezlerde en sık kullanılan üçüncü yöntem deneysel yöntemdi. Bilindiği gibi deneysel yöntem diğer iki yöntemden son derece farklı bir yol izlemektedir. Deneysel yöntem tüm değişkenleri, denekleri ve çevresel faktörleri kontrol altında tutup değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu şekliyle sosyal bir bilim olan kütüphanecilik alanında çok yaygın olarak kullanılmadığını görmek aslında garipsenmemelidir. İnsan faktörünün üst düzeyde olduğu bu alan, deneysel yöntemin kullanılmasına çok fazla izin verecek bir yapıya sahip değildir. Ancak insan faktörü ile birlikte teknoloji faktörünü de barındıran alanımız da, neden sonuç ilişkilerini çok kesin olarak belirleme imkanı veren bu yöntem, dikkat edildiği takdirde yarar sağlayabilecektir. Yukarıda anılan yöntemlerin yanısıra yöneylem araştırması, içerik analizi, vaka incelemesi gibi birçok yöntemin de karşılaştırılması daha anlamlı sonuçlara ulaşmamıza yardımcı olacaktır. Ancak bu ödev kapsamında sadece yukarıda açıklanan üç yöntem üzerinde durulmuştur.
Sonuç
Hacettepe Üniversitesinde hazırlanan yüksek lisans tezlerinin incelenerek yöntemleri hakkında bir kanıya varmaya çalışan bu çalışma şu gerçekleri ortaya koymuştur. 1) Hazırlanan tezlerde kullanılan yöntemlerin çeşitliliği, dünya literatürü ile karşılaştırıldığında yetersizlikler göstermektedir. 2) Öte yandan kullanılmış olan yöntemlerin oranı da, yine dünya literarütürü ile karşılaştırıldığında farklı olduğu görülmüştür. Bölümümüzde yapılan tezlerin %80’inde betimleme yöntemi kullanılmıştır ki, bu oran çok yüksektir. 3) Son yıllarda artan bir oranda kullanılan nitel yöntemler, henüz bölümümüzde kullanılmamıştır. 4) Durum saptamada kullanılan betimleme yönteminin çok sık kullanılması, sorunları ortaya koymakla birlikte net çözüm yolları önerememesi sorununu gündeme getirmktedir. Bu da alanımızda sorun tanımlamaktan daha öteye geçilmesine, genel olarak, mani olmaktadır. 5) Bazı konularda yapılan tezlerde bir yığılma olması, bazı konularda ise hiç çalışılmaması, yöntemlerin değerini daha açık ifade etmektedir. Çalışılmayan konular, belki de, farklı bir yöntem gerektirmekte, yöntemlerin çeşitsizliğinden dolayı da bu konulara el atılamamaktadır. 6) Yöntemlerin dar bir çerçevede sıkışmasının nedenleri tam olarak araştırılmasa da bir takım nedenler ortaya konabilir: a) Araştırma yöntemleri öğrenciler tarafından tam anlamıyla bilinmemektedir. b) Bu yöntemlerin öğrenilmesi tez sürecinin uzamasına neden olabilir endişesi öğrencilerin kafasında soru işareti yaratmaktadır. c) Bazı yöntemler araştırma sürecinin diğerlerine göre daha uzun olmasına neden olacakları için yine gözardı edilmektedirler. d) Sorunu belirlemekten ziyade sorunu çözmeye yönelik araştırmaların az sayıda yapılması, yöntem çeşitliliğini etkilemektedir. e) Çok kişisel olarak söylenecek son şey, araştırma sonuçlarının hayata geçirilmemesi, araştırmacıların motivasyonlarını kırıcı bir durum oluşturmaktadır. Yani araştırma sonucunda, sorunlarla ilgili hiçbirşeyin değişmeyeceğini bilmek sorunu çözücü bir yöntemin uygulanmasını engelleyebilir. Sorunu ortaya koyan betimleme yöntemi ile yetinilmesinin en önemli nedenlerinden birini bu olduğunu düşünmekteyim. Bu sorunların çözümü için yapılması gerekenler, burada belirtilmeyen araştırma yöntemlerinin alanımız için taşıdığı anlamlar, dünya üzerinde bu konudaki son gelişmeler daha geniş olarak tartışılmak zorundadır.
mailto:burhan_kadakal@hotmail.com Alıntıdır.