Hava Kirliligi by 9eCkQp

VIEWS: 29 PAGES: 17

									HAVA KİRLENMESİ

Çevre sorunları arasında hava kirliliği, kaçınılmasının mümkün olmayışı nedeniyle
diğer ortamların kirliliklerinden farklı bir özellik göstermekte ve daha büyük bir
potansiyel tehlike oluşturmaktadır. Su kirliliğinin olumsuz etkilerinden; temastan
kaçma, su ürünlerini yemekten kaçınma, içme suyunun güvenilir kaynaklardan
taşınarak temini gibi yollarla bir dereceye kadar uzak kalmak mümkün olsa da;
havadaki gaz kirleticilere maruz kalmamak için o yöreyi terketmekten b aşka çıkar
yol yoktur (Önümüzdeki yıllarda gaz maskeleri piyasaya sürülmezse!).

Hava kirliliğini oluşturan en önemli kaynaklar yakma, ulaşım, endüstriyel üretim,
katı atık biriktirme yerleri ve doğal proseslerdir. Bütün bu olaylar sonucu havaya
karışan uçucu kül, kurşun bileşikleri, kükürt oksitleri, azot oksitleri, karbon
monoksit, hidrokarbonlar, hidrojen sülfür, ozon, organik asitler, aldehitler, amonyak
ve karbondioksit gibi maddeler; başta insan olmak üzere tüm canlılar için bir sağlık
riski oluşturmakta, eşyalara ve binalara da zarar vermektedir.

Atmosferde gazların dışında da çeşitli bileşenler bulunmaktadır. Sıvı veya katı
taneciklerin gaz ortamında askıda durmasıyla oluşan tozluluk sağlık etkileri
nedeniyle önemlidir. Hava ortamında askıda duran partikül halindeki maddelerin
iriliklerine ve yoğunluklarına bağlı olarak ancak belli bir süre için bu hali
sürdürebilmektedirler. Aerosol olarak adlandırılan bu partiküller, tane iriliklerine ve
kimyasal yapılarına bağlı olarak toz, buhar, sis, duman ve sp rey gibi isimler alırlar.
Duman, karbonlu maddelerin tam yanmaması sonucu havaya bırakılan katı
taneciklerdir. Sprey ise sıvıların atomize hale gelmesiyle oluşan sıvı taneciklerdir
(Müezzinoğlu,1987). Şekil 5.1’de hava kirleticilerin insan sağlığı üzerine etkileri
görülmektedir.

Çökelme eğilimleri yüzünden yaklaşık 40 mikrondan daha iri tozluluk pek görülmez.
Tozluluğun alt sınırı ise molekül ölçeğindedir. Sağlık etkileri açısından 10
mikrondan iri aerosoller burundan, 5 mikrondan iri olanlar ise üst solunum
yollarından aşağı inemediklerinden insan sağlığına doğrudan etkileri azdır. Halbuki 3
mikrondan ince olan tozlar sağlık etkileri en büyük kirleticilerdir

Özellikle duman, buhar gibi mikron altı ölçekli kirleticiler akciğerl erimizdeki
alveollere kadar giderek zararlı etki gösterebilmektedirler (Müezzinoğlu, 1987).
Şekil 5.1. Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerine etkileri.

Aşağıda gaz, partikül ya da aerosol halindeki hava kirleticilerinden önemli olanlar ın
çevresel etkileri açıklanmıştır.

Radon

İnsan sağlığı için önemli bir risk doğal bir kirletici olan radondan
kaynaklanmaktadır. Toplumumuzca çok iyi bilinmeyen bu gaz, öldürücü olması
nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri, İsveç, Norveç, Brezilya, Hindistan, Japonya
gibi birçok ülkede çok iyi tanınmaktadır. Bunun nedeni, topraktan kapalı alanlara bol
miktarda sızan bu gazın insanlarda "akciğer kanseri"ne neden olmasıdır.

Amerika Birleşik Devletleri'nde radonun neden olduğu akciğer kanseri yüzünden
yılda 10 000 ila 40 000 arasında insan ölmektedir. Bu ülkede her yıl akciğer
kanserinden ölenlerin sayısı 130 bindir. Böylece, radon sigaradan sonra akciğer
kanserine neden olan ikinci en tehlikeli madde konumundadır. Radonun bu tehlikeli
sonuçlarında tütün kullanımı, kötü çevresel koşullar ve tozlu ortamlarda çalışma gibi
diğer faktörlerin katkısının bulunmadığı bilinmektedir. Uzmanlar, bu veriler ışığında,
atmosferi kirleten tüm unsurlar içerisinde radonun en tehlikelisi olduğunun
belirlendiğini belirtmektedirler (Tüketici Rehberi, 1990).

Ülkemizde ise 1989 yılında muhtelif kanser çeşitlerinden hayatını kaybedenlerin
sayısı 17 905 olup, tüm kanser çeşitleri arasında en yüksek ölüm oranı 4 664 kişi ile
"solunum yolu kanseri"nde bulunmaktadır. Ancak, bunun ne kadarının radon ile ilgili
olduğu bilinmemektedir. Aşağıda radon ile ilgili bazı bilgiler verilmiştir:

       Radyoaktif gazların tatsız renksiz, kokusuz bir yan ürünüdür.
        Radon insanı en güvendiği ortamda yakalar: Evinde.
       Radon uranyumun olduğu her yerde bulunur. Yer kabuğunda uranyum her
        tarafta mevcuttur.
       Bir gaz olduğundan, radon sürekli hareket halindedir.
       Bir açıklık bulup havaya karıştığında tehlikesi kalmaz.
       Ancak, bir eve sızmaya başladığında kaçacak yer bulamazsa birikerek çok
        yüksek konsantrasyonlara ulaşabilir. Böyle bir hava teneffüs edildiğinde
        radyoaktivite doğrudan doğruya vücuda alınmış olur.

Doğada bulunan radyoaktif maddeler dünyanın oluşumu sırasında yüksek enerji
içeren nükleer reaksiyonlar sonucu meydana gelmişlerdir. Dünyanın oluşumundan
sonra yer kabuğu ve yeryüzeyi birçok olaya maruz kaldığından, uranyum ve toryum
dünyanın üst kabuğunda kütle halinde ve yüksek yoğunlukta bulunmaz. Buna
karşılık, yeryüzünden 10 km derinliğe kadar yer kabuğunun her yerinde az veya çok
miktarda mutlak surette uranyum bulunmaktadır.

Radonun parçalanmasıyla oluşan ilk dört ürünü kısa ömürlü ve kuvvetli radyoaktif
olmaktadır. Havadaki toz taneciklerine kolayca yapıştığından, radon ürünleri, sağlık
riski yönünden radondan daha tehlikeli sayılmaktadır. Araştırmalar, radon gazının
biri toprakta, diğeri ise yeraltı ve yüzey sularında olmak üzere iki ortamda
bulunduğunu göstermektedir.

Radon gazı yoğunluğunun yüksek olması, insanların ek bir radyasyona maruz
kalmasına neden olur. Radonun tehlikesi ortama göre değişkenlik göstermektedir.
Örneğin, sürekli zemin ya da bodrum katında çalışan veya yaşayan bir insanın riski
ikinci katta oturan bir insanınkinden daha fazladır. Benzer şekilde, tüm gününü evin
içinde geçiren insanların riski çalışan bir insana göre daha fazladır. Şekil 5.2'de
radonun bina içinde yayılımı görülmektedir.

Bir uranyum ürünü olan radon binalarda toprağın altına gelen kısımlarda (bodrum
katlarında veya binanın temelinde) bulduğu çatlaklardan, kanalizasyon ve su borusu
gibi açıklardan zemin kata girerek tüm binaya yayılır. Asıl önemli olan duvarlardan
ve kullanılan yapı malzemesinden gelen radon gazıdır. Zira bütün toprak ve kayaların
bileşiminde uranyum ve radyum bulunmaktadır. Dolayısıyla her yerin havasında ve
suyunda radon gazı ve radyoaktif ürünleri bulunur. Ancak, yoğunlukları toprak ve
kayaların içindeki uranyum ve radyum miktarına bağlı olarak değişir.

Radon, toprak ve yapı malzemesinden bina içi ve bina dışı atmosfere karışır. Böylece
radon ve ürünleri solunum yolu ile insan akciğerine girer, bronşlara dağılır ve
mukozalara yapışır. Bu radyoaktif maddeler akciğerdeki doku ve hücreleri
radyasyona maruz bırakır.




Şekil 5.2. Radonun bina içerisinde yayılımı.

Radyasyon hücrelerin özelliğini değiştirebilir ve üreme fonksiyonlarını bozabilir,
akciğer kanseri riski ortaya çıkar. Normal koşullarda bütün doğal kaynaklardan insan
akciğerinin maruz kaldığı radyasyon dozunun % 57 oranındaki bölümünü radon ve
ürünlerinin yayınladığı alfa radyasyonu oluşturur. Normal şehir yaşamında solunum
sistemine giren doz, diğer yerlere oranla 13 kez ve hatta daha fazla olabilmektedir.

İsveç'te Baltık denizindeki bir adada yaşayan insanlar üzerinde yapılan bir istatistiğe
göre, 1960-1978 yılları arasında akciğer kanserinden ölüm oranı yüzde % 34 olarak
bulunmuştur. Oldukça yüksek olan bu oranın nedeni ada toprağının uranyum
içermesidir. Bir diğer örnek de Pennsylvania'dan (ABD) verilebilir: 1800 evde
yapılan ölçümlerde, evlerin % 40'ının havasında kabul edilmeyecek kadar yüksek
düzeyde radon gazı yoğunluğu tespit edilmiştir.
Radon gazı için Uluslararası Atom Enstitüsü Ajansı'nın (IAEA) kabul ettiği sınır 200
beckerel/metreküp’tür. Ancak bu oran her yerde aynı değildir. Örneğin İsveç'te
(Stokckholm) evlerde yüksek oranlarda radon gazı bulunması nedeniyle bu sınır 400
beckerel/metreküp olarak kabul edilmiştir. Radon gazından korunmak için
uzmanların önerileri aşağıda verilmiştir:

     İlk önlem ortamda ölçüm yapılmasıdır. Özellikle nüfusun         yoğun olduğu
      şehir ve kasabalarda, bina içi atmosferde radon gazı ve ürünlerinin birikim
      oranı tespit edilmelidir.
     Ölçüm için en ideal mevsim kış aylarıdır. Gerçek radon miktarının
      belirlenmesi için ölçümün yapılacağı ortamın kapı ve pencerelerinin bir süre
      kapalı tutulması gerekmektedir.
     Yapıların inşasında kullanılan yapı malzemelerinde radon ölçümü
      yapılmalıdır.
     Duvarlardaki çatlaklardan radon gazının bina içine yayılmasının engellenmesi
      için zift uygulamasına    gidilebilir
     Kapalı bir odada duvardan çıkan radon gazı konsantrasyonunu düşük düzeyde
      tutmak ve sağlık riskini azaltabilmek için en iyi çare kapalı yeri sık sık
      havalandırmaktır. Kapalı yerin havası 2 saatte en az bir defa değiştirilmelidir.
      Bilhassa kış aylarında kapı ve pencereler 2 saatte bir kısa bir süre açılmak
      suretiyle havalandırma sağlanmalıdır (Tüketici Rehberi, 1990).

Kurşun Bileşikleri

Atmosferde bulunan partikül halindeki kirleticilerden en çok bilinenin kurşun
bileşikleridir. Oktan sayısını, dolayısıyla verimi artırmak amacıyla mot or yakıtlarına
ilave edilen ve çok zehirli bir madde olan kurşun tetraetil, yanma sonucunda sürekli
olarak atmosfere verilmekte, solunum yoluyla insan bünyesine alınmaktadır. Kurşun
bileşikleri, vücutta alyuvarların gelişme ve olgunlaşmasını engelleyici et ki
göstermektedir. Bir ağır metal olan kurşuna maruz kalan kişilerin idrarında porfirin
adı verilen bir madde bulunmaktadır. Dolayısıyla kurşun kanda ve idrarda tespit
edilebilmektedir. Yapılan çalışmalar, kurşun konsantrasyonunun; şehirlerde yaşayan
insanların kanında, kırsal alanlarda yaşanlara oranla; sigara içenlerin kanında, sigara
içmeyenlere oranla daha fazla olduğunu göstermiştir (Vesilind, 1975).

Kükürtdioksit

Kükürt oksit emisyonları, yakıtlarda bulunan kükürtten kaynaklan maktadır.
Kükürtdioksit suda ve vücut sıvısında yüksek oranda çözünen bir maddedir. Bu gazın
birinci etkisi üst solunum yollarındaki dokuların tahrişi olup, bu da hava akımına
karşı bir direnç oluşmasına neden olmaktadır. Ortamda (canlı için hiçbir etkisi
olmayan) bir aerosol bulunması halinde; kükürtdioksit, aerosol ile birlikte daha fazla
zarar verebilmektedir. Aerosol kükürtdioksiti adsorbe ederek solunum sistemine
taşımaktadır. Daha sonra adsorbe olmuş kükürtdioksit daha zararlı bir madde olan
sülfürik aside dönüşmektedir.
Genellikle kükürtdioksitin etkisi akut olmaktan çok kroniktir. Kükürtdioksit gazının
aşağıda gösterilen reaksiyon sonucu sülfürik asite dönüşümü asit yağmurları nın
oluşumuna neden olmaktadır:

SO 2 + 1/2O 2         SO 3
SO 3 + H 2 O          H 2 SO 4

Özellikle endüstrileşmiş ülkelerdeki hava kirliliğinden kaynaklanan asit yağmurları
uluslararası bir problem oluşturmaktadır. Ormanlarıyla ünlü İskandinav ülkeleri,
endüstrileşmiş orta Avrupa ülkelerinden ka ynaklanan ve ormanlarının tahrip
olmasına neden olan asit yağmurlarının engellenmesi için çalışmalar yapmaktadırlar.
Şekil 5.3’te kükürtdioksit için hava kalitesi kriterleri görülmektedir.

    μg/m 3
   700 ─

        (Duman-is 750 μg/m 3 ), 24 saat, hastalık artması
         ve ölüm
   600 ─

        (Duman-is 300 μg/m 3 ), 24 saat, akciğer hastalığı
   500 ─



   400 ─

          Korozyon hızının artması

   300 ─

          Görüş uzaklığının azalması (% 50)

   200 ─

          Sinerjitik reaksiyon (O 2 veya NO 2 )

   100 ─ Solunum hastalıklarının artması

          Bitkilerde kronik hasar ve aşırı yaprak dökülmesi
      0 ─
Şekil 5.3. Kükürtdioksit için hava kalitesi kriterleri (Göknil, 1977).
Azot oksitler

Azot oksitler, havadaki azotun yüksek sıcaklıkta oksidasyonu ile oluşur. Hemen her
yanma olayı sonucunda oluşan azotmonoksit, zaman içerisinde oksidasyona
uğrayarak azotdi-oksite dönüşür. Azotdioksit akciğerleri tahriş eden bir gazdır.
Azotmonoksit azotdioksit gibi tahriş edici değildir. Şekil 5.4'te azotdioksit için hava
kalitesi kriterleri görülmektedir (Göknil, 1977).
      μg/m 3
  5000 ─ (10 dakika) Hava yolu direncinin artması


  4000 ─


  3000 ─


  2000 ─
        (1 saat) Tavşanlarda akciğer yapısında değişiklik

  1000 ─
        (4 saat) Farelerde akciğer hücrelerinde
        değişiklik
   200 ─


   100 ─ (2-3 yıl) Solunum hastalıklarının artması


        (2-3 yıl) Çocuklarda solunum hastalığı artması
      0 ─

Şekil 5.4. Azotdioksit için hava kalitesi kriterleri.
Ozon

Renksiz ve çok yükseltgen bir gaz olan ozon, hem dostumuz hem de düşmanımızdır.
Stratosferde dünyayı güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından koruyan bir kalkan
görevi yaparken, zemin seviyesinde insan sağlığı açısından çok zararlı bir gazdır.
Ozon özellikle trafiğin yoğun olduğu saatlerde güneş ışınlarının hidrokarbonlar,
uçucu organik maddeler ve azot oksitleriyle verdiği reaksiyonlar sonucunda ortaya
çıkmaktadır.

Benzin ve diğer yakıtlardan kaynaklanan azot oksitlerinin güneş ışığının etkisiyle
ozona dönüşümü aşağıdaki reaksiyonlarda gösterilmiştir:

NO 2 + ışık           NO + O

O + O2           O3

Çok yükseltgen ve tahriş edici bir gaz olan ozon, havada birkaç ppm (milyonda bir)
konsantrasyonda bile akciğerde kanamalara neden olmaktadır.

Otomobillerden çıkan gazların bileşenleri ve güneş ışığının katkısıyla oluşan ve
ikincil kirleticiler adı verilen fotokimyasal duman (yukarıda başlangıç reaksiyonları
görülmektedir) peroksiasil nitratların (PAN) oluşumuna yol açmaktadır. PAN , 0.01
ppm konsantrasyonda bile bazı bitki türleri için 6 saat içerisinde zararlı etkiler
oluşturabilmektedir. Fotokimyasal duman, aşağıdaki reaksiyonlarla ifade
edilmektedir:
NO 2 + ışık         NO + O

O + O2             O3

O 3 + NO                NO 2 + O 2

O + HC (hidrokarbon)                 HCO * (radikal)

HCO * + O 2             HCO 3 *

HCO 3 * + HC         aldehitler, ketonlar

HCO 3 * + NO            HCO 2 * + NO 2

HCO 3 * + O 2           HCO 2 * + O 3

HCO x * + NO 2           Peroksiasil nitratlar

Bu reaksiyonlar, arabaların eksoz gazlarında bulunan maddeleri n ozonun oluşumunu
ve takip eden reaksiyonları açıklamaktadır.

Şekil 5.5'te fotokimyasal dumanın oluşumu ve Şekil 5.6’da gün boyu çeşitli
kirleticilerin konsantrasyonunun nasıl bir değişim gösterdiği görülmektedir. Şekilden
görüldüğü gibi sabah saatlerinde önce NO artmakta, hemen arkasından NO 2 artış
göstermektedir. Daha sonra güneş ışığının etkisiyle ozon ve diğer kirleticilen
oluşmaktadır. Hidrokarbon seviyesi de gündüz artmakta, gece düşmektedir.
Şekil 5.5. Fotokimyasal dumanın oluşumu.




Şekil 5.6. Fotokimyasal dumanda kirleticilerin gün boyu değişimi.
Karbonmonoksit

Yanmanın tam olarak gerçekleşmemesi durumunda ortaya çıkan karbonmonoksit
(CO), kandaki hemoglobinle (Hb) birleşerek karboksihemoglobin oluşturur (COHb).
İnsan vücudunda bulunan hemoglobinin karbonmonoksite karşı ilgisi, oksijene olan
ilgisinden 210 defa daha büyük olduğundan oksijen transferini engellemektedir.
Karboksihemoglobin oluşumu, oksijen taşımakla görevli hemoglobinlerin sayısını
azalttığından, boğulma sonucunda ölüme neden olmaktadır.

Şehir sokaklarında taşıt araçlarının eksozlarından çıkan kar bonmonoksit
konsantrasyonları genellikle 80-90 ppm mertebesinde olmaktadır. Tablo 5.2’de
çeşitli karbonmonoksit konsantrasyonlarının insan sağlığı üzerine etkileri
görülmektedir. Karbonmonoksitin hemoglobin ile olan reaksiyonu geri dönüşümlü
olduğundan, birkaç saat temiz havada kalmak suretiyle kanın temizlenmesi mümkün
olabilmektedir.

Tablo 5.2. Karbonmonoksitin vücut fonksiyonları üzerine etkisi (Vesilind, 1975).

           CO kons., ppm       Etki
                   100         Kalp ve akciğerde işlevsel bozukluklar
                   250         Bilinç kaybı
                   750         Ölüm

Kloroflorokarbonlar

Stratosferin üst tabakalarında dünyayı güneşin en zararlı ışınlarından koruyan ince
bir ozon tabakası mevcuttur. Bilim adamları bazı kimyasal maddelerin (en büyük
kısmı kloroflorokarbonlar ve halonlardan oluşmaktadır) bu yaşamsal ozon tabakasına
zarar verdiği konusunda fikir birliğine varmışlardır. Antartika üzerinde bulunan delik
ABD büyüklüğünde olup, Kuzey yarımküresinde de incelme saptanmıştır. Bu
durumun cilt kanseri vakalarında artışa yol açacağı belirlenmiştir. 1987 Eylülünde 55
ülke Montreal'de (Kanada) toplanarak "Ozon Tabakasına Zarar Veren Maddelerle
İlgili Montreal Protokolu"na imza atmışlardır. Bu protokol, katılımcı ülkelerin 1998
yılına kadar CFC tüketimlerini yarıya indirmelerini ve 1992 yılına kadar da halon
kullanımını dondurmalarını şart koşmaktadır.

O 3 formülü ile ifade edilen ve güneşten gelen yüksek enerjili, kısa dalga boyulu
ışınımları tutma özelliğine sahip olan ozon, kloroflorokarbonlarla reaksiyona
girmekte ve bozunmaya uğramaktadır. Böylece ozon tabakasından sürekli olarak
ozon kaybedilmekte ve tabaka incelmeye uğramaktadır. Kloroflorokarbonlar adı
verilen ve CFCl 3 , CF 2 Cl 2 , CHClF 2 , C 2 Cl 3 F 3 gibi bileşikleri içeren gazlar (Stordal,
1986), insanlar tarafından üretilmekte olup, doğada bulunmalarının tek nedeni insan
faaliyetleridir. Sprey kutularında itici gaz olarak, ayrıca soğutucularda ve plastik
üretiminde kullanılan kloroflorokarbonların konsantrasyonları atmosferde sürekli
olarak artış göstermektedir. Kloroflorokarbonların ozon ile verdiği reaksiyonlar
aşağıda gösterilmiştir:


CFCl 3 (freon)            CCl 2 F + Cl

Cl+O 3              ClO+O 2

ClO+O              Cl+O 2

Net reaksiyon: O+O 3             2O 2

Net reaksiyondan görüldüğü gibi ozon gazı oksijen gazına dönüşmek suretiyle
bozunmaktadır. Serbest kalan klor yeniden ozon ile reaksiyona girdiğinden
indirgenme işlemi sürekli devam etmektedir. Yapılan araştırmalar ozon tabakasının
incelmesine neden olan kloroflorokarbonların, ayni zamanda sera etkisine de katkıda
bulunduğunu göstermiştir.

Asbest

Asbest, lifsi özellik gösteren silikatlar grubuna verilen genel isimdir. Altı mineral
türü, bu gruba dahil edilmektedir: Krisotil, krosidolit, antofilit, tremolit, aktinolit ve
amosit. Şekil 5.7'de asbestin lifsi yapısı görülmektedir.

Bir mineral olan asbestin, uzun ömürlü dokumaların yapılmasına müsait olması, bu
malzeme ile yapılan tekstillere "ölümsüz" sıfatının takılmasına neden olmuştur.
Asbestli tekstiller birçok tapınaklarda gerek dekorasyon, gerekse de aydınlatma
araçlarında fitil olarak kullanılmıştır.
Şekil 5.7. Serpentin asbest.

Asbest, elastikliği ve dayanıklılığı nedeniyle, günüm üzde 3000 den fazla kullanım
alanı olan bir malzemedir. Bunların başlıcaları asbestli çimento yapı elemanları,
asbestli çimento borular, yer karoları, balatalar, ateşe dayanıklı izolasyon panelleri,
fırınların ve buhar iletim borularının izolasyonu, yükse k sıcaklıkta çalışan kişilerin
koruyucu kıyafetleri, bağlantı malzemeleri, tekstil ürünleri, fillerler ve
güçlendiriciler (contalar, kağıt, filtre malzemesi, mastiks, adhesivler, kaplamalar).
Bu malzemelerde kullanılan asbest oranı % 5 ila % 100 arasında değişmektedir.

Havada bulunan asbest, doğal aşınma ve erozyon süreçleri vasıta sıyla, endüstriyel
emisyonlardan ve çeşitli asbestli ürünlerin kullanımından kaynaklanmaktadır.
Asbestin atmosferdeki konsantrasyonları genellikle oldukça düşük seviyelerde
olmakla beraber, yerel olarak, veya çeşitli mesleklerin uygulandığı ortamlarda çok
daha yüksek seviyelere ulaşabilmektedir.

ABD'de yapılan ölçümler, havadaki tipik asbest konsantrasyonları nın 0.01-0.1 μg/m 3
arasında bir değişim gösterdiğini ortaya koymuştur. 0.001 μg krisotil asbestinin 1
milyon fibril içerdiği tahmin edilmiştir. Asbestin havadaki konsantrasyonu 0.03
μg/m 3 ten daha az ise, günde 20 m 3 'lük bir hava solunduğu varsayımıyla, havadan bir
günde alınan asbest miktarının 0.6 μg'dan az olduğu bulunur.

Hava yoluyla bünyeye alınan asbest, ilk aşamada akciğerlerde depolanır. Patolojik
gözlemler, asbestin solunum sisteminde çökeldiğini ve tutulduğunu göstermektedir.
Solunum yollarında çökelme lifin çapı ile, tutulma ise uzunluğu ile ilişkilidir.
Asbest bu organlardaki korunma mekanizmalarıyla tekrar dışarıya atılabilmektedir.
Küçük miktarlardaki asbestin solunmasından sonra, kısa lifler makrofajlar tarafından
alınmakta ve bazı mekanizmalarla uzaklaştırılmaktadır. Uzun lifler genellikle
kaplanmakta ve parçalanarak 18 ay içerisinde bünyeden uzaklaştırılmaktadır. Bazı
lifler ise kaplanmalarına rağmen asbest olarak kalmaktadır. Dolayısıyla akciğerlerin
asbestten temizlenmesi, liflerin özelliği (şekil, uzunluk, kimyasal tipi, vd.) ile
yakından ilgilidir.

Asbestin insan sağlığı üzerine temel olumsuz etkisi, hava yoluyla alınan asbestten
kaynaklandığı için, asbestin hava kirletici olarak olumsuz etkileri konusunda
yapılmış pek çok araştırma vardır. Havadaki asbeste maruz kalındığında; asbestosis,
kalsifikasyon, bronşojen karsinoma, malin mezotelioma ve gastrointes tinal kanser
görülmektedir. Latensi (uyku) peryodu 7-20 yıl arasında değişmektedir.

Asbestin malin mezotelioma oluşumuna katkısı Batı Almanya, İngiltere, Güney
Afrika ve ABD'de gösterilmiştir. Asbeste maruz kalma ile tümör oluşumu arasında
geçen süre 20-40 yıl arasında değişmektedir. Uzun süre asbest soluma ile
gastrointestinal kanser arasında da ilişki olduğu sanılmaktadır.

Türkiye'nin jeolojik yapısının bir sonucu olarak Anadolu'nun bazı yöreleri asbest
açısından zengindir. Türkiye’de malin mezotelioma vakalarının büyük bir çoğunluğu
kırsal bölgelerde yaşayan kişilerde gözlenmiştir (Barış, 1979).

Sigara

Hernekadar basın ve diğer medya tarafından sık olarak gündeme getirils e de, önemli
bir hava kirletici olan sigaradan bahsetmediğimiz taktirde hava kirlenmesine ilişkin
tablomuz eksik kalır. Sigara en yaygın ve zararlı bina içi hava kirleticilerinden bir
tanesidir. Sigara içilmesi sonucu ortamda oluşan gazlar; kanserojen tar
partiküllerinin yanı sıra tahriş edici birçok gazı da içermektedir. Sigaranın akciğer
kanserine yol açtığı kesinleşmiş bir bulgu olup, kalp ve solunum rahatsızlıkları ile de
ilişkisi vardır (Şekil 5.8). Pasif içici adı verilen grupta da önemli sayıda akc iğer
kanseri vakasının sigara dumanına maruz kalma sonucu oluştuğu saptanmıştır.

Sigara dumanının zararlı etkisi içerdiği ve tam yanmaya uğramayan 4700 kimyasal
maddeden kaynaklanmaktadır. Bunlar arasında karbonmonoksit, nikotin, tar, kükürt
dioksit, amonyak, azot oksitleri, vinil klorür, hidrojen siyanür,    formaldehit,
radyonüklitler, benzen ve arsenik bulunmaktadır. Bu maddelerin toksisitesi yapılan
hayvan deneyleriyle kanıtlanmıştır.

Sigara dumanı içerisinde bulunan maddelerden 43 tanesi kanserojend ir. Ayrıca
bazıları mutajendir, yani hücrelerin genetik maddesinde kalıcı ve zararlı
değişikliklere neden olmaktadır.

Bir çok çalışma, pasif içicilerin sigara dumanını bünyeye aldıklarını göstermiştir.
Etki, maruz kalınan süre ile ilişkili olup, uzun vadeli maruz kalma sonucunda ciddi
etkiler ortaya çıkabilmektedir. Sigara içen anne-babaların çocuklarında % 20'den %
80'e değişen oranlarda hırıldama ve öksürme görülmektedir. Astımlı çocuklar
özellikle risk altında bulunmaktadır. Sigara içen kişilerin çocuk ları daha yüksek
oranlarda bronşit ve zatürreye yakalanmaktadırlar (EPA, 1989).

Sigara içmeyen kişilerin sigaranın olumsuz etkilerinden uzak tutulabilmesinin tek
yolu sigara içilen odanın ayrılmasıdır. Ülkemizde sigaraya karşı oluşturulan
kampanyalar çok etkili olmuştur. Ancak bu konuda halen daha yapılması gereken
şeyler vardır. Şekil 5.9’da Ülkemizde sigaraya karşı yürütülen kampanyalarda
kullanılan ilanlardan bir örnek görülmektedir.
Şekil 5.8. Sigara içiniz, sigara sizi rahatlatır
Şekil 5.9. Ülkemizde sigara karşıtı kampanyalarda kullanılan ilanlardan bir
örnek.
Hava Kirleticilerinin Kaynakları

Yukarıda açıklanan hava kirliliği sorunlarının, endüstri dallarına göre sıralanması
aşağıdaki şekilde yapılabilmektedir.

a. Gübre Endüstrisi: Kütahya, Samsun, Gemlik, Elazığ, Bandırma, Yarımca.,
İskenderun, Mersin, Tekirdağ’da bulunan devlet ve özel sektöre ait gübre fabrikaları
üretimleri sırasında havaya SO 2 , H 2 S, CO, NH 3 , florlu gazlar, gübre tozları uçucu
küller ve diğer partikülleri vermektedir.

b. Demir ve Çelik Endüstrisi: Karabük, Ereğli ve İskenderun'da kurulmuş bulunan
demir ve çelik endüstrisi de baca gazları, duman, aromatik hidrokarbonla r, katran
bileşikleri ve SO 2 ile kirlilik yaratmaktadır.

c. Kağıt ve Selüloz Endüstrisi: İzmit, Dalaman, Taşucu, Bolvadin ve Çaycuma'da
bulunan fabrikaların atmosfere bıraktıkları yakıt ve baca gazları, toz ve dumanla
kirlilik oluşturmaktadır.

d. Şeker Endüstrisi: Şeker fabrikalarının buhar santrallerinden çıkan SO 2 , duman ve
tozların havayı kirletici özellikleri gözönüne alındığında, Türkiye'nin muhtelif
yerlerinde bulunan bu fabrikaların, ne derecede kirlilik yarattıklarının tespiti, yararlı
olacaktır.

e. Çimento Endüstrisi: Çimento fabrikaları, genellikle büyük yerleşim
merkezlerinden uzakta kurulduklarından şehirlerde değil, özellikle kırsal bölgelerde
ve bitki örtüsünü zedeleyen hava kirliliğine sebep olmaktadır. Ayrıca, İstanbul'da
Büyükçekmece'de iskan sahası içinde kalan çimento fabrikası, şehir içinde büyük
kirliliğe yol açmaktadır. Türkiye'nin bir çok yerinde bulunan bu fabrikaların
bacalarından çıkan SO 2 , toz ve çimento artıkları, önemli ölçüde kirlenme
yaratmaktadır.
f. Tekstil Endüstrisi: En yaygın endüstri dallarından biri olan tekstil fabrikaları da,
havaya, duman, toz ve SO 2 bırakmaktadır.

g. Petrokimya Endüstrisi: Yarımca ve Aliağa'da bulunan petrokimya tesisleri,
üretim sırasında SO 2 , duman, hidrokarbonlar ve amonyak çıkararak havayı
kirletmektedir.
h. Tarımsal Mücadele İlaçları Endüstrisi: Özellikle İstanbul, İzmit ve İzmir'de
bulunan tarımsal mücadele ilaç fabrikaları, üretimleri sırasında, reaksiyona girmeyen
kısımların iyi tutulmaması sonucu çıkan hava gazlarını, atmosfere bıkarak hav a
kirliliğine sebep olmaktadır.

i. Deri Endüstrisi: Çoğunlukla İstanbul ve İzmir civarında bulunan deri fabrikaları,
rahatsız edici kokular başta olmak üzere, çeşitli kirleticileri havaya bırakmaktadır.

j. Enerji Üretimi: Ayrıntılı bilimsel tespitler yapılmış olmamasına rağmen, termik
santrallerin ve gaz türbinlerinin havayı kirletici özellikleri bilinmektedir. Bu üretim
faaliyetleri sırasında özellikle kükürt dioksit ve büyük hacimli tozlar, havaya
karışmaktadır (Türkiye Çevre Vakfı, 1989).

k. Ulaşım: Demir yollarına nazaran, özellikle karayolu trafiğinin çevresel açıdan çok
daha zararlı olduğu bilinmektedir. Ancak karayollarında kazalarla insan kaybının
yanında, oluşan hava kirliliğinin önemi ikincil konumdadır.

Hava Kirleticilerin Değerlendirilmesi

Çevre kirliliğinin anlaşılmasında hava kirliliğinin önemli bir etkisi olmuştur. Çok
uzun yıllar havaya verilen kirleticilerin yokolduğu varsayımı yapılarak, havaya
verildikten sonra nereye gittiği ve ne olduğu üzerinde fazla durulmamıştır. Ancak
kirlenme çok yüksek seviyelere ulaştığı zaman anlaşılmıştır ki hava sınırsız bir
kaynak değildir. Kirletici konsantrasyonu açısından belli sınırlar aşıldığında insan,
bitki ve hayvan sağlığı için olumsuz etkiler gösterebilmekte, binalara ve eşyalara
zarar vererek maddi kayıpların oluşmasına yol açabilmektedir.

Atmosferde bulunan ve burada sözü edilmeyen (nispeten önemsiz ya da düşük
konsantrasyonlarda bulunanlara burada yer verilmemiştir) diğer kirletici gazların kısa
vadede; yaşlı kişilerde kalp ve solunum yolları hastalıklarının artmasına, astım
hastalığının belirmesine ve günlük ölüm olaylarının artmasına, uzun vadede ise
kronik solunum yolları rahatsızlıkları, akciğer kanseri ve empisima gibi hastalıklara
yol açtığı kanıtlanmıştır. Ayrıca zatürre ve soğuk algınl ığı gibi hastalıkların havanın
kirli olduğu yörelerde arttığı saptanmıştır. Aşağıda sıralanan gözlemler hava
kirliliğinin insan sağlığı üzerine etkisi konusunda yapılmış çalışmalardan alınmıştır:

1.    Akciğer kanseri ölüm oranı şehirlerde kırsal alandan dah a yüksektir.
2.    Kirli havada organik ve metalik kanserojen maddelerin varlığı tespit
      edilmiştir.
3.    Kanserojen maddeler havada oldukça kararlıdırlar.
4.    Atmosferdeki kirleticiler silia adı veriler koruyucu hareketini engellemektedir.

Hava kirleticilerin sayısı yukarıda açıklananlardan çok fazladır. Ancak tek tek bütün
gaz kirleticilerin çevresel etkilerini burada tartışmak mümkün olmadığından hava
kirleticilerinin en yaygın ve önemli olanları Tablo 5.3’te verilmiştir.
Tablo 5.3. Önemli hava kirleticileri ve olumsuz etkileri (Miller, 1975).

           Kirletici           İnsan     Hayvan Bitki   Eşya   Top-   Estetik
                               sağlığı   sağlığı               rak
           Tozluluk                                                
           Kükürt oksitleri                                        
           Yükseltgen gazl.                                         
           Karbonmonoksit                 
           Hidrokarbon                                                
           Azotoksitler                                             
           Ses                                                        
           Florürler                                                  
           Asbest                                                    
           Kurşun                                                     
           Berilyum                                                   
           Arsenik                                                    
           Kadmiyum                       
           Nikel                          
           Civa                           

Meteoroloji ve Hava Kirlenmesi

Hava kirliliği meteorolojik koşullarla yakından ilgilidir. Herhangibir kaynaktan
atmosfere ulaşan kirleticiler, hava hareketleri yardımıyla uzak mesafelere taşınır.
Düşey taşınım üzerine sıcaklık, yatay taşınım üzerine ise rüzgarlar etkil i olmaktadır.
Genellikle yerleşimin çok yoğun olmadığı yerlerde hava hareketleri kirliliğin
uzaklaştırılmasında yeterli olmaktadır (Şekil 5.10).

Normal olarak hava sıcaklığı troposferde üst tabakalara doğru gittikçe azalır. Bazı
topoğrafik ya da iklimsel koşullar nedeniyle soğuk hava tabakası sıcak hava tabakası
altına hapsolabilir. Durgun hava koşullarında karşılaşılan böyle bir durumda altta
ısınan havanın yükselerek uzaklaşması mümkün olmaz ve kirletici konsantrasyonları
tehlikeli, hatta ölümcül seviyelere ulaşabilir (Şekil 5.11).

İnsan ölümüyle sonuçlanan inversiyon (alt-üst olma) olayları kış aylarında ortaya
çıkmaktadır.
Şekil 5.10. Hava hareketi.
Şekil 5.11. İnversiyon

								
To top