handan

Document Sample
handan Powered By Docstoc
					Hayati Çitaklar

20080875

20 Temmuz 2010



         MEŞRUTİYET DÖNEMİNİN İDEAL KADINI YA DA HANDAN



   Romancı, oyun yazarı, onbaşı, kadın hakları savunucusu, İngiliz Dili Edebiyatı Profesörü,
çevirmen, milletvekili gibi sıfatları isminin önüne eklemiş Halide Edip Adıvar, Türk
Edebiyatı’nın önde gelen yazarları arasındadır. Romanlarında ve yayınladığı diğer yazılarında
kadınların güçlü sesi olmayı başarmıştır ve dönemin önemli cemiyetlerinden Kadınları
Yükseltme Cemiyeti’nde aktif rol oynamıştır. Çoğu romanında, yaşadığı dönemin
kadınlarının iç dünyasını başarılı bir şekilde kaleme alan Adıvar, yapıtına da ismini veren
Handan karakteriyle Meşrutiyet Dönemi’ne farklı bir bakış açısı getirmeye çalışmış ve
kendinden sonra gelen yazarları etkilemeyi başarmış bir kült yapıt ortaya koymuştur.

  Feminist edebiyat odaklı bir inceleme ile Handan’a bakacak olursak, dönemin kadına bakış
açısını, erkek egemen toplumda kadının rolünü, sınırlı dilin kullanımını ve kendinden önce
fazlaca rol model göremeyen yazarın kadın odaklı bir roman yazmasının zorluklarını ve
yazarın kendi yaşamından izlerin sanatına nasıl yansıdığının çıkarımını yapabiliriz.

  Romanın başkarakteri Handan, kendi döneminde yaşayan diğer kadınlara nazaran iyi bir
eğitim almış, kendini rahatça ifade edebilen, ilk gençlik döneminde çok fazla baskıya maruz
kalmayan ve dönemindeki birçok erkeğe göre çok daha bilgilidir. O günün koşullarında ideal
kadını yansıtır Handan; şık giyimli, felsefe, sosyoloji, müzik ve edebiyattan anlayan, birkaç
dili rahatça konuşan, kendini ifade edebilen alımlı bir kadındır. Çevresindekiler tarafından
‘snob’ olarak görülür, insanlara tepeden bakan bir tavrı vardır ve bu hayran olunasıdır, çok
güzel olmamakla birlikte tuhaf bir çekiciliği vardır ve bu çevresindeki birçok erkeğin başını
döndürür. Kimselere benzemez, öylesine benzemez ki onun için dünyada bir eşi yoktur bile
denebilir. Diğer milletlerden, eğitim görmüş, bilgili ve alımlı kadınlar bile onunla kolay kolay
yarışamazlar. Bu da Handan’ı ulaşılamaz bir kişiliğe büründürüp bir ütopya haline getirir ama
ne var ki Handan mutsuzdur. Onu seven hocası Nazım’ın aşkına karşılık vermediği için içten
içe Nazım’ın ölümünden sorumlu tutulur. Başka bir adamla evlenir ama mutluluğu bir türlü
yakalayamaz, kocası onu sarışın yabancı kadınlarla aldatmaktadır ve bunu açık açık ifade
etmektedir. Halide Edip’in hayatı ile bu noktada bağlantı kurabiliriz. O da Handan gibi iyi
eğitim almış, yurtdışı görmüş, bilgili, kültürlü, çok güzel olmamakla beraber çevresindeki
erkekleri etkileyebilen, kendini ifade edebilen bir kadındır. Kendini aldatan ve üzerine kuma
almayı teklif eden kocası Salih Zeki Bey’e çok aşık olmasına rağmen onu reddedip, terk
etmiştir.

  Romanda Handan’ın çok güçlü kişiliğine rağmen, dönemin ‘ideal kadın’ imgesine uymayan
davranışlarını görürüz. Kız kardeşinin kocasına aşık olur, erkek gibi kadındır, gelenekleri
reddeder ama bir yandan da kocasının kendini aldattığını bilmesine rağmen ona acıklı
mektuplar yazarak geri dönmesini ister.

  Romandaki çift seslilik ve anlatıcı odaklı teknik, uzun mektuplar ile birbirine bağlanır.
Zaman zaman fazla didaktik söylemler içerinde bulunan yazarı dönemin diğer yazarlarına da
baktığımızda niçin böyle bir üslup içerisinde bulunduğu kolaylıkla anlayabiliriz. Kadın yazar
olarak hem kadın hem de erkek dilini kullanmak zorundadır Adıvar ve buna bağlı olarak
Neriman ve Handan karakterleri ekseninde iyi-kötü veyahut melek-şeytan kadın karakterleri
yaratır. Handan ulaşılmaz ve kötüdür, buna karşıt olarak Neriman roman boyunca annedir, bir
melek gibi zariftir. Kötü karakterin roman sonunda cezalandırması-başka bir çözüm yolu
bulunamadığı için- gerekir ve Handan romanın sonunda öldürülür, cenazesinde bile
tepkilerden kurtulamaz. Ne de olsa ahlak kurallarına uymayan, Avrupalarda yaşamış, toplum
kurallarını hiçe sayan biridir o. Feminist yazın ile makalelere bakıldığında, bir kadın yazar
tarafından yazılmış olmasına rağmen, o dönemin şartları gereğince başka türlü bir söylem
kullanılamayacağı için Kate Millet’in açık düşmanlar grubuna dahil edebiliriz Handan’ı.
Yazarın erkek egemen söylemi bir şekilde devam ettirmesi zorunludur, çevresindeki diğer
erkekler gibi yazmalıdır. İyi olan bir kadın her zaman iyi kalmalıdır, kötülüğe bulaşmamalı,
kirlenmemelidir. Kötü olan ise sonunda mutlaka cezasını çekecektir. Sonuçta bir model kadın
gösterme isteği vardır Handan karakteri ile ama dönem itibari ile bu kadın toplum normlarına
uymaz ve böylece yazar, söylemek istediğini başka bir yol ile okuyucuya iletir, başka bir yol
izleme ihtiyacı hisseder. Bu açıdan bakıldığında ise romanı Gilbert ve Gubar’ın “Tavan
Arasındaki Deli Kadın” isimli kitaplarındaki tanıma uydurarak okuyabiliriz çünkü yazar
erkek egemen söyleme, ataerkilliğe boyun eğmiş gibi gözükmesine rağmen aslında bunun tam
tersini yapar, satır aralarında kendi düşüncelerinin savunuculuğunu yapmaktadır ve eser farklı
karakterleri konuşturması bakımından iki seslidir, dönemin kültürel çevresini de göz önüne
alarak baktığımızda erkek ve kadın karakterlerin ağzından dökülen tüm tasvirler aslında
yazarın taraf ve karşıt olduğu düşüncelerin savunuculuğunu yapar ve yazar tüm roman
boyunca görünenin tam tersini söyleyerek yeni kadın imajının ve olması gerekenin
savunuculuğunu yapar.

  Bir diğer taraftan bakacak olursak roman, Showalter’in saptamasına uygun olarak kadınsı
evreye gönderme yapar. Yazar, olması gerekeni bize söyler, kadınlar artık erken evlenmek
zorunda değildir, onlar da pekala erkekler gibi eğitim alabilir ve bu eğitim sonucunda çoğu
bilgin erkekten daha allame bir konuma gelebilir ve çevresinde iletken bir güç oluşturarak
yeniliklerin öncülüğünü yapabileceklerini kanıtlar.

   Adıvar’ın romanı yazdığı döneme bakacak olursak, toplumsal anlamda bir geçiş
evresinden söz edebiliriz. Kadınlar peçelerini atmaya başlamış, sosyal hayata karışmış ve
hakları için söz sahibi olmaya başlamışlardır. Handan karakteri şehirli bir kadındır ve
bulunduğu çevre ve koşullar ile burjuvaziyi temsil eder. O dönemde birçok kadına
sunulmayan haklar ona altın bir tepside sunulmuştur. Başka bir deyişle, Handan’ın ‘kendine
ait bir oda’sı vardır. Öğrenmek, bilgiye doymayan beynini dolduracak nimetlere ve kimselere
rahatça erişebilir, maddi anlamda bir sıkıntısı yoktur, baskı görmemiştir ve olması gereken de
zaten budur. Bu açıdan bakıldığında Handan’ın Türk feminist romanının mihenk taşı
noktasında bulunduğunu açıkça söyleyebiliriz.

  Romana dil açısından bakıldığında kadına dair pek çok özellik buluruz, roman bir şekilde
geleneksel kadın modelinin ve kilişe tabirlerin savunuculuğunu da üstlenir. Bu anlamda
radikal bir değişiklik olmamıştır ama Handan’ın yayınlandığı dönemdeki eleştirilere bakacak
olursak Adıvar’ın bunu neden yapamadığını da anlamak oldukça basittir. Kadın yazar, erkek
soluğunu her daim ensesinde onu durduran bir güç olarak hissetmiştir.

  “Genç kızların dindar bir huşu ile tuttukları kutuyu açmak için ben de ilerlediğim zaman,
Neriman biraz utangaç, biraz masum bir tavırla engel oldu” Sy. 20. Burada huşu içinde
tutulan şey, bekaretin, saflığın sembolü olan gelinliktir.

  “Beyaz omuzları, kumral başı ile Neriman.

  Elmaslar ve uzun tüller arasında rüyaya benzeyen bir yüz.

  Beyaz elbiseleri, inanmış, mutlu yüzüyle Neriman.” Sy 21.

  Burada kadın masum olandır, annedir, bu tarz söylemler Neriman için söylenmiştir.
Otuzuncu sayfada ise bu durum, “Neriman Hanım bir melek.” cümlesi ile açıklığa
kavuşmuştur. Eşinin onu Kuzguncuk’ta ilk gördüğü anı tasviri yine melek imgesidir.
Neriman’a atfedilen bu ‘iyi’ özellikler Handan’a çoğu zaman bağışlanmaz. Kadınlığa
aykırıdır onun yaptıkları. Romanda Neriman, sosyolojiden sıkılır, tarihi az sever, hele felsefe
konuşulduğunda uyuklamaya başlar, buna karşın müziksever, müşfiktir, iyi piyano çalan, tatlı,
durgun sesi olan bir kadındır. Oysa Handan, Neriman’dan farklıdır, bilimden, sanattan,
edebiyattan anlar, erkekler gibi uzun mektuplar yazabilir, düşün gücünü zorlayıp erkekler gibi
felsefe yapar ama yine de bir şekilde cinsiyetsizliğe mahkum edilmiştir, kadına dair çok fazla
imaj yüklenmemiştir, aklı temsil eden gözlerinin ön planda olduğundan söz edilir genellikle.
Onun cinsiyetini düşünen olmaz, ‘erkek gibi kızdır.’, ata bile erkek gibi oturur, tanıştığı
insanların elini erkek gibi sıkar, duvak takmadan evlenmiştir, genelde kadınların hayali olan
gelinliği bile giymemiştir. Bir erkeği mahir pençesinde boğabilir, küstah ve kendini beğenmiş
tavrı ile oturur, fena bir tabiatı vardır hatta adeta terbiyesizdir ve üstüne üstlük evli bir kadın
hiç yapmaması gereken bir şeyi yapmış, başka bir erkekle yakınlaşmıştır, bu yüzden
günahkardır ve bu erkek, kız kardeşinin kocası olduğu için günahkarlığı iki kat artmıştır.
Handan yaşadığı bu günahtan pişmanlık da duymamaktadır, cezası neyse çekmeye razıdır
ama bir yandan da tüm bu olanlara baş kaldırır. Çocuğunun olmaması da kadınlık eksikliği
gibi görülür çünkü o dönemin anlayışına göre kadınlar erken yaşta –yirmilerine gelmeden-
evlenmelidir, analık kutsaldır ve tapınılması gereken bir şeydir ve kadın kocasına hizmet eden
bir kul olmalıdır, romanda ailedeki yaşça büyük diğer kadınların yedi yaşlarında bile erkek
idare etmenin yollarını öğrendikleri söylenir. Oysa Handan evlenmekten yana değildir,
eğitimini sürdürür. Bu da çevre tarafından garip karşılanır çünkü bir kadının eğitimini
sürdürmek istemesi alışılageldik bir durum değildir. Kadınlar da kendilerine benzemeyen
Handan gibi kadınları garip karşılar, Neriman, bilgin kadınları kuru beyinli olarak nitelendirir,
kadınlıkla alakası olmadığını söyler ve bilimle ilgilenen kadınların kadınlığının yok olduğunu
vurgular. Erkekler tarafından da bu kadar değişen bir kadın sevilemez konumdadır.

  Erkek her zaman himaye eden konumdadır, hele hele bir Türk kadını asla yalnız
bırakılmamalıdır. Bir kadın yalnızca erkeğinin olabilir, başka hiçbir şeye ait olmamalıdır ve
kadının ruhu da bedeni de erkeğine aittir, bu erkek Handan’ın kocası gibi onu sürekli aldatan
biri olsa bile ona her zaman itaat edilmelidir. Bu da Handan’ın çelişkili kişiliğine başka bir
örnektir.

  Romanda birçok edebiyat yapıtına ve yazara gönderme vardır. Eylül romanı, Charles
Dickens, Vaveyla (Namık Kemal), Schopenhauer, Shakespeare, Clifford’un makaleleri
bunlardan bazılarıdır. Halide Edip’in Namık Kemal ile yakından tanıştığını, roman kahramanı
Handan gibi iyi İngilizce konuştuğunu, Shakespeare ve Sherlock Holmes gibi yazarların
yapıtlarını Türkçe’ye çevirdiğini, sık sık yurtdışına çıktığını ve dönemin ünlü düşünce
adamları Bertrand Russel gibi kimseleri tanıdığını düşünürsek yazarın hayatı ile Handan
arasında büyük benzerlikler kurabiliriz ve kadın yazar ve çevresinden etkilenmesi ve yaratma
eylemindeki çevre koşullarını bu bağlamda birleştirebiliriz. Erkek egemen yazın dünyasında
yeni yeni soluk almaya başlayan bir yazar olan Adıvar’ın bu tip göndermeleri yapmasındaki
alt etkenleri sıralarsak yine dönemin baskıcı tutumu ve kendini bir şekilde kabul ettirme isteği
yatar çünkü Adıvar, İngilizcede yazabilen bir yazardır ve ilk romanını İngilizce olarak
yurtdışında tefrika ettirmiştir. Yurtdışında belki çok daha kolay yayıncı bulabilecekken
ülkesine dönmeyi tercih etmiş, Anadolu’daki mücadeleye katılmış ve çeşitli görevlerde
bulunmuştur. Handan isimli romanda da erkek egemen gücün, savaşın, sosyalizm
savunuculuğunun, eşit olma isteğinin, her ne kadar refah içinde yaşansa da görünenin başka
bir şeye işaret ettiğinin ve Anadolu’da çalışma isteğinin -bir çeşit Çalıkuşu olma isteği- , sade
kente değil toplumun her kesiminin eşit olması arzusunun –tüm insanların kurtuluşu- alt
metinlerini görebiliriz.

  Sonuç olarak, Halide Edip’in yaşamı ve yapıtları göz önüne alındığında Handan’da ve diğer
yapıtlarında yaptıklarını gelişim ve dönüşüm sürecinde olan bir toplumun yazarının
kaleminden dökülen anti-tarihsel, yaratıcı bir perspektif olarak ele alıp kendinden önce başka
bir model göremeyen kadın yazar için döneminin koşullarına başka yöntemlerle başkaldırıp
kadınlara eşit haklar sağlanması uğruna savunan bir kalem üstadı olarak bakıp, özellikle
Handan isimli romanı Türk feminist yazınında başköşeye konması gereken yapıtlar listesine
alabiliriz.

				
DOCUMENT INFO
Categories:
Tags:
Stats:
views:8
posted:3/4/2012
language:
pages:5