Birinciligi Isvi�re de bulunan Saint Gallen �niversitesi ile paylasan Ko� by TpEs5ig8

VIEWS: 72 PAGES: 50

									01 ÖNSÖZ

DÜŞÜNÜLMEYENİ DÜŞÜNMEK VE HAREKETE GEÇMEK
Koç Topluluğu’nun değerli üyeleri,

Yeni umutlarla ve beklentilerle girdiğimiz 2012 yılının ilk ayını geride bıraktık. 2011 yılında
Topluluğumuzun 85. yılını gururla kutladık. Topluluğumuz, 85 yıllık yolculuğu boyunca
ekonomik, sosyal ve kültürel alanda birçok ilkin altına imza attı. 25’incisini düzenlediğimiz Koç
Topluluğu Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı’nın ana teması da işte tam bu noktada
Topluluğumuzun vizyonuyla bire bir örtüştü. Son yıllarda Değişim, Gelecek Şimdi, Farklıyız
Farkındayız, 1 Olmak temalarıyla gerçekleştirdiğimiz toplantımız bu yıl yine bir tema etrafında
kurgulandı. İnovasyon ve Ar-Ge’ye verdiğimiz önem çerçevesinde “Düşünülmeyeni Düşün” dedik
ve inovasyon kültürünün Koç Topluluğu için önemini vurguladık. Zira kurucumuz Vehbi Koç’un
adımlarıyla başlayan zirve yolculuğunda daima ilklere imza atan Koç Topluluğu, bundan sonra
da aynı yolda ilerlemeye devam edecek. Unutulmamalı ki tarihe damga vuran isimler daha önce
düşünülmeyeni düşünen, yapılmayanı gerçekleştirenlerdir.

Yoğun gündem içinde hem Türkiye hem de dünyayı siyasal anlamda da hareketli günler
bekliyor. Şirketler ise bu ortamda pazar payı mücadelesi verip, yeni ürün yaratmak için Ar-Ge ve
yatırıma odaklandılar. Bu süreç bir anlamda iş yapış biçimlerinde de değişime neden oldu.
Değişim, hayatın bir gerçeği. Değişime ayak uydurmak yerine değişimi ilk gerçekleştiren olmak
çok önemli. Topluluk olarak bize düşen, bu gündem içinde olası risk faktörlerini iyi
değerlendirerek hedeflerimize odaklanmak olacak.

25 Şubat, Topluluğumuzun kurucusu Vehbi Koç’u kaybedişimizin 16. yıldönümü. Onu, her sene
olduğu gibi bu sene de hem kabri başında hem de Vehbi Koç Ödülü’yle bir kez daha
hatırlayacağız. Türk sanayi tarihine adını altın harflerle yazdıran ve düşünülmeyeni düşünmeyi
bizlere öğreten kurucumuzu bir kez daha saygıyla anıyor, onun bize bıraktığı disiplinle ülkemiz
için çalışmaya devam ediyoruz.

Değerli Çalışma Arkadaşlarım;

Dergimizin baskıya gireceği gün acı bir haberle çok üzüldük. 28 yıl Topluluğumuza katkılarıyla
hizmet vermiş, Kocaeli Fabrikası’nın kuruluşunda, gelişmesinde çok emeği olan değerli çalışma
arkadaşımız Ford Otosan Genel Müdürü Nuri Otay’ı 6 Şubat akşamı kaybettik. Ruhu şad olsun.

Sevgi ve saygılarımla


Turgay Durak

CEO
BAŞIMIZ SAĞOLSUN
NURİ OTAY

1957-2012

Başarılarla dolu kariyerinde Koç Topluluğu’na ve otomotiv camiasına çok önemli
projelerle katkı sağlayan Ford Otosan Genel Müdürü Nuri Otay’ı zamansız kaybetmenin
derin üzüntüsü içindeyiz.

Onu hiçbir zaman unutmayacağız.

Bizden Haberler Dergisi’nin Mart sayısında yüreklerimizde yer eden Nuri Otay’ı Ford
Otosan ve otomotiv dünyasına yaptığı değerli katkılarla anacağız.
GÜNDEM S 04-07

ENERJİ VERİMLİLİĞİNE DEV KATKI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 3. Ulusal Enerji Verimliliği Forumu’nda, az enerji
tüketen beyaz eşyalarda indirim yapan sanayicilere ödül verdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRK-BESD)
işbirliği ile enerji verimli ürünlerin yaygınlaştırılması ve tüketicilerin bu ürünlere erişimini teşvik
etmek üzere hayata geçirilen ‘Beyaz Eşyada Enerji Verimliliği için Verimli İşbirliği’ projesine
Arçelik tam destek verdi. Üretimde enerji verimliliği yönünden, 2010 yılında yurt içinde 8 işletme
ile dünyada beyaz eşya sektöründe bir ilk olarak “altın” seviyesinde değerlendirilen Arçelik,
üretimde olduğu gibi diğer tüm faaliyetlerinde enerji verimliliğine öncelik veriyor ve çevreye
duyarlılık bilincini tüketicilerine yansıtıyor. Arçelik proje kapsamında yüzde 50 ila yüzde 60
düzeyinde enerji verimliliğine sahip buzdolabı, çamaşır makinesi, kurutma makinesi ve klima
olmak üzere dört ana ürün grubundaki en verimli modellerini 1.300 TL’ye varan indirimlerle
tüketiciye ulaştırıyor.

Bu proje çerçevesinde Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRK-BESD) üyelerinin az
enerji tüketen beyaz eşyaların satışını artırmak ve bu kapsamda da daha az enerji tüketilmesini
sağlamak için gerçekleştirdikleri yüzde 40’a varan indirim kampanyası Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan tarafından ödüllendirildi. Ödül alanlardan biri de Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı
Mustafa V. Koç oldu. Enerjide tasarruf sağlamak için başlatılan kampanyanın amacına ulaşması
için patronlardan destek isteyen Erdoğan, ocak ayı sonunda bitecek olan kampanyanın şubat
ayı sonuna kadar uzatılmasını ve ilave olarak 10 puanlık indirim yapılmasını istedi. Böylece
kampanyalar şubat ayı sonuna kadar uzatıldı.

Kampanyayla Türkiye genelindeki A sınıfı altı ve çok enerji tüketen yaklaşık 15 milyon beyaz
eşyanın değiştirilmesi amaçlanıyor. Bu sayede yaklaşık 6-11 milyar kWh arasında enerji tasarruf
oranı elde edilebilecek.



Arçelik, dört ana ürün grubundaki enerji verimliliğine sahip ürünleri yüzde 50 ile yüzde 60
düzeyinde indirimli olarak tüketiciye sunuyor.


ARÇELİK’TEN ÇEVRE DOSTU ORTAKLIK
Çevre bilincini tüketicilerine de yaygınlaştırmak üzere adımlar atan Arçelik
çevreye yönelik projelerini UNDP işbirliği ile yürütecek.

Arçelik, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye ile başlattığı işbirliği kapsamında,
yurt içi ve yurt dışında enerji verimliliği ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik çalışmalar yürütecek.
Bu ortaklık, 12 Ocak’ta başlayan 3. Ulusal Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı’nda bir araya gelen
Arçelik Genel Müdürü Levent Çakıroğlu ve UNDP Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı
Yöneticisi Katalin Zaim tarafından duyuruldu. Arçelik Genel Müdürü Levent Çakıroğlu yaptığı
açıklamada Arçelik’in kendi teknolojisiyle geliştirdiği ve ürettiği, yüksek enerji verimliliğine sahip
ürünlerle farklı ülkelerdeki tüketicilerin hizmetinde olduğunu söyledi. UNDP ile ortaklığın şu
aşamada dört yıllık bir proje olarak planlandığını söyleyen Çakıroğlu konuşmasına çevresel
kaygıların ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin; yerel, ulusal ve bölgesel politika ve programlarda
yer almasını sağlamak için Türkiye’de birçok devlet kurumu, belediyeler, özel sektör kuruluşları,
STK’lar ve akademisyenler ile yakın işbirliği içinde çalışan UNDP Türkiye ile başlattıkları
ortaklıktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.



BEKO ALL-STAR YILDIZLARI TRABZON’A TAŞIDI
Beko Basketbol Ligi’nin en iyi yerli ve yabancı oyuncuları All-Star maçı için
Trabzon’da bir araya geldi.

Beko All-Star, 3 sayı ve smaç yarışmaları, gençlerin gözdesi Gripin’in konseri, dans ve akrobasi
gösterileri ile Trabzon’a eğlence getirdi. Türk ve Yabancılar Karması maçında, yabancı yıldızlar
maçı 139 – 140 galip bitirdi. Maça damgasını vuran oyuncu 24 sayı, 4 ribaund ve
5 asistle Anadolu Efes oyuncusu Sasha Vujacic oldu. Vujacic “En Değerli Oyuncu (MVP)”
seçildi. Vujacic’in ödülünü Beko Satış Direktörü Ercüment Gülşen ve Türkiye Basketbol
Federasyonu (TBF) Asbaşkanı İmran Işıldar verdi. Smaç yarışmasının galibi ise toplamda 93
puan alan Pops Mensah Bonsu olurken, Bonsu’ya 10.000 TL’lik ödülü TBF Yönetim Kurulu
Üyesi Nuri Tan verdi. 3 sayı yarışmasını kazanan ise Trabzonspor Basketbol’dan Jonathan
Gibson oldu. Gibson’a ödülü TBF Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim Kurulu Başkanı Necati Güler
ve Arçelik Pazarlama Direktörü Barış Orbay tarafından verildi.



BEKO’YA RUSYA’DA BİR ÖDÜL DAHA
Elektrikli ev aletleri segmentinde Rusya pazarının ilk beş markası arasında yer
alan Beko, ülkede her yıl aldığı ödüllere bir yenisini daha ekledi.

Beko, Rusya’daki ticari faaliyetleri ile elde ettiği gelişim, etkileyici ekonomik sonuçları ve Rus
ekonomisine katkılarından dolayı, Rusya Devleti Bölge İşadamları Örgütü ve Rusya
Federasyonu Parlamentosu himayesinde düzenlenen ‘Rusya’nın Ekonomik Gelişimine Katkı
Ödülleri’ kapsamında “Rusya Pazarı Lideri” ödülüne layık görüldü. Ödül Rusya’da faaliyet
gösteren şirketler arasında finansal istikrar gösteren ve etkileyici ekonomik sonuçlara imza atan,
aynı zamanda Rusya’nın ekonomik büyümesi üzerinde de pozitif etkileri olan şirketlere veriliyor.
Rusya’daki faaliyetlerine 1997 yılında başlayan ve 2006’da Vladimir bölgesinin Kirzach şehrinde
çamaşır makineleri ve buzdolabı üretimi gerçekleştiren fabrikasını hayata geçiren Beko 2008
yılında “En Hızlı Büyüyen Şirket” ödülü ve “Tüketici Malları” ödülü, 2009’da “Sosyal Sorumluluk
Sahibi Şirket” ödülü ve 2010 “Enerji Tasarrufu Ödülleri Elektrikli Ev Aletleri” alanında ödül
almıştı.
TÜRK FİLMLERİNE BEKO DESTEĞİ
Beko PLC’nin sponsorluğunda bu yıl 17’ncisi düzenlenen Londra Türk Film
Festivali’nde Türk filmleri sinemaseverlerle buluştu.


Üç yıldır Beko PLC sponsorluğunda gerçekleşen Londra Türk Film Festivali’nde bu yıl perdeler
Leicester Square’deki Odeon West End Sinema Salo’nunda “Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak”
filmiyle açıldı. 24 Kasım’da başlayarak 8 Aralık’a kadar devam eden festival boyunca Kar Beyaz,
Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Bir Zamanlar Anadolu’da, Unutma Beni İstanbul, Gişe Memuru, Nar,
Yağmur Duası, Atlı Karınca ve daha birçok birbirinden değerli yapımlar sinemaseverlerle
buluştu. Türkiye’den kısa belgesel ve uzun metraj filmlerin katılımıyla her yıl İngiltere’de
gerçekleşen festivalin jürisinde Time Out London sinema editörü ve film eleştirmeni Dave
Calhoun, sinema/etkinlik kuratörü ve yazar Gareth Evans, British Film Institute festival
prodüktörü Helen de Witt gibi önemli isimlerin yer aldığı festivalde kendisi de jüri üyesi olan
Mehmet Aslantuğ açılış konuşmasını yaparken Türk sinemasının duayen sanatçısı Hülya
Koçyiğit de Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görüldü.



EĞİTİMDE GLOBAL BAŞARI
Koç Üniversitesi, Financial Times tarafından En Başarılı Yönetim Yüksek Lisans
Programı seçilen CEMS MIM programını sunan okullar arasında birinci oldu.

İşletme okulları ve çok uluslu şirketlerin dünya ölçeğindeki stratejik birliği olan CEMS (The
Global Alliance in Management Education- İşletme Okulları ve Uluslararası Şirketler Birliği)
tarafından yürütülen Uluslararası Yönetim Yüksek Lisans Programı (MIM), her dönem sonunda
yaptığı sıralamayla CEMS MIM’in en iyilerini belirliyor. Bahar 2011 döneminde Koç Üniversitesi
CEMS MIM programı sunan 26 üniversite arasında birinci seçildi. Birinciliği İsviçre’de bulunan
Saint Gallen Üniversitesi ile paylaşan Koç Üniversitesi İşletme Enstitüsü Türkiye’de CEMS MIM
programını sunan tek okul olma özelliğini taşıyor. Bahar 2011 döneminde CEMS programının
uygulanması ile ilgili genel değerlendirmelerde 4,1 ortalama ile üstün bir başarıya imza atan Koç
Üniversitesi, iş projelerinin değerlendirilmesi kategorisinde ise en yüksek ortalamayı aldı. Ayrıca
Türkiye’deki kurumsal partnerleriyle yürüttüğü projelerle 4,4’lük bir ortalama elde ederek en
başarılı akademik partner oldu.




RMK MARİNE, YENİ SÜPER YATINI DENİZLE BULUŞTURDU
RMK Marine Tersanesi tarafından inşa edilen süper yat RMK4500 denize indirildi.

Nazenin V ve Oyster Sarafin’in ardından teknoloji ve tasarımı, konfor ile buluşturan bir süper yat
daha RMK Marine imzasıyla denize indirildi. İnsansız makine dairesi sayesinde uzaktan
kumanda ile makine dairesi dışından da kontrol edilebilen RMK4500, tamamen otomatik “hidrolik
yüzme platformu” ile de kullanıcısına teknolojinin sağladığı lüksü ve konforu sunuyor.

Tüm detay tasarımı ve mobilyalarının üretimi RMK Marine tarafından gerçekleştirilen
RMK4500’ün ana dizaynı Ron Holland, iç dekorasyon tasarımı ise Design Unlimited tarafından
yapıldı. Bütün kullanım alanları maksimum konfor ve rahatlık sunmak hedefiyle tasarlanan
45 metrelik süper yatta, 4 misafir kamarası, bir VIP odası ile tekne sahibinin odası olarak
tasarlanan master kamara bulunuyor. Tekne sahibinin kullanım alanı olan özel güvertede iki
banyo, bir giyinme odası ve ayrı bir dinlenme mekanı yer alıyor. Süper yatın en önemli
özelliklerinden biri ise, kişiye özel alanları ve özel yaşamları koruyan bir tasarıma sahip olması.
Kaptan kabinleri ve köprü arasında yer alan özel geçişler, tekne sahibi ve mürettebatın alanlarını
birbirinden ayırıyor.



AYGAZ’IN FİLOSU GENİŞLİYOR
Türkiye’nin en büyük deniz lojistik operasyonunu yürüten Aygaz “Beylerbeyi”
gemisiyle gücüne güç kattı.

1967’den bu yana deniz yoluyla LPG taşımacılığı yapan Aygaz, kuruluşunun 50. yıldönümünde
taşıma kapasitesini yüzde 60 artıran bir hamle yaptı. Türkiye’nin en büyük LPG gemisi
“Beylerbeyi”ni filosuna katan Aygaz bu adımla gemi sayısını beşe yükseltmiş oldu.

2008 yılında Japonya’da inşa edilen Beylerbeyi, Türk bayrağı ile LPG taşıma hizmeti veren en
büyük deniz aracı olma özelliğini taşıyor. BV klasına kayıtlı geminin boyu 120, eni ise 20 metre.
Toplam kapasitesi 7893 gross ton olan bu dev geminin iki adet silindirik tankeri bulunuyor.
Ancak en önemli özelliği -10°C sıcaklıkta LPG taşıyabilme vasfıyla özel olarak dizayn edilmiş
olması. İlk seferini 10 Aralık’ta Yarımca-Odesa/Ukrayna-Yarımca güzergâhında gerçekleştiren
“Beylerbeyi” de Aygaz’ın diğer gemileri gibi %100 Aygaz iştiraki olan Anadoluhisarı Tankercilik
yönetiminde faaliyet gösterecek. Türkiye’nin LPG ihtiyacının yarısını karşılayan ve ülkenin 7.
büyük sanayi şirketi olan Aygaz bu gemiyle deniz yoluyla LPG taşımacılığındaki gücünü bir kat
daha artırmış oldu.
08-19 ÜDYT

DÜŞÜNÜLMEYENİ DÜŞÜN
Bu yıl 25’incisi düzenlenen Koç Topluluğu Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı’nın
ana teması “Düşünülmeyeni Düşün” olarak belirlendi.



Koç Topluluğu’nun gelenekselleşen Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı (ÜDYT) bu yıl
“Düşünülmeyeni Düşün” teması çerçevesinde gerçekleşti. Toplantının açılışı Tofaş çalışanı İlkay
Varol’un bestelediği hip-hop şarkısı eşliğinde enerjik bir şovla yapıldı. Toplantıda Koç Holding
Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç ve ardından Koç Holding CEO’su Turgay Durak Koç
Topluluğu’nun geçtiğimiz yıl sonuçları ve gelecek yıl beklentilerini paylaştığı birer konuşma
yaptılar. Toplantının iki de önemli konuğu vardı: Asya konusunda uzman bir ekonomist olan
Kishore Mahbubani ve Avrupa’nın en deneyimli fütüristlerinden Ray Hammond. Koç Holding ve
Koç Üniversitesi işbirliğiyle kurulan İnventram şirketinin de tanıtıldığı toplantı, Koç Topluluğu’na
yıllardır hizmet veren üst düzey yöneticilerin hizmet ödülü ve “Ülkem İçin” projesi ödül törenleri
ile sona erdi.

Koç Topluluğu Üst Düzey Yöneticiler toplantısının açılış konuşmasını yapan Mustafa V. Koç,
dünyanın değişim sürecinden geçtiği bir dönemde, farklı ve başarılı sonuçlar almak için gerekli
durumlarda ezberden kaçınmak gerektiği mesajını verdi. Konuşmasına, aklımızdan tekrarlanan
düşünceler geçerken, geleceğin yepyeni düşünceler üzerine kurulacağını belirterek başlayan
Mustafa V. Koç, düşünülmeyeni düşünmenin bu nedenle kritik bir rol oynayacağını belirtti.
Mustafa V. Koç, “Gelecek, geçmişin devamı olmayacak” diyerek bugünün önemli bir dönüm
noktası olduğunu vurguladı. Hem Türkiye hem de dünyanın zorlu bir döneme girdiğini belirten
Koç, 2012 yılına ilişkin makro beklentilerini Koç Topluluğu üst düzey yöneticileriyle paylaştı.

AVRUPA VE ORTA DOĞU KISKACINDA TÜRKİYE

Konuşmasında Amerika kaynaklı finansal kriz sonrasında Avrupa Birliği (AB)’nin borç kriziyle
mücadelesinde ciddi yaralar aldığına yer veren Koç, Euro Bölgesi ekonomilerinde yaşanan
sıkıntıların diğer bölgelere de yayılmasının 2008’dekinden daha büyük bir global krize yol
açabileceği riskinin altını çizdi. Sözlerine, “Hem Amerika’da hem de Avrupa’da büyüme
beklentilerinin oldukça zayıf olduğu 2012’de, gelişmekte olan ülkelerin de büyüme hızlarında bir
miktar düşüş olması beklenebilir” diyerek devam eden Mustafa V. Koç, buna ilk olarak gelişmiş
ülkelerdeki zayıf iç talep nedeniyle, başta Çin olmak üzere ihracata dayalı gelişmekte olan
ülkelerin bazı üretim kayıplarına uğrayacak olmasının neden olabileceğini söyledi. Bir diğer
nedenin ise, Avrupa’daki bankaların karşı karşıya kaldığı sermaye sıkıntısı nedeniyle, 2012
yılında kredi verme iştahlarının azalması olduğunu belirtti.

Türkiye’nin önemli bir aktör olduğu Orta Doğu coğrafyasının ise son yılların en hareketli
dönemlerinden birini yaşadığının altını çizen Mustafa V. Koç, ABD’nin Irak’tan çekilmesi,
Suriye’de demokrasiye geçişi sağlayamayan rejimin baskı altına alınması gibi bölgenin yeniden
yapılanma sürecini temsil eden gelişmelere Türkiye’nin kayıtsız kalamayacağını söyledi.
Türkiye’nin Orta Doğu gelişmelerine ilişkin tutumunu değerlendiren Koç, “Uluslararası ilişkilerde
bazı dönüm noktaları, ülkelerin önünde bir anda yeni yollar açabiliyor, fırsatlar yaratabiliyor” dedi
ve ekledi: “Bu noktada, Türkiye olarak dengeli bir yaklaşım benimsemeli, küresel satrancın
hamlelerini iyi okumalı ve geleceği izleyen değil, belirleyen bir aktör olmak üzere kendimizi
konumlandırmalıyız.”

EKONOMİDE VİTES KÜÇÜLTME ZAMANI

Mustafa V. Koç konuşmasında ayrıca, Türkiye’nin dış politikadaki etkinliğinin güçlü ekonomisiyle
yakın bağlarını gösterdi ve 2011 yılında kendini gösteren cari açığın tehlikeli yükselişi,
Türkiye’nin giderek artan dış finansman ihtiyacı, özel sektör dış borçlarının yaklaşık yüzde 70
oranında AB’ye bağımlı olması gibi risklere karşı uyarılarda bulundu. Buna karşın 2011’i yüzde
7,5-8 büyüme oranıyla tamamlaması beklenen Türkiye’nin kapasite kullanımı, işsizlik oranı,
ihracat artışı, bütçe açığı, banka bilançoları gibi konularda önemli yol kat ettiğini vurguladı.
2012’ye ilişkin büyüme beklentilerinin ise yüzde 2 ila 4 aralığında olduğunu aktaran Koç,
ekonominin vites küçülteceğini söyledi.

Konuşmasında dünyanın 2012’deki siyasi gündemine de yer ayıran Mustafa V. Koç, dünya
genelinde ABD’deki başkanlık seçimleri gibi gelişmelerin siyasi konjonktürü önemli ölçüde
etkileyebileceğini vurguladı. Türkiye’nin ise gündeminde yeni anayasa, “Soykırım Yasası”nı
kabul eden Fransa ile ilişkiler ve dönem başkanlığının Güney Kıbrıs’a geçecek olmasıyla
zorlaşması beklenen AB ilişkilerinin olacağını belirtti. Mustafa V. Koç, “Kısa vadede sorunlar
yaşansa bile, uzun vadede Türkiye’nin AB hedefinden vazgeçmemesi ve bu hedefe ulaşmak için
gerekli reformları tamamlamasının çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

“SAVUNMA VE ATAĞIN BİR ARADA OYNANABİLMESİ GEREKLİ”

Bu gelişmeler ışığında Koç Holding plan ve stratejilerini değerlendiren Mustafa V. Koç, dünya
genelinde şirketler için 2012 yılında temkinlilik, tasarruf, verimlilik ve risk yönetimi gibi konuların
öncelikli olacağını belirtti. Koç Holding’in DNA’sına işlemiş olan bu kabiliyetler sayesinde riskler
ve tehditlere karşı savunmasının sağlam olduğunu söyleyen Mustafa V. Koç: “Defans ile ofansın,
yani savunma ile atağın bir arada oynanabilmesi gerekli” dedi ve ekledi: “Global ekonomi öyle bir
sürece girdi ki, tamamen olumlu beklentilere girmek için, uzun yıllar beklememiz gerekecek.
Dolayısıyla bu yeni dönemde şirketler farklı stratejiler geliştirmek zorunda.”

Koç Topluluğu şirketlerinin güçlü nakit pozisyonları ve borçlanma kapasiteleri ile
rakiplerinin, özellikle de birçok yabancı rakibinin önüne geçtiğini söyleyen Mustafa V. Koç,
“Özellikle yurtdışı pazarlarda büyümek ve Türkiye pazarında konumumuzu güçlendirmek için,
kısa ve orta vadede fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeliyiz” dedi. Dünya ekonomisi
lokomotifinin gelişmekte olan ülkelerin büyüyen orta sınıfı olacağını söyleyen Mustafa V. Koç, bu
sınıfa hitap eden ürün ve hizmetlerin başarıda kritik rol oynayacağını belirterek, “Onlara fiziksel
ve duygusal olarak ulaşmak için yeni inovatif yollar kullanmalıyız” dedi.

İnovatif yaklaşımların, yeni pazarlar ve yeni müşterilere ulaşmaktan, yeni iş modelleri ve iş
süreçleri geliştirmeye, yeni verimlilik modelleri ortaya koymaya ve yeni yetenekleri çekmeye
kadar hemen her aşamada gerektiğini vurgulayan Mustafa V. Koç, “Bu yüzden zamanınızın
küçük bir kısmını içeriye ve geçmişe bakarak geçirin! Büyük kısmını ise dışarıya ve ileriye
bakmaya ayırın” dedi.

“Hem ülkemizde, hem çevremizde hem de global alanda birçok değişime gebe bu dönemde de
‘sürekli girişimcilik’ anlayışı ile, düşünülmeyeni düşünerek ülkemize yeni ‘ilk’ler kazandırmak ana
hedefimiz olmalıdır” diyen Mustafa V. Koç şirket yöneticilerine “düşünülemeyeni düşünmenin”
atak olabilmek için çok önemli bir rekabet unsuru olduğu mesajını verdi.

Koç Holding’in 2011 yılı içinde yapmış olduğu sosyal ve sanatsal girişimlerden övgüyle söz eden
Mustafa V. Koç konuşmasına, “Düşünülemeyeni düşünerek ülkemizi sanayide ve sosyal hayatta
birçok ilkle tanıştıran, başta Vehbi Koç olmak üzere tüm büyüklerimize ve yöneticilerimize
müteşekkiriz” sözleriyle son verdi.

TURGAY DURAK: “DÜŞÜNÜLMEYENİ DÜŞÜNEN VE RİSK ALIP DÜŞÜNDÜĞÜNÜ YAPAN
YÖNETİCİLERE VE ÇALIŞANLARA İHTİYACIMIZ VAR”

Toplantının devamında söz alan Koç Holding CEO’su Turgay Durak, iş hayatında 85. yılını
başarıyla tamamlayan ve Türkiye’nin hep ön saflarında koşan bir topluluk olarak Koç Holding’in
hızlanması, zorlukları bilerek, yılmadan, sabır ve inanç ile değişimden yararlanması gerektiğini
ifade etti. “Dünya ve Türkiye hızla değişiyor. Tarih boyunca lider bir rol üstlenmiş olan Koç
Topluluğu’nun bu değişim sürecinde de öncü olacağından hiçbir şüphem yok” diyen Turgay
Durak, Topluluğun bu vizyonla 85 yıllık tarihinde birçok ilke imza attığına dikkat çekti. Durak, Koç
Topluluğu olarak marka değeri ve Koç ismine duyulan güvenin titizlikle korunması ve
geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Durak, “düşünülmeyeni düşün” temasının ezber bozan olmayı ve
bunun için de düşünülmeyeni düşünmenin yanında risk alıp yapmayı gerektirdiğini belirtti. Durak,
inovasyon kültürünün Koç Holding için önemini vurguladı. Durak, kişilerin kendini hayatın günlük
akışına ve mevcut bilgilerine bırakmayıp düşüncelerini yönlendirmeleri durumunda yaratıcı ve
yenilikçi olabileceğini anlatırken, Koç kültürünün bu düşünce sistemini harekete geçirecek gücü
olduğunu vurguladı. Turgay Durak, strateji belirlemekten pazar araştırması yapmaya,
pazarlamadan reklam faaliyetlerine, üretimden satışa kadar yapılan işlerin tüm safhasında
inovasyonun mümkün olduğuna dikkat çekti.

2011 yılında Türkiye ve dünya ekonomisinin görünümünden bahseden Turgay Durak, global
piyasaların iyi bir performans sergilediğini, dünyada genel olarak iyimserliğin
hakim olduğunu belirtti. Koç Holding olarak ilk yarıda piyasaların olumlu seyrinin en iyi şekilde
değerlendirildiğini anlatan Turgay
Durak, uluslararası pazarda riskleri dengeleyip, pazar çeşitlendirme çalışmalarında olumlu
sonuçlar alındığını dile getirdi. Ancak, yazdan itibaren Avrupa’daki borç krizinin tahmin edilenden
ağır olduğunun anlaşılmasıyla, piyasalardaki havanın bozulmaya başladığını anlatan Durak,
“Özellikle Avrupa’da ekonomiye duyulan güven hızla azaldı ve büyüme yavaşladı” dedi ve
ekledi: “Öte yandan, Amerika’da 2008’deki krizin etkileri kendisini hissettirmeye devam etti ve
büyüme 2011’de hayal kırıklığı yarattı. Dünya büyümesinin motoru olan gelişmekte olan ülkeler,
2011’de bu konumlarını büyük ölçüde korudu. Ancak, gelişmiş ülkelerdeki zayıflık, bu ülkelerde
de büyüme oranlarını düşürdü. Türkiye’de de dünyadaki bu gelişmelere paralel bir seyir izlendi.”
Türkiye’nin makroekonomik açıdan gelişimine değinen Turgay Durak, 2011’in ilk yarısındaki
gelişmelerden öne çıkanları şöyle sıraladı: “Yılın ilk yarısında borsa yükseldi, TL değer kazandı,
enflasyon, son 40 yılın en düşük düzeylerine geriledi. Faizlerdeki düşüş ve ekonomiye duyulan
güvendeki artışın etkisiyle kredilerde büyüme hızlandı.” Bütün bunların sonucunda iç talepte
yaptığı patlama etkisinin doğal bir sonucu olarak cari işlemler açığının genişleyerek tarihinin en
yüksek değerlerine ulaştığına dikkat çeken Turgay Durak, Merkez Bankası’nın ekonomiyi
soğutma çabalarını yoğunlaştırması gerektiğini hatırlattı. Yılın ikinci yarısından itibarense
yurtdışında bozulan hava ve Merkez Bankası’nın yeni politikalarının yarattığı belirsizlik
sonucunda Türkiye’den önemli miktarda yabancı sermaye çıkışı olduğuna vurgu yaptı. TL’nin
değer kaybı, faiz ve borsanın düşüşü, enflasyonun yükselişi gibi görece olumsuz gelişmelerin
zor geçecek bir 2012 yılının sinyalleri olduğunu belirten Turgay Durak, yılın ana gelişmelerini
şöyle sıraladı: “Riskler şu an itibariyle daha çok Avrupa’da birikmiş gibi gözükmekle birlikte,
Amerika’daki başkanlık seçimleri, Orta Doğu’da devam eden siyasi karmaşa, İran’ın nükleer
programı, Kuzey Kore’deki liderlik değişimi, Çin ve Hindistan ekonomilerinde yavaşlama gibi
birçok konu, 2012’ye bakışımızı gölgeliyor.” Risklerin yoğun olduğu bir ortamda, tahmin yapmak
da zorlaşıyor diyen Turgay Durak bu yıla ilişkin beklentilerini şöyle özetledi: “Bu çerçevede bizim
baz aldığımız senaryodaki temel varsayımlarımız şunlar: Avrupa’da herhangi bir ülkenin
kontrolsüz bir şekilde iflasına izin verilmeyecek, yine Avrupa’da, özellikle büyük bankaların
batmasına müsaade edilmeyecek.”

Bu çerçevede işlerin yavaş yavaş yoluna girmeye başlayacağı dönemin 2012’nin ikinci yarısı
olacağını söyleyen Turgay Durak, dünya geneline ilişkin beklentilerini şöyle aktardı: “ABD’de
siyasi ortam başkanlık seçimleri öncesinde gerginliğini korumaya devam etse de, ekonomideki
kısmi toparlanma sürecek, dünya çapında, ekonomileri etkileyebilecek ölçekte bir silahlı çatışma
ya da savaş yaşanmayacak. Gelişmekte olan ülkelerde büyüme hızları yavaşlayarak uzun
dönemli ortalamalarının altında kalacak.”

Konuşmasında geçtiğimiz yılda Koç Topluluğu şirketlerin performansını değerlendiren Durak,
2012 yılı için, “Bir yandan global ekonominin belirsizlikleri ve aşırı rekabet ortamında pazar payı
mücadelesi verip, diğer yandan yeni ürün yaratmak için Ar-Ge ve yatırıma odaklanırken, iş
hayatını düzenleyici kurumların, kurumsal yönetim ilkelerinin ve yeni Türk Ticaret Kanunu’nun iş
yapma kurallarını giderek artan bir yoğunlukla yeniden belirlediğini göz ardı etmeyelim” mesajını
verdi ve son dönemde yaşanan gelişmelerin risk yönetiminin önemini bir kez daha ortaya
koyduğunu vurguladı.



AR-GE ÇITASINI YÜKSELTMEK

“Düşünme aşamasından, hayata geçirme aşamasına geçişte bizler her türlü imkana sahibiz”
diyen Turgay Durak, Koç Topluluğu’nun farkını “dışarıda bu imkana sahip olmayan da birçok
‘düşünür’ var” sözleriyle ifade etti. Üniversiteler, girişimciler, amatör veya profesyonel
araştırmacılar tarafından üretilen orijinal fikirleri, buluşları, patent alınabilir yenilikleri, inovasyona
dayalı iş fikirlerini incelemek, değerlendirmek ve ilk masraflarını karşılayarak ilerideki gelirlerine
hisse veya lisans hakkı ile ortak olmak üzere Koç Holding ve Koç Üniversitesi ortaklığı ile 2011
Nisan ayında İnventram şirketinin kurulduğunu belirten Durak, İnventram’ın özellikle
biyoteknoloji, tıp mühendisliği, elektronik, bilişim ve malzeme bilimleri dallarında çok ilginç
projeler değerlendirdiğini söyledi. Durak, “Bu faaliyetimizdeki beklentimiz kısa vadeli finansal
getiriden çok, çevremizde geliştirilen yeni fikirler, teknolojik gelişmeler hakkında bilgi sahibi
olmak, toplulukta inovasyon kültürünün gelişmesine katkı sağlamak ve toplumda bu konuda
öncü rol üstlenmektir” dedi.

Koç Holding’in başarısını belirleyen en önemli etkenlerden Ar-Ge alanında 2011’de AB
Komisyonu’nun hazırladığı “EU R&D Investment Scoreboard” unda yer alan dört Türk şirketten
üçünün Koç Holding çatısı altında olduğunu hatırlatan Turgay Durak, Türkiye’deki toplam Ar-Ge
teknik elemanının yüzde 18’inin Koç Topluluğu şirketlerinde çalıştığını söyledi. Bu rakamlar
mutluluk verici olsa da Koç Holding gibi yüksek çıtası ve küresel hedefleri olan bir topluluk için
daha fazlasının mümkün olduğunu vurguladı.

Bu yıl, Koç Topluluğu’ndaki 35. yılını tamamlayan Turgay Durak, 1986 yılındaki ilk Üst Düzey
Toplantısı’ndan bu yana 26 yıldır katıldığı toplantılara dair gözlemlerini şöyle paylaştı: “2011 çok
zor bir yıldı, çok çalıştık, çok yorulduk, çok başarılı olduk. 2012 daha da zor bir yıl olacak, daha
çok çalışıp, daha çok yorulacağız, daha da başarılı olacağız.”

EKONOMİST KISHORE MAHBUBANI: ASYA’NIN İNOVASYONLA YÜKSELİŞİ

Turgay Durak’ın ardından Koç Holding’in bu yılki misafir konuşmacılarından ilki olan Ekonomist
Kishore Mahbubani etkileyici bir sunum yaptı. Mahbubani, geleceğin Doğu’da olduğunu
söylerken Euro Bölgesi’nde toparlanmanın 10 yıldan daha uzun süreceği öngörüsünde bulundu.
Kendisi ile Bizden Haberler Dergisi okuyucuları için yaptığımız özel röportajı ilerleyen sayfalarda
bulabilirsiniz.

İNOVASYONUN ŞİRKET HALİ: İNVENTRAM

Farklı ve sıra dışı düşünmenin önemine odaklanan Koç Holding Üst Düzey Yöneticiler
Toplantısı’nda Koç Holding ve Koç Üniversitesi ortaklığıyla kurulan İnventram’a yer ayrıldı. Koç
Topluluğu’nun yeni fikirleri, buluşları, teknolojik gelişmeleri değerlendirmek üzere kurulan ve
‘Düşünülmeyeni Düşünenleri’ ortaya çıkaracak şirketi olarak tanımlanan İnventram’ın Genel
Müdürü Cem Soysal yaptığı sunumda şirketin çalışmalarını ve hedeflerini anlattı

Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin yeni buluşlar, patent sayıları, Ar-Ge gibi verilerde de ilk
sıralarda konumlanmasının tesadüf olmadığını gösteren kısa bir filmle açılış yapan Cem Soysal,
22 yıldır farklı roller aldığı bu sektörde Koç Topluluğu’nun bu girişiminin kendisini çok
heyecanlandırdığını belirtti. Soysal, Türkiye’de girişim sermayeleri ve melek yatırımlar arasındaki
boşluğu dolduran İnventram’ın Koç Holding ve Koç Üniversitesi arasında konumlanarak yeni
fikirlerin ticarileştirilmesinde önemli bir rol üstleneceğini anlattı.

FÜTÜRİST RAY HAMMOND: GELECEĞİ ŞEKİLLENDİREN SEKİZ MAJÖR TREND

Toplantının ikinci konuk konuşmacısı ise gelecek trendlerinin toplumu ve iş dünyasını nasıl
etkileyeceği konusunda Avrupa’nın en deneyimli fütüristlerinden Ray Hammond oldu.
Hammond konuşmasında küresel ısınma, globalizasyon ve çevresel tehditlerin gelecekte, iş
dünyasını nasıl etkileyeceği ve bunların sosyoekonomik ve politik etkilerini aktardı. İlgi çekici
konuşmasıyla beğeni toplayan ünlü fütürist yapay zekanın hayatımızdaki yerinin giderek
artacağına vurgu yaptı.

Geleceği şekillendirecek sekiz majör trend çerçevesinde fırsat ve tehditleri değerlendiren
Hammond, mobil internet ve akıllı telefonlar gibi görece bugünün yeni buluşlarının gelecek için
ne tür yeniliklere gebe olduğunu henüz tam olarak öngöremediğimizi, “Gelecek için henüz bir
dilimiz yok” sözleriyle özetledi. Hammond üzerinde durduğu sekiz trendi ise şöyle açıkladı:
Dünya nüfusunun dengesiz büyümesi, iklim kaosu, enerji krizi, küreselleşme, tıp biliminde
gerçekleşen çok sayıda devrim, eksponansiyel bir ivmeyle teknolojinin gelişimi, dünya
nüfusunun en yoksul 2 milyarı ve pekiştirilmiş insan kaynaklı inovasyon. Ray Hammond’ın
geleceğe ilişkin ilginç beklentilerini içeren röportajını gelecek sayımızda okuyabilirsiniz.

Üst düzey yöneticilerin hizmet ödül törenleri ve “Ülkem İçin” Projesi ödül töreni ile devam eden
toplantı, Mustafa V. Koç’un kapanış konuşması ile sona erdi.



Mustafa V. Koç “Global ekonomi öyle bir sürece girdi ki, tamamen olumlu beklentilere girmek
için, uzun yıllar beklememiz gerekecek. Dolayısıyla bu yeni dönemde şirketler farklı stratejiler
geliştirmek zorunda.”



Turgay Durak “Son dönemde yaşanan gelişmeler risk yönetiminin önemini bir kez daha gözler
önüne serdi.”

Turgay Durak “İnsan kaynakları alanında da düşünülmeyeni düşünen, ölçülebilir risk alıp
düşündüğünü yapan çalışanlar ve üst düzey yöneticiler geliştirmeye önem veriyoruz”




2011’DE KOÇ TOPLULUĞU VE 2012 ÖNGÖRÜLERİ

2011 yılında Koç Holding, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olan
Türkiye’nin üst düzey performans gösteren lider şirketleri arasındaydı.
Koç Holding’in daha güçlü, daha sağlam ve daha global olarak tamamladığı bu yıla ilişkin
değerlendirmelerini ve 2012 planlarını Koç Holding CEO’su Turgay Durak, Üst Düzey
Yöneticiler Toplantısı’nda paylaştı.



OTOMOTİV

Tüketici güven endeksinin yüksek seyrettiği 2011 yılının ilk altı ayında rekor düzeyde artıŞ
gösteren otomotiv satışlarından azami fayda sağlayan şirketlerden biri de şüphesiz Koç Holding
oldu. Yılın ikinci altı ayında hız kesilse de otomobil, hafif, orta ve ağır ticari otobüs segmentleri
dahil olmak üzere toplam pazar, yıl toplamında 911 bin araca ulaştı. 2010’a göre yüzde 15’lik
rekor bir artışla rekor bir yıl oldu. Türkiye’de 10 yıldır lider olan Ford Otosan ve ikinci olarak onu
takip eden Tofaş’la iç pazarda Koç Holding’in payı yüzde 30 seviyesindeydi. Toplam üretim ve
ihracatın yaklaşık yarısını geçtiğimiz yıl da Koç Holding şirketleri gerçekleştirdi. Ford Otosan
Yeni Transit’in ilk versiyonunun üretimini bu sene gerçekleştirecek.

Bunlarla birlikte yine iç pazarın yüzde 50’sine sahip olan Türk Traktör açık ara liderliğini
sürdürürken, Ankara’da kapasite dolduğu için montaj fabrikası kurmak üzere arsa satın aldı.
Şirket, altyapı çalışmalarına bu yıl başlayacak. Otokar askeri araç işini 2010’a göre yüzde 111,
ticari araç işini yüzde 45 büyüttü. Otokoç ise araç kiralama alanında yüzde 42 oranında büyüdü.

ENERJİ

Türkiye’nin ihracatta lider şirketi Tüpraş, yatırımlarıyla yarattığı değerin yanında, işlenmiş petrol
ürünleri ithalatını azalttığı bir yıl geçirdi. 2011 yılında Tüpraş özellikle mazotta ithalatın payını 8
puan düşürdü. Şirketin Residuum Upgrade Projesi’nin devreye girmesiyle piyasa payını daha da
arttırması bekleniyor.

Koç Holding’in bir diğer öncü enerji şirketlerinden Aygaz 2011 yılında 50. yılını iş çevreleri,
bayileri ve çalışanlarıyla kutladı ve yüzde 30 üzerindeki pazar payıyla liderliğini korudu. Aygaz’ın
enerji grubu yatırımları için kaynak yaratmaya devam ettiği 2011’de Opet de üst üste altı yıl
Kalder’in müşteri memnuniyeti ödülünü aldı. Pazar payında yılın tamamında mazotta ikinciliğe
çıktı. Mazot ve benzin toplamında son altı ayda ikinciliğe çıktı.

Geçtiğimiz yıl Opet-Fuchs Madeni Yağ Ortaklığı Anlaşması yapıldı, İzmir Aliağa’da fabrika
kurulum çalışmalarına başlandı. Kuruluşunun birinci yılını dolduran THY-Opet ülkemizde 43,
yurtdışında üç olmak üzere toplam 46 havalimanında başta THY olmak üzere toplam 69 şirkete
jet yakıtı hizmeti veriyor. 2011’de Yapı Kredi, Opet–Worldcard kredi kartını çıkardı. Koç
Topluluğu için işbirliğinin başarılı bir örneği oldu.

Geçtiğimiz yıl Çanakkale’de 46 Megawatt’lık rüzgar santralı ihalesini alan AES-Entek bu yıl
Tüpraş’ın Kırıkkale rafinerisinde 186 Megawatt’lık doğalgaz santrali kuracak. Tüpraş, 2014 yılı
sonunda devreye girecek fuel oil dönüşüm projesi için 2012 yılı içerisinde 1,2 milyar dolar
harcama gerçekleştirecek. Projenin inşaat ve montaj aşamasında ortalama 7 bin, azami 10 bin
işçi çalışacak. Şirket 2012 yılında ayrıca Kırıkkale’de Tüpraş rafinerisine enerji sağlayacak 186
Mw’lık doğalgaz santrali projelerini başlatmayı planlıyor.

Koç Holding’in Demir Export Madencilik şirketi 2011 yılında son üç yıldır yapılan toplam sondaj
miktarı kadar yani 30.000 metre sondaj yaptı. 2012 yılında ise 30.000 metre sondaj planlıyor.

DAYANIKLI TÜKETİM

Koç Topluluğu’nun sektöründe lider bir diğer şirketi Arçelik, 2011 yılında global şirket olma
yolunda yatırımlarına devam etti. Güney Afrika’nın yüzde 33 pazar payına sahip Defy şirketini
satın aldı ve Avustralya-Yeni Zelanda’da satış şirketi kurdu. Batı Avrupa’da pazar payını üç yılda
yüzde 3.6’dan yüzde 5.9’a çıkaran Arçelik bugün Batı Avrupa’da beşinci, Doğu Avrupa’da
dördüncü sırada yer alıyor. Türkiye’de yüzde 50’nin üzerinde pazar payıyla liderliğini devam
ettiren Arçelik Ar-Ge yatırımlarını da sürdürüyor. Şirket 2012’de enerji ve su tasarrufu en yüksek
seviyede ürünler geliştirmeyi sürdürecek. Bunun yanında Arap Baharı’nın getirdiği
karışıklıklardan etkilenen Kuzey Afrika ülke bayileri desteklenmeye devam edecek. Arçelik yeni
model ve kapasite artış yatırımları için 2012’de Türkiye ve yurtdışındaki tesislerinde 265 milyon
dolar harcama bütçelemiş durumda. Bu yatırımlarla ve Defy satın almasının etkisi ile toplam
beyaz eşya üretim kapasitesi 14 milyon adetten, 17 milyon adede çıkacak.

FİNANS VE BANKACILIK

Geçtiğimiz yıl bankacılık alanında da başarılı sonuçlar alan Koç Holding’in bu alandaki amiral
gemisi Yapı Kredi’nin toplam varlık büyümesi sektör ortalamasını aşarken, mevduatlarda da
rakiplerden daha hızlı bir büyüme sağlandı. 2011 yılında Merkez Bankası ve BDDK’nın aldığı
tedbirler bankaların gelirlerini olumsuz etkilerken, Yapı Kredi bu alanda rakiplerinden daha iyi bir
performans gösterdi. Net faiz marjlarının daraldığı bir ortamda önemi daha da artan ücret ve
komisyon gelirleri konusunda Yapı Kredi kendi kategorisinin en iyisi olmayı sürdürdü. Yapı
Kredi’nin sektörlerinde lider olan leasing ve faktöring şirketlerinin yanı sıra, varlık yönetimi,
sigorta, emeklilik ve yatırım bankacılığı alanında faaliyet gösteren iştirakleri de başarılı bir yılı
geride bıraktı. Bankacılık sektörü için zorlu geçmesi beklenen 2012’de, Yapı Kredi açılacak 60
yeni şubesiyle yine sektör ortalamasının üzerinde bir büyüme hedefliyor.

TURİZM VE PERAKENDECİLİK

Ev geliştirme perakendeciliği pazarında liderliğini pekiştiren Koçtaş 2011 yılında toplam mağaza
sayısını 30’dan 36’ya, toplam satış alanını ise 165 bin metrekareden 200 bin metrekareye
çıkarttı. Koçtaş bu yıl beş yeni mağaza ile 41 mağazaya ulaşmayı planlıyor.

Geçtiğimiz yıl görkemli bir törenle açılan Divan Elmadağ Oteli’ni bünyesinde barındıran Divan
Grubu, bu yıl yurtdışındaki ilk otelini Erbil’de açacak. Şirket ayrıca alınacak izinleri takiben Divan
Talya ve Kuruçeşme’nin yeniden inşasına başlamayı hedefliyor.

Setur, 2011 yılında büyümesine devam ederek, yetkili acenta sayısını 32’ye, online acenta
sayısını 200’e çıkarttı. Antalya limanında Duty-Free, Kuzey Irak’ta Erbil’de Duty-Free ve turizm
acentası açtı. Skal-Skalite ödüllerinde Out-Going acentası, Duty-Free ve satış şirketi ve yerel
rezervasyon sistemi dallarında en iyi acenta ödülü’nü almaya hak kazandı.

Setur Marinaları’na 2011 yılı içerisinde Kaş Marina ilave edildi. 2012 yılında marinalar zincirini
daha da büyütmek için yurt içi ve yurt dışı fırsatlar yakından takip ediliyor.

SAVUNMA SANAYİ, DİĞER OTOMOTİV VE BİLGİ GRUBU

Sektöründeki yenilikleri dünya ile aynı anda takip eden KoçSistem üç sene önce başladığı bulut
bilişim yatırımlarına devam ediyor. Yurt dışındaki “pixage” projeleri sürerken, ülkemizde ise
Galatasaray Türk Telekom Arena ve Fenerbahçe Ülker Sports Arena’nın teknoloji altyapılarını
KoçSistem kurdu.
Koç Topluluğu 25. Üst Düzey Yönetici Toplantısı’nın en çok akıllarda kalan anlarından biri
de Topluluk çalışanlarından İlkay Varol’un yazıp bestelediği “Düşünülmeyeni Düşün
Türkiye İçin” adlı rap şarkısıyla yapılan coşkulu açılıştı. İşte melodisi kadar sözleriyle
dikkat çeken bu özel şarkı:



Düşünülmeyeni Düşün Türkiye İçin

Düşünülmeyeni düşün,

Görülmeyeni gör.

Duyulmayanı duy,

Bilinmeyeni bil!

Düşünülmeyeni düşün,

Görülmeyeni gör.

Duyulmayanı duy,

Geleceği bil!



Düşünülmeyeni düşünmek görülmeyeni görmek, duyulmayanı duymak ve bilinmeyeni
bilmek, hayatın şifresidir zihindeki ilmek, hayatın kendisidir acımadan silmek!

Görülmeyeni gören göz müdür yoksa zihin mi?

Bilinmeyeni bilen, olağanın dışında biri mi?

Duyulmayanı duymak ve düşünülmeyeni düşünmek sadece Tanrıya ve elçilerine özel mi?

Rekabetin içindeyiz değerli her saniyen, biz büyük bir aileyiz güç katar düşüncen,
düşünülmeyeni düşündün görülmeyeni gördüysen, korkma! Sıfır endişen.

Görülmeyeni görenleri yazdı tarih çok.

Duyulmayanı duyanlarla doldu dünya en çok, unutmadık vefalıyız boynumuzda büyük
borç, iki devin peşindeyiz, Atatürk, Vehbi Koç!



Koç dediğin ayrıcalıklı gemi, gider son sürat!

Düşünülmeyeni düşünmek gerçekten bir sanat.
Kim bilir, belki senin fikrin olur kol kanat, kim bilir, belki senin farkın olur Koç’ta fark her
gün artan rekabet, yıldırmasın inat et.

Birer birer aş engelleri sen bir Koç’sun nihayet.

Farka bürün farkı izlet, farkımız net!

Farklı düşün, farklı hisset, fark yaratmaya devam et!

Düşündükçe çalıştık, çalıştıkça açıldık, açıldıkça ülkemizden çok parmak ısırttık.

Farkımızla geldik biz dünümüzden bu güne, düş peşine döndür yönü büyük dünya ligine
farklı düşün farklı ol, benzer olma kendin ol, bırak kalsın kalan geri sen daima örnek ol, iyi
günde kötü günde büyüdük biz seninle.

Koç yanında yolun açık, ilerle Türkiye!

Söz/Müzik – İlkay Varol (Dj & Mc & Beatmaker İlkay g.i.k.)



BULUNDUĞUMUZ NOKTAYA ULAŞMAMIZA KATKIDA BULUNAN
YÖNETİCİLERİMİZE TEŞEKKÜRLERİMİZLE...

45 YIL
İnan Kıraç

Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi

Gerçekleştirilen törenle Koç Topluluğu’nda 20, 25, 30, 35 ve 45. yılını dolduran Topluluk
yöneticileri ödül aldılar. Bu yöneticilerden ilki Koç Topluluğu’na uzun yıllar hizmet veren ve bu yıl
dolu dolu bir 45 yılı geride bırakan Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi İnan Kıraç’tı.

Ödülünü Mustafa V. Koç’un elinden alan İnan Kıraç hakkında, Mustafa V. Koç, “Vefanın gerçek
anlamını öğrenmek için İnan Bey’i tanımak gerek” dedi. İnan Kıraç’ın vizyoner kişiliği ve yenilikçi
düşünceleriyle Koç Toplululuğu’nun bugünlere gelmesine büyük katkıda bulunduğunu belirten
Koç, üniversite eğitiminin ardından Topluluğa intibak etmesinde İnan Kıraç’ın büyük emeği
olduğunu söyledi. Kıraç’ın üstün yöneticilik ve liderlik vasıfları ile iş dünyasında önemli başarılara
imza attığını ve otomotiv dünyasının duayenlerinden biri haline geldiğini anlatan Mustafa V. Koç
sözlerini şöyle sürdürdü: “45 yıldır bu ülkeye ve Topluluğumuza hizmet etti ve hizmet etmeye
devam ediyor. Eğitime katkıları ve Türk-Fransız ilişkilerinde üstlendiği önemli rol nedeniyle
Fransa’nın en büyük nişanı olan Legion D’Honneur’e layık görülmüştür. Ayrıca Galatasaray’a,
sanata ve tabiata olan sevgisi de hepimizin malumudur. İnan eniştemize, ailemize,
Topluluğumuza ve Türkiye’ye olan katkılarından dolayı şükranlarımı sunuyor, sağlık ve
başarılarının devamını diliyorum. İyi ki varsınız İnan Bey...”
35 YIL
Turgay Durak

Koç Holding CEO - Yönetim Kurulu Üyesi

Koç Topluluğu’na 35 yıl boyunca hizmet veren Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO
Turgay Durak, RMK Marine Genel Müdürü Ufuk Güçlü ve Koç Holding Emekli ve Yardım
Sandığı Genel Müdürü Ahmet Türkoğlu ödüllerini Mustafa V. Koç’un elinden aldılar.

DOLU DOLU 35 YIL

Mustafa V. Koç ödülünü verdiği Turgay Durak için “Tevazuyu ve idareciliği demokratik bir
anlayışla harmanlayabilen nadir insanlardan biri” derken kendisinin başarılarla dolu kariyerinde
işini severek yapan bir yönetici olduğuna dikkat çekti. Koç Topluluğu’na
35 yıl boyunca verdiği emek, çok yönlü liderliği, yenilikçi düşünceleri ve kattığı itibar için teşekkür
eden Mustafa V. Koç, Durak’ı şu sözlerle anlattı: “Ford Otosan’a, Koç Holding’e gelmeden evvel
çok genç yaşta intisap etmiş, farklı kademelerde çok ciddi katkıları olmuştur. Işık hızında okur,
kavrar ve çok iyi analiz eder, ekibini geliştirmeyi çok önemser ve çalıştığı kuruma çok bağlıdır.
Yeri geldiğinde duygusal ve yeri geldiğinde çok mantıklıdır. Pazarlık masasında karşısına en son
oturulacak kişidir. Hafızası çok kuvvetlidir. Kendi başarıları kadar, arkasında birbirini seven,
sürdürülebilir başarılar üreten bir ekip bırakmayı becerebilen liderlerdendir. Kendisine bundan
sonraki hayatında başarılar diler ve candan tebrik ederim.”

Ahmet Türkoğlu

Koç Holding Emekli ve Yardım Sandığı Genel Müdürü

Ufuk Güçlü

RMK Marine Genel Müdürü




30 YIL
Koç Topluluğu’nda 30. hizmet yılını doldurarak ödül alan isimler Koçfinans Genel Müdürü Ahmet
Kürşad Öçel, Arçelik Mali İşler Merkez İşletmeler Direktörü Ali Tayyar, Ram Dış Ticaret Genel
Müdürü Halil Cem Gülçur, Ford Otomotiv Sanayi Yeni Projeler Genel Müdür Yardımcısı Şakir
Taylan Avcı ve Arçelik-LG Klima Genel Müdürü Ahmet Sakızlı oldu.

Ahmet Kürşad Öçel

Koçfinans Genel Müdürü
Ali Tayyar

Arçelik Mali İşler Merkez İşletmeler Direktörü

Halil Cem Gülçur

Ram Dış Ticaret Genel Müdürü

Şakir Taylan Avcı

Ford Otomotiv Sanayi Yeni Projeler Genel Müdür Yardımcısı




25 YIL
25. Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı’nın devamında, Koç Topluluğu’nda 25. ve 20. yılını geride
bırakan çalışanlara ödülleri Koç Holding CEO’su Turgay Durak tarafından takdim edildi. Çeyrek
asırdır Koç Topluluğu’nun birer üyesi olan çalışanlar ödüllerini alırken onurluydular.

Erhan H. Şen

Demir Export Mali ve İdari Genel Müdür Yardımcısı

Feridun Okan Çığır

Tat Konserve Ticari Pazarlama Direktörü

Gülsevin Yılmaz

Yapı Kredi Portföy Yönetimi Genel Müdür

Mustafa Coşkun Bulak

Yapı Kredi Bank Azerbaycan Genel Müdürü

Mustafa Halit Önalp

Koç Tüketici Finansmanı Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yard.

Okan Baş

TOFAŞ-Fiat İş Birimi Direktörü

Şirzat Subaşı

Arçelik Türkiye-Orda Doğu-Afrika ve Türki Cumhuriyetler Genel Müdür Yardımcısı
20 YIL
Yağız Eyüboğlu

Aygaz Genel Müdürü

Hakan Turan

Arçelik Tüketici Hizmetleri Direktörü

Fikret Coşar

Akpa Şirket Müdürü

Eşfak Tüzün

Koç Holding Stratejik Planlama Koordinatörü

Emin Bulak

Arçelik Üretim Teknolojileri Direktörü

Ömer M. Koç

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili

Cenk Çimen

Koç Holding Otomotiv Grubu Başkanı

Ali Kızılkaya

Aygaz Teknik ve Yatırımlar Genel Müdür Yrd.

İsmail Oğuz Toprakoğlu

Ford Otomotiv CFO

Memet İlkan Kamber

Türk Traktör Mali İşler Genel Müdür Yrd.

Ramazan Pulat Oktay

Aygaz Üretim Direktörü
20-23 K. MAHBUBANI

BATININ DEĞERLERİYLE YÜKSELEN DOĞU
Ekonomist Kishore Mahbubani, dünyanın merkezinin kaydığı Asya’yı en iyi
tanıyan isimlerden biri olarak Koç Topluluğu Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı’na
ufuk açıcı bir sunumla katıldı. Mahbubani Asya’nın yükselişini, Çin-ABD ilişkilerini
ve değişen ekonomik dengelerin Türkiye’ye yansımalarını Bizden Haberler
Dergisine anlattı.



Koç Topluluğu Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı’nın konuk konuşmacılarından biri 2008 yılında
yayımlanan The New Asian Hemisphere: The Irresistable Shift of Global Power to the East (Yeni
Asya Yarıküresi: Global Gücün Doğuya Karşı Konulmaz Kayışı) adlı kitabıyla büyük yankı
uyandıran Kishore Mahbubani idi. Halen Singapur Ulusal Üniversitesi Lee Kuan Yew Kamu
Politikaları Okulu’nda Dekan ve Kamu Politikaları Uygulamaları Profesörü olan Mahbubani Koç
Topluluğu Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı’nda da oldukça ilgi çekici bir konuşma yaptı.
Konuşmasına başlarken iki önemli konuya vurgu yapacağını belirtti Mahbubani. Bunlardan ilki
Batı egemenliğinin sonu, ikincisi ise Asya’nın geri dönüşüydü.

Asya’nın yükselişine ilişkin tartışmaların giderek arttığı bir dönemde neden Asya’nın ‘yükselişi’
ifadesini değil de ‘geri dönüşü’ ifadesini kullandığını şöyle açıklıyor Mahbubani: “Çünkü bundan
sadece 200 yıl öncesine kadar Çin dünyanın en büyük ekonomisi, Hindistan ise ikincisiydi.
Sanayi Devrimi ile Batı dünyası neyi deneyimlediyse bugün Asya’nın yaşadığı da odur.” Ancak
bu noktada asıl önemli olanın tüm bunların neden şimdi olduğu sorusuna verilecek cevap
olduğunu belirten Kishore Mahbubani bu sorunun yanıtını da kendi veriyor: “Çünkü Batı’nın
hikmetinin temelini oluşturan yedi sütunu Asyalılar şimdi anladı.”

SERBEST PİYASA EKONOmiSİNE GEÇİŞ

Ünlü ekonomist Batı dünyasının bugüne kadar uyguladığı ancak Asya’nın yeni yeni hayata
geçirdiği temel ilkelerden ilkinin serbest piyasa ekonomisi olduğunu söylüyor. Mahbubani’ye
göre 1949’dan 1979’a kadar devletçi ve kapalı ekonomiyle yönetilen Çin’de 1980’den sonra
hayata geçirilen reformlarla ekonominin dışa açılmasının yarattığı dönüşümü vurgularken “Daha
çok çalışmak için hiçbir nedenleri olmayan insanlar bugün 7 gün 24 saat çalışan, dünyanın en
çalışkan insanları haline geldi ve caddelerinde araba görmenin bile zor olduğu şehirler devasa
gökdelenlerin ardına dizildiği metropollere dönüştü” diyor. Bu denli keskin bir dönüşüm
yaşamamış olsa da Hindistan’ın da 1991’de yaşadığı ekonomik krizin ardından açık ekonomiye
geçtiğini ve asıl yükselişinin bu dönemde başladığını ifade ediyor Mahbubani. Ancak
Mahbubani’nin tam bu noktada altını çizdiği dikkat çekici bir husus daha var: “Asya serbest
piyasa ekonomisine Batı’dan daha çok inanır hale geldi. Eğer bu trend böyle sürer, bugüne
kadar serbest ticaretin en büyük savunucusu olan ABD serbest piyasa ekonomisinden uzaklaşır
ve Asya ülkeleri birbiriyle çok daha etkileşim halinde iş yapmaya başlarsa o zaman gücün
tamamen Doğu’ya kaydığına tanık olacağız.”
Kishore Mahbubani yükselişin temelinde yer alan ikinci sütunun bilim ve teknoloji olduğunu
söylüyor. “Batı’nın 19. yüzyılda dünyaya hakim olmasının nedeni neydi?” diye soruyor
Mahbubani ve yanıtlıyor: “Elbette bilim ve teknolojideki üstünlüğü.” Portekiz gibi 4 milyon nüfuslu
küçücük bir ülkenin Güney Amerika’da koloniler kurabilmesinin ve hatta Çin ve Hindistan’a kadar
uzanabilmiş olmasının altında yatan tek gücün bilim ve teknolojideki hakimiyeti olduğunun altını
çizen Kishore Mahbubani bugün aynı gücün Asya’ya kaydığını belirtiyor. 2008 yılında Doğu
Asya’nın yaptığı Ar-Ge harcamalarının ilk kez ABD ve Avrupa’nın Ar-Ge harcamalarını aştığını
belirten Mahbubani bu harcamaların insanların yaşam standartlarını yükselttiğine dikkat çekiyor.
Mahbubani bilim ve teknolojideki üstünlüğün önümüzdeki dönemde Asya ülkelerinde olacağına
yönelik bir diğer önemli göstergenin ABD’deki uluslararası bilim ve matematik okullarında yüksek
lisans ve doktora yapan öğrenciler arasında Asyalıların oranı olduğunu söylüyor. “Asyalılar
sadece bugünkü nesillere değil, gelecek nesillere de yatırım yapıyor” diyor Kishore Mahbubani.

PRAGMATİZM VE FIRSAT EŞİTLİĞİ

Toplumların yükselişinde en etkili unsurlardan biri de pragmatizm. Pragmatizmin Asya toplumları
için yeni bir kavram olmadığını vurgulayan Kishore Mahbubani bu anlayışı şöyle Deng
Xiaoping’in sözleriyle özetliyor: “Kedinin siyah ya da beyaz olması önemli değildir, önemli olan
fare tutması.” Bu örneğin ülkelerin ekonomiye yaklaşımlarına ise “kapitalizm ya komünizm, fark
etmez. Hangisi işe yarıyorsa o kullanılmalı” şeklinde yansıdığını belirtiyor ünlü ekonomist.
Asya’nın ilk pragmatistlerin Japonlar olduğunun altını çizen Mahbubani ülkenin bundan 150 yıl
önce eyleme geçtiğini ve modernleşme yolunda hiçbir ideolojik gözlük takmadıklarını ve hem
Avrupa ülkeleri hem de ABD’den uygun gördükleri tüm uygulamaları kendilerine uyarlayarak
modernleştiklerini anlatıyor.

Dördüncü sütuna liyakatı yerleştiren Kishore Mahbubani bu ilkeyi şöyle tanımlıyor: “Liyakat
aslında son derece basit bir kural: Toplumdaki her birey potansiyel bir kaynak olduğundan, her
bireye topluma katkı sağlaması için fırsat eşitliği tanımanız gerekiyor. Bugün bütün başarılı
organizasyonlar liyakat esasına dayandıkları için başarıya ulaşmıştır. Bu nedenle hiçbir
yeteneğin göz ardı edilmemesi gerekir.” Bu ilkeyi Hindistan’daki kast sisteminin kapalı
yapısından çıkmayı başararak eğitimini tamamlayan ve daha sonra Hindistan Merkez Bankası
Başkanı olmayı başaran bir isimden örneklendirdi.

VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Kishore Mahbubani Asya’nın yükselişinde etkili olan beşinci unsurun kültürel barış olduğunu
söylüyor. Özellikle Doğu Asya’dan yükselen en güçlü sesin “sessiz silahların sesi” olduğunun
altını çizen Mahbubani, 1997-1998 yıllarında yaşanan Asya Finans Krizi’nin de bölgede barışı
derinleştiren ve güçlendiren bir etkisi olduğunu belirtiyor. Bu barış kültürün ise Batılı ülkelerin II.
Dünya Savaşı sonrası takındığı barışçıl tutumdan ders alındığını vurguluyor Mahbubani ve Batı
kültürünün bir başka özelliği olan hukukun üstünlüğü ilkesinin Asya’nın Batı’dan edindiği bir diğer
nitelik olduğunu söylüyor. “Hukukun üstünlüğü yani herkesin yasalar karşısında eşit olması
Asyalılar için geçerli bir ilke değildi, Asyalılar yönetici sınıfın hukukun üzerinde olduğunu kabul
ederdi” diyor Kishore Mahbubani. Ancak son yıllarda hukukun üstünlüğü ilkesini fonksiyonu
sebebiyle değil, etik nedenlerle benimsediklerinin de altını çiziyor.
Asya’nın üzerinde yükseldiği sütunların sonuncusu ise eğitim. “Asya’da büyük bir kitle Batı
eğitiminin tadına vardı ve adeta bağımlısı oldu” diyor Kishore Mahbubani ve Dünya Bankası
tarafından 2007 yılında hazırlanmış bir rapordan veriler sunuyor. Rapora göre Asya’da yükselen
eğitim seviyesinin bölge ekonomisinin büyümesine yüzde 0,75 ila yüzde 2 aralığında bir katkısı
olduğu tahmin ediliyor. Tersine beyin göçüyle birlikte Batı’da eğitim aldıktan sonra ülkesine
dönen profesyonellerin sayısı da her geçen gün artıyor.

Batı dünyasının yedi temel değerini kendilerine uyarlayarak Asya’nın önümüzdeki yıllarda
Batı’dan çok daha önde olacağını düşünüyor Kishore Mahbubani. Bu sonuçlara ancak uzun
süren araştırma ve çalışmalar sonucunda ulaşıldığını belirten ünlü ekonomist, bu çalışmalar
esnasında tek tek incelediği bölgelere ilişkin öngörülerini ve dünyanın yakın geleceğini nasıl
gördüğünü Bizden Haberler Dergisi’ne anlattı.

Çin’in son birkaç yıldır üretimde katma değer zincirini yukarı taşıması sürecini ve bunun
gelişmiş ülkelerdeki istihdamla ilişkisini değerlendirebilir misiniz?

Kesinlikle doğru. Çin, katma değer zincirini yukarı taşıyor. Biliyorsunuz; Çin küresel üretim
zincirine ucuz oyuncaklar, ayakkabılar ve tekstil ürünleri üreterek dahil oldu. Ardından tedariğinin
sınırsız olmadığını ve sonra da değer zincirini yukarı çıkararak daha fazla değer elde
edebileceğini keşfetti. Böylelikle ihracatta daha sofistike ürünlere odaklanarak daha fazla değer
yaratabileceklerini keşfettiler. Bunun yanında Çin’de eğitim kalitesi çok yükseldi. Çok iyi eğitilmiş
bir nüfusa sahip ve dünyanın en fazla mühendis veren ülkesi konumunda. Son çalışmalara
bakarsak, Çin inovasyona, Ar-Ge’ye en fazla yatırım yapan ülkeler arasında. Çin’in üretiminin
günbegün daha sofistike hale gelmesi kaçınılmaz. Bu önlenemez bir gelişme.

Peki bunun emek piyasasında nasıl bir etki yaratacağını ön görüyorsunuz? Özellikle
dönüşümünden bu yana 1 milyondan fazla işi Çin’e kaptıran Amerika gibi, gelişmiş
pazarlarda?

Şu çok açık ki, Amerika hâlâ dünyanın geri kalanını etkisi altına alan rekabeti görmezden geliyor.
Global üretimde Amerika’nın payının gerilediğini görüyoruz. Buna Amerika’nın tepkisi “Fark
etmez, nasıl olsa piyasa en iyisini bilir, piyasanın aktörleri ne yapacaklarını gayet iyi bilir”
yönünde oluyor. Ama bence Amerika yanılıyor. Çünkü Çin, Kore, Hindistan, Japonya, Malezya,
Singapur gibi ülkelere baktığınızda üreticileri çekmek için yatırım, eğitim, vergi teşvikleri, uygun
ekonomik koşullar anlamında en iyi ortamları yaratmaya çalıştığını görürüsünüz. Bu bakımdan
iyi yatırımları çekmekte devlet çok önemli bir role sahip. Singapur bu açıdan dünyanın en
başarılı ülkesi ve bunda devletin etkisi tartışılmaz. Amerikalılar ise devletin hiçbir rolü olmadığına
inanarak çok ideolojik davranıyor. Devletin her şeyi piyasaya bırakması gerektiği yaklaşımına
sahipler. Ama bence Amerika bir gün gerçeğe uyanacak. Asya’daki ülkelere baktığımızda hem
“görünmez el” hem de “görünür el” ile işlediklerini görüyoruz, Amerika ise yalnızca “görünmez el”
ile işliyor. Bu doğal olarak iki eli olan birinin tek eli olan birine karşı mücadelesi gibi görünüyor.
Sonuç elbette aşikar…

Çok zor geçmesi beklenen bir yıla başlıyoruz. 2012’de özellikle gelişmekte olan ülkelerin
birbirleriyle olan ticari ilişkilerinin gelişmesi bekleniyor. Sizce Çin bu anlamda gelişmekte
olan ülkelerin ihracatlarını yönlendirmesi açısından nasıl bir potansiyele sahip?
Diğer gelişmekte olan pazarlar hakkında yorum yapmak istemem. Ancak bugün dünyada
ülkelerarası ticaretin en hızlı geliştiği yer Asya. Şu açık ki bu trend sürecek ve Asya ülkeleri
arasındaki ticaret komşu ülkelere göre daha hızlı bir şekilde devam edecek. Çin’in yeni orta sınıfı
ortaya çıktığından bu yana ülkelerarası yatırımlar da artıyor. Kalkınmaya paralel olarak oteller,
alışveriş merkezleri, havalimanı yatırımları da görmeye devam edeceğiz. Dünyanın en iyi
havalimanlarının Singapur, Pekin ve Şanghay’da olduğunu görüyoruz. Bunlarla kıyaslandığında
Amerikan havalimanları üçüncü dünya gibi görünüyor, çünkü yatırım yapmıyorlar. Bu büyük bir
hata, Asya ülkeleri altyapı yatırımlarını gelecekte talep olacağı öngörüsüyle yapıyorlar, Yeni
Delhi bile bunun gerisinde kalmıyor.

Avrupa, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı bölgeydi ancak krizin de etkisiyle bu sene
bölgeye ihracatın düşeceği çok açık. Türkiye’den birçok farklı endüstrinin Çin’e
yöneldiğini görüyoruz. Sizce bu pazarda şansları ne kadar?

AB’nin toparlanması ve yaşadığı sorunların üstesinden gelmesi uzun zaman alacak. Buna karşın
Asya büyüme için birçok fırsat sunuyor. Çin, Asya’daki ülkelerden yalnızca biri. Bununla birlikte
Hindistan, 600 milyonun üzerinde nüfusu, milyar dolarlık ekonomik büyüklüğü, sürekli büyüyen
ticareti ile öne çıkıyor. Bunun yanı sıra Endonezya, Malezya gibi çok hızlı büyüyen Müslüman
ülkeleriyle Güneydoğu Asya’da ciddi fırsatlar var.

Peki Türkiye’nin Asya’ya oryantasyon süreci nasıl ilerlemeli?

Singapur bir konuşlanma noktası olarak kullanılabilir. Singapur Asya’nın en fazla doğrudan
yabancı yatırım çeken ve en liberal ekonomilerinden biri. Birçok Hintli şirket son dönemde
Singapur’da mağazalar açmaya başladı. Türkiye bir tek yere gelerek hem Hintli hem de Çinli
şirketlerle tanışma ve işbirliği şansına sahip olabilir. Singapur iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Çin’de bu yıl ve gelecek yıl yapılacak seçimlerle ilgili beklentileriniz neler? Çin sizce
günün birinde demokratik bir devlet yönetimine sahip olacak mı?

Bence, Çin’in uzun vadede demokratik bir yönetim olmamasından kaynaklanan bir rekabet
dezavantajı var. Çin bir demokrasi olmak zorunda. Ama kısa dönemde bu bir avantaj çünkü
Çin’in gelecek başkanının kim olacağını biliyoruz. Birinci sırada Xi Jinping geliyor ve onun yeni
başkan olması kuvvetle muhtemel. Buna karşın Amerika’nın yeni başkanının kim olacağını
bilmiyoruz. Aynı zamanda Çin’de sıradaki başkanların kimler olacağı konusunda belirsizlik
hakim. Bu, Çin’de devam eden bir süreç ama ben Çin politikalarında herhangi bir majör
değişiklik öngörmüyorum. Çünkü Çin politikaları bir adama bağlı olarak değil, üst düzey
konsensüs sürecine göre inşa ediliyor. Konsensüse vardıklarında politika devam eder ve kişiye
bağlı kalmaz. Çin son 10 yıldır şu anki yönetim politikalarıyla çok iyi bir gelişme yakaladı. Bence
Çinliler adapte olmaları ve değişmeleri gerektiğini fark ettiler. Eskiden yaptıkları gibi otopilot
devam edemeyeceklerini anladılar.

Amerika ve Çin arasında yükselen gerilim iki ülkenin birbirine bağımlılıkları sayesinde
ciddi düzeylere tırmanmıyor. İki ülke arasındaki rekabeti düşündüğünüzde sizce bu
sürdürülebilir mi?
Sadece Çin ve Amerika değil, aynı zamanda bütün dünya birbirine çok bağlı. Amerika ve Çin
arasındaki olası bir savaşı düşündüğümüzde bundan zenginleşecek herhangi bir taraf
bulunmuyor. Tam aksine kaybedecek çok şey var. Buna karşılık etki alanına yönelik rekabet
artacak ve bunun sonuçlarını göreceğiz. Savaşın aksine etki için savaşmak iyi bir şey olabilir.
Çin, Asyalı ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları imzalayan ilk ülke olduğunda Japonlar çok
şaşırmıştı. Çünkü Japonlar Asyalı ülkelerle ilişkilerini iyileştirme hedefine sahiplerdi. Doğal olarak
Çin’in ardından Japonlar diğer Asyalı ülkelerle serbest ticaret anlaşması imzaladılar, hemen
ardından da Hintliler. Herkesin bu şekilde birbiriyle serbest ticaret anlaşması imzalamasının net
sonucu muazzam büyüklükte bir ticaret hacmi oldu. Yani sahip olduğunuz jeopolitik rekabet,
ülkeler arasında ticaret yaratılması, daha fazla iş ve daha fazla zenginlikle sonuçlanıyor. Aynı
şekilde Amerika da Trans-pasifik üzerindeki ticari ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor, bu da aynı
nedenle iyi sonuçlara yol açan bir girişim.

Son olarak, Kuzey Kore’deki başkanlık değişimini değerlendirebilir misiniz? Asya’nın
dünyaya açılan kapalı ekonomilerine Kuzey Kore’nin yakın gelecekte dahil olması ne
kadar muhtemel?

Kimse Kuzey Kore’de ne olacağını bilemez. Uzun dönemde açılabilir, bu iyi de olur ancak bunun
nasıl ve ne zaman gerçekleşeceğini öngörmek mümkün değil.



Mahbubani, Asya’nın Batı’dan alıp yeni uygulamaya başladığı ilkeleri; serbest piyasa ekonomisi,
bilim ve teknoloji, pragmatizm, liyakat, kültürel barış ve eğitim olarak özetliyor. Ona göre
Doğu’nun yükselişinin sırrı bu ilkelerde.

Kishore Mahbubani
Akademisyen, düşünce adamı, yazar ve aynı zamanda diplomat olan Prof. Kishore Mahbubani,
National University of Singapore’da bulunan Lee Kuan Yew School of Public Policy’de dekan
olarak görevini sürdürüyor. Felsefe ve tarih eğitimi gören Kishore Mahbubani, edindiği başarılı
politika kariyeri ile dünya çapında bir üne sahip.

1971 ve 2004 yılları arasında Singaporean Foreign Services da görev alan Mahbubani burada
Birleşmiş Milletler Singapur daimi temsilcisi olarak görevini sürdürdü. 33 yıllık diplomatik kariyeri
boyunca birçok makale ve ‘Best Seller’ kitap yayınlayan Mahbubani, Institue of Southeast Asian
Studies, the Institue of Policy Studies, the Lee Kuan Yew Exchange Fellowship and the Institue
of Defence and Strategic gibi lider enstitüler ve ‘Think Tank’ kuruluşlarının da yönetim kurulunda
yer alıyor.

Singapur Ulusal Üniversitesi’de okuduğu yıllarda en yüksek başarı burslarından biri olan
‘President’s Scholarship’e layık görülen Mahbubani, üniversiteden birincilik derecesi ile mezun
oldu ve aynı ünversitede felsefe alanında yüksek lisansını tamamladı. 1995 yılında fahri doktora
unvanını alan Prof. Kishore Mahbubani, dünyanın en önemli
100 entellektüelinden biri olarak kabul ediliyor.
24-29- ERTUĞRUL GÜNAY

“TÜRKİYE BENİ HEYECANLANDIRIYOR”
“Eminim ki, Türkiye kültürü sadece beni değil bu topraklarda doğmuş, bu
topraklarda yaşayan, bu havayı solumuş tüm insanları heyecanlandırıyordur.
Bu heyecan ve gurur, bulunduğum konumun da avantajıyla hayallerimi
gerçekleştirmemi sağlıyor.” Bu sözler Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a
ait. İki dönemdir yürüttüğü bakanlık görevi süresince Türkiye’nin sahip olduğu
tüm değerleri birer turizm öğesi olarak konumlandıran Bakan Günay, dünya
sıralamasında hızla yükselen Türkiye’nin bu başarısında Türk insanının da büyük
payı olduğu görüşünde.



2011 yılında Türkiye dünyanın yedinci büyük turizm merkezi oldu. Bu başarıya giden yolu
ve Türk turizmi açısından 2011 yılını değerlendirir misiniz?

Güzel haberlerle bir yılı geçirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 2011 yılında Türkiye 31
milyonu aşkın turisti ağırlayarak önceki yıla göre %10‘luk çok önemli bir artış sağladı. Bu artış
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün 2011 yıl sonu tahmini büyüme oranı olan % 4-5’in
iki katı. Turizm gelirlerinde de yine geçtiğimiz yıla göre artış kaydederek 2011 yılında 24 milyar
dolar civarında bir gelir elde ettik. Bakanlık olarak turizm sektörünün tüm bileşenleri ile işbirliği
içinde yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde bu haklı başarıya ulaştığımızı düşünüyorum.

Ülkemiz yaklaşık 900 bin yatak kapasitesine sahip yeni ve modern tesisleri, genç ve eğitimli
personeli, yüksek hizmet kalitesi ile Akdeniz çanağındaki rakip ülkeler ile karşılaştırıldığında bu
alandaki üstünlüğünü açıkça ortaya koyuyor. Ayrıca nitelikli turizm personeli sayımız ise 900 bini
buldu ve bu inanılmaz nitelikli istihdam hizmet kalitemizi daha da artırdı. 2012’de de aynı
başarıyı sürdüreceğimizi ve adım adım en tepeye ilerleyeceğimizi umut ediyorum.



Bugüne kadar Türk turizmi denince akla Antalya, Bodrum vb sahil kentleri gelirken Orta
ve Doğu Anadolu’da Mardin, Adıyaman’daki Nemrut Kommagene anıtları ve Urfa’daki
Balıklı Göl gibi parmakla sayılabilecek kadar az sayıda yer turistik kabul ediliyordu. Ancak
son dönemde bu bölgelerde kültür ve turizme yönelik yatırımlar, restorasyon çalışmaları
ve müzeleştirme çabaları görüyoruz. Bize bu çalışmalardan ve bölgede yaratacağı katma
değerden bahseder misiniz?

Turizmde bugün geldiğimiz noktayı en başta İstanbul, İzmir, Antalya gibi illerimize ve sahil
şeridimize borçluyuz. Şu anda yurt dışında “Türkiye” dendiği zaman öncelikle akla ilk gelen
illerimiz bunlar. Ama akıllara gelen bir başka özelliğimiz de kültürel zenginliğimiz ve tarihimiz.
Kıyı turizmi bugün Türkiye’de çok sağlam bir yere geldi. Ama kültür turizmimizi de şu anda ön
planda tutuyoruz. Türkiye genelinde kültürümüzün tanıtılması ve yaşatılması çalışmalarını sıkı
bir şekilde sürdürüyoruz. Mardin, Nemrut, Trabzon, Bursa, Konya ve diğer tüm illerimizin yapılan
yatırımlar, restorasyonlar ve yeni açılan sergi alanları, müzeler ile kültür turizminde önemli birer
destinasyon haline geleceğine inanıyorum. Benim şu anda büyük heyecanla takip ettiğim
çalışmalarımızdan birisi Diyarbakır İçkale kazıları, diğeri de Ankara’da inşa edilecek olan
Uygarlıklar Müzesi. Her iki ilimiz de bugüne dek bir İstanbul, İzmir kadar turizmde çok ön plana
çıkamamış maalesef. Bu çalışmaları sonuçlandırdığımızda bu gidişatın tamamen değişeceğine
inanıyorum. Böylece Ankara’da turizmin getirdiği o canlılık, renklilik ve ahenk görülecek,
siyasetin, bürokrasinin getirdiği kasvetli hava değişecek. Diyarbakır’da ise kültürel ve ekonomik
gelişmeler görülecek, kardeşlik ve barış pekişecek.



Tarih turizmi ve müzeciliğe verdiğiniz özel önem kamuoyu tarafından biliniyor. Bu
konudaki gelişmelerden ve bundan sonraki planlarınızdan söz eder misiniz? Türkiye’de
son yıllarda ivme kazanan özel müze girişimciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben eminim ki, Türkiye kültürü sadece beni değil bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda
yaşayan, bu havayı solumuş tüm insanları heyecanlandırıyordur. Bu heyecan ve gurur,
bulunduğum konumun da avantajıyla hayallerimi gerçekleştirmemi sağlıyor. Ankara’da kurulacak
olan Uygarlıklar Müzesi daha düşünce aşamasında bile beni bir çocuk gibi heyecanlandırırken,
tamamlandıktan sonra bana, bu toprakların insanına ve bu kültürü tanımaya gelmiş
ziyaretçilerimize yaşatacakları eminim tarifsiz olacaktır. Kültürümüz için attığımız her adımda
yaşadığım duyguları göz önünde bulundurduğumda, fırsatı olan herkesin bu duyguları tatması
gerektiğini düşünüyorum. Kendi insanımız da artık kültürü konusunda daha bilinçli, bunu da özel
müzecilikteki gelişmelerle görebiliyoruz. Bir toplumun kültürünü ayakta tutan ve yaşatan bir
bütün olarak o toplumun organlarıdır. Bu sebeple bu çabalar, bu girişimler kültürümüze katkı
sağlarken, beni de Bakan olarak gururlandırıyor ve teşvik ediyor.



İnanç turizmi, sağlık turizmi gibi turizmi sezonluk olmaktan çıkaracak yeni segmentlere
yönelik çalışmalarınız var. Golf turizmi de Türkiye’nin giderek yıldızının parladığı
alanlardan biri haline geldi. Bu tür alanlarda yerli ve yabancı yatırımcıya sunulan teşvik ve
kolaylıklar nelerdir?

Sadece inanç turizmi, sağlık turizmi de değil. Türkiye’de artık tüm turizm çeşitlerinin gelişmesi
için teşvikler sağlanıyor. Golf turizmi de bunlardan birisi ve henüz gelişme aşamasında. Özellikle
Antalya’da gelişen bir turizm çeşidi. Diğer turizm çeşitlerinden farklı olarak çok geniş bir alana
ihtiyaç duyulması sebebiyle daha titiz bir planlama gerektiriyor. Bu da Bakanlık olarak bize
önemli sorumluluklar yüklüyor. Golf turizminin geliştirilmesi çalışmalarımızı ve teşviklerimizi de
bu sorumluluk çerçevesinde sürdürüyoruz.



Uluslararası ziyaretçileri çekme yarışında fiyat rekabetinin sürdürülebilir olup
olmayacağıyla ilgili görüşleriniz neler? Bu konu Türkiye’nin uzun vadeli turizm
stratejisinde nasıl yer alacak?
Türkiye deniz-kum-güneş turizminin yanı sıra kültür turizmi başta olmak üzere termal, kongre,
inanç, gastronomi, yatçılık, kış sporları, golf, doğa sporları gibi birçok alternatif turizm çeşidini bir
arada sunuyor. Ülkemizin eşsiz coğrafyası ve zengin tarihi bizle birçok turizm destinasyonumuzu
farklı ürünleri ile hedef pazarlarımızda tanıtma imkanı veriyor. Fiyat rekabeti kimi açılardan çok
önemli olsa da sunulan zenginlik, kaliteli hizmet ve ziyaretçilerin elde edecekleri göz önünde
bulundurulduğunda her zaman en ön planda tutulmuyor ve tutulmamalı da. Biz dünya
sıralamasında hızlı yükselişini sürdüren bir ülkeyiz ve ben bu konumumuzun kültürümüz,
doğamız ve insanımız sayesinde elde edildiğini düşünüyorum. Türkiye artık fiyatla değil, kaliteli
hizmeti, kültürel ve doğal zenginlikleri ile rekabetini sürdürüyor.



Önümüzdeki beş yıllık süre içerisinde öncelikli planlarınızdan bahsedebilir misiniz?

Bakanlık olarak çalışmalarımızın büyük çoğunluğunu Türkiye’yi turizmde hak ettiği noktaya,
dünya sıralamasında ilk üçe taşımak hedefiyle yürütüyoruz. Bunu yaparken kültürümüzü,
doğamızı korumak ve gelecek nesillere aktarmak elbette ki öncelikli amacımız. Şuanda devam
eden kazılarımızın ve restorasyonlarımızın tamamlanması, bu kazılardan çıkarılan eserlerin
sergilenecekleri uygun sergi alanlarının açılması da yine en önem verdiğimiz planlarımız
içerisinde yer alıyor.



Türkiye’nin ve Anadolu kültürünün yurt dışında tanıtımı için 2011’de ne kadar bütçe
ayrıldı? Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapılıyor?

Bizi rakiplerimizden fersah fersah ayıran tarihimiz ve kültürümüzü yurt dışında tanıtmak için 2011
yılında yaklaşık 100 milyon ABD Doları tutarında dev bir bütçe kullanıldı.

Reklam faaliyetlerimiz halkla ilişkiler faaliyetleri ile desteklenmiş özel projeler yürütüldü. Örneğin,
“Living İzmir” projesi ile dünyanın birçok ülkesinden gazeteci ve program yapımcılarını İzmir’de
ağırladık. İstancool, İstanbulive, Uluslararası Antalya Caz Festivali, İstanbul Alışveriş Festivali,
Ramazan Ayı Tanıtım Kampanyası gibi birçok özel projeye imza attık.

İki binden fazla ağırlama faaliyeti ile dünya basınının gündeminde yer aldık. Ayrıca 2011 yılında
61 ülkede iştirak ettiğimiz 153 turizm fuarında ülkemiz kültürünü ve sanatını tanıtmak amacıyla
sanatçılar, zanaatkarlar, gösteri ve müzik ekipleri görevlendirildi. Travel&Leisure’ın Ağustos
2011 sayısında İstanbul’un dünyada 5. Avrupa’da 3. destinasyon olarak gösterilmesi, New York
Times Gazetesi tarafından yayınlanan “Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 1000 Yer” isimli
kitapta Pamukkale, Kapadokya, Efes, İstanbul, Konya, Demre gibi Türkiye’nin en önemli kültürel
ve tarihi mekanlarının yer alması tanıtımımızı doğru yaptığımızın birer göstergesi diye
düşünüyorum.



Turizme paralel olarak otelcilik hızla büyüyen bir başka alan. 2011’in şehir otelciliği
açısından son derece iyi bir yıl olduğu biliniyor. Bu alanda yatırımlarına devam eden
yabancı zincirlerin yanı sıra Koç Topluluğu gibi yerli yatırımcılar da Anadolu’ya yoğun
yatırımlar yapıyorlar. Özelde Koç Topluluğu’nun ve genelde tüm yerli ve yabancı
yatırımcıların otelciliğe ve turizme katkılarını değerlendirir misiniz?

Bakanlık olarak kültürümüzün ve turizmimizin gelişmesi için elimizden geleni, hatta daha
fazlasını yapıyoruz. Fakat bizim bu çalışmalarımız her zaman yeterli olamayabiliyor. Özel
sektörün çabaları hem büyük katkı sağlıyor, hem de bizi daha iyisini ve daha fazlasını yapmak
için teşvik ediyor, bu işte yalnız olmadığımızı hissettiriyor. Koç Topluluğu da dahil tüm
yatırımcılar, hem kültürümüze, hem turizmimize hem de ekonomimize otelleri, müzeleri,
restorasyon çalışmaları ile yeri doldurulamaz bir katkı sağlıyor.



Koç Topluluğu da dahil tüm yatırımcılar, hem kültürümüze, hem turizmimize hem de
ekonomimize otelleri, müzeleri, restorasyon çalışmaları ile yeri doldurulamaz bir katkı sağlıyor.




TÜRKİYE TURİZMDE REKABET ALANLARINI ARTIRDI


Dünyada turizm denilince akla gelen destinasyonların başında Türkiye ilk sıralarda yer alıyor.
Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli doğru kullanması bu başarıda önemli bir yere sahip.

Türkiye turizmi artık sadece deniz-kum-güneş üçlemesiyle anılmıyor. Sahip olunan zengin
kültürel değerler, köklü tarih ve coğrafyanın sağladığı tüm avantajlar birer turizm alanı
oluşturuyor. Bu açıdan Türkiye artık turizmde hem birçok alanda rekabet ediyor hem de her
yaştan farklı vizyona sahip birçok turistin ülkemizde konaklamasına olanak sağlıyor. Ertuğrul
Günay bu durumu şu sözlerle özetliyor: “Türkiye artık fiyatla değil, kaliteli hizmeti, kültürel ve
doğal zenginlikleri ile rekabetini sürdürüyor. Travel&Leisure’ın Ağustos 2011 sayısında
İstanbul’un dünyada 5. Avrupa’da 3. destinasyon olarak gösterilmesi, New York Times Gazetesi
tarafından yayınlanan ‘Ölmeden Önce Görülmesi Gereken 1000 Yer’ isimli kitapta Pamukkale,
Kapadokya, Efes, İstanbul, Konya, Demre gibi Türkiye’nin en önemli kültürel ve tarihi
mekanlarının yer alması tanıtımımızı doğru yaptığımızın birer göstergesi diye düşünüyorum.”




Türkiye deniz-kum-güneş turizminin yanı sıra kültür turizmi başta olmak üzere termal, kongre,
inanç, gastronomi, yatçılık, kış sporları, golf, doğa sporları gibi birçok alternatif turizm çeşidini bir
arada sunuyor.
TÜRKİYE YÜKSELİŞİNİ SÜRDÜRÜYOR
Türkiye turizmi sağlanan çeşitlikle her geçen sene sıralamalarda daha üstlerde yer alıyor. 2011
yılında elde edilen rakamlar da bu başarının birer göstergesi.

31
MİLYON

Türkiye’nin ağırladığı turist sayısı

% 10
Turist sayısındaki artış oranı

24
MİLYAR $

Turizmden elde edilen gelir

100
MİLYON $

Tanıtımlara ayrılan bütçe
30-35 MERCEK ENERJİ

DÜNYANIN GELECEĞİ İÇİN YENİ BİR İNİSİYATİF
Birleşmiş Milletler 2012 yılını “Herkes için Sürdürülebilir Enerji” yılı ilan ederken,
enerji politikalarının iklim değişikliği riskini azaltmaya paralel olmasına yönelik
çalışma ve girişimler de hız kazanıyor.



“Bugünden itibaren tek bir araba bile üretilmese, bir tek yeni fabrika bile kurulmasa, dünya
mevcut yapısıyla en geç 2017-2018 yıllarında 2 derece daha ısınmış olacak. İnsanoğlunun
derhal bir acil eylem planı oluşturması ve aksiyon alması gerekiyor.”

16-19 Ocak tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nde Abu Dhabi’de yapılan Dünya Gelecek
Enerji Zirvesi’nin (World Future Energy Summit) temel olarak odaklandığı nokta buydu. Bu yıl
beşincisi düzenlenen ve ana teması “Sürdürülebilir İnovasyonu Güçlendirmek” olarak belirlenen
konferansta 150’yi aşkın fikir önderi konuşmacı olarak yer aldı. İnsanlığın önündeki enerji krizinin
ve dünyanın iklimsel olarak geri dönülmez noktaya gelmesinin öneminin tartışıldığı bu önemli
kongrenin katılımcıları da dünyanın bugününü belirleyen ve geleceğini de şekillendirmeye
çalışan aktörlerdi. Aralarında Birleşik Arap Emirliklerinin üst düzey Arap emirleri, Güney Kore
Başbakanı Kim Hwang-sik ve Çin Başbakanı Wen Jiabao, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
Ban Ki Moon gibi çok önemli isimlerin bulunduğu toplantıda enerji uzmanları, uluslararası
kuruluşların temsilcileri ve önemli akademisyenler de yer alıyordu. Herkesin ortak amacı ise
dünyanın içinde bulunduğu ve gelecekte daha ciddi boyutlara ulaşacak enerji ve iklim değişikliği
sorunlarına bir çözüm bulmak.

 “Tüm dünyada enerji yoksunluğunu azaltmaya, sürdürülebilir ekonomik büyümeyi desteklemeye
ve iklim değişikliği riskini azaltmaya yönelik somut çabaların ivme kazandığını görüyoruz. Tüm
bunlar için sürdürülebilir enerjiyi mümkün kılmak gerekiyor ve bu inisiyatif bizim bu amaçlara eş
zamanlı olarak ulaşmamızı sağlayacak. Bu herkes için üçlü bir kazanım olabilir” diyordu
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon konferansta yaptığı konuşmada. 2012 yılını
resmen “Herkes için Sürdürülebilir Enerji Yılı” ilan eden Birleşmiş Milletler’in Genel Sekreteri aynı
adla bir inisiyatif geliştirdiğini açıkladığı konuşmasında 2030 yılına kadar ulaşılmak istenen
hedefleri şöyle sıraladı:

• Enerji verimliliğini maksimize etmek için tüm kaynakları izlemek, planlamak, yönetmek

• Enerji verimliliğini iki katına çıkarmak

• Global enerji karmasında yenilenebilir enerjinin payını ikiye katlamak.

Ban Ki Moon’un inisiyatifi global ölçekte özellikle insanlığın enerji kullanımını ve bu enerjiyi
kullanırken, planlarken ve üretirken ortaya koyduğu olumsuz çevresel etkisi olan aksiyonların
sınırlandırılmasına yönelik birçok uluslararası girişimden sadece biri. Bugüne dek Kyoto’dan
başlayan süreç içerisinde son olarak Durban’da karbon kullanımlarının sınırlanmasına yönelik
çalışmalar yapıldı. Tüm bunların sonunda artık insanlığın enerji tüketimini belli bir noktada
planlaması gerektiği ve bunu yapmazsa dönülmez noktaya çok yaklaştığı üzerinde herkes görüş
birliği içinde. Örneğin dünya sıcaklığının 2 santigrat derece yükselmesinin tepe nokta olduğu
düşünülüyor. Yerkürenin 2 derece ısınması insanlığın dönülmez noktası olacak.

FOSİL YAKITLAR PARADİGMASI

Abu Dhabi’de düzenlenen konferans ışığında dünyanın karşı karşıya olduğu bu riske karşı nasıl
bir plan oluşturması gerektiği düşünüldüğünde karşımıza birkaç alternatif çıkıyor. Bunlardan biri
uzun süredir üzerinde konuşulan konvansiyonel karbon temelli yakıtların, toplam kullanılan yakıt
çeşitliliği içindeki oranını düşürmek. Karbon temelli yakıtların toplam kaynaklar içindeki payını
düşürmek ne kadar mümkün? Bu aslında oldukça zor bir soru çünkü şunu kabul etmek gerekir ki
ne kadar çaba gösterilse de bugün ve yakın gelecekte enerji elde etmenin en yaygın yolu bu tür
yakıtları kullanmak olacak.

Yakıt çeşitlilğini değiştirebilmek bugünden yarına gerçekleştirilecek bir işlem değil. Bu nedenle
yakıt tarafında yapılması gerekenlerin başında mevcut konvansiyonel yakıtlar içerisindeki
dengeleri değiştirmek geliyor. Yani kullanılan yakıt çeşitliliğinde petrol, kömür gibi karbon salınım
oranı yüksek yakıtlardan doğalgaz, nükleer enerji gibi görece daha temiz yakıtların payını
artırmak gerekiyor. Burada mutlaka belirtilmesi gereken husus, 2013 yılında dünyada doğalgaz
üretiminin kömür üretimini aşacak olması. Doğalgaz son yıllarda gerek arama-bulma gerek
depolama ve iletme şekliyle toplam miks içindeki payını arttırıyor. Bununla birlikte nükleer enerji
de son yıllarda dünyada çok konuşulur hale geldi. Ancak Mart 2011’de Japonya, Fukuşima`da
meydana gelen olumsuzluklardan sonra nükleer enerji konusunda neler yapılabileceğine yönelik
bir soru işareti herkesin kafasında yeniden oluştu.

NÜKLEER ÇÖZÜM MÜ, BELA MI?

Geçtiğimiz yıl deprem felaketiyle karşı karşıya kalan Japonya şimdi nükleer enerjiye duyduğu
ihtiyacı azaltmanın ve toplam enerji tüketimi içinde nükleerin payını düşürmenin yollarını arıyor.
Fransa’da bu yıl yapılacak başkanlık seçimlerinde aday isimlerden birinin en önemli seçim vaadi
nükleer enerjiden mümkün olduğunca kurtulmak. Almanya ise bu konuda muhafazakâr bir
yaklaşım belirledi. Fakat Dünya Gelecek Enerji zirvesine katılan ve önemli bir sunum yapan
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başekonomisti Fatih Birol’un çizdiği tablo, bu fosil yakıtlardan
çok kısa sürede dönmenin mümkün olmayacağını gösteriyor. Birol’a göre eğer fosil yakıtları bu
şekilde kullanmaya devam edersek insanlığa ayrılan kotaları beklenenden çok daha önce
tüketmiş olacağız. “İnsanoğlu zaten 2 derecelik bir ısı artışına neden olabilecek emisyonun
yüzde 85’ini üretiyor. Eğer acil önlemler almazsak felakete dönüşecek ısı artışlarını önleyebilmek
için bir enerji devrimine ihtiyacımız olacak” diyor Fatih Birol. Bu nedenle temiz yakıt kullanımını
artırmak artık insanoğlunun vakit kaybetme lüksünü kaybettiği bir konu haline geldi. İnsanlığın,
bu temiz yakıtların başında gelen nükleer enerjiye ihtiyacı olduğu net bir biçimde görülüyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde nükleer kaynaklardan enerji elde etmek konusunda bir
durgunluk değil hareketlenme bekleniyor. Bu da nükleer yatırımlarının artacağı anlamına geliyor.
Bu noktada asıl önemli olan nükleer tesislerin inşa edilmesi sırasında iyi bir planlama yapılması,
en güncel teknolojilerin kullanılması ve santralin faaliyete geçmesiyle birlikte güçlü ve etkili bir
nükleer enerji yönetme stratejisinin belirlenmesi. İstatistiksel olarak nükleer enerji doğru yönetim
ve etkili stratejilerle riskleri oldukça düşük olan ve bununla birlikte son derece temiz bir enerji
türü.

Dünyanın enerji ihtiyacını karşılamakta kullanılan yakıt toplamı içindeki payı artırılması gereken
bir diğer kaynak da yenilenebilir enerji. Rüzgar, güneş, jeotermal, hatta gel-git dalgalarının
hareketinden kaynaklanan birçok noktada yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanma
üzerine konuşuyor. IEA tarafından hazırlanan Dünya Enerji Görünümü Raporu’na göre
yenilenebilir kaynakların kullanımının artmasıyla 2035 yılında bugüne kıyasla 3,5 milyar ton CO2
azaltımı sağlanabilir.

Önümüzdeki dönemde Abu Dhabi gibi gelişmiş konvansiyonel yakıt üreticisi bir ülke bile 2025 ile
2030 arasında ürettiği enerjinin en az yüzde 25’ini yenilenebilir kaynaklardan üretmeyi
hedefliyor. Dünyanın ilk ekolojik şehirlerinden olan Masdar City Birleşik Arap Emirlikleri’nin
bugün “petrol ihracatçısı” niteliğinde olan konumunu bir “enerji ihracatçısı” olmaya doğru
evriltmekteki niyetini açıkça ortaya koyuyor. Geleceğin kenti olarak nitelendirilen Masdar City
dünyanın en prestijli bölgesi olmaya aday. Yüzde 75 elektrik ve yüzde 80 su tasarrufu
sağlanması planlanan şehir için 22 milyar dolarlık yatırım yapıldı ve 25 yılda 2 milyar dolarlık
petrol değerinde enerji tasarrufu yapılacağı öngörülüyor.

Yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımını artırmak gelişmiş ülkelerin de gündeminde yer alan en
önemli maddelerin başında geliyor. Yenilenebilir enerji çevre duyarlılığı açısından insanoğlunun
karşı karşıya olduğu bu hedefleri sağlama zorunluluğu açısından çok faydalı bir uygulama.
Özellikle sıfır ya da minimum karbon salınımına olanak sağlaması ve kullanılan enerji
kaynağının teorik açıdan sınırsız olması, güneş panelleri, rüzgar türbini gibi teknolojilerin
kullanılan yakıt çeşitliliğinde ana eksenlerden birini oluşturması beklentisini yaratıyor.

Elbette ideal olanı bu. Ancak burada da dikkat edilmesi gereken bir konu var ki yenilenebilir
enerjiye yapılan yatırımlar kısa vadede yani bir ya da iki senede kendini çok anlamlı bir biçimde
ifade edebilecek geri dönüşler sağlamıyor. Ülkelerin kendi yapılarına göre ve dünyanın bütünsel
olarak 5-10 yıl gibi uzun vadeli bir yol haritası oluşturması ve uzun vadede yenilenebilir
stratejisini adım adım, nakış nakış örmesi gerekiyor. Zira yenilenebilir enerji teknolojileri ancak
zaman içinde daha etkin ve verimli hale gelebiliyor. Örneğin güneş enerjisinden elektrik üretmek
üzere beş yıl önce kullanılan teknolojiler bugün yetersiz hale gelirken yeni teknolojiler çok daha
etkin enerji üretimini mümkün kılıyor. Malzeme bilimi geliştikçe güneş panellerinde kullanılan
malzemeler daha efektif hale geliyor. Rüzgar türbini üretimi de keza kullanılan malzemelerin
gelişmesine bağlı olarak çok daha düşük maliyetle daha yüksek verim elde edilmesine olanak
sağlıyor. Karbon fiber gibi daha güçlü ve hafif malzemelerinin kullanılması daha geniş rüzgar
türbini kanatlarının üretilmesini mümkün kılıyor.

Yenilenebilir enerji yatırımlarının geri dönüş sağlamasını uzun vadeye öteleyen bir diğer unsur
bu enerji kaynaklarıyla ilgili yerel mevzuatların oluşmasının zaman alması. Türkiye’de uzun
zamandır tartışma konusu olan yenilenebilir enerji kanunu nihayet yürürlüğe girmesine karşın
sektördeki oyuncuların bu yasal düzenlemeden bütünüyle tatmin olduğunu söylemek mümkün
değil. Özellikle teşviklerin oluşması, yerli üretim gibi konular bir süre daha tartışılacağa benziyor.
Diğer bir zaman alacak unsur da standardizasyon. Yenilenebilir enerji teknolojilerinin
yaygınlaşması ve maliyetinin düşmesi için belli standardizasyon süreçlerine ve zamana ihtiyaç
olduğu da aşikar. Öncelikle doğalgaz, nükleer ya da hidroelektrik gibi enerji kaynaklarının,
karbon temelli yakıtların kullanımını olabildiğince azaltacak biçimde yaygınlaşması gerekiyor.
Ancak IEA raporuna göre enerji tüketiminde 2010 yılında yüzde 81 olan fosil yakıtların payı artan
enerji talebine bağlı olarak 2035 yılında bile ancak yüzde 75’e gerileyebilecek. Bu süreçte
doğalgaz, tüketimdeki payını artıran tek fosil yakıt haline gelse de ulaştırma talebindeki artışa
paralel olarak petrol talebi de yüzde 15 artacak.

21. YÜZYILIN SİYASİ GÜCÜ: ENERJİ GÜVENLİĞİ

Dünyada enerjinin geleceğinin tartışıldığı Dünya Gelecek Enerji Zirvesi’nde öne çıkan
konulardan biri de enerji verimliliği oldu. Enerji verimliliği özetle enerjinin, kullanıldığı noktadan
itibaren ölçümlenerek kullanım profillerinin oluşturulması ve bunun sonucunda da enerjinin
planlanmasından tüketilmesine kadar geçen tüm zincirde verimliliği maksimize edecek her türlü
tedbirin alınması olarak özetlenebilir.

Bugün bir binada özellikle enerji kullanımına yönelik doğru tedbirler alındığında enerji
maliyetlerini yüzde 25 ile 75 arasında düşürmek mümkün. Bir üretim tesisinin en önemli
girdilerinden olan enerji kullanımını minimize etmek tesisin direkt olarak karlılığına ve maliyet
yapısına etki edebilecek çok önemli unsurlardan bir tanesi haline geliyor. Bugüne kadar enerji
verimliliğine baktığımızda bunun bütünsel bir süreci kapsayacak bir noktaya gelmesi için
geliştirilen teknolojinin geldiği noktada artık akıllı şehirler tartışılıyor. Her türlü kentsel altyapının
bir yazılım üzerinden kontrol edilebildiği akıllı şehirlerde enerji tüketimi de gerçek zamanlı olarak
izlenebiliyor ve buna yönelik arz ve talebi en doğru biçimde dengelemek mümkün hale geliyor.

Bir anda hayata geçemeyecek olan çözümlerin yapısal olarak oluştuğu dönemde enerji
verimliliği şirketlerin, kurumların ve ülkelerin elindeki en büyük güçlerden biri olacak. Bu nedenle
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkenin ajandasında enerji verimliliği ana gündem
maddesi olarak yer alıyor. Türkiye’de Enerji Bakanlığı’nın önemli önceliklerinden biri olan Enver
Projesi kapsamında kurumları enerji verimliliği konusunda tedbir almaya ve toplumu
bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar başladı. Dünyada bu konuda araştırma-geliştirme ve
teknoloji çalışmaları, bir konut içinde kullanılan sigortalardan geçen akımın toplanarak konutun
toplam enerji kullanımını gerçek zamanlı olarak görmeye ve bunu basit bir tarayıcı üzerinden
internetten takip etmeye olanak sağlayacak boyutlara ulaştı. Bu teknoloji makro düzeyde
düşünüldüğünde bir şehrin, hatta ülkenin elektrik tüketiminin gerçek zamanlı olarak izlenebilmesi
anlamına geliyor. Bu da üretim tesislerinde ve hanelerde ne kadar enerji tüketildiğinin
tespitinden tutun da elektrik planlamasına kadar pek çok alanda pratik maliyet avantajı sağlıyor.

Kısa vadede enerji verimliliğinin uzun vadede ise yenilenebilir ve nükleer enerjinin ülkelere
sağladığı en önemli avantaj bugün Türkiye ekonomisinin de zayıf karnını oluşturan cari açığın
azaltılması şeklinde kendini gösteriyor. Bugün Türkiye’nin cari açık kompozisyonunda en büyük
kalemi enerji ithalatı oluşturuyor. Enerji güvenliği olarak tabir ettiğimiz, bir ülkenin gelecekte
yaşam ve büyüme ihtiyaçlarını karşılayabilecek minimum enerjiyi sağlayabilmesi konusu hayati
bir önem taşırken, sınırlı yakıt tiplerine mahkum ülkelerin enerji güvenliği açısından ciddi açıklar
oluşturduğunu görüyoruz. Enerjide ithal kaynaklara olan bağımlılığın azalmasını sağlayacak
güneş, rüzgar, nükleer gibi teknolojilerin devreye girmesi günün sonunda cari açığın azalmasını
sağlamakla kalmayıp buraya harcanan kaynağın alternatif alanlara kaydırılmasıyla ilave faydalar
sağlayacaktır. 21. yüzyılda uluslararası dengeleri değiştirecek olan en büyük oyunun enerji
oyunu olacağına hiç şüphe yok. Aslına bakılırsa 20. yüzyılda da durum bundan farklı değildi.
Ancak doğanın gördüğü tahribatla değişen tehditler, şimdi oyunun kurallarını değiştirdiği gibi
oyuncuları da değişime zorluyor. Çünkü bu etapta korunması gereken yalnızca çıkarlar değil,
aynı zamanda dünyanın geleceği. Bu durumu kısaca şöyle özetliyor Ban Ki Moon: “İnisiyatif
almanın tam zamanı…”




Yerkürenin 2 derece ısınması insanlığın dönülmez noktası olacak. İnsanoğlu zaten
2 derecelik bir ısı artışına neden olabilecek emisyonun yüzde 85’ini üretiyor.



1,3 milyar
Enerjiye erişimi olmayan kişi sayısı




30,4 milyar ton
Küresel enerji kaynaklı CO2 emisyonunun 2010’da ulaştığı miktar



2020’DEN ÖNCE 1 $
4,3 $ 2020’DEN SONRA
Enerji sektörüne 2020’den önce yapılmasından kaçınılan her 1 dolarlık yatırım 2020’den
sonra daha yüksek emisyonları dengelemek için 4,3 dolarlık ek harcama gerektirecek
36-37-BİZDEN ARÇELİK BAYİİ DANSUK

“ARÇELİK TÜRKİYE’NİN MARKASI...”
Arçelik artık bir beyaz eşya şirketi değil bir çözüm ortağı diyen Dansuk
Mühendislik ve Dansuk Servis’in yöneticisi Deniz Dansuk, Arçelik’le dünya
çapında projelere imza atmayı hedefliyor.



Deniz Dansuk, 1972 yılından bu yana Arçelik Bayii olarak İstanbul, Üsküdar’da hizmet veren
Dansuk Mühendislik ve Dansuk Servis’in ikinci kuşak yöneticisi. Kendisi de mühendis olan Deniz
Dansuk, baba mesleğine bilgisini katmış. Babasının Arçelik’le başlattığı işbirliğini, iklimlendirme
alanına taşıyan Dansuk, bu birleşimle güçlü bir mühendislik firmasına dönüşümü de sağlamış.

Bize yaptığınız işten biraz bahseder misiniz?

Biz burada mühendislik gerektiren bir operasyon yürütüyoruz. Mağazamızda Arçelik
iklimlendirme ve enerji sistemlerini sergiliyoruz. Normal beyaz eşya konseptinin tamamen
dışında bir operasyondan bahsediyorum. Yaptığımız şey ısıtma soğutma sektöründe merkezi
sistemlerin mühendislik hizmetleri ve bu cihazların satışı.

Arçelik ile olan işbirliğiniz ne zaman başladı?

2004 yılından beri Arçelik iklimlendirme ve enerji sistemlerinin satışını ve satış sonrası desteğini
sağlıyoruz. Ancak ilk olarak Arçelik’le çalışmaya başlamamız 1966 yılına dayanır. Babam
1966’da Arçelik’le çalışmaya başlıyor. Bu tarihten 5-6 sene sonra servis talebi çok artıyor. Artan
taleplere cevap vermek içinse Arçelik servisleri arasından seçim yapılıyor. Bizim yetkili
servisimiz de 1972 yılında Türkiye çapındaki 5-10 yetkili servisten biri olarak kuruluyor.

Ben İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra yaklaşık dört sene boyunca mobil
iletişim üzerine yabancı bir şirkette çalıştım. Babam da emek sarfettiği bu alanda çalışıp
çalışmayacağım üzerine düşünmemi istemişti. 2002 senesinde katıldığım bir toplantıda bir
büyüğümüz şöyle dedi: “Çalıştığın şirket dünyanın en büyük şirketi ama şu an Türkiye’de var,
ileride ne olacağı belli değil. Fakat Arçelik Türkiye var oldukça varlığını sürdürecek.” Bu sözler
bana çok doğru geldi ve babamın 30 sene emek sarfettiği bu sektöre ben de girdim. Arçelik
servis operasyonunun başına geçtim. İklimlendirme sektöründe mühendislik operasyonunu
gerçekleştirdik. Kamuya ait birçok binanın iklimlendirmesini yaptık. Farklı projelerde yabancı bir
şirketle beraber çalıştık, danışmanlık hizmeti verdik. 2007 yılına geldiğimizde ise Koç Topluluğu,
LG ile iklimlendirme sektörüne girdi. Çevremizdeki insanlar Arçelik’in beyaz eşya markası
olduğunu, merkezi iklimlendirme sistemi üzerine çalışma yapamayacağını söylese de biz
analizler yapmaya başladık. Arçelik’teki büyüklerimiz de destek verdiler. Bize bir showroom
kurmamızı söylediler. Kurduğumuz showroomda en son teknoloji ürünleri sergiliyoruz. Üst katta
mühendis arkadaşlar çalışıyor. Onlar projenin dizaynını, projelendirme öncesi-sonrası takiplerini
yapıyorlar.
İşiniz gündelik yaşamınızı nasıl etkiliyor?

Teknoloji operasyonu kolay bir operasyon değil. Sürekli kendimizi yenilememiz, tüm teknolojileri
takip etmemiz lazım. İngiltere, Almanya, Japonya… Teknoloji dünyanın neresindeyse peşinde
olmanız lazım. Çalışma saatlerimiz çok uzun, aile hayatından feragat etmek gerekiyor. Herkesin
çok kolay yapabileceği bir iş değil. Sadece teknik bilginizin, projeksiyonunuzun ya da
finansmanınızın olması yetmiyor. Birçok kalem alt alta geldiğinde başarı geliyor.

Peki hem Koç Topluluğu hem de Arçelik LG size nasıl bir destek verdi?

En önemlisi manevi destek verdiler. Türkiye’de faaliyet gösteren iklimlendirme şirketleri
genellikle yurt dışı kökenli. Genelde distribütörler aracılığıyla hareket edip 4-5 senede bir el
değiştiriyorlar. Biz ise Türkiye`deki sistemi biliyoruz. Bu konuda bize çok ışık tuttular. Biz de bu
sayede önümüzdeki 3-4 yılı planlayarak bugünlere geldik.

Servisler veya bayiler ile toplum arasında güçlü bir koordinasyon var mı?

Gerçekten var. Biz şu an Türkiye’nin her tarafında operasyon gerçekleştiriyoruz. Gittiğimiz
yerlerde ne zaman yardım istesek herkes destek veriyor. Hatta ülke dışında da aynı şey geçerli.
Bakü’de, Romanya’da projeler yaptık. İnsanlar ellerinden gelen her yardımı yapıyorlar. Bu büyük
bir şans.

Bu başarılar beraberinde herhangi bir ödülü de getirdi mi?

2007 yılında Yaratıcı ve Yenilikçi Yıldızlar Ödülü’ne hak kazandık. O gün babam orada olamadı.
Ancak 30. yıl beratını Bülent Bulgurlu’dan ben aldım. 30 yaşındaydım ve 30. yıl beratını aldım.
Çalışmalarımızda hem Topluluk’tan hem de aileden büyük destek aldık. Sağolsunlar açılışımıza
teşrif ettiler.

Şirketinizde kaç kişi çalışıyor?

Şu anda servis organizasyonuyla beraber 70’e yakın çalışanımız var. Bazen bu sayıda artış
olabiliyor. Büyük projelerde kadronun daha geniş olması gerekiyor. Sektörde farklılık yaratmanız,
birçok kişinin yapamadığını sizin yapmanız gerekiyor. Biz mal satmıyoruz, çözüm ortaklığı
üretiyoruz. Büyük binaları, genel müdürlük binalarını, mağaza zincirlerini bize emanet ediyorlar.
Orada büyük topluluklar zaman geçiriyor. Bu yüzden bizim de yaptığımız projenin arkasında
durmamız ve iletişimimizi sürdürmemiz gerekiyor.

Arçelik’in bugün geldiği nokta hakkında ne söylersiniz?

Artık Arçelik sadece beyaz eşya şirketi değil bir çözüm ortağı. Arçelik’in büyüklüğü bir başka
büyüklük. Ülkemizde büyük organizasyonlar yapan, büyük çözümler üreten firmalara ihtiyaç var.
Burada distiribütörle ayakta duran birçok şirkete karşılık Arçelik, Türkiye’nin markası…

Sizin nasıl bir hedefiniz var?

Arçelik markasının gücüyle dünya çapında bir proje gerçekleştirmek en büyük hedefim.

Arçelik’le hedefleriniz örtüşüyor mu?
Kesinlikle. Bizim Arçelik’in hedeflerine ufak bir katkımız varsa ne mutlu bize. Sektöre
getirilebilecek birçok büyük yenilik var aslında. Çünkü sektördeki en büyük sıkıntı üreticilikten
uzak, yabancılar ne yaparsa onu uygulayalım tarzında firmaların varlığı. Böyle olmasından
ziyade firmalara sürdürülebilir enerji kaynakları konusunda, yeni çözümler ulaştırılması
konusunda yeniliklere ihtiyaç var.

Peki sürdürülebilirlik?

Kesinlikle. Çünkü o noktada bu işin arkasında ne kadar uzun süre durabiliriz diyoruz. Projeyi
çözüp ilerletelim ama o kullanıcının çözüm ortağı olarak sorumluluğumuz devam ediyor gözüyle
bakıyoruz. Her şeyi yapmaya çalışan ya da mühendisliğe ticari olarak bakan birçok firma var.
İşte bu tür şirketlerle uzun vadeli ilişki yaşamak çok zor. Biz bundan özellikle kaçınıyoruz.

Adı güvenle özdeşleşmiş bir holdingle çalışıyorsunuz. Ancak konuşmalarınızda ciddi bir
aidiyet duygusu taşıdığınız hissediliyor. Bütün bu bayi ve servis ağının taşıdığı aidiyet
duygusunun sırrı sadece güvenilir bir kurumla çalışmak mı?

Bunun sırrı önce Vehbi Bey’in sonra bugünkü yöneticilerin vizyonerliğinde aslında. Çünkü bir
ürün üretebilirsin, ancak çok iyi servis ve bayi ağı kurmazsan olmaz. Vehbi Bey’in hayat
hikayesini anlatan kitabında okuduğum bir şey vardı: “Çalıştığımız Amerikalı şirketin yöneticisi
tavsiye etti” diyor Vehbi Bey: “Biz en iyi üniversitelerden başarılı öğrencileri alıp yetiştirmek
isteriz. Bunlardan üçte ikisi gider, üçte biri kalır. Ama biz bunlara en iyi imkanları sunalım ki o
üçte biri zaten onları geri döndürür.” Bu çok önemli bir yaklaşım. Ben ülke değerlerine çok önem
veririm. Bunu çok fazla insanlar yapmıyor, daha ticari düşünüyorlar. Bazı değerlere sahip
olduğunuz zaman zaten kısa değil ama uzun vadede büyük imkanlara sahip olabiliyorsunuz.
Koç Topluluğu böyle bir organizasyon. Bugün Arçelik’in başarılı olması demek; hepimiz için
büyük bir gurur kaynağı. Çünkü uluslararası alanda rekabet eden aslında firmalar; ülkeler değil.
Bugün Arçelik gibi dünya çapında iş yapan fazla şirket yok.




Sadece teknik bilginizin, projeksiyonunuzun ya da finansmanınızın olması yetmiyor. Birçok
kalem alt alta geldiğinde başarı geliyor.
38-39-BİZDEN GÜRKAN AKAR



ÖZGÜRLÜĞÜN SİMGESİ ONUN TUTKUSU OLDU
Divan İstanbul City çalışanı Gürkan Akar, yakalandığı hastalık sonrası tutkusu
haline gelen kanarya ve egzotik kuşlara hayatını adamış.

Yaşamın koşturmacasından uzak kalmak adına herkesin bir hobisi vardır. Gürkan Akar’ın da
öyle. Ancak onun hobisi diğerlerinden biraz farklı. 2005 yılında yakalandığı kanser hastalığının
ardından zoru başarmak adına Türkiye’de yetiştirilmesi güç kuş türlerine merak salan Akar, bu
amacına ulaşmış. Sahip olduğu kuşlarla çeşitli yarışmalarda önemli dereceler alan Gürkan Akar,
bu hobisini dünya çapındaki yarışmalara taşımakta kararlı.

Bilinen hobi türlerinin dışında farklı bir hobiniz var. Kanarya ve egzotik kuşlara olan
ilginizden bahseder misiniz? Nasıl başladı?

Daha önceleri muhabbet kuşu yetiştiriyordum. 2005 yılında yakalandığım kanser hastalığı ve
tedavisi sonrasında çok zor olanı başarabildiğimi düşünmeye başladım. Bu düşünceyle önce
kanarya sarı beyaz mozaik türü beslemeye ve yarışlara katılarak kaliteyi ölçmeye çabaladım.
Emeğimin karşılığı başarı olarak dönünce daha ileri olan Avustralya kıtası egzotik kuşlarını
yetiştirmeye başladım. Star finch ile başlayıp diğer türleri hem yetiştirmeye hem de çeşitli
yarışmalarda dereceler almaya başladım. Bu da beraberinde tutkuyu getirdi.

Bu hobinizin sağlığınıza ne gibi etkileri oldu? Hastalığınızı yendiniz mi?

Evet, yendim denebilir. Çünkü en riskli olan beş yılı atlattım. Tabii ki hobimin insana huzur veren
etkisinin buna büyük katkısı oldu. Kuş sesinden etkilenmeyen kimse var mıdır? Kuşlarla ve
onların yavrularıyla meşgulken hastalığı ve hastalığın getirdiklerini düşünmüyor, moralini
bozmuyorsun. Bu da en büyük ilaç.

Özellikle bu türlerle ilgilenmenizin sebepleri nelerdi?

Fenerbahçeli olmam ve sarı beyazlı formaya olan sevgim nedeniyle ilk olarak kanarya ve sarı
beyaz mozaik beslemeye başladım. Avustralya egzotik kuşlarında ise farklı bir amacım vardı. Bu
türün iklim, doğa ve yem çeşitliği gibi sorunları nedeniyle kimse onları yetiştirme konusunda
başarılı olamıyordu. Ben de zoru başarma isteğiyle bu ırklara yöneldim.

Zamanla farklı türlerin yetiştiriciliğini de yapmaya düşünüyor musunuz?

Tabii ki evet. Şimdiden Çin mavi bıldırcını, Amerikan bobwayt bıldırcını yetiştirmeye başladım.
Şu an Bulgaristan kumruları üzerinde çalışıyorum.



Yetiştiricilik zor bir hobi mi? Nasıl sorumluluklar gerektiriyor?
Zor değil. Özellikle de benim için hiç zor değil. Ama bu hobi için ilk olarak okumak ve bilgi sahibi
olmak birinci sorumluluk. İkinci önemli konu ise onların da birer canlı olduğunu unutmadan tüm
ihtiyaçlarını karşılamak. Örneğin günde en az bir kere bu ihtiyaçları ile ilgili kontrolleri yapmakta
fayda var. Özellikle yaz aylarında susuzluk tehlikesi yaşayabiliyorlar.
Bu sorunu aşmak için de özellikle tatil dönemlerinde ek yemlik ve sulukları kullanıyorum. Bu
sayede 4-5 gün idare edebiliyorlar.

Kuşların bakımı için çok fazla harcama yapmanız gerekiyor mu?

Eğer benim gibi ırkının en iyilerini yetiştirip yarışlara katılmak hedefleniyorsa ilk damızlık
alımında çiftine 200 TL ile 600 TL arası bütçe ayırmanız gerekiyor. Ama düz bir hobici
olacaksanız bu rakamlar 80 -100 TL arasında değişiyor. Ben 40 adet kanarya için yıllık 200 TL
yem ve mama harcaması yapıyorum. Bunun dışında kuşların barınmasını sağlayacağınız yeriniz
yoksa bunun için de bir kira ödemeniz gerekiyor. Ancak çıkan yavrular fazlasıyla bu masrafları
karşılıyor. Günde bir paket sigaraya yıl boyunca ödenen parayı düşününce bu rakamlar bence
bir hiç.

Bu hobiniz için nasıl bir mekana sahipsiniz?

Önceleri evimin balkonunda 3 metrekare yer ayırmıştım. Şu an ise Avcılar’da dört arkadaşımla
120 metrekare dükkanı birlikte kullanıyoruz. Tabi bu benim yetiştirdiğim kuş çeşidini
abartmamdan da kaynaklanıyor. Çünkü bu hobi için bir kafes ve bir yuvalık yeterli. Ev bakıcıları
için de çok uygun bir hobi. Çünkü bu ırklar muhabbet kuşu kadar tüy dökmüyor.

Bu hobiniz sayesinde kaç ödülünüz oldu?

Bu yıl Beykoz’da düzenlenen Türkiye Egzotik Kuşlar yarışmasında 10 kuşta
sekiz derece, aralık ayında gerçekleştirilen Türkiye finalinde ise 14 kuşta 11 derece yaptım. Star
finch türünde Türkiye 1-2-3-4-5’incisi, baykuş ispinozu türünde Türkiye 1’incisi ve 2’incisi, kiraz
ispinozu türünde 1’inci ve 2’inci, çim ispinozu türünde 5’inci, bengal ispinozu türünde ise Türkiye
5’incisi oldum. Bugüne kadar yaklaşık 60 civarında kupa ve madalya aldım.

Peki dünya çapında yarışmalara katılmayı düşündünüz mü?

Sponsor bulursam hedefim dünya çapında yarışmalara kuş göndermek. 10 kuş için ortalama
500 Euro gibi bir bedel ödemem gerekiyor.

Aynı zamanda iş yaşamınıza devam ediyorsunuz. Hem işiniz hem hobiniz bir arada nasıl
yürüyor?

Haftanın üç günü sabahları normal saatimden yarım saat önce evden çıkıp ilk olarak kuşları
kontrol ediyorum. Sonrasında işime gidiyorum. Akşam iş dönüşünde de yine yem ve su
kontrollerini yapıyorum. Kuşlara en çok yavru zamanı olan nisan ve mayıs aylarında sabah-
akşam mama vermek gerekiyor. O dönem en hareketli, en can alıcı dönemimiz. Sonrasında
rahatız. Kuşların verdiği dinlenme ve motivasyon bana öyle yansıyor ki işimde ve yarışmalarda
başarıya ulaşabiliyorum.

Ailenizin bu hobinize yaklaşımı nasıl?
Özellikle sekiz yaşındaki kızım Irmak en büyük destekçim ve yardımcım. Yarışmalara
usanmadan gelir. Yavru zamanı kuşların bakımına hep destek olur. Kuzenim Habibe maddi
manevi hep yanımdadır. Annem ve babam ilk başlarda sorun etseler de ben mutlu olunca bir
şey diyemediler. Herkesin önyargıları değişti, şimdi kuşlara benden çok meraklılar.

Sizin teşviğinizle bu ilginizi hobi edinen yakınlarınız oldu mu?

Evet oldu. İzmitli arkadaşım Mustafa, Yalova’daki kuzenim Kemal, Divan City’deki pastacımız
Veysel, teknik birimden Davut bey… Şu an yeni başladıkları için küçük bir hobi gibi görünse de
ileride benim gibi olacaklarını düşünüyorum.

Sizce hobiler insana nasıl katkılar sağlıyor? Gündelik yaşamını nasıl farklılaştırıyor?

Bir kere sorumluluk duygusu güçleniyor. Kötü alışkanlıklara ayıracak zamanınız olmuyor.
Zamanınız boş geçmiyor. Özellikle bir canlıyı çoğaltmak, ona katkı sağlamak, sonunda ben
başardım demek çok güzel. Gündelik yaşamda etrafınıza gülücükler saçmanıza, gününüzün iyi
geçmesine yardımcı oluyor. Bunun yanında daha planlı yaşamak zorunda olduğunuz için daha
düzenli bir hayatınız oluyor.

Bu konuya ilgi duyanlara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Amatörce ya da profesyonelce olsun, ama mutlaka böyle bir uğraşınız olsun. Kuşlardan bugüne
kadar kime zarar gelmiş? Ama bir kuşun size babacım demesi, bir diğerinin verdiğiniz yemi
yerken size minnetle dolu bakışları, yavruların rengarenk gelişimlerine şahit olmak inanın çok
hoş. Unutmayın, hayvan sevgisi olmayanda insan sevgisi olmazmış.



Kuşlar beni motive ediyor. Bu sayede başarılı oluyorum.
40-43-TOPLUMSAL SORUMLULUK-ÜLKEM İÇİN

ÜLKEM İÇİN GÖNÜLLÜLERİNE TEŞEKKÜRLER
Düzenli kan bağışçılığı alışkanlığını yaymak amacıyla gerçekleştirilen “Ülkem İçin
Kan Veriyorum” kampanyası, Koç Topluluğu şirketleri, çalışanları ve bayilerinin
desteğiyle 240 bini aşkın hayat için umut, Türkiye için ise örnek oldu.



31 Mayıs 2006’da sorumlu vatandaşlık kültürünü yaygınlaştırmak için başlatılan, ülkemizin
ihtiyaçlarına odaklanılmasına imkan veren örnek bir sosyal sorumluluk projesi olan “Ülkem İçin”
projesi 2010-2011 yılında benzeri görülmemiş bir başarıya imza attı. “Ülkem İçin Kan Veriyorum”
sloganıyla yola çıkılan 2010-2011 yılı uygulamasında Türk Kızılayı ile birlikte kan bağışının
önemi konusunda toplumda farkındalık yaratılması ve kan bağışçılığında sürdürülebilirliğin
sağlanması amaçlandı. Kampanya kapsamında 30 Mayıs 2010 ile 30 Ocak 2012 tarihleri
arasında 103 bin 733 kişide farkındalık yaratıldı. Toplumsal sorunlara karşı daha katılımcı bir
tutum geliştirmeyi hedefleyen bir proje için son derece önemli bir başarı olan bu oran, kampanya
kapsamında bağışlanan kan miktarının 83 bin 579 üniteyi bulmasıyla daha da hayati bir değer
kazandı.

Türk Kızılayı’na bir kurum tarafından sağlanan en yüksek kan bağışını gerçekleştiren ve ulaştığı
kitlenin büyüklüğüyle kan bağışı konusunda toplumsal bilinçlenmeye büyük katkıları bulunan
Ülkem İçin Kan Veriyorum kampanyasının bu başarısında Koç Topluluğu çalışanları ve
bayilerinin gönülden destekleri son derece önemli bir yer tutuyor. Bu başarıda payı olan ve
uyguladıkları kampanyalarla fark yaratan Ülkem İçin Elçileri bayilere ve şirketlere, Koç Topluluğu
Üst Düzey Yöneticiler Toplantısı’nda takdim edilen ödüllerle teşekkür edildi.

“Ülkem İçin Kan Veriyorum” kampanyasında bu sene gösterdikleri içten çaba ve gönüllülük ile
Tokat, Hatay, Mersin, Ağrı, Karaman, Batman, Adıyaman, Giresun, Osmaniye ve Çankırı illeri, il
hedeflerine göre yüzde 100’ün üzerinde kan bağışı sağlayarak “İl Hedefini Aşanlar” oldu.
Mersin’de Kızılay’a mobil araç ihtiyacı için minibüs bağışlayan Fiat Bayi Boranlar Otomotiv sahibi
Seyit Serdar Akyurt ve İstanbul Gaziosmanpaşa’da Sağlık Ocağı yaptıran Arçelik Bayi Halil
Dönmez tanıtım ve protokol ile uygulamayı zenginleştirdi. İstanbul, Hatay, İzmir, Samsun, Tokat,
Mersin, Kocaeli, Zonguldak ve Manisa illeri ise onlarca kan bağışı kampanyasına imza atarak
farkındalık yarattı.



ŞİRKETLER KATKI İÇİN YARIŞTI

Şirket uygulamasında ödüllendirme, şirketlerin ölçeğine göre değerlendirildiği iki ayrı kategoride
yapıldı. Birincilik ödülü her iki kategoride sağlanan kan bağışı rakamının toplam şirket çalışan
sayısına oranı ile belirlendi. Değerlendirme, tek lokasyonda 2500’ün altında çalışan sayısı ile
faaliyet gösteren şirketler ve 2500’ün üzerinde çalışan sayısı ve birden fazla lokasyonda faaliyet
gösteren şirketler arasında yapıldı. Buna göre ilk kategoride birincilik kazanan Koç Topluluğu
şirketi Setair, ikinci kategoride birincilik kazanan şirket ise Koçtaş oldu. Toplam 44 çalışanı
bulunan Setair bünyesinde 188 ünite kan bağışı gerçekleştirerek yüzde 268 oranında kan bağışı
sağlandı. 2969 çalışanı olan Koçtaş’ta ise 1229 ünite kan bağışı ile yüzde 41 oranında başarı
sağlandı ve kampanyalar 29 farklı lokasyonda gerçekleştirildi.



“Ülkem İçin Kan Veriyorum” kampanyasında bir kurum tarafından sağlanan en yüksek bağış
oranıyla Türkiye çapında büyük bir başarı elde edildi.



TOPLUMUN HER KESİMİNDEN DESTEK

Yaratılan değer 2010 yılında olduğu gibi 2011 yılında da toplumun her kesiminden takdir
görmeye devam etti. Aralarında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek gibi siyaset dünyasının önemli
isimlerinin de bulunduğu pek çok kişi kan bağışlayarak kampanyaya destek verdi. Bu denli geniş
bir kitleye ulaşma başarısı nedeniyle de pek çok ödüle layık görülen “Ülkem İçin Kan Veriyorum”
kampanyası Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) tarafından Sosyal Sorumluluk-Sağlık
kategorisinde Altın Pusula Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca, Özel Sektör Gönüllüleri Derneği’nin
(ÖSGD) en yaratıcı proje fikri olarak ilk yılında ödüllendirdiği proje, yıllar içinde gelişerek
dönüştüğü gönüllülük programı ile 2011 yılında da ÖSGD tarafından “En Başarılı Gönüllülük
Programı” ödülüne layık görüldü.



İL UYGULAMASI BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ ADANA’YA
Ülkem İçin Elçileri yakalanan başarıda büyük pay sahibi oldular.

Ülkem İçin Projesi 2011 yılı uygulaması için il birincisini belirlemek amacıyla dört kriter
belirlenmişti. Kızılay tarafından hedeflenen il bazında yıllık hedefin tutturulması, gerçekleştirilen
kan bağışı kampanyası sayısı, uygulamanın il içinde tanıtımı ve yerel protokolün uygulamaya
dahil edilmesi gibi kriterlerin tamamını başarıyla sağlayan il Adana oldu. Adana Arçelik ve Ford
Bayii Ali Gizer ve Tofaş Bayii Faruk Mıçı önderliğinde, Adana’da 2011 yılında toplam 8 bin 366
ünite kan bağışı sağlandı.



KOÇ TOPLULUĞU SOSYAL SORUMLULUKTA ÖNCÜ

Adana’daki Ülkem İçin Elçileri Ali Gizer ve Faruk Mıçı kampanyaya ilişkin düşüncelerini, illerinde
uyguladıkları kampanyaları ve bu kampanyaların çevrelerinde yarattığı etkileri Bizden Haberler
Dergisi ile paylaştılar.

Şu ana kadar Koç Topluluğu’nun hangi sosyal sorumluluk projelerinde yer aldınız?
Ali Gizer: Projedeki beşinci yılımız. İlkinde yine çok güzel bir projeye el attık ve “Eğer anne
babalarına bir şey olursa bu çocukların hali ne olur” düşüncesi ile bir engelli okuluna kalıcı
olabilecek yatakhaneler, kütüphaneler yaptırdık. Çok güzel ve isabetli bir projeydi. İkinci
projemizde bir köy okulunu tanzim ettik. Tek sınıflı bir okuldu, biz iki sınıf ilave ettik ve modern
bir hale getirdik. Üçüncü projemizde TEMA Vakfı ile ağaç diktik. 2009’da da çocuklara çevre
eğitimi verdik. Kan bağışı ile ilgili 2010 ve 2011’de kanın insandan başka kaynağı olmadığını
anlatıp, kan bağışçılarını sürekli kan vermeye ikna ettik ve burada da çok başarılı olduk. Bu yıl
Kızılay ile birlikte üniversite öğrencileriyle çalıştık. Üniversiteli arkadaşlarımız hafta sonları
alışveriş merkezlerinde ve diğer kalabalık alanlarda insanları kan vermeye davet ettiler. Bu,
bizim için çok güzel bir projeydi. Ben aynı zamanda Adana Ticaret Odası Başkanıyım. Bu
avantajdan da faydalanarak Ticaret Odası, Sanayi Odası, Borsa ve Organize Sanayi
Bölgesi’ndeki tüm arkadaşları organize ettim ve bu şekilde kan bağışını temin ettik.

Faruk Mıçı : “Ülkem İçin Kan Veriyorum” kampanyası benim yer aldığım ilk projeydi. 80’i aşkın
çalışanımız var. Onlar ve aileleri sayesinde ve tabii ki Ali Bey’in Ticaret Odası Başkanı
olmasından dolayı geniş bir çevreye ulaşabildik. Bu bizi çok mutlu etti.



Koç Topluluğu’nun sosyal sorumluluk yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ali Gizer: Koç Topluluğu sosyal sorumluluk projelerinde Türkiye’de her zaman öncü ama Ülkem
İçin projesi çok daha özel bir proje. Zaten Koç Topluluğu her şekilde sosyal sorumluluğun bilinci
ile hareket etmiş bir kurumdur. Biz de bu Topluluğun üyesi olmaktan dolayı gururluyuz.
Topluluğun bu ülkeye verdiği katkılar anlatmakla bitmez. Ülkem İçin projesi bizlerin ve Koç
Topluluğu’nun diğer üyelerinin de katkılarıyla hakikaten ülkeye sosyal sorumluluk duygusunu,
bilincini aşıladığı için çok büyük önem taşıyor. Şimdiye kadar yaptığımız projeler de Türkiye
çapında ses getirmişti. Bundan sonra da çok daha iyi projelere imza atacağımızı tahmin
ediyoruz.

Faruk Mıçı: Bugüne dek düzenlenen kampanyaların kesinlikle çok başarılı olduğunu
düşünüyorum. İleriki senelerde umuyoruz ki daha da iyi olacak. Ali Bey ile bu projelerin daha
başarılı hale gelmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Tabii ki Koç Holding de kendi üzerine
düşeni fazlasıyla yapıyor.



Kampanyanın toplumu bilinçlendirdiğini düşünüyor musunuz?

Ali Gizer: Türk insanı zaten çok duyarlı. Önemli olan bu duyarlılığı işleyebilmekti ve biz bunu
yaptık. Biz insanlara “bir hayat kurtarır mısın, senin de kan vererek hayat kurtarma şansın var”
dedik ve bu bilinci aşıladık. Her şeyden önemlisi üç ayda bir düzenli olarak kan vermenin insan
sağlığı için ne kadar faydalı olduğunu anlattık. Önemli olan o insanlara ulaşma şansını
yakalayabilmekti. Yaylalara, deniz kenarlarına gittik, çalışanlara ulaştık. Eğer projeniz gerçekten
iyiyse insanlara ulaşmayı başardığınız andan itibaren çok olumlu sonuçlar alıyorsunuz.
Faruk Mıçı: Evet, bu kampanya kesinlikle bilinçlendirme konusunda çok etkili oldu. Çalışanlar
da, çevredeki insanlar da kan bağışına çok sıcak baktı. Bir de Koç Topluluğu gibi bir Topluluk
buna ön ayak olunca bu bilinçlenme daha da artıyor tabii. Çevremizdeki insanlarda kan bağışına
yönelik bir duyarlılık başladı. Tabii işin doğrusu şu, bir insanın sağlıklı olabilmesi için zaten
senede bir kez kan vermesi lazım. Kendi sağlığı açısından da bu çok önemli.

Kişisel olarak nasıl bir deneyim yaşadınız?

Ali Gizer: Bundan daha büyük bir keyif olur mu? Hem toplumu bilinçlendiriyorsunuz, hem
topluma kan verme alışkanlığını yayıyorsunuz, hem de toplumun duygularını açığa vurmasını
sağlıyorsunuz. Burada bizim keyif almamamız mümkün değil.




“ÜLKEM İÇİN” 2011 UYGULAMASINA KATILAN ŞİRKETLERİMİZ

AES Entek/Eltek       Callus                 Koç Bilgi ve Savunma   Koçtaş             Setair

Akpa                  Demir Export           Tekn.                  Mogaz              Setur

Arçelik               Ditaş                  Koç Emeklilik Vakfı    Opet               Setur Marinalar

Arçelik LG            Divan                  Koç Finans             Otokar             Tanı

Ark İnşaat            Düzey                  Koç Holding/VKV        Otokoç Otomotiv    Tat Konserve

Aygaz                 Ford                   Koç Lisesi             Ram Dış Ticaret    THY Opet

Aygaz Doğalgaz        Harranova              Koç Sistem             Ram Sigorta        Tofaş/Koç Fiat

Bilkom                Katron                 Koç Üniversitesi       RMK Marine         Tüpraş




2011 YILI ÜLKEM İÇİN ELÇİLERİMİZ

                  Arçelik ve Ford bayii   Ali Gizer
Adana
                  Tofaş bayii             Gökhan Mıçı
Adıyaman          Arçelik bayii           Nuri Çelik
Afyon             Arçelik bayii           Mehmet İşbilir
Ağrı              Arçelik bayii           Yılmaz Sağın
Aksaray           Beko bayii              Bekir Kulak
Amasya            Arçelik bayii           Murat Emin Özkök
Ankara            Arçelik bayiileri       Mehmet Aktaş,Kamuran Kutlucan, Emin Koç,Cenk Konanç
                  Arçelik bayiileri       Ömer Sami Topay, Hürol Şenbay
Antalya
                  Beko bayiileri          Mustafa İskender, Adnan Sevim
Ardahan           Opet Bayii              Akın Fırıncı
Artvin            Ford bayii              Yüksel Karakurt
Aydın             Tofaş bayii             Selami Özpoyraz
Balıkesir         Beko bayii              İbrahim Kantarcı
Bartın            Opet Bayii              Mustafa Çiftçi
Batman            Arçelik bayii           İhsan Borak
Bayburt           Aygaz bayii             Muharrem Çarpadan
Bilecik           Arçelik bayii           Ali Pamukçu
Bingöl            Arçelik bayii           Tuncer Çılgasit
Bitlis            Beko bayii              Fehmi Kaleli
Bolu            Beko bayi           Yahya Günay
Burdur          Aygaz Bayii         Hasan Ali Daldal
                                    Cenk Bilecikli, Hakkı Özay,
Bursa           Arçelik bayiileri
                                    Cem Yüksel, Mert Meriç
Çanakkale       Tofaş bayii         Can Mildon
Çankırı         Arçelik bayi        İsmail Sarıkaya
Çorum           Arçelik bayii       Mustafa İstanbulluoğlu
Denizli         Opet bayii          Sadık Uzunoğlu
Diyarbakır      Arçelik bayii       Sıddık Kurul
Düzce           Arçelik bayii       Erben Çakman
Edirne          Beko bayii          Recai Aran
Elazığ          Tofaş bayii         Mehmet Metin
Erzincan        Beko bayi           Murat Yurt
                Ford bayii          Muammer Cindilli
Erzurum
                Tofaş bayii         Engin Çimen
Eskişehir       Arçelik bayi        Mustafa Özgül
                Tofaş bayii         Ali Topçuoğlu
Gaziantep
                Ford bayii          Erol Doğaner
Giresun         Beko bayii          Sertaç Güneş
Gümüşhane       Beko bayii          Muharrem Bozkır
Hakkari         Arçelik bayii       Ali Şen
Hatay           Ford bayii          Osman Ovalı
Iğdır           Arçelik bayii       Cafer Yeşil
Isparta         Arçelik bayii       Mümtaz Armağan
İçel-Mersin     Arçelik bayii       İbrahim Kiper
                Ford bayii          Uğur Yalçınkaya, Mehmet Ali Ceceli
                                    Mithat Ümitli, Hüseyin Gencer, Erhan Sedar, İlker Denizli, İrfan Uysal,
İstanbul
                Beko bayii          Hasan Öztürk, Mehmet Keleş, Altan Özkan, Yusuf Karataş, Yakup
                                    Aslan, Taşkın Erdoğan, Özkan Şendir, Doruk Bulut




                                    Bilal Gürses, Bülent Karabağ, Özkan Lostar, Zafer Kitapçı, Süleyman
                Arçelik bayiileri   Acar,Halil Dönmez, Halit Uslu,Nail Mersin, Nurdan Mehri, Abdullah
İstanbul
                                    Çoksüer,Melih Albayrak, Cemalettin Akçay, İrfan Kabil,Songül Toprak
                Fiat bayiileri      Selçuk Dener, İzzet Parlar
                Arçelik bayii       Engin Soy,
İzmir
                Birmot              Mürsel Yakut
Kahramanmaraş   Arçelik bayii       Ökkeş Güner
Karabük         Arçelik bayii       Hamdi Yenigün
Karaman         Arçelik bayii       Nadir Nas
Kars            Arçelik bayii       Mehmet Sani Erdoğdu
Kastamonu       Opet bayii          Doğan Ünlü
Kayseri         Opet bayii          Latif Başkal
Kırıkkale       Arçelik bayii       Adnan Yıldız
Kırklareli      Arçelik bayiileri   Selim Kınalı
Kırşehir        Arçelik bayii       Mustafa Büyükşahin
Kocaeli         Arçelik bayii       Mesut Baştürk
Konya           Arçelik bayii       Şeref Kamışçıoğlu
Kütahya         Arçelik bayii       Ebubekir Özerdoğmuş
Malatya         Ford bayii          Nurhan Kılıçarslan
Manisa          Beko bayii          Mehmet Yumrukaya
Mardin          Arçelik bayii       Fatin Ergin
Muğla           Arçelik bayii       Kenan Değertaş
Muş             Beko bayii          Ekrem Demirel
Nevşehir        Opet bayii          İbrahim Karaşahin
Niğde           Arçelik bayii       Haccı Emin Özdemir
Ordu            Arçelik bayii       Kamil Ersoy
Osmaniye    Arçelik bayii   Arif Kabul
Rize        Aygaz bayii     Mustafa Artan
Sakarya     Arçelik bayii   Mücahit Aslan
Samsun      Arçelik bayii   Rüştü Araboğlu
Siirt       Beko bayii      Abdulkadir Demirhan
Sinop       Tofaş bayii     Gülşah Kayıkçıoğlu
            Arçelik bayii   Melih Balk
Sivas
            Tofaş bayii     Onur Sünbüloğlu
Şanlıurfa   Arçelik bayii   Mehmet Ali Coşandal
Şırnak      Beko bayii      Faruk Aydın
Tekirdağ    Beko bayii      Raşit Akın
Tokat       Arçelik bayii   Kadim Durmaz
Trabzon     Tofaş bayii     Erol Tuna
Tunceli     Beko bayii      Yusuf Cengiz
Uşak        Arçelik bayii   Ziya Tiritoğlu
            Ford bayii      Ali Çiçeksay,
Van
            Tofaş bayii     Ozan Şengül
Yalova      Arçelik bayii   Taner Fedar
Yozgat      Arçelik bayii   Şenol Daştan
Zonguldak   Beko bayii      Ayşen Orhan
44-45-SEYİR DEFTERİ

DÜNYANIN ÇATISINA YOLCULUK
Khumbu Buzulu yanındaki Everest Ana Kampı’na Yapı Kredi bayrağı diken
Bayram Kuytan iç sponsorluk desteğiyle gerçekleştirdiği bu zorlu macerasını
Bizden Haberler Dergisi için kaleme aldı.



Üç yıldır biriken tırmanış umudu, 2011 yılının Nisan–Mayıs aylarında yeniden yeşermeye
başladı. Her defasında bir şeyler engel olmuştu planlarımıza. Nisan ayının başında gelen bir
e-posta ile bir anda kendimi organizasyonun içinde buldum. Bankamızın 2011 yılı iç sponsorluk
desteği, mesaj trafiği, pasaport işlemleri, uçak bileti, neredeyse bir aylık izin, malzeme seçimi ve
temini ve ani bir karar ile kendimi 4 Ekim 2011 günü saat 02:00’da Katmandu uçağının içinde
buluverdim.

Grup, biri Amerikalı, biri Kanadalı ve 10’u Türk olmak üzere toplam 12 kişi. Bu tür faaliyetlerde
grubun daha önceden birbirini tanıması çok yararlı. Ancak, bu faaliyette çok fazla tanışıklık yok,
tek şansımız uzun yıllardır aynı kültürü ortak bir paydada paylaşıyor olmamız. Herkes bir
bütünün parçası gibi davrandı ve sürekli birbirine destek oldu. Çünkü yaşanabilecek bir sorun ya
da kaza, bu kadar uzun bir yolculukta ciddi sıkıntılar yaratabilirdi.

Yaklaşık 9 saatlik bir uçuştan sonra kendimizi Katmandu Tribhuwan Uluslararası Havalimanı’nın
bagaj bekleme odasında bulduk. Malzemelerimiz, bizim kadar hızlı aktarma yapamadığından,
yaklaşık dört saat sonraki uçakla geldi. Otelimiz, gün içinde uğramadan yapamadığımız Thamel
meydanın içinde bir pansiyon niteliğindeydi.

İlk olarak kültür turu yaptık: Durbar Meydanı, Pashapatinath, Monkey Temple Swayambhunath
(Maymunlar Tapınağı), Patan ve Bhaktapur Meydanı’nı gezdik. Nepal, dağcılık ile ilgilenen
herkesin gitmek istediği ülkeler sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Kuzey sınırı boyunca
Himalaya sıra dağları ve dünyanın en yüksek noktası olan Everest, ülke sınırları içinde yer
alıyor. Aynı zamanda bir tapınaklar ve tanrılar ülkesi. Kast sisteminin devam etmesi insanları
bulundukları konuma razı etmiş. Hep güleryüzlüler. Herkes hakkına razı. Nepal’in ana geçim
kaynağı turizm olduğu için; yüksek irtifa trekking, rafting, safari ve Everest’e tırmanma önemli bir
sektör. Nepal’i dünyaya tanıtan Avrupa’nın Hippileri olmuş.

8 EKİM 2011

Katmandu – Lukla – PhakdIng (2660 m)

Lukla’ya (2800 m) uçmak üzere Taha Air’in yaklaşık 20 kişilik pervaneli uçağını beklemeye
koyuluyoruz. Pilot sadece bir koltuk önde; uçağın tüm ön panelini görüyorsunuz. Yaklaşık 40-45
dakikalık bir uçuşla dünyanın en tehlikeli pistlerinden biri olan Lukla havalimanına iniyoruz.
2660 metredeki ilk konaklama yerimize doğru yürümek için batonlarımızı (teknik özelliklere sahip
yürüyüş sopası) açıyoruz. Batonları iyi kullanabilirseniz yaklaşık % 25-30’luk güç tasarrufu
sağlıyor. Özellikle dizler için...

9 EKİM 2011

PhakdIng, Namche Bazaar (3400 m)

Sıkı ve dik bir parkuru çıkarak bu rotanın Paris’i olarak adlandırılan Namche’ye varıyoruz. Burası
ayrıca aklimatizasyon (yüksekliğe uyum) için kullanılan ve genelde iki gün kalınan bir yer. Bir litre
suyun fiyatı 20 RS’den 100 RS’ye çıkıyor tabii. Çünkü her şey sırtta taşınıyor yukarılara. Günde
yaklaşık 10 dolara sırtında 90 kilo taşıyanlara rastladık.

10 EKİM 2011

Namche Bazaar (2.gün)

Bugün aslında serbest gün, ancak yüksekliğe uyum için 4000 metreye kadar çıkıp, yaklaşık bir
saat kadar kaldık. Hava yine açık. Yükseldikçe Himalayaların devleri Kusum Kangu (6369 m),
Everest (8848 m), Nuptse (7879 metre), Lhotse (8501 m), Pumori (7145 m) Ama Dablam’ı (6858
m) görüyor ve sürekli fotoğraf çekiyoruz.

  12 EKİM 2011

Deboche – DIngboche (4360 m)

Dingboche de kısmen büyük ve 4000 metre eşiğinin aşılması için iki gün kalınan bir yer. Eşyaları
bıraktıktan sonra uyum için 150 metre kadar yükselip iniyoruz. Soğuk, rüzgarla birlikte akşamları
kendini hissettirmeye başlıyor. Yüksekliğe bağlı değişmekle birlikte, bizim kaldığımız süre içinde
hava gayet açık ve güneşliydi. Geceleri oldukça soğuk. Dışarıda bıraktığınız şişe suları bile buz
gibi oluyor. Sıcak su olmadığı zamanlarda, pet şişenin ağzını sıkıca kapatıp, uyku tulumunun
içine aldım. Böylece su, vücut ısısında kalıyor.

14 EKİM 2011

DIngboche – Lobuche (4910 m)

Yaklaşık 7 saatlik bir yürüyüşle, Lobuche’ye vardık. Burası yüksekliğe uyum için kritik bir yer.
Oksijen ve basınç giderek azalıyor. Hareket etmek oldukça yoruyor. Solunan havanın içindeki
oksijen molekülü miktarının düşmesine bağlı olarak solunum sayısı derinliği artıyor. Önümüzde
daha çok gün var, enerjimizi doğru kullanmak için itina gösteriyoruz. İştahsızlık hissi ve kokulara
karşı duyarlılık artıyor. Bazılarımız artık belli başlı şeyler yiyebiliyor. Suyun fiyatı 300 RS. Uyum
için 5.010 metreye çıkıp iniyoruz. Artık dinlenme zamanı.



15 EKİM 2011

Lobuche – Gorak Shep (5140 m)
Bugün Kala Pathhar zirveyi yapmak için sabah erken saatte yürüyüşe başlıyoruz. Saat 10:30
gibi Gorak Shep’e varıyoruz. Havanın kapatması ile iyi görüntü alamayacağımızdan iki kişi Kala
Patthar’ı yarın yapmaya karar verip, sadece yaklaşık 5350 metreye kadar aklimatizasyon çıkışı
yapıp lodge’a geri dönüyoruz. Bu yükseklikte yatmakta sıkıntılar çıkabilse de grupta sorun
olmadı. Hepimiz iyi sayılabilecek derecede uyumuş ve dinlenmişiz.

16 EKİM 2011

Gorak Shep – Everest Bace Camp (5365 m)

Sabah Kala Patthar zirvesi için uyansam da faaliyetin ana temasının Everest Base Camp’i (EBC)
içermesi, grup fotoğrafı için tüm katılımcıların aynı karede buluşması ve mide asidimde iki
gündür süren artışa bağlı olarak ben de grupla birlikte, daha uzak olan EBC’ye doğru yola
çıktım. Bu dönemde Everest’e çıkış olmamasına rağmen ana kampa yürüyüş sandığımdan iyi
oldu. Buzul göllerini görmek, Khumbu buzuluna dokunmak keyifliydi. Saat 12:00 gibi vardığımız
EBC’den saat 13:00 gibi, Gorak Shep’e doğru yola çıktık ve 15:30 da lodge’a vardık. Artık çıkış
bitmişti. Yarından itibaren iniş var.

19 EKİM 2011

Namche Bazaar – PhakdIng (2660 m)

Çıktığımız o dik yokuşları aşağı inmek, dizlere ilave yük bindirse de çok zevkli. İnişlerde,
herhangi bir kaza yaşanmaması için çok dikkatli davranıyoruz. Maalesef dağ kazalarının büyük
kısmı, dönüşlerde oluyor.

20 EKİM 2011

PhakdIng – Lukla (2800 m)

Bugün son etabı yürüyüp, kapıdan (tüm köylere girişte süslemeli kapılar var) geçtikten sonra
grup töreni ile batonlarımızı kapatacağız. Ne de olsa yaklaşık 140–145 km’lik yol boyunca bize
çok fazla destek oldular. Sabah 08:55 gibi başlayan yürüyüşümüz, 12:45’te de kapıdan
geçmemizle sona erdi. Lodgeye yerleşip, uçakların kalkış ve inişlerine kenetlendik.

21 EKİM 2011

Lukla – Katmandu

Sabah tam bir şok ile uyandık. Gece hava bozmuş, bırakın dağları indiğimiz tepeler bile beyaza
bürünmüş. Her yer sis. Hemen hava limanına gidip, gerekli işlemleri yaptırıyoruz. Uçuşun belli
bir saati yok. Genelde her şey manuel takip ediliyor. Her an birileri sizin yerinize uçağa binebilir.
Bu durumlarda, anlaştığınız yerel rehberlik firmaları önem arz ediyor. Rehberlik firmamızın
desteği ile saat 12:15’de havalanıp, saat 13:00 gibi sağ salim Katmandu havaalanına iniyoruz.
İşlemler tamamlandıktan sonra, hemen şirin otelimiz Namaslu’ya gidiyoruz. Odalara girip, hemen
kendimizi sıcak suyun altına atıyoruz. Sanırım herkes bir saat kadar yıkanmıştır. Daha önceden
otele bıraktığımız temiz elbiselerimizi giyip, bahçede bir şeyler içmeye koyuluyoruz. Herkese bir
nur gelmiş sanki.

22– 24 EKİM 2011

Rezerv Günler

Her türlü aksiliğe karşı bırakılan günlerdeyiz. Sakatlık, Lukla’dan uçağın kalkmaması, hastalık,
pasaport kaybı vb. önemli bir sorunla karşılaşmadığımız için günleri ağırlıklı Thamel de geçirdik.
Akşam yemeklerimizi üç gece boyunca, lezzeti ve fiyatları daha iyi olan Yak Restaurant’da yedik.
Her üç günde de mantar ve domates soslu spagetti yedim. Pişman değilim.

Muhteşem doğa, devasa dağ kütleleri ve bu güzel insanlara inat, ülkenin içinde bulunduğu
ağırlıklı ekonomik sıkıntı her şeyi onlarca kat zorlaştırıyor. İş sahası neredeyse yok, ülke nüfusu
genç, yaş ortalaması 50-55. Buna rağmen insanlar sakin ve mutlu. Nedenlerini anlamak için,
belki de gelecek yıllarda kültür turu yaparım. Güzel anılar ve duygular ile döndüğüm bu
coğrafya, bana alışılmış yaşamımı yeniden gözden geçirme fırsatı verdi ve veriyor. Kattıkların ve
katacakların için teşekkür ederim NEPAL. Teşekkürler YAPI KREDİ.

								
To top