severek ayrılma by murpek

VIEWS: 10 PAGES: 2

									                            Sizi Severek Bırakmak Zorundayım

Kendinle ne zaman yüzleşirsin? Aynaya bakarken mi? Eski fotoğraflarına bakarken mi?
Geçmişi hatırlatan bir koku ya da şarkıyla karşılaşınca mı? Yoksa yazarken mi? Ya da bir
söz… Evet, bir söz seni kendinle yüzleştirmeye yeter de artar bile!

Beyaz perdeye Şems-i Tebrizi’nin bir sözü yansıyordu:

“Düzenim bozulur, hayatım altüst olur diye endişe etme. Nereden bilirsin ki, hayatının altının
üstünden daha iyi olmayacağını”

Eğitmenimiz bu sözü yansıttıktan sonra yorumu bize bırakıp, konuyla ilgili bir şey söylemedi.
Sevginin aşılandığı bu eğitimlerde, cansız – canlı her varlığı sevmemizle ilgili konulardan
bahsediliyor ve uygulamalar yapılıyordu. Biz de “herkesi” ve “her şeyi” sevmeye ant içip,
bize yapılan “kötülükleri” eğitim olarak görüp affetmeyi ve hafiflemeyi öğreniyorduk.

Aradan belli bir zaman geçtikten sonra, eğitmenimiz selamlaşmadan bahsetti. “Allah’ın
selamını bile almamanın ne anlama geldiğini” sordu. O an yüzüm kızardı… Bilmiyorum,
yüzü tek kızaran ben miydim? Yıllarca sabah simidimizden yatağımıza kadar her şeyimizi
paylaştığımız, sır ortaklıklarını hayatımıza sos olarak katıp, her birimizin bir özelliğiyle
birbirimizi tamamladığımız iki kişi daha oradaydı. Aynı kursu alıp “sevmeyi” öğreniyorduk
güya…

Dışarıda yerdeki kuş bokuna bile “aman ne cici ve mucizevi” şeklinde yaklaşırken,
birbirimize selam vermek bir külfet gibi geliyordu. “Sevgi” yerine gerçek hayatta “inat”
geçerliydi. Öyle ki, “Sürekli aynı şeyleri anlatıyorsun ve sıkıldım” diyen karşımdakine hak
vermem bir yana, kırılmıştım da… Kendimi kısıtlarken karşımdaki kırıldığımı görmeden ya
da anlamazlığa gelerek gönlümü alacak bir kelime bile etmemişti.

O’nun sayesinde başladığım bu kursa, O’ndan uzak ve selamsız vaziyette devam ediyordum.
Peki, diğer kişi? Sırlarımızı paylaştığımız, benim hedeflerimi bilip buna göre beni
destekleyen, yazdığım roman ve hikaye kahramanlarına konu olmuş ve yazdıklarımı da ilk
okuyanlar arasında olan üç sene birlikte çalıştığım kişi? Bizi uzaklaştıran neydi ki?

En son evinde kaldıktan sonra beni Zincirlikuyu’da bırakırken sımsıkı sarılıp “seni
seviyorum” demiştim. O’nun da, benim de gözlerim dolmuştu. Sonrasında anlamadığım bir
biçimde kopuş ve uzaklaşma…

Öyle bir uzaklaşma ki, uzun uzun kurs öncesi sohbetimizde havadan – sudan, bordan - boktan
konulardan konuşmamıza rağmen, iş değiştirdiğini ertesi gün hiç alakasız bir biçimde
müdürüme bilgilendirme elektronik postası attığında öğreniyordum!

En ufak bir işle ya da sosyal hayatla ilgili gelişmemi bile anlattığım kişinin bu davranışına çok
şaşırmıştım. Telefonla arayıp kutlamak istediğimde ise “insanları anlamaktan vazgeçmeme”
neden olacak bir görüşme yapmıştım.

“Başak iş değiştirdiğimi sen nereden öğrendin? X’den mi, Y’den mi, Z’den mi?”
“Yuh! Bunların hepsi biliyor mu? X dış kapının mandalı, Y dıdısının dıdısı, Z ise bir kez
toplantı yaptığın biridir. Ben senin evini paylaştığın, ekmeğini paylaştığın insandım… Dün
ayaküstü sohbette de söyleyebilirdin…”

“Ya çok yeni ondan… Daha bir hafta oluyor başlayalı…”

“Başladın mı? Ben sana başlamadan önceki görüşmelerimi bile söylüyordum. Neyse hayırlı
olsun.”

Konu – konuyu açtı. Bazen şirketlerde dedikodunun âlâsı özellikle “mahalle karısı” kılıklı
erkekler tarafından yayılırdı. Bu, bizim başımıza gelmişti.

“Yeni şirketinde böyle bir ortam olmaz umarım. Ama sen dedikoduculardan uzak kaldıkça
uzak olurlar senden.”

“Vaaay Başak yaşam koçluğu kursu sana çok şey katmış”

Sustum… “Bana katmış da, sana ne olmuş anlamadım” diyemedim.

İşte şimdi yazarak içimi döktüm. Kızlar, ikinizi de çok seviyorum. Hayatıma kattıklarınız için
size minnettarım. Evren boşlukları sevmez, doldurur. Size teşekkür edip, aramızdaki eterik
bağı altın makasla kesme meditasyonunu bu yazıyla yapıyorum. Size sevgilerimi yollayıp
arkamı dönüp, yeni dostluklara yelken açıyorum.

Sevgilerimle

								
To top