Docstoc

TURK ISLAM DUNYASININ YENIDEN YAPILANMASI

Document Sample
TURK ISLAM DUNYASININ YENIDEN YAPILANMASI Powered By Docstoc
					TÜRK VE İSLAM DÜNYASININ YENİDEN YAPILANMASI

Yazar         : Prof. Dr. Sabahattin ZAİM
Yayınevi         : Yeni Asya Yayınları
Baskı        : İstanbul / 1993 / 258 shf.
Bilim Grubu           : Sosyal Mesele
Türü         : Telif
Hitap Ettiği Okuyucu Kitlesi: Özel İlgi

Genel Değerlendirme:

SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşan Türk cumhuriyetlerinin yapılanma süreci
tahlil ediliyor. Kitapta, Türk dünyasının yapısı, Rusya’nın buralara yönelik politikaları,
Türklerin iktisadi, dini, siyasi, sosyal ve kültürel yönden yeniden nasıl yapılanabileceğini ve
önündeki engelleri nasıl aşabileceği anlatılıyor. Bu süreç içinde İslam dünyasının durumu,
müşterek organizasyonlar kapsamlı olarak ele alınıyor.

Volga Boylarına yerleşenler, kökleri bizim kimi olduğu halde Bulgarlaştı: Macar ovalarına
göçen gardaşlarımız dahi Macarlaştı. Şundan ki Efendi, onlar Müslümanlığın gıymetini
bilmediler. İslamsız Türk olur mu Efendi? “Al topraklı tarlalarda çalışacağız, fakat şehrin
hakkını unutmayacağız. Şehirlere yerleşecek, şehirli toplumlar meydana getireceğiz. Dere
otumuzu, kişnimizi, cevizimizi, fındığımızı kendimiz yiyecek, neftimizi(petrol) kendimiz
işleteceğiz. Ruslar bizi “Siz Azerisiniz” diye kandırmışlar. Şimdi biz biliriz ki biz Türküz.
Ezan sesi duyulanda öz karakterimize herkez şahitlik edecek.

1. BÖLÜM: TÜRK DÜNYASININ YENİDEN YAPILANMASI

Sovyetlerin yıkılmasıyla iki kutuplu dünya oluşumu sona erip A.B.D.’nin liderliğinde yeni bir
dünya düzenine gidilmektedir. Bununla beraber eskiden beri var olan Güney İslam dünyasının
yanısıra Bosna’dan Çin’e kadar uzanan topraklarda yeni Türk devletlerinin ortaya çıkmasıyla
kuzey

Türk-İslam dünyasından söz edilir olmuştur.

Bugün dünyada yaşayan Türk boylarının nüfusunun 210 milyon olduğu göz önünde
bulundurulursa Türkiye dışında 150 milyon soydaşımızın olduğunu görürüz. Toprak olarak
%75’inin bağımsız olduğu düşünülürse azımsanmayacak bir potansiyele sahip olduğumuz
görülür.

A)Türk Dünyasının Yapısı:

Günümüzde Bosna’dan başlayıp Sancak, Kosova, Makedonya ve Türkiye üzerinden Kafkasya
ve Türkistan nihayetinde Moğolistan ve Çin’in içlerine kadar uzanan sahada Türkler
yaşamaktadır. Sayıları 26’yıbulan Türk kökenli halkların toplamı 116 milyon, yerleştikleri
coğrafyanın büyüklüğü 7.8 milyon km' yi buluyor.

Türk dünyasında Türkiye dışında iki büyük merkez Türkistan ve Kafkasya’dır. Sovyetler
Türkistan’da bulunan kabile şuurunu devamlı tahrik etmişlerdir. Mesela; Özbeklerde bu
kabile anlayışı bir etnik milliyet duygusu haline gelmiştir. Halbuki Özbek ismi miladi 10.
Asırda Müslüman olan Altınordu Han’ı Özbek Han’dan gelmektedir. Diğer devletler içinde
de etnik milliyet düşüncesi hakimdir. istikbalde Türk dünyasının selameti adına bu problemin
aşılması şarttır. Türklük duygu ve düşüncesi bugün için Azerbaycan’da hakimdir.

Türkistan’ın büyük ve tarihi şehirleri Fergana vadisi boyunca uzanan Maveraünnehir
bölgesinde serpilmiştir. (Aşkaabat, Buhara, Semerkant, Duşanbe, Taşkent, Bişkek, Almaata,
Kaşkar, Yarkent, Urumçi) Fakat maalesef bu medeniyet merkezleri müstevli Çin ve Ruslar
tarafından herbiri ayrı bir devlet olarak dağıtılmıştır.

16. Yy. da Türkler Türkistan’dan taşıp Dünyaya yayıldılar. 16. yy.da kanuni Don-İdil
nehirlerini bir kanalla bağlayıp Türkiye-Türkistan su yolunu açmak istemiş ancak hayata
geçirememiştir. Bunu Ruslar 1952’de becerebilmişlerdir

İkinci merkez Kafkasya; Türkler genelde Asya’dan Hazar Denizi üzerinden Kafkaslara inip
yerleştiler. 7. Ve 8. asırda Güney Kafkasya Emevilerin hakimiyeti altına girdi. Ve hazar
Türkleri islamiyeti kabul etti. 1514’de Çaldıranla Osmanlı Kafkasya’ya girdi. 1864’de bölge
Rusların İşgaline uğradı.

Başlıca Türk Boyları Dağistan, Çerkezistan, Aphazya, Karatay, Azerbaycan Gibi yerlerde
toplanmıştır. Stalin döneminde Ahiska Türkleri Sovyetler Birliğinin çeşitli yerlerine çil
yavrusu gibi dağıtılıp yerlerine Hristiyan gürcüler getirilmiştir.

Rusların Kafkasya Politikası: Türkiye sınırında Hristiyan Gürcü ve Ermenillerden oluşan
gayri müslim bir halka oluşturarak Türkiye’nin Türk Dünyası ile irtibatını kesmek bunun için
Kafkasya dışından Ermenileri getirip yerleştirmiş, suni bir devlet olan Ermenistan’ı bir kama
gibi bölgeye saplamıştır.

Rus Federasyonundaki Diğer Türk Devletleri: Sovyetlerin petrol üretiminin %40’ından
fazlasını üreten Tataristan ve Başkırdistan, Kırım ile Kafkasya ve Sibirya’daki özerk
cumhuriyeti gelmektedir.

B) TÜRK CUMHURİYETLERİNİN YENİDEN YAPILANMASI

1- İktisadi yapılanma: Marksizmden ayrılıp pazar ekonomisine geçme.
2- Dini yapılanma: Ateizmden ayrılıp inanç özgürlüğüne geçmek.
3- Siyasi yapılanma: Azınlık oligarşisi veya diktatörlükten ayrılıp demokrasiyi benimseme
4- Sosyo-kültürel yapılanma: Enternasyonallikten ayrılıp kendi öz milli benliğine dönme

1-İktisadi Yapılanma :

Pozitif faktörler

a)Nüfus Yapısı: İnsan ve hammadde kaynaklarının bolluğu, geleneksel örf ve adetler ve
insiyaki İslami davranış tarzı ve bunun yanında genellikle Türk boylarının zirai karakteri
hakim olan kırsal kesimlerde yaşadığından dolayı nüfus yapısı çok kuvvetlidir. Fakat Ruslar
içki ve alkolü en ücra köşelere kadar yayarak, bu nüfusu çürütmeyi amaçlamış ve kısmen
başarılı olmuştur. Dağ başındaki Kırgız köylerine hayvan ve insan sırtında içki göndermiş,
Ebulfeyz Elçibey’in dediğine göre Moskova’da şişesi 45 ruble olan içkiyi Azerbeycan’da 5
rubleye sattırmıştır.
b) Hammadde kaynaklarını bolluğu: Türklerin meskun bulunduğu yerler fevkaladezengin
tabii kaynaklara sahiptir. Toprağın altında petrol varken, üstü yemyeşil ormanlarla
kaplıdır.(genelde tersi olur.) Her tarafta petrol kuyuları serpilmiştir. Başkırdistan ve Tataristan
bu kuyularla doludur. Tataristan’ın petrol üretimi Kuveyt’inkine muadildir. Eski Sovyetler
Birliği’nin bakır ihtiyacının %76’sı, kromun%90’ı, uranyumun %90’ı, bizmutun tamamı Türk
cumhuriyetlerinde üretilmektedir. Türkmenistan en zengin doğalgaz yataklarına sahiptir.
Kömür ve pamuk üretiminde Türkistan çok zengindir. Özbekistan meyve cenneti diye bilinir.

Fakat ne yazık ki, imalat sanayii kasten buralarda yapılmadığı için şeker pancarı
zengini olan Türkistan’da şeker bulamazsınız.

Negatif faktörler

a) Ekonomik yapının Sovyetlere bağımlı kılınmış olması: Sovyetler sömürme esasına göre
buraları Hammadde deposu olarak kullanmış, imalatta devletleri birbirine bağımlı hale
getirmiştir.
b) Müteşebbis insan ve yönetici kadroların olmayışı: Pazar ekonomisinde en önemli unsur
inisiyatif kullanacak müteşebbis ve yönetici yetiştirmektir. Örneğin; Kırgızistan’daki altın
madenlerini Amerikalılar, Azeri petrolünü İngiliz BP işletmektedir. Avrupalılar bu eksikliği
istismar etmektedirler. Türk müteşebbisine bu sahada büyük işler düşmektedir.
c) Çevrenin kirlenmesi: Çevre konusunda bütün Türk devletlerinin önemli problemleri vardır.
Kazakistan’da yıllardan beri sürdürülen nükleer denemeler ekolojik dengeyi alt üst etmiştir.
Aral gölü kurumak üzeredir. Kazakistan’da radyasyon tehlikesi had safhadadır. Tarım
monokültür yoluyla dengesizleştirilmiş, Türkistan’da sömürüyü arttırmak için aşırı gübreleme
yapılmış kimyasal atıklardan Kuzey Sibirya’daki şehirlerde sanayi çölleri oluşmuş, nehirlerin
ekolojik dengeleri bozulmuş, balık avlamak güçleşmiştir. Esasında maddi çevre kirlenmesi
manevi ve kültürel kirlenmenin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

2-Dini Yapılanma:

Ateizmden ayrılıp inanç özgürlüğünü seçmek 1915 yılında Sovyetler Birliği’nde 30.000den
fazla cami varken 70 yılda bunların hepsi yıkılmış, 1980’deki cami sayısı 200’e düşmüştür.
Şu an genel kanaat şu merkezdedir: Halkta iman ışığı vardır. Komünizme karşı imanlarını
korumuşlar, fakat İslamiyet bir sembol olarak kalmış, muhtevası kaybolmuştur. Şimdi tedrici
bir eğitimle İslamın öğretilmesi gerekmektedir. Karşılaşılan önemli bir engel KGB ve CIA
tarafından fundementalizm kavramı ile İslamiyetin karalanmaya çalışılmasıdır. Kırgızistan’da
bu kavram çocuklara kadar yayılmıştır. Bu çarpıklığın giderilmesi için gönüllü teşekküllere
büyük işler düşmektedir. Küçük himmetlerle büyük sonuçlar almak mümkündür.

3-Siyasi Yapılanma:

Azınlık oligarşisi ve parti diktatörlüğünden ayrılıp demokrasiyi benimsemek. Türk
cumhuriyetlerinin çoğunda parti ismi değişmiş fakat yönetimin yapısı değişmemiştir. Hatta
Kırgızistan ve Kazakistan’da Lenin’in heykelleriyle orak çekiç sembolleri bir çok yerde
varlığını devam ettirmektedir.

4-Sosyokültürel Yapılanma:

Etnik arındırma ve asimilasyon, kolonizasyon, yabancı evlilikler, din, dil, örf, adet ve
kültüründen koparma işlemini uygulayarak etnik yapıyı bozmaya, Türk boylarını birbiriyle
konuşamaz hale getirmeye çalışmışlardır. Önce latin alfabesini zorla kabul ettirmişler, daha
sonra 1938’lerde Türkiye’de latin alfabesi kültüründen uzak tutmak için zorla kiril alfabesini
kabul ettirmişlerdir. 70 milyon insanı birden cahil hale getirmişlerdi. Gürcüler ve Ermeniler
kendi alfabelerini kullanırken sadece Türkler kiril alfabesini kabule zorlanmışlardır. Fakat
Allah’ın lütfu ile Türk insanının idrakini imanını ve Türklük şuurunu yok edememişlerdir. Bu
şuuru canlandırmak için eski süreci tersine döndürmek muhtelif boyların ve kabilelerin dilde
ve yazıda birliği sağlamaları gerekmektedir.

Türk dünyası maalesef alfabe yönünden istikrarlı bir tarihi seyir takip etmemiş 4 defa alfabe
değiştirmiştir. önce islamiyet öncesi Orhum -Yenisey ve Uygur alfabesi kullanmış, islamiyet
döneminde Arap alfabesi benimsenmiş, Sovyet döneminde ise önce latin alfabesini kabul
etmiş Türkiye latin alfabesini benimseyince biriliğin bozulması için Sovyetlerin zoru ile Kiril
alfabesine geçilmiştir.

İnşallah Türkiye’miz gönüllü hizmet erlerinin açtıkları okullarla bir büyük engel olan dil
birliğini sağlayacaktır. Şu an Zaman gazetesi tüm Türk Cumhuriyetlerinde Kirilce ve Türkçe
olarak çıkmaktadır.

Türklerin yaşadıkları sahalar :
1-Türkiye
2-Balkan yarımadasındaki Türkler
a-)Romanya’daki Türkler
b-)Yunanistan’daki Türkleri
c-)Bulgaristan’daki Türkleri
d-)Makedonya’daki Türkler
e-)Kosaca’daki Türkler
f-)Sancaktaki Türkler
g-)Bosna-Hersek’teki Türkler
h-)Sırbistan’daki Türkler
ı-)Hırvatistan’daki Türkler
i-)Slavenya-Karadağ’daki Türkler
3-Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya’daki Türkler:
a-)Azeri Türkler
b-)Dağistan Türkleri
c-)Kumuklar
d-)Karaçaylar
e-)Balkarlar
f-)Nogaylar
h-)Stavrapo Türkleri
ı-)Abazalar
i-)Çeçenler
k-)İnguşlar
l-)Müslüman Gürcüler
4-Orta Doğu ve Afganistan’daki Türkler: Iraktaki, Suriye’deki, Kıbrıs’taki, İran’daki,
Afganistan’daki Türkler
5-)Batı Türkistan’daki Türkler: Kazaklar, Özbekler, Kırgızlar Türkmenler, Karakalpaklar,
Uygurlar
6-)Doğu Türkistan’daki Türkler: Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Sarı Uygurlar ve Salurlar
7-)İdil-Ural bölgesindeki Türkler: Tatarlar, Çuvaşlar, Başkurtlar, Tepterler
8-)Yakutistan ve Sibiryadaki Türkler: Yakut Türkleri, Altay Türkleri, Hakaslar, Tannu-
Tuva Türkleri, Tobol Türkleri, Doğu Sibiryadaki Türkler.
2. BÖLÜM:Yeni Dünya Düzenindeki Dış Politikamız

A-İhracata dönük iktisat siyaseti: İhracata dönük iktisat siyaseti 1980’lerden bu yana
Türkiye’nin benimsediği temel hedeflerden biri olmuştur. Çünkü bütün Cumhuriyet
döneminde karşılaşılan başlıca iktisadi güçlükler: Dış ticaret açığı, Cari ödemeler
dengesizliği, Türk parasının değer kaybı, enflasyon sonucunda çekilen döviz darlığı olmuştur
.Bulunan çare umumiyetle rekabete dayalı ve dışa açık bir iktisat siyaseti ve hususiyle dışa
açık bir sanayileşme ve yatırım politikası neticesinde ihracatı arttırmaktır.

Evvelce Avrupa bizden yalnız istediği ham madde ve tarım mallarını alırken bu gün Türkiye
Batıya istediği ve işlediği malları satabilir hale gelmiştir. Bu sonuca takip edilen dışa açık bir
iktisat siyaseti ile varılmıştır. Fakat ihracatımız miktar olarak artarken değer olarak aynı
oranda artmamış yani aynı miktar emtiayı satın almak için gittikçe daha fazla Türk malı
verilmiştir. Bu sebeple dolar bazında kişi başına düşen milli gelirimiz yıllık iktisadi
büyümemizin gerektirdiği ölçüde artmamıştır. Diğer yandan takip edilen serbest piyasa
ekonomisinin tabii seyri içinde ülkede gelir dağılım dengesi bozulmuştur.

Alınacak tedbirler:

1-İktisadi istikrarın muhafazası iktisadi siyasetimizde enflasyon hızının yavaşlatılarak gelir
dağılımındaki çarpıklığın hafifletilmesi.
2-Sanayileşme sürecine hız verilmesi:
3- Çok yönlü bir dış siyasetin takip edilmesi

a-)Türkiye’nin Avrupa ile münasebetlerinin arttırılması (AT’ ye girilmesi)
b-)İslam dünyası ile münasebetlerimizin arttırılması.

Bu konuda son aşamalarına gelmiş olan 4 önemli proje şunlardır:

1-İslam ülkeleri arasında tercihli tarifeler sisteminin uygulanması
2- Ticari bilgi akışı merkezinin kurulması
3- İhracat sigortasının tesisi
4- İslam kalkınma bankası içinde kurulan orta ve uzun vadeli kredi mekanizmasının
işletilmesi
5-Demokratik sürece riayet edilmesi
6-Siyasi istikrarın muhafazası

3. BÖLÜM:İYENİDEN YAPILANMA SÜRECİNDE iSLAM DÜNYASININ DURUMU

Bu gün dünyada hakim olan kuvvet batılı güçler ve batı medeniyetidir. iletişim ve ulaşımdaki
gelişmeler dünyayı çok küçültmüştür. Bu imkanları kontrol etme, omların dünyaya hulul etme
imkanlarını ve müessir olmalarını arttırmıştır. Başka bir ifade ile ham maddesi insan beyni
olan sektör topluma hakim olmaktadır. Çünkü bu bitmeyen bir kaynaktır. Diğer bir gelişmede
ideolojik alanda meydana gelmiş olup Marksizm ve onu temsil eden Sovyetler çökmüş ve
hegemonyası altındaki büyük bir dünya parçasının da hüviyeti değişmiştir. Kuzey islam
dünyasının islam dünyası diye bilinirken Sovyetler birliği dağılmış güney islam dünyası
gerçeği ile yüz yüze gelinmiştir.1991 yılı islam dünyasının bağımsızlığının başlangıç yılıdır.
Güney islam dünyasına mevcut otoriter kabile rejimleri zahiren çok fiilen tek parti yönetimi
rejimler halen devam etmektedir. Batı Arap dünyasını kontrol altında tutmaktadır. Filistin
meselesi Lübnan’nın parçalı hali Müslüman Hristiyan çatışması devam etmektedir.

Global olarak organizasyonlara baktığımız zaman islam konferansı teşkilatı hızı ve heyecanı
azalmış, dinamiklerini biraz kaybetmiş görünümündedir, yan kuruluşlar da aynı durumdadır.
Bunun sebebi liderlik mekanizmasından mahrumiyettir.(Türkiye lider olmaya namzettir ve
dahi mecburdur.)

Burada müşahhas olarak üzerinde durulacak olan husus Türkiye, İran, Pakistan işbirliği
organizasyonu olan ECO’ ya Özbekistan; Afganistan, Tacikistan, Türkistan, Kırgızistan ve
Azerbaycan’ın da katılımı sağlanıp hilal durumundaki organizasyon tam bir daire haline
getirilirse Kuzey islam dünyası önemli bir güç merkezi oluşturabilir. Dolayısı ile burada
Türkiye Pakistan ve İran’a önemli görevler düşmektedir. İslam dünyasının silkinebilmesi,
kalkınabilmesi için globalleşen dünyada önce bölgesel sonrada makro seviyede birlik
imkanlarını elde etmesi gerekiyor.

İslam ülkeleri diş ticareti kendi aralarında fazla arttıramamışlardır. Sebepleri :

1-Bu ülkelerin kendi bölgelerinde ve çevrelerinde başka organizasyonlara üye olmaları.
2-İslam Konferansı Teşkilatı’na rakip olarak Arap birliğinin kurulması.
3-En önemli sebep: Bu ülkelerde hakim olan siyasi kadrolar eski yapıyı devam ettirdiği ve
islami şuurla hareket edecek kadrolar yönetimlere hakim olamadığı için kitlelerin zoru ile
birşeyler yapılmaya çalışılmakta ama sonuca ulaşılamamaktadır. Şu anda halktan kopuk
yönetimler yabancı güçler tarafından bloke edilmekte, ve kendi menfaatlerine uygun bir
şekilde yönlendirilmektedir.

İslam Konferansı Teşkilatı da ülkelerin içyapı farklarından dolayı başarılı olamamaktadır.
Entegrasyon hareketlerinin islam ülkeleri arasında gerçekleşebilmesi için mevcut iş birliği
organizasyonları çoğaltılmalı ikili münasebet ve çok yönlü anlaşmalarla iş birliği
arttırılmalıdır.

İslam ülkeleri arasında ulaşım, haberleşme, finans müesseselerinin eksikliği ciddi problem
teşkil etmektedir. Orta Asya ülkeleri içinde en büyük problem ulaşımdır. İslam ülkeleri
arasında vizeler hala kaldırılamamıştır, ama Avrupalılar kendi içlerinde vizesiz
dolaşabilmektedirler.

İ. K. T.’ ye katılan her ülke bir başka dış güçten direktif alma durumunda olunca tabiatıyla
kendi başlarına hareket edemiyorlar. Eğer hedefimiz İslam ülkelerinin islami çerçevede bir iş
birliğine kavuşturmak ise o zaman islamın sosyo ekonomik modelini ortaya koymak gerekir.
Bu sahada iki türlü çalışmak gerekmektedir: Birisi, teorik olarak islamın emirlerini
günümüzde nasıl anlamak gerektiğine dair çalışmalar yapılmalıdır. Önce akademik ve ilmi
sahada islami modeller geliştirmek, insan yetiştirmek, araştırma yapmak, binlerce mastır,
doktora tezi hazırlamak gerekmektedir. Müslüman insan modelinde yönetici kadrolar
yetiştirilmelidir.

“Türkiye redd-i miras yaptığı Osmanlı’nın mirası ile karşı karşıya kalmıştır. Balkanlarda
kardeşlerimiz var. Bosna’dakiler ve diğerleri çeşitli Türk boylarındandır ve müslümandır.
Türkiye Balkanlardaki insanların hürriyetlerini sonrada aralarında kültürel, iktisadi iş birliğini
sağlamak bakımından bu bölge ile ilgilenmeli ve kalıcı politikası olmalıdır.”
4. BÖLÜM:TÜRK DÜNYASINDA YENİDEN YAPILANMA KONUSUNDA MODEL
TARTIŞMASI

Batıda ve Türkiye’de öteden beri “Türkiye’nin Müslüman Türk ülkelerine bir sistem ihracı”
söz konusu edilmektedir. Son zamanlarda kamuoyunda özellikle Sovyetlerden bağımsızlığını
kazanan Türk Cumhuriyetleri için “Türk modeli” bir yapılanma tartışmaları yapılmaktadır.

Kanaatimce, bu tip yaklaşımlar Batılıların ortaya attığı fitne doğurmak ve nifak mey

dana getirmek için vazedilen tuzak yaklaşımlardır. Mesela şunun gibi: “Türkiye,
Sovyetlerdeki Türk cumhuriyetleri için liderlik iddiasındadır.” Bu konuda Suudi Arabistan ve
İran ile çatışmaktadır. Bunlar realiteye uygun değildir. Dolayısıyla burada istenilen hedef, bu
insanların hürriyetlerine kavuşmaları, asgari insanlık haklarına sahip olmalarıdır; kendi
kimliklerini yönetme imkanına sahip olmalarıdır. Burada amaç, onların Rus sultasında
kurtarılıp da başka bir milletin boyunduruğuna girmesi değildir. Ortada ne bir liderlik söz
konusudur, ne de bu rejim ihracı.

Hadiseyi bir de şöyle düşünmek lazım. Bu insanlar her ne kadar Müslüman kimlikte iseler de
70 yıllık bir erozyona tabi olmuşlardır. Bu kardeşlerimiz İslamın temel rükünlerini
kaybetmişlerdir. İslam dünyasının bütününün bir çok şeyi kaybettiği gibi. Adam kelime-i
şahadet getirmesini dahi bilmiyor. Bismillah demesini bilmiyor. Bismillah demesini bilmeyen
bir müslüman kitle var; karşımızda daha “La ilahe illallah” demesini bilmeyen bir müslüman
var. ama iman kıvılcımı var içinde. Ona buradan ne götürebilirseniz, onun için bir katkı
olacaktır. O “ben, İslam’ı öğrenmek istiyorum” diyor. Önce ilmihal, Kur’an-ı Kerim
götürmek, onlara yapılabilecek ilk hizmetlerdir. Oradaki meseleyi bizim klasik İslami
tartışmalar içinde düşünmemek lazımdır.

Binaenaleyh devletlerin resmi politikaları çok önemli değildir. Önce milletlerin kaynaşmasını
sağlamak gerekir. Devletten gidecek bürokratların pek önemi yoktur. Devlet din adamı
gönderirken İslami kurumlar da aynı şeyi yapmalıdır.

Milletlerin yapısı aşağı yukarı aynı durumdadır. Onun için burada yapılacak iş Müslüman
milletlerin kaynaştırılmasıdır. Halbuki bizim için mühim olan Türk milletinin bu ülkelerde
dostluk sağlamasıdır.

Kaynaşmada Türkiye’nin potansiyel yapısı neyse o ölçüde onlar da o kadar Müslüman
olacaklardır. Ama tabiatıyla ileride bizi de geçebilirler. Çünkü onların da ayrı bir bereketi
vardır. İslam’ın Mekke’den sonra en çok geliştiği yerler Maveraünnehir mıntıkasıdır.
Buhari’lerin, Nakşibendi Hazretleri’nin yetiştiği yerlerdir. Bizim Türk-İslam
cumhuriyetlerindeki kardeşlerimize yapabileceğimiz şey İslamı bir tevhid dini olarak
sunmaktır.

Doğu Almanya’da eski valiler, generaller ve idareciler talebe gibi derse giriyorlar. Çünkü
piyasa ekonomisi, iktisat, işletmecilik hakkında hiçbir bilgileri yok. Batı Almanya bugün
Doğu Almanya’ya yaptırım yapmıyor. Önce insanları eğitmeye çalışıyor ve sırf bunun için
önemli miktarda bir fon ayırmış durumda. Şimdi bizim de bu ülkenin insanlarını eğitmemiz
lazımdır. Türkiye’nin bu konuda yapacağı çok iş vardır.

Bu çözülmede bu açıklık ve yeniden yapılanma politikasıyla iki hedef gütmüştür. Birincisi
Rusya’yı çevreleyen çember içindeki ülkelerden batıda olanların yani Avrupa’ya yakın
olanların siyasi ve iktidari yükünü üzerinden atmak. Böylece Batı ile arasında devamlı bir
sürtüşme mevzuu olan bu ülkelerin külfetinden kurtulmaktır. Bu sayede silahlanma yarışından
kurtulmak, askeri masrafları azaltarak Doğu Avrupa’daki askeri masraflara tahsis ettiği
kaynakları kendi ekonomik yapısına transfer etmektir. Doğudaki çember ülkelerde Rusya aynı
politikayı gütmemiştir. Gütmediği de Azerbaycan ve diğer Asya ülkelerindeki tutumuyla
ortaya çıkmıştır.

5. BÖLÜM: SOVYETLER BİRLİĞİNİN DAĞILMASINDAN SONRA TÜRK
DÜNYASI

Doğu bloku ülkelerinden Doğu Almanya, Batı Almanya ile birleşmiştir. Macaristan, Polonya,
Çekoslovakya tedricen demokratik bir siyasi yapıya ve serbest pazar ekonomisine doğru
gitmektedir. Eski doğu bloğu ülkeleri önce komünist partilerini tasfiye edip bu partileri
sosyalist parti haline dönüştürmekte, çok partili sisteme geçmekte, böylece demokrasinin
birinci safhası olan siyasi parti safhasını başlatmış bulunmaktadırlar. Bunu, iktisadi demokrasi
safhası takip etmekte ve serbest pazar ekonomisine geçmeye, yani üretimde özel mülkiyete
yer vermeye çalışmaktadırlar.

Bugün en azından Marksizm ve Komünizm bir slogan ve kavram olarak taraflarına vaad ettiği
komünist cennetin tahakkuku fikri açısından iflas etmiştir. Yani o cennet
gerçekleştirilememiştir. Ama Komünizm yerini nereye bırakacaktır? Mutlak bir liberalizme
mi, mutlak bir kapitalizme mi, yoksa mutlak bir karma ekonomiye mi? Bu hususun
belirlenmesi ilerideki şartlara bağlıdır. Çünkü meseleyi geniş perspektifte ele alırsak,
insanların meselelerini çözmek bakımından kapitalist sistem zaten tek başına muvaffak
olabilseydi, sosyalizme gerek kalmazdı. Dolayısıyla kapitalist sistemin de kendi içinde
sorunları vardır. Komünist sistem kendi başarısızlığını görmüştür, ama bundan dönüş nereye
kadar gidecektir? Bu husus açıktadır.

Komünist bloktaki bu çöküşe rağmen dünyada ve ülkemizde hala marksizmin
savunuculuğunu yapanların bulunması bu şekilde açıklanabilir : Birincisi bizdeki şahısların
angaje oldukları psikolojik yapılanmadan kendilerini birden bire kurtarmakta çektikleri
zorluktur. İkincisi de bunların entellektüel seviyesi dünyadaki şartları tam olarak takip etmeye
yetmiyorsa kendilerini dünyanın gidişatına göre ayarlamalarında çektikleri güçlüktür.

Öte yandan Doğu-Batı yaklaşmasından bahsedilmektedir. Evvela Doğu-Batı yaklaşması
derken meseleyi Batının yani Batı Avrupa’nın Doğu Avrupa ile bütünleşmesi şeklinde alırsak,
manevi açıdan da ele alırsak, komünizm aynı zamanda ateizmi de beraber ihtiva ettiği için
komünizmden vazgeçmek bir ideoloji olarak ele alınırsa, ateizmden vazgeçmeyi de ihtiva
etmektedir. Bu durum zaten kendini göstermiştir. Sovyet Rusya’da dinlerin tekrar ortay
çıkması, kiliselerin ve camilerin açılmaya başlaması, komünizmin ideoloji olarak ateizmden
de ayrı feragat ettiğini göstermektedir, Gorbaçov’un daha kendi döneminde Papa’yı ziyaret
etmesi bunun ifadesidir. Şu ana kadar dinler arasında çarlık dönemindeki mücadeleleri,
komünizmin içindeki suni de olsa bertaraf etmiş olan sistemin yok olması neticesinde dinler
mücadelesi tekrar başlayabilir.

Batının kendi içinde ateist ve Hıristiyan olarak ikiye bölünmesinin kaldırılıp, Batı
dünyasındaki Hıristiyanlık birliğinin yeniden sağlanması ile Hıristiyan dünyanın İslam
dünyası be diğer dinlere karşı müşterek bir tutuma girip yeniden eski sömürgeci saldırgan
durumuna dönme ihtimali mevcuttur. Böyle bir durum tabii çok tehlikeli olur. O bakımdan
İslam dünyasının bunu dikkatle takip etmesi gerekecektir.
6. BÖLÜM: İSLAM DÜNYASININ UYANIŞI VE TÜRKİYE

Bugün dünyamızın son iki asırlık sanayileşme inkılabından sonra gelişmenin doruğuna varmış
vaziyettedir. Bu teknolojik gelişmeye rağmen içtimai sahada da, insan ruhunda da muazzam
fırtınalar kopuyor ve insanlar huzurlu değil.

İşte böyle bir bunalım halinde iken İslam dünyası içinde bir kıpırdanma başladı. Hatırlarsak
20. asrın ilk çeyreği sonunda İslam dünyası tamamen müstemlek haline düşmüştür.
1930’larda zahiri bakımdan istikbale sahip Türkiye, Afganistan, İran, belki kısmen Fas gibi 3-
4 ülke vardı. Aradan bir 20 sene geçti, Batı birbiriyle çatışmaya devam etti ve “Şirden hayır
doğar.” hükmünce İslam dünyası toplandı. İkinci Dünya Harbi’nden sonra bilhassa Afrika ve
Asya uyanmaya başladı. İslam konferansına üye ülke sayısı 55’e yükseldi. Böylece 3 adedi 60
sene içince 55 baliğ oldu. Bugün aşağı yukarı Çin’deki Türk Müslümanlar hariç, müstemleke
halinde İslam topluluğu kalmadı. Azınlıkta olanlar da birtakım statüko hakkı sağlıyorlar.
Binaenaleyh Rusya gibi Çin de yıkılırsa İslam dünyası iyice ferahlayacaktır.

Böylece İslam alemindeki bu uyanış neticesinde, İslamiyet yeniden insanlığa bir çözüm tarzı
olarak ortaya çıkma imkanlarını aramaya başladı. Akif merhumun “Asrın idrakine
söyletmeliyiz İslam’ı” şeklinde ifade ettiği üzere İslamiyet bugünkü meseleler ile bugünkü
neslin anlayacağı biçimde tefsir ve izah etmek cihetine gidildi. Tabii bu, kolay bir iş değildi.

Dünyada onlar hakim olduğu için İslam dünyasının kalkınmasını teyakkuzla ve dikkatle takip
ediyorlar. Daha 1955 yıllarında Amerika’da bir kitap neşredilmişti. “İslam on the March”
“İslam Yürüyüş Halinde” diye. Bu kitabın yazılışındaki gaye, cemiyeti ve kamuoyunu ikaz
etmekti : “Dikkat edin! Bunlar uyanmaya başladı!” deniyordu.

Bugün umumiyetle İslam dünyasında iktisadi sahada söz edilirken “Ortadoğu Ülkeleri” diye
bahsedilir. Ortadoğu diye literatürde işlediği ülkeler İslam dünyasıdır.

Türkiye’nin en büyük kaynağı nüfustur. İşte bu sebepten dolayıdır ki nüfus patlaması, nüfus
planlaması gibi sloganlarla bu en mühim varlığımızı da engellemeye çalışmaktadırlar. Zira
nüfus artışı iktisadi hayatı kamçılamakta, dinamize etmektedir.

İslam ülkelerinde birçok kaynaklar var. İnsanlarının hepsi tertemiz, pırıl pırıl Müslümanlar,
ama çoğu bizim hakkımızda bilgisiz, Türkiye’yi tanımıyorlar. İstanbul’daki İslam
Konferansına katılanların %70’i İstanbul’a ilk defa geldiklerini söylüyorlardı. Çünkü yıllarca
Türkiye ile İslam dünyası arasında bir kopukluk vardı. Batının muazzam politikası, bizde
onlar aleyhine, onlarda bizim aleyhimize işlemiştir.

Önce zihniyet önemlidir. Türkiye’nin İslam dünyasında yer almayı arzu etmesi lazımdır.
İstersek gireriz. Çünkü bugün Türkiye2ye hakim olan bazı gruplar bunu istememektedir. Önce
Türkiye’nin zihniyet olarak İslam dünyasına açılma siyasetini benimsemesi lazımdır.

Ondan sonra bu dünyaya girmek için yetişen yeni neslin ve yeni kadroların dil irtibatıyla
kendisini takviye etmesi lazımdır. Türkiye dil bakımından çok kapalı bir ülke durumundadır.
Çok içimize kapanık kaldık. Müşterek dilimiz yok. Önce, Türk dünyasıyla müşterek dil ve
alfabeyi geliştirmek lazımdır. Türkçe’den gayrı iki dili bilemezsek, ne Asya’ya ne de
Afrika’ya girmemiz kabil olur. Arapça ve İngilizce iki gerekli dil halindedir.
Batı dünyası hep takip ediyor, adamlarını gönderiyor. Mesela Dubai’de iken İslamı bir eğitim
teşkilatına çağırdılar; gittik, görüştük, konuştuk. Çoğu Türkiye’ye gelmiş ilgili insanlar.
Konuşurken solda bir adam dikkatimi çekti. Öyle oturuyor, tuhaf bakışlı, Arap kıyafetli. Tipi
dikkatimi çekti, tamamen İslami meselelerden bahsedilen bu toplantıdan sonra sordum : “Kim
bu adam, Müslüman mı?” “Hayır” dediler. “Bir Fransız” .“Peki ne işi var burada?” diye
sorduğumda, “Vallahi geliyor, biz de git diyemiyoruz, ama kim olduğunu da bilmiyoruz.”
dediler. Tabii adam Arapça biliyor, İngilizce biliyor ve topluma kolayca hulul ediyor.
Adamlar casus şebekeleriyle, potansiyelleriyle giriyorlar. Kim gidiyor, ne yapıyor, ne ediyor
diye merak ediyorlar.

Üçüncü mühim nokta, enformasyon, bilgi alışverişidir. İslam Konferansına dahil ülkeler
birbirleriyle irtibat bakımından çok zayıf bir durumdadır. Türk-İslam ülkelerine güzel projeler
götürmek lazımdır.

Burada iki önemli nokta var : Birisi ulaşım, diğeri haberleşmedir.

Herşeye rağmen Türkiye İslam dünyasında en büyük potansiyele sahip ülkedir. Pakistan ve
Mısır’ın yetişmiş elemanı fazla, ama bunlar dağınık vaziyettedir. Kendi elemanını ülkesi
içinde kullanan ve yetişmiş elemanı en fazla olan ülke bugün Türkiye’dir. Onun için
Türkiye’nin Orta Asya ve Ortadoğu’da yer alması, hem de üst düzeyde yer alması imkanı
vardır. Bunu istemek gerekir. Bunu istemek demek, diğer dünya ile irtibatı koparması
manasına gelmez. Cidde’deki bir gündelik gazetenin muhabiri şöyle demiştir : “Siz İslam
dünyasına dirsek çevirdiğiniz müddetçe İslam dünyası kalkınmaz, ama siz de
kalkınamazsınız. Şayet siz el uzatırsanız İslam dünyasında yerinizi bulursunuz, biz de
kalkınırız. Çünkü bu dünyanın size ihtiyacı var.”

Türkiye’nin bunu bilmesi ve kabul etmesi lazımdır. Bugün Avrupa, Amerika, Asya
birleşmektedir. Büyük üniteler içinde Türkiye de bir çevre içinde kendini kuvvetlendirmeye
mecburdur. Bütün bunları insanlar ve yeni kadrolar yapacaktır. O kadroların da bilgili ve
İslam ahlakıyla bezenmiş olarak yetişmesi lazımdır. Yüzlerce, binlerce doktora tezi yapmak
lazımdır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan arşivlerimizde yüz milyon vesika bekliyor.

Bir Malezyalı sendikacı 15 sene evvel görüştüğümüzde bana “Türkiye bir gün gelecek,
dünyada muazzam bir hamle yapacaktır. Bomba gibi patlayacak.” diyordu. Demek ki
dışarıdan bizi böyle görüyorlar. Kanaatimce o günler yakındır. İnşallah 2000’li yıllarda bu
hedefe ulaşacaktır.

7. BÖLÜM: TÜRKİYE’NİN İSLAM DÜNYASINA YÖNELİŞİ VE MÜŞTEREK
ORGANİZASYONLAR

Türkiye’nin İslam Dünyasına Yönelişi

1. Belli başlı İslam ülkelerinin büyük şehirlerinde daima ticaret merkezleri kurulması.
2. Gelişme imkanı olan sektörler içinde taahhüt ve proje işleri, gıda maddeleri, et, taze meyve
ile su ve meyve suları ihracatı başta gelir. Canlı hayvan ihracatı gelişirken, helal kesilmiş
olması bakımından et ihracatı rahatça gelişebilir.
3. Müteahhitlik sahasında başlamış olan işler gelişebilir ve yeni ihaleler alınabilir.
4. Türk - İslam ülkelerinde çalışan işçilerimizin para transferinde karşılaştıkları müşkülleri
çözebilecek tedbirleri çoğaltmak gerekir. Ayrıca İslam ülkelerinde çalışan işgücünün sosyal
sigorta kapsamına alınması, bu ülkelerle sosyal güvenlik anlaşmalarının yapılması lazımdır.
Kısa vadeli olarak düşünülebilecek bu tedbirlerin yanında uzun vadede de bazı önemli
unsurların üzerine eğilmek gerekir. İşbirliğini engelleyici konular giderilmelidir.
Bunların önemlileri şunlardır :

A. Ulaşım güçlükleri
B. Haberleşme güçlükleri
C. Finans güçlükleri
D. Pazarlama güçlükleri
E. Kültürel sahada işbirliği yapılamayışı.

Müşterek Organizasyonların Kurulması

İlk önce RCD, şimdi ECO denilen bölgesel iktisadi işbirliği çerçevesinde İran ve Pakistan ile
iktisadi, sosyal ve kültürel sahada başlayan bu yakınlaşma, 1976’da Türkiye’nin İslam
Konferansına üye olmasıyla bütün İslam dünyasına yayılmıştır.

Bugün sayıları 61’e ulaşan İslam ülkelerinin teşkil ettiği topluluk, Endonezya’dan Fas’a,
Türkiye’den Uganda’ya, Bosna’dan Moğolistan ve Çin’e kadar dünyanın ortasını bir kuşak
gibi sarmış bulunmaktadır. 1.5 milyardan fazla insanın yaşadığı 30 milyon km2 ‘lik bu alan
zengin petrol ve maden yatakları, çeşitli ürünler bakımından dünya potansiyelinin beşte üçü
ile beşte biri arasında değişen bir imkana sahiptir.

Şayet İslam ülkeleri bu kaynaklarını geliştirip ticaretle bütünleşebilir ve yek diğerini
tamamlayabilirse, hem iktisaden süratle gelişir, hem de refah seviyesini arttırmış olurlar.
Bunu idrak eden İslam ülkeleri 1969’da İslam Konferansı’nı kurarak bunun etrafında
birleşmiş ve Türkiye’de 1976’da bu konferansa katılmıştır.

Dağınık ve parçalanmış olan İslam ülkeleri ilk defa 1969 yılında Fas’ın Rabat şehrinde devlet
reisleri seviyesinde toplanmış ve bu birinci zirve toplantısında daimi bir İslam Konferansı
teşkilatının kurulması kararlaştırılmıştır. Bu organ, İslam ülkeleri arasında her sahada işbirliği
sağlamakla görevli en büyük kuruluş olmuştur.

İslam Konferansı’nın Yan Kuruluşları ve İştirakleri
1. İslam Ülkeleri İlim, Teknoloji ve Gelişme Vakfı
2. İslam Ülkeleri Dayanışma Fonu
3. İslam Ülkeleri Milletlerarası Haber Ajansı
4. İslam Kalkınma Bankası
5. İslam Odalar Birliği (Ticaret Sanayi ve Borsalar Birliği)
6. İslam Ülkeleri Radyo Televizyon Teşkilatı (ISBO)
7. İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik, Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi
8. İslam Ülkeleri Teknik ve Meslek Eğitim ve Araştırma Merkezi
9. İslam Ülkeleri Ticareti Geliştirme Merkezi
10. İslam Ülkeleri Gemi Sahipleri Birliği
11. İslam Ülkeleri Yatırım Garantisi Müessesesi
12. Milletlerarası İslam Bankalar Birliği
13. İslam Ülkeleri Sivil Havacılık Konseyi
14. İslam Ülkeleri Telekomünikasyon Birliği
15. İslam Ülkeleri Sigorta ve Reansürans Birliği
16. İslam Ülkeleri Standardizasyon Birliği
17. İslam Ülkeleri Milli Havayolları Birliği
18. İslam Ülkeleri Çimento Birliği
19. İslam Ülkeleri Kültür Sanat ve Tarih Merkezi
20. İslam Kültür Merkezi
21. İslam Fıkıh Akademisi
22. İslam Ülkeleri Merkez Bankaları Birliği

8.BÖLÜM: MEKKE DEKLARASYONU VE HAREKAT PLANI

Bu anlaşamaya dayanarak 1981’de Mekke’de toplanan 3. Zirve toplantısında iktisadi işbirliği
planı kabul edilmiştir.

Bu planda ticaret sektörüyle ilgili olarak ileri sürülen tedbir ve tavsiyeler arasında şunlar
vardır

1. Üye ülke grupları arasında ticari sahada uygulanmakta olan tercihli şartların bir envanterini
çıkartmak, sonra bunları kuvvetlendirip yaymak suretiyle kademe kademe üye ülkeler arası
tercihli bir ticaret düzeyine ulaştırmak.
2. Ulaşım sahasında üye ülkeler arasında bir koordinasyon mekanizması kurma imkanlarını
araştırmak ve bu yolla üye ülke müteşebbislerinin sanayici ülkelerdeki rakipleriyle rekabet
etmelerini sağlamak.

İslam ülkeleri arasında İslam Konferansı dışında kurulan diğer bazı kuruluşlar da vardır

9. BÖLÜM: TÜRK VE İSLAM DÜNYASI ARASINDAKİ TİCARETİN
GELİŞTİRİLMESİ

A. İslam Ülkeleri Arasında Ticaretin Önemi :

Dünyanın ortasını bir kuşak gibi saran İslam dünyası gerek jeopolitik durum, gerekse iktisadi
kaynaklarının zenginliği itibariyle önemli bir güze sahiptir. Esasında İslam dünyasının
merkezini teşkil etmektedir. Yeryüzündeki semavi dinlerin hepsi eski medeniyetlerin en
önemlileri bu kuşakta doğmuş ve serpilmiştir.

Bu durum tesadüflerin sonucu değildir. Bölgedeki ülkeler zengin medeniyetlere sahne
olmuşlardır.İslam ülkeleri arasındaki iktisadi bağları süratle kuvvetlendirmek ve dar
pazarlardan büyük imkanlar getirecek olan geniş pazarlara geçmek zaruretiyle karşı karşıya
bulunmaktadır.

1. Allah’ın lütfettiği tabii kaynakları değerlendirmek
2. Üretim kaynaklarının finans, ticaret ve turizm sektörleriyle takviye etmek
3. Sanayileşme yoluyla birinci grupta elde edilen ürünlerin katma değerlerini arttırmak.

Türk ve İslam Dünyasından Dış Ticareti Engelleyen Sebepler:
I. Altyapı yatırımlarının eksikliği
II. Müessesevi faktörlerin noksanlığı

Üye ülkeler arasında ;
1. Pazarlama kurum ve fonksiyonlarının noksanlığı
2. Teşvik unsurlarının noksanlığı
3. Araştırma kurumlarının yetersizliği
4. Finans kurumlarının yetersizliği, ticari mübadeleyi

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Categories:
Tags:
Stats:
views:16
posted:5/8/2012
language:
pages:13