Docstoc

2

Document Sample
2 Powered By Docstoc
					Doç. Dr. Deniz EKİNCİ
İÜ, Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi
Coğrafya Programı
FİZİKİ COĞRAFYAYA GİRİŞ, e-Ders
2.Hafta e-Ders Kitap Bölümü


    2. HAFTA

ÖZET: Bu derste Jeomorfolojinin tanımı yapılacaktır. Kapsamı ve özellikleri ortaya
konulacaktır. Jeomorfolojinin ilişkili olduğu yan bilim dalları belirtilecektir.
Yerşekillerinin oluşum ve gelişimlerinin nasıl gerçekleştiği vurgulanacaktır. Yapı, Süreç
ve Zaman kavramları açıklanacaktır. Ayrıca jeolojik zaman tablosu da bu derste ana
çizgileri ile belirtilecektir.




BÖLÜM 2:

GİRİŞ

2.1. JEOMORFOLOJİ NEDİR?

2.2. JEOMORFOLOJİNİN İLİŞKİLİ OLDUĞU BİLİM DALLARI NELERDİR?

2.3. YERŞEKİLLERİ NASIL OLUŞUR?




                                                                                       1
     GİRİŞ
                                Arazi ekskürsiyonu esnasında Mencilis mağarasını ziyaretimizde

                          görevli, işte bu kavalı elinde olan çoban, bunlar koyunları diye tanıtmaya

                          başladı mağarayı. Ben, prehistorik insanlara ait bir kalıntı mı söz konusu

                          diye söyleneni anlamaya çalışırken, görevli elindeki aydınlatıcıyı

                          mağaranın tavanına tutarak işte bu da kurt diye devam etti. O an

                          görevlinin ne ifade etmek istediğini fark ettim. Yüzyıllar boyunca insanlar

                          havada bıraktıkları cisimlerin aşağıya düştüğünü söylediler. Bu ifade son

                          derece doğal ve basit gibi görünüyordu. Elbette ki her şey aşağıya

                          düşerdi. Su aşağıya doğru akar, yağmur yukarıdan aşağıya doğru

                          yağardı. Ama bu insanlardan farklı olarak birisi bu Newton’du “havada

                          bırakılan bir cisim, yerin merkezine, dünyaya, doğru çekiliyor” dedi. Bu,

                          olaya farklı bir bakış tarzıydı ve birincisine göre çok daha doğruydu. Bu

                          bakımdan okumakta olduğunuz çalışma da coğrafyanın buradaki karanlık

                          noktalarına ışık tutmayı ve aydınlatmayı amaçlamaktadır.


                                       Dr. Deniz Ekinci, 2005, Safranbolu ve Çevresinin
                                       Jeomorfoloji Özellikleri, Çantay Yayınevi, İstanbul.


       Etrafımızda gördüğümüz yerşekillerinin nasıl oluştuğu hemen hemen herkesin
merak ettiği ve kendisine göre cevap verdiği konulardandır. Oysa bunların doğru
cevaplarını ancak jeomorfologlar verebilir. Yerkabuğu üzerinde ve kısmen de içinde,
iç ve dış etmen ve süreçler tarafından oluşturulan yer şekillerini tasvir etmek, onların
oluşum ve gelişimleri ile coğrafi dağılışlarını nedenleriyle birlikte ortaya koymak
jeomorfoloji biliminin temel amacıdır. Dağ, plato ve ova olmak üzere ana ve çok
sayıda ikincil yerşekillerine sahip yer kabuğu jeomorfolojik özellikleri bakımından
ortaya konulması gereken birçok tema içermektedir. Dağlık arazilerin nasıl yükseldiği,
kireçtaşları üzerinde gelişen karst topografyası ve bunun özellikleri, Akarsuların
alüvyal dolgulu vadileri ve mevcut ise bunların kenarındaki taraça seviyelerinin
gelişim süreci, akarsu ağının oluşum ve gelişimi ile etkinlik durumu, aşınım



                                                                                                   2
yüzeylerinin yaşlarının tespiti, rölyefin ana ve elemanter unsurlarının belirlenmesi ile
bunların jeomorfolojik tarihçesi, var ise fayların mekanizması, fayların topografya
üzerindeki etkileri, orojenik ve eprirojenik karakterdeki hareketlerin belirlenmesi,
paleotektonik      ve neotektonik          hareketler,     yapısal    unsurlarının aydınlatılması,
volkanizma ve volkanik yerşekilleri, kıyı yer şekilleri, kurak ve yarı kurak bölgeler,
buzul ve buzul çevresi bölgeler, akarsuların etkin olduğu flüvyal bölgeler bu
sahalardaki yerşekillerinin tanımlanması jeomorfolojideki başlıca konulardan sadece
bir kaçıdır.


               “Türk Boğazlarının oluşumu ve gelişimi jeomorfologlar arasında merak
         edilen, karanlık noktalarına ışık tutulmak ve açıklığa kavuşturulmak istenen
         öncelikli konulardan birisi olagelmiştir. Bu bakımdan çok sayıda öngörü ve
         teori ortaya atılmıştır. Oluşumu insanlık tarihinden eski olan boğazların, nasıl
         oluştuğu ve hangi süreçleri yaşadığı konusunda müphem yaklaşımlar olduğu
         gibi, jeomorfolojik kuram içerisinde yer bulabilen öngörüler de yok değildir.
         İlk dönem çalışmalar genellikle müşahedelere göre ve sırf nazarî mülâhazalara
         istinaden ortaya atılmıştır. Ayrıca bu ilk değerlendirmeler genellikle sahanın,
         çevresi ile birlikte ele alınması şeklinde olmuş, burada boğazlar ve çevresi
         sınırlı bir çerçeve dâhilinde değerlendirilmiş, fakat yalnızca Türk Boğazlarını
         özellikle ele alan detaylı çalışmalar ve eserler kısıtlı kalmıştır. Öyle ki birkaç
         on yıl öncesine kadar cevap bekleyen bu jeomorfolojik problem genel eserlerin
         veya jeolojik çalışmaların ilgili bölümleri içerisinde mahdut satırlardan ibaret
         kalmış ve hatta belirtildiği gibi bütün bu sahayı kapsayacak derecede geniş ve
         detaylı bilgileri ihtiva etmediklerinden, meselenin tamamını izaha yeterli
         olamamıştır.     Kuşkusuz    bu    durumda,     boğazların   paleo-jeomorfolojik
         hususlarının ve kompleks karakterinin genellikle sanıldığı kadar basit
         olmamasının da rolü olmuştur. Türk Boğazlarının oluşumu ve bunların
         gelişiminde tektonik ve litolojik yapının ne dereceye kadar etkin olduğunun
         tespiti, yöredeki akarsu ağının durumu, yereyin maruz kaldığı deformasyonlar,
         boğazların her iki yakasındaki aşınım yüzeyleri ve onların yaşlarının tespiti,
         izöstatik ve öztatik hareketler ile çok döngülü gelişim süreci ilk akla gelen
         belirsiz noktalar ve kayda değer problemler olarak dikkat çekmektedir. Bu
         bakımdan konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikli olarak bu noktaları
         hareket başlangıcı olarak ele almak gerekir.”
                          Deniz Ekinci, 2011, Türk Boğazlarının Temel Coğrafi
                  Karakterleri, Türk Boğazları (Ed. Ece, N.J.), Engin Yayıncılık, İstanbul,



                                                                                                 3
2.1. JEOMORFOLOJİ NEDİR?

       Jeomorfoloji üç farklı kelimeden oluşmaktadır. Bunlar;

       geo: yer,

       morpho: şekil,

       logos: bilim

       Dolayısıyla Jeomorfoloji kelime anlamı ile Yerşekilleri Bilimi’dir.

       Türkçe karşılığı olarak yerşekli terimi yerine rölyef şekli, yüzey şekli, yeryüzeyi
şekli ve topografya şekli gibi terimler de kullanılmaktadır. Yine orografi, fizyografi,
jeomorfojeni ve morfoloji de Jeomorfolojinin yerine kullanılan terimlerdir. Ancak bugün
yaygın olarak Jeomorfoloji tercih edilmektedir.

       Tanım olarak ise jeomorfoloji gerek deniz altında gerekse de üzerinde bulunan
yer kabuğunda, iç ve dış etmen ve süreçler tarafından meydana getirilen yerşekillerini
inceleyen bir bilim dalıdır. Yerşekillerini tasvir eder, onların oluşum ve gelişimleri ile
coğrafi dağılışlarını nedenleriyle birlikte ortaya koyar.



2.2.    JEOMORFOLOJİNİN İLİŞKİLİ OLDUĞU BİLİM DALLARI
        NELERDİR?

       Multidisipliner bir bilim olan Jeomorfoloji, konusu gereği olarak, bazı bilim
dalları ile sıkı ilişki içinde bulunur. Bu bilim dallarındaki çalışmaların sonuçlarını kendi
alanında değerlendirdiği gibi, kendi çalışmalarının sonuçlarını da bu bilimlerin
faydalanmasına sunar. Bu bilim dallarından bazıları aşağıdaki gibidir;

       Jeoloji (mineraloji, petrografi, sedimantoloji, stratigrafi, tektonik, paleontoloji,
hidrojeoloji vb.)

       Klimatoloji,

       Hidrografya,

       Jeofizik,



                                                                                          4
         Jeokimya,

         Pedoloji,

         Kartografya,

         Antropoloji,…



2.3.      YERŞEKİLLERİ NASIL OLUŞUR?

         Bu sorunun cevabını bulmak için çok sayıda öneri ortaya atılmış ve tartışılmıştır.
Kuruluşundan günümüze kadar jeomorfoloji biliminde, yerşekillerinin meydana
gelişinde farklı görüşleri savunan, çeşitli ekoller ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazıları
aşağıdaki, gibidir;

          Plütonizm Ekolü,

          Neptünizm Ekolü,

          Davis Ekolü,

          Yapısal Jeomorfoloji Ekolü

          Klimatik Jeomorfoloji Ekolü

         18. ve 19. yüzyıllarda ortaya çıkan Plütonizm ekolüne göre yerşekillerinin
meydana gelişinde esas rol iç etmen ve süreçlere aittir.

         Aynı yüzyıllarda görülen Neptünizm ekolüne göre ise esas rolü, özellikle
akarsular olmak üzere, dış etmen ve süreçler oynar.

         Davis ekolü zamanın etkisine önem vermiş ve akarsu aşındırmasına bağlı olarak
meydana gelen yerşekillerini normal saymıştır. Diğer bir ifade ile Davis ekolüne göre
akarsu topografyası normal topografyadır. Bunun dışındaki topografyalar geri planda
kalır.

         Yapısal jeomorfoloji ekolü yerşekillerinin meydana gelişinde esas rolün yapıya
ait olduğunu savunur.




                                                                                          5
      Klimatik jeomorfoloji ekolü ise yerşekillerinin oluşumunda esas rolün iklime ait
olduğunu savunur.

      Günümüz bilgileri ışığında bu ekollerden birinin görüşünü benimsemek
diğerlerininkini kabul etmemek doğru olmasa gerektir. Çünkü yerşekillerinin oluşum ve
gelişimlerinde rol oynayan etmen ve süreçler bölgeden bölgeye değişebilecekleri gibi,
aynı bölge içinde farklı derecelerde pay sahibi de olabilirler.

      Yerşekillerinin oluşum ve gelişimlerinde veya yeryüzünün şekillenmesinde çok
çeşitli etmen ve süreçler rol oynamaktadır. Bunların bir kısmı, faaliyetleri için gerekli
olan enerjiyi yerkürenin iç kısımlarından, esas olarak, manto adı verilen jeosferden
almaktadır. Bu etmen ve süreçlere iç etmen ve süreçler adı verilir. Yerkabuğu
parçalarının yatay hareketleri ile yine yerkabuğunun epirojenez, orojenez, faylanma
şeklindeki düşey hareketleri, depremler, volkanizma, iç etmen ve süreçlere örnek
olarak gösterilebilir. Bunlar yeryüzünde çeşitli boyutta değişiklik ve yerşekilleri
meydana getirirler. Örneğin levha hareketleriyle okyanus çanakları oluşur veya ortadan
kalkar; kıtaların ve okyanusların yerleri tayin edilir; epirojenik hareketlerle geniş
yerkabuğu parçaları kubbeleşerek yükselir, çanaklaşarak alçalır; orojenik hareketlerle
dağ sıraları ve bunlar arasındaki oluk şeklinde çukur alanlar, senklinaller, teşekkül eder;
düşey doğrultulu faylanmalarla yerkabuğu blokları yükselir ve horst adı verilen dağlık
kütleler meydana gelir; horstlar arasında kalan ve çöken yerkabuğu bloklarına tekabül
eden kısımlar, graben adı verilen çöküntü hendeklerini oluşturur; volkanizmaya bağlı
olarak volkan konileri, lav akıntıları, lav örtüleri gibi yerşekilleri hasıl olur. İç etmen ve
süreçler aynı zamanda yerkabuğunun yapısını da tayin ederler.

      Yerşekillerinin oluşum ve gelişimlerinde rol oynayan etmen ve süreçlerin diğer
kısmı ise, faaliyetleri için gerekli olan enerjiyi güneşten alırlar. Bunlara da dış etmen ve
süreçler denir. Başlıcalarını fiziksel (mekanik) parçalanma, kimyasal ayrışma,
yeraltısuları, akarsular, buzullar, dalgalar, rüzgârlar ve canlıların teşkil etliği dış etmen
ve süreçler, iç etmen ve süreçler tarafından meydana getirilen yerşekillerini aşındırarak
ortadan kaldırmaya, sahayı taban seviyesine yakın bir seviyeye kadar alçaltıp
düzleştirmeye çalışırlar. Aşındırma etmen ve süreçleri olarak adlandırılabilecek olan bu
elmen ve süreçler, karalar yüzeyini alçaltıp düzleştirirken, iç etmen ve süreçlerce



                                                                                             6
meydana getirilen farklı yapılar üzerinde çeşitli yerşekillerini de oluştururlar.

      Yer şekillerinin nasıl ve hangi süreçlerin kontrolünde oluştuğunu ortaya koymak
onların çok kompleks etkenlerin altında ve karmaşık süreçler yaşayarak meydana gelmeleri
nedeniyle oldukça zordur. Bu güçlüğün üstesinden gelmek için önce Grove Karl Gilbert
daha sonra da William Morris Davis tarafından önerilen



      Topografya Şekilleri = f (yapı+süreç+zaman) formülünü kullanabiliriz. Bu
formülde;



       Yapı; Yapı yerşekillerinin oluşum ve gelişiminde rol oynayan önemli
etmenlerden biridir. Yerkabuğunun tektonik ve litolojik özelliklerini kapsayacak
şekilde kullanılmaktadır. Litolojik yapı kayaçları ifade eder; tektonik yapı ise bu
kayaçların dizilişleri ve tabaka özelliklerini belirtir. Diğer bir ifade ile yapı denilince
hem yereyi (araziyi) meydana getiren kayaçların cinsi, onların fiziksel ve kimyasal
özellikleri, hem de, bu kayaçların meydana getirdiği tabakaların birbirlerine göre
durumları anlaşılır.



       Litolojik Bakımdan Yapı; Kayaçlar su, gaz ve organik varlıkların dışında
yerkabuğunu meydana getiren unsurlardır. Yol yarmaları, maden ocakları ve taş
ocakları gibi yerler ile toprak veya enkaz örtüsünden yoksun topografya yüzeylerinde
mostralarına rastladığımız kayaçlar, yerşekillerinin oluşum ve gelişimlerinde rol
oynayan önemli etmenlerden biridir. Onların fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki
farklılıklar yerşekillerinin de farklı olmalarına sebep olur. Çünkü bu özellikler,
kayaçların aşındırma etmen ve süreçlerine karşı dayanıklı veya dayanıksız olmalarını
tayin eder. Örneğin kalker, tebeşir, jips gibi suda eriyebilen veya çözünebilen
kayaçların bulunduğu sahalarda lapya, dolin, uvala gibi özel yerşekillerini içeren karst
topografyası oluşur.

       Genel olarak, tektonik hareketlerle ters durumlar meydana gelmemişse,


                                                                                          7
aşınmaya karşı dayanıklı kayaçlar nispeten yüksek yerşekillerini, kolay aşınan ve
parçalanan kayaçlar ise alçak yerşekillerini meydana getirir. Aşınım yüzeyleri veya
peneplenler üzerinde yer alan ve sert kayaçlardan oluşan monadnoklar bu şekildeki
nispeten yüksek rölyefe örnek teşkil eder. Sert-yumuşak tabakaların ardışık olarak üst
üste bulunduğu, Örneğin, yatay yapılı sahalarda sert tabakalar vadi yamaçlarında dik
çıkıntılar, kornişler oluşturur. Granitlerden müteşekkil sahalarda granit topografyası adı
verilen özel bir topografya tipi oluşur. Benzer şekillere siyenit, diorit, andezit, bazalt ve
gnays gibi heterojen kayaçlar üzerinde de rastlanır.

       Kayaçlar, genellikle, bir veya birkaç mineralin bir araya gelmesi sonucu
oluşmuşlardır ve mineral içerikleri onların dış etmenlere karşı dayanıklılıklarını tayin
eder. Çünkü kayaçlar aynı fiziksel ve kimyasal özellikte değildirler; Katılaşım, Tortul
ve Metamorfik olmak üzere üç ana grubu ve bunlarında altında çok çeşitli tipleri vardır.
Örneğin yoğun olabildikleri gibi (bazalt..) gevşek de olabilirler (kum deposu, çakıl
deposu..). Bir kısmı tabakalıdır (kumtaşı, gnays..) bir kısmı ise tabakalanma göstermez
(granit..). Kristalize minerallerden müteşekkil olanların yanı sıra (granit, gabro..) cam
yapısında olanlar da vardır (obsidyen, pekştayn..). Bir kısmı tek mineralden
müteşekkildir (kalker, jips..), bir kısmı ise çeşitli minerallerden oluşmuştur (granit,
andezit..).
       Etmen ve süreçlerin etkisi yeryüzeyinde ve yerin iç kısımlarında kayaçlar
üzerinde olur. Şekillendirici bu etmen ve süreçlere karşı kayaçların göstermiş oldukları
direnç veya tepki bu bakımdan önem arz eder.
       Belirtildiği gibi kayaçlar, mineral veya minerallerin biraraya gelmesi ile
oluşmuşlardır. Bu nedenle aralarında kimyasal bileşim farkları olduğu gibi, fiziksel
özellikleri de başkadır. Dolayısı ile kayaların çözülmeye karşı dirençleri çok değişiktir.
Fakat aynı kayacı oluşturan farklı minerallerin çözülmeye dirençleri de, aynı değildir.
Bunun sonucunda kayalar, belli bir süre dış süreçlerin etkisinde kaldıklarında, bunların
yüzeylerinde pürüzler meydana gelir. Farklı çözülmeye bağlı olarak dirençli
minerallerden oluşan kısımlar belirgin noktalar, çabuk çözülmüş kısımlar ise
çukurluklar halinde belirir. Bir kayanın üzerinde farklı çözülme sonucunda oluşan bu tür
pürüzler daha küçük ölçüdedir. Fakat bileşim ve yapı bakımından ayrı olan kayalar
arasında çözülme ve sonuçta, aşınma ve parçalanmaya karşı direnç bakımından var olan


                                                                                            8
ayrıcalıklar zamanla büyük ölçüde seviye farklarının oluşmasına neden olabilir. Farklı
aşınma ve parçalanma ile dirençli kayalar yüksek sahalar halinde belirir, bunlar arasında
veya çevresindeki dirençsiz kayalar ise hızla çözülerek ve aşınarak alçalırlar (Erinç,
2000).
         Kayaçlar, doğal bir malzeme olmaları ve katı, sıvı, gaz gibi üç değişik fazda
bileşenlerden meydana gelmeleri nedeni ile onların dış etmen ve süreçlere karşı
davranışlarının ortaya konulması oldukça zordur. Bunlar; genel olarak homojen
olmayan, ayrıca özellikleri çevre koşullarına, jeolojik zamana bağlı olarak büyük
değişiklikler gösteren oluşuklardır. Bu açıdan, yapıların dış etmen ve süreçlere karşı
davranışlarını ifade eden genel analitik modellerin ve sabit kayaç katsayılarının kesin
olarak belirlenmesi mümkün olmamaktadır. Ayrıca bundan dolayı litolojik istifin
değişik klimatik şartlarda jeomorfoloji üzerindeki etkileri de farklı olmaktadır.
         Kayaçların ayrışmasına ve parçalanmasına yol açan etkenler, mekanik ve kimyasal
olarak iki ayrı grupta değerlendirilir. Bunlardan birincisi; ısı farklılıkları, don, rüzgâr, su ve
bitki köklerinin etkisi gibi, fiziksel nedenlerin yol açtığı mekanik parçalanma, diğeri ise;
kayaçların ve bu kayaçları oluşturan unsurları birbirine bağlayan çimentonun kimyasal
bileşiminin bozulmasına bağlı olarak meydana gelen kimyasal ayrışmadır. Kayaçların
içerisinde yer alan bazı yarı duraylı mineraller de kimyasal ayrışmaya uğrayarak birtakım
ikincil minerallere dönüşmektedir. Dayanıklılığı daha az olan bu ikincil mineraller ise tekrar
mekanik parçalanmaya uğrayarak daha küçük parçalara ayrılabilir.
         Sonuç olarak; kayaçlar parçalanmaya yol açan farklı nedenlerin etkisi altında
boyutları ve biçimleri birbirinden farklı çok sayıda, küçük tanelere ayrılmaktadır. Litolojik
istiflerin, etmen ve süreçlere karşı davranışlarını analiz edebilmek, jeomorfolojik gelişim
bakımından gerekli etmenleri saptayabilmek için; onların yaşı, dokusu, içyapısı ve
bunlardan katı tanelerin boyutları, biçimleri, yoğunlukları ve mineralojik karakteristikleri
gibi özelliklerinin belirlenmesi gerekmektedir.
         Yeryuvarın jeolojik geçmişi boyunca oluşmuş malzemelerin taşınması, değişik
çevre koşulları altında çökelmesi, sıkışması ve çimentolaşması yer yer de
metamorfizmaya maruz kalması, yer yer de oluşan bu litolojik istiflerin tekrar tekrar
parçalanması, ayrışması, taşınması ve birikmesi ile çok değişik jeolojik istifler meydana
gelmiştir. Bu kayalar zaman zaman da basınç ve gerilmelere maruz kalarak kırılmış ve


                                                                                                9
kıvrımlanmışlardır. Dolayısıyla her kayaç şekillenmeye karşı kendine has özellikler
göstereceğinden litolojik yapının açıklığa kavuşturulması gerekir.



         Tektonik Bakımdan Yapı; Kayaçların meydana getirdiği tabakaların
özelliklerini tektonik yapı ifade eder. Tektonik bakımdan çeşitli yapı tipleri
bulunmaktadır. Bunlar ise aşağıdaki gibidir;



        1. Yatay Yapı

        2. Monoklinal Yapı

        3. Kıvrımlı Yapı

        4. Faylı Yapı

        5. Dom Yapısı

        6. Diskordant Örtülü Yapı



      Süreç; Yüzey şekilleri üzerinde mekanik ve kimyasal yolarla değişiklikler meydana
gelmesine sebep olan olayları ifade eder. Bu süreçler bazı etkenlerin kontrolünde
gerçekleşir. Akarsular, buzullar, dalgalar, rüzgârlar, akıntılar birer etkendir. Kayaçların
ayrışması, parçalanması, taşınması, taşınan unsurların birikmesi ve depolanması ise süreçtir.
Etken ve süreçler iki farklı şekildedir. Bunlar;



                1. İç Etken ve İç Süreçler

                2. Dış Etken ve Dış Süreçler’dir.


       Belirtildiği gibi kuvvet kaynağını yeryuvarın iç kısmından alan etken ve
süreçlere, iç etkenler ve iç süreçler adı verilir. Yerkabuğunun çeşitli hareketleri, kıvrıl-
malar, kırılmalar, epirojenik çanaklaşma, kubbeleşme veya çarpılmalar ve volkanizma



                                                                                           10
iç etken ve süreçleri meydana getirir. İç kuvvetler, kaynaklarını yerin derinliklerinden
almak ve genellikle yapıcı olmak gibi ortak karakterler göstermekle birlikte, bunların
oluşum şekilleri ve yerkabuğunu şekillendirmedeki etkileri aynı değildir. Bu bakımdan
iç kuvvetlere bağlı olarak meydana gelen süreçler epirojenez, orojenez, kırılma,
faylanma, deprem ve volkanizma olmak üzere gruplandırılabilir.
        Kuvvet kaynağını yeryuvarın iç kısımlarından almayan etken ve süreçler ise, dış
etkenler ve dış süreçler adı altında ifade edilen fiziksel parçalanma, kimyasal ayrışma,
yeraltısuları, akarsular ve seyelân, buzullar, dalgalar ve akıntılar, rüzgâr ile canlılar’
(bitkiler, hayvanlar ve insanlar) dır.
        İç etmen ve süreçlerin oluşturduğu yerşekillerini aşındırarak ortadan kaldırmaya
ve yer aldıkları sahaları alçaltıp düzleştirmeye çalışan bu aşındırma etmen ve
süreçlerinin, yerkabuğu ve dolayısıyla onun malzemesi üzerindeki etkileri, birbirinden
farklı olarak meydana gelir. Diğer bir ifade ile belirtilen dış etmen ve süreçlerin
hepsinin yeryüzünde etkin olmadığı, etkin etmen ve süreçlerin ise farklı derecelerde
olduğu söylenebilir.



        Zaman; Bugün hâlihazırda etrafımızda gördüğümüz yerşekilleri uzun bir jeolojik
geçmiş boyunca ancak oluşmuşlardır. Yerşekilleri belirli bir zaman dilimi içerisinde oluşur,
gelişir ve ortadan kaybolur. Bir vadinin akarsularca işlenmesi ve oluşması birkaç yüz bin yılı
kapsar. Örnek olarak 4000 metre yükseltiye sahip bir dağı ele alacak olursak dış olaylarla
yılda 0,5 milimetre aşınan bu yüksek kütle 8 milyon yıl sonra deniz seviyesine indirgenmiş
olur.
        Diğer bir ifade ile zaman jeomorfolojik oluşum ve gelişimi kapsar ve değişik
yerşekillerinin oluşmasına imkân veren farklı litolojik istifler çok yönlü şekillendirici
faktörler denetiminde, geçmişten günümüze yerkabuğunun geçirdiği jeomorfolojik
gelişimi, başka bir ifade ile jeomorfolojik tarihçeyi kapsar. Türkiye’de her ne kadar
bugün var olan yerşekilleri büyük oranda en azından Miyosen'den beri gelişimini
sürdüre gelen rölyef sistemlerinden meydana geliyor olsa dahi, bu oluşum esasında ilk
litolojik birimin oluştuğu zamana kadar götürülebilir. İlk litolojik birimin oluşmasıyla
jeomorfolojik gelişim başlamışsa da sonradan etkin olan etmen ve süreçlere bağlı olarak



                                                                                            11
bu şekiller ortadan kaldırılmış ve yenileri oluşmuştur. Bu aşınım döngüsü süreci
günümüze kadar sürekli olarak tekrarlanmış ve günümüzde de bu süreç hala devam
etmektedir.
       Big Bang modeline göre günümüzdeki evren 13,7 milyar yıldan biraz daha fazla
zaman önce son derece yoğun ve sıcak bir halden büyük bir patlamayla ortaya çıkmıştır.
Yapılan radyometrik ölçümlere göre de yerkabuğunun oluşumundan bugüne kadar geçen
süreyi 4,6. 109 yıl olarak vermektedir. Bu uzun dönem içerisinde yeryuvarı üzerinde
henüz yerkabuğunun oluşmadığı, ısının çok yüksek olduğu kozmik bir evreden çok
çeşitli ve değişik yerşekillerinin mevcut bulunduğu günümüze kadar gelinmiştir.
       Bu bakımdan yerkabuğunun ve onun üzerindeki ilk yerşekillerinin başlangıcı
esas olarak sedimanter evre’nin başlamasına kadar götürülebilir. Prekambriyen olarak
bilinen bu zamanda kabuğun oluşup dış etkenlerle şekillenmeye başlaması ile birlikte,
ilk kıta çekirdekleri de meydana gelmiştir.
       Birinci zaman Paleozoyik’te, karaların giderek yüzölçümü artmış, Pangea
adındaki tek kıta parçası oluşmuş, Kaledoniyen ve Hersiniyen Orojenezleri meydana
gelmiş, kıta içi gerilim hareketleri başlamış ve ilk rift sistemleri oluşmuştur. Bu
zamanda buzullaşma hareketlerinin yanı sıra, şiddetli ısı artışı da meydana gelmiş
böylece, Nemli Tropikal İklim ekvatorun her iki yanında büyük yayılış göstermiştir.
       Yaklaşık 200 milyon yıl önce İkinci zaman, Mezosoyik’te, Pangea iki parçaya
ayrılmış, takip eden dönemde iki kıta parçası da giderek parçalanmış ve birbirlerinden
uzaklaşmışlardır. Bu zamanın bir devri olan Kretase’de Nemli Tropikal kuşak kutuplara
doğru genişlemiştir. Alçak ve çukurluk sahalar sıcak denizlerin istilasına uğramışlardır.
Bundan sonra, bugünkü büyük sıradağların birçoğunun meydana geldiği Üçüncü
Zaman, Senozyoiyik’te Alp Orojenezi ile büyük kıvrımlı sıradağlar oluşmuştur.
Arkasından Kuvaterner’de tektonik hareketlerin yanı sıra büyük buzullaşmalar meydana
gelmiş, karalar yüzölçümünün büyük bölümü buzul örtüleri altında kalmıştır. Yaşanan
buzul dönemleri arasında iklim de ısınmalar meydana gelmiş ve buzullar erimiştir.
Tekrar soğumayla birlikte buzullaşmalar oluşmuştur. Böylece öztatik kökenli olarak
deniz seviyelerinde yükselme ve alçalmalar meydana gelmiştir.
       Yaşanan bu milyonlar yıl içerisinde, büyük tektonik hareketlere bağlı olarak
geniş kara parçalarını etkileyen yükselmeler, alçalmalar, kıvrılmalar, kırılmalar,


                                                                                       12
çanaklaşmalar, kubbeleşmeler meydana gelmiş, volkanik faaliyetler zaman zaman
suların altında zaman zamanda suların üzerinde etkinliğini sürdürmüştür. Böylece
Büyük kara parçaları ve yükseltiler oluşmuştur. Sular gerek öztatik gerek tektonik
nedenlerle zaman zaman yükselerek karaları işgal etmiş zaman zaman da alçalarak
karalardan çekilmiştir. Bu hareketlere bağlı olarak yeryuvarın jeomorfolojik gelişimi
birçok sahada kesintiye uğramış, yeni oluşum ve gelişim devreleri ile çok farklı
yerşekilleri oluşmuştur.
       Atmosfer koşullarına bağlı olarak farklı iklim bölgelerinde farklı aşındırma
etmen ve süreçleri hâkim olmuştur. Bu bölgeler kendilerini aşındıran farklı aşındırma
etmen ve süreçlerine bağlı olarak yerşekli bakımından değişik görünüm kazanmıştır.
Nemli bölgelerde akarsular,     kurak bölgelerde rüzgârlar, soğuk iklim bölgelerinde
buzullar faaliyetlerini sürdürmüştür. Bununla birlikte yer yer aynı bölgede farklı etmen
ve süreçler değişik zamanlarda rol oynayarak polijenik topografyaların oluşmasına
imkân vermiştir.
       Genel olarak son 10000 yılında insanla tanışan ve yaklaşık 4570 milyon yılı
geride bırakan yeryuvarı; bu uzun kronolojisi boyunca kıvrılma, kırılma gibi tektonik
hareketler, magma çıkışlarına sahne olan volkanik faaliyetler, iklimde ısınma ve
soğumalar ile bunların ortaya çıkardığı klimatik koşulları doğal süreçler olarak yaşamış
ve yaşamaktadır. Bu koşulların kontrolünde ise yerşekilleri oluşup gelişmektedir.


       Jeologlar ve jeomorfologlar Dünya'nın jeolojik tarihini açıklamak için Jeolojik
Zaman Tablosu saptamışlardır. Bu tasnif yapılırken önemli jeolojik olaylar, yeni
canlıların var olması, iklimdeki değişimler gibi hususlar dikkate alınmıştır. Ana çizgileri
ile 4,6 milyar yıllık geçmişi gösteren sadeleştirilmiş jeolojik zaman tablosu aşağıdaki
gibidir;




                                                                                        13
                           Jeolojik Zaman Cetveli
  Süre           Zaman         Devir            Devre-Çağ    Günümüz
   Eon            Era          Period                 Epok

                                             Holosen              10. 000 yıl
                             Kuvaterner
                                             Pleistosen         1.600.000 yıl

                                             Pliyosen           5.300.000 yıl


                Senozoik                     Miyosen           24.000.000 yıl


                              Tersiyer       Oligosen          37.000.000 yıl

                                             Eosen             58.000.000 yıl

                                             Paleosen          65.000.000 yıl

                              Kretase                         144.000.000 yıl

Fanerozoik     Mezozoik         Jura                          208.000.000 yıl

                               Triyas                         245.000.000 yıl

                             Permiyen                         286.000.000 yıl

                             Karbonifer                       360.000.000 yıl

                             Devoniyen                        408.000.000 yıl
               Paleozoik
                             Silüriyen                        438.000.000 yıl

                            Ordovisyen                        505.000.000 yıl

                             Kambriyen                        570.000.000 yıl

             Proterozoik                                        2,5 milyar yıl

Kriptozoik   Arkeen                    Prekambriyen             3,8 milyar yıl

             Hadeyan                                            4,6 milyar yıl




                                                                       14

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Categories:
Stats:
views:56
posted:4/7/2012
language:Turkish
pages:14
Description: Fiziki Coğrafya