Filistin Haberleri Vahdet.com.tr
İntifada öncesinde ismi pek duyulmayan HAMAS, intifadanın ilk organizasyonunda öncülük rolü yaptığı gibi, bu direnişin ikinci ayından itibaren periyodik bir şekilde halk kitlelerine hitab eden ve halk direnişini yönlendiren, direnişi sürdürenler için belirli programlar ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı. Ahmed Yasin işgalci askerler tarafından mahkemeye çıkarılırken İslami Cihad Hareketi'nin bir gösterisi Siyonist işgalcilerin intifada karşısında sergiledikleri vahşet manzaralarından biri Siyonist işgalcilerin intifada karşısında sergiledikleri vahşet manzaralarından biri İntifada İsrail'in sanıldığı kadar güçlü olmadığını, aslında Arap ülkeleri karşısında bu derece rahat hareket edebilmesinin Filistin'in satılmasıyla başlayan oyunun devamı olduğunu dünyaya gösterdi İntifada İsrail'in sanıldığı kadar güçlü olmadığını, aslında Arap ülkeleri karşısında bu derece rahat hareket edebilmesinin Filistin'in satılmasıyla başlayan oyunun devamı olduğunu dünyaya gösterdi
İntifada: Başlaması, Gelişmesi ve Filistin Mücadelesindeki Yeri
8 Aralık 1987, Filistin'de siyonistişgal rejimine karşı topluca baş kaldırma niteliği taşıyan intifada hareketinin başlangıç tarihidir. Buna göre 8 Aralık 1997'de intifada onuncu yılını tamamlamış oldu. Filistin'de intifadayla birlikte aynı zamanda Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) fiilen harekete geçmiştir. Müslüman Kardeşler cemaatininFilistin kanadı durumundaki "İslami Hareket"in içinden geniş tabanlı bir kitle hareketi niteliğinde ortaya çıkan HAMAS, intifadayla birlikte bütün dünyaya sesini duyurmayı başarmıştır. İntifadanın onuncu yılını tamamlaması münasebetiyle bu konuyu bir kez daha gündeme getirmenin yararlı olacağını düşünüyoruz.
İntifadanın Başlaması ve Yayılması
Filistin toprakları üzerinde siyonist işgal devletinin kurulmasıyla birlikte Filistin halkı da çeşitli örgütler kurarak bu yönetime karşı mücadeleler gerçekleştirdiler. Zaman zaman çeşitli kanlı çatışmalar oldu. Ancak en geniş çaplı mücadele 8 Aralık 1987 tarihinde Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin öncülüğünde başlatılan intifadadır. İntifada, 7 Aralık 1987 tarihinde Filistinli işçileri taşıyan arabaya bir yahudinin kamyonetiyle çarparak dört Filistinlinin ölümüne dokuz Filistinlinin de yaralanmasına sebep olması üzerine başladı. Olayda ölen ve yaralanan Filistinliler Gazze Şifa Hastanesi'ne getirildi. Üyelerinin tamamı İslâmi Hareket mensubu olan Gazze İslâm Üniversitesi Öğrenci Meclisi de Şifa Hastanesi'ne giderek yaralılarla ve ölenlerinaileleriyle ilgilenmeyi kararlaştırdılar. Bu kararlarını hoparlörlerle duyuran öğrenciler halkı da Şifa Hastanesi'nin etrafında toplanmaya çağırdılar. Halk Gazze İslâm Üniversitesi Öğrenci Meclisi'nin çağrısına uyarak 8 Aralık 1987 sabahı erken saatlerden itibaren Şifa Hastanesi'nin etrafını sarmaya başladı. Arkasından yahudi askerler gelerek kalabalığın dağılmasını istediler. Kalabalık dağılmamakta direnince askerler üzerlerine ateş ettiler. Ama halk yine dağılmadı ve yahudi askerlere taşlarla saldırdı. İşte bu olay intifadanın başlangıcı oldu. Bu olaydan sonra Filistin'in ve özellikleGazze bölgesinin her tarafında işgalci askerlere taşlarla saldırıldı. İfade ettiğimiz üzere intifada İslâmi Hareket'in öncülüğünde başlatılmıştı. Daha sonra bu hareketin bütün Filistin'e yayılmasını ve bütün halk tabanına mal edilmesini sağlayan da İslâmi Hareket oldu. 14 Aralık 1987 tarihinde yani intifadanın altıncı gününde İslâmi Direniş Hareketi (HAMAS) adına Gazze'nin her tarafında bildiriler dağıtıldı. Bu harekete mensup gençler de yahudi işgal kuvvetlerine karşı gerçekleştirilen çeşitli eylemlerde öncülük görevi görüyorlardı. FKÖ'ye bağlı grupları temsil eden Birleşik Yönetim'in devreye girmesi ise ancak intifadanın başlamasından kırk gün sonra gerçekleşti. İslâmi Direniş Hareketi, FKÖ'ye bağlı grupları temsil eden Birleşik Yönetim'e girmedi ancak bu yönetimle zıtlaşmaktan ve Filistin halkı arasında ayrılığa yol açacak her türlü hareketten son derece kaçındı. HAMAS bu tutumunu sürekli devam ettirdi.
İntifadayı Hazırlayan Sebepler
Yukarıda zikrettiğimiz olay intifada ateşinin ilk kıvılcımı olduysa da bu ateşi hazırlayan daha başka sebepler de vardı. Bunlardan bazıları şunlardır: 1.Zulüm ve baskının artık çekilemez dereceye ulaşması. Filistin halkı üzerindeki zulüm ve baskı İngilizlerin 1918'de o toprakları işgal etmesiyle başlamış ve siyonist rejimin ortaya çıkmasından sonra da artarak devam etmişti. Bütün bu zulümler karşısında iyice sıkışan Filistin halkı artık direnmekten ve baş kaldırmaktan başka çaresinin olmadığını, hürriyeti başta olmak üzere her şeyini elinden zorla alan zulüm güçleri karşısında
kaybedecek bir şeyinin olmadığını düşünüyordu. 2.İsrail rejiminin ekonomik baskısı. İsrail yönetimi Filistinlileri günden güne fakirleştirmek için çeşitli yollara başvuruyor, onların iş bulma imkânlarını daraltarak aralarında işsizlik oranının artmasına yol açıyor ve Filistinlilerin yaşadığı bölgeleri her türlü sosyal hizmetten mahrum bırakıyordu. 3.Siyonist yahudilerin saldırıları. Aşırı dinci ve siyonist yahudilerin Filistinlilere yönelik saldırıları artmıştı ve İsrail rejimi de bu tür saldırıların önüne geçmek için hiçbir tedbir almıyordu. İntifadanın ilk kıvılcımını çakan kamyonetli saldırı da bunlardan biriydi. 4.Arap rejimlerinin Filistin halkını yalnızlığa itmesinin ve vaadettikleri siyâsi çözümlerden bir sonuç çıkmamasının Filistinlileri ümitsizliğe sevk etmesi. 5.İslâmi şuurlanma ve yükseliş. İslâmi şuurlanma halktaki cihad ve mücadele ruhunun, işgalden kurtulmanın tek yolunun cihad olduğu anlayışının güç kazanmasına yol açtı. İslâmi şuurlanmanın güçlenmesinde camilerde, üniversitelerde ve değişik sosyal kurumlarda yürütülen eğitim ve tebliğ çalışmalarının önemli etkisi oldu.
İntifadayla Birlikte Yükselen İsim: HAMAS
İntifada için ilk organizasyon Gazze İslâm Üniversitesi Öğrenci Meclisi tarafından yapılmıştır. Yahudinin kamyonetiyle çarpması sonucu hayatını kaybeden ve yaralanan Filistinlilerle ilgilenmek üzere halkı Şifa hastanesinin etrafına toplayanlar bu Öğrenci Meclisi'nin görevlendirdiği öğrencilerdi. İşte bu meclisin bütün üyeleri Filistin İslâmi Direniş Hareketi'nin kısa adıyla HAMAS'ın mensuplarıydı. HAMAS'ın ilk temelleri Mısır'daki Müslüman Kardeşler cemaatinin kurucusu İmam Hasan el-Benna'nın Filistin'e gönderdiği mücahitler tarafından atılmıştır. Bu mücahitler ve onların etrafına toplananlar aynı zamanda 1948'de işgalcilere karşı başlatılan mücadeleye fiilen katılarak cihad etmişlerdi. Onların yetiştirdiği kişiler ise 1948 savaşından sonra eğitim ve tebliğ çalışmalarına ağırlık verdiler. Bütün bu çalışmalar sonunda güçlü bir taban oluştu. İşte bu taban zaman içerisinde belli bir disiplin içinde örgütsel yapıya kavuştu ve 1987 sonunda da geniş bir halk kitlesinin direnişine öncülük etti. İntifada öncesinde ismi pek duyulmayan HAMAS, intifadanın ilk organizasyonunda öncülük rolü yaptığı gibi, bu direnişin ikinci ayından itibaren periyodik bir şekilde halk kitlelerine hitab eden ve halk direnişini yönlendiren, direnişi sürdürenler için belirli programlar ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı. HAMAS, bir yandan da siyonist düşman karşısında sürdürülmesi gereken mücadelenin mahiyetiyle ilgili görüşlerini ve Filistin'in çeşitli ulusal meseleleriyle ilgili siyâsetlerini ve tutumlarını ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı. Kutsal direnişin belli bir hız kazanmasından sonra daİzzettin Kassam Birlikleri adında askeri bir kanat oluşturarak fiili eylemlerini bu kanat vasıtasıyla gerçekleştirmeye başladı.
İntifadanın Manevi Lideri: Ahmed Yasin
Bütün direniş hareketlerinde ve bağımsızlık mücadelelerinde mutlaka motor rolü üstlenen şahsiyetler bulunur. Bunların içinde arkalarındaki kitleleri zafere ulaştırabilenler kararlı tutumlarıyla temayüz edenlerdir. İşteAhmed Yasin de Filistin intifadasında bir motor rolü üstlenmiş ve halkını davalarında asla taviz vermemeye teşvik edebilmek için sürekli kararlı bir tutum sergilemiştir. Bundan dolayıdır ki, kafasından başka bütün vücudunun
felçli olmasına rağmen işgal yönetimini endişeye soktu. İşgal yönetimi de onu 18 Mayıs 1989 tarihinde tutukladı. İşgal yönetimi onu uzun süre oyaladıktan sonra 3 Ocak 1990 tarihinde mahkeme önüne çıkardığında ve 15 ayrı suçlamadan muhakeme ettiğinde ŞeyhAhmed Yasin'in mahkeme yetkililerine verdiği cevap şu olmuştu: "Bu mahkeme beni kanuni olarak yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanundışıdır." İsrail rejimi onu geri adım atmaya ikna edebilmek için zaman zaman kendisiyle pazarlıklar yapmak istedi ama ŞeyhAhmed Yasin bir adım bile geri atmadı. Bunun üzerine mahkeme 16 Ekim 1991'de onu müebbet artı on beş yıl hapis cezasına çarptırdı.
İntifada ve Filistin İslâmi Cihad Hareketi
HAMAS'ın yanı sıra fiilen intifadanın içinde yer alan bir diğer İslâmi direniş grubu İslâmi Cihad Hareketi'dir. Bu iki hareketin her ikisi de aynı kaynaktan beslenmiştir ve aynı hedeflere doğru ilerlemektedirler. Tek fark örgütsel yapılanmadır. HAMAS'ın resmi sözcüsü İbrahim Goşe'nin bir röportajında geçen şu ifadeler bu iki hareketin birbirleriyle olan münâsebetini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor: "İslâmi Cihad Hareketi'nin de HAMAS'ın da ana İslâmi hareketten doğduğu bir gerçektir. Sahneye çıkmalarının değişik zamanlarda olması ise mücadeleyi başlatma konusundaki değerlendirmelerinin farklılığından ileri gelmektedir. İslâmi Cihad Hareketi yapılması gereken işler sıralamasında fiili cihadı birinci sıraya koyuyordu. HAMAS ise eğitim, hazırlık ve uygun şartları gözetmenin fiili cihaddan önce geldiği kanaatini taşıyordu. Bu konuda farklılık söz konusu olsa da bugün her iki hareket de aynı merhalenin içerisindedir. Bu iki hareketin birleştirilmesi için uzun süreden beri ciddi çalışmalar yürütülmektedir. Birkaç merhaleden sonra organizeli çalışma başlatılacak sonra ortak cephe hareketine geçilecek sonra Allah'ın izniyle tam bir birleşme sağlanacaktır."
İsrail'in İntifada Karşısındaki Tutumu
İsrail işgal yönetimi her zaman olduğu gibi intifada karşısında da zulüm, baskı veişkence yoluna başvurdu. Önce intifadanın hızını kesebilmek için insanları topluca tutuklayarak zindanlara doldurdu veişkenceye maruz bıraktı. Ancak başarılı olamadı. Bu kez, "kör ölür ceylan gözlü olur" misali bir dindaşı tarafından öldürülmesinden sonra Arap liderlerce "barış şehidi (!)" ilan edilen Rabin'in kararıyla taş atançocukların kol ve bacak kemiklerinin kırılması uygulaması başlatıldı. Ancak bu uygulama da intifadanın hızını kesmeye yetmedi. Bu arada duvarlarına intifadayla ilgili sloganlar yazılan evlerin yıkılması uygulaması başlatıldı. Bu sebepten dolayı Filistinlilere ait onlarca ev işgalci güçler tarafından hiç hesap sorulmadan yıkıldı. Ayrıca işgal yönetimi İsrail iç istihbarat örgütü niteliği taşıyan Shin-Bet (ŞABAK) elemanlarının intifadaya katılmaktan yahut HAMAS veya İslâmi Cihad mensubu olmaktan dolayı sorguya çekilen Filistinlilereişkence edebileceklerine dair kanun çıkardı. Bu kanun hâlen uygulanmaktadır. Bir İsrail insan hakları örgütü olan Betselim de dahil olmak üzere birçok insan hakları örgütünün itirazına rağmen söz konusu kanun uygulamadan kaldırılmamıştır. Bu kanunun uygulamaya geçirildiği tarihten 1995 sonuna kadar geçen süre içinde kırktan fazla Filistinliişkenceden hayatını kaybetmiştir. Bunlardan bazılarınınişkenceden öldürüldüğüne dair raporlar bizzat İsrail insan hakları örgütü Betselim tarafından basına açıklanmıştır. İsrail işgal yönetimiişkenceden öldürülenleri genellikle intihar etmiş veya kendisinde daha önce var olan bir hastalıktan dolayı ölmüş gibi göstermeye çalışmaktadır. Ancak bu şekilde intihar süsü verilen ölümlerin üzerine gidildiğinde ve bağımsız kurumlarca otopsi raporları çıkarıldığında olayın gerçek yönü açığa çıkmaktadır. Örneğin HAMAS'ınel-Halil'deki mensuplarından Abdussamed Hasan Harizat 22 Nisan 1995'te tutuklandıktan üç gün sonra ŞABAK'ın soruşturması devam ederken 25 Nisan 1995 sabahı
hayatını kaybetti. ŞABAK yetkilileri Harizat'ın daha önce var olan bir hastalığından dolayı öldüğünü ileri sürdüler. Ancak Betselim adlı örgüt Amerika'dan bir uzman getirterek Harizat'ın üzerinde otopsi yaptırdı ve hazırlanan raporda onunişkenceden öldüğü delilleriyle ortaya kondu. Bu rapor üzerine İsrail yönetimi de onunişkenceden öldüğünü kabullenmek zorunda kaldı. Bunun örnekleri çoktur. İsrail, intifadanın ateşini söndürebilmek için bu açıktan zulümlerinin yanı sıra faili meçhul cinayetler de gerçekleştirdi. Bu cinayetlerde MOSSAD kendi ajanlarının yanı sıra, para ve mevki için bütün kutsal değerlerini satabilecek derecede aşağılaşan birtakım işbirlikçilerden de yararlandı. Faili meçhul cinayetlerde genellikle HAMAS ve İslâmi Cihad Hareketi'nin ileri gelenleri hedef alındı. İsrail işgal yönetimi sadece işgal altındaki Filistin topraklarında cinayetler gerçekleştirmekle yetinmedi. Bunun yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerinde de bazı cinayetler gerçekleştirdiği oldu. Bu cinayetlerin en önemlisi ise 26 Ekim 1995'te İslâmi Cihad Hareketi'nin lideri Dr. Fethi Şikâki'nin Malta'da şehid edilmesidir.
İntifadanın Gerçekleştirdikleri
ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin çoğunun desteğine sahip olan İsrail, 1967 Haziran Savaşı'nda Suriye, Ürdün ve Mısır'a karşı gerçekleştirdiği askeri başarının da vermiş olduğu gururla kendisini Ortadoğu'nun yenilemeyen ülkesi olarak görüyordu. Bu gurur dolayısıyla 1982 yılında başkent Beyrut da dahil olmak üzere Lübnan topraklarının önemli bir kısmını işgal etme, 1985 yılında da ABD 6. filosunun sağladığı destekle Tunus'taki FKÖ karargâhını bombalama cesareti gösterebildi. Yine değişik zamanlarda Irak'a ve Güney Lübnan'a karşı askeri harekâtlar düzenleyebildi. İntifada ise İsrail'in sanıldığı kadar güçlü olmadığını, aslında Arap ülkeleri karşısında bu derece rahat hareket edebilmesinin Filistin'in satılmasıyla başlayan oyunun devamı olduğunu dünyaya gösterdi. HAMAS da bu gerçeği bir bildirisinde şu şekilde dile getirdi: "Arap alemibarışa gönül bağlayacak kadar zayıf değildir. Yahudiler de istediklerini yaptıracak kadar kuvvetli değildirler. Fakat yöneticiler her zamanki gibi kendilerine verilen görevi yerine getiriyorlar." İsrail kendisine karşı olan Filistinli grupların içerden değil dışardan tehlike oluşturacaklarını bunu savmak için de askeri gücünün yeterli olacağını sanıyordu. Ama intifada ona kendi geleceğini tehdit eden asıl tehlikenin içerde olduğunu ve sadece askeri gücünün buna karşı yeterli olmadığını gösterdi. Bunun yanı sıra intifada siyonist rejime "Büyük İsrail" hayalini gerçekleştirmesinin kolay olmayacağını da gösterdi. Siyonist rejim Filistin halkını mücadele ve savaş ruhundan uzaklaştırabilmek için öncelikle kendi kültüründen ve inancından uzaklaştırmaya çalışıyordu. İntifada, halkın yeniden toparlanmasını, kendi inancına bağlı kalmasını ve yeniden mücadele ruhu kazanmasını sağladı. Özellikle intifadanın İslâmi hareketin öncülüğünde başlatılıp organize edilmesi İslâmi anlayışın halk nezdinde daha etkili ve güçlü olmasını sağladı. İntifada, Filistin meselesini yeniden dünya kamuoyunun gündemine getirdi. Siyonist rejimin hizmetindeki yayın kuruluşlarının çabaları sonucu unutulmaya yüz tutmuş olan Filistin meselesi böylece yeniden dünya kamuoyunun gündeminde ilk sıralarda yerini aldı. İntifada karşısındaki başarısızlığı siyonist İsrail ordusunu moral yönünden sarstı. O zamana kadar "yenilemeyen ordu" olarak adlandırılan bu ordu intifada karşısındaki acziyeti yüzünden psikolojik çöküşe maruz kaldı. Bu husus bizzat ordunun ileri gelenlerince de dile getirilmiştir. İntifadanın önemli bir başarısı da İsrail ekonomisinde çöküşe ve zayıflamaya yol açmasıdır. ABD, İsrail ekonomisini kurtarabilmek için intifadanın başlamasından sonra bu ülkeye yaptığı ekonomik yardımı artırdı. Ancak bu da İsrail ekonomisini düzlüğe çıkarmak için yeterli olmadı.
İntifadanın bir diğer başarısı da bazı yahudilerin kendilerini güven ve huzur içinde göremediklerinden işgal altındaki Filistin topraklarını terk etmelerine yol açmasıdır. İsrail rejimi bu göçten kaynaklanan yahudi nüfus oranındaki düşüşü telafi etmek amacıyla Etyopya'da yaşayan ve Falaşalar olarak adlandırılan siyah yahudilerin tümünü, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki ve daha başka bazı ülkelerdeki yahudileri Filistin topraklarına nakletti. Ancak bunların da bazıları daha sonra Avrupa ülkelerine göç ettiler.
İntifadanın Meyvesini Toplamak İsteyenler
Siyonist işgal yönetimini Filistin tarafıyla görüşme masasına oturmaya intifadanın zorladığı bir gerçektir. Ama bir diğer gerçek de intifadayı başlatanların ve organize edenlerin gayelerinin işgalci yahudilerle görüşme masasına oturarak değersiz karşılıkların hatırına Filistin davasını tarihe gömmek olmadığıdır. Ama ne var ki, işgalci güçlerle işbirliği içinde oldukları gelişmelerle birlikte bütün açıklığıyla ortaya çıkanlar intifadanın oluşturduğu şartlardan yararlanarak siyonistlerle masaya oturup hem o kutsal direnişin meyvelerini toplamak hem de dostlarını o direniş yüzünden içine düştükleri girdaptan kurtarmak istediler. HAMAS ve İslâmi Cihad Hareketibarış görüşmelerinin ve siyonistlerle pazarlığa oturmanın Filistin davasının yararına hiçbir sonuç getirmeyeceğini bildiğinden bu işe başından itibaren karşı çıktı ve işgalci yahudiyi tamamen dize getirinceye kadar intifadayı sürdürme kararından vazgeçmedi. Ancak dünyaya kendi çıkarları doğrultusunda şekil vermeye çalışan sömürgeci güçlerin ve onların himayesi altındaki birtakım tarafların yoğun çabalarıyla görüşmeler sürdürüldü ve bu görüşmelerden de tam anlamıyla ihanet anlaşmaları diyebileceğimiz Oslo, Kahire ve Taba anlaşmaları çıktı. Üstelik bu anlaşmalara "barış anlaşmaları" adı verilerek dünya kamuoyuna sevimli gösterildi.