0804

Shared by: islamic
Categories
Tags
-
Stats
views:
6
posted:
2/23/2009
language:
pages:
2
Document Sample
scope of work template
							Filistin Haberleri Vahdet.com.tr

Zoraki Dayatılan Bir Anlaşma
Yeni Dünya dergisinin geçen ayki sayısında yayınlanan yazımızda "Boşnak-Hırvat-Sırp" denkleminden söz etmiş ve Hırvatların hiçbir zaman Bosna-Hersek'teki Müslümanların dostları olmadıklarını dile getirmeye çalışmıştık. O yazının yayınlanmasından sonra Cenevre'de, Bosna-Hersek sorununu çözüme kavuşturmayı amaçladığı ileri sürülen bir anlaşma imzalandı. Bazıları bu anlaşmayı Bosna-Hersek meselesinin sonucu olarak değerlendirdi, bazıları böyle bir anlaşmanın sağlanmasında en önemli rolü kendisinin oynadığını ileri sürerek bunu bir politika malzemesi yapmaya çalışıtı, bazıları da anlaşmanın meselenin çözümünde önemli bir yenilik içermediğini dile getirdiler. Bosna-Hersek meselesini çözüme kavuşturmayı amaçladığı ileri sürülen anlaşmayı geniş çerçevede ve değişik yönlerden ele aldığımızda zoraki dayatılan bir anlaşma olduğunu görürüz. Böyle bir anlaşmanın Boşnak Müslümanların Sırplar karşısında birtakım üstünlükler sağlamaya ve zaferler elde etmeye başladıkları bir dönemde gündeme getirilmesi ilginçtir. Ne hikmetse Müslümanlarla küfür güçleri arasında çatışmalar olduğunda, Müslümanların mağdur edildiği, zulme uğratıldıkları, yurtlarından çıkarıldıkları, kadınlarının ırzlarına tecavüz edildiği, çocuklarının insafsızca öldürüldüğü dönemlerde uluslararası güçler ciddi bir çözüm arayışı içine girmiyorlar. Ama Müslümanların toparlanmaya başlamalarıyla birlikte onlar da hemen harekete geçiyor ve çözüm konusunda ciddi adımlar atmaya başlıyorlar. Üstelik Müslümanların önceki mağduriyetlerini ve haksızlığa uğratılmalarını da aleyhlerinde bir malzeme olarak kullanıyorlar. Yani: "Bakın bu karşınızdaki adamlar daha düne kadar sizi koyun gibi kesiyor, ırmak gibi kanınızı akıtıyorlardı. Biz de istiyoruz ki bu vahşet bitsin, katliam son bulsun. Ama bu iş kolay olmayacak tabii. Sizin de bu adamları hizaya gelmeye razı edecek birtakım tavizler vermeniz lazım. Üstelik siz anlaşmaya yanaşmazsanız artık biz de bu işten elimizi eteğimizi çekeceğiz. O zaman ne işiniz varsa siz kendiniz görürsünüz" gibi birtakım sözler sarfederek aba altından sopa gösteriyorlar. Bu tehditlerin arkasından da böyle zoraki dayatılan anlaşmalar gündeme geliyor. Planın gündeme gelmesinden önce NATO uçaklarının gerçekleştirdiği operasyonlar "inandırıcılık senaryosu"ndan başka bir şey değildi. Bu inandırıcılık senaryosu sömürgeci güçlere zoraki dayattıkları plan lehine çok şey kazandırdı. En azından dünya kamuoyunu hazırlanan plana angaje etme imkânı verdi. Bu angajmandan sonra artık Amerika'nın dayattığı planı kabul etmemek dünya kamuoyu nezdinde "problem çıkaran taraf" olarak nitelenme riskini göze almayı gerektirecekti. ABD dünya kamuoyunu kendi planına angaje ettiğinden Boşnak tarafının diretmesi durumunda onlara siyasi baskı yapma ve Sırpların üzerindeki sözde ambargo uygulamasını kaldırma hakkını kendinde görebilecekti. Oysa işin gerçeğinde NATO uçaklarının yaptığı önemsiz birtakım mevzileri vurmaktan ve boş alanları bombalamaktan öteye geçmemişti. Bir işte ABD parmağının olması o işte bir bit yeniğinin olduğunu gösterir. Özellikle bu işin bir ucunda Müslümanlar varsa ABD o işe boşu boşuna burnunu sokmaz. Sömürgeciliği çağdaş bir yapıya kavuşturmaya çalışan ABD yönetiminin İslâmi uyanış hareketlerinden ve bu hareketlerin yönetimde söz sahibi olmasından rahatsız olduğunu hepimiz biliyoruz. Avrupa'nın ortasında İslâmi kimlik sahibi ve bu kimliğine önem veren bir devletin kurulmasına razı olmayacağı ortada. İşte bu yüzden ABD Bosna-Hersek devletini Sırplar ve Hırvatlarla kontrol altına almak istiyordu. İşte son anlaşmanın en önemli özelliği de budur. Görünüşte bir Bosna-Hersek devletinin kurulmasına razı olunuyor, ancak Sırplara ve Hırvatlara da belli oranlarda bir denetim yetkisi veriliyor. Dolayısıyla bu devletin gerçek anlamda bir İslâmi kimlik kazanması imkânı ortadan kaldırılıyor. Anlaşma bir yandan yıllardan beri kan akıtan Sırp canilerine işgal ettikleri topraklarda kendi hâkimiyetlerini

kurma imkânı vererek onları mükâfatlandırırken diğer yandan Hırvatlara hak ettiklerinden daha fazla yetki vererek Müslümanların önlerine yeni bir ayak bağı çıkarıyor. Aynı zamanda Sırp canilerinin cesaretlenmelerine yolaçması da mümkün. Çünkü bu caniler şimdiye kadar işledikleri cinayetlerin cezasız kaldığını görünce fırsatını bulduklarında Kosova ve Sancak'la ilgili düşüncelerini gerçekleştirmekten çekinmeyeceklerdir. Sırpların Büyük Sırbistan hayallerinin bölgede her zaman sorun oluşturacağı, bu yüzden bu kitlenin sürekli çıbanbaşı olacağı, asıl dizginlenmesi gerekenlerin Sırplar olduğu unutulmamalıdır. Amerikan planının bir "barış anlaşması" olarak dayatılması konusunda bizi yakından ilgilendiren bir husus da Türkiye'nin üstlendiği roldür. Ne yazık ki Türkiye'deki mevcut yönetim Bosna-Hersek savaşının başladığı günden buyana hep Müslümanların yanında görünmesine rağmen Müslümanların lehine sayabileceğimiz ciddi manada hiçbir şey yapmamıştır. Boşnakların lehine gibi görünen birtakım yüzeysel uygulamalarında da ABD'nin belirlemiş olduğu sınırın ötesine geçme cesareti gösterememiştir. Amerika'nın dayattığı son planın Boşnak Müslümanlar tarafından zoraki kabul edilmesinde de Türkiye'deki mevcut yönetimin önemli rolü oldu. Diyebiliriz ki ABD Boşnak Müslümanları hazırladığı planı kabule zorlamak için aba altından sopa gösterirken aba olarak Türkiye'deki mevcut yönetimi kullandı. Ama ne yazık ki Türkiye'deki yönetim halkın gözünü boyayarak, Bosna-Hersek konusunda üstlendiği rolü bir iç siyaset malzemesi yapmaya ve seçim yatırımları için değerlendirmeye başladı. Öte yandan ABD yönetimi de çok iyi anlaştığı, istediği her şeyi yaptırabildiği, kokmuş etlerini satın alması için kararname bile çıkarttırabildiği bu yönetimin kalıcı olmasını sağlamak amacıyla NATO operasyonlarını ve arkasından gelen gelişmeleri onun lehine bir doping malzemesi olarak değerlendirdi. Fakat bu tür dopinglerin etkisi kısa vadeli oluyor. NATO operasyonlarından sonraki onbeş günlük süre içinde bir genel seçim olsaydı ABD dopinginin önemli bir etkisi olabilirdi. Ama bir yıl sonraki seçimlere kadar etkisini kaybedeceği kesin. Zaten foyaların ortaya çıkmasıyla birlikte balonlar da sönmeye başladı. Ancak bu işte asıl önemli olan zoraki dayatılan planın ne derece çözüm olacağı. Sırp caniler plana "evet" deseler de silahlarını bırakmayacaklarını işin başında ilan ettiler. Müslümanlar da kabullenmeye zorlandıkları bu planın yaralarına merhem olamayacağını, planın asıl amacının kendi vatanlarını bölerek saldırgan Sırplara ve sinsi Hırvatlara peşkeş çekmek olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla bu planın getirdiği şartları kabullenmeye gönüllü değiller. Bu durum ABD - NATO - BM şeytan üçgenine sıkıştırılan Boşnak Müslümanlara zoraki dayatılan sözde barış (!) planının uzun vadede bir çözüm getiremeyeceğini gösteriyor.


						
Related docs