Docstoc

Cocuklarda Oğrenme (Uzman Goruşleri)

Document Sample
Cocuklarda Oğrenme (Uzman Goruşleri) Powered By Docstoc
					Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Tikler
06.11.2009

Tikler steryotipik, istem dışı olan ve ani olarak ortaya çıkan tekrarlayıcı motor hareketlerdir.
Bazen göz kırpmak, dudak büzmek gibi basit motor hareketler, bazense kol kaldırma, omuz
silkme gibi daha karmaşık kas gruplarından oluşur. Sıklıkla tikler seslidir ve hırıltı şeklinde
ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar tiklerini kısa bir süre içinde kontrol edebilirken, diğerleri
tiklerinin farkında olmayabilir.

Tikler genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkarlar. Çocukların % 20’sinin hayatlarının bir
döneminde tikleri olmuştur. Özellikle 6-7 yaşlar arasında görülme sıklığı artar. Araştırmalar
erkek çocuklarda kızlardan daha fazla tik görüldüğünü ortaya koymuştur.

Tik bozuklukları arasında en ciddi görünen tip Tourette Sendromu’dur. 21 yaşından önce
başlayan istemsiz vokalizasyonlar (sesler) ile beraber çoklu motor hareketleriyle ortaya çıkan
tiklerdir. Genellikle ani ve kısa şekilde görülürler. Tikler ve vokalizasyonlar aynı anda
olmayabilir. Tiklerin Tourette Sendromu olarak tanımlanması için en az bir sene boyunca
devam etmiş olmaları gerekir. Bu süre içinde anatomik yapılarında değişiklikler gözlenebilir.
Vokalizasyonlar da birçok şekilde duyulabilir. Tourette sendromu kişiye yaşattığı olumsuz
sosyal ve psikolojik sonuçlarıyla oldukça sıkıntı yaratan bir bozukluktır.

Diğer tiklerden tek farkı daha karmaşık ve yoğun tiklerden oluşum göstermesidir.

Tikler konusunda yapılan araştırmalar tiklerin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında
farklılık göstermiştir. Psikanalitik yaklaşım tiklerin çocuğun yaşadığı kaygıyı farklı şekilde
ifade etme şekli olduğunu savunmuştur. Çocuğun bilinçaltındaki çatışmalarının
çözümlenmesinin kaygıyı azaltacağını ve savunma olarak tikleri kullanmasını engelleyeceği
düşünülmüştür. Davranışçı yaklaşımlarsa çocuğun kaygı duyduğu ortamlarla başa çıkma
becerilerini artırmayı hedefler.

Öneriler:

        Çocuğu sürekli uyarmak ve davranışlarını kontrol etmesini söylemek kaygıyı artırır ve
         tiklerin yerleşmesine neden olur. Bu konuda çocuğa baskı yapmamak gerekir.
        Eğer tikler belirli durumlarda ortaya çıkıyorsa, bu durumlar dikkate alınıp çocuğun
         kaygısını artırabilecek nedenler farkedilebilinir.
        Öğretmen ve ailenin işbirliği tiklerle başa çıkmada süreci hızlandırır.

Ne zaman yardım almalı?

        Tikler sık sık ortaya çıkıyorsa,
        Çocuğun sosyal gelişimini olumsuz yönde etkiliyorsa,
        Anne baba nasıl bir tutum sergileyeceği konusunda sıkıntı yaşıyorsa,


bir uzmandan yardım almak yararlı olur.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Alt Islatma
12.10.2009

Enüresiz en az beş yaşında olan çocukta idrarın tekrarlayan bir biçimde gün içinde (diürnal
enüresiz) ya da geceleri (nokturnal enüresiz) yatağa ya da giysilere kaçırılmasıdır. Bazen
baştan beri kuruluk sağlanamaz, bazense üç-altı aylık bir kuruluktan sonra tekrar alt ıslatma
başlayabilir. Bu durum en az üç ay ve haftada iki kez ortaya çıkan bir sıklıkta görülür. Alt
ıslatma sıklıkla istemsizdir, nadiren istemli (amaçlı) olabilir. Tekrarlayıcı nitelik taşıyan istem
dışı işemedir.

Enüresizin birden fazla nedeni olabilir. Tuvalet eğitiminde yaşanan sıkıntılar, kalıtımsal ve
gelişimsel problemler, uyku bozuklukları ve çevresel stres yaratıcı etkenler birbirleriyle
etkileşime girerek enüresize neden olabilir.

Öncelikle sorunun psikolojik mi yoksa fizyolojik mi olduğuna karar vermek gerekir.

Fiziksel bir muayane ve idrarı analiz edildikten sonra çocukta herhangi bir enfeksiyon olup
olmadığına karar verilir. Eğer muayenede bir sorun görülmezse, sorunun psikolojik olduğu
düşünülür.

Tuvalet eğitimindeki ısrarcı anne baba yaklaşımları, erken başklanmış ya da gevşek bırakılmış
tuvalet eğitimi, yaşamdaki ani değişiklikler (örneğin kardeş doğumu, ayrılık, taşınma, vb.
gibi) enüresize neden olur. Ayrıca aşırı koruyucu ve hoşgörülü yaklaşımlar çocuğu bebeksi
kılar ve alt ıslatmasını gizlice destekler.

Alt ıslatmalar genellikle tek belirti olarak görülse de, dışkı kaçırma, gece kabusları,
uyurgezerlik, kekemelik ve tikle beraber görüldüğü durumlar da vardır. Bu belirtilerin birkaçı
ile beraber görünmesi ruhsal bozukluğun daha da önemli olduğunu gösterir.

Öneriler:

        Gece yatmadan önce sıvı alımı denetlenebilir.
        Uykuya gitmeden önce banyoya gitmesini hatırlatılabilinir.
        Eğer ailede birincil dereceden akrabalarında devam eden ya da geçmişi olan alt
         ıslatma olayı varsa aile üyeleri kendi deneyimlerini ve bu durumla nasıl
         başaçıktıklarını onunla paylaşabilirler.
        Alt ıslatma çocuğun bize gönderdiği bir mesaj olarak yorumlanabilir. Hayatında
         birşeylerin yolunda gitmediğinin, ya da onu korkutan, strese sokan bir şeyler
         olduğunun ifadesi olabilir. Bu mesajın ne anlama geldiği bilmek, çözüm yollarını
         bulmaya yardım eder.
        Azarlama ya da cezalandırma çocuğun utanç ve suçluluk hissetmesine neden olur.
         Anne baba alt ıslatmalarda nötr kalıp çocuğun çamaşırını değiştirmesine yardım
         edebilir. Daha büyük çocukların değişimi kendilerinin yapmaları gerekir.
        Oyunu bırakamadığı için altına yaptığı farkedilirse onu cezalandırmak yerine, ona
         hatırlatma yapabilirsiniz. “Oyunu bırakmak çok zor geliyor biliyorum, ama zamanda
         banyoya gitmek çok önemli”. Doğru zamanda tuvalete gittiğinde takdir edilebilir.
Ne zaman yardım almalı?

      Yukarıdaki davranışsal yöntemler çözüm olmadığında,
      Tuvalet eğitimi aldıktan bir süre sonra alt ıslatmalar başladıysa,
      Bu durum çocuğun sosyal ilişkilerini olumsuz etkiliyorsa,
      Anne baba bu durumla başaçıkmakta zorluk çekiyorsa ve aile içi ilişkileri olumsuz
       etkilediği görülüyorsa,
      Çocuğun iç dünyasındaki sıkıntıyı anlamak amacıyla, bir uzmandan yardım almak
       gerekir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi 
Psikolojik Danışma Merkezi 
www.nisanpsiko.com    

Okul Fobisi 
11.09.2009  

Bu yazı http://www.nisanpsiko.com/ websitesinden alınmıştır.

Bazı çocuklar ilk kez okula başladıklarında yani ilk kez ev dışındaki korumasız bir ortamda
anne baba veya onların yakın koruması olmadan birey olarak kalmak zorunda kaldıklarında
okula gitmekten kaçınabilir ve anne babayı zorlayabilirler. Kimi zamanda bu kaçınmayı
ilkokula ya da ana sınıfına başlarken değil de ara sınıflarda gözlemleyebiliriz. Bu sıkıntıyı
yaşayan çocuklar şu belirtileri gösterebilir:

        baş veya karın ağrısı, mide bulantısı bazen de kusma gibi psikosomatik belirtiler(fiziksel 
         muayene de araştırıldığında nedeni bulunmamış)  
        uykuda huzursuzluk,  
        ştah kaybı,  
        sinirli ve alıngan olma,  
        nedensiz ağlama nöbetleri,  
        genel bir enerji kaybı ve isteksizlik. 

Okul fobisinin nedenleri araştırıldığında bazı çocukların ilk kez evden ayrılmanın getirdiği
kaygı ile baş edemedikleri görülmüştür. Okula başlamak sadece derslerin getirdiği akademik
yük ile karşılaşmak değil aynı zamanda yeni deneyimlerin, değişimlerin farklı bir ortama
girmenin, yabancılarla tanışmak ve onlara kendini tanıtmanın, onlarla ilişki halindeyken
kendini koruyabilmenin, okul kurallarını öğrenmenin ya da kişisel disiplini geliştirme gibi bir
çok yeni deneyim dizisinin başlaması anlamına gelmektedir. Çocuk evde kendi düzenini
kendisi oluşturduğu, sınırlarını çizdiği bir ortamdan deplasmana gittiğinde kaygısı
yükselebilir. Ya da arkadaş edinmede sorun yaşaması, reddedilme kaygısı olması, kendini
yalnız hissetmesi, anne babaların çocuklarından gerçekleştiremeyecekleri yüksek
beklentilerinin olması, çocuğun okulda başkaları tarafından fiziksel ya da duygusal zarar
görmesi, arkadaşlarında görünüşü ile ilgili sataşmalar alması, sınıf öğretmeni ile beklediği
ilişkiyi kuramaması bahsettiğimiz kaygısının artmasına ve okul sendromunun ortaya
çıkmasına neden olabilir.

Öneriler:
Bu durumda anne babalar öncelikle çocukla konuşarak okuldan kaçınma nedenini birlikte
tesbit etmelidirler. Başka bir deyişle çocukla kaygıları üzerine konuşmalıdırlar. Bazı
durumlarda çocuk okula gitmek istememesinin nedenini açıkça bilir ve ifade eder. Örneğin
arkadaşlarından birinin onunla dalga geçmesi. Anne baba eğer çocuk bu sorunu ifade
edebiliyorsa devamında yine çocukla çözüm getirmek üzerine paylaşımlarda bulunabilir.
Fakat bazı durumlar vardır ki çocuk da nedeni tam olarak ifade edemez ve bilemez. Anne
baba da çocuğun güçlüğünü anlayamadığı için sert davranabilir, azarlayabilir, tehdit edebilir
ya da fiziksel ceza verebilir. İşte bu noktada anne babanın öfkesi çocuğun daha şaşkın, daha
kaygılı ve sıkıntılı bir durum düşmesine ve problemin daha da büyümesine neden olur. Anne
babanın sabırlı olması, çocuğun gözyaşları ile alay etmemesi ve sinirlenmemesi, çocuğun
öğretmeninden ve okulun rehberlik servisinden yardım alması çözüm yollarının ilk
aşamalarıdır.
Ne Zaman Yardım Almalı?
Eğer çocuk yukarıda verilen belirtileri 4 hafta gibi bir süre aynı şiddetle ya da arttırarak
devam ettiriyorsa anne babanın mutlaka danışmanlık alması gereklidir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi 
Psikolojik Danışma Merkezi 
www.nisanpsiko.com    

Sınav Kaygısı Nedir? 
13.08.2009  

www.nisanpsiko.com web sitesinden alınmıştır.

Kaygı, herhangi stresli bir durumda yaşanan doğal bir duygudur. Yaşamın doğal bir
parçasıdır. Öğrenciler için, sınava girmek, kaygı yaratan bir süreçtir. Her öğrenci sınava bağlı
olarak kaygının etkilerini değişik şekilde yaşar ve hisseder. Aslında bir miktar kaygı kişinin
performansını olumlu yönde etkiler. Sınav kaygısının etkileri, sınavda bilgilerini unutma ve
boşluk yaşamaktan, fiziksel belirtilerin ortaya çıkmasına kadar geniş bir yelpazeye yayılır.

Kaygının en önemli sebebi, sınava gencin yada ailesinin farklı anlam yüklemesi. Sınav
kaygısı yaşayan bireyler, sınava aileye borç ödeme, kendini ölçme, ispat etme, iyi bir evlat
olduğunu gösterme gibi anlamlar yükler. Oysa sınav, kişiliğin bir değerlendirilmesi değil,
bireyin bilgi birikiminin değerlendirilmesidir. Sınavdan düşük almak o kişinin gerekli bilgiyi
biriktiremediğine, yüksek almak bilgi birikiminin yeterli olduğuna işarettir. İyi veya kötü bir
evlat olduğuna değil.

Sınav Kaygısından Kurtulmak İçin Ne Yapmalı?

        Ailece sınava yüklediğiniz anlamı gözden geçirin. 
        Gerçekçi hedef belirleyin. 
        Çalışma planı çocuğa uygun ve uygulanabilir olmalı. 
        Sınav sonucu ile ilgili olumsuz senaryolar yazmak yerine, sınav hazırlığına konsantre olmalı. 
        Öğrencinin iç sesini gözden geçirip, bunu olumlu bir sese dönüştürmesi gerekir. 
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi 
Psikolojik Danışma Merkezi 
www.nisanpsiko.com    

Çocuklarda Uyku Sorunları 
22.07.2009  

http://www.nisanpsiko.com/ web sitesinden alınmıştır.

Bebekler anne karnından çıkıp dünyaya gelince dış uyaranlara karşı adaptasyonu sağlamak
için zamanlarının büyük bir kısmını uykuda geçirirler. Uyku çocuğun anne ve babadan kısa
bir süre için ayrı kaldığı bir süreçtir. Ancak bebekler annelerine sürekli fiziksel olarak yakın
bulunmak isterler. Özellikle meme emerken anneyle tek vücut olduğu hissini yaşayarak
uykuya dalarlar. Bebeklik döneminden emekleme dönemine geçişte yavaşça bebeğe kendi
başına uyuması konusunda destek verilebilir. Bu yaklaşım çocuğun gün içinde kendiyle
başbaşa kaldığı tek zaman olan uyku sürecinde kendini sakinleştirebilme becerisini geliştirir.
Çocukların 2-3 yaşları arasında ise uykuya geçişlerinde onlara rehberlik etmek gerekir.
Günlük aktivitelerden kopmamak ve bunları sürdürmek isteyebilirler. İnatçılığın ve negatif
davranışın hakim olduğu bu yaş döneminde çocuğun uykuya geçis sürecini sağlamak anne
baba için zorlayıcı olabilir. Bu nedenle uykuya geçiş sürecinde gergin bir ortamın aksine
huzurlu ve sakin bir ortam yaratmak gerekir. Bu yaşlarda çocuk günde 11-12 saat uykuya
ihtiyaç duyar. Öğle uykusunun akşam saatlerine yakın olmaması, gece uykusunun daha
kesintisiz ve zamanlı olmasını sağlar.

Öneriler:

        Uykusu gelen bir çocuğun uyuması çok daha kolaydır. Bu nedenle ona uyku için sakin ve az 
         ışıklı bir ortam yaratmak gerekir. Çocuğu uyutmaya zorlamak çözüm değildir.  
        Uykuya geçmeden önce çocuğun alışması için bir rutin oluşturun. Pijama giyme, hikaye 
         okuma, iyi geceler dileme, gibi. Bu çocuğun onu neyin beklediğini anlamasını ve ona uymasını 
         kolaylaştırır.  
        Rutinlere alıştıktan sonra ona kendi başına uykuya dalmayı öğrenmesi gerektiğini ve ona 
         yardım edeceğinizi söyleyin. Yatak zamanı rutinlerini yavaşça azaltarak ona yardımcı 
         olabilirsiniz. Başlangıçta alışkanlığı değiştiği için bu durumdan pek hoşlanmayabilir. Bu durum 
         anne baba için güç olsa da birçok çocuk için bu olay birkaç gece sürebilir. 

Ne zaman yardım almalı:

        Uykuya dalmasını engelleyecek duygusal sıkıntı gözlemleniyorsa (örneğin, ağlama, yataktan 
         kalkıp anne babayı uyandırma, anne babayla yatma isteği, gibi)  
        Kalp atışlarında hızlanma, tekrar uyumaktan korkma, kendine ya da yakınlarından birine 
         zarargeldiğiyle ilgili rüyalar görme durumunda,  
        Sıklıkla yataktan kalkıp gözler açık, donuk bir yüzle, iletişime kapalı fakat uykulu şekilde 
         yürüyüp, uyandığı zaman bu durumu hatırlamama,  
        Herhangi bir rüya gördüğünü ifade etmeden panik içinde çığlıklarla uyanıp, sonrasında yoğun 
         kaygı ve heyecan hissetme, anne babanın rahatlatmalarına karşı cevap vermeme  
        Gündüz uykularının çok uzun sürmesine rağmen devam eden yorgunluk hali durumunda,  

bir uzmandan yardım almak yararlı olur.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


İkinci Çocuk ve Anne Babalık
03.07.2009

Uzm. Danışman Psikolog Banu Dilerge
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi’nin web sitesinden alınmıştır.

Anne babalar bir çocuk daha yapmaya karar vermeden önce neleri düşünmeliler?
Bizim önem verdiğimiz konulardan bir tanesi, çocuğun (bu birinci de ikinci de olabilir) aile
için herhangi bir kriz döneminde veya kriz döneminin hemen arkasından gündeme
getirilmemesi. Bu kriz, aile içinde herhangi bir kayıp, ölüm, büyük bir değişim, örneğin ev
değişimi ya da yuvaya ya da ilkokula başlamak olabilir. Bu tarzdaki büyük değişimlerin
arkasından ikinci çocuğun gelmesinin, birinci çocuk açısından da sıkıntı yaratacak bir durum
olduğunu düşünüyoruz. Özellikle birinci çocuk, yeni gelen kardeş fikrine alışmak için, bir
adaptasyon süreci geçirecektir. Bu adaptasyon süreci birinci çocuk için zaten bir kriz durumu
yaratır. O yüzden, farklı bir krizle başederken bir de böyle bir krizin geliyor olması işleri iyici
içinden çıkılmaz hale getirir. Aile için de durum bundan farklı değildir, çünkü aile aynı
şekilde bir krizle başederken, yeni çocukla gelecek ve çok doğal olan çatışmalarla başetmek
zorunda kaldığında durum daha sıkıntılı bir hale gelecektir. Aile bu durumda sorunlarla daha
zor başedebiliyor ve çatışmalar daha zor çözülebilir bir hale gelebiliyor. Mesela bir kaybın
ardından çocuk yapmaya çok rastlıyoruz. Anne babanın hayatında önemli olan bir şeyin
kaybı... Bu kayıp bir iş kaybı olabildiği gibi, bir insanın kaybı da olabilir bu. Kayıp yaşandığı
zaman ailenin bir yas dönemi ve o süreci atlatma dönemi var. Atlatma derken, geçiştirmeden
bahsetmiyoruz. Gerçekten o yasın tutulması, o ailenin tekrar toparlanmasından bahsediyoruz.
Aile, deprem gibi bir sallantı geçiriyor. Sütunlar, kolonlar zarar görüyor. Oraları biraz onarıp,
sağlamlaştırdıktan sonra yeni bir yaşama ve yeni bir şeye can vermeye açık olabiliyorlar. O
yüzden aile içindeki çok önemli bir kaybın hemen ardından çocuk yapmamak çok faydalı.
Böyle bir durum olduğu takdirde bir danışmanlık yardımı almak faydalı olabilir.

Çiftlerin, anne baba olmaya hazır olması gerekir. Bu, birinci çocuk için de ikinci çocuk için
de geçerli. Her yetişkin erkek ya da kadın anne baba olmaya, ergenlik döneminin sonrasından
itibaren hazır olmuyorlar. Anne baba olmaya hazır olma, bir süreçtir. Kişilerin yaşamı içinde
belirli basamakları tamamladıktan sonra ulaştıkları bir süreç, anne baba olmaya hazır olma
süreci. Yani, başkaları istiyor diye çocuk yapılmamalı. Ya da ailenin diğer çocuğunun isteği
doğrultusunda ikinci çocuğa karar verilmemeli.

Çocuk anaokulu gibi eğitim ortamlarında ya da içlerinde bulundukları sosyal grupta kardeşi
olan yaşıtlarını görerek sorduğu bir soruyu “kardeş istiyor, yapalım” gibi bir şekilde algılayıp,
“çocuğumuz kardeş istiyor, onun için yapalım” gibi bir sebebe odaklanarak çocuk yapmamak
çok önemli. Bir de “çocuğumuz tek çocuk olarak büyümesin, sorunlu olabilir” düşüncesi ile
de anne babalar hazır olmadıkları halde ikinci çocuğu yapabiliyorlar, ki bu da oldukça
sakıncalı bir durum.

O zaman ikinci çocuk için en doğru zamanlama nedir?

Duygusal olarak ne zaman hazırlarsa, o zaman. O yüzden de anne babanın ikinci çocuk için
kendilerini hazır hissetmesi önemli. İstiyoruz, ama neden istiyoruz? Ailemiz buna müsait mi?
Öncelikle birinci çocuğu belirli bir noktaya getirebilmek önemli. Bu, yaşla ilintili değil. Biz
anne baba olarak bir çocuğu geliştirip büyütmekten zevk alıyoruz, keyif alıyoruz, mutluyuz.
Bu konuda duygusal olarak iyi hissediyoruz. Gelinen bu noktada belki ikinci çocuk
yapılabilir, Ama birinci çocukla problemler varsa, aile içi ilişkilerle ilgili sıkıntılar
yaşanıyorsa, ikinci çocuk yapıldığı zaman gerçekleşen duruma birinci çocuk açısından
bakalım: “Ben bir şeyleri yapamadım. Kötü çocuk oldum. Benim yerime bu yeni bebeği
yaptılar”

Anne babalar bazen çocukları disipline etmek için, bazı çatışmalarla karşılaştıklarında "kötü
çocuk olma ya da yaramazlık yapıyorsun, ben çok üzülüyorum," gibi sözler kullanıyorlar. Bir
süre sonra çocuk çok kolaylıkla bir olay ile bu sözler arasında bir bağlantı kurabiliyor. “Ben
yaramazım, anne babamı üzdüm, şimdi onlar benim yerime yeni bir çocuk yapacaklar, o daha
uslu olacak”. Hatta özellikle doğru zamanlama noktasına bakarsak; çocuk anaokuluna veya
ilkokula başlıyor, ilk kez aileden ayrılıyor. Ayrılma süreçlerinde kardeş geldiğinde, bir de az
önce vurguladığımız kendisiyle ilgili kafasında olan “kötü çocuk” düşüncesiyle boğuşurken,
çocuk şöyle düşünebilir: “beni evden uzaklaştırıyorlar, başka bir çocuk geliyor, yerimi
dolduracak.Annem bütün günü onunla geçirecek” Eskiden annem o zamanı benimle geçirirdi
o benim yerimi aldı.

İkinci çocuk yapma kararı ilk çocuğa ne zaman ve nasıl açıklanmalıdır?

Burada çok tanımlı, yani şu yaşta, şu dönemde gibi bir şey söylemek pek mümkün değil. Bu
sorunun, çocuğun gelişimine, yaşına, kişiliğine, aileye, ailenin gelişimine bağlı olarak değişen
bir cevabı var.

Anne babaların söylediği bir şey var: ona bir yetişkinmiş gibi davranıyorum. Bu, aslında ilk
bakışta olumlu bir yaklaşım ve bakış açısı gibi görünüyor ama biraz önce de söylediğimiz
gibi, o aile içinde anne ve baba yetişkin, o ise çocuk. Aile içindeki statüsü, çocuk olmak. Bu
noktada bu karar ne zaman söylenmeli? Anne hamile kalmadan önce, buna karar verildiği
zaman birinci çocuğa bu haber verilirse, bu, çocukta kaygı yaratıyor.

Her ailenin dili farklıdır. Önemli olan oradaki temel şeyi söylemek. Yani “seni seviyoruz ve
bir tane daha çocuğu dünyaya getirmek istiyoruz.” Yani, ikinci çocuk, birinci çocuğa
alternatif değil. En önemli nokta bu. Şu da doğru değil: “Sen yanlız kalmayasın diye bir
kardeş yapacağız.” Çocuğa yeni gelen çocuğu sevdirmek anlamında, “sen onunla
oynayacaksın” gibi, özellikle başlangıç döneminde, ikinci çocuk daha bebekken gerçekçi
olmayacak ve birinci çocuğu belki de hayalkırıklığına uğratabilecek beklentileri de
oluşturmamak önemli. Birinci çocukların, kardeşleri olduktan sonra yaşayacakları çok doğal
bir süreç var. Sadece doğma sürecini kastetmiyorum; annenin hamilelik sürecini de
kastediyorum. O dönemde birinci çocuklar öfke, kıskançlık gibi duygular yaşıyorlar.

Mesela bazıları, annesinin memesini yeniden emmeye başlamak ister. Altına yapabilir.
Annesinin küçük bebeği olmak ister. Oradaki duyguların da çıkması lazım; kıskançlığın da,
öfkenin de. Dolayısıyla anne babalar, bunlara hazırlıklı olmalılar. “Çocuğu iyi hazırlayalım
da, kıskanmasın” gibi bir düşünce aslında gerçekçi değil. “Sen onu çok seveceksin, ona
oyuncağını vereceksin,” birinci çocuğa gizli olarak "sen onu kıskanmamalısın, ona
öfkelenemezsin, öfkelenmemelisin" gibi bir mesaj verip ona yine aşırı bir sorumluluk
yüklenmiş olunur. Çocuk doğal olarak bu duyguları yaşarken, bir taraftan da böyle mesajları
aldığında kendisini suçlu hissedecektir. Suçluluk duygusu da, bu bahsettiğimiz öfke,
kıskançlık gibi olumsuz duyguları aslında daha fazla olmasına neden olur ve çocuğu
çatışmaları daha da artıracak bir sürece sokar. Anne baba da birinci çocukların öfkesini,
kıskançlığını, verdiği çatışma oluşturacak tepkilerin anlaşılabilir olduğunu, doğal bir süreç
olduğunu kabul ederse; birinci çocuk da bir süre sonra bunu kabul edecektir ve bu da çocuğun
olumlu duygularını çıkarması için kendisine alan tanımlayabilmesine yardımcı olacaktır.

Eşlerden birinin ikinci çocuğu istediği, diğerinin istemediği durumlarda ne
yapılmalıdır?

Bu konuyu çok önemli buluyoruz. İki tarafın da isteği olmalı. Çiftler bu noktada birbirlerini
zorlamamalı. Gizli olduğunu düşündüğümüz şeyler de dahil olmak üzere, her şeyi çocuklar
anlayabiliyorlar. Bilmek denilebilecek tam bir farkındalık düzeyinde değil; sezgisel bir
anlayış. Bu konunun da aslında çok farkında oluyorlar ve aile içi dinamiklerin çok
farklılaşmasına neden olabiliyor.

Çocuk da diğer ebeveyn ile olan ilişkisini, ebeveynin tavırlarından dolayı anlamlandırıyor.
İsteyen taraf ise çocuğu aşırı korumaya alabiliyor. Ona yapışabiliyor. Özellikle iki çocuksa,
iki ebeveyn arasında çocukları paylaşma durumu oluşabiliyor. Hem anne hem baba olmaya
çalıştığı için sürekli ona konsantre oluyor. Bu durumda bütün ailenin değişmesi söz konusu.
Birinci çocuk da bu durumda bu ilişkilerin dışında kalıyor.

Eğer ebeveynden biri ikinci çocuğu istemiyorsa, bu noktada bakılacak asıl nokta çiftin
ilişkisidir. Çift, kendisine zaman tanıyıp, bu dönemde belki bir çift danışmanlığı alıp
düşünmeli. Bunların sonrasında bir karar vermek çok faydalı. Yoksa, çatışma bir yerlerde
kalıyor ve devam ediyor. Ve yazık ki, çocuk üzerinden devam ediyor.

Çocuğun iki ebeveyn tarafından da taşınması çok önemli. Bunu bir yük anlamında değil
duygusal taşımadan bahsediyoruz. İki taraftan biri istemediğinde, çocuğu bir kişi taşıyacaktır.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Anne Oluyorum
09.06.2009

Bu haberin öğrenildiği an birçok farklı duygunun aynı anda yaşandığı nadir anlardan biridir.
Mutluluğun yanı sıra, şaşkınlık, merak ve kaygı belki de yaşanan diğer duyguların en önünde
yerlerini alır. “Evet, bebek bekliyorduk, ama yine de inanamıyorum!”, “Planlı değildi, sürpriz
oldu!”, “Acaba bir test daha mı yapsam?” gibi konuşmalara çoğumuz şahit olmuşuzdur.

Nedir bir anneyi bu kadar şaşırtan ve ardından düşündüren? Bilinmeyen bir durumla
karşılaşmak mı? Kendisini bekleyen annelik serüvenini nasıl yaşayacağı mı? Yoksa eşiyle
olan ilişkisinde yaşanacak değişikler mi? Kesin olan şu ki, artık hiçbir şey eskisi gibi
olmayacak.

Bu değişimin en yakın ve somut örneği anne adayının bedenindeki değişikliklerdir. İlk
haftalarda yaşanan mide bulantıları, uykusuzluk, yorgunluk gibi durumlar hamileliği çekilmez
yapabilir. Tüm bu fizyolojik değişimler ve beraberinde gelen ruhsal çalkalanmalar adeta
geçmiş ergenlik dönemimizi anımsatır bize. Tıpkı kimlik krizi yaşadığımız ve kendi
deneyimlerimize odaklandığımız gençlik döneminde olduğu gibi, anne olma ile de yeni bir
role hazırlanırken kendimiz hakkında ne çok şey öğreniyoruz.

Örneğin, anneliğe hazırlandığımız bu dönemde, kendi annemize daha yakınlaştığımızı görmek
bir tesadüf olmasa gerek. “Bulduğum her fırsatta anneme kendi çocukluğumu soruyordum...
Özellikle hamileliği nasıl geçmiş, doğum nasıl olmuş, tüm detaylarıyla anlatmasını
istiyordum” diyordu bir dostum ilk annelik deneyimini paylaşırken. Sorduğu sorularla, en
yakınındaki örnek olan annesine daha çok ihtiyaç duyduğunu hissederken, bir yandan da
onunla girdiği eski çatışmaları yeniden canlandırıyordu.

Bunun yanı sıra, çocuğu olan arkadaşlara ya da çevredeki diğer annelere bu dönemde daha
farklı bir gözle bakmaya başlanır. Belki de anne olmaya hazırlanmanın en kaçınılmaz
süreçlerinden biri yapılan bu gözlemlerdir. Attığı ilk tekmelerle varlığını iyice hissettiren
miniğiniz, size annelik düşlerini yaşatmaktadır. “Ben asla böyle davranmayacağım” ya da
“Ben de böyle bir anne olacağım” derken zihninizde nasıl bir bir anne olacağınız ile ilgili bir
model şekillenmeye başlamıştır.

Doğum yaklaştıkça, karnınızın iyice büyümesi ve bebeğinizin artan hareketleri, onu daha sık
hatırlamanızı sağlar ve onunla ilgili yapılacak hazırlıkları gündeme getirir. Bu dönemde
annelerin yoğun bir şekilde bebekleriyle ilgili fantaziler kurdukları görülür. Bir yandan nasıl
bir bebek olacağını, fiziksel ve duygusal özelliklerini hayal ederken, bir yandan da yaklaşan
ayrılma dönemini düşünürler. Henüz doğmamış, fantazilerinizde yaşattığınız bebeğinizle
vedalaşmak ve dünyaya gelen gerçek bebeğinize “hoşgeldin” diyerek onu olduğu gibi kabul
etmek, anne olurken atacağınız en önemli adım olacaktır.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Dil Gelişimini Desteklemek
27.03.2009

Psikolojik Danışman
Deniz Günim

Dil gelişimi doğumdan itibaren başlar. Bebek önce sese tepki verir ve ses çıkarır. Çocuklar
daha ilk kelimelerini söylemeden ağlayarak ya da gülümseyerek iletişim kurarlar. Önce sesler
çıkarır, sonra ilk kelimelerini söyler, ardından kelimeleri bir araya getirip cümle kurmaya
başlarlar.

Çocuklarda dil gelişimi anne babalarını taklit ederek, çevreleriyle etkileşerek gerçekleşir. Dil
gelişimi çocuğa konuşma, dinleme, kendini ifade etme, oyun oynama ve çevresini keşfetme
fırsatları tanındığı ölçüde gelişir. Yapılan araştırmalar öyküler okunan ve birlikte tartışılan,
yemekte sohbet edilen, annenin uzun ve düzgün cümleler kurduğu aile ortamında büyüyen
çocukların dil gelişiminin olumlu etkilendiğini göstermektedir. Anne babalar çocuğun ilk
öğretmenleridir ve dil gelişimini destekleyecek bir ortam sağlamalıdırlar.

Neler Yapabilirsiniz?

        Doğduğu andan itibaren onunla konuşun; televizyon ya da müzik sizin onunla
         konuşmanızın yerini tutamaz.
        Onun da eşlik edebileceği şarkılar söyleyin.
        Onun yaptıklarını tarif edin.
        Yeni kelimeler öğrenmesi için fırsatlar yaratın; çevresinde gördüğü nesnelerin
         isimlerini söyleyin. Sözcük dağarcığı çocuğun ilerideki okul başarısını tahmin etmekte
         önemli bir faktördür.
        Çocuğunuzla oyun oynayın; oynarken yeni şeyler öğrencek, kendini ifade etme fırsatı
         bulacaktır. Oyun dil gelişimi ve zihinsel gelişim için doğal ve eğlenceli bir yoldur.
        Ona hikayeler anlatın; dinlediği hikayeyle ilgili sorular sorun.
        Çocuğunuza kitap okuyun.
        Çocuğunuzu dinleyin.
        Ona sorular sorun, soru sorması için onu teşvik edin ve size sorduğu soruları
         yanıtlayın.
        Çocuğunuzla karşılıklı konuşma ve sohbet ortamları yaratın.
        Yaşıtlarıyla bir araya gelmesi için fırsatlar yaratın.

Dil gelişimi çocuğun duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimi için çok önemlidir. İlk yıllar dil
gelişimi için en önemli dönemdir, çocuğun dili anlama ve kullanma becerilerinin temelini
oluştur. Dil becerileri zayıf olan çocuklar kendilerini ifade etmekte zorlanır, çoğu kez
anlaşılmadıklarını hisseder; doğru iletişim kurmakta güçlük çekerler. Dili anlama ve kullanma
becerileri ne kadar gelişirse çocuk akademik alanda da kadar başarılı olur ve sosyal becerileri
o ölçüde gelişir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Çocuklarda Suçluluk
27.02.2009

Uzm. Psikolojik Danışman Filiz Çetin

Çocuklar ve gençler yasa dışı olarak tanımlanan davranışları gerçekleştirdiklerinde, yargı
sisteminin kararı sonucunda “suçlu” sıfatını taşımış olurlar. Bu davranışların hırsızlıktan,
kundakçılık, cinayet ve tecavüze kadar uzanan geniş bir yelpazesi vardır. Bu yasa dışı
davranışları gösteren gençlerin farklı bir çok nedeni vardır.

Suç işleyen çocuk ve genç, içinde yaşadığı toplumun ya da kültürün gerektirdiği ahlaki
standartları karşılamada başarısızlığa uğramıştır. Bazen bu başarısızlık çocuğun yetersiz
sosyalleşme ve vicdan gelişimi gibi psikolojik süreçleriyle ilgili olabilir. Bazense bu tür
davranışlar çocuğun yaşadığı yakın çevresinde kabul görürken, daha geniş çevrede “suç”
olarak görülür. Örneğin, eğer çocuk ya da genç işlediği suçların kabul edildiği ve hatta
akranları tarafından bu yönde cesaretlendirildiği bir çevrede yaşıyorsa, aynı davranışları tekrar
edecektir.

Çocuklar ve gençler arasında yargının önüne çıkıp ifade veren grup genelde ergenler olsa da
ilk suçlarını orta çocukluk döneminde işlemeye başlıyorlar. Bu nedenle erken çocukluk
döneminde sunulan çevre, özellikle anne–baba ve çocuk ilişkileri ile çocuğun suç işlemesi
arasında önemli ilişki olduğu görülür.

Çocukluk döneminde sosyalleşmeyi tamamlanmadığı için suç işlenebilir. Çünkü henüz
neyin suç neyin suç olmadığını bilmiyordur. Çocukların çoğu komşuların bahçesindeki
meyvelerden izinsiz koparmıştır. Küçük bir çocuğun ilgisini çeken, onu heyecanlandıran
birşeyi alması doğaldır. Çocuklarda 3 ve 6 yaşları arasında sıklıkla görülen bu davranışı
“çalma” olarak nitelendirmemek gerekir. Çünkü bu yaşlarda çocuklarda “sahip olma,
mülkiyet” duyguları tam gelişmemiştir. Çocuğun kendi oyuncaklarını başkasına vermek
istememesi de paylaşmayı henüz öğrenemediğindedir, mülkiyet duygusunun gelişmesi
yüzünden değil. Bazen çocukların kendi eşyalarını bırakarak, başkalarının eşyalarını aldıkları
görülür. Maddi değerlerin farkında olmadıkları için değiş tokuş yapmak ta onlar için önemli
değildir. Başkasının eşyasını izinsiz almanın yanlış bir davranış olduğunu bilemezler.

Jean Piaget’in çocukların moral ve bilişsel gelişimlerini içeren klasik çalışmalarında; birçok
çocuğun ortalama 7 yaşına dek, “kasıt” ya da “niyet” içeren bir şekilde davranma kararını
alamayacağını açıklamıştır.

Çocuklar birçok sebepten dolayı izinsiz eşya alabilirler. Bazıları bir dengesizlik ya da
eşitsizlik olduğunu hissettikleri zaman yapabilir. Örneğin, çocuğun ailesinin cebinden çikolata
alabilmek için izinsiz para aldığını düşünün. Bu durumda çocuk, diğer çocukların da kendi
gibi çikolata aldığını ve dünyada herkes için bir sürü çikolata olduğunu ve kendisinin de bir
tane almasında bir sakınca olmadığını düşünür.
Bazense izinsiz aldıkları eşya sevdikleri birini hatırlattığı için alırlar. (“Kardeşimin bebeğini
alacağım” – belki kardeşinin onunla beraber olmasını istiyor olabilir ve kardeşinin bebeğini
aldığında onu incitebileceğinin farkında olmayabilir).

Bu yaşlarda, gereksinimleri karşılanmayan çocukların; örneğin, okul döneminde harçlık
verilmeyen çocukların cepten para çaldıkları görülür. Para biriktiren “cimri” anne-babaların
çocukları, yeterince oyuncağa, giysiye ya da sevgiye sahip olamadıkları için “çalma” davranış
bozukluğunu gösterir. Ya da harçlık alsalar bile yine de anne-babanın cebinden para
çalabilirler. Bu davranışın altında inançsızlığı ve cimriliklerini kınama gibi bilinçaltı
duyumsamaları vardır. Paraya aşırı önem verilen, maddiyatın ön planda olduğu evlerde
çocuklar da paranın bir güvence olduğuna inanarak çeşitli eşya ve paraları saklama eğilimi
duyarlar.

Çalma davranışı karşısında aileler neler yapabilir?
Eğer aileler çocuklarına uygun yollarla davranırlarsa, bu davranış çocuğun yaşı ilerledikçe
sona erecektir. Bu dönemde çocukla inatlaşmamak gerekir. Çocuğun elinden kendine ait
olmayan eşyayı almak için onu zorlamak ya da onunla inatlaşmak çözüm değildir. Dikkati
başka yere çekerek, elindekini unutmasını sağlayın, ya da o an için ses çıkartmayıp daha sonra
sahibine geri vermesini sağlayın.

Ailelerin çocuklara eşyalarına sahip çıkmaları ve diğer kişilerin eşyalarına saygı göstermeleri
konusunda konuşması gerekir. “Çalma”, “yalan söyleme” gibi kavramları yeni yeni anlamaya
başlayan 5-6 yaş çocukları için, onlara izinsiz bir başkasının eşyasını almanın o kişiyi
inciteceğini ve üzeceğini anlatmanız gerekir. “İzinsiz kimsenin eşyasını almıyoruz. Bu da
ailemizin kurallarından biri” şeklinde de hatırlatmalar yapılabilinir. Bu kuralı uyguladığı
zaman çocuğunuzu ödüllendirin (Örneğin; bir şeyi isterken izin aldığını gördüğünüz zaman,
ya da izin vermediğinizde sizden onu izinsiz almayıp başka bir şeye yöneldiği zaman, vb.
gibi). Çocuk aldığı eşyayı geri götürdüğü zaman, sözel ödüllendirme yapılabilir fakat daha
sonra bu konunun aile tarafından gündeme getirilmemesi gerekir. Böylece çocuk açtığı yeni
sayfa ile yaşamına devam edebilir.

Çocuğunuzla eşyaları izinsiz almak yerine neler yapabileceği hakkında konuşabilirsiniz.
“Birşey almak isteğinde (arkadaşının oyuncağı, para, vb.) onu alamadığında neler
yapabilirsin?” diyerek alternatifler geliştirmesine yardım edin (arkadaşının oyuncağını çok
beğendiysen ona bunu söylemek, izin istemek, vermezse başka bir şeye yönelmek, vb. gibi).

Her konuda olduğu gibi bu konuda da aileler çocuklara model olurlar. Örneğin, eşinizle
yaptığınız konuşmada işyerinizde bırakmayı unutarak eve getirdiğiniz kalemleri gösterdiğiniz
ya da alışveriş sırasında yanlışlıkla az ödeme yaptığınız ve bunun farkedilmediğini anlatarak
övündüğünüz gibi örnek durumlar çocuğun dürüstlük kavramını anlayabilmesini zorlaştırır.

Sevgi ve şefkatten uzak büyüyen ya da aşırı koruyuculukla büyütülmüş çocuklarda da bu
davranış görülebilir. Bu durumlarda çocuk bu yolla kızgınlığını ifade edebilir, ailesinden ya
da arkadaşlarından öç almaya çalışabilir. Çalınan eşya sevgi ya da şefkat yerini dolduran bir
eşya da olabilir.

Kısaca çalma davranışı fiziksel ya da psikolojik olarak gereksinimleri karşılanmamış
çocuklarda çocuklarda 8-9 yaşlardan sonra davranış bozukluğu olarak görülebilir. Eğer bu
davranış ileriki yaşlarda devam ederse ya da diğer davranış bozuklukları ile kendini
gösterirse, çocuğun duygusal gelişiminde (kendine yetersizlik, değersizlik duyguları) ya da
aile olan ilişkilerinde ciddi problemler olduğu düşünülür. Sürekli bu davranışı gösteren
çocuklarda insanlara karşı güvensizlik ve yakın ilişkiler kurmada güçlük görülür. Suçlu
hissetmek yerine, suçu diğer insanlara atma “bana ihtiyaçlarımı vermedikleri sürece, onları
ben kendim alırım” düşüncesiyle hareket ederler. Bu durumlarda bir uzmandan yardım
istemek gerekir.

Çocuklara sevgi ve şefkat göstererek, onlara değerli olduklarını hissettirerek, kişiliklerine
saygı duyarak ve gereksinimlerini karşılayarak bu davranışın sönmesini sağlayabilirsiniz.

Çocukların suç işlemelerinin altında yatan nedenler:

Dürtüsel davranış sonucunda suç işleme: Kaygı, güvensizlik ve mutsuzluk gibi duygular
çocuğu suç işlemeye teşvik edebilir. Çocuk ya da genç çalmanın cezalandırılacak bir davranış
olduğunu öğrense de yakalanma olasılığının düşük olduğu durumda, arzu edilen nesnenin
çekiciliği, yaşamında yalnız bir kez tüm kontrolünü kaybetmesine neden olabilir ve antisosyal
davranış gösterebilir. Yaptığı davranışın nasıl sonuçlandığı gelecekte izleyeceği yolu belirler.
Eğer sonuç başarısızsa, çocuk yakalanmış ve cezalandırılmıştır ya da olası ceza beklentisiyle
bir huzursuzluk yaşar (suçluluk duygusu) ve bu davranışı tekrar etme olasılığı azalır. Eğer
sonuç başarılı ise, çocuk cezalandırılmamıştır ve en az düzeyde rahatsızlık hisseder ve aynı
şartlar elde edildiğinde benzer davranışı gerçekleştirme olasılığı artar.

Bu tür suçların tedavisinde çocuğun aile içi ilişkilerine odaklanıldığı zaman, başarılı sonuçlar
elde edilebilir.

Sosyalleşeme durumu: Çocuğun ya da gencin antisosyal davranışlara engel olacak içsel
kontrolleri kazanamaması. Erken gelişim dönemlerinde anne baba ile kurulan ilişkinin niteliği
ve aile yapısı burada önem kazanmaktadır. Anne ya da babanın aşırı katı ya da tutarsız
disiplini, kayıtsız ya da kinci tutumları, aile bütünlüğünün olmayışı (zayıf ya da kopuk aile
bağları) çocuklarda suç işleme olasılığını artırıcı etkenler olarak görülür.
Çocuğun davranışını kontrol etmesini sağlayacak etkenler: Çocuğun disiplininde anne
babanın tutarlı yaklaşımları, kendinden beklenen davranışın açıkça ifade edilmesi, anne ve
babanın olumlu modeler sunması, sosyal kurallara uymanın sonucunda kazançlarını (kabul,
saygı, onay) görmesi için fırsat yaratılması.

Sosyalleşme fakat uyum sağlayamama: Çocuğun ya da gencin davranışı, içinde bulunduğu
sosyal çevrenin standartlarına uyumludur (örneğin, yasa dışı çeteler) ancak yasaları koyan ve
yürüten, daha hakim olan kültürün normlarına aykırıdır. Genellikle düşük sosyoekonomik
sınıfa ait ailelerin çocuklarında bu davranış görülebilir.

Duygusal alanda yaşadıkları sıkıntılar:
Suçlu çocuklarla yapılan araştırmalarda, duygusal alanda yaşadıkları sıkıntılar şu şekilde
belirtilmiştir:

      Duygusal ilişkilerde ya reddedilmiş, anlaşılmamış ve güvensiz hissetmek ya da
       sevilmediğini hissetmek.
      Kendini ifadede ya da diğer haz veren isteklerde yaşanan engellenmişlik.
      Aile içinde, okulda ya da sosyal etkinliklerde hissedilen yetersizlik ve aşağılık
       duyguları.
      Hatalı anne baba tutumları ve aile içi sorunların getirdiği stresin sonuçları aşağıda
       listelenmiştir:
           o   İleri derecede tutucu ve katı kurallı tutumlar. Verilen cezalar çocuğa duygusal
               olarak yıkıcı ya da fiziksel olarak acı verici şekilde ciddi boyutta olabilir.
               Ancak güçlü bir cezalandırma ile disiplin sağlanır inancına sahiptir anne-
               babalar. Örneğin bazı ebeveynler çocuğu displin etmek için dövmek
               gerektiğini düşünürler. Ancak dayak çocuğa sadece saldırgan modeller sunar.
           o Çocuğun kişisel değerini küçültmesine ve hayal kırıklığı yaşamasına neden
               olur. Bedensel ve ruhsal olarak büyük mutsuzluk hissetmesine ve acı
               çekmesine neden olur.
           o Kısa dönem için çocuğun davranışlarını değiştirebiliyor fakat bu yaklaşım
               onun dünya için hissettiği temel algısını değiştirmez. Tam tersine, dünyanın
               tehlikeli bir yer olduğu inancını pekiştirmektedir.
           o Karşısındakinin de duygularını anlama becerilerinin gelişmesini engeller.
           o Acı bile verse bir çeşit ilgi olduğundan çocuk kayıtsızlık yerine tercih edebilir.
               Ve bu olumsuz ilgi, çocuk saldırganlıklarının en önemli motivasyonudur. Aile
               içinde ya da okulda saldırgan tavırları ya da şakalarıyla çevresinin ilgisini
               çekmeye çalışan ve bu yolla çevresindekilerin hoşnutsuzluğunu üstüne çekip
               bunu bir onay olarak kabul eden çocuklarla karşılaşılmaktadır. Suçlu ilgi
               odağındadır, gurur içindedir.
      Yoğun şiddette yaşanan kardeş kıskançlığı ya da aile içinde çocuklar arasında yapılan
       aşırı ayırımcılık.
      Suç işlemekten dolayı yaşanan yoğun suçluluk duygusu ya da cezalandırılma isteği.

Yukarıda sayılanların hiçbiri çocukların suç işlemelerinde tek başına yeterli bir etken olarak
sayılamaz. Çocuk anti-sosyal davranışı öğrenmedikçe (anne babadan ya da akranlardan) suç
işleyemez ve bu davranışı gerçekleştirmek için bir motivasyonu olmadıkça (ödül, kabul, onay,
gibi) davranışı sürdürmekte ısrarlı olmayacaktır.

Neler yapılabilir?
Suç işleyen çocuk ya da genç ya kabul edilebilir ya da edilemez davranışlar arasındaki ayırımı
yapamaz, ya da bu ayırımı yapsa bile yeterli özkontrol becerisini geliştiremez. Bu nedenle
çocuklara erken gelişim dönemlerinden itibaren özkontrol becerilerini geliştirmeleri için
destek vermek çok önemlidir. Önemli olan çocukların kendi kendilerini kontrol edebilmeleri,
bu kontrolü içselleştirebilmeleridir. Böylece çocuk kendi davranışlarından kendini sorumlu
tutabilmeyi öğrenir. Suçlu ya da risk altındaki çocuklara bu tip sosyal becerileri kazandıracak
önleyici ve tedavi edici eğitim programları uygulanmalıdır.

      Özkontrol geliştirmek önemlidir çünkü
          o Kendilerini kontrol edebilen bireyler güvenilir ve sorumluluk sahibidirler. Bu
             insanların doğru şeyleri yapacaklarına inanılır. Örneğin birinin, polis memuru
             ortalıkta olsa da olmasa da kırmızı ışıkta beklemesi gibi.
          o Karar alırken kendilerini güçlü hissederler. İç kontrole sahip olan insanlar
             kendi seçimlerini kendileri yapabilirler.
      Çocuklarda özkontrolün gelişmesi için
          1. Benliklerini güçlendirmek gerekir.

               Çocuğun benliğini güçlendirmek için :
               Seçim yapabilmesini ve karar verebilmesini sağlayacak fırsatlar yaratarak
               hakimiyet duygusuna sahip olmasını sağlayın.

               Seçim yapabilme fırsatının tanınması çocuğun kişilik gelişimini önemli
   ölçüde etkiler. Her çocuğun yetenekleri ve yaşı göz önünde bulundurularak
   çocuklara bu süreci yaşatmak, onların karar verme becerilerini, iç görülerini,
   esnekliklerini geliştirecek ve hayat boyu önlerine çıkacak ağır kararlarla başa
   çıkmalarına yardımcı olacaktır.

   Tabii burada çocuğa sunulan seçeneklerin uygun olması, çok zor olmaması
   gerekir. Örneğin annesi ve babası ayrılmaya karar vermiş 4 yaşındaki bir
   çocuğa kiminle kalmak istiyorsun sorusu, bu yaştaki bir çocuğun verebileceği
   çok zor bir karar.

   Okul öncesi dönem çocukların karar vermeleri için sayısız fırsatlarla doludur.
   Önemli olan yetişkinin, çocuk bir kez karar verdikten sonra onun seçimine
   saygı duymasıdır. “Tatlını şimdi mi yemek istersin?” “Parmak boyası mı
   yapmak yoksa bloklarla mı oynamak istersin?” gibi sorular çocuğun karar
   vermesini sağlar çünkü çocuk reddetse bile her iki taraf için de sorun yoktur.)

2. Ahlak gelişimlerini desteklemek (Çocukların doğru ve yanlışı
   ayırtedebilmelerini sağlamak
   Vicdan bize neyi yapmamız ve yapmamamız gerektiğini söyleyen iç
   sesimizdir.
   Vicdan gelişiminde iki önemli faktör yer alır:
       a. Yetişkinle (anne-baba/öğretmen) çocuk arasında şefkatli bir
          ilişkinin varlığı.
          Okul öncesi dönemde çocuk duygusal bağ kurduğu kendi cinsi olan
          ebeveynle özdeşim kurarak, onun davranışlarını, tutumlarını,
          değerlerini, duygusal tepkilerini model alır. Sonuçta; model aldığı
          ebeveynler de o kültürün değerlerine, tutumlarına ve özelliklerine sahip
          olduğundan, çocuk aynı zamanda içinde yaşadığı sosyal çevreye ve
          kendi cinsine ait rolleri de öğrenmiş olur.
          Çocuk, bu özdeşim süreci içinde benimsediği kodlara aykırı tutumlar
          sergilediği zaman ise vicdanı devreye girer ve suçluluk duymaya
          başlar. Çocuğun sosyal çevresi genişlediği zaman ailesinden daha farklı
          özdeşim kurabileceği modellerle karşılaşır.- mahalle arkadaşları,
          öğretmenler, kahramanlar- Dolayısıyla, çocuğun kişiliği bir seri
          özdeşim sonucu kurulacaktır. Bazı yönlerden ailesi gibi, bazı yönlerden
          çok sevdiği, hayranlık duyduğu öğretmeni gibi, ya da filmlerde ya da
          hikaye kitaplarında karşılaştığı kahramanlar, ya da çevresindeki diğer
          önemli kişiler gibi olacaktır. Kişiliğinin gelişiminde birçok farklı
          kaynak yer aldığından, karmaşık ve kendine öz bir yapı oluşturacaktır.
          Zaman içinde bu kaynaklar, ailesinden daha da baskın yer alabilir.
       b. Çocuğa bir şeyi neden yapması ya da yapmaması gerektiğini
          açıklamak
                Örnek
                       Arkadaşına blokla vurmana izin veremem çünkü canı
                          çok yanar.
                       “Kuralımız neydi? Tuvaletin sifonunu çekmek!” yerine
                          “Her zaman tuvaletin sifonunu çekiyoruz, böylece bir
                          sonraki arkadaşın tuvaleti temiz bir şekilde kullanabilir.”
                          denilebilir. Bu ifade çocukların diğer kişileri
                          düşünmelerine yardımcı olur. Başka deyişle onlara
                  karşılarındakinin bakış açısını yakalamayı öğretir.
                  Küçük çocuklar bunu yapmada çok başarılı olmasalar
                  bile, bunun önemli olduğunu farkedebilirler. Gözü
                  kapalı bir şekilde çocukları kurallara uymaları için
                  zorlamaktansa (emretmektense) bu yaklaşım onlar için
                  çok daha iyidir.
          Diğer bir örnek:
               Şekeri geri vermeliyiz, çünkü parasını ödemedik. Birşey
                  satın aldığımız zaman parasını vermeliyiz. İnsanlar
                  istedikleri şeyleri çalışıp kazanarak alırlar “ gibi bir
                  ifade”Bu şekeri nasıl izinsiz alırsın? Çok şımarık bir
                  kızsın” a tercih edilir

                   (Karşılarındaki insanı düşünmelerini ve onların bakış
                   açılarını yakalamalarını sağlar).
c. Kendini yeterli ve değerli hissetmesini sağlayın. Kendi hakkında
   olumlu düşünen ve yeterli hisseden biri, kendini kontrol etmekte de
   zorlanmaz. Ancak bazı çocuklar yalnızca hatalı davrandıkları zaman
   anne-babalarının ya da öğretmenlerinin ilgisini çekerler. Yetişkinle
   kurulan negatif ilişki çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlamaz.
   Okuldaki en “yaramaz” çocuk olarak etiketlenmiş çocuklar bile her
   zaman hatalı davranmazlar. Zamanların bir bölümünü kabul edilebilir
   aktivitelerle geçirebilirler.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi 
Psikolojik Danışma Merkezi 
www.nisanpsiko.com    

Çocuklarda Saldırganlık 
02.02.2009  

Nisan Psikolojik Danışma Merkezi’nin http://www.nisanpsiko.com/ websitesinden alınmıştır.

Saldırgan olarak tanımlanan davranışlar genellikle yüksek yoğunlukta ya da şiddette olup,
karşı tarafın yani kurbanın acı ve rahatsızlık ifadeleri ile izlenir. Bunlar kasıtlı yapılan zarar
verici davranışlardır. Vurma, itme, tekmeleme, tırmalama, ısırma, eşyaya zarar verme, gibi
fiziksel saldırıların yanında küçümseme, küfür etme, alay etme, tehdit etme, gibi sözlü
saldırılarla da karşılaşılır.

Saldırganlıklarını kontrol edemeyen çocuklar,

        Genellikle hayalkırıklığı yaşarlar ve ileri derecede duyarlıdırlar.  
        Kendileri hakkında duyguları tanımakta ve sözcüklerle ifade etmekte zorlanırlar.  
        Duygularını sözler yerine ani fiziksel ya da sözel saldırılarla ifade ederler.  
        Niyetlerini ve hislerini netlikle tanımayan ve hayata sadece “hareket” gözüyle bakan çocuklar 
         “şiddeti” tüm zorlayan durumlarda bir tür başa çıkmak yolu olarak kullanırlar. 

Saldırganlığın sonuçları:
Her insanın doğasında saldırgan davranmasını sağlayacak olanaklar vardır. Fakat insanın
bunları kullanıp kullanmaması onun kişisel deneyimlerine bağlıdır. Çocuklarsa ilk
deneyimlerini aile ortamında yaşarlar. Yapılan araştırmalar çocuğun kişiliğinin gelişiminde
biyoloji ve çevrenin beraber etken olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Çocuklara saldırgan davranışlarını kontrol etmeyi ya da kızgınlıklarını çevrenin uygun
gördüğü şekilde ifade edebilmeyi öğretemediğimiz durumlarda çok ciddi uzun dönemli
sorunlarla karşılaşabiliriz. Yapılan araştırmalar, çocukluk döneminde saldırganlık
gösterenlerin yetişkinlikte de ciddi psikolojik sorunlarla karşılaştıklarını ortaya koymuştur.

Çocukla güç savaşına girerek yaptığınız cezalandırmalar,

        Çocuğa sadece saldırgan modeller sunar. 
        Çocuğun kişisel değerini küçültmesine ve hayal kırıklığı yaşamasına neden olur. Bedensel ve 
         ruhsal olarak büyük mutsuzluk hissetmesine ve acı çekmesine neden olur. 
        Kısa dönem için çocuğun davranışlarını değiştirebiliyor fakat bu yaklaşım onun dünya için 
         hissettiği temel algısını değiştirmiyor. Tam tersine, dünyanın tehlikeli bir yer olduğu inancını 
         pekiştiriyor.  
        Karşısındakinin de duygularını anlama becerilerinin gelişmesini engeller. 
        Acı bile verse bir çeşit ilgi olduğundan çocuk kayıtsızlık yerine tercih edebilir. Ve bu olumsuz 
         ilgi, çocuk saldırganlıklarının en önemli motivasyonudur. Aile içinde ya da okulda saldırgan 
         tavırları ya da şakalarıyla çevresinin ilgisini çekmeye çalışan ve bu yolla çevresindekilerin 
         hoşnutsuzluğunu üstüne çekip bunu bir onay olarak kabul eden çocuklarla karşılaşıyoruz. 
         Suçlu ilgi odağındadır, gurur içindedir.  
Öneriler:

      Belirli kurallarla belirlenmiş sınırlamalar iki tarafın isteklerini de dikkate alan ortak çözümler 
       bulunmalıdır. Hemen sinirli tepkiler vermek yerine sıcaklığın, yakınlığın ve sabrın hakim 
       olduğu ses tonu ile konuşmak çok önemlidir. Hakların olduğu yerde tabii ki sorumluluklar da 
       vardır. Fakat çocuk kendini anlaşılmış gibi hissettiği zaman sorumluluk hissetmeyi de öğrenir.  
      Kendi ve çocuğunuzun duygularını anlamaya çalışın. Kendi anne‐babanızla ilişkinizin eskiden 
       nasıl bir içeriğe sahip olduğunu hatırlayın. Çocukluğunuzda anne‐babanızın size tutumlarını ve 
       bunun şu anda sizin çocuğunuza geliştirdiğiniz davranış modelleri ile ilişkisine bakın. Temel 
       tutumunuzda çocuğunuzun sağlığı ve rahatlığı ile ilgili kaygılar mı hakim? Aşırı düzen, 
       temizlik, vb. gibi takıntılarınız mı var? İktidar, güç ihtiyacı içinde misiniz? Bu soruları kendi 
       kendinize sorup açıkyüreklilikle yanıtlarsanız, neden bu denli saldırgan davranmaya meyilli 
       olduğunuzu anlarsınız.  
      Yaşadığınız duyguyu ifade edin. “Şimdi kızgınım çünkü....” “Korkuyorum, çünkü....” sizin 
       hafiflemenizi de sağlar. Böylece sizin ürkek, kızgın yüz ifadesinin nedenini anlamasını 
       sağlarsınız.  
      Sürekliliğini istediğiniz davranışı ödüllendirin. Çocuğun olumlu davranabilmesi için, yani 
       istenilen davranışın sıklığını arttırmak için (ör: oyuncaklarını toplamak) ödüllendirme yapmak 
       gerekir. En basit düzeyde yapacağınız tek şey, cesaretlendirmek istediğiniz davranışı yaptığını 
       farkettiğinizde (ör: sessizce oynamak), ona bununla ilgili bir yorum yapmaktır: “Sessizce 
       oynaman çok hoşuma gidiyor”. Cesaretlendirmek istediğiniz davranışları düşünün. 
       Çocuğunuzun kendisinden ne beklendiğini anladığına emin olun. İstediğiniz davranışı her 
       yapışında onu övün, davranışını övün. (“Oyuncaklarını toplaman çok hoşuma gitti” demek, 
       “Aferin sana” demekten daha çok belirgin ve etkilidir). Bu basit teknik size yardımcı olacaktır.  
       Mümkün olduğunca ceza yerine davranışların doğal sonuçlarını yaşamalarına fırsat verin. 
       Örneğin yemek yemek istemeyen bir çocuğa izin verilmesi, kitabın sayfasını yırtan çocuğun 
       yapıştırmasını sağlamak, sınıfta raftaki kitapları dağıtan çocuğun toplamasını sağlamak gibi... 
       Bu durumda ahlak dersi vermeye ya da aksi olmaya gerek yoktur. Çocuğun kendi davranışının 
       sorumluluğunu üstlenmesini sağlamak gerekir. 

Ne zaman yardım almalı?
Eğer çocuk kendine, başkalarına ya da eşyalara zarar verici davranışları sürdürüyor ve anne
baba yaklaşımları işe yaramıyorsa bir uzmandan yardım almak gerekir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi 
Psikolojik Danışma Merkezi 
www.nisanpsiko.com    

Yalan Söylemek 
09.01.2009  

Nisan Psikolojik Danışma Merkezi’nin http://www.nisanpsiko.com/ websitesinden alınmıştır.

Çocuklar da yetişkinler gibi birçok farklı nedenden dolayı yalan konuşabilirler. Çocuğun
yalan konuşması ile ilgili anne-baba yaklaşımları çocuğun yaşına, duruma ve yalanla ilgili
oluşturulmuş aile içi kurallara göre farklılık gösterir.

Okul öncesi dönem:
Özellikle küçük çocukların gerçekle hayali birbirinden tam ayıramadıkları zaman verdikleri
ifadeler sonucunda “yalan” konuştukları düşünülür. Ya gerçek olmayan bir durumu gerçekmiş
gibi ya da gerçek olan bir olayı abartarak anlatırlar. Genellikle bu tür uydurmalar çocukların
gerçekleşmesini istedikleri olayları ifade etmelerinin bir yoludur. Bu nedenle bu dönemdeki
çocuklar kasıtlı olarak yalan söylemezler.

Okul öncesi dönemdeki çocuklar yalan konuşmanın hatalı ya da dürüst olmayan bir davranış
olduğunu bilemeyebilirler. Bu nedenle yalan konuştukları düşünülerek cezalandırılmamaları
gerekir. Bu durumda anne baba önce çocuğun hikayesini dinleyebilir.

Daha sonra hikayesine biraz gerçek katarak onun arzusunu ona ifade edebilir: Örneğin, çocuk
“ben çok hızlı araba kullanabilirim!” dediğinde, anne baba “çok hızlı araba kullanmak
isterdin” diyebilir.

Bazen de bu dönemdeki çocuklar istedikleri birşeye ulaşabilmenin bir yolu olarak yalan
söyleyebilirler. Bu durumda da aşırı tepki göstermemek gerekir ve çocuğun gerçek arzusunu
vurgulamak onu rahatlatır. Örneğin yuvaya gitme saatinde evdeki oyununu bitiremeyen ve
devam etmek istediğini farkettiğiniz çocuğunuz aniden “Bugün yuvaya gidemem, karnım
ağrıyor” dediğinde “Evde oyun oynamak çok hoşuna gitti, çok az daha oyna ama birazdan
hazırlanıp çıkmamız gerek” diyebilirsiniz. Bazı durumlarda da doğru söylediklerinde bundan
memnun olduğunuzu, yalan söylemenin ise hatalı bir davranış olduğunu anlatmak gerekir.

Okul dönemi:
Okul dönemindeki çocuklar ise yalan söylemenin hatalı bir davranış olduğunu kavramışlardır.
Bu dönemdeki çocuklar genellikle kendilerine sıkıntı yaratabilecek durumlardan kaçınmak,
başkalarını etkilemek, isteklerine ulaşmak, kendilerini ya da başkalarını korumak için yalan
söylerler. Bunun dışında kendi anne babasının yalan söylediğini farkeden çocuk onları model
alabilir.

Bu dönemdeki çocukların anne babalarının yalan öyleme durumunda önceki dönemlerden
daha farklı bir yaklaşım sergilemeleri gerekir.

Öneriler:
   Daha küçük yaştan itibaren doğru konuşmanın yararları anlatılabilir. Doğru söylemenin diğer 
    insanların güvenlerini kazanmanın bir yolu olduğu söylenebilir. Bu konuda hikayeler ya da güncel 
    olaylardan yararlanılabilir.  
   Anne babalar çocuklara karşı dürüst davranarak onlara model olabilirler. Genellikle çocuklarıyla açık 
    ve samimi bir iletişim kuran anne babaların çocukları da aynı tutumu sergilemeye eğilim gösterirler.  
   Yalan söylemeye devam eden çocuğa disiplin uygulamak gerekebilir. Çocukla önceden konuşarak 
    yalan söylemenin sonucunda ne olacağı anlatılmalıdır (sevdiği bir şeyden mahrum kalmak olabilir).  
   Neden yalan söylediğini anlamaya çalışmak ve doğruyu söylemesi için köşeye sıkıştırmamak gerekir. 
    Yalan söylemenin doğru olmadığını bilen çocuk anne babanın zorlamaları karşısında suçluluk ve utanç 
    hissetse de bu durum onun sorununu çözmesine yardımcı olmaz. 

    Ne zaman yardım almalı?

   Eğer çocuk yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmişse,  
   Anne baba çocuğa ulaşmakta zorluk çekiyorsa  
   Yalan söylemenin altında yatan nedenler anlaşılamıyorsa, 

    bir uzmandan yardım almak yararlı olur. 

                                     
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi 
Psikolojik Danışma Merkezi 
www.nisanpsiko.com    

Kendine Güven 
03.12.2008  

Nisan Psikolojik Danışma Merkezi’nin http://www.nisanpsiko.com/ websitesinden alınmıştır.

Anne babalar çocuklarına başarılı bir birey olabilmeleri için gerekli olan araçları vermeye
çocuk doğduktan itibaren ve hatta çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde ebeveynliğe
hazırlanırken başlarlar. Bir ebeveynin çocukla nasıl bağ kurduğu ve ilişkinin içinde çocuğa ne
kadar güven verdiği, güven sağladığı çocuğu ne kadar desteklediği, yanında olduğu çocuğun
başarısı için gerekli olan duygusal ve zihinsel araçları geliştirmesinde yardımcı olacak ve
çocuğun özgüvenini yani “yapabilirim, üstesinden gelebilirim” duygusunu geliştirecektir.

Çocuğun ilk yıllarında ebeveynin onunla nasıl ilgilendiği ileriki yıllarda kendine güveni ve
sağlıklı duygusal düşünce sistemleri geliştirmesi konusunda çok önemlidir. Çocuk kendini
ebeveynin onunla ilgili çizdiği resme bakarak tanıyacak ve şekillendirecektir. Yani ebeveyn
tarafından ”yaramaz” ya da “uyumsuz” olarak etiketlenen çocuk buna göre davranmaya ve
aldığı etiketi uygulamaya başlayacaktır. Bir çocuğu çok daha olumlu nitelendirmek hatta en
zorladığı anlarda bile, çocuğa karşı ebeveynin, çevrenin ve çocuğun kendisinin bakış açısını
değiştirebilir. Kendine inancı olan sağlıklı bir çocuk içsel olarak da kendini iyi hisseder.
Ebevyni tarafından desteklenmiş, duygusal olarak beslenmiş çocuk sağlıklı bir kendine inanç
geliştirebilir.

Ebeveynin çocuğu desteklemesi bebeklik döneminde başlar. Bebek ilk ihtiyaçlarını ifade
ettiğinde onu duyan ve yanında olan bir anne baba bebekte sağlam ellerdeyim güvenini
oluşturur. Ağladığında çaresizlikten öfkelenen ya da panik olan bir anne yerine onu
kucaklayıp sakinleştirecek bir anne bebeğin kaygısını alacak ve onu duygusal olarak
temizleyecektir.

İleriki yıllarda ilk adımlarını atarken düşecek diye korkan ve yüz mimikleriyle ya da beden
diliyle bunu yansıtan bir ebeveyn yerine karşısında kollarını açarak ve gülerek ona “aferin
seni bekliyorum” diyen bir ebeveyn onun büyümeyi daha güvenle karşılamasını sağlayacaktır.

Başka bir deyişle ebeveynin çocuğa yolladığı mesajlar olumlu ya da olumsuz olarak çocuğu
şekillendirecektir. Çocuğu övmek, iltifat etmek çocuğun kendisiyle ilgili olumlu inançlar
geliştirmesini sağlayacaktır.

İlk adım ebeveynin çocuğu cesaretlendirmesi ve teşvik etmesidir. Bu çocuklara
olabileceklerini olmaları için gereksinim duydukları güveni verecektir. Ona deneme cesaretini
kazanmada yardımcı olmak ve devamında yaptıkları ile ilgili övmek “ ben bunu yapabilirim”
inanışını geliştirmesini sağlayacaktır.

Öncelikle çocuğun teşvik edecek ebeveyne güven duyması gereklidir. Ebeveyn ondan yüksek
beklentiler içindeyse ve çocuk bununla ilgili daha öncesinde hayalkırıklıkları yaşamıssa
çocuğun güven ilişkisinde sıkıntılar hissetmesi olasıdır. Teşvik edici ve cesaretlendirici ya da
övücü sözler yalnızca fikirlerine güven duyduğu kişilerden geldiğinde çocuk açısından etkili
olacaktır. Aynı yetişkinler gibi..
Bunun yanında çocuğa cesaret kırıcı kelimeler ya da tavırlar kullanmamak önemlidir. Örneğin
olumsuz genellemeler yapmak “sen hep kendinden küçük çocuklarla oynayamıyorsun zaten”
ya da “matematiğin hep çok kötü”.. Bunun yerine teşvik edici kelimeler kullanmak.

Örneğin:

   yapabileceğini biliyorum 
   bunun üstesinden gelebilirsin 
   başarmak üzeresin gibi 

Çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamak yine onun için cesaret kırıcı olacaktır. “4 almışsın ama
arkadaşın 5 almış sence o neden 5 almış” gibi..
Bunun yanında çocukların yaptıkları işlerle ilgili sonuçları değil de süreçleri onaylamak ve
desteklemek çocuğun kendiyle ilgili olumlu bakış açısı kazanmasına ve başarısızlıktan
korkmayıp denemeye devam etmesini sağlayacaktır.

Örneğin sosyal sınavı için haftasonu çalışan çocuğunuza sınava girmeden önce sizin için
sınavdan aldığı notun önemli olmadığını onun haftasonu boyunca gösterdiği gayreti ve çabayı
gördüğünüzü ve takdir ettiğinizi söylemek ona destek olacak ve sınava daha az başarma
kaygısı ile girmesini ve performansını olumlu anlamda etkileyecektir.
Çocuğunuz sınavdan kötü alsa bile aynı söylemi ona da tekrar etmek ve yanında olduğunuzu,
neye ihtiyacı varsa verebileceğinizi söylemek belki bu skorun nedeniyle ilgili beraberce
düşünebileceğinizi eklemek önemlidir.

Burada çabayı cesaretlendirmek, gösterilen azmi övmek temeldir.

Sadece sonuç odaklı çocuğu övme ve ödüllendirme onun ebeveyn tarafından onaylanan tüm
davranışları ödüllendirilmek adına yapmasına neden olabilir. Oysa çocuğu maddi ya da
manevi ödüllendirmenin amacı çocuğun yaptığı olumlu davranışı içselleştirmesi ve öğrenmesi
olmalıdır. Bu nedenle sonuç odaklı ödüllendirmelerde ödüllendirmenin sıklığına dikkat etmek
gereklidir.

ÖZGÜVEN GELİŞİMİNDE AİLENİN ROLÜ
Doğumdan itibaren anne baba ile olan ilişkileri çocuğun diğer bireylerle nesnelerle ve tüm
yaşama karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur.
Özellikle okul öncesi dönemde çocuğun yaşamındaki en etkili sosyalleştirme kurumunun da
aile olduğunu ve çocuğun bu dönem içinde ağırlıklı olarak başkalarını yani özellikle anne
babayı taklit ederek ya da model alarak öğrendiğini düşünürsek, anne babanın çocuğun
duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimindeki ya da kişilik gelişimindeki önemi tekrar gözümüzde
canlanır. Başka bir deyişle anne babanın çocuğun küçük yaşından itibaren özgüven ya da
temel güven duygusunun gelişiminde etkisi çok büyüktür.

Gelişimsel olarak baktığımızda bebeğin 0-12 ay sonuna kadar olan dönem içinde güven ya da
güvensizlik diye adlandırılan bir evreden geçtiği bilinir. Bu dönemde eğitim biçimi, çocuğun
yetiştirilme şekli ve onunla kurulan duygusal iletişim çocukta güven ya da güvensizlik
duygularının oluşumuna neden olur. Hayatın ilk yıllarında bebeğin psikososyal görevi
güvenmeyi öğrenmektir. Bebek annenin onu fiziksel ve duygusal olarak her zaman
besleyeceğine yani ihtiyaçlarını karşılayacağına emin olmalıdır. Annenin onun acısını
hafifleteceğini bilmelidir. Bunun yanında yine çok önemli olarak bebek zaman zaman annenin
uzaklaşabileceğini ama kaybolmayacağını geri döneceğini de eneyimlemelidir. Bunu sağlayan
da anneyle kurduğu ilişkiye güvenmesidir.

Bebekte bu dönemde huzur duygusu doyurulmadığında büyüme sürecinde kendine güvende
sıkıntı gözlemlenir. Bu ilişki içinde ya ihtiyaçlarının çoğunun karşılanacağı inancıyla güven
duygusu geliştir ya da isteklerinin çoğunu elde edemeyeceği duygusundan güvensizlik
yaşamaya başlar.

Daha sonra 1-3 yaşta duygusal ve kişilik gelişimlerinin belirgin olarak görüldüğü özerklik
evresi olarak tanımlanan çocuğun anne bağımlılığından uzaklaşıp iki ayakları üzerinde
durabildikleri ve her şeyi keşfetmeye çalıştıkları bir dönem vardır.

Bu dönemde eğer çocuk sürekli cezalandırılır ya da kızgınlık ifadeleri altında kalırsa ya da
aşırı koruyucu bir ebeveyn tarafından bağımsızlaşmasına ya da keşfetmesine izin verilmezse
eziklik hisseder ve utanç yaşar. Anne baba bu yıllarda çocuğun kendi kendine kontrol etme
isteğini olumlu yönde etkilemeli, izin vermeli ve destekleyici olmalıdır ki çocuk özerklik
içinde güven duygusu kazansın.

Beş yaş sonuna kadar çocuk etrafındaki herşeyi bilmek ve incelemek ister bunda cinsellik de
vardır. Çocuğun bu amaçla yaptığı girişimlerin desteklenmesi, gerekli bilgilerin yaşına uygun
olarak anlatılarak beslenmesi önemlidir. Diğer koşulda çocuk suçluluk duygusunu hissederek
kaygı duymaya başlar.

Daha sonraki 6-11 yaş evresinde çocuğun okula başladığı, anneden yoğun olarak ayrılarak
yalnız kalmayı becermesi gereken ayrıca bilişsel becerilerinin hayatındaki yeni önemli
yetişkin yani öğretmeni tarafından da değerlendirildiği, sosyal başarı ve başarısızlıklarla da
karşılaştığı bir dönemdir.

Öneriler:

   Ödülü seçme sürecinde çocuğunuzun düşüncelerine yer verin .  
   Ödülün hem sizin için hem çocuğunuz için anlamlı olması ve onu motive etmesi ve gerçekçi 
    olması gerekir. Küçük işler için küçük ,büyük işler için büyük ödüller. 
   Çocuğun yapabileceği hedeflerde ödüllendirme kullanın 
   Çocuğun ödülü asla geciktirmeyin. 
   Süreç içinde çocuğa ödülü hatırlatın, çünkü unutabilir. 
   Sizinle zaman geçirmenin çocuk için ödül olabileceğini unutmayın! 
   Ödülü belirlerken kendi maddi ve manevi sınırlarınızı göz önünde bulundurun! 

Ne Zaman Yardım Almalı?
Kendine güven duygusu her çocuğun gelişip büyümesi için en önemli faktörlerden biridir.
Kendine güven duygusunun gelişmediği çocuklarda, aileden bağımsızlaşma, kendine ait bir
kimlik geliştirme, girişimci olmak gibi konularda başarısız olduklarını görmekteyiz. Ayrıca
özgüven eksikliği ve kendini ortaya koymaktan çekinme, çocuğun akademik performansını da
olumsuz etkileyebilir. Aileye verilen psikolojik danışmanlık sürecinde çocuğun güven
duygusunu geliştirme sürecinde nasıl bir yol izleyecekleri konusunda rehberlik edilir. Çocukla
yapılan bireysel görüşmelerde duygularını ortaya koyma, insiyatif alma, olumlu yanlarını fark
etme ve ifade edebilme gibi becerilerinin gelişmesi sağlanır. Bunun dışında gereken
durumlarda okuldaki sınıf öğretmeni ve rehber öğretmenle de görüşülerek çocuğun
özgüveninin gelişmesi için işbirliğine girilir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Çocuklarda İnce Motor Gelişimi
21.11.2008

Pskilojik Danışman Deniz Günim

İnce motor beceriler çocukların ellerini ve parmaklarını kullanabilmesini sağlayan beceriler
grubudur. Vücuttaki büyük kas gruplarını içeren kaba motor becerilere göre daha hassas
becerileri içerir. Bu beceriler çocuk doğduğu andan itibaren büyüme ve olgunlaşmasına bağlı
olarak gelişir.

Bebek önce etrafındaki nesneleri gözleriyle izler. El-göz hareketlerini koordine etme becerisi
(el-göz koordinasyonu) geliştikçe ellerini daha iyi kullanmayı, oyuncaklarla oynamayı
öğrenir. Bebekler daha 2-3 aylıkken eşyalara vurmaya başlar. Sonrasında kavrama, atma,
oyuncağı bir elinden diğerine geçirme becerileri gelişir. Biraz daha büyüdüğünde giyinmeyi,
yemek yemeyi becerebilir. Okul öncesi dönemde kalemlerle boyama yapar, makas
kullanabilir, şekiller çizebilir.

Çocuklar okula başlayacak yaşa geldiklerinde ince motor beceri gerektiren birçok şeyi
rahatlıkla yapabilirler. Ancak geçmişteki deneyimler, bu becerilerin gelişmesi için yeterli
fırsatın verilmesi ince motor becerilerdeki başarıyı etkiler. Bu nedenle bebeklikten başlayarak
çocukların motor gelişimlerini desteklemek, onlara bu becerileri geliştirme fırsatları sunmak
gerekir.

İnce Motor Beceriler Neden Önemli?

Çocuklar çevrelerini tanırken, nesneleri eller, hareket ettirir ve bu şekilde nesnelerin
özelliklerini öğrenirler. Okula başladıklarında etkinliklerin büyük bir bölümü ince motor
becerileri yeterli düzeyde kullanmayı gerektirir. Ellerini, parmaklarını iyi kullanamayan
çocukların akademik başarıları olumsuz etkilenir. Yazı yazmakta zorlanırlar, çoğu kez sınıfın
gerisinde kalırlar. Çocuğun bu alanda kendini yetersiz hissetmesi kendine güvenini azaltır ve
diğer alanlarda da başarısını olumsuz etkileyebilir.

İnce Motor Becerileri Okula Başamaya Uygun mu?

Okula hazır olmak sadece yaşın uygun olması değildir. Zihinsel ,duygusal, sosyal ve bedensel
becerilerin de yeterli olması gerekir.

Okula başlarken çocuklardan beklediğimiz ince motor beceriler:

    Özbakım becerilerini (giyinip-soyunma,yemek yeme, kişisel temizlik) bağımsız
     yapabilme
    Düğme ilikleyebilme, fermuar çekebilme
    Geometrik şekilleri çizebilme
    İnsan resmi çizebilme
    Makasla bir şekli kesip çıkarabilme
    Harf ve sayıları çizebilme
   Karmaşık yap-bozları yapabilme

Anne Babaların Dikkat Etmesi Gerekenler:

Farklı nedenlere bağlı olarak bazı çocuklarda ince motor beceriler gerektiği gibi
gelişemeyebilir. Bu çocuklar, yapamama kaygısıyla bu becerileri geliştirecek etkinliklerden
kaçınırlar. Kimi açıkça yapmak istemediğini belirtir; kimi ihtiyacım yok, canım istemiyor gibi
bahaneler üretir; kimi öfke nöbetleri yaşar; kimi ağlar; kimi ben bunu beceremem diyerek
etkinliklerden kaçar. Bu nedenle yazı yazma gibi daha karmaşık ince motor beceriler
yeterince gelişemez ve okul döneminde sorunlar yaşanır.

Bazı zorlanmalar büyüme ve olgunlaşmayla kendiliğinden kaybolur. Ancak yaşından
beklediğimiz becerileri öğrenmekte zorlanıyor ve zaman içinde de bir gelişme gözlenmiyorsa
nasılsa öğrenir diye beklemek yanlıştır. Çocuğun ince motor beceri gerektiren etkinliklerden
kaçındığı, bu becerileri öğrenmekte zorlandığı durumlarda bir uzmana başvurmak faydalı
olacaktır. Zorlanmasının nedenlerini anlamak ve okul öncesi dönemde bu becerileri
desteklemek, onun okul başarısını olumlu yönde etkileyecektir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Çocuk ve Bilgisayar
31.10.2008

Uzman Psikolojik Danışman Filiz Çetin

Teknolojinin her geçen gün geliştiği bir zamanda yaşadığımıza göre uygarlığın bir parçası
olan bilgisayarı bir kenara atmak pek gerçekçi olmaz. Ancak özenli bir denetimle çocukların
bilgisayarı kullanması mümkündür. Bilgisayar çocukların eğitiminde öğrenmeyi pekiştirici bir
araç olmasının yanı sıra onların bilişsel ve sosyal dünyalarını zenginleştirici bir araç olarak ta
kullanılır.

Bilgisayara başlamanın kesin bir yaşı olmamakla beraber, fiziksel ve bilişsel becerilerinin
gelişimine paralel olarak erken yaşlarda çocuklar bilgisayarla tanışabiliyorlar. Örneğin evde
anne babasını ya da büyük kardeşini bilgisayarla çalışırken gören çocukta merak uyanıyor.
Ailenin yardımıyla ya da okuldaki eğitimin içinde yaşına uygun programlarla tanışıp zamanla
bilgisayar kullanmayı öğrenebiliyor.

Bilgisayarda eğitim ile eğlenceyi nasıl dengeleyebiliriz?
Yetişkinlerin bilgisayarla ilgili endişe duydukları konu bilgisayarın çocuğu yalnız başına
çalışmaya itip, dil gelişimini zayıflatması ve takım çalışmasından uzak tutmasıdır. Ancak
bilgisayar çalışması okulda çiftler ya da küçük gruplar halinde yapılabilir. Birbirlerini
izleyerek, merak ettiklerini sorarak sosyal etkileşimde bulunurlarken, öğrenmeleri de
kolaylaşır.

Çocuk bilgisayar kullanırken tuşlara basarak, komutlar vererek, ekranda gördüklerini
manipule eder. Bu da otonomisinin gelişimini sağlar.

Bilgisayar kullanımı anne-baba denetiminde mi yapılmalı? Evetse nasıl bir denetim
olmalı?
Bilgisayar küçük çocukların günlük yaşamlarında sınırlı bir yere sahip olmalıdır. Çocukların
gelişim süreçlerinde arkadaşlarıyla oyun oynamaya, konuşmaya, göz kontağı kurmaya, bazen
de çatışmaya ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların yerini bilgisayara bırakması tehlikeli olabilir.

Bilgisayar yazılım programı dikkatle seçilmeli. Çocuğun yaşına ve gelişim seviyesine uygun
kaliteli yazılımlar seçilmeli.

Ana okullarındaki bilgisayar eğitiminin ne gibi yararları olur?
Örneğin, boyama, çizme, farenin kullanımı gibi çalışmalar çocukların el-göz koordinasyonu
ve ince motor becerileri gibi birçok gelişim alanına destek verir.

İlgi çekici programlar karşısında daha uzun sure kaldıkları için dikkatlerini daha çok
yoğunlaştırabilirler.

Çocuğa alternatif öğrenme yolları sağlarlar. Performansını anında değerlendirip bildirir.
Çocuğun ceza korkusu olmadan problem çözmesini destekler. Bilgisayar oyunlarında yer alan
problemlerde farklı seçenekler denenip, program başa alınabilir. Böylece çocuğun problem
çözme becerisi gelişir.

Bilgisayarla olan iletişimin temelinde oyun da vardır. Bilgisayarın sınırsız sabrı vardır, kızgın
değildir ve eğlencelidir. Tutarlı ve mantıklıdır. Hep aynı tepkiyi gösterir.

Bilgisayar kullanımının çocuk psikolojisi üzerinde ne gibi etkileri olur?
Bilgisayarın kendisiyle çalışan çocuğa tepkide bulunması, onu cevaplaması, çocuğun gözünde
makinaya bir rol vermektedir. Bu da bilgisayarla bütünleşmeyi ve ona sığınmayı kolaylaştırır.
Bilgisayarların en tehdit edici yanı makinanın çocuk için “en çekici arkadaş” rolünü almasıdır.
İç dünyasında sorun yaşayan çocuklar ailesine, arkadaşlarına, okula sırtını çevirerek
bilgisayara sığınabilir ve kendini yaşamdan soyutlayabilir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Okul Olgunluğu
17.10.2008

Okula başlamak hem çocuk hem de aile için büyük bir yenilik ve değişimdir. Bu önemli
başlangıç için çocuğun hazır olması ilerideki başarısını da etkileyecektir.Çocuk için okul, hiç
tanımadığı bir ortam, öğretmenler, yeni arkadaşlar, uymak zorunda olduğu kuralları içeren
yeni bir sosyal çevredir. Ancak gerekli bilgi ve becerilere sahip olursa okula uyum
sağlayabilir.

Okul olgunluğu çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal anlamda okula hazır
olmasıdır. Çocuğun yaşının gelmesi, harfleri yazabiliyor olması ya da saymayı bilmesi okula
hazır olmak için yeterli değildir. Bir çok alanda çocuğun bilgi ve becerilere erişmiş olması
gerekir.

Okula başlamadan önce gerçekleştirmesini beklediğimiz özellikler:

        Kendini ifade edebilecek ve iletişim kurabilecek düzeyde anadilini kullanabilme
        Yaşına uygun kavram bilgisine sahip olma
        Dikkatini verme ve sürdürebilme becerisi
        Benzerlik ve farklılıkları ayırt edebilme
        El becerileri ve genel koordinasyonunun yeterli olması
        Kendi adına düşünebilme ve karar verebilme
        Sorun çözme becerisine sahip olma
        Kendine karşı gerçekçi bir güven duygusu içinde olma
        Olumlu bir benlik değerini geliştirmiş olma, kendini sevme
        Gerçekçi bir çevre algısına sahip olma (örneğin çevreyi düşmanca algılamama)
        Özbakım becerilerinin gelişmiş olması
        İstek ve ihtiyaçlarını uygun bir yer ve zamana kadar erteleyebilme
        Anlık ve tepkisel davranmak yerine duygu ve düşüncelerini muhakeme becerisini de
         kullanarak ifade edebilme
        Sosyal kurallara uyabilme
        Yaşına uygun sorumluluklar alabilme

Ne zaman yardım almalı?
Çocuğun okula hazır olup olmadığı konusunda kuşkular varsa bir uzmana başvurmak ve
gerekli değerlendirmeleri yapmak gerekir. Bu değerlendirmeler sonucunda hazır olmadığı
sonucuna varılırsa; çocuğun okul için gerekli donanıma sahip olması için zayıf becerilerini
desteklemek gerekmektedir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Otizm
26.09.2008

Psikolojik Danışman
Deniz Günim

Otizm yaşamın ilk 3 yılında ortaya çıkan ve yaşam boyu süren gelişimsel bir bozukluktur.
Otizm etkilediği kişinin sözel ve sözel olmayan becerilerinde, sosyal iletişim becerilerinde,
oyun becerilerinde ve dil gelişiminde ciddi bozukluklar meydana getirir.

Otizmin pek çok nedeni olduğu düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar otizmin
genetik nedenlere bağlı olduğunu düşündürmektedir. Otizm yanlış anne baba
tutumlarından kaynaklanmaz.

Otistik Çocuklarda Görülen Özellikler Nelerdir?

        Göz kontağı kurmakta güçlük çekerler.
        Diğer çocuklar ve yetişkinlerle etkileşimde bulunmakta zorlanırlar.
        Dil gelişimlerinde yaşıtlarına oranla belirgin bir gecikme vardır.
        Sağa sola veya öne arkaya sallanma, kendi çevresinde dönme, el çırpma, nesneleri
         çevirme gibi tekrarlayıcı hareketleri vardır.
        Ekololik konuşma; duyduğunu aynen tekrarlama vardır.
        Planlarda değişiklik, beklemek zorunda kalmak gibi belirsiz durumlara, isteklerinin
         engellenmesine ya da yaptığı şeyi tamamlayamamasına aşırı tepki gösterebilirler.
        Sarılma, öpme, dokunma gibi fiziksel temastan kaçınırlar.
        Dikkat süreleri kısadır ve ilgileri son derece kısıtlıdır.
        Oyun kurma becerileri yoktur.
        Bazı seslerden rahatsız olup kulaklarını kapama, bazı seslere tepkisiz kalma, kuvvetli
         bir ışığa ya da hareketli parlak nesnelere uzun süre bakabilme, sıcak veya soğuğu ayırt
         edememe gibi duyusal uyaranlara farklı tepkiler gösterebilirler.

Anne babaların en büyük endişe kaynaklarından biri çocuğun konuşamamasıdır. Çoğunlukla
ilk doktora başvurma ona söylenenleri duymuyor gibi davrandığından duymayla ilgili bir
problem yaşayıp yaşamadığını öğrenmek için olur. Dil gelişimindeki sorunlar otizmin çok
önemli bir parçasıdır. Otizmde konuşma güçlüklerinin şiddeti çok farklılık gösterir.

Kimi çocuklar hiç konuşmaz ve yaşamı boyunca sessiz kalır. Bu çocukların bazıları kimi
sesleri tekrar edebilirler. Bunun dışında kalan çocuklarda konuşma gelişir, ancak bu
normalden daha sonra başlar. Çoğunlukla başkalarının söylediği sözcükleri tekrarlayarak
konuşmaya başlarlar.

Konuşulanları anlama da, konuşma becerisi kadar farklılık gösterir. Kimileri kendileriyle
konuşulduğunda anlamaz ve yanıt vermez. Ancak çoğu karmaşık talimatlarda zorlansa da
konuşmayı anlar.
Otizmde ilk 3 yılda erken tanı ve müdahale çocukların gelişiminde ve otizmin birçok
belirtisinin ortadan kalkmasında oldukça önemlidir. Çocuğun gelişimiyle, öğrenme
becerileriyle, konuşmasıyla ilgili yolunda gitmeyen bir şey fark edildiğinde, zaman
kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir. Ancak bu şekilde çocuğun ihtiyaçları
doğrultusunda onu destelemek ve gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak mümkün olur.
Nasılsa geçer ya da büyüdükçe düzelir diye beklemek onun en hızlı geliştiği ve öğrendiği
dönemi kaçırmakla sonuçlanır.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Öğrenme Güçlüğü Belirtileri
05.09.2008

Okul Öncesi Dönemde Öğrenme Güçlüğü Belirtileri

Psikolojik Danışman Deniz Günim

“Özel Öğrenme Bozukluğu” dinleme, konuşma, okuma-yazma, akıl yürütme ile matematik
becerilerinin kazanılması ve kullanılmasında kendini gösteren bir bozukluk grubudur.
Öğrenme bozukluğu kavramı bu alanlardan en az birinde sorun yaşayan çocuklar için
kullanılır ve özel eğitim gerektiren bir sorundur. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar normal
veya normalin üstünde bir zekaya sahiptirler. Ancak buna rağmen akademik başarıları;
yetenekleri ve zihinsel kapasiteleri göz önünde bulundurulduğunda beklenenden düşüktür.

Özel Öğrenme Bozukluğu daha çok ilkokulla birlikte ortaya çıkar ve tanı çoğunlukla bu
dönemde konulur. Ancak bu sorunu yaşayan çocuklar okul öncesi dönemde kimi belirtileri
diğer çocuklara göre daha sık gösterirler. Okul öncesi dönemde öğrenme güçlüğünün erken
belirtilerini gösteren çocukların izlenmesi bu çocukların gerçek potansiyellerini ortaya
çıkarma konusunda büyük önem taşımaktadır.

Her çocuk kendine özgü bir hızla gelişir. Ancak bütün çocuklar aynı süreçlerden benzer
dönemlerde geçer, benzer şekilde gelişirler. Çocukların tüm alanlardaki gelişimlerini dikkatle
izlemek ve gelişimlerinde bir gecikme olup olmadığını saptamak gerekmektedir. Bu
gecikmeler ne kadar erken fark edilirse çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda onu daha iyi
desteklemek mümkün olacaktır.

Okul Öncesi Dönemde Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar
Öğrenme güçlüğü olan çocuklarda bazı belirtiler daha sık gözlenmektedir. Elbette her çocuk
aynı hızla gelişmez ve aşağıdaki belirtilerin bir iki tanesini yaşıyor olması mutlaka öğrenme
güçlüğü yaşadığı anlamına gelmez. Bunların bazılarını normal gelişim göstermesine rağmen
sergileyebilir. Fakat bu belirtileri gösteren çocuklar dikkatle izlenmeli ve zaman içinde bir
gelişim gösterip göstermedikleri takip edilmelidir.

Dil Gelişimi

        Yaşıtlarına göre geç konuşurlar
        Telaffuz problemleri yaşarlar
        Yeni kelimeler öğrenmekte zorlanırlar
        Kelime hazineleri zayıftır, çoğu kez doğru kelimeyi bulmakta zorluk çekerler
        Yönergeleri takip etmekte zorlanırlar
        Hikaye anlatmaya ilgili göstermezler

Motor Gelişim

        Sakardırlar
        Dengeleri zayıftır
      Atlama, zıplama gibi kaba motor hareketlerde zorlanırlar
      İnce motor becerileri zayıftır
      Boyama, çizme gibi etkinliklerden kaçınırlar
      Ayakkabılarını bağlama, düğme ilikleme gibi becerileri öğrenmekte zorlanırlar

Bilişsel Gelişim

      Renkleri, geometrik şekilleri, sayıları öğrenmekte zorlanırlar
      Haftanın günlerini ezberlemekte zorlanırlar
      Dikkatleri kolay dağılır
      Sebep-sonuç ilişkileri kurmakta, sırayla saymada zorlanırlar

Sosyal Gelişim

      Yaşıtlarıyla iletişim becerileri zayıftır
      Diğer çocuklarla oyun oynamakta zorlanırlar

Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuk da öğrenir. Farklı yollarla öğreniyor olması bir çocuğun
başarısız olacağı anlamına gelmez. Önemli olan farklılıkları ve gecikmeleri olabildiğinde
erken saptamak ve çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda ona en iyi nasıl yardımcı
olabileceğimizi bulmaktır. Okul öncesi dönemde, bu erken belirtileri gösteren risk grubundaki
çocukları fark etmek ve gerekli desteği sağlamak özgüvenlerini arttıracak, okul hayatına
olumlu bir başlangıç yapmalarını sağlayacaktır. Gerekli yardımı almak akademik başarılarının
artmasına, daha sağlıklı sosyal ilişkiler kurmalarına yardımcı olacaktır.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Çocuklarda Arkadaşlık İlişkileri
22.08.2008

                     Çocukların arkadaşlık ilişkilerini geliştirebilmeleri için
                                aileler nasıl yardımcı olabilir?

Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin

Arkadaşları ile yaşadıkları sorunların birçok farklı nedeni olabilir. Bu çocuklara yardım
etmeye çalışırken, ilişkilerinde neden sorun yaşadıkları konusunda yanılgıya düşebiliriz.
Örneğin, “Can sürekli kavga ediyor” ya da “Elif istekleri olmayınca hemen ağlıyor” gibi
ifadelerde genellikle sorunlu davranışlara odaklanıldığı görülür. Aslında bu çocuklar işbirliği,
ulaşma gibi sosyal ortamlarda uygun şekilde davranmalarını sağlayacak gerekli sosyal
becerilere sahip olamadıkları için güçlük yaşarlar. Yalnızca olumsuz davranışı azaltmalarına
yardımcı olmak yerine, çocuklara gereksinim duydukları sosyal becerileri öğretmek, olumlu
akran ilişkileri kurmalarına yardımcı olur. Çocuğun hangi becerileri öğrenmeye ihtiyaç
duyduğunu saptamaya çalışın.

Öncelikle çocuğunuzu arkadaşlarıyla beraber oldukları ortamlarda gözleyerek
kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

        Hangi becerilere sahip? (arkadaşına yardım ediyor, oyuncağını paylaşıyor gibi)
        Hangi becerileri eksik? (hayalkırıklığı ya da öfkesiyle nasıl başaçıkacağını bilmiyor
         gibi)

Gözlemlerinizi yaparken çocuğun içinde bulunduğu sosyal ortama dikkat edin. Orada neler
oluyor? Çocuğun sosyal ortamda aldığı rol, gruba katılmak mı, konuşmayı başlatmak mı,
yoksa oyunda yarışmak mı? Gözlem yaparken çocuğun hangi rolleri aldığına ve hangi
durumlarda güçlük yaşadığına dikkat edin.

Gözlemleyebileceğiniz sosyal becerilerden bazıları şunlardır:

        Konuşmayı başlatma, sürdürme
        Gruba katılma
        Paylaşma
        İşbirliği
        Çatışma durumlarıyla başaçıkma
        Uzlaşma

Göz kontağı, beden duruşu, ses tonu, yüz ifadesi, fiziksel mesafe gibi sözsüz iletişim öğeleri
temel beceriler arasında sayılabilir. Diğer yandan bir gruba katılım göstermek, hayır
diyebilmek, alay edilme ile başetmek, öfke gibi duyguları ifade etmek, bir konuşmayı
başlatmak, sürdürmek ve sonlandırmak, uzlaşma yapabilmek daha karmaşık düzeydeki
becerilerdir. Tüm bu yaklaşımların yanı sıra, sosyal beceri bir çocuğun diğer bir çocuğa olan
yaklaşımlarını da içerir. Bu davranışlar, çocuğun istediğini elde etmesini, diğerleri ile iyi
ilişkiler kurabilmesini, onların haklarına ve duygularına saygı göstermesini ve uygun sosyal
davranış için grup normlarını dikkate almasını sağlar.

Çocukların sosyal becerileri kazanabilecekleri birçok yol vardır:

Çocuğun geliştirmesi gereken becerisi hakkında ona bilgi vererek, model olarak ve
uygulaması için fırsatlar yaratarak yardımcı olmaya çalışın. Çocuğa kapsamlı olarak bir
sosyal beceriyi uygulamadan önce, onu oluşturan yan beceriler hakkında bilgi verilebilir.
Örneğin, arkadaş edinme becerisi oldukça karmaşık bir sosyal beceridir. Selamlaşma, soru
sorma, olumlu ifadeler kullanma, davet etme vb. gibi içerdiği sosyal becerilerin çocuğa
tanıtılması gerekir. Çocuklara doğrudan ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, bunun
neden önemli olduğunu öğrenmeleri sağlanmalıdır. Örneğin, çocuklara konuştukları zaman
göz kontağı kurmaları gerektiği öğretilirken, aynı zamanda karşılarındaki kişinin kendilerini
dinleyip dinlemediğini nasıl anlayabilecekleri sorulabilir.

Öğrenme yollarından biri de insanları gözlemlemedir. Model olma, belirli bir davranışın
ya da becerinin bir ya da birden fazla kişi tarafından uygulanarak çocuğa gösterilmesidir.
Anne babalar da sergiledikleri davranışlarla çocuğa model olurlar. Örneğin, kızgınlığını
uygun şekilde ifade edebilen bir anne, çocuğuna bu durumlarda nasıl davranacağını öğretmiş
olur.

Çocuklarla sosyal ilişkiler ve değerler hakkında konuşun. Arkadaş ilişkileri hakkında anne
babaları ile sıklıkla konuşan çocukların sosyal becerilerinin geliştiği görülmektedir.
Genellikle okul dönüşünde yolda, evde, oyun ya da yemek saatinde gerçekleşen bu sohbetin
amacı, anne babanın çocuğun duygusal ve sosyal yaşamına ilgi göstererek destek olmak ve
karşılıklı bilgi alışverişinde bulunarak çocuğun problem çözme becerilerinin gelişmesine
yardımcı olabilmektir.

Çocuklara akranlarıyla oyun oynayabilmeleri için fırsatlar yaratın. Erken yaşta
akranlarıyla ilişki kurabilen çocuklar okula başladıklarında grup ortamlarına daha rahat
girerler. Uzun süreli ilişkiler kurabilen çocukların zaman içinde sosyal becerilerini
geliştirdikleri görülmüştür.

Çocuğunuzla oyun oynayın. Çocuklar akranlarıyla olduğu gibi anne babalarıyla da
oynayarak önemli sosyal beceriler geliştirirler. Araştırmalar, sosyal becerilere sahip
çocukların ebeveynlerinin oyun oynarken yargılamaktan kaçındıklarını, çocuğun
düşüncelerine önem verdiklerini, oyundan zevk aldıklarını ve fazla yönlendirici olmadıklarını
ortaya koymuştur.

Çocuklar oyun oynarlarken sundukları önerilerin- düşüncelerin anne ve babaları tarafından
dinlendiğini ve bunlara önem verildiğini gördüklerinde kendileri hakkında olumlu düşünceler
geliştirirler ve akranlarıyla oynama istekleri artar.

Çocukların problem çözme becerilerini geliştirmelerine yardım edin. Anne babaların
çocuğun yaşadığı tüm sorunlar için çözüm yolları bulabilmesi pek gerçekçi değildir. Çocuğun
size getirdiği konuları gözardı edip, basit bir şekilde yanıtlayıp önemsememek ya da uzunca
konuşup ders vermek yerine, sorunu kendisinin çözmesi için destek verin. Örneğin, olaya
farklı bakış açılarından yaklaşarak bu yaklaşımların sonuçlarının neler olabileceğini beraber
tartışabilirsiniz (Arkadaşına vurmak yerine başka neler yapabilirdin?)
Çocukların davranışlarının başkalarını nasıl etkilediğini öğrenmelerine fırsat vermeliyiz.
Başkalarının duygularına ve ihtiyaçlarına önem veren çocukların, arkadaşlarıyla daha olumlu
ilişkiler içine girdiklerini gözlüyoruz.

Çocukların duygularını tanımalarını ve ifade etmelerini desteklemek çin anne babaların da
kendi duygularını ifade ederek çocukla iletişim kurmaları sağlıklıdır.

Çocukların olumlu çözümler geliştirmelerine yardımcı olun. Çocuğunuzun problem
çözmesine yardımcı olurken, sunduğunuz birçok farklı alternatifin yanı sıra arkadaş
ilişkilerini geliştirecek olumlu seçenekleri onaylayın. Çocuklar sorunlarını fizksel ya da sözel
saldırı (seninle bir daha oynamayacağım gibi) yerine uzlaşma becerilerini kullanarak çözen
akranlarıyla daha olumlu ilişkiler içine girerler.

Çocukların reddedilme ile nasıl başaçıktıklarını izleyin ve yapıcı davranın. Akranları
tarafından reddedilen çocuklar öfkeyle karşılık verirler ya da durumu kabullenirler. Bazıları
nedeni dışarıda ararken (onlar kötü) bazıları da kendilerine dönerek olumsuz değerlendirmeler
yaparlar (eğlenceli biri değilim). Sosyal yeterlilikteki çocuklar ise reddedildikleri zaman
davranışlarını değiştirerek duruma nasıl uyum sağlayabileceklerini düşünürler (“beni
duyabilmeleri için daha yüksek sesle konuşmam gerekir” ya da “bir dahaki sefere daha nazik
olmalıyım” gibi). Bazense çocuk oyuna alınmamasının nedeninin karşılaştığı durumun
kendisi olabileceğini düşünür. Örneğin, iki kişilik bir oyun söz konusuysa sırasını beklemesi
gerektiğini düşünür.

Sosyal yeterliliğe sahip çocukların ebeveynleri yapıcı yorumlarda bulunurlar. Örneğin;
arkadaşının olumsuz bir davranışını annesine anlatan çocuğa “Ne aptal bir çocukmuş” gibi
yorumlar yapmak yerine, “Bugün kendini iyi hissetmiyordu herhalde” gibi yapıcı yorumlar
getirmek etkili olabilir. Kendisiyle oynamayan arkadaşından bahseden çocuğa “Sen de bir
daha onlarla oynama” demek yerine “Bazen çocuklar tek başına oynamak isteyebilirler”
denmelidir. Bu tip yapıcı ve olumlu ifadeler çocukların kendileri ve arkadaşları hakkında
iyimser bakış açıları geliştirmelerini sağlar ve sosyal ortamlarda uygun davranışı sergileyerek
karşılaştıkları engellerle başaçıkma becerilerini geliştirirler.

Çocuğun gösterdiği çabalar ödüllendirilmelidir. Çocukların hedef beceriyi canlandırma
çabaları sonunda, davranışı ile ilgili olumlu ve yapıcı bilgi vermek gerekir. Bu davranışın
güçlü ve geliştirilmesi gereken yanlarını belirtebilirsiniz. Başlangıçta olumlu yanlar, ardından
geliştirilmesi gereken davranışlar varsa yapıcı bir şekilde söylemelisiniz. Bir övgü ile
sunulduğunda hedef davranışın tekrar edilme olasılığı artar.

      Öncelikle ödüllendirilecek davranışı belirleyin (Örneğin, konuşurken karşısındakinin
       yüzüne bakmak, olumlu ifadeler kullanmak gibi)
      Çocuğa uygun pekiştireçler sunun (çıkartmalar, puanlar gibi)
      Ödülleri, hemen canlandırma sürecinde hedef davranışın gerçekleştirilmesinin hemen
       ardından sözel övgülerle beraber (“göz kontağını çok iyi kurdun”) verin.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Kardeş İlişkileri
08.08.2008

Uzm. Danışman Psikolog Filiz Çetin

Kardeş Kıskançlığı

Okul öncesi dönemde birçok çocuk, dünyaya gelen kardeşinin varlığı ile karşı karşıya
kalmıştır. Bebeğin gelişinden önce annenin hamileliği ve doğumun kendisi çocuk için oldukça
karmaşık bir süreçtir. Kardeşinin doğumunu dört gözle beklese bile, doğumdan sonraki
süreçte kızgınlık ve hayalkırıklığı yaşayabilir. Kardeşi önceden düşündüğü gibi pek de
eğlenceli değildir. Zamanının çoğunu uyumak ve ağlamakla geçirir, daha da kötüsü
yetişkinlerin ilgi odağı halindedir. Şimdi abi ya da abla olan çocuk, eskiden sahip olduğu
ayrıcalıklarından bazılarını kaybetmeye başlar. Bu durum onu üzmeye başladığı zaman, öfke
ve kıskançlık duyguları yaşayabilir.

Çocuğun kıskançlığı anormal bir davranış değildir. Birçok durumda kıskançlık, ilginin ve
şefkatin kaybolmasına verilen tepkidir. Bazı durumlarda bu tepki ciddi boyutta ya da kalıcı
olabilir ve çocuğun gelecekteki hayatını olumsuz etkileyebilir.

Kardeşini kıskanan çocuk farklı birçok tepki gösterebilir. Küçük kardeşe yönelik saldırganlık,
bebeksi davranışlara geri dönüş (katı yiyecekler yemeyi reddetme, mesane kontrolünü
kaybetme, vb.), anneden ya da genelde insanlardan kendini geri çekme ya da duyguları
bastırma (“umurumda değil”) gibi tutumlar örnek verilebilir.

Kıskançlık belirtileri gösteren çocuklar ile kardeşlerine bu tepkileri göstermeyen çocuklar
arasındaki sistematik karşılaştırmalarda bu özelliğin “bağımlılık” ile yakından ilişkisi olduğu
ortaya çıkmıştır. Bağımlılık gösteren çocuklarda daha ciddi bir kıskançlık ve destek
verilmediği zamansa acı çekme eğilimi görülmüştür. Bu da, çocukların, bağımlılık
gereksinimlerinin en güçlü olduğu zamanlarda, ailelerinin ilgilerini ve şefkatlerini
kardeşleriyle paylaşmak zorunda kaldıklarını gösterir. Kontrol edemedikleri bu durumda,
hayal kırıklığı yaşarlar; duygusal olarak güvensiz ve üzgün hissederler. Ayrıca, kıskançlık
gösteren çocukların büyük bir kısmı, ilk çocuklar olup, onlarla aşırı yakından ilgilenen genç
annelerin çocuklarıdır. Büyük bir olasılıkla, bu çocuklar anne-babalarının sınırsız ilgilerini,
bağımlılık gereksinimlerini besleyen zevk ve güven duyguları ile bağdaştırmayı
öğrenmişlerdir. Dahası, bağımsızlıklarını geliştirmek için çok az fırsata sahiptirler. Sonuçta
ilgi eksikliği bazı durumlarda çocuğun hayatında travmaya neden olabilir.

Diğer yandan, çocuk 4 yaşına basana dek kardeşe sahip olmazsa ve gerektiği yerlerde
bağımsız davranmayı öğrenmişse, kıskançlık gösterme olasılığı daha azalır. Bu durumda
çocuğun kardeşine yardım etmek, bağımsızlık girişimlerinin bir parçası olduğu için çocuğa
kendini iyi hissettirir.

Çocukla hergün bir süre zaman geçirmek çocuğun kıskançlık duygularını azaltır. Evdeki
ilişkilerin iyi olması, disiplindeki süreklilik, şefkat göstermek, bağımlılığı da içeren temel
gereksinimlerin karşılanması çocuğun kıskançlıkla başa çıkmasını kolaylaştırır.
Çocukların kıskançlık duygularını bastırmak yerine ifade etmeleri , onların duygusal stresten
uzaklaşmalarına ve bastırılan düşmanlıkların gerilimini atmalarına yardım eder. Kıskanç
çocuk, diğerlerinin sevgisini hakketmediğini düşünürse kendini kötü ve değersiz olarak
değerlendirir. Bu yüzden aileler çocukların gereksinimlerini karşılayarak sürekli şefkat
göstermelidirler.

Çocuğunuzu Yeni Doğan Kardeşi İçin Nasıl Hazırlayabilirsiniz?

Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi çocuk için stres yaratacak bir deneyimdir. Anne babalar
çocuklarının yaşadıkları olumsuz duygularla başa çıkma becerilerini geliştirmelerine yardımcı
olabilirler.

Bebeğin dünyaya gelmeden önceki zamanda, çocuğunuzu "bebekleri" anlamalarını ve "abi"
ya da "abla" olmanın önemini hissetmelerini sağlayabilirsiniz.

Çocuğunuzu hazırlama sürecinde yapabilecekleriniz:

      Çocuğunuzla onun bebekliği ile ilgili anıları paylaşın. Bebeklik döneminde çekilmiş
       fotoğraflarına ve o dönemde almış olduğunuz kitaplara beraber bakın. Onunla ne
       kadar ufak göründüğü, o zamanlar yürüyemediği ve kendi kendine yemek yiyemediği
       hakkında konuşun.
      Çocuğunuzla onun bebeklik dönemindeki giysilerini ortaya çıkartın. Beraber yeni
       doğan bebeğin giyebileceği kıyafetleri seçin. Bu etkinlik çocuğunuzun yeni doğan
       bebeğin ne kadar küçük olduğunu anlamasına yardımcı olur.
      Çocuğunuza bebeğin kullanacağı eşyaları gösterin (beşik, bebek arabası, biberon,
       emzik, vb. gibi) ve onunla bunlar hakkında konuşun. Eğer çocuğunuz bebek arabasına
       doğru emeklerse şaşırmayın. Sadece bu yeni olayı deneyimlemek isteyecektir.
      Çocuğunuzu oyuncak bir bebeğin bakımı konusunda sorumluluk alması için
       yönlendirin. Bu süreçte onu bebeklerin çok zamana ve ilgiye ihtiyaç duydukları
       konusunda bilgilendirin. Örneğin oyuncak bebeğine banyo yaptırdığı zaman onunla
       bebek bakımının ne kadar hassas ve dikkat isteyen bir konu olduğu söylenebilir.
      Çocuğunuzla abla ya da abi olma konularını içeren hikayeler okuyun. Kıskançlık gibi
       duygularla başetmesine yardımcı olacak kitaplar seçin.
      Varsa yeni doğum yapmış bir arkadaşınızı çocuğunuzla beraber ziyaret ederek,
       çocuğunuzun bebeği görmesini sağlayın.
      Çocuğunuzla beraber doğacak kardeşi için basit ve tamamlaması kolay birşey
       hazırlayın. Örneğin beşiğine yapıştırılacak bir resim gibi.
      Kardeşine söylemesi için basit bir ninni öğretin.
      Bebeğin odasını onunla beraber düzenleyin ve bebek için yapacağınız alışverişlerde
       onu da yanınızda götürün. Bu sıra da ona da yeni bir şeyler almayı ihmal etmeyin.
      Siz doğum için hastanede olduğunuz sürece ona kimin bakacağını söyleyin.
      Doğum ve bebekle ilgili sorularını en basit ve anlaşılır şekilde yanıtlayın.
      Gerçekçi olmayan sözler vermeyin. Örneğin: “Artık bir oyun arkadaşın olacak” gibi.
      Çocuğunuza bir bebek beklediğinizi söylediğinizde size hiçbirşey söylemeyebilir, ya
       da karnınıza dokunarak bebekten nefret ettiğini söyleyebilir. Bu durum karşısında
       şaşırabilir ya da hayalkırıklığı yaşayabilirsiniz. Ama size duygularını ifade ettiği için
       şanslı sayılırsınız. Çocuğunuzun rahatlıkla hissettiklerini size söyleyebilmesi size
       güvendiği içindir. “Bunu bana söylediğine sevindim. Kardeşin doğunca sana zaman
       ayıramayacağımı mı düşünüyorsun? Eğer böyle hissedersen yanıma gel ve bunu bana
       söyle. Beraber birşeyler yapabiliriz” diyerek onu rahatlatabilirsiniz.
Bebek doğduktan sonra:

      Eğer mümkünse, sizi hastanede ziyaret edebilmesi için gerekli hazırlıkları yapın.
      Onu sık sık telefonla aramaya çalışın.
      Hastaneden eve dönüşte ona verebileceğiniz bir hediye hazırlayın.
      Eve girerken bebeği bir başkası taşırsa, sizin de oğlunuzu ya da kızınızı kucaklama
       fırsatınız olur ve yeni kardeşini onunla beraber karşılamış olursunuz.
      Bebekle ilgilenmek oldukça zamanınızı alacaktır. Diğer çocuğunuz bebekten önceki
       zamanda olduğu kadar onunla ilgilendiğinizi hissetmeyebilir. Her ikinizin de beraber
       yapmaktan keyif aldığı aktiviteler yaratın. Örneğin, beraber kitap okuma, oyun
       oynama, parka/yemeğe gitme, vb. gibi. Verdiğiniz kısa süreli fakat yoğun ilgi bile
       çocuğunuzun kendini iyi hissetmesini sağlayacaktır. Bunu yatmadan önce, bebek
       uyuyunca vb. gibi uygun zamanlarda yapabilirsiniz.
      Çocuğunuzun kardeşine kızgın hissettiği zamanlarda duygularını ifade etmesine
       yardımcı olun. Kardeşi yürümeye başlayıp kendini iyice gösterdiği zamanlarda
       çocuğun kıskançlığı artabilir. Çocuğunuzun duygularını kabul edin. Duygular
       hakkında konuşmak çocukların olumsuz duygularını kabul etmelerini ve
       başaçıkmalarını sağlar.
      Birçok çocuk kardeşine yönelik farklı duygular hissedebilir. Eğer çocuğunuz
       kardeşine kızdığı zaman onun duygularını anladığınızı göstermek amacıyla sadece,
       “kardeşine çok kızgınsın” demeniz yeterli olmayabilir. Size “hayır” diyerek
       haykırabilir. Ona yaşadığı karmaşık duygularını yansıtabilirsiniz: “Bazen kardeşinle
       beraber olmak çok hoşuna gidiyor, bazense seni çok kızdırıyor”.
      Oyuncak bebekleriyle ya da ayıcıklarıyla oynarken de kardeşine duyduğu duyguları,
       hatta kızgınlığını gösterebilir. Bazı çocuklar çizerek ya da anlattıkları hikayelerle
       duygularını ifade edebilirler. Çocuğunuzun bebeğe alışması aylar alabilir. Bu zor
       zamanlarda onu daha fazla kucaklamanıza, ona daha çok sevgi göstermenize ihtiyaç
       duyabilir.
      Çocuğunuz geriye dönüşler yaşayıp “bebek” gibi davranabilir. Örneğin bebek gibi
       konuşup, biberondan süt içmek isteyebilir. Eğer bu davranışlarını görmezden
       gelirseniz zamanla kaybolacaktır. Ona, daha büyük olduğu için yapabildiği
       davranışları ve bunları izlemekten keyif aldığınızı hatırlatın. Örneğin, yürüyebildiği,
       konuşabildiği, oyun oynayabildiği, vb. gibi.
      Kardeşine yardım edebileceği fırsatlar yaratın. Örneğin, bebekle konuşması ya da ona
       şarkı söylemesi, bezini ya da suyunu getirmesi, vb. gibi). Çocuklar yardım ettikleri
       zaman kendilerini önemli ve işe yaramış hissederler.
      Ona, kendisinin bebek için ne kadar önemli olduğunu söyleyin. Onun yaptığı bir
       hareketten dolayı kardeşi ağlamayı kestiyse ya da gülümsediyse, bunu ona söyleyin.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Kızgınlık
25.07.2008

                     KIZGINLIK DUYGUSU NASIL KONTROL EDİLEBİLİR?

Uzm. Psikolojik Danışman Filiz Çetin

Kızgınlık duyguları, empati ile iyi bir dengede bulunup iyi idare edilirlerse bizler için son
derece faydalı olabilirler. Bize enerji verirler ve düşündüğümüzden fazlasını yapabilmek için
bizi motive ederler, örneğin hırslı olduğumuz konuarda bizi kamçılarlar ve cesaretlendirirler.
Çocuklar da kızgınlık dahil, tüm duyguları yaşamalı ve bilmelidirler. Bu sayede duygular
onların bir parçası olabilir. Ancak ondan sonra çocuklar yarışmacı oldukları kadar başkalarına
verebilme, kendini ortaya koyabilme ve sevecenlikle pekişmiş insanlar olabilirler.
Çocuklarınızın bütün duygularını kabul edin ama olumsuz davranışlarını değil.

Çocukların yaşadıkları kızgınlık duygularını yapıcı bir şekilde göstermelerine anne-babalar
yardımcı olabilirler. Ancak çocukların bu duygu ile başa çıkmalarına yardımcı olmak kolay
bir iş değildir. Sık sık yaşanan öfke krizleri yetişkinleri de sinirlendirir.

Öncelikle kızgınlığı saldırganlıktan ayırmamız gerekir. Kızgınlık fizyolojik bir uyarılma
halidir. İhtiyaçlarımız karşılanmadığı zaman ya da hedefimizi engellendiğinde yaşadığımız
hayalkırıklığını da içerir.

Çocukların ilişkilerinde genellikle öfke duygularını ortaya çıkaran uyarıcı durumlar:

        sahip oldukları eşyalar üzerinde çatışma yaşamaları
        fiziksel saldırı durumu
        sözel saldırı durumu
        reddededildiklerinde
        isteklerinin gerçekleşmemesi durumu

Örneğin, çocuğunuza “lütfen bu oyuncağı kardeşine ver, onun sırası” dediğimizde sizi
duymayabilir. Ona dönüp yürüdüğünüzde, oyuncağını sıkıca tutup göğsünde saklayabilir.
Kulaklarına kadar kızarıp ve saldırmak üzere durabilir ve size sinirli bir ifadeyle “HAYIR
VERMEYECEĞİM!” diye bağırabilir. Böyle bir cevap en sabırlı anneyi bile öfkelendirebilir.

Bazıları bağırmak ya da tehdit etmek ihtiyacı duyabilir. Birçok kez bu tepki oluşur çünkü
hepimiz insanız. Sinirlenince bildiğimiz herşeyi unutmamız mümkün. Bazen bağırdıklarında
ya da kötü şeyler söylediklerinde birçok anne ve baba sonradan pişmanlık yaşar. Ancak bu
şekilde verilen saldırgan tepkiler, çocukların duygusal olarak yıpranmalarına, kendilerini
aşağılanmış ve değersiz hissetmelerine neden olur.

Bazıları ise olay yerinden uzaklaşıp, kızgın değilmiş gibi davranmayı tercih edebilir. Fakat bu
şekilde, öfkemizi yokmuş gibi göstermek ya da saklamak, çatışma durumlarında problemlerin
çözümsüz kalmasına sebep olur.
Her iki durumda da sinirliyken negatif tepkiler, hem sizin, hem de çocukların üzülmesine,
kafaların karışmasına neden olur. Öncelikle neler hissettiğinizi anlamaya ve neden kızgın
hissettiğinizi bulmaya çalışın.

Eğer bu duygunuza hakim olmak istiyorsanız, önce bunu anlamınız gerekir. Ve çocukların
kendilerine hakim olmalarını, bu duygu ile başa çıkabilmelerini istiyorsak, bizim de yetişkin
olarak onlara model olmamız gerekir. Bazen düşünmeden tepki verebilirsiniz.

      Önce çocuğa bir şey söylemeden ya da harekete geçmeden önce durun ve
       düşünün. Beyninizden neler geçiyor, vücudunuzda neler hissediyorsunuz?
       Vücudumuzdan aldığımız sinyaller kızgınlığımızı bize hissettirir. Öfkeliyken,
       genellikle kaslarımız gerilir, kızarırız, yüzümüze kan hücum eder, kalbimiz daha hızlı
       atar, nefes alıp verişimiz değişir ve midemizde gerginlik hissederiz. Çünkü bedenimiz
       daha fazla adrenalin salgılamaya başlar. Öyleyse önce sakinleşmemiz gerekir.

      Yüzünüzün kızardığını, sıcaklaştığınızı, yumruklarınızın kapandığını
       farkettiğinizde bu sinyalleri dinleyin.
       Önce sakinleşin derin nefes alın, 1’den 10’a dek sayın ya da çocuktan bir süre
       uzaklaşın. Bir dakikalığına dışarı çıkın, derin derin ve yavaş nefes alın ya da yüzünüzü
       yıkayıp tekrar içeri girin.

      Vücudunuzdan bu sinyalleri aldığımız zaman ise sizi neyin sinirlendirdiğini
       düşünmeye başlayabilirsiniz.
       Örneğin çocuğun kendi kendine oyuncağı ile oynarken bağırması sizi kızdırmazken,
       sizin otoritenize meydan okuması sizi sinirlendirebilir. Tabi bu uyarıcılar herkes için
       değişebilir. Öyleyse durarak ve düşünerek kızgınlığınızın nedenleri anlayabilirsiniz.
       Örneğin bu örnekte çocuk size karşı koyduğu için ve otoritenizin kaybolduğunu
       hissettiğiniz için kızabilirsiniz ya da oyuncağını kardeşleriyle paylaşmadığı için hayal
       kırıklığı yaşayıp kızabilirsiniz. Tepki vermeden önce durup düşündüğünüz zaman,
       öfke duygunuza daha başka bir çok etkenin neden olduğunu görebilirsiniz. Örneğin, iş,
       yorgunluk ya da maddi endişeler de sizi gergin ve sinirli yapabilir.

      Bu duygunun farkında olmak neden önemli?
       Birincisi, eğer sizin neyin ve neden kızdırdığını bilirseniz durumu değiştirmek için
       çeşitli yollar bulabilirsiniz. İkincisi, öncelikle durarak ve kızgınlığınızı olumlu şekilde
       ortaya koyarak, çocuğa sakinleşmenin olumlu yanlarını öğretirsiniz.

      Sakinleştikten sonra çocuk ile empati kurun.
       Kendi kendinize onun neler hissettiğini sorun. (Örneğin çocuğun bağımsız olmak
       isteyebileceğini farkedebilirsiniz ve bu çocuğa, sürekli ne yapması gerektiğini
       söylediğiniz zaman sinirlenebilir. Onlar da alternatiflere sahip olup, kendi kararlarını
       vermek isteyebilirler.)

Çocuklara empati gösterebilmek için onlara duygularınızı anladığınızı söyleyin. Örneğin,
“gerçekten kızgın hissediyorsun, oyuncağını kardeşinle paylaşmak sana çok zor geliyor” gibi.

Böylece, onların duygularını anlayarak, anladığınızı ifade ederek, bunun normal bir duygu
olduğunu gösterirsiniz. Ama hatalı bir davranışı varsa, onun yanlış olduğunu söyleyin. “Ama,
şimdi kardeşinin sırası” gibi. Ya da fiziksel saldırı da bulunurlarsa sakince ve kesin bir tavırla
“HAYIR” diyebilirsiniz.
      Kendinizin ve çocuğun duygularını anladıktan sonra olumlu tepkiler vermeyi ve
       çözüm üretmeyi düşünebilirsiniz.
       Özellikle kendi kızgınlığının farkına varabilen ve bunu kabul edip, sorumluluğunu
       alabilen ve kızgınlığını direk ve saldırgan olmayan yollarla ifade eden yetişkinler
       çocuklara başarılı birer model olabilirler.

Kendi duygunuzu kelimelerle ifade edebilirsiniz. Örneğin, “bana bağırdığın zaman çok
sinirleniyorum. Ayrıca oyuncağını kardeşinle paylaşmadığın zaman da üzülüyorum. Bu
sorunu nasıl çözebiliriz, beraber düşünelim.” gibi. Ya da böyle bir durumda neler yapabilir,
onu tartışabilirsiniz. Örneğin isteğini sakin ve direkt söyleyebilir “Şu anda paylaşmak
istemiyorum” Ya da başka bir oyuncak önerebilir: “Ben bununla oynayacağım, sende şununla
oyna” gibi.

Anne babalar kendi kızgınlıklarını uygun şekilde ortaya koydukları zaman çocuklar için de
sağlıklı modeller yaratmış olurlar. Kızgınlıklarını ifade edemeyen çocuklarda duyguların
bastırıldığı görülür. Özellikle anne baba çocuğun yaşadığı kızgınlığı kabul etmediğinde ve
sert bir şekilde tepki verdiğinde, çocuk derinden reddedildiğini hisseder. Sonuçta duyularını
kapatır, kaslarını sıkar, ifadesini bloke eder, zihnini kapar. Ve bununla başetmek için çeşitli
savunma mekanizmaları geliştirir. Saldırganlık, kendine zarar verme ve içe kapanma gibi
davranışlar gözlemlenebilir. Bu nedenle çocuğun kızgınlık yaşadığı durumlarda ona bu
duygusunu ifade etmek (“şu anda sana şeker vermediğim için bana kızgınsın, sakinleşince
konuşalım”) onu anlaşılmış hissetirecek ve anne babaya daha yakın hissetmesini
sağlayacaktır.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Sorumluluk
11.07.2008

                              Çocuklara Sorumluluk Almayı Öğretmek

Psikolojik Danışman Deniz Çağlı Günim

Bütün anne babalar çocuklarını sorumluluk sahibi, kendi ayakları üzerinde durabilen birer
birey olarak yetiştirmek ister. Hiçbir çocuk sorumluluk sahibi olarak doğmaz. Sorumluluk
almak çok küçük yaşlardan itibaren öğrenilen ve gelişen bir beceridir.

Hiç kimse sorumsuz bir çocuk yetiştirmek istemez. Çocuklar doğdukları andan itibaren bizleri
izler, taklit eder, model alırlar. Bu nedenle herşeyden önce kendimize bizler
sorumluluklarımızı yerine getiriyor muyuz diye sormamız gerekir:

              o      Yapmamız gerekenleri zamanında yapıyor muyuz?
              o      Randevularımıza vaktinde gidiyor muyuz?
              o      Verdiğimiz sözleri tutuyor muyuz?
              o      Yapmamız gereken bir işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyor muyuz?

Sorumluluk almak hayatı nasıl algıladığımızla ilişkilidir. Çocuğumuzun kendine saygılı olup,
kendi için doğru olanı yaparken başkalarının ihtiyaçlarını ve hissettiklerini anlamalarını
bekleriz. Eğer herkesin yaşı ya da becerisi ne olursa olsun bir işin yapılmasına katkıda
bulunabileceğine inanıyorsak, bu davranışlarımıza, çocuğumuzdan neler beklediğimize de
yansıyacaktır.

Çocuklar ancak onlara fırsat verilirse sorumluluk almayı öğrenirler. Çocuklara seçme şansı
tanımak, fikirlerini paylaşma ortamı hazırlamak, yaptıkları hatalardan ders çıkarma fırsatı
tanımak gerekir. Çoğu kez okul başlayana kadar çocuklarına daha küçük, beceremez diye
sorumluluk vermeyen; yapabildiği halde onu giydiren, yemeğini yediren anne babalar; okul
başladığında çocuklarının ödevlerini yapmadığından, çantasını toplamadığından şikayet
ederler. Oysa çocuk o ana kadar hiç sorumluluk almadıysa okul hayatı başladı diye birden bire
ödev yapma, çanta toplama, eşyalarına sahip çıkma gibi sorumlulukları almak istemeyecektir.

Çocuklara Verilebilecek Sorumluluklar
3-4 yaş:

        Oynadıktan sonra oyuncaklarını toplama
        Giyinip soyunmaya aktif olarak katılma
        Taşıyabileceği şeyleri taşıma
        Kağıt gibi çöpleri çöp kutusuna atma

5-6 yaş:

        Telefona bakma
        Masa kurmaya yardım etme
       Alışveriş listesi hazırlamaya yardım etme
       Evcil bir hayvanı besleme sorumluluğunu alabilme

7-8 yaş:

       Basit ütüleri yapabilme
       Telefon mesajlarını yazabilme

9-10 yaş:

       Yatağını toplama
       Kendine sandviç hazırlama
       Bulaşık makinesini çalıştırabilme
       Kahve yapmak gibi ev işlerine yardım etme

Çocuğa sorumluluk vermek onun kendine olan güvenini de geliştirecektir. Başarabildiğini ve
sizin ona güvendiğinizi gördükçe daha büyük sorumlulukları almaya istekli olacaktır. Bu
nedenle ona becerebileceği işleri vermek ve büyüdükçe sorumluluklarını arttırmak gerekir.

       Çocuklara Sorumluluk Sahibi Olmayı Öğretirken Dikkat Edilmesi Gerenler:

       Çocuklar yaptıkları işin bir işe yaramadığını düşündüklerinde yapmak istemezler. Bu
        nedenle onun katkısının ve yaptığı işin önemini vurgulayın.
       Evdeki sorumluluklarını seçmelerine izin verin. Ancak bunu yapman gerekir dediğiniz
        durumlar da olmalıdır.
       Çocuklara kimi zaman keyif almasalar da sorumluluklarını yerine getirmeleri
        gerektiğini öğretmek gerekir.
       Çocuğa küçük yaşlardan itibaren becerileri doğrultusunda sorumluluk verilmelidir.
        Okula başladığında artık büyüdü ve sorumluluk alabilir diye düşünüp, ona bir sürü
        görev yüklemek haksızlık olacaktır.
       Ödüller yeni bir beceri öğretirken önemli araçlardır. Ancak çocuklar sadece bir şey
        kazanacaklarını düşünerek sorumluluklarını yerine getirmeyi öğrenmemeliler. Bu
        nedenle onları sorumlulukları için ödüllendirirken dikkatli olunmalı ve ödülleri zaman
        içinde azaltmak gerekir.
       Yapılması gerekenleri organize etmesine yardımcı olun. Gerekirse hatırlatıcı notlar ya
        da listeler kullanın.
       Onun yerine yapması gerekenleri yapmayın. Yapmamayı tercih etmek de onun
        sorumluluğu olmalı. Örneğin ödevini yapmadı, ödevsiz okula gitmek istemiyor diye
        onun yerine ödevini yapmayın.
       Görevleriyle ilgili hissettiklerini paylaşmasına fırsat tanıyın.
       Anne baba olarak görevleri konusunda tutarlı davranın.



      Sorumluluk almak bir işi yapmanın gerekliliğini anlayarak, başkasının zorlaması
olmadan bir işi yapmaktır. Yeni bir şey yapmak cesaret ister. Bu nedenle çocuklara
sorumluluk verirken yaşına ve becerilere uygun olmasına dikkat etmek ve cesaretlerini
kırmamak önemlidir. Çocuklarımızla ilgili gerçekçi beklentiler oluşturmak ve bunları
anlayacakları bir dille onlarla paylaşmak, sorumluluk alma becerilerini destekleyecektir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Okul Öncesinde Okumayı Öğrenmek
27.06.2008

Psikolojik Danışman Deniz Çağlı Günim

Çocuklar dünyaya geldiği andan itibaren öğrenmeye başlarlar. Çocuğunuz büyüdükçe
yaşadıkları doğrultusunda çevresine uyum sağlayabilmek, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için
davranışlarını değiştirmeye başlar. Öğrenme; yaşantı ve deneyimler sonucu oluşan
davranışlardaki kalıcı değişiklik olarak tanımlanabilir. Yaşamın ilk yılları beynin en hızlı
geliştiği, gelişimin ve öğrenmenin hızlı olduğu zamandır.

Ancak öğrenme elbette gelişim ve olgunlaşmadan bağımsız düşünülemez. Çocuklar gelişim
ve olgunlaşmalarına bağlı olarak öncesinde yapamadığı şeyleri yapabilmeye başlarlar. Önce
basit olanı yapar, büyüdükçe ve geliştikçe daha zor ve karmaşık becerileri öğrenirler.

Çocuklar önce başını tutar, sonra oturur, emekler ve yürürler. Oturmayı öğrenmeden
çocuğunuza yürümeyi öğretemezsiniz. Henüz kalemi tutup karalama yapmayı bilmeyen bir
çocuğa da harfleri yazmayı öğretemeyiz. Kalem tutmayı öğrenip; karalama, boyama yapmayı
öğrendikten sonra harfleri yazmaya hazır olacaktır. Çocuğunuzu hazır olmadığı şeyleri
öğrenmeye zorlamak onun gelişimi açısından doğru değildir.

Çocuklar sadece fiziksel olarak büyümez. Gelişimi fiziksel, bilişsel, duygusal, sosyal ve dil
gelişimi şeklinde değerlendirebiliriz. Boyu uzayıp, kilosu artarken, konuşması, düşünme
biçimi, dikkat, kavrama, algılama, duyguları anlama ve bu duygulara karşılık verişi,
çevresiyle ilişki kurma becerileri de gelişir.

Okumanın öğrenilmesi de bu doğal gelişimle birlikte bir çok becerinin gelişimine bağlıdır.
Çocuğun dili anlama ve kullanma becerisini, bilişsel becerilerini, duygusal ve sosyal
gelişimini göz ardı etmemek gerekmektedir. Okul öncesi dönem yani 0-6 yaş çocukların en
hızlı geliştiği, en hızlı öğrendiği dönemdir. Ancak bu dönemde çocuğa okumayı öğretmeye
çalışmak beraberinde birçok riski de getirmektedir. Okula başlamadan okumayı öğrenmeye
zorlanan çocuklar, okuma için gerekli becerileri henüz tam olarak gelişmediğinden
yaşayabilecekleri başarısızlıklar okuldan soğumalarına, okula gitmek istememelerine yol
açabilmektedir. Okul öncesi dönemde okumayı söken çocuklar; sınıf arkadaşlarından ileri
olduklarını fark etmekte; verilen çalışmaları, ev ödevlerini “ ben bunu biliyorum” diyerek
reddedebilmekte, sınıfta sıkıldıkları için sınıf düzenini bozucu davranışlarda
bulunabilmekteler.
Okumayı sevdirmek, okuma becerilerini geliştirmek için çocuğa okul öncesi dönemde
okumayı öğretmek gerekmez. Bebekken ona şarkı söylemek, renkli, büyük resimli kitapların
sayfalarını çevirmesine izin vermek, uyumadan önce ona masal okumak bebeklik döneminde
okumayı sevmesi için yapılabileceklerden bazılarıdır. Her gün belli bir süre onunla birlikte
kitap okuyun. Ne okuyacağınızı onun ilgi alanına göre belirleyin. Örneğin 3-4 yaşlarında, bir
kahramanın başından geçenler çocukların ilgisini çeker. Okuması için onu zorlamak
okumadan soğumasına neden olur.
Bazı çocuklar her şekilde okumaya çok istekli olabilirler. Daha küçük yaşta gördükleri
tabelaları, logoları okumaya çalışırlar. Bu çocuklar erken yaşta okumayı sökebilirler. Bu
durumda anne babalar dikkatli olmalı; çocuklarını yaşlarına uygun etkinliklere yönlendirmeye
çalışmalıdırlar. İstekli diye çocuğu okumaya teşvik etmemeli, gerekirse bir uzmandan ne
yapmaları gerektiği konusunda destek almalıdırlar.

Okul öncesi dönem çocukların oyun oynaması, okula hazırlık becerilerinin desteklenmesi
gereken bir dönemdir. Onları yaşlarına ve gelişimlerine uygun olmayan şeylere zorlamak
uzun vadede akademik başarılarını da olumsuz etkileyecektir. Okumayı okul dönemine
bırakmak, öncesindeki dönemde duygusal, sosyal ve bilişsel olarak yeterli olgunluğa erişmiş
bir şekilde okula başlamaları için onları desteklemek daha doğru olacaktır.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Babanın Rolü ve Önemi
13.06.2008

                     ÇOCUĞUN YAŞAMINDA BABANIN ROLÜ VE ÖNEMİ

Danışman Psikolog Banu Mısırlıoğlu

Özellikle okul öncesi yaştaki çocukların gelişiminde ailenin ve yakın çevrenin önemi, katkısı
çok büyüktür. Gelişen toplum ve kadının onun içinde değişen durumu ile birlikte çocuğun
hayatında etkili ebevyn olma tartışmalarında babanın da 20.yüzyılın büyük bir bölümünde
farklı algılanan rolü değişmeye uğramaya başlamıştır. Artık annelerin evin dışında çalışmaları
ve doğumdan kısa bir süre sonrasında iş yaşamına geri dönmek zorunda kalmaları babaların
çocuğun hayatında sadece “ekmek parası kazanan” kişi olmaktan daha başka sorumluluklar
almasına, çocukla yakınlaşmasına ve çocuğu yetiştirme sorumluluğunu paylaşmasına neden
olmakta. Bunun yanında boşanma sonucunda çocuğun velayetininin babada olduğu durumlar
bizim toplumumuzda da görülmeye başlandı.

Babalar bugüne kadar daha çok çocuklarla oynamayı ya da zamanı eğlenceli bir biçimde
paylaşmayı tercih ederler ya da anne tarafında çocuğun disiplinini sağlamak amacı ile sert ve
öfkeli otorite olarak gösterilirlerken, şimdilerde çocuklarının banyosuna yardımcı olan, alt
değiştirmeyi kadın işi diye redetmeyen babaların sayısı da artmakta.

Baba çocuk arasındaki paylaşımın artması araştırmalara göre hem çocuğun gelişimini hem de
babanın benlik kavramını ve kendine güvenini olumlu etkiliyor. Bu paylaşım onların
çocuklarına karşı daha gerçekçi ve yapay olmayan tutumlar benimsemelerine ve daha sevecen
olmalarını sağlıyor.

Babanın çocuğun yaşamını etkin paylaşımı çocuğun analitik düşünce yapısını, zekasını, sözel
becerisini ve akademik başarısını olumlu etkiliyor. Bunun yanında çocuk daha çok içsel
odaklı kontrol geliştiriyor, daha olgun ve bağımsız davranışlar gösteriyor. Özellikle erkek
çocuklar için cinsel kimlik modeli yani erkek olurken örnek alacağı kişi ile paylaşım içinde
olmak çocuğun kendini dış dünya ile ilişkilerinde örneğin diğer erkek arkadaşlarının yanında
da daha korunaklı ve güvende hissetmesine yardımcı olmaktadır.

Babanın çocuğun yaşamında yer almasının başka bir etkisi de anne ve çocuk arasında doğum
öncesi anne karnında iken oluşup doğum sonrasında devam eden bağın bağımlılığa
dönüşmesini engelleyebilmesidir. Böylece çocuk iki ebeveynden de sevgi, bakım ve ilgi
görebilmekte ve her ikisi ile de sağlıklı bağlanma yaşayabilmektedir. Başka bir deyişle
annenin eteklerine yapışan çocuk resmini oluşturma riski azalır. Çünkü çocuk artık sadece
anneden yani tek bir kişiden besleneceğini düşünüp ona yapışmayacak ve onu kaybetmekten
aşırı kaygı duymayacaktır.

Bazı durumlarda baba çocuğun yaşamında anneninkine benzer biçimde rol aldığında anne
uzun süredir söz sahibi olduğu rolü başkası ile paylaşmış olmaktan dolayı kayıp hissedebilir.

Peki babalar çocuğun hayatında nasıl sorumluluklar almakta ve alabilirler?
Bizim ülkemizdeki araştırmalar babaların çocukları ile çok az iletişim kurdukları daha çok
çocukla ileriye yönelik kararların alınmasında sorumluluk taşıdıkları saptanmıştır.

Babaların en önemsedikleri rol maddi bakımdan çocuğa bakabilmek, sevgi ve şefkat
göstermek. En az önemsedikleri rolleri ise çocukla oynamak ve çocuğun günlük ihtiyaçlarını
karşılamak.

Oysa bir babanın erkek modeli olarak çocukla oynayışı annenin oynayışından çok farklı
olduğundan sağladığı katkı da oldukça farklıdır. Belki bedensel itişli kakışlı ve anneye göre
çocuğun bir yanına bir şey olacak dedirtecek kadar sert ama yararlı.

Bir başka deyişle babanın çocuğun hayatının her noktasında anne kadar etkin olması özellikle
iletişim içinde olması babanın çocuğa verebileceği en önemli katkı.

Babanın çocuğun hayatında sadece korkulan ve akşam gelince gün içinde yaptıklarından
dolayı azar işiteceği bir figür olması yerine, çocuğun aile içinde ve dışında yaşadığı sıkıntıları
paylaşabileceği, karşılaştığı sorunlarla ilgili çözüm önerilerini korkmadan sorabileceği,
yardımını ve desteğini koşulsuz hissettiği bir ebeveyn olması çocuğun özgüvenini
geliştiricidir. Sadece eleştiren veya cezalandıran, korkulan bir baba figürü, çocuğun babadan
onay ve kabul görmeden büyümesine ve babayı ulaşılamayacak kadar mükemmel ve uzak
olarak görmesine, genel anlamda kendinde yetersizlik ve becerisizlik duygusu geliştirerek
yetişkin hayatına da yansımasına neden olur.

Ebeveynlerin bir yanlış düşünceleri de çocukların bebeklik dönemindeyken baba ile ilişki
kurma ihtiyacında olmadığı, 3-4 yaş sonrasında ilişkinin gelişmesi gerektiği ile ilgilidir. Oysa
tüm yapılan araştırma sonuçları bebeğin günlük bakımı yani alt değişimi, banyosu,
doyurulması,ve oyun oynanması, eğitimi ile babanın da ilgilenmesi durumunda hem ileriye
dönük ilişkinin daha olumlu geliştiği görülmüştür. Bunun yanında anne çocuk ilişkisinin hem
anne hem de çocuk açısından daha besleyici olduğu saptanmıştır.

Daha önce de kısaca üzerinde durduğumuz gibi baba çocuk ilişkisine annenin de destek ve
izin vermesi önemlidir. Babayı küçük çocuk ile olan ilişkisinde becerememek ve
yapamamakla suçlamaması, başka bir deyişle ona baba ya da ebeveyn olarak yetersiz ve
çocukla yalnız başına kalamayacak durumda olduğunu hissettirmemesi, bunun yerine bu
beraberliği desteklemesi baba çocuk ilişkisinin gelişmesi açısından gereklidir.

Bir çocuğun hayatında annenin ve babanın rolü farklıdır. Hiçbir ebeveyn bir diğerinin rolünü
de taşıyabilecek güçte değildir. Her ebeveyn kendi sınırı içinde çocuğun benlik algısını ve
özgüvenini oluşturmasında destek verir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Çocukla İletişimde Sınırlar
30.05.2008

                     Çocukla İletişimde Sınırlar Nasıl Oluşturulabilir?
                                         I.Bölüm

Uzman Danışman Psikolog Filiz Çetin

Anne-baba, çocukla olan iletişimde çocuğun hissettiklerini kabul edip, ifade etmesine izin
verirken, çocuk uygun olmayan davranışlar gösterdiğinde etkili şekilde sınırları
koyabilmelidirler. Sınırlar anne babanın ve çocuğun kendine saygı duymasını sağlayacak
şekilde korunabilir. Sınırları koyarken keyfi değil, eğitici yönde olmalarına dikkat etmek
gerekir.

Sınırlar şiddet ve aşırı kızgınlık olmadan konulmalıdır. Çocuk sınırlardan ya da
kısıtlamalardan hoşlanmayacaktır fakat bu durumdan dolayı ayrıca cezalandırılmamalıdır.

Sınırları koyarken, sonuç sürece bağlıdır. Sınır, çocuğa uygun olmayan davranışın ne
olduğunu ve onun yerine hangi davranışın uygun olduğunu ifade ederek konulur.

Örneğin, “Kardeşine vuramazsın. İstersen bu yastığa vurabilirsin.”

Sınırlar kesin ve net olarak ifade edilmeli, böylece çocuğa sadece bir mesaj taşınır.

Sınırları koyarken çekinen kişi sonu gelmeyen münakaşalarda kaybolur. Beceriksizce konulan
kısıtlamalar çocuklar için zorlayıcı olabilir ve kimsenin kazanamadığı güç savaşına
girmelerine neden olabilir. Özgüveni korumak ve gücenmeyi en aza indirecek şekilde dile
getirilmeli. Sınır koyma otoriteyi içermeli, hakareti değil. Spesifik bir olayla ilgili olmalıdır.

Örnek: 6 yaşındaki Ceren annesiyle alışverişe çıkar. Anne aldığı eşyaların ödemesini
yaparken, Ceren oyuncak bölümüne gidip almak istediği üç oyuncağı annesine getirir. Annesi
geri döndüğünde Ceren “Anne bunları alabilir miyim?” diye sorar. Anne kızgınlıkla patlar:
“Yine mi oyuncak? Gereğinden fazla bir sürü oyuncağın var ve onlarla ne yapılacağını bile
bilmiyorsun. Gördüğün herşeyi almak stiyorsun. Ben para makinası değilim.”

Bir dakika sonra, anne kızının kızgınlığının kaynağını farkeder ve ona şeker alarak
sakinleştirmeye çalışır. Fakat Ceren’in yüzündeki üzüntülü ifade devam etmektedir.

Bir çocuk istemediğimiz bir şeyi almak istediğinde, en azından onun bu isteğine saygı
duymalı ve buna sahip olmanın onu nasıl tatmin edeceğini ifade etmeliyiz.

Öyleyse, Ceren’in annesi şöyle söyleyebilirdi: “Bu oyuncakları alıp eve götürmek istiyorsun.
Eminim bu mağazadaki bütün oyuncakları eve götürmek istersin. Fakat bugün oyuncaklar için
para ayırmadık. Ama onun yerine bir dondurma ya da şeker alabilirsin. Hangisini tercih
edersin?”
Belki Ceren şekeri tercih edecekti ve tüm olay annenin Ceren’e şeker almasıyla
sonuçlanacaktı. Ya da Ceren ağlayacaktı. Her iki durumda da anne verdiği karara ve sunduğu
önerilere bağlı kalacaktı. Kızının oyuncaklara olan isteğini ona yansıtacaktı fakat sınırı da
koruyabilecekti. “Bu oyuncaklara sahip olmayı istedin. Onları çok istiyorsun, ama bugün
alamayız.”

Eğer anne baba ne yapacağına karar veremezse, sedece düşünmenin dışında birşey
yapmamak en iyisidir. Böyle zamanlarda şunu söyleyebilirsiniz: “Bunu biraz düşünmem
gerek”.

Sınırları koyarken şu aşamalar takip edilebilir:

   1. Anne baba çocuğun ne hissettiğini farkeder ve bunu basit kelimelerle yansıtır: “Bu
      akşam sinemaya gitmeyi istedin.”
   2. Anne baba açıkça belirgin olan sınırı ifade eder: “Ame evimizdeki kural, okul
      zamanında akşamları sinema yok”.
   3. Anne baba alternatif yolları öne sürer: “Sinemaya Cuma ya da Cumartesi akşamı
      gidebilirsin. Hangisini tercih edersin?”.

Anne babanın sınırları ifade ettikleri zaman çocukta gözledikleri üzüntüsünü ya da kırgınlığını
yansıtması da önemlidir. Bu çocuğun duygularını kabul ettiğinizi gösterir ve çocuğun kendi
duygularını ifadesini sağlar. (“Görüyorum ki bu kural hoşuna gitmiyor. Keşke bu kural
olmasaydı diyorsun. Keşke her gece sinemaya gidebileceğini söyleyen bir kural olsaydı diye
içinden geçiriyorsun”.)

Bazı acil durumlarda çocuğa önce sınırları hatırlatmak ve ardından duygusunu yansıtmak
gerekebilir. Örneğin, kardeşine elindeki oyun sopasıyla vurmaya hazırlanan bir çocuğa anne,
“Kardeşine değil, topa!” diyebilir. Elindeki sopayı topa doğru çevirmesini sağlayabilir ya da
elinden sopayı bile alması gerekebilir. Daha sonra çocuğun yaşadığı bu kızgınlık duygularını
daha az tehlikeli ve daha uygun şekilde ifade etmesine yardımcı olur.

Örneğin, “Kardeşine istediğin kadar kızgın olabilirsin. İçinden ondan hoşlanmayabilirsin, ama
birbirinize zarar vermek, vurmak yok. Eğer istiyorsan, topa vurabilirsin, ama kardeşin vurmak
için değil.”
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Hamilelikte Depresyon
16.05.2008

Uzman Danışman Psikolog Feyza Bayraktar

Depresyon Nedir?
Depresyon, kişinin kendisini 2 haftadan daha uzun bir süre üzgün, mutsuz ve umutsuz
hissetmesi olarak tanımlanabilir. Bu duygu durum hali kısa bir zaman içinde geçebileceği gibi
uzun da sürebilir.

Hamilelik döneminde ve ertesinde pek çok kişide oluşan duygusal ve vücutsal değişimler
depresyon belirtileri ile benzerlik gösterdiği için bu dönemde kişinin depresyona girdiğini
anlaması oldukça güçtür. Yorgunluk, uyku problemleri, kilo değişimleri, duygusal
dalgalanmalar hamilelik dönemi ve sonrasında gözlemlenebilir. Bu belirtiler hamileliğin
normal seyri olabileceği gibi depresyon belirtileri de olabilir.

Hamilelik Donemin Depresyon Sebepleri
Hamilelik döneminde yaşanan depresyon sebepleri arasında ailede ve kişinin kendisinde
depresyon geçmişinin olması, aileden yeterince destek alamamak, doğacak bebek ile ilgili
kaygılanmak, daha önceki hamilelik ve/veya doğumla ilgili problemler, evlilik ve finansal
problemler, hazır olmadan anne olmak gibi faktörler yer alır.

Hamilelik Sonrası Depresyon Sebepleri
Hamilelik ertesinde vücutta değişen hormonal dengeler depresyon belirtilerini tetikleyebilir.
Depresyona zemin hazırlayan fizyolojik faktörlerin yanı sıra doğum sonrası yeterince uyku
uyunamaması, dinlenmeye vakit bulunamaması, bütün zamanın bebeğe verilmesi,
özgürlüklerin kısıtlanması, iş, ev, bebek ve diğer sorumlulukların kişinin çok üzerine gelmesi,
kişilik karmaşası, kişinin kendisini eskisi kadar çekici hissetmemesi, eşle yeterince zaman
geçirilememesi gibi sebepler de bu dönemde depresyona zemin hazırlayan sebepler arasında
yer alır.

Depresyon Belirtileri Nelerdir?
Aşağıdaki belirtiler eğer 2 haftadan daha uzun bir süre görülüyorsa depresyon tanısı
konulabilir.

        Yorgunluk hissi
        Üzüntü, mutsuzluk, umutsuzluk
        Ağlama atakları
        Motivasyon kaybı
        Çok az ya da çok yemek
        Çok ya da az uyumak
        Konsantrasyon zorluğu
        Kendini değersiz veya suçlu hissetmek
        Günlük aktivitelerden zevk alamama
        Yalnız kalma isteği
        Baş ağrısı, çarpıntı, nefes alma güçlüğü
      Bebeğe zarar verme korkusu ve/veya bebeğe ilgi göstermek istememe

Neler Yapılması Gerekiyor?
Pek çok kadın hamilelik döneminde ya da ertesinde içinde bulundukları bur ruh halini
çevresindekilerle paylaşmaktan utanabilirler. Mutlu olmaları gerektiğini düşündükleri bir
dönemde bu tur duygular içerisinde oldukları için kendilerini suçlu hissedebilirler.

Bu dönemde:

      Olabildiğince çok dinlenmeye çalışmak
      Her şeyi aynı anda yapmaya çalışmamak
      Bebeğin bakımı konusunda eşten, aileden ya da profesyonel bir bakıcıdan yardım
       almak
      Duygular hakkında aile, eş, yakın bir arkadaşla konuşmak
      Yalnız başına kalmamak, zaman buldukça dışarı çıkmak
      Eşle baş başa zaman geçirmeye çalışmak
      İlk annelik deneyimi ise diğer annelerle konuşup onların deneyimlerinden
       yararlanmaya çalışmak
      Bu dönemde üzerinizde baskı kuracak, stres yaratacak önemli kararlar almamak

yardımcı unsurlardan bazılarıdır. Yalnız en önemli olanı profesyonel destek almaktır.

Depresyon Tedavi Edilmezse Nelere Yol Açabilir?
Depresyon tedavi edilmediği takdirde anneyi etkilenmenin yanı sıra ailenin diğer bireylerini
de etkileyebilir. Son yapılan araştırmalara göre hamilelik döneminde geçirilen depresyon
bebeğin normal kilosunun altında doğmasına yol açabilir. Bu dönemde anne adayı kendisine
yeterince iyi bakamayabilir, düzensiz beslenme, uykusuzluk, doktor kontrollerinin aksatılması
bebeğin sağlığını riske sokabilir. Hamilelik döneminde anne adayının fiziksel olduğu kadar
duygusal olarak da sağlıklı olması doğacak bebeğin fiziksel ve ruhsal sağlığı için oldukça
önem taşır.

Hamilelik sonrası depresyon annenin; bebeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını yeterince
karşılamasını engelleyebilir. Konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk, çabuk sinirlenme yeni anne
olmuş kişinin yoğun günlük programının aksamasına sebep olabilir. Bu durumun sonucunda
anne iyi bir anne olup olmadığını sorgulayabilir ve kendine güveni sarsılabilir. Suçluluk hissi
depresyonun artmasına sebep olabilir. Bu dönemde annenin depresif durumu bebeğin dil
gelişiminkinde, sosyal ilişkilerinde, duygusal gelişiminde problem yaratacağı gibi, uyku
problemlerine yol açabilir. Bu dönemde babanın ya da ailede bebekle ilgilenen başka birisinin
bebeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına yanıt vermeye çalışması bu problemi azaltacaktır.

Hamilelik döneminde ve/veya ertesinde depresyona girmek pek çok kadının karşılaşabileceği
bir durumdur. Bu durumdan utanmak, bu duyguları bastırmaya çalışmak depresyonun
ilerlemesine sebep olabileceği gibi tedavi sürecini de zorlaştıracaktır. Profesyonel yardım
almak annenin, bebeğin ve ailenin geri kalanı için oldukça önemlidir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Ödev Yapmak İstemeyen Çocuklar
02.05.2008

Psikolojik Danışman Deniz Çağlı Günim

Ev ödevleri bir çok aile için benzer sıkıntılar anlamına gelmektedir. Çoğu çocuk neden ödev
yapması gerektiğini anlayamaz ve ödevlerden kurtulmanın yollarını arar. Çocukların bir türlü
ödev yapmaya başlayamaması, ödevlerini yazmayı unutmaları, ödev için gerekli eşyaları
bulamamaları, çeşitli bahanelerle ödev yapmayı ertelemeleri, bitmedi yapamıyorum diye
ağlamaları pek de yabancısı olduğumuz durumlar değildir.

Ev ödevleri çocuklara bağımsız çalışmayı, sorumluluk almayı öğretmek için çok önemli
araçlardır. Ödev yapma alışkanlığını çocuklara küçük yaşlarda kazandırmak okul başarıları
için de önemlidir. Çocukların ödev yapmasını kolaylaştırmak için gerekli düzenlemeleri
yapmak, onlara yol göstermek ve gerektiğinde yardımcı olmak anne babaların görevidir.
Ancak ödevlerin anne babanın değil çocuğun ödevi olduğunu, yardım etmenin ödevi onun
yerine yapmak olmadığını unutmamak gerekir.

Öncelikle çocuk için uygun koşulları sağlamak; ödev yapmak, ders çalışmak için uygun bir
ortam hazırlamak gerekir. Bunu sağlamak da anne babaların görevidir. İşe çocuğun ödevlerini
yapacağı yeterince ışık alan sabit bir yer belirlemekle başlamak gerekir. Çalışma masası
dikkat dağıtıcı öğelerden arındırılmış olmalıdır. Çocuğun ödevler için gerekli malzemelerinin
olup olmadığı kontrol edilmelidir. Çocuğun ödev yapacağı saat aile bireylerinin sessiz
aktivitelerde bulunacağı zaman olmalıdır.

Çoğu anne baba çocukların eşyalarını bulamadığından, unuttuğundan, odasının dağınık
olduğundan şikayet eder. Organize olmayı, düzenli olmayı öğrenmek ödev yapma ve ders
çalışma becerileri için çok önemlidir. Düzenli olmak zamanla öğrenilebilen ve gelişebilen bir
beceridir. Çocuk sosyal yaşamında hiçbir sorumluluk almıyor, ondan beklenen vazifeleri
yalnız başına yapamıyorsa ödev sorumluluğunu da alamayacaktır. Çocuklara ödevler dışında
da yaşına uygun sorumluluklar verilmelidir. Organize olmayı, düzenli olmayı öğrenmesine
yardım okul hayatı başlamadan çok daha önce başlamalıdır.

Ödev yapmak, ders çalışmak denildiğinde akla gelen diğer önemli konu zamanı iyi
kullanabilmektir. Çocuğun zamanı iyi ve etkin kullanabilmesi için önce zaman kavramlarını
bilmesi gerekir. Ancak zamanla ilgili kavramların yaşantısındaki etkilerini de bilmesi,
yaşaması gerekir. Görebilecekleri yerlere aylık takvimler asmak, önemli olayları, uzun süreli
proje teslimlerini takvime işaretlemek, takvime aile toplantı saatleri koymak çocukların
ilgisini çekecektir.

Çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygun bir çalışma saati belirlenmesi gerektiği gibi; çalışma
süresine de dikkat edilmelidir. Ödev yapma süresi yaşına uygun olmalıdır. Ödev yaparken
aralarda çocukların dikkat dağıtacak etkinliklere yönelmeyecekleri kısa molaların verilmesi
faydalı olmaktadır.
Anne babaların ödevler söz konusu olduğunda, kararsızlığa düştükleri konulardan biri de
yardım edip etmemektir. İdeal olan yardım gerektiğinde hazır olmak ancak ödevleri onun
yerine yapmamaktır. Yardımın miktarı ve şekli çocuğun kaçıncı sınıfta olduğuna göre
değişebilir. Küçük yaş çocuklar, okula yeni başlamış çocuklar daha çok yardıma gereksinim
duyabilirler.

Anne babaların dikkat etmesi gerekenler:
• Bağımsız çalışmasını beklerken çocuğun ne yapması gerektiğini anladığından emin olun.
• Nasıl daha iyi öğrendiğini anlamaya çalışın.
• Kontrol ederken önce doğru yaptıklarından başlayın. Yanlışlarını gösterin ve bir kez daha
denemesini isteyin.
• Başarısını takdir edin.
• Öğretmeniyle işbirliği içinde olun.
• Çocukların ödevleri istediklerini elde etmek için kullanmasına izin vermeyin.

Sıkıntı sadece ödev yapmakla ilgili değil, sınıfta dersi takip etmeyle ilgiliyse ya da belirli
derslerin ödevlerinde sıkıntı oluyorsa bu zorlanmaların kaynağını bulmaya çalışmak,
öğretmeniyle görüşmek ve öğrenme süreçleri ya da dikkatle ilgili bir problem olup olmadığını
anlamaya çalışmak gerekir. Çocuklara ödev yapma alışkanlığını kazandırmanın sabır ve
zaman istediğini unutmamak gerekir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Okuma Alışkanlığı
18.04.2008

                        Çocuklara Okuma Alışkanlığı Kazandırmak

Psikolojik Danışman Deniz Çağlı Günim

Çoğu kez çocuklarımızı kitapla tanıştırmayı okul yıllarına bırakmaktayız. Oysa okuma
alışkanlığı daha bebeklik döneminde başlar. Kitapla yaşamın ilk yıllarında tanışma okuma
alışkanlığını kazanmakta önemli olduğu kadar; çocuğun sosyal, duygusal, bilişsel ve dil
gelişimine de büyük katkı sağlar.

Okumanın temelleri daha bebekken annesinin ya da babasının ona şarkı söylemesiyle başlar.
Biraz daha büyüdüğünde kitaplar ilgisini çeker, sayfalarını çevirmek, renkli resimlere bakmak
ister. Çocuğunuz ister 6-7 aylık, ister 6-7 yaşında olsun ona uygun kitaplar vardır ve bunların
çocuğunuzun gelişimine çok farklı katkıları olacaktır.

Küçük yaşlarda çocuğunuzu kitapla tanıştırmak sadece okuma alışkanlığı kazandırmayacak,
onun bir çok farklı alanda gelişime faydalı olacaktır. Kitap, çocuğun çevresindeki nesneleri
tanımasına, gözlerini belli bir yere odaklamasına, dikkatini yoğunlaştırma becerisini, konuşma
ve dinleme becerilerini geliştirmesine büyük katkı sağlar.

Küçük yaşlardaki çocuklar için kitap, büyük-küçük gibi temel kavramların pekiştirilmesinde,
çevresinde sıkça gördüğü eşyaları, insanları, hayvanları öğrenme sürecinde de çok faydalı
olur. Ancak onun ilgisini çekecek renkli, sesli, bol resimli kitapları seçmek önemlidir. Biraz
daha büyüdüğünde dinlediği hikaye ile ilgili sorulara yanıt verme, çocuğu kitaptaki resimleri
anlatmaya teşvik etmek sebep-sonuç ilişkilerini kurmasını, olayları doğru sıralabilmesini
geliştirecek, öğrenme ve düşünme süreçlerini olumlu yönde etkileyecektir.

Okumayı öğrenen, artık kendi kitap okuyabilen çocuklar için de okumak sadece bilgi
edinmeye yaramaz. Okumak, çocuğun sözel ifadesini geliştirir. Kelime hazinesi gelişir, ne
kadar okursa okuduğunu anlama düzeyi artar, dikkat süresi uzar, soyut düşünebilme becerisi
gelişir. Yapılan araştırmalar küçük yaşlarda kazanılan okuma alışkanlığının ileriki yaşlarda
akademik başarıyı arttırdığını göstermektedir.

Çocuklar model alarak, taklit ederek öğrenir. Bebeklikten itibaren anne babalarını izler, onları
taklit ederler. Giyinmeyi, yemek yemeyi onları izleyerek öğrendiği gibi kitap okumayı da
onları izleyerek onları taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle çocuğumuz kitap okumayı sevsin ,
okuma alışkanlığı kazansın istiyorsak önce anne baba olarak bizler okumalıyız. Anne
babasının okuduğunu gören, kitapların, dergilerin, okunacak şeylerin olduğu ortamlarda
büyüyen çocukların okuma alışkanlığı kazanması çok daha kolay olacaktır.

Anne baba olarak bizler neler yapabiliriz?

        Bebekken ona şarkı söyleyin.
      Kafiyeli sözler, hayvan sesleri küçük çocukların ilgisini çeker. Renkli, büyük resimli
       kitaplar alın. Sayfalarını çevirmesine izin verin. Resimlerin ne olduğunu söyleyin.
      Çocuklara uyumadan önce masal okuyun.
      Bütün vaktini televizyon karşısında geçirmesine engel olun. Her gün belli bir süre
       onunla birlikte kitap okuyun. Ne okuyacağınızı onun ilgi alanına göre belirleyin.
       Örneğin 3-4 yaşlarında, bir kahramanın başından geçenler çocukların ilgisini çeker.
      Okumayı öğrendiğinde bile onunla kitap okumaya devam edin. Birlikte okuduğunuz
       kitapla ilgili sohbet edin.
      Okuma alışkanlığı kazandırmanın en iyi yolu ona model olmaktır. Sizi okurken
       görsün. Okuması için onu zorlamak okumadan soğumasına neden olur.
      Okumayı onun için eğlenceli hale getirin. Çizgi romanlar, resimli kitaplar ilgisini
       çekiyor olabilir. Amacımız ona okumayı sevdirmekse ne okuyacağını bırakın o seçsin.
       Onun ilgi alanlarını destekleyin.
      Evinizde bir kitaplık oluşturun. Kitaplara, okunacak materyallere kolay ulaşabileceği
       bir ortam yaratın.

Son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların okuma alışkanlıklarında, keyif almak için
okumalarında ve ailelerin bunu desteklemesinde önemli oranda azalma olduğunu
göstermektedir. Oysa anne baba olarak çocuklarımıza verebileceğimiz en güzel hediyelerden
biri ona kitapları ve okumayı sevdirmek olacaktır.

Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak ,okumayı sevdirmek için hiçbir zaman geç değildir.
Yaşına, gelişim özelliklerine uygun kitaplar seçmek okumayı daha eğlenceli hale getirecektir.
Ancak okumayı sevdirmenin en kolay küçük yaşlarda olduğunu unutmayalım.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi 
Psikolojik Danışma Merkezi 
www.nisanpsiko.com    

Çocuğunuzu Nasıl Cesaretlendirebilirsiniz? 
03.04.2008  

Uzman Danışman Psikolog Filiz Çetin
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi

Cesaretlendirme çocuğunuzun özgüvenini güçlendirmede önemli bir tutum olabilir. Ancak
aynı zamanda hatalı da kullanılabilir. En önemli kural cesaretlendirme yaparken çocuğun
çabalarına ve başarılarına odaklanmaktır, kişiliğiyle ilgili özelliklere değil. Örneğin,
çocuğunuz odasını toplarken, ona odasının düzenli olması için çaba gösterdiği ile ilgili bir
yorum yapmak ve odasının ne kadar güzel göründüğünü söylemek, “iyi bir çocuk” olduğunu
söylemekten daha etkilidir.

Etkili  dinlemeye  benzer  olarak,  cesaretlendirme  yaparken  kullandığınız  kelimeler  çocuğu 
yargılamamalı, bunun yerine çocuğun çabalarına ve başarılarına ayna olacak şekilde gerçekçi bir resim 
çizmelidirler. “İyi, kötü, çirkin, harika, vb. gibi” değerleri ve yargıları içeren kelimeleri kullanmamaya 
özen gösterin. Çünkü belirli değerlerle ve yargılarla yüklü bu kelimeler çocukları “başkalarını memnun 
etmeye”  ve  “onların  onayını  kazanmaya”  yönlendirirler.  Bu  tutumun  uzun  dönemdeki  sonuçları  ise 
özgüvenlerinin  başkalarının  onayına  ve  kabulüne  bağlı  olarak  gelişmesidir.  Yargı  yüklü  bu  tip 
kelimeleri  kullanmayı  engelleyerek,  çocuğunuzun  kendiyle  ilgili  olumlu  imaj  geliştirmesine  ve 
gösterdiği  çabaları  takdir  etmesine  yardımcı  olabilirsiniz.  Yalnızca  çocuğun  neler  yapabildiğini 
gördüğünüzü ifade etmeniz, onlara kabul edildiklerini ve yetenekleri olduğunu inandırır. 

Yorumlarınızı ifade edin ki çocuk kendisiyle ilgili olumlu sonuçlara varsın.
Örneğin; Ali babasına evdeki bir tamir işinde yardım etmek ister. Bu arada
ağır bir eşyayı kaldırmaya çalışır.
         Baba: Bu sandalye çok ağır. Kaldırmak çok zor, ama sen kaldırabildin. 
         Kağan:(gururla) Ben kaldırdım! 
         Baba: Bu oldukça güç ister. 
         Kağan: Ben zaten güçlüyüm. 
Bu örnekte baba işin zorluğu ile ilgili yorum yapar ve aralarındaki diyaloğun sonunda çocuğun kendi 
gücü  ile  ilgili  sonuca  varan  kendisi  olur.  Bu  örnekte  olduğu  gibi  anne  babaların  çocukla  kurdukları 
iletişim şekli onun kendiyle ilgili algısını oluşturmada çok önemlidir. Bu iletişimle, çocuklar kendileriyle 
ilgili  sonuçlara  varırlar.  Eğer  babası  ona  “sen  çok  güçlüsün”  deseydi,  Kağan  “o  kadar  da  değil” 
diyebilirdi. 
Cesaretlendirmenin iki kısmı vardır: 
            1.         kullandığımız kelime 
            2.         çocuğun vardığı sonuç 
Kelimelerimiz çocuğun çabasını, başarısını, yardımını, düşüncesini ya da yaratıcılığını takdir ettiğimizi 
ifade  etmelidir.  Kelimelerimiz  öyle  bir  şekilde  düzenlenmeli  ki  çocuk  kendi  kişiliğiyle  ilgili  olumlu  ve 
gerçekçi  bir  sonuca  varabilmeli.  Kelimelerimiz  çocuğun  kendiyle  ilgili  olumlu  bir  resim  çizmesine 
yardım edebilmeli. 
Cesaretlendirme yaparken şu 5 adımı izleyin: 
            1.         Gördüğünüzü anlatın. 
Anne: Toplu bir yatak görüyorum ve kitaplar düzenlice rafa dizilmiş.  
            2.         Nasıl hissettiğinizi anlatın. 
Anne: Bu odaya bakmak çok hoş. 
            3.         Çocuğun hoşunuza giden davranışını bir kelimeyle özetleyin. 
Anne: Kalemlerini, kitaplarını toplamışsın ve yerlerine koymuşsun. Odan çok düzenli görünüyor. 
Çocuğunuzun çabasını farkettiğinizi ve ona kabul gösterdiğinizin ifadeleri: 
    “Bundan hoşlanmana sevindim” 
    “Bununla bu şekilde başa çıkman hoşuma gitti” 
    “Bu işin üzerinde gerçekten çok çalıştın” 
    “Buna oldukça zaman ayırıyorsun”   
Özet olarak, cesaretlendirme şunları kapsamalı: 
1.     Çocukları olduğu gibi kabul etme, kabul etmek için şartlar koymama. 
2.     Davranışın olumlu taraflarını gösterme (“Bununla başaçıkma yolun hoşuma gitti”) 
3.      Çocuğunuza  inandığınızı  göstermek  ve  böylece  o  da  kendine  inanacaktır  (“Biliyorum  ki  sen  ve 
kardeşin bunun üstesinden gelebilirsiniz”) 
4.     Ondan başarı göstermesini istemek yerine, çabasını ve cesaretini farkedin. 
5.     Katkılarını takdir edin. 
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Çocuğunuzla Sağlıklı İletişim
21.03.2008

Uzman Danışman Psikolog Filiz Çetin

Her çocuk farklı kişiliğe sahiptir. Zihinsel, fiziksel, duygusal ve sosyal gelişim için farklı
kapasitesi vardır. Çocuğunuzun kendi potansiyelini bütünüyle farketmesi, onunla aranızdaki
iletişime bağlıdır.

Anne babalar çocuklarıyla kurdukları iletişimde şu üç temel beceriyi sürekli olarak
kullandıklarında çocukların sevgi, saygı, özkontrol, sorumluluk ve özgüven geliştirdikleri
görülür. Onların duygularını yansıtarak dinleyip güçlü yanlarının farkına varmalarını
sağlayıp cesaretlendirerek ve onlara uygun şekilde sınırlar koyarak, “anne-baba”lık
becerileri geliştirilebilir.

Çocuğunuzu dinlemeniz, onun söylediklerinin ya da söyleyemediklerinin arkasındaki duyguyu
tanımlamanız ve ifade etmeniz demektir. Böylece ona vermiş olduğunuz mesaj: “Seni
olduğun gibi kabul ediyorum ve duygularını anlıyorum” olur. Çocuğunuzun duygularını tıpkı
ayna gibi yansıtarak, yaşadıklarını daha açıkça anlamasına yardımcı olabilirsiniz.

Karmaşık duygular yaşayan bir kişinin farklı bakış açılarını yakalama becerisini kaybettiğini
görürüz. Bu durumda çocuğun sorununu çözmesine destek olmak için ona duygularını
yansıtabilirsiniz. Böylece çocuğa duyulduğu ve kabul edildiğini hissetmesine; çocuğun kendi
duygularını anlamasına ve kabul etmesine fırsat verir; konuşmayı sürdürmesi için onu
cesaretlendirmiş olursunuz..

İletişim süreçleri bazen sözel, bazense sözel olmayan ifadeleri içerir. Hareketlerimiz, yüz
ifadelerimiz, sesimizin tonu dinleyip dinlemediğimizi gösterir. Örneğin gülümseyerek,
kaşımızı çatarak ya da dokunarak sözel olmayan şekilde iletişim kurabiliriz. Öncelikle sessiz
kalarak, aşırı korumacı davranmadan ve söylediklerine karışmadan dinlemek, ona kabul
edildiğinin mesajını verir. Çocuğumuzun duygularını kabul ederek ve yargılayıcı olmadan
sözel ve beden dilimizle cevap verdiğimizde, empati göstermiş, iletişimi ilerletmiş ve ilişkiyi
güçlendirmiş oluruz.

Çocuklar bazen doğrudan “(örneğin, “Bu çocuktan nefret ediyorum”) gibi mesajlar
gönderseler de, genellikle duygularını kelimeler yerine, beden diliyle ya da ses tonuyla ifade
ederler. Örneğin: “Bütün çocuklar benimle alay ediyor!” diyen bir çocuğun ses tonu ve
gözyaşları size acı çektiğini söyler, ama çocuk henüz “ Bütün çocuklar benimle alay ediyor,
bu beni çok incitiyor ve reddedilmiş hissediyorum” dememiştir.

Çocukların düşünme ve mantık kurma becerileri henüz yeterli derecede gelişmese de,
yaşadıkları duygusal deneyimleri çok daha iyi anlayabilirler. İyi bir dinleyici, çocuğun
ifadelerine eşlik eden duygulara duyarlıdır ve onu yansıtır: “Arkadaşların seninle alay
ettiklerinde inciniyorsun.” Duyguyu yakalayıp, onu yansıttığınızda, çocuk onu anladığınızı
bilir. Aynı zamanda çocuğunuzun kendini anlama becerisi artar, yaşadıklarını ve duygularını
kelimelerle ifade eder.
Çocuklar duygularını sizinle doğrudan paylaştığı zaman, (örneğin, “Bu çocuktan nefret
ediyorum”) bu duyguyu tanımlayarak ona basitçe cevap verebilirsiniz: “Ona gerçekten
kızgınsın!”.

Çocuğunuzu duygularını açıklaması için asla zorlamayın.Çocuğunuza vereceğiniz iyi
planlanmış cevaplar, onun özel dünyasına giriş yolunu açar. Ancak çocuğunuz sizin konuşma
ya da yardım talebinizi kabul etme ya da reddetme özgürlüğünü hissetmelidir. İhtiyaç
duyduğunda ve güvende hissettiğinde konuşacaktır-özellikle onun duygularını kabul ettiğinizi
ve onu anlamaya çalışacağınızı bilirse bunu yapması daha da kolaylaşır. Sabırlı bir şekilde
çocuğunuzun duygularını açmasını beklemeniz zor olabilir ve bu da size hayal kırıklığı
yaşatabilir; ama çocuğunuzun duygularını yansıtacak anahtar onun söylediklerini takip
etmektir.

Çocuğunuz sizinle duyguları hakkında konuşmak isteyecektir. Bu özellikle kızgınlık,
incinme ya da üzüntü gibi yoğun duyguları yaşadıkları zaman görülür. Vereceğiniz cevap
değişim için kapıları açabilir. Örneğin çocuğunuz “Hiçbir şey yapmama izin vermiyorsun!”
dediğinde ona “Kızgın hissediyorsun ve benim haksızlık yaptığımı düşünüyorsun”
diyebilirsiniz. Bunun üzerine çocuğunuz, “Evet, aynen öyle! Bana bebek gibi davranıyorsun!”
diyebilir. Şimdi ne yapacaksınız? Paniklemeyin ve onun duygularını yansıtmaya devam edin.:
“Sana güvenmediğimi düşünüyorsun”. Ve sorun ortaya çıkıp, sonuçlanana dek ya da çocuğun
ses tonu ve davranışı durmak istediğini gösterene dek yansıtmaya devam edin.

Eğer çocuk hemen cevap vermezse cesaretinizi kaybetmeyin. Kurduğunuz bu yeni iletişim
şeklinin çocuk için de yeni bir deneyim olduğunu unutmayın. Farklı şekilde konuştuğunuz
için ilk zamanlar rahatsız hissedebilir. Ancak dinleme ile ilgili denemeler yaparsanız, birçok
fırsat yakalayabilirsiniz. Çocuklar her zaman bu dinleme zamanlarında sorunlarını çözmezler.
Sizin sabrınız ve çabalarınız çocuğun sorunlarını daha sonra tekrar ele almalarına fırsat verir.
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi
Psikolojik Danışma Merkezi
www.nisanpsiko.com


Hem Büyüyor Hem Öğreniyor
03.03.2008

Psikolojik Danışman Deniz Çağlı Günim
Nisan Psikolojik Danışma Merkezi

Çocuklar dünyaya geldiği andan itibaren öğrenmeye başlarlar. Özellikle yaşamın ilk yıllarında
çocuğunuza yeterli ilgi ve sevgiyi göstermek, öğrenmesi için gerekli temeli hazırlar. Bu ilgi
ve sevgi korkulduğu gibi çocuğunuzu şımarık ve kendini beğenmiş bir hale getirmez. Tersine
onun güven duygusunu, öğrenmek için merak ve isteğini arttıracak, çevresi ve diğer insanlarla
daha iyi iletişim kurabilme becerisini geliştirecektir. Bunlar da öğrenme için temel
gereksinimlerdir.

Henüz birkaç aylık bebekler bile ağlamanın ilgi çektiğini, ağladıklarında annelerinin onların
karnını doyurduğunu öğrenirler. Bunun sonucunda da isteklerini elde etmek için ağlamayı
öğrenirler. Son yapılan araştırmalar beyin gelişiminin en hızlı 3 yaşa kadar gerçekleştiğini
göstermektedir. Bu yıllarda çocuğunuzla oyun oynamak, onunla bol bol konuşmak, ona
yeterli ilgi ve sevgiyi göstermek gelişimi açısından gereklidir.

Çocuklar Nasıl Öğrenir?
Çocuğunuz büyüdükçe yaşadıkları doğrultusunda çevresine uyum sağlayabilmek, ihtiyaçlarını
karşılayabilmek için davranışlarını değiştirmeye başlar. Öğrenme; yaşantı ve deneyimler
sonucu oluşan davranışlardaki kalıcı değişiklik olarak tanımlanabilir. Yaşamın ilk yılları
beynin en hızlı geliştiği, gelişimin ve öğrenmenin hızlı olduğu zamandır.

Çocuklar çok farklı şekillerde öğrenirler. Öğrenme, çocuğunuzun aktif olarak katıldığı bir
süreçtir. Yeni bilgi ve becerileri edinirken, sahip oldukları bilgi ve becerilerle bir araya
getirirler. Bir yetişkinin planı doğrultusunda, okul ortamında öğrendikleri gibi günlük
yaşamın her anında öğrenmeye devam ederler.

Hangi Yollarla Öğrenirler?
1 Çevreyi ve insanları izleyerek
2 Taklit ederek
3 Sebep-sonuç ilişkileri kurarak
4 Deneme- yanılma yoluyla
5 Benzerlikleri ve farklılıkları ayırt ederek

Bunlar çocukların nasıl öğrendiklerinin sadece bazı örnekleri. Ancak önemli olan anne baba
olarak sizlerin çocuğu öğrenmeye teşvik etmesi, öğrenme isteğini desteklemesidir. Öğrenmesi
için okulu beklememek, daha küçük yaşlarda onunla oyun oynayarak, konuşarak, ona masal
okuyarak, merak ve isteklerini desteklemek gerekir.

Öğrenme elbette gelişim ve olgunlaşmadan bağımsız düşünülemez. Çocuklar gelişim ve
olgunlaşmalarına bağlı olarak öncesinde yapamadığı şeyleri yapabilmeye başlarlar. Önce basit
olanı yapar, büyüdükçe ve geliştikçe daha zor ve karmaşık becerileri öğrenirler.
Çocuklar önce başını tutar, sonra oturur, emekler ve yürürler.Oturmayı öğrenmeden
çocuğunuza yürümeyi öğretemezsiniz. Henüz kalemi tutup karalama yapmayı bilmeyen bir
çocuğa da harfleri yazmayı öğretemeyiz. Kalem tutmayı öğrenip; karalama, boyama yapmayı
öğrendikten sonra harfleri yazmaya hazır olacaktır.

Çocuğunuzu hazır olmadığı şeyleri öğrenmeye zorlamak da, belli beceri ve bilgileri
öğrenebileceği en uygun zamanlarda ona bu fırsatı sağlamamak da onun gelişimi açısından
doğru değildir.

Çocuklar sadece fiziksel olarak büyümez. Gelişimi fiziksel, bilişsel, duygusal, sosyal ve dil
gelişimi şeklinde değerlendirebiliriz. Boyu uzayıp, kilosu artarken, konuşması, düşünme
biçimi, duyguları anlama ve bu duygulara karşılık verişi, çevresiyle ilişki kurma becerileri de
gelişir. Bütün çocuklar aynı gelişim basamaklarında ilerler, bu basamaklarda benzer şekilde
öğrenirler.

Çocuklar 2 yaşına kadar dünyayı duyuları aracılığıyla algılarlar. Duyarak, tadarak, dokunarak,
koklayarak, görerek öğrenirler. Bu dönemde bebeklerin ve çocukların eşyaları ağzına
götürdüğünü sıkça görürüz. Çocuk dünyayı , eşyaları ağzına götürerek, atarak, düşürerek
tanımaya çalışır.

Biraz büyüdüğünde, konuşarak insanlarla ilişki kurmayı, çevresini tanımayı öğrenir. Yetiştiği
ortamda ne kadar çok konuşuluyorsa , çocuğun konuşması da o kadar gelişir. Ona masal
okumanın, birlikte şarkılar söylemenin dil gelişimine katkısı büyüktür. Çocuklar konuşmayı
öğrenmeyle birlikte “Bu ne?” sorusunu sıkça sormaya başlarlar. Bu dönemde sorularını
cevapsız bırakmamak , tanıyabileceği yeni şeyler üretmek, öğrendiklerini uygulama fırsatları
yaratmak ,yeni bir şey öğrendiğinde bunu fark ettiğimizi ve buna değer verdiğimizi ona
hissettirmek öğrenme isteğini arttıracaktır.

Okul hayatıyla beraber çocuklar, dünyayı algılamak için bazı genel kuralların olduğunu
keşfederler. Önceleri sadece yetişkinler istediği için kurallara uyarken, bu dönemde kuralların
anlamını anlamaya başlar.

Anne Babalara Düşen Görevler

   1.   Çocuğun öğrenme isteğini ve merakını desteklemek
   2.   Yeterli ilgi ve sevgiyi göstermek
   3.   Büyük ya da küçük yeni bir şey öğrendiğinde onu takdir etmek
   4.   Öğrendiklerini farklı ortamlarda uygulama fırsatları yaratmak
   5.   Onunla bol bol konuşmak
   6.   Sabırla ona neyi nerede yapacağı ya da nasıl yapacağı konusunda yol göstermek
   7.   Doğru tutum ve davranışlarla ona model olmak

Çocukların taklit ederek öğrendiğini unutmamalıyız. Tek başına bırakılmış, ilgi
gösterilmeyen, konuşulmayan, çevresinden kopuk büyüyen bir çocuk zor öğrenir, gelişemez.
Özellikle yaşamın ilk yıllarında çocuğun gelişim ve öğrenmesinde anne babasının rolü çok
büyüktür. Öğrenmeye elverişli bir ortam oluşturmak, çocukla yeterince ilgilenmek, çocuğun
öğrenme isteğini desteklemek çocuğun gelişimini ve öğrenmesini ve başarısını etkileyecektir.

Bütün çocuklar aynı süreçlerden geçer, benzer şekilde gelişirler. Ancak her çocuğun kendine
özgü bir gelişim hızı ve tarzı olduğunu da unutmamak gerekir. Çocuğumuzdan
beklentilerimiz, onun yetenekleri ve başarabileceklerinin üzerinde olmamalıdır. Çocuğun;
bireysel özelliklerini anlamaya çalışmalı, güçlü ve zayıf yanlarını iyi bilmeliyiz. Ancak bu
şekilde öğrenme sürecinde ona doğru yol gösterebiliriz.



 

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Categories:
Stats:
views:33
posted:1/16/2013
language:Turkish
pages:68
Description: Cocuklarda ogrenme yeteneğin gelistirilmesi uzerine yazilmis uzman goruslerine yer verilen faydalı bir dokuman.