Devlet�i Sanayilesme D�neminde Ekonomideki Gelismeler by qtTbWEB

VIEWS: 28 PAGES: 85

									 Devletçi Sanayileşme
Döneminde Ekonomideki
      Gelişmeler
          Üçüncü Bölüm
 http://www.yakupkucukkale.net
    adresinden indirebilirsiniz…
       Dönemin Başbakanları




4 Mart 1925 – 25 Ekim 1937   25 Ekim 1937 – 25 Ocak 1939
Mustafa İsmet Paşa (İnönü)        Mahmut Celal Bayar
Ekonomi Politikasındaki Değişikliğin
            Nedenleri
 Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayileşme özel
  sektörün inisiyatifine bırakılmıştı.
 Devlet sadece gerekli fiziki ve yasal alt yapıyı
  oluşturmak için çaba göstermiş,
 Diğer taraftan özel sektörün sanayi yatırımı
  yapabilmesi için de bir çok yoldan teşvikler
  sağlamıştır.
 Bu durum aslında kaçınılmazdı. Çünkü devletin
  pek fazla kaynağı yoktu, olan kaynaklar da
  yabancıların elinde bulunan sanayi ve madencilik
  kuruluşlarının millileştirilmesi için kullanılıyordu.
 Kapitülasyonlar ve yabancılara sağlanan
  imtiyazlar kaldırılmıştır,
 Gümrük tarifeleri yükseltilemese de dolaylı
  yollardan sanayi desteklenmiştir. Tüketim
  vergilerinin artırılması ve prim ödenmesi
  buna örnek olarak gösterilebilir.
 1927 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun
  tekrar yürürlüğe konması da bir diğer
  çabadır.
 Bu sayılan her türlü çabaya rağmen,
  sanayi sektörü diğer sektörlerden daha
  yavaş gelişmiştir.
   Bu yavaş gelişimin nedenleri şöyle özetlenebilir:
   Özel sektörün elinde yeterli sermaye yoktur,
   Bir miktar sermaye biriktirmeyi başaran özel
    sektör, daha karlı başka bir alan olan ticarete
    kaymaktadır,
   Sanayinin daha az kar getirmesinin nedeni, alt
    yapı eksikliği, teknik eleman bulma güçlükleri ve
    maliyet fazlalıklarıdır.
   1929 Büyük Buhran yılları, özel sektörün sanayi
    yatırımı yapmasını çok daha zor koşullara
    bağlamıştır.
 Rum ve Ermeni azınlıkların da ülkeden ayrılmış
  olması, sanayi sektörünü iyice zora sokmuştur.
 Bu nedenlerle, özel sektör kanalından
  sanayileşme çok yavaş ilerlemekteydi.
 Bunlara bir de 1930’lu yıllardan sonra buhranın
  daha çok hissedilmeye başlanan etkileri de
  eklenince, devletin piyasa içerisine etkin olarak
  girmesi yönündeki baskılar ağırlık kazandı.
 Bu dönemde ihracatımız miktar olarak artmış
  olsa da, tutar olarak azalmıştır. 1928’de 88.3
  milyon dolar olan ihracatımız 1932’de 48 milyon
  dolara düşmüştür.
   Tarım ürünleri fiyatlarındaki hızlı gerileme, dış
    ticaret hadlerimizi olumsuz yönde etkilemiştir.
   1926’da 101.1 olan endeks, 1929’da 93.4,
    1930’da 90.2 ve 1931’de 81.8 olmuştur.
   Ülke içinde deflasyon olgusu yaşanırken TL’nin
    değerinde kayıplar oluşmaya başladı. Yapılan
    müdahalelerle değer kaybının önüne geçildi.
   Gümrük duvarları yükseltildi.
   Dış ticaret ikili antlaşmalara bağlandı.
   İthalata miktar kısıtlamaları getirildi.
   Bu tedbirler kısa sürede etkili oldu ve ödemeler
    bilançosu açıkları ortadan kalktı.
 Bu tedbirlere ek olarak; Şubat 1930’da TPKKK’nu
  çıkarıldı, Haziran 1930’da TCMB kuruldu ve
  1931’de faaliyete geçirildi, Bankalar
  Konsorsiyumu kuruldu.
 Bu tedbirler istikrarı sağlamak için yeterli
  olmuştur. Ancak, başlangıçta hiç arzulanmasa da
  devletin ekonomiye müdahalesi artmış oldu.
 Tarım ürünlerinin fiyatlarındaki düşüşü önlemek
  için, devlet alıcı olarak piyasaya girdi.
 Hemen ardından alınan bu ürünlerin işlenmesi
  için tesis kurma zorunluluğu ortaya çıktı.
 1929 büyük buhranı, batılı sanayileşmiş ülkeleri
  oldukça derinden etkilerken, SSCB gibi merkezi
  planlarla yönetilen ekonomileri pek fazla
  etkilememişti. Bu durum Türkiye’nin de planlı
  ekonomiye geçmesi gerektiği şeklindeki
  görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
 Zaten batılı devletler de, devletin ekonomi
  içerisinde daha büyük ağırlık gösterdiği bir model
  Keynesyen modele geçiş yapmışlardı.
 Bu örneklerden hareket edilerek, Türkiye’nin de
  sanayileşmek ve krizin etkilerinden kurtulmak
  için plan yapması gerektiği düşünüldü.
 Zaten Osmanlı’da da sanayileşme çabaları
  devlet eliyle yürütülmüştü. Yani, devlet
  kanalıyla sanayileşme ya da planlı bir
  ekonomi modeli yabancısı olmadığımız bir
  ekonomik sistemdi.
 Planlı ekonomiye geçiş kararı alındıktan
  sonra, yapılacak planların SSCB’de olduğu
  gibi “Doktriner” değil “Pragmatik” olmasına
  karar verildi…
 Devletçi Sanayileşmenin Anlamı ve
            Temel İlkeleri
 Kimilerine göre Devletçilik, sosyalist sisteme
  geçişin ilk aşamasıdır.
 Kimilerine göre de, kapitalizm ile sosyalizm
  arasında, üçüncü bir alternatif ekonomik
  sistemdir.
 Ancak genel eğilim incelendiğinde her iki
  görüşün de yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır.
 Nitekim, sistemi ortaya koyanların yaklaşımları
  incelendiğinde, devletçiliğin aslında, dönemin
  koşullarından kaynaklanan, bir kalkınma stratejisi
  olduğu anlaşılır.
   Bu dönemde devletçiliğe geçişin bir diğer itici gücü
    de halkın her şeyi devletten beklemeye alışmış
    olmasıdır. İlk yıllarda, ekonomiyi tamamen özel
    sektöre bırakan anlayış toplumun alışkanlıklarına
    ters düşmüştür.
                 Bu konuda Atatürk şöyle
                söylemektedir:

                “Halkımız zihniyet olarak devletçidir
                ki, her türlü ihtiyacını devletten talep
                etmek için kendinde hak görür”
 Devletçiliğin doktriner bir yanının olmadığını,
  sadece pragmatik unsurlar içerdiğini bu tür
  söylemlerden anlamaktayız.
 Hatta yetkililer devletçiliğe sosyalizm yakıştırması
  yapılmasından da rahatsızlık duyduklarını açıkça
  belirtmişler ve özellikle “mutedil devletçilik”
  ifadesini kullanmışlardır.
 Bu ifadeler devletçiliğin sosyalizm olmadığını
  ortaya koymaktadır; ancak, devletçiliğin
  sınırlarını çizmekte yetersiz kalmaktadır.
 Devletçiliğin doktriner bir yapısının olmaması,
  sınırlarının çizilmesini de zorlaştırmaktadır.
    Bu dönemde uygulanan devletçiliğin sınırlarını
     belirleyebilmek için, ihtiyaçlar doğrultusunda
     çözüme yönelik olarak (yani pragmatik olarak)
     neler yapıldığına bakmak gerekmektedir.
    O dönem devletçilik anlayışının prensipleri şu
     şekilde özetlenebilir:
1.   Amaç özel sektörün yerini almak, onu ortadan
     kaldırmak değildir. Piyasa ekonomisi yine
     geçerlidir.
2.   Özel sektörün yetersiz olduğu alanlarda
     devletin yatırım yapması, ilerde bu kuruluşların
     kendi ayakları üstünde durmaya
     başladıklarında halka arzı düşünülmüştür.
3.   Bu nedenle bu kuruluşlar AŞ olarak kurulmuş
     ve özerk çalışmaları gerektiğine inanılmıştır.
     Ancak bu durum (istisnalar hariç) günümüze
     kadar değişmemiş, süregelmiştir.
4.   Aynı alanda faaliyet gösteren özel sektör ve
     kamu kuruluşları, birbirleriyle rekabet
     etmemişler, tam tersine birbirlerini
     desteklemişlerdir.
5.   Devletçilik farklı alt sektörlerde farklı nitelikler
     göstermiştir. Örneğin tarım sektöründeki kamu
     kuruluşları, çiftçiye ucuz tohum temin etmek ve
     yeni teknikleri çiftçilere öğretmek gibi amaçlar
     benimsemiştir.
 Bu sayılan özelliklerden yola çıkarak,
  Türkiye devletçiliğinin tanımını şu şekilde
  yapmak mümkündür:
 “Devletçilik, özel girişimciliğin ve özel
    sermayenin işe yarar bir şey yapamayacak
    kadar zayıf olduğu bir ülkede, devletin
    ulusal kalkınma ve ulusal savunma temel
    amacıyla sınai faaliyette bir öncü, bir
    yönetici olarak öne çıkması durumudur”
    B.Lewis
 Devletçiliğin tanımı bu kadar açıkken, devlet
  müdahalesi kavramı daha karmaşıktır ve çok
  çeşitli olabilir.
 1923-32 döneminde uygulanan; millileştirme,
  devlet tekeli oluşturma, piyasalara ve fiyatlara
  dolaylı ve dolaysız müdahale, koruma ve teşvik
  uygulama gibi uygulamaların her biri devlet
  müdahalesi kavramı içinde yer alır. Devletçilikle
  karıştırılmamalıdır.
 1923-32 döneminde devlet müdahalesi çok
  yoğunken, devlet işletmeciliği az idi. Oysa
  1932’den sonra devlet işletmeciliği de oldukça
  yaygınlaşmıştır.
     Devletçi Sanayi Politikasının
              Uygulanışı
 İçinde bulunulan durum nedeniyle, devletçilik
  uygulamasının en yoğun uygulandığı sektör
  sanayi sektörü idi.
 Devletin imalat ve madencilik sektörlerinde
  girişimci rolünü üstlenmesi, çok yoğun
  tartışmaların sonunda alınmış bir karardır.
 Bir Sovyet uzmanlar grubuna hazırlatılan sanayi
  programı, 17 Nisan 1934’de benimsenerek
  “Birinci Sanayileşme Planı” adıyla yürürlüğe
  kondu.
 Birinci Sanayileşme Planı, bir plandan daha
  ziyade, devletin 5 yıl içinde yapmayı düşündüğü
  sanayi yatırımlarının listesi görünümündeydi.
 Ayrıca bu liste, ekonominin tüm sektörlerini
  kapsamadığı gibi, sanayi kesimindeki tüm devlet
  faaliyetlerini de kapsamıyordu.
 Projelerin yatırım tutarları, nasıl finanse
  edilecekleri, kurulacak fabrikaların ne kadar
  kapasiteye sahip olacağı, ekonomiye etkilerinin
  ne olacağı gibi, bir planda olması gereken bir çok
  bilgi, bu planda (ya da listede) yer almıyordu. Bu
  bilgiler daha sonraları hesaplanmıştır.
 Plan iç tutarlılıktan uzaktı, bir çok yatırım
  arasında bir bağıntı veya uyum yoktu.
 Yani plan aceleyle yürürlüğe konulmuş,
  henüz bitmemiş bir plan havasında idi.
 Planı hazırlayanlar, ilerde ihtiyaçlara göre
  yapılacak eklemelerle planın
  tamamlanacağını ileri sürmüşlerdir.
    1. BYSP’nın Temel Tercihleri ve
              Stratejileri
 Plan, Dünya ülkelerinin Türkiye’ye biçtiği
  “Tarımcı Ülke” rolüne bir başkaldırı
  niteliğindedir.
 Temel strateji, temel ihtiyaç maddelerinin
  ithal ikamesini sağlamaktır. Bu yolla döviz
  tasarrufu sağlanacak, dış ticaret açığı
  kapanacak ve TL’nin değeri muhafaza
  edilecektir.
    Plan kapsamına alınan sanayilerin
     hammaddelerinin ülke içinde olmasına
     özen gösterilmiştir. Bu tercih şu yararları
     sağlayacaktır:
1.   Hammaddenin dışarıdan alınmaması
     döviz tasarrufu sağlayacak,
2.   Sahip olduğumuz hammaddeler diğer
     ülkelere ucuza satılmayacak,
3.   Dışa bağımlılık azalacak,
4.   Diğer sektörlerde de bir canlanma
     yaratacak,
5.   İleriye ve geriye dönük sektörel
     bütünleşmenin oluşması sağlanacak,
6.   Sermaye ve teknik güç harekete
     geçecek,
7.   Ve son olarak, tarımda dengeli eşdeğer
     faaliyetlere olanak sağlayacaktı.
    Kuruluşların ticari esaslara göre işletilip
     kar etmeleri ve kendi yatırımlarını finanse
     etmeleri esas kabul edilmiştir.
    Kuruluş yeri seçiminde titiz
     davranılmıştır.
1.   Hammaddeye ve işgücüne olan yakınlık,
2.   Fabrikaların ülkeye dengeli dağılması,
3.   İç Anadolu gibi nispeten geri kalmış bölgelere
     öncelik verilmesi,
4.   Ve savunma kolaylığı önemli kriterler
     arasındadır.
    Bütün bunlara rağmen yine de yatırımlardan
     aslan payını Marmara ve Ege bölgesi almıştır.
    23 fabrikanın 9’u Marmara (İstanbul, Bursa ve
     İzmit), 4’ü Ege bölgesi’ndedir. İç Anadolu’ya
     ise biri Kayseri diğeri Ereğli olmak üzere 2 tane
     dokuma fabrikası kurulmuştur.
 BBYSP’nın giriş kısmında “Plana özel girişimciler
  tarafından kurulmasına imkan olmayan tesislerin
  dahil edileceği, bunun da özel girişimciler için
  daha geniş, daha yararlı endüstri imkanlarını
  yaratacağı”na ilişkin bir ifade konmuştur.
 Bu ifade devletin ekonomik kalkınmada özel
  sektörü tamamen dışlamadığını ve devletçilik
  uygulamasının zorunluluktan kaynaklanan geçici
  bir uygulama olduğunu göstermektedir.
 Nitekim devlet kurduğu tesisler arasına özel
  sektöre ucuz ara malı ve yatırım malı temin
  edebilecekleri tesisleri de eklemiştir.
    Planın diğer özellikleri de şunlardır:
1.   Kurulacak tesislerde dönemin en ileri
     teknolojileri kullanılacaktır,
2.   Teknolojinin yeni, işçi ücretlerinin düşük
     olması, üretim maliyetlerini düşürecektir,
    Bununla beraber, bazı tesisler kuruluşları
     sırasında, tasarlanandan daha büyük
     ölçekle kurulmak istenmiş, bu da hem
     kuruluş süresini uzatmış hem de
     maliyetlerin bir miktar yükselmesine yol
     açmıştır.
3.   Planda hedefler gelecekteki talepler
     yerine geçmişteki ithalat miktarları
     dikkate alınarak belirlenmiştir.
4.   Kararlar sektör düzeyinde değil, işletme
     ya da proje düzeyinde alınmıştır.
5.   Plan, devletin sanayi sektöründeki bütün
     girişimlerini kapsamamaktadır. Şeker ve
     maden kömürü işletmeciliği özel
     kanunlarla üretime devam etmiş, Tekel
     idaresi tekel ürünlerinin üretimini
     sürdürmüş, savunma sanayi ise Genel
     Kurmay’ın gözetimine bırakılmıştır.
    BBYSP’nında kurulması düşünülen 23 sanayi
     tesisi 5 grup altında toplanmıştır. Bu gruplar
     şunlardır:
1.   Dokuma Sanayi
    Yılda 103 milyon metre pamuklu dokuma ve
     2753 metre pamuk ipliği üretecek 5 fabrika
     kurulmuş ve faaliyete geçirilmiştir.
    Kastamonu’da kendir fabrikası kurulması
     planlanmış ancak bu fabrikanın kuruluşu plan
     döneminde değil ancak 1954’te olmuştur.
     Benzer şekilde Bursa’da kurulması planlanan
     yünlü kumaş fabrikası da 1938’de faaliyete
     geçmiştir.
2.   Maden Sanayi
    1938’de Karabük’te Demir Çelik
     Fabrikası, 1935’de Zonguldak’ta Semikok
     fabrikası, 1934’de Keçiborlu’da kükürt
     fabrikası, 1939’da Ergani’de bakır izole
     fabrikası kurulmuştur.
Karabük Demir Çelik Fabrikası               Keçiborlu Kükürt Fabrikası
      1938 – Karabük                             1934 – Burdur




        Ergani Bakır İzole Fabrikası – 1939 – Diyarbakır
3.   Kağıt ve Selüloz Sanayi
    1936’da faaliyete başlayan İzmit kağıt
     fabrikası, 1936’da temeli atılan İzmit
     selüloz fabrikası ve II. Dünya Savaşı
     yıllarında faaliyete geçen İzmit İkinci
     kağıt ve kaolin fabrikası
SEKA İzmit Tesisleri – Kağıt – Selüloz – Kaolin Fabrikaları 1936
4.   Toprak, Seramik Sanayi
    İstanbul’da şişe ve cam fabrikası,
     Kütahya’da porselen fabrikası kurulması
     planlanmıştır. İstanbul Şişe-Cam 1935’de
     faaliyete geçmiş, ancak Kütahya Porselen
     fabrikası’nın inşaatına başlanamamıştır.
İstanbul Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası 1935 - Beykoz
5.   Kimya Sanayi
    Sülfürik asit, süper fosfat ve klor alkali
     fabrikaları plana konulmuş ancak
     inşaatına başlanamamıştır. Bunlardan ilk
     2’si Karabük’te ve sonuncusu da İzmit’de
     II. Dünya Savaşı yıllarında faaliyete
     geçmiştir.
 Bunların haricinde 1935’de Isparta’da bir
  gülyağı fabrikası ve 1934’de Bodrum’da
  sünger işleme tesisleri de açılmıştır.
 Planda öngörülen birçok tesis kısa süre
  içerisinde faaliyete geçmiş, faaliyete
  geçmeyen 4 fabrika ise daha sonraki
  yıllarda tamamlanmıştır.
 Bu açıdan bakıldığında planın oldukça
  başarılı olduğu söylenebilir.
 Planın finansmanı büyük ölçüde bütçe ile
  gerçekleşmiştir. Bir miktar iç borçlanma
  yapıldığı da görülmüştür. 44 milyon TL
  olması beklenen toplam maliyet 100
  milyon TL’yi aşmıştır.
 Yatırımların %36’sı dokuma %23’ü demir
  çelik sektörlerine tahsis edilmiştir.
 1932-38 yılları arasında Sovyetler
  Birliği’nden 14 milyon TL borç alınmış ve
  bu borç tamamen dokuma sanayi için
  kullanılmıştır.
 1936 yılında İngiltere’den 3 milyon sterlin
  (18 milyon TL) tutarında alınan borç ise
  Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın
  kurulmasında kullanılmıştır.
 1933 yılında Devlet Sanayi Ofisi ile Türkiye
  Sanayi ve Kredi Bankası’nın birleştirilmesi
  ile kurulan Sümerbank, planın
  işletilmesinden sorumlu tutulmuştur.
 Bu bankanın görevleri şu şekilde
  özetlenebilir:
1.   Devlete ait mevcut fabrikaları işletmek,
2.   Devletten sağlanacak sermaye ile ve
     hükümetin onayı ile yeni işletmeler
     kurmak,
3.   Mevcut sermaye sınırları içinde çeşitli
     sınai kuruluşlara iştirak etmek,
4.   Normal bankacılık ve kredi faaliyetlerini
     sürdürmek.
    Sümerbank 1938 yılında İktisadi Devlet
     Teşekkülü statüsü kazanmıştır.
 Sümerbank o yıllarda devletin sanayideki
  girişimciliğinin temsilcisi haline gelmiştir.
 1939’da sanayi çıktılarının %80’i ile
  %100’ü ve diğer bir çok alanda çıktının
  %50’den fazlası bu banka tarafından
  üretilmiştir.
 İş Bankası ve kısmen Ziraat Bankası da
  planda yer almışlardır.
 İş Bankası, İstanbul Şişe Cam, Keçiborlu
  Kükürt, Isparta Gülyağı ve Bodrum Sünger
  Fabrikalarını kurmuştur.
 1935 yılında kurulan Etibank ve Maden Tetkik ve
  Arama Enstitüsü de madenciliğin gelişmesinde
  önemli rol oynamışlardır.
 Devletçilik uygulaması BBYSP döneminde
  oldukça başarılı olmuştur. Gelirin çok düşük
  olduğu bir dönemde, küçümsenmeyecek
  düzeyde bir kaynak yatırımlara
  yönlendirilebilmiş, bir çok ithal ikamesi ürünün
  üretilmesi başarılmıştır.
 Erdoğan Alkin’e göre bunun nedeni, işletmecilik
  prensiplerine uyulması, karlılığın esas alınması ve
  yatırımların kuruluşlarca kendi kendilerine
  finanse edilmesidir.
                                            2. saatin sonu
    İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı
 BBYSP’nın oldukça başarılı olmasından alınan
  cesaret ile 1936’da İBYSP’nın hazırlanmasına
  başlandı.
 100’den fazla fabrikanın kurulması planlanmıştı.
 Bu planda ara ve yatırım mallarının üretilmesi
  öncelikli olacaktı.
 Birinci planda yer almayan; elektrik üretimi,
  madencilik ve liman yapımı gibi alanlar da
  eklenmişti.
 Kimya, makine, deniz ulaşımı ve gıda
  sanayilerinde yaklaşık 112 milyon TL
  tutarında yatırım yapılması planlanmıştı.
 Hammaddenin yine yurt içinden temin
  edilmesi kararlaştırılmış, ancak daha büyük
  sermaye ve daha ileri teknoloji kullanılması
  istenmiştir.
 1935 yılında hükümete, sahipleri
  tarafından iyi işletilmeyen madenleri
  devletleştirme yetkisi veren bir kanun
  çıkarıldı.
 1937 yılında İBYSP ile birlikte yürütülecek bir
  maden programı kabul edildi.
 İBYSP’nın bir diğer özelliği de yurt içinde pek
  tüketilmeyen ancak yurt dışında oldukça fazla
  düzeyde talep edilen ve hammaddesi yurt içinde
  bulunan mamul maddeleri üretip ihraç etmekti.
 II. Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte bu plan
  yürürlükten kaldırılmıştır.
 1930’lu yıllarda, yabancıların elinde bulunan;
  demiryolları, limanlar, elektrik santralleri ve
  telefon şirketleri büyük ölçüde millileştirilmiş,
  aynı anda özkaynaklar etkin bir şekilde
  kullanılarak büyük yatırımlar gerçekleştirilmiştir.
    BBYSP Kapsamı Dışındaki Sanayi
             Kuruluşları
 Özellikle İş Bankası’nın katılımıyla; Zonguldak
  Kömür İşletmesi, Alpullu, Eskişehir ve Turhal
  şeker fabrikaları kurulmuştur.
 İş Bankası ayrıca Yün-İş ve İpek-İş fabrikalarına
  iştirak etmiştir.
 Hershlag’a göre 1933-34 döneminde devlet,
  yukarıda sayılan bankalar aracılığı ile, tarım ve
  madencilik alanlarına 135 milyon TL tutarında
  yatırım yapmıştır.
 Bu dönemde özel sektör Teşvik-i Sanayi
  Kanunu’ndan yararlanmaya devam etmiş,
  gümrük duvarları ile yabancı rekabete
  karşı yoğun bir şekilde korunmuş, buna
  rağmen istenilen düzeyde gelişmemiştir.
 Bu dönemde devlet özel sektöre karşı
  soğuk bakmış, özel sektör devlete
  kuşkuyla yaklaşmıştır. Özel sektörün elde
  ettiği yüksek karlar devlet kademelerinde
  kıskançlık konusu olmuştur. Bu nedenle
  teşviklerin azaltılması dahi istenmiştir.
 Ayrıca, özel sektör sıkı bir denetime tabi
  tutulmuştur. Örneğin 1936 yılında sanayi
  ürünlerinin maliyetinin ve fiyatının saptanması
  hakkında 3003 sayılı kanun ve dış satışların
  denetimi ile ilgili 1936 tarihli yasa çıkarılmıştır.
 Bundaki amaç, gümrük duvarlarının
  yüksekliğinden yararlanarak fahiş fiyat belirleyip
  haksız kazanç elde edilmesinin önüne geçmektir.
 Bu kontrollerin rekabet yoluyla değil de
  kanunlarla yapılması, özel sektörün devlete bakış
  açısındaki kuşkuları artırmıştır.
 Bazı sanayiciler bazı alanlarda karteller oluşturup
  yüksek kazançlar sağlamak istemişlerdir.
  Örneğin yurtdışından pamuk ithal edip kumaş
  üretmek isteyen girişimcilere, “Fazla Üretim
  Nizamnamesi” gerekçe gösterilerek izin
  verilmemiştir.
 Özetle, bu dönemde özel sektör pek fazla teşvik
  alamamıştır.
 Ama yine de korumacı politika gereği ve yurt içi
  fiyatların yüksek olması nedeniyle büyük karlar
  elde etmişlerdir. Ama bu karlar sanayide değil,
  ticaret alanında olmuştur.
 Devletçi Sanayileşme
Döneminde Ekonomideki
      Gelişmeler
    Yatırımların Dağılımı
 Bu dönem, kıt kaynakların oldukça güç
  şartlar altında, iktisadi gelişme amacıyla
  başarılı bir şekilde devlet eliyle harekete
  geçirildiği bir dönemdir.
 1932-1940 yılları arasında yaklaşık 1,051.1
  milyon TL civarında sabit sermaye yatırımı
  yapılmıştır. Bunun yaklaşık %50’si özel
  sektör tarafından yapılmıştır.
 Tek başına bu rakam bile, devletin kıt
  kaynaklarla ne kadar önemli bir iş
  gerçekleştirdiğinin göstergesidir.
 Devlet bu dönemde yıllık ortalama 66.3 milyon
  TL yatırım yapmıştır.
 Bunun %29.1’i sanayi sektörüne, %27.8’i
  demiryollarına, %24.5’i karayollarına tahsis
  edilmiştir.
 Özel kesim ise yapmış olduğu toplam yatırımların
  %45.9’unu konut inşaatına, %23’ünü ticaret ve
  hizmete, %20’sini tarıma, geri kalan %11.2’sini
  ise sanayiye ayırmıştır.
 Özel kesimin üretken sektörlerdeki payı sadece
  %30 düzeyinde kalmıştır. Özel sektör daha çok
  konut inşaatı ve ticarete yönelmiştir.
    Kamu ve özel kesim yatırımlarının GSMH’ye
     oranı %7.8 civarındadır. Bu oran günümüzle
     karşılaştırıldığında oldukça küçük kalmaktadır.
    Ama 1929’daki %5’lik oran ve kişi başına milli
     gelir rakamlarının oldukça düşük olduğu
     hatırlanırsa, yine de hatırı sayılır bir iş yapıldığı
     ortadadır.
    Devletin yatırımlardaki payının bu kadar yüksek
     olması 2 nedene bağlanabilir:
1.   Mali kaynakları daha kolay harekete geçirmesi,
2.   Elinde teknokrat ve yetişmiş eleman
     bulunması.
 Şirketleşmenin ve sermaye piyasasının henüz
  gelişmediği bir ortamda, mali kaynaklara devletin
  daha kolay ulaşması, özel kesimin bu konuda
  zorlanması oldukça normaldir.
 --
 Bir iddiaya göre, o dönemde yapılan yatırımlar
  oldukça dengesiz ve uyumsuzdur.
 Kıt kaynakları sanayiye ve demiryolu
  yatırımlarına aktarma arzusu, yatırım kararlarının
  ekonomik kriterlerden ziyade politik, kültürel ve
  stratejik faktörlere bağlı olarak alınması bu
  çarpıklığı doğurmuştur.
    Ekonomik Sektörlerdeki Nicel ve
          Nitel Gelişmeler
 1929 bunalımının etkisi 1934’e kadar hissedilmiş,
  ancak bu tarihten sonra sanayileşme hamlesi
  başlatılabilmiştir.
 1933-38 döneminde GSMH yıllık ortalama %7.1
  oranında artmıştır.
 Sanayi üretimi artışı %7.8’tir.
 Bu dönemde milli gelirdeki artış oranları
  dalgalanmalar göstermiştir. Bunun nedeni
  tarımın hala ekonomide ağırlıklı sektör olmasıdır.
   Nitekim bu dönemde tarımın GSMH içindeki payı
    %40 civarındadır.
   1935’de kötü hava şartları nedeniyle tarımsal
    üretim azalınca, GSMH artış oranı %2.5’e
    gerilemiştir.
   1936’da hava koşulları çok iyi olduğunda ise,
    GSMH artış oranı %19.2 olmuştur.
   --
   Dönemim sonlarına doğru, yani 1936-38
    döneminde GSMH artış oranı, önceki yıllara göre
    çok büyük olmuştur. Ortalama %16’lara
    ulaşmıştır.
    Bunun başlıca 4 nedeni vardır:
1.   1936 yılında deflasyon olgusu son
     bulmuş, ekonomi canlanmıştır,
2.   1.BYSP’nın sonuçları alınmaya, yani
     sanayi üretimi artmaya başlamıştır,
3.   1936’dan sonra hava şartları iyi gitmiştir,
4.   Konjonktürün canlanma dönemine
     girilmiştir.
 İstihdamın sektörel dağılımında pek fazla
  bir değişme olmamıştır. Nüfusun hala
  %82’si tarım sektöründe istihdam
  edilmektedir.
 Kişi başına düşen GSMH, nüfus artışına
  rağmen, GSMH’deki hızlı yükseliş
  nedeniyle artmıştır.
 1933-35 döneminde 88-90 TL olan
  KBDGSMH, 1936-38 döneminde 106.7
  TL’ye yükselmiştir.
    Tarım Sektöründeki Gelişmeler
 Dönemin son yıllarında, iç talepteki artış ve hava
  koşullarının iyi gitmesine bağlı olarak tarımsal
  ürün arzı artmıştır, ekim alanları genişlemiştir.
 Buna rağmen gereken ilgiyi görmemiş, hatta
  ihmal edilmiştir.
 İstihdamın %82’sini, GSMH’nin yaklaşık %40’ını
  ve ihracatın %80’ini karşılayan bu sektör,
  yatırımların ancak %10’unu almıştır.
 Büyük buhrandan en fazla etkilenen sektör tarım
  olmuştur.
 Tarımsal hammadde fiyatlarındaki ciddi düşüş,
  tarımdan elde edilen hasılanın buhran öncesine
  göre %40 azalmasına neden olmuştur.
 İç ticaret hadlerindeki tarım aleyhine değişme de
  yine geçimini tarımdan sağlayan kesimin büyük
  gelir kayıplarına uğramasına neden olmuştur.
 Tarım sektörü ancak 1936’dan sonra kendini
  toplayabilmiştir.
 1930’lu yıllarda devlet tarıma da müdahale
  etmiştir. Ancak bu müdahale sanayi sektöründe
  olduğu gibi sistematik değil, daha çok acil
  sorunların çözümü amacıyla yapılmıştır.
 Bu müdahalelerden en önemlisi 1932 yılında
  yapılan sübvansiyon amaçlı buğday alımıdır.
 Bu amaçla 1932 yılında Ziraat Bankası’na bağlı
  olarak kurulan, 1938’de bağımsız bir KİT haline
  dönüşen TMO kurulmuştur.
 Bu tarih Türkiye’de destekleme alımlarının ve
  taban fiyat uygulamasının başlangıç yılı kabul
  edilir.
   Bu dönemde ciddi anlamda bir toprak bir
    reformu yapılmamış, sadece 1935 yılında
    göçmenlerin iskanı için Toprak İskan Kanunu
    çıkarılmıştır.
   Önceliği sanayiye veren hükümet bu konuya
    fazla zaman ayırmamıştır.
   --
   Tarımsal arazilerin işletmeler arasındaki dağılımı
    adil olmaktan uzaktı.
   Ortalama işletme büyüklüğü modern teknolojiler
    için uygun değildi.
   Örneğin tarımsal işletmelerin %65.1’i 32
    hektardan daha küçük bir arazide faaliyet
    gösteriyordu.
 Bu dönemde tarımsal kredilerin toplam krediler
  içindeki payı azalmıştır.
 1930’da 18 olan bu oran, 1938’de %15’e
  gerilemiştir. Çünkü Ziraat Bankası’nın verdiği
  krediler dönem içinde sadece %18 oranında
  artmıştır.
 Tarım sektörüne ciddi bir kamu yatırımı
  yapılmadığı gibi, kredi payı da azalmıştır.
 Tarım sektörüne her ne kadar gereken önem
  verilmese de, sanayi yatırımlarının artmasıyla iç
  talepte meydana gelişme, tarım sektöründe de
  gözle görülür bir canlanma yaratmaya yetmiştir.
Sanayi Sektöründeki Gelişmeler
 Özel kesim faaliyetleri bu dönem içinde,
  yüksek gümrük duvarlarıyla korunmasına
  ve Teşvik-i Sanayi Kanunu ile korunmaya
  devam etmesine rağmen, asıl gelişme
  kamu kesiminde olmuştur.
 1.BYSP kapsamında olan yatırımların ve
  kapsam dışı olan diğer yatırımların
  gerçekleştirilmesi, devletin ekonomik
  faaliyetlerini oldukça artırmıştır.
 Plan döneminin sonlarında sanayi
  sektörünün GSMH’deki payı %17’lere
  ulaşmıştır.
 1929-1939 döneminde sanayi üretim
  endeksi dünya genelinde 100’den 119’a
  çıkarken, Türkiye’de 100’den 196’ya
  çıkmıştır.
 1934-35 döneminde bir çok sanayi tesisi
  üretime başlamış, daha önce ithal edilen
  bir çok ürün yurt içinde üretilmeye
  başlanmıştır.
 Şeker, cam ürünleri, çimento, yünlü ve
  pamuklu dokuma ürünlerinde kısa süre
  içerisinde iç talebin %80’i karşılanabilir
  hale gelmiştir.
 1934’te demir-çelik, cam ve kağıt
  ürünlerinin karşılanma oranları %0 iken,
  1940’ta iç talebi karşılama oranı demir
  çelikte %32, camda %91 ve kağıtta %39’a
  ulaşmıştır.
 Teşvik-i Sanayi kanunundan yararlanan iş
  yeri sayısı dönem içinde sürekli olarak
  azalmıştır.
 1932’de 1473, 1939’da 1144 ve 1941’de
  1052 işyeri bu kanundan yararlanmıştır.
 Kanundan yararlanan işyeri sayısı
  toplamda azalmış olsa da, kamuya ait
  firmaların oranı giderek artmıştır. Yani bir
  bakıma devlet kendi kendine teşvik verir
  hale gelmiştir. Bu nedenle kanun 1942’de
  kaldırılmıştır.
 Özel kesime ait sanayi kuruluşlarında
  şirketleşme oranı çok düşüktü.
 Bu işletmelerin yarıya yakını tek kişiye ait,
  %17’si adi şirket, %13’ü kolektif şirket ve
  sadece %6’sı anonim şirketti.
 Bu rakamlardan, söz konusu işletmelerin
  küçük işletme olduğu sonucu çıkarılabilir.
 Bu işletmelerin %44’ü tarıma dayalı
  sanayi, %23’ü dokuma sanayinde
  yoğunlaşmıştı.
    Dönem içinde bu işyerlerindeki çıktı artış oranı
     ile istihdam artış oranı aşağı yukarı eşittir. Yani
     işgücü verimliliği değişmemiştir.
    Yatırımlar istihdam yaratmış, ancak verimliliğe
     etkide bulunmamıştır.
    Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir:
1.   Nitelikli işgücü eksikliği,
2.   Ara ve yatırım mallarının düşük kaliteli oluşu,
3.   İhtiyaçlara uygun olmayan ürünlerin
     kullanılmasından doğan kayıplar,
4.   Ölçek hataları ve
5.   İş yeri kuruluş yerinin yanlış seçimi.
     Dış Ticaretteki Gelişmeler
 Bu dönemde dış ticaret sıkı kontrol altında
  yürütülmüştür.
 1929 tarihli Gümrük Kanunu ve 1930
  tarihli TPKKK, hükümete ithalatı dilediği
  gibi kısıtlama hakkı veriyordu.
 Ayrıca bu sıkı kontrol, ithal ikameci
  sanayileşme politikasına da uygundu.
    Bu dönemde uygulanan dış ticaret politikasının
     ilkeleri şunlardı:
1.   Türkiye’nin müşterilerinden mal satın almak,
2.   İçeride üretilen malların ithalatını yasaklamak,
3.   Diğer malların ithalatını ticaret antlaşmaları
     çerçevesinde serbest bırakmak,
4.   Dış ticaret fazlası elde etmek ve
5.   İhraç mallarının kalitesini artırıp,
     çeşitlendirmek.
   1932-38 döneminde dış ticaret hacminde önemli
    bir daralma olmuştur.
   Bu daralmanın en büyük nedenlerinden biri,
    TL’nin $ ve £ karşısında değer kazanmasıdır.
   Dış ticaret hacmi 1932’de en düşük seviyesine
    indikten sonra, 1937’de ihracat 1938’de ithalat
    100 milyon $ sınırını aşmıştır.
   Dış ticaret bilançosu sadece 1938’de açık
    vermiştir. Bunun nedeni 1937’de uygulanan
    geçici liberasyondur.
   Bu dönemde ithalattaki daralmanın nedeni, sıkı
    denetim ve ithal ikameci politika iken,
 İhracattaki daralmanın nedeni büyük buhrandır.
 İhracatın bileşiminde önemli bir değişiklik
  olmamış, hammadde ihracatı devam etmiştir.
 Dönemin sonuna doğru ithalatın
  kompozisyonunda değişiklik yaşanmıştır.
 Tekstilin ithalattaki payı %44’ten %27.5’e,
  gıdanın payı %17’den %4.3’e gerilerken, ara ve
  yatırım mallarının payı %14.5’den %37.2’ye
  yükselmiştir. Bunun nedeni de yine uygulanan
  ithal ikameci sanayileşme politikasıdır.
 Dönemin bir diğer değişikliği ise, Almanya’nın dış
  ticaretimizde ağırlığının artmasıdır.
 1932’de ithalatımızdaki payı %25 iken, 1938’de %46’ya,
  ihracatımızdaki payı ise %15’den %44’e ulaşmıştır.
 İtalya ve Fransa’nın payı gerilemiş, İtalya’nın
  ihracatımızdaki payı %10’a, Fransa’nın payı %3.3’e
  düşmüştür.
 Almanya’nın payındaki bu artış, yapılan ikili
  antlaşmalardan kaynaklanmaktadır.
 Almanya, Türkiye’nin ihraç mallarını yüksek fiyattan alıp
  Clearing hesaplarının açık vermesini sağlıyordu. Bu da
  Türkiye’nin ithalatta daha çok Almanya’yı tercih etmesine
  neden oluyordu. Tabii ki Almanya mal satarken, alışına
  benzer şekilde yüksek fiyattan mal satıyordu.
   Almanya’nın dış ticaretimizde bu kadar ağırlık
    kazanması hükümette rahatsızlık uyandırdı. Yeni
    partner arayışları devreye girdi. Bu süreçte
    İngiltere ile yakınlaşılmaya başlandı.
   1936 ve 1938’de İngiltere ile siyasi ve ticari
    antlaşmalar yapıldı.
   Ticari antlaşmaya göre, İngiltere Türkiye’ye (19
    milyon sterlin kredili olmak kaydıyla) makine,
    araç-gereç ve silah satışı yapacaktı.
   Bu kredinin 3 milyon sterlini Karabük Demir-Çelik
    fabrikasının yapımında kullanıldı.
   Kredi para olarak değil, ihraç malları yoluyla ayni
    olarak ödendi.
 Almanya’nın dış ticaretteki ağırlığını azaltmak için
  alınan bir diğer önlem, 1937 yılında diğer Avrupa
  ülkelerinden ithalatın kısmen serbest bırakılması
  olmuştur.
 Dış ticaret açığı ve döviz kıtlığı başlayınca bu
  liberasyondan vaz geçildi.
 Dış ticaret fazlasından elde edilen kazançlar ile,
  Osmanlı’nın borçları ödenmiş, millileştirme
  yapılmış ve sanayi tesisleri kurulmuştur.
 Yeni borçlar alınmış olsa da uzun vadeli dış
  borçlar 36 milyon TL azalmıştır.
    Yabancı Sermaye Yatırımları
 Yahya Sezai Tezel’e göre 1923-50 döneminde
  yabancı sermayeye karşı olunduğu ve Türkiye’ye
  hiç yabancı sermaye yatırımı gelmediği
  şeklindeki inanış yanlıştır.
 Tam tersine 1920’li yıllardan itibaren hükümetler
  yabancı sermaye çekebilmek için yoğun bir
  şekilde uğraşmışlardır.
 Tezel’e göre millileştirmeler yabancı karşıtlığının
  bir sonucu değildir.
 Nitekim TBMM Chester Projesi’ni
  onaylamış, ancak Musul ve Kerkük ülke
  sınırları dışında kaldığı için proje hayata
  geçmemiştir.
 1923 ve 24’te yapılan antlaşmalar ile,
  şirketlerin Osmanlı’dan aldıkları imtiyazlar
  devam ettirilmiştir. Osmanlı Bankası’da
  hükümete kredi verdiği için 1925 yılında
  devlet bankası imtiyazını devam ettirmiştir.
 Ancak, yabancı şirketlerin payı en fazla
  %49 şeklinde kısıtlanmıştır. %51’lik dilim
  yerli girişimcilerde olacaktır.
 Cumhuriyet kurulduğunda (tahminen) 94
  firmaya ait, 63.4 milyon sterlin (500
  milyon TL) dolayında yabancı sermaye
  bulunmaktaydı.
 1920’lerde ödenmiş sermayelerin %43’ü
  yabancı sermayedarlara aitti. Bu oran
  madencilik ve imalat sanayinde %67’ye
  kadar ulaşmıştı.
 Yabancı sermayenin 2/3’ü madencilik ve
  imalat, 1/3’ü ise sigortacılık, bankacılık ve
  iç-dış ticaret alanlarında idi.
 1926-33 döneminde yeni gelen yabancı
  sermaye 39.1 milyon TL yatırım yapmış,
  buna karşılık 39.9 milyon TL kar transferi
  gerçekleştirmiştir.
 Türkiye’de 1927’de 113, 1933’te 71
  yabancı firma sayılmıştır.
 1934-38 döneminde 32 yeni yabancı firma
  giriş yapmıştır.
 1926-50 döneminde 24 ayrıcalıklı yabancı
  kuruluş millileştirilmiş, bu amaçla 154.7
  milyon TL (faiz hariç) borçlanılmıştır.
     Para ve Maliye Politikaları
 1923-32 döneminde olduğu gibi, bu dönemde de
  sağlam para ve denk bütçe ilkelerinden taviz
  verilmemiştir.
 Bu dönemde para politikasını daha rahat
  uygulamak için iki önemli gelişme olmuştur.
  TPKKK ve TCMB kurulmuştur.
 TCMB ile yurtiçi emisyon düzene konulurken,
  TPKKK ile kambiyo sistemi düzene konup, TL’nin
  değer kaybı önlenmiştir.
   1933-38 döneminde emisyonda ciddi bir artış
    olmamıştır. 159 milyon TL’den 194 milyon TL’ye
    yükselmiştir. Yani 6 yılda %22 artmıştır.
   Banka mevduatları 190 milyon TL’den 294
    milyon TL’ye yükselmiştir. Artış oranı %54.7’dir.
   Yani mevduatlar da para arzı içinde tanımlanırsa
    %39.8’lik bir artış olmuştur. Yıllık ortalama ise
    %6.6’ya karşılık gelir.
   Aynı dönemde yıllık GSMH artış hızı %7.1
    olduğundan, ekonomiye ancak ihtiyaç duyulduğu
    kadar para arz edildiği söylenebilir.
   Yatırımların finansmanında zorlanılsa da bu
    yatırımlar asla para arzı artırılarak finanse
    edilmemiştir.
 1931-38 döneminde TL Sterlin karşısında değer
  kazanmıştır. 1930’da 1 sterlin = 10.32 TL iken,
  1938’de 6.16’ya gerilemiştir. Dolar kuru da 2.12
  TL’den 1.26 TL’ye gerilemiştir.
 Maliye politikasında da disiplin elden
  bırakılmamıştır. Dönem içinde bütçe açığı olan
  tek yıl 1931’dir.
 1934 yılında uygulamaya konulan BBYSP’nın
  masrafları büyük ölçüde (%70) bütçeden
  karşılandığı halde bütçe açık vermemiştir.
 Normal dönemde bütçenin yaklaşık %35-40’ını
  alan savunma harcamaları, yaklaşan II. Dünya
  Savaşı nedeniyle artmış olmasına rağmen açık
  verilmemiştir.
    Dış borç ana para ve faiz ödemeleri bütçenin
     yaklaşık %20-23’üne karşılık gelmiştir.
    Harcamalardaki bu artış, hükümeti yeni gelir
     arayışlarına itmiş ve bir dizi önlem alınmıştır.
     Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
1.   Mevcut vergi yasaları düzenlenmiş, bazı yeni
     vergiler ihdas edilmiştir.
a.   1931’de ücretler üzerine Buhran vergisi
     konulmuş, 1935’de İl Özel İdaresi vergisine
     dönüştürülmüştür.
b.   1932’de Muvazene Vergisi,
c.   1935’de Hava Kuvvetlerine Yardım
     vergisi konulmuştur.
2.   Altyapı yatırımlarını finanse etmek için iç
     borçlanmadan yararlanıldığı olmuştur.
3.   En önemli gelir kaynaklarından biri tekel
     gelirleri olmuştur.
4.   Kısa ve uzun vadeli dış borçlanma yolu
     da alt yapı ve sanayi tesisi kurma için
     gereken maliyetin finansmanında
     kullanılmıştır.
    Atatürk Döneminde Ekonominin
       Kısa Bir Değerlendirmesi
   Anlatılan bölümün özeti şeklinde verilen bu
    başlık, okuma ödevi olarak öğrenciye
    bırakılmıştır.




                                3üncü haftanın sonu

								
To top