Filistin Haberleri Vahdet.com.tr
Arafat'ın DGM'sinden İdam
Hz. Yusuf (a.s.)'ın mahkum edilişinde dayanılan mantık, günümüzün yargı mantığını izah etmesi açısından da oldukça önemli ibretler taşımaktadır. Bu itibarla önce, Hz. Yusuf (a.s.)'ın yargılanması olayından söz eden ayetlerin ışığında bu mantığı genel olarak irdelemek istiyorum. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Kadın dedi ki: "İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. And olsun ben onun nefsine yaklaşmak istedim ancak o iffetlilik gösterip sakındı. Ama eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak." (Yusuf) dedi ki: "Rabb'im! Zindan benim için onların çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum. Rabb'i onun duasını kabul etti ve onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz O duyandır, bilendir. Sonra bazı delilleri görmelerinin ardından yine de onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi." (Yusuf, 12/32-35) Bu ayetlerden anlaşıldığına göre özellikle hakimiyeti ellerinde tutanlar veya onların çevrelerinde belli bir konuma sahip olanlar zaman zaman kendi kötülüklerini örtmek için suçsuz insanları zindana attırmaktadırlar. Bunu çoğunlukla ortada bir suçun varlığının kesinlik kazanması halinde kendilerinin suçlu görülmemesi için yapmaktadırlar. Hz. Yusuf (a.s.)'a iftirada bulunulması olayında da bir suçun varlığı kesinlik kazanmıştı ve bu suçu Aziz denilen kişinin karısının yaptığı hususunda kuvvetli deliller vardı. Ama suçu işleyen kişi üst düzey bir devlet yetkilisinin eşi olduğundan onun suçunun örtülmesi, onun suçunun örtülebilmesi için ise Hz. Yusuf (a.s.)'ın suçlu gösterilmesi gerekiyordu. Bu yüzden ayette de ifade edildiği üzere, suçun kadın tarafından işlendiğini ispat eden bazı delilleri görmelerine rağmen yine de Yusuf'u bir süre zindana atmayı uygun gördüler. Burada kastedilen delillerden daha önceki ayetlerde söz edilmiştir. (Bkz.26-29. ayetler) Devleti olmayan Yasir Arafat'ın Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin geçtiğimiz günlerde, Raid Subhi el-Attar adlı bir Filistinli genç hakkında verdiği idam kararı da mantık olarak tıpkı Hz. Yusuf (a.s.) hakkında verilen hapis cezası kararına benzemektedir. Olay şu: Geçtiğimiz Şubat ayının başlarında, Gazze'nin Rafah şehri yakınlarında özerk yönetim polislerinin bazı Filistinli gençlerin peşine düşmeleri üzerine gençlerle polisler arasında çatışma çıkıyor. Çatışmada yüzbaşı rütbesinde Rıfat Cevdet adında bir baş komiser (güvenlik subayı), Fedva Ebu Cervane adında bir kız çocuğu ve polisler tarafından takip edilen gençlerden Ala Celal el-Hıms adında biri hayatını kaybediyor. Bu olaydan sonra adı geçen baş komiserin öldürülmesine polisler tarafından kovalanan gençlerin yol açtığı ileri sürülüyor. Ancak yapılan tahkikler, bu kişinin gençler tarafından değil, bizzat kendi arkadaşlarının silahlarından çıkan mermilerin isabet etmesi sonucu hayatını kaybettiğini gösteriyor. Artık bunda bir kasıt mı olduğu yoksa mermilerin sekmesi sonucu söz konusu kişiye isabet mi ettiği konusunda kesin bir şey yok. Bu arada gençler de, Rıfat Cevdet'in ölümüne kendilerinin sebep olmadıklarını açıklayarak, adil bir yargılama olacağı taahhüdünde bulunulması halinde özerk yönetim polislerine teslim olacaklarını bildiriyorlar. Özerk yönetim yetkilileri adil bir yargılama olacağı taahhüdünde bulununca da gençler bu taahhüde inanarak teslim oluyorlar. Ancak ne yazık ki, özerk yönetimin DGM'si bu taahhüdünü yerine getirmiyor ve jet bir yargılamayla, olayda birinci derecede suçlu olduğunu iddia ettiği Raid el-Attar'ı kurşunlanma suretiyle idama, iki arkadaşından da birini ömür boyu, diğerini 15 yıl hapis cezasına çarptırıyor. İşin ilginç tarafı ise, idam kararına gerekçe teşkil eden öldürme olayının mağduru komiser Rıfat Cevdet'in ailesinin de mahkeme kararının haksız bir karar olduğuna inanması. Rıfat Cevdet'in ailesi, mahkemenin asıl gerçekleri gizlemek amacıyla bu kararı verdiğini ve kendilerinin, mahkum edilen kişilerin suçsuzluğundan şüph e
etmediklerini dile getirdi. Rıfat Cevdet'in ailesi konuyla ilgili bir de yazılı açıklama yaptı. Ailenin yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "Artık iş iyice çığırından çıkmış durumdadır. Ortada adil bir yargılamanın olması zorunludur... Gerçeği gizlemekten başka bir amaç taşımayan ve adeta bir tiyatro sahnesine dönüşen çocuk oyunu tarzı bir basit yargılamayla bu olmaz. Biz, Rıfat Cevdet'in ailesi olarak, kırmızı bayrağımızı kaldırmış durumdayız ve bu davada Allah'ın şeriatı uygulanıncaya kadar da indirmeyeceğiz." Cevdet ailesinin olayla ilgili olarak verdiği bilgi ise şöyle: "Olayın cereyan ettiği gün özerk yönetimin koruyucu güvenlik birimine mensup polisler bazı Filistinli gençleri takip ederek onları tutuklamak istediler. Ancak bu gençler arabalarına binerek kaçmaya çalıştılar. Polislerde kalaşinkof silahlar, kaçan gençlerde ise sadece tabancalar vardı. Gençler kaçmaya kalkışınca polisler onların üzerine doğru ateş ettiler. O sırada bazı polislerin silahlarından çıkan mermiler sekerek Rıfat Cevdet'e isabet etti ve ölümüne yol açtı. Ancak özerk yönetim olayı örtbas edebilmek için, otopsi yapılmasına fırsat vermeden dört saat içinde Rıfat'ı defnetti. Fakat yakınları defn işine itiraz ederek cesedin kabirden çıkarılmasını istediler. Ceset çıkarıldıktan sonra yapılan otopside onun tabanca mermileriyle değil kalaşinkof mermileriyle öldüğü tespit edildi. Özerk yönetim kayıtlarına da zaten bu geçmişti ve yakın zamana kadar, onun kalaşinkof mermileriyle öldüğü bizzat özerk yönetim yetkililerinin ağzından dile getiriliyordu." Arafat'ın DGM'sinin bu haksız idam kararı Rafah halkının şiddetli tepkisine yol açtı. Şehir halkından kalabalık bir grup geçtiğimiz Çarşamba günü (10 Mart 1999 tarihinde) özerk yönetime karşı bir protesto gösterisi düzenledi. Arafat'ın polisleri göstericileri dağıtmak için silahlı müdahalede bulundular ve yapılan saldırıda göstericilerden iki genç hayatını kaybetti, pek çok kişi de yaralandı. Özerk yönetim polisleri, olayları görüntüleyen basın mensuplarını da tutuklayarak çektikleri f otoğraf ve video filmlerini ellerinden aldılar. Sonra da fotoğraf makinelerini ve kameralarını geri verip serbest bıraktı ve derhal bölgeyi terk etmelerini istediler. Özerk yönetimin bu olayların dünya kamuoyuna yansımasından rahatsız olması sebebiyle basının gelişmeleri izlemesine ve kamuoyuna yansıtmasına fırsat vermediği bildirildi. Bazıları baş komiser Rıfat Cevdet'in öldürülmesi olayını özerk yönetimle HAMAS'ı fiili bir çatışmanın içine çekebilmek için değerlendirmeye çalıştı. Ancak, HAMAS, Cevdet'in öldürülmesinden hemen sonra yaptığı açıklamada kendisinin bu olaylarla hiçbir ilgisinin olmadığını ve Filistinliler arası bir çatışmaya yol açacak her hareketten uzak kalmayı yeğlediğini, böyle bir şeyin sadece siyonist işgal rejiminin işine yarayacağını dile getirmişti. Bütün bu gelişmeler Arafat yönetimine bağlı olarak kurulan sözde yargı mekanizmasının da zulme ve haksızlıklara bir "yargı" kılıfı geçirmekten başka bir amaç taşımadığını, mantık itibariyle ise gelmiş geçmiş zulüm düzenlerinden bir farkının olmadığını gösteriyor. Bu olaylar aslında zulüm rejimlerinin her alanda birbirlerine benzediklerini de gözler önüne seriyor.