12 tasavvuf 2012 by pEKxTDd

VIEWS: 68 PAGES: 3

									                                      İSLAM DÜŞÜNCESİNDE TASAVVUFÎ YORUMLAR

       Tasavvuf: Kur’an ve sünnete dayalı bir hayat tarzıyla, Allah’ın hoşnutluğu ve ebedi hayatı kazanmak için, ahlakı
güzelleştirme, nefsi temizleme, kötülüklerden arındırma ve ruhun yücelerek kemale ermesi yöntemlerini konu edinen din ilmidir.
Tasavvuf ile ilgilenenlere Mutasavvıf veya Sufi denir.
                                                Tasavvufî Düşüncenin Oluşumu
          İbni Haldun’a göre Tasavvuf; ibadete ısrarla devam etmek, Allah’a yönelmek, dünyanın süs ve aldatıcılığından yüz
çevirmek, halkın sevdiği ve rağbet ettiği zevk, mal, servet ve şöhrete ilgi duymamaktır. Ayrıca Hacı Bektaş Veli’ye göre ise
Tasavvuf; nefis savaşında olgunlaşmak ve pişmektir.
          İslam’ın ahlak esasları üzerinde yoğunlaşan düşünceye ise Tasavvufî düşünce denir. Bu düşünce, İslam dininin temel
ilkeleri doğrultusunda nefsi arındırır ve kötülüklerden uzak durmayı amaçlar. Bu düşünceyi diğer yorumlardan ayıran en temel
özellik ise arınmayı ve ibadetleri samimiyetle yapmayı hedeflemesidir.
          Hz. Peygamber zamanında bulunmayan Tasavvuf tarihi süreç içinde çeşitli dönemlerden geçmiştir. Zühd Dönemi,
Tasavvuf Dönemi ve Tarikat Dönemi.
          Tasavvufi düşüncenin doğuşu ve oluşumunda ahlaki erdemleri yaşama ve yaşatma arzusu birinci derecede etkili
olmuştur. Tasavvufi düşüncenin önemle üzerinde durduğu konular; züht, takva ve dünyanın geçici nimetlerine düşkün olmama
gibi bazı davranışlardır. Bu anlamda Peygamber Efendimiz (SAV) döneminde Müslümanların yaşantısı mütevazi ve takvaya
uygun şekilde olmuştur. Ancak Emeviler döneminde ortaya çıkan kargaşa ve çatışmalar, yöneticilerin lüks ve gösteriş içinde
hayat sürmeleri, birtakım olumsuzluklara sebep olmuştur. Bu da sonraları ortaya çıkacak olan tasavvufi düşünce üzerinde önemli
etkileri olan Ebu Zer Gıfari, Ebu Musa Eşari, Abdullah b. Mesud, Selman-ı Farisi ve Ebu’d-Derda gibi sahabeler duruma itiraz
etmişler ve aşırı dünyevileşme karşısında Müslümanları ve dönemin yöneticilerini uyarmışlardır.
          İşte bu sosyal ve siyasal olayların sebep olduğu ahlaki ve dini değerlerdeki yozlaşmaya bir tepki olarak meşhur bilgin
Hasan Basri’nin öncülüğünde yeni bir anlayış ortaya çıkmıştır. Tasavvufi düşünce, hicri II. Asırdan itibaren farklı bir döneme
girmiş ve olgunlaşarak gelişmiştir. Beyazidi Bistami, Cüneydi Bağdadi, Hallac, İbn Arabi, Ahmed Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaş
Veli ve Yunus Emre gibi mutasavvıflar bu düşünceye felsefi bir boyut kazandırmış ve bu düşüncenin sistemleşmesini ve
kurumsallaşmasını sağlamışlardır.
          Tasavvufi düşünce bir bütün olarak İslam’la özdeşleştirilemez. Çünkü Tasavvufi düşünce yalnız başına “İslam’ın bir
ürünü değil, siyasi, dini entelektüel ve ırki özellikleriyle, İslam tarihinin bir ürünüdür.”

                                              Tasavvufi Düşüncede Allah-Varlık İlişkisi:
 Kur’an-ı Kerim’de Allah-varlık ilişkisi konusunda şu temel hususlar belirtilmiştir:
      Allah, tüm varlıkları bir düzen, ölçü ve ahenge göre hiçbir şeye ihtiyaç duymadan “Ol!” emriyle yaratmıştır.
      Allah tüm varlığın yegâne sahibi ve hakimidir.
          Tüm varlıklar hem Allah’ın bilgisine, iradesine, hikmetine ve gücüne işaret eder hem de insana hizmet eder. Allah bir ve
          tektir, eşi ve benzeri yoktur. O’nun dışındaki tüm varlıklar geçicidir.
          Tasavvufi anlayışta tevhit esastır. Sufiler âlemi ve varlıkları genel anlamda ikiye ayırırlar. Allah ve Masiva (Allah
dışındaki her şey). Tevhit yani Allah’ın yegâne birliği düşüncesi tasavvufi anlayışta Vahdet-i vücut olarak şekillenmiştir. Vahdeti
vücut’u şöyle açıklamaktadırlar: “Gerçek varlık birdir. O da Allah’ın varlığıdır. Ondan başka hakiki varlık mevcut değildir. Diğer
varlıkların var olması onun var oluşuna nispetle yok hükmündedir. Çünkü diğer varlıkların var oluşları geçicidir ve Allah’ın
varlığına bağlıdır. Bu, eşyanın varlığı ile gölgenin varlığı gibidir. Nasıl ki eşya var olmadan gölge var olamaz, alemdeki tüm
varlıklar da Allah var olmadan var olamaz.”

                                                     Tasavvufi Düşüncenin Gayesi:
         İnsanı önce kendi varlığı hakkında bilinçlendirmek ardından, onu bulunması gerekli olan makama yükselterek Allah’ı
daha iyi tanımasını sağlamaktır.
                                          Tasavvufi Düşüncenin Bazı Temel İlkeleri

        Seyrüsüluk: Kişinin iç dünyasına eğilerek kendisini yanlışa ve kötüye sevk eden kötü duygulardan arınması için şahsiyet terbiyesi
         yapması ve benliğini arındırmaya çalışmasıdır.
        Riyazet ve Mücahede: Kişinin güçlü bir irade sahibi olmak ve sağlam bir kişiliğe erişmek için zorluklarla mücadele etmesidir.
        Tövbe: Kişinin işlemiş olduğu hata ve kusurlardan vazgeçmesi bir daha onları işlemeyeceğine dair Allah’a söz vermesidir.
        Sabır ve Sebat: Kişinin başına gelen olumsuz ve sıkıntılı olaylar karşısında dirençli olması, gücünü ve iradesini doğru kullanarak
         zorluklarla mücadele etmesi, aceleci davranmayarak kendisine ve çevresine zarar verici davranışlardan kaçınmasıdır.
        Cömertlik: Kişinin sahip olduğu nimetleri başkalarıyla paylaşması, ihtiyaç sahiplerine kol kanat germesidir.
        Doğruluk: Kişinin söz ve davranışlarında dürüst olmasıdır.
        Zühd: Her türlü günah, gıybet, dedikodu ve boş şeylerden kaçınmak, dünyaya dalmamak ve gönülde mal mülk sevgisine yer
         vermemektir.
        Tevekkül: Bir işi başarmak için elinden geleni yaptıktan sonra gerisini Allah a bırakmaktır.
        Kanaat: Çalışıp gayret ettikten sonra ele geçene razı olmaktır.
        Zikir: Her zaman Allah’ın varlığını hatırlamak ve O nu anmaktır.
        Murakebe: Nefsini kontrol altında tutmak, her an Allah’ın gözetimi altında olduğunu düşünerek hareketlerine yön vermektir.
        Rıza: “Allah tan gelen her şey de bir hayır vardır” düşüncesiyle Ondan gelenlere razı olmaktır.
        Teveccüh: Bütün duygu ve düşüncesiyle Allah’a yönelmektir.
                                         Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar
1.Yesevilik: Türkistan Bölgesinde doğup kısa bir sürede geniş bir coğrafyaya yayılan Yesevilik’in kurucusu Hoca Ahmed
Yesevi’dir. Pir-i Türkistan lakabıyla özellikle Kırgız ve Kazak Türkleri arasında etkili olan Yesevilik düşüncesinin felsefesi, Hoca
Ahmed Yesevi’nin Divan-ı Hikmet isimli eserinde bir araya getirilmiştir.
         Bu düşünce ile Orta Asya Türklerinin İslam’ı kısa sürede kabul etmelerini sağlamıştır. Ayrıca Hoca Ahmed Yesevi’nin
öğrencileri olan Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Geyikli Baba, Sarı Saltuk gibi şahsiyetler, bu düşünceyi Anadolu’ya taşıyarak
buranın müslümanlaşmasında önemli roller oynamışlardır.
         Yeseviliğin ahlaki ilkeleri: Benlikten vazgeçmek, kanaatkar olup diğer insanları düşünmek, faydasız şeylere vakit
harcamamak, yalan söylememek, insanların kalbini kırmamak, herkese şefkatle davranmak, yoksul ve gariplere yardım etmek,
misafir ağırlamak, komşularla iyi geçinmek, dünya malına gereğinden fazla değer vermemek, hak ve hukuka riayet etmek, rızkı
helal yollardan temin etmek.
2.Kadirilik: Kurucusu Abdülkadir Geylani’dir. Anadolu’da ilk defa Eşrefoğlu Rumi aracılığıyla yayılmıştır. Kadirilikte
haramdan sakınmak, ilim öğrenmek, nimete saygı göstermek ve Allah’ı sıkça zikretmek önemli hususlardır.
3.Nakşibendilik: Bahauddin Nakşibend tarafından kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul’a girmiştir. Dinin
emirlerine bağlı olma, nefsin kötü isteklerinden temizlenme, sevgiyle Allah’a yakınlaşma, bilgi ve marifet yoluyla Allah’a ulaşma
temel ilkelerdendir. İnsanların iç dünyalarını temizlemek için kötü alışkanlıkları bırakıp günahlardan tövbe etmeleri, zikirle,
tefekkürle meşgul olmaları tavsiye edilir.
4. Mevlevilik: Mevlana, 1207 yılında bugün Afganistan’ın kuzeyinde yer alan Belh şehrinde doğmuş ve küçük yaşlarda ailesiyle
birlikte Konya’ya yerleşmiştir. Mevlana ilk tahsilini aynı zamanda mutasavvıf olan babası Bahaeddin Veled’den almıştır.
Mevlana’nın tasavvufi düşüncelerini temel alan Mevlevilik, Mevlana’nın oğlu olan Sultan Veled tarafından sistemleştirilmiştir.
          Mevlana, Şems isimli bir sufi ile tanıştıktan sonra farklı bir düşünce dünyasına girerek öğütlerini ve hikmetli sözlerini
insanlara aktarmak için şiir sanatına başvurmuştur. Mesnevi ve Divan-ı Kebir isimli eserlerinde bir araya getirdiği şiirleriyle
insanları iyiliğe, güzelliğe teşvik eder. Dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıracak bilgiler aktarır.
          Mevleviliğin ahlaki ilkeleri: Güzel ahlaklı, dürüst, cömert, çalışkan, alçakgönüllü, sabırlı, başkalarının iyiliğini isteyen,
doğru sözlü, helal lokma peşinde olan, Allah’a şükreden ve ibadetlerini yerine getiren örnek bir insan olma.
          Mevlevilerin ney ve ilahiler eşliğinde kollarını açıp dönerek yaptıkları ayine “sema” adı verilir.
5. Alevilik-Bektaşilik: Alevi-Bektaşilik düşüncesinin kurucusu Hacı Bektaş Veli’dir. Hacı Bektaş Veli, Pir-i Türkistan olarak
anılan Ahmet Yesevi’nin manevi ocağında yetişmiş bir Horasan ereni olarak Anadolu’da ahlak, adalet ve özgürlük meşalesini
dalgalandırmış, insan sevgisi ve bir arada yaşama kültürünü yaygınlaştırmıştır. Hacı Bektaş Veli Makalat isimli eseriyle Alevilik-
Bektaşilik düşüncesinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Bektaşîliğin tasavvufî sisteminin merkezinde 'dört kapı kırk
makam' anlayışı bulunmaktadır.
          Alevi-Bektaşilik düşüncesinde Ehl-i Beyt sevgisi ön plana çıkarılarak Hz. Hasan ve Hüseyin’in soyundan gelenlere
saygıda kusur edilmez. Ehl-i Beyt Peygamberimizin ailesi ve soyundan gelen kişiler demektir. (Hz.Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan
Hz.Hüseyin). Muharrem ayında Hz.Hüseyin’in şehit edilmesinin matem için on iki gün oruç tutulur.
          Alevilik- Bektaşilik düşüncesine göre dedelerin ve babaların önderlik yaptığı, cemaatle yapılan törenlere Cem adı verilir.
Bu törenlerde deyişler-mersiyeler söylenir, küskünler barıştırılır, semah dönülür, kurbanlar kesilir ve lokmalar dağıtılır. Semah
Cemlerde saz ve nefes eşliğinde dönülerek yapılır.
          Vilayetname-i Hacı Bektaş Veli, Buyruklar ve ozanlar tarafından söylenmiş deyiş ve nefesler, bu düşüncenin temel
kaynaklarıdır. Alevi-Bektaşilik düşüncesinin temelini cemde dile getirilen şu söz çok iyi ifade etmektedir:
“Allahu azimuşşanın kuluyum, Adem safiyullahın neslindenim, İbrahim Halilullahın milletindenim. Dinimiz din-i İslam;
kitabımız, Kur’an; kıblemiz Ka’be; Muhammed aleyhisselamın ümmetindenim. Şah-ı Merdan-ı Mürteza Ali’nin bendesiyim.
Gürühu nacidenim. İmam-ı Cafer Sadık mezhebindenim…”
                                                  Alevi-Bektaşiliğin ahlaki ilkeleri
       İncinsen de incitme.                                                   Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
       Eline, beline, diline sahip ol!                                        Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
       Okunacak en büyük kitap insandır.                                      İnsanın cemali sözünün güzelliğidir.
       Alem Adem, Adem de Alem içindedir.                                     Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.
       Oturduğun yeri pak et, kazandığın parayı hak et.                       En büyük keramet çalışmaktır.

5. Nusayrilik: İbn Nusayr en Nemiri’nin öncülüğünde kurulmuştur. Hz.Ali ve Ehl-i beyt sevgisi ön planda tutulur. Hz. Ali Hz.
Muhammed’den sonra halife olması gereken kişi olduğuna inanılır. Nusayriler inançlarını beş temel esasa dayandırırlar. Allah’ın
varlığına birliğine inanmak, Peygamberlere inanmak, Allah’ın adil olduğuna inanmak, kıyamet ve ahiretin varlığına inanmak,
İmametin (Hz.Ali ve soyunun halifeliği) hem dini hem dünyevi bir önderlik ve kutsal makam olduğuna inanmak.
                                               Birlikte Yaşama ve Hoşgörü Kültürü
         Dini inanç ve yorumlardaki farklılıklar, inanç ve fikir dünyasının zenginliğini gösterir. Birlikte yaşama ve hoşgörü
kültürü insanların benimsemiş oldukları inançlarından ödün vermeleri anlamına gelmez.
         İslam dini hoşgörü kültürünü yaymayı, insanlar arasında ayrımcılık yapmaya son vermeyi, ahlaki yozlaşmayı ve
adaletsizliği ortadan kaldırmayı ister. Bundan dolayı zulmetmeyi, böbürlenmeyi, bozgunculuk yapmayı, başkasının arkasından
konuşmayı, yetim ve kimsesizlerin hakkını yemeyi şiddetle yasaklar.
         Yesevilik, Mevlevilik, Alevilik- Bektaşilik gibi yorumlar birlikte yaşama ve hoşgörü kültürünü yaymaya çalışan
oluşumlardır. Tasavvufi oluşumlar, İslam düşünce hayatına bir zenginlik katarak farklılıkların çatışmadan birbiriyle uyum içinde
ve bir arada yaşamasına katkı sağlamıştır.

								
To top