Sızıntı Dergisi 328. Sayı

Document Sample
Sızıntı Dergisi 328. Sayı Powered By Docstoc
					               Mü’min, imanın iç dünyasında olu turdu u
     geni lik ve zenginlikle, kar ıla tı ı hemen herkesi kucaklar,
        onlara kâse kâse sevgi sunar ve efkatle ba rına basar;
Allah’a yakın olmanın bütün güzelliklerini rast geldi i herkese gösterir
       ve elinden geldi ince onların ruhlarına duyurmaya çalı ır.
                                                                                       Allah
                                                                                       Kar ısındaki
                                                                                       Duru uyla
                                                                                       Mü’min
                              Mü’min; inanan, güvenen, emin bir gelece e        lukların hâsıl etti i/edece i stresleri, hafakanları.
                              namzet olan, çevresine emniyet vaad eden          Zira o artık öyle bir huzurdadır ki, durdu u o muallâ
                      ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu bir âbi-     yer itibarıyla silinir gider dü ünce ve tasavvur dün-
                      de insandır. O, bütün bir ömür boyu her i ini Allah       yasındaki bütün münasebetsizlikler ve pırıl pırıl bir
                      tarafından görülüyor olma mülâhazasına ba lar ve          hâl alır kalb, ruh ve his dünyası. Aslında, her gün
                      her zaman imrendiren bir incelik ve nezaket içinde        birkaç defa nâsezâ-nâbecâ ve yakı ıksız eylerden
                      bulunur. Bu engin ve derin duyu ve duru uyla o,           arınan birinin ba ka türlü olması da dü ünülemez.
                      halk kar ısında da Hak kar ısında da hep nazik,            ç dünyası ötelerden gelen mevhibelerle dopdolu,
                      terbiyeli, hatırnaz ve incedir. Öyle ki, hayatıyla teh-   tavırları her zaman böyle bir zenginlik ve derinli e
                      dit edilse, de i ik baskılara maruz kalsa ve iftiraya     ayarlı, yürüdü ü yol belli, hedefi hiçbir eyle beca-
                      u rasa da, me ru müdafaanın dı ında herhangi bir          yi edilemeyecek ölçüde müteâl, inancı tastamam,
                      kabalı a asla tenezzül etmez. Evet, o, Allah’a kul        nazarında büyükler hep büyük, küçükler efkatle
                      olmanın benli inde hâsıl etti i zarafet ve derinlik-      koklanan birer gül ve de erler cetvelinde de her ey
                      le bütün tavır ve davranı larında fevkalâde kibar,        yerli yerinde ise, yok demektir bu incelerden ince
                      olabildi ine temkinli, dediklerinin-ettiklerinin far-     ruh yapısında en küçük bir yırtık ve sökük...
                      kında, her konuda ciddî mi ciddî, aynı zamanda                Zaten o, mefkûresini ifade etmeyen her türlü
                      rahat, mülâyim ve herkese sinesi açık müstesna bir        plan ve projeden, netice itibarıyla Allah’a götürme-
                      insandır.                                                 yen da ınık dü üncelerden, la v u lehv sayılan dav-
                          O, bir yandan, imanın iç dünyasında olu turdu-        ranı lardan ve bo lakırdı, bo mülâhazalardan uzak
                        u geni lik ve zenginlikle kar ıla tı ı hemen herkesi    mı uzak; sükûtu fikir, konu ması zikir, zâhir ve bâtın
                      kucaklar, onlara kâse kâse sevgi sunar ve efkatle         hâsseleriyle hep O’na kilitli, melekler kadar tevec-
                      ba rına basar; Allah’a yakın olmanın bütün güzel-         cühü derin ve arı-duru, her zaman yüksek uçmaya
                      liklerini rast geldi i herkese gösterir ve elinden gel-   hazır ve gerilimi ba döndürücü, fakat aynı zaman-
                      di ince onların ruhlarına duyurmaya çalı ır; di er        da kendi plan ve projelerini gaye ölçüsünde öne
                      yandan da, Hak’la kar ıla aca ı günün hülyalarıyla        çıkarmayacak kadar da yöneldi i Yüce Dergah’a
                      yer yer sevinir, kendinden geçer, zaman zaman da          saygılı, gözleri hep ufuk ötesinde, himmeti da ları
     328/Mayıs 2006




                      derin bir mehâbet hissiyle ürperir ve böyle bir müt-      delecek kadar yüce, hayatının gerçek deseni kabul
                      hi bulu ma heyecanıyla râ eler ya amaya durur:            etti i inançlarını yedi cihana duyurma gayretiyle
                      Görmez çevresindeki kin, nefret sisini-dumanını..         tam bir metafizik gerilim içinde, yaptı ı ve yapaca ı
                      duymaz haset ve iftira fırtınalarının ruhuna çarpıp       i lerin gerektirdi i nezaketin de farkında kusursuz
                      kırılan esinti ve dalgalarını.. ve bütün bu olumsuz-      bir basiret insanıdır.

158 2
www.sizinti.com.tr
     Yetirir o dapdaracık ömrünü hem dünyayı imar             de Yaratan’ın belirledi i çizgide kullanılmaları ga-
etmeye hem de ukbâyı peylemeye; bo una zayi                   yesine ba lı olarak insana bah edilmi lerdir. Bu
etmez kendine ilk bah edilen mevhibelerin en kü-              itibarla, günahlar, hatalar, beden ve cismaniyetin
çü ünü ve me gul olmaz dünya ve öteler adına                  güdümünde ya ama gibi baya ılıklar, bu ilk mev-
bir ey vaad etmeyen “mâlâyâniyât”la.. rahatlık-               hibelere kar ı öyle saygısızca eyler, öyle hıyanet ve
la ba ı layabilir kendine lütfedilenlerin bütününü            cinayetlerdir ki, bunların her biri eytanları sevin-
Hak rızası yolunda.. ba ı lar ve bir pulunun bo a             dirse de “mele-i a’lâ”nın sakinlerini utandıracaktır.
gitmemesi konusunda da olabildi ine titiz davranır.               Onun içindir ki, gönülden O’na inanmı her
Çalı ıp kazanırken hak ölçülerine ve haram-helâl              mü’min, O’nun bu ilk arma anlarını, daha sonra-
mülâhazalarına fevkalâde dikkat etti i gibi, edip ey-         ki lütuflarına erme adına önemli birer vesile bilir
ledi i i lerin birer ça layana dönü üp ötede Cennet           ve de erlendirir.. ve bunlarla gerçek kimli i olan
ırmaklarını olu turması için de her zaman rıza he-            Hakk’a kullu u, O’nun yakınlı ını ve O’nun ho -
defli, “i’lâ-yı kelimetullah” yörüngeli hareket eder,         nutlu unu elde etmeye çalı ır. Aksine, tam inana-
dikkatli ve hesaplı davranır; damlasını deryalara             madı ından dolayı ilk mevhibeleri görmeyen ve
çevirme yollarını ara tırır, zerre ile güne leri pey-         onları iman, mârifet ve muhabbet yolunda de er-
lemeye çalı ır ve bir ömür boyu gelip geçici eyleri           lendiremeyenler ikinci ve sermedî lütuflardan da
ebedîle tirmek için çırpınır durur.                           mahrum kalırlar.
     Herkesi ve her eyi O’ndan dolayı sever, her                  Aslında böyleleri, bütün bütün ahiret hayatlarını
zaman sevgi soluklar ve çevresinde sevgiden bir               ihmal ettikleri gibi, dünyada da hiçbir zaman tam
atmosfer olu turur. Ko ar a lamaları dindirir, âh u           mutlu olamazlar; inkâr kaynaklı bir sürü problem
vâhları keser, ızdıraplara panzehirler çalar ve gül-          altında hep inim inimdirler ve kat’iyen streslerden,
meye çevirir feryad u figanları.. hamd ü senâlara             hafakanlardan kurtulamazlar. Depresyonlar ya ar,
döndürür çaresiz sinelerden yükselen iniltileri..             cinnet nöbetleri geçirir, paranoyalarla kendi huzur-
rıdvan meltemleri hâline getirir etrafta esip duran           larını dinamitler ve öteki âlemlerin aydınlık bir ko-
alevden fırtınaları. Âlemin inlememesi için hep in-           ridoru sayılan bu güzel dünyayı kendileri hakkında
ler durur ve ba kalarının a lamaması için de göz-             Cehennem’e çevirirler.. evet bunlar, di er insanları
ya larını ceyhun eder. O kendine, ba kaları için bir          sevemez, hatta farklı mülâhazalarla kendilerinden
  ey ifade etme durumuna göre de er verir ve onun             ba ka herkesten nefret eder, nefret ettiklerinden
nazarında “ben” de il her zaman “biz” söz konusu-             nefret görür; her zaman hırsla kıvranır durur, um-
dur. Hodgâm de il di ergâmdır; beden insanı de il             duklarını elde edememenin inkisarıyla inler; ölüm
bir ruh ve mânâ eridir. Çi netmez kalbini cismine             korkusuyla tir tir titrer; daha çok ya ama arzusuyla
ve ruhunu da bedenine. Peygamberâne bir iffet ve              nelere nelere katlanır; çok defa bu karmakarı ık his-
ismet pe indedir. Me ru dairenin zevk ve lezzetleri-          lerle sıhhatlerini bozar ve zihnî te evvü lere girerler.
ni yeterli bulma mevzuunda öyle bir disiplin kahra-           Akı kara, karayı ak, iyiyi kötü, kötüyü iyi görmeye
manıdır ki, nefis ve cismaniyetle mücadelede irade-           ba larlar. Kendileri gibi dü ünmeyenleri dü man ve
sinin hakkını vererek –Allah’ın izniyle– bir hamlede          hain görür, sürekli hıyanet kâbuslarıyla yatar-kalkar
her engeli a ar ve gider ta ruhunun ufkuna ula ır.            ve vicdanlarındaki Cehennem zakkumundan dola-
     Böyle biri, iyilikleri ve güzellikleri temsilde, fena-   yı daha Cehennem’e gitmeden Cehennem ızdırap-
lıkları ve çirkinlikleri a makta öylesine ciddî, öyle-        larıyla kıvranır dururlar.
sine azimli ve öylesine kararlıdır ki, ihtimal bu tav-            Hakikî mü’mine gelince o, Allah’ın kendisine
rıyla o çok defa meleklerle atba ı hâle gelmekte ve           lütfetti i her eyi yedi, yetmi ve yedi yüz veren ba-
bir kere daha onlara “Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ               aklara çevirir.. bunları O’na yükselmenin merdi-
mâ allemtenâ” dedirtmektedir. Zira o, ilk mevhibe             venleri hâline getirir, Hak ho nutlu una (rıza ufku)
olarak Hakk’ın lütfetti i eylerin hiçbirini yaratılı          ula mada birer rampa gibi kullanır.. ve yürür Cen-
gayesine (mâ hulika leh) aykırı kullanmamı ve her             net mirasçılarıyla beraber in irahla tüllenen akıbe-
zaman emanette emin bir emanetçi gibi davranmı -              tine do ru...
tır; Allah da onu maiyyetiyle ereflendirmi tir.                                                              SIZINTI
                                                                                                                                        328/Mayıs 2006




     Evet, her fert için vücud bir emanet, onun yük-
sek insanî de erlerle donanımı ayrı bir emanet;                  Dipnot
                                                              1. Meleklerin, “Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdi inden ba -
Cennet arzusu ve oraya girebilme istidadı, yöntemi,
                                                                 ka ne bilebiliriz ki? Her eyi hakkıyla bilen, her eyi hikmetle
daha ötesinde Hak cemâlini mü âhede edebilme                     yapan Sensin.” mealindeki sözlerine i aret edilmektedir. (Baka-
kabiliyeti apayrı birer emanettir.. ve bunların hepsi            ra sûresi, 2/32)

                                                                                                                                     3 159
                                                                                                                                   www.sizinti.com.tr
                                     efkatle gürleyen bir sine, Cenâb-ı Hakk’ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin
                                    gölgesinde sürekli bir enginlik sergiler, hep incelerden ince davranır ve
                                            dâima içten hareket eder. Her zaman sevgi yolunda yürür;
                                               yol boyu hayır ve ihsan duygularıyla köpürür durur.




                                                                         Salih eref Duran



                             Gö ün engin mavilikleri            kâinatı hallac edebilecek ilim gibi    bu balonlar, âdeta uçabilen araç-
                             insana hürriyeti ve haya-          bir nimet vermi tir.                   ların müjdecisiydi. Ve tarihler
                      tın güzelli ini hatırlatır. Rûhen              nsano lu tarih boyunca çe-        Aralık 1903'ü gösterirken Orville
                      huzursuz oldu unuz zamanlarda              itli uçma deneyimlerine girmi -       ve Wilbur Wright karde ler yap-
                      etrafınızdaki en yüksek tepeye            tir. Hezarfen Ahmet Çelebi,            tıkları uçakla uçmayı ba arıyorlar-
                      çıkarak, kollarınızı ku ların ka-         1630'lu yıllarda yaptı ı ince he-      dı. Aradan geçen zaman zarfında
                      natları gibi açın ve bir a a ılara,       saplamalarla, lodoslu bir havada
                                                                                                       uçma konusunda çok mesafeler
                      bir de semaya uçan ku lara bakın.         ku kanatlarına benzer bir kanat
                                                                                                       alındı, hattâ insano lu Ay’a git-
                      Sonra gözlerinizi kapatın ve ku-          takıp kendini bo lu a bırakıyor ve
                      la ınızı rüzgârın sesine vererek          bir süre uçtuktan sonra Üsküdar'-
                      bir müddet öylece kalın… Ku lar           da Do ancılar olarak bilinen yere
                      gibi hafif hissedeceksiniz kendi-         inmeyi ba arıyordu. Bu uçu ona,
                      nizi. Belki de psikolojik tahlil ge-      ‘uçan ilk adam’ unvanını kazandı-
                      rektirecek bu durum, insanların           rıyordu. Hezarfen Ahmet Çelebi,
                      yüksek da larda kendilerini daha          kendinden yüzyıllar önce ya amı
                      hür hissetmelerini açıklayacaktır.         mam Cevheri'nin ba arısızlık-
                      'Ku lar gibi', 'ku kanadı kadar hafif',   la neticelenen deneyi üzerinde
                      'mutluluktan uçmak' gibi tâbirler-        uzun süre dü ünmü ve onun
                      den, insano lunun uçma iste i ve          açtı ı yoldan uçmayı ba armı tır.
                      merakını anlayabiliriz.                   Hezarfen Ahmet Çelebi özellikle
                                                                hava akımları ve ku ların uçu unu
                          Her ey hayalle ba lar                 inceleyerek, çalı malarını geli tir-
                          Yerçekiminin prangalı varlık-         mi tir.
                      ları olarak, bu vücut yapımızla               Fransız Montgolfier karde -
     328/Mayıs 2006




                      uçmamız imkânsız. Yaratıcı'mız            lerin icat ettikleri balon, Kasım
                      bize uçmaya elveri li bir vücut           1783'te ba arıyla uçu yapabilen
                      yapısı ve kanat vermemi ; bunun           ilk âlet olarak bilinir. Havadan
                      yerine akıl, hayal gücü ve merakla        daha hafif gazlarla doldurulmu


160 4
www.sizinti.com.tr
meyi ba ardı, Mars yüzeyinde in-      mesinde rol alan sinir sistemi ve
celemeler yapıldı.                    beyin de ihsan edilmi tir. Ku -
    Bütün bunlara ba langıçta il-     lardan ilhamla uçu teknolojisine
ham kaynaklı ı yapan ku ların ya-     ne gibi yenilikler getirebiliriz?
pısındaki mükemmellik ve uçma         Bu sorunun cevabını sa lıklı bir
kabiliyeti de i ik yönleriyle anla-   temele oturtmak için evvelâ ku -
 ıldıkça, daha yolun ba ında oldu-    lardaki harika vücut ve kanat me-
 umuz anla ılıyor.                    kanizmasını teferruatıyla ortaya
                                      koymamız gerekmektedir. Bir ku
    Esnek ve hareketli kanatlar       gövdesindeki hareket ve manevra
    Yapılan ara tırmalara göre,       kabiliyetini kontrolde vazife veril-
uçu teknolojisi bakımından bö-        mi milyonlarca sinir hücresinin
cek ve ku lara göre çok geriler-      hususî bir programla i letilmesini,
de oldu umuz anla ılmaktadır.         insan yapımı uçaklarda yakalama-
                                                                             sâbit bir gövdenin manevra zen-
Uçak kanatları, ku ların aksine,      mız imkânsız görünebilir. Ancak
                                                                             ginli i, belli ölçülerde esneklik ve
havadayken de yerdeyken de aynı                                              harekete sahip kanatlarla sa lana-
görünüme sahiptir. Birçok farklı                                             maz mı?
model uçakta kanatlar, vücuttan
daha geni oldu u gibi, kolay bü-            Morphing kanatlar                    Duruma göre ekil de i ti-
külmemesi için belirli bir sertli e     ara tırması aslında bir                  rebilen kanatlar
sahiptir. Uçak kanatlarının sâbit                                                1990'lardan beri NASA'da
                                         sistem çalı masıdır ve
olması, uça ın kontrol edilmesi-                                             uçakların yüzeyi ve kanat geo-
                                        hava akımlarındaki her
ni mümkün kıldı ından, pilotlar                                              metrisi üzerine çalı malar yo un
                                         de i ikli i algılayabi-
için bir emniyet faktörüdür. Zîrâ                                            bir ekilde devam etmektedir. Bu
bu teknik özelliklerde tasarlan-         len sensörler (alıcılar);
                                                                             ara tırmalar meyvesini vermi ve
mı uçaklarda sa lamlık açısından         alınan verilerin de er-
                                                                             son yıllarda geli mi uçaklarda
bu durum gereklidir. Ku lara ise,         lendirildi i ve gerekli
                                                                             kullanılabilecek ekil de i tire-
esnek kanatların manevralarını ve       cevabın olu turuldu u                bilen yeni kanatlar (Morphing
hareket kabiliyetlerini kaldırabi-         bir bilgisayar paneli;            Wings) üretilmi tir. ‘Morphing’
lecek mükemmel bir mimarîye              yüzeyi de i ebilen ka-              uçaklar üzerindeki çalı maların ve
sahip vücutla birlikte, bu manev-       nat ve kuyruk sistemin-              yeni uçak tasarımlarının tahminen
raların koordineli olarak yürütül-      den ibarettir. Bu sistem             2023 yılında bitece i belirtilmek-
                                        uçaklarda kullanılabile-             tedir. Eski uçak kanatlarına kıya-
                                        cek kıvama geldi inde                sen daha esnek olan yeni dizaynın
                                        ku ların uçu tekni ine                ekli ve yüzey yapıları, içine konan
                                         bir adım daha yakla -               kontrol algoritmalarıyla kumanda
                                               mı olaca ız.                  panelinden yeniden düzenlene-
                                                                             bilecek ve uçakta uçma artlarına
                                                                             göre de i iklikler yapılabilecek-
                                                                             tir. Mevcut hâliyle bile 'Morphing
                                                                             Wings' mekanizması, girift bir i le-
                                                                             yi e ve kontrol sistemine sahiptir.
                                                                             Yapılmaya çalı ılan ey, mevcut
                                                                             uçak kanatlarının uçu artlarına
                                                                             uygun, gerekli de i iklikleri yapa-
                                                                                                                         328/Mayıs 2006




                                                                             bilir hâle getirilmesidir. Halbuki
                                                                             insano lunun yapmaya çalı tı ı
                                                                             bu kanat mimarisi, ku ların ka-
                                                                             natlarına yaratılı tan konmu ve

                                                                                                                    161 5
                                                                                                                     ??
                                                                                                                    www.sizinti.com.tr
                                                      binlerce yıldır hatasız ekilde kul-      hendislerin en büyük hedefi, uçu
                                                      lanılmaktadır. Kanat ve kuyruklar-        artlarına göre kanat yapısını de-
                                                      daki tüylerin köklerindeki hücre-          i tirebilen yeni uçaklar yapabil-
                                                      lerle ba lantılı nöronlar vasıtasıyla    mektir. ‘Morphing’ özelli i ile in a
                                                      uçu esnasında her türlü hava de-         edilecek yolcu uçaklarında yakıt
                                                        i ikli i ku ların beyinlerine yer-     tasarrufu ve sürati artırma da ilâve
                                                      le tirilen kontrol algoritmalarına       bir hedeftir.
                                                      iletilmektedir. Merkezî sinir sis-            Uçu özelli i bakımından ku
                                                      teminde i lenen bu hava durumu           ve uçaklardaki en bariz fark; de-
                                                      bilgileri de erlendirildikten sonra        i ken hava akımlarının, bu iki
                                                      kaslara gönderilen cevabî emirler-       sistemde zıt tesirlere sebebiyet
                                                      le kuyruk ve kanatlar yönlendiri-        vermesidir. Böcek ve ku larda tür-
                                                      lir. ekil de i tirebilen hareketli       bülanslı (çalkantılı), hava, verimli
                                                      uçak kanatları, hakikatte ku ların       uçmada pozitif bir faktör iken;
                                                      ömürleri boyunca hiç farkında            uçaklarda büyük tehlikeler olu -
                                                      olmadan ve zorlanmadan sevk-i            turmaktadır. Uçakla seyahat esna-
                                                      ilâhîyle yaptıkları kanat hareketle-     sında türbülansa girildi inde mey-
                                                      rinin basit bir taklididir.              dana gelen korkutucu sarsıntılar,
                                                           Yırtıcı ku lardan ‘do an’, avlan-   insanların yüre ini a zına getirir.
                                                      ma sırasında kanatlarını vücuduna        Çünkü türbülans, havanın kanat-
                                                      âdeta yapı tırır. Ses altı hızda uçan    lara uyguladı ı sürtünme kuvve-
                                                      uçaklarda kanatlar gövdeden dik          tini artırır, neticede sâbit kanadın
                                                      olarak dı a do ru uzanır. Ses üstü       kaldırma kapasitesinin azalmasına
                                                      hızda uçan uçaklarda ise, kanatlar       sebep olur. Böcek ve ku ların ka-
                                                      üçgen eklinde ve gövdeye yapı ık         natları Sonsuz lim ve Kudret Sa-
                                                      tır. Bunun sebebi, ses üstü hızda        hibi tarafından öyle bir mimarîde
                                                      ortaya çıkan ok dalgalarının uçak        yaratılmı tır ki, kanatlarda türbü-
                                                      kanat ve gövdesine temas etme-           lanslı akı bizzat meydana getiri-
                                                      mesidir. Çünkü ok dalgalarında           lir; bu sâyede hem kaldırma kuv-
                                                      akı kanın fizikî özellikleri anî ve      veti ve manevra kabiliyeti artırılır,
                      Uçak kanatlarının sâbit
                                                      büyük de i iklik gösterdi i için         hem de hava sürtünmesi azaltılır.
                      olması, kontrol edilmeyi
                                                      zararlı olabilmektedir. Do an ve         Morphing kanatlar ara tırması
                      mümkün kıldı ından pilot-                                                aslında bir sistem çalı masıdır ve
                                                      atmaca gibi avcı ku lar, normal
                      lar için bir emniyet faktörü-                                            hava akımlarındaki her de i ikli i
                                                      uçu larda kanatlarını açarlar. Da-
                      dür. Zîrâ bu teknik özellik-    lı yaptıklarında ise, hızlarını daha     algılayabilen sensörler (alıcılar);
                      lerde tasarlanmı uçaklarda      da artırmak ve havaya kar ı diren-       alınan verilerin de erlendirildi i
                      sa lamlık açısından bu          ci en aza indirmek için, kanatla-        ve gerekli cevabın olu turuldu u
                      durum gereklidir. Ku lara       rını toplarlar. Yırtıcı ku lar deniz     bir bilgisayar paneli; yüzeyi de i-
                      ise esnek kanatların ma-        üstünde süzülürken kanatlarını            ebilen kanat ve kuyruk sistemin-
                      nevralarını ve hareket ka-      dı arı do ru tamamen geni letir.         den ibarettir. Bu sistem uçaklarda
                      biliyetlerini kaldırabilecek         Ku ların duyu sinirleri vasıta-     kullanılabilecek kıvama geldi inde
                      mükemmel bir mimarîye           sıyla alınan havaya ait fizikî özel-     ku ların uçu tekni ine bir adım
                                                      likler beyne gönderilmekte, ku           daha yakla mı olaca ız.
                      sahip vücutla birlikte, bu
                                                                                                                 @ ssduran@sizinti.com.tr
                      manevraların      koordineli    beyninde mu’cizevî bir süratle
                                                                                                  Kaynaklar
                                                      de erlendirilen bu bilgilere göre
     328/Mayıs 2006




                      olarak yürütülmesinde rol                                                - Steven Ashley (2005): Flying on flexible
                                                      geli tirilen cevaplar, ku un kanadı        wings. Scientific American. January Is-
                      alan beyin ve sinir sistemi                                                sue.
                                                      üzerindeki hava direncini azalt-
                      de ihsan edilmi tir.                                                     - Scientifik Amerikan-Ocak 2005 (flaying
                                                      makta, uçu u kolayla tırmakta,             On Flexible Wings)
                                                      performansı artırmaktadır. Mü-           - Müslüman lim Öncüleri Ansiklopedisi

162 6
www.sizinti.com.tr
                                                     Zafer htiyar


         Bir devletin, bir askerî birli in, resmî veya gayri- mi ve sarı ını kılıcına ba layarak kafilenin önüne geç-
         resmî bir kurulu un sembolü olarak tarif edilen mi tir.
bayraklar, her zaman önemli mânâlar ta ımı ve hiçbir             Peygamberimiz (sas), hicretin yedinci ayında sefere
bayrak asla rastgele ekil ve renklerden meydana geti- gönderdi i Hz. Hamza (ra) komutasındaki birli e bir
rilmemi tir.                                                  bayrak vermi ti. Efendimiz’in (sas) bizzat bir mızra-
     Bayraklar, bir milletin varlı ının ve ba ımsızlı ının     ın ucuna beyaz bir bez ba layarak askerlerden Ebu
sembolüdür; bu yüzden atlas veya ipek gibi de erli Mersed’e teslim etti i, Livaü’l-Beyda ismiyle anılan bu
kuma lardan yapılmakla de il, ta ıdı ı mânâ ile de er ilk bayrak, Hayber gazasına kadar kullanılmı tır. Hay-
kazanır. Tarih boyunca bayra ı yere dü ürmemek ve ber’den sonra ise, bunun yerini ‘raye’ denen siyah bir
dü mana bırakmamak için nice yi it, sava meydan- bayrak almı tır. Bunun yanı sıra Hz. Muhammed (sas)
larında hiç tereddüt etmeden canını seve seve feda et- zamanında beyaz, sarı, siyah, kırmızı renklerde çe itli
mi tir.                                                       bayrakların kullanıldı ı, ‘karaku ’ mânâsına gelen ‘ukâb’
      lk zamanlarda bayrak yerine genellikle madenden isimli siyah bayra ın Hz. Ai e’nin (ra) kaftanından ya-
veya sert bir maddeden yapılmı alemler kullanıl- pıldı ı kaynaklarda belirtilmi tir.
mı tır. Kuma bayrakların kullanılması Orta Ça ’da                Dört Halife devri, Emeviler, Abbasiler ve Endü-
ba lamı tır. Divân-ı Lûgâti’t-Türk’te                                          lüs Emevileri zamanlarında da çe itli
‘batrak’ eklinde yazılan ‘bayrak’ keli- Türklerin tarihteki en renk ve ekillerde bayraklar kullanıl-
mesi, ‘sava larda kullanılan ve ucuna bir
                                               uzun ömürlü devleti Os- makla birlikte, Emeviler daha ziyade
ipek parçası takılan mızrak’ olarak açık-                                      beyaz; Abbasiler ise siyah bayrak kul-
lanmaktadır. Aynı eserdeki bir man-
                                               manlı’nın ilk bayra ı, lanmı tır.
zûmede ise kelime, ‘bayrak’ eklinde Anadolu Selçuklu Dev-
kullanılmakta ve kelimenin O uzlar leti hükümdârı tarafın-                         Türk tarihinde bayrak
arasında böyle telâffuz edildi i yazıl- dan Osman Gazi’ye ba-                      Göçebe hayat süren Türk top-
maktadır.                                       ımsızlık alâmeti olarak        luluklarında hükümdârların, yaban
                                               gönderilmi olan beyaz öküzü veya at kuyru undan yapılan
      slâm tarihinde bayrak
                                               bayraktır. Osmanlı’da ‘tu ’ isimli bayrak ve semboller kul-
      slâm tarihinde Hz. Peygamber’in                                          landıkları bilinmektedir. Avrupa Hun
(sas) ilk defa Medine’ye girerken bay-
                                               16. yüzyılın sonlarına Devleti Hükümdârı Atillâ’nın, üze-
rak (livâ) kullandı ı bilinmektedir. kadar farklı renklerde rinden geçti i kimselere zenginlik ve
                                                                                                                               328/Mayıs 2006




Hicret kafilesi Medine’ye yakla tı ın- bayraklar kullanılmak- mutluluk getirece ine inanılan hüma
da Büreyde bin Huseyb el-Eslemi, la birlikte padi ahlara ku unun resmedildi i bir bayra ının
Resûlullah’a (sas); “Medine’ye yanında mahsus olan bayrak, bulundu u eski bir kaynakta zikredil-
bir livâ olmadan girmeni istemem.” de- beyaz idi.                              mektedir.


                                                                                                                             7 163
                                                                                                                          www.sizinti.com.tr
                                                                                       manlı’nın ilk bayra ı, Anadolu Selçuklu Devleti hü-
                                                                                       kümdârı tarafından Osman Gazi’ye ba ımsızlık
                                                                                       alâmeti olarak gönderilmi olan beyaz bayraktır. Os-
                                                                                       manlı’da 16. yüzyılın sonlarına kadar farklı renklerde
                                                                                       bayraklar kullanılmakla birlikte padi ahlara mahsus
                                                                                       olan bayrak, beyaz idi. stanbul’un fethinde Ulubatlı
                                                                                       Hasan’ın surlara dikti i, Kemalpa azâde’nin ifade-
                                                                                       siyle ‘Sultan-ı âlemin ak alemi’ de beyaz bir bayraktı. Ya-
                                                                                       vuz Sultan Selim Han’ın Çaldıran (1514) ve Mısır
                                                                                       seferlerinde, ota ının önüne hâkimiyet alâmeti olan
                                                                                        beyaz ve kırmızı bayraklar dikilmi tir.
                                                                                              Bugün Topkapı Sarayı’nda, Mukaddes Emanet-
                                                                                         ler Dairesi’nde bulunan, Peygamber Efendimiz’e
                                                                                        (sas) ait Sancak-ı erif, Yavuz Sultan Selim zamanında
                                                                                        Osmanlılara geçmi tir. Bu Sancak-ı erif’i padi ahlar
                                                                                        seferlerde beraberlerinde götürürlerdi. Halifelik alâ-
                                                                                        metlerinden biri olan Sancak-ı erif, isyanlarda padi-
                                                                                          ahın emriyle çıkarılır ve millet, asilere kar ı Sancak-ı
                                                                                         erif’in altında toplanmaya ça rılırdı.
                                                                                            Daha çok denizcilerin kullandı ı ye il bayrak;
                                                                                        Fatih’in gemisinde, Barbaros Hayrettin Pa a ve
                                                                                        Uluç Ali Reis’in donanmalarında yer almı ve Sul-
                                                                                        tan 1. Mahmud Han (1730-1754) devrinde donanma-
                                                                                        nın resmî bayra ı kabul edilmi tir.
                                                                                            Osmanlılarda hükümdâr, veliaht, kumandanlar ve
                                                                                       donanma için ayrı ayrı bayraklar oldu u gibi, esnaf ku-
                                                                                       rulu larının, seyyidlerin, tarikatların da ayrı ayrı bay-
                                                                                       rakları vardı. Bu dönemde dinî törenlerde bayrak kul-
                                                                                       lanılması, tekke ve türbelere hususî bayraklar asılması
                                                                                       da âdet olmu tu. Beyaz bayrak, tarihin her devrinde
                                                                                       sava larda teslim olma mânâsına gelmi tir.
                                                                                           Osmanlılar, ço unlukla üç hilâlli ye il ve kırmızı
                             Osmanlılar tarafından yeniden yaptırılan Sancak-ı erif.   bayra ı kullanmı tır. Bir hilâl ve sekiz kö eli yıldız
                           lk Müslüman Türk Devleti kabul edilen Karahan-              bulunan kırmızı bayrak, ilk defa 1793’te III. Selim
                      lılar’ın al bayraklarında, dokuz tu resminin bulundu-            Han döneminde devletin resmî bayra ı olarak kabul
                        u bilinmektedir. Gazneliler ise, önceleri beyaz hilâl          edilmi tir. Sultan Abdülmecid zamanında yıldızın
                      ile hüma ku unun resmedildi i ye il bayrakları; daha             be kö eli olması kararla tırılmı (1842)
                      sonraları ise, Abbasi halifeli inin me ru mümessili ol-          ve Osmanlı bayra ının ekli
                      duklarını gösteren siyah bayrakları kullanmı tır. Bü-            kesinle mi tir. Osmanlı’nın
                      yük Selçuklular, ilk yıllarında beyaz çift kartal sembolü        son döneminde ekillenmi
                      ve siyah çizgili gerilmi yay ve ok resmi olan mavi bir           olan bu bayrak, Cumhuriyet
                      bayra ı kullanmı larsa da, sonraları onlar da Abbasi-            döneminde de kullanılmı -
                      lerin tesirinde kalarak siyah bayraklar kullanmı lardır.         tır. 22 Ekim 1925’te Sancak
                      Malazgirt Sava ı’nda Alparslan’ın, üzerinde Kelime-i             Tâlimâtnâmesi ile bayra ımı-
                        ehadet yazılı büyük bir sanca ının bulundu u bi-               zın kesin ekli belirlenmi ;
                      linmektedir. Anadolu Selçukluları da siyah bayra ın              29 Mayıs 1936’da ise, 2994
                      yanı sıra, al bayraklar da kullanmı lardır. Haçlılardan          numaralı Türk Bayra ı Kanu-
     328/Mayıs 2006




                      Kudüs’ü geri alan Selahaddin-i Eyyübi’nin bayra ı                nu’yla bayra ımız bugünkü
                      sarıydı ve üzerine Avrupalılar tarafından slâm’ın sem-           hâlini almı tır.
                      bolü olarak kabul edilen hilâl resmedilmi ti.
                          Türklerin tarihteki en uzun ömürlü devleti Os-                 Sancak-ı erif’in muhafaza edildi i
                                                                                                  gümü sandık.

164 8
www.sizinti.com.tr
     Bayraklardaki renk ve semboller neyi ifade eder?
    Bayraklar üzerindeki ekil, renk ve semboller; mil-         Bazı kaynaklarda bayra ımızdaki yıldızın Pey-
letlerin inançlarını, dü üncelerini ve hafızalarında de-       gamber Efendimiz’i (sas) sembolize etti i yorumu
rin izler bırakan hatıralarını yansıtır. Almanya, Belçika,
                                                               da yapılmı tır. Buna delil olarak Necm Sûresi’n-
Hollanda, talya gibi bazı Avrupa devletlerinin bayrak-
ları üç renklidir. Bu bayraklarda üç renk kullanılma-          de üzerine yemin edilen Yıldız’ın, Hz. Peygam-
sı, teslis inancını sembolize etmektedir. Bunun yanı           ber (sas) oldu u, yine smail Hakkı Bursevî’nin
sıra Danimarka, Finlandiya, sveç, Norveç, sviçre,              “Ruhu’l-Beyân” adlı tefsirinde Cebrail’in (as)
Yunanistan gibi bazı devletler de bayraklarında Hris-          ya ı ile alâkalı bir mevzuda, Cebrail’in: “Ben u
tiyanlı ın sembolü olan haça yer vermi lerdir. ngiliz          yetmi bin senede bir parlayan yıldızın binlerce
bayra ındaki birbirine kayna mı üç haç ekli, ngil-             defa parladı ına ahit oldum.” dedi i, Peygam-
tere, skoçya ve rlanda’nın birle ik vaziyetine i aret-
                                                               berimiz’in de (sas); “o yıldızın kendisi oldu unu”
tir. Bayraklardaki renklerin de milletler için önemli
mânâları vardır. Meselâ, Fransa; ihtilâlden sonra bay-                      söyledi i rivayet edilmektedir. Bu
ra ının renklerini belirlerken krallık                                       bilgilerden yola çıkarak bayra ı-
zamanından beyazı, ihtilâlden                                                 mızdaki hilâl ve yıldızın aslında bir
kırmızıyı ve Paris’in eski alâmeti                                             noktada Kelime-i Tevhid’i anlat-
olarak maviyi almı ve üç renkli                                                 tı ı yorumu yapılabilir.
Fransız bayra ını olu turmu tur.
ABD’nin bayra ındaki elli yıldız,
Amerika’yı olu turan eyalet sayı-                                                     bizden aldılar. Bizim bayra ımızı sev-
sını ifade etmektedir. Eski SSCB                                                       dikleri, bir kısmı da bizim bayra ımız
bayra ında, kızıl zemin üzerinde-                                                  altında uzun seneler mes’ud ya adıkları,
ki orak, çiftçileri; çekiç ise, i çileri                       ona alı tıkları, onu unutamadıkları için böyle yaptılar, bay-
sembolize eder. Japonların, üzerinde kırmızı güne            raklarına bizim bayrak renklerimizi, bizim ay yıldızımızı
bulunan beyaz bayrakları, Japon Budizmi’ndeki ilâh           i lediler.’
anlayı ını sembolize etmektedir. srail bayra ındaki altı         Küçük kız sevinçle:
kö eli yıldız (Mühr-i Süleyman) ile, Kore bayra ında-            ‘Sahi mi?’ diye sordu. Ona, anlayabilece i bir dille haki-
ki bir dâire içinde bulunan iç içe iki “S” de bu devletler   kati anlattım. Yanıma boynu bükük gelmi ti. Yanımdan ba ı
için dinî bir mânâ ta ır. Kezâ, Eski Çin bayra ındaki        havada, gözleri nurlu ve sevinçle uzakla tı.”
ejderha resmi de Çin’deki an’anevî kültürün izlerini             Banarlı bu tabloyu anlattıktan sonra “Esâsen beni
yansıtır. Suudi Arabistan bayra ındaki ‘Kelime-i Tevhid’     dü ündüren nokta, çocu un felsefesinde idi.” diyerek: “Ne-
ile ran bayra ındaki ‘Allah’ lâfzı da, inancın bayrakta      den öbür türlü sormamı tı? Neden, bu milletler, bayrakları-
sembolize edildi ine birer örnektir.                         nı bizden mi aldılar diyememi ti?” sorularını soruyor ve
                                                             cevabını; “Bu durum tarihimizi bilmemekten ve üç kıtaya
   Hilâl ve yıldız hangi mânâları ta ımaktadır?              hükmetmi Osmanlı’nın büyüklü ünü idrak edememekten
                Nihat Sami Banarlı pek çok ülke-             kaynaklansa gerektir.” eklinde açıklıyor.
                nin bayra ında yer alan hilâl-yıldız             Hilâl ve yıldızın mânâsına gelince; ‘haç’ nasıl Hris-
                 sembolü ile alakalı dü ündürücü bir         tiyanlı ın sembolü olmu sa; ‘hilâl’ de tarih boyunca s-
                 hatırasını öyle nakletmektedir:             lâm’ın, Tevhid inancının ve Müslüman toplumlarının
                     “Küçük ve sevimli mektepli bir kız,     sembolü olagelmi tir. Haçlı seferlerinin di er adı Hi-
                  elinde bir ansiklopedinin renkli bayrak    lâl-Salîb (Haç) mücadelesidir ki, Tevhid-Teslis müca-
                   tablosuyla yanıma geldi. Soraca ı sua-    delesi mânâsındadır. (‘Hilâl’ kelimesi ile ‘Allah’ lâfzı Arapça’da
                   lin heyecanı gözlerindeydi.               aynı harflerden olu makta ve bu yüzden de ebced hesabında kar ılıkla-
                        Küçücük eliyle tablosundaki eski     rı 66’ya tekabül etmektedir.)
                    Mısır, yeni Pakistan, Tunus, Cezayir,       Yıldız, çok eskiden beri birçok toplum tarafından
                    Moritanya, Berke, Cohor bayraklarını     kullanılan bir sembol olmakla birlikte, Türk bayra ına
                                                                                                                                          328/Mayıs 2006




                 gösterdi:                                   Osmanlı’nın son döneminde girmi tir.
                      ‘Bu bayraklarda niçin bizim ay yıl-       Bayra ımızın rengi de ‘Bayrakları bayrak yapan üs-
                 dızımız var? Biz bayra ımızı onlardan       tündeki kandır!’ mısraında ifade edildi i gibi, ehitle-
                 mı aldık?’ diye sordu.                      rimizin kanlarını sembolize etmektedir. ‘Al’, Türk
                      ‘Hayır!’ dedim; ‘Onlar, bayraklarını   milleti için âdeta millî bir renk olmu tur. Özellikle

                                                                                                                                       9 165
                                                                                                                                     www.sizinti.com.tr
                      Osmanlılar kırmızıyı hânedan rengi
                      kabul etmi lerdir. Buna ba lı olarak
                      padi ahın yorganı, çar afı, yastı ı hep
                      al olurdu. Padi ah kızları da kırmızı
                      gelinlik giyerlerdi. Halk arasında da
                      al gelinlik yaygın olarak kullanılmı tır
                      ki, Arif Nihat Asya ‘Bayrak’ iirinde
                      bunu ‘Kız karde imin gelinli i, ehidimin
                      son örtüsü’ eklinde ifade etmi tir. Gü-
                      nümüzde de gelinlerin duvaklarının
                      kırmızı olu u, hep bu rengin millî bir
                      karakter ta ımasındandır.
                          Bayrak tarih boyunca toplanmanın,
                      bir araya gelmenin, birlik olmanın alâ-
                      meti olmu tur. Öyle ki birçok küçük
                      topluluk, ayrı ayrı soy ve kabile kendi
                      ba ına bir de er ifade etmezken, bir
                      bayrak veya sancak altında toplanıp
                      birlikte hareket ettiklerinde, sineleri
                      tek yürek olarak atmı ve büyük toplu-
                      luklara galebe çalmı lardır. Nice küçük
                      topluluk; aileden kabileye, kabileden
                      boya, boydan devlete ve devletten de
                      medeniyete hep bayra ın toplayıcılı ı
                      altında ula mı tır.
                          Hz. Muhammed’in (sas) Medine’ye
                      giri lerinde; Alparslan’ın Malazgirt’ten
                      Anadolu’ya geçi lerinde; Osman Gazi-
                      ’nin Bursa’ya yürüyü ünde bayra ı a-
                      hit tutmaları tarihe kayıt dü ülmü tür.
                          Bayra ın ifade etti i mânâda bulu -
                      mak bizim kültürümüzde önemlidir.
                      O açılıp yola koyulundu unda millet
                      olarak hep onun pe ine dü mü üz.
                      Hattâ “Allah milletimizi vatansız, vata-
                      nımızı bayraksız bırakmasın.” sözleriyle
                      bayra ı dualarımıza da nak etmi iz.
                      Nice ya ız delikanlıyı onun ufuklarda
                      dalgalanması u runa ehit vermi iz.
                      Bu hâl, bizim kanımıza öylesine i le-
                      mi tir ki; kıyamet kopup bütün insan-
                      ların tekrar diriltilece i mah er yerinde
                      Hz. Muhammed’in (sas) sanca ı altında
                      toplanmak dilimize ve yüre imize pe-
                      lesenk olmu tur.
                                                 @ zihtiyar@sizinti.com.tr
                          Kaynaklar
                      -    slâm Ansiklopedisi, D.V. Yay, st, 1994.
     328/Mayıs 2006




                      -    slâm Ansiklopedisi, ‘Bayrak’ mad, MEB Yay, st,
                          1977
                      -   Fevzi Kurto lu, Türk Bayra ı ve Ay Yıldız, TTK
                          Yay, Ank, 1992.
                      -   Nihat Sami Banarlı, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri,
                          Kubbealtı Ne , st, 1984.


166 10
www.sizinti.com.tr
           Mazlumların, ma durların mâruz kaldıkları sıkıntıları gö üsleme ve bir anne
       içtenli iyle onların üzerine titreme de diyebilece imiz ‘ efkat’, herkese ve her eye
   kar ı duyulan kar ılıksız sevgi ve alâka olması itibarıyla, ilâhî ahlâkın farklı bir tecellîsi,
              göktekilerin sesi-solu u ve bütün annelerin sımsıcak nefesinin de
                                                       ayrı bir unvanıdır.




                   Prof. Dr. Ömer Arifa ao lu

         Tıp fakültesinde ö renciyken,         beyin, ancak dört dakika oksijensiz ka-        olmamı , hem de kalb daha fazla çalı ıp
         acil serviste ve yo un bakım üni-     labilmektedir. Buna tıp dilinde iskemi adı     yorulmamı olur. Kan akımının düzen-
telerinde nöbet tuttu um günlerin birin-       verilir. Kan vasıtasıyla, insan vücudun-       lenmesi iki safhada gerçekle tirilir.
de, ak am vakti orta ya larda bir teyze,       daki yakla ık 100 trilyon hücrenin her bi-           1- Hızlı düzenleme: Kan akımının
baygın vaziyette acil servise getirilmi ti.    rinin 10-20 mikron yakınına kadar besin        ihtiyaca göre hızlı (saniyeler veya da-
Ona refakat eden kızları ise, annelerinin      maddeleri ve oksijen götürülür; bu ekil-       kikalar içinde) ekilde artırılıp azaltıldı ı
ölme ihtimali sebebiyle a ırı endi e için-     de kana e ine az rastlanır bir postacılık      durumlarda söz konusudur. Meselâ,
deydiler; doktorlardan annelerine hemen        vazifesi yaptırılır. Beden sarayımızda i -     egzersiz sırasında kaslar ve kalb a ırı
müdahale edilmesini istiyorlardı.              lettirilen birçok otomatik mekanizma ile       çalı tı ından, ihtiyaç duyulan oksijen
     Kalb krizine (enfarktüs) ba lı olarak     organlarımıza sevk edilecek kan miktarı        ve besin dolayısıyla kan miktarı artar.
kalbi duran hastaya hemen müdahale             düzenlenir. Böylece vazifelerini yerine        A ırı çalı an dokularda damarları geni -
edildi. Kalb masajı ve elektrik okuyla         getirmek için çalı an organların kansız        letmekle vazifeli bazı maddeler salınır.
hastanın kalbinin tekrar çalı masına ve-       ve oksijensiz kalmaları önlenir.               Ayrıca dokudaki besin maddeleri ve
sile olundu. Annelerinin tekrar ayılması                                                      oksijen de tükendi i için, damarlar ge-
ve konu maya ba laması üzerine hasta-               Kan akımının düzenlenmesinde rol          ni lemek mecburiyetinde kalır. Neticede
nın kızları da doktorlara te ekkür ettiler.         verilen mekanizmalar                      dokuya akan kan miktarı artırılır. Bir do-
Hastanın tamamen iyile ti i dü ünülü-               Organların kan akımları, çalı ma yo-      kuda yeterli oksijen varsa (veya dokuya
yordu ki, gecenin ilerleyen saatlerinde          unluklarına ba lı olarak ihtiyaçlarına       giden oksijen, ihtiyaçtan fazlaysa) aza-
anî bir kalb krizi daha meydana geldi ve       göre artırılıp, azaltılarak düzenlenir. E er   mî tasarruf prensibi i letilerek damarlar
bütün gayretlere ra men hasta kurtarıla-       organ daha az kan ile idare edebilecek-        daraltılır ve kan vücudun ihtiyacı olan
madı. lk geldiklerinde son derece gergin       se, içinden geçen kan akımı azaltılır,         di er organlara sevk edilir. Organ tek-
olan iki evlât ise, iyile ti ini dü ündükle-   böylece bir taraftan di er organlara daha      rar a ırı çalı tırılırsa, dokudaki oksijen
ri annelerinin bu beklenmedik ölümünü          fazla kan gönderilme durumu ortaya çık-        azalaca ından, damarlar tekrar geni -
sükûnetle kar ıladı.                           tı ı gibi, di er taraftan da hem kan israf     letilerek, dokuya giden kan miktarı artı-
     Bu hastanın ölümüne sebep olan;                                                          rılır. Meselâ istirahat zamanında iskelet
ana kalb damarlarının anî tıkanıklı ı ne-                                                     kaslarındaki kan akımı, 100 g kas için 4
ticesinde ortaya çıkan kalb kriziydi. Kalb     Kalbde damarlar yava ya-                       ml/dakikadır. Egzersiz anında bu miktar,
krizinin en önemli risk faktörleri; sigara     va tıkanırsa kalb krizi ol-                    20 kat artırılarak kan akımı 80 ml/daki-
içme, ya lı beslenme, i manlık, hare-          maz; çünkü damarlar tıkan-                     kaya yükseltilir.
ketsizliktir.                                                                                       2- Yava düzenleme: Vücudumuz-
     Organ ve dokuların ihtiyacı olan kan
                                               dıkça yeni damarlar in a
                                                                                              da kan akımı düzenlenmesinin yava
                                                                                                                                                  328/Mayıs 2006




yeterli miktarda sa lanmazsa, doku ok-         edilir ve yeni damarlardan                     (aylar içinde) gerçekle tirildi i durumlar
sijensiz kalır ve hücreler ölmeye ba lar.      getirilen kan, kalb kaslarını                  da vardır. Bir organda kan ihtiyacı uzun
Kalb-damar tıkanıklıklarında ortaya çıkan      besledi i için, kalb dokusu-                   süre devam etmi se veya organa giden
dokulardaki oksijen yetersizli i, beyin                                                       damarlarda tıkanma sebebiyle kan akımı
                                               nun beslenmesi bozulmaz.
dokusu için büyük bir tehlikedir; çünkü                                                       azalmı sa, bu duruma uyum cevabı ola-

                                                                                                                                               11 167
                                                                                                                                             www.sizinti.com.tr
                                                                                                                  gi bir hasar olu turmaz. Meselâ tansi-
                                                                                                                  yon ölçülürken tansiyon âletinin havayla
                                                                                                                    i irilmesi esnasında kol atardamarları
                                                                                                                  dı tan sıkı tırılarak kan akması engelle-
                                                                                                                  nir. E er tansiyon âleti kısa süreli olarak
                                                                                                                  sarılı kalırsa, zarar vermez. Ancak uzun
                                                                                                                  süreli olursa kolda a rı ba lar. Kısa sü-
                                                                                                                  reli zararsız kan akımı engellemeleri ile
                                                                                                                  daha sonra meydana gelebilecek uzun
                                                                                                                  süreli bir damar tıkanıklı ına ba lı iskemi
                                                                                                                  ve doku ölümü önlenebilmektedir. Buna
                                                                                                                  damar tıkanmalarına kar ı ön artlandır-
                                                                                                                  ma veya oksijensiz kalmaya uyum sa -
                                                                                                                  lama tekni i denmektedir. Organlarımız
                                                                                                                  kısa süreli zararsız damar tıkanıklıkları
                                                                                                                  ya ayarak, âdeta uzun süreli damar tı-
                                                                                                                  kanıklı ı ile nasıl mücadele edebilece i-
                                                                                                                  ni ö renmektedir. Oruçla açlı a alı an
                                                                                                                  vücudun, herhangi bir durumda açlı a
                                                                                                                  uzun süre dayanabilmesi gibi, organ ve
                      rak yeni damarlar in a edilerek, dokuya
                                                                                                                  dokular da kısa süreli damar tıkanıklıkla-
                      giden kan miktarı artırılır. Oksijen azlı ı,
                                                                                                                  rı ile uzun süreli tıkanmaya dayanmayı
                      damar sayısının artmasında önemli se-                   Bizler farkında
                                                                                                                  ö renmektedir. Hattâ son zamanlarda
                      beplerden biridir. Meselâ yüksek rakım-             olmadan i letilen kan                   ölüme sebep olmayan kalb krizlerinin
                      larda, atmosferdeki oksijen miktarı ve             akımı düzenlemesiyle                     ileride olu abilecek öldürücü büyük kalb
                      basıncı daha dü ük oldu u için, bura-
                      larda ya ayan insanların akci erlerinde
                                                                      hastalıklardan korunmamız                   krizlerini önlemeye vesile oldu una dâir
                      hemoglobine daha az oksijen ba lanır                 sa lanmaktadır. Bu                     hipotezler ortaya atılmı tır.
                      ve organlara da otomatik olarak daha            düzenleme; vücudumuzun,                          Damar tıkanmalarına kar ı ön art-
                      az oksijen ta ınır. Ta ınan oksijen mik-                                                    landırma tekni i, ilk insandan beri vü-
                                                                       hastalıklardan korunması
                      tarını artırmak için, hem alyuvarlardaki                                                    cudumuzda i letilen ancak son yıllarda
                                                                             için mükemmel                        ke fedilen Rahmanî bir koruyucu sis-
                      hemoglobin miktarı, hem de organlara
                      giden damar sayısı artırılır. Bu sebep-
                                                                            i leyen korunma                       temdir. Bu harika i leyi i görünce ister
                      ten yava düzenleme hâdisesi, kalb da-            sistemleriyle donatıldı ını                istemez, “Bu hassas mekanizma ev-
                      marları açısından son derece önemlidir.                göstermektedir.                      rimle veya tesadüfle meydana gelebilir
                      Kalbde damarlar yava yava tıkanırsa                                                         mi?” sorusu akla gelmektedir.
                      kalb krizi olmaz; çünkü damarlar tıkan-                                                          Özellikle kalbdeki damarlarla alâkalı
                      dıkça yeni damarlar in a edilir ve yeni         (yeni damar yapımında görevli kimyevi       ön artlandırma tekni inde adenozin,
                      damarlardan getirilen kan, kalb kaslarını       maddeler) sebep olmaktadır. Dokular-        asetilkolin, katekolaminler, angiotensin,
                      besledi i için kalb dokusunun beslen-           daki uzun süreli ancak öldürücü olma-       bradikinin, prostglandinler, nitrik oksit
                      mesi bozulmaz. Kalb damarlarının anî            yan oksijensizlik ve damarlarda yava        ve opioitler gibi birçok kimyevî madde-
                      tıkanması durumunda ise, yeni damar             geli en tıkanma, anjiyogenik faktörlerin    nin vazifelendirildi i ke fedilmi tir. Bu
                      olu masına zaman olmadı ından kalb              salgılatılmasına sebep olur.                maddeler kan akımının engellenmesiyle
                      krizi ortaya çıkar.                                 Bizler farkında olmadan i letilen bu    olu an oksijensizlik neticesinde salgı-
                           Orta ya ın üstündeki insanların ço-        kan akımı düzenlemesiyle hastalıklardan     lanmakta, bütün vücuda kan yoluyla
                        unun kalb damarlarında, ancak bir an-         korunmamız sa lanmaktadır. Bu dü-           yayılmakta ve hücrelerde bir kısım kalıcı
                      jiyo filmiyle tespit edilebilen tıkanıklıklar   zenleme; vücudumuzun, hastalıklardan        de i ikliklere sebep olmaktadır. Daya-
                      görülür. Ancak bu tıkanıklıklar yava ge-        korunması için mükemmel i leyen ko-         nabilmede tesirli mekanizmaların neler
                      li ti inden, olu an yeni damarlar bu tı-        runma sistemleriyle donatıldı ını göster-   oldu u sorusuna daha tam cevap bu-
                      kalı damarların vazifelerini âfî ve Rahîm       mektedir.                                   lunamamı tır. Ancak kendi kendine ve
     328/Mayıs 2006




                      olan Yaratıcı’nın bir lütfu olarak üstlenir.                                                tesadüfen olu ması mümkün olmayan,
                      Kalbde olu an yeni damarlara kollateral             Damar tıkanmalarına ön artlan-          birçok reaksiyondan ibaret bir reaksi-
                      dola ım da denmektedir. Uzun sürede                 dırma                                   yonlar zincirinin çalı tırıldı ı dü ünül-
                      ortaya çıkan bu damarların sayısında-               Bir organda kısa süreli olarak ortaya   mektedir.
                      ki artı a, anjiyogenik büyüme faktörleri        çıkan damar tıkanıklı ı, organda herhan-                   @ oarifagaoglu@sizinti.com.tr


168 12
www.sizinti.com.tr
                                                          Tahir Taner

        Sabah i yerine gelirken dinledi im radyoda bu notta, ‘Derdi olan söylesin!’ yazmaktadır. Kadınca ız
        bir hikâye anlatılıyordu. Aslının olup olma- en azından derdini anlatabilece i dü üncesiyle biraz da olsa
dı ını kesin bilemedi imiz fakat dü ündürdükleri sevinir, ümitlenir bu cümleyle. Fakat padi ahın celâdeti onu
itibariyle, dinleyen hemen herkesin alâkasını çekebi- korkutmaktadır. ‘ îrlerin pençe-i kahrında lerzân oldu u’
lecek hikâye öyleydi: “Celâdet ve adaletin timsâli Ya- Koca Yavuz’a böyle bir ey söylemek kolay mıdır?!.. Bu
vuz Sultan Selim (rahmetullahi aleyh), Mısır Seferi’nden defa kadın, ‘Korkuyorsa neylesin?’ yazılı bir kâ ıt bırakır
sonra fethetti i beldede adâlet ve otoriteyi tesis için, bir süre sultanın yastı ının altına ve ertesi günü sabırsızlıkla bek-
kalmak ister. Bunun için hazırlıklar                                                     ler. Ertesi sabah yine yastı ın altına
yapılır ve padi ahın ota -ı hümâyu-                                                      heyecanla bakar; sultanın kalemin-
nu kurulur. Sultanın çadırını temiz-                                                     den çıkan, ‘Hiç korkmasın, söylesin!’
lemekle vazifeli kadınlardan biri, ak-        Kadınca ız bütün cesare-                   yazısını görünce kadının ümidi biraz
 amları çadıra dönen Yavuz’u o gün            tini toplayıp ak am sulta-                 daha artmı tır. Hiç olmazsa kendini
ilk defa yakından görür ve o andan            nın gelme vaktinde çadırın                 yakıp kavuran derdini söyleyecek,
sonra onun sevgisiyle yanmaya ba -            giri inde bekler. Birazdan                 kabul görmese de, derdinden bir neb-
lar. Zamanla bu sevgi, bir sevdâ olur         Koca Yavuz, bütün ha -                     ze olsun kurtulacaktır. Kadınca ız
Mısırlı kadının yüre inde. O, dü -            metiyle görünür; hâlinden,                 bütün cesaretini toplayıp ak am sul-
tü ü derdin çaresizli ini bilir; fakat        duru undan kadının ken-                    tanın gelme vaktinde çadırın giri inde
bununla birlikte çâre aramaktan geri          disine bir eyler söylemek                  bekler. Birazdan Koca Yavuz, bütün
durmaz.                                       istedi ini fark eder: ‘Söyle!’             ha metiyle görünür; hâlinden, duru-
     Bir cuma günü Koca Yavuz ça-             der kadına. Edeble el-pen-                  undan kadının kendisine bir eyler
dırdan çıktıktan sonra bir tanıdı ına         çe duran kadın titremeye                   söylemek istedi ini fark eder: ‘Söyle!’
yazdırdı ı kâ ıdı, sultanın yastı ının        ba lar ve dizlerinin ba ı çö-              der kadına. Edeble el-pençe duran
yanına ili tiriverir. Kâ ıtta; ‘Derdi         zülür. Padi ah gür sesiyle                 kadın titremeye ba lar ve dizlerinin
olan neylesin?’ yazmaktadır. Sul-                                                        ba ı çözülür. Padi ah gür sesiyle
                                              ikinci defa ‘Söyle!’ deyince,
tan, gece istirahatına çekildi inde                                                      ikinci defa ‘Söyle!’ deyince, kadın,
                                              kadın, heyecanından sade-
yastı ının yanında buldu u kâ ıtta                                                       heyecanından sadece; ‘Efendim!’ der
                                              ce; ‘Efendim!’ der ve gerisini
yazılı bu ümitsiz cümleye, bir kar-                                                      ve gerisini getiremez; Koca Sultan’ın
                                              getiremez; Koca Sultan’ın
 ılık yazıp yastı ının altına bırakır.                                                   celâdetinden duydu u heyecanla yere
Kadınca ız sabah, ‘Acaba sultan ce-
                                              celâdetinden duydu u he-                   yı ılır ve ruhunu oracıkta Rabb’ine
                                                                                                                                        328/Mayıs 2006




vap yazdı mı?’ heyecanıyla -belki de
                                              yecanla yere yı ılır ve ruhu-              teslim eder. Herkesi bir telâ ve
biraz ümitle- yastı ın altına bakar ve        nu oracıkta Rabb’ine teslim                heyecan sarsa da, gözler Koca
kâ ıdının arkasına bir eyler yazılmı          eder.                                      Yavuz’dadır. Meseleyi günlerdir
oldu unu görür. Sırda ına okuttu u                                                       hisseden Yavuz’un bu tablo kar-

                                                                                                                                    13 169
                                                                                                                                   www.sizinti.com.tr
                       ısında yüre i yanar, gözleri dolar ve                                          mu ! Bir an hüzünlü gurbette ya-
                       öyle der: ‘Hakîkî â ık odur ki, sevdi-                                          ayan merhamet insanının: “Sizi
                                                                  Kab’a ne doldurmu tum?
                       i u runa kalbi dursun!’”                                                       harekete geçirmeyen imanın, sizi sı-
                                                                  Ömür sermayesi tükenme-
                          …                                                                           rattan geçirmesine imkân yoktur...”
                                                                  ye do ru yol alırken, hâlâ
                          Radyodan dinledi im bu hi-                                                  cümlesi yankılandı beynimde.
                      kâyedeki ‘hakîkî â ık’ sözü beni
                                                                  ‘Yazda yiyim, kı ta giyim Bizi Sultanlar Sultanı’na ula tıra-
                      ba ka bir mecrâya yöneltmi -
                                                                  derdine sarf olunup buldu cak, gecelerimizi aydınlatacak na-
                      ti. Kıssalarda fasıl de il, asıldır         ömür intihâ.’ çizgisinin dı- maz için, gafletten uyanmak için,
                      önemli olan. Ve bu hikâye de                 ına çıkamamı tım. nsan kab’a bir eyler doldurmak için;
                      hikâye olsun diye de il, aslı an-           olmak gerçekten ne zor- a k, evk ve dert lâzımdı.
                      latmak için okunmu tu. Beni                 mu ! Bir an hüzünlü gur-                 “A k a latır, dert söyletir.” de-
                      yoktan var eden ve nimetleriyle             bette ya ayan merhamet mi atalarımız. A k ve dert yoksa
                      perverde eden Kâinatın Sulta-               insanının: “Sizi harekete neye a layacak, neyi söyleyece-
                      nı’na kar ı ne kadar lâkayd bir             geçirmeyen imanın, sizi sı-           iz?!.. Dertlerimiz; daha iyi hayat
                      ömür sürmekteydim. Beni insan               rattan geçirmesine imkân             artları, benli in susmayan fer-
                      olma, idrâk ve iman etme ere-               yoktur...” cümlesi yankılan- yatları ve maî et olunca, kasrına
                      fine erdiren, her varlıkta merha-           dı beynimde.                        Rahmân’ın nüzul eyledi i secde
                      meti güne gibi ayân olan Vedûd,                                                 gecelerine, gözya ı gecelerine de
                      Rahmân ve Kerîm olan Zât’a                                                      uzak kalıyorduk.
                      kar ı içimde (hikâyedeki kadının
                      mecâzî a kındaki derinlik kadar bile) ciddi bir mu-            “Tam otuz yıl saatim i lemi ben durmu um
                      habbet ve saygı hâsıl olmamı tı do rusu. ‘ lâhî a k’           Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmu um.”
                      benim gibiler için zaten çok uzak bir mevzuydu;                                                    Necip Fâzıl
                      fakat âlemi rahmetiyle ku atan mûhit bir Kudret’in
                      varlı ını hissedip O’na inandı ım hâlde, yine de öm- mısralarının mü ahhasla tırdı ı bir hayatın temsil-
                      rümün gafletle geçmesiydi bana ızdırap veren.              cisi olmaktan çok üzülüyorum. Zaman göz açıp-
                          “Yok mudur kuzum sende meçhule kar ı bir saygı,        kapama çabuklu unda hızla geçerken, ben ‘insan’
                          Dipsiz göklerden ürperi , ötelerden bir kaygı!”        olmanın gerektirdi i birçok eyi yerine getirmeden
                                                                    Necip Fazıl  yalan dünyada oyalanıp durmaktayım. Dilimde, Ni-
                      diyen airin anlattı ı bu milyarlarca ı ık yılı ötesi me- yazi-i Mısrî’nin “Bir ticaret yapamadım, nakd-i ömür
                      safelerde, milyarlarca yıldız kümesini evirip çeviren oldu hebâ.” ve Sultan Üçüncü Murad’ın “Uyan ey
                      ve kullarına ah damarından da yakın olan Mevlâ’ya, gözlerim gafletten uyan.” mısraları oldu u hâlde, neden
                      O’nun sonsuz merhametine kar ı ne kadar lâkayd sözüyle özü bir olanlardan de ilim?!..
                      bir hayatın içindeydim. Yıllar önce çalı tı ım okulun          Bu dü ünceler içinde i yerine ula tı ımda yine
                      müdürü Fazlı Bey’in bir vesileyle okudu u ibretlik Yavuz Sultan Selim (ra) geldi aklıma. Bu hikâyeyle
                      mısralar geldi aklıma. Bir ârif zât, biraz hava almak ona olan muhabbet ve hürmetim biraz daha artmı tı.
                      için dola ırken, yolda ihtiyar bir zâta rast gelir. Selâm Yavuz’un kıssası, hayatın gâyesini hatırlatıyordu bana
                      verdikten sonra merhametle baktı ı ya lı adama irti- sürekli. Elim masada duran ‘Çile’ye gayr-i ihtiyari
                      calen u dörtlü ü okur:                                     uzandı; rastgele açtım, sayfa yirmi dörtteki mısraları
                          “Merhaba baba, dayı!                                   okudum:
                          Bıyı ı kabadayı
                          Bunca yıl ya ya adın                                       “Her ey, her ey u tek müjdede
                          Ne doldurdun kab’a dayı?”                                  Yoktur ölüm, Allah diyene!
     328/Mayıs 2006




                          Kab’a ne doldurmu tum? Ömür sermayesi tü-                  Canım kurban, ba ı secdede,
                      kenmeye do ru yol alırken, hâlâ “Yazda yiyim, kı ta             ki büklüm, Allah (cc) diyene!”
                      giyim derdine sarf olunup buldu ömür intihâ.” çizgisinin                        Necip Fâzıl
                      dı ına çıkamamı tım. nsan olmak gerçekten ne zor-
                                                                                                                        @ ttaner@sizinti.com.tr


170 14
www.sizinti.com.tr
                                                          Doç. Dr. Betül Rana
                                Vücudumuzda uurumuz dı-              olan e ik de erlerdeki farklılıklardır.
                                 ında cereyan eden hârikûlâde        Bedende olumlu ve olumsuz tesirlere
     Bilginin önemli     i leyi ve hâdiselerden tam olarak           yol açan duyguların önde gelenleri;
    bir kayna ı olan     haberdâr de iliz. lk bakı ta birbi-         öfke-kızgınlık-hiddet, kaygı-endi e-
                         rinden ba ımsız gibi görünen birçok         korku, ho lanma-muhabbet, ya ama
duygular, insanlara      mekanizma (gerek organlar arasında,         sevinci, hayret, mutluluk, huzur, i -
do ru karar almada       gerekse duygu, dü ünce, davranı ve          renme-nefret, utanma, kin ve inti-
    yardım edebilir.     psikolojik durum açısından) birbi-          kamdır.
     Çünkü kararlar      riyle sıkı münasebet içerisindedir.
    sadece mantı a       Buna stres ile kalb hastalıkları; endi e        Ö renmenin ö retildi i ba ı-
                         ile uyku bozuklukları; mutsuzluk ile             ıklık sistemi
         dayanılarak
                         yorgunluk arasındaki ba lantılar misâl          Son 20 yıl içinde yapılan ara tır-
             alınmaz;    verilebilir. Son yıllarda dikkat çeken      malarda, ba ı ıklık sistemine aynen
        karar alırken    konulardan biri de, ö renme ile duy-        beyin gibi ö renebilme kabiliyeti ve-
      ki inin geçmi      gular arasında sıkı münasebetin oldu-       rildi i ke fedilince, tıp dünyasında-
    tecrübelerinden        udur. ç ve dı tembihlerle tetiklenip      ki bazı görü ler temelinden sarsıldı.
   derlenmi duygu        farkına varılan sezi ve hissedi lerin,      Tıpta o zamana kadar, davranı tarz-
                         kuvvetlenerek gönülde, bedende ve           larının de i mesinde ve kar ıla ılan
  merkezli bilgeli e     zihinde yol açtı ı uyarılmı lık hâline      durumlara tepki vermede sadece bey-
   de ihtiyaç vardır.    (arousal) duygu denir.1 Bu uyarılma-        nin ve merkezî sinir sisteminin vazi-
        Ara tırmalar,    lar, ki iye ho veya nâho gelebilece i       fe gördü üne inanılıyordu. Ader’in
ki inin his ve gönül     gibi, zevk-lezzet yahut a rı-acı da ve-     öncülü ünü yaptı ı yeni ara tırmalar
ba larının kopması       rebilir. Bu açıdan duygular, yol açtı-      neticesinde, merkezî sinir sistemiyle
                           ı tesirlere göre pozitif (ne e, sevinç,   ba ı ıklık sistemi arasında güçlü bir
         durumunda,
                         mutluluk, sevgi-a k) ve negatif (keder      ba lantının varlı ı; dü ünce, duygu
       basit kararları   hüzün, kaygı-endi e, kızgınlık-öfke)        ve davranı ların ayrı ayrı ileti im ka-
    bile alamadı ını     olarak sınıflandırılmaktadır. Bizi bir      nalları hâlinde de il, girift iç içe ileti-
                                                                                                                        328/Mayıs 2006




    göstermektedir.      fert olarak di er insanlardan farklı         im kanallarıyla i letildi i görüldü.2,3
                         kılan hususlardan biri, duygularımı-            Bir ba ka ara tırmacı grubu ise,
                         zın iddeti (baskınlık ve çekiniklik         duyguların düzenlenmesinde vazife
                         seviyeleri) ile uyarılmak için gerekli      alan sinir alanlarında yo un kimye-

                                                                                                                    15 171
                                                                                                                   www.sizinti.com.tr
                      vî habercilerin bulundu unu, bunların beyinde ve           a dayanılarak alınmaz; karar alırken ki inin geçmi
                      ba ı ıklık sisteminde yaygın biçimde istihdam edil- tecrübelerinden derlenmi duygu merkezli bilgeli e
                      di ini ortaya koydu. Bir organın veya vücudun bir de ihtiyaç vardır. Ara tırmalar, ki inin his ve gönül
                      bölgesinin uyarılması gerekti inde, beyin vasıtasıyla ba larının kopması durumunda, basit kararları bile
                      o organa bir sinir sinyali (impuls) gönderilir ve bir alamadı ını göstermektedir.2 Bunun sebebi, ki inin
                      refleks hareketi yaratılır. Fakat bu uyarı bedenin bü- karar vermede zorlanmasıdır. Ki i, kar ısındaki insa-
                      tünü ile alâkalı oldu unda, bu i için birçok sinyal nın davranı ından rahatsız oluyorsa, duyguları onu
                      gönderilmez; hangi duygu veya refleks uyarılacak- hemen uyarır. Böylece, beden ve zihin sa lı ını ko-
                      sa, o duygunun yaratılmasında vazifeli hormonların rumak için gerekli olan sınırlar kurulmu olur. Bir
                      üretim merkezi olan salgı bezlerine bir sinyal gön- kimse, üzgün veya incinmi görünüyorsa, bu hâl,
                      derilir ve hormonlar hemen üretilip kan dola ımına di erlerine, ‘Sizin yardımınıza ihtiyacım var!’ mesajını
                      verilir. Böylece en geç altı saniye içinde o hormonun verir. Meselâ, bir arkada ımızı üzüntülü gördü ü-
                      kullanıldı ı yerde bir reaksiyon gerçekle tirilir. Bu müzde, hemen yanına gidip ‘iyi olup olmadı ını’ sorar,
                      kimyevî reaksiyonlar, bedende farklı duyguların his- bizimle “üzüntüsünü payla masını” isteriz. Hissiyatını
                      sedilmesine yol açar.                                     ve ruh durumunu sözlü olarak ifade etmede ba a-
                          Ara tırmalar, ruhun icraat santrallerinden biri olan rılı olanların, his ve gönül dünyalarının ihtiyaçlarını
                      beyindeki duygu ve dü ünme merkezleri arasında kar ılama anslarının daha yüksek oldu u bilinmek-
                      kuvvetli bir münasebet oldu unu da göstermektedir. tedir. Duygularını tanıyan ve buna uygun davranı lar
                      Beyne içerden ve dı ardan gelen bütün bilgiler, dü- sergileyen ki i, hayata daha müspet bakar.
                       ünce ile ilgili olan kısımda i lemden geçirilmeden           Duyguların bir ba ka yönü, insanları belli nokta-
                      önce, duygu faaliyetleri ile ilgili bölgeye gönderilir larda birle tirmeye vesile olma potansiyeline sahip
                      ve burada de erlendirilir.2,4 Üzgün veya kızgın ol- olmasıdır. Duygular ki inin kendisi, ba kaları ve du-
                      du umuz zaman yeterince iyi dü ü-                                          rumlar hakkında çok de erli bilgiler
                      nemiyor olmamızın sebeplerinden                                            verir. Meselâ, yapılması gereken bir
                      birisi, sinyallerin duygu i leme böl-            Duygu temelli             seminerden endi e duymak, sunula-
                      gelerinde hapsedilmesidir. Beyinde           problemler ya ayan            cak bilgi ve veriler konusunda daha
                      duyguların i lendi i merkezler (lim-                                       iyi hazırlanmak gerekti ini hatırlatır.
                                                                      ve bunlarla ba
                      bik sistem-amigdala), beden üzerin-                                        Duygular üzerinden açı a çıkan ve
                      de oldukça güçlü tesirlere yol açar.          edemeyen çocu un             hissedilen bilgileri kullanarak ken-
                      Öfke, kindarlık, saldırganlık, endi e-          zihni, ya adı ı            dimizin ve çevremizdeki insanların
                      korku, keder-hüzün-depresyon gibi            problemlerle me gul           davranı larında yönlendirmelere se-
                      negatif duygular beyindeki yüksek             oldu u için, dikkat          bep olmak mümkündür.
                      dereceli mantıkî dü ünme merkez-               ve enerjisi negatif
                      lerini bloke ederek, ki inin bir konu                                          Duyguları açı a çıkarıcı süreç-
                      üzerine odaklanmasını engelleyebi-
                                                                     duygulara yönelir;              lerin ö renmedeki rolü
                      lir.3,5 Bu da ö renmeyi zorla tırır,         dolayısıyla dikkatini             Duyguların açı a çıkması; uyarıl-
                      hattâ bazı durumlarda imkânsız hâle           derslere veremeyen           maya e lik eden biyolojik-psikolojik-
                      getirir. Duygu temelli problemler                çocuk bilgiyi             zihnî ve ruhî hâdiselerin, beyindeki
                      ya ayan ve bunlarla ba edemeyen                  kavrayamaz.               esnek ve dinamik sinir a ları de-
                      çocu un zihni, ya adı ı problemlerle                                       senlerini, yeni olu an duruma göre
                      me gul oldu u için dikkat ve enerjisi                                      yeniden yapılandırmada tetikleyici
                      negatif duygulara yönelir; dolayısıy-                                      rol almasıyla gerçekle ir. Olumlu,
                      la dikkatini derslere veremeyen çocuk                      pozitif duyguları tetikleyen güvenli bir ortam, ö -
                      bilgiyi kavrayamaz. Öte yandan, güven,                      renmenin hızlı ve sa lıklı olmasına vesile olur. Ay-
                      sevgi, efkat ve nükte gibi pozitif duy-                     rıca verimli ö renme için his ve gönül dünyamızın
                      gularla beslenen çocukta, dü ünme                            itminan içinde olması gereklidir. Çocukta güven,
                      kabiliyeti olumlu yönde harekete                              merak, ö renme zevki ve iç motivasyon arttıkça,
                      geçirildi inden dolayı ö renme                                  zihnî süreçlerin i leyi i kolayla maktadır. Bu
                      de kolay olur.                                                    konuda yapılan ara tırmalarda, okulda ba a-
     328/Mayıs 2006




                          Bilginin önemli bir kayna ı                                                 rısız olan çocukların, duyguları
                      olan duygular, insanlara do ru                                                      i leyen ve de erlendiren zekâ
                      karar almada yardım edebilir.                                                                   potansiyeli bakı-
                      Çünkü kararlar sadece mantı-                                                                        mından bazı


172 16
www.sizinti.com.tr
yetersizliklerinin oldu u görülmü -                                       kendisini tamamen iyile mi hisseden-
tür. Bir ö rencinin ba arısı, ‘nasıl’ ö -      Ara tırmalar,              ler bile olabilmektedir. Bu tecrübe, zi-
rendi ine ba lıdır. Duyguları algılayıcı        ruhun icraat              hin ve duygular üzerine yapılan birçok
ve de erlendirici zekâ tipi yüksek bir        santrallerinden             ara tırmada kullanılmı ve neticeler
ö renci, ahsî ve sosyal kabiliyetlerini                                    a ırtıcı olmu tur. Meselâ, ba arı du-
                                            biri olan beyindeki
akademik hayata uygulamada daha ba-                                       rumu ortalamanın altında olan bir sınıf
 arılı olur. Bu kabiliyetlere misâl ola-    duygu ve dü ünme              yeni bir ö retmene verilmi ; fakat ona,
rak, ö rencilerin meslek veya kariyer             merkezleri              sınıftaki çocukların seçilmi ö renci-
tercihlerini yapacakları zaman, hangi        arasında kuvvetli            ler ve zekâlarının yüksek oldu u söy-
alanlarda ba arılı olduklarını bilmeleri       bir münasebet              lenmi tir. Ö retmen onlara çalı kan
ve bunları do ru ekilde kullanabil-               oldu unu                çocuklara davrandı ı gibi co kulu ve
meleri; bilhassa hedeflerine ula mada                                     te vik edici davranmı , ö renciler de
kendilerine yardımcı olacak birikimi
                                              göstermektedir.             buna hayret edilecek seviyede olum-
kullanarak yüksek motivasyon seviye-           Beyne içerden              lu kar ılık vermi lerdir. Ö retmen,
sine kolayca ula abilmeleri verilebilir.         ve dı ardan              ders yılının sonuna do ru, kendisine
    Bir çocu un duygu a ırlıklı kabili-         gelen bütün               ba langıçta verilen ö renci notlarının
yetlerini kullanabilir hâle gelmesi için,    bilgiler, dü ünce            gerçek not olmadı ını ö renmi tir;
e itime onun kafasından de il, kalbin-                                    ama bu arada çocuklarda müspet bir
                                                ile ilgili olan
den ba lanmalıdır. Unutulmamalıdır                                        geli me meydana gelmi tir.
ki, Rahmân ve Vedûd olan Allah’ın,           kısımda i lemden                 Ö retmenin, çocu un zorlayıcı
varlı a maya gibi çaldı ı evrensel bir          geçirilmeden              yanlarını, onun günlük hayatından ba-
duygu olan sevgi, verilenden kat be             önce, duygu                ımsız meseleler eklinde görmesi ve
kat fazla olarak geri döner. Bu durum,      faaliyetleri ile ilgili       patlamaya yol açtı ında bunları bir di-
e itim vetirelerinde de böyledir.                                         siplin meselesi olarak rehber danı ma-
                                            bölgeye gönderilir
                                                                          na veya müdüre havale etmesi yerine,
    Duygu süreçlerini inki af ettirme             ve burada               çocu un duygularını ve sosyal hayatı-
    Çocuklar bebekliklerinden itiba-          de erlendirilir.            nı anlamaya çalı ması çok daha do ru
ren sa lıklı-sa lıksız, olumlu-olumsuz                                    pedagojik bir yoldur. Bizlere emanet
pek çok eyin tesirinde kalarak büyür-                                     olarak verilen çocuklara hissiyatlarını,
ler. Çevrelerinden gelen tepkilere göre kendileriyle,     saldırganlık ve iddete dönü türmeden do rudan
ba kalarıyla ve içinde ya adıkları dünyayla ilgili dü-    do ruya ifade etmeleri ö retilmeli ve onların ilim
 üncelere sahip olur ve bunlara göre davranı ve tu-       denizinden müspet duygularla istifade etmesine yar-
tum geli tirirler. Farklı dü ünce ve özelliklere saygı    dımcı olunmalıdır. Önemli olan çatı madan bütü-
duyma ve de er verme, çocukların ahsiyetlerinin           nüyle kaçmak de il, anla mazlıkları kavgaya dönü -
güçlü ve sa lıklı olma ansını artırır, kabiliyetlerini    türmeden gidermeyi ö retmektir.
ke fetmesine yardımcı olur. Problem çözmede yol               Özetle, duygular ve otomatik davranı lar arasın-
gösterecek ö renme ortamları olu turmak onlara            daki ba lantıyı sezebildi imizde, verilen kararlara
güven verir. Ö rencilerin hissî ihtiyaçlarına önem        duyguların ve dü üncelerin birlikte karı tı ını bil-
veren, onların müspet duygular içinde olmasına ve-        mek, daha müspet davranmamıza vesile olacaktır.
sile olan bir sınıf ortamı, çocukların kendilerini iyi    Bu bilgiler ı ı ında hayatta hiçbir eyin gereksiz ve
hissetmelerini, ö retmen ve arkada ları ile iyi müna-     bo yere yaratılmadı ını fark ediyor; duygu, dü ün-
sebetler içinde olmalarını sa lar. Ö retmenlerin, ço-     ce, kalb, akıl ve iradesiyle insanın girift bir bütün ol-
cukların hatalarını öne çıkarmadan tenkit yerine sev-     du unu görüyoruz.
giye dayalı yakla ımda bulunmaları, hataları do ruyu                                                    @ brana@sizinti.com.tr
ö retmek için bir fırsat olarak görmeleri, ba arısız-          Kaynaklar
                                                          1-   Nyland, Berenice. “Listening to Infants: Emotional Literacy and
lıkların yenilebilece ine dâir olumlu yakla ımları ve
                                                               the Child Care Setting”. International Journal of Early Child-
sınıf içinde mizah, müsabaka ve yardımla maya yer              hood, v31 n2 p99-104, 1999.
vermeleri; ö rencilerin daha iyi ö renebilmelerine        2-   Mayer, John D.; Geher, Glenn. “Emotional Intelligence and the
yardımcı olur.                                                 Identification of Emotion”. Intelligence, v22 n2 p89-113, 1996.
                                                                                                                                      328/Mayıs 2006




    Bazı hastalara ‘ilâç’ diye, plasebo (ilâca benzer     3-   Goleman, Daniel. “Emotional Intelligence. Why It Can Matter
                                                               More than IQ”. Learning, v24 n6 p49-50, 1996.
ama içinde müessir maddenin olmadı ı yalancı ilâç)        4-   Morris, Elizabeth. “Emotional Literacy Training for Educators”.
verilebilir. Bu durumda gerçek ilâcı almadı ı hâlde            Gifted Education International, v16 n2 p133-37, 2002.
ki ide, belli bir pozitif geli me görülebilmekte, hattâ   5-   Goleman, Daniel. Duygusal Zekâ. Varlık Yayınları, stanbul.
                                                               1996.


                                                                                                                                   17 173
                                                                                                                                 www.sizinti.com.tr
                             Her eyden evvel insanî duyguları tetikleyip gönüllerimizi heyecanla ahlandıran
                                           efkat oldu u gibi, duygu ve dü ünce dünyamızda iyilik etme,
                                                ihsanda bulunma ve ba kalarını kucaklama hislerini
                                                         harekete geçiren de yine efkattir.




                                                                      Prof. Dr. Arif Sarsılmaz


                                             * Tedrici mutasyonla kertenkele, ku olur mu?
                                    * Balık, kurba aya dönü tüyse, aradaki geçit türleri nerededir?
                         *Her canlı ya adı ı ortama uygun bir ekilde mükemmel olarak yaratılmı ken neden
                                                ba ka bir ortama geçme ihtiyacı duysun?

                               Evrim teorisine ‘bilimsel-       rin(!)’ dayatmaları kar ısında söz      larında birçok bilim adamı konu
                               lik’ maskesi altında din gibi    söyleyecek çok az insan da akade-       üzerinde serbestçe ara tırmalar
                       inandı ı hâlde, evrimi tartı an bi-      mik engeller sebebiyle, baskı ve        yapmı ve evrime aykırı bulu la-
                       lim adamlarına ‘anti-bilimsel’ veya      tehditler kar ısında susabiliyor-       rını hür bir ekilde ifade etmi ler-
                       ‘gerici’ gibi yaftalar vuranlar, mese-   du. Bugün ise i ler tam tersine         dir. Ülkemiz üniversitelerindeki
                       leye ideolojik yakla an medyanın         dönmü durumda. Doktoralarını            temel temayül de bu geli melere
                       da deste i ile meydana getirdikleri      yurtdı ındaki kaliteli üniversite-      paralellik arz etmi tir.
                       hava içinde, sanki herkes onlar          lerde yapan birçok genç bilim ada-          Evrim, sadece ateist dü ünce
                       gibi dü ünüp inanmak mecbu-              mı, üniversitelerde ilmî hakikatle-     adına inatla savunulan bir faraziye
                       riyetindeymi gibi, bütün okul-           ri bu köhnemi fikirlere kar ı artık     oldu u hâlde, onu bir kanun gibi
                       larda evrimin tartı masız olarak         cesaretle söyleyebilmektedir.           takdim edenlerin dayandıklarını
                       okutulmasını talep etmektedirler.            Ba ta ABD olmak üzere birçok        iddia ettikleri bilim, her gün yeni
                       30 sene önce belki bu talepleri ka-      ülkede evrime aykırı sesler gizle-      deney ve ke iflerle bunun tam
                       bul görebilirdi. lim mahfillerini        nemez bir duruma gelince, çe itli       aksini söylemektedir. Evrime bir
                       bütünüyle elinde tutan, bir türlü        vakıf ve müesseselerin bünyele-         dinî inanç gibi sarılanlar ise, bu
                       evrimle ememi ‘ya ayan fosille-          rinde açılan ara tırma kurulu -         yıpranmı inançlarını savunmak



                                                                                          Canlı sınıfları arasındaki geçi fosillerinin bulunamaması
                                                                                                     mutasyonlarla bir sürüngenin yava yava ku a
                                                                                            dönü emeyece ini göstermi tir. Bu durumda evrimciler,
     328/ Mayıs 2006




                                                                                       birikmi makromutasyonlarla kertenkele yumurtasından ku
                                                                                                                    çıkabilece ini dü ünmektedirler.




??? ??
www.sizinti.com.tr
için akla hayale                                                                                         bulunması gere-
gelmedik gülünç                                                                                          kir ki, bunlarda
iddialarla ortaya                                                                                        henüz gösteril-
çıkmaktadırlar.                                                                                          memi tir.
    Evrimcilerin                                                                                             Sadece    bir
bu iddialarının                                                                                          ayak veya kanat
ne kadar esassız                                                                                         için bu kadar
ve gülünç ol-                                                                                            çok geçi fosille-
                                             Ku ların kanadı, balinanın yüzgeci
duklarını göstermek için, önce-             ve ine in baca ı arasında seri geçi       rine ihtiyaç varken, vücudun di er
likle (seri birkaç yazıyla) hayvan                fosilleri bulunamamı tır.           organ ve sistemlerindeki de i ik-
grupları arasında geçi fosillerinin                                                   likleri de hesaba kattı ımızda, bu-
olup olamayaca ı hususunu ele                                                         laca ımız fosiller üzerinde birçok
alabiliriz.                                                                           karakterin mozaik deseni eklinde
    ‘Geçi fosili’ veya ‘ara fosil’ den-                                               yerle mi olması gerekir. Evrim-
di inde anla ılması gereken u-                                                        cilere göre bütün bu de i iklikler
dur: Bulaca ımız fosilin bazı ka-           Evrim sadece ateist                       tabiî seleksiyon ve mutasyon ne-
rakterleri daha geride kaldı ı iddia        dü ünce adına inatla                      ticesinde tesadüfen(!) ortaya çı-
edilen eski ataya; bazı karakter-           savunulan bir farazi-                     kaca ından, bulunacak herhangi
lerinin de yeni evrimle ti i iddia          ye oldu u hâlde, onu                      bir geçi fosili tam bir karakter-
edilen ve jeolojik ya olarak daha           bir kanun gibi takdim                     ler mozayi i olacaktır. Kuyru u
genç olan gruba ait olmalıdır. Fa-          edenlerin dayandıkla-                     farklı bir geli mi lik derecesinde,
kat hangi özelliklerinin eski ataya,                                                  ön ayakları ayrı, arka ayakları ayrı,
                                            rını iddia ettikleri bilim,
hangi özelliklerin yeni evrimle e-                                                    omurgası ayrı, kafatası ayrı geli -
cek gruba ne nispette benzeyece i           her gün yeni deney ve                     mi lik derecelerinde fosillerin bu-
hususunda evrimcilerin herhangi             ke iflerle bunun tam                      lunması gerekmektedir.
bir fikri yoktur. Geli me merdi-            aksini söylemektedir.                         Tesadüfî de i meler üzerine
veninin kaçıncı basama ına ait              Evrime bir dinî inanç                     kurulan bu evrimci mantı ı yü-
bir fosil bulunmalıdır? Evrim çok           gibi sarılanlar ise, bu                   rüttü ümüz takdirde her zaman
yaygın bir hâdise oldu una göre,            yıpranmı inançlarını                      bizim istedi imiz de i ikliklerin
bir canlı grubu nihaî ekline ev-                                                      olmayaca ı da a ikârdır. Birkaç
                                            savunmak için akla
rimle meden(!) önce, ya çok sa-                                                       tesadüfî mutasyon art arda gele-
yıda ara kademelerden geçmesi               hayale gelmedik gü-                       rek baca ı kanat hâline dönü tü-
gerekecek; yahut kertenkele yu-             lünç iddialarla ortaya                    rüyorken, tam aksi yönde ortaya
murtasından civciv çıkması gibi,            çıkmaktadırlar.                           çıkan bir mutasyon bütün yapı-
hiç ara fosil meydana getirmeden                                                      lanı ters-yüz edebilecektir. Ayrıca
çok süratli ve köklü bir de i iklik                                                   bu de i ikliklerin her bakımdan
geçirmesi gerekecektir.                                                               mükemmel çalı tırılan bir canlı
    Klâsik Darwinci anlayı la evri-                                                   sistem üzerinde ortaya çıktı ını
min yava sürdü ünü ve çok sayı-                                                       unutmayalım. Tesadüfen olu an
da ara canlının meydana geldi ini                                                     bir de i iklikle daha mükemmel
kabul etti imiz takdirde, bir canlı                                                   hâle gelmi bir organın ortaya çık-
grubundan di erine geçinceye ka-                                                      ması mantıken muhaldir. Aksine,
dar de i ik derecelerde evrimle -                                                     mükemmel bir sisteme yapılan
mi türlere ait çe itli organların                                                     rastgele müdahalelerin onu boz-
ilk basit hâllerinden, en geli mi                                                     du unu ve i e yaramaz hâle getir-
güçlü hâllerine kadar seriler hâ-                                                     di ini herkes bilmektedir.
linde organların fosil materyelle         Balıkla, kurba a arasında bir geçi fosi-        Yarım veya çeyrek geli mi bir
                                                                                                                                   328/ Mayıs 2006




desteklenmesi gerekir. Bir balı-          linin karada yürümeye uygun bacakları-      uzuv, hayvanın evrimle mesi ye-
  ın yüzgecinin yava yava ayak            nın olması gerekir. Fakat böyle bir fosil   rine, fonksiyonlarını hakkıyla ye-
oldu unu veya bir kertenkelenin           yoktur. Ama hayâl gücünüzü ve çe itli       rine getiremedi inden ölümüne
                                          bilgisayar programlarını kullanarak bil-
baca ının yava yava kanada dö-                                                        sebep olacaktır. Yukarıda zikre-
                                          gisayarda balı a bacak takabilirsiniz(!)
nü tü ünü gösteren seri fosillerin                                                    dilen baca ın kanada dönü mesi

                                                                                                                               19 175
                                                                                                                              www.sizinti.com.tr
                                                                                                             rin her birinin, o ortamda ya ayan
                                                          Zavallı balık(!) sudan karaya çıkmak için ön ba-   hayvanın bütün artlarının dikkate
                                                          caklarını de i tirmi (!); fakat bu durum karada    alınarak yaratıldı ını görüyoruz.
                                                          ya amasına yetmeyece i için, arka yüzgeçlerinin
                                                                                                                 En küçük bir organa ait doku-
                                                          de mutasyonla baca a dönü mesini bekliyor(!)
                                                                                                             lar bile DNA üzerindeki genetik
                                                                                                             kodla belirlenmi tir. Meydana
                                                                                                             gelebilecek bütün de i ikliklerin
                                                                                                             önce bilgi plânında hayvanın ya
                                                                                                             zigotunda (döllenmi yumurtasın-
                                                                                                             da), yahut sperm ve yumurtasında
                                                                                                             ayrı ayrı ortaya çıkması gerekir.
                                                                                                             Meselâ sadece vücut içi su ve tuz
                                                                                                             dengesi için bile, böbrek nefron-
                                                                                                             larının, karadakinden tam farklı
                                                                                                             bir yapıya kavu abilmesi için, hay-
                                                                                                             vanın bütün yapısından haberdâr
                                                                                                             olunmasını gerektiren çok geni
                                                                                                             bir bilgi birikimi ve bu bilgiyi uy-
                                                                                                             gulayabilecek bir kudret gerekir.
                                                                                                             Bugünkü fizyoloji bilgimizle an-
                                                                                                             cak anlayabildi imiz bir özelli in
                       misâli yerine, hâdiseye daha hayatî                                                   bütün genetik sistemi bozmadan
                       olan kalb, böbrek, akci er gibi iç                                                    ve di er özelliklerle uyum içinde
                       organlar zaviyesinden bakıldı ın-                                                     dönü ebilmesi için, evrimci-
                       da problem iyice içinden çıkılmaz         Tesadüfen olu an bir                        lerin tek dayana ı tesadüfî
                       hâle gelecektir. Bu hususu izah           de i iklikle daha mü-                       mutasyonlardır. Sadece böb-
                       için de i ik hayvan grupları ara-         kemmel hâle gelmi bir                       reklerin de i mesi için gerekli
                       sında geçi olup olamayaca ına ait         organın ortaya çıkma-                       kaç tane isabetli ve kontrollü
                       bazı örnekler üzerinde fikir yürü-        sı mantıken muhaldir.                       mutasyon gerekece ini ise, he-
                       tebiliriz.                                Aksine, mükemmel bir                        saplamaktan aciziz. Çünkü böb-
                                                                                                             reklerde olu abilecek tesadüfî bir
                                                                 sisteme yapılan rastge-
                           Kara hayatından su hayatı-                                                        mutasyon böbre in normal
                           na geçi mümkün mü?                    le müdahalelerin onu                        i leyi ini bozarak, canlının
                           Kara hayatının kendine has            bozdu unu ve i e ya-                        hayatını tehlikeye sokar
                        artları, tatlı su ve deniz hayatının     ramaz hâle getirdi ini                      veya en hafifinden hiç-
                       ise çok daha farklı artları vardır.       herkes bilmektedir.                         bir i e yaramaz.
                       Karada vücut su kaybetme ve ku-                                                           Halbuki sadece böbrek tüp-
                       ruma tehlikesiyle kar ı kar ıyadır.                                                   çüklerinin de i mesi yeterli de
                       Bu yüzden karada ya ayan hay-                                                         de ildir. Karadan suya geçi te ge-
                       vanların ya derileri su kaybına                                                       rekli olan solunum yollarının ve
                       mâni olucu kuru ve sert keratin                                                       akci erlerin yapısı, kalbin ba ta
                       tabaka ile korunur veya hayvanlar       (tatlısu balıklarında) tehlikesine            solunum organları ve beyin olmak
                       kurumamak için, kara kurba aları        mârûzdurlar. Ayrıca suda ya a-                üzere ilgili bütün organlara uygun
                       gibi, su kenarlarında nemli ta alt-     yan canlıların yüzme için gerekli             damarlanma özellikleri, kasların
                       larında, oyuk ve kovuklarda giz-        hidrodinamik vücut ve yüzgeç e-               herbirinin uygun kemiklerde-
                       lenmelidir. Kara hayvanları yer-        killerinin de karadaki hayvanların            ki, en verimli olacak noktalara
                       çekimine kar ı hareket edebilmek        bacak ekillerinden farklı olmaları            ba lanmaları gibi pek çok hassas
     328/ Mayıs 2006




                       için daha güçlü bacaklara sahip         gerekir. Halbuki sadece dı mor-               hesapları gerektiren de i iklik-
                       olmalıdır. Su hayatında, kuruma         foloji açısından baktı ımızda bile,           lerin de aynı anda gerçekle mesi
                       tehlikesi yoktur; fakat hayvanlar,      deriye ait bezlerden, yüzgeç ve ba-           gerekmektedir. Zîrâ bir sisteme
                       vücutlarına tuz girmesi (deniz ba-      caklardaki farklı kaslanmalara ka-            tesir edecek ve onu bir seviyeden
                       lıklarında) veya a ırı tuz kaybetme     dar, iki farklı ortama ait özellikle-         ba ka bir seviyeye geçirecek bü-

176 20
www.sizinti.com.tr
tün de i iklikler aynı anda
olmazsa, sistem i leye ini
sürdüremez. Bu durumda
DNA üzerinde aynı anda
gerçekle mesi gereken yüzler-
ce isabetli mutasyondan söz edil-
mesi gerekir.
    Karada ya ayan bir memeli
hayvanın yavrusu ba ı önde do ar
ve bu yavru bir müddet sonra da
annesini emmeye ba lar. Deniz-
de ya ayan balina ve yunus gibi
                                                                             Balinaların karadan
memelilerin yavruları ise, karada
                                                                             denize geçti ini iddia eden
ya ayanların tam tersi bir ekilde                                            evrimcilerin bulunmasını ümit
dünyaya gelir. Bu yavruların önce                                            ettikleri ve asla bulunamayacak bir hilkat
kuyrukları ve vücutlarının arka                                              garibesinin hayâli resmine bakmak bile iddiaların
kısmı, en son ba ları dı arı çıkar.          ne dönü mesi                    ne kadar komik oldu unu göstermiyor mu?
E er bu yavrular karada ya ayan              için, kemikle-
memelilerde oldu u gibi ba ları              rinde ve kaslarında ortaya çıkması      anlamak çok zordur. Çünkü zaten
önde do saydı, henüz hiç nefes               gereken tesadüfî de i ikliklerin        karada ya ıyorken bütün organla-
almamı yavru, su içinde nefes                nasıl yönlendirilece i hususunu         rının ve vücut eklinin karaya uy-
alamayaca ından       bo ulacaktı.           zavallı hayvana yüklersek, çok bü-      gun olması gerekirdi ve gerçekten
Karada annesini emen bir yavru               yük haksızlık etmi olmaz mıyız?         bugün karada ya ayan hayvanlara
 ile, denizde emen bir yavrunun                âyet bu kadar çok tesadüfî mutas-     dikkatle baktı ımızda hiçbirinde
 kar ıla aca ı güçlükler farklıdır.          yonun bir anda olabilece ini kabul      eksik veya fazla bir organ görmü-
Denizde annesini emmeye çalı an              ederseniz, kertenkele yumurtasın-       yoruz. Her hayvan sahip kılındı-
bir memeli hayvanın a zına su                dan ku çıkmasını veya ine in fok
                                                                                       ı organlarıyla, içinde yaratıldı ı
dolmaması ve nefessiz kalıp ölme-            balı ı do urdu unu kabul etmi -
                                                                                     ortama en uygun tarzda ya ıyor.
mesi için, burnunda özel kapakla-            siniz demektir. Bu durumun çok
                                                                                       âyet herhangi bir mutasyonla bir
  rın geli mesi, a zının bir van-            fazla muhal oldu unu gören ev-
                                                                                     organında de i iklik olsa, zaval-
       tuz gibi yapı ması gerekir.           rimciler, ister istemez bu geçi in
                                             kademeli oldu unu dü ünmek              lı hayvan zaten ölecektir. Muhal
           Karada yürümek için
             yapılmı ayakların su            zorunda kalmaktadırlar. Fakat bu        farz, diyelim ki fil gibi bir kara
             içinde yüzgeç hâli-             durumda da her kademedeki geçi          hayvanında denizde ya amaya
                                             canlısının hayatını sürdürebilmesi      uygun biçimde tesadüfen yüzgeç-
                                             için eksik veya fazla organla de il,    ler geli ti. Bu yüzgeçler o hayvan
                                             tam gerekli organlarla dünyaya          için bir avantaj de il, tam aksine
                                             gelmesi gerekir ki, bu canlıya da       dezavantaj olacak ve daha yavru
                                             geçi formu denemez. Bu durum-           hâlindeyken, kaçamadı ı için avcı
                                             da sistem içinde iki farklı modelin     hayvanlara yem olacaktır.
                                             birbiriyle intibak ettirilmesi gibi         Bu kadar zahmete girip, kırk
                                             çok güç bir problem ortaya çıkar.       dereden su getirerek, evrimi ispat-
                                             Ayrıca bir hedefe do ru yönlendi-       lamaya çalı anların ne kadar çürük
                                             rilmi de i ikliklerin ba langıçtan      ve esassız deliller pe inde ko tuk-
                                             itibaren küllî bir irade ve uurla       larını birkaç misâl ile anlatmaya
                                             yürütülmesi gerekir ki, böyle bir
                                                                                     çalı tık. Bunun yerine kudreti ve
                                             anlayı ı evrimciler zaten kabul et-
                                                                                     ilmi sonsuz bir Rabbi Rahîm’in
                                                                                                                                         328/ Mayıs 2006




   te milyonlarca yıl önce ya amı bir        memektedir.
                                                                                     binlerce isminin tecellisi olarak
 denizyıldızı fosili ile bugün ya ayan bir       Bütün bunlardan sonra kara-
 türü. Milyonlarca sene geçmesine ra -                                               kusursuz bir yaratılı ı kabul etmek
                                             dan suya geçti i iddia edilen bali-
 men kollarının sayısı ve ekli hiç de i -    nanın karada ya arken niçin canı        ne kadar kolay de il mi?
 memi .                                                                                               @ asarsilmaz@sizinti.com.tr
                                             denize geçmek istemi , bunu da

                                                                                                                                     21 177
                                                                                                                                    www.sizinti.com.tr
                              Anneci im;                                                                  va üzerime üfürürdün. Ne-
                              Adının önüne ya-                                                            fesin dertlerime derman olur-
                      kı acak kelime bulama-                                                              du. ‘Bahtın gündüzler kadar ak,
                      dım. Bütün güzel keli-                                                              imanın pınarlar kadar duru olsun,
                      meleri kullansam da seni                                                            ilim ve hilm ba ına tâc, edep ve
                      ifade etmeye yetmez,                                                                haya ömrüne ilâç olsun!’ diye dua
                      biliyorum. Sen benim                                                                ederdin. Sonra, sıcacık bir bûse
                      annemsin. Dupduru                                                                   kondururdun yana ıma. Sanki
                      imanınla, sıcacık duygu-                                                            her bûsende âb-ı hayat gizliydi
                      larınla tohumlarımı fi-                                                             ve onunla ye illi i korunurdu
                      lizlendiren topra ımsın.                                                            yana ımdaki bahçenin.
                      Ömür a acım senin top-                                                                  Anneci im;
                      ra ında meyveye durdu;                                                                  Sen güldü ün zaman, yü-
                      dualı nefesin ve çileli                                                             zündeki bütün çizgiler tebes-
                      gözya larınla olgunla tı.                                                           süm ederdi. Sen efkat ve sev-
                      Dualarınla örülen mer-                                                               ginle, hayatına hiçbir sahteli in
                      divenlerle a abildim ha- Senin gözya ların gül tomurcuklarına benzer. girmesine izin vermemi tin.
                      yatın yoku larını, kor- Seherin en sakin kö esinde herkes uyurken                         Mektep-medrese görme-
                      kunç uçurumlarını.                                                                   mi tin ama, her söyledi in, her
                                                  dökülür duaya kalkmı yumu ak avuçlarına.
                          Senin gözya ların gül                                                            endi en gerçekle irdi. Yaradan
                      tomurcuklarına benzer.      Gözlerinden dökülen billur katreler, benim hislerine nasıl bir güç vermi ti
                      Seherin en sakin kö e- hayatımda çiçeklenir birer birer. Karanlıkla- ki, bunun kar ısında a kına
                      sinde herkes uyurken rım dualarınla aydınlanır.                                      dönerdim. Senin küçük dün-
                      dökülür duaya kalkmı                                                                 yanın merkezinde evin, sec-
                      yumu ak avuçlarına. Gözlerinden dökülen billur katre- caden ve tesbihin vardı. Ben bu dünyada ne ekme in
                      ler, benim hayatımda çiçeklenir birer birer. Karanlıkla- tükendi ini gördüm, ne de sevginin.
                      rım dualarınla aydınlanır. Ümidim odur ki; yollarımın         Çetin geçen yıllar pembe yüzüne nurdan bir çerçeve
                      çamuru, kirlerim, hatalarım, dualarınla arınır. Sen ki; çizmi tir. Bize yanık sesinle söyledi in ilâhiler, ahenk-
                      gönül aya ım kaymaya meyletti inde kilometrelerce li Rumeli türküleri hâlâ gönül kubbemde yankılanır
                      öteden bunu hissedersin. Çünkü senin gönlün hakiki durur.              yaparken söyledi in Rumeli türkülerinde,
                      muhabbete açıktır. efkat pınarlarını yollarımdan çe- ‘Kırmızı gülün alı var’ derdin. Çocuk aklımla sorardım:
                      kersen ne olur hâlim?!..                                  ‘Kırmızıyla al aynı de il mi?’ Sen de, ‘gül var gülden içerü’
                          Anneci im;                                            derdin. Küçük aklımla bir ey anlamadan, ‘Hani u söyle-
                          Seni nasıl özledi imi; kar ılıksız, katıksız sevgine di in Süleyman ilâhisi gibi de il mi?’ derdim. Ba ını hafifçe
                      nasıl ihtiyacım oldu unu bir bilsen! Âh çocuklu um! e er, tasdik ederdin.
                      Avuçlarımın arasından su gibi akıp giden çocuklu um...        Sabrı beline bir ku ak gibi dolamı benim cefakâr
                      Binlerce yiti imin arasında en paha biçilmez olan, yitip anam. Senin ninnilerin ve masallarınla büyüdük. Se-
                      giden çocuklu um...
                                                                                vinç ve elemlerin iç içe geçti i da da alı, fırtınalı bu
                          Ve sen anneci im... Yemeyip yediren, giymeyip giy-
                                                                                dünya hayatına senin rehberli inle hazırlandık; bunu
                      diren.. benim için saçını süpürge edenim, kokusu gü-
                                                                                 imdi daha iyi anlıyorum. nan ki benim nur anam, ru-
                      zelim, çilelim...
                                                                                humu kavrayan sesine ne kadar hasretim! imdi burada
                          Bazen çocuklu umu ve seni hatırlarım. Böyle za-
                                                                                olsan, buz tutmu hayatımı sıcacık bakı larınla ve dua-
                      manlarda içim bir tuhaf olur. Hem tazelenirim, hem
                      insan olmanın a ırlı ı altında ezilirim. Ne kadar güzeldi larınla eritsen! Kalabalıklardan, kem bakı lardan o kadar
                      senli günlerim! Kaygısız, tasasız... Sen de, çocuklu um incindim ki!
                      da ne kadar uzaktasınız!                                      A la! Benim için ve bütün çocuklar için a la! Çün-
                          Yıllar geçse, ben büyüsem de, her uyandı ımda kü, a larsan sen a larsın, gerisi yalan a lar. Saçlarının
                      uyanık olurdun. Güne sen uyandıktan sonra do ardı beyaza döndü ü u demde beni buralarda bırakıp dö-
                      dâima. Dua ve niyazla ‘Ho geldin!’ derdin yeni güne. nü ü olmayan seferlere çıkma ne olur! Gül yüzündeki
     328/Mayıs 2006




                      Gündüzlere anahtar olan duanı bitirince, usulca par- ı ı ın serinli iyle, gö sündeki efkat pınarlarıyla, uyku-
                      maklarının ucuna basarak ba ucuma gelirdin. Beni lara küsmü gözlerinle seherlere bizden selâm söyle!
                      uyandırmamak için kapıyı bile kapatmazdın. Menek e            ‘Anne yüre i’ Yaradan’ın hediyesidir sana, anne!
                      kokulu nefesinde tuttu un ilâhî güzellikleri yava ya-                                              @ nozcan@sizinti.com.tr



178 22
www.sizinti.com.tr
                                                   Ahmet Bu ra

        Ne zaman mayıs gelse, kendimi çok farklı his          Bütün dünya olsa da mülk-ü Osman içinde,
        iklimlerinde bulurum. stanbul’da oturma-              Lâkin sen yoksan e er, arz-u semâ dar olur.
yan bir stanbul â ı ı iseniz, mayıs gözünüzde daha                  Fâtih ruhlu neferler hem ne yi it erlerdir,
bir ba kala ır. stanbul sizin için bir Leylâ, mayıs ise             Ba larında bulunan bir ulu serdar olur.
Leylâ’ya kavu ma demidir. Mayıs denince akla stan-              ol müjdeni getiren o ay yüzlü Resul’dür.
bul, stanbul denince de cennetmekân Fatih Sultan              Yokluk O’nda tükenir, cümle yoklar var olur.
Mehmed Han gelir. Bu mübarek ahsiyetin Kons-                  Mehmed Han, bunları der ve gözya ları içinde
tantiniyye’yi stanbul yapma gayretlerini her hatır-       dua dua yalvarmaya ba lar. Onun bu hicranlı inle-
ladı ınızda, bir hükümdârın Peygamber (sas) a kı ile      meleri, odasının dı ında da duyulur. Muhafızlar
nasıl yanıp tutu tu unu bütün benli inizle hisseder-      telâ lanarak hemen Ak emseddin Hazretleri’ne
siniz. Fâtih, stanbul için çok az insanın yapabilece i    haber verirler. Ak emseddin Hazretleri, odaya gi-
bir gayret içine girmi tir. Bunun esas sebebi, Âlem-      rer girmez Mehmed Han’ın secdede gözya ları ile
lerin Efendisi’nin (sas) müjdesine nail olabilmek,        Rabb’ine inleyerek yalvardı ı manzarayla kar ıla-
O’nun (sas) be aretini verdi i, o ulu kumandan pâ-         ır. Sultanın bu hâli, büyük âlimin de hislenmesine
yesine eri ebilmektir.                                    sebep olur. Talebesi, ne kapısının açıldı ını, ne de
     sterseniz;                                           hocasının kendisini izlemekte oldu unu fark etmi -
    ‘Mazinin bahçesinden bizlere can gibidir,             tir. O, u an, ba ka dünyalarda, ba ka iklimlerdedir.
     stanbul saatleri cennetten an gibidir.               Neden sonra kendine geldi inde hocasının varlı ını
    Bu garip sana mü tak, gönlü sana meftûnken,           fark eder. Lâkin aya a kalkacak dermanı bulamaz.
    Firâkın na meleri kalbde hicran gibidir.’             Ak emseddin Hazretleri, talebesinin koluna girerek
kabilinden, mazinin o dâsıtânî bahçesine do ru ha-        onu sedirin üstüne oturtur. Derdinin ne oldu unu
yalî bir seyahate çıkalım. Fetih öncesi dönemde           sorar ve kendisine anlatmasını ister. Sultan yine duy-
Peygamber (sas) a kıyla yanan Mehmed Han, Edirne          gulanır, hocasının ellerine kapanır, Ak emseddin,
Sarayı’ndaki odasına her çekildi inde, Konstantiniy-      büyük bir efkatle talebesini ba rına basar. Mehmed
ye’yi stanbul yapmak için derin dü üncelere dalıyor,      Han’ın gözya ları yine bir sel olmu , akmaya ba la-
yüre i dilhûn, gözleri ceyhun sürekli bu gâyeyi ger-      mı tır. Bu yürek yangınıyla, hocasına içindeki bü-
çekle tirebilmeyi dü ünüyordu.                            yük a kı itiraf eder:
    Büyük Sultan, yine böyle odasına çekilip göz-             Nice zamandır a larız,
ya larına teslim oldu u bir demde, gözleri ufuklara           Gülmek diler bu gönlümüz.
dalmı , Leylâ’sını arayan Mecnun misâli Konstanti-            Irmak misâl gözya ını,
niyye’ye seslenir:                                            Silmek diler bu gönlümüz.
    Kalbimi çalan ehir, bir i veli yâr olur,                  Var mıdır ki yazımızda,
    Aramıza girenin cümlesi a yâr olur.                       Bilmek diler bu gönlümüz.
          Estirdin bahtımıza hasretin meltemini,              Mu tuların en hasını,
          Hicranın esintisi ate lerden har olur.              Bulmak diler bu gönlümüz.
                                                                                                                        328/Mayıs 2006




    Yok cihanda bir e in, â ıklar sana meftûn,                  ol Bizans’ın kal’asını,
    Bu vuslat yangınıyla hazanlar bahar olur,                 Almak diler bu gönlümüz.
          Firâkında her saat, dilhûn eder gönlümü,            Ak emseddin, ellerinde yeti mi olan talebesinin,
           u dünya sarayları koca bir mezar olur.         Peygamber (sas) müjdesine nâil olabilmek için ya-

                                                                                                                   23 179
                                                                                                                   www.sizinti.com.tr
                      nıp tutu tu unu görünce, bütün kalbiyle Rabb’ine
                      hamdeder. Ak emseddin’in hocası Hacı Bayram-ı
                      Veli, Mehmed Han daha be ikte iken, fethin onun
                      eliyle müyesser olaca ını bildirmi tir. Ak emseddin,
                      talebesindeki bu azim ve inancı görünce, hocasına
                      olan sevgisi daha bir ziyadele ir. Fakat hocasının be-
                       aretinden Mehmed Han’a bahsetmez; çünkü bunun
                      ne yeri, ne de zamanıdır. Ancak ona nasihat etmeyi
                      de ihmal etmez:
                          Arayan bulur sultanım,
                          Lâkin hâlis niyet gerek.
                          Yazılmı sa alnınıza,
                          Hakk’tan bir inâyet gerek.
                                 hlâs olsun tek yolda ın,
                                Hızır Nebi hem hâlda ın,
                                Elbet cehl ile sava ın,
                                Kavgada cesaret gerek.
                          Hakk’a dayan var yoluna,
                          Bakma sa ına soluna,
                          Varınca Urum eline,
                          O demde dirayet gerek.
                                Yaman i tir, bin bir zahmet,
                                Zahmet çeken bulur rahmet,
                                Böyle müjdeliyor Ahmed,                              Aman Hocam, himmet eyle,
                                Dilde Hakk’tan âyet gerek.                           Nasip midir bize söyle,
                          Hocasının sözleriyle, ne yapması gerekti ini gâ-           Yangın yeri u sinemiz,
                      yet iyi anlayan Mehmed Han, kısa sürede hazırlık-              Söndür onu bu müjdeyle.
                      larını tamamlar. Edirne’den stanbul’a ordusuyla                Ak emseddin Hazretleri, talebesinin dünyadan
                      hareket eder. Ordugâhını Maltepe sırtlarında kur-
                                                                                 ziyâde âhirete mü tak oldu unu ve sadece ehadet
                      mu ve kutsî müjdeye ula mak için bütün varlı ıyla
                                                                                 istedi ini görünce daha bir a ka gelir. Ama bilir ki
                      ola anüstü bir gayret içine girmi tir. Aklın sınırlarını
                                                                                 fetih de, ehadet de tedbir ile de il takdir iledir. Ted-
                      zorlayan sava taktikleri uygulamı , o zamana kadar
                      görülmemi yeni silâhlar yapmı , hattâ bugün dahi           bir kula, takdir ise Allah’a aittir. Yapılması gereken;
                      kullanılan havan toplarının plânını bizzat kendisi         bütün hazırlıkları en mükemmel hâliyle yerine ge-
                      çizmi tir. Sultan Mehmed, bir ara sava ın bütün id-        tirmek, ondan sonra da Yüceler Yücesi’nin önünde
                      detiyle devam etti i bir hengâmda ordugâha hâkim           divan durmaktır. Ve bunu talebesine u ekilde na-
                      bir tepeden, hocası Ak emseddin’e Ordu-yu Hümâ-            sihat eder:
                      yûn’u göstererek öyle seslenir:                                Ey Sultanım,
                          Sıra sıra neferlerim dizilir,                              Ey O ul,
                          Ordugâhım iki günde gezilir,                               Din-i Mübîn içindir gayretin,
                            u dünyada böyle çeri görülmez,                           Her hâlinden bilirim.
                          Önümüzde nice dü man bozulur.
                                                                                     Cesaretin Hamza misâl,
                                Burçlar kadar kule diktik,
                                                                                     Gözlerinden görürüm.
                                  ahi misâl toplar döktük,
                                                                                     E er benden can istersen,
                                Derya üstü durur ammâ,
                                                                                     Tasalanma, veririm.
     328/Mayıs 2006




                                Karadan gemi yürüttük,
                          Biz bu yolda her tedbiri almı ız,                           ehadet gâyesine,
                          Ne olursa Hakk’a teslim olmu uz,                           Ardın sıra gelirim.
                           çmek için ol ehadet erbetin,                              Lâkin bu i mânâ i i,
                          Bir ulu meydanda cenge dalmı ız,                           Madde ile olmaz ancak,

180 24
www.sizinti.com.tr
                                               Ay, güne do ar batar,
                                               Güne , gece olur örtülür,
                                               Asıl fetih ne bu ne o,
                                               Asıl fetih, içindedir.
                                               En büyük dü mana kar ı zaferdir.
                                               Uhud’daki mü rikten de,
                                               Bizans’tan da
                                               Büyük dü mana…
                                               Önce onu yen ki içinde,
                                               Gerçek Fâtih olasın.
                                               Fethi ta ta, toprakta de il,
                                               Önce içinde bulasın.

                                              O ul,
                                              Sen bir ehri ku atırsın,
                                              Nefis de seni ku atır.
                                              Konstantin’i yenmek kolay,
                                              Bizans ta ve toprak,
                                              Lâkin nefsi yenmek zordur.
                                              Bizans’ı yensen de, yenilsen de,
                                              Ya ehitsin ya gazi,
                                                kisi de kârdır.
                                              Nefse yenilirsen amma,
Dua gerek, ihlâs gerek, a k gerek,            Kalbin ta , gözün kördür,
Hakk’ın dergâhında inleyerek,                 Elinde tuttu un kordur.
Günler geceler geçirmek gerek.                Bunu böyle bil ve önce nefsini yen,
                                                 te o zaman do ru der,
O ul!                                         Ben asıl Fâtih’im diyen.
Sen do du unda,                               U run açık,
Hocam Bayram-ı Veli,                          Bahtın ak,
Bir müjde vermi ti ikimize,                   Kılıcın keskin,
Sordu unda Murad Han’ım,                      Gazan mübarek olsun.
Fetih müyesser mi diye?                       Mehmed Han’ın, seçilmi askerleriyle, 6 Nisan
Nasip de il bize, lâkin                    günü ba ladı ı Konstantiniyye Ku atması, 29 Mayıs
Mevlâm nasip buyurmu ,                     1453 tarihinde ‘ stanbul’un Fethi’ ile neticelenir. Sul-
 ehzâde ile köseye,                        tan, seçilmi ordunun seçilmi kumandanı olarak
Demi ti.                                   Ayasofya’da iki rekât ükür namazı kılar ve Rabb’ine
Murad Han ki bu yüzden,                    gözya ları ile hamdeder. Mehmed Han, sadece Kons-
Seni bugün için yeti tirmi ti.             tantiniyye’yi stanbul yaptı ı için de il, dünyanın
                                           bütün nimetleri aya ının altında serili oldu u hâlde,
O ul,                                      inancında asla bir zaaf göstermedi i için “Fâtih” ol-
Dersin ki,                                 mu tur. ehadet iste ine o zaman kavu amamı ; ama
Ben fetih isterim.                         1481 yılında zehirlenilmek suretiyle ehit edilerek,
Her fetih de bir fâtih ister.              hem ehitlik hem de gazilik rütbeleriyle, müjdesine
Sen Fâtih ol ki,                           nâil oldu u Âlemin Yaratılı Gâyesi’nin (sas) huzuru-
Fetih de senin olsun.                      na varmı tır. Allah, O’ndan ve seçilmi askerlerinden
                                                                                                                       328/Mayıs 2006




Bil ki her ki i Fâtih olmaz,               ebeden râzı olsun ve bizleri efaatlerine nâil eylesin.
Er ki i Fâtih olur.                        Ruhları âd olsun.
Sanma ki dü manın sadece ta , topraktır,                                               @ abugra@sizinti.com.tr
Ta , toprak olur ufalır,                   *   Hikâye, fetih üzerine hayalen senaryola tırılmı tır. Bu eserdeki
Toprak, suya karı ır gider.                    diyaloglar tamamen hayal ürünüdür.

                                                                                                                   25 181
                                                                                                                  www.sizinti.com.tr
                              Ahlâk-ı âliye-yi ilâhiyeyi temsil etme ve    duru ları vardır ki, yedi dünya bir araya gelse,
                              Kur’ân ruhunu seslendirme, rızaya kilit-     ihtimal en küçük bir münkere bile “evet” de-
                      lenmi bu engin ruhların tabiî hâlleri. Her dav-      mezler. Basar ve basiretleriyle daima ufuk ötesi-
                      ranı larını ihsan ölçüleriyle tartıp de erlendir-    ni temâ â eder ve ömürlerini, hep bir namazda
                      me, de i mez tabiatları; bu tür bir donanıma         geçiriyor gibi olabildi ine temkinli sürdürürler;
                      mazhariyetleri de daha sonra iradelerinin hak-       sürekli a k u i tiyak soluklar ve canlarını Câ-
                      kını verecek olmalarına önceden bah edilmi           nân’a kurban etmeye hazır bulunurlar; de er
                      bir ilâhî arma andır. Onlar öyle yürekten birer      verdikleri her eyi ta a çalıp tıpkı musallâdaki
                      diyanet insanıdırlar ki, oturu larında, kalkı -      meyyit gibi O’na teslim olur, kendi cenazeleri
                      larında, insanlarla muamelelerinde ve varlı ı        üzerine tekbirlerle gürler ve Hakikî Büyük’ün
                      yorumlamalarında hep din ruhu ve semavîlik           büyüklü ünü ilan ederler. Ne ho söyler Hâfız:
                      nümâyandır; evet, dinî hayat onların de i mez
                      karakterleri, Peygamber (aleyhi ekmelüttehâ-
                      yâ) dünya ve ukbâ rehberleri, mârifet-i ilâhiye
                      zâd ü zahîreleri, hakikat a kı da arzu ve emel-          “Ben a k çe mesinden abdest aldı ımda her
                      lerinin gerçek rengidir. Beden ve cismaniyetleri     neyim varsa onların üzerine (cenaze tekbirleri
                      tertemiz oldu u gibi iç dünyaları da en nezih        gibi) dört tekbir alıverdim.”
                      duygularla bezelidir. Kalbleri her zaman haki-           Sofîler bu mülâhazayı farklı bir üslupla öyle
                      katlere, Hakikatler Hakikati’ne açık ve âdeta        ifade edegelmi lerdir: “A k u muhabbet çe me-
                      pırıl pırıl bir ayna, ruh ve sır dünyaları da öte-   sinden abdest alıp, sonra dünya, ukbâ bütün
                      lere, ötelerin de ötesine müteveccih birer teles-    varlı ı ve kendini ölüp gitmi kabul ederek her
                      kop mahiyetindedir. Görülecek her eyi görüp            eyin üzerine cenaze namazı kılıyor gibi dört
                      avlamaya çalı ırlar ve de i ik ses hevenklerin-      tekbir almayan biri, hakikî kıbleye yönelmi sa-
                      den duyulmadık orijinal besteler meydana ge-
                                                                           yılmaz.” Evet, varlık kendi zatına bakan yan-
                      tirirler.
                                                                           ları itibarıyla terk edilmedikten sonra Hakk’a
     328/Mayıs 2006




                          Zengin, vâridâtlı ve çok eye yetecek bir en-
                                                                           teveccüh tam olmaz ve olamaz.
                      ginlikleri vardır ama, fevkalâde mütevazidirler
                                                                               Teveccüh, takdir, istihsan, muhabbet, içten
                      ve kibr ü gururla sürekli bir sava içindedirler.
                                                                           a k u alâka, hullet hisleriyle dolmadıktan ve
                      Allah’ın sevmedi i eylere kar ı öyle kararlı bir
                                                                           zâhir-bâtın a yâr mülâhazasından bütün bü-

182 26
www.sizinti.com.tr
tün sıyrılarak Hak rızasından ba ka her türlü         taç giydirecek pâyelere yükselmi .. kimi te riî
beklentiye kapanma diyece imiz “teteyyüm”-            emirleri yerine getirmede gösterdi i hassasi-
le tam arınmadıktan sonra hususî teveccüh             yetle gidip hullet tahtına oturmu .. kimi firaset,
ufkuna ula ılamaz. Her eyden evvel bilmek             kiyaset, zekâ ve mantı ının hakkını vererek sıç-
lâzımdır ki, teveccüh etmeyene teveccüh edil-         rayıp bir hamlede mârifet ufkuna yükselmi ..
mez. Takdir ve istihsan hislerinden mahrum            kimi iffet, ismet ve haya seralarında ömrünü
olanlar çok ya asalar da ya amı sayılmazlar..         geçirme sayesinde hiçbir muhalif rüzgâra ma-
muhabbetten nasipsiz sineler bakılıp görülme-         ruz kalmadan yürüyüp “zıllullah”a ula mı ..
ye de meyen harabelerden farksızdır.. Dost’la         kimi “on adım” demi ve onları do ru atma
a k u alâka ancak O’na kar ı duyulan muhab-           azm ü gayretiyle azîmet kahramanlı ına yük-
bet zemininde çimlenir.. hullet pâyesi, kalbini       selmi .. kimi bu uzun ve ince yolu “yedi men-
Dost’a tahsis etmi sinelere bah edilen özel bir       zil”le yorumlayarak yol yorgunlarına telattuf
lütuftur.. ilâhî vâridât ve mevhibeler de Hak rı-     dalga boylu bir teveccühle gidip iltifat ufkuna
zasına kilitlenmi ruhlara ara sıra sunulan sürp-      ula mı .. kimi bütün mülâhazalarını
rizlerdendir.                                         hakikatine ba layarak birer re ha mahiyetine
    Zât-ı Ulûhiyet’in insanlara nazar, teveccüh       bürünüp onu gözbebe inde duymaya çalı -
ve merhameti, kendi nâmütenâhîli ine göre-            mak suretiyle maiyyet rüyalarıyla oturup kalk-
dir. Buna kar ılık insanların nazar ve teveccüh-      mı .. kimi acz ü fakr, evk u ükür disiplinleriy-
leri ise kendi darlıkları ölçüsündedir. Bu darlı ı    le hareket ederek tefekkür düzlüklerinde efkat
o geni li e göre açma, kulun ihlâs, sadakat,          türküleriyle O’na hep içini döküp durmu ve
vefa ve samimiyetine ba lıdır. Bazen de ilâhî         emarelerin aydınlık ikliminde sürekli “Hû” de-
inayet, riayet, kilâet rahmetin vüs’atine göre te-    mi durmu .. kimi de kalbî ve ruhî hayat uf-
cellî eder de, o sayede teveccüh ve nazar dam-        kunda “ahlâk-ı âliye-yi Ahmediye” (aleyhissa-
laları deryaya, zerreleri de güne lere dönü ür.       lâtü vesselâm)’ı milimi milimine uygulayarak
Bu itibarla da yönelmenin keyfiyeti ne olursa         soluk solu a O’nun arkasında olmu ve O’nun
olsun O haybet ya atmaz kapısına teveccüh             sofrasının vâridâtıyla beslenmi .. hâsılı hemen
edenlere.. emirleri istikametinde iz sürenleri,       herkes, ilâhî rahmetin enginli ine emare ve
yolların amansızlı ına bırakmaz.. mârifet yol-        farklı mizaçlara, mezaklara, me replere Hak
cularını maiyyetinden mahrum etmez. Hatta             teveccühünün ayrı bir tecellisi olarak, de i ik
bazen ihlâs ve samimiyetle ortaya konmu bir           yol ve yöntemlerle –teferruatta birbirine müte-
damla azm ü gayreti, Cennetleri peyleyebile-          bâyin olsa da– hep O’na yürümü , uzaklı ını
cek bir kıymete ula tırır.. bir zerre imanı, irfanı   a maya çalı mı ve mârifeti ölçüsünde O’nu
vesile-i necat sayar ve kapıkullarına sultanlıklar    dilemi tir.
bah eder.                                                 Kimileri yapacaklarını yapıp, ya ayacakları-
      imdiye kadar O’na do ru müstakim yürü-          nı ya ayıp en güzel örnekler sergileyerek her
yenlerden yol ma duru olan hiç görülmemi tir.         zaman ölesiye bir cehd ü gayret içinde bulun-
O’nu gönlünden ananlardan hizlâna u rayan             mu ve yaptıklarını âlemin firasetine emanet et-
olmamı tır. Samimî olarak, “sefer”, “seyahat”,        mi ler; kimileri de kalemle inleyip mürekkeple
“sülûk”, “vusûl” deyip yollara dü enlerden de         içlerini dökerek hâle beyan kisvesini giydirmi
ebedî hüsran ya ayana rastlanmamı tır: Kimi           ve arkadan gelenlere iz sürme imkânı hazırla-
                                                                                                                328/Mayıs 2006




iradesinin hakkını eda etme adına küçük bir           mı lardır. Bunların her ikisi de birer realitedir;
temayülle O’nu her zaman kalbinin derinlik-           ikisine de ihtiyaç vardır ve her ikisine de saygı
lerinde duymu .. kimi ileriki günlerde ortaya         o mânâ kahramanlarının hakkı bizim de vazi-
koyaca ı bir hayır azmine lütfedilen, sultanlara      femizdir.

                                                                                                            27 183
                                                                                                           www.sizinti.com.tr
                      efkat, insanı enginle tiren bir histir ve insan ancak efkat sayesinde
                        ba kalarının sevinç, ne ’e ve huzurunu duyup anlar.. anlar ve
                              onların mâruz kaldıkları olumsuzluklar kar ısında
                                       sorumluluklarını tam hisseder.




                                                                             Osman Tarık Gültek

                                         n aat mühendisli i ve mimarlık, ortak          70 dönüm arazi üzerine in a edilen külliyesiyle
                                         yanları olsa da, aralarında derin farklılık-   muhte em Süleymaniye’nin tek bir ki inin bilgi
                              lar bulunan, birbirleriyle te rik-i mesaiye mecbur        ve sorumlulu u dâhilinde ortaya konması hayret
                              iki farklı meslektir. Mühendislikle mimarlı ın tatlı      uyandırmaktadır. Böyle büyük in aatlar için fir-
                              ve faydalı bir beraberli i vardır. Mimarî özellik-        maların proje grupları olu turdukları göz önüne
                              lerin statik kurallara uyması gerekir. Bazen de,          alındı ında, Mimar Sinan’ın ne denli büyük bir
                              yapının görece i fonksiyonun bir gere i ola-              deha oldu u daha iyi anla ılır.
                              rak, mühendislikten zor problemleri halletmesi,
                              yapım tekni inde, malzeme ve dizaynda yeni                    Tarihçe ve genel bilgiler
                              açılımlar yaparak, mimarın istedi i yapıyı ortaya             Süleymaniye Camii, Kanûnî Sultan Süley-
                              koyması beklenir. Bunun içindir ki, bir yapının           man tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmı tır.
                              proje a amasında iki meslek sahibinin de imzası            n aatına Haziran 1550’de ba lanan cami, Ekim
                              istenir.                                                  1557’de tamamlanmı tır. Me hur bir rivayete
                                   Günümüzde bir yapı in a edilirken en az 15           göre; bir kutlu gecede Kanuni Sultan Süleyman,
                              mühendis ve mimardan olu an yapı denetim fir-             rüyasında Rasülullah Efendimiz’i (sas) görür.
                              malarından onay ve yeterlilik alınması mecburidir.        Sultan Süleyman ve Peygamber Efendimiz (sas)
                              Zemin etütleri için jeoloji ve jeofizik mühendisine;      Süleymaniye’nin in a edildi i yakla ık 70 dö-
                              projenin araziye uygulanması (yapının oturaca-            nümlük arazinin bulundu u tepeye gelirler (O
                                ı alanın belirlenmesi) için harita mühendisine;         tepe, hem Haliç’i, hem de Bo aziçi’ni Marmara
     328/Mayıs 2006




                              elektrik tesisatı için elektrik mühendisine; görü-        tarafından en ideal noktadan görür.) Peygamber
                              nüm ve dizayn için mimara ve statik hesaplar için         Efendimiz (sas) bizzat gösterir: “Mihrabı buraya,
                              in aat mühendisine ihtiyaç vardır. Basit gözüken          minberi buraya olsun...” Kanûnî Sultan Süley-
                              10 daireli bir bina in aatı için bu kadar mühendi-        man uyanınca, ükreder ve hemen Mimarba ı
                                                           2
                              se ihtiyaç varken, 4000 m alana oturan camii ve           Sinan-ı Abdülmennan Hazretleri’ni ça ırtır. Si-

184 28
www.sizinti.com.tr
nan’ı hiçbir açıklama yapmadan, büyük           demir kemerle tutturulmu , ta ve de-           16. asırda yapılan bu eserde 66 faktörü
bir heyecanla rüyada gördü ü yere gö-           mirin birbirine kenetlenmesini sa lamak        kontrol etmi tir. Bu rakamlar o günün mi-
türür. Kanûnî: “Buraya bir cami, bir kül-       için ba lantı yerlerine kur un dökülmü -       marlık-mühendislik birikiminde ecdadı-
liye yapaca ız.” diye söze ba ladı ında;        tür. 63x69 metre ebadında olan caminin         mızın geldi i noktayı daha iyi anlamamıza
Sinan-ı Abdülmennan Hazretleri söze ka-         kubbe yüksekli i 53, kubbe çapı ise 26,5       yardımcı olabilir.
rı ır: “Sultan’ım, mihrabı burada, minberi      metredir. Yakla ık 30’ar ton oldukları              Süleymaniye’nin bitirili ine kadar, bir-
burada olsun...” Sultan Süleyman a ırır:        hesaplanan 4 fil aya ı toplam 8.000 ton        çok in aat tekni inin kullanıldı ını görü-
“Sinan, sen bu i ten haberli gibisin?” Bü-      yükü temele iletmektedir. Mimar Sinan          yoruz. Mimar Sinan ordudayken tecrübe
yük mimar cevap verir: “Sultan’ım sizin         bunları Ciharyâr-ı Güzin’e (dinin dört dire-   etti i zemin mekani i tekniklerini caminin
                                                  i); Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman        temel in aatında uygulamı tır. Temeli
                                                ve Hz. Ali’ye (ranhüm) arma an olarak          kazıldıktan sonra 3 veya 4 yıl beklemeyi
                                                sunmu tur. Ayaklardan ikisi stanbul’daki       ve zemini sıkıla tırma tekniklerinden biri
                                                eski Bizans Sarayı’ndan ve Kızta ı’dan,        olan kazık uygulamasını Mimar Sinan’da
                                                biri Baalbek’teki Jüpiter Tapına ı’ndan,       görmekteyiz. Zeminin sıkıla ması ve ta-
                                                di eri de Mısır’ın skenderiye kentinden        biî zemin oturmalarının ya anması için 3
                                                getirtilmi tir. Yer altında birtakım yollar    veya 4 yıl yük altında bekletilmesi caminin
                                                kazılıp üzerlerinde birtakım kemerler ya-      yapıldıktan sonraki muhtemel oturmaların
                                                pılmı tır. Bu yollardan caminin içinden        önüne geçmek içindir. n adan sonra olu-
                                                bütün yan yapılara su da ıtılan depolara         an oturmalar, yapıda çatlaklar meydana
                                                gidilir. Mimar Sinan, cami içinde devamlı      getirmekte ve stati in bozulmasına sebep
                                                ho bir hava bulundurmak için yer altın-        olmaktadır.
                                                daki yolları yapmı tır. Cami tabanının orta         Süleymaniye’de uygulanan ba ka bir
                                                kısmında yer alan bu yollar üzerine tahta      metot, drenaj tekni idir. Deprem esnasın-
                                                kapaklar konularak a a ıdan gelen hava         da zeminin gev emesi ve yeraltı sularının
dün geceki kutlu ziyaretinizde ben de iki       ile cami içinin yaz mevsiminde devamlı         hareket etmesi sebebiyle ta ıma gücü
adım gerinizde geliyor idim...” Bu rivayet      serin, kı mevsiminde ise sıcak olması          sıfıra inen zemin hiçbir yük ta ıyamaz
do ru mudur, temenni midir bilmiyoruz;          sa lanmı tır.                                  duruma gelir. Buna ‘sıvıla ma’ (liquefac-
ama Mimar Sinan, Tezkiretü’l-Bünyan                   Peçevî Tarihi’nde anlatıldı ına göre     tion) denir. Zemin sıvıla ınca üzerindeki
isimli eserinde Süleymaniye’nin temelinin       Süleymâniye Camii’nin yapılmasında             yapı bataklı a gömülür (Adapazarı’nda
atılı ını bizzât u satırlarla ifade etmi tir:   vekiller (hesap görevlisi, muhasebeci)         deprem sonrası bazı binalar 1-2 kat ze-
“Bir vakt-i erif ve bir saat-i said-ü lâtif-    tarafından tutulan defterlerde caminin         mine batmı lardı). Bu sebeple su yalıtımı
de ol Cami-i Münif’e temel uruldu.” Bu          in a masrafı 896.883 florin olarak gös-        ve temelden suyun uzakla tırılması çok
sözleri yorumlayanlar rüyayı destekler          terilmektedir ki, bu o devirde elli tanesi     önemlidir. 1950’li yıllarda bugünkü s-
nitelikte bulmu tur.                            bir kuru olmak üzere 53.782.900 akçe           tanbul Ticaret Üniversitesi binasının bu-
     Süleymaniye aynı zamanda bir külli-        kar ılı ıdır.                                  lundu u yerler istimlâk edilirken Haliç’e
yedir. Bu külliye Kantarcılar Mahallesi’ne                                                     ba lanmı künklere (ya mur suyu veya
bakan bir tepe üzerinde Bâb-ı Vâlâ-yı                 n aatla ilgili bilgiler                  kanalizasyon boruları) rastlanmı tır. Yapı-
Seraskeri (Genelkurmay Ba kanlı ı, bu-               Süleymaniye’nin in asına ait teknik       lan ara tırmalarda bu boru sisteminin Sü-
günkü stanbul Üniversitesi, rektörlük ve        bilgilerin yer aldı ı herhangi bir evrak       leymaniye’nin bulundu u tepedeki suyu
di er binaları) ile Bâb-ı Vâlâ-yı Fetvâ-pe-     bulunamamı tır. Mimar Sinan, cami              drene etmek gâyesiyle temellerin altına
nâhî (bugünkü stanbul Müftülü ü binası)         yapımında harç için kullandı ı yumurta         yerle tirilmi ‘çakıl-kum kuyuları’na
arasındadır. Cami avlusunun etrafını çev-       sayısını, çalı an ustaların milliyetlerini,    ba landı ı tespit edilmi tir. Killi topra ın
releyen büyük külliyede; türbeler, türbedâr     dinlerini ve günlük ücretlerini 164 ciltlik    suyu geçirmeyip tutmasından ötürü ze-
dairesi, evvel, sani, rabi, salis, tıp medre-   bir deftere kaydettirmi tir. Mimar Sinan,      min mukavemetinin zayıflamasına kar-
seleri, darû’l-hadis, darû’ - ifa, bimarha-     idarî ve malî detayları en ince teferruatı-      ın hazırlanan bu ‘çakıllı-kumlu drenaj
ne, darû’l-kurra, sibyan mektebi, imaret,       na kadar, emanete sahip çıkma titizli i ve     sistemi’ ancak son yarım asırdır in aat
tabhane (konuk evi), han, hamam, kitap-         üzerinde küçük bir hak bile bırakmama          mühendisli i alanında uygulanmaktadır.
lık ve dükkânlar bulunmaktadır. Dı avlu-        gayretiyle yazmı ; ama teknik detayları        Bu drenaj sistemiyle yapı temelden ge-
nun on kapısı vardır. Bunlar; Mera, Eski        açıklamamı tır. Bu durumun hikmeti tam         lecek nem ve sudan korunmu ; oturma
Saray, Mektep, Çar ı, Hekimba ı, maret,         olarak bilinmemektedir. Fakat neticede         olmadı ı için çatlamalar da önlenmi tir.
Kubbe, Tabhane, A a ve Harem kapıları-          bizlere sürekli bir anlama-çözme gayre-        Ayrıca dâhi mimar, yapının içindeki rutu-
                                                                                                                                                    328/Mayıs 2006




dır. Caminin dört minaresi stanbul’da ya-       tinin miras bırakıldı ı açıktır.               bet ve nemi dı arı atarak so uk ve sıcak
  amı ilk dört sultanı; Fatih, 2. Bayezid,           Günümüz binalarında konfor faktörü        hava dengelerini sa layan hava kanalları
Yavuz Selim ve Kanûnî’yi; minarelerdeki         olarak kontrol edilebilen 4-5 özellik var-     kullanmı tır. Bunların dı ında yazın su-
on erefe de 10 padi ahı temsil etmek-           ken (yapının ses yalıtımı, izalasyonu, ı ık    yun ve topra ın ısınmasından dolayı olu-
tedir. Minareler örülürken ta lar birbirine     alması, havalandırması vs.) Mimar Sinan          an buharın, yapının temellerine ve içine

                                                                                                                                               29 185
                                                                                                                                               www.sizinti.com.tr
                      girmemesi için tahliye kanalları yapmı              Di er geometrik merkez olan is odası       gibi o zamanın artlarında pek alı ılmadık
                      ve bunları da drenaj kanallarına ba lı ola-    cami içinde yanan kandillerin isini toplayıp    katsayıların da sıklıkla kullanıldı ı görül-
                      rak uygulamaya koymu tur.                      mürekkebe dönü türen ve tamamen tabiî           mektedir. Ara tırma ekibi bundan yola
                           Süleymaniye’nin statik ve temel di-       havalandırma ile çalı an bir siklon-baca        çıkarak, cami tasarımında ısı, manyetik
                      zaynı gemi omurgası eklindedir. Alman-         sistemidir. Bu olmasa cami kubbesi kan-         alan ve de i ik ekil ve hâldeki enerjilerin
                      ya’da teknik e itim almı ve uzun yıllar        dillerin tesiriyle çok kısa zamanda karara-     birbirlerine dönü türülerek dengelenme-
                      deniz yollarında çalı mı olan rahmetli         caktır. s odası Selimiye’de yapılmamı tır,      si için hesaplamalar yapıldı ı neticesine
                      Ahmet Selim Suntur, bina olarak cami-          sadece Süleymaniye’ye has bir tercihtir.        varmı tır.
                      nin çok iyi dengelendi ini (safralandı ını)         Üçüncü geometrik merkez olan adır-              Külliye, âdeta bir canlı gibi bütün dı
                      gemi tasarım formülleri ile inceleyerek        van, o devrin artlarında (kısmen Bizans         tesirlere kar ı korunma refleksleri veya
                      görmü ve “Mimar Sinan Hazretleri âde-          kanalları kullanılarak) Istıranca derelerin-    koruyucu enerji küreleriyle donatılmı tır
                      ta bir hacı yatmaz yapmı . Zamanımızda         den getirilen suyu, tabiî kule prensibiyle      ve bu kürelerin tamamının is odasında
                      orijinalli i bozulmasına ra men, bu bina       hava akımı olu turarak oksijenle arıtan         kesi ti i anla ılmı tır. Bu çalı malar sı-
                      dı etkenlere ve depremlere çok iyi da-         tarihin ilk içme suyu hazırlama istasyo-        rasında Süleymaniye Camii, Mısır pira-
                      yanır.” demi tir.                              nudur. Bugünün teknolojisi, is odasındaki       mitleriyle -resimler üzerinden- kıyaslandı-
                           Camide ayaklar ü ümesin ve secde-         tabiî hava akımını ve adırvandaki tabiî           ında, kesit olarak her ikisinin de, taban
                      de huzur duyulsun, diye yerden 20 cm           kule tesirini hayranlıkla izlemekte; bu tek-    açıları 66 derece olan çok dengeli birer
                      yüksekli e kadar hava hızı profilinin sıfıra   nik, Batı üniversitelerinde doktora seviye-     ikizkenar üçgen oldu u tespit edilmi tir.
                      çok yakın olması (sınır tabaka), sonra-        lerinde ders olarak i lenmektedir.              Firavun mumyasının, piramit yüksekli i-
                                                                                                                     nin tabandan itibaren 1/3 kadar yukarısı-
                                                                                                                     na (Piramit tepesinden yüksekli in 2/3’ü
                                                                                                                     kadar a a ıda) yerle tirilmesine kar ılık,
                                                                                                                     Süleymaniye Camii’ndeki is odasının, üç-
                                                                                                                     gen kesitin a ırlık merkezinde (Cami yük-
                                                                                                                     sekli inin tabandan itibaren 1/3’ü kadar
                                                                                                                     yukarısında) yer aldı ı tespit edilmi tir.
                                                                                                                          Süleymaniye’de yapılan ara tırma-
                                                                                                                     larda akustik enerjinin ısıya e de erli-
                       Caminin altındaki kanallara açılan     So uk ve sıcak hava dengelerini sa layan hava          li i ve so utma i inde kullanımıyla ilgili
                               menfez kapakları                                 kanalları                            veriler bulunmu tur. Verimi dü ük olan
                                                                                                                     bu kullanımın di er enerji türleri ile des-
                                                                                                                     teklenerek veriminin yükseltilebilece i
                      sında ise hava hızlarının yükselmeye                Camideki harika tasarımlar
                                                                                                                     dü ünülmektedir. E er bu bulu geli ti-
                      ba laması temin edilmi tir. *                       Cami içindeki mesafeler ölçüldü-
                                                                                                                     rilirse, insan sesiyle so utma yapılabi-
                           Mimar Sinan, cami içinde sesin iyi          ünde, bütün mesafelerin ebced hesabı
                                                                                                                     lecektir.*
                      yayılması ve duyulması için harika bir         ile Allah (cc) ism-i celîlinin katları oldu u
                      teknik kullanmı tır. Bunun için, yapı ekil-    anla ılmaktadır. Dı minare aleminin ve is
                                                                                                                          Mükemmel netice
                                                                     odası kubbe noktalarının, i aret etti i da-
                      leri içinde sesin en iyi ço aldı ı kubbeyi                                                          Süleymaniye Camii’nde gördü ü-
                                                                     irelerin sönen bir sinüs e risi çizdi i gö-
                      uygulamı tır. Bütün kubbeleri çift olarak                                                      müz bu mükemmellikler bize “Her eyi
                      yapmı ve damak kubbeyi olu turmu tur.          rülmü tür. Açılar ölçüldü ünde her yerde        maddede arayanların akılları gözlerine
                      Kubbe yapısının güçlü tınlatıcı özelli ine     9 de i ik sâbit açı kullanıldı ı görülmü        inmi tir. Göz ise mâneviyata kapalıdır.”
                      ve kubbede olu acak özel ses odaklan-          ve bu açıların toplamının 273,15 derece         vecizesini bir kez daha hatırlatıyor. Mi-
                      malarına önlem olarak kubbe kö elerine         oldu u tespit edilmi tir. Aynı ekilde ca-       mar Sinan Hazretleri’nin tekvinî emirleri
                      ve eteklerine içi bo 50 cm boyunda 64          minin Taçkapı içerisinde hizmet binala-         de çok derinden ke fetti ini anlıyoruz.
                      adet küp yerle tirmi ve bunlarla iyi bir       rına olan mesafe de 273,15 metredir. O          Evet madde ve mânâyı bir arada har-
                      ses elde etmi tir. Ayrıca, zeminde, sesi       devirde Osmanlı’da metrik ölçüler kulla-        manlayan ilim sahipleri, bizlere zaman
                      yansıtmak için tu lalardan bo luk bırak-       nılmadı ı dü ünülürse, bulunan neticele-        üstü bir anlayı la mihmandarlık yapıyor,
                      mı tır. Böylece Süleymaniye harika bir         rin orijinalli i ortaya çıkmaktadır.            hakikat a kının insanı ilimde derinle me-
                      akusti e sahip olmu tur.**                          Minare yüksekli i, kubbe çapı vs.          ye ve Esmâ-i Hüsnâ’nın tecellilerine vâkıf
                                                                     gibi bazı uzunluk ve açılar birbirine oran-     olmaya ula tıraca ını haykırıyorlar. lmi
     328/Mayıs 2006




                           Camideki geometrik merkezler              tılandı ında “pi” sayısı, 1,6 (altın oran)      sonsuz Rabb’imizin (cc) bizlere bah et-
                           Birçok sırrı barındıran taç kapı, önem-   gibi bilinen katsayıların yanında, meselâ       ti i bu ilimler, gelece in fikir i çilerinin
                      li bir geometrik merkezdir. n asında alı-      23 (tam derece olarak Dünya ekseninin           bayraktarlı ını yapaca ı güzelliklere de
                        ılmı ın çok üstünde yüzlerce ton kur un      e im açısı), 4,18 (kalori/joule çevrim          vesile olacaktır ümidindeyiz.
                      dökülmü tür.                                   katsayısı) ve logaritmadaki “e” sayısı                             @ otgultek@sizinti.com.tr


186 30
www.sizinti.com.tr
   Dipnotlar                                              the exergy flow of the universe with continuo-   -   Kamil Fırat, Kubbeler Sonsuz Döngü, Family
*  Bu noktada, Süleymaniye Toplulu u’ndan                 us functions of cosmological parameters’, Int.       Finans Yayınları.
   bahsedilmesi yerinde olacaktır. Rahmetli               J. Exergy, Vol, 2004, 1. No. 4, pp.438-447.      -   Reha Günay, Sinan the Architect, Yapı En-
   Ahmet Selim Suntur’un liderli inde çalı an         -   Rehber Ansiklopedisi, c. 12, Türkiye Gazetesi        düstri Merkezi Yayınları.
   bu grup, Süleymaniye Külliyesi’nde ASHRAE              Yayınları.                                       -   Dr. Süleyman Molla brahimo lu, Muhte em
   (Amerikan Isıtma So utma ve Hava artlan-           -   Ha im Söylemez, Sinan Depremi Çözmü tü,              Süleymaniye Kitapçı ı.
   dırma Mühendisleri Birli i) ile birlikte tarihî        Aksiyon Dergisi, 15-21 Ocak 2000.                -   Kültür Bakanlı ı web sitesi.
   mekânlarda klima konusunda bir projeyi tatbik      -   Mimar Abdülkadir Akpınar, Tarihî eser resto-     -   Ö r. Gör. adan Güvenir, Sanatta Ara tırma
   etmek için çalı tıklarında yukarıdaki neticede         rasyonlarıyla ilgili notları.                        Ve Bilinçin Önemi Damak Kubbe, Buca E itim
   ula mı lar.                                        -   Tanju Çantay, 16-17. Yüzyıllarda Süleymaniye         Fakültesi, zmir.
** Ö r. Gör. adan Güvenir (*) D.E.Ü. Buca                 Camii ve Ba lı Yapıları, stanbul, 1989, s. 45.
                                                                                                           -   Mansion, Madeleine, (1947), “L’ Etude Du
   E itim Fak.Müzik E t.A.B.D. zmir “Sanatta          -   Celâlzâde Mustafa Çelebi, Tabakatü’l-memalik
                                                                                                               Chant” Librairie Hachette. S.A., Buenos Aires.
   Ara tırma ve Bilinçin Önemi Damak Kubbe”               ve Derecatü’l-mesalik, Hekimo lu Ali Pa a
                                                                                                           -   Baytin Tulü, Binalarda Akustik Tedbirler, s-
   Bu makale “Ö r. Gör. adan Güvenir ve Dr.               Kütüphanesi, 778, y. 4766. Süleymaniye Kü-
                                                                                                               tanbul Teknik Üniversitesi Matbaası, stanbul,
   Tolga Kando an” tarafından “28.Türk Ulusal             tüphanesi.
                                                                                                               1963.
   Otorinolarengoloji ve Ba Boyun Cerrahisi           -   Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi,
                                                                                                           -   Cevan ir Behbut, Gürel Güzin, Foniatri, stan-
   Kongresinde” sunulmu tur.                              Ahmed Cevdet Basımı, I. cilt, stanbul, 1314,
                                                          s. 157, 333.                                         bul Üniversitesi Tıp Fakültesi, stanbul, 1982.
    Kaynaklar                                         -   Ömer (Lütfı) Barkan, Süleymaniye Camii ve        -   Vitruvius, Mimarlık Üzerine On Kitap, evki
-   Yıldız Teknik Üniversitesi n aat Fakültesi ders        mareti n aatı, (I550-1557), I. cilt, Ankara,        Vanlı Mimarlık Vakfı Yayınları, stanbul, 1998.
    notları.                                              1972, s. 25.                                     -   M. Rath, Leland, Mimarlı ın Öyküsü, Kabalcı
-   Ahmed Refik, Âlimler ve Sanatkârlar, Kültür       -   Ahmet Rasim, Selim Suntur (Rahmetli), Sü-            Yayınevi, stanbul, 2000.
    Bakanlı ı Yayınları, 1980.                            leymaniye Toplulu u Ba kanı.                     -   Zeren, Ayhan, Müzik Fizi i, Pan Yayıncılık, s-
-   Süleymaniye Toplulu u Çalı maları, Scientific     -   Prof. Dr. brahim Birol Kılkı , OTDÜ Ö retim          tanbul, 2003.
    Revelations in Holy Quran.                            Üyesi.                                           -     adan Güvenir, Ses Yapısal ve çsel Bilincin
-   Prof. Dr. Birol brahim Kalkı , Technical Pa-      -   Celaleddin Gökçek, Ziya Gökçek, Ahmed Kim-           Olu turulması, Atadost Matbaa, zmir, 2004.
    per, ‘A simplistic thermal model for solving          yacıo lu, Ali Reyhan Esen.                       -   Prof. Dr. O uz Borat’ın notları.




                                                                                                                                                                     328/Mayıs 2006




                                                                                                                                                                 31 187
                                                                                                                                                                www.sizinti.com.tr
                                                                                       1912 Ekim’inde büyük felâ-
                       Mustafa Ba datlı-Recep ahin                                     ketin habercisi olan Balkan
                                                                                       Sava ı ba ladı. 19. yüzyıl
                             De eri ölümünden sonra anla ılan büyükleri-
                                                                                       içinde ba ımsızlıklarını ilân
                             mizden biri de ükrü Pa a’dır. “Türk milleti
                      asker millettir!” sözünün temsilcilerinden biri olan
                                                                                       eden Balkan milletleri el ele
                        ükrü Pa a, Erzurumlu Ayabakan ailesinden Kola-                 vererek Devlet-i Âliye’ye ait
                        ası (Kıdemli Yüzba ı) Mustafa Bey ile Muhsine                  olan her eyi yok etmeye ba -
                      Hanım’ın ilk ve tek evlâdı olarak 1857’de Erzu-                  ladılar. Asırlar önce medeni-
                      rum’da dünyaya geldi. Küçük ükrü, babasının asker                yetle tanı tırdıkları milletler
                      olmasının da tesiriyle küçük ya ta bu mesle e merak              tarafından katliamlara mârûz
                      duydu ve Erzincan Askeri dadisi’ne kaydolarak ‘pey-
                                                                                       kalan Evlâd-ı Fatihan ise,
                      gamber oca ı’na ilk adımını attı.
                          Çekilen her acı, insanı biraz daha olgunla tırır.
                                                                                       can derdiyle Anadolu yolları-
                        ükrü Pa a da ileride yüklenece i zor vazifelere                na dü tü.
                      âdeta kader-i ilâhî tarafından hazırlanıyordu. ükrü
                      Pa a, hayatındaki ilk büyük acıyı babasının vefatıy-
                                                                               Büyük matematikçi Salih Zeki, ükrü Pa a’nın ye-
                      la ya adı; annesinin ba ka biriyle evlenmesi üzerine
                                                                               ti tirdi i ö rencilerden biridir.
                      çevresine küserek, stanbul’a gitti ve Sütlüce Topçu
                                                                                   Topçu komutanı olarak tâyin edildi i ve tu gene-
                      Okulu’na girdi. 1879 senesinde topçu te meni ola-
                                                                               rallikten orgeneralli e kadar olan askerlik hizmetle-
                      rak Harbiye’den mezun oldu unda 22 ya ındaydı.
                                                                               rini geçirdi i Edirne ile ükrü Pa a arasında kopmaz
                          Harbiye’deki ö renimi sırasında zekâsı ve mate-
                      mati e olan yatkınlı ı ile hocalarının dikkatini çek-    bir ba olu tu. Ordu müfetti li i vazifesi sırasında,
                      ti inden, e itim için Almanya’ya gönderildi. Dört        gençli in yeti mesi için gösterdi i büyük gayret
                      seneden fazla kaldı ı Almanya’dan dönerken ükrü          sebebiyle -evinin genç kurmay subaylar ile dolup
                      Pa a kıdemli yüzba ı olmu tu.                            ta ması sebebiyle- Saraya jurnal edilen ükrü Pa a,
                           stanbul’a dönü ünde, birçok yerde askerî tâlim      1905 senesinde Selanik’e sürüldü.
                      ve terbiye ö retmenliklerinde bulundu. 1887 sene-            Gitti i her yere disiplin ve ciddiyet götüren ük-
                      sinde binba ılı a, 1888 senesinde yarbaylı a, 1889’da    rü Pa a, disiplin içinde e itti i Edirne’deki 2. Or-
                      albaylı a terfi etti ve 1893’te 36 ya ında iken tu ge-   du’dan sonra, Selanik’teki 3. Ordu’yu da kısa sürede
     328/Mayıs 2006




                      neralli e yükseldi. Almanca, ngilizce ve Fransızcayı     düzene soktu.
                      iyi bildi inden, mesle indeki teknolojik geli meleri           ükrü Pa a, üst makamlara bildiklerini çekinme-
                      düzenli olarak takip ediyordu. Farklı askerî vazife-     den söylemeyi vatan borcu telâkki ederdi. Dü ün-
                      lerle birlikte Harbiye ve Darü afaka okullarında ba-     celerini zamanın padi ahı 2. Abdülhamid’e de bir
                      listik ve matematik ö retmenliklerinde de bulundu.       rapor hâlinde sunmu tu. Sadrâzam Avlonyalı Ferit

188 32
www.sizinti.com.tr
                                                          Plevne kahramanı Gazi Osman Pa a kadar
                                                          tanınan bu büyük komutana bütün dünya-
                                                          da hayranlık ve hürmet gösterileri yapılırken,
                                                          altı aylık, itibarlı, Bulgar yaverli ve otomobil
                                                          tahsisli bir Sofya esareti sonunda, stanbul’a
                                                          dönerken yapılan muamele çok enteresandır:
                                                          “Pa a, halk seni linç edecek!” uydurması ile
                                                          huduttan itibaren perdeleri indirilmi bir va-
                                                          gonla; Sirkeci Garı’ndan i li’deki evine kadar
                                                          ise, kapalı faytonla getirilen bu büyük asker
                                                          âdeta kendi memleketinde esareti ya adı.


Pa a’nın ifadesine göre Sultan kinci Abdülhamid,              olmadan yardımcı oldular ve onların aleyhimize
Vekiller Meclisi’nde “Durumu nasıl görüyorsunuz, ne           ittifak etmelerine zemin hazırladılar.
yapmak lâzımdır?” diye sordu unda orada bulunan-                  1912 Ekim’inde büyük felâketin habercisi olan
ların gerçeklerden uzak dü ünceleri üzerine; “Pa alar         Balkan Sava ı ba ladı. 19. yüzyıl içinde ba ımsızlık-
söyledikleriniz hiç de hakikatlere uymuyor, i te ükrü Pa-     larını ilân eden Balkan milletleri el ele vererek Dev-
 a’nın raporları, alınız okuyunuz; millet ve ordu, anayasa-   let-i Âliye’ye ait olan her eyi yok etmeye ba ladılar.
nın tekrar yürürlü e girmesini istiyor, ben de ükrü Pa a      Asırlar önce medeniyetle tanı tırdıkları milletler
gibi bunu muvafık görüyorum ve me rutiyeti tekrar ilân        tarafından katliamlara mârûz kalan Evlâd-ı Fatihan
edece im!” demi ti.                                           ise, can derdiyle Anadolu yollarına dü tü.
    Siyasete uzak duran ükrü Pa a, hem hüküm-                     Dü man orduları Çatalca’ya kadar ilerledi ve
dârına, hem de milletine olan sadakatiyle büyük bir           gözünü stanbul’a dikti. Devlet-i Âliye’nin Ru-
hizmet ifâ ederek, millet ve devlet arasında karde            meli’deki toprakları çoktan payla ılmı tı. Bozgun
kanı dökülmesine mâni oldu. Bu hizmeti üzerine                üstüne bozgunların ya andı ı böyle bir zamanda
1908’de mare alli e yükseltilen ükrü Pa a’nın rüt-            Edirne’yi müdafaa etme vazifesi Mehmet ükrü
besi, Me rutiyetin ilânından sonra ttihat ve Terakki          Pa a’nındı. ükrü Pa a’ya verilen yazılı emirde,
Hükümeti tarafından yapılan ‘Askerî Rütbeler Tas-             Edirne’nin muhtemel bir ku atma hâlinde, yalnız
fiyesinde’ korgeneralli e indirildiyse de, 1912-1913          kırk gün müdafaa edilmesi istenmi ti. Oysa ükrü
Balkan Harbi’nde Edirne Müstahkem Mevkii’nde                  Pa a burada 5 ay 5 gün direndi.
yaptı ı kahramanca müdafaa esnasında tekrar orge-                 Yokluk ve sefaletin kol gezdi i, yiyecek olarak
neralli e yükseltildi.                                        sadece süpürge tohumlarının kaldı ı, cephanenin
    1908 senesinde Me rutiyet’in ilânı üzerine stan-          bitti i o günlerde ükrü Pa a’nın hâl ve tavırları
bul’a gelen ükrü Pa a, 1912 senesine kadar Redif              herkese cesaret kayna ı oldu. Cephede can paza-
(Süvari Birlikleri) Müfetti li i, Çanakkale Bo azı            rı olmasına ra men o tebli ler yayımlayarak halka
Muhafızlı ı gibi önemli askerî vazifelerde bulundu            moral verdi. Harbin en çetin anında; “Dü man hat-
ve nihayet Balkan Harbi’nin öncesinde Edirne Müs-             larımızı geçtikten sonra ölürsem, kendimi ehit kabul et-
tahkem Mevkii Komutanlı ı’na tayin edildi.                    miyorum. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve ku lar
                                                              çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan
    Edirne Müdafaası                                           ehit olursam, kefenim, lifim ve sabunum çantamdadır.
    Me rutiyetle birlikte de i en iktidarla tecrübe-          Beni bu mahalde gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime
siz ki iler i ba ına geçince, devleti felâkete götü-          bir âbide dikeceklerdir.’’ diyerek son karakolun bekçi-
recek büyük hatalar yapıldı. Bu ki iler, tecrübeli            si olarak en güzel tavrı ortaya koydu. mkânsızlıklar
devlet adamlarının ikazlarına kulaklarını tıkadılar;          içinde hiç ikâyet etmeden sadece vazifesini yapan
yıllar öncesinden alınan tedbirleri hiçe sayıp, Ru-
                                                                                                                              328/Mayıs 2006




                                                                ükrü Pa a’nın söyledi i bu sözler, yi itli in âdeta
meli’ndeki yeti mi en iyi 120 tabur askeri terhis             tarifi oldu. Etrafında hâlelenen askerlerin her biri
ettiler (bu birlikler Balkan Sava ı sonrasında bile           bu inançla dü mana mukavemet edince, Edirne Mü-
toplanamadı). Hattâ bu ki iler, dü manların ara-              dafaası tarihe altın harflerle yazıldı. Bu kahramanlı a
larında ihtilâflı konuların çözümüne de farkında              dü man bile hayranlı ını gizleyemedi.

                                                                                                                          33 189
                                                                                                                         www.sizinti.com.tr
                                                                                nı, Bulgar Kralı ayakta kar ılamı , özür dileyerek
                                                                                kılıcını iade etmi ti. Fransızlar ise hayranlıklarının
                                                                                ifadesi olarak eref kılıcı ve içinde binlerce imza bu-
                                                                                lunan altın bir kitap hediye ettiler. Avrupa’nın in-
                                                                                saflı kalemleri bu destanı gazetelerinde ne rettiler.

                                                                                    Balkan Sava ı sonrası
                                                                                    Plevne kahramanı Gazi Osman Pa a kadar
                                                                                tanınan bu büyük komutana bütün dünyada hay-
                                                                                ranlık ve hürmet gösterileri yapılırken, altı aylık,
                                                                                itibarlı, Bulgar yaverli ve otomobil tahsisli bir Sofya
                                                                                esareti sonunda, stanbul’a dönerken yapılan mua-
                                                                                mele çok enteresandır: “Pa a, halk seni linç edecek!”
                                                                                uydurması ile huduttan itibaren perdeleri indiril-
                                                                                mi bir vagonla; Sirkeci Garı’ndan i li’deki evine
                                                                                kadar ise, kapalı faytonla getirilen bu büyük asker
                                                                                âdeta kendi memleketinde esareti ya adı.
                                                                                      ükrü Pa a, Edirne Müdafaası sırasındaki kötü
                                                                                hava artları neticesinde yakalandı ı siyatik has-
                                                                                talı ının tedavisi için gitti i Bursa kaplıcalarında
                                                                                zatürreye yakalandı ve 5 Haziran 1916 tarihinde
                                                                                 stanbul’da vefat etti.
                                                                                    Hayatının son döneminde çe itli sıkıntılar
                                                                                ya ayan ükrü Pa a’nın, kadir ve kıymeti ölünce
                                                                                anla ıldı. Osmanlı’nın Birinci Dünya Harbi’ndeki
                       ükrü Pa a harbin en çetin anında, “Dü -                  müttefikleri olan Alman, Avusturya ve Bulgar
                      man hatlarımızı geçtikten sonra ölürsem,                  kıt’alarının da i tirak etti i organize etti i bir cenaze
                      kendimi ehit kabul etmiyorum. Beni me-                    merasimiyle ükrü Pa a’nın naa ı, zamanın Padi a-
                      zara koymayın. Etimi itler ve ku lar çeke                 hı Sultan Be inci Mehmet Re at tarafından yap-
                      çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bo-                 tırılan, Merkez Efendi Mezarlı ı’ndaki mütevazı
                      zulmadan ehit olursam, kefenim, lifim ve                  kabre defnedildi. ükrü Pa a’nın Edirne’deki anıtı
                                                                                27 Temmuz 1998’de açıldı. ükrü Pa a’nın Mer-
                      sabunum çantamdadır. Beni bu mahalde
                                                                                kez Efendi Mezarlı ı’ndaki naa ı açılı tan üç gün
                      gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime                    önce (24 Temmuz 1998 ) alınarak Edirne’deki anıt
                      bir abide dikeceklerdir.” diyerek son kara-               mezara konuldu. Böylece 85 yıllık ayrılıktan sonra
                      kolun bekçisi olarak en güzel tavrı ortaya                  ükrü Pa a ve Edirne tekrar bulu tu.
                      koydu.                                                        Yıllar sonra kalbleri hedef alan taarruza kar ı
                                                                                müdafaayı bu defa onun pak neslinden, Üç ere-
                                                                                feli Camii’nin penceresinde ızdırap soluklayan biri
                           ükrü Pa a’nın Edirne’de imkânsızlıklar içinde        yüklendi. Bu gönül insanı, o günkü cephelerdeki
                      yapmı oldu u müdafaa, o dönem âdeta bir ümit              bozguna kar ılık kalblerdeki bozgunu sona erdir-
                      adacı ı te kil etti. Çünkü sava ın ilk günlerinden iti-   mek için, bayrakla temsil edilen, imanlı nesillerin
                      baren bütün cephelerden bozgun haberleri gelirken,        dirili hareketini Edirne’de ba latarak bütün insan-
                      teslim olmayan, bozguna u ramayan sadece Edirne           lı ın kalblerindeki kaleleri müdafaa için yollara dü -
                      vardı. Bu direni milletin mücadele azminin canlı          tü. Etrafında hâlelenen yi itler de tıpkı ükrü Pa a
                      kalmasını sa ladı, imkânsızlıklar içinde de bir eyle-     gibi yârdan ve serden geçtiler. Onlardan bazıları da
                      rin yapılabilece ini gösterdi.                            serhat ehrinde ona kom u oldular. Karargâhından
     328/Mayıs 2006




                           ükrü Pa a ecdad yâdigârı eserlerin zarar görme-      dı arı çıkıp baksa tepenin eteklerinde görür onları.
                      mesi için, teslim olup, esir olsa da, yaktı ı ümit me-        Ruhun âd olsun büyük asker, büyük insan!
                       alesi sayesinde, birkaç ay sonra 2. Balkan Sava ı’yla
                      Meriç nehrine kadar olan topraklar geri alındı. Dü -                                         @ mbagdatli@sizinti.com.tr

                      manlarını bile hayrete dü üren bu büyük kumanda-                                             @    rsahin@sizinti.com.tr



190 34
www.sizinti.com.tr
                        Sinesinde efkat hissi ta ıma bahtiyarlı ına ermi biri,
      herhangi bir kar ılık beklemeden sevgi ve merhamete muhtaç herkese efkat elini
          uzatır; gücü yetti ince devrilenleri tutar kaldırır; ü üyenleri ısıtır; yalnızların,
                     gariplerin vah etini giderir ve kimsesizlere kimse olur.




                                Dr. Arslan Mayda


                 * Yaradılı ımız sırasında hangi odalarda misafir ediliyoruz?
            * Kur’ân’ı Kerîm’in mu'cizevî beyanında zikredilen “iç içe üç karanlık”
                 acaba embriyoyu saran örtüler mi, yoksa üç ayrı oda mı?..
                         * Yaradı ımızda birkaç üçler silsilesi mi var?
         “Kur’ân nedir?” sorusuna        oluyor da (O’na kulluk etmekten) yüz         ayrı odanın, çocu un geli iminde
         verilen cevaplardan biri;       çeviriyorsunuz?” meâlindeki altıncı          önemli roller üstlendi ine dik-
O’nun kâinat kitabının ezelî bir         âyeti incelendi inde, çocu un anne           kat çekilir. Bu üç odanın birincisi
tercümesi, yaratılı âyetlerini oku-      karnında geçirdi i merhalelerin bu           olan vajinaya (döl yata ı), yakla ık
yan çe itli dillerin ebedî bir tercü-    âyette çok veciz ekilde açıklandı ı-         500 milyon sperm dökülür. n-
manı, insanlı ın hakikî hikmet ve        nı görürüz. Bu âyette insanın yara-          sanın yaratılı ındaki ilk basamak,
fikir kitabı oldu udur. Kur’ân-ı         tılı ında, hayatını sa lıklı ve denge-       spermlerin buraya bırakılması ve
Kerîm; ilmelyakîn delil, bürhan          li ekilde sürdürebilmesinde, âdeta           buradan spermlerin tüplere kadar
ve hakikatlerle dopdolu, aynelya-        bir üçler zincirinin hükümferma              uzun bir yolculu a çıkmasıdır.
kîn akılları büyüleyen ve tasdike        oldu u bizlere hatırlatılmaktadır.           Spermlerin tüplere ula masını ko-
mecbur eden, semavî bir kitaptır.        Bu ifadeler o kadar vecizdir ki, ya-         layla tırmak için, rahmin içini dö-
    Bu pencereden Zümer sûresi-          ratılı ın derin hakikatlerine önemli          eyen tüycüklü (silia) hücrelere ve
nin; “Sizi annelerinizin karınlarında    kapılar açmaktadır.                          kaslara vazife verilmi tir. Hipofi-
iç içe üç karanlık içinde yaratılı tan                                                zin arka lobundan salgılatılan ok-
yaratılı a (hâlden hâle) dönü türerek       Üç ayrı oda                               sitosin hormonu rahim kaslarının
yaratmı tır. te bu Yaratıcı, Rabb’iniz      “ ç içe üç karanlık içinde yaratılı tan   kasılmasını uyararak, spermlerin
olan Allah’tır. Mülk O’nundur. O’ndan    yaratılı a dönü türülme” ifadesiyle,         hedeflerine on kat daha hızlı (bir-
ba ka ilâh yoktur. Böyle iken nasıl      annenin üreme organlarındaki üç              birbuçuk saat içinde) ula masına
                                                                                      vesile olur.
                                                                                           kinci oda ise, annenin üreme
  Üç odanın birincisi olan vajinaya (döl yata ı), yakla ık
                                                                                                                                    328/Mayıs 2006




                                                                                      sistemindeki, fallop tüpüdür. Bir
  500 milyon sperm dökülür. nsanın yaratılı ındaki ilk                                ile birbuçuk saatte tüplere ula tırı-
   basamak, spermlerin buraya bırakılması ve buradan                                  lan sperm, burada olgunla tırılmı
 spermlerin tüplere kadar uzun bir yolculu a çıkmasıdır.                              hâlde bekletilen ovum (yumurta)
                                                                                      ile birle tirilir. ki hücrenin birle -

                                                                                                                                35 191
                                                                                                                               www.sizinti.com.tr
                                                                                                     murtanın ba arılı ekilde bulu -
                                                                                                     ması gerekmektedir. Döllenme
                                                                                                     olarak bilinen bu bulu ma ve bir-
                                                                                                     le me üç safhada gerçekle tirilir.
                             Amnion                                                                  Bir ba ka deyi le sperm, üç engeli
                                                                                                     a abilirse, yumurtayla bulu abilir.
                          Embriyo                                                     Chorion        Döllenme bölgesine ula an mil-
                                                                                                     yonlarca spermden birkaç veya
                                                                                                     birkaç yüz tanesi yumurta dı ında
                                                                                       Allantois
                                                                                     (Geli erek      bulunan korona çıkıntılarına an-
                        Embriyoyu dı tan                                             amnion
                                                                                     ve chorion      cak yapı abilir.
                        saran koruyucu                                               arasına
                                                                                     girmektedir.)
                                                                                                         Bu birinci safhaya, korona radi-
                        örtüler ve arada kalan
                        bo lukların ematik                                                           atanın a ılması denir. kinci safha
                        görünümü.                                                                    ise, di i gameti koruyan enzimler
                                                                                                     vasıtasıyla spermin (nutfe), yumur-
                                                                                                     tanın duvarına (zona pellucida)
                                                                                                     de mesi ve yapı masıdır. Üçüncü
                      mesinden ortaya çıkan yeni hüc-
                                                                                                     safhada ise, sperm yumurtanın za-
                      re ‘zigot’tur (döllenmi yumurta).
                                                              kinci oda, annenin üreme               rına dokunarak, iki hücrenin zarı
                      Hücre burada 3-5 gün bölünüp
                                                             sistemindeki, fallop tüpü-              birbiriyle kayna tırılır.
                      ço aldıktan sonra tüpü terk eder
                                                             dür. Bir ile birbuçuk saatte                Zigotun geli mek için gön-
                      ve rahime do ru sevk edilir. Yüce
                                                                                                     derildi i son durak olan rahi-
                      Yaratıcı ikinci odadan, üçüncü         tüplere ula tırılan sperm,
                                                                                                     min de üç kısmı vardır: Korpus,
                      oda olan rahime do ru ba latıla-       burada olgunla tırılmı hâl-             isthmus uteri, serviks uteri. Rahim
                      cak yolculu u kolayla tırmak için      de bekletilen ovum (yumur-              duvarının katmanları da içten dı a
                      progesteron hormonunu salgılatır       ta) ile birle tirilir. ki hücre-        do ru endometrium, miyometrium ve
                      ve fallop tüpleri gev etilir. Ayrıca   nin birle mesinden ortaya
                      tüplerdeki tüycüklü hücrelerin iti-
                                                             çıkan yeni hücre ‘zigot’tur
                      ci hareketinin de deste iyle, zigot
                      üçüncü oda olan rahime (uterus)        (döllenmi yumurta). Hüc-
                      3-5 gün sonra ula ır. Hamileli in      re burada 3-5 gün bölünüp
                      ileriki aylarında insanın ilk proto-   ço aldıktan sonra tüpü terk
                      tipi burada ekillendirilir. Zigot,     eder ve rahime do ru sevk
                      5-7 gün sonra uterus mukozasına,       edilir.
                      bir bitkinin topra a tutunması gibi
                      yapı ır ve burada gebeli e has, ‘de-
                      sidua’ denen kalınla mı mukoza
                      tabakası in a edilir. Bol miktarda
                      kan damarlarıyla donatılıp zen-
                      ginle tirilmi mukoza tabakası,
                      gebeli in ilk aylarında embriyo-
                                                                                                                                                          Zigot
                      nun beslenmesinde ve plasentanın
                      geli mesinde uygun bir zemin va-                                                                                                 kinci oda
                                                             Üçüncü oda                                          Rahim duvarına                       (Fallop borusu)
                      zifesi görür. Plasenta belli bir bü-   (Rahim)                                             gömülmü embriyo
                      yüklü e getirildi inde, uterusun
                      gev emesine yol açan hormonlar                                                                  Bir numaralı oda olan döl yolundan giren
                      salgılatılır. Ayrıca bu bölgenin im-                                                spermler müthi bir yarı la elenir. Sadece bir spermin
                                                                                                             iki numaralı oda olan fallop borusunda yumurtaya
     328/Mayıs 2006




                      mün sistemi geçici olarak zayıfla-
                                                                                                         ula arak yumurtayı döllemesine izin verilir. Döllenmi
                      tılarak embriyonun yabancı olarak                                                  yumurta (zigot) buradan yola çıkarılarak, üç numaralı
                      görülüp dı arı atılması önlenir.                                                 oda olan uterusa (rahim) getirilir ve tıpkı topra a atılan
                                                                 Birinci oda
                          Fetusun rahimde geli meye              (Döl yolu)                                 bir tohum gibi buraya gömülerek kendisindeki lâhî
                      ba lamasından önce, spermle yu-                                                                programa uygun ekilde geli meye ba lar.

192 36
www.sizinti.com.tr
perimetrium olmak üzere üç katlı
                                                                                               Önceki görü lere göre embriyonu
anatomik yapı gösterir. Embriyo                                                                         korumak için yaratılmı
rahimin iç tabakası olan endomet-                                                                      olan amnion, chorion ve
riuma tutunarak geli imini devam         3-a                                                              allantois’in uterusun,
ettirir. Orta tabaka olan miyomet-       Desidua                                                        endometriumu ile te kil
                                         capsularis                                                            etti i tabakalar.
rium, gittikçe büyüyen embriyoyu
barındırma, koruma ve do um es-                                                                                   3-c
                                                                                                                  Desidua
nasında bebe in dı arı atılmasında                                                                                basalis
vazifelidir. Karın zarıyla kom u         3-b
olan perimetrium ise, rahimin dı         Desidua
duvarını olu turur.                      parietalis
    Rahim odasının en iç tabakası                                                                               1- Amnion

olan endometrium, zigot rahi-            2- Chorion
me ula madan önce üç kademeli
bir hazırlık safhasından geçirilir.
Proliferasyon olarak tarif edilen
                                       bulunan amni-
birinci kademe, yumurtlamadan                                                                     Zümer sûresinin
                                       on bo lu unda
önce gerçekle tirilir. Rahimin iç                                                               yukarıda verilen al-
                                       bebe in geli mesi
tabakasının mukoza kalınlı ı dört                                                            tıncı âyetindeki “ ç içe
                                       sürdürülür.
katına çıkar, bezlerin uzunlu u                                                           üç karanlık içinde yaratılı -
                                           Embriyodan do-
artar, mukoza damarları geni -                                                          tan yaratılı a dönü türülme”
                                         uma kadar bebe in
ler. Yumurtlamadan sonra olu an                                                 ifadesi, karın bo lu u, rahim bo -
                                       geçirdi i devreler de (toplam ha-
ikinci kademe, zigot olarak bölü-                                               lu u ve çocuk kesesi olarak anla-
                                       milelik süresi) günümüz tıbbı ta-
nüp ço alan hücre grubu (fetus),                                                 ılmı tır. Rahim duvarı ile zar bir-
                                       rafından birinci, ikinci ve üçüncü
rahime geldikten sonra, embriyo-                                                le ti i zaman bir bo luk meydana
                                       dilimler eklinde üçe ayrılmı tır.
nun buraya yerle ip beslenmesiy-                                                gelirken, bir karın bo lu u, bir de
                                           1-14 hafta süren birinci dilim-
le ba latılır ve 7 gün devam eder.                                              çocuk kesesi olarak iki bo luk daha
                                       de, bütün organ ve sistemlerin ilk
Karbonhidrat, lipid ve albumin                                                  vardır. Fakat “ ç içe üç karanlık”
                                       tomurcukları olu maya ba lar. Ba
salgılanır. Rahim duvarının ka-                                                 ifadesini tabaka olarak sayarsak,
                                       ve boyun 4. ve 5. haftada; kan da-
lınlı ı 5-6 mm’yi bulur. Desi-                                                  çocuk do madan önce bir karın
                                       marları 3. haftada; dola ım siste-
duasyon ve rejenerasyon dönemi
                                       mi, urogenital sistem ve solunum         duvarı, karın zarı, rahim duvarı,
olan üçüncü kademe, döllenme-
                                       sistemi 4. haftada geli ir. 6. haftada   desidua, korion zarı ve amnion
nin olup olmadı ına ba lı olarak,
                                       kalb olu ur ve bölümleri kapanır.        zarı gibi tabakalar vardır ki, bu da
iki farklı ekilde gerçekle tirilir.
                                       5. haftada kol ve bacaklar belirir.      altı tabakadır.
Döllenme olmadıysa, döllenme-
                                       Genital sistem 7. haftada belirme-            nsanın yaratılı ındaki üç ayrı
yen atıklar olan korpus luteum kü-
                                       ye ba lar. 12. haftada fetusun yüzü      odanın, döl yata ı (vajen), rahim
çülmeye ba layarak, döllenmemi
                                       insan yüzüne benzemeye ba lar ve         (uterus) ve yumurta tüpleri (fallop
yumurta ve atıklar dı arı atılır. Bu
                                       göz ve kulaklar asıl yerlerine do -      boruları) olması bugün daha mâ-
durumda gebelik olmaz. Döllen-
                                       ru ilerler. Bu dönemde bulantı ve        kûl görünüyor. lk üç ayda görülen
me olmu sa, plasentayı gev eten
                                       kusmalar ba lar. kinci dilimde           üç zar da büyük ihtimalle, desidua,
hormonların tesiriyle rahimin
                                       (14-28 hafta), bebe in cinsiye-          korion yapra ı ve amnion’dur. Top-
iç tabakasındaki desidual mukoza
                                       ti ve organları belirginle ir; boyu      lam hamilelik süresinin üç dönem
embriyoyu sararak geli meye de-
                                       uzar; a ırlı ı 500 gram kadar olur.      halinde incelenmesi de bu hakika-
vam eder.
                                       Di leri, alt ve üst çenelerle birlikte   tin anla ılmasına kısmen mecazî
    Rahimin en iç tabakası olan
                                       yüz kemikleri geli ir. Üçüncü ve         ve i arî olarak ı ık tutabilir.
endometriuma tutunduktan son-
                                       son dönemde (28-42 hafta) bulan-             Yüce Yaratıcı’nın hikmetli kita-
ra, embriyo safhasındaki bebe-
                                       tı ve kusmalar kesilir. Bu dilimde       bında “…iç içe geçmi üç karanlık…”
                                                                                                                                        328/Mayıs 2006




  in ilk üç aylık geli mesi desidua,
                                       organları ekillenmi bebe in ge-          ifadesiyle neyi kast etmi oldu u-
korion ve amnion zarları eklinde
                                       li mesi giderek mükemmelle ir.           nu tam olarak bilemeyiz. Her e-
tarif edilen üç ayrı tabaka içinde
                                           Bu hakikatlerin bilinmedi i          yin do rusunu Allah bilir.
devam ettirilir. Bu üç tabaka âdeta
                                       devirlerde yazılan bazı tefsirlerde,                      @ amayda@sizinti.com.tr
birbirleriyle yapı ır ve içinde sıvı

                                                                                                                                    37 193
                                                                                                                                   www.sizinti.com.tr
                                                    efkat imdiye kadar onu gönülden temsil edip
                                  do ru seslendirenler sayesinde bilmem kaç defa eytanî fitneleri önledi,
                               insanlı ı ölüm çukurlarına yuvarlanmaktan kurtardı.. ve kaç defa Cehennem
                                       çukurları gibi görünen uçurumları firdevsî bahçelere çevirdi!..




                                                                    Prof. Dr. M. Sami Polatöz

                         * Nehirlerin kıvrımlı olmasının sebebi, nehirlerdeki düzensizlikler midir, yoksa bu
                               kıvrımların meydana getirilmesinde bir matematik özellik mi vardır?
                                                * Nehirlerin kıvrımlı olmasının bazı hikmetleri…
                                  * Nehir yataklarının geometrisinin de i mesine tesir eden unsurlar…

                               Kıvrım kıvrım akan nehir-       deki bir A noktasından a a ıdaki       ı dü ünülebilir. Kaya parçaları,
                               leri ve etraflarındaki güzel-   bir B noktasına ula mada en az i      dü en a açlar ve kayalık zeminler
                      likleri görmü üzdür. Nehirlerin          yapacak dönme enerjisi kullanıl-      kıvrımların olu masında bir sebep
                      bu kıvrımları tesadüfî midir, yü-        maktadır.                             olabilmekle birlikte kıvrım geo-
                      zey artları mı bunları belirlemek-           ‘Kıvrım’ mânâsına gelen ngi-      metrilerini açıklamakta yeterli de-
                      tedir, yoksa bunlar bir nizamı mı        lizce’deki ‘meander’ kelimesi kök      ildir. Bu tip mâniaların olmadı ı
                      göstermektedir? Bunların mey-            olarak Ege Bölgesi’ndeki me hur       Gulf Stream gibi okyanus akıntıla-
                      dana getirilmesinde bir matema-          Menderes Nehri’nin kıvrımların-       rında veya buzulların üzerindeki
                      tik güzellik ve âhenk olabilir mi?       dan gelmektedir. lk bakı ta nehir     su kanallarında da benzer kıvrım-
                      Enerjinin en az olacak ekilde se-        içindeki ve kenarlarındaki dü-        lara rastlanmaktadır.
                      çilmesi, bu kıvrımlara sebep ola-        zensizliklerin kıvrımlara yol açtı-        lk ba ta deprem ve kabuk ha-
                      rak gösterilebilir mi?                                                         reketleri yoluyla meydana gelen
                          Nehir kıvrımlarını inceleyen                                               büyük kırılmalar da lık alanlarda
                      jeologlar bazı temel prensiplere         Nehir akı ı ve e ilme gibi            dar vadi ve ırmak yata ı olu u-
                      ula mı lardır:                           cansız varlıklara ait ha-             muna yol açar. Da ların içindeki
                          i) Hiçbir nehir, geni li inin 10     reketlerde bile minimum               büyük yeraltı suyu dola ımlarının
                      katından fazla bir mesafeyi düz                                                yüzeye çıktı ı noktalardan itiba-
                      gitmemektedir.
                                                               enerji ile maksimum verim
                                                                                                     ren bu dar vadileri takip ederek
                          ii) Kıvrımın e rilik yarıçapı her    alma prensibi bir kanun               yüksek kottan alçak kotlara do ru
                      zaman nehrin o noktadaki geni li-        olarak konulmu tur, insan             akan yüzey suları bilhassa ya mur
                        inin 2-3 katıdır.                      olarak bizlerin de hayatı-            mevsimlerinde dı arıdan da bes-
                          iii) Kıvrımların dalga boyu or-      mızı bu prensibe göre tan-            lenir. A ırı ya ı ın tesiriyle debisi
                      talama geni li in 7-10 katıdır.          zim etmemiz, a ırılıklardan           yükselen bu sular, nehir yata ı ve
                          Birbirinden çok farklı yüzey-                                              hattâ vadi geometrisinin de i me-
                                                               uzakla arak verimli olma-
     328/Mayıs 2006




                      lerde farklı yatak artlarına ve                                                sinde rol oynar. Böylece erozyon,
                      büyüklüklerine sahip nehirlerde          mız, israftan kaçınmamız
                                                                                                     ta ıma ve biriktirme ile ırmakların
                       a ırtıcı benzerlikler bulunabil-        en do ru yol olacaktır. Bu             ekilleri sürekli de i ir. Bu sular
                      mektedir. Kıvrımlar tesadüfî e-          sayede tabiata konulmu                denize do ru olan yolculukların-
                      kilde olu mamakta, aksine, tepe-         nizam da bozulmayacaktır.             da, kıyıya yakın düz ovalara ula tı-

19438
www.sizinti.com.tr
                                                                                                     tir ( ekil). Nehirlerde görülen bu
                                                                                                     geometride acaba ne gibi faydalar
                                                                                                     vardır? Daire, parabolik ve sinüs
                                                                                                     tipi benzer yapıdaki e rilikler
                                                                                                     kar ıla tırıldı ında, sinüs tipi e -
                                                                                                     rili in, e rilik boyunca yön de i -
                                                                                                     tirme açıları toplamının en küçük
                                                                                                     oldu u bulunmu tur. Böyle bir
                                                                                                     e ri aynı zamanda en az i e risi-
                                                                                                     dir. Bunu anlamak için esnek bir
                                                                                                     çubu u iki ucundan tutarak e e-
                                                                                                     lim. Çubuk sinüs yapısında bir
                                                                                                     e rilik eklini alacaktır; çünkü bu
                                                                                                     yapıda en az e me i i yapılmakta-
                                                                                                     dır. Bu ekilde yerel olarak e ri-
                                                                                                     likte a ırı de i imler olmamakta,
                                                                                                     e rilik olabilecek en düzenli e-
                                                                                                     kilde pürüzsüz de i mektedir.
  ında, yata ının da geni lemesiyle                                                                  Nehrin dönerken en az i yapması
yava lar, enerjisi azalır; dolayısıyla                                                               ile neticelenen bu eklin ba ka bir
ta ıdı ı sediman malzemenin tane                                                                     avantajı daha vardır; kıyılarda en
büyüklü ü de giderek ufalır. Za-                                                                     az a ınma bu yapıda olmaktadır.
man zaman meydana gelen ta -
                                                                                                         E rilikleri ifade etmede a a ı-
kınlar sırasında ise, nehir yükselir
                                                                                                     daki formül kullanılabilir:
ve sular iki yandan ovaya yayılır.
                                                                                                                             2 l
Bu yolla, bloktan kil ve çamur                                                                                    (l)= 0 cos
                                                                                                                              L
taneci ine kadar nehrin ta ıdı ı
                                                                                                         l bir referans ba langıç nokta-
irili ufaklı malzemeden bilhassa
                                                                                                     sından uzunluk boyunca çizilen
çok ince taneli olan kum, silt, kil        ekil: Bir nehir kıvrımının analitik düzlemde gösterimi.   koordinatı, L nehrin seçilen iki
ve çamur tanecikleri ovayı kaplar.
                                                                                                     noktasının arasındaki uzunlu u,
Tarihi boyunca binlerce defa bu          artamaz; çünkü böyle bir durum
                                                                                                        herbir l de erinde nehir merkez
ta kın hâdisesiyle kar ıla an bu         ırma ın yukarıya do ru akma-
                                                                                                     e risinin a a ıya do ru hareket
nehirler, insanlı a bereketli tarım      sı demektir ki, bu hiçbir zaman
                                                                                                     yönü ile yaptı ı açıyı, 0 ise ori-
ovalarının lütfedilmesinde vazife        mümkün de ildir. Bu tip kıvrım-
                                                                                                     jindeki bu açının de erini temsil
görür. Nil, Dicle, Fırat, Menderes       lar zamanla a a ıya do ru da ha-
                                                                                                     eder ( ekil).
gibi nehirler bu konudaki en tipik       reket eder. Kıvrımların meydana
                                                                                                         Mademki nehir akı ı ve e il-
misâllerdendir.                          gelmesinde en ideal artlar; hafif
                                                                                                     me gibi cansız varlıklara ait hare-
    Bir ırmakta küçük bir kıvrıl-        e im, kolayca a ınabilen ve ya-
                                         pı kanlık özelli i olan ince taneli                         ketlerde bile minimum enerji ile
ma oldu unu varsayalım. Irma ın
akı ı sırasında su kütlesinin uygu-      kumlardır.                                                  maksimum verim alma prensibi
ladı ı merkezkaç kuvvetle e rilik            Kıvrımların dalga boyunun                               bir kanun olarak konulmu tur,
merkezine uzak olan kıyıda eroz-         e rilik yarıçapına oranı sâbit bir                          insan olarak bizlerin de hayatımızı
yon artar. Su a ındırdı ı kıyıya         de ere do ru yakla ır. Sinüs ya-                            bu prensibe göre tanzim etmemiz,
do ru yönelecek, daha sonra da           pısındaki e rilerde bu oran 5’e                             a ırılıklardan uzakla arak verim-
di er kıyıya çaprazlama hareket          1’dir (5:1). Daha birbirine yakın                           li olmamız, israftan kaçınmamız
edecektir. Bu hareket esnasında          kıvrımları olan bazı nehirlerde bu                          en do ru yol olacaktır. Bu sayede
dipteki sürtünmeden dolayı di-           oran 3:1 eklindedir. 50 farklı ne-                          tabiata konulmu nizam da bozul-
                                                                                                     mayacaktır.
                                                                                                                                                        328/Mayıs 2006




  er kıyıya yakın kısımda ta ınan        hirden yapılan örneklemelerde bu
kum ve çakıllar dibe çökecektir.         oranın ortalama de eri 4.7:1 ola-                                           @ mspolatoz@sizinti.com.tr
Zamanla a ındırılan kıyıda e rilik       rak bulunmu tur.                                              Kaynak
                                                                                                     - John A. Adam, Mathematics in Nature,
di er kıyıya kıyasla daha da arta-           Nehirler genellikle sinüs fonk-                           Princeton Üniversitesi Yayınları, Prince-
caktır. Bu e rilik elbetteki sürekli     siyonu yapısında e riliklere sahip-                           ton, 2003.

                                                                                                                                                   39 195
                                                                                                                                                   www.sizinti.com.tr
                      DÜNYADA/OLMAK                        Nihat Da lı

                              Elbette ki hangi ele ve nasıl do du umuzu hatırlamıyoruz. O kırmızımsı
                              tenimizle yeryüzüne bıraktı ımız ilk çı lı ı duyanların hepsini tanımayız.
                        Do u umuzu gözlemleme ansımız da yoktu yani. Kendi do u umuzu
                        görmemi olsak da, biliyoruz ki, hepimiz çıplak do mu uz yabancı ellere. Ve
                         imdi de insanlar çıplak do uyor. Çıplak. Hiçbir eysiz. Dı arıda akıp giden
                        hayat kar ısında ‘giysi’siz, her eyle ten tene. Açık pencerelerden içerilere
                        sızan rüzgârdan kendilerini koruyan elbiseler olmadan. Öylece bırakılsalar
                        ü üyecekler. Rüzgâr tenlerinde konaklayacak, hayata dolu an onca ey içlerine
                        sinecek.
                            Hayır, kendi hâllerimizle bırakılmıyoruz. lk müdahale, o narin o kırılgan
                        bedenimize bir eyler sardırmak oluyor. Bu, hayatla aramıza giren ilk ey
                        oluyor. Rüzgârdan, belki de hayattan korunuyoruz böylelikle. Bir elbisemiz
                        oluyor artık. Bir eye sahip oluyoruz. u gökkubbe altında bir eyimiz oluyor.
                        Bize ait olan. Hiçbir eysiz geldi imiz dünyada dünyadan bir eyi giyinerek
                        dünyevili e bula ıyoruz. Dünyayı giyinmeye koyuluyoruz.
                            Bedenimizi saran ilk elbise, ilk giyinmemiz, ilk sahipli imiz ne kadar mâsûm,
                        ne kadar kirsiz, ne kadar aibesiz… Ne olsun ki? O ter u taze beden, so ukların
                        ortasında öylece mi bırakılsın? De il tabii ki, giydiriliyoruz. Mâsûmca…
                            Ancak, hiç üphesiz bu böyle kalmıyor. Giyindikçe büyüyor, büyüdükçe
                        daha fazla, daha çok giyiniyoruz. ‘Daha’lar artıkça masumluk sanki bir
                        yerlerinden yırtılıyor. Ba ka eyler sızıyor yırtıklardan içeriye. Çok eye sahip
                        oldukça, sahip olmak istedikçe, ‘sahipli in’ yüzünde ‘kara’lıklar beliriyor. Sahip
                        oldu umuz her bir ey, bizi biraz daha dünyanın içine, rengine çekiyor.
                        Üzerimize geçirdi imiz her elbise (sahip oldu umuz onca ey) bizi biraz
                        daha derinlerde bırakıyor. Alta dü üyoruz, derinlere… Böylelikle daha çok
                        korunuyoruz hayattan, hayat onca eyi a ıp içimize ula amıyor. Elbiselerimiz,
                        evlerimiz, ta ınır ve ta ınmaz mallarımız, o ullarımız ve kızlarımız, hayatla
                        aramıza giriyor. Sahip olduklarımız bize sahip olmaya ba lıyor. Bizim için
                        olanlar için, ya amaya ba lıyoruz. Edindi imiz ve kendimize ait kıldı ımız
                        her bir ey, dünyaya olan ilgimizi artırıyor. Yüzümüzü bütünüyle dünyaya
                        çeviriyor oluyoruz. Daha çok dünyaya gidiyor, dünyada daha çok kalıyoruz.
                        Dünyada kaldıkça, sahip olduklarımızda oyalandıkça, kendimize daha az
                        u ruyoruz. Kendimizi, kalbimizi öylece bırakıyoruz. Yetim gibi. Metruk bir
                        yer gibi. Bakımı bırakılmı ba lar gibi. Az ok anan veya artık ok anılmayan
                        ba lar gibi. Yeterince beslenmeyen bünyeler gibi. Sevgisiz kalan yetimler, terk
                        edilmi mekânlar, bakımsız ba lar, ü üyen ba lar, aç kalan bünyeler oluyoruz.
     328/Mayıs 2006




                        Ü üyoruz öylece. Gittikçe yok oluyoruz.
                            Oysa hatırlayın, ü ümemek, ü üyüp hasta dü memek, dü üp yok olmamak
                        için giydirilmi tik; bedenimize bir eyler sarılmı tı. Var olmak için giyinmi tik.



196 40
www.sizinti.com.tr
Bedenimize geçirdi imiz her yeni bir ey varlı ımızın altını bir kez daha çizmek
içindi. Kendimizi daha da belirginle tirmek için renkten renge girmi tik. Evi
onun için kurmu tuk, o ulları ve kızları onun için davet etmi tik, arabayı
onun için altımıza çekmi tik. Her sahip olu ta içimizin biraz daha kabardı ını
sanmı tık. Kabardıkça, i tikçe daha bir var oldu umuz hissetmi tik. Dönüp
bakmı tık etrafımıza. Bize kilitlenen gözlerde gölgelerimizi görür gibi
olmu tuk.
    Çok açık ki, yanılmı ız. Dı arıyı giyindikçe, bakı ımızı dı arıya çevirdikçe,
dı arıyla daha çok ilgilendikçe, daha çok dı arıya çıktıkça var olabilece imiz
sanısı bir yalan imi . Sahip olarak, biriktirerek, daha fazla ilmek atmak
suretiyle dünyaya ba lanarak var olamıyormu uz. ‘Var’larımızı ço altarak
kendimizi eksiltiyormu uz. Sahip olduklarımızla kabaran ‘ben’imizin bize
bizi unutturdu unu, bu benin, yüzü yoklu a dönük bir ‘varlık’ simülasyonu
oldu unu unutmu uz.
     htiyacımız kadarı olan sahipli in mâsûmlu undan artık onun için
oldu umuz sahipli in hoyratlı ına savrulu umuzun hikâyesidir bu. ‘Varlık’ın
mânâsına, dünyaya gönderili imize yabancıla mı sahip olma güdüsünün,
sahip olmak suretiyle iktidar/güç olmanın (yani var olmanın), insanı ve hayatı
nasıl ‘yok’sulla tırdı ını gözlerimize sokan bir dünyada ya ıyoruz. Parayı
(yani gücü, yani iktidarı) üst ba lık edinmi çok uluslu irketlerin kıyasıya
bo u tu u bir sava ta insanlar ve ülkeler çi neniyor. Birilerinin sahiplikleri
arttıkça veya artması için binlerce insan, yüzlerce ülke gözden çıkarılıyor.
Hayat gözden çıkarılıyor, ölüm ço altılıyor. Dünyanın ya ı küçültülüyor.
Kıyamete çalı ılıyor.
    Bir numara olmak bu ça ın temel rüyası. Büyümek, çok daha büyümek…
Her eye sahip olmak, hükmetmek… Bir egemen güç olmak her eyin
üzerinde. Rakip görünen her eyi tepelemek, a mak, geçmek… nsanlar,
küçücük birer tanrı gibi. Kimi ülkeler de bu küçücük tanrıların ülkesi, tanrı
ülkeler. Saldırıyor, vuruyor, öldürüyorlar. Kendinden ba ka bir numara
görmek istemiyor, tek efendi olmak pe indeler. Ama görünen o ki, bir egemen
olarak ‘var’ olanların dünyasında ‘yok’lar hüküm sürüyor. nsan yok, çevre
yok, huzur yok! Yıkım var, ölüm var, sava var! Bir egemen olarak ‘var’ olmak
‘yok’ları ço altmı .
    Ya anır bir dünya, anlamlı insanî bir durum isteyenler, egemen olma
dü üne itiraz ediyor; birer tanrı olmadı ımızı, varlık üzerinde hâkimiyet
kurma gibi bir hakkımızın olmadı ını dü ünüyorlar. Biz insanların ve her eyin
neticede bir ailenin farklı fertleri oldu umuza dikkat çekiyorlar. çimizdeki
egemen olma virüsünü frenlememiz, benimizi ‘hiç’le tirmemiz gerekti ini
söylüyorlar. Kendimizi terbiye etti imizde, ‘bir numara’ ve ‘büyük’ de il, ‘iyi’
oldu umuzda, kavga etmeyece iz, payla aca ız; öldürmeyece iz, anlamaya
çalı aca ız. Sevece iz! E er seversek, sevdiklerimizi de ‘var’ edece iz; dünyayı,
insanları, a kı, barı ı… E er ‘var’ yok ediyorsa, ‘hiç’ var edecektir.
    Ferzan Özpetek’in Kutsal Yürek filminin ‘ba arılı’ i kadını kahramanı,
bir ekilde kendinin ve hayatın sahici yüzüyle kar ıla an ba rol oyuncusu,
 irket toplantısının birinde kabarmı kalbini açar ve öyle konu ur: Bizden
çok uzaklarda bir ülkenin kadınları, sahip oldu umuz çantalara ihtiyaçlarının
                                                                                         328/Mayıs 2006




oldu unu bilmemektedirler. Biz o uzak ülkenin kadınlarında, sahip
oldu umuz çantalara sahip olma ihtiyaçlarının oldu u hissini uyandırmalıyız.
Sonra uyandırdı ımız hislerini kar ılamak üzere çantalar üretip ihracatımızı
artırmalıyız. Peki, o kadınların gerçekten böyle bir ihtiyaçları var mı?


                                                                                     41 197
                                                                                    www.sizinti.com.tr
                          Kendi sorusunun cevabını yine kendisi verir. ‘Yok!’ der ve sahip oldu u her
                       eyden soyunur. Sahip olduklarını da ıtmaya ba lar. Acı çeken ne kadar insan
                      varsa kentin kuytularında, ne kadar aç varsa kapalı kapıların ardında onlara vermek
                      üzere vazgeçer sahip olduklarından. Bütünüyle soyunur sahiplikten. Kula ındaki
                      küpeden, üzerindeki elbiseden. Kendisini var ederek yok etmekten vazgeçer,
                      yok ederek var kılar. ‘Varlıktaki yokluk’tan ‘yokluktaki varlık’a geçer. Dünyayı
                      hep giyinerek kendinden uzakla an kadın, üzerindekileri çıkartarak kendine,
                      kalbine varır. Böyle yaptı ı için kendisine ‘deli’ muamelesi yapılır. Yatırıldı ı akıl
                      hastahanesinin doktoruna, ‘Sahip olduklarımı da ıttı ım için buradayım. Biliyorum
                      bunu. Sahip olmak istemiyorum artık.’ der.
                          Do ar do maz giyiniyor olmamız, bize ‘giyinmenin’ asıl oldu unu zannettiriyor.
                      Elbiseyi giyinmenin, dünyaya bürünmenin, bir güç olmanın, iktidara geçmenin
                      vazgeçilmezli ini… Bunun bizi var kıldı ını… Oysa dünyaya, dünyayı giyinmek
                      üzere de il, onda onu soyunmak üzere gönderiliyoruz. Dünyada ‘ölmek’ de il,
                      ‘olmak’ esastır. Kalbini Rabb’e vermi her esaslı gönül gibi Mevlâna Hazretleri
                      de, Fihi Ma Fih’te bizi, ‘olmak’ için dünyalıklarımızı çıkarmaya ça ırıyor.
                      Kalbimizi fazlalıktan arındırmaya… Dünyadaki sahiplikten, buradaki varlıktan
                      vazgeçmeyi, Rabb’e teslimiyette var olmayı salık veriyor. Fihi Ma Fih kitabı, bir
                      anlamda ‘yok’taki ‘var’ın kitabıdır. ‘ çindeki içindedir’ mânâsına gelen Fihi Ma Fih,
                      bize, ‘içimizi’ gösteriyor. çimize, kalbimize yapaca ımız yolculuktan kendimizi
                      çıkaraca ımızı söylüyor. ‘Kitabımın içindekiler içindedir.’ diyor sanki.
                          Ölmek üzere do du umuz dünyada ‘olmak’ gibi bir mükellefiyetimiz var.
                      Olmak.. ve öylece ölmek. Ölerek olmak, olmu olarak ölmek… Said Türko lu,
                       Yoklukta Hayat Var kitabında, öyle diyor: “Bir bitki, çürüyüp tohumunu topra ın
                                           ba rına bırakmadıkça yeniden dirilip gün yüzü görmez. nsanın
                                            mutlak varlık denizine katılıp ondan bir parça olabilmesi için bütün
                                              dünya ilgilerinden soyunması, kendi varlı ına ili kin bütün iddiaları
                                              ve talepleri itmesi gerekir. Dünya ilgileri katmerlendikçe dünya ehli
                                              olmaklı ımız kaçıp kurtulunması imkânsız bir hâl almaya ba lar.
                                                nsan, dünyanın çekici ça rılarını eliyle itmedikçe, sâlim bir isti na
                                               katına çıkamıyor. Çünkü dünya ehlinin, dünya güzelliklerine ve
                                                    varlıklarına duydu u oburlukla mücadele etmedikçe, içteki
                                                    gerçek varlık madeni parlamaya ba lamıyor.” Samiha
                                                   Ayverdi ise Ya ayan Ölü romanının giri inde; ‘Ölmeden
                                 ya amak çabası, can çeki mekten ba ka bir ey de ildir.’ derken, ölüme kara
                                  allar giydirerek bizleri yüzünde aydınlık ta ıyan bir uyarıcıdan mahrum
                                 bırakan modern zamanları, can çeki en hayatları i aretliyordu.
                                    Üstad Bediüzzaman’ın ‘dünyanın üç yüzü’ ba lamında söylediklerine
                          mugayir bir ey söylemi olmuyoruz. Tabii ki, dünya ile birlikte bütün bir varlık,
                      Allah’ın isimlerine aynadır ve dünya da âhiretin tarlasıdır. Bu mânâda ne dünya ne
                      de dünyevili imiz necistir. Elbette ki evlerimiz, evlâtlarımız, ta ınır ve ta ınmaz
                      mallarımız, iyi çalı tı ımız i lerimiz, mâmûr etti imiz beldelerimiz olacaktır.
                      Sahip oldu umuz eylerin bize sahip olmalarına izin vermeden, hayatımıza
                      giren ‘ ey’lerin, hayatımızın ‘dünya gölgeli i’nde bize e lik eden vasıtalar oldu unu
                      bilerek ya ayaca ız. tirazlarımız, Bediüzzaman’ın ‘dünyanın üçüncü yüzü’ dedi i,
                      dünyanın kendine bakan tarafınadır. Bizim için olan dünyanın bizi kendisi için
                      kılan aldatıcı yüzüdür ikâyetimizin konusu. Diyoruz ki, dünya, bizi sahip olmaya
     328/Mayıs 2006




                      ça ırırken, bize sahip olmayı gerçekle tiriyor. Bizi sahip olduklarımızın altına
                      alıyor, orada bo duruyor. Kalbimiz örtülüyor sahipliklerimizle.

                                                                                                @ ndagli@sizinti.com.tr



198 42
www.sizinti.com.tr
     Bulmacayý çözerken cevaplar, kutucuklara yazýlacak. Daha sonra, cevap kutucuklarýnda rakamla belirlenen anahtar harfler, aþaðýdaki anahtar
kelime bölümüne yazýlacak. Birden fazla kelimeden oluþan cevaplarda kelimeler arasýnda boþluk bulunmamaktadýr. Bulmacanýn çözümü tamamlandýk-
tan sonra sadece anahtar kelime merkezimize bildirilecek.
                     Bulmacamýzdaki sorular, dergimizin bu sayýsýnda yayýmlanan yazýlardan seçilmiþtir.

 1.   Bayraðýmýzdaki hilâl ve yýldýz neyi sembolize eder?
 2.   ‘Ölmeden yaþamak çabasý, can çekiþmekten baþka bir þey deðildir.’ diyen yazarýmýz?
 3.   Baþarýsýz olmasýna raðmen, uçma teþebbüsüyle Hezarfen Ahmet Çelebi’ye model olmuþtur?
 4.   Mimar Sinan’ýn Süleymaniye’nin inþasýnda yapýnýn çökmemesi için kullandýðý sistemlerdendir?
 5.   Rahimde oluþturulmadan önce, spermle yumurtanýn baþarýlý bir þekilde buluþturulmasý gerekir?
 6.   Mantýkî düþünme merkezini bloke ederek, kiþinin bir konuya odaklanmasýný engelleyen faktörler-
      dendir?
 7.   Ateist düþünce adýna savunulan faraziyedir?
 8.   Kara hayvanlarýnda, su kaybýna mâni tabakadýr?
 9.   Bir yönüyle, Hak rýzasýndan gayrý her türlü beklentiye kapanmaya denir?
10.   Babasýnýn vefatý ve annesinin tekrar evlenmesi üzerine çevresine küserek Ýstanbul’a gitmiþtir?
11.   Kâinat kitabýnýn tercümesi, insanlýðýn hikmet ve fikir kitabýdýr?
12.   Zigotun geliþmek için gönderildiði son durak?
13.   Geniþliðinin on katýndan fazla bir mesafeyi düz gidemez?
14.   Kan akýmýnýn 80 ml/dakikaya yükseltildiði an?
           Soru 1                                                                   7       2
                         Soru 2                                                                                  12
                             Soru 3                                                                         5
                                                             Soru 4                                 1
                                                                 Soru 5   14                            8
                             Soru 6                                                                                   11
                             Soru 7                                                                 4
                                                      Soru 8                                                               3
                                                Soru 9                         16
                                            Soru 10                                                              15
                                  Soru 11              10
                                                                Soru 12             6
                                                                Soru 13   9
                                  Soru 14                                 13                                                              17


                    Anahtar Kelime              1        2      3     4    5        6   7       8       9       10    11       12   13   14    15   16   17


                            Mart 2006 bulmacasýnýn cevabý: Zamanýn                                                   Altýn Dilimi
                                                                                                                                                                   328/Mayıs 2006




    Þubat 2006'da yayýmladýðýmýz bulmacada doðru cevabý bulan yarýþmacýlarýmýzýn adreslerine kitaplarý gönderilmeye baþlanmýþtýr. Ýlginizden
dolayý tekrar teþekkür eder, yeni bulmacada baþarýlar dileriz. Bulmacayý çözüp, cevap veren bütün okuyucularýmýza teþekkür ediyoruz. Bulmaca-
mýzý cevaplandýran okuyucularýmýz, bulduklarý neticeleri, isim–soyisim ve açýk adresleriyle birlikte, 871 Sk. No: 45/2 Konak / Ýzmir adresine;
(0232) 441 52 38 nolu faksa; bulmaca@sizinti.com.tr elektronik posta adresine gönderebilirler. Ýsim–soyisim ve adresini bildirmeyen yarýþmacý-
larýmýzýn cevaplarý deðerlendirmeye alýnmayacaktýr. Yarýþmaya son katýlma tarihi ise; 15 Haziran 2006'dýr.
                                                                                                                                                              43 199
                                                                                                                                                              www.sizinti.com.tr
                                                           i manlamanın önlenmesinde fizikî aktivite önemi.
                            Yeni bir çalı maya göre, hareketli olmak, yeti -          vanlar orta ya lı bir kadının diyetine benzer ekilde
                            kinlerin kilo almamasında, kalori alımını azalt-          ya nispeti yüksek diyetle beslendi. Di i maymunla-
                      madan daha önemli. Neticeleri American Jour-                    rın yiyecek alımları, a ırlıkları ve vücutlarına yerle -
                      nal of Physiology: Regulatory, Integrative and                  tirilen küçük bir cihaz aracılı ıyla hareket seviyeleri
                      Comperative Physiology’de yayımlanan ara tırma,                 yakından takip edildi. Yiyecek alımı ile kilo artı ı ara-
                      18 yeti kin maymunun 9 ay süreyle takip edilmesiyle             sında irtibat bulunamadı. Aynı diyetle beslenmele-
                      yapıldı. nsanlardaki menapoza benzer bir tablonun
                                                                                      rine ra men, hareketli maymunlar di erlerine göre
                      meydana gelmesi için, çalı manın ba lamasından 1
                                                                                      daha az kilo aldı. (InteliHealth 18.04.2006)
                      yıl önce, maymunların yumurtalıkları çıkarıldı. Hay-

                                                       Yüksek kolesterol seviyesi, prostat kanseri ile ba lantılı.
                             talyan ara tırmacıların 2.750’den fazla erkek
                            üzerinde yaptı ı bir çalı mada, prostat kanse-
                      riyle yüksek kolesterol seviyesi arasında münasebet
                      bulundu. Neticeleri Annals of Oncology’de ya-
                      yımlanan ara tırmaya katılan prostat kanserli hasta-
                      ların kolesterol seviyelerinin yüksek olma ihtimali,
                      prostat kanseri olmayan erkeklere göre % 50 daha
                      fazlaydı. Prostat kanseri, erkeklerde en yaygın görü-
                      len kanser türlerinden biridir. Her yıl 543.000 yeni
                      prostat kanseri vak’ası bildirilir ve ço u ya lı olan
                      200.000 erkek, prostat kanserinden ölür. Çalı maya
                      göre, 50 ya ından önce veya 65 ya ından sonra pros-
                      tat kanseri te hisi konan erkeklerde, prostat kanseri
                      ile yüksek kolesterol seviyesinin irtibatı daha fazla-
                      dır. Bu hastalarda yüksek kolesterol seviyesine sahip
                      olma ihtimali % 80 daha yüksek bulundu. Bu ara -
                      tırmada ayrıca, prostat kanserli hastaların safra ta ın-
                      dan muzdarip olma ihtimalinin de (daha çok yüksek
                      kolesterol seviyesiyle irtibatlı olarak) % 26 daha fazla
                      oldu u tespit edildi. Kolesterol seviyesi yüksek er-
                      keklerde, kolesterol dü ürücü ilâçların kullanılma-
                      sıyla prostat kanseri riski azaltılabilir. Bunu göster-
                      mek için yeni çalı maların yapılması gerekmektedir.
                      (HeartCenterOnline 13.04.2006)

                                                             Hipertansiyon uyku eksikli iyle ba lantılı.
                            Hypertension dergisinde yayımlanan bir ma-                geli ti. Ara tırmanın verilerine göre, 32 ile 59 ya ları
                            kaleye göre, uzun süre az uyku uyumak yüksek              arasında günde 6 saatten az uyumak, hipertansiyon
     328/Mayıs 2006




                      tansiyon açısından önemli bir risk faktörü olarak gö-           riskini ikiye katlıyor. Uyku eksikli iyle yüksek kan
                      züküyor. Ara tırmada 32-86 ya larındaki 4.810 ki i-             basıncı arasındaki irtibatın mekanizmasının ortaya
                      nin verileri incelendi. 1982 ile 1992 yılları arasındaki        konulması ancak yeni çalı malarla mümkün olabile-
                      takip esnasında bu ki ilerin 647’sinde hipertansiyon            cek. (HeartCenterOnline 04.04.2006)


20044
www.sizinti.com.tr
                               ncecik, bükülebilir renkli ekranlar geliyor.

      Organik ı ık yayan diod olarak bilinen OLED       rada olu turulan pozitif yüklü merkezler ise, tabaka-
      (Organic Light Emitting Diode) ekranlar, im-      lardaki organik moleküllerin elektronlarıyla temas
dilerde kullandı ımız sıvı kristalli LCD ve cam te-     etti inde, elektroluminesans olarak bilinen ı ımaya ve-
levizyon ekranlarından daha üstün özelliklere sahip.    sile olur. Böylelikle tabakalardaki organik molekülle-
Kâ ıt kadar ince olabi-                                 rin, farklı molekül yapıları sebebiyle ekranda de i ik
len bu ekranlar, plâstik                                renkler gözlenebilmektedir.
bir film üzerine dahi
yerle tirilebilmektedir.                                    OLED ekranların üstünlükleri
   Bu ekranların bü-                                        Bugün kol saatlerimizde, dizüstü bilgisayarlarda
külmelere ve darbelere                                  ve cep telefonlarımızda kullandı ımız LCD ekran-
                                                        lar, görüntü için bir arka ı ık gerektirirken, OLED
                                                        ekranlarda organik moleküller ı ımaya sebep olmak-
                                                        ta bu yolla LCD ekranlara göre % 20 daha az enerji
                          kar ı zayıflıklıkları Kana-   tüketilmektedir. Ekran en hareketli görüntüyü bile
                          da’da yapılan bir çalı may-   hızlı bir ekilde yansıtabil-
                          la a ılmı gözüküyor. Ne-      mekte, video uygulama-
                          ticeleri Applied Physics      larında gerekli standardın
                          Letter dergisinin mayıs       üç katı hızla çalı abilmek-
                          sayısında yayımlanan çalı -   tedir. Bir ba ka önemli
mada, OLED’lerde kullanılan, oldukça kırılgan in-       üstünlük ise, LCD ekran-
diyum-kalay oksit elektrotun yerine, bir saç telinden   lara sınırlı bir açıdan ba-
50.000 kat daha ince karbon borucuklardan/liflerden     kılabilinirken, OLED ek-
yapılmı esnek, bükülebilen ve aynı zamanda saydam       ranların 170 derecelik bir
bir kâ ıt elektrotun kullanılabilmesi bu ekranların     açıdan dahi seyredilmesi
daha dayanıklı hâle gelmesine vesile oluyor. Nano       mümkündür.
büyüklükte karbon borucuklar kullanılarak üretilen          Yeni geli tirilen karbon
ince kâ ıt, iletkenlik ve bükülebilirli inin yanında,   nano borucuklardan üretil-
saydam olu uyla da oldukça uygun bir malzeme ola-       mi elektrotla OLED’lerde
rak öne çıkıyor.                                        gözlenen kırılganlık da
                                                        a ılmı gözükmekte. Di er
   OLED nasıl çalı ıyor?                                ekranlara göre daha ucuz
   OLED’lerin çalı ması temelde artı ve eksi yük-       ve daha hafif olan OLED’-
lü parçacıkların birbirini çekmesine dayanmakta-        lerin ekran gerektiren hemen her cihaz ve e yada kul-
dır. Bir OLED iki elektrot arasında ince katmanlar
                                                        lanılabilece i beklenmektedir. Ara tırmacılar; OLED
hâlinde farklı organik moleküller içeren bir yapıya
                                                        teknolojisinin katlanabilen, rulo yapılabilen bilgisa-
                             sahiptir. Elektrotlar
                                                        yar ekranları üretiminin yanısıra beyaz ı ık kayna ı
                             saydam olup, bir voltaj
                                                        olarak da kullanılabilece ini dü ünmekteler. Belki
                             uygulandı ında, katot-
                                                        ileride ı ık yayan elbiseler ve yüzey kaplamalarıyla da
                             taki eksi yüklü elekt-
                                                        daha renkli ve aydınlık bir çevrede ya ayaca ız.
                                                                                                                         328/Mayıs 2006




                             ronlar organik madde-
                             den geçerek artı yüklü         Kaynaklar
                                                        -   http://scitation.aip.org/aplo/
                             anot elektroda do ru       -   http://www.oled-info.com
                             yönelmektedir. Bu sı-      -   http://www.umontreal.ca/medias/english/press_releases



                                                                                                                    45 201
                                                                                                                    www.sizinti.com.tr
                       Gül kokulum / Sevim Yakıcı
                      Bilsen nasıl kemtâlih, Sen’i yazmayan kalem,
                      Hasrettir nûr deryâna kelâmlar Gül Kokulum.
                      Hem yetim, hem öksüzdür Sen’i anmayan âlem,
                      Boynu bükük dökülür selâmlar Gül Kokulum.



                                Kevser ırmaklarında topra ın arınmı tı,
                                Peygamber olacaklar nûrunla donanmı tı
                                Evvel ve âhir, âlem mührünle korunmu tu,
                                lminle donandı hep âlimler Gül Kokulum.



                      Hakk nûrundan yaratmı , geceye çera etmi ,
                      Ezelî irâdeyle hakikate ba etmi ,
                      Sana inananlara kıbleyi ota etmi
                      Sırrınla yaratıldı âlemler Gül Kokulum.



                                Câhiliyet kirinin zerresi bula madı,
                                Seçilenden seçildin, nesebin dola madı,
                                Âlemin tacı oldun, irk Sana ili medi,
                                Varlı ınla son buldu elemler Gül Kokulum.



                      Sabah yıldızlarıyla müjdelendin cihâna,
                      Ak kanatlı bulutla tanıtıldın her cana,
                       ehitler yarı etti kavu mak için Sana,
                      ‘Vuslat!’ diye içildi ölümler Gül Kokulum.



                                Mutlak mânâ içinde evvel ve âhir Sen’de,
                                Can buldu nûr deryası ipek kokulu tende,
                                Çöller güllere döndü Sen’in sırlı bûsende,
     328/Mayıs 2006




                                Geli inle son buldu zulümler Gül Kokulum.




202 46
www.sizinti.com.tr
      Çocuklu umda tutu an ümit / Ali Osman Kurun                        Bahara hasret / Yener Karakaya
    Yüce da ların çevirdi i, yaylaların ete inde çehresi eski        Issız kalbime yâr edip hasretini,
hayrat çe melerinin su taslarına benzeyen bir kasabada büyü-         Vuslatın yolunu gözledim anne!
düm. Karlar, annemin yemenisi gibi tertemiz örterdi her mev-         Ya anmamı baharlar gibi seni,
                                                                      çime hapsedip gizledim anne!
sim da ba larını. Söner sönmez güne erken ak amlarda,
tutu urdu babaannemin duda ında âyetler. O âyetleri, o alevi
                                                                     U runa her gün dilekler tuttu um,
ta ırım yüre imde hâlâ. Seni ta ırım Salâvatlarda, Fatihalarda,       çli bakı larında unuttu um,
Yasinlerde…                                                          Yüre imde yıllarca uyuttu um,
    Pencereler u uldardı, tahtalar çıtırdarken dedemin secdele-      Umudu, acıyla sözledim anne!
rinde. çli bir sıcaklık doldururdu gönüllerimizi. Üstünde demle-
nen çayın fısıltısının bir zikre dönü tü ü sobadan bile; “En çok      pek sırması beyaz saçlarımı,
                                                                     Duayla süsledim avuçlarımı,
Allah’ı seveceksin ve sonra Peygamber Efendimiz’i (sas)” mâ-
                                                                     Tevbeyle paklayıp hep suçlarımı,
nâları tüterdi. Bundan dolayı, Sen’i daha tanımadan herkesten        Kendi vicdanımla yüzledim anne!
çok sevdik. Öyle nakı landın ki yüre imize, kendimizi bilmeden
Sen’i bildik.                                                        A lasam diner mi kalbimde hüzün?
    Evet!                                                            Aklımdan gitmiyor o melek yüzün.
    Çocuklar süt emmeden Sen’in adını emmeli,                        Sana kavu maktı benim son sözüm?
                                                                     Nafile, yazları güzledim anne!
    Ezanlar doldurmalı kulaklarını,
    Saçlarını Salâvatlar ok amalı…
    Sokaklar bir Hakk dostunun, hüzünlü çizgileridir. Kalbimiz
Sen’i ta ır damar damar sokaklarında.
     ehir uyanıverir herkes uykudayken.
    Türbelerin, camilerin kokusu dolar kaldırımlara.
    Gece hayalin olur; ı ır karanlık, ye il bir kandil gibi.
    Ay eski bir âhittir; bir sahabi tevekkülü ile seyreder evleri,
a açları, tek tük yol alan araçları…
    Köpe ine bile bir eyler geçmi tir nice velînin, ehidin yat-
tı ı bu topraklardan. Issız sokaklarda gece yarıları köpekler gibi
gezen ben,
    Sen’i en çok güzle hatırlarım;
    Bir yerlerde ‘ta lar’ın sızladı ını duyarım..
    Ama çocuklar büyür ve insanlar unutur…
    Bazen, mevsim mevsim bulanır en temiz ırmaklar da.
    Korkarım ate e yürüyen satırları yazmaktan; kâ ıtlar da yanar!
    Sen’i anlatmak benim kârım de il!
    Yeter ki ‘sonsuzluk kervanı’na sözlerim takılsın. Uçsuz fe-
                                                                                                               328/Mayıs 2006




zâda yol alan bu satırlar, bir gün Sana ula mama vesile olsun.
Ve nurlu bir mühür gibi parıldasın alınyazımda benden Sana
uzanan birkaç kelime…
    Ve Sen’le ba layayım bahara!


                                                                                                          47 203
                                                                                                          www.sizinti.com.tr
                           Beyaz bir saç telinin dü ündürdükleri / Ekrem         ahin         çimdeki gurbetlere /   lhami Yavuz


                         Bir gün aynaya baktı ımda ba ımda beyaz bir saç teli                             Suyun Ötesindeki Yi it’e
                      gördüm. Bu beyaz saç teli beni derin bir tefekküre sevk etti.
                                                                                            tiyakım hemhal olmaktı,
                      Aslında genellikle ya lanmanın bir emâresi olan bu beyaz
                                                                                          Gül bezminde kendimi bulmaktı,
                      saç teli, gönlüme muvakkaten bir hiss-i hüzün verdi; ama
                                                                                          Gidi in, gurbet bıraktı yalnız…
                      i in hakikatini dü ününce bunun hiç de o kadar üzülecek bir         Akarken çe minden zülâl,
                       ey olmadı ını bilâkis bazı noktalarda -ki bu noktalar pek mü-      Testim kırıkmı zamansız…
                      himdir- sevinilmesi gerekti ini gösterdi.                           Peymânım ki kaldırmaktı
                                                                                          Kırmızı uçlu bir gülü,
                         Benim sevgili ve vefakâr hayırhahım olan beyaz saç teli!
                                                                                          Yitiklerimi senle bulmaktı,
                      Sana sevgili diyorum, hakikaten sevgilisin; çünkü En Sevgi-
                                                                                          Ü üyen bir mum alevinde,
                      li’nin (sas) nazarında sen kıyâmet günü benim nûrumsun. Ay-         Hasretinle öncesinden yanmaktı.
                      rıca fânîlik hakikatini mütemadiyen hatırlattı ın için vefâlısın.   Hicranlara bürünen gözlerimde,
                      Aslında bâkîye müteveccih olarak verilen hislerimizi mânâ-yı        Alaca tel örgüler kalktı.
                      hakikisine göre i lettirmeyi, bizlere verilmi olan ebedî ya a-      Kör bakı ıyla bir geceye,
                                                                                          Mâsum im ekler çaktı.
                      ma arzusunu, cennet gibi bir dâr-ı hakikide tatmin etmemiz
                                                                                          Pusluydu yürüyü ümdeki pencere,
                      gerekti ini hatırlatıyorsun. Sen bizim büyük bir hastalı ımız       Yeni bir solukla baktın,
                      olan tûl-u emelimizi bitiriyor ve bizlere; “Sen burada dâimî        Ye’simin kayna ı gözbebeklerime.
                      de ilsin, fânîsin; fânî olanlara de erleri kadar ehemmiyet          Bir ümit oldun, aktın,
                      ver.” diyorsun. Ölümün bir ke if kolu olan beyaz saç teli!           çimdeki gurbetlere…

                      Sen bizlere saâdet-i ebedîyenin tılsımlı anahtarlarının yerini
                      de tarif ediyor; olgunlu unla olgunluk dersi veriyorsun. Sen
                      bizlere bâkî meyve verecek dostluklar kurmamız gerekti ini
                      anlatıyor; kabir kapısında son bulacak dostluklar yerine, biz-
                      leri ebedî dostluklara sevk ediyorsun. Sen ölümün solgun ve
                      donuk gibi görünen yüzünden perdeyi sıyırarak, görmesini
                      bilenlere aslında onun ne kadar sevimli oldu unu gösteri-
                      yorsun. Ayrıca sen ölümün öldürülemeyece ini ve dü man
                      yerine dostlar kazanılması gerekti ini hatırlatıyorsun. Çünkü
                      dünyaya gelen insan tek yönlü bir yola girmi gibidir, hepi-
                      miz neticede ölümü tadaca ız. Bu sebeple ölümden korkmak
                      yerine, onunla ünsiyet peyda etmek gerekir.
                         Bütün bu hakikatleri bize, zayıf bir tarak dokunu uyla
                      dü meye mahkûm gördü ümüz bir saç teli anlatıyor. Sen
                      bize bir büyük bulu manın olaca ını yaptı ımız/yapaca ımız
                      her eyin hesabını en ince noktasına kadar verece imizi ha-
                      tırlatıyorsun. Dünyamızı da o inceli e göre ya amanın gerek-
                      ti ine inandırıyorsun. Kalb kırmanın, gönül yıkmanın da ne
                      kadar gaddarâne bir zulüm oldu unu gösteriyorsun. Hayatı
     328/Mayıs 2006




                      kılı kırk yararcasına ya amamız gerekti ini anlatıyorsun. Sen
                      ne güzel bir muallimmi sin ki, kendi küçüklü üne bakmadan
                      kocaman hakikatleri haykırıyorsun. Kendin de fânîli e mah-
                      kûm oldu un hâlde, bizlere en âli hakikatleri gösteriyorsun.


204 48
www.sizinti.com.tr
     Vuslat / Sevilay Durmu                                       Yüreklerdeki tomurcuk / Muhammed Do an
Gelecek misin gönlüme Sultan diye seçti im Yâr?               Bin emekle büyütülen yüreklerdeki tomurcuk,
Ne vakit aklıma dü sen, bu gözler hep Sen’i arar.             Bilemezsin, nasıl acı çeker bu yürek;
                                                              Daha açmadan bin fırtına bin boran,
Boynum bükük, dualar dilimden dü mez oldu.                    Koparır görmeden, kokusunu yaymadan
Firakınla gönül sarayı sersefil bir virâne oldu.
                                                              Bitsin artık kaç asırlık bekleyi !
Dokunmasın sevginle dolu yüre ime kirli eller,                Aç artık rüyalarımdaki tomurcuk!
Ben Sensizli ime yanarken, hâlimden ne anlasın eller?         Bütün fırtına ve boranlara kar ı,
                                                              Aç ki sarsın kokun, beni de dünyayı da!
Her gün ezberden sürüyor hayat denen bu temâ â,               Sarsın ki yüreklerdeki acıya derman,
Anladım çirkefin ortasında gül yeti tirmekmi cefâ.            Umudunu yitirenlere umut,
                                                              Hayalini dü leyenlere heyecan,
Hangi dil, ismini anmadan konu mayı bilir,                    Hasretini çeken gönüllere can olsun.
Hangi can, Sen’i cânına cânân diye sarmadan dirilir?
                                                              Gel artık rüyalarımın gülü!
Can Sen’i bekler, gözler bir Sen’i arar, gönül Sana tutkun,   Gel ki görelim o beklenen baharı ve gülü.
Bir varlık var mıdır kâinatta, olmasın Sana meftûn?

Varsın u runa sel olup ta sın aczimin giryesi ne çıkar,
Mademki tene yük olmu , Sana gelmeyi bekleyen bir can var.

Daha ne kadar sürecek cehennem azabına e bu ayrılık?
Ay küskün, güne do muyor, her günüm birbirinden karanlık.

Sevdi in dostların terk-i diyâr eyleyip, Sana ko tular
Benimse çıktı ım yollara kucak kucak dikenler koydular.

Bu sevda kor, bu sevda zor, bu sevda dünyaya sı mıyor,
Artık aya ına ümit ba ladı ım güvercinler bile uçmuyor.

Çıktı ım yolda ne ana, ne yâr, ne de masivâ var
Sadece tutkunu oldu um,
                u runa nice yollarda yoruldu um menzil var.

Böyle zindan bir dünyada, beni böyle öksüz bırakma,
lâhi, ya dayanacak güç ver veya
                       Sen’den uzak bir ömür ya atma!


     Hatıralar / Ali O ur
Nurlu ihtiyarın heybesinde,
 nce bir sızıdır hatıralar.
Gönül defterinin kö esinde,
Silik bir yazıdır hatıralar.
                                                                                                                 328/Mayıs 2006




Kurumu bir güldür bazen yârdan,
Dü en kerpiçtir bir gün duvardan,
Yanık bir türkünün uzaklardan,
Duyulan sesidir hatıralar.

                                                                                                            49 205
                                                                                                            www.sizinti.com.tr
      Ýçindekiler
      Mayıs 2006                         Sayý: 328

158   Allah Kar ısındaki Duru uyla Mü'min
      Ba yazı                                                                                                                                            158
160   Hareketli ve Esnek Kanatlarla Uçu
      Salih eref Duran

163   Milletlerin Sembolü Bayraklar ve Ay Yıldızlı Al Bayrak
      Zafer htiyar

167   Damar Tıkanıklıklarına Ön artlandırma
      Prof. Dr. Ömer Arifa ao lu

169   Derdi Olan Neylesin?!..
      Tahir Taner

171   Duygular ve Ö renme
      Doç. Dr. Betül Rana

174   Evrim nancındaki Bo luklar (Ara Fosil Çıkmazları-1)
      Prof. Dr. Arif Sarsılmaz

178   Anne Yüre i
      Nurgül Özcan
                                                                                              T.Ö.V. Adýna Sahibi                 :   Þerafettin Kocaman
179   Bir Fetih Hikâyesi                                                                      Genel Koordinatör
                                                                                              Genel Yayýn Yön.
                                                                                                                                  :
                                                                                                                                  :
                                                                                                                                      Dr. Kudret Ünal
                                                                                                                                      Prof. Dr. A. Sarsýlmaz
      Ahmet Bu ra                                                                             Danýþman                            :   Osman Þimþek
                                                                                              Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü          :   Sedat Þentarhanacý

182   Kalbin Zümrüt Tepelerinde (Bir Uzun Seyahati Noktalarken-2)                                          YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRLÜÐÜ
                                                                                              Ýdarî Merkez: 871 Sk. No: 45/2 35250 Konak/Ýzmir;
      ***                                                                                        Tel: (0-232) 441 95 25; Faks: (0-232) 441 52 38;
                                                                                             E-posta: sizinti@sizinti.com.tr / http://www.sizinti.com.tr

184   Mimarinin Mühendislikle Muhte em Bulu ması: Süleymaniye Camii                                  ABONE ve DAÐITIM MÜDÜRLÜÐÜ
                                                                                  Bulgurlu Mh. Libadiye Cad. Haminne Çeþme Sk. No. 20 Üsküdar / ÝSTANBUL
      Osman Tarık Gültek                                                         P.K. 72 Üsküdar / ÝSTANBUL Tel: (0 216) 522 09 99 - Faks: (0 216) 443 98 34


188    ükrü Pa a                                                            Bir yýllýk abone bedeli KDV dahil 36.000.000.-TL’dir. Abone bedeli her PTT'den 1056610
                                                                            nolu Çaðlayan A.Þ. Posta çeki hesabýna yatýrýlabilir. Yurt dýþý abone bedeli: 1. Grup Ülke-
                                                                            ler (Avrupa, Orta Asya, Orta Doðu ve Kuzey Afrika ülkeleri) 30 Euro, 2. Grup Ülkeler (Uzak
      Mustafa Ba datlı-Recep ahin                                           Doðu, Amerika, Güney Afrika, Pasifik) 45 $; 3. Grup Ülkeler (Avustralya ve Yeni Zelanda)
                                                                            ise 50 $’dýr. Abone olmak isteyenlerin abone bedelini; Asya Finans Merkez Þb. Çaðlayan
191   Yaradılı Yolculu unda Üçler                                           A.Þ. adýna; TL olarak, 17883-33 numaralý hesaba; Euro olarak, 17883-28 numaralý hesa-
                                                                            ba; $ olarak 17883-34 numaralý hesaba yatýrýp, dekontun fotokopisini, açýk isim, adres ve
      Dr. Arslan Mayda                                                      telefon bilgileri ile hangi sayýdan itibaren abone olacaklarýný belirten bir yazý ile abone mer-
                                                                            kezimize posta veya faks ile bildirmeleri yeterlidir.

194   Nehir Kıvrımlarındaki Matematik Mükemmellik                                                         Bölge Temsilcilikleri
                                                                            Ankara: 312 341 73 79, Antalya: 242 244 90 60, Bursa: 224 223 00 31, Diyarba-
      Prof. Dr. M. Sami Polatöz                                             kır: 412 229 33 86, Erzurum: 442 234 39 14, Gaziantep: 342 215 10 24, stanbul
                                                                            Anadolu: 216 492 85 41, stanbul Avrupa: 212 639 92 21, stanbul Bo aziçi:
196   Dünyada/Olmak                                                         212 272 01 11, stanbul Suriçi: 212 272 01 11, zmir: 232 483 90 38, Kayseri:
                                                                            352 222 20 31, Konya: 332 345 34 39, Samsun: 362 432 71 78
      Nihat Da lı                                                                                       Bölge Da ıtım Büroları
                                                                            Adana: 322 363 42 80, Afyon: 272 213 47 44, Ankara: 312 310 49 25, Antalya:
199   Bulmaca                                                               242 344 28 98, Bursa: 224 273 45 04, Diyarbakır: 412 229 33 86, Düzce: 380
                                                                            537 55 01, Edirne: 284 213 52 82, Elazı : 424 238 95 76, Erzurum: 442 233
                                                                            48 35, Gaziantep: 342 215 18 16, stanbul Anadolu: 216 527 99 87, stanbul
                                                                            Avrupa: 212 552 10 20, stanbul Bo aziçi: 212 211 26 40, stanbul Suriçi: 212

200
                                                                            621 92 69, zmir: 232 483 83 44, Kayseri: 352 222 20 31, Konya: 332 345 34 39,
      Sa lık-Bilim-Teknoloji                                                Samsun: 362 445 21 46, Trabzon: 462 223 34 18, Trakya: 282 261 79 51, Van:
                                                                            432 214 14 95
      Prof. Dr. . H. hsano lu - Yrd. Doç. Dr. Yusuf Demir - S. Rıza Sayın                              YAYIN TÜRÜ: Yaygýn Süreli
                                                                            DÝZGÝ-TASHÝH-GRAFÝK-MONTAJ: Sýzýntý Tel: (0232) 441 95 25 Fax: (0.232) 441 52 38
202   Damlalar                                                                  BASIM YERÝ: Çaðlayan A.Þ. Tel: (0.232) 252 20 97-8 Faks: (0.232) 252 21 00
                                                                                             BASIM TARÝHÝ: 24 Mayıs 2006 ISSN 1300-1566
                                                                                                        BAYÝ DAÐITIM: DPP A.Þ.
                                                                                                                Fiyatý: 3 YTL


                                 174            179
                                                                                                                     YAZI KURALLARI :
                                                                            *   Yazýlar disketle veya e-posta ile (sizinti@sizinti.com.tr adresine) gönderilmelidir.
                                                                            *   Yazarýn, e-posta dahil açýk adresi ve telefon (varsa faks) numaralarý verilmelidir.
                                                                            *   Yazýlar en fazla dört sayfa olmalýdýr.
                                                                            *   Varsa, yazý ile birlikte resimler (alt-yazýlarýyla birlikte) gönderilmelidir. Yoksa, yazýda kul-
                                                                                lanýlabilecek resimler hakkýnda bilgi verilmelidir.
                                                                            *   Yazýlar, daha önce herhangi bir yerde yayýmlanmamýþ olmalýdýr. Yazý yeni bir geliþmeyi ele
                                                                                almalý, orijinal bir özellik taþýmalý veya daha önce yayýmlanmýþ bir konuya yeni bir bakýþ
                                                                                açýsý getirmelidir. Dergimizde konu ile ilgili yayýmlanmýþ önceki yazýlara dikkat edilmeli,
                                                                                yazý içinde atýfta bulunulan kaynaklar (kitap, makale) standart ölçülere uygun olarak son-
                                                                                da verilmelidir.
                                                                            *   Yayýn kurulu, dergiye gelen yazýlar üzerinde, gerekli gördüðü takdirde deðiþiklik yapabilir.
                                                                            *   Dergimizde yayýmlanan yazýlar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.
                                                                            *   Gönderilen yazýlar iade edilmez.
Tam
inanamadı ından
dolayı ilk
mevhibeleri
görmeyen ve
 onları iman, mârifet
 ve muhabbet yolunda
 de erlendiremeyenler,
 ikinci ve sermedî lütuflardan
 da mahrum kalırlar. Aslında
 böyleleri, bütün bütün ahiret
  hayatlarını ihmal ettikleri gibi,
  dünyada da hiçbir zaman tam mutlu
  olamazlar; inkâr kaynaklı bir sürü problem
  altında hep inim inimdirler ve kat’iyen
  streslerden, hafakanlardan kurtulamazlar.

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Tags: Sızıntı
Stats:
views:204
posted:2/29/2012
language:Turkish
pages:52
Description: Sızıntı dergisinin 328. sayısını içerir.