PATOLOJ i1 by zb2FLFZN

VIEWS: 0 PAGES: 313

									         PATOLOJİ
“Pathos=hastalık” ve “logos=bilim”
 Patolojiye göre sağlık; hücre veya
organizmanın ortam şartlarına göre
  yapısal ve fonksiyonel değişime
           uğrayabilmesi
 Hastalık;
 Konjenital veya akkiz
 Nedeni bilinen ya da bilinmeyen
 Bir ya da birçok etkenle oluşan
 Organ, doku, hücre düzeyinde normal yapıyı
  bozan
 Makroskopik ve mikroskopik değişiklikler
 Şifa ya da ölümle sonuçlanabilen
 Patoloji:
 A- Genel (patolojik stimuluslara karşı oluşan
  temel hücresel ve doku cevaplarını)
 B- Özel (sistemik, özelleşmiş organların özel
  cevaplarını)
 Hastalıkların seyrinde izlenen 4 yol var:
 1- Nedenleri(etyoloji)
 2- Gelişme mekanizmaları(patogenez)
 3- Hücre ve organlarda yapısal
  değişiklikler(morfoloji)
 4- Morfolojik değişikliklerin fonksiyonel sonuçları
PATOLOJİ LABORATUARI




       Prof.Dr. Handan AKER
Patoloji laboratuarlarında
sert ve yumuşak dokuların hazırlanmasında
genel prensipler
    1. Dokuların tespiti
    2. Sert dokulardan inorganik maddelerin
       uzaklaştırılması
    3. Dokuların mikrotomda kesilebilecek hale
       getirilmesi
    4. Kesilen dokuların boyanması
   FİKZASYON
   (Tespit)

Canlıdan alınan dokunun canlıdaki halini
  koruyan yöntem
En çok kullanılan fikzatifler:
     Formaldehit (% 10)
     Etil alkol (% 80)
FİKZASYON
(Tespit)

     İyi bir fikzatif:
          Dokuyu büzmemeli
           Dokuyu şişirmemeli
           Dokuyu eritmemeli
FİKZASYON PRENSİPLERİ

Fikzatif hacmi doku hacminin en az 10
  katı olmalı
Doku kalınlığı 4-5 mm’yi geçmemeli
Fikzatif her yanda doku ile temas etmeli
FİKZASYON PRENSİPLERİ

Oda ısısı (20-25 C) tercih edilmeli
                  0



Tespit süresi 24-48 saat olmalı
Doku sertleştiğinden dar kaplara konmamalı
   FORMALİN

Formaldehit gazının sudaki % 40’lık çözeltisi
Ucuz, dokuları uzun süre koruyabilme
Histokimya ve immünohistokimya
  uygulanabilme
  FORMALİN

% 10’luk formalin
    1 hacim formalin
     9 hacim distile su
Asit nitelik kalsiyum veya magnezyum
 karbonat eklenerek nötralize edilebilir
FORMALİN

Fikzasyon hızı saatte 1 mm
Fikzasyon hızı ısıya ve konsantrasyona bağlı
  % 10’luk formalinle yeterli fikzasyon:
     Oda ısısında (20-25 0C) 48 saat
     35 0C de 24 saat
    FORMALİN

Tespit süresini kısaltmak için:
    60 0C etüv ya da mikrodalga fırınlar
Sert dokular uzun süre tesbit edilmemeli
    Organik bileşenler şişer
     Sert ve yumuşak dokular birbirinden
      ayrılır
 DEKALSİFİKASYON
 (Demineralizasyon)

Diş ve kemik gibi mineral içeren dokuların
  yumuşatılması
Prensip:
    Asitlerle kalsiyumun metalik tuz
     oluşturması
     Dokudaki kristalin eriyik haline
      geçmesi
DEKALSİFİKASYON
(Demineralizasyon)

Önce tespit !
Kemik testeresi ile dilimlenme
Dekalsifikasyon maddeleri ile reaksiyon:
   Kemik, dentin ve sement benzer
     yapıda
   Enamel erir ! (Boş alan !)
  DEKALSİFİKASYON SIVISI
Genellikle asit solüsyonlar kullanılır
İdeal solüsyon:

Kalsiyum tuzlarını tamamen uzaklaştırmalı
Hücrelere ve organik maddelere zarar
  vermemeli
Boyama reaksiyonlarını bozmamalı
DEKALSİFİKASYON

Süre:

Boyut ile doğru orantılı
Isı ile ters orantılı
      Yüksek ısı süreyi kısaltır
        Doku şişmesi ve erimesi !
   DEKALSİFİKASYON

Asitin özelliklerine bağlı
    Yüksek konsantrasyonda hızlı etki !
     Düşük konsantrasyon uzun etki 
     4N nitrik asitte, 200C’de tamamen
      erir
Karıştırma süreyi azaltır
 DEKALSİFİKASYON SIVILARI

İnorganik asitlerin % 1-40’lık solüsyonları
Asitler su ya da alkol ile sulandırılır
    Alkol dokuyu korur, süreyi uzatır
En çok kullanılanlar:
  Nitrik asit, formik asit, hidroklorik asit,
  triklorasetik asit
   DEKALSİFİKASYON PRENSİPLERİ


Solüsyon doku hacminin 50-100 katı olmalı
Sıvılar taze hazırlanmalı
Sıvılar her gün değiştirilmeli
DEKALSİFİKASYON PRENSİPLERİ

 Yumuşama her gün kontrol edilmeli
 Yumuşayan doku hemen çıkarılmalı
 Yumuşayan dokunun asidi giderilmeli
    % 5’lik sodyum sulfatta 12-24
     saat
     Akar suda 12-24 saat
     % 70’lik alkol !
NİTRİK ASİT

Hidroklorik asit ile karışımı hızlı etkili
Dokuda hasar !
% 10’luk nitrik asit:
 Küçük parçaların hızlı dekalsifikasyonu
Süre 48 saati aşmamalı
Dokular direkt % 70 alkole aktarılmalı
FORMİK ASİT

Nitrik aside göre daha yavaş etkili, daha az
  zararlı
% 5 veya % 10’luk solüsyonları iyi
Triklorasetik asit kombinasyonları
     Özellikle % 5’lik solüsyonu diş
      dekalsifikasyonunda tercih edilir
Diş içeren alveol kemik dekalsifikasyonu

4N sodyum asetat-hidroklorik asit tampon
 çözeltisi (pH 3.5)
Süre: dentin ve kemik demineralize
 oluncaya kadar
     Enamel genellikle korunur
     Dentin ve enamel genellikle
      ayrılır
     Mikrotomda önce enamel
      kesilirse ayrılma daha az
DEHİDRATASYON

Dokudaki suyun uzaklaştırılması
   Dokunun sertleşip kesilebilmesi için
    parafinin dokuya infiltre olması
    gerekir
     Parafin suda erimediğinden
      dokudaki su uzaklaştırılmalıdır
Genellikle etil alkol kullanılır
   Aseton, izopropil alkol
  DEHİDRATASYON

% 80, 90, 96, absolü alkol
    Kademeli dehidratasyon dokuya daha
     az zararlı
      Absolü alkolde fazla kalırsa doku çok
       sertleşir
Sıcaklık arttırılarak süre kısaltılabilir
Ksilole geçildiğinde bulanıklık olmazsa su
  alınmıştır
ŞEFFAFLANDIRMA
(De-alkolizasyon)

Dokudaki alkolün uzaklaştırılması
   Dokunun sertleşip kesilebilmesi
    için parafinin dokuya infiltre
    olması gerekir
     Alkolle parafin karışmadığından
      dokudaki alkol uzaklaştırılmalıdır
Bu amaçla kullanılan maddeler dokuyu
 saydamlaştırır
ŞEFFAFLANDIRMA
(De-alkolizasyon)

Ksilol en çok kullanılanıdır
    Toluen, benzen, kloroform
Suyu alınmış doku cam gibi olur
Su tam alınmamışsa doku beyazımtırak
 görünür, tekrar dehidrate edilmelidir
SERTLEŞTİRME
(İnklüzyon)

Dokunun gömme maddesi (Parafin) ile
 tamamen infiltre edilmesi gerekli
Doku ile gömme maddesi aynı yoğunlukla
 olmalı
     Yetersiz demineralizasyon,
      parçalanma !
Fikze edilmeyen taze dokuların hızla
 dondurulması (Frozen)
     Sert dokulara uygulanamaz
SERTLEŞTİRME
Genellikle parafin kullanılır
   Jelatin, selloidin, plastik
Parafin ısı ile erir, soğukla sertleşir
Ksilol-parafin karışımında 560C etüvde bir
  saat
Saf parafinde iki saat
    Etüv ısısı 600C geçmemeli
OTOMATİK DOKU TAKİBİ
   % 70 etil alkol   1 saat
   % 70 etil alkol   1 saat
   % 80 etil alkol   1 saat
   % 90 etil alkol   1 saat
   % 96 etil alkol   1 saat
   Absolü alkol      1 saat
   Absolü alkol      1 saat
   Ksilol            1 saat
   Ksilol            1 saat
   Ksilol            1 saat
   Parafin           1 saat
   Parafin           1 saat
   Parafin           1 saat
   Paratin           1 saat
   Toplam            14 saat
  BLOKLAMA

Parafinle infiltre edilen dokuların kesilmesi ve
  saklanabilmesi için parafin içine gömülerek
  bloklanması
Doku kalıp içine ısıtılmış pensetle alınmalı
Doku kabın alt kenarına paralel yerleştirilmeli
BLOKLAMA

Blok önce kendi halinde soğutulmalı
    Ani soğutma blokta kırılmaya yol
     açar
Soğuk suda soğutmaya devam edilmeli
Buz, buzluk kullanılabilir
KESİT

Mikrotom
   Rotari, kızaklı
   Kullanım deneyim gerektirir
4  kalınlıkta parafin kesit
35-400C de su havuzu
KESİT

Lam üzerine montaj
Etüv:
     Lamdaki suyun kurutulması
     Deparafinizasyon
Parafinden kurtarılamayan kesitler boya
 almaz
 KESİTLERİN BOYANMASI
Deparafinizasyon
     Ksilollerde üç kez onar dakika
     Saydamlaşmama: Kesitte su ve parafin
      varlığı
Hidrasyon
     Ksilolden kurtarmak ve boyanmasını
      sağlamak
     % 96, 90, 80, 70 etil alkolde üçer
      dakika
Boyanma
     Hematoksilen-Eozin
  KESİTLERİN BOYANMASI
Dehidrasyon
      Boyadan sonra suyun alınması
      % 70, 80, 90, 96, absolü alkolde üçer
       dakika
Şeffaflandırma
      Ksilolde 15-30 dakika
Montaj
      Kanada balsamı, entellan
BOYAMA

Amaç doku elemanlarının görünür hale gelmesi
Boya doku elemanlarının tümünü boyuyorsa
 GENEL BOYA
Boya doku elemanlarının özel yapılarını
 boyuyorsa SEÇİCİ BOYA
Bazik boyalarla farklı boyuyorsa
 METAKROMATİK BOYA
BOYALAR
 Asit boyalar:
      Dokuların bazik bileşenlerini boyar
      Asit boyalara afinitesi olan yapılar:
       asidofilik
        • Eozin
        • Sitoplazma
 Bazik boyalar:
      Dokuların asit bileşenlerini boyar
      Bazik boyalara afinitesi olan yapılar:
       bazofilik
        • Hematoksilen
        • Nükleus
 Rutin boyalar (HE)
 Histokimyasal boyalar(hücresel ürünleri gösterir,
  PAS, Alcien –Blue, Retikülin, Masson Trichrom,
  Van- Gieson, Mason fontana, Oil red, toluidin
  Blue, MGP...)
 İmmünhistokimyasal boyalar (doku ve hücrelerin
  immünoloji ve enzim histokimyası temellerine
  dayanarak boyanması)
İmmünhistokimyasal Boya Yöntemi
Patolojide ki kullanım alanları
1- Farklı tümör tiplerinin ayırıcı tanısında
2- İmmünopatolojik hastalıkların
 tanınmasında (Böbrek ve deri )
3- Östrojen ve progesteron reseptörlerinin
 tespitinde
4- Enfeksiyonlara yol açan m.o ların
 tanınmasın da ( CMV, hepatit B virüsü ...)
FROZEN SECTİON YÖNTEMİ
 Dokuların fiksatife konulmadan , vucuttan çıkarılır
  çıkarılmaz dondurulup kesilmesi işlemidir.
 15-20 dakika süren bir işlemdir
 Cryostat isimli aletle yapılır (-40 derece)
 Likit nitrojen ( -190 derece soğutur ve kas
  biyopsilerinde), isopentan soğutmalı likit nitrojen
  ve aerosol spreylerle de yapılmıştır.
 Amaçları;
   Malign tümörlerde operasyonun şeklini
     belirlemek
   Floresan inceleme
   Kas enzim reaksiyonları
        SİTOPATOLOJİ
Sitoloji; hücrenin normal görünüşü dışında ki
sapmaları inceler
İlk kez 1928 de ABD de Dr George Papanicalaou
ve Romanya da Dr Aurel Babes tarafından serviks
eksfolyatif sitolojisinde
Dr Papanicalaou, PAP tarama testini ilk kez
kullanmış va 1947 yılında dünya çapında 70
patoloğun katıldığı kursu düzenlemiş
Türkiye den bu kursa Prof Dr Osman Nuri AKER
katılmış
1980 li yıllardan beri sitoloji yerine
 sitopatoloji terimi tercih edilir
1960 lı yıllarda anatomik patolojiden farklı
 olarak özelleşmiş eğitim gerektirdiği
AMACI, hasta için minimal morbibite,
 güvenilir, hızlı, ekonomik tanı vermek
Uygulama Alanları
 Neoplazi tanısı ve taramasında
 Tümör tipinin tanınması ve tedavinin
  yönlendirilmesi
 Rezidüel lezyon ve inkomplet eksizyon tanısı
 Prognoz tayini ve takip
 İnflamatuvar lezyon tanısı ve etken m.o tanısı
 Jinekolojik sitolojik hormonal değerlendirme
 Baş-boyun(tiroid, meme…) bölgesi kistik
  lezyonların tedavisi
Sitolojik Materyal Tipleri
 1- Eksfolyasyon( dış ortamla bağlantısı olan hhb organ kavitesinden
   kendiliğinden dökülme)
 2- Ulaşılabilen yüzeylerden mekanik bası ile örnekleme
   Lavaj (yıkama, aspirasyon, parasentez)
   Fırçalama ( gis, akciğer, üriner trakt)
 3- Ulaşılabilen kitlelerden direkt,derinde ki organlardan
  görüntüleme yöntemleri ile İnce İğne Aspirasyon Sitolojisi
  (İİAS) ve stereotaksik biyopsi ve sürüntü
 4- İntraoperatif konsültasyon için İİAS (kc ve pankreas
  gibi organlarda kanama ve fistülizasyonu önlemek için)
Eksfolyatif Sitoloji
 1- Kadın-Genital Sistem
 2- Solunum Sistemi
 3- Vücut boşlukları sitolojisi
 Kadın Genital Sistem, 1943 yılında Papanicalou e
  Traut tarafından tanımlanmıştır
 PAP testi serviks CA nın erken tanısında tarama
  testi olarak kullanılır
 Sıklıkla uterus serviksi ve vajen, daha az sıklıkla
  tuba ve overlere ait, serviks posterior forniksine
  dökülmüş hücrelerin lam üzerine yayılması
 Temel görev, preinvaziv ve invaziv serviks CA
  nun tanısında tarama testi olarak
 Bunun dışında
   Benign atipi çeşitleri
   İnflamatuvar değişiklik
   Enfeksiyöz m.o
   Endokrin durum
   Neoplazm
 1940 larda Papanicalou Class 1 -5
 1970 lerde deskriptiv
 1988 de Bethesta rapor sistemi
 1991 ve 2001 de Bethesda yeniden düzenlenmiş
   Yeterlilik tanımlamaları
   ASCUS ve AGUS kavramları
   HPV analizi
   Endometrial hücreler ve hormonal değerler
   LGSIL/HGSIL ayrımı
Yeterlilik, iyi korunmuş ve iyi görüntülenen
 skuamoz hücrelerin lam üzerindeki
 hücrelererin %10 nundan fazlası
Yeterli endoservikal/transformasyon zon
 komponenti (herbiri en az 5 adet
 endoservikal hücre veya skuamoz
 metaplastik hücre içeren 2 hücre grubu
Solunum Sistemi
 3 farklı materyal
 (balgam, bronşial yıkama/fırçalama ve BAL)
 Tek bir balgamla tanı %61, 3 balgamda %89
 Santral yerleşimli ve büyük çaplı kitlelerin
  tanısında yardımcı
 Derin öksürtülerek alınan ve alt solunum yollarına
  ait hücreler içeren balgam yeterlidir
Vücut Boşlukları Sitolojisi
 Seröz membranları nemli tutan sıvı miktarının
  artışına EFFÜZYON denir.
   Seröz boşlukların efüzyon sitolojisi
   BOS
   İdrar
   Eklem sıvısı
 Primer amaç, malignitenin saptanması
 Yetersizliğin nedeni, hücresel komponentin azlığı
  ve hücrelerin kan-artıklar ile maskelenmesi
 Effüzyon;
   Transuda (fizyolojik-mekanik)
   Eksuda (iltihap-tümör)
 Malign plevral effüzyon;
   AKC/MEME/GİS//MEZOTELYOMA/ LENFOMA
 Malign Peritoneal effüzyon
   OVER/ MEME/ GİS
   Malign perikardial effüzyon
   AKC/ MEME/ LENFOMA/ SARKOM/
     MEZOTELYOMA
   ****Etyolojisi bilinmeyen effüzyonlarda kadında genital
     sistem, erkekte GİS malignitesi düşünülmeli
İnce İğne Aspirasyon Sitolojisi
 Enjektör ucuna ortalama 22 guage iğneler
  takılarak, bir dokudan iğnenin keskin ucu ve
  emme-basma hreketlerinin oluşturduğu negatif
  basınç ile hücre kopartma ve bu hücreleri lama
  yayarak değerlendirme işlemi
 İlk kez 1883 de Leyden akciğer dokusunda m.o
  ları görüntülemek için
 1886 da Menetrier AKC CA tanısı için
 1970 de güncelleşmiş
 1980 de core biyopsisi alternatif olarak çıkmış
 2 koşul sağlandığında İİAS ile doğruluk oranı
  %90-95
 1- doğru yerden yeterli sayıda hücre alma
 2- Örneklenen hücrelerden hazırlanan preparatın
  kalitesi
 Raporda;
   Benign
   Şüpheli, muhtemelen benign
   Şüpheli, muhtemelen malign
   Malign
Sitolojik Materyallerin
Fiksasyonu
1- Eksfolyatif sitoloji materyalleri,
A- Vajinal sitoloji preparatları,
İdeali hemen laboratuvara gönderilmesi
Bu sağlanamıyor ise en az %70 lik, ideali
 %95’lik etil alkol de 30 dakika tutup,
 havada kurutmak
Özel fiksatif spreyi püskürtmek
Hiçbirşey yok ise saç spreyi ve kolonya ile
B- Seröz boşluklar, balgam, bronş, idrar
İdeali alındıktan hemen sonra 1-2 saat
 içerisinde lab. Göndermek
Hemen gönderilemiyor ise eşit miktarda
 %50 lik alkol ilave edilmeli
Her iki şartta sağlanamıyor ise , buzdolabı
 kapağının iç rafında, yarım günü
 geçmeyecek şekilde bekletilebilinir
Boya Yöntemleri
Alkol fiksayonlu preparatlarda
 PAP
 Hematoksilen-eozin
 Sitokimyasal
 İmmünohistokimyasal
Havada kurutulan preparatlarda
 Giemza türevleri ( MGG, Wright, Diff-
   Quick)
Nükleer özellikleri en iyi gösteren boya
 PAP
Sitoplazmik özellikler, zemin özellikleri ve
 sekresyonları en iyi şekilde gösteren boya
 ise Giemza türevleridir
İdeal olanı, PAP ve Giemza türevi boyaları
 birlikte kullanılmalı ve değerlendirilmelidir
Sitolojik tanıda etken olan özellikler
  1- Nükleus morfolojisi
  2- Sitoplazmik özellikler
  3- Yapısal patern

  Normal/ Reaktif/ Dejenere/ Displastik/
   Neoplastik
Sitolojide Malignite Kriterleri
 1- Nükleer özellikler
   Kromatin paterni
   Nükleer membran
   Nükleol
   Mitotik aktivite
 2- Sitoplazmik özellikler
   Sitoplazma miktarının azalması (N/S oranını ↑)
   Anormal matürasyon ve differensiasyon
 3- Nükleus-sitoplazma ilişkisi
   N/S oranı
   Nükleus organizasyon polarizasyonu
 4- Hücreler arası ilişkiler
   Pleomorfizm
   Molding (hücrelerin birbirine bakan yüzlerinin
     düzleşmesi)
   Kalabalıklaşma ve üst üste binme
   Yapısal patern (asini, papilla, rozet, morul)
 5- Zemin özellikleri
   Temiz zemin (intraepitelyal lezyon ve metastatik CA)
   Kirli zemin (nekroz, inflamasyon ve eski kanama ie
     oluşur ve invaziv CA bulgusu)
HÜCRE PATOLOJİSİ
Hücrenin zedelenmeye verdiği cevaplar:
 A- Hücre adaptasyonları
 B- Reversibl(geri dönüşümlü) zedelenme
 C- İrreversibl (geri dönüşümsüz)
         – Nekroz (programsız)
         – Apopitozis (programlı)
 Adaptasyon; yaşamını sürdürebilen hücrede yeni
  bir denge kurulmasıdır
 Zedelenme; uyaranla adaptasyon sınırının aşılmış
  olmasıdır
 Zedelenmeye karşı hücreda mg değişiklikler
   Etkenin cinsine/ etkime süresine ve şiddetine
   Hücrenin cinsine, fonksiyonel durumuna,
     adaptasyon kabiliyetine bağlıdır
HÜCRE ZEDELENMESİNİN
NEDENLERİ
1- İskemi ve hipoksi
2- Fiziksel etkenler (travma, ısı, basınç,
  elektrik, radyasyon)
3- Kimyasal zedelenmeler
4- Mikrobiyolojik nedenler
5- İmmünolojik nedenler
6- Yaşlanma
I- İskemi veya hipoksi

 Hipoksi= Oksijen yetersizliği
 İskemi= Kanlanmanın kaybı
  arteryal akımın engellenmesi veya
    venöz drenajın azalmasına bağlı
 Hipoksi nedenleri
A- Kan akımında azalma veya durma
 Damar duvarında
 Damar lumenini tıkayan ekzojen veya
   endojen nedenlerle
 Arteryal vazokonstrüksiyon( Raynaud
   hastalığı)
B- Kanın oksijen taşıma kapasitesinde
 azalma
   Anemi
   CO zehirlenmesi
   Solunum ve dolaşım yetmezlikler
  C- Hücredeki oksidatif enzimlerin azalması
   ya da inaktivasyonu
   Siyanür zehirlenmesi
II-Fiziksel etkenler
A- TRAVMA
 Abrasion (sıyrık)
 Contusion (ezik, çürük)
 Laceratıon (yırtılma)
 Incition (kesi)
 Penetration (delici)
 Fracture (kırık)
B- ISI
 Düşük ısı: Hipotermi tüm vücudu etkiler ise
  hücrelerde nekrotik değişiklikler olmaksızın ölüm
  mg
   a-Lokal reaksiyonlar; zedelenme iki nedenle
    o.ç
         • İntrasellüler suyun kristalizasyonu(direkt)
         • Mikrodolaşımda ki değişiklikler(indirekt)
             – Siper ayağı / Gangren
 b-Sistemik reaksiyonlar
   Deri damarlarında vk
   Kan periferden çekildiği için Vücud ısısı
    düşer ve deri soluklaşır
   Periferik vd nedeniyle hiperemi
   Periferik kanın soğumasıyla vital
    organlarda metabolizma yavaşlar
   Dolaşım yetmezliğine bağlı ölüm mg
Fiziksel etkenler
 Yüksek ısı:
 Aşırı terleme sonucu tuz ve su kaybı
 Sıcak apopleksisi(beyinde ısı regülasyon merkezleri
  bozulur –şok-kanamalar-ölüm)
   a-Lokal reaksiyonlar
       Kapillerlerde vd ve permeabite artışı
       Ödem-deride veziküller
       Hücre düzeyinde metabolizma artışı, h. Zarı ve
         damar endotelinde hasar, enzim inaktivasyonu ve h.
         Koagülasyonu, kömürleşme
I. Derece yanık---ERİTEM
II. Derece yanık---VEZİKÜL (dermiste
 irreversibl zedelenme olmaksızın
 epidermiste zedelenme vardır)
III. Derece yanık---SKAR. Dermis ve deri
 eklerinde zedelenme vardır
 Sistemik reaksiyonlar:
 Yanığın derinliği kadar , yanan yüzeylerin yüzdesi
  önemlidir
 Vücut yüzeyinin %50 sini tutuyorsa coğu kez,
 %70 ni tutuyorsa genellikle fatal seyreder
Sonuçta; 1- Ağrının oluşturduğu nörojenik
 mekanizmalar
        2- Hipovolemik şok
        3- Enfeksiyon, sebsis, endotoksik şok
        4- Hemokonsantrasyon, hipotansiyon,
   sekonder şokun geliştirdiği sistemik anoksi
   sonmucu DİCmg
        5- İntravasküler hemolize bağlı “aşağı
   nefron sendromu”
        6- GIS de stress ülserler(Curling’s Ü.)
6- Sıcak ve zararlı gazların solunması
 sonucu akc parankiminde nekroz,
 eksüdasyon, ödem, atelektazi,
 bronkopnömoni, solunum yetersizliği ve
 ölüm mg
7- Yanık skarlarında deri kanserleri
8- Vücud ısısının 40 derece üzerine çıkması
 sonucu periferik vd ve göllenmeye bağlı DIC
 ve organ yetmezlikleri ve ölüm mg
Fiziksel etkenler
C-BASINÇ: 3 yoldan birisi ile zedelenme
 yapar
  Patlama
  Gaz embolisi
  Sistemik hipoksi
a-Patlama: Hücrede mekanik zedelenme
 yapar
  Hava ile iletim(basınç yönünde ki vücut
   yüzeyinde max. etki)
  Su ile iletim( immersiyon patlaması)
  Katı maddelerle iletim
 b- Gaz embolisi:
   Ani basınç düşmesi sonucu kanda ve dokularda
     oluşan gazların yaptığı etkilere bağlıdır
   Yüksek basınç kanda ve vücud sıvılarında
     bulunan 02, CO2 ve N gazlarının erimesine
     neden olur
   Normal basınca çıkıldığında eriyik haldeki
     gazlar kabarcıklar halini alıp damarlarda,
     interstisyel ve yağ dokusunda azot gaz kitleleri
     oluşturur.
 Azot gazı emboluslarının sebep olduğu hastalığa
  Dekompresyon (CAİSSON) hastalığı= vurgun
  denir.
         • Akut formunda;(küçük damarların akut obstr.
           bağlı) kas eklem ağrıları, akc yetmezliğii
           ve koma mg
           Kronik formunda(gaz embolusları sonucu oluşan
           iskemik nekrozlara bağlı) kemikler de aseptik
           nekrozlar ile serebral ve spinal felçler
 c- Sistemik hipoksi.
   Yüksek yerlerde parsiyel O2 basıncının
    düşüklüğü sonucu o.ç
   Uzun süre yaşayanlarda hipoksiye
    adaptasyon sonucu, polistemi, kemik ilği
    hiperplazileri, parmak uçlarında
    osteoartropati o.ç
Fiziksel etkenler
 D- ELEKTRİK:
 Akımın özelliği (alternatif ve düz akım),
   Alternatif akım daha tehlikeli
 Amper ve voltajı ( 200 volt üzeri öldürücü)
 Organizmada ki geçiş yolu ile süresi (normal nöral
  impulsları bozarak, özellikle beyin sapı veya kalpte)
 Dokuların (kalınlığı ve nem oranı) rezistansına bağlı etkiler
  o.ç (deri, kemik ve yağ dokusu dirençli)
 Etkilediği yüzeyin büyüklüğü
 Elektriği ileten aracıların durumu
 a- Lokal reaksiyonlar.
    Yüksek voltajlı akımlarda vücuda giriş ve çıkış yerinde
     nekrozlar
    Giriş yerinde deride hiperemi, ödem, yanıklar, çıkış
     lezyonları genellikle ayakta toprağa değen yerlerdedir
    Çıkış yerinde maden parçacıkları,
    Şiddetli akımlarda, deri altındaki damarlarda
     trombüsler ve mumifikasyon nekrozları, kaslarda
     yırtılma, kemiklerde kırık ve oftalmik bozukluklar o.ç
 b- Sistemik reaksiyonlar:
   Akımın geçiş yolu üzerinde kalp ya da sinir
     sisteminin bulunmasına bağlı ölümler, kalpte
     fibrilasyona ve sinirlerde myelin ve ganglion
     ganglion hücrelerinde dejenerasyona sebep olur
   Damar değişikliklerine bağlı MI ve kanamalar
   Nekroza bağlı parmak otoamputasyonları
   Kas lezyonlarına bağlı üriner semptomlar
Fiziksel etkenler
 D- RADYASYON:
 Bir taraftan tedavi amaçlı, diğer yandan hücre
  ölümü ve dejenerasyonları, mutasyonlar ve tümör
  oluşumuna neden olur
   Direkt etki (hedef teorisi, yüklü partiküller )
   İndirekt etki (X ve gama ışınları ile o.ç hücre
     suyunun hidrolizi ve serbest O2 radikallerinin
     oluşumu sonucudur)
 Radyasyonun hücreler üzerindeki etkisi;
  Radyasyonun dozuna/ çizgisel enerji
    transferine/ salınma oranına/ ortamdaki O2
    miktarına
  Hücrelerin onarım kabiliyetine
   ve radyosyona duyarlılığına bağlıdır
      Radyasyona duyarlılık mitotik aktiviteleri ile
    doğru,
      diferansiasyon dereceleri ile ters orantılıdır
A- RADYASYONUN HÜCRE VE
 DOKULAR ÜZERİNE ETKİSİ
 En hassas yapı nükleer DNA, en hassas
   evre ise DNA sentezini yapıldığı
   interfazdır (G2 mitozdan hemen önce, M
   mitotik faz, S sentez, G1 postmitotik faz)
İnterfaz devresinde oluşturduğu
 değişiklikler:
  Mitoz gecikmesi
  Mitotik ölüm
  Kromozom ve kromatit lezyonları
  Ani hücre ölümü
 Radyorezistan ve radyosensibl özelliklerine göre
  hücreler 5 gruba ayrılır
 1- Vejetatif intermitotik hücre:
      Radyosensibilitesi çok yüksek ve sık mitoz
  gösteren primitif hücrelerdir.
      Primitif germ hücreleri/ overlerdeki follikül
       hücreleri, blastik hemopoetik hücreler,
       epidermisin bazal tabakası, intestinal epitel
      Lenfositler matür hücre olmalarına rağmen
       bu gruptadır
 2- Diferansiye intermitotik hücre:
   1. Grup hücrelerden mg ve her bölünme
    ile daha diferansiye olan hücreler
   Promyelosit, myelosit, metamyelosit,
    primer ve sekonder spermosit ve
    spermatid
 3- Multipotent bağ dokusu hücreleri:
 Düzensiz olarak bölünen hücrelerdir
   Fibroblast, glial hücreler endotel h.
   İmmatür kemik ve kıkırdak h.
 4- Reversibl postmitotik hücreler:
 Mitoz potansiyeline sahip, ancak rejenerasyon
  hallerinde çoğalabilen, özel fonksiyon bakımından
  ileri derecede diferansiye olmuş, radyorezistan
  hücreler.
   Matür kıkırdak ve kemik
   Kc, böbrek, pankreas, endokrin bezler
 5- İrreversibl postmitotik hücreler:
  Diferansiasyonu tam olmakla beraber mitoz
  kabiliyetini yitirmiş hücreler
   Kas, ganglion, lökosit, eritrosit, spermatozoa
     gibi radyorezistan hücrelerdir
       Radyasyon hücrelerde reversibl/ irreversibl
        değişiklikler, anaplastik hücrelere benzer
        görünüm
       Damarlarda vd, endotel nekrozu ve
        proliferasyonu, trombüs, mediada
        hyalinizasyon
B- RADYASYONUN ORGAN VE
 SİSTEMLER ÜZEİNE ETKİSİ
 En çok etkilenenler;
 deri, hemopoetik ve lenfoid sistemler,
 gonadlar, akciğerler, gis ve beyin
  DERİ: Kronik radyodermatit, bazal ve
    yassı hücreli Ca, malign melanom, gözde
    katarakt
HEMOPOETİK VE LENFOİD SİSTEM:
 Lenfopeni
 Erken dönemde lökositoz, geç dönemde
  lökopeni ve trombositopeni
 Eritrositler radyorezistan olmakla
  beraber 3 hafta sonra anemi
GONADLAR:
 Genellikle sterilite o.ç
 Sertoli hücreleri ve interstisyel hücreler
  radyorezistanttır
 Overlerde germ h. ve granüloza h.
  sensitiv, uterus ve serviks radyorezistant
 AKCİĞERLER:
   Alveoler kapillerlerde hasara bağlı ödem, fibrin
    eksüdasyonu, hyalen membran
   İleri evrede alveol duvarında fibrozis ve damar
    duvar kalınlaşmaları
   GASTROİNTESTİNAL SİSTEM:
   Özofagus ve rektum kısmen radyorezistan
   BEYİN:
   Nöronlarda ve astrositlerde hasar m.g
C- RADYASYONUN GENEL VÜCUT
 REAKSİYONU:
 100-300 rad lık radyant enerji “Akut radyasyon
  sendromu”
 Letal değişiklikler 200 rad civarında başlar, 700
  rad da o.ç
 200-500 rad: hemopoetik sendrom
 500-1000 rad: gastrointestinal sendrom
 5000 rad üzeri: serebral sendrom
   Geçikmiş etkileri, mutasyonlar, fötal
     anomaliler ve kanser gelişimleri
III- Kimyasal Zedelenmeler
İki farklı mekanizma ile zedelenme oluşur
  CCl 4 gibi hedef hücrede serbest radikal
  HgCl gibi Hg nın hücre membranında ki
    sülfidril gruplarına bağlanması ve
    geçirgenliğin artışı
IV- Mikrobiyolojik etkenler
M.o ların lökositler tarafından fagositozu
 ve özellikle lökositlerden salınan reaktif
 türevlerle oluşturulan zedelenme
V- İmmünolojik reaksiyonlar
İmmün sistem vücudun savunmasına
 yardım etmekle birlikte
  İmmün reaksiyonlar hücre
   zedelenmesine sebep o.b
       • Anaflaktik reaksiyon
       • Otoimmün hastalıklar
VI-Yaşlanma
 İki yolla zedelenme oluşturur
 1- Yaşlılarda serbest radikal oluşumu
   fazladır
   Kc ve kalpte oluşan lipofussin pigmenti
 2- Toksik serbest radikallerin
   inaktivasyonunu sağlayan maddelerin
   aktivitesinde azalma ve serbest
   radikallerde rölatif artış
HÜCRE ZEDELENME
MEKANİZMALARI
 Zedeleyici uyarana hücresel cevap; zedelenmenin
  tipine, süresine ve şiddetine bağlıdır
 Zedeleyici uyaranların sonucu zedelenen hücrenin
  tipine, durumuna, uyum yeteneğine ve genetik
  yapısına bağlıdır
 Hücresel fonksiyon hücre ölümünden daha önce
  kaybolur, hücre zedelenmesinin morfolojik
  değişiklikleri sonra gelişir
Hücrede zedelenmeye duyarlı 4 h.i sistem
 Aerobik solunum (oksidatif fosf. ve ATP)
 Enzimlerin ve yapısal proteinlerin
   sentezi
 Membran bütünlüğünün (iyonik ve
   osmotik dengenin) korunması
 Hücrenin genetik yapısının korunması
Zedelenmede Genel Biyokimyasal
Mekanizmalar
 1- ATP azalması ( hücre osmoloritesinin sürdürülmesi,
  taşıma işlemleri, protein sentezi ve temel metabolik
  olaylar)
 2- Oksijen yokluğu veya reaktif oksijen
  türevlerinin oluşumu
 3- Kalsiyum homeostazının kaybı (iskemi veya
  toksinler hd Ca un hi ne girmesine, hi stoklardan Ca un
  serbesteşmesine neden olur, sonuçta fosfolipazlar,
  proteazlat, ATPaz ve endonükleazlar aktive olur)
 4- Plazma membran permeabilitesinde
  yetersizlikler
 (ATP sentezini kaybı veya Ca-aracılı fosfolipazlar ile olur
  ve normal metabolik aktiviteler için gerekli metabolitlerin
  konsantrsayon gradyentlerinin bozulmasına yol açar)
 5- Mitekondrial hasar
 (sitoplazmik Ca un, hi oksidatif stresin ve lipit yıkım
  ürünlerinin artması iç membranda ki mitekondrial
  geçirgenlik yeri olarak bilinin “yüksek iletimli kanallar”ın
  oluşumu ile sonlanır, ATP oluşumu önlenir ve sitokrom C
  sitozole sızarak apopitozisi başlatır)
Hücre zedelenmesi başlıca 3 yoldan biri
  üzerinden gerçekleşir
1- İskemik ve hipoksik zedelenme
2- Serbest radikalle oluşan hücre zedelenmesi
3- Kimyasal zedelenme
İskemik ve Hipoksik Zedelenme
 İskemi, hücre zedelenmesinin en sık nedenidir
 Hipokside glikolitik enerji üretimi devam eder
  iken, iskemi glikoliz için gerekli maddelerin
  salınmasına olanak sağlar.
 Sonuçta; iskemi dokuları hipoksinin
  zedelediğinden daha çabuk zedeler.
 Hipoksinin ilk etkisi hücrenin aerobik solunumu,
  yani mitekondrilerde ki oksidatif fosforilasyon
  üzerinedir ve ATP üretimi belirgin olarak azalır
 Hi de ATP azalması sonucu:
 1- Hücre membranında ki Na pompası bozulur,
 Hi de Na birikir ve bunu takiben suyun
  izoosmotik artışı sonucu “akut hücresel şişme”
  mg. Anaerobik solunuma bağlı olarak oluşan
  inorganik fosfatlar, laktik asit ve pürin
  nükleozitlerinin birikimi ile osmolorite daha da
  artar ve “ mikrovillüslerde kayıp”, “EPR de
  şişme” ve “hücre yüzeyinde kabarcıklar” mg
 2- Adenozin monofosfatta artma ve buna bağlı
  fosfofruktokinaz aktivitesindeki artış sonucu
  anaerobik glikoliz artar. Glikojenden ATP üretimi
  başlayacağından “hi glikojen depoları azalır”
 Artan glikolizde , fosfat esterlerinin hidrolizi ile
  laktik asit ve inorganik fosfatların birikimi sonucu
  “hi ph asidik” olur ve kromatin kümeleşmesi oç.
 3- Azalan pH ve ATP seviyeleri nedeniyle
  ribozomlar granüllü EPR dan ayrılır, polizomlar
  monozomlara dönüşür ve “hi protein sentezi
  azalır” ve hücrede yağlanma o.ç.
 Hipoksi düzelmez ise, mitekondriyal
  fonksiyonların daha kötüleşmesi ve membran
  permeabilitesinin artması daha fazla morfolojik
  bozulmaya neden olur
 Hücre iskeleti dağılır, mikrovillüsler kaybolur ve
  hücre yüzeyinde kabarcıklar oluşur.
İskemi/Reperfüzyon Zedelenmesi
 Kan akımının yeniden temini ile zedelenmiş olan hücreler
  henüz kendi iyonik çevrelerini düzeltmemiş iken yüksek
  konsantrasyonda ki Ca ile karşılaşır, artan hi Ca u hücre
  bütünlüğünün kaybına
 Yeniden kanlanma iltihabi hücrelerin lokal olarak yeniden
  gelmesine ve bunlardan salgılanan serbest radikaller
  aracılığıyla membran hasarı ve mitekondrial permeabilite
  geçişine
 Hasarlanmış, ancak henüz yaşayan hücrede serbest radikal
  oluşumu artar, aynı zamanda antioksidan mekanizmalar da
  olumsuz etkilenir.
   Serbest Radikalle Oluşan Hücre
               Hasarı
 Serbest radikallere bağlı hücre hasarının
  görüldüğü yerler:
   İskemi/reperfüzyon zedelenmesinde,
   Kimyasal ve radyasyon zedelenmesinde,
   O2 ve diğer gaz zehirlenmelerinde,
   Hücresel yaşlanma,
   Fagositik hücrelerle mikropların öldürülmesi,
   İltihabi hücre hasarı,
   Makrofajlar ile tümörün yok edilmesi
 Serbest radikal, en dış yörüngesinde tek sayıda
  elektron içeren, son derece reaktif ve stabil
  olmayan kimyasal maddelerdir.
   Bunlar kolayca hücrede ki organik ve
     inorganik bileşenler ile tepkimeye girer, nükleik
     asitler ve çeşitli membran molekülleri ile
     etkileşerek onları parçalar.
   Otokatalitik reaksiyonları başlatırlar
   Serbest radikaller ile reaksiyona giren
     moleküller sıra ile serbest radikallere dönüşerek
     hasar zincirini ilerletirler
Serbest Radikallerin Hi Oluşma
Yolları
 Başlıca sebest radikaller O2 türevleri ( süper oksit,
  hidrojen peroksit, hidroksil iyonu) ve karbon tetra klorür
  (CCl 4) gibi dış kaynaklı kimyasallardır
 1- Fizyolojik oksidasyon- redüksiyon mekanizmaları
  sırasında
   A- Normal solunum esnasında, mitekondrilerde su
      oluşturmak üzere O2 nin dört kez elektron alarak
      indirgenmesi
   B- Hi ksantin oksidaz gibi bazı oksidazların etkisi ile
      süperoksit radikalleri
   C- Bakır ve demir gibi değişimli metallerde hi
      reaksiyonlarda serbest elektron alıp vererek Fenton
      reaksiyonunda olduğu gibi serbest radikal oluşturur
 2- Çeşitli hücre tiplerinde normal olarak
  sentezlenen ve önemli bir kimyasal mediyatör olan
  nitrik oksit (NO) nitrit türevlerine dönüşerek
  serbest radikal olarak etki eder
 3- İyonize radyasyonun suyun hidrolizi sonucu
  oluşan OH ve H iyonları
 4- Ekzojen kimyasal maddelerin enzimatik
  metabolizması
 Serbest radikaller aracılığıyla gelişen hücre
  hasarında 3 temel reaksiyon önemlidir
 1- Membranların lipit peroksidasyonu
 Hücre ve orgonel membranlarındaki fosfolipitlerin
  doymamış yağ asitleri ile O2 türevi radikallerin
  etkileşimi sonucu lipid peroksidasyonu başlar,
  meydana gelen organik asitten yoksun radikaller
  ortamda ki O2 ile reaksiyona girerek peroksitleri
  oluşturur, bunlarda otokatalitik reaksiyonları
  başlatarak daha fazla doymamış yağ asidi kaybına
  neden olur.
 2- DNA parçalanması
 Serbest radikaller DNA da tek iplik kırılmaları
  oluşturur bunlar hücrede tümör oluşumu veya
  hücre ölümüne neden olur
 3- Proteinlerin çapraz bağlanmasına
 Serbest radikaller sülfidril aracılı protein çapraz
  bağları oluşturarak parçalanmanın artmasına veya
  enzimatik aktivitenin kaybına neden olur.
 Bu reaksiyonları sonlandıran veya inaktive eden sistemler
  2 grupta incelenir
 1- Endojen veya ekzojen antioksidanlar
   Vitamin E, sistein, glutatyon ve D-penisilamin gibi
     sülfidril içeren bileşikler
   Seruloplazmin ve transferrin gibi serum proteinleri
 2- Enzimler
   Süperoksit dismutaz
   Katalaz
   Glutatyon Peroksidaz
Kimyasal Zedelenme
 1- Bazı kimyasal maddeler önemli moleküler
  elemanlar veya hücresel organeller ile birleşerek
  direkt olarak etki ederler
    Civa klorür, kemoterapötikler ve bazı
     antibiyotikler hücre membran proteinlerinin
     sülfidril gruplarına bağlanarak ATP az bağımlı
     taşımanın engellenmesine ve membran
     geçirgenliğinin artmasına neden olurlar
 2- Aslında biyolojik olarak aktif olmayan, reaktif
  toksik metabolitlere çevrildikten sonra hedef hücreleri
  etkilerler (CCl 4 ve asetaminofen)
 Bu değişiklik kc ve diğer organların granülsüz EPR da
  P-450 fonksiyonlu oksidazlar ile gerçekleşir.
 Metabolitler protein ve lipitler ile direkt kovalen
  bağlantı kurarak membran hasarı ve hücre
  zedelenmesi yaparsa da asıl etki serbest radikaller
  üzerindendir
 CCL 4 serbest radikali olan CCl 3 e kc de dönüşür, bu
  otokatalitik membran fosfolipid peroksidasyonunu
  başlatarak EPR un hızla yıkımına neden olur,
 30 dakika içinde kc de protein sentezinde azalma
  olur, 2 saat sonra hücrelerde lipoprotein
  sentezleyememesine bağlı lipit birikimi ve yağlı
  değişme olur
 Bu olayları hücre membranında ki permeabilite
  artışına bağlı “hücresel şişme”, “hi ne yoğun Ca
  girişi” ve “mitekondri içinde fazla Ca varlığı”
  progressiv olarak hücre hasarı ve hücre ölümü ile
  sonlanır
HÜCRESEL ADAPTASYONLAR
 1-Fizyolojik adaptasyonlar
 2- Patolojik adaptasyonlar
 Patogenezinde:
 Spesifik hücresel reseptörlerin artması veya
  azalmasına
 Hedef hücre tarafından yeni protein sentezinin
  başlatılması (Isı şok proteinleri gibi bu proteinler
  hücreleri bazı zedelenme şekillerinden korur
Hücresel adaptasyonlarda
 1- Hücrelerin siklusu ve buna bağlı olarak
 kendilerini yenileyebilme güçleri cevaplar
2- Reseptör bağlama
3- Sinyal transdüksiyonu veya
4- Protein transkripsiyonu, translasyonu
 veya atılımı sonucu gerçekleşir
Başlıca adaptasyonlar:
1- Hücre sayısının artması veya hücrenin
 büyümesi ( HİPERPLAZİ/HİPERTROFİ)
2- Hücre sayısının azalması ve/veya
 hücrenin küçülmesi (ATROFİ)
3- Hücrenin değişmesi veya farklılaşması
 (METAPLAZİ) ile karakterli değişiklikler.
Her hücre ;
Çoğalma (proliferasyon)
Farklılaşma (differansiasyon)
Yaşlanma (senescence)
Ölüm (apopitozis)
Bu süreçlerde rol oynayan farklı proteinler
 vardır
Hücrelerin bölünme programlarını
  ayarlayan gen grubu aşağıda ki proteinleri
  sentezler:
A- Siklinler
B- Siklin bağlı kinaz enzimleri (cdk)
C- Siklin bağlı kinaz enzimi engelleyicileri
  (cdki)
Organizmada ki hücreler yenilenebilme
 güçlerine ve hücre siklusu ile ilişkilerine
 göre 3 gruba ayrılır
1- Sürekli bölünen hücreler (labil, deri,ağız
  boşluğu, sindirim kanalı, tükrük bezleri, pankreas, safra
  kanalı gibi salgı kanallarını döşeyen mukaza, serviks,
  vajen,uterus ve fallopian tüpleri ve üriner kanalı döşeyen
  epitel, dalak, lenfoid ve hematopoetik doku hücreleri)
2- Sessiz hücreler (stabil, kc, böbrek ve
  pankreas gibi parankimatöz organlar, damar
  endotel hücreleri, düz kas ve fibroblast gibi
  mezankimal hücreler)
3- Bölünmeyen (permanant, sinir hücreleri,
  iskelet ve kalp kası)
 Hücre büyümesi, hücre çoğalması veya inhibisyonunu
  sağlayan çevresel kimyasal faktörler ile kontrol altında
  tutulmaktadır.
 Bu faktörlerin başında hücreler tarafından yapılan ve
  serumda bulunan polipeptid büyüme faktörleri gelir
 Bu faktörler hücre yüzeyi veya nükleusunda bulunan
  reseptörlere bağlanır, bunlarda dimerizasyon oç ve
  kinazların aktivasyonu sonucu çok sayıda madde
  fosforilize edilir ve ras proteinleri, fosfolipaz –C ve raf-1
  gibi sinyallerin nükleusa iletilmesini sağlayan ikinci mesaj
  taşıyıcıları oluşur ve sonuçta nükleusta transkripsiyon
  faktörleri DNA yapımını başlatır
Hücre büyümesi hücre inhibisyonu ile
 kontrol edilir
Tümör supresör genlerin bazı kanserlerde
 kaybolması ????
İnhibisyon faktörleri:
 Transforme edici büyüme inhibitör faktörü-
 β (TGF- β), tümör nekroz faktör (TNF) ve
 sitokin interferon- β
HİPERPLAZİ VE HİPERTROFİ
 Gelişmesini tamamlamış ve normal büyüklüğe
  ulaşmış bir organ veya dokunun, normal gelişme
  dışında büyümesidir
 Organ büyümesi kendisini oluşturan hücrelerin
  sayısının artışına bağlı oluşursa HİPERPLAZİ,
  hücrelerin hacimlerinin artması sonucu oluşur ise
  HİPERTROFİ adını alır.
 Hipertrofi, hücresel şişmeye bağlı değil, hi de
  yapısal elemanların sentezinin artmasına bağlı
  gerçek bir büyümedir
 Hipertrofi yada hiperplazinin gelişimi, o organda
  ki hücrelerin yenilenebilme özelliklerine ve hücre
  sikluslarına bağlıdır
 Permanant hücrelerde doku büyümesi saf
  hipertrofi şeklinde olur iken, labil hücrelerde
  organ büyümelerinde hiperplazi önemli rol oynar
 Organ büyümesi yağ ve bağ dokusu artışına bağlı
  olur ise “pseudohipertrofi” denir.
 Hiperplazi veya hipertrofi, dengeleyici veya hormonal
  nedenlere bağlı ob ve fizyolojik veya patolojik olabilir
 1- Dengeleyici nedenler: Bir organda ki yapısal veya
  fonksiyonel bir eksikliğin, organın sağlam kısımlarının
  hipertrofi veya hiperfonksiyonu ile karşılanarak, mevcut
  yetersizliğin dengeye getirilmesi sağlanmaya çalışılır
 Genellikle bir organ veya doku üzerine yüklenen işin
  artması sonucu oç. En sık
 Kalp kası
 Sindirim sistemi düz kası
 Çift organlardan birinin çıkartılması
 Yara iyileşmesi
 HPV e bağlı siğillerde büyüme faktörlerinin etkisi ile
  hücre çoğalmaları görülür
 2- Hormonal nedenler ( sitoplazmadi ki
  reseptörler ile hormon tutulur, sinyaller nükleusa
  taşınarak protein sentezi ile ilgili genleri uyarır ve
  protein sentezi başlar)
 Normal gelişmesi ve fonksiyonu için hormonal
  stimulusa gerek duyan hedef organlarda ve içsalgı
  bezlerinde görülür
 Gebelik ve laktasyonda meme hiperplazisi
 Yüksek östrojen düzeyine bağlı endometrium
  hiperplazisi
 Aşırı ACTH uyarısına bağlı sürrenal
  hiperplazisi,İyot eksikliğinde tiroksin noksanlığına
  bağlı TSH salgılanmasında ki artışa bağlı tiroid
  hiperplazisi
Hiperplazi ve hipertrofi bir sınırdan sonra
 artan yükü dengeleyemez ve yetersizlik
 oluşur
Hücre büyümesi hüce inhibisyonunu
 sağlayan faktörler ile dengede tutulur, bu da
 bunları tümörden ayıran önemli bir
 özelliktir
Atrofi
 Önceden normal yapıda olan hücre ya da
  dokuların hacminin azalması sonucu küçülmesidir
 Hücre hacminde veya hücre sayısında ya da her
  ikisindeki azalma sonucu oç
 Agenezi ( organ ya da dokunun konjenital bozukluk
  nedeni ile taslak halinde dahi oluşmaması)
 Aplazi ( taslağın normal organı oluşturacak biçimde
  gelişeşmemesi, tüme yakın yokluğu)
 Hipoplazi ( Esas yapı aynı kalmakla birlikte, normal
  büyüklüğe erişememesi)
Genel sebebi bir çok nedenle oluşabilen
 hücre beslenme yetersizliği,
  anabolik ve katabolik olaylar arasında
   negatif denge oluşumu
  hücrede progressif yıkım ve hücre
   kitlesinde azalma
  Hücrenin apopitozisle ortadan kalkışı
Atrofiye yol açan sebepler
1- İş yükü ve kan temininde azalma
2- Yetersiz beslenme
3- Endokrin stimülasyonun azalması
4- İnnervasyon kaybı
5- Yaşlanma
 Atrofiye uğramış hücrelerin yerini yağ ve bağ
  dokusu alarak hacmi sabit tutulmaya çalışılır
 Bazı organlarda özellikle kc ve kalp kasında
  sarımsı kahverengi pigment birikir (lipofussin) ve
  makroskopik görünümü nedeniyle kahverengi
  atrofiden bahsedilir
 Makroskopik olarak atrofik organlarda damarlar
  belirginleşir
 Atrofi uzun sürmüş ise parankimin yerini fibrozis
  alır ve fonksiyon kaybı ile sonlanır.
I- Fizyolojik Atrofi
 Puberte timus, menapoz sırasında uterus, over ve
  meme atrofisi
 İleri yaşlarda ki senil atrofinin fizyolojik veya
  patolojik atrofi olduğu bilinmemektedir. Burada
  arteriosklerozun yol açtığı iskemiye bağlı atrofi oç
 Mikroskobik olarak atrofiye uğrayan hücrede
  otofajik vakuollerde artış olur
 Otofajik vakuol içerisinde ki bazı hücre yıkıntıları
  (lipofussin) sindirilemez ve membrana bağlı artık
  cisimler olarak kalır.
II- Patolojik Atrofi:
 Genel ya da lokal ob
 Lokal atrofi nedenleri
 A- Fonksiyonel aktivitenin azalması (tembellik atrofisi)
 B- İskemik veya vasküler atrofi
 C- Basınç atrofisi
 D- Endokrin atrofi (Simmond hastalığı)
 E- Nörotrofik atrofi ( hem beslenme bozukluğu hem de
  inaktivite sonucu)
 F- Hiperaktivite-yorgunluk-tüketim atrofisi
 G- Toksik atrofi (uzun süreli enfeksiyöz veya tümöral
  olgularda)
Genel atrofi nedenleri,
 açlık,
 özofagusta tıkayıcı tümör,
 kronik ishal
 “anorexia nervoza”
Metaplazi
Diferansiye bir hücrenin yerini başka
 differansiye bir hücrenin almasıdır
Epitelyal veya mezenşimal ob
Metaplazi reversibl bir değişikliktir
Epitelyal Metaplazi
 1- Epiteli mekanik travma ve iltihap gibi uzun süreli kronik
  irritasyonların etkilemesi sonucu oluşur
 En sık rastlanan şekil, silindirik, pseudostratifiye silindirik
  ve değişici epitelin, dış etkilere daha dayanıklı çok katlı
  yassı epitele dönüşmesidir
 2- A avitaminozu (üsy, bronşlar ve ürüner traktta ÇKYE
  metaplazisi)
 3- Barret’s özofajitinde ÇKYE silindirik epitele dönüşür
 4- Bronşial asthma da bronşial silyalı epitelin goblet
  hücrelerine değişmesi sonucu gelişen müköz metaplazi
 Metaplazi genelde reversibl bir olaydır, vücudun
  korunma reaksiyonlarından biri olarak bilinir, dış
  tesirlere karşı dayanıksız hücrelerin yerini
  dayanıklı hücreler alır
 ANCAK, bakterilerin ve diğer zararlı cisimlerin
  tutulmasını sağlayan mukus ve titrek tüylerin
  ortadan kalkmasına yol açarak zararlı olduğu gibi,
  ileride gelişebilecek kanserlere de zemin hazırlar
 Önce hücrelerde proliferasyon, sonra değişik
  yönde differansiasyon olur
Mezanşimal metaplazi
 Fibröz bağ dokusu hücreleri osteoblast veya
  kondroblastlara dönüşebilir
 En sık görülen kemik dokusu metaplazisidir
 Kalsifikasyona uğrayan nekrotik dokularda,
  zedelene çizgili kasta
 Metaplazinin stem hücrelerin yeniden genetik
  programlanmasından oluştuğu düşünülmektedir
 Mezanşimal metaplazide proliferasyon sonucu
  oluşan hücrelerin başka yöne differansiasyonu
  yanı sıra hücrelerin direkt olarak değişmesi de
  ob.
    ZEDELENMEYE ORGANEL
     DÜZEYİNDE CEVAPLAR
       Lizozomal Katobolizma
Primer lizozomlar ( hidrolitik enzimler içeren
  membranlı orgoneller)
Sekonder lizozomlar= fagolizozom
  (Primer lizozom ile sindirilecek materyalin
  birleştirilmesi sonucu oluşur)
 Lizozomal katobolizma 2 yolla gerçekleşir
   Heterofaji
   Otofaji
Heterofaji
 Dış çevreden maddelerin alınma olayına
  endositoz,
 daha büyük taneciklerin alınmasına fagositoz,
 daha büyük eriyebilen makromoleküllerin
  alınmasına pinositoz denir
 Endositik vakuoller primer lizozomlar ile
  birleşerek sindirilir, bu olay her hücrede
  olabilmekle birlikte en sık fagositik özelliği olan
  hücrelerde görülür
Otofaji
 Hasarlanmış veya yaşlanmış organellerin ortadan
  kaldırılmasında ve hücresel diferansiasyonla
  birlikte olan hücresel yeniden yapılanmada sık
  görülen bir olaydır.
 Bunlar canlılığını kaybederek, sağlam
  sitoplazmadan ayrılan sitoplazma parçaları ve
  hücre içi organeller ER’ mun ribozomsuz
  bölgelerinden oluşturulan otofajik vakuoller içinde
  yer alır (otofagolizozom)
 Özellikle atrofik hücrelerde belirgindir.
 Lizozomlarda ki enzimler kh ve proteinleri
  tamamen sindirdiği halde, lipitleri parçalayamaz
  (rezidüel cisim)
 Lipofussin granülleri hi lipit peroksidasyonundan
  kaynaklanan sindirilemeyen maddeleri temsil
  eder.
 Karbon partikülleri ve dövme pigmentleri de
  makrofajların fagolizozomlarında dekatlarca
  kalabilir
Lizozomlar aynı zamanda hücrelerin
 tamamen metabolize edemedikleri
 maddeleri sakladıkları depolardır
Lizozomal depo hastalıkları, herediter
 enzim defektlerine bağlı olarak ara
 metabolitlerin lizozomlarda birikmesi
Granülsüz EPR uyarılması
(Hipertrofi)
 Barbütüratlar ve diğer bazı maddeler kc de ganülsüz ER de
  ki p-450 sistemi ile metabolize edilir,
 Bir süre sonra bu maddeler daha fazla enzim ve daha fazla
  granülsüz ER sentezini uyarır ve hücrenin ilaç
  detoksifikasyonuna katılımı daha etkili olur
 Bunu bir maddeyi detoksifiye etmeye adepte olmuş
  hücrenin, diğerlerinide metabolize etmede daha etkil
  olması izler
 (Alkol alan hastada fenobarbütal etkisini artırmak için
  fenobarbütürat dozunu artırmak gibi)
Mitekondrial değişiklikler
 Mitekondrial fonksiyon bozukluğunun akut hücre
  zedelenmesi ve ölümünde önemli rolü vardır
 Letal olmayan bazı patolojik durumlarda ise
  mitekondrilerin sayısında, boyutunda, şeklinde ve
  fonksiyonlarında değişiklik olur.
 Hücresel hipertrofide mitekondri sayısında artış,
  atrofide ise azalma vardır Beslenme yetersizlikleri
  ve alkolik kc de hepatositlerde ki mitekondrilerde
  aşırı büyüme ve anormal şekiller
  (megalomitekondriler)
Mitekondrial myopatiler( kalıtsal
 mitekondri metabolizma kusurları)
Böbrek, tiroid, tükrük bezi gibi organalarda
 görülen “onkositoma” olarak adlandırılan
 benign tümörlerde hümöral hücrelerde
 sayıca artmış ve büyümüş mitekondriler
 vardır
Hücre iskelet anormallikleri
Aktin ve myozin flamentleri
Mikrotübüller
İntermediyet flamentler
Kontraktil proteinler
 Hücre iskeleti;
 1- Orgonellerin ve moleküllerin hi nakilleri
 2- Temel hücre yapısının korunması
 3- Hücre-hücre ve hücre-ekstrrasellüler matriks
  sinyallerinin nükleusa taşınması
 4- Doku bütünlüğü için mekanik destek
 5- Hücre hareketliliği
 6- Fagositoz
 Hücre iskeletinin anormallikleri :
 Anormal hücresel görünüm ve fonksiyon
 Hi organellerin aberan hareketleri
 Kusurlu hücre hareketi
 Hi de fibriler materyalin birikintileri
 Düzensizlikler;
 Mikrotübül organizasyonu (Kartagener Sendromu
  ve immotil silya sendromu)
 Mikrotübüller lökosit göçü ve fagositoz için
  gereklidir ve mitotik ipliklern oluşumunu
  sağladığından mitoz da rol oynarlar
 (antikanser tedavisinde mikrotübüle bağlanan
  ilaçlar)
İntermediate filamentlerin birikimi bazı
 hücre zedelenmelerinde önemlidir ( Mallory
 cisimcikleri)
Alzheimer hastalığında beyinde bulunan
 nörofibriler yumaklar bozulan nöronal hücre
 iskeletinin yansımasıdır ve mikrotübül
 birlikteli proteinleri ve nöroflamentleri
 içerir.
Isı şok proteinleri (HSPs)
Protein kıvrılması,
Protein-protein komplekslerinin dağılması
Proteinlerin hi organellere taşınmasında rol
 oynarlar
Bu nedenle bunlar Şaperonlar olarak ta
 bilinir
 1- Yapısal olarak meydana gelebilir (Hsp 60 ve 90)
  VEYA
 2- Protein birikimi ve denatürasyonuna yol açan hücresel
  streslerden sonra artabilirler
 Zedeleyici uyarandan sonra oluşturulanlar
  fonksiyonların tamiri amacıyla yeniden kıvrılmalara
  neden olurlar (Hsp 70)
 Yeniden kıvrılma başarısız olursa, düzeltilemeyecek
  şekilde denatüre olan proteinler UBİQUİTİN
  molekülünün bağlanmasıyla ile etiketlenir ve lizozomal
  olmayan proteosomlar ile sitoplazmik yıkımlar için
  hedef olur
 Isı şok protein şaperonları MI ve nöronal iskemik
  zedelenmede oluşur
 Aynı anda her yerde bulunmaları ve öldürücü
  olmayan hücresel stress ortamında oldukça fazla
  bulunmaları zedelenmeye karşı hücresel
  adaptasyonda önemli olduklarını düşündürür.
 Ayrıca yanlış sarılmış veya yanlış tanzim edilmiş
  proteinlerin amiloidoz, Creutzfeldt-Jacob hastalığı
  ve Alzheimer hastalığının patogenizinde önemli ob
  düşünülmektedir
HÜCRE İÇİ MADDE
BİRİKİMLERİ
 Hi anormal birikimlerin meydana geldiği 3 genel yer vardır
 1- Normal bir madde normal veya artan oranda mg fakat
  metabolizmanın hızı maddeyi ortadan kaldırmak için
  yeterli değildir (Kc de yağlı değişme)
 2- Normal veya anormal endojen madde,
  metabolizmasında, bağlanmasında, naklinde veya
  sekresyonunda ki genetik veya edinsel bozukluktan dolayı
  birikir (depo hastalıkları, alfa-1 antitripsin yetmezliği)
 3-Ekzojen maddeyi parçalayacak enzimatik mekanizması
  veya taşıma yeteneği yoktur (Anormal ekzojen madde
  birikir )
Yağlı değişme
 Yağ metamorfozu=yağ dejenerasyonu= steatozis=
  parankimal yağ infiltrasyonu
   Parankim hücrelerinde lipidin anormal birikimidir
   Dejenerasyon ya da infiltrasyondan farklı olarak
     hücrenin yağ kapsamının görünür hale
     gelmesinden ziyade, yağ dokusu dışındaki
     dokularda parankim hücreleri içerisinde nötral
     yağın birikimidir
   Reversibl bir zedelenmenin göstergesi ise de
     nekrotik hücrelerin komşuluğunda da görülür
 Kc, kalp, kas ve böbrekte sıktır
 Kc e lipitler yağ dokusu ve diyetten gelir
 Lipitler yağ dokusundan yalnızca serbest yağ
  asitleri olarak, diyetten ise hem şilomikron hemde
  serbest yağ asitleri olarak gelir
 Kc de serbest yağ asitleri esterleşerek trigliseritleri
  mg, kolesterol oluşur, fosfolipidlerle birleşir veya
  mitekondride oksitleşerek keton cisimciklerini mg
 Kc de asetatlardan da bazı yağ asitleri sentezlenir
Kc den lipitlerin salgılanması “lipit tutucu
 proteinler= spesifik apoprotein molekülleri”
 ile birleşip lipoproteinleri oluşturmaları ile
 mümkündür
Kc de lipidlerin birikimi yağ asidi
 girişinden lipoprotein çıkışına kadar hhb
 basamaka ki hatadan ob.
 Trigliseritlerin aşırı birikimi:
 1- Serbest yağ asitlerinin hücreye aşırı miktarlarda
  girmesi ( açlık, kortikosteroid)
 2- Yağ asiti sentezinin artması
 3- Yağ asiti oksidasyonunun azalması
 4- Apoprotein sentezinin azalması (CCl 4, fosfor
  zehirlenmesi ve protein malnütrisyonu)
 5- Lipoprotein salgılanmasında bozukluk
 Yağlı kc in en sık sebebi
 A- Alkol
   Mitekondrial ve mikrozomal fonksiyonları bozar
 B- Protein malnütrisyonu ve CCl 4
   Protein sentezini azaltır
 C- DM ve şişmanlık
 D- Anemi ve starvasyon
   Periferik depolardan yağ asidi hareketini arttırır.
 E- Hipoksi yada anoksi
   Yağ asidi oksidayonunu engeller
Lipitler hücrede NŞA gösterilemediğinden
 “maskelenmiş yağ” olarak tanımlanır
Hhb hücrede ki yağ birikimi parankimal
 hücreler içinde berrak vakuoller olarak
 görülür
Hücrede ki berrak vakuollerin, su, glikojen,
 yağ olup olmadığına kara vermek için
 histokimyasal boyalar gereklidir.
 Hi de ki yağ, frozen kesitler yapılarak Sudan IV,
  Oil-Red gibi histokimyasal boyalar ile gösterilir
 Glikojende suda eridiği için alkol tespitinden
  sonra boya almaz ve ancak PAS boyası ile
  gösterilir
 Hi vakuollerinin yağ ya da glikojen olmadığı
  gösterilirse, içeriğin su olduğuna karar verilir
 KARACİĞER:
 Makroskopik; Ağır yağlanmada organ büyük, sarı
  renkli, yumuşak ve kenarları küntleşmiştir
 Mikroskopik; sitoplazmada farklı büyüklüklerde,
  erken dönemde nükleus çevresinde küçük berrak
  vakuoller şeklinde daha sonra birleşerek büyüyen
  vakuoller nukleusu kenara iter.
 Bazen komşu hücreler parçalanır ve yağ
  globüllerinin birleşmesi üzerine yağ kistleri mg.
 Kc lobüllerinde yağlanma farklı alanlarda olur
  Santral ( anemi, lösemi, CO zehirlenmesi, ağır
    enfeksiyonlar, kalp yetmezliğine bağlı pasif
    hiperemi ve anoksi)
  Periferal (alkolizm veya besinsel)
  Diffüz (mantar, fosfor, kloroform, CCl4, ilaç
    toksisiteleri)
 KALP: Yağlanma 2 şekilde o.ç
 1- Tekirleşme veya kaplan derisi şeklinde
   Uzun süren orta derecede ki hipokside o.ç
   Ağır anemilerde, endokart altında ve özellikle
     papiller kaslarda ki myofibrillerde
 2- Diffüz yağlanma
   Daha ağır hipoksik durumlarda ve Difteri
     myokarditinde (bakterinin ekzotoksini
     oksidasyon için kofaktör olan karnitinin
     metabolizmasını engeller)
BÖBREK:
Hipoksik nedenler, civa, fosfor ve CCl 4
 zehirlenmelerinde Tübüli kontirti
 hücrelerinde
Daha ciddi olgularda Bowman kapsülü ve
 glomerül kapiller endotelinde
  Organ soluk grimtrak esmer renkten,
   parlak sarı renge döner
 Hücrede zedelenme dışında da yağlı değişiklik o.b
  Köpük hücreleri (bazı iltihaplarda)
  Atherosklerozda (damar intimasında ki
    makrofajlarda ve düz kaslarda kolesterol
    esterleri ve yarıkları)
  Kolesterol yarıkları (esterlerin kristalleşerek
    doku takiplerinde erimesi)
  Ksantomlar (subepitelyal bağ dokusu ve
    tendonlarda)
Obezite (vücuttaki tüm yağ dokusunda nötral
 yağların birikerek vücut ağırlığının artması)
Adipozite ( yağ dokusunda lokal olarak yağın
 birikimi)
Yağ infiltrasyonu (parankimatöz organların
 stromasında yağ infiltrasyonudur, parankim
 hücrelerinde basıya bağlı atrofi ve dejenerasyon
 vardır)
Proteinler
Hücreye fazla protein alınması
Hücrelerin aşırı miktarlarda protein
 sentezlenmesinden olur
Nefrotik sendromda prox. Tübüllerde
Russel cisimleri (plazma hücrelerinde)
Mallory cisimleri (alkolik kc de)
Alzheimer hastalığında beyinde nörofibriler
 düğümler
Glikojen
 Glikojenin hi de aşırı depolanması glikoliz veya
  glikojen metabolizmasında ki anormallikler
  sonucu oç.
 DM da böbrek tüp epitelide, kardiyak miyozitler
  ve Langerhans hücrelerinin beta hücrelerinde hi de
  glikojen birikir.
 Glikojen sentezi veya yıkımında ki enzim
  kusurlarına bağlı olan glikojen depo hastalıkları ve
  glikojenazlar da yoğun depolanmaya sekonder
  olarak hücre zedelenmesi ve hücre ölümüne neden
  olur
Pigmentler
Ekzojen veya endojen kaynaklı ob.
En sık görülen ekzojen pigment karbondur
 ve lenf bezleri ve akciğer parankiminde
 antrakozis mg ağır şeklinde akc de
 fibroblastik reaksiyon ve amfizem oç ve
 kömür işçileri pnömokonyozu oç.
Endojen Pigmentler
Lipofussin
Melanin
Hemoglobin türevleri
Lipofussin (yıpranma pigment), sıvı içinde
 çözülmeyen, kahverengimsi sarı, granüler,
 hi maddedir
Kalp, kc ve beyin başta olmak üzere çeşitli
 dokularda yaş ve atrofi gereği birikir.
 Serbest radikaller aracılığıyla olan zedelenmelerde, organel
  membranlarında ki doymamış lipidlerinin peroksidasyona
  uğraması sonucu oluşan ve lizozamlarca sindirilemeyen
  lipit ve protein bileşiklerini temsil eder ve sindirilememiş
  organel artıkları olarak membrana asılı veziküller
  şeklindedir
 Makroskopik olarak organa kahverengi görünüm verdiği
  için “Brown atrofi” denir
 Mikroskopik olarak hücre için zedeleyici değildir, ancak
  daha önce oluşan serbest radikal zedelenmesinin
  belirleyicisi olduğu için önemlidir.
Melanin
Melanositlerde tirozinin
 dihidroksifenilalanine oksidasyonu
 sırasında oluşan kahverengi-siyah endojen
 bir pigmenttdir.
Tek kaynağı melanositler ise de deride
 bulunan bitişik keratinositlerde veya dermal
 makrofajlarda da toplanabilir.
UV ışınlarından koruyucudur
Hemosiderin
 Hemoglobin türevi sarı-kahverengi pigmenttir
 Lokal veya sistemik demir fazlalığında dokularda
  birikirler
 Demir+apoferritin= ferritin miçelleri
 Hemosiderin bu ferritin miçellerinin büyük
  kümeleridir.
 Bu pigment varlığı temelde patolojik bir süreci
  göstermekle birlikte, k.i, dalak, kc gibi yaygın
  eritrosit yıkımının olduğu organlarda
  makrofajlarda az miktarda bulunması normaldir.
Lokal demir ve hemosiderin birikimi, küçük
 kanama sonucu mg (çürük, kontüzyon)
kanama→eritrosit yıkımı→artıkların
 fagositozu→hemoglobinin lizozomlar ile
 katabolize edilmesi→hemosiderinde ki
 HEM demiri birikir
Hemoglobin (kırmızı-mavi)
 →biliverdin,biluribin ( yeşil-mavi)
 Demirin sistemik fazla yüklenmesi= Hemosiderozis
 Öncelikle kc, ki, dalak ve lenf bezlerinde fagositlerde
 İkincil olarak kc, kalp, pankreas ve endokrin organlarda
  birikir
 Hemosiderozis;
 1- Diyetteki demirin artan emilimi
 2- Demir kullanımının bozulması
 3- Hemolitik anemiler
 4- Transfüzyonlar
Hemosiderosizde organ fonksiyonları
 bozulmamasına rağmen, daha ağır formu
 olan hemokromatozis te kc de fibrozis, kalp
 yetmezliği ve DM u kapsayan doku
 zedelenmeleri görülür
Doku da demiri göstermek için “Prusya
 Mavisi” boyası kullanılır
Patolojik Kalsifikasyonlar
Fe, Mg ve diğer minerallerle birlikte kalsiyum
   tuzlarının anormal depolanmasıdır
1- Distrofik kalsifikasyon: Kalsiyum
   metabolizmasının ve kan kalsiyum seviyesinin
   normal olduğu durumlarda; ölmüş veya
   zedelenmiş dokularda ki kalsifikasyon
2- Metastatik kalsifikasyon: Kalsiyum metabolizma
   bozukluğunda (hiperkalsemi), normal dokularda
   görülen kalsifikasyon
Distrofik kalsifikasyon
 Her tip nekroz alanında görülebilir
 Aort ve büyük arterlerde lipit birikimi ile
  karakterli intimal zedelenme alanları olan ilerlemiş
  aterosklerozun ateromlarında
 Bu kalsifikasyon önceki bir hücre zedelenmesinin
  göstergesi ise de kendisi de fonksiyon
  bozukluğuna neden olur
 Aort kapaklarının distrofik kalsifikasyonu
  yaşlılarda kalsifiye aort darlığının önemli bir
  nedenidir
Morfolojik, kalsiyum tuzları makraskopik
 olarak ince, beyaz, granül veya yığınlar
 halinde görülür ve kumlu birikintiler
 şeklinde hissedilir
Mikroskopik olarak hi ve/veya hd bazofilik
 depolanmalar şeklindedir
Zamanla kalsifikasyon odağında heterotopik
 kemik dokusu gelişebilir.
Patogenezinde, herbiri hi veya hd olabilen
 çekirdek ve ilerleme dönemlerini kapsar,
 son ürün kalsiyum fosfat kristallerinin
 oluşumudur.
Başlangıçta hd da membrana bağlı
 veziküller şeklindedir ve bunların kaynağı
 dejenere hücrelerdir( kıkırdak ve kemikte
 matriks vezikülleri)
 Hi de kalsifikasyon, hi Ca u düzenleme yeteneğini
  kaybetmeden ölmüş veya ölmekte olan hücrelerin
  mitekondrilerinde başlar, sonra kristal şekilleri oluşur
 Başlangıçta membrana bitişik veziküller iken daha sonra
  kristal şekileri oluşur
 ( bu hd da Ca ve fosfat yoğunluğuna, mineral
  inhibitörlerin varlığına v e kollejenizasyonun derecesine
  bağımlıdır)
 Kollojen ve osteopontin kristal oluşum hızını artırır
Metastatik kalsifikasyon
 Hiperkalsemide oç ve bu 4 nedenle oluşur
 1- Primer paratiroid tümörleri veya PTH
  sentezleyen başka tümör varlığında
 2- Kemik yıkımının fazla olduğu durumlarda
  ( Paget’s hasatlığı, multipl myelom, lösemi ve
  diffüz kemik metastazları varlığında
 3- Vitamin D –bağımlı hastalıklar ve sarkoidoz
 4- Fosfat birikiminin sekonder hiperparatiroidizme
  neden olduğu böbrek yetmezliği
 Morfolojik olarak, distrofik kalsifikasyona benzer
 Kalsifikasyon vücutta yaygın olarak
  gelişebilmekle birlikte başlıca damarlar,
  böbrekler, akciğerler ve mide mukazasının
  interstisyel dokuları etkilenir
 Klinik bozukluklara neden olmamakla birlikte
  bazen solunum yetersizliği ve nefrokalsinozise
  neden ob
HYALEN DEĞİŞİM
Hyalen, HE boyalı kesitlerde hi veya hd da
 görülen, homojen pembe renk dğişimine
 verilen isimdir
Birçok nedenle ob, her durumda biriken
 madde farklı ob, fakat mikroskopik
 görünüm aynıdır
 Hi hyalenler; Mallory alkolik hyalen, Russel cisimleri,
  hyalen damlacıklar
 Hd hyalen, hi hyalende olduğu gibi farklı patogenetik
  mekanizmalar ve biriken farklı proteinler vardır.
   Amiloid
   Kronik hipertansiyon ve diyabette arteriol duvarında
     hyalinizasyon
   Alveol boşluklarında proteinöz madde (hyalen
     membran)
   Skar dokularında hyalinizasyon
REVERSİBL VE İRREVERSİBL
ZEDELENME
 Hücre zedelenmesinin moleküler
  mekanizmasında:
 1- Hücreyi zedeleyen ve ölümcül olmayan yollar
 2- Hücre içerisinde birçok makromolekül, enzim
  ve organeller arasında sıkı ilişki olduğundan
  primer bir zedelenmeyi sekonderden ayırt etmek
  güçtür
 3- İrreversibl hasarın meydana geldiği “geri
  dönüşü olmayan nokta” bilinmemektedir
Zedelenmeyi oluşturan ilk neden ne olursa
 olsun hücrede 4 sistem incinebilir
1- Membran bütünlüğü
2- Mitekondride aerobik solunum
3- Protein sentezi
4- Genetik yapı bütünlüğü
N.ş.a da hücre bunlardan hhb nin
 bozukluğunu tolere edebilir ve zedeleyici
 uyarı hafiflerse normale dönebilir.
Kalıcı ve aşırı zedelenme varlığın da
 hücrenin eşiği aşılarak irreversibl
 zedelenme oç.
Reversibl Zedelenme Morfolojisi
 Ultrastrüktürel değişiklikler
 1- Plazma membran değişiklikleri
   Mikrovillüsların kabarcıklanms, küntleşmesi veya
     bozulması ve hücreler arası bağların gevşemesi
 2- Mitekondrial değişiklikler
   Mitekondrilerde şişme ve fosfolipitten zengin şekilsiz
       yoğunlukların belirmesi
 3- EPR un genişlemesi
   Polizomların ve ribozomların ayrılması
 4- Nükleer değişiklikler
   Granüler ve fibriler elemanların dağılması
Reversibl zedelenme= dejenerasyon”
Öldürücü olmayan hücre zedelenmeleri
 sonucunda mg morfolojik değişikliklerdir
Işık mikroskobu seviyesinde 2 farklı şekilde
 o.ç
  Hücresel şişme
  Yağlı değişme
Hücresel şişme
 En sık , en hafif zedelenme
 1858 de virchow “bulanık şişme”, “Parankimatöz
  dejenerasyon” denmiş
 “Albüminöz dejenerasyon” sitoplazmanın bulanık,
  granüler, vakuollü görünümü nedeniyle
 “Hidropik veya vakuoler dejenerasyon”
 Temel olay hücre metabolizmasının bozulması
  sonucu hücrenin osmotik basıncının artması ve
  sıvı abs ile şişmesidir
   Enfeksiyonlar,otoentoksikasyonlar,ısı farklılıkları ve anoksiye
    neden olan etkenler sonucu o.ç
 Makroskopik; organ büyür (hücrelerde sıvı
  toplanasından), kapsülü gerilir, kesit yüzeyi
  bombeleşir, rengi solar (kapillerlerin basınç
  altında kalmasından)
 Suda haşlanmış görünümü
 Mikroskopik; hücrelerin büyüdüğü,sitoplazmanın
  bulanık, granüler (albüminöz dejenerasyon) ve
  vakuollü bir hal aldığı görülür
Eğer etkileyen olay daha şiddetli ise hi de
 Vakuoller (bunlar şişen ,parçalanan EPR
 parçalarıdır) o.ç
Vakuoller arasındaki sitoplazma retiküler
 manzarada ve hafif eozinofiliktir
Buna “hidropik veya vakuoler
 dejenerasyon” denir
İrreversibl zedelenme;
 Tüm membranlarda yaygın hasar
 Lizozomların şişmesi
 Mitekondrilerde vakuolizasyon ile birlikte olup
  ATP oluşum kapasitesinde azalma ile birliktedir
 Hd Ca u hi ne girer, hi Ca depoları serbest kalarak
  membranları, proteinleri, nükleik asitleri ve ATP
  yi parçalayan enzimlerin aktivasyonuna yol açar
İrreversibl zedelenmenin en erken
 ultrastrüktürel işaretlerinden birisi;
  Mitekondrial matrikste şekilsiz, Ca dan
    zengin yoğunlukların birikmesidir.
  Bundan sonra aşırı geçirgen
    membranlardan proteinlerin, esansiyel
    koenzimlerin ve ribonükleik asitlerin
    kaybı devam eder
Hücrelerden ATP için gerekli metabolitlerin
 sızması ile hi yüksek enerjili fosfatlar daha
 azalır.
Lizozomal membranların zedelenmesi
 enzimlerin sitoplazma içine sızmasına yol
 açar, asit hidrolazlar hi de oluşmuş asidik
 pH da aktifleşerek sitoplazmik ve nükleer
 elemanları parçalar.
Hücre ölümünden sonra hücresel elemanlar
 lizozomal enzimlerin etkisiyle sindirilmeye
 devam eder, potansiyel yıkıcı hücresel
 enzimler hd na yaygın olarak sızar
Ölü hücreler sonun da myelin şekiller
 olarak tanımlanan helezon şeklinde
 fosfolipid kitlelerine dönüşebilir.
 Bu fosfolipid kitleleri daha sonra ya diğer hücreler
  tarafından fagosite edilir, ya da yağ asitlerine
  parçalanır , bu yağ asitlerinin kalsifikasyonu Ca
  sabunlarının oluşumuna neden olur.
 Hi proteinlerinin parçalanmış hücre mebranından
  geçerek periferik dolaşıma sızması, kan serum
  örneklerinde dokuya özgül hücre zedelenmesi ve
  ölümünü göstermeyi sağladığından önemlidir
Örneğin kalp kası “kreatin kinaz”, kc ve
 safra yolları “alkalen fosfataz”,
 “SGOT(serum glutamik oksaloasetik
 transaminaz), LDH” kc , akc, pankreas ve
 böbrekteki irreversibl hasarı göstermesi
 açısından önemlidir
Sonuç olarak;
1- İrreversibl zedelenme en sonunda
 oksidatif fosforilasyonu ve dolayısıyla
 hayati ATP sentezini etkiler,
2- Membran hasarı letal zedelenmede kritik
 bir noktadır
3- Ca hücre ölümünde ki nihai morfolojik
 değişikliklerin potansiyel bir aracıdır.
İRREVERSİBL HÜCRE
ZEDELENMESİ
 A- Mitekondrial fonksiyon bozukluğunun geri
  döndürülmesindeki yetersizlik
   1- Özellikle mitekondrilerde membrana bağlı
    Ca’un mitekondri içine girmesi önemlidir
   ÇÜNKÜ; Ca oksidatif fosforilasyonun önemli
    bir inhibitörüdür
   2- Mitekondrilerde kristalarda dahil
    vakuolizasyon ve matriksde şekilsiz, Ca dan
    zengin amorf yoğunlaşmalar vardır
 B- Hücre membranlarının geniş hasarı
  (proteinlerin, RNA ve koenzimlerin, yüksek enerjil
  fosfatların hücre dışına kaçması)
 C- Lizozomların aşırı şişmesi ve geçirgenliği
  artmış membranlardan enzimlerin (RNA az, DNA
  az, proteaz, fosfotaz, ..) sitoplazmaya geçmesi ve
  aktive olması ile başta RNA, DNA ve glikojen
  olmak üzere hücreyi enzimatik sindirime uğratır
 2 olay irreversibiliteden sorumludur
   1- Membran fonksiyonlarında ağır hasar
   2- Mitekondirilerdeki fonksiyon bozukluğunun
     düzelememesi
   Hücre membranında ki en önemli değişiklik
     fosfolipidlerin kaybıdır
                 Hem sentezinin azalması (membran fosfolipidlerinin OH
     radikalleri ile reaksiyona girmesi, mg organik asitten yoksun radikallerin
     ortamda ki O2 ile peroksitleri oluşturması ve oluşan peroksitlerin
     otokatalitik reaksiyonları başlatarak daha fazla doymamış yağ asidi
     kaybına sebep olması)
              Ca’a bağlı olarak aktive olan fosfolipazlar ile
     parçalanmanın artışı
İrreversibl zedelenmenin patogenezinde
 hücre membran hasarı ana faktördür
Hacım regülasyonunun kaybı
Hücre dışı moleküllere karşı permeabilite
 artımı
Ultrastrüktürel olarak göserilebilen plazma
 membran defektleri
Membran hasarının nedenleri zedelenmenin
 bazı şekillerinde rol oynar:
1- Membran fosfolipidlerinin ilerleyici
 kaybı
  İskemiye bağlı sitoplazmik Ca artışı
    (fosfolipaz aktivasyonu)
  ATP bağımlı reaçilasyonun veya
    fosfolipit sentezinin azalmasına sekonder
2- Hücre iskelet anormallikleri
Hi Ca seviyesinin artmasıyla aktive olan
 proteazlar hücre çatısına zarar verir
Bazı zedeleyiciler hücre membranının hücre
 iskeletinden ayrılmasına neden olarak
 membranı gerilmeye ve yırtılmaya hassas
 hale getirirler
3- Serbest oksijen radikalleri
Hücre membranı ve diğer hücre
 elemanlarına zarar verir
Bu radikaller özellikle
 “iskemi/reperfüzyon” zedelenme modelinde
 ortama dolaşımla gelen lökositler ile
 ortamda Ca seviyesinin artımı ile ilgilidir
4- Lipit yıkım ürünleri
Fosfolipit parçalanması sonucu iskemik
 hücrelerde biriken bu katabolik ürünler
 membranlar üzerinde deterjan etkisi yapar.
 ***Membran hasarının mekanizması ne olursa olsun
  sonuçta;
 Hi materyallerin yoğun sızıntısı ve Ca un bol miktarda hi
  ne girmesi ile sonlanır.
 Hücre ölümünden sonra, hücre ilerleyici bir şekilde
  enzimler tarafından parçalanmaya başlar ve sonunda
  hücrenin yerinde myelin şekiller halinde fosfolipit kitlesi
  kalır
 Bu kitle ya fagositik hücrelerce fagosite edilir, ya da yağ
  asitlerine ayrılır
 Y.a lerinin de kalsifikasyonu ile kalsiyum sabunları mg.
İRREVERSİBL HÜCRE
ZEDELENMESİ VE NEKROZ
 NEKROBİOZ: nekroz yapan etkenin hücreye etki
  yapmasından başlayarak nekroz oluşumuna kadar
  geçen süre içerisinde oluşan morfolojik
  değişikliklerdir
 NEKROZ: genellikle öldürücü zedelenmeye
  uğramış hücrelerde, enzimlerin progressif etkisi ile
  oluşmuş morfolojik değişikliktir
 (Fiksatife konulan doku ölü, fakat nekrotik
  değildir)
 OTOLİZ: Hücre ölümü sonunda, hücreden açığa
  çıkan enzimlerle hücrenin kendi kendini
  sindirmesidir.
 Nekroz; aynı zamanda canlıda gelişen otolizdir
 HETEROLİZ: Nekroz alanına gelen lökositlerin
  lizozomlarından kaynaklanan enzimlerin etkisi ile
  sindirim olması
 POSTMORTEM DEĞİŞİKLİK: Ölü bir
  organizmada meydana gelen otolizdir.
 Bu olayların gelişmesi için saatler gereklidir.
 Ani ölüme neden olan MI de hücrelerde ki
  değişiklikler ortaya çıkarılamaz
 Myokardial hücre ölümünden 20-40 dakika sonra
  ultrastrüktürel değişiklikler oç
 Hasarlı miyokarddan salına enzimlerin kanda
  tespiti 2 saat sonra mümkündür
 İrreversibl zedelenme oluştuktan 4-12 saat sonra
  nekrozun klasik histolojik özellikleri oç.
Nekroz;
 Yaşayan organizmanın ancak bir
   parçasında görülebilir
 Çevresinde iltihabi reaksiyon gelişir
 Mide, pankreas gibi organlarda
   lizozomlar fazla olduğu için otoliz hızlı,
   kc, kalp, böbrekte daha yavaş gelişir
Fizyolojik ölüm; canlıda meydana gelen,
 ancak nekroz olarak adlandırılmayan hücre
 ölümleridir.( epidermisin yenilenmesi, kan
 hücreleri)
APOPİTOZİS: canlıda hücrelerin tek ya da
 gruplar halinde, kendi kendilerini programlı
 şekilde yok ederek ortadan kalktıkları
 fizyolojik bir ölüm şeklidir.
NEKROZ
 Nekrozda iki temel olay vardır
  1- Hücrenin enzimatik sindirimi:
      Enzimler ölü hücrenin lizozomlarından
       kaynaklanıyorsa buna otoliz, o bölgede
       bulunan veya göç eden lökositlerin
       lizozomlarından kaynaklanıyorsa heteroliz
       denir
  2- Proteinlerin özelliklerinin değişmesi
    ( denatürasyonu).
 Nekrozun genel morfolijik
 özellikleri
 Makroskopik: Canlı dokunun saydamlığı kaybolur,
  opaklaşır, beyazımsı veya sarımsı renk alır.
 Mikroskopik: öncelikle sitoplazmada, sonra nükleusta
  değişiklikler m.g. Sitoplazmik olarak:
   1- Sitoplazmada HE ile eozinofili artar
      Ölü hücrede kısmen sitoplazma içinde ki niteliği
        bozulan proteinlere eozinle bağlanmanın artması,
        kısmen de bazik boyalar ile boyanmanın kaybına
        bağlı
      Bazofili normalde sitoplazmada ki RNA ile sağlanır
2- Glikojen kaybına bağlı olarak daha camsı,
 homojen görünümdedir
3- Sitoplazmada beliren vakuoller nedeniyle
 güve yeniği manzasarı
4- Sonuçta kısmen erimiş, granüllü,
 pıhtılaşmış, asidofilik sitoplazma o.ç. ve ölü
 hücrelerde Ca tuzlarının birikimine bağlı
 olarak doku sertleşebilir.
Nekrozda nükleusta ki morfolojik
değişiklikler
 Herbiri DNA nın spesifik olmayan yıkımı sonucudur
 1- En erken bulgu kromatinin nükleus membranı ve
  nükleolus etrafında kümelenmesi (reversibl)
 2- Piknoz (irreversibl, apopitozis de de görülür, nükller
  büzülme ve bazofilide artma, koagülasyon )
 3- Karyolizis (lizozomal kaynaklı DNA az etkisi
  (likefaksiyon)
 4- Karyoreksis ( piknotik nükleusun parçalanmasıdır, bir
  iki gün içinde ölü hücrde ki nükleus tamaman kaybolur)
 Nekroz tek hücrede ise normal hücrelerden ayrılır
  yuvarlak görünüm alır
 Birkaç hücreyi ilgilendiriyorsa değişik büyüklükte
  kitleler
 Nükleusun erimesi ve parçalanması ile kitleler
  diffüz olarak eozin ile boyalı asidofilik hal alır
 Ca tuzları çökerse yer yer bazofilik boyanma olur
NEKROZ ÇEŞİTLERİ
 1- Koagülasyon (pıhtılaşma)
 2- Kollikuasyon (likefaksiyon)
 3- Özel nekroz tipleri
   Kazeifikasyon
   Gangrenöz
   Yağ nekrozu
   Fibrinoid
   Gom
   Balmumu
Koagülasyon Nekrozu
 En sık görülen nekroz çeşididir.
 Yapısal ve enzimatik proteinlerin koagülasyonu
  ile karakterlidir
 Enzimatik proteinlerde denatüre olduğu için
  hücresel proteoliz gecikir.
 Makroskopik olarak doku haşlanmış et
  görünümlü, kuru ve donuktur
 Nekrozun yaşına bağlı olarak görünüm değişir
 Erken dönemde soluk, sert ve şişkin, ileri
  dönemde sarımsı ve yumaşak görünümlü
Mikroskopik olarak, hücre sınırı ve doku
 yapısının tanınmasına imkan sağlayacak
 şekilde hücrenin ana şekli korunur (buzlu
 camın arkasından bakar gibi)
Ancak nukleus ortadan kalkmış, hücre
 asidofilik ve opak bir hal almıştır
Hücre proteolizi gerçekleşemediği için ölü
 doku ancak heteroliz ile ortadan kalkar
Bu nekroz:
1- Kan akımının ani olarak kesilmesi
 durumlarında
  Kalp, böbrek, dalak enfarktüsleri gibi
    hipoksik/anoksik zedelenme
2- Tümörlerde
3- Formaldehit, civa ve asit toksisiteleri ve
 bazı bakteri toksinleri
Likefaksiyon Nekrozu
(Kollikuasyon veya Erime)
 Proteinlerin denatürasyonundan önce hidrolitik
  enzimlerin etkisi ile dokuda erimenin ön planda
  olduğu nekroz çeşidi
 Erimeyi sağlayan enzimler dokudan,
  makrofajlardan veya parazitler ve
  mikroorganizmalardan kaynaklanabilir.
 Erime primer veya önceden oluşan koagülasyon
  alanının proteolizine bağlı sekonder ob
Nekroz alanının bakteriler tarafından
 enfekte olması veya abseleşmesi halinde
 gerek bakterilere gerekse ortamda ki
 lökositlerin litik etkisine bağlı oç
(Tüberkülozda kavernler bu yolla oluşur)
 Likefaksiyon Nekrozunun görüldüğü olaylar
 1- SSS de iskemik zedelenme dahi olsa
  likefaksiyon nekrozu oç
 2- Pyojenik mo ların etkisiyle ortaya çıkan
  bakteriyal enfeksiyonlarda
 3- Mide mukozası ve pankreas gibi enzimlerden
  zengin dokularda
 4- Amiplerin içerdikleri kuvvetli hidrolitil
  enzimler sayesinde barsakta
 5- Alkalilerle zehirlenmede
Makroskopik olarak; ortası hücresel artıklar
 ve lökosiler içeren sıvı ile dolu olan nekroz
 alanı yumuşaktır
Zamanla sıvı rezorbe olarak kistik görünüm
 oç
Kist duvarında kapiller proliferasyon ve
 fagositik hücreler içeren gevşek bağ dokusu
Kazeifikasyon Nekrozu
(peynirleşme)
 Koagülasyon nekrozunun özel şeklidir
 Koagülasyon ve likefaksiyon biraradadır
 Tüberküloz için karakteristik olmakla birlikte,
  brucella, tularemi, ve mantar enfeksiyonları,
  sarkoidoz da görülebilir
 Nekroz gelişiminde tbc basilinde ki yüksek
  moleküllü lipoi maddelerin toksik etkisi rol oynar
 Makroskopik olarak yumuşak, kolay
  parçalanabilen ve dokudan kolaylıkla ayrılabilen,
  sarımtırak-gri beyaz renkli
Mikroskopik olarak, hücrelerin sınırları
 belirsiz ancak tam olarak eriyememesi
 sonucu amorf, granüler kitle şeklinde olup
 nekroz alanı granülomatöz bir reaksiyonla
 çevrilidir.
 Kazeöz materyalin uzun süre dokuda kalması, tbc
  basilinde ki kh ve fosfatit reaksiyonlarının, hücre
  sitoplazmasında ki hidrolitik enzimleri inh etmesi
  ya da parçalaması sonucu otolitik olayların kolay
  gelişmememsne bağlı
 Ayrıca nekroz çevresi normal dokuda damaralrın
  sınırlı gelişimi ve nekrozun fibrozis ile
  çevrelenmesi de nekrozun uzun süre dokuda
  kalmasını sağlar
Gangrenöz Nekroz
 Özellikle alt ekstremitelerde görülen, iskemik
  nedenlerle oluşan koagülasyon nekrozodur
 Yaşlılarda ateroskleroza bağlı “senil gangren”
 Diyabetik kişilerde
 Çavdar mahmuzu zehirlenmelerinde
 Donmalarda
 Burger hastalığı(Tromboanjitis obliterans)
 Reynaud hastalığı
Gangrende koagülatif olaylar baskınsa doku
 su kaybederek kurur, buruşur, koyu kahve
 ya da siyah renge dönüşerek mumyaya
 benzer görünüm alır (Kuru gangren-
 mumyalaşma nekrozu)
 Komşu dokuda gelişen iltihabi reaksiyon sonucu
  ölü ve canlı dokunun kesin olarak ayrıldığı
  demarkasyon hattı oluşur.
 Yaş Gangren: Kuru gangrene bakteriyal
  enfeksiyon eklendiğinde dokuya likefaksiyon
  hakim olur. Saprofit m.o’ ların etkisi ile dokuda
  sulanma ve pütrefaksiyon sonucu kokuşma oluşur.
 Gazlı Gangren: Ölü dokuya Clostridium Welchii
  gibi anerobik m.o’ların bulaşmasıyla oluşur.
                Yağ Nekrozu

 İki şekilde olur:
1- Enzimatik yağ nekrozu:
Yağlar üzerine etkili enzimlerin açığa çıkması
   sonucu oluşur.
Akut pankreatitte görülür. Pankreas ve çevre yağ
   dokusunda özellikle karın içerisinde yağ
   dokularında nekroz oluşur.
Açığa çıkan aktifleşmiş lipazın kana karışması
   sonucu karın boşluğu dışında cilt altı gibi uzak
   bölgelerdeki yağ dokusunda da nekroz oluşabilir.
 Zedelenen hücreden açığa çıkan lipazın
  trigliseritleri hidrolize etmesi sonucu yağ asitleri
  ve gliserol meydana gelir.
 Yağ asitleri kalsiyumun etkisiyle sabunlaşır.
 Böylece yağ dokusunda tebeşir gibi sert beyaz,
  küçük nodüller belirir.
 Mikroskobik olarak yağ hücrelerinin sınırlarının
  kısmen seçilebildiği soluk, bazofilik, amorf madde
  içeren düzensiz alanlar ve çevrede iltihabi
  reaksiyon görülür.
2- Travmatik Yağ Nekrozu:
   Meme dokusunda, karın ve ekstremitelerde deri
   altı yağ dokusunda görülür.
 Travma sonucu hücrelerden açığa çıkan yağlar
   iltihabi reaksiyona yol açar.
 Lipo granülom olarak adlandırılan yabancı cisim
   dev hücreleriyle karakterli granülasyon dokusu
   oluşur.
 Nekroz alanının sert nodüller şeklinde
   hissedilmesi nedeniyle tümörle karışır.
          Fibrinoid Nekroz
Gerçek anlamda hücre ölümü olmayan
 ancak nekrotik hücreye ve fibrine benzer
 madde varlığında kullanılır.
Özellikle immünolojik olaylar sonucu
 damar duvarlarında görülür.
              Gom Nekrozu
 Sifilisin 3. döneminde görülen gomlarda gelişen
  kazeifikasyon ve koagülasyon nekrozlarının
  özelliklerini yansıtır.
 Nekroz alanı yuvarlak, içerdiği zengin damar
  ağına bağlı olarak elastik kıvamdadır.
 Mikroskobik olarak nekroz alanı içindeki damar
  siluetleri ve çevre dokuda granülasyon dokusu
  karakteristiktir.
           Balmumu Nekrozu
 Kaslarda ağrı, kanama ve yırtılmalara yol açan
  Zenker ya da hiyalen nekroz olarak ta tanımlanır.
 Difteri, tifo, tifüs, çiçek, pnömoni ve kızıl gibi
  bazı enfeksiyonlarda görülür.
 Özellikle rectus abdominis, diyafragma, kol, bacak
  ve omuz kaslarında, kalp kasında ve bazen larinks
  kaslarında görülür.
 Kaslar balmumunu andırır. Sarkoplasmik
  çizgilenme ve nükleuslar kaybolmuştur.
         Nekrozun Sonuçları
Nekrozun geliştiği parankim hücrelerinin
  rejenerasyon kabiliyetine, nekroz alanının
  büyüklüğüne ve organizmanın direncine
  bağlı olarak;
1- Tamamen kaybolabilir.
2- Kist ya da ülser gelişebilir.
3- Fibröz doku oluşur.
4- Distrofik kalsifikasyonlar oluşabilir.
   APOPİTOZİS (programlı hücre ölümü)


Nekrotik hücre ölümünde oluşan hücresel “cinayet” den ziyade
hücresel bir “intihardır”
Apopitozisn tarihçesi, ilk kez 1885 yılında Flemming’in
kromatolizisi tanımlaması ile başlamış, 1950 lerde lizozomların ve
1960 lı yıllarda serbest radikallerin keşfi ile hücre intiharı kavramı
ortaya çıkmış
1970 li yıllarda ise programlı hücre ölümü kavramı oç
Apopitozis ile ilgili ilk önmeli çalışma 1972 yılında Kerr
tarafından, atrofiye giden kc dokusunda hücrelerin farklı bir
morfoloji oluşturduktan sonra ortadan kalktığını tanımlamış
 1984 yılında Wyllie, apopitoziste görülen DNA
  kırıklarının karakteristik “merdiven paterni”
  gösterdiğini jel elektroforezinde tanımlamış
 1990 ların ikinci yarısında ise, apopitosiz
  mekanizmaların da ki “caspase” aktivasyonu ve
  apopitotik hücrelerin fagositozu ile ilgili
  mekanizmalar ve mitekondrial membran
  geçirgenliğinde ki değişiklikler
Apopitozisin görüldüğü patolojik ve
fizyolojik olaylar
 1- İmplantasyon, orgonogenezis ve gelişimsel involüsyonu
  kapsayan Embriyogenezis ve metamorfozis (başkalaşım)
  süresince
 2- Yetişkinlerde hormona bağımlı involüsyonlar (menepozda
   over follikülerinde atrezi, laktasyon sonrası meme regresyonu)
 3- Sürekli çoğalan aktif hücrelerde hücre sayısının
  azaltılması (fizyolojik ölüm) (barsak kript epiteli, hematolojik
   hücreler)
 4- Tümörlerde hücre ölümü (özellikle regresyon veya aktif
  çoğalma sırsında bulunan tümörlerde)
 5- Sitokin tükenmesinden sonra B ve T lenfositleri ile
  birlikte gelişen timusta otoreaktif T hücrelerinin ortadan
  kalkması gibi bazı immün hücrelerin ölümü
 6- Hormona bağımlı dokularda patolojik atrofi
  ( orşiektomi sonrası prostat atrofisi, glukokortikoid kullanımı sonucu timusta
   lenfosit kaybı)
 7- Parankimal organlarda duktus obstrüksiyonlarını
  takiben oluşan patolojik atrofiler (pankreas, parotis, böbrek)
 8- Sitotoksik T lenfositlerin yol açtığı hücre ölümü
   (graft-versus host)
 9- Bazı viral hastalıklarda ki hücre zedelenmesi
  (Councilman cisimleri)
 10- Nekroz oluşturabilecek düşük dozda etkili hafif
  ısı, radyasyon, sitotoksik antikanser ilaçlar ve hipoksi
  gibi bazı zedeleyici etkenlerin oluşturduğu hücre
  ölümü gibi olaylar
 Apopitozisin Morfolojik Özellikleri
 Işık mikroskobunda HE boyalı kesitlerde
      tek veya gruplar halinde
      yuvarlak veya oval,
      nükleer parçalar içerebilen,
      yoğun eozinofilik sitoplazma kitleleri şeklindedir.
 Pekçok yönden nekroza benzemekle birlikte bazı
  farklılıklar vardır.(Nekrozun aksine iltihabi hücre
  içermediği için ışık mikroskobunda tespiti güçtür)
 ****Hücrelerin fizyolojik apopitozise
  girmelerinde ki yetersizlik ;
   Aberan gelişime
   Tümör proliferasyonunun engellenememesine
   Otoimmün hastalıklara neden olur.
 Apopitozis en iyi elektron mikroskop ile izlenir ve
  burada ki bulguları:
 1- Hücre büzüşmesi: Hücre normal boyutuna göre
  küçülür, sitoplazma yoğunlaşır, organeller normal
  olup birbirine yaklaşır
 2- Kromatin yoğunlaşması: Apopitozisin en
  karakteristik bulgusudur. Kromatin en periferde,
  nükleer membran altında , iyi sınırlı, değişik
  büyüklükte ve şekilde yoğunlaşmış kitleler halinde
  kümeleşir. Nükleus iki veya daha fazla parçaya
  ayrılmış ob
 3- Sitoplazmik kabarcıklar ve apopitotik cisimlerin
  oluşumu: Apopitotik hücrelerin yüzeyinde önce
  kabarcıklar oluşur, sonra bunlar sitoplazma ve
  organeller içeren, membranla cevrili parçalara
  ayrılır, bu parçalarda nükleer parçalar da ob
 4- Apopitotik hücre veya cisimlerin fagositozu: Bu ya
  komşu parankimal hücre veya makrofajlar tarafından
  olur.     Apopitotik   cisimlerin   içinde    bulunan
  lizozomlarla hızla parçalanarak yeri komşu hücrenin
  migrasyonu ya da proliferasyonu ile doldurulur
Apopitoz Mekanizmaları
 1- Sinyalleşme:
 İç kaynaklı programlanmış olaylardan, büyüme
  faktörlerini yokluğu, özgül reseptör(Fas)-ligand
  etkileşimleri, sitotoksik T hücrelerinden enzimlerin
  salınması veya radyasyon gibi zedeleyici ajanlar gibi
  pekçok mekanizma ile tetiklenebilir
 Zardan geçen sinyaller, ya daha önce var olan ölüm
  programlarını önleyebilir veya ölüm dizisini
  başlatabilir ki bunlardan en önemlisi TNF-alfa
  familyasına aittir. Bunlar Fas yüzey moleküllerini
  kapsar
 Bu plazma membran reseptörleri bir hücre içi “ölüm
  bölgesi” protein dizisini paylaşır ki bunlar
  oligomerize olduğu zaman başlatıcı kaspazların
  aktivasyonu ve ölümle sonlanan enzim dizilerinin
  aktivasyonuna yol açar
 2- Kontrol ve integrasyon:
 Orijinal ölüm sinyalleri özgül proteinlerle
  gerçekleştirilir
 Bu proteinler, etkilerinin ya “kesinleşmesi” ya da
  “başarısızlıkla” sonlanması nedeniyle önemlidir
 Bu safha da 2 ana yol vardır.
 A- Ölüm sinyallerinin özgül adoptör proteinler ile
  infaz mekanizmalarına direkt iletilmesi
 B- Mitekondrial permeabilitenin BCL-2 protein
  familyasının üyeleri ile düzenlenmesi
 Mitekondrial membranın iç kısmında ki delikler
  membran potansiyelinin azalması ve organelde
  şişmeye, dıştaki membran permeabilitesinin artması
  apopitozisi tetikleyen sitokrom C nin sitoplazmaya
  salınımına neden olur.
 Serbestleşen sitokrom C nin bazı sitoplazmik
  proteinleri (Apaf-1, proapopitotik proteaz aktivatörü)
  aktive ettiği , hücreyi öldüren infazcı kaspaz
  aktivasyonunu tetiklediği ve proteolitik olayları
  başlattığı
 BCL-2 ;
 mitekondriyal permeabilite artışını engelleyerek ve
  Apaf-1 gibi proteinleri sabitleyerek kaspaz
  aktivasyonu inhibe etmek suretiyle apopitozisi inhibe
  eder
 BCL-2 ailesinin diğer üyeleri buna bağlanarak bunun
  antiapopitotik aktivitesini hafifletir
 Böylece BCL-XL apopitozisi inh ederken, BAX ve
  BAD apopitozisi artırıcı etki yapar
 3- İnfaz:
 Bu final yol birtakım sitoplazmik enzimlerin sentezi
  ve/veya aktivasyonu sonucu oluşan biyokimyasal
  olaylar dizisidir
 Kaspaz yeni tanımlanmış bir proteaz sınıfı ile protein
  yarıklanmasıdır.Kaspazların hhb nin aşırı varlığı
  apopitozise neden olur . Bu gibi bir veya daha fazla
  enzim aktivasyonunun hücre intiharı ile sonlanacak
  diğer proteazları aktive ettiği
 Transglutaminaz aktivasyonu ile yaygın protein
  çapraz bağlanmasının hücre iskelet proteinlerini
  kolay parçalanabilir şekle çevirir
 Ca ve Mg bağımlı endonükleaz aktivasyonu ile DNA
  yıkımı gerçekleşir
 Bu parçalanma apopitozis de “merdiven” bulgusu
  denilen 180-200 baz çifti katlarında gerçekleşirken,
  nekroz da gelişigüzel parçalanma şeklindedir.
 Merdiven bulgusu nekrozun erken döneminde de
  görülebileceğinden apopitozis için tanısal değildir
 4- Ölü hücrelerin ortadan kaldırılması:
 Apopitotik hücreler veya cisimciklerin komşu hücreler
  veya fagositler tarafından ortadan kaldırılmasını
  kolaylaştıran yüzey reseptörleri vardır
 Bu reseptörler apopitotik hücrenin iç sitoplazmik
  yüzünden dış yüze doğru fosfatidilserinin
  çevrilmesiyle olur
 Bu ve diğer değişiklikler iltihabi öncül mediyatörler
  salınmaksızın apopitotik hücrelerin erken tanınması
  ve fagositozunu sağlar
 Özet olarak apopitozis,
 Hücre ölümünün özel bir şeklidir
 Karakteristik kromatin kümelenmesi ve DNA
  parçalanması vardır
 Normal gelişim, organogenezis, immün fonksiyonlar
  ve doku gelişiminde ve patolojik olaylarda etkilidir
 Sitoplazmik Ca artışı ile endonükleaz aktivasyonunun
  DNA parçalanmasını sağlaması, transglutaminaz
  aktivasyonun volüm ve şekil değişikliklerine yol
  açması
 Apopitotik cisimlerin yüzeylerinde ki reseptörler ile
  fagositozu
 Bazen apopitozisin oluşumu için gen
  transkripsiyonları ve protein sentezi gereklidir
 Normalde BCL-2 onkogeni sitokinler ve hormonların
  neden olduğu apopitozisi inh ederek hücre yaşamını
  uzatır
 C-myc onkogeninin protein ürünleri hem apopitozisi
  hem de BCL-2 ile birlikte hücre büyümesini stimüle
  eder
 P-53 apopitozisi stimüle eder ancak bazı tümörlerde
  bunun mutasyonu veya yokluğunda apopitozis inh
  olur
 APOPİTOTİK İNDEKS. 10 Büyük büyütme alanında
  ki apopitotik hücrelerin diğer hücrelere oranıdır
 İndeksin azalması hücre çoğalmasını gösterir.
 Apopitozisde inflamatuvar cevabın olmamasının
  nedenleri:
 1- Burada memran hasarı olmadığı için hücre
  dışına çıkarak kemotaktik rolü oynayan madde
  salınımı yok
 2- Apopitotik cisimleri fagosite eden hücrelerden
  salınan sitokinler inflamatuvar yanıtın
  gerçekleşmesini inhibe ederler
 3- Apopitotik cisimlerin fagositozunun hızlı
  yapılması
Apopitozisin gösterilmesinde
kullanılan yöntemler
 1- Işık mikroskopik seviyede apopitotik indeks
  hesaplanması( ancak apopitozisin erken safhalarında ki hücreleri,
   nekrozun karyorektik hücrelerinden ayırmak güçtür, ayrıca apopitozisle
   lumene dökülen hücreleri morfolojileri değişeceği için tespit etmek güç ob)
 2- TUNEL ( tdt- mediated nick end labeling technique) ya da ISEL ( in
  sutu end labeling) gibi enzimatik in sutu işaretleme yöntemleri
 3- Monoklonal antikorların kullanılmasıyla uygulanan
  immünhistokimyasal boyama
 ( duyarlılığı diğer yöntemlere göre daha fazladır)
 4- Flow-cytometri
 5- Elektron mikroskopik inceleme

								
To top