Milli ve manevi degerlerimizi koruyalim
Document Sample


Milli ve manevi değerlerimizi koruyalım
Bir toplumu, yüzyüze geldiği engeller karşısında dirençli ve Muzaffer kılan, o toplumu oluşturan
bireyler arasındaki milli dayanışma ve birlik ruhudur.
Her toplumun, kendine özgü milli ve manevi değerleri vardır. Din, dil, ahlak, gelenek ve görenekler
bunlar arasındadır. Milli ve manevi değerler, bir toplumun kültürünü oluşturur. Toplumun birlik ve
beraberliğini güçlendirir.
Milletleri ayakta tutan millî ve manevî değerlerdir. Bu değerler, milletlerin birlik beraberlik ve toplumsal
dayanışma içerisinde yaşamasını ve milli kimliğiyle tarih sahnesinde yer almasını sağlamaktadır. Milletler, söz
konusu değerleri gelecek kuşaklara aktardığı oranda varlıklarını sürdürürler. Tarih, bize milli ve manevi
değerlerine sahip çıkmayan ve başka milletleri körü körüne taklit edip milli şahsiyetlerini kaybedenlerin dünya
coğrafyasından silinip yok olduklarını göstermektedir. Bu yüzden, bir toplumu içten yıkmak isteyenler, inanç,
ahlak ve milli değerleri yok etmeyi ilk hedef olarak seçmektedirler.
Geçmişi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın, milli ve manevi bağlarının parçalanması, bir
toplumda dejenerasyonun baş göstermesini, ardından da bölünmeyi ve yok olmayı kaçınılmaz hale getirir.
Tarih; güçlenmiş, yükselmiş, zenginleşip büyümüş fakat milli şuurunu kaybetmesinden dolayı varlığını
yitirmiş toplumların örnekleriyle doludur.
Türk Milleti'nin sayısız tehdit ve zorluk karşısında asırlarca ayakta kalması, hiçbir zaman boyunduruk
altına girmeden varlığını sürdürmesi, her biri diğerinden güçlü 16 büyük devlet kurarak milyonlara
hükmetmesi, insanımızın milli birlik konusundaki duyarlılığının ve titizliğinin bir sonucudur. Türk insanının
bu husustaki kararlılığı, milletimizi tarih sahnesinde yüzyıllardır lider ve öncü konumda tutmuştur
Yüce dinimizle milli kültürümüz adeta bütünleşmiş ve dinimizin güzel prensipleriyle yoğrulmuştur.
Sevgi, saygı ve fedakârlığın geliştirilmesinde, toplum hayatımızın ahenkli ve sağlam bir şekilde devam
ettirilmesinde, gençlerimizin ve çocuklarımızın yetiştirilmesinde, manevi değerlerimizin ve milli
kültürümüzün katkısı büyüktür. Özellikle genç kuşakları bu değerler çerçevesinde eğitmek ve yetiştirmek
oldukça önemlidir. Çünkü gençlerin dini ve ahlaki değerlerden uzaklaşmaları, örf ve adetlerimize uymayan
davranışları benimsemelerine, zararlı akım ve alışkanlıkların tuzağına düşmelerine yol açmaktadır. Bu itibarla
geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi, milli, manevî ve kültürel değerlere uygun yetiştirmek, anne-baba
eğitimci ve toplum olarak hepimizin görevidir. Nitekim Yüce Allah, dini ve ahlakî prensiplere sahip çıkarak
kimlik ve şahsiyetimizi korumamızı emretmiş ve şöyle buyurmuştur:
1
َواَن هَذا صراطى مستَقِيما فَاتَّبِعُوهُ والَ تَتَّبعُوا السبُل فَتَفَرق بِكم عَن سبِيلِه ذلِكم وصيكم بِه لَعلَّكم تَتَّقُون
ْ ُ َ ِ ْ ُ َّ َ ْ ُ َ ِ َ ْ ْ ُ َ َّ َ ُّ ِ َ ً ْ ُ ِ َ ِ َ َّ َ
"İşte bu din, benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar,
sizi parça parça edip, doğru yoldan ayırır. İşte bunları, sakınasınız diye Allah size emreder." ( En'am, 6/153)
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de bizleri ahlakî çöküntüye neden olabilecek, birlik ve beraberliğimizi
bozacak başka milletlerin örf ve adetlerini benimsemekten sakındırmıştır.
Muhterem Kardeşlerim
Milli ve manevi değerlere uygun davranışlar sergilemek, doğuştan gelen bir yetenek değildir. Çocuk neyin
doğru neyin yanlış olduğu hakkında, açık bir düşünceye sahip olarak dünyaya gelmemektedir. Çocuk; bu
değerlere uygun hareket etmeyi, gelişimi içerisinde öğrenir. Çocuğun bu değerleri kazanması, öncelikle
ailesinin çocuğa vereceği eğitim ve terbiyeyle olur. Eğer ailede bu değerler yaşanıyorsa, çocuk da bu değerleri
hayatına taşıyacaktır. Eğer aileden örnek alabileceği kimse yoksa, çocukta da bu değerleri yaşama davranışı
körelecektir. Aile, iyi ya da kötü tohumların yetiştiği ortamdır. İnançlar, dini ve ahlaki değerler örf ve adetler
hep aile içinde kazanılır. Bir toplumun gücü, nüfusunun çokluğu veya yüzölçümünün genişliği ile değil, o
toplumu oluşturan ailelerin sağlam ve sağlıklı değerlere sahip olması ile orantılıdır. Aile yapısı sağlam
olmayan bir toplumun, uzun ömürlü olamayacağı açıktır.
Manevi değerlerden, Kur’an ve sünnetten uzak bir hayat, benliğin parçalanması ve yok olması
demektir. Dini değerlerimize uygun davranışlar sergileyemeyen kimseler için; her arzu ve tutku, her türlü
ideoloji, cinsellik, moda, gösteriş, aşırı tüketim, eğlence, alkol, uyuşturucu ya da bir takım sapık inanç ve
düşünceler, gençlerimizin hayatını bütünüyle kuşatır.
Müslüman Türk Milleti, şartların gerektirdiği türlü zorluklara her zaman katlanmış, mukaddes değerleri
uğrunda her türlü sıkıntıya seve seve talip olmuştur.
Ahlaki değerlerine, dinine, milliyetine, bağımsızlığına, hürriyete ve adalete düşkün Müslüman
Halklarının omuz omuza vererek büyük bir güç haline gelmesi, materyalist düşünceye ve yaydığı sapkın
felsefelere karşı en büyük darbenin indirilmesi anlamına gelecektir. Şüphesiz, böyle bir gelişme dünya
tarihinde bir dönüm noktası olacaktır.
Aslında karşı karşıya olduğumuz sinsi saldırılar ve provokasyonlar, sahip olduğumuz gücü de ortaya
koymaktadır. Eğer elele verir, Müslüman kimliğine, milli ve manevi değerlerimize sarılır ve tarihimizdeki
kardeşlik geleneğini canlandırırsak büyük bir bunalım ve kargaşa içinde olan dünyaya da ışık tutmamız
mümkün olacaktır.
Değerli Müminler
2
Bir milleti millet yapan temel değerlerin başında milli ve manevi değerler gelmektedir. Vatan, bayrak,
kültür, dil, marş vb. gibi unsurlar milli değerlerimizi Din ise, manevi değerlerimizi ifade etmektedir. Milli ve
manevi değerlerimizin neler olduğunu ve hayatımızın neden vazgeçilmezlerinden olduğunu da ifade etmeye
çalışalım.
Vatan
İşte belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan dil, din, tarih ve kültür birliği bulunan bir toplumun teşkil
ettiği birlik ona bir millet özelliği kazandırırken, üzerinde yerleşilen toprak parçası da vatan adını alır. Sınırları
belli vatan toprağı, dış saldırılardan korunmuş, içte mal, can, ırz ve namus güvenliği sağlanmış, din ve vicdan
özgürlüğü tanınmış olunca müminin yaşayabileceği bir belde sayılır. Artık bu ülkenin bir tebeası olarak iç ve
dış düşmanlara karşı bu toprakların savunulması özellikle saldırılan ülke mal, can, ırz güvenliği ve dinine
sahip olmayı tehdit ediyorsa vacip olur. Çünkü mü'minin bu manevi değerlere sahip olması ve önceden elde
ettiği hakları koruyabilmesi belli toprak parçası üzerinde güven içinde yaşamasına bağlıdır. Bu güveni tehdit
eden güçlere karşı ülkeyi savunması bir görev olur.
Vatan işgal altında iken Namaz kıldırmayan sütçü imamlar ve onların haleti ruhaniyetlerini en güzel ifade
eden
Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşında vatanımızın önemini şöyle ifade etmektedir.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
…
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Vatanı sevmeği ecdat imandan kabul etmişlerdir.
Bayrak
Devletleri temsil eden renk ve sekli özellestirilmis millî alamet. Arapça raye ve liva kelimelerinin karşılığıdır.
Bayrak bir milletin varlığının ve bağımsızlığının sembolü, tarihinin hatırasıdır. Değeri; pamuk, atlas ve
ipekten yapılmasına bağlı olmayıp, temsil ettiği milletin kıymeti ile ölçülür. Devletin hâkimiyetini,
3
bağımsızlığını ve şerefini temsil ettiği için bayrağa saygı gösterilir. Çok eski zamanlarda kurulan devletler ve
kavimler, bayrak veya bayrağa benzeyen semboller kullandılar. İslam tarihinde ise hicretin birinci yılından
itibaren bayrak kullanılmaya başlandı. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem hicretin birinci
senesinde Şam'dan dönmekte olan Kureyş kervanına karşı gönderdiği hazret-i Hamza komutasındaki otuz
kişilik kuvvete bayrak seklindeki sembolü ilk defa kendi elleriyle bir mizragin ucuna beyaz bir bez bağlayarak
askerlerden Ebü Mersed'in eline verdi. Liva-ül-Beyda ismiyle anılan bu bayrak, Hayber gazasına kadar
kullanıldı. Hayber'den sonra Raye denilen siyah bir bayrak kullanıldı
Kirmizi zemin üzerine hilal ve yildiz bulunan bayrak.Şehidin kanı üzerine ay ve yıldızın yansımasıdır.
Osmanlılar döneminde, olduğu gibi günümüzde de devleti, milletin hükümranlığını temsil eden bayrak kesin
olarak kutsal sayılır. Yere düşürmemek, düşmana bırakmamak, manevi haysiyetine dokunacak bir duruma
sokmamak için ölüm dahil her türlü fedakarlık göze alınır. Bayrak ve sancağına hakaret ettirmek en büyük
milli şerefsizlik olarak kabul edilirdi. Bayrak milletin Namusudur Bayrak şairi olarak bilinen Arif Nihat Asya
bayrağı
Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
Ve
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver! diyerek bayrağın bağımsızlık ve hürriyet in sembolü olduğunu ne kadar
güzel dile getirmiş.
Kültür
Ulusların, diğer hakim milletlerin alışkanlıklarını, damak tatlarını, yaşayış biçimlerini ve hatta politik
düşüncülerini sanki kendilerinceymişçesine benimseme durumunun ortaya çıkardığı acı olay. Maalesef, Türk
milleti batıcı politikaların da etkisiyle kendi değerlerini küçümseyen davranışlar içine giren bir hale
bürünmüştür. Küreselleşme adı altında tüm dünyaya yutturulmakta olunan bu kültür erozyonu ve ne acı ki
ulusların belleğinden kendi öz değerlerini yavaş yavaş silmektedir. Görünen odur ki, Türk milleti yavaş yavaş,
Türklüğünü unutur hale gelmiş.
Geçmişi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın, milli ve manevi bağlarının parçalanması, bir
toplumda dejenerasyonun baş göstermesini, ardından da bölünmeyi ve yok olmayı kaçınılmaz hale getirir.
Tarih; güçlenmiş, yükselmiş, zenginleşip büyümüş fakat milli şuurunu kaybetmesinden dolayı varlığını
yitirmiş toplumların örnekleriyle doludur
Bugün, toplumumuzda yılbaşı kutlaması adı allında düzenlenen eğlence ve toplantılar kültürel ve
geleneksel bir temele sahip değildir. Bu tür eğlencelerde aklı ve sağlığı tehdit eden içki içmeyi, aile bütçesini
sarsan kumarı ve israf boyutundaki harcamaları milli ve dini değerlerimizle bağdaştırmak asla mümkün
4
değildir. Ayrıca milli ve manevi değerlerimize ters bu tür eğlence ve adetler, kültürel tahribata yol açmakta,
bizleri millî kimliğimizden uzaklaştırmaktadır.
Bunun için kültürel mirasımızdan, dini anlayış ve heyecanımızdan kaynaklanan değerlerimizi yaşatmaya
gayret edelim ve bu değerlerimizi genç kuşaklara aktarmaya çalışalım. Dini ve milli değerlerimizle çelişen
başka kültürlerin örf ve adetlerini körü körüne taklit ve özentiden kaçınalım. Yılbaşı kutlamalarını vesile
edinerek Allah ve Resulünün razı olmayacağı tavırlar yerine, geçmiş senelerde yaptıklarımızı gözden
geçirerek ve gelecek yeni yılda hayatımıza daha iyi nasıl yön verebileceğimizi düşünelim. Yılbaşı, takvim,
tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür.
Dil
Bizi birbirimize bağlayan aramızdaki iletişimi sağlayan büyük nimetlerden biride “dil” dir. Görünüş
itibariyle küçük bir et parçası olan dil, yaptığı işler bakımından büyük bir vasıtadır. İyi veya kötü düşünceler
dil ile açıklanır. Sevgiler ve nefretler dil ile ifade edilir.
Yüce Kitabımızda dilimizi kötü sözlerden korumamız istenmekte, gerçek kurtuluşa erenlerin
özelliklerinden biri de dillerini kötü şeylerden koruyanlar olduğu ifade edilmektedir. Sevgili Peygamberimiz
de bir hadisinde müminlerin özelliğinden bahsederken sözü güzel söyleyenler olduğunu bildirmiştir.
Konumuzla ilgili hadis şöyledir.
ِ ْ َ ِ ِ ْ َ ِ
» « لَيْس المؤمن بالطَّعَّان ، وال اللَّعَّان ، وال الفَاحش ، وال البَذيء
َ ِ ُ ِ ُْ
“Mümin, insanları lanetlemeyen, kötü söz ve çirkin davranışlar sergilemeyen kimsedir.”
İnsan olarak bize yakışan konuştuğumuz zaman incitmeden, kötü kelimeler kullanmadan ve kendi
dilimizin güzelliklerini kullanarak hoş söz söylemek olmaktır.
Bizim en büyük zenginliklerimizden biri Türkçemizdir. Bugün üzülerek görmekteyiz ki, güzel dilimiz
Türkçe yerine yabancı kelimelerin kullanımı çokça fazlalaşmıştır. İletişimimizi sağlayan dil artık insanlar
arasındaki iletişimi tam anlamıyla sağlayamaz hale gelmiştir. Kuşaklar arasında dile bağlı çatışmalar olduğunu
görmekteyiz. Bu sebeple bizlere düşen büyük görevler vardır. Öncelikle kendimiz güzel dilimiz Türkçeyi tam
anlamıyla öğrenmeli, öğrendiğimizi hayata tatbik ederek örnek bir hayat sürmeli ve kendi öz dilimizi gelecek
nesillerimize aktarmalıyız.
İstiklal Marşı
Her milletin kendine özgü bir marşı vardır. Bizim marşımız İstiklal Marşı ise, toplumsal
birlikteliğimizden, düşmana esir olmamayı şeref saymaktan, bu vatan uğruna can vermekten, cennet vatanı
kimselere bırakmamayı ahdetmekten ortaya çıkmıştır. Marşımız Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınsa
da aslında İstiklal Marşı, her birimizin yüreğindeki sevdanın dışa yansımasıdır. Her bir kıtası ayrı bir
heyecanın ifadesidir. Nitekim her zaman dile getirdiğimiz ilk iki kıta hepimizin zihinlerine kazınmıştır.
5
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Aile
Yüce Rabbimiz yaşadığımız bu alemi ve içinde var etmiş olduğu her şeyi insan için, onun mutlu ve
huzurlu olması için yaratmıştır. İnsanın en mutlu ve en huzurlu olduğu yer ise ailesinin yanıdır. Aile hayatı
sayesinde insan mutluluğa sükûnete erer. Bu hususu Yüce Rabbimiz bizlere şöyle bildirmektedir.
ومن آيَاتِه أَن خلَق لَكم من أَنفُسكم أَزواجا ً لِّتَسكنُوا إِلَيهَا وجعل بَينَكم مودةً ورحْ مةً إِن فِي
َّ َ َ َ َّ َ َّ ُ ْ َ َ َ َ ْ ُ ْ َ ْ ُْ ِ ْ ِّ ُ َ َ ْ ِ ْ ِ َ
ذلِك َليَات لِّقَوم يَتَفَكرُون
َ َّ ٍ ْ ٍ َ َ َ
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet
var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette
ibretler vardır.”
Aile bir toplumun en küçük birimi ve temel taşıdır. İnsanların meydana gelişi, olgunlaşması ve sağlıklı
nesillerin oluşması aile müessesesi ile mümkündür. Sağlıklı ve sağlam bir toplumun oluşması için birbirlerini
seven, yardımlaşma ve dayanışma ruhu içerisinde kederleri ve sevinçleri paylaşan aile yapısına ihtiyaç vardır.
Aileler ne kadar mutlu ve huzurlu olursa, toplumda o kadar güçlü ve kuvvetli olur. Bu sebeple toplumumuzun
en önemli yapı taşlarından biri olan aile hayatının korunması hepimize üşen bir vazifedir.
Din
Bizi birbirimize bağlayan manevi unsur Yüce Dinimiz İslam’dır. İslam dini inananları kardeş olarak
tanımlar. Kuran-ı Kerimde َ ْ َ ِ ُْْ َ
“ إِنَّما المؤمنُون إِخوةMuhakkak ki, inananlar kardeştir” buyrularak bu hususa
işaret edilmektedir.
İslam Dinini üç ana unsuru vardır: İman, ibadet ve ahlak. İman altı iman esasından teşkil etmekte,
ibadetler ve ahlak, Yüce Rabbimizin emri ve Peygamber Efendimizin hayatında şekillendirdiği unsurlardır.
Dinin aslî unsurlarından olan iman bir bakıma dinin Tanrı’yı tanıma ve bilme (marifetullah) boyutu, ibadetler
Tanrı'ya itaat boyutunu ve ahlâk ise Tanrı’yı sevme (mâhabbetullah) boyutunu teşkil eder. İmanın akıl ve
bilgi, ibadetlerin inanç ve kanaat, ahlâkın ise gönül ve duygu kaynaklı olması her birinin mahiyeti gereğidir.
6
İslam Dininin temel kaynağı Kuran-ı Kerimdir. Kutsal Kitabımız bizleri yanlışla doğruyu birbirinden
ayırt etmeye yönelten bir kitaptır. Dünya ve ahiret hayatımızın mutluluğu açısından bizlere bir hidayet
rehberidir. Kuran-ı Kerimde bizlere bu husus şöyle hatırlatılmaktadır.
ِْ َ َ
ذلِك الكتَابُ الَ ريْب فِيه هُدى لِّ ْلمتَّقِين
َ ُ ً ِ َ َ
“Bu, (Kuran) kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.”
İslam Dininin ikinci kaynağı ise, Sevgili Peygamberimizin sünnetidir. İslam Dininde, Kur’an-ı
Kerim’den sonra bilgi ve uygulama açısından en büyük kaynak, Hz. Peygamberin Sünneti kabul edilmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de tafsilatlı bir şekilde yer almayan emirlerin ve yasakların uygulama sahasına çıkması hep
Sünnetle olmuştur. Bir beşer olarak günlük yaşantımız nasıl şekillenmeli, insanca yaşam nasıl olmalı, dünya
ve ahiret huzurunu nasıl elde edebiliriz? sorularının en güzel cevabını, Sevgili Peygamberimizin Sünnetinde
buluyoruz. Ailevi ilişkilerde mutluluğun anahtarı Hz. Peygamberin Sünnetinde saklıdır. Hz. Peygamberimizin
Sünneti, Kur’an-ı Kerim’in en büyük tefsiridir. Bu sebeple, Sünnete tabi olmak, Kur’an’a tabi olmak anlamına
gelmektedir. Kuran-ı kerimde bu hususa şeyle işaret edilmektedir.
َ ّ َ ُْ ُ ُْ ْ َ ّ ُُْ ّ َ ِ ْ ُ
قُلْ إِن كنتُم تُحبُّون للاَ فَاتَّبِعُونِي يُحْ بِبكم للاُ ويَغفِرْ لَكم ذنُوبَكم وللاُ غفُور رَّحيم
ِ
“(Ey Muhammed) De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı
bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Bu iki temel kaynaktan hareketle kıyas ve
icma olmak üzere iki temel kaynağın yanı sıra, daha birçok kaynak geliştirilmiştir.
Şanlı Ecdadımız, İslam dinini benimsemiş, tarihten getirmiş olduğu kültürle özümsemiş, mimaride,
sanatta ve daha birçok alanda eserler ortaya çıkarmıştır.
Sonuç itibariyle; Milli ve manevi değerler et ve tırnak gibi bir bütünün iki parçasıdır. Biri diğerinden
daha az önemli değildir. Müslüman-Türk milleti olarak bizler, hür yaşamış, vatanını hiçbir düşmana terk
etmemiş ve bu uğurda ölmeyi kendine şeref saymış, bayrağını gönderden indirmemiş, kendi kültürünü bütün
dünyaya bildirmiş ve kendi kültürünü birçok medeniyete aktarmış, aile hayatını en sağlam temellere
dayandırmış ve dini birikimlerini terk etmemiş bir millettir. İnsan, hayatından bir değer kaybolduğu zaman
onun yerini dolduracak mutlaka bir şeyler bulmaya meyillidir. Bu sebeple milli ve manevi değerlerimize sahip
çıkmalı, tarihten getirdiğimiz güzelliklerimizi benimseyip hayatımıza adapte ettikten sonra bu hususlardan her
birini çocuklarımıza aktarmalıyız. Unutmayalım ki, gelecek çocuklarımızın ellerinde şekillenecektir.
Bu vaaz projesinde
Ahmet ÜNAL hoca efendinin Milli ve Manevi Değerlerimize Sahip Çıkalım vaazında ki din, dil ,istiklal marşı
ve aile maddeleri aynen alınmış ve
Din işleri Yüksek Kurulu cevaplarından istifade edilmiştir.
7
Get documents about "