Filistin Haberleri Vahdet.com.tr
19. yüzyılda Kudüs tren istasyonu İşgal kuvvetleri Arap ülkelerinin liderlerinin ihanetleri sayesinde gerçekleştirdikleri Kudüs işgalinin sevincini yaşıyorlar Kudüs'ün eski halinden genel bir görüntü İşgal güçlerinin ilerleyişi
Tarih Boyunca Filistin
Filistin topraklarının en önemli cazibesi tarihteki rolü ve statüsünden ileri gelmektedir. Filistin'in vahye dayanan bütün dinlerde özel bir önemi ve yeri vardır. Bu da birçok peygamberin orada yaşamış veya hayatının bir bölümünü orada geçirmiş olmasından ve Yüce Allah'ın bu toprakları kutsal kıldığını bildirmiş olmasından ileri gelmektedir. Kudüs'ün ve Filistin topraklarının İslâm açısından taşıdığı değer ve kutsiyet dolayısıyla Medine'de kurulan İslâm devletinin kuzeye doğru sınırlarının genişlemesiyle birlikte Müslümanlar Filistin topraklarına yöneldiler. Hz. Ebu Bekir (r.a.) Filistin üzerine M. 633'te iki küçük birlik gönderdi. Bu birlikler önemli başarılar gösterdiler. Daha sonra 634'te Halid ibnu Velid komutasındaki İslâm ordusunun Remle yakınlarında Bizans ordusuna karşı kazandığı zaferleKudüs dışındaki Filistin topraklarının önemli bir kısmı fethedildi.Kudüs'ün fethi ise 638'de ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) döneminde gerçekleşti. Hz. Ömer (r.a.) Kudüs'ün anahtarlarını teslim aldığında oranın halkına, tam bir din hürriyeti ve güven içinde yaşayacaklarına dair yazılı bir eman vermiştir. Bu fetihten sonra Kudüs ve çevresi 1097'ye kadar sürekli Müslümanların hâkimiyetinde kaldı. 1097'de haçlı ordularının kırk gün süren şiddetli kuşatmaları sonunda bu kutsal belde hıristiyanların eline geçti. Haçlılar Kudüs'ü işgal ettikten sonra bir hafta süreyle şehirde katliam gerçekleştirdiler. Bu katliamda Müslümanlardan yetmiş bin kişi öldürüldü. Katliam sonucu meydana gelen kan gölünde haçlıların atlarının dizlerine kadar gömüldüğü bu katliama şahit olmuş hıristiyan kumandanların hatıralarında geçmektedir. Haçlı işgali seksen dokuz yıl sürdü. Bu işgale 1186 yılında Salahuddin Eyyubi son verdi. Yavuz Sultan Selim'in 1516'da gerçekleştirdiği Mısır seferi sonrasında Kudüs ve Filistin Osmanlı devletine bağlandı. 1918 İngiliz işgaline kadar da Osmanlı yönetiminde kaldı. İngilizlerin 1918'de Filistin topraklarınıişgal etmeleri zamanın Mekke şerifi ve bugünkü Ürdün krallığının kurucusu Şerif Hüseyin'in yardımıyla oldu. İngilizlerin Şerif Hüseyin'le gizli ilişkiler içine girmelerinin ve kendisine birtakım vaatlerde bulunmalarının en önemli sebebi dünyada dağınık bir halde yaşayan yahudilerin devlet kurabilmeleri için gerekli şartların oluşturulması gayesiydi. İngiliz yönetimi bu gayesini 1917 Belfur deklarasyonuyla açığa vurmuştur. İngilizlerin böyle bir gaye için politika oluşturmaları 1897 yılında ünlü yahudi Teodor Hertzl'in öncülüğünde başlatılanSiyonizm hareketine destek sağlamalarından ileri geliyordu. Siyonistler Filistin'den bir miktar toprak elde edebilmek için ilk önce Osmanlı Devleti nezdinde birtakım
girişimlerde bulundular. Bu amaçla Osmanlıların bütün dış borçlarını ödemeyi taahhüt ettiler; ancak zamanın Osmanlı padişahı II. Abdülhamid'den hiçbir yakınlık ve ilgi göremediler. Teodor Hertzl'in hatıratında ifade edildiğine göre, Hertzl'in Sultan II. Abdülhamid'e konuyla ilgili ilk teklifi götürmesinden sonra II. Abdülhamid aracılık yapan kişiye şu cevabı vermiştir: "Eğer Bay Hertzl senin benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise ona söyle bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satamam. Zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere muharebe meydanında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana ait değildir. Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım yahudiler milyarlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar Filistin'i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde otopsi yapılmasına müsaade edemem." Osmanlı Devleti'nden bir şey koparamayan siyonistler bu kez, İngilizlerle ve diğer Batı ülkeleriyle işbirliğine gitmeyi kararlaştırdılar. Osmanlı Devleti'ni yıkmak veya zayıflatmak için her fırsatı değerlendiren Batı ülkeleri siyonistlerin kendilerine yanaşmalarını da iyi bir fırsat olarak görüp değerlendirdiler. Bunun sonucunda 1916 yılında Fransa, İngiltere ve Rusya arasında Sykes - Picot Anlaşması adı verilen bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma İslâm topraklarının Fransa, İngiltere ve Rusya arasında paylaştırılmasını öngörüyordu. Anlaşmanın Filistin'le ilgili maddesinde de şöyle deniyordu: "Diğer ortakların ve Mekke şerifinin muvafakatı alındıktan sonra Rusya ile de istişare yapılarak bu bölgede uluslararası bir yönetim kurulsun." Daha önce sözünü ettiğimiz ve zamanın İngiliz dışişleri bakanı Arthur Belfur'dan adını alan ünlü Belfur deklarasyonunda da şöyle deniyordu: "Haşmetli İngiliz kraliyet hükümeti, Filistin'de yahudi halkı için milli bir devlet kurulmasını memnuniyetle karşılıyor. Bu gayeye ulaşmayı kolaylaştırmak için en değerli mesailerini harcayacaktır. Şurası açıkça bilinmelidir ki, haşmetli kral, Filistin'de bulunan yahudiler dışındaki milletlerin dini ve medeni haklarına zarar verecek veya yahudilerin başka herhangi bir ülkede elde ettikleri haklarını ve siyasi nüfuzlarını zedeleyecek hiçbir şey yapmayacaktır." Bu deklarasyonun yayınlanmasından kısa bir süre sonra 1918 yılında İngilizler Filistin topraklarını işgal ettiler. Filistinli Müslümanlar İngiliz işgal yönetimine ve yahudi göçüne karşı değişik zamanlarda çeşitli mücadeleler verdiler. Bu doğrultuda zaman zaman ayaklanmalar gerçekleştirildi. 27 Şubat 1920 tarihinde Filistin halkından 40 bin kişilik bir toplulukMescidi Aksa'da gösteri düzenledi. 8 Mart 1920 tarihinde ilk silahlı çatışma meydana geldi. Bu çatışmada yedi yahudi öldürüldü. Kudüs'te de Filistinlilerle yahudiler arasında çatışmalar oldu. Bu mücadeleler sonraki tarihlerde de devam etti. Filistinliler İngiliz işgaline ve yahudi göçüne karşı sistemli bir mücadele yürütebilmek için çeşitli örgütler de kurdular.