SIVAS (ESKI KARS) FATIHI DANISMENDILERIN TORUNU MESHUR by 90Rid1

VIEWS: 0 PAGES: 178

									  ++BÜYÜK İLBEYLİ SELÇUKLU
  TÜRK İSLÂM CEMAATİ
  998-1998 ARASI 1000 YILLIK
  BELGELİ VE ŞEREFLİ TARİHİ
  SELÇUKBEYİN               TÜRKMENDLERİ
(TÜRKMENLERİ)        KAFKARS     (KAFKAS)
ÇERİKERS (ÇERKES) VE ÇERİCENK (ÇEÇEN)
1056 MİLADİ YILI İLK SİVAS FATİHLERİ OLAN
İLBEYLİLER CEMAATİNİN
  998-1300 YILLARI ARASI 302 YILLIK, 1300-1400
YILLARI ARASI 100 YILLIK, 1400-1516 YILLARI
ARASI 116 YILLIK VE 1516-1836 YILLARI ARASI
320 YILLIK 1836-1998 ARASI 162 YILLIK
BELGELİ TARİHİ
 SİVAS MERKEZLİ İLBEYLİ TÜRK İSLAM
CEMAATİNİN İSİM BEYİ 10. BEYİ VE SON BEYİ
OLAN
  DANİŞMEND OĞLU
  SEYYİD ZAHİREDDİN İLBEY’İN KİMLİĞİ VE
SİVAS VE HALEP İLBEYLİ TÜRK İSLAM
CEMAATİNİN KAHRAMANLIĞI, MERTLİĞİ,
SADAKATİ VE 998-1998 YILLARI ARASI 1000
YILLIK BELGELİ BÜYÜK TARİHİ


          YAZAN
  SEYYİD VEYSEL SEMİH DANİŞMEND
                                             1
   BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


  YAZAR SEYYİD VEYSEL SEMİH DANİŞMEND’İN BU KİTABLAR
OLAN 3600 YILLIK DİVRİĞİ EHLİBEYT TARİHİ VE ONUN BİR BÖLÜMÜ
OLAN 1000 YILLIK SİVAS HALEP İLBEYLİLER TARİHİ ADLI KİTAPLARI
HAZIRLARKEN OKUDUĞU ŞİFRELERİNİ ÇÖZDÜĞÜ VE BELGE
OLARAK YARARLANDIĞI ESERLER

   1.      Tarihi Cihangüşâ (Alâaddin Ata Melik Cuveynî) (1 cilt) Milâdi
1250’de yazılmış 632 sayfa
   2.      İslâm Ansiklopedisi (12 cilt) + 2 Ek =14 Cilt 13400 Sayfa
   3.      Selçuklu Tarihi (İbni Bibi) 2 Cilt Milâdi 1263’de yazılmış 730 Sayfa
   4.      Büyük Selçuklu Tarihi (Mehmet Altay Köymen) 3 Cilt 1400 Sayfa
   5.      Tacüttevarih (Hoca Saadettin Efendi) 5 Cilt, Milâdi 1570 de yazılmış
1850 Sayfa
   6.      Türkiye Selçukluları (Osman Turan) 1. cilt 750 Sayfa
   7.      Danişmendnâme (Mevlâna İbni Alâ) 1. cilt. Milâdi 1250 de yazılmış
300 Sayfa
   8.      Saltuknâme (Ebul Hayri Rumi) 3 cilt Milâdi 1460’da yazılmış 800
Sayfa
   9.      Türkiye Selçukluları hakkında resmi vesikalar (Osman Turan) 1 cilt,
200 Sayfa
   10.     Doğu Anadolu ve Urartular (Afif Erzen) 1 cilt, 92 Sayfa
   11.     Peygamberler Tarihi (Enver Behnan Şapolyo) 1 cilt, 350 Sayfa
   12.     Anadolu’da Büyük İsyan 1591-1611 (Vilyam Grisvold) 1 cilt 218
Sayfa
   13.     Selçuklular Zamanın’da Türkiye (Osman Turan) 1 cilt, 750 Sayfa
   14.     Azimî Tarihi Selçuklular Bölümü (Prof. Ali Sevim) 1 cilt. Milâdi
1130’da yazılmış 146 Sayfa
   15.     Türklerin Soy Kütüğü (Ebul Gazi Bahadırhan ) 1 cilt, Milâdi 1620’de
yazılmış 96 Sayfa
   16.     Hz. Muhammed ve İslâm (Abdulbâki Gölpınarlı) 1 cilt 470 Sayfa
   17.     Dede Korkut Kitabı (Muharrem Ergin) 1 cilt 251 Sayfa
   18.     Haçlı Seferleri Tarihi (Steven Runciman) 3 cilt 1220 Sayfa
   19.     Menteşe Beyliği (Paul Wetlek) 1 cilt 190 Sayfa
   20.     Moğol İstilasına kadar Türkistan (V. V. Barthold) 1 cilt 640 Sayfa
   21.     Celâleddin Harzemşah (Şahabettin Ahmedün Nesevî) 1 cilt (1220
Milâdi)’de yazılmış. 115 Sayfa
   22.     Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi (Kıvameddin Burslan) 1 cilt 1250
Milâdi’de yazılmış 303 Sayfa
   23.     Ebul Fereç Tarihi (Gregory Bar Hebraeus) 2 cilt 1220 Milâdi’de
yazılmış 730 Sayfa
   24.     Ünlü Selçuklu Komutanları (Prof. Ali Sevim) 1 cilt 115 Sayfa
   25.     Doğu Anadolu Beylikleri Tarihi (Prof. Faruk Sümer) 1 cilt.
   26.     Urfalı Mateos Vekayînamesi Papaz Gregorun Zeyli (Mateos) 1 cilt
1250 Milâdi’de yazılmış 410 Sayfa
                                                                             2
   27.     Kutalmış Oğlu Süleyman (Prof. Ali Sevim) 1 cilt 58 Sayfa
   28.     Danişmend’liler döneminde Niksar (Kemal Şahin) 1 cilt 125 Sayfa
   29.     Ruznâme-î Haydar Çelebi (Haydar Çelebi) 1 cilt 1510 Milâdi’de
yazılmış 220 Sayfa
   30.     Fatih’in Tarihi (Tursun Bey) 1 cilt 1450 Milâdi’de yazılmış 150 Sayfa
   31.     Türkiye Tarihi (A. De Lâmartin) 7 cilt. 1850 Sayfa
   32.     Ahbarud Devleti Selçukiyye (Şahruddin Ebul Hasan) 1 cilt 1170
Milâdi’de yazılmış 150 Sayfa
   33.     Bizans Historia Tarihi (Niketas Khoniates) 1 cilt 1120 Milâdi’de
yazılmış 162 Sayfa
   34.     Sivas Şehri (İsmail Hakkı Uzunçarşılı – Rıdvan Nafiz) 1 cilt 196 Sayfa
   35.     Tarihte Kurulan Türk Devletleri (Mustafa Yazıcı) 1 cilt
   36.     Anadolu Kaleleri Tarihi (Nazmi Sevgen) 2 cilt 700 Sayfa
   37.     Oğuz’dan Selçuklu’ya (Sencer Divitçioğlu) 1 cilt 135 Sayfa
   38.     Sivas Efsaneleri (Kutlu Özen) 1 cilt 390 Sayfa
   39.     Makalâtı Seyyid Harun (Şeyh Musa oğlu Abdulkerim) 1 cilt Milâdi
1420’de yazılmış 120 Sayfa
   40.     Malazgirt Savaşı (Faruk Sümer – Ali Sevim) 1 cilt 70 Sayfa
   41.     Uzun Hasan – Şeyh Cüneyd (Walter Hinz) 1 cilt 165 Sayfa
   42.     Suriye Filistin Selçuklu Devleti Tarihi (Ali Sevim) 1 cilt 200 Sayfa
   43.     Umumî Tarih (Tevfik Bey M. Eğitim 1930) 3 cilt
   44.     Fars Atabeyleri Salgurlu’lar Tarihi (Erdoğan Merçil) 1 cilt 162 Sayfa
   45.     Bizans Mikhail Psellos’ un Tarihi (Mikhail Psellos) 1cilt Milâdi
1050’de yazılmış 280 Sayfa
   46.     Kemah Sancağı ve Erzincan kazası (İsmet Miroğlu) 1 cilt 230 Sayfa
   47.     Türk Tarihi (Rıza Nur) 3 cilt 980 Sayfa
   48.     Miratül Mamalik (Seyyid Ali Reis) 1 cilt Milâdi 1522’de yazılmış
   49.     Bizans Tarihi (Augosto Bailly) 2 cilt
   50.     Kerbelâ Tarihi (Ziya Şakir) 1 cilt 530 Sayfa
   51.     Genel Tarih (Mesut Talaslıoğlu) 2 cilt 345 Sayfa
   52.     İkinci Kılıçarslan (Dr. Abdülhaluk Çay) 1Cilt 144 Sayfa
   53.     Hilafetten Saltanata (İhsan Süreyya Sırma) 1 Cilt 134 Sayfa
   54.     Sefernâme (Nasırî Hüsrev) 1 Cilt (Miladi 1030)’da yazılmış 260 Sayfa
   55.     Saltuknâme’de Tarihi Unsurlar (Doç.Kemal Yüce) 1 Cilt 390 Sayfa
   56.     Müneccimbaşı Tarihi (Seyyid Ahmet Dede) 2 Cilt (Miladi 1650)’de
yazılmış
   57.     Peygamberler Tarihi (İlhami Ulaş) 1 Cilt 200 Sayfa
   58.     Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler (V.V.Barkhold) 1 Cilt 380
Sayfa
   59.     Mengücekoğulları Tarihi (Necdet Sakaoğlu) 1 Cilt 227 Sayfa
   60.     Türkiye’nin Dört Yılı (Manuel Serrano) 1 Cilt 1550 Milâdî’de
yazılmış 185 Sayfa
   61.     Yayla İmamı Tarihi (Yavuz Sanemoğlu) 1 Cilt 1820 Milâdî’de
yazılmış 170 Sayfa
   62.     Türkiye’yi Böyle Gördüm (Ogier Ghiselin) 1 Cilt 1555 Milâdî’de
yazılmış 192 Sayfa
   63.     Sosyal Açıdan İslam Tarihi (Abdulbaki Gölpınarlı) 1 Cilt
   64.     Zübdeî Vekaîyyat (Sarı Mehmet Paşa) 1 Cilt 1650 Milâdî’de yazılmış
260 Sayfa
   65.     Delhi Türk İmparatorluğu (M. Aziz Ahmet) 1 Cilt Milâdî 1670’de
yazılmış 335 Sayfa
                                                                               3
    66.     Oruç Bey Tarihi (Adil Kazzazoğlu Oruç) 1 Cilt 1450 Milâdî’de
yazılmış 140 Sayfa
    67.     Aşık Paşaoğlu Tarihi (Derviş Ahmet Aşıkî) 1 Cilt 1420 Milâdî’de
yazılmış
    68.     Yirmisekiz Mehmet Efendi Tarihi (Mehmet Efendi) 1 Cilt 1750
Milâdî’de yazılmış 175 Sayfa
    69.     Peçevî Tarihi (İbrahim Efendi) 2 Cilt Milâdî 1600’de yazılmış 980
Sayfa
    70.     Türkiye Tarihi (M.U. Ubucini) 2 Cilt Milâdî 1850’de yazılmış 300
Sayfa
    71.     Türkiye Mektupları (Lady Montagu) 1 Cilt 1700 Milâdî’de yazılmış
208 Sayfa
    72.     Orta Çağ Anadolu’da Türk Mührü (Tahir Kutsi Makal) 1 Cilt
    73.     Türkiye’de Örf Tarihi (D. Ohsson) 1 Cilt 1750 Milâdî’de yazılmış
    74.     Türk İslam Tarihi (Hemdemoğlu Ahmet) 2 Cilt 1550 Milâdî’de
yazılmış
    75.     Tarihi Taberî (Muhammed Taberî) 6 Cilt Milâdî 1050’de yazılmış
2650 Sayfa
    76.     Markopolo Seyahat Tarihi (Markopolo) 2 Cilt 1220 Milâdî’de yazılmış
450 Sayfa
    77.     Selçuknâme (Mahmutoğlu Ahmet) 2 Cilt 1440 Milâdî’de yazılmış 360
Sayfa
    78.     Üsküdar Tarihi (İbrahim Hakkı Konyalı) 2 Cilt 1010 Sayfa
    79.     Mezhepler Tarihi (Prof. Muhammed Ebu Zehra) 1 Cilt 470 Sayfa
    80.     Osmanlı Sâdatı Kiram, Nakibüleşraflar (Ahmet Rıfat) 1 Cilt çeviren
Prof. Hasan Yüksel 126 Sayfa
    81.     Uygarlığın Tarihi (Ahmet Musaoğlu) 1 Cilt 280 Sayfa
    82.     Nuh Tufanı (Tarihsel Bir Gerçek) Ahmet Musaoğlu 220 Sayfa 1 Cilt
    83.     Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi (Ramazan Ayvallı) 6 Cilt 1150
Sayfa
    84.     Medeniyet Tarihi (Louis Frederich) 4 Cilt 1100 Sayfa
    85.     Evliya Çelebi Seyahat Tarihi (Mehmet Zıllioğlu) 15 Cilt 1630
Milâdî’de yazılmış 4930 Sayfa
    86.     Osmanlı Tarihi Asiklopedisi (Ramazan Ayvallı) 4 Cilt 770 Sayfa
    87.     Herodot Tarihi (Yunan’lı Herodotos) 1 Cilt M.Ö 480’de yazılmış 424
Sayfa
    88.     Büyük Türkiye Tarihi (Yılmaz Öztuna) 14 Cilt 6600 Sayfa
    89.     Divriği Evliyaları Tarihi (Kutlu Özen) 1 Cilt
    90.     Danişmendoğulları, Hicrî 555 Milâdî 1160 Tarihli Ceylan Derisi
Şeceresi çözümü
    91.     Nakibül Eşraf Defterleri Milâdî 1395-1908 Çözümü 52 Cilt (Şer’i
Siciller) 4500 Sayfa (Hz. Muhammed’in Türkiye’deki torunları nüfus kütük
defterleri)
    92.     Mendioğulları Siirt-Süveyka Vakıfları
    93.     Mendioğulları Divriği Vakıfları
    94.     Mendioğulları Sivas Vakıfları
    95.     Mendioğulları Erzurum Vakıfları
    96.     Mendioğulları Amasya-Niksar Vakıfları
    97.     Mendioğulları Kayseri Vakıfları
    98.     Süryani Mihail Vekaînâmesi Selçuklular Bölümü (İsmail Hâmi
Danişmend)
                                                                             4
    99.     Kitab-ı Diyarbekriye (Ebubekir Tıhrani) 1450’de yazıldı 400 Sayfa
    100. Hz. Muhammed’in Hayatı (Kur’an Tarihi) Ragıp Akyavaş 1 Cilt 430
Sayfa
    101. Osmanlı Devletin’de Bulgar Meselesi (Dr. Hüdai Şentürk) 1 Cilt 390
Sayfa
    102. Mevlâna’dan Sonra Mevlevilik (Abdül Bâki Gölpınarlı) 1 Cilt 565 Sayfa
    103. Tarihi Gılmanî (Mehmed Halife) 1630’da yazılmış 1 Cilt 202 Sayfa
    104. Osmanlı Türk Tarihi (1931 Devlet Milli Vekaleti) (Devlet Matbaası) 520
Sayfa
    105. Hazreti Ali Tarihi Neçhül Belagâ Seyyid Radiy (Abdülbâki Gölpınarlı) 1
Cilt 450 Sayfa Milâdî 1000 yılında yazılmış
    106. Hakiki İslam Tarihi ve Ehlibeyt (Mehmet Kıtay) 1 Cilt 390 Sayfa
    107. 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115 Mevlâna ile ilgili 9 ayrı kitap
Cem’an 2700 Sayfa (1950-2005 arası basılmış)
    116. 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123 Hacı Bektaşı Velî ile ilgili yazılmış
(1950-2005 arası) 8 ayrı kitap Cem’an 2300 Sayfa
    124. 125, 126, 127, 128 Pir Sultan Abdal ile ilgili yazılmış (1950-2005 arası)
5 ayrı kitap Cem’an 1600 Sayfa
    129. Siirt tarihi 1942 Mendi Seyyid Siirtli Ömer Atalay (200 Sayfa)
    130. Kitabı Cebbar Kulu (hazırlayan, Prof. Hasan YüKSEL, Prof. Saim
SAVAŞ. 1 cilt 133 sayfa.
    131. İstanbul ve Anadolu’ya seyahat günlüğü (Hans DARNSCHAM) 1640
yılında yazılmış 421 sayfa 1 cilt.
    132. Eski Yurt (Gabriel Don VALOT) 1881 de yazılmış 1 cilt 282 sayfa.
    133. Meydan Lauresse Ansiklopedisi. 1980 de basılmış 12 cilt.
    134.Sivas İlbeyli Türmenleri Kadir Pürlü 2 cilt.

   YAZAR SEYYİD VEYSEL SEMİH DANİŞMEND’İN İLBEYLİ TÜRK
İSLÂM CEMAATİ İLE İLGİLİ TARİHİ TESPİTLERİ

        İlbeylilerden Meydan Larus Ansiklopedisi 5.Cilt 544. sayfada “Halep
Göçmen Türkmenleri” başlığı altında şöyle bahsetmekte olup İlbeylilerin miladi
1550 yıllarındaki belgeli durumunu anlatırken “Halep bölgesinde tam bir göçebe
hayatı geçiren iki topluluktan birini bunlar teşkil etmektedir der. Bu Halep
Türkmenleri yazın Sivas’ın güney taraflarında kışın ise Halep bölgesinde
yaşarlar. Ansiklopedi de yazıya devam edilerek “belgede (Osmanlı Devlet
Arşivleri ) Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1520-1560 yılları arası ) bu
Türkmenlerin Osmanlı Devleti’ne Halep hasılatı olarak ödediği vergi nüfusu
9316 hane idi. 1600 yıllarında Orta ve Batı Anadolu’ya ve Marmara Bölgesine
yerleştirildiler. Osmanlı devleti Halep Türkmenlerinden (İlbeylilerden) 1600 den
sonra ordu hizmetinde yararlandı der. Halep Türkmenleri (İlbeyliler)
    1- Beydilli (İllibeyden İlbeyden) (Yazar Veysel)
    2- Harbendelu (Deli Harbeden) (Yazar Veysel)
    3- Bayat (Bayın Atlıları) (Yazar Veysel)
    4- İnablu (Arap Bölgesi) (Irak, Suriye, Mısır İbrahim Yınallılar Selçuk
Bey’in torunun askerleri)
    5- İnallı (Türk Bölgesi) (Irak, Suriye, Mısır Osmanlı Güney Eyaletleri
İbrahim İnallıları)
    6- Yınallı (Kürt Bölgesi) (Irak, Suriye, Mısır) İbrahim Yınallılar
    7- Köpekli Avşarı (Köpeği olan şehirde evleri bulunanlar) (ev şarlılar)
    8- Gündüzlü Avşarı (Gündüz Bey’in şehir evlileri) (Yazar Veysel)
                                                                                5
     9- Kargın (Dede Kargın Sultan İsmailliler-Dede Kortkutlular) (Yazar Veysel)
Selçuk Bey dünürünün Aslan Yabgu’nun kayınpederinin çerilerinin oymağı.
     10- Kızık (Kızıllı- Azizüddevle Kızıllı) (Dede Karkın İsmailli) (Yazar Veysel)
     11- Eymür (Beymirli (Mirbeyli) Mir=Seyyid Bey’li) (Yazar Veysel)
     12- Bahadırlı (Bayındırlı) (Yazar Veysel)
     13- Karakoyunlu (Koyunlarının yünü koyu kahve renkli-kara olanlı)
     olarak 13 ayrı Oymaktan meydana geliyordu diye yazmıştır. (Yazar Veysel).
Demek ki 1220 milâdi de Konya’da tahta oturan Selçuklu sultanı Sultan Alaaddin
Keykubat’tan ilgi ve sevgi göremeyince (Konya sultanı İzzeddin Keykavus
(Alaaddin Keykubat’ın ağabeyi olarak) bir yanlış anlama ve buna bağlı
güvensizlik nedeni ile 1216 da 14 İlbeyli komutanı atılan iftiralara kanıp bu
komutanları çadıra koyup diri diri yakması olayı.) İlbeylilerden yine şüphe eden
bu yeni Sultandan da (Alaadin Keykubat’tan) da soğuyup ve çekinip, bu yüzden
de 1216-1226 yılında 10 yılda (Anadolu ve Sivas’taki kavuştukları eski
topraklarını 2. Kılıçarslan’ın oğlu 1.Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölen babası 2.
Kılıçarslanın yerine Konya Sultanı olduğunda Halep’ten tekrar 1192 de Sivas’a
davet etmesi ile 34 yıl gelip oturdukları bu topraklarını) tamamen peyder pey terk
edip, Halep, Şam, ve Mısır (Yeni Musul) a tekrar yerleşmişlerdi. (Ağırlık Halep
ve Miladi 1168 de kendilerine ikta ile tapulanan (oraların Sultanı olan ve Sivas
Padişahi Seyyid Zülnun Danişmend’in bacanağı ve İlbeyli 10. Beyi Seyyid
Zahireddin İlbeyin Eniştesi olan (belge şecere) Nureddin Mahmut Zengi
tarafından tapulanan) (42 pare Halep yakını köye ve Halep Uzun Yaylasına
yerleşen) İlbeyli Türkmen Çerkez ve Çeçenler milâdi 1226’da geri döndükleri
Halep, Şam, Mısır’da ki topraklarında ağırlık Halep’te olarak 1600 yılına kadar o
topraklarda kaldılar. 1226 dan 1516 ya kadar Anadolu ortası Sivas’ta boş
bıraktıkları kendi öz malları olan topraklara Sultan Alaaddin Keykubat o anda
(1226’da) Moğollardan kaçan Harezmli Türkmenler olan Karamanoğulları adlı
Türk aşiretini yerleştirmişti. Böylece 1226’da Güneye tekrar göçen İlbeyli
Türkmenlerinin yeri ve yurdunu Karamanoğulları aldı. Bu Türkmenlerin sultanı
ise Celaleddin Harzemşah adlı bir lider olup Celaleddin’in babası Muhammed
Harzemşah Azerbaycan padişahı idi. Celaleddin’in Moğollarla kahramanca
savaşarak ve vuruşarak geri çekilerek Ahlat yakınlarında şehid olduğu tarihçilerce
not edilmiştir. (Yazar Veysel). 1226 da Mısır Şam ve Halep de Kölemenler (esir
Mendiler) lakaplı Mısır Memlük (Mendilik) Çerkez ve Çeçen halife devletine yani
Dokak oğlu Selçuk oğlu Aslan Yabgu oğlu İbrahim İnal’ın Selçuklu soyu olan
Halife Mısır İlik prenslerine asker ve ordu olup 1226-1516 yılları arası 290 yıl
Mısır, Şam, Halep’te ordu hizmeti yapan İlbeyli Çerkez ve Çeçen Sivas Fatihi
Türkmenler, bu bölgedeki İslam’ın en mukaddes şehirleri olan Mısır, Şam, Suriye,
Halep, Filistin, Kudüs, Hicaz (Mekke ve Medine’yi), Hristiyan haçlı ordularına
karşı koruyup kollayıp tüm dünya Müslümanlığına hac yolunu açık ve güvenli
tuttular. 1516 Osmanlı fethi sonrası 84 yıl aynı topraklarda (Halep, Şam, Mısır’da)
milâdi 1600 yılına kadar sessiz ve sakince Osmanlı Devletine tabi olup ona itaat
ettiler. 1600 yılında da Yavuz Sultan Selim ve oğlu olan Kanuni Sultan
Süleyman’ın ölümü sonrası o padişahların torunlarınca orta Anadolu ve Marmara
kıyılarına oturdukları Halep ve civarından getirilip yerleştirildiler. Bu durumda
Anadolu’yu 1071’den 15 yıl önce(1056’da) fetheden, ilk grup olan Seyyid Sac
oğlu Afşin’în Elbistan ve Divriği’yi fethettiği 905’den sonra) ikinci grup olarak
fetheden İslam cemaati olan Çerkez ve Çeçen İlbeyliler (Türkmenler) olarak
yurdun her yerine 13 ayrı oymak halinde yayılmış İlbeyli İslam cemaati, Selçuklu,
Danişmendli, Mengücekli, Saltuklu adlı 4 büyük devletin kurucu askeri güçleri
olarak Oğuz Türkü ırkları Çerkez ve Çeçen adları ve sanları ve Türkmend
                                                                                 6
lakapları ve sanlarıyla 1550 yıllarında ki Halep, Şam ve Mısır civarında oturan
Osmanlı’ya bağlı bu oymaklardan 1600 yılında Anadolu’ya getirilip tekrar
yerleştirilen ve 9316 haneye kadar düşen (azalan) özü ve bozulmamışı ağırlık
Halep’te olarak kalanı kabul edilerek zikredilmiştir. Bu Osmanlı devlet
belgelerine göre ve Selçuklu-Danişmendli-Mengücekli-Saltuklu-Gazneli-Samani
tarihlerine göre İlbeylileri şöyle tanımlayabiliriz (Yazar Seyyid Veysel).
     İLBEYLİLERİN TOPLUMU                     : Sivas ve Halep İlbeyli Türk İslam
cemaati
     İLBEYLİLERİN İSİM ALDIĞI BEY :Seyyid Danişmendli Zahireddin İlbey
(10. İlbey)
     İLBEYLİLERİN LAKÂBI                               : Türkmend ( Mandıstan
Türk’ü ) (Mendistan Türk’ü) Mendistanın kısaltılmışı Mend ile Türk’ün
birleştirilerek Türkmend lâkabının bu Türkmendistanlı cemaate konulması ve bin
yıl söylenmesi ve bulundukları a)Horasan da (Türkmendistan’da ki İlbeyli
Türkmendler)
     b)Anadolu da (Merkez Sivas’ta ki İlbeyli Türkmenler(İlk Sivas Kars’taki)
     c)Kafkasya da (Kaf Dağı gibi Karsya’da ki İlbeyli Türkmendler )
     d)Mısır da (Yeni Musul’da ki İlbeyli Türkmendler)
     e)Musul da (Eski Musul’da ki (Fars Mendistan’daki (Belge İslam
Ansiklopedisi Mendistan bölümü) İlbeyli Türkmendler)
     f)Halep’te, Şam’da, Kerkük’teki İlbeyli Türkmendler olarak sekiz ana
merkezde yaşarlar.
     İLBEYLİLERİN ŞÖHRETİ                     : İlbeyli (Devletin kalbinin) ( Baş
ilinin) Bey’inin askeri, Padişahının ve Halifesinin özel koruma askeri.
(Horasan’da (ilk Kars’ta) Musul’da, Mısır’da, Sivas’ta, (Kars’ta) Kayseri’de )
     İLBEYLİLERİN OYMAĞI                      : Ansiklopedi de isimleri zikredilen
13 ayrı oymak yâni 1) Beydilli 2) Harbendelu 3) Bayat 4) İnablu(Arap Bölgesi) 5)
İnallı(Türk Bölgesi) 6) Yınallı (Kürt bölgesi) 7) Köpekli avşarı 8) Gündüzlü
avşarı 9) Kargın 10) Kızık 11) Eymür 12) Bahadırlı 13) Karakoyunlu İlbeyli
Türkmend Oymakları
     İLBEYLİLERİN IRKI                 : Türk
     İLBEYLİLERİN KAVMİ                       : Yafes (Nuh tufanından sonra
Nuh’un gemisinde ki oğlu olan Yafes’in kavmi )
     İLBEYLİLERİN YÖRESİ                      : Kafkars (Kaf dağı dibi Kars adlı
şehirliler) (yâni 1.Kars 2.Kars Serhad Kars 3. Kars ise şimdiki Sivas) (1072 de ilk
fetihte kurulan devletin başkenti Sivas Kars (Belge: Ata melik Cuveyni Tarihi
Cihangüşa)
     İLBEYLİLERİN BOYU                 : Oğuz
     İLBEYLİLERİN BÖLGESİ                     : Türkmendistan (Mendistan Türk’ü)
     İLBEYLİLERİN DEVLETİ                     : 1-) Selçuklu-Danişmendli Kafdağı
dibi Karsya (Kafkarsya da kurdukları Seyyid Dede Karkın’ı (Dede Korkutu) Kars
şehrinde 998 de tahta oturttukları(sultan ettikleri)1.devlet) 2-) Selçuklu ( 1038 de
ki Nişabur’da başkan Selçuk Bey torunu Tuğrul Şah’ı tahta oturtup kurdukları 2.
devlet) 3-) İbrahim Yınalla 1042’de Mısır Kahire’de kurdukları Memlüklü 3.
devlet 4-) Sivas’ta kurdukları 1072’de Seyyid Muhammed Danişmend’le 4.devlet
5-) İznik’te kurdukları Kutalmış Oğlu Süleyman Şah’la 1074’te kurdukları
5.devlet.
     İLBEYLİLERİN ADI                  : Çerkez (Çeri kars) Kars çerisi (Kars Askeri)
     İLBEYLİLERİ SANI                  : Çeçen ( 10 Çerkezin başı olan) Çerkez ordu
onbaşısı savaş askeri, Çericenk

                                                                                   7
     İLBEYLİLERİN YURDU                      : Kafkarsya (Kaf(Elburz) dağının dibi
olan Karsya (Kafkarsya) ilk yurt olan Kars adlı başkentli Kafkarsya
     İLBEYLİLERİN MISIRDAKİ
     HALEP VE ŞAMDAKİ LAKABI                 :
     1-             Kölemendler (Mendistanlı esirler) 1048 deki Tuğrul şah ve amca
oğlu İbrahim Yınal savaşında Hamedan daki yenilgi sonrası esir alınan Yınallılar.
Esir=Köle Mendler
     2-             Memlükler (Mend İlikler) Mendistanlı Selçuk Bey torunları
Sultan ve şahlar.
     3-             İnallılar (İbrahim İnal) (Yınal’ın) komutasında ki Selçuklu
Çerikars İlbeyli askerleri.
     4-             İlbeyli Türkmend Çerkez ve Çeçenler ( 1042 de Mısır (Yeni
Musul) ve Filistini fetheden Buru Tekin lâkablı (Başına burma başlık bağlayan
sultan lâkaplı) Selçuk Bey’in kızdan torunu Seyyid İsmail Danişmend’inde
erkekten torunu) Seyyid Şeyh Reyhan Danişmend halifeliğinde, İbrahim Yınal’ın
(İnal’ın) oğlu olan Kutalmış Numan Beyliğindeki Selçuklu er ve erbaşlar
(Çerikarslar- Çericenkler) yâni Çerkez ve Çeçenler (Kars askeri ve cenk askerleri)
        1-)      İLBEYLİLERİN 1. YURDU:Kaf dağı dibi Kars (Kafkarsya)
998-1005 Milâdi yılları arası 7 yıl.
     2-) İLBEYLİLERİN 2. YURDU:Semerkant Buhara arası Nur dağı dibi
Türkmendistan 1005-1038 arası 33 yıl.
     3-) İLBEYLİLERİN 3. YURDU:1038-1040 miladi yılları arası                  İran
Tahran (Rey) 2 yıl.
     4-) İLBEYLİLERİN 4. YURDU:Eski Musul Fars Mendistan 1040-                1056
yılları arası 16 yıl.
     5-) İLBEYLİLERİN 5. YURDU: Yeni Musul (Mısır) 1042-2005 arası 963
yıl. Sivas (Kars) Anadolu 1056-1059 arası.
     6-) İLBEYLİLERİN 6. YURDU:Sivas (Kars) Anadolu 1056-1059 arası 3
yıl.
     7-)         İLBEYLİLERİN 7. YURDU:Sivas Kars Anadolu 1072-2005
arası 933 yıl.
     8-)       İLBEYLİLERİN 8. YURDU : Halep (Suriye) 1168-2005 arası 837
yıl.

    İLBEYLİLERİN 1. KÖYLERİ: Sivas güneyindeki 42 pare köy 1072-2005
arası 933 yıl.
    İLBEYLİLERİN 2. KÖYLERİ:Halep sınırındaki 42 pare köy 1168-2005
arası 837 yıl.
    İLBEYLİLERİN 1. YAYLASI: Sivas-Kayseri sınırındaki Çerkez Uzun
Yayla 1072-2005 arası 933 yıl.
    İLBEYLİLERİN 2. YAYLASI: Halep sınırındaki Uzun yayla 1168-2005
arası 837 yıl.
           İLBEYLİLERİN KURDUĞU DEVLETLER:
    A -Doğdukları Kafkarsya Devleti Başkent Kars (Selçuk Bey ve ortağı Sultan
Seyyid İsmail Danişmend miladi 998)
    B -Türkmendistan Horasanı Başkent Semerkant (Ziniski) (Nişabur Selçuklu
Devleti Tuğrul Şah miladi 1038)
    C -Tahran Rey başkentli İran Türkmen Devleti (Seyyid Reyhan Danişmendle
1040 yılında)
    D - 1-) Anadolu İlbeyli Danişmend Devleti 1056’da Sivas(Kars’ta)
Danişmend oğlu Seyyid Abdulvahhabgazi el sancaktarla kurulan.
                                                                                 8
     2-)Anadolu Danişmend Devleti Başkent Sivas (Kars) 1072 (Seyyid
Muhammed Danişmend’le)
   E -Mısır (Yeni Musul) Kölemen (Memlük) devleti Başkent Kahire (Fustat)
Seyyid Reyhan Danişmend, İbrahim Yınal ortaklığında 1042 miladide
   F -Suriye-Halep Kölemen devleti Başkent Şam (Kutalmış Seyyid Reyhan
Ortaklığında 1042’de)
   G -Eski Musul Irak Selçuklu Devleti başkent eski Musul (İbrahim Yınal
Seyyid Reyhan Danişmend ortaklığında)
   H -Anadolu İznik başkentli Selçuklu Devleti Kutalmış Oğlu Süleyman Şah
başkanlığında miladi 1074

        1226-1600 yılları arası 374 yıl Çerkez ve Çeçen Türkmen İlbeylilerl
tümüyle güney illeri olan Eski Musul, Kerkük, Halep, Şam,Yeni Musul (Mısır)da
oturup Halep’te ise çoğunluk olarak ve yerleşik olarak yaşıyor başkent yeni Musul
(Mısır’da) Halife Mendilik (Memlük) Kölemen (Esirmend) büyük sultanının
koruma askerleri olarak görev yapıyorlardı. Böyle bir konumda İlbeyliler güney
İslam illerinde yaşarken 1516-1517 yıllarında Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan
Selim ve Yeniçeri Osmanlı Ordusu önce Şii Şah İsmail’e ve İran’a saldırdı. Onu
yendi ve başkent Tebrizi kazalarıyla birlikte tümünü aldı. Sonra aynı yılda Sünni
Halife Devletine (Mısır’a ve başkenti Kahire’ye) saldırdı. Gelişmiş topları ile
Mısır’ı ve başkent Kahire’yi aldı. Bu arada İlbeyli Beyi Hayır Bey’in savaş
başlamadan Osmanlı elçilerini Mısır halife sultanı 85 yaşındaki Selçuklu soyu
Kansu Gavri ve yeğeni Tomambay (Teoman Bey’in) öldürmek istemesine (Elçiye
zeval olmaz diyerek) mani olduğundan padişahın veziri Yunus Paşa bunu Yavuz
Sultan Selim’e anlatınca Halep ve onun halkı Sivas Halep İlbeylileri ölümden
kurtuldular. Mısır’da Halifelik sarayını koruyan Çerkez ve Çeçen İlbeyliler bu
arada öldürüldüler. (Belge Ruzname-i Haydar Çelebi). Olaylara şahit olan Haydar
Çelebi kitabında bu olayları gözleriyle görerek günlük tutarak en ince teferruatı ile
anlatır. (Yazar Veysel). Affedilen İlbeyli Halep ve civarı halkı sadece Mısır
merkezde iki günde onbinlerce çoğu İlbeyli Çerkez ve Çeçeni ölü vermiş
Osmanlı’yı ise bu savaşta Kahire özel korumaları olarak çok fazla yıpratıp kayıp
verdirdiğinden Osmanlı’nın 1600 yılına kadar bu savaşçı Çerkez ve Çeçen
İlbeylilere soğuk bakmasına mani olamamıştı. Yavuz ve Kanuni’nin (Baba-Oğul
bu padişahların) vefatı sonrası onların torunlarınca 1600 yılında bir bölüm İlbeyli
askeri Anadolu’daki eski köy ve topraklarına ve Uzun yaylalarına bu torun
Osmanlı Sultanlarınca yerleştirilmişti. (Yazar Veysel). İşte Orta Anadolu’ya
yerleştirilen bu İlbeyli Çerkez ve Çeçenler bu yüzden Çerkez ve Çeçenliklerini
geri plâna alıp İlbeyli ve Türkmen lâkaplarını kullandılar. 1516-1600 yılları
İlbeylilerin Osmanlının tüm Mısır, Şam, Halep’i fethedip Kölemenler ve
Memlüklüler olan Selçuklu kurucu Çerkez ve Çeçenlerin 475 yıllık bu devletini
yok ettiğinden 1516’dan 1600 yılına kadar bu 84 yılda güney illerinin hepsinde
Çerkez ve Çeçenliklerini 1600 yılından sonra da getirildikleri 9316 hane olarak ve
80 bin tahmini İlbeyli olarak kuzey illerindeki Yeni Osmanlı topraklarında hep
ikinci planda tutup ön planda İlbeyli Türkmenlik lakaplarını ortaya koydular ve
yine öyle ünlendiler. 1042’de yine bu güney İslam topraklarında Selçukluların
Kölemen ve Memlüklülerin Halife İslam Devleti’nin askerleri olmuş ve Mısır
(Yeni Musul) başkentli Fatımi Halifelerinin koruma askerleri olarak 1042-1517
yılları arası mağlup oldukları 1517 yılı Kahire son savaşına kadar 475 yıl
oturdukları bu topraklarda korudukları devletleri yok olmuştu. Fakat bu kerre
Osmanlı İslam Anadolu Devletine bu mağlubiyet sonrası tâbi olmuşlardı. Son
Halife ve Sultanları 85 yaşındaki Kansu Gavri savaş meydanında seccadesi
                                                                                   9
üzerinde namaza durup ve anında vefat etmişti. Onun yeğeni Tomambay ise
(Teoman Bey) küçük Sultan ve Halife vekili olarak Selçuk-Danişmend ortak son
Sultanı olarak (Memlük-Kölemend son soy olarak) suda (Nil’de) oklanarak
yaralanarak esir edilmiş sonra Kahire Kalesi burcuna asılarak Şadi Bey isimli
akrabası ile öldürülmüştü.(Belge Ruzname-i Haydar Çelebi.) İşte Osmanlı Devleti
1516-1600 yılları arası Halep Çerkez ve Çeçen Türkmen İlbeylilerini bu yüzden
bu soğuklukla kendine tâbi etmiş 1600 yılındada acılar unutulup aralar sıcaklaşıp
84 yılda geçen bu zamanda buzlar eriyip Anadolu!ya eski ecdatlarının fetih
topraklarına İlbeyliler olarak tekrar kavuşmuşlardır. 1600 yılı sonrası Ankara ve
Sivas civarında sadece İlbeyli Türkmen İslam cemaati olarak öne çıkmışlar,
Balıkesir-Adapazarı civarında ise Hrıstıyan ve Yahudi Musevi hakların arasında
ve ortasında hem Çerkez ve hem Çeçenliklerini hem Çerkezce, hem Çeçence,
hemde öz Türkçeleriyle birlikte konuşarak soylarını saklamamışlardır. 1600
yılında bu üç bölgede (Ankara, Balıkesir, Sivas, İlbeyliler) Osmanlı’nın dünyanın
en güçlü ordusu olarak bilinen son derece modern silahlarla donanmış ordusu
Yeniçerinin yenilmez kılıcı ve konutanları olmuşlar tüm Anadolu Orta, Batı,
Doğu’da olduğu gibi Halep, Bağdat, Şam, Mısır’da da yine Yeniçeri Osmanlı
askerleri olarak eski ünleri olan Çerikers ve Çericenklik (Kars askeri) (Cenk
askeri) sanları ile müthiş olan yenilmez savaşçılıklarını devam ettirmişler ve layık
oldukları mevkilere orduda ulaşmışlardır. Yalnız kalleşliğe uğradıkları ve silahsız
olarak Kahire’de kaleye yemeğe davet edildikleri 1 Mart 1811 yılındaki dayıları
Hrıstiyan olan ve gıcık aldığı 600 yıllık Yeniçeri İslam Türk Ordusunu kaldırmak
isteyen ve sonunda da kaldırıp Osmanlı’nın temelini çatlatan ve altını oyup
çökerten Osmanlı Sultanı 2. Mahmut’la Arnavut kökenli Mısır Valisi Kavalalı
Mehmet Ali Paşa’nın gizlice anlaşarak hile ile 470 İlbeyli Çerkez ve Çeçen
Komutanını yemek esnasında şehit etmelerinde içim kan ağlayarak bir ibret
vesikası olarak not etmeyi bir vazife bilerek yazdığım bu tarihe kaydettim.(Yazar
Seyyid Veysel). Zaten ilk İslamın Sahabeleri hicretin 40. yılında 7 devleti Hz.
Muhammed (s.a.v)’in sancağı altına toplamıştı. Cenabı Allah’ın (c.c) emri izni ve
desteği ile hicretin 400. yılında (360 yıl sonra) 998 yılında Selçuk Bey ve dünürü
Seyyid Dede Korkut Sultan İsmail Danişmend İlbeyli Çerkez ve Çeçen ordusu ile
Kafkarsya’da başkent Kars’ta İslam Selçuk Danişmend ortak devletini kurdular
idi. Gazneli Sultan Mahmut bu Müslüman Devleti Genç Ordu Komutanı ve İlbeyli
2.Beyi olan Aslan Yagbu Beyi hile ile kandırıp kayınpederi Seyyid Sultan
İsmail’den 5bin kişilik kuvveti ayırarak onu 300 kişi ile yalnız bırakıp böylece
Kars’ta(Kafkarsya’da) 7 yıllık bu ilk Devleti yıktı. (Miladi 1005). Sonra 1038’de
onun (Gazneli Sultan Mahmut’un) oğlu Mesut Şah’ı Dendenakan’da (Seyhun ve
Ceyhun nehirleri ortasında) yenen Selçuklu Danişmend’i Çerkez ve Çeçen ordusu
1038’de Nişabur’da tahta oturan Sultan Tuğrul Şah’la (Selçuk Bey’in Torunu ile)
devlet oldu. İlbeyli Çerkez ve Çeçenler 50 yılda (1038-1088) arası
Türkmendistan’dan Hindistan’a, Hindistan’dan Sivas’a (Kars’a), Sivas’tan sonra
İznik daha önce Mısır’a oradan Bağdat’a, Mekke’ye Medine’ye kadar 27 devleti
Hz. Muhammed (s.a.v)’in torunları Danişmend’li Seyyid’lerin taşıdığı ilk
Bedir’de dalgalanan mübarek Muazzez, Mukaddes Sancağı Şerif’inin ve Selçuklu
Sultanlarının taşıdığı 3 hilalli bayrağının altına alıp İslami adaleti uyguladılar.
Öyle bir adalet sundular ki hem Muhammed’i, hem Musevi, hem Davud’i, hem
İsevi inananlar bu güzel idareden (İlbeyli Çerkez ve Çeçen Selçuklu devletini
kuran adaletten) çok memnun kaldılar. Cenabı Allah bu Mukaddes Devleti kuran
İlbeyli İslam Türk Cemaati Çerkez ve Çeçenlerinden çok memnun olsa gerekti ki
bu cemaate kalleşlik ve ihanet eden devletleri 1038’de Gazneli’leri ondan evvel
Samanileri yıkıp Seyyid Dede Korkut İsmail Danişmend Bey’i ve dünürü Selçuk
                                                                                 10
Bey’in İlbeyli’lerini 50 yılda 27 devletin askeri komutan ve Hükümdarları yaptı.
(Seyyid Veysel Semih Danişmend)




   SİVAS İLBEYLİ TÜRKMEND CEMAATİNİN İLK ON BEYİ:

   1. İL KARS BEYİ SELÇUK BEY (998 de Birinci İlbey) Halifeleri Seyyid
Sultan Dede Kargın Danişmend

   2. İL SEMERKANT BEYİ ASLAN BEY (1005 de İkinci İlbey) Halifeleri
Seyyid Numan Danişmend

   3. İL NİŞABUR BEYİ İBRAHİM YINAL BEY (1032 de Üçüncü İlbey)
Halifeleri Seyyid Buru Tekin (Reyhan Danişmend)

   4. İL ESKİ MUSUL BEYİ KUTALMIŞ BEY (1048 de Dördüncü İlbey)
Halifeleri Önce Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi Ali El Sancaktar’ken, o
1048’de Mardin’de şehit edilince oğlu olan Seyyid Sancaktar Abdül Vahab
Gazi El Danişmend

   5. İL İZNİK BEYİ SÜLEYMAN ŞAH BEY (1071 de Beşinci İlbey)
Halifeleri Seyyid Pir Aziz Danişmend o 1066’da Diyarbakır’da şehit edilince
yerine büyük oğlu Sivas Sultanı ve Fatih’i Seyyid Muhammed Danişmend

   6.İL     KARS (SİVAS) BEYİ BİRİNCİ SEYYİD MUHAMMED
DANİŞMEND BEY (1086 da Altıncı İlbey) ve Halifeleri Sivas (Kars) Halifesi
(El Mustansır adlı Miladi 1036-1094 yılları arası 58 yıl halife olan) Mısır
Fatımi Halifesinin 1072’de Sivas Vekili) olarak kendisi

   7. İL KARS (SİVAS) BEYİ SEYYİD MELİKGAZİ YAKUP ARSLAN
BEY (1106 da Yedinci İlbey) ve 7. Halife Vekili (Mısır Fatımi Halifesi
Anadolu Naibi) olarak kendisi




                                                                             11
   8.   İL   KARS     (SİVAS)    BEYİ     SEYYİD      İKİNCİ     MUHAMMED
DANİŞMEND BEY (1134 de Sekizinci İlbey) (Mısır Fatımi halifesi 8.
Anadolu vekili) olarak kendisi

   9. İL KARS (SİVAS) BEYİ SEYYİD YAĞIBASAN BEY (1142 de
Dokuzuncu İlbey) (Mısır Fatımi Halifesi 9. Anadolu vekili ) olarak kendisi
    10. İL KARS (SİVAS) BEYİ SEYYİD ZAHİREDDİN İLBEY 1164’de
10.İLBEY (47 YIL İL BEYLİK YAPTI; 1164-1211 YILLARI ARASI ) (Şimdiki
Sivas-Halep İlbeyli Cemaatinin isim babası) Halifeleri Mısır Halifesinin 10.
Halife vekili Seyyid Zülnun Danişmend)

   İLBEYLİ İSLAM CEMAATİNİN 998-1300 YILLARI ARASI 302
YILLIK TARİHİ

   1071 yılı Malazgirt savaşında Bizanslılara karşı savaşan Danişmend
Muhammed Gazi’nin (Seyyid Muhammed Danişmendi’nin) ve kardeşleri Seyyid
Mengücek Gazi ve Seyyid Saltuk Gazi’nin ve yeğenleri Kutalmış oğlu Süleyman
Şah Gazi’nin ordusu olan Türkmendlerin kalbindeki (Nefsindeki) en gözü pek,
fedakâr ve savaşçı ordusu olan ve savaşlarda 10 adet 1000’er kişilik Çericeng’in
(Çeçen’in) ve Çeri Kars’ın yâni Çerikers’in (Çerkez’in) yâni Kaf Dağı dibinde
kurulmuş olan Karsya’nın başkenti Kars’ın yâni (Kafkarsya’nın) askeri olan
(Çerisi olan) Çerkez ve Çeçen askerlerinin başı olan 10 adet Bin kişilik
bölükbaşının (yani Binbaşının) yönetimindeki 10.000 kişilik alayın başının yâni
Alp Bay’ın yâni büyük bay (Büyük Bey)’in şimdiki yâni 2005 deki Albay’ın
komutanlığındaki gözünü budaktan sakınmayan (merkez ordular olup 4 ayrı ordu
olan ) bu müthiş gruba Selçuklu İlbeyliler Muhammedcikleri (Mehmetçikleri)
denirdi. (Yazar Seyyid Veysel)

   Milâdi 998 de 1 ordu halinde bu çekirdek İslâm Selçuklu – Danişmentli Türk
ordusunun 10 adet Yüzbaşısı (100 bölük başısı) 1 Binbaşıya (1000 bölük başına)
bağlı idi. 10 adet bin başısı (1000 Bölük başısı) ise 1 adet Alp (Büyük) beye
(Baya) (Alpbay’a) yâni Albay’a (Şimdiki 2005 deki Albay’a) bağlı idi. Bu ordu
nizamının en küçük birimi ise 10 bölükbaşı (10 kişilik bölükbaşı) (10 Başı) olup,
Çeçen yani Çeri ceng (Çeçeng) (savaş askeri) adını alırdı. 10 başıların 10 adedi
yâni 10 Çeçenin 100 kişilik bir grupla ( her 10 kişilik bir gruba da takım adı
verilerek 1 Çeçenle 11 kişi) (bir takım olarak) takım komutanları olan ve Çeçen
lâkabı alan 10 Çeçen bu 10 takımla yüz bölük başısı olan Yüzbaşıya bağlı olurdu.

                                                                              12
Seyyid Dede Kargın Sultan Şeyh İsmail ve onun dünürü olan Dokak Bey oğlu
Selçuk Bey tarafından 998 milâdi de, Kaf dağı dibindeki Karsya ülkesi başkenti
olan Kars’da (Kafkarsya’da) kurulan bu ordunun ilk Albayı (Büyük beyi) (Alp
Beyi) Selçuk bey oğlu Aslan Bey olup, Seyyid Dede Korkut’un (Dede Kargın
Sultan Şeyh İsmail’in) damadı olan Aslan Yabgu (Aslan bey ğuz) Aslan isimli
ğuz (Oğuz) beyi bu bey idi. İlbeyli Çerikers (Kars Çerisi) askerlerin ve bu
ordunun içindeki 10 bölük başı yâni onbaşı olan Çeri Cenk (Çeçen) Asker (Çeri)
Cenk (Savaş) yâni Savaş Askerlerinin her biri (her 10 başı) Çeçen ismi almış olan
çeri idi (Asker idi). Bir Çeçen o komuta ettiği 10 kişilik askerle (yâni bir takımla )
(Kendi dahil 11 kişi ile) aynı anda bulunduğu her yerin en büyük ve kuvvetli
muharip gücünü meydana getirir ve o güç bir Atom’un âdetâ çekirdeği konumunu
taşır ve mutlaka Alperen ünvanını (şehid olduğunda Alp = büyük Eren = Evliya,
Büyük Evliya ünvanını) alarak şehid veya gazi olarak emrindeki 10 Çerinin
(Askerin) başında en önde savaşarak hârikalar yaratır ve mutlaka Allah adına ya
ölür ya yenerdi. Bu ordular, miladi 998 de kurulan Çerikers (Çerkez) İslâm
Kafkas (Kafkars) Selçuk ve Danişmend ortak orduları olan Seyyid Dede Kargın
Sultan İsmail Samani Mendesir’in dünürü ile yâni Dokak oğlu Selçuk Bey’in
birlikte 998 de büyük bir akılla kurdukları ordulardı. Bu ordular bu plân ve
programla kurulmuş, böylece her savaşta mutlaka galip gelmişlerdi. Bu çerikers
ve çericeng (Çerkez ve Çeçen) orduları hep üstünlük sağladı ve hep kazandılar.
Aynı ordular bu nizam ve düzenle Milâdi 1038’de Horasan’da (Kafkarsya’da)
Seyhun ve Ceyhun nehirleri (Dendenakan) arasında Gazneli Sultan Mahmut’un
oğlu Sultan Mesut’u (ki bu Gazneli sultan Mahmut 998’de Kafkarsya devleti
başkenti Kars’da kurulan ilk devlet olan Danişmend Selçuk ortak devletin de
sultan olan Seyyid Dede Kargın Sultan İsmail’in ordu komutanı ve damadı olan
Selçuk oğlu Arslan beyi hiyle ile kandırıp ,7 yıl süren bu ilk Kars İslam devletini
Kars’da yıkmış Arslan Beyi Kalinkar (Hindistan ) kalesine hapsedip sonra orada
1025-1032 yılları arası 7 yıl hapsedip sonra zehirli yemekle öldürtmüştü. (1005-
1038) arası 33 yıl bu Selçuk oğulları Seyyid Dede Kargın’ın oğlu olan Karahanlı
damadı ve sultanı Seyyid Ali Tekin’in verdiği Semerkand Nur Dağı ovalarında,
(Aslan Yab Gunun hapse düştüğü 7 yıl dahil) İslâmi öğreti ile (Dede Korkut’un
Cuma ve vakit namazı hutbeleri ile bu 33 yılda) İslâmı içlerine sindirmiş ve
benimsemiş ve bilenmiş (ve Sultan Mahmut’un oğlu Mesut’u) Dendenakan da
1038 de yenmişlerdi ve 7 yıl sonra Başkomutanları Selçuk Bey’in büyük oğlu

                                                                                   13
Aslan Beyin kanını almışlardı. İşte Çerkez ve Çeçen İlbeyliler bu 33 yıllık İslâmi
öğretiyi Nur dağlarında alan ilk cemaatti ( Yazar Seyyid Veysel). Gazneli sultan
Mahmud’un oğlu olan Sultan Mesut’la yapılan meşhur savaşta da galip gelen
Selçuklu ve Danişmendli komutanlar olan Selçuklu İbrahim Yınal,Danişmendli
Seyyid Reyhan Danişmend Selçuklu Çeri Davut Bey, Selçuklu ilk sultanı olan
başkomutan Tuğrulşah ve diğer Komutanlar tarafından galibiyet sonrası sıra ile o
anda 88 yaşındaki Seyyid Dede Korkut (Dede Kargın Sultan İsmail Şeyh Kızıl’a)
Danişmend (Mendi’nin Bilgini) ünvanı bu savaş meydanında verilmiş, bu yaşlı
pirin elini öpmüşlerdi. (Belge: Tarihi Beyhaki “bir yaşlı pir olan ve bu savaşta en
önemli katkıyı verip, bu yaşına rağmen orduya takdik vererek galibiyete sebep
olan komutan” diye üzülerek kitabında bu durumu görerek anlatır. Çünki bunlar
olurken bey Haki (Haki Bey) yenik ordunun yâni Gazneli Sultan Mahmut’un oğlu
Mesut’un veziri (başbakanı) olup, yardımcısı ile birlikte üzerlerini değiştirip
tüccar kılığında onları (yapılan bu merasimi) “yüksek bir tepeden ve ağaçların
arasından gözyaşlarımızla seyrettik” diye Haki bey (Tarihçi) kitabına yazmıştı).
(Yazar Veysel). İşte bu Dendenakan savaşı ile Selçuk Bey’in oğlu olan Aslan
Yabgu’nun kardeşi Mikail Bey’in oğlu Tuğrulşah, ilk olarak Nişabur kentinde
törenle hemen kurulan ve ilk kurulan Selçuklu Devlet tahtına 1038’de Seyyid
Sultan Dede Kargın İsmail Şeyh Kızıl adlı Türkmend Bağbuğ’un o anda okuduğu
Sure-i Feth ile ve muazzam ve mübarek duası ile Selçuklu Çerikars (Çerkez)
ordularının ve unutulmaz onbaşıları olan (Çericeng) Çeçen askerlerinin âminleri
ile ve Hz.Muhammed Mustafa (SAV)’in 15. torunu olan Seyyid Dede Kargın’ın
Ehli beyti (ve dedesi Hz. Muhammed’i temsilen) oturtulmuş ve bugünkü (2005)
Türkiyemizi bu büyük ve çağ değiştiren olay savaşa ve sonrası kurulan bu
mukaddes devlete borçlu olmuş idik. 998’de daha önce Kars’ta kurulan devlette
Danişment Seyyid Dede Kargın Sultan, damadı Selçuk Bey oğlu Aslan Bey ise
(Yabgu) ordu komutanı idi. Tahta ilk olarak Selçuklu da 1038’de Tuğrulşah
oturdu. (Belge Seyyid Dede Kargın Sultan İsmail Mendesir’in (Mend Esir) (Esir
Mendi’nin) (Seyyid Dede Kargın Ebu Ali) lâkabı ile 997’de Samani Devleti’nin
padişahı 2. Nuh’un hem damadı hem kumandan Faik ile birlikte ortak baş
komutanı idi.(Selçuklu askerleri (Çerileri) ile birlikte 998 Samani Devleti
yıkıldığında onun yıkıntısı üzerinde ilk Selçuklu Danişmendli ortak devletini o
kurmuş ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin asıl ilk temeli milâdi 998 de bu
devletle 10 asır önce atılmıştı.) Gazneli Sultan Mahmut bu devleti (Samani

                                                                                14
Devletini) 997’de yıktığında onu tutuklatıp (Seyyid Ebu Ali Dede Kargın’ı) kendi
ortağı olan Taş kent beyini iknâ edip Seyyid Dede Kargın’ı                Taşkent’te
hapsettirmişti. 9 ay hapis olan (esir olan) Seyyid Dede Kırgın’a (İsmail Mend
esire) (Muntasır) (Esir Mendi) adı burada verilmiş sonra çarşaf giydirilip
Selçuklular tarafından hapisten kaçırılmıştı. 1. Belge: Seyyid Dede Kargın’ın 16.
dedesi Hz.Muhammed (SAV)’e varan Hicri 555 milâdi 1160 tarihli Ceylan derisi
(Danişmendoğulları’nın) Türkiye deki tek şeceresi 2. belge: Tarih kitaplarının
yazdığı İsmail Muntasır (Mundesir)’ın kaçırılma olayı. 3. Belge: Bknz.
Selçuklular ve Samaniler tarihi. (Yazar Seyyid Veysel). 1038 yılındaki
Dendenakan Selçuk oğulları kurtuluş savaşında Selçuklu-Danişmendli ortak
ordusundaki kalb askerleri (Çekirdek, merkez askerleri) olan İlbeyli Çerkez ve
Çeçenleri bu komutan ve Sultanları ilk kuruldukları 998 yılından beri tâki
Malazgirt savaşına kadar (1071’e kadar) 73 yıl hiç terk etmediler ve bu dünyanın
1/3’ünü (üçte birini) 1038-1088 yılları arası Tuğrul Şah padişah olduğundan sonra
(Selçuklu Devleti 1. padişahı) 50 yılda fetheden İslâm’ın en büyük Türk gücü
Selçuklu-Danişmendli ilk fatihleri olan bu İlbeyli Çerkez ve Çeçenler, şerefle
İslâmi geleneklere göre fethettikleri Sivas’ta (Adını 1072 de Kars koydukları
Sivas’ta) kan akıtmayıp korkunç savaş güçleri ve müthiş mütevazilikleriyle
hıristiyan Ermeni ve Rum halkını ve Yahudi ve Musevi halkını öyle memnun
ettiler ki (bu zimmetli (Hz.Muhammed’in “kitaplı birer halk olan İncilli, Tevratlı,
Zeburlu üç halkı size zimmetliyorum; bunların canları, malları, ırzları sizler
tarafından korunsun”) emri gereği kendilerine zimmetlendiklerinden zımmî lâkabı
almışlardı.) böylece onları kendilerine adalet ve iyilikleriyle aşık ettiler. Onların
Ermeni, Rum, Yahudi, Musevi diğer ülkelerdeki akraba ve yakınlarını Selçuklu
Danişmendli Adalet ve şeref kokan insanlık ve barış dolu sancağının (Hz.
Muhammed’in Bedir’de dalgalanan Siyah Sancağı şerifi) altına davet etmelerine
ve o gayri Müslim insanların İslâm Selçuklu-Danişmendli mukaddes ülkesine
(Anadolu Kars’ya İslâm ülkesine) akın etmelerine sebep oldular. İlk kuruldukları
1038 yılında bu adaletlerinden dolayı İslâm Selçuklu Türkmendleri olarak
Nişabur Tahran (Rey) İsfahan Müslüman, Fars, Arap, Kürt halkı ve Hıristiyan ve
Yahudi ayrıca Musevi       halklarla anlaşabilip konuşa bilmek için Seyhun ve
Ceyhun nehirleri arası Zaranç adlı toprak ve eyaletin başkenti olan Zara adlı
şehirde Zaraca isimli bir ortak lisan olan ve en eski Selçukça adı da verilen
Zaraca’yı (Zazaca’yı) icad ettiler. Bu mübarek sancak altına topladıkları bu yeni

                                                                                  15
lisanı konuşan halklar olan İslâm sancağı altına topladıkları her Türk, Kürt,
Arap, Fars, Afgan müslüman halk ve Hıristiyan, Musevi, Yahudi halk Zaraca ile
rahatça derdini anlatıp konuşup anlaşabildi (Yazar Seyyid Veysel) (Belge: tarafsız
tarihler) ( Belge Yazar Seyyid Veysel’in Divriği de 11. dedesi Sancaktar Seyyid
Baba Resul Danişmend’in tekkesinde bulunan ve Cum’a namazlarında imamlık
ettiği Divriği Ulu Cami de korunan ecdadı Danişmendli Seyyid Abdülvehhab
Gazi’den kalan üzerinde Muhammed Resulullah yazan ve ulu ecdadı Hazreti
Ali’nin elinde Bedir Savaşı’nda kafirlere karşı ilk dalgalandırılan siyah renkli
Sancağı şerifi). Böyle bir İslami tavır ve gelenekle Malazgirt savaşı sonrası
fethettikleri Kars (Sivas) merkezli Anadolu da 1172 yılına geldiler. Bu mübarek
devleti kuralı   (998 de ilk kurup 1005 de yıkılan 7 yıllık devletten sonra
((Nişabur’da) 1038’de kurmuşlardı) 134 yıl olmuştu. Sivas (ilk Kars) da 1072’de
bir şube olarak kurdukları ve ismini’de El Devlet El Danişmendiyye Anadolu
Kars’ya İslâm devleti adını verdikleri Sivas’ta bu kuruluştan tam 1 asır sonra yani
1172’de bu yıl ve bu yıldan 8 yıl evvel İlbeylilerin talihsizlikleri ve 1164 yılında
İlbeylilere Bey olup bu cemaatin bu adı almasına sebep olan ve İlbeylilerin bu
yıldaki başkanları olan Seyyid Danişmendli Zahireddin İlli (Şehirli)’nin (İlbey’in)
talihsizlikleri başlamış, 1168 de kara bulutlar Sivas’da bu en savaşçı, en mert ve
en kahraman Selçuk-Danişmend ortak Fatih Çerkez ve Çeçen Türkmend gücünün
başını karartmaya başlamıştı. Bu yıldan (1172’den) 8 yıl önce (yani 1164’de)
İlbeyliler Sivas (Kars) Sultanı olup ülkesi olan Büyük Danişmend Devletini (ki
ismi kuruluşta 1072-1076 arasında El Devlet El Danişmendiyye idi) Sivas başkent
(Kars başkent) olarak buradan yönetip sultanlığı öldürülen kardeşi 2. Muhammed
Danişmend’den 1142’de devralan Padişah Seyyid Yakub Hasan (Yağı Basan)
Büyük Danişmend sultanı oldu. 1142 de kardeşinin oğlu olan yeğeni Seyyid Dede
Zülnun’u da (şeceredeki Seyyid Mümin Meşriki lâkablı Sultanı) Kayseri
Danişmend Sultanı yaptı ve kendisi de Sivas’ta Danişmend büyük padişahı olup
ayrıca İlbeylilerin 9. beyi oldu. Seyyid Yağıbasan Danişmend (Yakup Hasan’nın)
şecerede ayrıca (Yakubu Meşriki esseyyid eşşeyh) lâkabları mevcuttur.) (Yazar
Seyyid Veysel). Bu devleti Sivas başkent olarak (o zaman ismi Kars olup askerleri
olan İlbeyliler ise Çeri Kars (Kars çerisi) olarak meşhurdu) yöneten Seyyid
Yağıbasan Danişmend 164’de kendi damadı olan (Çankırı Sultanı Selçuklu Soyu
olup Mesut Şah’ın oğlu olan) Şahin şahın yanından (yani Dokak oğlu, Selçuk
oğlu, Aslan Yabgu oğlu, İbrahim Yınal oğlu, Kutalmış oğlu, Süleyman Şah oğlu

                                                                                 16
1. Kılıçarslan oğlu Mesut Şah’ın oğlu olan, ayrıca 2. Kılıçarslan’ın kardeşi olan )
Çankırı’dan dönerken onun yönettiği Divriği-Zara arasında vefat edip, hemen
yanı olan ve Çamşıhı Divriği toprağı olan Sincar da (Sincan da) toprağa verildi.
(2005 de o köy yine Yağıbasan tekkesi ve köyüdür.) (yazar Seyyid Veysel)
İlbeyliler 1142’deki Kayseri cinayeti olan bu olaydan sonra (1142 yılı Kayseri
Sultanı 2. Muhammed Danişmend’in şehadeti sonrası) 1164 yılına kadar iki kısma
ayrılmış olup, yarısı Kayseri Danişmend Sultanlığı, diğer yarısı ise Sivas (Kars)
Danişmend Merkez Sultanlığı kâlb askeri (Çerileri) idiler. İlbeyli Çerkez ve
Çeçen Kayseri ve Sivas (Kars) orduları olarak Seyyid Yağıbasan ve Seyyid Dede
Zülnun Danişmend’in özel askerleri olarak Sivas ve Kayseri’ye hakim idiler.
Ortada kalan 42 pare köy ve Uzun Yayla aile yurtları olup, 1072 yılından itibaren
zaten kendilerinin malı idi. Uzun Yayla ise yine ilk fetih olan 1072 de Maraş’a
doğru uzanan yaylaları olup sadece kendilerine ait mülkleri idi . Melik Seyyid
Yağıbasan ve yeğeni ve oğulluğu Sivas ve Kayseri’de padişah iken 1164 yılında
ölen Yağıbasan danışmend 22 yıl padişahlık yapmıştı. Seyyid Yağıbasan’ın babası
olup 1134’te vefat eden 7. İlbeyleri halife ve padişahları olan Seyyid Melik Gazi
Danişmend’in mezarını Çerkez Uzun Yayla’da ortada onun babası Sivas (Kars)
fatihi padişah ve halifeleri ayrıca 6.İlbeyleri olan Birinci Seyyid Muhammed
Danişmend Gazi mezarını ise Kuzey uc da (Sivas yukarı Tekke’de 1056 ilk Sivas
fatihi Sancaktar Seyyid Abdülvehab Gazi’nin yanında birlikte) ziyaret ederlerdi.
8. İlbeyleri olan 2. Muhammed Danişmend Gazi’nin mezarını ise Kayseri Ulu
Camii’de güney uc da hem korur hem kurbanlarını bu iki ucda ve ortada keser
Sivas’da Danişmendlerin ecdatları olan Seyyid Birinci Muhammed Danişmend’in
dayıları olan ve ikiside Sivas’ta şehit olan (Seyyid Ahmedi Duran Danişmend’in
(Seyyid Ahmedi Duran Gazi Niksar’da toprağa verildi) Niksar’da (Taşkent’te)
ziyaret eder ve kardeşi Seyyid Sancaktar Abdulvehhab Gazi Danişmend’in 1056
yılında Sivas kalesini Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi’nin (Seyyid Ali Mirzat’ın) iki
oğlu olarak aldıklarında Sivas Kalesine diktikleri ve dalgalandırdıkları sancakla
ilk yaptıkları Eski Kale Camii’nde namazlarını (vakit ve cum’a) kılar ve Eski
Kale Hamamlarında temizlenip ilk kurdukları bu camide ibadetlerini yapıp sonra
1076 dan itibaren sırtlarında taşlarını taşıyarak    yaptırdıkları Kayseri, Sivas,
Niksar (Taşkent), Tokat, Amasya da ki Ulu camilerde de Cum’a ve vakit namazı
ibadetlerini deruhte ederlerdi. İlbeyli Türkmen’lerin Kayseri Ulu Cami ve Sivas
Ulu Cami ise manevi makamları (Namaz kıldıkları Merkez Camileri) olup bu iki

                                                                                17
Ulu camideki iki minare ise Anadolu İslâmı’nın iki çelikten          mamul temel
direklerini temsil ederdi. İşte Avrupa’nın haçlı ordu güçlerini bu büyük savaş
gücü olan Türkmend Çerkez ve Çeçen Anadolu İlbeyli askerleri 1072-2002 arası
930 yılda bu iki mübarek Camili iki mukaddes şehre (Kayseri ve Sivas (Kars)’a)
(bu güçler) sokmadı.. Kıyamete kadar da Çerkez ve Çeçen (İlk Kök İslam Türk
İlbeyliler (Selçuk beyin Türkmendleri) bu topraklarda yaşayacağından ve onların
kanını (dölünü) taşıyan bu torunlar Allah’ın izni ve keremi ile de bu iki topraktan
sökülemeyeceğinden) sokmayacağından Anadolu İslâmdan (bu şerefden) yoksun
kalmayacaktır. (Yazar Seyyid Veysel) Danişmendli Seyyid Dede Zülnun (Mümini
Meşriki) 1142 de babası ölüp Amcası Seyyid Yağıbasan tarafından Kayseri
Danişmend Sultanı yapılıp babası Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in cenazesini
Kayseri Ulu Cami Kıble tarafına yaptırdığı türbesine gömdüğü zaman kendiside
padişahlığının yanı sıra aynı Camide Cuma ve vakit namazı imamı oldu. Hem
devleti idare edip Mısır (Yeni Musul)’da ki Fatımi halifelerinin Anadolu
temsilcisi olup kendisinin dedesi olan Seyyid Melik Gazi’ye 1134 yılında Bağdat
Abbasi halifesinden gelen sancak ve tuğları’da bu iki Danişmendli padişah Seyyid
Yağıbasan ve yeğeni Seyyid Zülnun Danişmend Sivas ve Kayseri Ulu Camilerine
(Şerefelerine) asmışlar ve iki büyük halifelik makamı olan Mısır (Yeni Musul)
Fatımi ve Bağdat Abbasi halifelerini Anadolu’da temsile başlamışlardı.
Danişmendiler’in akıllı siyaseti Abbasi-Fatımi Halifelikleri ayırımını bile
bitirmeye hilafet temsilcileri ve vekilleri olarak yüz tutmuş İslâmi barış
sağlanmıştı. Bu yıllar 1145–1150-1155 yılları idi. (Yazar Seyyid Veysel) Selçuklu
Mesut Şah bu yıllarda kayın babası Danişmendoğlu Seyyid Melikgazi’ye (Seyyid
Yakup Arslan’a) gelen Abbasi Tuğ ve Sancaklarını Seyyid Melik Gazi (Seyyid
Yakup Arslan) 1134’de vefat ettiğinden bir müddet sonra miras olarak ele
geçirince Mısır ve Bağdat merkezli iki Halifelik Anadolu vekilliği Selçuk ve
Danişmend ordularını rekabet nedeni ile teyakkuz durumuna geçirmiş ve fitne
1150’li yıllarda başlamış, Selçuklu-Danişmendli halifelik rekabet savaşları
Bizans’ında kışkırtısı ile başlama noktasına gelip 1160’da da Mesut Şah’ın oğlu
(1156’da yerine Konya’da hükümdar olan) 2. Kılıçarslan’la bir nikâh olayı nedeni
ile de tetiklenerek patlamıştı. 1156 da Mesut Şah Konya’da öldüğünde yerine
talip iki hükümdar rakip idi. Birincisi Konya’da hemen tahtı eline geçiren (1156
da) 2. Kılıçarslan diğeri ise öz kardeşi Çankırı Sultanı Şahin Şah idi. Şahin Şah
Seyyid Yakup Hasan’ın (Danişmendli 9. İlbey Yağıbasan) damadı olup, 4 erkek

                                                                                18
çocuğu var idi. Şahin Şah babası Mesut Şah yerine o öldüğünden padişah olmak
için 1156’da kayınpederi Yağıbasan Danişmend ile ve orduları ile birlikte beraber
Konya önlerine geldiğinde onun ( 2. Kılıçarslan’ın) yanında tesadüfen Konya’da
misafir kalan Şahin Şah’ın 4 oğlu ve onların anaları surların içinde 2.
Kılıçarslan’ın (yâni amcalarının) yanında kalmış idi. 2 . Kılıçarslan yeğenlerinden
birini vahşice öldürtüp cesedini parçalayarak fırında pişirtti. (O sırada 2 ordu
(Sivas İlbeyli Danişmend Ordusu ile Selçuklu Çankırı Şahin Şah Ordusu) Konya
surlarında tahtı almak için bekliyordu.) 2. Kılıçarslan bir elçi ile bir tepsiye
koyduğu dilimlere ayrılmış cenazeyi onlara gönderince ve “burayı terketmezseniz
diğer 3’üde aynen böyle olacak” diyince ondan nefret ederek Konya’yı bu iki
sultan ve iki ordu terk etti. Bu zavallı Sabi’nin dedesi olan (anne dedesi) Seyyid
Yağıbasan hem beyi hem padişah olduğu Sivas İlbeyli Çerkez ve Çeçen ordusu ile
büyük bir üzüntü içinde ve şok halinde Sivas’a varmıştı. (Yazar Seyyid Veysel).
Bu zavallı çocuk birinin (Seyyid Yağıbasanın) torunu diğerinin (Şahin Şah) oğlu
idi.Taht için bu sabinin başına bu olayı getiren 2. Kılıçarslan’a 1156 da herkes
çok kin beslemeye başlamış ve bu vahşiliğin zirvesi olay tüm tarihlere
(Anadolu’da ve Dünya’da) (Ermeni,Rum,Arap,İslâm) geçmiş, öz yeğene amcası
böylece canice bir hareketle başına yıkılası taht için zulmetmişti. Seyyid Dede
Zülnun Danişmend, 1142’de Kayseri Sultanı olduğunda (ki kendisi Seyyid Dede
Kargın’ın oğlu, Seyyid Numan oğlu, Seyyid Reyhan Danişmend’in (Piri
Azizüddevlenin (Devletin Aziz Piri) lâkablı ve Musul eski ve Musul yeni (Mısır)
fatihi Çerkez ve Çeçen İlbeyli ordusu fatih komutanı olan ve El Azer (El Ezher)
adlı medresenin Mısır (Yeni Musul’da) kurucusu, Asuvan fatihi olup Seyyid Dede
Kargın ve Selçuk Bey’in ortak torunu olup (Dede Kargın’ın erkek Selçuk bey’in
kızdan torunu idi.) Oğlu Seyyid, Abdulganinin,            oğlu Seyyid Pir Aziz
Danişmend’in oğlu, Seyyid Birinci Muhammed Danişmend Gazi’nin oğlu Seyyid
Melikgazi (Yakub Arslan)’ın oğlu olan (Ulu Camiyi Kayseri’de yaptıran) İkinci
Seyyid Muhammed Danişmend’in oğlu idi.) O’nun askerleri ise (koruma ve kalb
ordusu) yine Sivas’ta ki gibi Kayseri’de de İlbeyli Türkmend Çerkez-Çeçen
askerleri idiler. 1164 de Seyyidlerin kurduğu Yeni Danişmendli son Sivas devleti
27 Şehir’den sadece Sivas’a sıkışmış kalmış idi. 998–1164 yılları arasında İlbeyli
Şehir, İlbeyli yayla ve İlbeyli köy askerleri 166 yıl Selçuklu ve Danişmendili ilk
ve öz orduları İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmend askerleri olarak teslim aldıkları
her toprağa uyum sağlayarak dünyanın 1/3’ünü İslâm adına fethettikleri bu 166

                                                                                19
yılda her yerde Kafkasya İlbeyli Türkmend Çerkez ve Çeçenleri (Selçuklu Devleti
kurucu Türkleri) adı ile ünlendiler. Nerede ve hangi devlette bir İslâm Türk
unsuru var ve önder olarak devleti ve orduyu sevk ve idare ediyorsa o kişiler
askerler, idareciler mutlaka Horasan’ın Semerkand Nur Dağı kültürünü almış
Seyyid Dede Korkut (Dede Kargın) terbiyesini almış ve o terbiye ile nefsini ıslâh
etmiş olan İlbeyli kalb ve koruma askerleri olup Selçuk Bey ve Seyyid Dede
Korkut (Dede Kargın) öğretisi ile pişmiş ve olmuş 166 yıl tüm İslam beyleri ve
Devletlerini İslâm coğrafyasında korumuş kollamış ve (Bu iki mübarek ve
mukaddes şehir olan) Kayseri ve Sivas arasında çekirdek olarak kalıp ama
dünyanın her toprağında kulağı ve gözü olan İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmend
halkı ve askerlerinin sadece Sivas’a sıkışmış ve son Danişmend devletini Sivas’ta
her türlü tehlikelere rağmen korumaya almış 1164 yılında ki damıtılmış ve
kemikleşmiş 166 yılda mühürleşmiş ve kıyamete kadar sürecek özü, kalbi ve
ruhudur.Bu ruh cenabı Allah’ın izniyle Resulullah’ın (SAV) öğretisini onun 15.
torunu Seyyid Dede Kargın’la (Dede Korkut’la) ve onun dünürü Selçuk Bey’in
Türkmenlerinin kahramanlık ve asaleti ile birleşmiş,kıyamete kadar bu özelliği
koruyacak bir ruhdur ve yine bu ruh Resulullah’ın halifeliğinin her ferdde
kalbinin derinliklerinde temsil edildiği bir ruhdur.Bu askerlerin komutanı olan 100
bölükbaşları (yüzbaşıları) 1000 bölükbaşları (binbaşıları) ve 10 adet binbaşlarının
başkanları Alp Bay (Alp Bey) (Büyükbey) Albay (yâni alay komutanı) yâni
alayının (hepsinin) komutanı olan Albay rütbesi taşıyanlar bu mukaddes orduda
% 90 itibariyle Seyyid idi. Çünkü Seyyidler bu Selçuklu-Danişmendli mukaddes
ordusunun (100-1000 ve 10.000) bölük başları olup Mehmetçikleri idiler.
Anadolu’da 3 devlet kurmuş (Danişmendli, Mengücekli, Saltuklu) Resulullah
(sav)’ın erkekten (Seyyid Dede Kargın’dan) olan ve kızdan (Selçuk Bey’in
kızından) doğan yâni Seyyid Reyhan Danişmend’in (Selçuk Bey’in kızdan ve
Seyyid Dede Kargın’ın erkekten olan) torunu olarak her iki büyük liderin Selçuk
Bey’in ve Seyyid Dede Korkut’un ortak torunu olan Seyyid Reyhan Danişmend’i
den (Buru Tekin’den) gelen bu 3 beylik padişahları Seyyidler Türk’ün Bayrağını
(Selçuk Bey’in bayrağını) Hz. Muhammed (SAV)’in sancağını bu 3 devletle
birlikte göğe kaldırmış ve dalgalandırmışlardı ve bu 3 devletin ilk kurucu askerleri
İlbeyli Çerkez ve Çeçenler di. Aynı anda 1038 de de Nişabur’da ve sonra 1076 da
Anadolu’da kurulan Selçuklu devletlerinin kurucuları ise baba Selçuk Bey den
oğlu Aslan Yabgu’dan (erkekten olma) ve anne Dede Kargın kızından (kızdan)

                                                                                 20
doğma İbrahim Yınal’ın torunlarının padişah olduğu Selçuklu beylerinden gelen
torun padişahların kurduğu beylik idi. (Yazar Veysel). Önce Kafkarsya Kars’ında
sonra Horasan Semerkant’ta 998 de Seyyid Dede Kargın ve dünürü Selçuk Bey
orduyu böyle bir süper akılla kurdukları zaman yâni Semerkand ve Buhara
Selçuklu ve Danişmendiler’e yeni geçtiğinde Kars askerleri içindeki Ayyarlar
(Seyyidler grubu olup, Allah’ın 99 ismini namazlardan sonra İslâm ordu
askerlerine Zikrullah olarak söyletirlerken aşka gelip Ay Yar Ay Yar diye belli bir
ritm ile yüzlerce defa zikrederlerdi). Horasan İslâm halkı bu Kâri Seyyid’de
ismini verdikleri Kur’anı ezberlemiş (Hafız) Seyyidler e çok hürmet ederdi ve
Horasan Erenleri ve     Ayyar ismi onlara lâkabdı, (Yazar Veysel). Seyyidler
grubunun bir kısmı imam, bir kısmı hatip,bir kısmı Molla bir kısmı ise asker başı,
komutan (Yüzbaşı, Binbaşı, Albay) olmuşlardı.(Çünkü Cenabı Allah onlara yürü
ya Selçuklu kulum demişti.(Yazar Veysel) İşte Seyyid olup (Hz. Muhammed’in
İmam Hüseyin adlı torunundan soy alıp) asker başılık görevi alan askerliğe
meraklı Dede Kargın’ın ve kardeşlerinin askerlikle görevli torun, oğul ve kardeş
oğlu (erkekden yeğen) tüm Seyyidler bu güzîde Selçuklu-Danişmendli ortak
ordusunda Hz. Muhammed Mustafa’nın (SAV)’in Seyyid lâkabı almış torunları
olarak Seyyid (Efendi) ve Tekin (Sultan) ünvanı alarak asker (Çeri) bölük başı
komutanlar (yüz, bin, onbin başları) oldular idi. Muhammedcik ismi (küçük
Muhammed) bu yılda 998 de ve buradan ve bu yüzden Türk Selçuk ve Danişmend
Türkmend ordularına (şehid ve gazi, er , erbaş, sü bay (su = asker bey= bay
subaylarına) verildi. Bu mübarek Selçuklu ordusu İlbeyli er erbaş ve subayları
öyle bir islami güçle ve sadece Allah için savaşırlardı ki onlar savaş sonrası ve
devamında bile namazlarını topluca kılar ve yüksek sesle zikrullahı (99 isim olan
Cenab-ı Allah’ın isimlerini söyler ve halka halinde söyleyerek 9 turdan sonra
Allahu Ekber diyerek düşmana saldırırlardı.) (Türkmen gerçekte Türkmenddir)
Mendistan’ın (Mendistan’ın kısaltılmışı olan Mendi ile Türkü birleştirirseniz bu
birleşimden Türkmend çıkar ve) Mendistan Türkü Türkmend bu Türklere denir bu
Türklerin ülkesine ise Türkmendistan denilerek bu güne (950 milâdi’den beri)
söylene gelmişti. Semerkand başkentli Horasan’daki Mendistan’ın müslümân
Türkleri demektir Türkmend. (Yazar Veysel) Türkmendistan Türkleri olan
Türkmend İlbeyli Çerikars ve Çericengler (Çerkez ve Çeçenler) Selçuk
Danişmend ilk İslâm imparatorluk orduları idiler. 1005 yılında yıkılan Kars ilk
devleti sonrası kurulan İlk İl olan ve baş il olan Nişabur (Devletin kurulduğu)

                                                                                21
sonra Semerkant İl, sonra Buhara İl ve son olarak Rey (Tahran) İl beyleri olan
Selçuklu Danişmendli İl Beyleri aynen devam ederek 1164’de Sivas ve Kayseri
de Danişmend İl beylerine bağlı olarak devlet iken Sivas’ta İlbeyliler olarak
koskoca Selçuklu adlı imparatorluktan sadece Sivas’a sığınıldığından ve burada
birikildiğinden ve büyük bir azimle Selçuklu-Danişmendli 998 yılı kuruluş
ruhunuda burada koruduğundan burada kemikleşerek 2005 yılına kadar aynen
devam etmiş idi. Cenab-ı Allah dünyanın 1/3’ünü (üçtebirini) İslâmla ve onun
Mukaddes nizamı Selçuklu-Danişmendli Kafkarsya İmparatorluk İslam Devleti
adı ile şereflendiren bu mukaddes Çerkez ve Çeçen İlbeyli Türkmend Türk’ü
(Mendistan Türk’ü) ilk cemaatinden ve ordusundan çok memnun kalmış olsa
gerekki inşallah bu cemaat onların birer mirasçıları olarak 2005’de varlığı bilinip
kıyamete kadar yaradan’ın izni ile bu topraklarda varlığını bu isimle (İlbeylilerle)
ve yazılan bu gerçek belgeli tarihle okunup anlatılacağından devam ettirecektir.
Bir ilbeyli Türkmen, Çerkez ve Çeçen’e 2005’de rastlandığında ona şöyle bakıp
bu kişinin 33 ilâ 35 inci dedesi Selçuklu kuruluşunda 998 de hem Selçuk Bey’i 1.
İlbeyi hem onun dünürü 1. İlbeyli halifesini Seyyid Dede Kargın İsmail
Danişmend’i gördü ve onun ardına namazlar da cemaat olup onun (Dede
Kargın’ın, Dede Korkut’un ) Cuma hutbelerini Kafkarsya başkenti Kars’da ve
Kafkarsya Sarıkamış’da 998 de dinledi diye o İlbeyli cemaati olan bir insana o
gözle bakmalı ve ona bu yüzden öyle ilgi duyup saygı göstermelidir. (Yazar
Seyyid Veysel). 1160 yılında Konya Sultanı Selçuklu torunu 2. Kılıçarslan
(Mesutşah’ın oğlu) Danişmendli Sultanı olan ve eniştesi olan Sultan Seyyid Melik
Yağıbasan (Yakup Hasan) Danişmend’le korkunç bir düşmanlık yaşamaya
başlamıştı. Çünkü Selçuklu Sultanı Mesutşah’ın damadı olan ve 2. Kılıçarslan’ın
da aynı zamanda eniştesi olan Yakub Hasan Danişmend umulmadık ve
beklenmedik bir olayı Sivas da gerçekleştirmişti. Erzurum Saltuklu Sultanı 2.
İzzeddin Sarı Saltuk (Seyyid Sarı Saltuk’u Rumi diye hicri 555 yıllı olups 872
yaşında şeceremizde aynen bunu yazar-Yazar Seyyid Veysel) kızını Selçuklu
Konya Sultanı 2. Kılıçarslan’a nikâhlamış, fakat bu gelin Erzurum’dan büyük bir
alayla yola çıkıp, Konya’ya doğru (bu düğün alayı) giderken Sivas Sultanı Seyyid
Danişmendoğlu Yakup Hasan (Yağıbasan) düğün alayını Sivas da özel askerleri
olan Çerkez ve Çeçen Türkmend İlbeylilerle kestirerek (yolunu kapatıp) gelini
Sivas’da alıkoymuştu Sonra onu (gelini) Allah’ı inkâr ettirerek, Ulu amcası
Seyyid Sarı Saltuk Gazi’nin torunu olup bir Seyyide olan (Hz. Muhammed’in

                                                                                 22
torunu olan) bu zavallı gelini dinden çıkarıp, kâfir ettirip, böylece nikâhı düşürüp
sonra bir kaç gün Sivas’da misafir edip, (Konya ya göndermeyip) sonra tekrar
Sivas’ta din adamları (imamlar)       huzurunda İslamiyet’i tekrar kabul ettirip
(Kelime-i Şahadet getirtip) tekrar Müslüman edip, bu kerre yeğeni ve oğulluğu
olan Seyyid Dede Zülnun Danişmend’e nikâh ederek evlendirmişti. Bu yıllarda
Kayseri Danişmend Sultanlığı yapan yeğeni ve oğulluğu (zira Seyyid Dede
Zülnun’un babası Danişmend büyük padişahı Seyyid 2. Muhammed Danişmend
1142 de Kayseri’de öldürüldüğünde onun katili olan yeğeni Sungur’u bu cinayete
azmettirenin 2. Kılıçarslan ve babası Selçuklu Konya Sultanı Mesud Şah olduğu
ve niyetinin Danişmend Devletinin büyük topraklarında (ki 27 şehir Danişmend ili
dahilinde idi gözü olduğu biliniyordu) Seyyid 2. Muhammed Danişmend
öldürüldüğünde onun annesi olan prensesin (Seyyid Dede Zülnun’un annesi, ölen
padişahın dul eşinin) Sivas sultanı Seyyid Yağıbasan ile (Yakup Hasan ile)
evlenmesi ve O’nun Sivas’a gelin gitmesi nedeni ile Danişmend Yakup Hasan
büyük padişah ve İlbeyli 9. Beyi olmuş Danişmend Devleti ise böylece
parçalanmamış idi. Yeğeni ise şimdi oğulluğu idi. O oğulluğunu ise 1142’de
Kayseri padişahı yapmıştı. Bu nikâh düşürme olayına         sebeb ise 4 yıl evvel
1156’da 2. Kılıçarslan’ın tahtı ele geçirirken öz yeğenini öldürüp cesedini
parçalatıp pişirip kendinden Konya’ya gelip padişahlığı almak isteyen kardeşi
Şahin Şah ve onun kayınpederi Seyyid Yağıbasan’ın Konya’daki sur dışındaki
bekleyen ordularına gönderip, “kardeşim Şahin Şah’ın diğer 3 evlâdını da eğer
ordularınızla birlikte Konya’yı terketmezseniz aynı akibete uğratacağım diyerek
saltanatta kalmak için başvurduğu sadistçe bu tutumu idi. (Yazar Seyyid Veysel)
Danişmendli Seyyidler bu gaddarlığı öz yeğenine yapanı kendilerine damat
etmemek istiyorlardı.Ama mübarek hadislere göre Ölüm,Rızık ve Nikâh Allah’ın
sadece kendisine özel emri ile ( irâde-i Cüz’iye dışı) bir emir ve yazgısı ile
mümkün olup bu 3 ‘ü sadece %100 onun emri ile oluyordu ve günahı ise bu suç
olan ameli işleyenin sırtına yapışıyordu. Zira Cüz’i irade Allah (cc) tarafından
kullarına verilerek Cennet ve Cehennem insanların bu iradeyi kullanması ile
kazanılıyor idi. (Yazar Seyyid Veysel). Bu Hiylei şer’iyyeli nikâh düşürme olayı
Selçuklu-Danişmendili düşmanlığını daha da artırmıştı. Danişmendlilerce Nikâh
düşürme muamelesi ile Selçuklu Konya 4 yıllık padişahı 2. Kılıçarslan’a yapılan
gurur kırıcı bu tutum, tahtı kardeşine vermemek için 2.Kılıçarslan’ın (kendi öz
kardeşinin oğluna) yaptığı zalimlik yanında çok hafif kalmıştı. (Yazar Seyyid

                                                                                 23
Veysel) Selçuklular tam hazırlık bile yapmadan hemen Kayseri yakınlarındaki
1160 yılında yapılan bu savaşta hırsla Danişmendlilere bu yüzden saldırdılar.
Danişmendliler mükemmel İlbeyli Türkmend Çerkez ve Çeçen merkez orduları
ile Selçuklu ordularını yenip adeta bitirmiş ve 2. Kılıçarslan ancak 300 kişi ile
kendini Bizans’a zor atmış ve Bizans imparatoru Manuel tarafından 6 ay orada
Constantinopolis’te misafir edilmişti. (Belge: Selçuklu Tarihleri) Bu yenilgi
sonrası Konya Selçuklu ordusunun adeta bitmesi ve kaynı olan 2. Kılıçarslan’ın
Danişmend ordularındaki Türkmend Çerkez ve Çeçenleri olan Sivas Merkez
İlbeyliler ordusunun Selçuklu ordusunu hemen yendiğinden dağılması ile Konya
adeta boş kalıp orta Anadolunun bu mağlubiyetten dolayı Hristiyanlara karşı
zayıflaması hali Anadolu’da ki İslâmın ve Müslümanların aleyhine gelişince
Alimler araya girip enişte kayın bu düşmanları barıştırıp, bu 1160’daki savaşta
Danişmendli Sultanlarına geçen Bağdat Abbasi Sancak ve Tuğlarının 2.
Kılıçarslan’a ve Konya Selçuklu’ya tekrar iade edilmesine sebep oldular. Kardeşi
2. Kılıçarslan’la yeğen pişirme vahşeti ile düşman olmuş olan Seyyid
Yağıbasan’ın damadı olan Çankırı sultanı Selçuklu Şahin Şah arasındaki bu
gerilim devam ederken 4 yıl geçip Danişmend sultanı Seyyid Yağıbasan (Yakup
Hasan) yine misafir olarak bulunduğu (Çankırı’dan damadı Şahin Bey’in eşi o
zavallı torunu pişirilen sabinin anası olan ) kızının yanından dönüyordu. Sivas
Zara yakınında rahatsızlanıp Sivas’a gelemeden vefat etti. Sincar’a kendi adını
taşıyan Yağıbasan köyüne 1164 yılında gömüldü.Bu köy Divrigi Camşıhı bölgesi
Sincan beldesindedir. Tam bu anda Kayseri ve Sivas Danişmend Sultanlıkları
karıştı. Zira Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan gizli olarak anlaştığı Bizans’tan (
çünkü 6 ay misafir kaldığı Bizans İmparatoru Manuel ile birlik olmuştu ve Bizans
İmparatoru ile Danişmendiler’e karşı gizli anlaşmalar yaparak 2.Kılıçarslan’la
ortak olup saldırmaya anlaşmış ve birbirlerine alacakları Danişmendlilere ait
topraklarda pay vermeye söz vermişlerdi) takviye kuvvetleri alarak Bizans ve
Konya Selçuklu ortaklığındaki büyük bir güçle Kayseri’ye saldırdı. Orayı aldı. Bu
saldırı olmadan hemen önce çok büyük olan bu ortak gücü gören Seyyid Dede
Zülnun ve kendi özel askerleri olan İlbeyli Türkmend süvarileri olan Çeçen ve
Çerkezlerle Sivas’a kaçtı. Başkent Sivas’ı korumaya aldı. Danişmend devleti
başkenti Sivas’a da saldıran 2. Kılıçarslan 4 yıl önce (1160 da) kırılan gururunun
tamiri peşinde idi. Danişmendli Seyyid Dede Zülnun’a (Mümini Meşrikiye) aşırı
bir kini vardı. Sivas’ı kuşatan Konya Selçuklu ordusunun ve yardımcısı ve ortağı

                                                                               24
Bizans ordusunun saldırıları sürerken Sivas Sultanının ve o andaki tüm ordusu
olan 1164’de Türkmend İlbeyli Çerkez ve Çeçen Danişmend Sivas Askerinin
imdadına Seyyid Dede Zülnun Danişmend’in bacanağı olan Arap, Suriye Şam
Halep Sultanı İmadettin Zengî’nin oğlu Nureddin Mahmut Zengî’nin (ceylan
derisi 872 yıllık şeceredeki imzası olan Mümini Meşriki lâkaplı Seyyid Dede
Zulnün’ün bacanağı olan (Mansuri Arabî lâkablı yine imzası olan Sultan Nurettin
Mahmut Zengi’nin) yine İlbeyli Çerkez ve Çeçen askeri olan İlbeylilerin
(emmioğulları olup Ras’ayn ve Halep’te oturan) İmadeddin Zengî’ye bağlı
askerlerinin 5000 kişilik Halep-Şam süvarisi (İlbeyli askerleri arap atlarıyla
koşturup yardım için yetişti.) Bu Selçuklu-Danişmendli Mısır (Yeni Musul)
Çerkez ve Çeçen askerleri milâdi 1042-1048 de Mısır’ı (Yeni Musul’u) alan
Yınallı   Danişmendli    Çerkez    komutanı    Seyyid    Reyhan    Danişmend’in
(Azizüddevle lâkablı) (yâni Seyyid Dede Kargın Sultan İsmail’in erkekten Selçuk
Bey’in kızdan torununun) özel İlbeyli Türkmend Çerikers-Çeçen askerleri idiler.
(Belge: Tarihi Azimi ve Belge: Şeceredeki Seyyid Reyhan Danişmend kaydı)
(YazarVeysel). Suriye Şam, Yeni Musul (Mısır) Sultanı olan Seyyid Dede
Zülnun’un bacanağı Nureddin Mahmut Zengi Mısır’ı (1042-1048 ilk fethinden
(Seyyid Reyhan başkanlığındaki Çerkez ve Çeçenler olan İlbeyliler tarafından
fethinden) 130 yıl sonra Mısır (Yeni Musul) tekrar savaşlarla Araplara
geçtiğinden Kürt kökenli Selâhaddin Eyyubi Nureddin Mahmud’a bağlı bir
kumandan olarak burayı 1172 yılında aldığında Mısır tekrar Çerkez sultanlarının
olmuş idi. Tüm ora ve civarı Araplar ise Çerkez İlbeylilere bağlanmıştı.) Bu fetih
sonrası onun ordusu komutanı olan Selahaddin Eyyubî çok büyümüş ve kendiside
(Nureddin Mahmut’da) Mansuru Arabî ünvanı almıştı. (Belge Şeceredeki kaydı)
Böylece Suriye Halep Şam Yeni Musul (Mısır) ‘dan gelen takviye kuvvetle
Memlük (Mendilik askerleri)=Mendistanlı ilikler (İlbeyleri) olan Çeçen ve
Çerkez Selçuk Danişmendli İlbeylileri olan amcaoğulları Sivas kalesinde hayatları
tehlikede diye büyük bir sür’atle uçar gibi Arap atları ile gelip Sivas İlbeyli
askerleri olan Seyyid Zahireddin İlbey’in (İllibey’in) ordusunu ve Sivas’ı, 2.
Kılıçarslan’ın Bizans (İstanbul) takviyeli büyük ordusuna sur dışında (kale
dibinde) saldırıp 2. Kılıçarslan’ı ve Selçuklu Konya ordusunu ve yardımcısı olan
Bizanslıları püskürttü ve onları Konya ve Bizans’a kaçırtıp Sivas’ı ve İlbeylileri
kurtarıp, ve onları     Konya’ya ve      İstanbul’a doğru kovalayarak tekrar
memleketlerine geri döndürttü. Böylece Sivas (ilk Kars) Danişmend merkezi

                                                                               25
Seyyid Dede Zülnün Danişmendin padişahlığı ve amcası oğlu Seyyid Zahireddin
İlbey’in de ilk olarak beyliği (İlbeylilerin 10. beyi olmuştu) ve Sivas ordusu olan
Kayseri, Sivas, Halep, Mısır İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmend orduları ile 1164-
1168 yılları arası 4 yıl korundu. Çerkez ve Çeçen Türkmend İlbeyliler 1164 yılı
sonrası Musul ve Halep’i güney Sivas’ı ise kuzey sınırı yapıp çelikten bir duvarı
Haleple Sivas arasına arka yoldan (Zara, Divriği, Maraş, Elbistan, Ras Ayn
(Antep)) Selçuklu 2.Kılıçarslan’a karşı Danişmend devleti orduları olarak
örmüşlerdi. Bu duvarın arkasından 1042-1048 den itibaren o zaman ki başkanları
ve dini liderleri olan Sancaktar Seyyid Ebu Cafer Battalgazi ve oğulları Seyyid
Ahmed Duran Danişmend, Seyyid Abdülvahabgazi Danişmend, Seyyid Turhasan
Danişmend, Seyyid Cafer Danişmend ve Seyyid Hüseyingazi Danişmend ile tüm
Suriye, Filistin ve Musul yani (Mısır’ı) fethetmiş olup İlbeyli Çerkez ve Çeçen
kardeşleri ile (güney Türkmenleri ile) Sivaslı İlbeyli Türkmen Çerkez ve
Çeçenleri olarak hemen birleşip önce haçlılara karşı daha sonra rakipleri olmuş ve
düşman haline gelmiş bulundukları İran Selçukluları olan Alparslan’ın oğlu
Melikşah’a ve Melikşah’ın oğullarına karşı 1044-1176 arası 128 yıldır Moğollar
işgalinde de işgal yılı olan 1243’den beri Halep ve Sivas arasında arka yoldan
yardımlaşabiliyorlardı. Danişmend büyük devleti merkezi Kars (Sivas) 1165
yılında Danişmend’li Seyyidlerin Konyalı yeğenleri olan Sultan Selçukluların
saldırmaya cesaret edemediği bu Selçuklu Türkmeni Arap Şeyhleri olan
Danişmend sultanlarını 1088 yılından beri bey kabul etmiş İlbeyli Çerkez ve
Çeçen Türkmen güçlerle yaşamına devam ederken, Hazar Denizi kıyılarından,
İran ve Azerbaycan’dan gelen Muhacir Türkmenlerle ve bu muhacir Türk
ordularını kendi bünyelerine kabul eden ve bu yüzden 11 oğlunun gelişen ordusu
gücü ile (kendi ordusu ile 12 ordu ile ) çok kuvvetlenen 2. Kılıçarslan
Sultanlığındaki Konya merkezli Selçuklu devleti Bizans’tan yardım almaya bile
gerek görmeden Niksar (Taşkent) Sultanı olan damadı Seyyid İsmail Danişmend
ile gizlice anlaştı. Niksar (Taşkent) (o zaman 1056 yılındaki Seyyid Ahmedi
Duran Gazi’nin eliyle onun İlbeyli ordusu ile ilk fetihle Danişmendliler’in olmuş
ve fethettikleri Niksar’a Taşkent, ovasına ise Taşova adını vermişlerdi). Bu
yıllarda Seyyid Dede Zulnün’ün amcası oğlu Seyyid İsmail Danişmend’in
yönetiminde idi. 1168 yılı idi. Niksar Danişmend beyliği Sultanı olan amcaoğlu
Seyyid İsmail Danişmend menfaat için Seyyid Dede Zülnun’un padişah olduğu
Sivas Danişmend Devletine saldırmak amacı ile Konya Selçuklu Sultanı

                                                                                26
(kayınbabası 2. Kılıçarslan ile birlikte) Sivas’ı almak için harekete geçmişlerdi.
Sivas İlbeyli Çerkezleri Başkomutanı ve Türkmend Beyi İlbeyi Seyyid Zahireddin
İlbey (İlli) (Sivaslı) ölen padişahın ( Seyyid Yağıbasan’ın) büyük oğlu idi. O anda
4 yıllık İlbeyi idi. Kendisinden başka iki kardeşi daha vardı.Biri Türkmend (Alp
bay (Büyük Bey)Albay Seyyid Bedreddin Yusuf Danişmend ve (1190 yılında
ölen 2. Kılıçarslan’ın yerine padişah olan 1. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ordu baş
komutanlığına kadar yükselen diğer kardeşi olan) yine Alp Bey (Albay) Seyyid
Muzaffereddin Mahmut Danişmend idi. Bunlarda 1164 yılında Sivas’a
sığınıldığında Sivas Türkmend İlbeyli ordusunda askeri komutanlar olarak İlbeyli
Çerkez ve Çeçen askerlerin komutanları olup, tümünün beyleri ise büyük kardeş
olan Seyyid Zahireddin İlbey (İllibey) di. 1168 yılında Seyyid Dede Zülnun
Danişmend’in kendisine özel düşmanı 2. Kılıçarslan büyük ordusu ile Sivas
Kalesine doğru orayı almak için hareket etti. Ortağı Niksar (Taşkend) Sultanı
Seyyid İsmail Danişmend (2. Kılıçarslan’ın kızının kocası) ordusu ile birlikte
hareket edip Sivas kalesi önünde birleşmek üzere sözleşmişlerdi. Seyyid Dede
Zülnun Danişmend Niksar Sultanı Danişmendli Seyyid İsmail’in kendi
kayınpederi ile birlik olduğunu duyunca İlbeyliler Çerkez ve Çeçen ordu
Komutanları hep birlikte acilen karar alarak ve acele ederek bu iki büyük orduya
yardım için yola çıkmış olan 2. Kılıçarslan’ın 11 oğlunun büyük ordularına karşı
(tüm oğulları Sivas’a hareket etmişlerdi.) dayanamayacağını ve Sivas’ı gerektiği
gibi savunamayacaklarını anlayıp, hem yok olmamak hem de kardeş kanı
akıtmamak için (Sivaslı İlbeyli Türkmen Cemaati daha önce 42 pare köyü acilen
boşaltarak ve Sivas’ta toplanıp birleşerek) başlarında Padişahları Seyyid Dede
Zülnun Danişmend ve Beyleri İlbey Danişmend Seyyid Zahireddin İlli bey ve
diğer komutanlar Kayseri, Sivas, Musul, Halep tüm İlbeyliler (aileleri ile birlikte)
büyük bir kervanla tüm İlbeyli Türkmend Çerkez ve Çeçen askerler 1071 yılından
beri fethedip 97 yıldır Sivas merkezi ve 42 pare köyleri olan Sivas-Kayseri
arasındaki özel mülk köyleri ve yaylaları olan Uzunyaylalarından ayrılarak o yıla
kadar hiç terk etmedikleri ilk fatih olarak 97 yıl oturdukları yurtlarından Zara,
Divriği, Maraş, Elbistan, güzergâhı ile Halep, Ras’ayn ve Şam’a doğru gitmek
üzere (Kayseri ve Sivas’ın içinin yerli fatih aileleri ve ortadaki 42 adet de köy ve
çiftliklerinin ilk sahipleri İlbeyli Çerkez ve Çeçen cemaati) ve yardımcıları (Şam
ve Halepli İlbeyli Çeçen ve Çerkez 5000 kişilik misafir muharip (Çericeng ve
Çerikers) akrabalarını da alarak) büyük bir üzüntü içinde gözleri Sivas’ta

                                                                                 27
(Kars’ta) kalarak ve gözyaşları sel olarak ilk defa (ilk Kars) Sivas’ı terk ettiler. İlk
Sivas (Kars) Çerisi (askeri) çeri karsı (Kars askeri idiler ve ilk fatih ( fetheden)
idiler. Büyük kervanları buraları kendilerine kazandırmış olan, padişahları
Danişmendoğlu Seyyid Dede Zülnun ve Beyleri Danişmendoğlu Seyyid
Zahireddin İlbey başkanlığında (onun babası Seyyid Yağıbasan’ın babası Seyyid
Melikgazi’nin babası olan) Seyyid 1. Danişmend Gazi Muhammed’in mezarını
yukarı tekke adlı mezarlıkta O’nun dayısı olan ve ulu amcası oğlu olan Sancaktar
Seyyid Abdulvehhab Gazi Danişmend’in birlikte yan yana mezarında (Yukarı
Tekke’de) buluşup bu büyük kervanla onları yattıkları toprakda ziyaret edip
gözyaşı döküp ulu dedeleri olan Sivas (Kars) İlbeyli 1059 da ilk şehid Çerkez ve
Çeçen Türkmend fatihlerin 3500’ünün yattığı toprak olan o zaman ki Sivas
Kalesinin (1059daki) duvarının dibi olan ve akan nehrin kenarı olan tek mezarı da
ziyaret edip yanlarında yattıkları toprakta birlikte anarak hüzünle 1168’de ilk kez
fethettiklerinden 97 yıl sonra Sivas’ı terk ettiler. Bu büyük İlbeyli Çerkez ve
Çeçen kafilesi Halep, Suriye ve Şam’a vardı. İlbeyliler’in 1168’de topluca Sivas’ı
böyle hüzünlü bir şekilde terketmesi sonrası oraya padişah olan kalleş
Danişmendli Seyyid İsmail (Niksar Amasya Sultanı ve 2. Kılıçarslan’ın kızının
kocası 4 yıl içinde (1172’ye kadar) Sivaslıları aç bıraktıklarından çoluk çocuk
ölüp onlara saraylarında ambarları dolu halde buğday vermediklerinden halk
Sivas Sarayı’nı basıp bu zalim karı-kocayı öldürdü yanlarındaki 500 muhavızda
öldürülmüştü. Aynı halk Seyyid Zulnun Danişmend’i ve İlbeyli Beyi’i Seyyid
Zahireddin İlbey’i Halep’ten getirtip, Sivas’a birini padişah birini bey yapmıştı.
Seyyid Dede Zülnun Danişmend Suriye Ras’ayn ve Halep’de bacanağı (İmadettin
Zengi oğlu olan) Arap-Türk ve Türkmen Çerkez ve Çeçen padişahı Nureddin
Mahmud’dan İlbeyliler ve beyleri olan amcası oğlu Seyyid Zahireddin İlbey isimli
cemaatin Çerkez ve Çeçen Türkmen askerlerine 42 pare köy ve geniş bir yayla
araziyi (Halep ve Ras’ayn (Ayntabl (Ayn girişi) Antep girişi Maraş civarı) iktâ
olarak mülklüğüne bağışlattı. Kilis ve güneyi kıymetli arazi Sivas (Kars) ilk Karslı
Çerikars (Çerkez) ve (Çeri Çeng) Çeçen İlbeyli fatih Türkmend askerlerinin yeni
yurdu olmuş idi. Sivas’ta 42 pare köyle birlikte kale ve civarı ve şehrin merkez
köyleri aslında hepsi kendilerinin fetihten sonra ki ilk yerleşim yurtları olup, yerli
halk ve beyleri ilk İlbeyliler olarak en eski yerli cemaattiler ve kendilerine bu
araziler ilk fatih Danişmend 1. Muhammed Gazi tarafından İlbeyli askerlerin
savaşarak gazi olduğu (Malazgirt savaşı sonrası) Sivas’ta Sivas (Kars)

                                                                                     28
fethedildiğinde verilerek Malazgirt gazisi olan İlbeyli Kafkars Türkmendleri olan
ilk Selçuklu Türkleri İlbeyliler ilk önce Sivas’ın içine (merkezine) iskân edilmişti.
(Yazar Seyyid Veysel). Sivas ve Kayseri’de ki Ulu Camilerde ilk Cemaat olarak
Sivas’ta İlbeylilere (Çerkez ve Çeçen Müslümanlara) Sivas Ulu Camii’nin
yapımında taşları sırtlarında taşıyan ilk fatih İlbeylilere Ulu Cami’de ilk Cuma ve
vakit namazı kıldıran (Yazar Seyyid Veysel’in 28.dedesi olan) Seyyid İmam
Halife Şeyh Birinci Muhammed Danişmend Gazi idi. Bu cemaat Danişmend
padişahlarının 998 yılından beri ilk Kars olan Kaf Dağı dibi Karsya başkenti
Kars’ta kurulan ilk devlette de özel kuvvetleri idiler. Kuruldukları 998 yılından
73 yıl sonra Sivas’ı aldıkları 1071-1072 yılında ve sonraki yıllarda ilk halifelik
mezarlığında Seyyid Sultanlarına mezarlarda bile Sivas’da komşu oldular. Öyle
bir kıymetli geçmişleri vardı ki Oğuz Bey’i olan Aslan Bey (Selçuk Bey’in büyük
oğlu) onların 998 yılındaki Alp Bey (Albay) başkomutanları olup, Halifeleri
Seyyid Danişmend Dede Kargın Sultan İsmail’e 1003 yılında damat olan, ilk Alp
Bay (Albayları) idi. ilk İslâm Türk Satuk Buğra Han’ın Müslüman Türk
askerlerinin torunları ile birlikte (İslâm adına ilk şehid olan Türk cemaatin
torunları ile) aynı iklim ve mekânlarda birlikte Cuma ve Vakit namazlarında
Cenabı Allah ile secde de yan yana olup birleştiler. Aslan Yabgu’nun Kayınpederi
Seyyid Dede Kargın’ın (Dede Korkut) un mübarek Cuma hutbeleri ile içlerindeki
kahramanlık ruhunu birleştirip, dünyanın 1/3’ünün İslâmi olarak tapusunu alan
grup olma şerefini kazandılar. Türkmend (Mendistan Türkü) İlbeylilerin 998
yılındaki ilbeyleri Kafdağı dibi Karsya (Kafkarsya) başkenti Kars’ta Selçuk Bey
idi. Halifeleri ve ilk padişah sultanları ise Seyyid Başbuğ Dede Kargın Şeyh
Sultan (Kızıl) İsmail Danişmend idi. ( Belge: Azimi Azizüddevle Kızıl adlı
Türkmend Başbuğu kaydı.) Belge: Şeceredeki Hz. Muhammed’in 15. torunu
Seyyid Dede Kargın Sultan İsmail Şeyh kaydı. 1038’de ikinci padişahları
Nişabur’da Sultan Selçuklu Tuğrul Şah, ikinci ilbeyleri ise Buhara ve
Semerkand’da Nur Dağı’na çekildiklerinde 1005-1025 miladi yılları 20 yıl Aslan
Bey di (Kalinkarda (esir olarak tutulduğu kale) hapiste iken bile yine beydi) ,
üçüncü beyleri ise Nişabur’da ve Rey ( Tahran) de ise 7 yıl hapsedilen Arslan Bey
1032 de öldüğünde Selçuklu İbrahim Yınal Bey yine aynı senede yerine İlbey
oldu. İbrahim Yınal (Seyyid Dede Kargın’ın kızdan torunu) Selçuk bey’in
erkekten torunu (Aslan beyin oğlu olan) idi. İlbeylilerin 4. ilbeyleri ise (Eski
Musul’da) Selçuklu Kutalmış Bey (İbrahim Yınal’ın oğlu) ve Halife imamları

                                                                                  29
1042-1048’de Seyyid Azizüddevle Reyhan Danişmend (Eski Musul ve Yeni
Musul (Mısır) (Asuvan) fatihi) idi. İlbeylilerin 5. beyleri (ilbeyleri) 1065’de
Selçuklu Kutalmış oğlu Süleyman Şah bey ve halifeleri ise Seyyid Pir Aziz
Danişmend idi. (Seyyid Pir Aziz Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi’nin damadı idi)
(Belge: Şecere) Belge tarihi Azimîdeki not (Yazar Seyyid Veysel). Ondan sonraki
halife ise İlbeylilerde Sivas fatihi Malazgirt gazisi (1071) Seyyid birinci
Muhammed Danişmend Gazi (Anadolu fatihi) olup bu Seyyid 5. İlbeyli Bey’in
(Süleyman Şah’ın) dayısıdır. 1071’de Sivas’ı fetheden Türkmend İlbeyli Çerikars
askerlerle gidip İznik’i ele geçirip, sonra dayısından ayrı olarak İznik’te
Selçuklular adlı beylik kuran Süleyman Şah ve Danişmendliler (Yine ilk fetih yılı
olan bu yılda 1072’de İlbeyliler olarak Sivas’ta Arıs Dağını Kızıldağ (Dedekargın
Kızıl’ın adını vererek) Aris ırmağını Kızılırmak ırmağı adıyla değiştirmiş,
Tokat’ta da Aris inişi Kızıl iniş yapmışlardı) Kutalmış oğlu Süleyman Şah
(5.İlbey) (Sultan Alparslan’ın oğlu Melikşah tarafından 1086 yılında “Antakya’yı
benden habersiz fethettin de neden bana vermedin” diye) öz amcası dedesi Çeri
Davut Bey’in dedesi olan Selçuk Bey’in torunu olan İbrahim Yınal’ın torunu
olduğu halde acımadan (İran Selçuklusu Sultan Alparslan oğlu Melikşah)
tarafından öldürülünce ve yüzlerce Antakya fatihi İlbeyli Sivas ve İznik fatih
Selçuklu aşiret askerine ve Beyleri Kutalmış oğlu olan 5. İlbey Süleyman Şah’a
acımadan (burada 1086 da Antakya’da) kıyılınca, İlbeyliler Selçuklunun bu
Sultanına (Sultan Alparslan’ın oğlu olan) (Melikşah’a) kızıp, başkaldırıp,
kendilerinden      İlbeyli    Selçuklu       çerileri    Kars      askerlerinden
(Çelikarslardan)(Çerkezlerden) (hem Antakya’yı alırken hem de Selçuklu
Melikşah İran Selçuklu askerleriyle savaşırken) de yüzlerce kurban (Şehid)
verdiklerinden 1086 yılına kadar bağlı bulundukları (kendileri zaten Selçuklu
Türk askerleri idiler.) Selçuklu beylerini ve Selçuklu ordularını terk ettiler.
Danişmendgazi’ye tabi olup Danişmend Sivas Sultanlığı koruma askeri oldular
(1088). Kendilerini ve Beyleri Süleyman Şah’ı şehid eden bu İran Selçuklu ordusu
İznik’i de İslâm askeri olmaksızın ordusuz bırakıp Hristiyanlara karşı tehlikeye
attı. Çünkü boş koydu. Süleyman Şah’ın oğlu olan 1. Kılıçarslan’ı bile esir edip
İran’a götürdü. Gaye Anadolu’yu Fatih Anadolu Selçuklu ve Danişmendiler’inden
almak ve kendine (İran Selçuklu Devletine) Anadolu fatihi Türkmend Çerkez ve
Çeçen İlbeyli askerlerini köle etmekti. Hatta İlbeylilerin esirlerine Kölemen
(Kölemend) Mendistanlı Köleler ismini bile lâyık görüp Anadolu fatih

                                                                              30
İlbeylilerini   kendilerinden   (Türkmend      İlbeyli   Çerkez    ve    Çeçenlerini
kendilerinden) iyice ve tamamen soğuttular. İlbeyliler İran Selçuklularından
Musul eski, Musul yeni (Mısır), Şam, Halep, Bağdat ve diğer fetih ülkelerinde
1048-1088 arası 40 yılda yaşarken (Bilhassa İbrahim Yınal’ın bu yılda (1048 de)
Tuğrul Şah tarafından Hamedan Savaşı sonrası idam edilmesinden sonra) öyle
eziyet ve zulüm gördüler ki İlbeyli (Yınallı) Türkmend Çeçen ve Çerkezler olarak
1048-1168 arası 120 yıl (İbrahim Yınal’ın şahadeti sonrası 120 yıl) Selçuklu
Yınallı olmayan beylerinden uzak kalıp (Halbuki 1086 yılına kadar kendileri
998’den beri 88 yıl ilk ve kök Selçuklu Türkleri oldukları için ilk 5 beyleri
Selçuklu Yınallı Türkmend Beyleri olduğu halde Danişmend Arap soylu şeyh
Sultanlarını 1088 yılından itibaren önder ve bey tanıdılar. Böylece 1086 yılındaki
beyleri Kutalmış oğlu Selçuklu Süleymanşah’ın şehid edilmesi üzerine (Süleyman
Şahın Babası Kutalmış da İran Selçuklusu Alparslan tarafından yenilip Bizans’a
kaçırtılmış ve orada ölmüş olmasının sebebiyle Kutalmış’ın babası İbrahim
Yınal’ında İran Selçuklusu ve 1. Sultanı Tuğrul Şah tarafından Hamedan
Savaşında yenilip 1048 de yay kirişine boynu sıkıştırılarak idam edilmesinde tesiri
ile ( Yazar Seyyid Veysel) ) ayrıca onun dayısı (Süleyman Şah’ın ortancı dayısı)
olan Erzurum fatihi ve sultanı Seyyid Ebulkasım (Kasım’ın babası) Seyyid Saltuk
Gazi’nin de yine İran’da Melikşah tarafından (Sultan Melikşah’ın veziri
Nizamülmülk tarafından iknası ile) (bu vezir Tuğrul Şah’ın o kıymetli vezirine
bile kıydırdı Melikşah’ın babası Sultan Alp Arslan önce Tuğrul Şah’ın veziri ile
çalışmaya başlamıştı. Sonra Nizamülmülk onu kötüleyerek Sultan Alp Arslan’ı
ikna edip bu kıymetli eski veziri de idam ettirmişti. ) idam edilmesi saçmalığı ile
ve esir edilmiş bulunan Süleyman Şah’ın oğlu 1. Kılıçarslan’ın büyük dayısı
Seyyid Saltuk Gazi’ye verilmeyip onunda (Seyyid Saltuk Gazi’nin de             idam
edilmesi ile İran Selçuklularından iyice uzaklaşıp 1088’de (2 yıl 1. Kılıçarslan’ı 6.
İlbeyleri yapmak için esir olduğu İran Selçuklu Devleti ve onun sultanı Alparslan
oğlu Melikşah’dan serbest bırakılmasını bekleyip) İznik ilk fatihleri İlbeyliler ve
Erzurum Erzincan, Sivas ilk fatihleri olarak İznik’i ve Erzurum’u da (Erzurum’un
o zamanki ismi Serhat Kars olup Saltuk Gazi evlatlarının idi.) terk edip
Danişmend merkezi Kars’a (Sivas’a) gelip (Horasan Kafdağı dibi Karsya başkenti
Kars’ın ) (Kafkarsyanın ilk askerleri olarak) Anadolu merkezi, Sivas’ı (Kars
ismini Sebastiya’ya koyup) İlbeyliler diyârı ve merkezi yaptılar. Mısır (Yeni
Musul) Eski Musul, Şam, Halep tüm Anadolu Karsya İlbeylileri Çerikers ve

                                                                                  31
Çeçenlerinin Halifelik ve ordu merkezi Sivas (Kars) idi. Bu yılda (1072 de Sivas
yani Kars) Çerkez, Çeçen kaynamaya başladı. 1071 de Malazgirt’de gazi olan
İlbeyli cemaati hep birlikte 1072’de gelip 5. beyleri olan Kutalmış oğlu Süleyman
Şah’la birlikte onun dayısı olan 1. Seyyid Muhammed Danişmendle birlikte
Sivas’a yerleşip oturup buradaki yerli halk olan Ermeni ve Rumlara komşu olup
tek damla kan akıtmadan Ermeni ve Rum kadın ve kızlarının nikahla bile
evlenmenin yasak olduğu bir kanunla onlara yediğinden yedirip ikram edip
içtiğinden içirip kiliselerine maddi yardım yapıp papazlarına maaş bağlayıp
hastalarını tedavi edip gönülle ve sevgiyle birlikte yaşayıp bu düzeni kuran Seyyid
Muhammed Danişmendgazi 1105 yılında Sivas’ta vefat edip Yukarı Tekke’de
dayısı Seyyid Abdulvahapgazi El Sancaktar’ın yanına gömüldüğünde Sivaslı
İlbeyliler imamımız öldü, padişahımız, halifemiz, seyyidimiz öldü diye döğünüp
ağlarken Malatya ve Tokat’tan siyahlar giyinip gelen Ermeni ve Rumlarda
bizimde babamız öldü diye gözyaşı dökmüşlerdi. Belge Süryani Mikael. Velhasıl
Sivas’ı böyle gönülle fethetmişlerdi. Sonra ilbeyleri Süleyman Şah’la İznik’i 1074
de alıp oraya Selçuklu Beyliği adlı hükümet kurmuşlardı. Adına Selçuklu İznik
Anadolu hükümeti demişlerdi. Böylece Sivas’ta Çerikers İlbeyli askerlerin 6.
beyi olan (Süleyman Şah) 1086’da Antalya’da Şehid edildikten 2 yıl sonra
1088’de Süleyman Şah’ın dayısı Danişmend Seyyid Muhammed Gazi 6.İlbeyli
Beyi olup, Selçuklu Türkmend Çerkez ve Çeçenleri ilk defa Seyyid Muhammed
Gazi Danişmend’e (bir Arap Ehlibeyt Sultanına) bey ünvanını lâyık görüp onu
Türkmen Beyi ilan ettiler. Çünkü Türklerde Bey Padişah’dan üstündü. (Yazar
Seyyid Veysel) Belge ise şu idi 998’de padişah Seyyid Dede Kargın idi. Bey
Selçuk bey idi. Selçuk Bey ölünce ikinci İlbey olan oğlu Aslan Yabgu, (Oğuz
beyi hem İlbey olup hemde ordu Başkomutanı olmuş.) idi. 1005 de (7 yıl sonra)
genç damat ve Selçuk beyi Aslan’ı “Seni sultan yapacağım diyerek” kandıran
Sultan Gazneli Mahmut, Seyyid Dede Kargın’ı (O anda 2 yıllık damat olduğu
kayınpederini Selçuklu Ordusu olan öz kuvvetleri ile) terk edince bütün Selçuklu
İlbeyli Çerikersleri ve Çeçenleri hep birlikte birleşip ve Aslan Bey’le birlikte
gittiler. O anda Sultan olan Seyyid Dede Kargın Sultan İsmail 300 kişi ile yalnız
kaldı ve Huruç harekatı ile pusuyu (Gazneli Sultan Mahmud’un pususunu ve
çemberini yarıp kaçtı ve sonra) canını kurtardı ve sonra Aslan Bey ortakları olan
Türk beylerince aldatılıp kalleşce tutuklandı. Çünkü ona ortakları kayın pederi
olan Seyyid Dede Kargın’ı terk etmesi için kendisine padişahlık söz vermişlerdi.

                                                                                32
Böylece 7 yıllık bu İslam Türk Selçuklu Danişmendli ortak devleti yıkılmış başsız
kalmıştı. 1005-1025 arası 20 yıl bu yüzden darmadağın olan Selçuklular 1025’te
hapse konan ve 7 yıl orada kalan hapis yatan bu beylerini Aslan Bey’i terk etmedi,
tâki ölüm haberini 1032’de alana kadar beklediler. İlbeyliler Nur Dağı ve
Semerkand da başlarında Seyyid Dede Kargın imamları olarak onun oğlu
Karahanlı Seyyid Ali Tekin’in (O anda Seyyid Ali Tekin Karahallı Sultanı olmuş
idi ve çok topraklar onun idi.) vermiş olduğu yurtlarında ümitle beklediler. Onun
(Aslan Bey’in) zehirle şehid edilmesi haberi geldiğinde Selçuklu aşireti büyük bir
üzüntü ile adeta kahrolarak Yınallı grup İbrahim Yınal’a Aslan Bey’in oğlu olarak
Bey bilip beyad ettiler. 1032 yılı idi ve 6 yıl sonra Selçuklu-Danişmend ortak
kurtuluş savaşı Dandanakan başlayacaktı.(Yazar Seyyid Veysel) Sivas’ı merkez
yurt yapan ve 1072’de orayı Kars adını koyarak dünya İslam Türk kalbi yapan
İlbeyli Selçuklu kurucu askerleri olan Çerkez ve Çeçenler hem imam, hem de
halifeliği padişahlığının yanı sıra ve aynı zamanda büyük bir lütûf olan Beyliği de
onda (Seyyid 1.Muhammed Danişmend’de) Sivas’ta birleştirmişlerdi. Bu yıl 1088
yılı olup, bu yılda Roma Hrıstiyan dünya merkezi Sivas (Kars) ise Türk ve
İslamı’ın halifelik merkezi olmuş ve Avrupa Haçlı kuvvetlerinin Hz. İsa’ya
ziyarete gitmek için geçeceği köprü olarak hedefi haline gelmişti. Kendileri öz
Türk oldukları halde beyleri Arap Şeyhi olduğundan Anadolu İlbeyli Askerlerine
İran Selçuklularınca bunlar Çerkez biz Türk’üz diye ikilik çıkartılmıştı. Yâni
bunların başkanları Beyleri Türk değil Arap. Halbuki bizim beylerimiz Türk diye
Çerkez Türk ayırımı ilk iki Selçuk Türk’ü askerlerinde önce 1048 Hamedan
Savaşı sonrası 2.defada dünyada 1088’de Sivas’ta böyle başlamıştı. (Yazar Seyyid
Veysel). Seyyid Danişmend Gazi Sivas’ta büyük bir şeref olan İlbeylilerin
Beyliğini aldığı 1088 yılında zaten 17 yıldır Sivas’ın adını alan Kars’da padişah
idi.(Yazar Seyyid Veysel) Sadece İlbeyli kalb askeri Türkmend Çerikers ve
Çeçenleri Selçuk Bey’in öz askerleri oldukları halde sonradan Konya da 1092 de
babasının dayısı Seyyid 1.Muhammed Danişmendin desteği ile devlet kuran 1.
Kılıçarslan ve onun oğlu Mesut Şah’a %100 Türk’ün özü oldukları (menbai
oldukları halde) ve Selçuklu ilk Çerkez ve Çeçen askeri oldukları halde Selçuk
Bey’in İran’da ki torunu Sultan Alpaslan’ın oğlu Melikşah’tan ve Nizamülmülk
adlı vezirinden (Başbakanından) gördükleri yanlış tutumdan dolayı onları
(Selçukluları) terk edip Anadolu’daki Danişmendliler içindeki Selçuk Bey’in
askerleri olan Türkmend Çerikers ve Çeçenleri olmuşlardı. İşte 1088-1211 yılları

                                                                                33
arası 123 yıl sadık bir Danişmend Beyliği taraftarlığı ve bu ordunun mensubu
olmaları bu Arap Ehlibeyt beylere (ki Danişmendli İlbeylerinin anneleri Selçuklu
padişah kızları idi damatlarıda umumiyetle Selçuklu Devleti Prensleri olurdu
(Yazar Seyyid Veysel)) bağlı İlbeyliler cemaati olarak bu yüzden Çerkez-Türk
ayrımını bu noktada 1088’de Sivas’da meydana getirmiş oldular.Çünkü ‘’ben
Selçuklu Türküyüm sende öz be öz benim dedem Selçuk’a bağlı olup öz be öz
Selçuklulu Türksün’’ bundan dolayı bana katıl diyen Selçuk soyu Anadolu
Konya’lı padişahlara hep muhalif oldu onlardan ayrı kaldılar ve sadık olarak bağlı
oldukları Danişmendlilerin Arap Şeyhi İmam Sultanlarını hiç terk etmediler ve bu
uğurda defalarca eski ilk beyleri olan Selçuklular’la ters düştüler. Gerçi Konya’da
devlet kuran Sultan Selçuklular Danişmendlilerin yeğeni (bacılarının çocukları)
idiler ama ya iktidar hırsı? İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkü olan Selçuk Bey’in ilk
askeri Türkmenler aralarında Konya padişahları olan Anadolu Selçuklularla
toprak almak için çıkan tüm savaşları hep kazandılar. Fakat misalen bir savaşı
kaybeden Türk Selçuklu Sultanları ve onların askerleri olan Selçuklu Konya
ordusundaki diğer Türkmend askerler rakipleri olan İlbeylilere ‘’biz Türküz ama
onlar Çerkez diyerek bu ayırımı adeta büyülterek desteklediler.(Yazar Seyyid
Veysel) Gerçi Danişmendiler yıkılıp kendilerine (düşman bilip) hırsla ölene kadar
(1190’a kadar) saldıran 2. Kılıçarslan (Selçuklu Konya Sultanı) 1190’da ölünce
O’nun hemen sonrası yerine Selçuklu Sultanı olan ve Konya’da Selçuklu tahtına
oturan küçük ve akıllı oğlunun, yani Selçuklu Sultanı Birinci Gıyaseddin
Keyhüsrev’in askeri olup (çerisi olup) 1.Gıyaseddin’in 1190-1196 yılları arası
Konya’da ilk 6 yıl sultanlık yaptığı dönemde ve 1204 de tekrar Selçuklu sultanlığı
yaptığı ikinci dönem olan 1204-1211 yılları arası 7 yılda ki sultanlığında (Cem’an
13 yıl) Konya Selçuklu ordusunda Danişmendliler 4 Beylik Devlet olarak
(Amasya, Niksar, Sivas, Malatya) tamamen iptal edilip 1178’de ortadan
kaldırıldığından görev alıp İlbeyleri de Seyyid Zahireddin İlbey (Danişmend
Yağıbasan’ın büyük oğlu) O’nun (1. Gıyaseddin’in) pervanesi (İçişleri Bakanı)
olunca, Danişmend Devleti’de 1190 yılında 4 merkezde birden tamamen
yıkıldığından 1190 yılında yeni sultan 1.Gıyaseddin Keyhüsrevi’in İlbeyli Çerkez
ve Çeçenleri Suriye, Mısır ve Şam’dan Konya’ya davet etmesiyle bu daveti
1190’da kabul edip tümüyle Konya Anadolu Selçuklulara er ve erbaş, yüz, bin,
onbin bölük başları Yüzbaşı, Binbaşı, Albaylar olarak Selçuklu Türk bey ve
padişahının en önemli Çerkez ve Çeçen savaşçı muharip güçleri olarak Konya

                                                                                34
Selçuk ordularına geçmişlerdi ama       Selçuklu devletini ilk kuran ve dünyanın
1/3’ünü alan İslâm Türk orduları olan İlbeyli Çerikers (Çerkez) ve Çeri Çeng
(Çeçen) Fatih askerleri olarak bu devlette (Anadolu Selçuklu Konya Devletinde)
Rüchan (öncelik) hakları vardı (Yazar Seyyid Veysel). İlbeylilik Çerkeslik ve
Çeçenlik (İlk Selçuklu kuruculuk hakkı) gibi kıymetli vasıflarından asla taviz
vermemek üzere Selçuklu ordusunda Selçukluyu kuran İlbeyli Çerkez ve
Çeçenleri olarak aralarında yek vucüt olup birleşmişlerdi. Bu nitelikleri olan ve
Çerkez ve Çeçen ilbeyliler olarak isim ve lâkab alıp 998-1211 yılları arası 213
yıldır bu lâkabı (dünya da meşhur olan Selçuklu lu öz ve kuruculuk hakkını ve
hukukunu) yani İlbeyli Çerkez ve Çeçen ismini adını şanını diğer Selçuklu
askerleri olan ve her ülkeden toplama Türk askerleri olan Çerkez ve Çeçen Türk’ü
olmayan erlerle erbaşlarla çerilerle askerle kendilerini bir tutmamaya (Üstün tutup
liderlik vasıflarından dolayı kendilerini önder ve şef bilerek her toplumda baş kişi
olmaya) devam etmişlerdi. (Yazar Veysel). Ve her yerde sorulur olmuştu; Çerkez
misin?, Türkmüsün? diye; Yâni normal Türk müsün yoksa Selçuklu Devletini
kanıyla canıyla kuran ve ilk İslâm Türk’ü dünyada temsil eden Çerikars
(Çerikars=Kars çerisi ) olan ilk İlbeyli Türkmend Türk mü? Yâni ilk İslâm Selçuk
imparatorluk kurucu Türk mü ? Yani en savaşcı fakat en mütevazi en üstün ve en
yetenekli 10 Türk’ün takım komutanı (ÇeriCeng) Çeçen savaş askeri olan Çeçen
Türk mü ? diye o sorulan sorudan tüm İslâm coğrafyasında bu cevap (yâni
Çerkez’im veya Çeçen’im) buna göre anlaşılır olmuştu veya değilse normal
Türk’üm cevabı da anlaşılır olmuştu. (Yazar Seyyid Veysel) İlbeyli Türkmend
Çerkez ve Çeçenleri 1071-1105 de, bu yıllar arası 34 yılda Sivas (Kars)
merkezinde ve Danişmend Devletindeki her yerde Birinci Seyyid Muhammed
Danişmend Gazi vefat edene kadar, yâni 1105’e kadar Sivas (Kars) Nefsi
(kalbinde) dinî ve millî önderleri olarak ve Cuma İmamları olarak en önemlisi ise
beyleri olarak bu Seyyid Sultanı Anadolu da lider ve önder olarak bilmişlerdi.
1092 yıllarında Sultan Alparslan oğulları olan İran Selçukluları hatalarını anlayıp
Selçuklu İran Padişahı Melikşah’ın ölümü ile 1086’da babasını öldürdükleri
Süleyman Şah oğlu 1. Kılıçarslan’ı esirlikten azad edip Anadolu’ya 1092 de geri
gönderdiler. 1.Kılıçarslan Konya’da sultanlığı 1092’de kendine düşman olan
amcası torunu Sultan Melikah bin Alparslan öldükten hemen sonra serbest kalıp
Konya’da kurdu ve Selçuklu Anadolu Devleti hemen Konya’da kuvvetlenmeye
başladı. Bu yıllardan 10 yıl sonra 1102’de Malatya’yı alan İlbeylilerin 6. Beyi 1.

                                                                                 35
Muhammed Danişmend Bobe mond isimli Fransız haçlı prensi Malatya’yı haçlılar
adına geri almaya gelirken pusaya düşüp esir edilip Niksar’a (Taşkent’e)
götürüldüğünde onu aldığı 100 bin altınla azad etti Konya Selçuklu Sultanı 1.
Kılıçarslan ise o altının yarısı benim dedi ve bunu onu pusu kurup esir eden büyük
dayısı 1. Muhammed Danişmend Gazi reddedince Sivas’a saldırdı. İlbeyliler’in
Sivas’taki (Çerkez ve Çeçen ordusunun 6. beyleri ve padişahları olan
1.Muhammed Danişmend Gazi hem bey hemde bir Halife olarak Müslüman kanı
akmamasını hep ön planda tutmuştu) Padişah halife ve beyleri Seyyid Muhammed
Danişmend bu saldırı üzerine yeğeninin oğlu ile savaşmamak için ordusu ile
birlikte Niksar’a çekildi ve Danişmend ordusu olan İlbeyli Çerkez ve Çeçenler
Sivas’ta onunla bu yüzden savaşmadılar. Aslında bu saldırı Sultan 1.
Kılıçarslan’ın Danişmendli Dayılarının orduları içindeki kendi babası Selçuk
torunu Süleyman Şah’a bağlı olan Selçuklu Türkment Türkü olan İlbeyli Çerkez
ve Çeçenlerini Selçuklu Konya adına geri kapma ve koparıp Selçuklu Sancağı
altına Konya’da alma harekâtı idi. Ama Selçuk Türkü Türkmen İlbeyliler bu
İran’daki Selçuklular’dan Birinci Kılıçarslan’ın ordusu askerlerinin büyük kısmı
İran Selçuklularının karışık ordularından kopup gelen Türkler idi. İlbeyli Çerkez
ve Çeçen Fatih Türkler olarak onlardan çok zulüm görüp Çerkezlik ve Çeçenlik
vasıflarını Suriye Mısır ve sonra Anadolu Fatihleri İlbeyliler olarak korumuş
onlara (İran Selçukluları’na) itimat etmemişlerdi. Ve kardeşlerinin katilleri olan
onlarla birleşmemek için halife ve beyleri olan 1. Seyyid Muhammed
Danişmend’le İlbeyli orduları olarak Niksar’a (Taşkent’e) çekilmişlerdi (1086-
1092 arası 6 yılda Antakya, Suriye, Musul, Filistin, Mısır’da binlerce kardeşleri
İran Selçukluları’nca öldürülmüştü) Yazar Seyyid Veysel. 1092 yılında Konya’da
babası önce 1. Kılıçarslan devleti Selçuklu Konya (Sultanlığını) kurduğundan 40
yıl sonra bu devleti kayınpederi Melik Gazi Yakup Arslan Danişmend’den aldığı
maddi ve manevi güçle büyüten 1. Kılıçarslan’ın oğlu Mesut Şah ve Melik Seyyid
Yakub Arslan’ın (Melik Gazinin) kızdan torunu 2. Kılıçarslan 1092-1190 yılları
arası 98 yıl (1.Kılıçarslan’ın oğlu Mesut Şah ve oğlu 2.Kılıçarslan olarak) bu 3
padişah İlbeyli Çerkez ve Çeçenleri Konya Selçuklu Çetri ve Sancağı altına
yıllarca hep davet ettiler. Sivas merkezli Çerkez ve Çeçen İlbeyliler ise gelmeyip
anneleri Selçuklu kızları olan ve Arap şeyhleri olan ve Ehlibeyt’ten Hz.
Muhammed’in (s.a.v.) torunları olan Danişmendlileri hem padişah, hem halife
hem bey bilip Çerkez ve Çeçenler olarak her yerde Suriye, Filistin, Mısır ve

                                                                               36
Anadolu’da Selçuklu Çetri ve sancağı altına girmeyip hep onlara (Danişmend
Sancağına) tabi kaldılar. Türkmend İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerin 7. beyi ve
halifesi 1105–1134 yılları arasında Danişmendli padişah ve halifesi Melikgazi
Seyyid Yakup Arslan olup, Sivas Danişmend 2. padişahı idi. Seyyid Reyhan’ın
annesi Selçuk Bey’in kızı olup onun oğlu Seyyid Abdulgani ve onun oğlu olan
torunları Seyyid Muhammed Danişmend Gazi ve onun oğlu Seyydi Melik Yakup
Gazi hep Selçuklu prensesleri ile evlenmiş ve 1003-1303 yılları arası 300 yıl
Selçuklulara o ve torunları hep Danişmen prenseslerini vererek içli dışlı akraba
olmuşlardı. (Belge Secere) 1134 yılında Kayseri-Malatya arası Çerkez Uzunyayla
da Çerkez ve Çeçen İlbeyliler O’nu gözyaşları ile toprağa terk ettiler. Bu
padişahın kardeşi olan ve 1086 yılında Antakya valisi olan Danişmendoğlu Seyyid
Yakup Hüseyin (Yağıbı Siyan (yabancı tarihçiler bu seyide lehçe olarak
Yağısiyan der) 10 yıl (Antakya da Danişmendli İslam valisi olarak) kalmış fakat
Fransız   Tankred   isimli   general   1096   da   haçlılar   adına   Antakya’yı
Müslümanlardan alınca, kale dağ kısmından atıyla kaçarken yere düşmüş, (şehid
edilip) başı bir Ermeni köylüce kesilmiş fakat o baş için (o şehid başını
Antakya’yı alan Tankred önderliğindeki Fransızlar geç gönderdiklerinden) onlarla
bu yüzden tam savaş (Danişmend İlbeyli Çerkez ve Çeçen ordusunca) çıkacakken
O’nun şehid başı Sivas’a gönderilmiş (yetiştirilmiş) ve kendi mezarı yanına
Uzunyayla’ya İlbeyli Çerkez ve Çeçenler ve beyleri Seyyid Melikgazi tarafından
kendi mezarı toprağına o baş cenaze namazı kılınıp bir savaşa sebep olmadan
gömülmüştü. Sivas’lı (Kars’lı) İlbeylilerin Anadolu da ki 8. Bey’i olan O’nun
oğlu Seyyid 2. Muhammed Danişmend’dir. Kayseri Ulu Camiyi bu Seyyid Sultan
1134’de yaptırdı. Kayseri’de ki İlbeyli Türkmend cemaati ilk vakit, Cuma ve
Bayram namazlarını İlbeyli Türkmend Çeçen ve Çerkezleri olarak O’nun
imamlığında kıldılar. Bu Seyyid ordusu ile gelip (Lâr rinde (Güzel Lâr)
Darende’den) Yeni İl adını koyduğu (Nevşehir) ve Kapadokya’yı İslâmi yöntemle
fethedip burayı İslâm ili yaptı. Seyyid 2. Muhammed Danişmend Gazi Hz
Muhammedin (S.A.V.) 22. torunu olup Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası idi.
Hafız âlim ve çok dindar olup, bacısı oğlu Sungur Malatya’yı ondan istedi. O ise
Danişmend devleti bölünmesin diye vermedi, ve bıçaklanarak onun eliyle şehid,
oldu. Kayseri Ulucamiye vakıf köyler bağışlamıştı. 1130 yılında Nevşehir
(Yenişehir) (Yeni il’i) fetheden İlbeyli Türkmend Çerkez ve Çeçen askerleri
1048’de ilk olarak Lâr Rinde (Güzel Lâr) (Darende’de) oturmuşlardı. Orayı

                                                                             37
Sivas’ı ilk alan 1048’de İlbeylilerin beyleri ve komutanları 1048’de Ayın (Egin)
ve Lâr Rinde’yi (Darende’yi) fetheden ve Sivas kalesini de geçici olarak işgal
edip sonra geri çekilen Ebu Cafer Seyyid Battal Gazi Ali Danişmend ve iki oğlu
olan Seyyid Ahmed Duran Gazi Danişmend ve Seyyid Sancaktar Abdulvehhabi
Gazi Danişmend idiler. Bu iki Seyyid Darende’de oturur ve Azim adlı mescidde
imamlık ederlerdi.(Yazar Seyyid Veysel) Bu ilk İlbeylilerin beyleri Selçuklu
Kutalmış Bey halifeleri ise Danişmendli bu önder ve sancaktar Seyyidler idi. Eski
Musul’dan gelip Sivas’ı geçici olarak alıp 3 yıl oturup İslam sancağını
dalgalandırmıştı. Fakat bu Seyyid Danişmendliler’in babası olan Seyyid Ebu
Cafer Battal Gazi Ali Danişmend’in Mardin’de oturan ve Arap Ermenistan’ını
idare edip vergiyi Bizans İmparatoruna veren Mervan oğlu Ömer adlı Abbasi soyu
Kayınpederi ve onun oğlu olan kaynı Nasrullah (Abbasi) tarafından düğün var
bahanesi ile kandırılıp Ayntabl’dan (Antep’den) götürülen Seyyid Ebu Cafer
Battal (Büyük) Gazi Ali orada zehirlenerek 1 ay içinde şehid edilmişti. Çünkü
Bizans imparatoru bu Seyyid sultanı ve Müslümanları Anadolu’da görmek
istemiyor idi. Bu kayın peder ve kayın bu Seyyidi (Ebu Cafer Battal Gazi Ali) 1
ay Mardin kalesinde haps edip sonra (ağu) zehir vererek şehid edip onun 5 oğlunu
öksüz koymuşlardı. (Belge: Tarihi: Azimi) Babalarının 1048’deki şahadetinden 8
yıl sonra Musul ve civarından gelerek Musul, Halep, Ras’ayn İlbeylileri olan
1042’de orayı (Musul ve Halep’i) fethetmiş Çerkez ve Çeçen ordularıyla 1056’da
Sivas kalesini Ermeni Senekerim oğullarından feth ile alan ve mübarek sancağı
şerifi (Bedirde dalgalanan Danişmendlilere dedeleri Hz. Ali’den kalan ve ben
aciz’in 7. Soy dedesi Divriği Yeniçeri ağası ve ayanı Sancaktar Seyyid Hüseyin
Danişmend’in (Ağa Hüseyin Paşa) evinde 1825 de bulundurulup, korunup Hacca
gidenlere öptürülen Sancağı Şerif (Yazar Seyyid Veysel) Dedeleri Resulullah’ın
siyah sancağını) Sivas kalesinde dalgalandıran ilk fatih Danişmendli Seyyidler
(Seyyid Ahmed Turan gazi ve Seyyid Sancaktar Abdulvahhabi Gazi ) 1059 yılına
kadar 3 yıl Sivas’ta (Kars’ta) oturup Sivas’ta ilk mescidi (Eski kale) kurdular. İlk
hamamı (Eski kale) yaptılar.1056-1059 arası Seyyid Ahmedi Duran Gazi
kardeşini Sivas’ta bırakıp ordusu olan İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmendleri ile
Nikhisar’ı fethedip Taşkent ismini buraya koyup sonra Sivas’ı 1059’da basan
Ermeni ordusuna saldırmak üzere kardeşi Seyyid Abdulvahab’a yardım için
Niksar’dan gelirken Ermenilerce kurulan pusu ile Soğuk Çermik’e gelen arka
yakın yolda şehid olmuş idi. Ezan sesi 3 yıl Sivas (Kars) semalarını 1056-1059

                                                                                 38
arası şereflendirdi. Bu mescidde ilk cemaat yine İlbeyli Kars Çerisi (Çerikars) ve
Çeçenlerdi. 1056 yılında Sivas ve Nikhisar(Taşkent) bu iki Seyyid ile ve İlbeyli
Çerkez ve Çeçen Türkmend askerleri ile ilk kez İslam toprağı olduğunda (40 ay) 3
yıl ilk kez aralıksız olarak bu iki il içinde ezanlar okunan ilk Selçuklu-
Danişmendli İslâm ili olmuş idi. Bunu hazmedemeyen Ermeni Senekerim oğulları
Prens Atom ve Prens Apuselh Tokat Gümenek’te birleştikleri Bizans İstanbul
orduları ile gelip 1059 yılında Sivas kalesini muhasara edip binlerce İlbeyli
Çerkez ve Çeçen Cemaat askerlerini ve komutanları bu iki Seyyidi şehid ederek
(Niksar-Sivas arka yolu olan soğuk çermikte) tuzağa düşen Seyyid Ahmed Turan
Danişmendin 15 günlük cenazesi (o ve diğer şehit İlbeylililerin) ve şehit askerler
ise bulundukları Sivas Kale dibi olan tek mezarda ve komutanları Abdulvahab ise
Yukarı Tekke’de toprağa verilip İlbeylerin (halifeleri olan Şehid Seyyid Ahmet)
Eniştesi ve amcasının torunu Seyyid pir Aziz Danişmend’in eliyle oradan alınıp
fethettiği Niksar’da (Taşkent’te) toprağa verilmiştir(Yazar Seyyid Veysel).
Danişmendliler 1059’da Seyyid Pir Aziz Danişmendle tekrar Sivas’ı ve Niksar’ı
geri aldılar.(Belge Papaz Grigorun Zeyli) O zaman sağ olan İran Selçuklu 1.
Sultanı Tuğrulşah, baş komutanı olan ve Merend ve Tebriz Azeri Türkmenleri
Sultanı olan ve Tuğtekin (Tuğ taşayan Sultan lakaplı Seyyid Pir Aziz Danişmend
(Ermeni tarihçi Bar Herbauros onu Picacici olarak tarihine yazmış o Ermenice
tarihi Türkçeye çeviren Ermeni Çamiçyan” Picacici’yi Pir Aziz olarak okudum”
diye yazmıştı. Seceremize göre Seyyid Şeyh Abdülaziz Danişmend olarak ben
aciz’in 29. dedesi olarak belgelidir.) (Yazar Seyyid Veysel) 150 bin kişilik
Selçuklu-Danişmendli ortak ordusu ile gelip kaledeki binlerce ilk şehid İlbey
Türkmendlerini Çerikars ve Çeçenleri topluca ( 15 günlük cenazelerini kale’den
toplayıp kalenin kuzey sınır olan şimdiki tek mezar tarafına büyük bir çukur
kazdırıp hepsine birden tek mezar yaparak) not: Bu mezar Eski Kale’nin sınırı
olan şimdiki tek mezardır. 150 bin kişilik Selçuklu askeri olan orduya cenaze
namazlarını imam kendisi olarak kıldırmış sonra binlerce İlbeyli Çerkez ve Çeçen
şehidi orada tek mezarda toprağa vermişti. Suriyeli tarihçi Azimi (hiç cana
kıymadı sadece iki kaynının kanı için) (Yazar Seyyid Veysel) Atom ve Apuselh’i
kısas ile yok etmek için (Yazar Seyyid Veysel ) çok aradılar. Ama bulamadılar.
Onlar önce Gümenek’e kaçıp sonra Bizans’a sığındılar. (Belge Papaz Grigorun
zeyli) Seyyid Pir Aziz Danişmend Seyyid kaynı Sancaktar Abdulvehhab’ın
cenazesini Yukarı Tekke’ye gömdü. Tüm Ermeni Sivas ahalisi hiç biri

                                                                               39
öldürülmeyip esir alınıp iyi davranılıp Tebriz ve Merend’e Sivas’tan Mernde
büyük kafilelerle götürüldü. Onlara zımmi (Hz. Muhammed’in (s.a.v.)
müslümalara zimmetlediği Hrıstiyan, Musevi, Davıdi cemaatler) muamelesi
yapılıp iyi davranıldı. 2005 de ki Tebriz, Merend, Tahran İsfahan Ermenileri Sivas
kökenli olup onların soyudurlar. (Yazar Seyyid Veysel) Sivas Belediyesi Sivas
Kalesi dibi tek mezar İlbeyli 1059 yılı ilk şehidlerine bir anıt yapıp bu aşağı kale
olup bu kaledeki şehadet olayı yaşatılmalıdır. Bu ordu sancaktar imamı ve halifesi
olan Seyyid Abdulvehhab’ın tümüyle kalede cenazeleri günlerce duran şehid
ordusu olan İlbeyli Türkmen Çeçen ve Çeri Kars’ları(Çerkezleri) ve on başıları
(Çeçenleri) her yıl anılıp bu vatanı bize bağışlayanların (İlk İlbeylilerin) ruhu şad
edilmelidir. (Yazar Seyyid Veysel) Bu şehadet olayının meşhur ettiği bu Sivas
Kalesi tarihçi yazar Nazmi Sevgen’in Anadolu Kaleleri Kitabı 1059 baskısı cilt 1
sayfa 307’de yazdığına göre şöyle tarif edilmiştir: Romalılardan evvel (İsa’dan
önce) Sivas’ta Kahire isminde bir kale vardı. Sonra Romalılar bu toprakları alıp
şehre Diapolis (Mabud) adını verdiler. Sonra Pont Kralı Polemonun karısı bu
şehre Ogüst Şehri denen Yunanca Sesat adını verdi. (Sebastüs) dende lehçe
Sebas’a döndü. Bizans İmparatoru Romanos Diojen Sivas’a ordusu ile geldiğinde
Ermeniler 1071’de şehre hakim idiler. Bu Yunan İmparator bu Ermenilere kendisi
Ortadoks meshebinden olup Ermeniler ise Gregoryan meshebinden olduklarından
iyi davranmadı şehri yama edip halkı katletti. Sivas’ı ilk zabdeden Malazgirt
sonrası kumandan Danişmend Gazi’dir. Yazar Nazmi Sevgen danişmendlilerden
sonra Selçuklular sonra İlhanlılar sonra Erednalılar sonra Kadıburhanlılar sonra
801’de (1398’de) Osmanlılar hükümdar oldular. Timur Osmanlı Sivas Fatihi
Yıldırım Beyazıdı Ankara’da yenince Sivas’ta Mezit Bey 1402-1407 arası beş yıl
hükümdar (Bey) oldu. Sonra ondan tekrar Osmanlı’ya geçince Sivas Beyler
Beyliği oldu der. Beyler Beyi olan kişi Sivas’ın 2 kalesinden aşağı kalede (tek
mezar yanı) oturur ve onun (konağına) sarayına Paşa Konağı denirdi der. Yukaru
kale ise şimdiki yüksek tepesi kalmış olan kaledir. Bu kalenin duvarları
yıkılmıştır. 1863’te Osmanlı Sivas’ı vilayet haline getirmiştir. Sivas Kalesi Miladi
527’de Bizans İmpratoru Jüstinyen tarafından (15 asır evvel) tamir edilmiştir. 474
Hicri 1081 Miladi’de Seyyid Danişmend Gazi Kalenin meşhur burçlarını (Aşağı
kale-Yukarı Kale) kumandanlarına tevzi edip tekrar tamir ettirmiştir. 3. büyük
tamir Sivas’ı 1178’de ele geçiren Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan’ın torunu olan
Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında yaptırılmıştır. Bu padişah Moğol’ların

                                                                                  40
Sivas’a saldıracağını bildiğinden yontma taşlardan 2 metre en 3 metre boy olarak
tekrar tamirini yaptırmıştır. 4. tamir Kadı Burhanettin’ce 1398’de yaptırılmıştır
fakat aynı yıl Timur gelemeden onun Kara Yörük Osman Bey’ce öldürülmesi ile
bitirilmiştir. Aşağı kalenin nüfusu 7 bin beş yüz kişi olup duvar yüksekliği 25
metre idi. Çok metin bir kale olup Şark (Doğu)dan gayrı üç tarafıda derin ve geniş
bir hendekle çevriliydi. Hendek daima su ile dolu bulundurulurdu. Surların şark
(doğu) hududunu Mısmılırmak Çayı teşkil ederdi. Şerafettin Yezdi ve Evliya
Çelebi’ye göre beş demir kapısı vardı. Sivas kalelerinin garpda (batıda) Kayseri
Şarkta(doğuda) plas yine Şark (doğuda) Tokmak Kapı’da, Şimal’de(kuzeyde)
Cancun Kapısı, Cenubta(Güneyde) Selpur kapıları bulunuyordu. Bugün bu
kapıların adları Kayseri, Erzurum, Bağdat kapıları ile Tokmak Kapı, Delik Kapı,
Kale Kapısı diye anılmaktadır. 1600 yıllarında aşağı kalede 4600 adet bağsız ve
bahçesiz ev vardı. Kule adedi 20 mazgal sayısı 600 idi. Surlarının temeli 8 metre,
üst kısmının genişliği ise 5 metre idi. Şimal’deki (Kuzey) kapısının, yani
Cancun’un kapısı som demirden idi. Bu kapının önünde Osmanlı şehsadelerinin
mezarları vardı. Kale Dizdarı (muhafızı) ve maiyeti ise bu kapının iç tarafındaki
daire ve koğuşları otururdu. Cenup (Güney) Kapısı tarafında ise 300 ev
bulunuyordu. Paşa Konağı (Aşağı Kale’deki) na 4. Mehmed zamanında tamirat
Osmanlıca yaptırılmıştı. Sivas Aşağı Kalesi’nin şimdiki mevkii Şifaiye Medresesi,
Çifte Minare, Mahmut Paşa Camii (Yani Kale Camii) idi. Sivas’ın Cenubu
Garbisi’nde (Güney batısında) Toprak Tepe denilen yerde Sivas’ın 40 metre kadar
zeminden yüksekteki tepede bir saat kulesi vardı. Bu tepeye Yukarı Kale adı
verilmişti. Ancak şimdi enkazdır. (Yazar Nazmi Sevgen). Yukarı Kale Çelebi
Sultan Mehmet tarafından 1413-1421 arası 8 yılda yaptırılmıştır. Dört köşeli olup
bir suru ve iki kapısı vardır. İşlek kapısı şehir tarafındaki Cenup (Güney) kapısı
idi. İçerisinde bir camii, zahire ambarı, Sahrınç, cephane deposu vardı. Burada
eşkıya korkusundan Sivas Ayan ve eşrafının kıymetli malları muhafaza edilirdi.
Timur'dan sonra bu meşhur surların kalmamış olduğunu Evliya Çelebi 1630’larda
yazmaktadır. Timur’un saldırısına 17 gün dayanan Sivas halkı esir edildi. Timur
kan akıtmayacağım sözünü vermiş ama o müthiş müdafiler esir alınıp onar kişi
bağlanıp diri diri gömülmüştü. Ve kale Timur tarafından yıkılmıştı. 1232-1238
yılları arası Selçuklu Sultanı olan Alaaddin Keykubat Konya’da sultan iken
Çerkez ve Çeçen İlbeylilere iyi davranmadı. Çünkü İlbeylilerin kendi ecdadı olan
Selçuklu’yu birçok savaşta da yenmeleri ve %100 Türk olan İlbeyli Çerkez ve

                                                                               41
Çeçenlerin Halâ Arap Şeyhi olup Resulullah’ın soyu olup torunları olan
Danişmendlilere tabî olup Selçuklu Sultanlarına tam bağlanamamaları ve bilhassa
14 İlbeyli Komutanının Sultan Alaaddin Keykubat’ın ağabeyi olan Sultan 1.
İzzeddin Keykavusun vahşeti ile yakılmaları ve zalimce şehid edilmeleri nedeni
ile (1216’da) bu Selçuklu sultanlara İlbeylilerin soğuk bakmalarına ve Çerkez-
Türk ayrımına sebeb olan Alâaddin Keykubat’ın kinci hareketleri (Sultanın İlbeyli
Çerkez ve Çeçenlerine karşı içindeki şüphesinin daima devam etmesinden) bu
durumu kabul edemeyen İlbeyli Çeçen ve Çerkezlerinin bağlı bulundukları ve
ordusunun askerleri oldukları Sultan Alâadine’e sıcak bakmamaları ve bu
soğukluktan dolayı    onun (Sultan Alaaddin’in) kinine sebeb olmuştu. Yanlış
yapan Sultan Alaaddin’in ağabeyi 1. İzzettin Keykavus’un İlbeyli komutan
Çerkez ve Çeçenlere yaptığı (1216’daki       14 komutanın katledilmeleri olayı)
nedeni ile Çerkez ve Çeçen İlbeyliler 1216-1226 yılları arası 10 yılda tümüyle
bilhassa Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın İlbeyli Çerkez ve Çeçenlere olan
gizli kini ve garezini hissetmeleri nedeni ile Selçuklu ordularını peyder pey terk
edip 1168-1190 yılları arası 22 yıl oturup 1190’da geldikleri güneydeki Halep ve
Rasayn (Antep- Kilis), yayla ve köylerine ve Musul ve Şam’a, Mısır’a (Yeni
Musul’a) yerleşmiş oranın bu ülkeleri yöneten Eyyubi İslam Sultanları’nın İlbeyli
Çerkez ve Çeçen (Kölemen-Mendilik) askerleri olmuşlardı. 1232-1238 yılları
arası Moğollardan kaçan Harzemşahlardan Azeri Padişahı Celâleddin Harzemşah
askerlerinin bir kısmı ise Sultan Alaaddin Keykubat tarafından o yıllardan 10 yıl
kadar önce 1216-1226 arası 10 yılda İlbeylilerin Suriye, Musul, Halep, Mısır ve
Filistin’e tamamen yerleşmek üzere giderken terk ettiği 1042 yılında fethedip
yerleştikleri Lâr Rin’de (Darende) ve şimdiki (2005’deki) Karaman toprağına
yerleştirilmişlerdi. Bu Azeri Harzemşahlı Türkmend askerleri İlebylilerin
terkettiği    bu topraklarda Karamanoğulları beyliğini kurdular. 1216’larda
İlbeylilerden boşalan Darende (Larinde) toprağına Sultan Alaaddin Keykubat
tarafından iskan edilen Karamanoğulları Beyliği adını alan Türkmenler bu
yerleşimden 50 yıl sonra 3 ay süren Selçuklu soyu Sultan Cemre Sultanlığında
1278 de      kurulan ve ordusu tümüyle Harzemşahların Askeri olan Karaman
Türkmend Aşireti olan bu Selçuklu son devletini büyük bir cesaretle kurdular.
İktidarları zamanında beyleri olup ve vezir olmuş komutanları olan Mehmet
Karamanoğlu 1278 yılında bir karar alarak ‘’Divan’da ve Dergâhta, Çarşıda ve
Pazarda ve her yerde Türkçe hariç diğer lisanlar olan (Arapça,Kürtçe ve Farsçayı)

                                                                               42
yasakladı. Çünki Karamanoğlu Mehmet Bey işgalci kafir Moğollarla bu dilleri
konuşan halk anlaşıp işgali bitirmek için başlatılan isyanı desteklemiyecekler
kuşkusu ve zanlıyla onlara güvenmeyerek onlardan şüphe ediyordu.(Yazar Seyyid
Veysel). Bu ordular 1278 yılında Sultan Cemre ismindeki Selçuklu soyu ( birinci
İzzeddin Keykavus’un oğlu olan) kişiyi Sultan edip Moğollara karşı Konya’yı
savunup çok büyük şehidler vererek (Sultan Cemre, ve Karamanlı tüm beyler
şehid olup) kahramanca yok olma derecesinde kayıp verdiler. Eğer Selçuklu
sultanları aklını kullanıp bu kahraman Karamanoğulları Harzemşahlı orduları ile
dünyanın en savaşçı gücü olan İlbeyli Çerkez ve Çeçenleri kendilerinden soğutup
güneye kaçırtmayıp o ordulara itimat edip güvenerek onlara güç ve destek vererek
bu iki savaş gücünü (Harzemşahlı ve İlbeyli Türkmenlerini) kendi gücü ile
birleştirse idi 1243 de Kösedağ’da Moğollara yenilmez yok olmaz ve o güzelim
Selçuklu- Danişmendli İslâm medeniyet Devleti 2005’e kadar İslam Devletleri
birleşik ortak ülkelerini İlbeyli Selçuklu Kars Çerileri öncülüğünde kurar hiçbir
İslam toprağı kaybedilmeden bu güzel medeniyet 60 İslam Devletinin manevi ve
maddi lideri olarak 1. ve 2. Dünya savaşlarına mani olacak sulhu sağlayarak ve
dört kitaplı toplumda laik bir devlet yönetimim sergileyerek barışı kurarak
yaşardı. (Yazar Seyyid Veysel) İlbeylilerin 9. Seyyid Halifesi ve Bey’i ise 2.
Muhammed       Danişmend’in     kardeşi   olan   Seyyid    Melik    Yakup    Hasan
Danişmend’di. (Yağıbasan diye anılır). Niksar daki (Taşkent) büyük medrese
(Yağı basan Medreseleri) bu Seyyid kurdu. Sonra kardeşi Seyyid 2. Muhammed
Danişmend 1142 de Kayseri’de Danişmend tahtında öldürülünce Sivas’ta büyük
Danişmend Devlet Başkanı ve padişahı oldu. Yeğeni Seyyid Sultan Zülnun
Danişmendi’yi Kayseri padişahı yapıp Sivas ve Kayseri ise İlbeyli Çerkez ve
Çeçen cemaatinin ortak ordu merkezi oldu. Kızıl dan (Seyyid Dede Kargın’dan)
canların, (çocukların) kışlası (Kızılcan kışla) (Şimdiki İlbeyli köylerinden Kızılca
kışla) ordusunun kalbi (merkezi) idi. Seyyid Melik Yağıbasan Danişmend
zamanında haçlı orduları 1150’lili yıllarda Ege kıyılarından Bizans askerleriyle
birleşip Danişmend, Mengücük, Selçuk, Saltuk dörtlü orduya karşı savaş
başlayınca bu savaştan hemen önce şimdiki Menderes Irmağı kenarında haçlı
ordularına bir konuşma yapan Fransa Kralı 7. Lui şöyle demişti: “Kahraman
Hrıstiyanlar Kutsal Haç uğruna Kudüs’ü fethe giderken önümüze çıkan bu
beklenmedik engeli yani hizmetçi Hacer’in çocuklarını ve onların çıkardığı bu
engeli onları ezip aşacağız bu beklenmedik gücü yeneceğiz” diyerek Seyyid üç

                                                                                 43
kardeşin çocuklarının ulu anaları olan Hz. Halil İbrahim’in eşinden yani Hz.
Hacer anadan bahsediyorlardı. (Belge Anna Komanina Bizans Tarihi) İlbeylilerin
bu İlbeyli ismini alması Seyyid Melik Yağıbasan’ın ölümü ile 1164 yılında oldu.
O ölünce O’nun Kayseri’ye Padişah Sultan olarak bıraktığı Seyyid Zülnun’a 2.
Kılıçarslan saldırıp O’nu Sivas’a kaçırtınca İlbeyli 10. halifesi olan Seyyid Sultan
Zülnun Danişmend Sivas’ta padişah ve halife olarak tüm Kayseri- Sivas halkı
Çerkez ve Çeçen İlbeylilere Sivas’ta hükmetmeye başladı. Çerkez ve Çeçen
Kayseri ve Sivas İlbeylileri 1164’de tümüyle Sivas’ta birleşti. Bu birleşime
yardıma gelip o anda Sivas’ı kuşatan 2. Kılıçarslan’ı püskürtüp Konya’ya geri
gönderen 5000 atlı süvari savaşçı Suriye-Mısır Halep İlbeyli Çerkez ve Çeçen
süvarileride katılınca İl bey olarak ve 10. bey olarak Türkmend İlbeylilerin
(padişah olamamış) bir beyi olarak Seyyid Yağıbasan’ın üç oğlundan büyük oğul
olan Seyyid Zahireddin İlbey tarihe geçti. Bu topluma İlbey Seyyid Zahireddin İlli
tâ ki ölene kadar 1164-1211 yılları arasında 47 yıl beylik yaptı. İlbeyliklerin son
Danişmendli beyleri olan Danişmendli Seyyid Zahireddin İlbey ve padişahları
olan Danişmendli Seyyid Sultan Zülnun’la birlikte 1164’den 1168’e kadar 4 yıl
Sivas’ta yaşadılar. 1168’de yanına oğullarını ve damatlarını (Bilhassa damadı
Niksar-Amasya Beyi Seyyid İsmail Danişmendi) alan 2. Kılıçarslan çok kuvvetli
ordular ile saldırınca 1168 yılında ilk kez Sivas’ı terk eden İlbeyli cemaati 1172
yılına kadar 4 yıl Suriye Halep ve Ras’ayn da oraya sığınmış olarak yaşadılar.
Orada da mutlu idiler. Ama yürekleri ve gönülleri Sivas (Kars) ve Kayseri’de idi.
Topraklarını terk ettikleri Sivas (Kars) 4 yıl 2. Kılıçarslan’ın kızı ve damadı olan
Seyyid İsmail Danişmend ile yönetildi. Bu zalim karı koca 1168’de girdikleri
terkedilmiş Sivas (Kars’ta) 42 pare İlbeyli köyü toprakları Ulu ve Kale Camilerini
boş bir şekilde teslim aldılar. Sivas’ta kalan ve İlbeyli olmayan peyderpey İran ve
Azerbaycan’dan gelip Sivas’a yerleşmiş olan Türkmen halkı saldırıya her an hazır
bekleyen bu iki (Konya Selçuklu ve Niksar Danişmendli) ordusuna kalenin
kapılarını açarak savaşmadan teslim olup ölümden kurtuldular. Türkmen Çerkez
ve Çeçen Sivas merkezli İlbeyliler ise göç ettikleri Ras’ayn ve Halep’te aynı
isimleri koydukları kendilerine Nureddin Zengi (Padişahları Seyyid Sultan
Zulnun’un Bacanağı) tarafından ikta ile bağışlanmış 42 pare köyde 1172 yılına
kadar yaşadılar. 1172 yılındaki Sivas’taki korkunç bir kış nedeni ile müthiş bir
açlık meydana geldi. Sarayda depolar buğday dolu olduğu halde bu padişah ve
karısı halka bir parça bile buğday ve yiyecek vermek istemediler. İkinci

                                                                                 44
Kılıçarslan’ın kızı adeta Sivas halkından intikam alıyordu. Çünkü babası 1160
yılındaki 2. Kılıçarslan’ın 2. karısını aldığı zamandaki nikâh olayında (meşhur
nikâh olayı) Sivas halkı tarafından ve askerleri Çerkez ve Çeçen İlbeylilerce
küçük düşürülmüştü ve yine babası 2. Kılıçarslan 1160 yılında Sivas’lı İlbey
Türkmend Çerkez ve Çeçen ordusunca savaşta (Danişmend-Selçuklu arasındaki
savaşta) 2 kere mağlup edilmiş ve babası Bizans’a kaçıp 6 ay sürgün yaşamıştı.
(Yazar Seyyid Veysel) 1172’de aç kalan Sivaslı halk çok yalvarıp saraydan
ekmek alamayınca ve açlıktan ölümler meydana gelince sarayı bastı ve bu zalim
ikiliyi (karı kocayı) ve saraydaki 500’e yakın yönetici ve muhafızı öldürüp sarayın
ambarlarını yağmaladı. Buğdaylar halka dağıtıldı. Bu işler olup 2 metre
yüksekliğe çıkan karın yolları kapattığı kış sonlandığında o yılda (1172’de) en
güçlü sultan olan Konya Selçuklu padişahı 2. Kılıçarslan’dan korkup hep beraber
(gençler ve Ahiler) (Esnaflar) İlbeylilerin göç ederken kullandıkları 4 yıl evvelki
arka yolu takip ederek Zara, Divrik, Elbistan, Maraş yolundan Halep’e gittiler ve
oradaki Anadolu Halep Bey’i Seyyid Zahireddin İlbey ve O’nun amcası oğlu ve
babasının oğulluğu Sivas eski padişahı Seyyid Sultan Zulnun Danişmendi ve
O’nun İlbeyli Çerkez ve Çeçen ordusunu ve oradaki amcaoğulları olan ve 1042
yılındaki fetihde oraya yerleşen Seyyid Reyhan Danişmend (Burutekin) zamanı
oraya yerleşmiş Çerkez ve Çeçen ordusu olan ve Arapların Türk Soylu Sultanı
Nureddin Mahmud’un yönetimindeki özel İlbeyli Türkmend ordusunu Şam
sarayında bacanağının (Nureddin Mahmud Zengi’nin) misafiri olarak oturuyor
iken Seyyid Sultan Zülnun’u da alıp büyük bir kafile ile 1172’de Suriye Şam
sarayından acilen yine gittikleri arka yoldan (Şam, Halep, Elbistan, Divriği Zara
yoluyla) Sivas’a getirip   Sivas sarayına oturtup Danişmend padişahı yaptılar.
Seyyid Sultan Zülnun’un Sivas’a 2. kerre padişah olması ile onu Sivas’a getiren
İlbeyli Çerkez ve Çeçen muhacirler büyük halkının 4 yıldır oturdukları Halep ve
Ras’ayn daki 42 pare köylerini terk edip bu sefer eski aynı isimli köylerini (Sivas-
Kayseri arası) gelip teslim alıp Maraş’a varan sınırı ile o güzelim Uzun Yaylasını
da teslim alıp, savaşçı diğer grup olan ve yanlarında tedbir olarak ve misafir
getirdikleri yine yarım alaylık (5 adet bin bölükbaşılık) Çerikers ve Çeçen süvari
birlikleri ile gerçekleşmiş ve eski Şam ve Halep, Musul ve Yeni Musul (Mısır)’ın
bu savaşçı gücü ve kendilerinin Danişmend kalb ordusu (Çeçen ve Çerkez gücü
birleşimi orduları) ile İlbeyliler olarak çok büyük bir cesaret örneği vererek 12
büyük ordusu bulunan ve Kayseri, Malatya, Tokat, Amasya, Niksar, Konya,

                                                                                 45
Ladik, Aksaray, Çorum gibi yörelerde de Konya Selçuklu’nun Çetri ve Bağdat
Abbasi’nin sancağının ortak olarak birlikte dalgalandığı 2. Kılıçarslan
Sultanlığındaki çok büyük bu güce karşı hayret verici bir cesaretle ve 2.
Kılıçarslan’ın kızı ve damadının ve 500 saray görevlisinin cenazelerinin
öldürülmüş olarak Sivas’ta ortada kalmış bir şekilde bulunduğu bir ortamda
Sivas’a gelip kaleyi ve şehri korumaya ve savunmaya aldılar. Kendilerine ne
Divriği Mengücek’lerinden (çünkü o andaki Mengücek’li Seyyid Fahreddin
Behramşah 2. Kılıçarslan’ın damadı ve dostu idi) ne de amcaoğulları Seyyid’ler
Erzurum Saltuklularından (Çünkü 1172’de Saltuklular fazla güçlü değildi.)
yardım ve asker gelmemiş olduğu gibi, Amasya, Niksar (Taşkent) Malatya
Danişmend Sultanları da yine amca çocukları Seyyidler olduğu halde ordularını
gönderip bu Danişmend başkentini (Konya Selçuklusu 2. Kılıçarslan ve 11
oğlunun ordularından korktuklarından) (Kars’ı) Sivas’ı korumaya alamamışlardı.
Çünkü çok güçlü 12 orduya sahip ve 11 erkek evladının ordu başkomutanları
olduğu Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan akrabaları olduğu halde (Kız alıp kız
verdikleri hısımları olduğu halde) ondan çekiniyorlardı. 2.Kılıçarslan önce
Danişmend, sonra Saltuk, sonra ise Mengücek Seyyidlerini (3 Malazgirt Gazisi
Seyyid kardeşin kurduğu bu 3 devleti) Selçuklunun tüm Anadolu Sultanı olan
padişahlarının kendi öz dayıları oldukları halde Selçuklu Prens ve Sultanları Bu
Danişmendli 3 beylik kurucusu Sultan padişahlarının öz bacıları çocukları
oldukları halde onları yok edip topraklarını ele geçirmeyi kafasına koymuş ve işe
ilk olarak 1164 de Seyyid Sultan Zülnun ve askerleri İlbeyli Çeçen ve Çerkezleri
Kayseri şehrini Danişmendlilerden (onları Sivas’a kaçırtarak alarak, 8 yıl
öncedes) 1168’de de Sivas’taki Danişmend İlbeyli askerlerini Halep’e kaçırtarak)
bu fetihlere başlamıştı. Ama bu 1172 deki (2. defa Seyyid Sultan Zülnun’un tekrar
Sivas’a İlbeylilerle (Suriye’deki Çerkez ve Çeçenlerle) takviyeli olarak geri
gelmesi ve çok az bir güçle olan bu büyük cesareti) her toplumu Bey’i ve özel
orduları olup cesaretlerini kaybetmiş şehir devletleri olan sahipleri Mengücekli,
Salltuklu Beyler olan diğer amcaoğullarını da çok şaşırtmıştı. İlbeyli Çerkez ve
onbaşıları olan Çeçen Türkmend Sivas (Kars) fatihi Çerileri (Çerikarslar
Çerkezler) tam 4 yıl 1176’ya kadar Sivas’ta oturup hasretlerini giderdiler. Köyleri
42 pare ve ona bağlı toprakları, yaylaları olan Uzunyayla ve şehirleri Sivas(Kars),
Beyleri İlbeyi Seyyid Zahireddin İlbey 5 adet 1000 Bölükbaşı) Mısır(Yeni Musul)
Halep-Şam’a bağlı Fahrettin Abdülmesih Bey’in başkanlığında Çerkez ve Çeçen

                                                                                46
ve 25 adet (tahmini (Yazar Seyyid Veysel) de Anadolu Yerli İlbeyli Çerkez ve
Çeçen Bin bölükbaşılı (25 bin kişilik çok güçlü ve muharip birlikte) Cem’an 30
bin kişilik süvari Sivas (Kars) Danişmend ordusu (Hepsi İlbeyli) ayrıca yanlarında
getirdikleri köylere ve yaylalara yerleştirdikleri (akrabaları ve İlbeylilerin aileleri
ile birlikte) tahmini 20 bin kişilik ev halkı Halep’te kalarak gerisi 60 bin kişilik bir
İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmend (cemaat) halk bu büyük göçle tekrar Sivas’ı
(Kars’ı) 1172’de hepsi birden 30 bin savaşcı dahil tahmini 90 bin kişi olarak
Sivas’ı doldurmuş olup, 4 yıldır özleyip hasretle sarıldıkları köyleri,
Uzunyaylalar’ı, Ulu Camileri, Kale Camileri, Yukarı Tekke Camileri Eski Kale
hamamları Ulu cami hamamları ve ilk fatih dedelerinin 1059’da Prens Atom ve
Prens Apuselh adlı Ermeni komutanlarının Sivas Kalesi’nde şehid edip hemen
Kale duvarı dibi tek mezarda yatan (toprağa verilen binlerce ilk şehidin mezarı
olan tek mezarında ilk fatih Danişmendli Sultanları ile birlikte medfun olup yattığı
(1072-1172 yılları arası yüz yılda toprağa verilen şehidlerle) Halifelik
mezarlığında ki dedelerinin mezarlarına gözyaşları ile sarıldılar. Beyleri olan
Seyyid Zahireddin İlbey, (Seyyid Zahireddin Danişmend’in) kardeşleri olan
Seyyid Muzaffereddin Mahmut Danişmend ve Seyyid Bedreddin Yusuf
Danişmend yine 25 bin kişilik (İlbeyli Çerkez ve Çeçen) Danişmend kalb ordusu
komutanları (Alp Beyleri) Albayları idiler. Böyle bir durumda Mayıs 1174 yılı
yaşanırken (yani Sivas’a büyük geri dönüşten (Büyük Hicret’den) 2 yıl sonra)
Suriye Şam ve Mısır’ın sahibi Zengi ailesi ve Padişah İmadeddin’in oğlu olan ve
Seyyid Sultan Zülnun Danişmend’in bacanağı ve dayanağı olan Padişah Sultan
Nureddin Mahmut (Mansuru Arabî) Şam’da vefat etti. Seyyid Sultan Zülnun’un
bacanağı olan Şam, Eski Musul, Halep, Mısır, (Yeni Musul) padişahı İmadedtin
Zengi oğlu Nurettin Mahmut sağken Konya’dan 2. Kılıçarslan ne zaman Sivas’a
saldırıya kalksa hemen ordularını ( Çerkez ve Çeçen 1042-1048 yılı ilk fatih
ilbeyli kölemen Memlük askerlerini) Selçuklu’nun kendine ait olan Elbistan ve
Maraş kentlerine gönderip oraya saldırtıp bu orduların (Selçukluların) Sivas
kalesinden Elbistan ve Maraşı korumak üzere hemen geri dönmesini sağlıyordu
ve Sivas öz halkını rahatlatıyordu Nurettin Mahmut’un vefatı ile Suriye, Eski
Musul, Şam ve Mısır (Yeni Musul) da hemen karışıklık baş gösterdi. Nureddin
Mahmut’un başkomutanı olan Kürt kökenli Selahâddin Eyyübi                 ve amcaları
Eyyüb’ün adını almış hanedanı olan Kürt orduları idareyi ele geçirip Mendilikli
Türkmend İlbeyli Halep fatihlerinden Turgan Bey oğlu Ak Sungur Bey oğlu

                                                                                     47
İmadedtin Zengi’nin oğlu olan padişah sultan Nureddin Mahmud Zengi’nin
oğullarını ve hanedanı Zengileri, (Suriye İlbeyli Çerkez-Çeçen Beylerini) tahttan
indirmek için harekete geçti. Bunun üzerine Zengi Hanedanı Sivas’lı (Karslı)
Çerkez İlbeylilere gönderdiği yardımcalara acil gelin çağrısı yapıp, Anadolu
Danişmend Kars Çerisi (Sivas Askeri) Türkmend ordularından da bu yüzden
ayrıca yardım istediler. Sivas Danişmend padişahı Seyyid Sultan Zülnun hemen
Suriye Şam (Zengilere bağlı) Çerkezlerini ve Çeçenlerini kendinden takviyeli
olarak (tahmini 100 yüzbaşı (yüz bölükbaşı)’lık yani 10 adet 1000 bölük başılık)
(10 bin kişilik bir tugay) İlbeyli Çerkez (Sivas) Kars askerini 1 Alp Bey (Albay)
önderliğinde ayrıca Fahrettin Abdulmesih Bey önderliğindeki Zengi Hanedanı
Türkmen Çerkez ve Çeçen Memlük Kölemen 5 bin süvarisinide birlikte 1174’de
Şam’a gönderdi. Fakat Sivas (Kars) kuvvetsiz kaldı. Çünkü bu fırsatı kollayan ve
bekleyen Konya ve Kayseri Selçuklu 2. Kılıçarslan orduları hemen saldırıya
geçmek için hareketlendiler. Bunu haber alan Seyyid Sultan Zülnun ve İlbeyli
Çerkez ve Çeçen orduları Çankırı sultanı Danişmendli İlbeylilerin dostu ve
damadı (Konya Sultanı 2. Kılıçarslan’ın öz kardeşi) Selçuklu Şahin Şah ile
birlikte Bizans İmparatoru ile üçü bir olup anlaşıp kuvvetli bir güç haline geldiler.
Bizans’tan 30, Çankırı’dan 20, Cem’an 50 bin kişilik tahmini yardım Sivas’a
gelmiş idi. Bu ordularla Sivas’ı savundular. Bir yıl geçip 1175 yılına gelindi.
Niksar’ı (Taşkent’i) bu yılda 2. Kılıçarslan saldırıp almıştı. Sivas İlbeyli ve
Çankırı Selçuklu ordularıyla Bizans ordusu ortak olarak birlikte Niksar’ı
(Taşkent’i) 2. Kılıçarslan’ın elinden geri almak için 1175 yılında nisan ayında
muhasara etmişlerken bir hiyle bu 3 müttefik orduyu darma dağın etti. 1175
yılındaki bu olaydan 1 yıl geçince Sivas taki İlbeylilerin kuvveti 1175’te yapılan
bu hile ile aldatma nedeni ile Bizanslılar İstanbul’a Selçuklu dost Şahin Şahlılar
Çankırı’ya geri dönüp Sivas’ı kuvvetsiz bırakınca güç böylece 5’de 1’e düşünce
İlbeyli Sivas Cemaatinin Beyi Seyyid Zahireddin İlbey ve kumandan iki Alp Bey
(Albay olan) kardeşi meşvered edip karar alarak büyük bir katliama uğramaktansa
(Niksar kalesi önünde hiyleli mektupla İstanbul’a geri dönen Bizans askerleri ve
Çankırı’ya geri giden Şahin Şah’ın Selçuklu ordusu nedeni ile kuvvetleri çok
zayıflayınca) ve yeğenleri olan Konya Selçuklu ordusunun 2. Kılıçarslan
Sultanlığında ki Müslüman askerine karşı ölümüne savaşıp hem bitirip ve hem
bitmektense Haziran başı 1176’da yine aynı yol olan Zara, Divriği, Elbistan,
Maraş, yoluyla Halep ve Ras’ayn’a orada bıraktıkları 42 pare İlbeyli köy ve

                                                                                  48
yaylalarına hicret edip, kavuştular ve yine Sivas’ı böylece terk ettiler. Sivas’ı
korumak ve Niksarı (Taşkent’i) geri almak için kurdukları 3’lü ittifak orduları
hiyle ile Konya Selçukluları’nca dağıtılmış, yine güçsüz kalıp Sivas’ı terk
etmişlerdi. Yine hasret, yine gözyaşı, yine zahmet görünmüştü. Mukaddes İslâm
Sancağı’nın dalgalandığı Mukaddes Sivas (Kars) yine şehid askerlerin (fatihlerin)
torunlarınca Hz. Muhammed (s.a.v.) den kalan ve Bedir ve Uhud’da dalgalanan
Muhammed Resullullah yazılı siyah Sancağı Şerif yine en önde olarak Sivas ilk
fatihi İlbeyli Türkmend Çerkez ve Çeçen ordular Şam’a doğru hareket halinde
olup, mukaddes mekân Sivas Ulu Cami’de ezan yine susmamıştı ama ilk gazi
cemaat İlbeyliler O sırtlarında taş taşıyarak baba ve dedelerinin inşa ettiği
mübarek Ulu Cami’yi terk edip yine gurbete ve yine hasrete hicretle ve üzülerek
hareket etmişlerdi. Seyyid Sultan Zülnun Danişmend eğer bacanağı Suriye Sultanı
Nureddin Mahmut Zengi’nin vefatı olan bu son Halep’e Hicretten (1176’dan) 2
yıl evvel (yani 1174’te) az bir cemaat ve askerle Sivas’ta İlbeyliler Cemaati Çeçen
ve Çerkezler olarak yalnız kaldıklarında o andaki Bizans kralı Manuel’e yanındaki
amcası Seyyid Yağıbasan (Yakup Hasan’ın) damadı olan (Çankırı Selçuklu
Sultanı Şahin Şah) ile birlikte İstanbul’a gidip yardım talebinde bulunmamış
olsalardı, Kılıçarslan daha 1174’de Danişmend Merkezi (Kars) Sivas’ı hemen
teslim almış ve içindeki İlbeyli Çerkez ve Çeçenleri is yok etmiş olacaktı. 2.
Kılıçarslan 1174’te kuvvetsiz kalan Danişmend ili Amasya’yı da aynı anda işgal
edip aldı. Eğer acele etmese idi belki Gürcü Hristiyan Mihail Gabras o civarda idi,
boş ve kuvvetsiz kalmış Amasya İslam şehri Hrıstiyan Gürcülere geçecekti.
Bacanağı Nureddin Mahmud Zengi’nin vefat haberi ile Sivas’tan bir kısım bey ve
askeri Türkmend İlbey Çeçen ve Çerkezlerini 1174 de cenazeye ve Suriye, Şam’a
yardıma gönderen Danişmend Sivas padişahı Seyyid Sultan Zülnun Sivas’ta kalan
az bir kuvvetle Kılıçarslan’ın ele geçirdiği diğer Danişmend ili olan Niksar
(Taşkent)’a saldırıp O’nu (2. Kılıçaraslan’ı) Konya’ya püskürtüp Niksarı
(Taşkent’i) alıp ve Danişmend kalbini Sivas’ı (Kars’ı) ve ikinci kalbini Taşkent’i
(Niksar’ı) korumak ve kollamak ve bu arada Danişmend diğer illerindeki ve
sultanlıklarındaki İlbeyli Çerkez ve Çeçen askerlerini de kalbde (Sivas-Kars’da)
toplayıp Devletinin tekrar kuvvetlenmesini bekliyordu. Çankırı Selçuklu Sultanı
ve 2. Kılıçarslan’ın kardeşi Şahin Şah, 2. Kılıçarslan’la (taht yüzünden) ve yaptığı
iğrenç uygulaması ve vahşiliği nedeni ile kendisine zaten düşmandı) 2.
Kılıçarslan’ın tüm Anadolu’da şok etkisi yaratmış olan bu vahşetini İlbeyli Çerkez

                                                                                 49
ve Çeçen vicdanlı Cemaatide asla affetmemişti (Yazar Seyyid Veysel). Seyyid
Sultan Zülnun Danişmend ve Çankırı Selçuklu Sultanı Damat Şahin Şah daha
önce 1174’deki Nureddin Mahmud Zengi’nin cenazesi sonrası Suriye, Şam’a ve
Halep’e giden İlbeyli takviye Sivas Çerkez ve Çeçen askeri nedeni ile Bizans
İmparatoru Manuel’e birlikte gidip anlaşıp (Bizans ve Arap tarihcilere göre) 50
bin kişilik yardımcı Bizans kuvveti almışlardı. (Süryani Mihael tarihinde bu
aldıkları kuvveti 30 bin olarak yazar) (Yazar Seyyid Veysel) Bizans İmparatoru
bu kuvveti bu iki padişaha (Sivas-Çankırı Sultanlarına) 2. Kılıçarslan’ın kendisine
daha evvel vermiş olduğu sözü tutmaması üzerine ona kızarak vermişti. 2.
Kılıçarslan’ın ordularının eline geçmiş olan Niksar (Taşkent) en eski ilk
Danişmend kalesi idi. Onun ilk fatihi ve beyi ise Seyyid Şehid Ahmed Turan
Danişmend Gazi idi. (Seyyid Ahmed Danişmend Gazi olarak meşhur olup Seyyid
1. Muhammed Danişmend Gazi’nin dayısıdır.) 1175 yılında nisan ayında Niksar’ı
kuşatan Seyyid Sultan Zülnun ve ordusu İlbeyliler, Çankırılı Selçuk askerleri ve
Bizans takviye gücü böylece bu büyük 3 ordu hiyle ile Niksar’da ki Kale içindeki
Konya Selçuklularınca şöyle aldatılıp atlatıldı; Oradaki (Niksar Kalesindeki)
Selçuklu Konya Ordu Komutanı Rumca bir mektubu Rum halkından birine
yazdırıp okla muhasaradaki ortak olan Bizans generaline atıp ulaştırdı. Bu
mektupta “Ortağınız bu iki Müslüman ordunun (Çankırı-Sivas) aralarında anlaşıp
(danışıklı dövüş yapıp) bu Bizans hristiyan ordusunun yani sizin ordunuzun
kalenin fethi sonrası Niksar’da (Taşkent’de) yok edileceğini, bunun ise bir pusu
olduğunu” bildirmesini sağladı. Bunu okuyan Bizans güçlerinin komutanı buna
(Bu yalana) inanıp ordusu ile hemen İstanbul’a (Constantinapolis’e) yönelip
Danişmendli Seyyid Sultan Zülnun’u ve Selçuklu Şahin Şah’ı terk etti. Böylece
bu muhasara dağıldı. Selçuklu Çankırı Bey’i Damat Şahin Şah’ta ordusu ile
Çankırı’ya döndü. Bu olay 1175 yılı Nisan aylarında oldu ve Sivas’a (Kars’a)
ordusu İlbeyli Çerikarsları ile (Çerkezleri ile) dönen Seyyid Sultan Zülnun
Danişmend Sivas’a dönmeden daha önce Bizans İmparatoru tarafından bu olay
için yargılandı. Samimi olduğu anlaşılınca Sivas’a döndüğünde Niksar, Amasya
ve diğer Danişmend illerinden gelen İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmend askerleri
ile ordusu çoğalmıştı. Böylece Seyyid Zulnun son İlbeyli Sivas padişahı olarak bu
olay üzerinden 1 yıl geçip İlbeyliler Bey’i Seyyid Zahireddin İlli’yi (İLBEY)’i
1176’da Halep’e daha önce yine Halep’e yolcu ettiği İlbeyli Cemaatinin başına
kalan bir kısım İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerle birlikte Kilis ve Ras’ayn’a gönderdi.

                                                                                50
İslam ansiklopedisi Ras’ayn Habur, Nizip, Urfa Ceylan Pınar ortasında Fındıkdar
lakaplı şehir olarak bu şehri açıklar. (Fındıkdar, Fındık Kapısı demektir.) İlbeyli
Sultan Çerkez Baybars’ın lakabıda buralı olduğundan Baybars Fındıkdari olarak
tarihe geçmiş bir İlbeyli Çerkez Memlük Sultanıdır. (Yazar Seyyid Veysel)
Halep’e, Kilis’e ve Rasayn’a giden İlbeyli Türkmen cemaati halk ve ordularının
bir kısmı olan Çerkez ve Çeçenler 2. Kılıçarslan’ın sürekli saldırısından
uzaklaştıkları için mutlu idiler. Kendisi ise (Seyyid Sultan Zülnun) artık Selçuklu
Sultanı 2. Kılıçarslan ile baş edemeyeceğini anladığından mücadele azmi ve gücü
kalmadığından Danişmend son padişahı Seyyid Sultan Zülnun olarak yanında
kalan İlbeyli Çerkez ve Çeçen ordusu ile Çankırı yolu ile batı uca doğru gidip
Sivas’ı (Kars’ı) terkedip böylece Danişmend Sivas Devleti 1072-1176 arası 104
yıl sürüp sonunda yıkılıp İmparator Manuel ile 30 yıllık bir barış ve işbirliği
anlaşması imzalayarak batıya yerleşti. (Dedesi Melik Gazi’nin babası olan
(1.Muhammed Seyyid Danişmend Gazi’de) 1092 yıllarında Bizansla 30 yıllık bir
barış antlaşması imzalamıştı.) 1092 yılında Bizansla yapılan bu anlaşma mertliğin
dünyada    İlbeylilerle   meşhur   olduğu    şöyle   bir   olayla   gerçekleşmişti:
Kastamonu’dan orduları ile 1092’de yola çıkan 1. Muhammed Danişmend Gazi
İlbeyli Ordusu ile ve 6. İlbeyi ve Halifesi olarak 30 bin kişilik Sivas (Kars)
ordusuna Başkomutan olarak İznik’e gelip pusuya yatıp o sırada 10 bin kişilik
ordusu ile pusuya düşen Bizans ordusunu çevirme harekati ile çembere almıştı.
Bizanslı askerler durumun vehametini anlayıp, tamamen katlolup biteceklerini
hissettiklerinden üzülürlerken bu arada Seyyid Muhammed Danişmend Gazi’nin
o ordu komutanı Bizanslı generalin kim olduğunu öğrenmesi ile bu ordunun
kaderi değişmişti. O generalin 6 ay kadar önce çadırında yemek yediği bir
komutan olduğunu anlayınca pusuyu kaldırıp çemberi yok edip %100 galip
geleceği bir savaşı kazanmadı. Sorulan soruya ise (Kendi komutanlarının neden
bunu yaptık diye hayretle sorusuna karşı) “Ben ekmeğini yediğim bir kişiye ister
düşmanım bile olmuş olsa saldırmam. Aramızda mübarek ekmek hakkı vardır.”
demişti. Ve ordusu ile Kastamonu’ya geri dönmüştü. Bu olaya ve ordusunun
kurtulmasına çok sevinen komutan ve orduları büyük bir sevinçle İstanbul’a
dönmüşler. Bizans İmparatoru’nun tarihçi kızı Anna Komanina aynen kitabına bu
olayı yazarak “Bu Avrupalı Şovalyelelere bile üstünlük sağlayan mert hareketi
takdirle karşılamış ve komutan silahsız olarak Kastamonu’ya bir sürü hediye ile
gelip 30 yıllık barış anlaşması Bizans İmparatorluğu ile bu yüzden yapılmıştı.

                                                                                51
İlbeyliler bu barış anında İstanbul’daki Arap Sahabe yapısı Camii’yi tamir ettirip
orada namazlarını eda etmişlerdi. (Belge Anna Komanina Bizans Tarihi) Seyyid
Sultan Zulnun Danişmend Balıkesir Karsî (Karslı) (Tarihler Karesi Yazar) Sivaslı
beyliğini Ege İlbeylileri Çerkez ve Çeçenler olarak (Danişli’de - Sivaslı’da)
Denizli’de kurdu. Seyyid Sultan Dede Bali (Ede Balı) bu beylik beylerinin torunu
olup, ikinci bey ise Seyyid Yağdı Bey olup onun oğlu tarihlerin yazdığı Seyyid
Kelâm Bey Danişmend’dir. 1. Bey olan Seyyid Sultan Zülnun’un Seyyid Kelâm
Bey’in babası olarak Yağdı Bey isimli oğlundan olma torunu olduğunu
(Çembaver gibi) bazı Sinsile namelerde aynen yazar. Bu torunlar İlbeylilerin
Türkmend Çerkez ve Çeçenlerin batı ucda kurdukları İlbeyliler’in 13. oymağının
dışında Uc adlı oymağını bu Çerkez ve Çeçenler ad olarak almışlardır. (Yazar
Seyyid Veysel) Seyyid Sultan Balı’nın Kasrı’nın (Köşkünün) ismini alan Bâli
Kasır (Balıkesir) olarak Karsi (Sivaslı) başkenti olmuştu. Bir Danişmendli Çerkez
ve Çeçene (İlbeyli askerine) nereye gidiyorsun dye sorulduğu zaman “Bali’nin
Kasrına gidiyorum” yani Bali Kasr’a gidiyorum dediği zaman Danişli’den
(Danişmendli merkezinden) Balıkesir’e 1250-1300 Miladide bu iller ve civarı
(şimdiki Sivas’lı) hep İlbeyli Çerkez ve Çeçen halkı olarak ordu verip (Çeri verip)
destekleyerek Bursa’yı başkent yapan Osmanlı Damat Devletini 1299’da bu
civarda kurmuşlardı. (Yazar Seyyid Veysel) Sonra bu Danişmend Bey’i ordusu
olan savaşçı Çerkez ve Çeçen Türkmen İlbeylilerle 1246’da Seyyid Hacı
Bektaş’ın (Yâni Mengücek Hasan Gazi’nin oğlu Seyyid İshak Şah’ın oğlu Seyyid
Davut Şah’ın oğlu Seyyid Fahreddin Behramşah’ın oğlu olan Seyyid Selçuk Şah
(İbrahim Sani’nin) oğlu olan Seyyid Şemsettin Hacı Bektaş’ın) Konya’da kurduğu
merkez Yeniçerilerin batı ve uç kolu olarak Osmanlıyı devrin en güçlü
imparatorluğu haline getirdi. Çünkü Seyyid Sultan Balı, Seyyide Mel Hatun
(Maalesef tarihçiler hala bu Seyyide’ye mal hatun yazarak onu rencide
etmektedirler.) adlı kızını Osman Bey’e vermiş onu damadı etmiş ondan doğan
Sultan Orhan ise dedesi (Anne Dedesi) Danişmendli Seyyid Dede Bali’nın kalb
ordusu Sivas (Kars) ordusu olan Türkmend İlbeyli Çerkez ve Çeçen savaşçı
Yeniçeri birlikleri ile 3 kıtada hüküm sürmesini sağlamışlardı. (Yazar Seyyid
Veysel). Balıkesir Çerkez İlbeyli Karsi (Sivaslı) beylerinin şecerelerde bilinenleri
ise Seyyid Danişmendli Karsi Bey, Seyyid Danişmendli Yahşi Bey, Seyyid
Danişmendli Mustafa Bey gibi Danişmend Sivas kökenli Ege ve Uç İlbeyleri
idiler. Bazı tarihler İlbeyliler Sivas’a yardıma Halep’ten 1172’de gelen yardımcı

                                                                                 52
(İlbeyli Çerkez ve Çeçen Şam ve Halep) Nureddin Mahmut Zengi güçlerinin
(Askerlerinin) 3000 adet (3 adet 1000 bölükbaşı) (Binbaşı) komutanlığında ve
büyüklüğünde bazıları ise 3000 adedi vermeden kalabalık bir Halep ve Şam askeri
idi derler. Yine 1172 yılını yazan bazı tarihler Sivas’a takviye olarak gelen
İlbeylilerin (Şam Halep ve Musul Çeçen ve Çerkezlerinin) komutanının Fahreddin
Abdülmesih isminde bir komutan olduğunu yazarlar. Seyyid Sultan Zülnun’a
Sivas’ta ikinci kerre 1172’de padişah olduğundan 2 yıl sonrası (1174’te)
Amasya’yı kendisine teslim etmek isteyip O’nu Amasya’yı alması için davet eden
(Sivas halkı tarafından 2. karısı ile birlikte öldürülen (Onları aç bıraktıkları için
öldürülen) Seyyid İsmail Danişmend’in birinci eşinin) ise (Danişmendli Seyyide
Prensesin) bu iş için Amasya’ya Sivas’tan hareket edildiği anda Selçuklu Konya
Sultanı 2. Kılıçarslan askerleri tarafından Amasya Danişmendiler’in olmasın diye
Amasya Sarayında öldürüldüğünü Süryani Mihael adlı tarihçi kitabında aynen
yazmıştır. (Bu Arap Ermenisi olan Süryani Mihael 2. Kılıçarslan’ın samimi dostu
olup bu dostluğu kitabında belirtmiştir.) (Yazar Seyyid Veysel ) Sivas’ı 1176’da
son olarak terk edip bir kısmı Balıkesir Karsi (Sivaslı) beyliği emrine Seyyid
Sultan Danişmendli Zülnun’la hareket edip, Sivas, Niksar, Osmancık, Çankırı
yoluyla Uc’a Sivaslı’ya (Karsi’ye) varan İlbeyli Türkmend Çeçen ve Çerkezler,
aynı yılda Niksar muhasarası ve hilesi sonrası dağılıp Sivas’a geri gelip kalan ev
halkı İlbeylileri de padişah Seyyid Zülnun’un emri ile tümüyle alıp, Zara, Divriği,
Elbistan, Maraş, yolu ile Halep, Kilis ile Ras’ayn’a varmışlardı. Bu kafileye
başkanlık eden 1164’te 10. İlbey olan ve o anda 12 yıldır kendilerini yöneten
Danişmendli Seyyid Zahireddin İlbey’le varmış ve eski yurt ettikleri (1068’de
yurt kurdukları) Halepteki 42 pare köy ve yaylalarına kavuşmuşlardı. Ama
gönülleri rahat mı duruyordu? Sivas onların ilk (Kars) olarak ilk göz ağrısı
değilmi idi, yine Sivas’a hasrettiler. Ellerinde kopuzları ile İlbeyli âşıklar Sivas-
Sivas diye hasret şarkıları, türküleri yakıyorlardı. Böylece tam 14 yıl geçti.
1190’da 2. Kılıçarslan öldü. 2.Kılıçarslan Selçuklu Sultanı olarak Konya’da
öldüğü zamana yakın olan çok az bir zaman evvel oğlu Rükneddin Süleyman Şah
ile harbe başladı. Çünkü bu oğlu onun 1. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Vasiyetle
padişah olmasını kabul etmediğinden babası ile savaşmıştı. Bu savaşta Rükneddin
Süleyman Şah Tokat Selçuklu Ordusunu babasına karşı çıkartmıştı. Fakat diğer
kardeşler baba oğulu barıştırdılar. Babaları 1190’da öldüğünde 11 oğlu Sultanlık
sevdası ile yanıp tutuştuklarından oğullarının her biri çok savaşçı Çerkezler ve

                                                                                  53
Çeçenler olan Sivaslı Türkmend İlbeylilere Halep’e Şam’a, Yeni Musul’a
(Mısır’a) haberciler gönderip onların askeri          desteklerini istediler. (2.
Kılıçarslan’ın vasiyetine rağmen (vasiyet de 1.Gıyaseddin’le padişahlık devam
etsin deniliyordu) buna rağmen bunu kabullenemeyip ordusunu harekete
geçirmesine rağmen (Rükneddin Süleyman Şah) Selçuklu Sultanı olmak istiyordu,
çünkü en büyük kardeşti.




       28 NİSAN

   Halep, Şam, Mısır’da oturan İlbeyli Beyler üç kardeş olarak İlbeylilerin güçlü
ordularıyla Konya, Kayseri, ve Sivas’a gelip 1. Gıyaseddin’i desteklemesi ile
Rükneddin Süleyman Şah, Tokat Selçuklu Sultanı olarak çok güçlü olduğu halde
bile 1. Gıyasseddin Keyhüsrev (İlbeylilerin Halep, Şam ve Mısır’dan gelen ordu
kuvveti ve gücü nedeni ile) 1190’da Selçuklu Konya Sultanı oldu. Rükneddin
Süleyman Şah Tokat’tan ordusu ile gelip İlbeyliler sayesinde tahta oturup kardeşi
Gıyaseddin’e tahtı vermemek için Konya Meram bağlarını mesken tutmuş ve o
hep kaleden karşılıklı atılan oklarla büyük savaşlar olmuş Meram Bağları
yanmıştı.

   1190’daki 4 ay süren bu ilk savaştan sonra kardeşlerinin iknası ile 1196 yılına
kadar çekildiği Tokat’ta iktidar için uğraşmış kardeşi 1.Gıyaseddin’i tahttan
indirememişti. Sonra anlaşma olmuş 1. Gıyaseddin Keyhüsrevden 6 yıl sonra tahtı
teslim almıştı. Rükneddin’e Tahtı vermeyen Gıyaseddin 6 yıl Sultan oldu ama
1196’da kardeşleri hep birlik olup anlaşma gereği Tokat Sultanını (Rükneddin
Süleyman Şah’ı) desteklediler. Ve 1196’da Konya’da tahta oturttular 1.
Gıyaseddin Keyhüsrev Bizans’ta 1196-1204 yılları arası 8 yıl sürgün hayatı
yaşadı. Sürgüne başladığı Marmara Adasında Bizans Kralının misafiri olmuş ve
çok sıcak karşılanmıştı. ( Tarihci Seyit İbni Bibi). 1.Gıyaseddin’in 1204-1211
arası (Ağabeyisinin 1204’de ölümü sonrası 7 yıllık İkinci) ve ondan evvel ise
(1190-1196 arası 6 yıllık birinci) padişahlığı sırasında onu hep bu 21 yılda
destekleyen İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerin beyleri olan Danışmentli Seyit
İlbeylileri, Selçuklu sarayına 1190-1211 yılları arası Emir olunca tüm İlbeyli
Askeri olan Çerkez ve Çeçenler içindeki Danişmend, Mengücek ve Saltuklu

                                                                               54
Seyyidler başkomutanlar olarak Seyyid ve Seyyid olmayan tüm Türkmendler
Selçukluya hizmete başlamışlardı. 1. Gıyaseddin Keyhüsrevin 2. Padişahlığı şöyle
olmuştu: Rükneddin Süleyman Şah 1204 yılında Hrıstiyanlarla yapılan bir savaşta
öldü. Hemen 3 kardeş Selçuklu Konya ordusunun İlbeyli Komutanları olan
(Seyyid Zahireddin Danişmend İlbey, Seyyid Muzaffereddin Mahmut Danişmend
ve Seyyid Bedreddin Yusuf Danişmend) üçüde Selçuklu orduları başkomutanları
olduklarından özel bir kurye gönderip 1. Gıyaseddin’i tekrar padişah olarak
Konya tahtına oturmak için Marmara adasındaki evinden şifreli bir şekilde
gönderdikleri elçiye durumu çok zor anlatarak ve kimseye görünmeden yıldırım
gibi bir süratle taht merkezine Konya’ya getirtdiler, ve Konya Selçuklu sarayına
2. kerre padişah olarak oturttular. 1. Gıyaseddin’in ilk padişahlığında 1190 yılı
İlbeyli tüm Çerkez ve Çeçen halkın hürriyeti olmuştu. Selçuklu Devleti’nde
ordular artık Çerkez ve Çeçen İlbeylerini komutanlığında olup Anadolu’da
1204’te 1. Gıyaseddin’in 2. padişahlığında yine çok büyük bir huzur başlamıştı.
Seyyid Mevlâna esirlikten 1204’te Konya’da kurtulup, esir olduğu Karatay adlı
sarayda önce emir olup, sonra Kayseri Şahnesi (Valisi) olup, 1211 yılına kadar
Celaleddin Kayser Lâkabı ile (Yazar Seyyid Veysel) ve ünü çok artarak ismi vezir
olduğundan büyümüştü. 1204 yılında İlbeylilerin 10. Beyi Seyyid Zahireddin
İllibey ise Konya’da Saray Pervanesi (İçişleri Bakanı) olmuştu. Saları Selçuk
(Selçuklu Ordu Komutanı) Seyyid Zahireddin İlbey’in kardeşi olan Başkomutanı
Muzaffereddin Mahmut Danişmend idi. İlbeyli (Kars çerileri) Çerikarslar
(Çerkezler) ve unutulmaz 10 kişilik bölükbaşları (onbaşıları) olan Çericenkler
(Çeçenler) Konya, Kayseri, Sivas ve her yerde artık askeri dehâlar olarak
başkomutanlardı.

   1211’de Seyyid Zahireddin İlbey’inde komutan olduğu Komana savaşında
Bizanslılara karşı savaşan 1. Gıyaseddin Keyhüsrev bu savaşta 1211’de şehid
oldu. Ama İlbeyli Çerkez ve Çeçenler bu savaşta Selçuklu kalbinde savaştıkları
için Selçuklular Bizanslılara karşı galip geldiler ve Bizans ordusu tümüyle
Selçuklularca esir alındı.

   29 NİSAN




                                                                              55
    30 NİSAN

    Kayseri’de ki padişah seçiminde Seyyid Mevlâna’nın önderliğinde Emirler
grubu onun oğlu 1. İzzeddin’i (İzzettin Keykavus’u ) sultan padişah olarak seçince
onu padişah olarak devlet merkezi Sivas (Kars)’ta İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerin
korumasında gördüler. 1. İzzeddin’in amcaları tahta onun oturmasını ancak 6 ay
geçince kabullenebilmişlerdi. Ama bu arada Sivas Selçuklu Devleti İlbeyliler’in
koruması altında onun padişahlığında devam edip sonra taht Konya’ya taşınmıştı.
Fakat aynı yıl Mevlâna tarafından Anadolu Sivas merkezli İlbeyleri’nin Beyleri
Kayseri, Konya ve Sivas’a dağıtıldı. Seyyid Zahireddin İLBEY ise Niğde’ye Bey
tayin edildi. O’nun bu tayinindeki üzüntüsünü Selçuklu tarihçisi Seyyid İbn-i Bibi
“Sevmediği bu insanlarla geçinemedi, çünkü mutsuzdu, Niğde’yi ve beyliği
bıraktı (Belge Seyyid İbni Bibi- Selçuk Name) ve kendini can bilmiş İlbeyli
Çerkez ve Çeçen askerlerinin yanına ve oradaki merkezine Halep’e ve Ras’ayn
gitti diye yazmıştı.

    Ras’ayn İslam Ansiklopedisi’nde “Ras’ayn, Habur, Nizip Urfa ortasında
Ceylanpınar adlı mevkidir.”der. (Yazar Seyyid Veysel) İlbeyli Seyyid Zahireddin
Danişmend (10. İlbey) orada İlbeyli cemaatine (kendi cemaatine) kavuştu.
(Kitapta Selçuk Name’de Seyyid İbn’i Bibi “Önce Adana da biraz kalıp sonra
Ras’ayn’a gitti yazar.” Aynı yıl 1211’de İLBEY lâkabı ile Ras’ayn da vefat edip
mutlu bir şekilde sevgili İlbeyli halkının kollarında Ras’ayn da toprağa verildi.
Ras’ayn şimdiki Antep’in güney girişidir. Urfa, Antep arası Ceylanpınar’ı mevkii
olup 1950 yılında 900-1000 kişi nüfuslu bir beldedir. (Belge : İslam
ansiklapedisi.) Halbuki 800 yıl evvel büyük bir kalesi olup çok büyük bir İlbeyli
Türkmen nüfusu barındırırdı. (Yazar Seyyid Veysel). Konya’ya Selçuklu Padişahı
olan 1. İzzeddin Keykavus ve onun Selçuklu Sivas Kalb koruma askerleri olup
yine İlbeyli adları ile meşhur olan Anadolu da Sivas’ta 42 pare İlbeyli köylerinden
ve Uzun Yaylalarından ve Halep Ras’ayn da ki Antep Güneyi 42 pare İlbeyli
köylerinden ve uzun yaylalarından gelerek Selçuklu’nun saavaşlarında en büyük
pay sahibi olup şehidler veren bu dünyanın en vefakâr Çerkez ve Çeçen İlbeyli
Türkmen cemaati ve komutanları, 1216 da yine böyle İzzeddin Keykavus’un kalb
ordusu komutanları iken bu İlbeyli Çeçen ve Çerkez askerlerini (Selçuklu
yardımcı başkomutanlarını) (kendisi çok saf ve genç olup bir hiyle ile
kandırıldığından) “Sultan 1. İzzeddin Keykavus saçma bir şekilde hiç umulmayan
                                                                                56
bir tavırla yanındaki fitneci eski Selçuklu komutanlarının garezi ve kıskançlığının
tesirinde kalarak” iftira atması ile vahşice öldürttü.

   Selçukluların aynı yılda Arap Halep, Diyarbakır civarındaki topraklarını
gasbedenlere (Güneydeki Beylere) karşı saldırıya gittiğinde en öndeki bu fedakâr
İlbeyli ve Çerkez ve Çeçen komutanlar Arap ve Kürt halkı fitnecilerinin o
topraklardan gönderdiği casuslarla sahte mektuplarla orduyu satmakla bir
Selçuklu aleyhine gizli anlaşmaların bu zavallı İlbeyli komutan Çerkezler’in ve
Çeçenlerin çadırlarına gizlice konması neticesi ve aynı kişilerin (Tarihçi Seyyid
Bibi kitabında aynen “bunu yapanların Arap ve Kürt fitneciler ve casuslar
olduğunu” yazar.) İhbar ile genç ve tecrübesiz Sultan 1.İzzeddin’in bu iftira ve
tuzağa inanıp bu oyuna gelip buna hemen aşırı tepkisi nedeni ile netice olarak bu
14 İlbeyli Çerkez ve Çeçen komutanı bir çadıra koydurup diri diri yakmasına ve
çadırı yırtıp kaçmak için çıkanında oklanarak öldürülmesine sebep oldu. Bu bir
vahşetti. Çerkez ve Çeçen İlbeylilere bu yapılan çok büyük bir hile ve iftira idi.
Sonra Allah’tan yakalanan 1-2 casusun birbirlerini ihbarla (herhalde bu iş için (bu
hiyleyi yapmaları için ona karşılık) aldıkları rüşvetleri aralarında adaletle
bölemediklerinden) (Yazar Seyyid Veysel) gerçeğin ortaya çıkıp”




   1 MAYIS

   Yakılan İlbeyli komutanların suçsuz olduğu ve iftiraya uğradıkları ve yapılan
hiylede açıkça anlaşılınca Sultan 1.İzzeddin Keykavus öyle bir bunalıma girdi ki
bu yüzden üzüntüden verem oldu ve genç yaşta öldü. Şifaiye Medresesine
Sivas’ta gömüldü. Ölümünden 4 yıl önce Divriği’deki Seyyid Fahreddin Behram
Şah’ın (Mengücekli padişahının) kızı ile nikâh etmiş, oğlu Sultan Cemre o
öldüğünde 4 yaşına gelmişti. (Yazar Seyyid Veysel).

   Yerine hapisten çıkıp Sivas’a gelen ve cenazeyi gören 3 gün yas tutup ve
Konya’ya (toprağa Sivas’ta verdikten sonra) giden Alaaddin Keykubat 1220 de
Sultan oldu. Bu Sultan Alaaddin Çerkez ve Çeçen İlbeylileri sevmiyordu. Çünkü
bu iftiraya 9 yıl Mirşar (Arapgir’de) hapiste kaldığında (1216’da Hapisteki son 4
yılında) inanmıştı. Selçuklu ordusunda padişah olduğu 1220’de Başkomutanları
İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerden yapmadı.
                                                                                57
   Dedesi 2. Kılıçarslan’la İlbeylilerin hiç anlaşamadığı meşhur olmuş dedesi’nin
saltanat için gaddarlığı ve öz yeğenini parçalara nasıl bölüp yaktığı vahşeti
Sivas’ta ve Halep’te hâlâ Çerkez ve Çeçen İlbeylilerce 60 yıldır kendilerini
gurbete atan bu padişah olan 2. Kılıçarslan için ( Sultan Aladdin Keykubat’ın
dedesi için) söylenir olmuştu. İlbeyli Danişmendli Türkmenler ve Saltuklunun
içindeki bazı İlbeyli Türkmenler ve Mengüceklinin içindeki İlbeyli bazı
Türkmenlerini (Çerkez ve Çeçen Türkmenlerini) Sultan Alaaddin hep şüphe ile
takip etti. Onlara hiç itimat etmedi ve onlardan hep şüphe etti.. 1237’de yediği
zehirli tavukla öldü. Kayseri’den Konya’ya cenazesi Mevlana’nın kucağında
öldüğünde Konya’ya gömülmek üzere geldi. Sağlığında İlbeyli Çeçen ve
Çerkezlere destek veren Mengüceklileri 1228’de gönderdiği Ertokuş isimli
Selçuklu komutanla bitirdi. Ülkelerini (Divriği, Kemah ve Şebin Karahisar’ı) ve
başkentleri Erzincan’ı ellerinden aldı. 1201’de de Saltukluların (diğer grubun)
ülkeleri Erzurum, Bayburt, Kars kendi amcası Rükneddin Süleymanşah’la
(Alaaddin Keykubat’ın amcası) ellerinden alınmış, Erzurum işgal ile Selçukluların
olmuştu. 50 yılda (1178-1228) bu üç İlbeyli Çeçen ve Çerkezlerinde içinde azda
olsa asker olarak bulundukları ( 1216-1226 yılları arası 10 yılda çoğunluk Halep,
Şam ve Mısır’ı gitmişti).

   Orduları barındıran Danişmend Saltuk ve Mengücekli Beylikler iptal edilip
bitirilince içindeki askerler 1216’dan bu kötü olaydan 1226 yıllarına gelinceye
kadar Selçuklu ordusunu 10 yılda güney’e hicret edip çoğu Mısır, Halep, Filistin
ve Suriye askerleri olmuşlar idi. İlbeyli asker ve komutanlara alkollü iken ölüm
emirleri veren ve Mevlâna tarafından bunu yapmaması için çok zor ikna edilen
(hatta bu ölüm fermanlarında Sultan Aladdin öyle ileri gittiki o anda sarayda vezir
olan Seyyid Mevlâna Celâleddini Erzurumi (Aslı Saltuklu evlâdıdır.) ona
(Arkadaşı Başkomutan Emir Komnenos’a söyleterek), rica ettirerek bu İlbeyli
komutanların ve Seyyid Esir Emir Mengücekli ve Saltuklu ve hatta Danişmendli
Sultanların katliamlarını onun kalbini yumuşatıp bitirdi. (Belge: Seyyid İbni Bibi)

   Sultan Alaaddin Keykubat 1237’de öldüğünde oğlu olan Sultan 2. Gıyaseddin
Keyhüsrev yerine geçti. Bu sultan O’nun oğlu olarak babası amcası ve dedesinin
ortadan kaldırdığı bu 3 beylik halkını ve içindeki Seyyid olup sultan torunlarını
(Mengücek, Danişmend ve Saltuk’un) Seyyid torunlarını ordu komutanlığına,
vezirliğe ve idareye getirdi ama Moğollar bu güçsüz askersiz ve mutsuz kalmış
                                                                                 58
küskün beylerin ve haksızlığa uğramış askerlerin (İlbeyli Çerkez ve Çeçen
Komutan, er, erbaş ve beylerin) ülkesi olan Anadolu Konya başkentli Selçuklu’yu
1243’de Suşehri Kösedağ’da yendi.

   2. Gıyaseddin’de babası gibi çoğu zaman sarhoştu. Boycu Noyan ülkeyi
(Anadolu’yu) ele geçirdiğinde İlbeyli komutan ve Çerkez-Çeçen askerler tümüyle
güneye göçmüş olup, oradaki Halep, Musul eski, Mısır ( yeni Musul), Şam,
Kahire Çerkez ve Çeçenleri olarak önemli bir İlbeyli ordusunun güneye göç ettiği
bu yüzden Moğollar’a karşı güçsüz bir Selçuklunun savaştığı bilinir.




   2 MAYIS

   1243’de Kösedağ bozgunu hemen evveli o zamanki Naib Sahip Şemsi Tebrizi
100.000 altınla güneydeki Türkiye fatihi Çerkez ve Çeçen Türkmen İlbeylileri
Moğollarla savaşmaları için Anadolu’ya çağırmaya Halep ve Şam’a gitmiş, fakat
geç kalmıştı. Tarihçi Seyyid İbni Bibi ise (100.000 altını Moğollarla savaşacak
Mısır, Suriye ve Halep askerinin teşviki için ve yol azığı ücreti olarak %50 si
peşin olarak dağıtmıştı) yazmıştı (Yazar Seyyid Veysel). Misis (Tarsus) bölgesi
yerli Ermeni ordusu da 50 bin kişilik bir kuvvet olarak Selçuklu’ya Kösedağ’da
yardıma geç kalınca, bu arada İlbeyli Halep Şam Ordusu da büyük bir güçle yolu
yarılamış olarak Moğollarla Sivas’a savaşmaya Beyleri başlarında olarak
geliyorken Selçuklu’da Sivas’ta orduyu yöneten komutanlarında cahilce bir
kararla Kösedağ’da onlara“ ayağına gitmeyelim avlanırız” denilmesine rağmen,
yaşlıların sözü dinlenmeyip sarhoş Sultan 2.Gıyaseddin’in ve onu ve zavallı
Selçuklu Ordasını ata bindiren sarhoş kaynı Seyyid Nasreddin Behram Şah’ın
(Seyyid Nasreddin Hoca’nın) padişahı tahrik edip önce nara atarak sonra orduyu
yürütmesi (Kitabında Seyyid İbni Bibi aynen bu durumdan genişce bahseder)
Yardımlar beklenmeyip Seyyid Nasreddin Hoca’nın ve Eniştesi’nin Sivas’taki
Saraydaki masasından içkili olarak kalkıp eniştesi sultan, babası vezir (Seyyid
Mengücekli Mühezzibeddin Muhammed Muzaffereddin) de Nasrettin BEhram
Şah Hoca’ya “Oğlum sen yazıp çizmekten başka bir şey bilmezsin savaştan ne
anlarsın büyüklerini dinle gelecek yardımcı orduları bekle. İn atdan aşağı
demesine rağmen orduyu hareket ettirmesi (Belge Seyyid İbni Bibi – Selçuk

                                                                             59
Name) (Şam ve Halep, Musul ( Eski Musul) Mısır (Yeni Musul) askerleri olan
İlbeyli Çerkezler ve Çeçenlerde geç kalıp bu savaşta dindışı Moğollarla
vuruşamadığı için (Savaşamadğı için) (İbn-i Bibi’nin dediği ve yazdığı gibi) “Bu
kılıçlarımız çok kelle uçuracak, bunlar acemi bu işi bilmiyorlar bu oklarımız çok
can yakacak”, diyen Moğol Komutan Şamanist Baycu Noyan haklı çıktı.
Moğollar Anadolu dahil 1243–1260 yılları arası 17 yıldır hiçbir ülke de
yenilmediler. Anadolu ve Bağdat’ı aldı ve halifelik Abbasi makamını 1258 yılında
kaldırdı, halifeyi (Mustasım Billah) öldürdüler. Fakat burada Eski Musul Halep ve
Şam’da İlbeyli Çerkez ve Çeçen askerlerinden oluşmuş Türkmend ordusu Suriye
(Sur Şehri) ismi almış olan bu yüksek surlardan Moğolları Şam’a, Halep’e
(Başkomutanları ve İlbeyleri olan Ras’aynlı (Fındıkdari) Fındıkkapılı Sultan
Çerkers Baybars ile) daha batısı olan Mısır ve Filistin’e sokmadılar.

   Yine bu yiğit İlbeyli ordusu ile onları Aynculüt denilen ovada (Antep Kuzey
Girişi’nde) 1260’da yendiler. Bu yenilgi öyle bir şaşkınlık yarattı ki Dünya
Abdallaştı. Çünkü Çerkez İlbeyliler, Baybars (Bars Bey) komutanlığında
Dünya’da ilk defa Moğolları Ayn Culüt savaşında yendiler. Ayrıca (1258–1277
yılları arası 20 yılda) muazzam bir müdafaa teşkilatı kurup 1277’de Mogulların
Komutanları olan Tadavun Noyan ve Tuku ağa’yı öldürüp Maraş’ta Elbistan
Sahrası’nda 2, kez yendiler. Moğolların güçlü ordularını memleketlerine (Suriye,
Şam, Mekke, Medine, Mısır, Filistin) sokmayarak vurkaç takdiği ile onlara ağır
kayıplar verdirdiler. Bu olaylar meydana gelmeden 84 yıl evvel yâni 1174 yılında
Bağdat’ta ki Mısır (Büyük Musul) Fatımi halifeliğini Selâhaddin Eyyübi yine
1174 yılında Mısır’ı İmadettin Zengi oğlu Nureddin Mahmut adına (Nureddin
Mahmud ölmeden 3 ay önce) Mısır (Musul) Fatimi Halifeliği’ni kumandan olarak
Asuvan (Fustad) merkezinde kaldırmış ve Abbasi Bağdat halifesi adına
(Fatımileri kaldırdığında) Hutbe okutup Mısır’ı (Yeni Musul’u) Bağdat’a
(Abbasi’ye) bağlamış idi. 1174 yılındaki bu olaydan sonra Mısır (Yeni Musul)
Şam, Halep ve Eski Musul’daki tüm yerli İlbeyli Çerkez ve Çeçenler Mısır Fatımi
Halifeliği’nden (Bu Halifelik Başkumandan Selahaddin Eyyubi’ce kaldırılıp
bitirildikten sonra) Abbasi Bağdat Halifeliği’ne bağlanmıştı.)

   3 MAYIS




                                                                              60
    Anadolu’dan gelen İlbeyli Çerkez ve Çeçenler ise 1176’dan 1276 yılına kadar
100 yıl 1278’den 1516 yılına kadar 238 yıl Abbasi Halifelik koruma ordusu olup
1278’de ise Sultan Baybars’ın komutasında bu korumayı devam ettirmişlerdi. Bu
olaydan (1176’daki Sivas’tan Halep’e son toplu Hicret olan İlbeyli Çerkez ve
Çeçenlerinin Seyyid Zahireddin İlbey önderliğindeki son göçünden) 84 yıl sonra
Bağdat Moğollar tarafından alınınca (1258 yılında) ise İlbeyli Çerkez ve Çeçen
Türkmen askerleri Abbasi Halifeliğini Abbasi soyu olan Halifenin yeğenini
İlbeyli Çerkez Beyi olan ve aslen Ras’ayn lı olan ve Fındıkdâri lâkaplı olan
(Baybars’ın gayreti ile) oradan Mısır (Yeni Musul’a) getirerek halifelik makamını
Abbasiler adına tekrar Mısır’da ihdas ettiler. İslâmın 1260 yılındaki halifelik
merkezi Ayn Culüt savaşında Moğolları Dünya’da ilk kez yenen Çerkez Beyi
İlbeyli Sultan Baybars’la Dünya’da kalan İslâmi tek halifelik merkezi 1258’de
Mısır (Yeni Musul) Fustad olmuştu. Anadolu’da ise Moğol işgalinde 1246 yılında
babası 2. Gıyaseddin Keyhüsrev öldüğünde yerine Sahib Şemsi Tebrizi’nin ön
ayak olmasıyla Moğolları iknâ eden Seyyid Mevlâna ve Seyyid Hacı Bektaş’ın
gayretleri ile Konya’da oğlu 2. İzzeddin Keykavus Selçuklu Konya’ya sultan
olmuştu. Moğolları 2. kerre Sahib Şemsi Tebrizi Anadolu’daki genel vali olarak
ikna edip Yeniçeri ordusunu kurma müsadesini 1246 yılında Tebriz’de onlardan
aldığı zaman Seyyid Mevlâna ve Seyyid Hacı Bektaş’ın (Biri vezir diğeri
Yeniçeri Seyyidlerden oluşan bölükbaşları ile kurduğu yeniçeri ordusunun
komutanı idi.). (Seyyid Hacı Bektaş, 1.Mengücek Seyyid Hasan Gazi Oğlu,
Seyyid İshak Şah Oğlu Seyyid Davut Şah Oğlu Seyyid Fahreddin Behramşah oğlu
Seyyid Selçuk Şah (İbrahim Sânî)’nin oğlu olup 4 kardeşdiler.

   1 - Seyyid Şemşeddin Hacı Bektaş Erzincani, 2 - Seyyid Şerefeddin Mendeş
Erzincani, 3 - Seyyid Bahaeddin Erzincani ve 4- Seyyid Taceddin Erzincani
isimleri idi. (Yazar Seyyid Veysel) Bu dört kardeşin dördüde Moğollar 1246
yılında Tebriz Moğol Hanlığına bağlı bu padişahı (2. İzzeddin Keykavus’u) yeni
padişah olarak kabulü ile ona bağlı Moğolların kontrolünde yarı bağımsız
Yeniçeri ordularına bağlı komutanlardı).

    1246’daki Konya Sarayındaki vezir ise Erzurum Fatihi ve Sultanı 1. Seyyid
Saltuk Gazi’nin oğlu Seyyid Hüseyin Hatibi’nin oğlu (Seyyid Ali Saltuk’un
kardeşi) Seyyid Bahaeddin Veled’in oğlu olan Seyyid Celâleddin Erzurumi idi.
(Yazar Seyyid Veysel) (Belgelerini ise bu kitapta Büyük İlbeyli Selçuklu Türk
                                                                              61
İslâm Cemaati Belgeli ve şerefli tarihi (İlbeylilerin 998–1998 yılları arası 1000
yıllık Büyük ve şerefli tarihi) isimli kitap da kısaca veriyorum; Yazar Seyit
Veysel.) Belge Seyyid İbni Bibi - Selçuk Name, “Selçuk Şah Oğlu (Seyyid
Taceddin’in Babası) Selçuk Şah idi. Niksar Danişmend Ordu Başkomutanı Seyit
Tacettin’in Ağabeyi Seyit Şemsettin Taşbey Bey’i ( Bektaş) Taşkent Beyi
Kadıncık Ana’dan olma (İbni Kaducuk kaydı) ve Selçuklu Devlet Belgeleri
(Osman Turan) vesikalardan Seyyid Yusuf’un yazdığı Mevlâna ile ilgili kaydı
1230 tarihli) Ayrıca tafsilatlı ve noter belgeli olarak da 3600 yıllık Büyük Divriği
Ehlibeyt Tarihi Malazgirt Gazisi Seyyid Mendioğulları (Danişmendiler)
kitabımda bulup okuyabilirsiniz.

   (Yazar Seyyid Veysel Semih Danişmend.) Her önüne geleni yenen ve İlhanlı
Anadolu Devletini kuran Moğollar Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan’ın oğlu 1.
Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu 1. Alaaddin Keykubat’ın oğlu 2. Gıyaseddin
Keyhüsrev’in oğlu olan 2. İzzeddin Keykavus’u 1246 yılından 1256 yılına kadar
Padişah kabul ettiler. Ama bağımsızlığını vermediler ve 2. İzzeddin Keykavus’un
yarı bağımsızlığına bile sabredemeyip (1254 yılında Seyyid Mevlâna’nın ve 1256
yılında da Seyyid Hacı Bektaş’ın vefatları ile) ordusu ile (Yeniçerileri ile birlikte)
onu 1256 yılında Kırım’a kaçırtdılar. Gagavuz (Keykavus) Türkleri olan Kırım
Hanları onun (2. İzzeddin Keykavus’un) torunlarıdır. (Yazar Seyyid Veysel)




   4 MAYIS




    Onun baba bir ana ayrı olup, diğer kardeşini ise, (Sivas’ta O’na taht kurup
fakat kendilerine tam olarak bağlayamadıkları padişah olan kardeşi 4.
Kılıçarslan’ı) Moğollar Niğdeli Beylere (Hatiroğullarına) bir içkili yemek sofrası
başında kavga çıkarıp bıçaklayarak öldürdüler. (Belge Seyyid İbni Bibi – Selçuk
Name) Mengücek Seyyid Hasan Gazi oğlu Seyyid İshak Şah oğlu Seyyid Davut
Şah oğlu Seyyid Fahreddin Behramşah’ın oğlu olan Şebinkarahisar eski Sultanı
Seyyid Mühezzibeddin Muhammed Muzaffereddin ise bağımsız Selçuklunun son
veziri olarak (2. Gıyaseddin Keyhüsrev adlı kendi damadının) 1243 yılında
Kösedağ savaşındaki veziri idi. 2. Gıyaseddin 1246 yılında öldü. Tarihlerin
                                                                                   62
yazdığına göre içki kullanması nedeniyle karaciğer hastalığından vefat etti. Seyyid
Muhammed Muzaffereddin’in (Mühezzibeddin’in) oğlu olan Seyyid Müineddin
Pervane de yerine Sivas’ta padişahlığını ilân eden oğlu olan 4. Kılıçarslan’ın hem
dayısı hemde veziri idi. Seyyid Müineddin Pervane 1246 da ölen Sultan 2.
Gıyaseddin’in kayınpederi ve veziri olan babası Seyyid Mühezzibeddin
Muhammed Muzaffereddin Mengücek vefat etmeden az evvel Baycu Noyan’la
1243’de kardeşi Seyyid Fahreddin Arslandaoğmuş’la birlikte diğer kardeşini
Seyyid Kadı İzzeddin Siyavuş la babaları yanlarında olarak Erzurum’a gidip
Anadolu’da barış anlaşması yapmış ve bu barış Selçuklu Anadolu halkının
katliama uğramamasını sağlamıştı. Selçuklu’nun Konya ve Sivas ayrılmış olarak
iki sultandan 1.olan (Sultan 4. Kılıçarlan’ın) dayısı olan Muineddin Pervane
hemde onun Sivas’taki veziri iken Moğollara bağlı olup, o sırada Moğol umumi
valisi olan Ata Melik Cuveyni’ninde kendisine bağlı bir sadık Emiri idi. Konya’da
ise aynı anda 2. İzzeddin Keykavus 1246’da padişah olmuş ve onun veziri ise
Seyyid Mevlâna olup 2. İzzeddin ise Konya Selçuklu devletinin Moğollarca kabul
edilmiş yarı bağımsız padişahı idi. İşte bu zamandan 30 yıl sonra yani Seyyid
Mevlâna, Seyyid Hacı Bektaş vefat ettiklerinde ve Moğollar tüm Selçukluları tam
bitirmek üzere buldukları Selçuklu soyu prensleri öldürür ve son Selçuklu soyu
Antalya Beyi Eşref’ide öldürmüşlerken ve hertarafa saldırırlar iken 1277 yılında
Maraş Elbistan sahrasında Mısır (Musul yeni). Memlük (Mendilik) Mendistan’ın
ilk (ilikleri) (Beyleri) - (İlbeyliler Mısır Asuvan-Şam ve Halep Çeçen ve
Çerkezleri ve Türkiye’yi terk edip Suriye’ye yerleşen Türkmen Çerkez ve Çeçen
İlbeyliler ve İlbeyliler’in başkomutanları Sultan Çerkez Baybars (Bars Bey)
Türkmend Halep İlbeyi Çerkezleri ve Çeçenler olan ilk Kars çerilerinin torunları
ile (Suriye İlbeyli orduları ile) 17 yıldır yenilmemiş (1260-1277 arası) Tuku ağa
ve Tadavun Noyan (General) adlı komutanları olan (Moğol ordusunu ortağı olan
ve bu savaşta bulunan Anadolu Selçuklu (bağımlı) ordusu ile birlikte (1277
yılında Elbistan’da yendi ve kaçırttı. Suriye, Halep ve Musul, Filistin Çerkez
İlbeylilere karşı 20 yıldır (1260’dan beri) galibiyet sağlayamayan Moğollar “eğer
Çerkez ve Çeçen İlbeylileri canlı ele geçirirsek tek bir kişi sağ komayacağız” diye
kendi aralarında söz vermişlerdi. Sultan Baybars ordusuna ilave ettiği o güçlü
Halep İlbeyli Çerkez ve Çeçen ordularıyla 6 Nisan 1277’de Halep’den Elbistan’a
hareket etti. (Belge Aynî Baybars tarihi) Onları yendi ve Çerkez ve Çeçen İlbeyli
orduları ile Elbistan’dan Kayseri’ye gelerek Kayseri’de taht kurdu ve oturdu.

                                                                                63
İlbeyli Çerkez ve Çeçen cemaat dinsiz Moğolları 2 defa dünya da tek yenen
cemaat ve ordu olarak daha 113 yıl evvel 1164 yılında Selçuklu Sultanı 2.
Kılıçarslan’ın kendilerine ve padişahları Seyyid Zülnun Danişmend’e saldırmaları
ile Sivas’a sığınmak üzere terk etmek zorunda kaldıkları Kayseri mukaddes
Danişmend şehrinde ecdadlarının yaptıkları ve sırtlarında taşlarını taşıyarak ilk
imamları 2. Muhammed Danişmend olarak bina ettikleri Ulu Cami’de 1277
yılında İlbeyleri Çerkez Sultan Baybars’la onun imamlığında Cuma namazını
tekrar eda ettiler.




    5 MAYIS




    O ne büyük bir hasletti ve hasreddi. Sultan Çerikers Baybars ve ordusu Halep,
Şam, Mısır İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmenler, Moğollara 1260 yılından 17 yıl
sonra 1277’de dünya’da ikinci bir mağlubiyeti taddırdılar. (Yazar Seyyid Veysel)
O’nun (Sultan Çerkez Baybars’ın) bu halini ve Kayseri’yi dolduran Halep, Suriye,
Mısır Çerkez ve Çeçen İlbeyli ordusunu (Bu sırada Moğol bağımlı ve güçsüz
Selçuklu Veziri Seyyid Muineddin Pervane mağlup Moğol ordusu kaçaklarından
biri olarak 1277 Elbistan Meydan Muharebesi mağlup ve kaçağı olduğundan)
hayretle ve ibretle Erkilet dağından seyretti. (Belge İbni Bibi, Cilt 2).

    Bütün dünya bu yenilmez Moğol ordusunun iki güçlü general (Tuku ağa ve
Tadavun Noyan) komutanlığındaki ve yanında bulunan yardımcı Anadolu
Selçuklu ordusu ile bu iki ordunun (Moğol-Selçuk) birleştiği halde Moğol İlhanlı
Devlet ordusunun yenilmesine ve hemen hemen yok edilmesine inanamadı. Ve bu
orduyu hangi ordu yendi diye abdallaşıp buna cevap ararken bu cevap aslında bu
sorunun içinde gizli idi ve 2005 Miladi de çözülmeyi ve dünya ya bu gerçeği
anlatmayı, bildirmeyi ve öğretmeyi ve hatta bu gerçekleri yazmayan tarihlere ve
tarihçilere kızıp bu gerçeği haykırmayı ve bu şerefli tarihin (1000 yıllık İlbeyli
Sivas ve Halep Türkmen tarihinin) ortaya çıkması için çalışmayan fakat makam
ve mevki sahibi olmuş tarihçilerin çalışıp, araştırıp artık uyanmasını bekliyordu.
Bu cevap Çerkez (Çerikers) ve Çeçen (Çericeng) büyük fatih orduları olan
Horasan Erenlerinin öğrencileri olan Tüm Horasan, Tahran (Rey) eski Musul,
                                                                               64
yeni Musul (Mısır), Suriye Arabistan, İran, Pakistan, Afganistan, Türkmendistan,
Fars Mendistan ve tümüyle 1038-1088 yılları arası 50 senede 27 devletin sahibi
olmuş Anadolu ve Trakya fatih askerleri olan (Dede Kargın (Dede Korkut) ve
Selçuk Bey’in ortak erleri (Çerilerinin) torunları olan ve onuncu İlbeyi olan
Seyyid Zahireddin İlbey’in (İlbeyliler) ismi ile meşhur olmuş Türkmend İlbeyli
Çerkez ve Çeçen askerleri ve beylerinin kahramanlığı, kadirşinaslığı ve
harplerdeki bu güçlü ve imanla dolu cesaretleri idi. İlbeyliler olarak meşhur olan
ve günümüz miladi 2005 yıllarına İlbeyliler olarak aynı adla gelen bu cemaat
Selçuklu-Danişmendi’li Horasan Semerkant Çerikars ve Çericeng lâkablı Seyyid
Dede Kargın Sultan İsmail Samani Mendesir (Esirmendli), Azizüddevle, Kızıl
adlı Türkmen Başbuğu gibi lakâbları bulunan Sultan ve Danişmend gibi
ünvanların yanında Dede Korkut gibi dünya ya mal olmuş adlarla da ünlü bu
Seyyid İlk öğretmen ve Sultan’dan ders almış Selçuk Bey’in Türkmendleri isimli
Oğuz Türk’ü aşiredden de ırk ve döl almış öğrenciler idiler.

   998 de birlikte Devlet kurdukları ve birlikte dünür olup, birlikte torun
buldukları şehir olan Kaf Dağı dibindeki Kars şehrinde (Kafkasya’da) geliştirip
dünyaya bu Kafkars, Çerkez ve Çeçen Türkmen medeniyetini ve mütevazi
İslâmiyetini sunduklarından Kars (Sivas) ismini Seyyid Dede Karkın’ın (İlk
Danişmend’in) torununun, torununun oğlu olan Sultan Melik 1.Danişmend
Muhammed Gazi tarafından bu mübarek kültürün yaşatılması gayesi ile bu isim
1071’de Sivas’a konulmuştu. (Belge: Atamelik Cuveyni’nin Tarihi Cihanguşa
isimli eserindeki “1243’de Kösedağ’daki Selçukluyu yenen Moğollar’la birlikte
Sivas’a geldik yâni eski ilk Kars’a ) diyerek bu gerçek belge ile Sivas’ın ilk Kars
olduğu belgelenmişti. İlbeyli İslâm Cemaati Çerkez ve Çeçenlerinin isim beyi
olup 10. beyi olan Seyyid Melik Zahireddin Danişmend İlbey’in Ulu dedesi Hz.
Muhammed Mustafa (SAV)’e varan noter tasdikli şecere belgesi biz İlbeyli
Danişmendoğulları olan Sivas - Divriği Seyyidlerinde 2. Kılıçarslan’dan kaçıp
önce Kemah sonra Divriği’ye sığınan Karsi (Sivasi) Seyyidlerin de 555 Hicri
1160 Miladi olarak ve ceylan derisine yazılmış olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) den
kalan sancağımızla birlikte (Şecere Kemah, Sancak Divriği’de saklı olarak) 2005
de Cenabı Allah’a çok şükürler olsun mevcuttur. (Yazar Seyyid Veysel).

   07 MAYIS


                                                                                65
    Biz Türkiye’deki Divriği’ye 1180 miladi yıllarında sığınmış Sivaslı (Karslı)
İlbeyliler olan Danişmendli Seyyidler’deki ceylan derisi bu şecere ve devamı
Nakibül Eşraf Defterleri (700 yıldır tutulan ve Selçuklu Sultanı Alaaddin
Keykubat zamanında onun veziri Mevlâna Celaleddin’i Erzurumi’nin 1228 de
Divriği Selçuklular’ca fethedilip oranın sultanları Mengüceklilerin ve Divriği
İmamları olan İlbeyli Danışmentlilerin Konya’ya esir olarak getirildiğinde
Sivas’tan Mirşar’a (Arapgir’e) oradan Kemah’a oradan da Divriği’ye göç etmiş
İlbeyleri Danişmend ailesi torunları olan Divriği Kale ve Ulu camileri imamları
Seyyid Yusuf Danişmend ve oğlu Seyyid Hasan Danişmend’in (Yazar Seyyid
Veysel’in 23. dedesi) Seyyid Yusuf Danişmend’in tutmaya başladığı ve ilk 1230
da Konya’da başlayan Peygamber Muhammed Mustafa (SAV)’in ehlibeyti (ailesi)
Seyyidler soy kütük defterleri). (Yâni Nakibül Eşraf Defterleri) ben acizde 42 cilt
halinde (1230’dan itibaren 1925’e kadar yazımları) muhafaza edilerek (Aslı Şer-i
Siciller’de muhafaza edilip (Fotokopileri bende mevcutdur) ve belge olarak
kullanılmıştır. Bir aciz Ehlibeyt Seyyidi olarak 17 yıl çalışıp (ailemizdeki
yüzlercesi bulunan bu belgeleri kullanıp) yazmış ve topluma sunmuş olduğum bu
kitap olan Büyük İlbeyli Selçuklu Türk İslâm Cemaati 1000 yıllık belgeli ve
şerefli tarihinde bir cümleyi belki 4-5 defa yazmam (tekrar etmem) aslında bir
gaye içindir. Çünkü 1000 yıldır İslâm Türkiye halkı         (Anadolu İnsanı) hep
tarihsiz, bilgisiz ve belgesiz bırakıldı.

    Mevcut olan belgeler ise ondan esirgendi, saklandı ve yakıldı. Hep yanlışlar
doğru diye ona sunuldu. Biz Danışmentliler gibi İlbeyli kök aileleri ise bu
belgeleri 2005 yılına kadar çekinerek başına bir belâ gelir diye düşünerek veya
zarara uğrar diye korkarak bu endişe ile gizli tuttuk. Peki ya gerçek tarihi kim
yazacak idi?.. (Yazar Seyyid Veysel) Tarihi yapanların kahramanlık ve
vatanseverlikleri (Onların cihatlarının gerçeğini) toprakla şehid vücudları gibi
kapatıldığından toplum uyanmasın diye 800 yıldır hattâ daha fazla bir zamandır
yazılmadı.

    Doğruyu yazanın ise ekmeği kesildi ve susturuldu. Selçuklu, İlhanlı,
Osmanlı’da bazı idareci insanlar (Vezirler, Valiler, Komutanlar) yağcılar olup,
yanlış adamlar olup onlar tarafından hep leyhlerine yazılmış yanlış tarihlere
müsaade edildi. 2005 Milâdi de Türkiye Cumhuriyeti’ndeki demokrasi ve hürriyet
ortamı bu belgeleri gözler önüne serip ortaya çıkarmamı ve ayrı ayrı 1- 1000 yıllık
                                                                                66
İlbeyliler Tarihi 2- 1600 yıllık Seyyid Danişmendliler Devleti ve Seyyidlerin Soy
Kütükleri Tarihi 3- 3600 yıllık Büyük Divriği Ehlibeyt Tarihi (Ecdadımız Hazreti
Muhammed (S.A.V)’in (70 nesil babaları ve 51 nesil torunları) olan 121 göbek
soya dayalı Nesep Tarihi kitaplarını yazmamı sağladı.

    Ve böylece belgeli olarak hiç duyulmadıklar duyuldu hiç bilinmedikler bilindi
ve gerçek kıymetli tarihi bilgiler genç beyinlere otursun diye bu kitapta ben aciz
yazar tarafından 4-5 defa tekrar edilip yazıldı.

   Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in ve ailesinin nüfus kayıtlarını ben
aciz kendi zamanıma kadar belgeli olarak şöyle tespit ve ispat ediyorum. (Seyyid
Veysel Semih Danişmend) (Yazar)
  İLBEYLİLERİN 10. BEYİ VE İSİM BEYİ OLAN
  DANİŞMENDOĞLU SEYYİD ZAHİREDDİN İLBEY’İN
ŞECERESİNDEKİ      İMZASI     VE    MÜHRÜ     BULUNAN
DANİŞMENDLİ, MENGÜCEKLİ, SALTUKLU, KÖLEMEN
MEMLÜKLÜ, İRAN TÜRKMENLİ DEVLET BAŞKANI VE
SULTANLARIN İSİMLERİ VE KİMLİKLERİNİN TESPİTİ
HİCRİ 555, MİLADİ 1160 YILLI (2005’DE HİCRİ 1427-555=872
YILLIK) ŞECERESİ

   Danişmend oğulları (Seyyid Mendioğulları)’nın Türkiye’deki tek ve en eski
belgesi olan 555 hicri ve 1160 milâdi tarihli 872 yıllık ceylan derisi seceresi.
Kayseri padişahı olup Kayseri Ulu camiyi yaptıran 8. İlbeyli Beyi Seyyid 2.
Muhammed Danişmend’in torunu olan Seyyid Hasan El Karsi (El Karsi Sivaslı
demektir. Karsi yazılır Kersi okunur) olup, onun bu torunu adına düzenlenmiş ve
imza ve mühürlenmiştir.
   Kayseri, Sivas, Amasya, Malatya, Danişmendi padişahı ve İlbeylilerin 8. Beyi
Seyyid 2. Muhammed Danişmend Gazi yeğeni Sungur tarafından Kayseri’de
şehid edildiğinde sene milâdi 1142 yılı idi. Kendisi de 40 yaşında idi. O sırada
Sivas Bey’i ve sultanı olan ve kardeşi olan İlbeylilerin 9. Beyi Seyyid Yakup
Hasan (Yağıbasan) geldi ve onun dul kalmış eşi ile evlendi. Böylece başkant
Sivas’ta Danişmend ili tüm şehirlerin toplam sultanı oldu. Yeğeni ve oğulluğu
olan Seyyid Sultan Zülnun Danişmendi’yi ise Kayseri padişahı yaptı.




   08 MAYIS
                                                                               67
   Seyyid Sultan Zülnun’nun Mirşar beyi kardeşi olan Seyyid Yusuf El Karsi
(Sivasî) ise yine orada Mirşar’da ( Arapgir) bey idi. Bu olaylar olurken orada bey
kalmıştı.
   Seyyid Yusuf’un (Yusuf El Karsi ) oğlu Seyyid Hasan El Karsi (Sivasi) ise
babasının bey olduğu Mirşar’da (Arapgir’de) ilim okudu ve zamanın kutbu diye
anılan imam oldu. Onun adına yazılan şeceredeki imza bölümünde önce bu
Seyyide Kemah’ta Kuruçay’da ve Karsi köyü ( Kesri köyü) civarında bırakılan
toprakları, vakıf belgelerinde tek tek yazmaktadır. (Belge: Şecere)
   Sonra ise bu Seyyid Hasan El Karsi (Sivaslı) El Kemahi (Kemah’ta meşhur
imam olan) yine imam olan kendi oğlu Seyyid Yusuf’u 2. Kılıçarslan’ın
saldırısından korumak için onun damadı Erzincan Kemah Divriği Padişahı
Mengücekli Seyyid Fahreddin Behram Şah’ın emri ile Divriği Kale Camii’ne
imam tayin ettirip onun şerrinden emin eyledi. Böylece Sivaslı (Karsi) Seyyidler
ilk Divriği imamlığına böyle başladılar. (Yazar Seyyid Veysel).
   İlbeylilerin 47 yıllık beyi ve 10. Beyi olan Seyyid Zahireddin İlbey’in babası
olan İlbeyliler’in 9. Beyi Seyyid Yakup Hasan Danişmend’in de imzası ve
mühürü olan tarihi İlbeyli şeceresindeki diğer padişahlarında (İmzaları bulunan
padişahların) kimlikleri şöyle sıralanmaktadır;
   1- Büyük şeyhlerden Şeyh Cafer el Kûfi (Kûfe Şehri Şeyhi Cafer)
   2- Büyük şeyhlerden Şeyh Seyyid Ramazani Rumi (Erzurum Sultanı Saltuklu
Mendi Seyyid 2. İzzeddin Saltuk’un Kardeşi, Erzurum Hasankale Horasanı İlim
Heyetinden)
   3- Büyük Şeyhlerden Şeyh Seyyid Hamza Horasani ( Seyyid Horasan Sultanı)
Horasan 3 adettir. A) Fars Horasanı başkent Fars Mendistan eyaleti Sincar kenti
B) Türk Horasanı başkent Türk Mendistan eyaleti Semerkand (Ziniski) kenti C)
Anadolu Karsya Horasanı ilim Başkenti Erzurum Kenti Hasan Kale (Diğer adı
Karsya Horasanı) Anadolu Karsya büyük Danişmend Devleti ilk fetihde idare
başkenti Kars yâni Sivas idi. Bu yıl ise 1072 Milâdi yılı idi.
   4- Büyük şeyhlerden keramet sahibi Seyyid Şeyh Sarı Saltuk Rumi (Erzurum
padişahı ve 2. Sarı Saltuk ), (Seyyid Ali Saltuk’un oğlu Seyyid İzzeddin Saltuk).
Birinci Saltuk olan Seyyid Gazi Ebul Kasım Saltuk’un torunu (3. Sarı Saltuk ise
Edirne’yi alan ve ülkesi Erzurum milâdi 1201’de Selçuklularca elinden alınan
Seyyid Hızır İlyas Rumi’dir.) Hıdırellez (Hızır İlyas) günü bunun içindir.

                                                                               68
(Melikşah lâkablı) Erzurum ve civarı Saltuklu halkı yürüyerek çok büyük bir
kafile ile malları ve çadırlarıda yanında olarak koyunları ve keçileride yanında
olarak 1201-1202 yıllarında esir sultanlarını Konya Padişahı Rükneddin Süleyman
Şah’dan Konya’ya gidip koparttılar.
   O’nu (Seyyid Hızır İlyas’ı), (Hıdırellezi) serbest bıraktırıp O’nunla birlikte
gidip Trakya’yı İslâm âdına aldılar. (Yazar Seyyid Veysel) (Saltuknâme onun
adına yazıldı) Belge: Saltuknâme 3 cilt çözümü. (Seyyid Sultan Zülnun
Danişmend’in kayınpederi 2. Kılıçarslan’a gelin giden Seyyide’nin babası olan
Saltuklu Seyyid sultanı.
   5- Büyük şeyhlerden kerâmet sahibi Şeyh Musa Tebrizi ( Tebriz Eyaleti
manevi Sultanı).
   6 -Büyük şeyhlerden keramet sahibi Şeyh Mansur’u Arabi (Arap Sultanı)
Şam, Halep, Mısır’ın Türk soylu Sultanı (Padişah Nureddin Mahmut) Seyyid 2.
Sarı Saltuk İzzeddin’in damadı olup (Zengi Hanedanından) Seyyid Sultan Zülnun
Danişmend’in de bacanağı (İmadeddin Zengi’nin oğlu), ( Belge: Şeceredeki
Mansuru Arabî lâkablı sultan). Sivas İlbeyli cemaatine Halepte’ki 42 Pare köyü ve
uzun yaylayı (Baylan geçidini) iktida ile veren padişah.
   Bazı İslâm tarihlerinde Nureddin’in Mısır’ı (Yeni Musul)’u fetheden komutanı
Selahaddin Eyyübi’den dolayı, Nureddin Mahmud için Mansuru Arabî Kaydı
(Tarihi Azimi’de) verilmektedir. (Yazar Seyyid Veysel). Danişmend büyük
Sultanı Seyyid Yağıbasan'ın padişah kaynı olan Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan'a
gelin giden 2. Sarı Saltuk Gazi'nin kızının nikâhını iptal edip (onu önce Allah’ı
inkâr ettirip dinden çıkartıp sonra Müslüman edip Kelime-i Şehadet getirtip)
yeğeni ve oğulluğu Seyyid Sultan Zülnun Danişmend’e verdiği eşinden dolayı
bacanağı), (Yazar Seyyid Veysel) Selçukluların Danişmendlilere olan kini burada
ve 1160 yılında başlamıştı (Yazar Seyyid Veysel)




   09 MAYIS
   BAŞLIKTAKİ


   7)- Büyük şeyhlerden kerâmet Sahibi Seyyid Yakub’u Meşriki (Seyyid Yakub
Hasan (Yağıbasan) Büyük Danişmend Devleti (El Devlet El Danişmendiyye)
padişahı, Meşrıkin Padişahı Melik Gazi'nin (Melik Seyyid Yakub’un) oğlu ve

                                                                              69
Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan’ın eniştesi ve Selçuklu 3. Anadolu Konya Sultanı
Mesut Şah’ın damadı) (İlbeyli Türkmendlerinin 9. beyi olup Seyyid Zahireddin
Danişmend İlbeyin babası)
   8)-Büyük Şeyhlerden, Şeyh Seyyid Mümin’i Meşrikî             (Kayseri padişahı
Seyyid Sultan Zülnun (Seyyid Hasan el Karsî’nin (adına 872 yıllık şecere
yazılanın) amcası) Kayseri'de Ulu Camii Özel Mezarlığında yatan Danişmend
padişahı Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in oğlu.
   1176'da Sivas padişahı iken önce Balıkesir’e sonra Bizans'a giden son
padişahın da ta kendisi (Kayseri'de ilk Ulu Camii yaptıranın oğlu) (Yazar Seyyid
Veysel) İlbeylilerin 1168’deki padişahı olan Sultan Seyyid Zulnun’un bacanağı
olan Nureddin Mahmut’un 42 pare köyü Halep’te İlbeyliler adına ikta olarak
almasına sebep olan Danişmend padişahı
   9)- Büyük Şeyhlerden Seyyid Abdullah Bayramî (Seyyid 1. Muhammed
Danişmend Gazinin oğlu olan) Seyyid Hacı Bayramı Velî'nin oğlu. Ankara
Sultanı ve İlbeyliler Cemaati Ankara İlbeylileri Beyi. (Bu Sultan’ın torunları
milâdi 1400’lerde Ankara Solfasol’daki Bayramî lâkablı Seyyid’lerdir.) (Yazar
Seyyid Veysel) (Belge Hicri 555 Milâdi 1160 tarihli Mendioğulları Şeceresi.)
Böylece bu Padişahlar hep beraber (Büyük bir ihtimal ile Kâbe’de Hac farizasını
yerine getirirlerken) toplanarak bu mükemmel şecereyi hazırlayarak mühürleyerek
imzalamışlardır.

   Türkiye'de ilk defa ben aciz tarafından ortaya çıkartılan bu kıymetli Şecere ve
Nakibül Eşraf defterlerindeki bu kıymetli Seyyid idarecilerin ve padişah evlatları
padişahların kayıtları ile bilinemeyen, bulunamayan ilk Fatihlerin bir bilmece olan
soyları ve köken akrabaları ve bu Seyyidlerin ve orduları İlbeylilerin müthiş ve
muazzam tarihi meydana çıkarken Selçuk Bey'le Danişmend Bey'in (Dede Karkın
Sultan İsmail'in yâni Azizüddevle Kızıl adlı Türkmen başbuğu’nun (Dünür) olup
Danişmend Seyyid Dede Karkın’in kızını milâdi 1003 yılında Türk Mendistan’ın
Kafdağı dibindeki Kars şehrinde oturan (oranın askerine Çeri Kars (Yani Çerkez)
denir. Ülkelerine ise Kafkarsya denir,(Yani Kaf Dağı’nın dibindeki Karsya yani
Kafkarsya) (Yazar Seyyid Veysel). 1. İlbey Selçukbey'in büyük oğlu olan 2, İlbey
Arslan Bey'e (Arslan Yagbu'ya) verip akrabalık ilk böyle başlamıştı. Bu iki
padişah'ın (Selçuk Bey ve Danişmend Dede Kargın Bey'in) ortak torunu Selçuklu
ilk Sultanı (Tuğrul Şah'ın) da amcası oğlu olan 3. İlbey İbrahim Yınal olup, onun
oğlu olan 4. İlbey Kutalmış’ın oğlu ise Türkiye Selçukluları ilk padişahı ve
                                                                          70
beşinci İlbeyi Süleyman Şah olup onun öz dayıları ise 6. İlbey Seyyid Muhammed
Danişmend ve kardeşleri Seyyid Mendgücük ve Seyyid Saltuk’tur. (Belge şecere
ve tarih kitapları) Bu 4 Sultan'da (Seyyid Danişment Muhammed, Seyyid Ebul
Kasim Saltuk ve Seyyid Hasan Mengucek ve Selçuklu Süleyman Şah) Malazgirt
Gazisi’dir. (Yazar: Seyyid Veysel Semih Danişmend)




   10 MAYIS




   İLBEYLİLERİN 10. BEYİ VE İSİM BEYİ OLAN

   DANİŞMEND SEYYİD ZEHİREDDİN İLBEY ‘İN

   HZ. MUHAMMED’E ( S.A.V )VARAN SOYU

   872 YILLIK ŞECERE-İ ŞERİF’İN (ŞEREFLİ ŞECERE’NİN) BELGE
VE BİLGİLERLE AÇIKLAMASI




    Seyyid Mendioğulları’nın (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
Mustafa (SAV)’dir. Hicretten 52 yıl evvel Mekke’de doğdu. İslâmın son
peygamberi olarak Hicri 11’de Medine’de 63 yaşında vefat etti. 14. soy
Kureyş’tir. Belge şecere; Hayatta sadece bir kızı yaşadı. Hz. Fatıma Tüz Zehra tek
evladının ismi idi. Kızını amcası Şeyh Ebu Talib’in oğlu Hz. Aliyyel Mürteza’ya
verdi. Hz. Fatıma’dan İmam Hasan ve İmam Hüseyin doğdu. Hz. Muhammed’in
torunları bu iki torundan soy sürdüler.

    Seyyid Mendioğulları’nın (Danişmendi’lerin) Ulu anası Hz. Fatma tüz
Zehra’dır. Hicretten 20 yıl evvel, Hicri –20 de (Eksi 20 de) Mekke’de doğdu.
Hicri +11’de (Artı 11’de) Medine de 31 yaşında vefat etti. Hz. Muhammed’in
                                                                               71
hayatta kalan tek evlâdı idi. Belge: Şecere; Oğlu Hasan ve Hüseyin’den Hz.
Muhammed’in soyu yürüdü. Ve Ehlibeyt ismini alan bir sülale oldular.

    Seyyid Mendi oğullarının Danişmendi’lerin Ulu babası Hz. Aliyyel
Mürteza’dır. Hicretten evvel 23’de doğdu, hicri 40’da Irak Küfe (Necef’i Eşref)
de şehid edilip toprağa verildi. Mekke’de doğmuş, 29 yıl imamlık etmişti. 12
erkek 16 kız çocuğu vardı. Erkeklerin Mekke ve Kerbela’da hepsi Şehid edildi.
İmam Hüseyin adlı oğlunun soyu Kerbela’da sağ kalan imam Hüseyin’in tek oğlu
olan torunu İmam Zeynel Abidin Seccad’dan devam etti. Soyu İmam Hasan’dan
da onun oğulları ile devam etti. (Kerbela da kız çocukları sağ kaldı.) 14. Soy
Kureyş olup Hz. Muhammed’in (S.A.V.) hem damadı hem de amcası olan Şeyh
Ebu Talib’in oğlu idi. Belge Şecere; Oğulları (Diğer kadınlardan olan) Kerbela’da
Şehid olmuşlardı. Oğlu İmam Hasan’dan olan torunların Şerif (Şerefli) diğer oğlu
İmam Hüseyin’den olanlara ise Seyyid (Efendi) adı verildi. Hz. Ali’nin Fatıma
Tüz Zehra’dan doğan 1-) İmam Hasan 2-) İmam Hüseyin 3-) Seyyid Muhsin.
Diğer eşlerinden ise 4-) Seyyid El Abbas 5-) Seyyid Cafer 6-) Seyyid Abdullah
7-) Seyyid Osman 8-) Seyyid Ubeydullah 9-) Seyyid Ebubekir 10-) Seyyid
Yahya 11-) Seyyid Avni 12-) Seyyid Muhammed Hanefi, erkek çocukları olup,
Hz. Fatıma’dan doğma 1-)Seyyide Zeynep          2-) Seyyide Ümmü Gülsüm, diğer
eşlerden ise 3-) Seyyide Rukiye 4-) Seyyide Ümmü Hani 5-) Seyyide Meymune
6-) Seyyide Zeynep      7-) Seyyide Ramla       8-) Seyyide Ümmü Gülsüm          9-)
Seyyide Fatma 10-) Seyyide Umama 11-) Seyyide Hatice 12-) Seyyide Ümmü
Kiram 13-) Seyyide Cumana 14-) Seyyide Nefise 15-) Seyyide Ümmü Cafer
16-) Seyyide Ümmü Seleme’dir.

   1.Soy Torun

   Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in
1. soy Torunu Hz. Hüseyin Kerbela’dır. 3 Şaban Hicri 4’de Medine’de doğdu.
Kerbela’da Hicri 61’de esir edilip aile erkek fertleri ile birlikte şehid edildi. 15.
Soy Kureyş’ti. 6 çocuğu vardı. Belge: Şecere; Çocukları ise erkekler; 1-) Seyyid
İmam Zeynel Abidin Seccad 2-) Seyyid Cafer 3-) Seyyid Abdullah 4-) Seyyid
Ali Askar, Kızlar; 5-) Seyyide Sakine 6-) Seyyide Fatime’dir. Lâkabı Seyyidüş
Şuheda ( Seyyidlerin şehidi) Sultanı Farsi ( Farslıların – İranlıların Kralı, İran
Şah’ının damadı) olduğu için bu lâkabı ayrıca almıştır. Suriye ve Irak ve bu

                                                                                  72
ülkeye bağlı Kerbela Kralı, hükümdarı olan Yezit içki içip oturduğu tahtında
yanındaki maymunlarla oynarken, Peygamber efendimizin eline geçirmiş olduğu,
mübarek hırkasını sarhoşken maymunların üzerine giydirdiğini gören bir sahabe
(Peygamberimizim hayattayken arkadaşı) bu duruma isyan edip bunu saraydan
ayrılıp arkadaşlarına ve halka anlatınca Suriye Şam halkı büyük bir grup olarak
Hazreti Hüseyin’i Kufe şehrinde ziyaret edip onu Yezit’i yerinden mutlaka bir
şekilde ayırıp iktidara davet ettiler. Bunun için her şeyi savaş dahil göze aldık
dediler. Gayeleri Peygamber efendimizle alay edilmesini önlemekti. İslam adeta
bu Yezid yüzünden Suriye ve Şam’da yok olmuştu. İslamın yasakları serbest
olmuş, içkiler su gibi akıp zinalar alenen Şam’da yapılır olmuştu. Suriye ve Şam
adetâ İslam öncesi kafir Mekke’ye dönmüştü. Bu çağrılara artık dayanamayan
imam Hüseyin, imansız Yezdt’i tahttan indirecek, Kûfe ve Şam ve Suriye’nin
imanlı Müslümanlarıyla onların kurduğu ordularla kendilerini birleştirecek yere
doğru Kerbela’ya hareket edip bu iki grup birleşemeden buluşamadan sadece aile
mensupları olan 72 kişi ile birlikte ve Yezid’te öncü askerleriyle karşılaşıp onlar
tarafından yalnız bir vaziyette yakalanıp (etrafı çevrilip) esir edilmişti. Sonra ise
Yezid’in büyük orduları bunu haber alıp oraya varınca o ordular ve başkomutanı
olan Saad’ın oğlu Ömer tarafından 1 kişi (İmam Zeynel Abidin) hariç tüm
erkekler şehit edildiler. İmam Zeynel Abidin’i öldürmek üzere çadıra giren
Yezid’in askeri tam onu kılıçla vuracak iken halası Hazreti Zeynep 13 yaşındaki
İmam Zeynel’in üzerine kendisini atıp önce beni öldür sonra hasta yeğenimi
diyerek onu kurtarmıştı. ( Yazar: Seyyid Veysel)




   11 MAYIS




   2. Soy Torun

    Seyyid Mendiler’in (Seyyid Danişmendiler’in) Ulu dedesi Hz. Muhammed
(S.A.V)’in 2. Soy torunu Hz. İmam Zeynel Abidin’dir. 5 Şaban 38’de Kûfe de
doğdu. 30 yıl imamlık yaptı. Şehid edildi. 16. Soy Kureyş’tir. 15 çocuğu var idi.
Çok namaz kıldığı için İmam Seccad lakabı almış idi. Seccade adı bu imamdan
dolayı üstünde namaz kılınan yaygıya verildi. Çok seveni vardı. Ömrü hep
                                                                      73
hapishanede geçti. ( Çocukları ise erkekler 1) Seyyid imam Muhammed Bakir, 2)
Seyyid İmam Zeyd, 3) Seyyid Abdullah, 4) Seyyid Ubeydullah, 5 ) Seyyid
Hüseyin, 6) Seyyid Hasan, 7 ) Seyyid Ali Asgar, ( Seyyid Ali Asgar Danişmentli
seyyidler olan Sivaslı İlbeylerinin ecdadıdır. Seyyid Danişmend Oğulları bu
Seyyidden soy alarak yürüdüler.) 8) Seyyid Ömer, 9 ) Seyyid Abdurrahman, 10 )
Seyyid Süleyman, 11) Seyyid Muhammed idi. Kızlar ise; 12 ) Seyyide Fatima, 13
) Seyyide Ümmü Gülsüm, 14) Seyyide Aliye, 15 ) Seyyide Hatice idi.

   Hazreti Ali’den kalan ve onun el yazması olarak Hazreti Ali’nin )kendi el
yazması olarak) yazılan 35 Kg ağırlığında ceylan derisi büyük Kur’an-ı Kerim
torunları olan ecdadımız tarafından Türkmendistan Semerkant ( Ziniski) şehrine
Kûfe’den getirilmiş, ve 2005’te aynı yerde ki Müzede korunmaktadır. ( Yazar
Seyyid Veysel) , (Belge: Şecere)

                3. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendoğulları’nın) Ulu dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 3. Soy Torunu Seyyid Ali Asgar’dır. (Küçük Ali’dir). Hicri tahmini
60’da Mekke de doğdu.17. Soy Kureyş’tir. İlbeyli İslam Selçuklu Türkleri olan
Çerkez ve Çeçen cemaatin 6, 7, 8, 9, 10’uncu İlbeyleri bu Seyyid’den yürüdü ve
Danışmendli Sivas-Halep sultanları ve Halifeleri olarak irşad ettikleri İlbeyli
cemaati ordularıyla birlikte tarihe ün kattılar. (Belge: Şecere)

   4. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) ( Bilgin Mendiler’in) Ulu Dedesi
Hz. Muhammed (SAV)’in 4. Soy Torunu Seyyid Hüseyin Fahi’dir. Hicri tahmini
82’de Medine’de doğdu. Mekke’ye 10 Km mesafeki Fah vadisinde şehittir. 18.
soy Kureyştir (Belge: Şecere). Şuan da Mekke’den Medine’ye ziyarete giden
Hacılar bu şehitlikte onu ve diğer şehit Ehlibeyt Seyyidlerini ziyaret ederler.
(Belge: İslam Ansiklapedisi)

   5. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 5. Soy Torunu Seyyid Şeyh İmam Areç’tir. Tahmini hicri 105’de

                                                                            74
Medine’de doğdu. 19. Soy Kureyş’tir. (Belge: Şecere) Emevilerden (Ehli beytin
ulu amcaları olan Kureyşli amca oğullarından), (Bu akrabalarından) çok eziyet
görüp sonrada diger Kureyşli ulu amca oğulları olan Abbasiler’den de katliama
uğrayıp ve eziyet gören Seyyidler ve Şerifler ( İmam Hasan ve İmam Hüseyin
evlatları) Mekke ve Medine’yi bu Seyyidle terk edip Yemen’in San’a kentindeki
idareciler olan amca oğulları olan İmam Zeyid’in çocuklarına sığınıp oranın sarp
dağlarını mesken tuttular ve hayatlarını korudular. ( Belge: İslam Ansiklopedisi)

   6. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 6. Soy Torunu Seyyid İmam Ubeydullah‘dır. Hicri tahmini 125’de
Yemen’in San’a kentinde doğdu. 20. Soy Kureyş’tir. (Belge: Şecere)

   7. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 7. Soy Torunu Şeyh Seyyid İmam Cafer Ül Hac (Hacı Cafer)’dir.
Tarihteki ilk Mendi (Mandı) Seyyid’dir. Hicri tahmini 145’de Fars Mendistan’ın
Necram kentinde doğdu. Bu Seyyid’in gençliğinde Abbasilerle amca oğulları olan
Ehlibeyt Seyyidleri barışı İran’ın Meşhed kentinde yapılıp sulh başlayınca
Ehlibeytin Seyyidlerinin dedelerinin memleketi Kabe (Mekke) ve Medine’ye
ziyaret için gelmelerine Abbasiler tarafından izin verildi. ( Çünkü o zamana kadar
Ehlibeyt Seyyidleri Arabistan’a giremiyorlardı). İlk Hacı Mendi bu Seyyid Cafer
El Hac (Hacı Cafer’dir) (Yazar: Seyyid Veysel). Seyyid Danışmendliler Mendi
(Mandı) Soyadını ilk bu Seyyid Sultanla aldılar. Gürühi Naci denen Sahabe gibi
bir İslam Cemaatini Necram’da O yetiştirdi. Bir Müslüman 5 vakit namazı
vaktinde kılıyor, ve üç ay (Recep, Şaban, Ramazan) orucunu 90 gün olarak
tutuyor ve 12 gün Muharrem orucunu da bu oruçlara ekliyor ise ve çok dürüst
olup yalan söylemiyor ve servetini hayır ve hasenata kullanıyorsa, O kişi belliki
Necram halkı olsa gerektir diye hep söylenir olmuştu. Necram halkı sabah
namazından sonra birlikte yüksek sesle ilahiler okuyarak ve kasideler söyleyerek
muazzam bir Çalabi (Çelebi) halkı olmuştu. Bu Seyyid Sultanın mezarını Fars
Mendistan’da Sak köyünde 1992’de ben aciz ziyaret ettim. (Yazar Seyyid Veysel)



                                                                                75
Seyyidler’e kısaca Mendi (Mendistanlı) denirdi. 21. Soy Kureyş’tir. (Belge:
Şecere) ( Belge: İslam Ansiklopedisi, Necram bölümü)




   12 MAYISSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS




   8. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 8. Soy Torunu Şeyh Seyyid İmam Hüseyin’dir. Tahmini hicri 165’de
Mendistan Necram’da doğdu. İkinci soy Mendi ( Mandı) olup 22. Soy Kureyş’tir.
(Belge: Şecere), ( Belge: İslam Ansiklopedisi)

   9. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 9. Soy Torunu Seyyid Şeyh İmam Muhammed’dir. Hicri Tahmini
185’de Yemen‘in kuzeyi olan Fars Mendistan’ın San’a ismi verilmiş eyaletinde
yine San’a kentinde doğdu. Üçüncü Soy Mendi (Mandı) olup 23. soy Kureyş’tir.
(Belge: Şecere), ( Belge: İslam Ansiklopedisi, Mendistani Farsi bölümü)

   10. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 10. Soy Torunu Seyyid Şeyh İmam Ebulkasım’dır. Hicri tahmini 215
yılında Fars Mendistan San’a kentinde doğdu. Dördüncü Soy Mendi (Mandı) olup
24.Soy Kureyş’tir. (Belge: Secere), ( Belge: İslam Ansiklopedisi)




       11. Soy Torun




                                                                          76
      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 11. Soy Torunu Seyyid Şeyh İmam Ubeydullah’dır. Tahmini 240 Hicri
de San’a şehrinde (Yemen’in kuzeyi Fars Mendistan San’a da) doğdu. Beşinci
Soy Mendi ( Mandı) olup 25.Soy Kureyş’tir. (Belge: Şecere)

   12. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 12. Soy Torunu Seyyid Şeyh Zeyyad’dır. Tahmini Hicri 260’da Fars
Mendistan Sincar şehrinde doğdu. Altıncı Soy Mendi (Mandı) olup 26.Soy
Kureyş’tir. (Belge: Şecere)

   13. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 13. Soy Torunu Seyyid Ali Sincari El Daveti’dir. Türkleri İslama ilk
davet eden kişi olduğu için bu lakâbı aldı. Geniş ve büyük Türk aşıretleri ve
obaları çok kaliteli ve karekteri yüksek insanlar oldukları için İslamiyetle
şereflenmeden evvelde adeta İslam gibi bir yaşantıları var idi. Kalp ile ve sevgi ile
müslüman oldular. Tahmini 290 Hicri’de Fars Mendistan Sincar’da doğdu.
Türkmendistan Fatihi ve Evliya’dır. Yedinci Soy Mendi (Mandı) olup 27. Soy
Kureyş’dir. (Belge: Şecere) Seyyid Danışmendli İlbeyli Beyleri bu Seyyidle
Türkmendistan Türklerini İslamla şereflendirip Kaf dağı dibi Karsya (Kafkarsya)
İlbeyli Selçuklu Türkmen Devtletinin temelini adeta bu Seyyid atmıştı. (Yazar
Seyyid Veysel), ( Belge: Selçuklu ilk kuruluş tarihleri Beyhaki, Ebulfereç, İbnül
Adim, İbnül Esir adlı tarihçiler).

   14. Soy Torun

       Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 14. Soy Torunu Seyyid Şeyh Etomidi Ebul Hasan’dır. (İsmi Seyyid
Hüseyin’dir). Hicri Tahmini 320 yılında Sincar’da doğdu. Sekizinci Soy Mendi
(Mandı) olup 28. Soy Kureyş’tir. Miladi 992’de Kafdağı dibi Karsya başkenti
Kars’ı fethetti. (Belge: Şecere) Belge: Selçuklu Tarihleri Samani Komutanı Ebul
Hasan Seyyid Hüseyin’in bölümü. xAyrılmış ve birbirleriyle savaş eden Kars
halkını barışla birleştirip oğlu Seyyid Dedekorkut’u (Dedekarkın Sultan İsmail’i)
                                                                                  77
yerine 992’de Samanilerin 2 ortak başkomutanlarından ( Diğeri Faik Bey idi.) biri
yaptı. Sonra samani Padişahlarına damat etti. (2. Nuh’a) ve aynı toprağa yani
Kars’a devletini ( Danışmentli-Selçuklu ortak devletini) 998’de Kars’ta kurmasını
10 yıl evvel ölmeden sağladı. ( Belge: Selçuklu ilk kuruluş tarihleri). Beyhaki,
Ebulfereç, İbnül Adim, Azimi, İbnül Esir.




   15. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 15. Soy Torunu Seyyid Dede Kargın (Dede Korkut) Sultan İsmail’dir.
Kızıl, Azizüd Devle ( Devletin Azizi), Mendesir ( Esir Mendi), Dede Korkut,
Selçuk beyin dünürü, Selçuk Bey’in kızının kayınpederi, Selçuk Bey’in Oğlu
Aslan Bey’in kayınpederi, Ebu İbrahim (İbrahim’in babası), Damadı Arslan’ın
Gazneli Sultan Mahmut tarafından hapiste Şehit edilmesi nedeniyle kızının oğlu
olan torunu İbrahim Yınal’ın babasız kalıp öksüz olunca İbrahim’in babası
lakâbını almıştı. İlk Danışmend lâkabı onundu. Türkmen Başbuğu, İlbeylilerin 1.
Halifesi ve Sultan diğer lakapları idi. Selçuklu-Danışment devletini Çerikez (Kars
Çerisi) askeri ile bu Seyyid Sultan kurdu. Kurduğu yer Kafdağı dibindeki
Karsya’nın (Kafkarsya’nın) Başkenti Kars idi. Selçuk Beyle karşılıklı kız verip
kız almışlardı ve dünürlerdi.




                                14 MAYISSSSSSSSSSSSSS




   9. Soy Mendi (Mandi) olup ve birinci soy Danışment ve 29.cu soy Kureyşti.
Lakabı Ebu Ali’dir.( Ali’nin babasıdır). Oğlu Seyyid Ali Tekin, Karahanlı
Türkmenlerin hem damadı hemde Padişah Sultanlarıydı. Hicri takvimi 350’de
doğdu. Selçuk Bey, birinci İlbeyken kendisi birinci Halife Sultan olarak ortak
kurdukları Devlet Selçuklu İslam Devleti idi. Danışment lakabını Selçuklu
ordusunun 1038’deki İstiklal savaşında ( Dandanakn savaşında) Gazneli Sultan
Mahmut’un oğlu olan Gazneli Sultan Mesut’u yendiklerinde savaş meydanında 88

                                                                               78
yaşına rağmen İlbeyli Çerkez ve Çeçenleri olan Selçuklu ordusu komutanlarının
sıraya girip elini öptükleri sırada üstün gayretlerinden dolayı aldı. Ondan hemen
sonra 1040 yılında Rey şehrinde (Tahran’da) İlbeyli Türkmen Beyliğini kurdu. Ve
aynı yıl vefat etti. Ben aciz 1992’de İran’da Tahranı ziyaretimde mübarek
mezarını Seyyid Şehy İsmail ismi ile ziyaret ettim. ( Yazar Seyyid Veysel) (
Belge: Şecere), ( Belge: Selçuklu kuruluş tarihleri)




   16. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 16. Soy Torunu Seyyid Şeyh Numan Danişmend’dir. İlbeylerin ikinci
Halifesi idi. Babası 1040’da vefat ettiğinde o vazifiye üstlendi. Tahmini 370
Hicri’de Azerbaycan Kaf Dağı dibi Karsya’nın Kafkasya’nın Kars şehrinde
doğdu. Onuncu Soy Mendi (Mandı) olup 2. Soy Danişmend ve 30. Soy
Kureyş’tir. Selçuk Beyin kızı ile evliydi. Gürgençte Cuma namazı İmamı idi.
Selçuklu ordusuna babası Seyyid dede Karkın sultan İsmail, ( Dede Korkut)’in
vefatından sonra Cuma namazını bu Seyyid kıldırdı.(Belge: Şecere), ( Belge:
Selçuklu tarihleri)

   17. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (S A
V)’in 17. Soy Torunu Seyyid İmam Reyhan’dır. Tahmini 390 Hicri’de Semerkent
(Ziniski)’de doğdu. 1. İlbey olan Selçuk Bey’in kızdan, 1. Halife ve Sultan olan
Dede Kargın Seyyid İsmail’in (Dede Korkut’un) ise erkekten torunu olup Mısır (
Yeni Musul Asuvan)’ı fethetti ve El Ezheri (El Azeri) geldikleri Azerbeycan’dan
dolayı o ismi Mısır’daki Medreseye koyarak Mısır’a o kurdu. Çerkez ve Çeçen
İlbeyli askerleri Baş Komutanı ve Halifesi ayrıca Bey’i idi. Kaynı İbrahim
Yınal’ın Tuğrul Şahça ( Selçuklu 1. Padişah’ı) öldürülmesi sonrası Selçuklu
Yınal’lı grubun Kutalmış Beyle birlikte lideri ve Halifesi idi. Kutalmış bey
İbrahim Yınal’ın oğlu idi, ve o anda Yınal’lılar grubu İran Selçukluları tarafından
esir olduklarından (Köle) Kölemendler (Mendi köleler) ünvanını böylece aldılar.
Seyyid Reyhan Danışmend’in lakâbı Azizüddevle ve ayrıca bir lakâbı da Buru
Tekin’di. 11. Soy Mendi (Mandı) olup 3.Soy Danişmend ve 31. Soy Kureyş’tir.
                                                                        79
Buru Tekin lakabı “başına burma başlık sararak dolayan Arapşeyhi” ve
Sultanından dolayıdır. Mezarının Mısır’daki (Yeni Musul’daki) 1048 yılındaki
durumunu aynı zamanda orada bulunan ve 10 yıl orada kalan yazar Seyyid Nasır-ı
Hüsrev’in ( Sefer Name), adlı kitabında aynen anlatılır. (Belge: Sefer name).
Sivas Buruciye Medresesi onun Seyyid torunları tarafından onun adına
yaptırılmıştır. ( Buru Tekin adına) Türkmen İlbeyli önderi Buru Tekin’in mezarı
Mescidi Aksa sol tarafından merdivenle çıkılan kayanın dibindeki mezardır. O
zaman Kudüste’ki bu cami Mısır Selçuklu Sultanlarına bağlı idi. Kölemen ( Esir
Mendliler-Kölemenler) Mendesir lakabı ile Filistin, Kudüs, Mısır’da 1042 – 1048
yılları arasında ( Mendistanlı İlikler Beyler, Sultanlar) Mendilikli, Kölemen
Mendilik ( Memlük) Sultanları olarak Selçuklu Devletini kurdular. Bu devletin
askerleri ise İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmen askerlerdi. ( Belge: Şecere), (
Belge: Sefername), (Belge: İslam ansiklopedisi) (Yazar: Seyyid Veysel)

   18. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendiler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 18. Soy Torunu Seyyid Şeyh Abdülgani Danişmend’dir. Tahmini 405
Hicride Türkmendistan Semerkant’ta doğdu. Amcası oğlu olan İlbeylilerin
Sancaktarı Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi Ali Danişmend’in kızını Selçuklu Saları
Horasan ( Horasan orduları başkomutanı) olan oğlu Seyyid Pir Aziz Danişmend’e
aldı. 1 Seyyid Muhammed Danişmend Gazi bu kızdan torun olarak Ebu Cafer
Battal Gazi’nin yadigârı torunu idi. 12. Soy Mendi, (Mandı) olup 4. Soy
Danişmend ve 32. Soy Kureyş’ti. (Belge: Suriyeli tarihçi Azimi) (Belge: Şecere),
(Belge: Danışmendname)

   19. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 19. Soy Torunu Selçuklu Tuğrul Şah’ın başkomutanı olan Seyyid Pir
Aziz Danişmend’dir. tahmini 425 Hicri’de Semerkant (Türkmenistan) da doğdu.
Saları Horasan (Selçuklu orduları başkomutanı) olup, o’nun kayın babası olan
Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi Ali’yi kayınları olan Mervan oğlu Ömer’in oğlu
olan Nasrullah Abbasi ve kardeşleri Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi’yi 1048’de
Mardin kalesinde kalleşçe şehid ettiler. Diyarbakır’da ise Seyyid Battal Gazi’nin

                                                                              80
damadı Seyyid Pir Aziz Danışmendi, aynı Mervan oğlu akrabaları olan Mervani
Abbasiler Pusu kurarak yine kalleşçe şehit ettiler. Bu şahadet 1066 yılında
Diyarbakır önünde muhasara ettiği kale önünde oldu. Onu yemeğe davet edip
barış yapmak gayesi ile içeriye alıp onu kalleşçe barış yemeğinde şehit ettiler.
Sonra oradaki kuyuya attılar. Kuyunun adı ise tarihte Saları Horasan kuyusudur.
(Başkomutan kuyusudur). Sivas’ı kayınları olan 1056’da alıp Sivas’ta Sultan olan
İlbeyli Beyi kaynı Seyyid Abdul Vahabi Gazi Danişment ve diğer kaynı olup
Niksar’ı ( Taşkent adını vererek) alıp (Taşkent’te) (orada Sultan olan) Seyyid
Ahmet Duran Gazi Danişmend idi. 1059’da Seyyid Ahmedi Duran Gazi
Danışmend, ve kardeşi İlbeylilerin Sancak taşıyan Halifesi Seyyid Sancaktar
Abdulvahab Gazi Danışmend, Sivas’a saldıran Ermenilerce, şehid edilince, 150
bin kişilik ordusu ile gelip Sivas’ı alıp, tüm Sivas halkı olan Ermeni ve Rumları
öldürmeyip hırsını yenip (Onun için Pir lakabı alıp) esir alıp, İran Merend ve
Tebriz şehrine götürmüş, “iki kaynımin katilleri olan Prens Ermeni Atom ve Prens
Ermeni Apuselhi geri getirmeniz için sizi rehin alıyorum, bunları bulup bana
getirin ki, sizi tekrar Sivas’a geri göndereyim” demiş idi. Fakat bu iki katil
Bizans’a kaçıp gelmemişlerdi. Bu Ermeniler’e İran’da da çok iyi davranmıştı.
2005’te bu iki şehirdeki Ermeniler, Sivas Vaspaguran Ermeni halkının
torunları’dırlar. (Yazar: Seyyid Veysel).

     Türkmend Çerkez ve Çeçen Selçuklu İran orduları Tuğrul Şah’a bağlı önderi
olup 13. Soy Mendi (Mandı) olup, 5. Soy Danişmend ve 33. Soy Kureyş idi.
(Belge: Şecere), (Belge: Ebul Fereç), (Belge: Metheos) ve (Belge: Süryani Mihael
tarihleri)




    20. Soy Torun

       Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 20. Soy Torunu Seyyid Muhammed Danişmend Gazi idi. Türkmend
İlbeyliler’in Sivas’ta ki 6. Bey’i olup, İlbeyli Türkmen Çerkez ve Çeçenlerin
(Kars adını) verdiği bu şehirdeki (Yerli fatih askerlerin) hem Halife hem Sultan
hemde yaptırdığı Ulu Cami’de Cuma İmamı idi. Küçük Mend (Mendi’nin
küçüğü) isimli küçük kardeşi Mengücek Hasan Gazi ve Saltuğ (Tuğ sallayan

                                                                              81
Sultan Saltuk Gazi) ise ortancı kardeşi olup, Çerkez ve Çeçen Türkmend
İlbeylilerle (Bu muazzam ordularıyla) (Sivas Erzurum, Erzincan’da) bu 3 ilde
Sivas’ta kendisi, ortancı kardeşi Seyyid Saltuk, Erzurum’da, Küçük kardeşi
Seyyid Hasan Mendküçük (Mengücek) ise Erzincan’da Sultanlık kurmuş ve çok
büyümüşler ve bacılarının oğlu olan yeğen Kutalmış oğlu Süleyman’la da İznik’te
(1076 miladi de) Selçuk Sultanlığı kurmuşlardı. Yeğeni Kutalmış oğlu Süleyman
Şah İran Selçuklu Melik Şah tarafından 1086’da öldürülünce İlbeyli Türkmend
Çerkez ve Çeçen askerler Antakya’da şehit edilen bu beylerine çok üzülüp, bunun
katillerininde onun İran’daki amca oğulları olan Selçuklular olmasından dolayı
miladi 1088’de bu Seyyidle (Muhammed Danışmend Gazi ile) Selçuk Soyu
sultanları (Beyleri) terk edip Arap Şeyhi olan ve Hazreti Muhammed’in (S.A.V)
in Türkiye’deki torunları olan Seyyid Danışmendlilere geçip, bunları İlbeyi kabul
ettiler. Ayrıca daha önce Halife’de kabul etmişlerdi. (Yazar: Seyyid Veysel) 14.
Soy Mendi (Mandı) olup 6. Soy Danişmend ve 34. Soy Kureyş idi. (Belge:
Şecere) 1059’da toprağa konulup Sivas yukarı Tekke’de yatan dayısı İlbeylilerin
Sancaktarı ve beyi Seyyid Sancaktar Abdulvahabi Gazi Danışmend ile birlikte
(Sivas’ta 1106’da öldüğünde) yan yana (Onun yanına) gömülmüştü. (Belge:
Süryani Mihael.).




   16 MAYISSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS




   Doğumu Hicri 445 Miladi tahmini 1030’du. Seyyid Muhammed Danışmend
Gazi İlbeylilerin 6. Beyi olduğu 1088’den itibaren Sivas’taki oturup Sivas Ermeni
ve Rumlarla çok iyi bir komşuluk yapıp İlbeyliler olarak onlarla çok iyi
geçinmişlerdi. 1101 yılında Seyyid Muhammed Danışmend Gazi ordusu olan
İlbeyli Türkmen Çerkez ve Çeçen askerlerin 13 yıllık beyi iken, yine aynı yıl olan
1101’de Büyük Frank Kontu ve Kral ailesi üyesi olan Bohemond bacısının oğlu
Richard ile Maraş’a yürüdü. Bu ikisi orayı aldılar. Zaten 5 yıl önce Antakya’yı
1096 yılında Seyyid Muhammed Danışmend Gazi’nin oğlu olan Seyyid Yağısiyan
(Yakup Hüseyin) in elinden onu öldürerek feht etmişler ve 10 yıldır Antakya
                                                                               82
İslam valisi olan bu Sivaslı Seyyid’i ise Bohemond’un yeğeni Tenkret’e bağlı bir
Ermeni köylü başını keserek şehit etmişti. (Belge: Ebul Fereç), (Belge: Matheus).
Sonra ise “ Bu başı eğer göndermezseniz harp ederek sonuna kadar savaşırım”
diyen kardeşi Seyyid Melik Gazi, Sivas’a getirtip Uzun yaylaya gömmüş idi.
Böylece bu üç Frank Kontu (Bohemond, Richart ve Tankred) tarafından güney
doğu (Urfa, Maraş, Elbistan, Adıyaman) tamamen Haçlı ordularıyla alınıp,
Kudüs’ü de Godofry adlı Bohemond’un yeğeni almış, Kudüs Haçlılara geçmiş idi.
Müslümanlar böylece kan ağlarken, muazzam savaş gücüne erişen İlbeyli
Türkmen Çerkez ve Çeçen Sivas merkez Danışmend ordusu (Rum ve Ermeni
merkezi) olan Malatya’yı da Bohemond’un alacağını ve Haçlıların orayı da alınca
sıranın mukaddes şehirler olan başkent Sivas ve Kayseri Sancak şehirlerine
geleceğini   anladığından,   Halife   Sultan   Seyyid    Muhammed       Danişmend
Komutanlığında İlbeyliler olarak Malatya’yı yine 1101 yılında muhasara ettiler.
Malatya’yı sulh ile ve sabırla üç ayda iknâ ederek alan İlbeyli ordusu ve beyleri 6.
İlbey Seyyid Muhammed Danışmend Gazi, aç kalan kaledeki Rum ve Ermeni
halkına kale kapısı dışına et ve ekmek koyarak ordusunu 500 metre kadar geriye
çekerek onların oraya bırakılan et ve ekmeği almalarını sağladı. Bu insani hareketi
hiç ummayıp Müslüman Sivas ordusundan bunu hiç beklemeyen Ermeniler ümitle
barış şartlarını sorarak İlbeylilere teslim oldular. Zaten Rum olan Kralları
Gabriyel’i sevmiyorlardı. Kapıyı açmaları için kendilerine kilise yapımının yarı
parasını üstlenen ve Ermeni kadın ve kızlarının ve Rum kadın ve kızlarının
nikâhla bile alınmasını ordusu İlbeyli askerlere yasaklayıp üç ay süren
muhasaranın sonunda aç kalmış Ermeni ve Rum çocuklarına Sivas’tan İnek
getirtip her Ermeni ve Rum evine çocukları süt içsinler diye birer inek bağlatan ve
kendilerine çok iyi davranan bu güzel askerlere sözünde durdukları için Ermeniler
çok memnun kalıp candan davrandılar, ve hiç kan dökülmeden Malatya İslam
şehri oldu. 1106’da ( Bu olaydan 5 yıl sonra) Sivas’ta Seyyid Muhammed
Danışmend Gazi vefat edince ona ağlayarak ve yas tutarak “ İlbeyimiz,
Seyyidimiz, Halifemiz, İmamımız öldü” diye matem tutan İlbeyli Türkmen Sivas
halkının yanında Malatya’dan, Tokat’tan ve diğer illerden gelen Ermenilerde
siyahlar giyerek aynı yası tutup (üç gün tutup) “Bizimde babamız, koruyanımız
öldü” diye “Bizi kim koruyacak” diye ağladı ve yas tuttular. (Belge: Suryani
Mihael). Bu muhasara sırasında ve savunma sırasında Urfa’ya ve Maraş’a gizlice
haber gönderen Rum Malatya Kralı Gabriyel Malatya alınmadan evvel Bohemond

                                                                                 83
ve Richard’ı ordularıyla yardıma çağırmış fakat Seyyid Muhammed Danışmend
Gazi ve askerleri İlbeyliler Adıyaman ile Malatya arasında pusu kurarak bu iki
Prensi ve Haçlı ordusunu yenip esir etmişlerdi. Esir aldıkları bu Fransız
Bohemond adlı Prensi yüzbin altın karşılığında hapse koydukları Niksar (Taşkent)
den getirip serbest bırakmışlar, diğer hapis prens olan yeğenini ise Bizans
İmparatoru Aleks’e Seyyid Danışmend Muhammed Gazi hediye etmişti.




   17 mayısssssssssssssssssssssssssssss




   Haçlıların başka kuvvetlerle Sivas Malatya ve diğer İslam şehirlerine
saldırılarında kendilerine çok iyi davranan İlbeylilere karşı bir iyilik olsun diye
Ermeniler kendi özel ordularını kurup saldıran Fransız, İtalyan, Alman Kralları
olan Haclılara karşı Müslümanların yanında yardımcı kuvvet olup Sivas ve
Kayseri’yi hatta Malatya’yı korumak için İlbeylilerin yanında savaştılar. (Belge:
Şecere) (Belge: Süryani Mihael, Belge: Ebul Fereç, Belge: Mateus, Belge: İbnül
Adim, Belge: İbnül Esir)




   21. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 21. Soy Torunu Seyyid Melik Gazi Yakub Arslan’dır. Tahmini 465
Hicri de Musul’da doğdu. Türkmend İlbeyli Çerkez ve Çeçen Danişmend kalb
askerlerinin 7. Beyi, Sultanı, Sancaktarı ve Halifesi idi. Çerkez Uzunyayla’da
medfundur.15. Soy Mendi (Mandı) olup, 7. Soy Danişmend ve 35. Soy Kureyş
idi. (Belge: Şecere) Kardeşi Yakup Hüseyin Danışmend ( Yağısiyan) Antakya
Türk İslam fatih İlbeylilerin Beyi ve 10 yıllık İslam valisi idi. Antakya’daki
valiliğinin 10. yılında şehid edilip (Fransız Haçlı General Tankred tarafından)
Seyyid Melih Gazi kesik başını Haçlıları tehdit ederek Uzunyayla’ya getirtip
kendi mezarına (Kendi ölmeden mezarı yanına) 1096’da gömmüş idi. Damadı
                                                                     84
Mesut Şah, Selçuklu Konya Sultanı idi. Onun oğlu ise (yani kendisinin kızdan
torunu ise) İlbeylilerin ve beyleri Danışmendlilerin baş düşmanı olan yeğenleri
ikinci Kılıçarslan olup, İlbeyleri Halife ve beyleri olan Seyyid Danışmendlileri
gurbet gurbet dolaştıran Sivas ve Anadolu’dan uzaklaştıran ve Halep ve civarına
hicret ettiren Selçuklu Sultanı bu ikinci Kılıçarslan idi. Sivas ve Halep İlbeylileri
bu ikinci Kılıçarslan’ın akıllı oğlu ile (Birinci Giyaseddin Keyhüsrev ile) 1190’da
Sivas’a dönüp, 1078’de terk ettikleri Selçuklu Sultanlarına (112 yıl sonra
1190’da) tekrar asker komutan ve Bey olmuşlardı. (Yazar: Seyyid Veysel) Seyyid
Melik Gazi (Yakup Arslan) (Tarihçi Süryani Mihael ona aynen “Yakup Arslan
diye” hitap eder.) Çok dindar ve Hafiz olup damadı olan Selçuklu Konya Sultanı
Mesut Şah’ı hep desteklerdi. Selçuklu Padişahları kendi dayıları ve kayın
pederleri olan Seyyid Danışmendlilerden, Seyyid Mengüceklilerden ve Seyyid
Saltuklulardan aldıkları askeri güçle çok büyüdüler. Fakat ne çareki 1178-1228
arası 50 yılda bu üç dayı beyliğini yıkıp dayı çocuklarını ve kayın biraderlerini
esir edip, devletlerin yok edip, Konya’da hapse atıp zulm ettiler. Danışmendli
Seyyid dayıları çocukları ve kayınlarını esir edemediler. Çünkü onları koruyan
özel orduları olan İlbeyli Türkmend Çerkez ve Çeçenler idi. Onlar Halep ve
civarına 1178’de hicret etti. Esir olmadılar. Ama 1228’de Mengücek ve 1201’de
Saltuklu Seyyidleri olan diğer dayı çocuklarının koruma askerleri İlbeyliler
olmadığından onlar Selçuklulara esir oldular. Sadece biz Divriği Seyyidleri
Mengüceklilere 1180’de sığınmış Sivaslı ( Karslı) İlbeyli Danışmendliler olan
Divriği kale ve Ulu cami İmamları Seyyid Yusuf Danişmend ve oğlu Seyyid
Hasan Danışmend (1228-1240 yılları arası 12 yıl) Saltuklu esir Seyyid Mevlana
Celaleddini Erzurumi ile Konya’da 12 yıl esir hayatımız var olup, 1240’da serbest
kalıp Divriği’ye geri dönmüş idik. (Yazar: Seyyid Veysel)




   18 MAYISSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS




       22. Soy Torun


                                                                                  85
      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 22. Soy Torunu Seyyid Türkmend Padişahı 2. Muhammed
Danişmend’dir. Tahmini 485 Hicri 1110 Miladi de Sivas’ta (Kars’ta) doğdu.
Kayseri Ulu Cami’yi bu Seyyid yaptırıp Kayseri 8. İlbeyi ve Sultanı, Halifesi ve
Sancaktarı olarak Türkmend İlbeylilere Cuma İmamı ve vakit namazı imamı idi.
Yeğeni Sungur O’nu (ondan Malatya’yı isteyip alamadığından) şehid etti. Bir
kardeşi de Seyyid Yakub Hasan (Yağıbasan) idi. Seyyid ikinci Danışmend
Muhammed Gazi çok dindar ve hafız idi. Kapadokya’yı Bizanslılardan aldı. Adını
Yeni il (Eski Darende) Nevşehir koydu. Oradakı Hristiyanların canına, malına,
kiliselerine dokunmadı. Sadece Kayseri merkezine yaptırdığı Ulu caminin ( Camii
Kebir) taşlarını yıkılmış bir kilisenin taşlarını kullanarak yaptı. Babası Melik Gazi
(Seyyid Yakup Arslan) vefat edip 1134’te Çerkez Uzunyayla da ( Sivas’ta)
toprağa verildiğinde ona gelen Bağdat Abbasi Sancağını ve kendi Ulu
dedelerinden (Hazreti Muhammed Mustafa S.A.V.’den) kalan Fatimi sancağı)
(Fatıma   oğulları   sancağını)    (Hazreti   Ali’nin    Bedir   savaşında    elinde
dalgalandırdığın sancağı ile birlikte yanındaki İlbeyli Türkmen cemaati ile birlikte
dualarla Kayseri ulu camiye (şerefelerine) astı. Tarih 1134 idi. Bu olaydan 8 yıl
sonra o1142’de ölünce Danişmendlilerin büyük Sultanı ve İlbeyli 9. beyi Seyyid
Yakub Hasan (Yağıbasan) oldu. Danışmend Devleti Padişahı Seyyid Sultan
Zülnun Danışmend ve Seyyid Yusuf Danışmend (Arapgir-Mirşar Bey’i) (Yazar
Seyyid Veysel Danışmend’in ecdadı ve 25. dedesi) bilinen iki oğulları idi. 16. Soy
Mendi (Mandı) olup 8. Soy Danişmend ve 36. Soy Kureyş idi. Mezarı Kayseri ulu
camii kıblesinde olup ziyaretgahdır. 1350 miladideki Sivas İlbeyli askerlerinin
ordusunun komutanları olan torunlarından Kayseri Beyi, Seyyid Cafer
Danışmend’in oğlu olan Sivas Sultanı ve Er Edna devleti kurucusu Er Edna
Seyyid Alaaddin Danışmend, Sivas’a bey ve Hükümdar olduğunda İlbeyliler o
padişahla ve onun oğulları ile Sivas’a 46 yıl hükmetmişlerdi. Sivas’taki Güdük
minare Kümbeti bu Seyyid Alaaddin Danişmend’in genç oğlu Seyyid Hasan’ın
mezarıdır. Sivas kalesinin bu yıllardaki unutulmaz ve cengaver İlbeyli Türkmen
muhafizları bu kale korumasında dünyada ün yapmışlardı. (Yazar Seyyid Veysel,
Belge Er Edna Devleti tarihi (Uzun çarşılı) Belge: Şecere)




                                                                                  86
   22. Soy Torun

         Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 22. Soy Torunu Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in kardeşi olan
İlbeyli Türkmend Padişahı ve 9. beyi Seyyid Yakub Hasan Danişmend’dir. İlk
Türkler     Yakup’a Yağıp Hasan’a ise Asan lehcesi ile H harfini yutarlar
söylemezlerdi. Yakup Hasan (Yağıbasan) olarak lehçeleşmiş idi. (Yazar Seyyid
Veysel) Tahmini 486 Hicri 1111 Milâdi de Sivas (Kars)’ta doğdu. Niksar
(Taşkent) medreselerini kendi adına (Yağıbasan Medresesi) yaptırıp Cuma İmamı
olduğu Niksar Ulu Cami’yi de büyütüp ihyâ etti. 1142’de Hükümdar oldu.




   19 MAYISSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS

    1164’te Zara-Divriği arası Yağıbasan adlı kendi adını alan Tekke köyünde
toprağa verildi. Yeğeni ve oğulluğu Seyyid Sultan Zülnun’u Kayseri’ye padişah
etti. Bu arada kendisi de Danışmend Devleti büyük padişahı olup merkez Sivas’ta
tahta oturdu. Türkmend İlbeyli Çerkezler ve onbaşıları olan Çeçenler Sivas ve
Kayseri’de yine kalb askerleri olarak Danişmendliler’i korudular. 16. Soy Mendi
(Mandı) olup 8. Soy Danişmend ve 36. Soy Kureyş idi. (Belge: Tarih kitapları ve
Belge: 872 yıllık Hicri 555 tarihli ceylan derisi Şeceredeki imzalarda (Yakubu
Meşriki Şeyh Seyyid) olarak imza ve mührü vardır. 3 oğlu vardı. Büyüğü Çerkez
ve Çeçen Türkmend İlbeyliler’in 1164–1211 yılları arası 47 yıl yaptığı beyliği
sırasındaki meşhur lâkabı olan Seyyid Zahireddin İlbey idi. Diğeri 1190’da
barıştıkları ve birleştikleri Selçukluların Ordu Baş Komutanı Muzaffereddin
Mahmut Danişmend, diğeri ise yine 1190’da barıştıkları ve birleştikleri Selçuklu
ordusunda vazife almış büyük komutan olan Alp Bey (Albay) olan Seyyid
Bedreddin Yusuf Danişmend idi. Bunlar üç kardeş olarak İlbeyli küçük beyleri
olup ve büyük beyleri Seyyid Zahireddin İlbey olarak Çerkez Uzunyayla’da (geri
dönüp) Selçuklu Konya asker ve komutanları oldukları 1190 yılında yazlıkları var
olup, kışlıkları ise Halep ve Rasayn da ki çok zor ele geçirilen yurtları olan ve
1190 yılından 1226 yılına kadar gidip geldikleri yazlık ve kışlık ettikleri
Sivas’taki 42 pare İlbey köyleri ve Uzunylaları Halep’te Uzun Yaylaları ve 42
                                                                           87
pare köyleri, 1226’dan itibaren ise 1600 yılına kadar 374 yıl Selçuklu Sultanı
Alaaddin Keykubattan ve kardeşi İzzeddin Keykavus’tan soğuyup hicretle gidip
çoğunlukla kışları Halep’te yazları ise Elbistan, Maraş, Antep, Darende ve
Divriği’ye gelip Şehriler (İlliler) İlbeyler isimli Danışmend Seyyidleri olan
Sancaktar imamlarla yaşantılarını paylaşan İlbeylilerin Halep’teki Şam’daki ve
Mısır’daki toprakları idi (Belge :Tarih Kitapları-Belge: Şecere, Belge :
Vakıfname)

   23.Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 23. Soy Torunu Seyyid Zahireddin İlbey’dir. (47 yıllık) Beylik yaptığı
Sivas ve Halep ve Rasayn’daki İlbeyli kurtuluş ve göç yerlerini hazırlayıp
İlbeyliler cemaatini Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan’dan ve onun amansız
saldırılarından koruyan bir Seyyid olduğundan ve en büyük çileleri İlbeylilerle
birlikte fedakarca çektiklerinden onun adı ile İlbeyli cemaati 2005 yılına gelmiştir.
Bu Seyyid’in (Mendi, (Mandı) lâkabıdır) Danişmend ünvanıdır. Mandı
Mandıstanlının kısaltılmış söylemi olup Mandı yazılır. Mendi okunur. Danışmand
yazılır. Danişment okunur. Tahmini 1130 yılında Sivas (Kars)’da doğdu. 34
yaşlarında 1164 yılında Sivas’ta ki ve Kayseri’de ki tüm Türkmend İlbeyli Çerkez
ve Çeçen askerlerinin beyi oldu. 1168 birinci büyük göçünden tahmini 100 bin
kişilik bir cemaatle Halep’e arka yoldan (Divriği, Maraş, Elbistan, Kilis)
vardıklarında babası Seyid Yağıbasan (Yakup Hasan’ın) ikinci karısının oğlu olan
ve kendi amcası ikinci Muhammed Danışmend’in büyük oğlu olan Seyyid Sultan
Zülnun Danışmend’in bacanağı olan Halep, Şam, Musul ve Mısır padişahı
Türkmend soylu Nurettin Mahmut Zengi’den 42 pare köy ve Halep yaylalarını
(Halep Uzunyaylasını) ikta olarak kıyamete kadar (İnşaallah) aldılar. (Yazar:
Seyyid Veysel) Onları (İlbeylileri) kendi evlâtları gibi korudu.




   20 MAYISSSSSSSSSSSSS




                                                                                  88
   Bu fedakâr Çerkez ve Çeçen Türkmen erler, erbaşlar, komutanlar 2.
Kılıçarslan’ın korkunç gücüne rağmen Hz Muhammed’in Türkiye fatihi torunları
olan Danişmend Seyyid Sultanlarının hayatını fedakârca ölümüne korudular.
Seyyid Zahireddin İlbey beraberinde Halep’e ve Ras’ayn’a (Antep ve civarı)
yerleşen İlbeyli Türkmen özel ordularıyla 1190’da tekrar Anadolu’ya gelip, 1206
yılında pervane (Başbakan) görevini 1190’da barıştıkları Selçuklu Konya
sarayında Konya Padişahı olmuş olan Selçuklu İkinci Kılıçarslan’ın oğlu 1.
Gıyaseddin’e yaptı. Onunla (1 Giyaseddin’le) eskiden beri özel dost idi. 1211’de
Komana savaşında 1. Gıyaseddin Keyhüsrev kahramanca Bizanslılar tarafından
şehid olup kendisi bu savaşta sağ kaldı. Sonra yerine getirilen Gıyaseddin’in
büyük oğlu 1. İzzeddin Keykavus’a komutan ve Niğde Beyi oldu. Bu beylği
yapmadı. Çünkü bu toplumu sevmedi. Belgede Niğde’lilerle hiç uyuşamadı.
Onlarla geçinemedi der. (Belge: İbni Bibi) 1211’de şimdiki Ceylan Pınar Ras’ayn
da (Halep’e çok yakın) Çerkez ve Çeçen Türkmen İlbeyli askerleri arasında vefat
etti. Seyyid Mevlana tarafından bey olarak gönderildiği Niğde’ye oradada
durmayıp önce Adana’ya sonra Rasayn’a gitmişti. 47 yıllık askerleri olan İlbeyli
Türkmenlerden çok üzülerek ayrılmıştı. 17. Soy Mendi (Mandı) olup 9. Soy
Danişmend ve 37. Soy Kureyş idi. Çok gururlu (ama kibirli değil) ve mert bir
İlbeyli Sancağı taşıyan Sancaktar Çerkez ve Çeçen Türkmend lideri idi. O’nun
vefatı sonrası İlbeyli Çerkez ve Çeçenleri Ras’ayn’a mezarını yaptılar. Kışlıkları
Halep ve Uzunyayla ve bu Yayla yanı 42 pare köy yazlıkları Şarkışla Sivas arası,
42 pare köy ve Uzunyayla yurtları olup, bu iki yurt arasında asırlarca (8 Asır)
mekik dokudular. (Belge: Şecere) (Belge: Nakibül Eşraf Defterleri) (Belge: Tarih
kitapları) (Belge: Yeni il ( İlbeyli Yurdu) Vakıfnamesi Şakir Arslanpınar Sivas
evrakı)




   23. Soy Torun

         Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(S.A.V)’in 23. Soy Torunu Seyyid Şeyh Yusuf Danişmend’dir. Tahmini Hicri
510’da Sivas’ta (Kars’ta) doğdu. Lakâbı Karsi (Karslı Yusuf)’dir. Alim bir bey
olup (Mirşar-Arapgir’deki Danışmendlilere bağlı kolordu olan İlbeyliler
ordusunun komutanı ve beyi idi.) (Arapgir beyi idi) İlbeylilerin sancağı bu

                                                                               89
hengamede onda kalmış idi. Mirşar (Bey şehri) olarak medreseleri ile ünlü idi.
Çok güvenli idi. Oğlu olan Seyyid Hasan El Karsi (Sivaslı) El Kemahi (Kemahta
meşhur olmuş) orada ilim görmüş ve büyük imam olup Şecereyi şerif (Şerefli
Şecere) onun adına 555 Hicri’de yazılmıştı. Seyyid Yusuf Seyyid Zahireddin
İlbey’in amcası olan 2. Muhammed Danişmend Gazi’nin küçük oğludur.
Amcasının büyük oğlu ise Seyyid Sultan Zülnün Danışmend idi. Onun zamanında
daralan, sıkışan, ordusu savaşta mağlup olmuş kaçan padişan bey ve komutanlar
Mirşar’a (Arapgir’in beyi olan bu beyin kalesine bu yalçın kaleye) sığınırdı.
Mirşar Beyleri ise onları esir almak isteyenlere asla geri vermez ve onlara almaya
gelenler elleri boş dönerlerdi. O sığınan bey ve padişah komutan ise oradaki
Medreselerde askerliği ve Sultanlığı bırakıp İlme dalar ve dünyadan elini eteğini
çeker, kendini dine, ilme verirdi. (Yazar Süryani Mihail ondan kitabında
bahseder) 17. Soy Mendi (Mandı) olup 9. Soy Danişmend ve 37. Soy Kureyş idi.
(Belge: Şecere), (Belge: İslam tarihleri) (Belge: Süryani Mihael)




   22 MAYISSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS




   24. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 24. Soy torunu Seyyid Hasan El Karsi El Kemahi’dir.18. Soy Mendi
(Mandı) olup 10. Soy Danişmend ve 38. Soy Kureyş olan ve aslı Karslı (Sivaslı)
ve El Kemahi (Kemahlı) yâni Kemah’ta ilmi ile yücelip meşhur olmuş Seyyid
olup, Türkmend İlbeyli Bey’i Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası olan (Seyyid 2.
Muhammed Danişmend’in) 1. soy torunu idi. Tahmini 530 Hicri’de (1130 Miladi)
Sivas’ta (Kars’ta) doğdu. Lâkabı Kersi (Karsi-Karslı) El Kemahi idi. Kemah’ın
Karsi (Kersi) (Karslı-Sivaslı) köyünde imam olup, Evliya idi. Danişmendliler
yıkılınca İlbeyliler sancağı onda korundu. İlbeyliler Sancağını koruyan ve
dalgalandıran Danışmendliler ailesinde lâkaplar (Soy adlar) şöyle dağılır idi: 1-
Seyyid Alp Tekin (Büyük Sultan) demektir. 2- Seyyid Nüviş Tekin (Sınır Sultanı)

                                                                               90
demektir. 3- Seyyid İl Tekin (Oltekin) (İl Sultanı demektir) 4- Seyyid Doruk
Tekin (En yüce Sultan) Padişah Sultan demektir 5- Seyyid Buru Tekin (Başına
burma başlık bağlayan Sultan) demektir. 6- Seyyid Er Tekin (ordu Başkomutanı
olan Sultan) demektir. 7- Seyyid Gül Tekin (Gül kokan Sultan) demektir. 8-
Seyyid Ay Tekin (Ay gibi cemali (Teni) olan Sultan) demektir. 9- Seyyid Nur
Tekin (Yüzü Nur gibi beyaz olan Sultan) demektir. Bu lakaplar, Danışmend,
Mengücek, Saltuklu (aileleri Hanedanı belde) lakaplı kişilerinde olduğu gibi, ismi
söylenen Seyyid’in veya Şerif’in hemen ismi sonrası Tekin (Sultan) lakabı da halk
tarafından söylenir idi. Seyyid Dede Korkut’un (Dedekarkın’ın) oğlu olup ve
Selçuklu aşiretine (Nur Dağında Buhara-Semerkant arası) toprak veren Karahan
Devleti damadı ve Sultanı Padişahı Seyyid Ali Tekin (Seyyid Ali Sultan) idi.
(Yazar: Seyyid Veysel). Onun çok kerametleri olduğu kendi adına yazılan 1160
miladi 555 hicri Ceylan derisi 872 yıllık tarihi Şeceremizde yazılıdır. (Yazar:
Seyyid Veysel) Seyyid Kersili Hasan Baba’nın bir kerameti de aynı köydeki
torunları olan amca oğlumuz Seyyid Piraz (Pir Aziz) ailesinin (Seyyid Yakup
Piraz’ın) bastırdığı Menkibesine (Halk hikayesine) göre Zara’ya (Sivas’ın kazası)
gittiğinde Selçuklu bir ordu komutanı Seyyid Hasan Baba’ya Danışmendliler
ortadan kalktığından onunla soyuyla ve onunla alay edip ona eziyete varan bir
davranışta ve kibirde bulununca “Komutan, Komutan!. Beni sana beddua ettirme,
sonra beni ararda bulamazsın” demiş. Bir müddet sonra aynı komutan zülme
varan bu duruma devam edince bedduayı yemiş aynı komutan. Karsi’ye
(Kersi’ye) (Sivaslı’ya) gelen Seyyid Şeyh Hasan Babayı bir hafta sonra kan ter
içinde (Zara’dan gelip) ziyaret edip ondan affını dilemiş, o da dua etmiş ve
komutanın şişen karnı ve bağırsakları (Düğüm çözülüp gevşeyince) ferahlamış ve
Seyyid Hasan El Karsi (Sivaslı)’nın Kersi köyündeki müridi olmuş, ona hayat
boyu saygı gösterip hizmet etmiş. İkinci bir Menkibe’de büyük bir selde mezarına
gelen muazzam su, mezarına varınca ikiye ayrılıp mezarı ortada ve yerinde
bırakmıştır. (Yazar: Seyyid Veysel). 3 Danişmend padişahı, 1 Mengücek padişahı,
1 Saltuklu Padişahı , 1 Bayrami lakaplı Ankara Sultanı ve 1 Arapların toplam
kentlerinin Türkmen soylu Padişahı olan Sultanı Nureddin Mahmut Zengi (Musul,
Şam, Halep ve Mısır Sultanı) bu Şecere’ye şahid olmuştur ve imza atmıştır.
(Yazar : Seyyid Veysel )




                                                                               91
   23 mayısssssssssssssssssssssss




   Şecere’de bu Padişah ve Sultanların mühürleri de mevcuttur. (Belge: Şecere).
Oğlu Seyyid Yusuf Danişmend’i 2. Kılıçarslan’ın şerrinden korumak için
Divriği’ye göndermişti. Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan’ın damadı olan Seyyid
Fahreddin Behramşah (Mengücek’in torunun oğlu) onu kendi kayınpederi olan 2.
Kılıçarslan’ın şerrinden korumuştur.    (Belge:Nakibül eşraf defteri. Selçuklu
Konya’da başlangıç defteri olan Miladi 1230 yıllı Prof. Osman Turan’ın Seyyid
Yusuf’un Konya belgesi), (Belge: Divriği Ulucami Vakıfname), (Belge: Şecere),
(Belge: Ulucami Divriği Seyyidleri şahitler bölümü)

       25. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 25. Soy torunu Seyyid Şeyh İmam Yusuf Danişmend’dir. 19. Soy
Mendi (Mandı) olup 39. Soy Kureyş ve 11. Soy Danişmend ve Seyyid Zahireddin
İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danışmend’in 2. soy torunu idi.
Tahmini 1180 Miladi de bu Seyyid Divriği’ye hicret edip, Kızıl medreseli Kale
Camii’ne İmam ve Hatip oldu. (Kersi) Karsi köyünü ve Danişmend bucağını
Divriği’de bu Seyyid ihdas eyledi. Bu Seyyid’i 2. Kılıç Arslan’ın elinden 2.
Kılıçarslan’ın damadı olup Divriği ulu Camiyi yeğeni ve kendi damadı olan
Seyyid Hüsameddin Ahmet Şah, ile birlikte beraber yaptırıp, içindeki kubbe
mezara birinci mezar olarak orada gömülen ulu amcası Mengücek Seyyid
Hasan’ın (1 Mengücek’in) torununun oğlu olan Seyyid Fahreddin Behramşah
kurtardı. Kendini Kızıl Medreseli Kale Camiine İmam, oğlu Seyyid Hasan’ı ise
yine Divriği Ulu Cami’ye imam atadı ve korudu. Bu Seyyid’le Kemah’tan
Divriği’ye gelen İlbey’li sancağı ile Divriği 1180’de Sancak şehri oldu. (Belge:
Şecere) (Belge: Vakıfname). 2. Kılıçarslan’ın damadı Seyyid Fahreddin Behram
Şah bu Seyyidlerden padişahlık ilan etmeyeceklerine dair söz olarak teminat alıp
kayınpederi Selçuklu 2. Kılıç Arslan’dan ise sığınanların öldürülmemesi için söz
olarak teminat aldı. (Belge: Soy Kütükleri Nakibul Eşraf Seyyid Yusuf kaydı
1230 miladi), (Belge: Vakıfnamede’ki şahitler), (Belge: Şecere). (Belge: Selçuklu
                                                                               92
tarihleri ve Mengücekli tarihleri) Seyyid Yusuf Mandı (Danışmand oğlu)
Danişmend soylu Divriği Seyyidleri ve Mengücek soylu Erzincan padişahları ile
birlikte miladi 1228’de Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubad’ın emri ile
Mengüceklilerin iptalinde Erzincan, Kemah Divriği ve Şebinkarahisar’a
gönderdiği Selçuklu Başkomutanı olan Alaaddin Ertokuş ile esir olarak bütün
Seyyid Sultanlar, İmamlar, Divriği, Erzincan,. Kemah, Şebinkarahisar, Hanedanı
belde lakaplı Ehlibeytler olan İlbeyli Sancaktar imamları Danışmend ailesi
Seyyidlerini hepsini birden (Danışmendli-Mengücekli) Konya’ya götürdüler.
Orada Sultan Alaaddin Keykubadın, o anda veziri olan Emir Seyyid Saltuk Soylu
Mevlana Celaleddin Erzurumi’nin Sultan Alaaddin Keykubadı iknası ile 1230
yılında Anadolu’daki ilk Nakibül Eşraf Kaim makamını (Seyyidler Soy kütük
defterini) Konya’da kurdular. (Belge. Osman Turan Selçuklu vesikaları. Seyyid
Yusuf Danışmend Bölümü ). İlk Nakibül Eşraf Kaim makamı Türkiye’de bu
Seyyid Yusuf Danışmend idi. 1240 yılında 2. Giyaseddin Keyhüsrev, babası ölüp
kendisi padişah olduğundan Konya’da Danışmend ve Mengücekli Seyyidlerin
damadı olup iktidara geldiğinde bütün Seyyidler serbest kalıp Seyyid Yusuf
yanındaki arkadaşları ile birlikte (Şeyh Muhiddin’i Arabi ile birlikte) Divriği’ye
döndü. Seyyid Şeyh Yusuf bu şeyhi (Muhiddini Arabi’yi) Divriği’de evlendirdi.
(Belge: Selçukname) Onunda imzası olan 1246 miladi tarihli Divriği Ulucami
ikinci vakıfnamesi Divriği’de 1246 yılında yapıldı.




   24 MAYISSSS




   Seyyid Yusuf Danışmend’in oğlu olan Seyyid Hasan birinci imam olarak
1246’daki bu vakıfnamede “Divriği şeriatına veli Seyyid Hasan” diye bu Divriği
ulu cami vakıfnamesinde imzası vardır. Belge: Divriği Ulu cami Vakıfnamesi.




        26. Soy Torun




                                                                               93
      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 26. Soy Torunu Divriği Ulu camii 1. imamı Seyyid Şeyh Hasan
Danişmend’dir. 20. Soy Mendi (Mandı) olup 40. Soy Kureyş ve 12. Soy
Danişmend ve Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid ikinci Muhammed
Danışmend’in 3. soy torunu idi. Doğumu tahmini 1200 Miladi’dir. 1246’daki
Divriği Ulu Cami ikinci vakıfnamesinde (Divriği şeriatına Veli Seyyid Hasan)
diye imzası olup, biz Divriği İlbeyleri Seyyid Danişmendlileri’ne Kale ve Ulu
Cami’ye bağlı 40 vakıf köyün (Çamşıhı’da 27 Köy ve Danışment Bucağında 13
köy olmak üzere cem an 40 vakıf köyü) Sadat-i Kiram (Ehlibeyt soyu)
olduğumuzdan %4’ü İmamlık hakkı, %4’ü Müezzinlik hakkı, %2’si Muarriflik
hakkı %4’ü Hatiplik hakkı, % 1’i Kubbedarlık hakkı, % 1’i bekçilik hakkı ve %
3‘ü Ferraşlık (Temizlik) hakkı ve diğer % 3’ü de mütevellilik hakkı olarak,
Cem’an %22 hak pay olarak verilirdi. Bu vakıf 40 köyün arpa, yulaf , buğday,
meyve, sebzesi halk tarafından ekilip biçilip %78 payını eken çiftçiler alır,geri
kalan % 22’sini ise biz Danışmendli ve Mengücekli Seyyidler olan Hanedanı
belde lakaplı Divriği idarecilerine getirilir verilirdi. Ayrıca otlak ve yaylalarından
(Bu 40 köyün) ise hayvanlarının yararlandığından böylece yüzde 22 yağ hakkı
toplanıp Divriği’nin asil (Peygamber sülalesi olan) hak sahibi biz Ehlibeyt’e bu
yine bu 40 Vakıf tapulu köyden teslim edilirdi. (Divriğili çiftçiler asırlardır (7
asırdır) bu hak sahibi Seyyidlere “Onlar asul, nesül de ondan dolayı hak veriyik”
demişlerdi. Halbuki 700 yıllık bu vakıf köyler ve o toprakları ekip biçen yerli halk
gelirlerinin % 22’sini hak sahibi olan bizlere Vakıfnamedeki ecdadımızın
koyduğu kıyamete kadar değiştirilemez, değiştiren ise Allah’ın gazabına uğrar
diye beddualı şartlar nedeniyle vermekte idiler. (Yazar: Seyyid Veysel). 1928
yılına kadar bu hakkı (Yağ hakkı ve ekin hakkı) olarak biz Mendi (Mandı)
Seyyidler olarak (Danışmand oğlugil) Danışmend oğulları olarak aldık. Ve hak
sahibi Divriği’li Seyyid aileler olan 46 Seyyid ailesine dağıttık. 1928’de İsmet
İnönü birinci vakıf name ile Miladi 1228’den, 2. vakıfname ile Miladi 1246’dan
beri aldığımız 700 yıllık bu hakkı son olarak Yazar Seyyid Veysel’in dedesinin
(Seyyid Veysel’in) babası olan Seyyid Hacı Ömer Danışmandoğluna ödeyerek
Sivas’taki evkaf (Vakıf) idaresi “Daha gelme ve alma” dedi ve 700 yıllık bu
hakkı böylece iptal etti. Dolayısıyla 1928’den 2005’ e kadar 77 yıldır bu hak bize
verilmediğinden Vakıf namedeki bedduaya da bu kişi olan Başvekil İsmet İnönü
muhatap oldu. Miladi 1180’de Kemah’tan Divriği’ye getirdiğimiz ve Seyyid

                                                                                   94
Yusuf’la orada önce Kale camiinde 1180’de açıp halka gösterip öptürüp koruyup
sonra Divriği Ulu camide sergileyip ve halka gösterip öptürüp ve koruduğumuz
(Dedemiz Hazreti Muhammed S.A.V’e ait) İlbeyli Sancağını (Mübarek Sancağı
Şerifi) bu Seyyid Hasan’la Divriği Ulu camide 1240’da korumaya başladık.
Divriği’de Miladi 1240’dan itibaren açıp öptürüp Ulu camide tekrar koruduk.
(Çünkü 1228-1240 yılları arası 12 yıl Sancağı kaçırıp saklamıştık.) Biz
Danişmendli Seyyidlerden Sancağımız, Selçuklu yeğenlerimize geçebilirdi.
(Yazar: Seyyid Veysel) Sancağı Şerif tekrar ziyarete Konya’daki esirliğimiz
bittiğinde burada bu camide 12 yıl sonra açıldı. Seyyid Saltuk soylu Seyyidler
batıya gidip 1201-1210 yıllara arası 10 yılda Saltukoğulları olarak Sarı Saltuk,
(üçüncü Sarı Saltukla) (Melik Şah lâkaplı) (Seyyid Hızır İlyasla) Devletlerini
kurup Edirne’de yerleşip Balkanları İslamiyetle Şereflendirdi.




   25 MAYISSSSSSSSSSSSSSS




    (Belge: Saltukname 3. cilt) Diğer bir kısım olan Erzurum ve civarında ikamet
eden Seyyid Sarı Saltuklular ve Cemaatleri onun soyunu bu civarda devam
ettirdiler. Divriği’de ise sadece Danışment ve Mengücek soylu Seyyidler kalıp
toplanmış ve iki grup olarak Divriği Kale ve Ulu Camiden rızıklanmaya
başlamışlardı. 1246 yılı Divriği Ulu cami (Camii Kebir) veya Ahmet Şah camii
ikinci vakıfnamesi sırasında ve onun sonrasında Divriği Danışmendli ve
Mengücekli Seyyidlerin kurtuluş ve hürriyet adası olup ve adeta Merkezi olmuş
idi. 1243 yılı Suşehri Köse dağda Selçuklu ordusu Moğol Baycu Noyan’a
yenilince Moğollar bir kâbus gibi Selçuklu, Danışmendli, Saltuklu ve Mengücekli
ailelerin üzerlerine çöktü. 1243’ten 1303 yılına kadar      60 yıl Moğollar hem
Selçuklu Padişah soyu Sultanları hem Danışmend, Mengücek ve Saltuk Soylu
Seyyid Sultanlarını hep şehit ettiler. Moğolların şerrinden (Bil hassa Moğolları
yumuşatmış olan Seyyid Mevlana El Saltuk ve Seyyid Hacı Bektaş El
Mengücek’in) 1246’da Seyyid Mevlana ve 1256’da da Seyyid Hacı Bektaş’ın
vefatları sonrası Anadolu huzuru hiç bulamadı. Allah’tan şamanist Moğollar
1290-1340 yılları arası 50 yılda müslüman oldu da Anadolu’ya biraz vicdan ve

                                                                             95
merhamet sevgi ve akıl ve bundan kaynaklanan barış ve düzen geldi. 1340
yıllarında Seyyid Er Edna Alaaddin Danışmend bacısını Müslüman olmuş Moğol
Sultanına verdi ve Anadolu terörden kurtuldu ve barışa kavuştu. (Yazar: Seyyid
Veysel) Mengücek Seyyid Hasan Gazi (Birinci Mengücek)’in oğlu olan Seyyid
İshak Şah’ın (Kemahta medfun) oğlu olan Seyyid Davut Şah’ın oğlu olan Divriği
Kemah Padişah’ı ve Erzincan Sultanı Seyyid Fahreddin Behramşah, 1226’da vefat
edip Divriği Ulu cami mezarlık bölümü birinci mezarda toprağa verilmiştir. Onun
bir oğlu Seyyid Muhammed Muzaffereddin (Mühezzibeddin) idi. Esir
edildiğinden getirildiği Kırşehir’de önce bir Cami ve Medrese kurup sonra eceli
ile vefat etmiştir. Seyyid Fahreddin Behramşah’ın diğer oğlu Seyyid Selçuk Şah
olup lakabı İbrahim’i Sani idi. Kemah beyi idi. Seyyid Fahreddin Behram Şah’ın
diğer bir oğlu ise Seyyid Alaaddin Davut Şah idi. Belgede Konya Ilgın’da esir
tutulan Divriği (Didiği) Sultanı bu Evliya olup kayayı at gibi üzerine binip
yürütmüştür (Belge: Seyyid Harun Menkibesi) Hepsi de Selçuklu Konya Sultanı
Alaaddin Keykubat tarafından ülkeleri Mengücek Sultanlığı ellerinden alınıp
bitirildiler. Ve Konya, Ilgın, Akşehir, Kırşehir memleket ve beldelerine esir olarak
getirilip o sarayların taşthane (İş ocakları, mutfak ve bunun gibi) kısımlarına
kondular. Mengücek Seyyid Hasan ailesinin tarihinin elimize (Biz acizlere geçen)
belgeler ile 1240 – 1278 yılları arası Moğol işgalindeki Anadolu Konya
Selçukluları içinde 1243 – 1246 yılları arasında üç yıl ikinci Gıyaseddin,
Konya’da Moğollara yarı bağımlı olarak Sultanlık yapmış oğlu olan Selçuklu
Sultanı 2. İzzettin Keykavus ise 1246-1256 arası 10 yıl sultanlık yapmış ve
Moğollara bağlı Vezir Komutan ve devlet adamları olup Selçuklu Devletini
korumuş Mengücek Gazi Hasan’ın oğlu Seyyid İshak’ın oğlu Seyyid Davut’un
oğlu, Seyyid Fahreddin Behramşah’ın oğlu olan Seyyid Selçuk Şah (İbrahim’i
Sani)’nin oğlu ise 1240 yılında Taşkent beyi (Niksar beyi) olan Seyyid Şemseddin
Hacı Taşbek (Bektaş) idi. Lakabı Erzincan’i idi.

   Bu Seyyid 1246’da Seyyid Mevlana’nın bir saray emiri ve veziri oılarak
Konya’da işgalci Moğolları ikna etmesi ile kurduğu Moğollara yarı bağlı Selçuklu
Padişahı 2. İzzettin Keykavus’un idaresindeki Konya, Yeniçeri orduları
başkomutanı olmuş idi. Ve Seyyid Mengücekli Fahreddin Behrahşah’ın torunu
olan Seyyid Hacı Bektaş’ı Veli eceli ile 10 yıl sonra Konya’da padişah olmuş olan
4. Ruknedddin Kılıç Arslan’a bağlı olarak iki aylık Vezir iken Suluca

                                                                                 96
Karahüyükte vefat etti. (Belge: Selçukname, İbni Bibi) Onun kardeşi olan Seyyid
Mendeş lakaplı, Seyyid Şerefeddin Erzincan’i idi.




   Ve 1249 yıılında Yeniçeri Erzincan Kolordu komutanı idi. Baş kaldırdığı için
Vezir Şemsi Tebrizi tarafından Moğollardan çekinilerek ağabisi önce Seyyid Hacı
Bektaş Konya’dan Yeniçeri orduları ile üzerine gönderildi idi. Sonra Kemah
kalesine kaçıp sığınıp serbest bırakılacaksın diye Vezir Şemsi Tebrizi tarafından
aldatılıp yine Şemsi Tebirizi emri ile başı kesilerek 1249’da şehit oldu. Onun
diğer bir kardeşi olan Seyyid Bahaeddin Erzincan’i ise onun kanını almak amacı
ile Konya’da Şemsi Tebrizi’yi katlettiği için esir olup Tebrize götürülüp
Moğollarca başı kesilip şehit oldu. Onun diğer bir kardeşi olan (Seyyid Hacı
Bektaş’ı Veli’nin küçük kardeşi) Seyyid Tacettin Erzincan’i ise Selçuklu Yeniçeri
orduları 1256 yılındaki ağabeyi olan ve o anda Vezir olduğundan SEyyid Hacı
Bektaş Şemsettin tarafından Kasım ayının 11’inde 1256’da Yeniçeri komutanı
yapıldığından bu yüzden Konya Yeniçeri ordusu Başkomutanı iken Konya’da
Sultan ikinci İzzettin Keykavus tarafından beni tutmayıp kardeşime (Yani Baba
bir anne ayrı bir kardeşi 4. Rukneddin Kılıçarslan’a) (o andaki Konya’ya Selçuklu
Sultanı yapılmış Sultan’a) asker oldun diye Bizans yardımcı kuvvetleriyle
Konya’ya gelen ve onu tutuklayan ikinci İzzettin Keykavusca işkence edilerek
şehid oldu. 1240 yılında Selçuklu Devleti Sultanı olan Damadı ikinc Giyaseddin
Key Hüsreve Vezir olan Seyyid Muhammed Muzaffereddin’in (Seyyid Fahreddin
Behramşah’ın oğlunun) oğlu olan ve Selçuklu ordusunun 1243’te yenilmesinin
sebebi olan ve bu yüzden Selçuklu halkının alay konusu olan Seyyid Nasreddin
hoca, Akşehir’de eceli ile öldü. Seyyid Nasreddin Hocanın kardeşi Seyyid
İzzeddin Siyavuş ise (Sine Ağuş (Sinesini dedesi Resulullah (S.A.V)’in ağuşu ile
birleştiren ) Moğollarca kahramanca savaşarak Konya Sultanhandaki meydanda
şehid oldu. Yine onun kardeşi olan Seyyid Fahreddin Arslandoğmuş, Yeniçeri
Kolordu komutanıyken Selçuklu Sultanı ikinci İzzettin Keykavus ca “Beni
bırakıpta kardeşim 4. Rükneddin Kılıçarslan’ı tuttun” diye Konya’da şehid edildi.
Bu Seyyidlerin en küçük kardeşi olan yine Seyyid Muhammed Muzaffereddin’in
oğlu Seyyid Muineddin Pervane ise 1277 yılında İlbeyli Beyi Memlük Çerkez

                                                                              97
Baybars’a Elbistan’da yenildin diye       Moğollarca 105 Müslüman komutanla
birlikte (Kendisi daha sonra) idam edilerek şehid edildi. Divriği Ulu camiyi
yaptıran Seyyid 1. Mengücek Hasan’ın torunlarından Mengücek oğlu Seyyid
İshak Şah’ın oğlu Seyyid Şahin Şah’ın torunu olan Seyyid Hüsameddin Ahmet
Şah ise 1256 yılında Divriği’de oturuyor olup sağ idi. Divriği nakibul eşraf
defterlerinde 1390 miladi yılında 1. defter olan Muharrem efendi defterinde
kayıtlı bulunan Seyyid Dalmaz ise o Sultanın 150 yıl sonraki nesillerinden birisi
idi. Sadece 1390 yıllarındaki belge ile Seyyid Dalmaz, (Tahmasp) oğulları olan üç
Mengücekli Seyyid 3 evlattan soy sürüp (Seyyid Nebi Sultan, Seyyid Piri Sultan,
Seyyid Hıdır Sultan ) onlarında Osmanlıların içinde 1600 yıllarındaki belge ile
torunları olan Seyyid Mirseyyid, Seyyid Ağucen Mençek Seyyid, Seyyid
Abdülkerim Karayazıcı, Seyyid Hasan Paşa, Seyyid Garip Musa, Seyyid
Kalenderle belgeli soylarına Divriği Nakibül eşraf defterlerinde rastlanarak
Mengücekli Seyyidler bu meşhurluklarıyla Nakibül Eşraflarda Divriği defterlerine
kayıt edilmişlerdi. Saltuklu soylu Seyyidlerden, Seyyid Mevlana Celaladdin’i
Erzurumi ise Anadolu Moğola bağlı Sultanlarının içindeki son Saltuklu soy Vezir
olup 1230 yılında Konya’da Seyyid Yusuf Danışmend ile ilk kaydedilen Saltuk
evladı idi. 1256’da vefatı ile diğer kol olan Seyyid Sarı Saltuk Hızır İlyas
(Hıdırellez) ise 1210 yıllarında Edirne ve civarına yerleşip böylece Sarı Saltuklu
Seyyidlerde Edirne Nakübul Eşraflarında kayıt edilip böylece 1201- 1301 yıllara
arası yüz yılda Balkanlardaki Bosnalı, Arnavut, Romanya, Maceristan ve
Bulgaristan hristiyanlarını İslamla şereflendirmişlerdi.




   X




    (Yazar: Seyyid Veysel) Biz İlbeyli Beyleri ve Komutanları olan Sivas
Danışmendli Seyyid aileleri ise Konya Selçuklu Sultanı yeğenlerimiz olan ikinci
Kılıçarslan tarafından Sivas’ta 1178’de yıkılıp Devleti Sivas’ta terk etmişlerdi.
Büyük bir kafile ile hiçret edip bir bölümü Balıkesir ve Denizli’de (Danişli’de)
Karsi beyliğini (Sivaslı Beyliğini) kurmuşlar oranın Nakibül eşraf defterlerine
kayıt edilmişlerdi. Bu Seyyidlerden bir kol olan Kayseri Seyyid Danışmendlileri

                                                                               98
1240 – 1290 yılları arası İlbeyli Sivas Beyi ve Padişahı Seyyid Er Edna Alaaddin
Danışmentle ve İlbeyli koruma orduları sayesinde 50 yıl Sivas’ta tekrar Er Edna
adlı devlet olmuşlardı. Bu devlet kurulunca Sivas’taki Buruciye Medresesi
Seyyiddlerin toplanma ve Nakibül merkezi olmuştu (Belge: İbnü Batuda, Sivas
Seyehatleri bölümü) Sonra bu devleti Karamanlı soyu Kadı Burhaneddin adlı önce
Kadı sonra vezir bir ihtiraslı kişi 7 yaşındaki Seyyid Muhammed Danışmend’i
Sivas Sarayında eliyle kalleşçe boğup İlbeylilerin Sivas’taki bağımsız devletini
bitirmişti. Divriği’de ise İlbeyli Şehriler (Şehirli beyler) İlli beyler yüz yıl Divriği
merkezinde bağımsız olarak oırtakları olan Mısır’a bağlı Halep’ten gelen İlbeyli
as ker ve komutanlarla 1300-1400 yılları arasında iktidarlarına devam etmişler,
kendilerine vakıf olan (ortakları Danışmend ve Mengücek torunu Seyyidlerin
vakfı olan) Divriği Kale ve Ulu cami köylerinden (Ki, o zaman 44 köy olmuştu)
44 camiye bağlı olarak birlikte (İlbeyli Halep Beyleri ve Sivas Divriği
Danişmendli Şehriler) yararlanmışlardır. Osmanlı zamanı 1516’da Kemah ve
Divriği’nin Osmanlı Yavuz Sultan Selimce fethi sonrası ise aynı yıldan sonra
1516-1928 arası 412 yıl 46 caminin Divriği’deki İmam, Hatip, Müezzin, muarrif
Ferraş, Bekçi, kubedar, mütevellisi olmuşlardır. Ve hakları olan vakıf yüzde 22
gelirlerini almışlardır. Tâki 1928’de bu vakıf ellerinden alınana kadar. Bu 7 asırda
(1228-1928 arası) 700 yılda bu üç kardeş Padişah Seyyid’in torunları olan Divriği
Ehlibeyt adasına 1228’de sığınıp ve rızıklanan bu Hanedanı belde lakaplı
Seyyidler, daima birbirleriyle kız alıp vermiş, birbirlerine birilerini (kız alıp
verirken) tarif ederken kız ve erkek için ve onlaron ailesi için sormuşlardır ki,
“asil mi degül mü ?.” Yâni Asil ise Seyyid (Yani Hazreti Muhammed’in S.A.V.
torunu) değilse yok anam bu kız veya erkek veya aile asil degül (Peygamber soyu,
torunu değil, yani Seyyid veya Seyyide değil) onlara kız veremek veya onlardan
kız alamak diyerek 2005 yılına kadar gelinmiştir. Divriği’deki evlenme anında
çok sorulan çok incelenen ve irdelenen asil veya değil ne demektir bilinmezi de
böylece Ehlibeyt’in içindekilere (Seyyid ve Seyyidelere) veya aşül veya
dışındakilere verilmiş bir ünvan asül değül olduğu meydana çıkarak böylece
gerçek manası belli olmuştur. (Yazar: Seyyid Veysel) İlbeyli İslam cemaatinin ve
içindeki Sancaktar İmamlar olan ve İlbeyli Beyleri olan bu Seyyid Ehlibeyt,
Hanedanı Belde, Sadatı Kiram adı ve lakabı verilen bu aileler Mübarek Sancağı
Şerifi böylece 1000 yıl bu cemaatin imamları ve Beyleri olan İlbey, Voyvoda,
Yeniçeri ağası, Paşa, Ayan lakapları alan Seyyidler tarafından hep koruna gelip,

                                                                                     99
bu mübareke gerekli saygı ve tazim asırlardır gösterile gelmiştir. (Belge:
Vakıfname, Belge Nakibül eşraf defteri) (Belge: Divriği sicilleri, Belge: Sivas
Ahkam ve Belge: 1765 Miladi yılından itibaren isimleri ve içindeki aile şöhretleri
yazılan Divriği Vakıf köyleri ve çiftlikleri nüfus kütük defterleri)

   27. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 27. Soy Torunu Seyyid Şeyh Tahir Çelebi’dir. 21. Soy Mendi(Mandı
Seyyid olup )     41. Soy Kureyş 13. Soy Danişmend ve Danişmendli Seyyid
Zahireddin İlbey’in    amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmendin 4. soy
torunu idi. %22 paydan hak alırdı. (Belge Vakıfname, Belge Nakibül eşraf Def.)

   28. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 28. Soy Torunu Seyyid Hasan Çelebi’dir. 22. Soy Mendi (Mandı Seyyid
olup) 42. Soy Kureyş 14. Soy Danişmend ve Danişmend oğlu Seyyid Zahireddin
İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in 5. soy torunu idi.
İlbeyliler Sancağı bu Seyyidle yine Divriği Ulu Camii’de korundu ve cemaate
Cuma namazlarından sonra öptürüldü. Tahmini 1270 Miladi doğumlu olup,
O’ndan kalan bir küçük el yazma Kur’an Ankara Ahmet İyimaya özel müzesine
korunmak gayesi ile (Yazar Veysel Semih Danişmend tarafından) verilmiştir. Bu
Seyyid’in doğduğu bu zamanda Anadolu Türkmend Çerikers İlbeyliler 35 yıldır
işgalci Moğolları ilk defa 1260’da Aynculut ve ikinci defa 1277’de Elbistan’da
yenip dünyayı hayrete düşürmüşlerdi. Bu yıllarda Anadolu Çerikersleri İlbeyliler
tümüyle Şam ve Halep’te birleşmiş İlbeyli Sultanı ve Antep Fındıkdar (Fındık
kapılı) Çerikers Baybars’ın komutanlığında ve beyliğinde bu ordu ile beyleri ve
sultanları Rasaynlı (Şimdiki Urfa Ceylanpınar’lı) bu Baybars dünyanın en güçlü
Moğol ordusunu 1260 ve 1277 de iki kere yenip Kayseri’yi Moğollar’dan geçici
olarak geri almış idi.Sonra Moğalların Tebriz’den gönderdikleri çok büyük bir
orduyla yola çıktıklarını duyan Çerkez İlbeyli Sultanı Baybars o andaki Anadolu
Selçuklu halkına güvenemediğinden (Moğollarla birlik olacaklarından korkup)
aynı yılda (1277’de) taht kurduğu Kayseri merkezinden Elbistan, Maraş ve



                                                                              100
Halep’e geri döndü. (Belge Nakibül eşraf Def. Belge Baybars Ayni tarihi belge
İbni Bibi Selçukname)

    29. Soy Torun

        Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 29. Soy Torunu Seyyid İmam Hamza Çelebi’dir. Tahmini 1305
Miladide Divrik de doğdu. 23. Soy Mendi (Mandı) Seyyid olup 43. Soy Kureyş
ve 15. Soy Danişmend olup Danişmend oğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası
olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in 6. soy torunu idi. Divriği, Kale ve Ulu
Cami geliri olan %22 hakkı alırdı. İlbeyli Sancağı Şerifini (Şerefli Sancağı)
korurdu. Seyyid Hamza Seyyidlerin Secerelerini katiplerine tutturup Sivas’ta ki
Eredna Devleti Padişahı ve İlbeyli Sivas Beyi Seyyid Alaaddin Danişmend’e
gönderirdi. Sivas Sultanı Seyyid Alaaddin Eredna (Aciz er) ise Nakib-ül Eşraf
defterlerini   Seyyidlerin misafir edildiği kendilerine ayrılan Sivas Buriciye
Medresesi’nde (Seyyidlerin soy kütüğünü yazdırarak) her yerden Sivas’a gelen
Anadolu Seyyidlerinin nüfus kayıtlarını böylece belgelerdi. (Belge Nakibül Eşraf)
(Belge 1345 yılında Sivas’ı ziyaret eden ve bu durumu anlatan Seyyah yazar İbn-i
Batuda)




    30. Soy Torun

        Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 30. Soy Torunu Seyyid Davut Çelebi’dir. Tahmini doğumu 1335 Miladi
yılıdır. 24. Soy Mendi (Mandı) Seyyid olup 44. Soy Kureyş ve 16. Soy
Danişmend olup Danişmend oğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid
2. Muhammed Danişmend’in 7. soy torunu idi.Divriği, Kale ve Ulu Cami gelirini
Divriği doğumlu olup alır ve buradaki Seyyidlere ve ailelerine dağıtırdı.İlbeyli
Mübarek Ssancağı Şerifini Divriği Ulu Camii’de o korurdu, (Belge: Nakibül
Eşraf)

    31. Soy Torun

                                                                             101
      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 31. Soy Torunu Seyyid Hüseyin Çelebi’dir. Tahmini 1375 Miladide
Divriği de doğdu.Onun oğullarından Seyyid Muhammed Mendi(Mandı) Divriği
nakibül Eşraflarında (Peygamber sülalesi soy kütük defterlerinde) 1. defterde ve
Seyyid Muharrem Efendi Defterinde Seyyid Hasan Çelebi’nin babası olarak El-
Gazi El-Kostantiniyye olarak (hem gazi hem de İstanbul’un fethinde bulunmuş
Seyyid) olarak da kaydı bulunmaktadır. Aşık Paşazade yazmış olduğu tarih
kitabında Divriğili Seyyid Köle (Esir) Şahin’in bu Seyyid olduğunu açıklar. Bu
Divriği’li Kuloğlu (Köleoğlu) ünvanlı Seyyid ailesi halen Divriği’de Seyyid
Kuloğlugiller olarak meşhur olup Kale ve Ulu Camii’den hak alan Seyyidler
olarak yaşarlar. (Yazar Seyyid Veysel) Amcamızın oğlu olan bu Seyyid’in
evlatları Divriği Ziniski Seyyidleri olup Aşık Paşa’nın tarihinde İstanbul’un fethi
sırasında “Padişahım İstanbul’un tapusunu bu fatih askerlerin üzerine yap ki
İstanbul’un İslamiyet’e kavuşması çabuklaşsın ve İslamn nüfusu hemen artsın”
demiş Fatih Sultan Mehmet Han’da babasının ve kendisinin hocası ve veziri olan
bu Divriğili Seyidi dinlemiş ve tapuyu fatih askerlerine yapmıştı. (Yazar Seyyid
Veysel) (Belge Aşık Paşazade tarihi) Divriği Ulu Cami imamı idi. İlbeylileri’in
Mübarek sancağını bu Seyyid korumayı Divriği gibi her tarafı dağlarla çevrili
korumalı şehirde korumyı sürdürdü. 25. Soy Mendi (Mandı) Seyyid olup 45. Soy
Kureyş ve 17. Soy Danişmend olup ve Danişmend oğlu Seyyid Zahireddin
İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in (Kayseri Ulu Camii
yaptıranın)8. soy torunu idi. (Belge Nakibül Eşraf 1. defter 18. sayfa)(Belge Aşık
Paşazade tarihi)

   32. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 32. Soy Torunu tahmini 1410 Divriği doğumlu Seyyid Ali Çelebi’dir.
26. Soy Mendi (Mandı Seyyid) olup Seyyid 46. Soy Kureyş ve 18. Soy
Danişmend olup Danişmend oğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid
2. Muhammed Danişmend’in 9. soy torunu idi. Divriği Kale veUlu Cami geliri
olan%22 hakkı alırdı. Ve Divriği Seyyidlerine dağıtırdı. İlbeyli Sancağı Şerifi’ni
Divriği’de korurdu.(Belge Nakibül Eşraf      Divriği Erikli, Ziniski Defterleri 1.
defter. 18. sayfa)


                                                                               102
   33. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 33. Soy Torunu olan tahmini 1450 Miladi Divriği doğumlu Ulu Cami
imamı Seyyid Hüseyin El Ayaz Mendi (Mandı olup) Danişmend lakaplıdır. 1516
yılında Kemah’ı alan Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Divriği’ye gelmeden
Erikli’ye El Ayaz (sığınan) Seyyid imam olarak Divriği Kale ve Ulu Camii vakıf
40 köyden 2’si olan Erikli ve Ziniski tekkelerine sığınmıştı. Bu sığınma sırasında
İlbeyli Sancağı Divriği Ulu Camii’den bu Seyyidle Ziniski (Semerkand) ve
Erikli’ye (Ermişliye) geldi. Yavuz Sultan Selim’e “seni halife tanıyoruz ve vergiyi
sana veriyoruz” diyerek name (Mektup) gönderip bir katliamı önlemiş böylece
torunları tekrar Divriği Kale ve Ulu Cami imamları olmuşlardı. Bir müddet Erikli
ve Ziniski’de saklanan (Osmanlı el koymasın ve almasın diye saklanan) İlbeyli
mukaddes Sancağı şerifi bilahare Divriği Ulu Camii’ye geri dönmiştü. Bu
sancağın Ulu Camiye dönmesi Seyyid Danişmendlilerin Divriği’de tekrar Ulu ve
Kale Camii’de imam olmalarından sonra gerçekleşmiştir. 27. Soy Mendi (Mandı)
Seyyid olup 47. Soy Kureyş ve 19. Soy Danişmend olup Danişmend oğlu Seyyid
Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in 10. soy
torunu idi. Divriği Kale ve Ulu Cami gelirlerini alırdı.Ve Seyyidlere dağıtırdı.
(Belge Nakibül Eşraf Defterleri 3 kayıt 1’den 1. Def. Say.18-28 arası Seyyid
Nakibül Eşraf Divriği Erikli Ziniski Kaim Makamı Muharrem Efendi Defterleri)

   34. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in (Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed
(SAV)’in 34. Soy Torunu Seyyid Ali Mendi’dir (Mandı’dır). Tahmini 910 Hicri
1490 Miladi Divriği doğumludur. Divriği Erikli Köyü Danişmend Tekkesini bu
Seyyid kurdu. İlbeyli Sancağı Şerifi’ni öptürmek için ve sırf bunun için Cuma
günleri namaz sonrası ve hacıları yolcu etmeye gelen cemaat için bu sancağı
öptürme görevlisi idi. İki oğlu vardı. Seyyid Saltuk ve Seyyid Mahmut
Danişmend idi. Seyyid Mahmud’un kardeşi Seyyid Saltuk’un oğlu Elazığ’ın Sun
Köyü’ne 1638’de Sultan 4. Murat’dan çekinerek hicret eden Seyyid Koca Seyyid
olup bu Seyyid’İn nesli olan Siirt’te çoğalarak büyüyen bu aileler Siirt Süveyka
Mahallesine yerleşen Seyyidler olup Siirt’te 21 adet camii, tekke, zaviye kurmuş
olan Mendi Seyyidler’dir. Bu Seyyid’in 1 kızı ise Erikli Köyü’ndeki kayıtlarda

                                                                               103
gözükür. O kız Seyyide Şerife Melek hanımdır. 28. Soy Mendi (Mandı) Seyyid
olup 48. Soy Kureyş ve 20. Soy Danişmend olup Danişmend oğlu Seyyid
Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in 11. soy
torunu idi. Divriği Kale ve Ulu Cami geliri %22 hakkını alırdı. (Belge: 1013 Hicri
tarihli Seyyid Yahya Efendinin Nakibül Eşraf nüfus def. Divriği Erikli Bölümü
31. Defter)

   35. Soy Torun

      Seyyid       Mendiler’in   (Divriği’de   ki   İlbeyi)   (Danişmendliler’in)
(Danışmandoğullarının) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 35. Soy Torunu
Seyyid Mahmut Danişmend’dir. İlbeylileri’in Sancağı Şerifi’ni bu Seyyid
korumayı sürdürdü. Tahmini 950 Hicri 1530 Miladide Divriği Erikli’de doğdu.
Meşhur Ziniski’li Seyyid baba adıyla meşhur olmuş Seyyid Resul Danişmend
kendi bacısı olan Seyyide Şerife Melek hanımın oğludur. (Yani Sancaktar Seyyid
baba bu Seyyid’in yeğenidir) Divriği Kale ve Ulu Cami %22 hakkını alırdı. 29.
Soy Mendi (Mandı) Seyyid olup 49. Soy Kureyş ve 21. Soy Danişmend olup
Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed
Danişmend’in 12. soy torunu idi. (Belge: Divriği Nakibül Eşraf Muharrem Ef. 1.
defter 18. sayfa)




   36. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in Divriği Sultanları İlbeyli Danışmandoğullarının
(Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 36. Soy Torunu Seyyid
Koca Saçlı Molla İmam Sadreddin Muhammed Danişmend’dir. Divriği’nin en
meşhur Seyyid Sultanı olup Koca Saçlı (Büyük Seciyeli konuşan Seyyidi) diye
anılırdı. Mezarı Erikli de olup, oraya Mandı (Mendi)’nin yeri derlerdi. Molla ve
Alim olup, o çevrenin Cuma imamı idi. İlbeyli Sancağı Şerifi’ni bu Seyyid
                                                                      104
korudu. Ziniski’de ki (Semerkant’ta ki) Cuma Camii’nin sancağı getirip bu Cuma
namazları sonrası halka öptüren imamı idi. Sancak bu Seyyid’den yeğeni olan
Seyyid baba Resul Danişmend’e kaldı. Nakib-ül Eşraf Defterleri Muharrem
Efendi Defteri 29. Defter 4. Sayfada onun soyunu torunu Seyyid Resul’un kızı
olan Seyyide Şerife Ayşe’nin oğlu Seyyid Hüseyin’ kadar verir. Evliya Çelebi’nin
Seyahatnamesi’nde Ziniski’de ki 1600-1650 yılları arasında 1638’de bahsedilen
Ziniski’de ki Büyük Cami’de bu alimin Cuma imamı olduğu halk söylemi
(Belge1: Seyyid Ali Metin’in (Ulu dedelerim Çamşıhı’da Cuma namazı kıldıran
büyük Mescit (Camii) imamı imişler sözü) Belge2: Evliya Çelebi sayfa 100’de ki
“Ziniski’de ki yaşantıyı anlatırken Cuma Namazı kılınan camisi hafta
pazarı(Cuma Pazarı) ve Ziniski’nin o andaki büyüklüğünü 1638’de orayı
ziyaretinde anlatışı ve Divriği’li meşhur başbaki (Baş Müfettiş) Seyyid Köle
Şahingilin torunlarının yani Seyyid İbrahim’in bu köylü olduğunu yazışı ve
anlatışı Belge3: Nakibül eşraf 1. defter 18. sayfa ve 29. def 4. sayfa nüfus
kayıtları. 1554’te Divrik de doğdu. 30. Soy Mendi (Mandı) Seyyid olup 50. Soy
Kureyş ve 22. Soy Danişmend olup Danişmend oğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in
amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmendi 13. soy torunu idi.




   1 HAZİRANNNN




   Seyyid Ali, Seyyid Zeynel, Seyyid Köse Seyyid, Seyyid Abdullah ve Seyyid
Şehit Saclı Ahmet isimli çocukları Nakibül Eşraf Divriği Erikli Defterlerinde
kayıtlıdır. Nakibül eşraf olarak görevli idi. (Belge: Nakibül Eşraf Erikli kayıtları)
Erikli’de ki tekkenin ve mezarın bulunduğu binaya 1993 yılında gidildiğinde
oranın bakıcısı Çiçek Hanıma sorulduğunda yani! Mandının mezarı nere?
Denildiğinde o kadının işte Mandı’nın yeri burası diyerek gösterdiği mezar o
tekkenin içinde onun 12. torunu yazar Seyyid Veysel Semih Danişmend
tarafından görülmüştür. Orası Sancaktar Seyyid Koca Saclı olarak büyük bir
ziyarettir. Çok alim olup sancaktar imam Molla Sadrettin Muhammed Danişment
olarak meşhurdur. (Yazar Seyyid Veysel)

   37. Soy Torun
                                                                                 105
      Seyyid    Mendiler’in    (Divriği’de   ki   İlbeyi   Danışmandoğullarının)
(Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 37. Soy Torunu Seyyid
Fakir Ali Danişmend’dir. Tahmini 1000 Hicri 1578 Miladi’de Divriği’de doğdu.
Nakibül eşraflık görevini babasından devraldı. Fakat İlbeyli Sancağı Yeniçerinin
1600 yılı sonrası Halep’ten gelen İlbeylilerle Osmanlı yeniçeri ordusuna ve Yeni
İl (Darende) ve Ziniski’de ki İlbeyli beyi olan ve dayısı oğlu olan Seyyid Resul
babaya kalmış ve oradaki Büyük Cuma Camii’nde namaz sonrası halka ziyarette
onun tarafından öptürülüyor idi. Yeniçerinin 1600 sonrası Anadolu’ya Halep’ten
gelip askeri olan İlbeyliler Osmanlı Yeniçeri ordusuna ve Divriği Sancak merkezli
Kangal, Darende, Gürün, Mancılık, Çetinkaya ve Alacahan sınırlı Yeni İl adı
verilen İlbeyli merkezine yerleştirilmişlerdi. Halep’ten gelen 9316 hanelik tahmini
90 bin kişilik İlbeyli cemaati buralara ve 42 pare eski köylerine ve Uzun Yayla’ya
iskan edilmişlerdi. Bu yıllarda en meşhur Divriği Seyyidlerini Nakibül Eşraf
defterine bu Seyyid olan Seyyid Ali Fakir kaydetti. 31. soy Mendi (Mandı Seyyid
olup) 51. soy Kureyş ve 23. soy Danişmend olup Danişmendoğlu Seyyid
Zahireddin İlbeyin amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in 14.soy
torunudur. (Belge2: Nakibül Eşraf Divriği Erikli Ziniski kayıtları, 1. Muharrem ef.
Defteri 18. sayfa)

   38. Soy Torun

      Seyyid    Mendiler’in    (Divriği’de   ki   İlbeyi   Danışmandoğullarının)
(Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 38. Soy Torunu Seyyid
Kara Hüseyin Danişmend’dir. Tahmini 1600 Miladi’de Divriği Erikli de doğdu.
Meşhur Beylerbeyi ve 1600 yılı Yeniçeri Sivas ve Divriği Kangal (Yeni İl
(Darende ve İlbeyli Arapgir Ordusu) Yeniçeri ağası Seyyid Şehit Kara Mahmut
Danişmend’in babası idi. Divriği sancağına bağlı Kale ve Ulu Camiye vakıf köy
ve çiftliklerin 1760 yılı nüfus kayıtlarında ileriye doğru şecerede Gürün, Darende
(Yeni İl) halkının ve Uzun Yayla İlbeyli halkının içindeki komutan Seyyidlerinin
aile isimleri 1630-1760 yılları arası mevcut olup Divriği sancağına tüm 42 pare
köye sancak şehri Divriği’ye bağlı kazalara (Kangal, Darende (yani yeni il) Egin,
Arapgir, Gürün) komutan olan bu Seyyidlerin Gürün, Darende (Yeni İl) Kangal,
Alacahan, Mancılık aile nüfus kayıtları (çiftlikler dahil) yazılmıştır. Divriği Ulu
ve Kale Camii Vakıf toprağı olan Norşun Erikli, Ziniski, Yağbasan, Karyağan,
Sincan gibi 27 adet bu (Çamşıhı) köylerinden ve 13 adet Danişment köylerinden
                                                                               106
%22 Cami hakkı payı alırdı. 32. Soy Mendi (Mandı) Seyyid olup 52. Soy Kureyş
ve 24. Soy Danişmend olup, Türkmend Danişmendoğlu Seyyid Zahirettin İlbey’in
amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in 15. soy torunudur. (Belge:
Nakibül Eşraf Divriği Erikli def. 2. Belge Divriği Köy ve Çiftlikleri 1760 yılı
Norşun Erikli, Dostal Köyleri Karahüseyinler belgesi)

   39. Soy Torun

      39. Soy Torun


             “Seyyid Mendiler'in (Divriği'de ki İlbeyi Danışmandoğullarının)
(Danişmendliler'in) Ulu dedesi Hz. Muhammed (SAV)'in 39. Soy Torunu Seyyid
Kara Mahmut Danişmend (Mandı) (Mendi)'dir. Divriği ve Arapgir'in Osmanlı'ya
bağlı kendine ait sancaklarla birlikte (Yeni İl-Darende, Kangal, Arapgir, Gürün,
Egin İlbeyli Türkmenleri'nin)Yeniçeri ağasıdır. Tahmini 1630 Miladi'de Divriği
Norşun da doğdu, (Erikliye bağlı Norşun da. (Eski Beyli)). Burası Seyyid
Karamahmud'un özel çiftliği olup torunu olan Şehid Seyyid Kara Hasan'ın mezarı
buradadır. Seyyid Baba soyundan Ziniskili Seyyide Ayşe Hatun ile evlendi. Eşi
Seyyide Şerife Ayşe'nin Seyyid Hüseyin adlı dedesinin babası olan Seyyid baba
Resul'den kalan İlbeyli Sancağı Şerifi artık kendisine geçmişti. Belge: Nakibül
Eşraf 29. defteri 4. sayfa . Kale ve ulu Cami vakfı elinden alındığından Divriği’de
1660'larda Mahmut Bey vakfı isimli bir vakıf kurdu. Kale ve Ulu cami %22 vakıf
hakkını böylece Mandılı (Mendili) Seyyidlere tekrar aldı. Adına Divriği içine
Kara Mahmut Camii'ni yaptırdı. 1695 yılında komutanı ve Ağası olduğu Divriği-
Arapgir, Kangal (Yeni İl-İlbeyli) ordusunu Bulgaristan'a götürüp Osmanlı'nın biri
Estergon olmak üzere 7 kale almasını sağladı. Padişah 2. Mustafa'nın takdirini
kazanıp bir sürü hediye ve madalya ve nişanla Divriği'ye yolcu edilip İstanbul'da
halk tarafından sevgi ile uğurlandı. O ve Yeniçerileri ertesi sene oraya tekrar sefer
görev emri çıkıp da Divriği'den gelmekte bir hafta geciktiğinden (Diyarbakır
ağasını ve Yeniçeri ordusunu bekleyip birlikte geciktiğinden) Seyyid Kara
Mahmut ve Diyarbakır Yeniçeri Ağası Hüseyin Bey ile birlikte idam ile şehid
edildi. Bu haksızlığa ordu isyan etti. Padişah 2. Mustafa'nın bu gaddar tutumu
sürünce İstanbul Yeniçeri ordusu ile Edirne Yeniçeri ordusu birleşip 1703'te
birlikte İstanbul'u doldurup saraydaki padişahı tahttan indirip (2. Mustafa tahttan
indirilip) İstanbul'da 3. Ahmet tahta geçirildi. 1696'da bu idamla ellerinden

                                                                                 107
alınmış olan %22 hak (Divriği Kale ve Ulu Cami vakıf hakkı) Mendi Seyyidlere
1705'de (Danişmendilere) Seyyid Mustafa Mandı'ya (Keleş lakaplı Seyyid Molla
Mustafa'ya) tekrar iade edildi. Belge: Nakibül Eşraf defterleri 29. defter 4. sayfa.
Bu   belgede ayrıca yeşil Seyyidlik alameti sarık takmasına İstanbul Şeyh-ül
İslam’ın müsade edip elindeki belgelerden bahsetmiş ve bu Seyyidin gerçekten
Seyyid Molla Mustafa Mandı olduğuna dair Üsküdar’da oturan akrabalarını tek
tek şahit tutmuş idi. (Yazar Seyyid Veysel) 3 oğlu var idi. 1) Paşa takımından ve
adına Divriği'de Saray Camii'ni yaptıran Seyyid Memiş Paşa (Nizam-ı Cedid'ci),
2) Molla takımından Seyyid Molla Mustafa (Keleş lakaplı) ve 3) Ağa takımından
Seyyid Kara İsmail ağa (Yeniçeri ağası) idi. Bu üç kardeş ve onların oğulları
1700-1900 yılları arası 200 yılda Divriği'nin içine yapılan 43 adet mahalle
camiinin banisi (yaptıranı) oldular. Seyyid Kara İsmail Ağa'nın oğlu (Hacı Osman
Mescidini yaptıran) Seyyid Osman Ağa onun da oğlu ise adına Divriği'de Cedid
Paşa Camii'ni yaptıran ve vakfeden Seyyid Köse Paşa (Köse Mustafa Paşa) olup
Divriği'nin en önemli hanedan komutan ve özel vakıflarla kalkındıranıdır. Seyyid
Kara Mahmut'un oğlu olan Seyyid İsmail'in de (Kara İsmail'in) oğlu olan bu
Seyyid Hacı Osman Ağa Cebbare'den, Hanedan-ı Belde, Ayan, Mütegallibe adıyla
kayıtlı olup Sevir nahiyesi (Danişment Bucağı) ve Ulu Camii vakfı Mutasarrıfı
idi. Temmuz 1765 yılında köylülerden Ulu ve Kale Camii %22 gelirlerini tahsil
etti. (Belge: Köse Paşa Hanedanı.) Divriği’de ki Hacı Osman Mahallesi onun
ismine kuruldu. 3 oğlu oldu. 1)Hz. Muhammed (S.A.V.)'in 42. soy torunu Divriği
doğumlu    ****2) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 42. soy torunu Seyyid Büyük
Abdullah Ağa (Hacı Abdullah) 3) Hz. Muhammed (S.A.V.) 42. soy torunu Seyyid
Muhammed Bey idi. Seyyid Hacı Osman Ağa’nın Seyyid Köse Mustafa Paşa
isimli oğlunun oğlu ise Divriği’de İlbey olan Seyyid Veliyyettin Paşa idi. Bu oğul
Resulullah’ın (S.A.V.) 43. soy torunu idi. Bu oğul Seyyid Veliyyettin Paşa
Osmanlı Devleti’ne baş kaldırdı. Osmanlı Ordusu İlbeylilerle Malatya
Akçadağ’da Osmanlı Paşası ile savaştı. Bu savaşta yenildi ve 1813’te idam edildi.
Karısı olan ve Seyyid Kara Hasan’ın oğlu olan Seyyid Süleyman Mandı’nın kızı
Seyyide Hanım ise dul kaldı. Seyyid İlbey Veliyyettin Paşa’nın 2 oğlu var idi.
Büyüğü Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 44. soy torunu olan Seyyid İmam Hüseyin
Bey, diğeri ise yine 44. soy torun Seyyid Mir İsmail Bey idi. Seyyid İmam
Hüseyin Bey 1795’de doğmuş ve 1871’de vefat etmiş idi. 1842’de ise Divriği
Kaim makamı olup (Kaymakamı olup) İlbeyi idi. Seyyid İmam Hüseyin Bey’in

                                                                                108
(Divriği İlbeyi’nin) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy torunları olan 1) Seyyid
Muhammed Bey (1822-1878 arası yaşadı) 2) Seyyid Osman Bey 3) Seyyid İsmail
Bey (1839-1910 yılları arası yaşadı) 4) Seyyid Ahmet Bey (1830-1881 yılları
arası yaşadı) adlarında 4 oğlu olmuş ve vefat etmişlerdi. Seyyid Osman Bey’in ise
tek oğlu Hz. Muhammed (S.A.V)’in 46. soy torunu ve 1878-1919 yılları arasında
yaşayıp vefat eden Divriği İlbeyi Seyyid Esat Bey idi. Seyyid Esat Bey ile Seyyid
Köse Paşa Hanedanı bitmiş idi. (Belge: Köse Paşa Hanedanı) Hz. Muhammed
(S.A.V.)’in 41.soy torunu Seyyid Hacı Osman Ağa’nın (Kara İsmail’in oğlu) oğlu
olan 42. soy torun olan Seyyid Hacı Muhammed Bey ise Seyyid Köse Mustafa
Paşa’nın kardeşi olarak 2 erkek çocuk bıraktı. 1) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 43.
soy torunu Seyyid Muhammed Emin Bey idi. Ve 1856 yılında Divriği’de vefat
etmiş idi. 2) Hz. Muhammed’in (S.A.V.)’in 43. soy torunu olan Seyyid Hacı Sait
Bey idi. Seyyid Hacı Sait Bey 1842’de vefat etti. Onun bir oğlu vardı. O ise 44.
soy torun Seyyid Muhammed Bey idi. Bu Seyyid Muhammed Bey’in ise bir oğlu
oldu. O ise 45. soy torun olup 1865-1917 yılları arası yaşayıp meşhur konağı
yaptıran Hatır Paşa’sı Seyyid Abdullah Paşa idi. (Abdullah Paşa Konağı’nı
yaptırmışdı) (Yazar Seyyid Veysel Belge: Divriği Siciller, Sivas Ahkam (Köse
Paşa Hanedanı) Necdet Sakaoğlu) Seyyid Kara İsmail Ağa’nın (Divriği’de ki
Kara İsmailgilin isim babası) yani Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 40. soy torununun
diğer bir kardeşi olan ve paşa takımından olan Seyyid Memiş Paşa’nın ise (yine
40. soy torun olan Divriği Cedid ordusu Başkomutanının ise) a) Hanedan-ı Belde
b) Mandı c) Kuloğlu d) 1720’de Beylerbeyi (Mirmiran) e) Nizam-ı Cedid Paşası
f) Saraylı (Ardanus’ta Sarayı yaptıran) gibi lakapları var idi. Belge: Divriği
siciller, Sivas Ahkam, Köse Paşa Hanedanı. Seyyid Memiş Paşa’nın oğlu Seyyid
Osman Paşa ise Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 41. soy torunu olup Hanedan-ı
Belde, Kuloğlugil, Nizam-ı Cedid Paşası olup 1740 yıllarında Divriği askeri
hakimi idi. Rakibi Seyyid Kara Hasan Ağa’yı (İlbeyli, Kangal ve yeni il, Yeniçeri
ordu ağasını) sarayına davet edip kalleşçe şehit ettirmiştir.(1743 yılında.) Onun
oğlu (Seyyid Osman Paşa’nın oğlu) olan ve Hz. Muhammed’in (S.A.V.) 42. soy
torunu olan Seyyid Ebubekir Paşa’dır. Belgede Divriği Kalealtı Mahallesi’nde
oturur gözükür. Seyyid Köse Paşa’nın kızı Seyyide Hümeyra Hanım ile
evlenmiştir. 1770 yılında yükselerek Mirmiran (Beylerbeyi) olmuştur. O da
Nizam-ı Cedid Paşası idi. Divriği’de ki Emir Bekirgiller ailesi onun soyudur. Hz
Muhammed (S.A.V.)’in 43. soy torunu olan Emir Ebubekir Paşa’nın 2 oğlu olmuş

                                                                             109
olup biri Seyyid Muhammed Bey ve diğeri Seyyid Mecit Bey’dir. Seyyid
Muhammed Bey’in ise 44. soy torun olan Seyyid Mirali, Seyyid Mirahmet ve
Seyyid Mirhasan isimli 3 tane torunları dünyaya gelmiştir. (Belge: Köse Paşa)25.
Soy Danişmend, 33. Soy Mendi (Mandı) Seyyid olup 53. Soy Kureyşli ve Seyyid
Danişmendoğlu Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed
Danişmend’in 16. Soy torunudur. (Belge: Divriği sicilleri, Belge: Tarih kitapları,
Belge: Kale ve Ulu Cami kayıtları (Divriği’de ki Belge: Sivas Ahkâm Divriği
bölümü) (Belge: Nusredname.) 1670 yıllarında Divriği’de kurduğu ve kendine ait
olan Mahmutbey Vakfı adlı vakıftan oğlu Seyyid Molla Mustafa’ya 2 kuruş
yevmiye ile Divriği Kale ve Ulu Cami’den (ecdadının vakfından) tekrar gelire ve
hak almaya maaşa müracatı nedeniyle bağlanmıştı. Çünkü müzevirler bu hakkı
yine (iptal ettirip) geri aldırıp, Divriği’den Bağdat fethine giderken 1638 de
buradan geçen Sultan 4. Murat’a şikayet edip Seyyid Mendi oğlu (Mandıoğlu)
Karamahmut’un babası Seyyid Kara Hüseyin’i Ulu Cami’den hak almaktan
uzaklaştırmışlar ve vakıf hakkı olan %22’yi kendileri almışlardı. Seyyid Kara
Mahmud’un oğlu Seyyid Memiş Paşa Divriği’de ki Seyyid Saraygilin isim babası
olup Ardanus’a Saray yaptıran oğlu ise (Seyyid Memiş Paşa’nın oğlu) Seyyid
Osman Paşa idi. Seyyid Osman Paşa’nın oğlu ise Seyyid Emir Bekir Paşa idi. Bu
Seyyid Emir Bekir Divriği’ de ki meşhur Emir Bekirgil adlı sülalenin isim
babasıdır. (Belge: Divriği siciller , Belge: Ulu ve Kale Camii maaşları ile ilgili
Sivas ahkam. Belge: Köse Paşa Kitabı Necdet Sakaoğlu.)

       40. Soy Torun

      Seyyid    Mendiler’in   (Divriği’de   ki   İlbeyi   Danışmandoğullarının)
(Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 40. Soy Torunu Seyyid
Molla Mustafa Danişmend idi. Divriği Ulu Camii günlük 2 kuruş yevmiyeli Hafız
ve İmamı idi. Divriği Ulu Cami’ye gelmiş İlbeyli Sancağı Şerifini halka o
öptürüyordu. 1705 yılında İstanbul’da Kale ve Ulu Cami %22 hakkını bu Seyyid
1703 yılında yeni padişah olmuş 3. Ahmet’ten geri aldı. Kardeşi Seyyid Memiş
Paşa Ardanus düzlüğündeki Sarayı yaptırıp diğer kardeşi Seyyid Kara İsmail Ağa
ise (Yeniçeri Divriği Ağası ve Sancaktarı) İlbeyli ordusu beyi torunu olan (oğlu
Seyyid Hacı Osman’ın oğlu) Seyyid Köse Mustafa Paşa ile (Nizam-ı Cedid’ci)
Divriği’yi bu oğlu ile iskân etti. Hanedanı Belde ve Sadatı Kiram’dan diye
lâkabları var idi. 5 oğlu oldu. 1-Hanedan-ı Belde Sadatı Kiram’dan Ayanağagilin
                                                                              110
isim babası Cebbareden Seyyid Kara Yusuf Ağa 2- Hanedan-ı Belde Sadatı
Kiram’dan Seyyid Büyük Mahmut Ağa (Mamo Ağa, Balo Ağa, Dışbudak ve bazı
Çamşıhı köyleri ve çiftliklerinin ağası olup bu Ulu ve Kale Camii’ne bağlı
köylerin vakıf geliri toplayıcısı ) 3- Seyyid Karahasanların atası ve isim babası
Sadatı Kiram’dan Hanedan-ı Belde Edegilin atası ve Mandıgilin atası (Danışmand
oğlugilin atası) Norşun’da ki ve Erikli’de ki vakıf çiftliklerin hak sahibi Kangal ve
Yeni İl (İlbeylilerin komutanı olup Yeniçeri ağası İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerin
Bey’i olan) Seyyid Mandılı Hasan Ağa 4- Seyyid Kara Aligil’in Atası, Hanedan-ı
Belde, Sadatı Kiram’dan Seyyid Seyfi ağagilin atası Seyyid Kara Ali Ağa 5-
1720-1760 yılları arası 40 yıl Divriği’yi yöneten Hanedanı Belde Divriği
Voyvodası ve Ayanı olan Sadatı Kiram’dan Seyyid Kamber Veli Ağa idi. Seyyid
Şehit Kara Mahmud’un 3 oğlundan 1’i olan Keleş lakaplı Ulu Camii imamı
(1670’de 2 kuruş yevmiyeli) Molla takımından Seyyid Molla Mustafa Mandı’nın
5 oğlundan biri olan Divriği’deki Seyyid Ayan Ağagilin isim beyi 1. Seyyid
Yusuf Ağa (KaraYusuf ağa) olarak meşhur idi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 41.
soy torunu olup Hanedan-ı Belde lakaplı idi. ********Seyyid 1. Yusuf Ağa
Divriği’de 1710 yılında doğdu 1740 yılında Hargün’de Tuzla ve Malikanesi var
gözükür. Mutasarrıf olup işçileri, uşakları, camisi ve imamı var idi.Çok nüfus
sahibi olup Kale ve Ulu Camii gelirleri olan %22 vakıf hakkını alırdı. 2 oğlu
kayıtlarda gözükür. 1) Seyyid Kara Muhammed Ağa 2)Seyyid Hacı Osman Ağa.
Seyyid Kara Muhammed Ağa Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 42. soy torunu olup
Hanedan’ı Belde lakaplı ve Sadatı Kiram’dan Divriği’de 1760-1780 yılları arası
Ayan Ağası idi. Silahlı adamları var olup çiftlikleri idare eder Ulu Camii ve Kale
Camii %22 hakkını alırdı. Doğumu Divriği’de tahmini 1740 yılları idi. Seyyid
Kara Muhammed Ağanın oğlu olan Seyyid 2. Kara Yusuf Ağa Hz. Muhammed
(S.A.V.)’in 43. soy torunu olup tahmini 1770’de Divriği’de doğdu. 1790-1810
yılları arasında Ayan Ağası olup Hanedan-ı Belde ve Sadatı Kiram lakapları vardı.
Nüfuzu az bir Ayan Ağası idi. (Belge: Divriği siciller, Sivas Ahkam, Köse Paşa
Hanedanı) Seyyid 2. Kara Yusuf Ağa’nın 2 oğlu oldu. 1) 1810 doğumlu Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in 44. soy torunu Azmanoğlu lakaplı Ayan ve Ağa lakaplı
Hanedan-ı Belde Sadatı Kiram Seyyid Emin Ağa 2) Seyyid Azmanoğlu
Muhammed Ağa olup bu Seyyid Muhammed Ağa Ayanoğlu, Sadatı Kiram
Hanedan-ı Belde Mütegellibeden ve 44. soy torun olup 1838’de meşhur
Azmanoğlu Ayan Ağa Konağı’nı yaptıran (Hargele başındaki konak olup Divriği

                                                                                 111
Beyi İmam Bey tarafından Hasetlik nedeniyle kurşunlanan konak.) bu Seyyid’dir.
Köylüden %22 yağ ve buğday hakkı olan vakıf hakkını alırdı. Seyyid 2. Kara
Yusuf Ağa’nın tek kızı ise Seyyide Azmanoğlu Müfti Hatun idi. Bu Seyyide ise
yine 44. soy torun idi. Seyyid Azmanoğlu Emin Ağa’nın Oğlu 1850 Divriği
Doğumlu ve Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy torunu olan Seyyid Hacı
Muhammed Ağa idi. Bu Seyyidin Hanedan-ı Belde Sadatı Kiram lakapları olup
Çamşıhı ve Sarı çiçek vakıf köylerinden Divriği Ulu ve Kale Camii hakkını yağ
ve arpa hakkı olarak alırdı. Belge: Divriği Siciller, Köse Paşa Hanedan-ı. Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in 44. soy torunu olan Azmanoğlu Seyyid Muhammed
Ağa’nın (Ayan Ağa) (1838’de Ayan Ağa Konağı’nı yaptıranın) oğlu ise Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in 44. soy torunu olan ve 1870 yılında Divriği ilk Belediye
başkanı olan Hanedan-ı Belde, Sadatı Kiram, %22 Kale ve Ulu Camii pay alıcısı,
Azmanoğlu Seyyid Mustafa ağa idi. (Ayan Ağagilden) Belge: Sivas Ahkam,
Divriği siciller, Köse Paşa Hanedanı) Azmanoğlu Seyyid Emin Ağa (Ayan
Ağa)’nın oğlu olan 45. soy torun Azmanoğlu Seyyid Muhammed Ağa’nın 3 oğlu
var idi. 1) 46. soy torun Azmanoğlu Seyyid İbrahim Ağa (Ayan Ağa) 2) 46. soy
torun Azmanoğlu Seyyid Ahmet Ağa 3) 46. soy torun Seyyid Mustafa Ağa. Bu 3
kardeş %22 Kale ve Ulu Camii gelirlerini pay edip yağ ve ekin haklarını
Divriği’de aldılar. Hanedan-ı Belde, Sadatı Kiram, Mütegallibe ve İkizler bu
Seyyidin lakapları idi. 46. soy torun olan Azmanoğlu Seyyid İbrahim Ağa’nın
1925 doğumlu 1. oğlu olup Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 47. soy torunu olan
Seyyid Seyit İkizer 9 yaşında vefat etmişti. Hz. Muhammed (S.A.V.)’den 47. soy
torun olan onun kardeşi 2. oğul olup 1930’da doğma Seyyid Osman Şevki İkizer
ve 47. soy Hz. Muhammed (S.A.V)’den torun 1933’de Divriği’de doğma Seyyid
Mustafa İkizer ve 1933’de doğma Hz. Muhammed (S.A.V)’den 47. soy torun
Seyyid Seyfettin İkizer adlı 4 oğlu olmuş idi. 47. soy torun olan Seyyid Seyfettin
İkizer’in bir oğlu olmuş ismi ise Seyyid İbrahim olup Resulullah (S.A.V)’den 48.
Soy torun idi. Seyyid Seyfettin’in kardeşi olan 47. soy torun olan Seyyid Osman
Şevki İkizer’in tek oğlu olmuş Hz. Muhammed (S.A.V)’in 48. soy torunu olan bu
Seyyid’in ismi ise Seyyid Ömer İkizer’dir. Seyyid Osman Şevki İkizer’in Hz.
Muhammed (S.A.V)’in 48. Soy Torunları olan iki kızı ise yine Divriği doğumlu
Seyyide Nermin ve Seyyide Nesrin idiler. Seyyid Seyfettin İkizer’in kardeşi 47.
soy torun olan Seyyid Mustafa İkizer’in 3 kızı olup 48. torunlar olan bu
Seyyideler ise Seyyide Demet, Seyyide Derya ve Seyyide Hülya adlarında idiler.

                                                                              112
Seyyid İbrahim Ağa’nın kardeşi olan ve Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Divriği’de ki
46. soy torunu olan Seyyid Ahmet Ağa’nın 4 evladı olmuş. Hz. Muhammed
(S.A.V)’in 47. soy torunları olan bu evlatların adları ise 1) Seyyid Mahmut İkizer,
2) Seyyid Muhammed İkizer 3) Seyyide Hatice 4) Seyyide Sıdıka idiler. 46. soy
torun olan Seyyid İbrahim Ağa’nın bir diğer kardeşi olan yine 46. soy Seyyid
Mustafa Ağa’nın ise Hz. Muhammed (S.A.V)’den 47. soy olan 3 oğlu olmuş
bunlar ise 1) 47. soy Seyyid Mikdat İkizer 2) 47. soy Seyyid Muhammed İkizer 3)
47. soy Seyyid Ahmet İkizer idi. 47. soy torun olan Seyyid Ahmet İkizer’in oğlu
olan 48. soy torun Seyyid Hilmi İkizer olup onun 2 bacısı vardı. 1) Seyyide Şerife
2) Seyyide Hatice isimleridir. Hz. Muhammed (S.A.V)’den 47. soy torun Ahmet
İkizer’in kardeşi olan Seyyid Muhammed’in ise Hz. Muhammed (S.A.V)’den 48.
soy torun olan Seyyid İhsan İkizer adlı oğlu olup bu Seyyid İhsan İkizer
Üniversite sınavında Sivas 1.si olmuş idi. Seyyid İhsan’ın iki bacısı ise 1) Seyyide
Ayşe 2) Seyyide Adile idi. 47. soy Seyyid Ahmet İkizer’in ağabeyi olan Seyyid
Mikdat İkizer’in ise bir oğlu olmuş adı ise Hz. Muhammed (S.A.V)’den 48. soy
torun olan Seyyid Mustafa İkizer’dir. Bu Seyyidin (Seyyid Mustafa’nın) bir bacısı
ise Seyyide Fatıma’dır. Seyyid Molla Mustafa Mandı’nın (Hz.Muhammed’in 40.
soy torununun) Seyyid Kamber Veli isimli oğlu ise (Hz. Muhammed’in 41. soy
torunu olan ve kayıtlarda) Yeniçeri takımından olup 1720-1760 yıllarında 40 yıl
Divriği Voyvodası Mütesellimi ve Ayanı olup 1763’de vefat etmiştir. Cebbarzade,
Mandı, Norşunluoğlu lakapları idi. Onun 1 tek kızı olup ismi Seyyide Fatıma idi.
Seyyid Kamber Veli’nin Yeğenleri ise Hz. Muhammed (S.A.V)’in 42. soy
torunları olan 1) Seyyid İbiş Ağa 2) Seyyid Hüseyin Ağa 3) Seyyid Halil Ağa 4)
Seyyid Ahmet Ağa 5) Seyyid Ali Ağa idi. Başören vakıf köyü bu yeğen ondan
damadına    miras   olarak   %22     geliri   kaldı.   Belge:   Sivas   Ahkam   93,
183,196,178,211,289,355 sayı ve 1177 hicri. % 22 hakkı aldı. Hz Muhammed
(S.A.V.)’in 40. soy torunu olan Seyyid Molla Mustafa Mandı’nın diğer oğlu olan
41. soy torun Seyyid Kara Ali Ağa’dır. Cebbare’den , Sadatı Kiram’dan, Norşun
Köyü Ayan Ağa lakaplı haneden ve 5 numaralı bu hanede kayıtlı bu Seyyid
Divriği’de Kara Ali Camii’ni yaptırandır. Divriği’de ki Kara Ali Ağa ailesinin
isim babasıdır. %22 Kale ve Ulu Camii gelirlerini aldı. Belge: Divriği siciller,
Köse Paşa Hanedanı. Seyyid Molla Mustafa Mandı’nın diğer oğlu olan diğer
Seyyid Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 41. soy torunu Seyyid Büyük Mahmut Ağa
lakabı almış olan Mahmut Ağa’dır. Ayan, Mütegallibeden, Sadatı Kiram ve

                                                                                113
Mandı lakaplarıdır. Mamoğa Köyü, Şahin Köyü, Çakır Ağa Köyü, Balo Ağa
Köyü, Dış Budak Köyü gibi vakıf köyleri ona ve torunlarına %22 gelir olarak tapu
Kale ve Ulu Camii’nin mülkü olmak kaydı ile kalmıştır. Bu çiftliklerde çalışan
köylülerden %22 yağ ve arpa, buğday hakkı alırdı. *******************

      Babası Seyyid Keleş Mustafa ve dedesi Seyyid Kara Mahmut’tan kalan bu
köylerin tapusu Ulu ve Kale Camilerinin olup %22’si olan %4 İmamlık, %4
Müezzinlik, %4 Hatiplik, %3 Mütevellilik, %3 Ferraşlık (temizlik) %2 Muarriflik,
%1 Bekçilik, %1’de Kubbedarlık (Kubbe altı 21 büyük mezara Kur’an okuma)
hakkı olarak o ve ailesine verildi. Belge: Divriği siciller belge: Sivas Ahkam ,
Belge: Köse Paşa Hanedan’ı, Belge: Vakıfname (Yazar Seyyid Veysel) 34. Soy
Mendi (Mandı) Seyyid olup        54. Soy Kureyş ve 26. Soy Danişmend olup
Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbeyin amcası olan Seyyid 2. Muhammed
Danişmend’in 17. Soy torunudur. (Belge: Divriği sicilleri, Belge: Nakibül Eşraf
29. def. 4. sayfa, Belge: Sivas Ahkâm) Doğumu tahmini 1660 miladidir. Nakibül
Eşraf 4. sayfada ayrıca Divriğili bu Seyyid’in eline İstanbul Şeyh-ül İslam’ı
tarafından belge verilmiştir. Bu belgede 1705 yılında yeşil Seyyidlik Sarığı
takmasına müsaade edildi diye yazar. Ayrıca İstanbul Üsküdar’da ki akrabalarının
(bu akrabaları ise Erikli ve Ziniski’li olup Seyyid baba Resul Danişmend’in
torunları olup Üsküdar’da oturan Seyyid Osman’ın oğlu Seyyid Muhammed adlı
Seyyidi şahit gösterip onun şahitliği ile elindeki Seyyidlik şeceresi bu Şeyhül-
islam’ca tasdik ve mühürlenmişti. Belge: 4. sayfa 29. defter Seyyid Molla Mustafa
Mandı (Keleş Lakaplı) (Keleş ise boylu boslu ve yakışıklı kişiye Osmanlıda
konulan lakaptı) İstanbula 1703 yılında Divriği’den ayrılıp sonra Sivas’a gelip
oradan İstanbul’a doğru giderken yol arkadaşları olan Yıldızeli Sarıkaya
Köyü’nde oturan Hasan oğlu Hüseyin ve Tokat Karkın Köyü’nde oturan Bekir
oğlu Muhammedin de İstanbul’da şahit olarak beraber Sivas’tan gelip kendisini
bu kişilerin tanıdığını anlatıp Şeyh-ül İslam’a yazdığı belgenin altına imzalarıyla
isimleri belgede yazmaktadır.


      41. Soy Torun

      Seyyid    Mendiler’in     (Divriği’de   ki    İlbey   Danışmandoğlugilin)
(Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 41. Soy Torunu Seyyid
Kara Hasan Ağa’dır. Lakabı Norşun Ağa’sı dır. Norşun ve civarı çiftlikler olan

                                                                               114
vakıf topraklardan %22 gelir alırdı. Tahmini 1690 Miladi Divriği doğumludur.
Hanedan-ı Belde ve Sadatı Kiram’dan ve Mütevelliden olup %22 Kale ve Ulu
Cami vakıf hakkı alırdı. Osmanlının 1600 yılında ilave olarak verdiği Darende
merkezli Yeni İl (İlbeyli İli) İlbeyliler’inin askeri ve Mülki beyi idi. (Belge:
Divriği sicilleri) İlbeyli cemaati bu Seyyide bağlı olup Divriği sancağına İlbeyli
Yeniçeri askerleri olan bu kazalar askerleri tümüyle bağlı idi. Amcası Seyyid
Memiş Paşa’nın oğlu olan Seyyid Osman Paşa ile (Nizam-ı Cedid’ci bu paşa ile)
olan ordu ve ağalık rekabeti hayatına mal oldu. 1743’de Divriği’de         Saraya
(Ardanusa) davet edilip, Ömer beyoğulları (amcası Memiş Paşa’nın adamları)
tarafından şehid edildi. Kendisinin büyük oğlu (Kebiroğlu) Seyyid Süleyman Ağa,
Sivas’ta ki mahkemede babasının katillerinin davasında Seyyid Osman Paşa’dan
şikayetçi olmamış ve Saraylı lakaplı bu amcasının oğlunu katil bilmemiştir.
Şikayetçi olduğu esas katiller olan amcasının hizmetçileridir. (Belge: Sivas
Ahkâm mahkeme kayıtları) Nizam-ı Cedid ve Yeniçeri çekişmesi bu amca
oğulları olan Nizam-ı Cedid’ci Seyyid Osman Paşa ile olan mübarek sancağı
kapma ve kendi ordularında kullanma isteği idi. Sıkıntı bu yüzden kaynaklanmış
ve cinayetler sonuçlanmıştı. Rekabet ise bu yıllarda (1740 yıllarında) başlamış
olup iki ordunun (Yeniçeri ve Nizam-ı Cedid) paşaları ve ağaları birbirine diş
biliyordu. 35. Soy Mendi (Mandı)        Seyyid 55. Soy Kureyşli ve 27. Soy
Danişmend olup, Seyyid Danişmentoğlu Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid
2. Muhammed Danişmend’in 18. Soy torunudur. (Belge: Sivas Ahkâm, Belge:
Divriği sicilleri Belge: Köse Paşa Hanedan-ı.) 1733–1743 yılları arası Divriği
sancağındaki Yeniçeri orduları beyi olarak kaydı Divriği sicillerinde (Yeni İl)
ordu komutanı olarak mevcuttur) (Yeni İl Darende, Uzunyayla ve 42 pare köy ve
Kangal Mancılık Alacahan arası İlbeylilerin yurdu idi Belge: Alcahan Eski
Belediye Başkanı olan Şakir Aslanpınar’ın elindeki Sultan 4. Murat vakıfnamesi)
(Nakibül Eşraf Divriği Erikli def. 2. Belge Divriği Köy ve Çiftlikleri 1760 yılı
Seyyid Karahüseyinler belgesi. Seyyid Kara Hasan Danişmend’in mezarı Divriği
Çamşıhı Norşun adlı çiftlik köyünde olup mezar taşında şehit edildiğinde
katillerin kullandığı a) bıçak b) piştov tabanca c) süngü d) yatağan ve kılıçların
resimleri mezar taşına oyularak yapılmıştır. (Yazar Seyyid Veysel) Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in 41. soy torunu olan Seyyid Kara Hasan Mandı’nın 2 oğlu
olup büyük oğlu Hz. Muhammed (S.A.V)’den 42. soy torun Seyyid Süleyman
Ağa, küçük oğul ise Hz. Muhammed (S.A.V)’den 42. soy torun Seyyid

                                                                              115
Cebbarzade Muhammed Ağa idi. Seyyid Süleyman Ağa kayıtlarda Norşunluzade,
Sadatı Kiram’dan, Cebbarzade, Hanedan-ı Belde lakaplı olup Divriği Kethudası
idi. Padişah 2. Mahmut tarafından Sivas’a bağlı Yozgat’a mütesellim olarak tayin
edildi. Kızını meşhur Divriği’li Seyyid Köse Mustafa Paşa’nın oğlu olan Seyyid
Veliyettin Paşa’ya verdi. Oğlu ise Sivas İlbeyliler’in Nizam-ı Cedid’e bağlı 1810
yılı Sivas paşası olup Sivas askeri komutanı idi. Bu oğlunun ismi Hz. Muhammed
(S.A.V)’İn 42. soy torunu olan Seyyid Muhammed Celalettin Paşa idi. En büyük
oğlu Hz. Hz. Muhammed (S.A.V)’den 43. soy torun Seyyid İbrahim Divriği’de ki
kendisinin çiftliği olan Çamağan Köyü’nü idare ederdi. Seyyide Asiye             ve
Seyyide Havva adlı 2’de kızı vardı. Seyyid Süleyman Ağa’nın (Cebbarzade’nin)
damadı Seyyid     Veliyettin Paşa 1813’te Divriği’de Osmanlıya isyan edince
Sivas’ta ki askeri komutan ve İlbeyli beyi oğlu olan oğlu 43. soy torun Seyyid
Muhammed Celalettin Paşa Osmanlı Sultanı 2. Mahmud’un emri ile ordu ile
Kangal’da Divriği İlbeyi olan Yeniçeri ağası Seyyid Hüseyin Sancaktar ile yani
(Amcası Seyyid Muhammed Cebbarzade’nin oğlu ile ) onun İlbeyli Yeniçeri
askeri ile buluşup Akçadağ’a askeri ile kaçan Seyyid Veliyyeddin Paşa’yı
yakalamak emri ile Akçadağ’a onu aramaya gitmişlerdi. Fakat bulamamışlardı.
Bunun üzerine yeğenlerini ve eniştelerini mahsus yakalamıyorlar diye buna kızan
2. Mahmut Osmanlı ordusunu ve paşasını Malatya Akçadağ’a özel olarak
göndermiş haksızlığa isyan eden Veliyettin Paşa orada           kısa bir çatışma ile
mağlup       edilip     asılmıştı.     Belge:Divriği         siciller   Belge:Sivas
Ahkam Belge: Köse Paşa Hanedan-ı Necdet Sakaoğlu.




   42. Soy Torun

        Seyyid   Mendiler’in    (Divriği’de   ki   İlbeyi      Danışmandoğulların)
(Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 42.Soy Torunu
Seyyid Mandı oğlu (Danışmandoğlu) Muhammed Ağa idi. Norşunluzade lakabı
olup aynı zamanda Cebbarzade (Gökteki yıldız kümesi olan büyük kümeye
Cebbar denir.) olarak meşhurdu. Hanedanı Belde olarak ve Sadat-ı Kiram’dan
diye kayıtlı idi. *****************Tahmini 1720 de Divriği de doğdu. Divriği
Kale ve Ulu Camii Mütevelliliği babası şehid olduktan sonra bu Seyyide kalıp
Kale ve Ulu Camileri % 22 gelirini aldı ve Divriği Seyyidlerine dağıttı. Babasının

                                                                                116
(Seyyid Kara Hasan’ın) elinde bulunan İlbeyli sancağı şerifi bu uğurda
öldürüldüğü (şehit olduğu) halde bu aile olan Mandılarda (Danışmandoğlugilde)
kalmış ve ona intikal etmişdi. 1754 de %22 hakkı (ki toprak geliri ve yağ geliri
olarak bu hak alınır ve köylerin meralarından kullanan köylülerdende o vakıf
merayı kullanandan (Sarı Çiçeklilerden %22 olarak her köyden) Cami Vakfı
olarak alınırdı. (Mera hakkı ise yağ geliri olup o yağın %22’si olarak da yağ
hakkı alınırdı.) Mandıoğlu Cebbarzade Seyyid Muhammed Ağa kardeşi Seyyid
Süleyman Ağa ile birlikte tüm Çamşıhı Köylerinden bu hakları aldılar. Seyyid
Muhammed Ağa (Cebbarzade) Dostal köyünden bu hakkı vermeyen kiracıları
özel ordusu ile çıkardı. (Belge Divriği Sicilleri) Dostal Köyü ve Norşun Köyü
özel çiftliği olup Çamağan Köyü ise kardeşi Seyyid Süleyman Ağa’nın dı. Özel
Mescidi ve hamamı olan bu Seyyid köşkte otururdu. Divriği’nin haracını almak
isteyen bir eşkiyayı ve onun çapulcu ordusunu kendi özel orduları ile (İlbeyliler
ile amcasının oğlu Seyyid Köse Mustafa Paşa ile birlikte olarak birleşip savaşarak
yenmiş ve Divriği halkının paralarını gasbeden bu eşkiyaların ellerinden paraları
ve gasp mallarını eşkiyanın kaçışından sonra Divriği halkına dağıtmışlardı. Belge:
Divriği sicilleri) Voyvoda olarak Divriği’de meşhur olup amcası oğlu Köse
Mustafa Paşa o yıllarda daha yeni meşhur olmaya başlamıştı. 36. Soy Mandı
Seyyid, 56. Soy Kureyşli, 28.Soy Danişmend olup, Seyyid Zahireddin İlbey’in
amcası olan Seyyid 2.Muhammed Danişmend’in 19. Soy Torunu idi. Belge: Sivas
Ahkâm, Belge: Divriği Sicilleri. Belge: Şecere Cebbarzade Seyyid Muhammed
Ağa’nın ağabeyisi olan Cebbarzade Seyyid Süleyman Ağa mahkeme kayıtlarında
babasının katilleri ile Sivas’ta hukuk mücadelesi verirken annesi ile birlikte
Sivas’ta misafir edilmişti. Mahkeme sonunda Divriği’ye dönen bu ana oğul
Divriği’de ki Süleyman ağa konağına yerleşmiş ve Cebbarzade Seyyid Süleyman
Ağa şehit babasından kalan sancağı Kangal Yeni il (Darende) Divriği Arapgir
Yeniçeri ağalığını 1743’te devralmıştı. Ordusu olan İlbeyli Türkmen cemaati ile
birlikte çok güçlü bir hale gelmiş fakat Nizam-ı Cedid’ci paşalar onun bu gücünü
padişaha tehlike diye bildirince kendisini Yozgat’a mütesellim olarak tayin
etmişlerdi. Orada maalesef (şüpheli bir ölümle diye belge onu kayıt eder) şehit
edildi. Yazar Seyyid Veysel




   43. Soy Torun
                                                                              117
      Seyyid Mendiler’in İlbeyi Danışmandoğulları’nın (Danişmendliler’in)
Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 43.Soy Torunu Seyyid Sancaktar Hüseyin
Mandı idi. Belge de Divriği’nin 1812 yılında ki Yeniçeri ağası ve Voyvodası
olarak görülür. Bu Seyyid’in babası Seyyid Muhammed Mandı olan
Cebbarzade’den kalan mübarek sancağı şerifi (İlbeyli sancağı) babasından
kendine kalmış ve bu aile Sancaktarlar lakabı almıştı. Belgeler onu amcası oğlu
olan Sivas Paşası Seyyid Cemalettin Paşa ile birlikte (Amcası Seyyid Süleyman
Ağanın oğlu) Amcası Seyyid Süleyman Ağa’nın damadı olan ve (Köse Paşa
Mustafa’nın oğlu olan) Seyyid Veliyeddin Paşa’nın Yeniçeri ağalarına baş
düşman Padişah 2. Mahmud’a ve haksız Osmanlı vezirlerine baş kaldırdığında
Sivas Nizam-ı Cedid Ordusu Paşası olan Cemaleddin Paşanın Sivas ordusu ile bu
Seyyidin     yani Seyyid Sancaktar Hüseyin Ağa’nın İlbeylilerin etkin olduğu
Divriği sancağına Yeniçeri ağası olduğu kendi Divriği-Arapgir Yeniçeri ordusu
ile Kangal da birleştiğini fakat Seyyid Veli Paşayı yakalayamadığını yazar.İsyan
eden Seyyid Veli Paşa’yı mahsus yakalamayıp onun ordusu ile birlikte Malatya
Akçadağ’a kaçmasında bu iki orduyu suçlu gören Osmanlı 2. Mahmut adlı annesi
ve dayıları Hıristiyan Sultan İstanbul’dan başka bir ordu göndererek 1814’te onu
yakalatıp idam etmişti. 1826 da da Yeniçeri orduları Osmanlı’nın can damarı
yarılırcasına tüm yurtta kaldırıldığında Seyyid Sancaktar Mandıoğlu (Mendioğlu)
Seyyid Hüseyin Ağanın idamına hüküm çıkmış ihanete uğrayıp öldürülmemek
için kendini Mısır, Arnavut asıllı valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kahire deki
sarayına atmıştı. Oradan Padişah 2. Mahmut’a inanamadığından (çünkü eniştesi
ve büyük amcası torunu Seyyid Köse Mustafa Paşa’nın oğlu olan Seyyid
Veliyettin    Paşa   onun     tarafından)   idam     edildiğinden    (Osmanlı’ya
güvenemediğinden) Mısır’da ve Halep’te kalıp orada vefat etmiştir. Divriği’den
Mısır’a kaçarken yanında götürdüğü ulu dedesi        Hz. Muhammed’den kalan
Sancağı Şerifi oğlu Seyyid Hasan Norşunluzade ile Divriği’ye 1830 affı sonrası
geri göndermiştir. 1830 yılında Padişah 2. Mahmud’un 1826’da kaldırdığı
Yeniçeri ordusunun yok olması nedeniyle Osmanlı’nın temelini sarstığını görüp
ve Osmanlı’nın zor durumda kaldığını anlayınca umumi af çıkartması ile Yeniçeri
ağaları ve askerleri olan İlbeyliler Sivas ve civarında dağlardan inmiş 1832’de 2.
Mahmud’un kurduğu Asakiri Mansureyi Muhammed-i adlı ordusuna girmişlerdi.
Halep İlbeyli başkomutanı olarak Osmanlı’dan gelen (Sivas’tan gelen) İlbeyli
askerleri ile birleşip asi hale gelen ve baş kaldıran Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın

                                                                              118
oğlu olan Kavalalı İbrahim Paşa’ya karşı barıştığı Osmanlı Devleti’ni korumak
için Halep Arap ve Kürt halkının kalleşliği ile ordusu Halep Kalesi’ne alınmamış
ve dışarıda kalıp kuvvet karşı tarafa geçmiş Sivas ve Halep İlbeyli askerleri ile
İbrahim Paşa ile yapılan bu savaşta Halep yakını Baylan Geçidi’nde yenilmişti.
Seyyid Sancaktar Hüseyin Ağa bu savaş evveli kendisini affeden Osmanlı Sultanı
2. Mahmud’dan Paşa lakabı alıp Ağa, Hüseyin Paşa lakabıyla tarihe
geçmişti.(Belge: İslam Ansiklopedisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa bölümü) 37.Soy
Mandı Seyyid, 57.Soy Kureyşli, 29. Soy Danişmend olup Seyyid İlbey Zahirettin
Danişmend’in amcası olan 2. Muhammed Danişmend’in 20. Soy torunu idi.
1832’de ki Baylan Geçidi savaşında Mağlup olduğu bilinir. Fakat o savaşta vefat
edip etmediği ve ne zaman öldüğü bilinememektedir. Hz. Muhammed (S.A.V)’in
43. soy torunu ve tahmini 1785 yılında Divriği’de doğan Sancaktar Seyyid Ağa
Hüseyin Paşa (Mandıoğlu)’nın belgelerde 4 oğlu gözükür. 1) Seyyid
Norşunluzade Hasan (Hasan Ağa Camii’ni yaptıran) 2) Seyyid Norşunluzade
Mahmut 3) Seyyid Norşunluzade Ali 4) Seyyid Norşunluzade İbrahim Seyyid
Norşunluzade Mahmut Mandının Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 44. soy torunu
olarak Divriği’de ki Mamoağa Köyü ve civarı Divriği Ulu ve Kale Camii vakfına
bağlı olarak %22 gelir aldığı 5 adet çiftliğinden biridir. (Belge: Divriği siciller)
Sadat-ı Kiram’dan ve Hanedan-ı Belde lakaplarıdır. Tahmini 1205 yıllarında
babası Sancaktar Seyyid Danişmend’in (İlbeyliler’in Divriği beyinin konağı olan
Sancaktar Konağı’nda doğdu. Kendi adını alan oğlu Seyyid Hasan Şahin
Mandıoğlu’nun oğlu olan


       *************************(torunu Seyyid Mahmut Mandı) 1930 yılı
yerleştiği Suşehri Belediye Başkanı idi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 44. soy
torunu Seyyid Mahmud Mandı Ağa’nın oğlu olan Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45.
soy torunu olan Seyyid Hasan Şahin Mandı 1254 hicri 1839 yılında Divrik’de
doğdu. Norşunluzade, Mandı, Sancaktar, Hanedan-ı Belde Lakapları idi. Kızı olan
Seyyide Şerife Ayşe’yi büyük amcası olan Norşunluzade Seyyid Hasan’ın oğlu
olan Seyyid Hacı Ömer Mandı’ya verdi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy
torunu olan Hacı Ömer Mandı vakıf kale ve Ulu camii %22 payını alırdı. Seyyid
Hasan Şahin Mandı’nın oğlu Seyyid Behçet Halil Mandı’dır. Hz. Muhammed
(S.A.V.)’in 46. soy torunudur. Onun kardeşi olan Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 46.
soy torunu olan Seyyid Mahmut Mandı ve onun kardeşide yine 46. soy torun

                                                                                119
Seyyid Şahin Ali Mandı’dır. Bu Seyyidlerin 2 bacısı ise Seyyide Hatice ve
Seyyide Ayşe’dir. Seyyid Behçet Halil Mandı’nın 2 oğlu var idi. 1) Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in 47. soy torunu Seyyid Süleyman Mandı 2) 47. soy torun
Seyyid 1310 doğumlu Osman Nuri Mandı idi. 1306 hicride Seyyid Süleyman
Mandının oğlu olan     Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 48. soy torunu olan 1925
doğumlu Seyyid Behçet Samim Mandı Divriği’de doğdu. Onun oğlu ise 49. soy
torun Seyyid Süleyman Cem Mandı’dır. Hz. Muhammed (S.A.V)’in 46. soy
torunu olan Suşehri 1930 yılı Belediye Başkanı Seyyid Mahmud Mandı’nın 2
oğlu ise Hz. Muhammed (S.A.V)’in 47. soy torunu Seyyid Sabri Mutlu ve kardeşi
47. torun Seyyid Müştak Mandı’dır. Bu Seyyid Müştakta 1960 yılları Sivas
Suşehri Belediye Başkanı idi. Seyyid Müştak Mandı’nın oğlu ise 48. soy torun
olan Seyyid Bekir Mutlu’dur. (Mandı oğlu) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy
torunu olan Seyyid Hasan Şahin Mandı’nın 1 oğluda 46. soy torun olan Seyyid
Şahin Ali Mandı’dır. Hicri 1293 Miladi 1877’de Divriği’de doğdu. %22 kale ve
ulu camii hakkı aldığı köy Divriği Çamağan Köyü idi. Sadat-ı Kiram’dan ve
Hanedan’ı Belde olarak belgelidir. Karısı ise Hacı Gazez’li Rukiye hanımdır.
Seyyid Şahin Ali Mandı’nın 2 oğlu olup 1) 47. soy Hz. Muhammed (S.A.V.)’in
torunu Seyyid Muhammed Cemal Mandı (Ulubay) 2) Yine 47. soy torun olan
Seyyid Hakkı Mandı idi. (Ulubay) Seyyid Cemalettin Mandı Çamağan Köyü’nden
Ulu ve Kale Camii %22 hakkını alırdı. 1960 yılında ona rest çeken o köylüler bu
hakkını inkar ettiler. O ise asırlardır kendine kalan ecdat belgelerini hakime
gösterip o hakkı 15 sene süren mahkeme sonrası verilen karar sonucunda aldı.
Seyyid Muhammed Cemalettin Mandı (Ulubay’ın) 3 oğlu olan 1)                 Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in 48. soy torunu olan Seyyid Alaaddin Ulubay (Mandı) 2)
48. soy torun Seyyid Hayrettin Ulubay (Mandı) 3) 48. soy torun olan Seyyid
Sebahattin Ulubay (Mandı idi) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 44. soy torunu olan ve
43. soy sancaktar Seyyid Ağa Hüseyin Paşa’nın (Yeniçeri Divriği İlbeyi’nin) oğlu
olan ve Divriği’ye Hasan Ağa Camii’ni yaptırmış olan Seyyid Norşunluzade
Hasan Ağa’nın (44. soy Mandı Seyyid’in oğulları olan) 1) Hz. Muhammed
(S.A.V.)’in 45. soy torunu 1267 hicri Divriği doğumlu Seyyid Hacı Ömer Mandı
2) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy torunu 1248 Hicri Divriği doğumlu
Seyyid Osman Mandı 3) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy torunu 1250 Hicri
Divriği doğumlu Seyyid Hüseyin Mandı 4) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy
torunu Hicri 1233 Divriği doğumlu Seyyid Yusuf Mandı adlarındaki bu 4 oğul

                                                                            120
Divriği Danişmendoğullarını bu yıllar olan 1870 yıllarında temsil ettiler. 44. soy
torun Norşunluzade Seyyid Hasan’ın oğlu olan 45. soy torun Seyyid Hüseyin
Mandı’nın oğlu Seyyid Hasan Mandı 46. soy torun olup 1295 hicri’de Divriği’de
doğdu. Bu Seyyid Hasan’ın kardeşi olan Seyyid Mustafa 1297 hicri Divrik
doğumludur. Bu 2 kardeşin 3 bacısı ise 1) Seyide Suna 2) Seyyide Safiye 3)
Seyyide Hafize idi. 45. soy torun Hz. Muhammed (S.A.V.)’in evladı olan Seyyid
Osman Mandı’nın 1278 hicride doğmuş oğlu Seyyid Şeyh Abdül (Abdullah
Mandı) idi. 46. soy olan bu Şeyh Abdül dedesi Norşunluzade Hasan Ağa’dan
kalan Hasan Ağa Camii’nde imam olup Divriği Kale ve Ulu Camii %22 vakıf
hakkını alır ve yine bu camide imamlık ederdi. Çok güzel bir sesi olup Divriği
Tren İstasyonu’ndan gür sesiyle Hasan Ağa (Gökçe Camii’ndeki ) okuduğu ezan
duyulurdu. (Belge: Divriğili Baki Eroğlu şahittir.) Alim bir imam olup çok ünlü
olmuştu. 1942 yılı İnönü şefliğinde Divriği’ye tayin olan kaymakam onun gür
sesinden rahatsız olunca ve sakalını yoldurunca Şeyh Abdüle ismini sorunca
benim adım “İt uyutmaz” diyen imam bu idi. (Belge: Divriği’de bu sözü
kaymakama kim söyledi diye sorulunca 3-4 kişi onun ismini anmışlardır. Yazar
Seyyid Veysel ) Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy torunu olan Seyyid Osman
Mandı’nın Şeyh Abdül’den başka diğer oğulları 2) 46. soy torun olup Divriği’de
hicri 1294’te doğan Seyyid Muhammed Arif Mandı. 3) 46. soy torun olup
Divriği’de 1274 hicri doğumlu Seyyid Mustafa Mandı 4) Yine 46. soy torun olup
Seyyid Osman Mandının 2. eşinden doğan 1260 hicri Divriği doğumlu Seyyid
Mustafa Mandı olup 46. soy torunlar olan Seyyide Hamire, Seyyide Hatice ve
Seyyide Ayşe adlı 3’de kızı var idi. (Belge: Divriği nüfus kayıtları) Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in 46. soy torunu olan Seyyid Mustafa’nın 1303 hicri’de
Seyyid Osman adını verdiği 47. soy torun olan bir oğlu oldu. 47. soy olan 1296
hicri Divriği doğumlu kızı ise Seyyide Vesile idi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 47.
soy torunu Seyyid Osman Mandı ise 48. soy torunlar olan 3 oğul sahibi oldu. 48.
soy torun Seyyid Ahmet Mandı: 2) 48. soy torun Seyyid Muhammed Mandı 3) 48.
soy torun Seyyid Mustafa Mandı idiler. 48. soy torun olan Seyyid Muhammed
Mandı’nın oğlu ise 49. soy torun olan Seyyid Osman Mandı idi. Seyyid
Norşunluzade Hasan Ağa’nın (44. soy torunun) oğlu olan ve 45. soy torun olan
Seyyid Mandıoğlu Osman Ağa’nın oğlu 46. soy Hz. Muhammed (S.A.V.) torunu
Seyyid Mustafa’nın oğlu ise     47. soy torun ve 1299 doğumlu Seyyid Hacı
Abdullah Mandı idi. Bu Seyyidin Hz. Muhammed (S.A.V)’den 47. soy torunları

                                                                              121
olan 1294 hicri doğumlu Seyyide Nazife, 1306 doğumlu Seyyide Zahire olarak 2
bacısı var idi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 43. soy torunu Seyyid Hüseyin
Sancaktar’ın Seyyid Ali adlı oğlundan ise 1215 Hicri de Divriği’de doğan Seyyid
Hüseyin adlı torunu oldu. Bu Seyyid Hüseyin Mandı’nın bir kardeşi de yine 45.
soy torun Seyyid Muhammed Mandı idi. Diğer bir kardeş olan Seyyid Hasan 45.
soy torun olarak bu 3 kardeşin sonuncusu idi. Lakapları Sancaktarlardı. Bu 3
kardeşin tek bacısı Seyyide Vesile olup bu Seyyid Hasan’ın ise 1266 hicri de
doğan Seyyid Abdi isimli Hz. Muhammed (S.A.V.)’den 46. soy torun olarak bu
oğlu dünyaya geldi. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in 45. soy torunu olan Seyyid
Hasan Mandı’nın amcası Seyyid Ali’nin oğlu Seyyid Arif 1826 yılında Yeniçeri
kaldırıldığında 7 yaşında bir çocukken dedesi Sancaktar Seyyid Hüseyin Mısır’a
kaçarken onu Divrik’te bırakmış idi. Sancağı Sultan 2. Mahmud’a kalmasın diye
yanında Mısır’a götürünce 2. Mahmud’un İstanbul’dan Divriği’ye gönderdiği
adamları onun torunu (oğlu Seyyid Ali Mandı’nın oğlu) bu çocuğa ve akrabaları
Mandı Seyyidlere işkence yaptılar. Onları Kale Camii yakınındaki hapishaneye
koydular. Pişmangilin bir imam olan Mandılar’ın akrabaları bu mahkumlara su ve
ekmek taşıdı. Bu Seyyid Arif bu işkenceci zalimlerce beline ip bağlanıp kuyuya
‘ya sancağı getirirsiniz ya çocuğunuz boğulur’ denerek salındığı için annesi
Fatıma Hanım çocuğunu kilosu kadar altını akrabalarından temin edip çocuğu
bunların elinden aldı. Fakat ne yazık ki soğuktan böbrekleri iflas eden çocuk
Seyyid Arif şehit oldu. Belge: Divriğili Seyyid Eriklioğlugilin isim beyi Seyyid
Hasan Sancaktar’dan torunlarına anlatıldı. Bu olayı dedesi ve babasından duyarak
anlatan imzalı ifade ile tarihe yazdıran rahmetli Eriklioğlugilden Seyyid Arif
Eriklioğlu’dur. Seyyid Norşunluzade Hasan adlı Seyyidin oğlu olan Hz.
Muhammed (S.A.V)’in 45. soy torunu olan Seyyid Yusuf’un oğlu ise 46. soy
torun olan Seyyid Bekir’dir. Doğumu Divriği 1832 yılıdır. (Belge: Divriği nüfus
kütükleri Belge: Sivas Ahkam)


      44. Soy Torun

            Seyyid Mendiler’in Divriği’de ki İlbeyi Danışmandoğullarının
(Danişmendliler’in) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 44.Soy Torunu
Sancaktargilden Seyyid Norşunluzade Hasan Ağa’dır. Miladi 1790 yılında
(tahmini) Divriği’de doğdu. Adına Hasan Ağa (şimdiki Gökçe Camii’ni) babası
Seyyid Sancaktargile ait evin karşısında ki bahçesi olan kendi toprağına yaptırdı.
                                                                              122
1834 yılında bu yaptığı camiyi vakfetti. Babası Sancaktar İlbeyli beyi Ağa
Hüseyin Sancaktar Paşa Mısır’da kalmış oraya götürdüğü (Padişah 2. Mahmut’tan
kaçırdığı Osmanlı’ya vermediği) mübarek sancağı şerifi oğlu Seyyid Hasan ile
Divriği’ye geri göndermiş kendisi, (Seyyid Hasan) onu getirip yaptırdığı Hasan
Ağa Camii’nin gizli bölümüne saklamıştı. Babası 1826 Yeniçeri Divriği, Arapgir,
Kangal, Yeni İl (Darende) Ağası Sancaktar Divriğili Mandı Seyyid Hüseyin Ağa
kaçtı diye babası Seyyid Hüseyin’in oğlu Ali’nin oğlu Seyyid Hüseyin’in oğlu
olan ve Fatıma Hanım’dan doğma yedi yaşındaki Sancaktar Seyyid Ağa Hüseyin
Paşa’nın torunu olan (Mısır’a kaçanın torunu olan) Seyyid Arif’i, Mısır’dan geri
gelsin ve Sancağı geri getirsin diye baskı yaparak bu torun Seyyid’in beline ip
bağlayıp Divriği’de ki Kale’deki kuyuya salmışlar, ve bu sabiye zulmetmişlerdi.
Zaman ise kıştı. Annesi ise oğlum ölmesin diye çocuğun kilosu kadar altını 2.
Mahmut sonrası Divriği’ye hakim olan Osmanlı memuru vazifeli zalimlere teslim
ederek oğlunu kurtarmış ama çocuk (Seyyid Arif Mandı) böbrekleri soğuktan iflas
ettiğinden Şehid olmuştu. Seyyidin (Sancaktar Hüseyin’in) akrabalarından
Pişmangilin yaşlı Hoca gidip gelip Kaledeki Sancaktargilin oğul ve torunları olan
bu mahpuslara ekmek ve ilaç götürmüştü. (Belge: Erikli oğlu Seyyid ailesinin
baba, amca ve dedesi olan Sancaktargilin o yıllardaki aile dramı imzalı (Seyyid
Arif Eriklioğlu’ndan alınan belgesi) ben acizde mevcuttur (Yazar Seyyid Veysel.)
Af çıkınca Mısır’dan 1830’da Sancağı getirip dönen Seyyid Hasan Norşunluzade
Şemsi Bezirgân Mahallesi 1835 deki muhtarı olup kendi adına yaptırdığı Hasan
ağa Camiinde 1834’te o camininde imamı olmuştu. Böylece Seyyid Mandıların
Yeniçeri Ağalığı ve Divriği Sancağına bağlı kazalardaki İlbeyli Beyliği 1826’da
sona ermişti. Bu 1246-1826 yılları arası 580 yıllık Yeniçeri mübarek Seyyidler
ordusu (Seyyidlerin yüz bölük başı –yüzbaşı, bin bölük başı-binbaşı ve onbin
bölük başı-alpbay (albay)) olduğu Mübarek İslam ordusu Divriği, Darende (Yeni
İl) Kangal, Arapgir, Egin kolu böylece kapanmıştır. (Yazar Seyyid Veysel)
Mezarı kendi camisi avlusundadır. Babası Seyyid Ağa Hüseyin Paşa lâkabını
1830’da ki Sultan 2. Mahmut affından sonra kendisine Halep İlbeyli
Başkomutanlığını ve Mısır Suriye genel valiliğini veren Padişah Sultan 2.
Mahmut’tan almış ve Osmanlı Devleti adına Ağa Hüseyin Paşa lâkabı ile baş
kaldıran Mısır genel valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu olan Kavalalı
İbrahim Paşa’ya karşı savaşmış ve Osmanlı Halep İlbeylileri olan ordusu Halep
Araplarınca kalleşçe sur dışında bırakılmış Osmanlının Ağa Hüseyin Paşa’nın

                                                                             123
Halep İlbeyli Ordusu ile birleş ve onun emrine gir diye emrettiği Osmanlı Asakiri
Mansurei Muhammediyye ordusu başkomutanı olan Mehmet Paşa haset ve
gururuna yenilerek bu emre uymadığı ve Ağa Hüseyin Paşa ile ve ordusu Halep
İlbeylilerle Adana’da birleşemediği için ve onları yalnız bıraktığı için ve bu
yüzden sığındığı Baylan geçidindeki savaşta 1832’de Halep civarında yenilmişti.
(Belge: İslam Ansiklopedisi Ağa Hüseyin Paşa bölümü-Kavalalı Mehmet Ali Paşa
bölümü).   Vefatının    nasıl   olduğu   bilinmemektedir.   Son    İlbeyli   beyi
Danişmentlilerde bu Ağa Hüseyin Paşa’dır. (Yazar Seyyid Veysel.) 1920
yıllarında onun bu Cami’yi tamir ettiren oğlu olan (Yazar Seyyid Veysel’in
dedesinin babası) Seyyid Hacı Ömer Ağa (Mandı oğlu) Sadatı Kiram’dan
Hanedanı Belde, Kale ve Divriği Ulu Cami %22 vakıf payını alıp dağıtıcısı ve
Sancaktarzade gibi ünvanları olan bu Seyyid olup yürüyerek 3,5 ayda hacca gidip
gelirken Erikli deki dedesi Seyyid Koca Saçlı’yı ve Ulu amcaları torunları olan
akrabaları Karahüseyinoğulları lâkaplı Seyyidler’i ziyaret etmiş ve bu aileye
bundan dolayı (Ömerler) lâkabı verilmişti. (Belge: Karahüseyin oğlu lâkablı
Muhammed adlı Seyyid’in beyanı ile Belge: 1760 milâdi tarihdeki Seyyid
Karahüseyin oğulları vakıf Norşun çiftliği aile nüfus kaydı ve oradaki aile
bireyleri kaydı.) Norşun Nursun’dan lehçeleşmiştir. Nursun (Sun’un-San’a’nın
nuru demek olup) Divrikli Seyyidler Yemen’in San’a (Sun) kentinden Fars
Mendistan’a oradan ise Türk Mendistan’a hicret ettiler. Oradanda gelip
Anadolu’yu feth ettiler. Seyyid Hacı Ömer Danişmend’in (Mandı'nın) babası
Seyyid Hasan Norşunlu oğlunun yaptığı Hasan Ağa (Şimdiki ismi Gökçe Camii)
Camiye Osmanlıca 1920’de şu şiiri yazmış ve o şiir halâ Cami kapısındaki
mermere kazılıdır. (2005 de )

   Bekaü hayru Eserdür Cihanda maksud

   Bunu teemmül edin hayra say edin, her’an

   Ömer Efendi bilüp kadri kıymeti hürmeti pederi

   Safai ruhu için yaptı mabedi gufran

   Hüseyin Ağa ki Mısır’da vefat etmiştür

   Cihanda şad ede ruhun hudayi herdu cihan

                                                                             124
   Muvaffak eyledi Banisi Cenabı Vedud

   Şu Şehre verdi şeref camii kâri erkân

   Düşembe söyledi tarihi temmimi Kâmil

   Ömer Efendi Bekâ etdi Cami’in Bünyan bu camide (ilk yapılış 1259 Hicri
1834 Milâdi ) olarak (Caminin Danışmandoğlugilden Seyyid Hacı Ömer
Danışmand tarafından tamiri ise 1920 yılları olup bu tamirinden sonra bu şiiri
kitabe aynen yazılmış olup girişte Osmanlıca olarak yazılıdır.

    38. Soy Mandı Seyyid, 58. Soy Kureyşli, 30. Soy Danişmend olup
Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed
Danişmend’in 21. soy torunu idi. (Belge: Divriği Sicilleri, Belge: Sivas Ahkâm.
Danışmandoğlugilden Sancaktaroğlu Seyyid Hasan’ın (Norşunluzade’nin) 1)
Mandıoğlu Seyyid Hacı Ömer ağa, 2) Mandıoğlu Seyyid Yusuf Ağa 3) Mandıoğlu
Seyyid Hüseyin Ağa 4) Mandıoğlu Seyyid Osman Ağa isimli 4 oğlu vardı.
(Belge: Divriği nüfus kayıtları Belge: Hasan Ağa Camii 1835 yılı belgesindeki
Osmanlıca yazı kitabe Belge: 1835 yıllı Divriği camileri ve muhtarları
belgesindeki muhtarlık kaydı)

   ************************************

   45. Soy Torun

      Seyyid      Mendiler’in       Divriği’de      ki     Danışmandoğullarının
(Danişmendoğulları’nın) Ulu Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 45.Soy Torunu
Seyyid Hacı Ömer Mandı’dır. Doğumu Hicri 1267 Divriği’dir. Sadâtı Kıram’dan
Divriği Ulu ve Kale Cami Vakıf %22 payını 1928 yılında İnönü hükümetinden
son bu Seyyid almış ve O’na (Daha gelmeyin vakıf hakkı bitti) denmiştir. Sancağı
Şerif olan İlbeyli Sancağını bu Seyyid babası Hasan Ağa’nın yaptırdığı Hasan
Ağa (Gökçe) Camii’nde muhafaza etti. Onu bayramlarda çıkarıp (bazen de Cuma
namazı sonrası çıkarıp) Divriği halkına öptürdü, ve hemen sakladı. 1920’de bu
sancağı yeğeni (amcasının torunu ) Seyyid Arif Eriklioğlu onun müsadesi ile
Hasan Ağa Camii’nden alıp (Mandı vakfından teslim alıp ) ve Taun (Tavuğun
vebası) hastalığı Divriği’yi sarmış olduğundan bu Sancak önde tüm Divriği halkı

                                                                            125
arkasında halk ile birlikte Ayet’el Kürsi okunarak Divriği çevresini dolaşmışlar ve
Divriği’de ertesi gün bu veba bitmişti. (Belge: Divriği halkı yaşlıları ifadeleri.)
Hâlbuki Vakıfname de (1246 yıllı Divriği Ulu Camii’ye ait 2. Vakıfname de)
“Eğer bu vakfı sonlandıran Bey, Han, Beylerbeyi, Padişah, Sultan veya yetkili
kim olursa olsun bu kişi     mücrimlerden (Kâfirlerden) sayılır ve ahirette alın
saçından tutularak sürüklenir” denmiş ve 27 Divriği köyünü (Çamşıhı ve civarı)
ayrıca Sarı Çiçek’e bağlı 13 Divriği köyünü Ceman 40 vakıf köyünü bu Divriği
Kale ve Ulu Camii vakfına bağlamıştı. Seyyid Hacı Ömer Mandı’nın son hakkı
1928’de Ulu ve Kale Cami’den gelir olarak aldığına (10 yaşındayken şahit olup (
Yazar Seyyid Veysel’in Halası (Baba bacısı) Seyyide Ruhat Yaraş)) 80 yaşında
iken (yazılı ifadesi alınmıştır.) Seyyide Ruhat Yaraş dedesi Seyyid Hacı Ömer
Mandı ile Sivas Vakıflar İdaresi’ndeki hak alma olayına (son alınan hakka) onu
elinden tutup vakıflara götüren (Sivas Evkaf İdaresi’ne götüren) dedesi ile birlikte
şahit olmuştu (Yazar Seyyid Veysel.) ve bu olayı ifadesinde anlatmıştır. Seyyid
Hacı Ömer Mandı 39. Soy Mandı Seyyid, 59. Soy Kureyşli, 31. Soy Danişmend
ve Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed
Danişmend’in 22. Soy torunudur. Bu Seyyid Hacı Ömer deve kervanı ile hacca
giderken Erikli’de ki yakınlarının mezarlarını Seyyid Koca Saclı             Molla
Muhammed Danişmend’in ve onun babası ve annesi ve evladı (500 yıllık
mezarlarını) tekkede ziyaret etmişti. 3,5 ay sonra hacı olarak Divriği’ye gelmiş
mübarek Sancağı Şerif’e (Şerefli sancağa) zarar gelir diye daha önce gizlediği
yerde (Hasan Ağa Camii gizli bölümünde) onu bırakmıştı. Kemah’ta ki ulu
amcasının oğlu Seyyid Pir Azizlerin (Pirazların) torunu ise büyük bir tedbirsizlik
ederek Kemah’tan aynı yıllarda hacca giderken oradaki Seyyid Danişmend
oğullarının diğer bir mukaddesi olan Şecereyi Şerifi (Şerefli Şecereyi) beraberinde
hacca götürmüş Allah’a şükürler olsun ki bu mübarek şeceremiz bir tehlikeye
maruz kalmamış ve aynı hacı Seyyid Pirazgilin oğlu tarafından gaspedilme
tehlikesini   atlatarak    geri   Kemah’a       getirilmiştir.   Böylece     Seyyid
Danişmendoğullarının belgeli tarihi karanlıkta kalmamış su yüzüne çıkmıştır. Bu
kitapta renkli olarak şeceremizin aslının fotokopisini inşallah göreceksiniz. (Yazar
Seyyid Veysel.) Seyyid Hacı Ömer Danişmend 1928’de Divriği’de vefat etmiştir.
2 oğlu olup 1’i ve büyüğü Seyyid Veysel Danişmend (Yazarın Dedesi) diğeri ise
Seyyid Muhammed Hanefi’dir. Bir kızı ise Seyyide Zarife Hatundu. (Belge:
Sivas-Divriği Nüfus kayıtları)

                                                                                126
   46. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in Danışmandoğlugilin (Danişmendoğulları’nın) Ulu
Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 46. Soy Torunu Seyyid Veysel Mandı
(Danişmend)’dir. Şekercilik yaptığı Sivas’ta soyadı kanunu çıktığında arkadaşı
olan Sivas valisinin “Sen Şeker gibi adamsın hem de şekercisin senin soyadın
Şeker olsun” teklifini kıramadığından Danişmendoğlu soyadını Şeker ile
değiştirmiştir. Doğumu 1298 hicri 1882 miladi yılı olup Divriği’dir. Mendi,
(Mandı) Seyyid imamların imamlığı, Seyyid Veysel Danişmend’in amcası olan
Seyyid Osman Mandı’nın oğlu olan Seyyid Şeyh Abdullah Mandı (Danişmend)
ile (Şeyh Abdül ile) Divriği’de maalesef 1945 yılında bitti. Böylece dedeleri Hz.
Muhammed (S.A.V.) ile miladi 610 yılında Mekke’de başlayan imamlık devam
ede ede torunları Seyyid Danişmendoğulları ile Divriği’de devam etmiş ve yine
Divriği’de bu imamlık 1335 yıl sürüp 1945 yılında Seyyid Şeyh Abdül Mandı ile
(Mendi ile) sona ermiştir. (Yazar Seyyid Veysel.)


      *********************************

      Seyyid Mustafa Kemal, Seyyid Cemal, Seyyide Ruhat, Seyyide Narine,
Seyyide Nebahat isimli 5 evladı var idi. 1905 yılında Divriği’den gelip, Sivas’a
yerleşti. Meşhur Şekerci Veysel usta bu Seyyid’dir. 1917’de Erzincan’dan Sivas’a
gelen Kars muhacirleri, büyük bir kafile ile Sivas’a gelip Vali’ye çıkıp Rus askeri
Erzincan’a geldi. Sivas’a da gelirmi? Diye sorunca Vali o topluluğa “bunu gidin
Şekerci Divriği’li Veysel Efendi’ye sorun” demiş. Oraya giden (Çavuş Başılı)
ismini sonradan alacak Kars ve Erzurum göçmenleri, Çarşı Başı Haydar Sokak’ta
ki Şekerci Veysel’in Konağında bu soruyu ona sorduklarında, “ben Rusça bilirim.
Radyoda dinledim ki Çar’ı devirmişler, Lenin adlı Bolşevik bir lider ihtilal yapmış
bu Moskof gâvuru bu orduyu Erzincan’dan geri çağırır, Gitmeyin” deyince, Vali
de askeriye yanı olan Çavuş Talimgahının başını (Çavuşbaşını) onlara mesken
olarak verince, Çavuşbaşılılar cemaati Sivas’ta böyle oluşmuştu. Bunu ben aciz
                                                                               127
yazara 1980 yılında Divriğili Tuğutgilden Fahri Tuğut (Hacı Fahri) anlattı. (Belge
bu anlatıştır) Şekerci Seyyid Veysel Danişmend 1919 4 Eylül’ünde Sivas’ta esnaf
iken 37 yaşında idi. Rahmetli Gazi Mustafa Kemal Atatürk mukaddes şehir
Sivas’ta Kongreyi topladığı zaman kendiside (Atatürk’te) 37 yaşında olup bu
kongrenin başkanı idi. Kendisi (Gazi Mustafa Kemal) Selçuk Bey’in İlk Devlet
kurmuş askerlerinin (Kafkarsya’da ki Selçuklu askerlerinin) torunu olarak ve
Çanakkale de 1915’de kurmay Yarbay olarak savaşmış kırmızı olarak akan göl
olmuş şehidin kanı rengine ay ve yıldızın yansımış şeklinin timsali. Asil Türk
bayrağını da Çanakkale Savaşı sonrası (1915’ten 4 yıl sonra) 1919’da Sivas’ta
Kongre binasının gönderinde dalgalandırmış olan bu mübarek bayrağın temsilcisi
idi. Aynı anda orada Kongre başkan yardımcısı olan Şekerci Seyyid Veysel
Danişmendoğlu’nun ulu amcası oğlu olan meşhur Osmanlı Tarihi Kronolojisi adlı
kitabın yazarı olan Yazar Seyyid İsmail Hami Danişmend ise 1919’da ki bu
kongrede (4 Eylül kongresinde) Kongrenin 2. başkanı olarak dedesi Hz.
Muhammed (S.A.V.)’in Bedir Savaşı’ndaki dalgalanmış olan İslamın mübarek ve
mukaddes sancağını aynı mekanda (Kongre binasında) temsil eden bir Ehli Beyt
Seyyidi idi. Bu 2 mukaddes olan Türk’den bayrak ve İslam’dan sancak Sivas’ta
vekilleri olan bu Kongre başkanı ve bu Kongre’nin 1 ve 2. başkanları olan Gazi
Mustafa Kemal Atatürk ile ve Seyyid İsmail Hami Danişmend adlı bu 2 devlet
kurucusu insanla (Çünki Sivas Kongresi yeni devletin temeli idi.) Sivas
Kongresinde yeni bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelinin
atılmasına şahit oldu. Böylece Seyyid Sultan Dede Korkut (Dede Karkın)
Danişmend     dünürü olan Oğuz Türkü Selçuk Beyi 998’de Kaf Dağı dibi
Karsyanın (Kafkarsya’nın) başkenti Kars şehrinde 1. defa maddi ve manevi
katkıda bulunarak Devlet etti. Yine Seyyid Dede Karkın (Dede Korkut) Sultan
İsmail Danişmend (Mandı oğlu) Dendenakan (Dandanakan) Savaşı sonrası
1038’de Sultan Selçuk Bey’in torunu Tuğrul Şahı 2. defa katkıda bulunarak (ona
maddi ve manevi destek vererek) Devlet etti. Yine Seyyid Dede Korkut’un (Dede
Karkın’ın) torunu Muhammed Danişmend Gazi Sivas’ta (Kars’ta) Sultan iken 3.
defa katkıda bulunarak 1076 yılında yeğeni (bacısı oğlu olan) Selçuklu Kutalmış
oğlu Süleyman Şahı Anadolu’da (İznik’te) Devlet etti. Yine 1299’da Balıkesir’de
Seyyid Dede Karkın’ın torunu Seyyid Dede Bali Danişmend (Ede Bali
Danişmend) kızı Mel Hatunu (Mal Hatun değil) Osman Bey’e vererek damadı
olan Selçuklu’yu kuran Kayı Aşireti Türk Beyi olan bu beyle 4. defa Osman Gazi

                                                                              128
ve ondan kızdan torunu olan Orhan Gazi’yi Anadolu Söğüt’te Devlet etti. Yine
(Seyyid Dede Korkut torunu) Seyyid İsmail Hami Danişmend 1919’da ki Sivas
Kongresi’nde 2. başkan sıfatı ile maddi ve manevi katkıda bulunarak Selçuklu
Devleti’ni kuran Türklerden soyalmış olup bu kökenli Kongre başkanı Mustafa
Kemal Atatürk’ü 1919’da 5. defa Danişmend’li Seyyidlerin bir evladı olarak ve
büyük tarihçisi olarak Anadolu’da onu destekleyerek ve katkıda bulunarak Devlet
etti. (Devlet olmasına yardımcı oldu.) (Yazar Seyyid Veysel Semih Danişmend.)
Şekerci Seyyid Veysel Danişmend (Mandıoğlu) 1948’de Sivas’ta vefat ederek
Halifelik isimli Yukarı Tekke Sivas mezarlığı alt ucunda (Yukarı tekke Halifelik
mezarlığının üst ucudur) Ulu dedeleri Danişmend Seyyid 1. Muhammed Gazi ve
Danişmend Seyyid Sancaktar Abdülvahab Gazi’ye komşu oldu. Seyyid Veysel
Danişmend (şekerci Veysel) 40. Soy Mandı (Mendi) Seyyid, 60. Soy Kureyşli, 32.
Soy Danişmend ve Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbeyin amcası olan Seyyid
2. Muhammed Danişmend’in (Kayseri Ulu Cami’yi yaptıran Seyyid’in) 23. Soy
torunudur. (Belge: Sivas nüfus ve Divriği Nüfus kayıtları, Belge Şecere)

   *******************

   47. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’in Danişmandoğulları’nın (Danişmendoğulları’nın) Ulu
Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 47. Soy Torunu Seyyid Mustafa Kemal
Danişmend (Mandı)’dır. Sivas’ta şekerci Kemal diye (Şekerci Kemal Şeker
olarak) çok meşhurdu. Ömrü boyunca ölene tabut, doğana beşikti. Sivas güreş
takımını 1951’de o kurdu. (Ulu Amcası Hz. Hamza güreşçi idi) Çünkü Soya
çekim 50 göbek soyda da olsa olacaktı ve bu Allah’ın bir emri idi (Yazar Seyyid
Veysel.) 1953 yılında Avrupa’dan 120 m2 güreş minderi getirtip, ona ödediği para
ile Kümbet mevkiinde (Sivas’ta) 10 dönüm arazi satın alınabilirdi. Böyle bir
fedakarlığa ancak Sivas’ın Ahmet Ayık gibi ve diğer Milli güreşçileri gibi dünya
ve olimpiyat şampiyonları çıkararak aziz ve fatih Sivas halkı cevap vermişti.
1968’de Sivasspor futbol takımı as başkanı iken Sivasspor kafilesini
(Futbolcuları) Adana’ya 2. ligden 3. lige (ya düşme ya kalma) maçına götürürken
oradan bir Sivaslı’nın “Adana da Sivaslı futbolcuların çorbalarına ilaç koyarak
ishal edecekler” lafı ile ben aciz yazarın annesi Hayriye Hanım’a sabaha kadar et
kaynattırıp, patates kızarttırıp ayrı ayrı naylon torbalara koyup, ambalaj yapıp

                                                                             129
Adana’ya hareketten evvel ben acizin ona “Baba! Canım çekti bir naylonu açıp
yiyebilirmiyim “diye sorunca, bana “Olmaz yiyemezsin. Sivas’ın şerefi söz
konusu oğlum bu Sivas’ın şeref ve ayakta kalmak mücadelesidir.” diyerek bunun
için bana bir zırnık bile vermemişti. Cumhuriyet Üniversitesini iki Seyyid Divrikli
Seyyid Dr.Rahmi Karahasanoğlu ve Seyyid Mustafa Kemal Şeker (Mandıoğlu-
Danişmendoğlu) ve yanındaki Sivaslı Hacı Gülle birlikte kurdular. Bunun için
defalarca (belki 30’a yakın) Başkente gittiler, çırpındılar. Gayretleri müthişti.
1973’de bu üç kişiye şilt verilip resimleri Üniversite’ye büyük resimler olarak
(Rektörlük’e) konularak altına kurucu üyeler yazılarak asılmıştı. Ben aciz 1995
yılında Rektörlüğe gittiğimde bu 3 resim ve 3 kurucu üye yazısı kaybolmuş ve
başka başka kişiler duvarlara (Üniversitemizi kuranlar) denerek resimleri
asılmamışlarmı ! Ama insanoğlu nankör olduğundan o güzelim İlbeyli ve
ailelerini ve onların mukaddes mücadelesini ölümüne sürdürmüş ilk Sivas’lı fatih
erler olan Çerkez ve Çeçen İlbeylilerini bile kim hatırlar? ve kim bu gerçekleri
bilir ? (Yazar Veysel).İlk fatih Danişmedlileri ve onların muazzam orduları ve
şehitleri olan fatih İlbeylilerin bu yurdu bize vatan yapanların adını bilipte bir anıtı
onlara layık görmeyen insanlar nankör değillerse kim nankördür? Ve nankörlük
sözcüğü o halde ne zaman ve niye icat edildi? (Yazar Seyyid Veysel.) Ama
rahmetli babam Seyyid Mustafa Kemal Danişmend (Şeker) zamanında ve O
sağken ben aciz yazarın Sivas’ta çok hayırlı bir eylemi olmuştu. (Seyyid Veysel
Semih Danişmend’in bu eylem hem bu yalan dünyada hemde gerçek dünyada
(yâni ahirette) yüz akı ve şeref levhasıdır) Biz Danişmendli Seyyidler ve aziz
Şehit ordularımız bu ülkeyi (Anadolu’yu) aldığımız ve Hristiyan Ermeni ve
Rumlarla adeta kardeşliğe ve komşuluğa başladığımızda 1071-1105 yılları arası
34 yılda öyle bir İslâmi adalet kurduk ki İlbeyli Çeçen ve Çerkezleri olan
(Türkmenler) olarak (Anadolu Karsya adını koyduğumuz) bu topraklarda Başkent
Kars (Sivas) adeta bir mukaddes Kudüs şehri olmuştu. Seyyid Muhammed
Danişmend Gazi bu topraklarda yerleşen Çerkez Türkü, Çeçen Türkü ilk
Türkmend Türkü ve sonra gelen ve yerleşen İran Türkü ve İran Türkmen
Türklerine ayrıca Kürtlere, Araplara, Gürcülere yâni tüm Müslüman cemaatlere ve
ayrı dinlere tâbi olan (Ermeni, Rum, Hristiyanları ve Yahudi (Musevi) kadın ve
kızlarını nikâhla bile alıp evlenmelerini) yasaklamıştı. Ermeni ve Rum
Hristiyanların Yahudi ve Musevilerin canı malı ırzı ibadethanesi artık Anadolu’da
1072’den sonra Müslümanlarınkinden çok daha fazla korunuyordu. Gayrimüslim

                                                                                    130
ibadethanelerine Danişmend İlbeyli Sultanları tamir masrafı hatta din adamlarına
maaş veriyorlardı. Her yerin halkı, bu yeni yurda(Danişmend Sultanlığına)
(Hristiyan,Yahudi,Müslüman) akıyordu. 1106’da 1. Danişmend Muhammed Gazi
Allah’ın rahmetine kavuşup Yukarı Tekke’de dayısı Seyyid Sancaktar
Abdülvehhap Gazi Danişmend’in yanına toprağa verildiğinde her Müslüman
“Padişahımız, Halifemiz, Sultanımız, Beyimiz, Seyyidimiz öldü diye ağlarken
Malatya,Tokat, Niksar Ermenileri de Sivas’a gelip, burada ki gayrimüslimlerle
birlikte siyahlar giyip gözyaşı döküp” “bizimde babamız öldü” demişlerdi.(Belge:
Süryani Mihael) İşte ben aciz bu Sivas ta (1986-1990 yıllarında) kahveleri gezip
Yukarı Tekke de yatan ecdadım Ehli Beytin en büyük Evliyalarının kemikleri
sızlamaması için Sivas genelevini (Ayşe Fatma Hatice’nin etinin zalimce satıldığı
yeri) kaldıran ve kapatan duyarlı grubun içinde elhamdülillah başı çektim.
Sivas’ta ki kahvehanelerde ayakkabımı çıkarttım sandalyelerin üzerine çıkıp
gözyaşlarımla halka bu gerçeği anlatıp Sivas halkı gibi Anadolu topraklarında
başlarında Sancaktar Seyyid İmam Abdülvehhap Gazi Danişmend’in olduğu bir
halde ordusu olan İlbeyli İslam cemaati ile birlikte Hz. Muhammed (S.A.V.)’in
Bedirde dalgalanan mübarek sancağını ilk açtığı şehirde bu genelev gerçeğini
anlatıp Sivas gibi bir şehrin Müslüman halkına yakışmayan bu zülme Sivas’ta son
verip oradaki esir kadınları (İslama göre bacılarımız olan) işe sokmuş evermiş
Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmıştık. Bu şerefli işi becerip İnşallah bu eylemde
dedelerime layık olmuşumdur. Sivas’ta çok şükür kapattığımız zavallı İslam
kadınlarının satıldığı genelevinden kalan boş bina duvarlarından Allahu ekber
diyerek tekme ile koparttığım bir piriket parçasını evime getirip “Al hanım bunu
sakla benden sonraya kalırsan ben Allah’ın rahmetine kavuşunca benim mezarıma
bu piriketi koy, bu benim Cenab-ı Allah’a karşı haksızlık karşısında susup dilsiz
şeytan olmadığımın ispatı olarak yalan dünyadan essah dünyaya (ahirete)
belgemdir” dedim.(Yazar Seyyid Veysel) Ama yapılan hayırlı işler sadece
Allah’ın (CC) rızası için olmalı.(Yazar Seyyid Veysel’in babası olan ) Seyyid
Mustafa Kemal Danişmend (Şeker) soy kütüğünde 41. Soy Mandı Seyyid, 61. Soy
Kureyşli, 33. Soy Danişmend ve Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbeyin
amcası olan Seyyid 2. Muhammed’in 24. Soy torunu olarak belgelidir. 6 çocuğu
olup, Seyyid Melih Danişmend, Seyyide Meliha Danişmend, Seyyid Veysel
Semih Danişmend, Seyyide Semiha Danişmend, Seyyid Hasan Nezih Danişmend
ve Seyyide Nezihe Danişmend’dir. 1992’de İstanbul’da vefat edip yine İstanbul

                                                                             131
Topkapı şehitliğinde çok sevdiği ve görüş olarak hizmet ettiği eski
başbakanlardan Türkçe ezanı orijinal hali olan Arapça’ya çeviren Adnan
Menderes’in yakınına gömüldü. (Belge: Sivas Nüfus kayıtları) (Belge: Şecere
Belge:Nakibül eşraf) Seyyid Melih Danişmend’in (Şeker) (48. soy Hz.
Muhammed (S.A.V.)’den torunun) 2 oğlu 1 kızı olmuş idi. Bunlar Hz.
Muhammed (S.A.V.)’den 49. soy torunlar olan Seyyid Cüneyt Bülent Danişmend
(Şeker) Seyyid Kerem Danişmend (Şeker) ve Seyyide Didem idi.

   48. Soy Torun

      Seyyid Mendiler’den (Danişmendoğulları’nın) Danışmandoğlugilin Ulu
Dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 48.Soy Torunu Seyyid Veysel Semih
Danişmend’dir. 1180 Miladi de Ulu dedesi (23. dedesi) Seyyid İmam Yusuf
Danişmend’in Kemah’tan Divriği’ye gelip, oranın padişahı Seyyid Behramşah
Mengücek’e sığınması ile Sivas’tan Mirşar’a Mirşar’dan Seyyid Hasan El Karsi
ile Kemah’a Kemah’tan ise 1180’de Divriği’ye sığınan Karsiler (Sivaslı İlbeyler)
Sivaslılar (Kârslılar) lâkabı ile Divriği Danişmend Bucağını kurup Divriği Karsi
köyünü ihdas edip, Divriği’de Kızıl Medreseli Kale Camii’nde imam olarak
vazifeye başlayan Mandı (Mendi) lakaplı Seyyid ailenin (Seyyid Yusuf’un)
torunlarındandır. 1226 da Padişah Seyyid Fahreddin Behramşah (Mengücek’in
torununun oğlunun) başlatıp ve yeğeni ve damadı Seyyid Hüsamettin Ahmet Şah
Mengücek’in tamamladığı Divriği Ulu Camiye Seyyid Yusuf Danişmend’in oğlu
Seyyid Hasan Danişmend ile imamlığa başlayan Danişmend ailesinden bir ferd
olarak O’nun 21. soy torunu olarak 1948 de Sivas’ta (Eski Kars) doğdu. 42. Soy
Mandı Seyyid, 62. Soy Kureyşli, 34. Soy Danişmend ve Danişmendoğlu Seyyid
Zahireddin İlbeyin amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in 25. Soy
torunudur. Lise mezunu olup, 17 yıl emek verip uğruna 270 cilt (ortalama 300
sayfalık) tarih kitabı okuyarak 72 bin sayfa yazılmış ve nakledilmiş tarih bilgileri
ile sabahlayıp ve yazdığı 7 ülkeden bilgi ve belge topladığı ve eserine ilave ettiği
son merhalesine gelip bastırmak üzere olduğu ‘3600 yıllık Büyük Divriği Ehlibeyt
tarihini’ çok şükür tamamlamıştır. Bu kitapta tarihin ve tarihlerin bilemediği veya
yanlış bildiği 206 adet bilinmeyen kimliklerin ve yanlış yazılmış ve tarihlere
yanlış olarak geçmiş bilgilerin belgeli ve doğru olarak tespitini ortaya koymuştur.
İlbeyli Çerkezler ve Çeçenlerin kahramanlık dolu 998-1300 yılları arası (302 yılı),
1300-1400 yılları arası 100 yılı, 1400-1516 yılları arası 116 yılı, 1516-1836
                                                                                132
yılları arası 320 yılı ve 1836-1998 yılları arası 162 yılı cem’an 1000 yılı bu kitapta
tüm okuyucuya ve bu fatih kahramanların torunu Sivas ve Halep İlbeylileri’ne
(1000 yıllık büyük İlbeyli Selçuklu Türk İslam cemaati belgeli ve şerefli tarihi)
adı ile sunulup, aslında bu 3600 yıllık Ehlibeyt tarihinin bir parçası olarak bu
bölüm olan İlbeyliler bölümü 3600 yıllık bu tarih kitabından ayrılıp topluma erken
sunulmuştur. (Çünki üzeri dumanla kaplanmış gerçek İlbey tarihi) İlbeyli cemaati
olan Türkmend Çerkez ve Çeçen halkı (ilk Selçuklu Türk halkı yâni Malazgirt
gazisi Anadolu fatih Türk halkı olan) İlbeyliler tarafından heyecanla ve Sivas’ta
bekleniyordu. Ben aciz İlbeylilerin şerefli tarihini 3600 yıllık Divriği Ehli Beyt
tarihine bir bölüm olarak yazdığımdan adı geçen bu kitabın içinde bastıracaktım.
Ama başıma gelen bir durum bunu o kitaptan ayrı olarak ve tafsilatlı olarak yazıp
bastırmamı acil hale getirdi. Şöyle ki: Ben aciz 2004 yılında Sirer Caddesinde ki
(Sivas’ta) Kafkas Çeçen ve Çerkezleri derneğine uğradığımda eğer bu Çerkez ve
Çeçen gençlerden (“Bizim soyumuz İngiliz asilzadeleri olan ve İngiltere’den
Rusya’ya gelmiş oradanda daha doğusu olan Kafkasya’ya gelmiş ve yerleşmiş
kaliteli ve çok asil bir soydan gelmektedir. Sizin İlbeyli Çerkezleri ve Çeçenleri
için anlattıklarınız boş, biz çok asil olup ve Türk olmayan bir batı soyuyuz”)
deyince bu sözlere çok afallayıp, üzüntümden o gece sabaha kadar yatamadım. O
anda 15 yıl ecdadımız Seyyidlerin Mekke’den çıkıp Dünya’yı gurbet haline
getirmesinin tarihi olan Ehlibeyt tarihine kafamı daldırmıştım. Bu kerre 1,5 - 2
yıldırda beyleri olduğumuz Selçuklu kurucu Türkleri olan Oğuz boylu İlbeyli
Türkmend Çerkez ve Çeçenleri (mesleğim olan eski halı ve kilimleri yurt içinde
ve yurt dışında da pazarlamak almak, satmak için oralara gidip) Moskova,
Türkmendistan, Azerbaycan, Nahçıvan ve İran da hatta Gürcistan’ın başkenti
Çerkezlerin yatağı Tiflis’te inceledim.

   Hatta oradaki Çerkez Sultanları olan ve çok kıymetli bir Çeçen cemaat olan
Acaristan hükümdarı olan Çeçen bir prensesin oğlunda olup bana resmi gösterilen
(2005’de) Seyyid Ebul Kasım Saltukgazi’nin “28. amcam olup Erzurum Sultanı
Ebul Kasım Saltuk”) 50 cm uzunluğundaki üzeri yazılı ve resimli 900 yıllık altın
ve gümüş kaplamalı hançerinin renkli resmini gördüm.(Yazar Seyyid Veysel.)
Çok araştırdım ve Anadolu Selçuklu Türkmend fatih İlbeylilerin gözüpek müthiş
Çerkez ve Çeçen soylarının belgelerini yakaladım. Biz Danişmendli Seyyidler
İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerin başkanları ve beyleri olan Dokak oğlu Selçuk Bey’e
(oğullarına) kız verip bu beylikten beylerin kızlarını alıp dünyanın 1/3’ünü (3’te
                                                                              133
birini) İslamla şereflendiren Çerkez ve Çeçenlerin 1088 miladi yılından itibaren 6.
İlbey Seyyid Muhammed Danişmend’den itibaren beyleri olup Arap Şeyhi
kumandan ve padişah Seyyid Sultanları olarak ve Selçuk Bey’in kızdan torunları
olarak ve Hz. Ali’nin erkekten torunları olarak ve Hz. Muhammed (S.A.V.)’in ise
tek kızı olan Hz. Fatıma’dan (kızdan) torunları olarak içimizdeki Türk, Çerkez,
Çeçen, Kürt, Arap, Acem ve Gürcü Müslüman Fars Mendistan ve Türkmendistan
kökenli askerleri Anadolu Seyyidleri olarak öyle birbirine (Hedef İslâm Fütühatı
olarak) yapıştırmışız ve bağlamışız ki Avrupa Haçlı orduları 998’den 2005’e
kadar 1007 yıldır bağladığımız bu bağı çözememekteler. Çünkü biz bu (defalarca
birleşip ordular kurup, Haçlı seferleri ile orduları ile gelip en az 20 kerre çözmek
istedikleri) bu bağı Ehlibeyt (Hz. Muhammed’in Türkiye’de ki torunları olarak)
adlı mukaddes bir zincir olan bu zincirle bağladık. Her ırk ve her mezhep
Müslüman olduğundan idaremizdeki çoğunluk askerlerin hürmet ettiği saygı
duyduğu, küskün beylikleri barıştırma ve sulhü sağlama sanatımız o güzelim
insanlık ve kâinatın Efendisi Barış Peygamberi Hz. Muhammed (SAV)’in sülbü
(dölü) olduğumuzdan ve bu büyük Selçuklu imparatorluğunu kuran Selçuk Bey’in
kızdan torunları olarak bizde (Ehlibeyt’te) vücut buluyordu. Biz Ehlibeyt Seyyid
ve Şerifleri Mekke’de, Bağdat’ta ve Mısır’da iktidar olan Emevi Abbasi ve Fatımi
halifelerinden (öz amcamız çocuklarından) ve (taraf tuttuklarından) hep zorluk ve
zulüm gördük. 14 asırdır Mekke ve Medine’ye (öz yurdumuza) serbestçe ve huzur
içinde sokulmadık. Kimliğimiz olan Ehlibeyt Seyyid ve Şerifliğimizi (İmam
Hüseyin’den torun gelenlere (erkekten) Seyyid-Efendi İmam Hasan’ın erkek
çocuklarından gelen torunlara ise Şerif (Şerefli) adı ve lâkabı verilirdi.) saklayıp
oraları (Mekke-Medine) ziyaret edip tehlikeli bulunup takibe alınmamak için
Seyyid olduğumuzu gizleyip (Mekke ve Medine idarecileri tek rahat etsin diye)
sade bir Müslüman olarak araya kaynayıp gözyaşlarımız ile hasret giderip hacı
olarak tekrar gurbetteki ülkelerimize dönerek Mekke ve Medine adlı yurtlarımıza
girdik ve çıktık. Niçin kimliğimizi sakladık çünki Hz. Muhammed (S.A.V.)
torunları olmamız yerli iktidarları hep tedirgin ediyor ve emirlerindeki
Müslümanların (Mekke ve Medine’de ki) kendilerini iktidardan edip bize (Ehli
Beyt’e) beyat edeceklerinden korkuyorlar idi. Ama barışçılığımız İslam
ülkelerinde hep arandı. Hep biz Ehlibeyte ihtiyaç olundu. Muhammed Mustafa
(SAV) diyen iki İslam ordusu yine aynı şeyi (Allahu Ekber diyerek) savaş
meydanında ayrı safta okuduğu ezanlarda haykıran rakip İslam orduları olarak

                                                                                134
namaz sonrası hemen kılıçlar çekilip birbirini yok etmeye çalıştı. Bu savaşlar
1400 yıl sürdü. Biz ise hemen devreye giren Ehlibeytler olarak rakip iki komutan
sultanı damat eder bacanak eder barıştırırdık. Allah İslamla şereflenmiş tüm
Muhammedilere İnne Vel Mü’mine ihvetün (Bütün müminler kardeştirler) ayetini
bilen liderler ve onlara da İslami ve Kur’an’i akıl ve fikir versin. Amin, Amin,
Amin. Seyyid Veysel Semih Danişmend’in eşi olan Divriği Emir Seyyid
Bekirgil’in kızı olan (İkizer ailesinden) Seyyide Nermin Danişmend’den doğma 1
oğlu ve 1 kızı bulunmaktadır. Bunlar Seyyide Emel Danişmend ve Seyyid Emre
Danişmend’dir. (Allah cümlesiyle birlikte onlarıda esirgeye) (Belge: Sivas nüfus
kayıtları.)

    49. Soy Torun

       Seyyid Mendilerin (Seyyid Danişmendler’in) Danışmandoğullarının Ulu
dedesi Hz. Muhammed (SAV)’in 49. soy torunu Seyyid Emre Danişmend’dir.
1981 yılında Sivas (Kars’da) doğdu. 43. soy Mendi (Mandı) Seyyid, 63. soy
Kureyşli, 35. soy Danişmend ve Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin İlbey’in
amcası olan (Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in) 26. soy torunudur. Seyyid
Emre Danişmend (ŞEKER) (2006)’da Diş Doktoru olarak Sivas’ta halka hizmete
başlamıştır.   San’atına çok meraklı ama maalesef babasının aşık olduğu bu
Ehlibeyt Şerefli Soy’unun kayıtlarının tutumuna ve tarihine fazla meraklı değildir.
İnşallah Cenab-ı Allah O’nu da uzun ömürlü ve Danişmendilerin mübarek soyuna
ve ilmine meraklı bir Seyyid (manevi ilmini artırarak) haline getirir. İnşallah bu
duamda kabul olur. (Yazar Seyyid Veysel Danişmend). (Belge: Sivas Nüfus
kayıtları)

    Bu 1000 yıllık Sivas ve Halep İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmendlerin belgeli
ve şerefli tarihi milletimize hayırlı ve uğurlu olsun. Allah bu mübarek
topraklarımıza zeval vermesin. Bir daha kurtuluş savaşı yaşatmasın.

    2006 Nisan – Sivas.

    Seyyid Veysel Semih Danişmend Sivas İlbeyli 6.7.8. beylerinin torunu ve
Seyyid Zahireddin İlbey’in amcası olan Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in (8.
İlbeyin) 25. soy torunu


                                                                               135
   Sivas – Divriği Ehlibeyt Seyyidi.

   Velhamdülillahi Rabbil Alemin tüm İlbeyli Şehitlerin ve diğer ümmeti
Muhammed’in ölmüşlerinin ve şehitlerinin ruhları için el-Fatiha.

   Not:

   Tarih kitaplarında meşhur İlbeyli Bey’i Danişmendoğlu Seyyid Zahireddin
İlbey tarihini okuyanların kafasını karıştıracak 3 tane komutan ve bey bulunmakta
fakat bu 3 şahsın İlbeyliler ile bir alakası bulunmamaktadır. Bunları da bu
İlbeylilerin Şerefli tarihinde bir karışıklığa meydan vermemesi için açıklamamda
fayda gördüğümden okuyucuma not olarak yazmak istiyorum. (Yazar Seyyid
Veysel)




   Bunların 1. si İl Deniz lâkablı Şemseddin isimli olup İran Selçukluları
yıkıldığından sonra hicri 568, miladi 1172’de vefat etmiş olan, Azerbaycan
Atabeyidir. Kıpçak Türklerindendir. Zamanında ülkesi olan Azerbaycan çok
genişledi. Bağdat’a kadar olan Fars topraklarını idare etti. Zaten Sivas göçü olan
İlbeyli 1176 yılı son büyük göçü (Danişmendlilerin bittiği yıllar) Halep’e doğru
olurken, İlbey Seyyid Zahireddin Danişmend Türkmend Aşireti Çerkez ve Çeçen
İlbeyli halkı idaresi altında 47 yıl tuttuğu yılların 12. yılını (Beyliğini) yaşıyordu.
İldeniz ise 1172 de yani bu büyük göçten 4 yıl sonra vefat etmişti.

   2. si İlgazi isimli İran Selçuklularına bağlı Sultan Alparslan ve oğullarına bağlı
kalp askerleri olup Sivas İlbeylileri olan Yınallı grubunu Antakya’da savaşla yok
eden bu gruptur. Büyük Selçuklulara bağlı mahalli bir hanedan olan Artuklulara
bağlı ve Kuzey ve Kuzey doğu Irak da hüküm süren bu Bey’in idaresindeki Türk
askerleridir. Bu komutan Artuk’un oğlu Necmeddin İlgazi’dir. İslâm tarihi İldeniz
ve İlgazi’yi 5. cilt sayfa 964 de geniş olarak yazmaktadır. Bu iki komutanın geniş
hayatı okunabilir. Zaten İlgazi 1117’de Kuzey Irak’ı işgal etmiş idi. O zaman
İlbeyliler (Anadolu İlbeylileri) yani Yınallı grup olan Anadolu Selçukluları
Beyleri olan Seyyid Zahireddin İlbey’in babası Melik Seyyid Yağıbasan’ın
(Yakub Hasan’ın) babası Seyyid Melik Gazi’ye (Melik Yakub Arslan’a) biyat
etmişlerdi ve O’nu hem 2. Halife hem de 7. bey olarak Sivas–Kayseri arası

                                                                                   136
Uzunyayla’da 1134 de toprağa verip mezarını 42 pare köylerine komşu ve ziyaret
yapmışlardı.




   3. sü 2. İlgazi isimli İran büyük Selçuklularına bağlı Necmeddin Alpi isimli
beydir ki Sökmen II’nin kız kardeşinin oğludur. Diyarbakır ve civarı komutanı
olup, 1184 yılında vefat etmiştir. Hâlbuki Anadolu ve Halep İlbeylilerinin Bey’i
Seyyid Zahireddin İlbey 1184’de Beyliğinin 20. yılını Ras’ayn (Antep’in güneyi
Ceylanpınarı), Halep İlbeylileri arasında Halep de yaşıyor ve orada oturup
İlbeylilerin baş düşmanı 2. Kılıçarslan’ın Anadolu Konya da padişah olduğundan
ve Sivas ve Kayseri onun işgali altında olduğundan memleketleri olan Sivas’a
hasret olarak gelemiyorlardı. 1190 da 2. Kılıçarslan öldüğünde onun adına küçük
oğlu 1. Gıyaseddin Keyhüsrev Konya’da padişah olduğunda hemen İlbeylileri
Konya ve Sivas’a çağırdı. İlbeyliler ve komutanlarının 14 yıllık Sivas hasretlerini
giderdi. Konya, Kayseri, Sivas Selçuklu kenti olduğundan 1. Gıyaseddin
Keyhüsrev’in 10 kardeşi ve onların ordularına karşı İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerin
ve onların 3 baş komutanı olan İlbeyli komutan kardeşler Danişmendoğlu Seyyid
Zahirettin     İlbey,   Danişmendoğlu    Seyyid    Muzafferettin    Mahmut      ve
Danişmendoğlu Seyyid Bedrettin Yusuf tarafından yeni padişah olmuş olan 1.
Gıyasettin Keyhüsrev Selçuklu Konya Sultanı olarak Konya’da (Padişahlik
merkezinde) korumaya alındı. 1196 ya böylece gelindi. Bu yılda Rüknettin
Süleyman Şah’la Kardeşleri arasında anlaşma sağlanıp, Konya’ya doğru Selçuklu
2. Kılıçarslan oğulları ağabeylerini padişah ilan etmek için onu koruyan ve
kolluyan ona ordu olan İlbeylilerle harbe karar verince İlbeyli Seyyid Zahireddin
Danişmend (İlbey) ve kardeşleri 1. Gıyaseddin’i ikna edip onu Bizans’a sürgüne
gönderdi. Böylece Sulh oldu. Yerine 1196’da Konya’da Rükneddin Süleyman Şah
1204’e kadar sultan oldu. İlbeyliler yine kardeş kanı akıtmamış ve Anadolu
Selçuklu da sulhu sağlamışlardı. Ayrıca hem kardeş savaşını durdurmuş hem de
Selçuklu’yu bölünmekten kurtarmışlardı. (Yazar Seyyid Veysel)

   İlbeyliler’in meşhur 42 Sivas ve 42 Halep Köyü (Yazlık ve Kışlık)’nün
isimlerini de (Halep’te kilerinin ve Sivas’takilerinin durumlarını geniş bir
araştırma yaparak 2 cilt Sivas’ta İlbeyli Türkmenleri isimli (90) yıllık İlbeyli
ailelerinin isim tesbitini (yapan) bir kitap hazırlayan Sayın Kadir Pürlü’nün

                                                                               137
kitabında okuyabilirsiniz.) (Yazar Seyyid Veysel Semih Danişmend) Sayın Kadir
Pürlü kitabında İlbeyli köylerinin aile isimlerini      araştırıp tek tek yazmış
olduğundan ben sadece Çongar’dan bahsedip Sivas’ta ki senelerdir bildiğim ve
Türkiye’nin çok yerlerini birlikte eski halı arayarak dolaştığım hayattaki gerçek
dostlarımdan Çongarlı Ahmet Turan Çongar’ın oğlu olan ve Türkiye tekvando
şampiyonu olan (Avrupa da ve Dünya da 7 yıl şampiyonluğu bırakmamış olan
rakibini) Ankara’da ki Milli maçta yenerek dünyayı şaşırtmış olan Bahri
Çongar’ın (zamanımızdaki İlbeyli’nin yine dünyada ki güçlü Türk de birinci
olduğunu bu Bahri Çongar böylece ispat etmişti.) Köyü olan Çongar’ı (İlbeyli
köyü) anlatacağım. Çongar’ın manasını ben aciz yazar Bahri’nin köydeki
Çongarlı akrabalarına bir düğünde (İlbeyli merkezi Çongar’da) oradaki cemaate
sorduklarından ve bilgilenmek istediklerinden açıklamıştım. Cong Ceng’den gelir.
Ar er okunur. (Bize Danişmandılar derler (Danışmand-Danişmend diye okunur)
Mandı yazılır Mendi okunur. Arapça’da ezan Allahu Ekber diye yazılır fakat A lar
inceltilir ve Ellahü Ekber diye okunur. Cong Ceng demektir. Congar’a Cenger
denir. (Ceng’e savaş denir. Ar er okunur. Böylece savaşer meydana çıkar. Bu da
çeri ceng (asker ceng) Çeriçen=Çeçen sözcüğü meydana çıkmış olur.” demiştim.




   Bu aile şimdi Çongar’da (Savaş erinde yâni cenk erinde) oturur. Onların geniş
ailesi ise Ahen de ki (ACHEN) (Almanya’da ki) İlbeyliler olarak akrabadan ileri
dostlarımdır. (Yazar Seyyid Veysel) Hayatımda başıma gelen 1986’da ki bir olayı
(21 yıl evvel ki) İlbeylilerin nasıl bir kavim, nasıl bir insanlar olduklarını
anlatmak açısından bu satırlara aktarmama gerek duyuyorum. Çünkü bu
İlbeylilerin nasıl yardımsever olduklarını da ispat eder. Ben aciz Sivas’ta Gençlik
Kitapevi’ni (30 yıl çalıştırmış idim) çalıştırır iken çok kefil olup vicdanımdan
onları ödediğimden para olarak daraldım.Bu darlığa düşünce aklıma dostum
(Almanya’da ki halıcı) Bahri Çongar ve babası Çongarlı Hacı Ahmet Turan
Çongar amca geldi. Durumu anlayınca İlbeyli asaleti ile gelip, karzıhasen yapıp
(karzıhasen İslam’da karşılıksız elden borç para vermeye denir ve sevabı çok

                                                                               138
büyüktür.) 18 bin Mark bana borç para vererek beni darlıktan kurtarıp ferahlattı.
Allah onlardan razı olsun. 42 pare İlbey köyünün isimleri 1- Akçainiş, 2-
Akkuzulu 3- Apaköy 4- Aylı 5- Bedirli 6- Bostancık 7- Çallı 8- Savcun’un
Kızılcakışla 9- Çongar 10- Damılı 11-Damlacık 12- Durdulu 13- Eskiapardı 14-
Eskiköy 15-Gazibey 16- Gözmen 17- Güney 18- Hanlı 19- Haydarlı 20- Hayırbey
21- Herekli 22- Kabasakal 23- Kâhyalı 24- Karalar 25- Karalı 26- Kartalca 27-
Kavlak 28- Kayadibi 29- Keçili 30- Kızılcaköy 31- Kızılöz 32- Koyuncu 33-
Menşurlu 34- Kürtköyü 35- Savcun 36- Sorguncuk 37- Söğütcük 38- Tatlıcak 39-
Yanalak 40- Yaramış 41-Apardı 42- Menşurlu Kızılcakışla

   Not: Gazeteye başlık olarak yazılmış olan (Seyyid Zahirrettin İlbeyin Hz.
Muhammed (S.A.V)’e varan soy şeceresi açıklaması silinip yerine aşağıdaki
başlık atılacak)

   İLBEYLİLERİN MİLADİ 1300-1400 YILLARI ARASI 100 YILLIK
TARİHİ

   Selçuklu’nun Sivas’ı mesken ve başkent tutmuş sonra da Köse Dağı bozgunu
ile yenilip ve devletlerini kaybedip (Moğol İlhanlılara vergi vermeye başladıkları)
son padişahları olan 1243-1246 yılları arası 3 yıl Moğollara bağımlı kalarak
padişahlık yapan Sultan 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1246-1256 yılları arası bu
Sultan’ın oğlu olan Sultan 2. İzzettin Keykavus ve 1256’dan sonra ise bu
Sultanların torunları olan Selçuklu Sultan Padişahları 1243-1300 yılları arası 57
yıl Tebriz Noyanları olan bu Moğol Padişahlarına bağımlı olup ve bağımlı kalıp
vergi verip İlhanlılardan çok az bir yetki alıp ve bu yetkisiz yönetimle sadece
desinlere hürmeten Anadolu ilk fatih halkını (Selçuklu, Danişmentli, Mengücekli,
Saltuklu) 57 yıl yönettiler. Bu 57 yılda Danişmentli halk güneye göçüp İlbeyli
orduları ile adeta Mısır, Suriye ve Halep’te İlbeyliler halkları olarak bu dinsiz
padişahların (İlhanlı Moğolların) zulmünden uzak kaldılar. Zaten 1201 yılında
Erzurum ve civarı Saltuklu halkıda ordusu ile birlikte Trakya’ya göçüp bu
zulümden (şanslı olduklarından) onlarda uzak kalmıştı. Bu dinsiz İlhanlıların
zulmünü en çok Mengücek ordusu ve halkı çekti. Çünki Selçuklu Konya halkı ile
birlikte bu Mengücekli halk bu zulmü ortak olarak çekerken kendi idarecileri olan
vezir Seyyid Mevlana Celaleddin-i Erzurumi, Sahip (Umumi Vali) olan Şemsi
Tebrizi ve Ata Melik Cuveyni ve ordu komutanı olan (Yeniçeri ordusunu kuran

                                                                               139
Seyyid Hacı Bektaş Şemsettin ) ile bunlara (İlhanlı hükümdarlarına çok zorda olsa
iyi geçinip Müslümanları koruyup bağımlılardı.) Böylece 1304 yılına gelindiğinde
Moğolların Selçuklu Devletini ve Onun sözüm ona Selçuklu taht makamını
tamamen iptal etmeleri nedeniyle Selçuklu padişah torunları bey makamına
düştüler. İlhanlılar atadıkları çok yetkili yeni valilerle Anadolu ve Başkent Sivas’ı
ezici bir ağırlıkla yönetmeye başladılar. Moğol padişahı Olcayto Muhammed
Hüdabende Han (Çok şükür bu İlhanlı hükümdarı Müslüman olmuştu) 1304
yılında Tebriz’den zalim bir vali olan İrincin’i Sivas’a yönetime göndermişti.




   Bu yıllarda İlhanlılara bağlı içlerinde Selçuklu soyu beylerde dahil Anadolu
beyleri serbest kalmak istemişler hatta 1312 yılında Karamanoğlu Yahşi Bey
Konya’yı İlhanlılardan bir baskınla ele geçirmişti. Bu sırada Moğol İlhanlı
Padişahı Olcayto Muhammed Hüdabende veziri ve ordusunun başkomutanı olan
Emir Çoban Noyan’ı büyük bir ordu ile Anadolu’ya gönderdi. Emir Çoban Noyan
Miladi 1314 yılında Anadolu’da baş kaldıran her beyi savaşarak yenip itaati aldı.
Ve oğlu Emir Demirtaş’ı (Demirtaş Noyan’ı ) Tebriz’e kendisi dönerken (henüz
kalesini ele geçiremediği Sivas’ı) alması için Anadolu’ya kaymakam bıraktı. Emir
Demirtaş Noyan başkomutanı olduğu Moğol İlhanlı Ordusu ile Sivas’ı 7 kapıdan
kuşattı, ve beyi olan Emir Şeyh Hasan’ı bir ayda pes ettirip kaleyi barışla aldı.
İbni Haldun isimli yazar bu olayı Miladi 1323 yılı olarak kaydetmiştir. (Belge:
Uzun Çarşılı Sivas kitabı) Emir Demirtaş Müslüman olmuştu. Bu yıldaki Mısır
büyük sultanı Halife, Çerkez ve Çeçen Mısır, Halep ve Şam İlbeylileri
başkomutanı olan Kalavunoğlu Muhammed’e mektup gönderip “İkimizde
Müslümanız anlaşıp aradaki Ermenilerin (hac yolunu kapattıkları için) aradan
onları bu yüzden çıkartmalıyız” demişti. Sonra 2 müslüman sultan anlaşmış
Tarsus’a giden yol üzerindeki Ayas Kasabasını savaşıp Ermenilerden almışlardı
ve hac yolunu Müslümanlara açmışlardı. Bu sıradaki Mısır askerleri çoğunlukla
Halep İlbeyliğine bağlı Çerkez ve Çeçen askerlerdi. Bu yıllarda (Miladi 1322-
1323) Tebriz Moğol İlhanlı Hanı Ebu Sait idi. Emir Demirtaş Noyan Sivas ve

                                                                                 140
çevresi illeri İlhanlı İslam Sultanı olarak kendisine gizli veya açık olarak düşman
Selçuklu beylerine 1323’lerde bu beyler çok kuvvetlendiklerinden savaş açmış idi.
(Selçuklu Beyleri ve Danişmendli beyleri Moğol İlhanlı komutanları olan
Müslüman olmuş Noyanlara, sultanlara kız vermiş onlardan da kız almış ve
akraba olmuşlardı.) (Çok şükür ki bu sırada ateşperest Türkler olan Moğol
İlhanlılar İslamiyet ile şereflenmiş olup Anadolu Müslüman halkına karşı zülüm
adeta sona ermişti) Bu arada Sivas Sultanı olan ve 1240 yıllarında 14 şehrin
sultanı olan Danişmendli Seyyid Alaaddin Danişmend Er Edna isimli Devletini
Sivas başkentli olarak bu yıllarda kurduğunda bacısı olan Seyyide Hanımı
Müslüman Moğol beyi olan Emir Demirtaş Noyan’a vermiş onu enişte etmişti.
İşte bu yıllardan 10 yıl kadar önce 1324’lerde bu kuvvetli Anadolu beyleri olan
Selçuklu, Danişmendli, Mengücekli, Saltuklu beyleri Demirtaş Noyan’a karşı
birleşip onu mağlup edip dağa kaçırmışlardı. Demirtaş Noyan bu yüzden dağlarda
gizlenip ordusu olan Moğol Ordusu ise dağılınca bunun üzerine babasına (ki
babası Moğol İlhanlı Devleti ordusu başkomutanı olan Emir Çoban Noyan idi)
haber gönderip ordu istemişti. Bunun üzerine Emir Çoban büyük bir ordu ile
Tebriz’den (İlhanlı başkentinden) Moğolların başında Anadoluya hareket edip o
kuvvetli Anadolu beyleriyle harp etmeye başladı ve onları tek tek yendi. Bu arada
galip Moğol ordusunun yanına gizlendiği yerden çıkıp gelen Emir Demirtaş rahat
bir nefes alıp ve babasından ordu yardımı aldığından savaşa dahil olup kendine
asî Selçuklu soyu beyleri öldürttü. (Belge: Uzun Çarşılı Sivas kitabı sayfa 70.)
Emir Demirtaş Mısır sultanlarıyla bu arada dostluğu geliştirdi. Onlardan kuvvet
sözü alıp Tebriz İlhanlı Devleti Başkanı Padişah Ebu Sait Han’a rest çekti (Asî
oldu.) Buna çok kızan İlhanlı Moğol Padişahı Ebu Sait Han ordusu başkomutanı
olan Emir Demirtaş’ın babası Emir Çoban Noyan’ı Sivas’a gönderdi. Sivas’ta
oğlu Emir Demirtaş’la savaşan Emir Çoban Noyan aralarındaki savaşta oğul
Emir Demirtaş yenildi. Baba Emir Çoban ise esir ettiği oğlu Emir Demirtaş’ı
bağlayıp derdest edip Tebriz’ e götürdü. İlhanlı Padişahı Ebu Sait Han onu
(yanında getirdiği kefen ve kılıcı “al beni öldür” deyip padişaha verdiğinde
padişah vicdana geldi ve affetti.) Yine tayin edip geri gönderdiği Sivas başkentli
Anadolu İlhanlı Moğol Devleti beyi yaptı. Bu sırada çok kuvvetli bir ordusu olan
bu komutandan korktuğundan (Emir Çoban’dan çekindiğinden) Padişah Ebu Sait
ordusu başkomutanı Emir Çoban’ı Tebriz’de öldürttü. Aynı anda bu olayı haber
alıp Sivas’a getirilen yakınlarından duyan Emir Demirtaş merkezi Sivas’ın

                                                                               141
Sivas’ın kazası olan Lârin’de (Darende) yani Güzel Lâr şehrine kaçtı. Buraya tüm
ailesi ile (babası Tebriz’de öldürüldüğünden) telaşla oraya sığındı. Emir Demirtaş
“Babamı öldürten benide öldürtür” diye düşünerek) ailesini Darende’de bırakıp
oradan yalnız başına (Sadece koruma askerleri ile birlikte Mısır’a kaçıp sığındı.
Bu yıl miladi 1327’dir. (Belge: Habibüs Siyer cilt 2 Sivas kitabı) Bu yılda
1327’de Mısır’a bağlı Halep İlbeyli Beyi Melik Nasır idi. Sivas Beyi Emir
Demirtaş oraya sığındığında 300 atlısı var idi. Sivas hazinesini de yanında Mısır’a
getirmişti. Mısır Halifesi ve büyük Sultanı Kalavunoğlu Muhammed ise Kahire’de
kendisini güler yüzle karşıladı. Emir Demirtaş Noyan Mısır’da sığınıp ailesini de
Darende ‘ye yerleştirdiğinde Sivas’ı kayınbiraderi olan Danişmentli Seyyid
Alaaddin Er Edna’ya bırakmış idi. Zaten kaynına (Seyyid Alaaddin Danişmend’e)
Sivas veziri (Başbakanı payesi vererek) gitmeden kendi idaresindeki Sivas’ta bu
vazife ile görevlendirmiş idi. Emir Demirtaş Mısır’da çok altını olduğundan
herkese yardım ediyor Çerkez ve Çeçen Memlük ve Kölemen Mısır büyük sultanı
ve halifelerinin sarayında bazen de Halep İlbeyli (Aslı Sivaslı Türkmen Çerkez
ve Çeçenler olan) askerlerin yanında oturuyor ve çok cömert olduğundan onları
altına ve hediyeye boğuyor idi. Halep İlbeyli Beyi Melik Nasır’a ve Kahire Büyük
Çerkez Sultanı ve Halifesi Muhammed’e fitneciler Halep’ten ve Şam’dan haber
uçurup (“Mısır sultanlığında gözü var”) diye onun için iftira ortaya atılınca Mısır
Kalesi’ne (Fustat’a) hapsedildi. Sonra büyük sultanca (Sultan Muhammed) 1327
yılı sonunda idam edilerek şehit edildi. (Belge: Uzun Çarşılı Sivas kitabı sayfa 75)

       Emir Demirtaş Mısır’da idam edilince 7 oğlundan büyüğü olan küçük
Şeyh Hasan’ında içinde (bulunduğu ve ailesiyle Mısır’a gitmeyip tedbir olarak ve
geçici olarak oturdukları) Darende de Emir Demirtaş idam edildiğinde hepsi
birden hapse atılıp bu aile komple kaleye kapatılmışlardı. Bu idamdan hemen
sonra Emir Demirtaş’ın adamları her taraftan gelip kaleden küçük Şeyh Hasan’ı
ve ailesini kurtarmış onu toplanan Moğol İlhanlı güçlü askerler (Küçük Şeyh
Hasan’ı) Emir Demirtaş’ın varisi olarak başa geçirmişlerdi. Darende de bunlar
olurken Sivas’ta da Emir Demirtaş’ın kaynı olan Seyyid Er Edna Alaaddin
Danişmend bağımsızlığını ilan edip Sivas Er Edna Devletini İlbeylilerden aldığı
destek ve savaşçı güç ile Danişmentli bir Seyyid olarak kurmuş idi. Emir
Demirtaş’ın oğlu Küçük Şeyh Hasan babasının kaynı olan dayısı Er Edna’yı
sultan olarak tanımamış (Dayısını red etmiş) ve Darende de toplanan Moğol
İlhanlı askerleri ile Sivas’a saldırmış, Seyyid Er Edna ordusu Sivas askerleri
                                                                          142
komutanı olan İlbeyli Şeyh Hasan İlgani’yi yaptıkları savaşta yenmişler ama 7
kapılı Sivas kalesine girip Seyyid Er Edna Alaaddin Danişmendi tahttan
düşürememişlerdi. Kaleden hüruç yaparak (Ölümüne saldırarak) küçük Şeyh
Hasan’a saldıran İlbeyli beyi Şeyh Hasan İlgani komutasındaki Sivas askerleri
Sivas-İmranlı arasındaki Ergenbük Sahrası’nda yapılan meydan savaşında galip
geldiklerinden (Moğolları yendiklerinden) Er Edna Devleti’nin temeli adeta bu
savaşta atılmıştı. Seyyid Er Edna (Yani aciz asker-Sefil Er demektir) lakaplı
Alaaddin Danişmend’in babası ise Kayseri Danişmendli beyi olan Seyyid Cafer
Danişmend idi. (Belge: Şikari-Sivas tarihi Uzun Çarşılı.) Er Edna Seyyid
Alaaddin Danişmend’in merkezi Sivas idi. (Belge: Süphul Aşa-Sivas şehri Uzun
Çarşılı.) Moğol İlhanlı Tebriz Padişahı, bu savaş sonunda Anadolu valisi olarak
tayin ettiği büyük Şeyh Hasan’ı Tebriz’den Sivas’a büyük bir ordu ile gönderdi.
Büyük Şeyh Hasan daha evvel Tebriz padişahı tarafından öldürülen Emir Çoban
Noyan’ın damadı olup onun kızı Bağdat Hatun ile evli idi. Küçük Şeyh Hasan’ın
babası olan Emir Demirtaş’ın ise eniştesi idi. Onun Sivas’ta ki vekili olan yerli
hanedan Danişmentli Er Edna Seyyid Alaaddin tayin edilen bu yeni naip büyük
Şeyh Hasan’la Sivas’ta Anadolu şehirlerini büyük bir özveri ve akılla yönetmeye
birlikte başladılar. Bu yıl miladi 1332 yılı idi. Seyyid Er Edna çok büyük
yetkilerle idareye getirildiğinde Moğollar ona Nevber yani Noyan lakabı verdiler.
Çünkü padişah oğullarına Moğollar böyle bir lakap söylerlerdi. (Belge: Sivas
kitabı sayfa 78) Sivas yerli halkı ise Seyyid olduğundan (Hz. Muhammed’in
(S.A.V) Ehli Beyt soyu torunu olduğundan Köse peygamber torunu (oğlu) diyerek
kendisi köse (sakalsız) olduğundan ona böyle iltifat ederlerdi, ve çok büyük
hürmet, saygı ve sevgi gösterirlerdi. Seyyid Emir Er Edna’nın Kayseri’de ki
sarayı içinde Arap bir yazar olan İbni Batuda’yı misafir eden ise Seyyid Er
Edna’nın köşk adlı mevkideki sarayında oturan eşidir. (ki ismi Taga Hatun idi.)
Kadının misafirperverliğini kitabında anlatırken Yazar İbni Batuda onu çok över
ve ona Hanım Ağa diye hitap eder (Belge: Sivas kitabı sayfa 84). Miladi 1335’de
çocuksuz ölen Moğol padişahı Ebu Sait’in yerine padişah atamak üzere Sivas
Naibi ve büyük Moğol ordusu başkomutanı olan İlhanlı büyük Şeyh Hasan,
Seyyid Er Edna’yı yerine Sivas’ta Naip (vekil) bırakarak ordusu ile Tebrize gelip
İlhanlı Moğol Hanedanı’ndan Sultan Muhammed’i yine Tebriz’de saltanata
(taht’a) geçirdi. Aynı anda komutan Büyük Şeyh Hasan’ın kaynı olan Emir
Demirtaş’ın oğlu olan Küçük Şeyh Hasan’da ölen padişah Ebu Sait’in kız kardeşi

                                                                             143
olan Satı Bey Hatun’u İlhanlı soyu olan diğer Sultan Süleyman’la everip ve
Süleymanı ise İlhanlı Azerbaycan’da ki (oranın) tahtına oturtup saltanata geçirdi.
Böylece İlhanlı tahtı Bakü ve Tebriz tahtları olarak 2’ye bölünmüş 2 padişah
Moğol İlhanlı Padişahları olarak rakip olmuşlardı. Miladi 1337’de 2 ayrı İlhanlı
Moğol ordu komutanı olan 2 Şeyh Hasan savaştılar. Aladağ’da ki bu savaşta
büyük Şeyh Hasan yenildi.Büyük Şeyh Hasan’ın eliyle tahta geçirdiği Tebriz’de
ki kendi padişahı olan Sultan Muhammed Han yenildi ve öldürüldü. Azerbaycan
tümüyle (Başkent Tebriz dahil olmak üzere) Büyük Şeyh Hasan’dan Emir
Demirtaş’ın oğlu olan Küçük Şeyh Hasan’a geçti. İşte bu zamanda mağlup büyük
Şeyh Hasan’a bağlı olan ve galip Küçük Şeyh Hasan’ı tanımayan Sivas Sultanı
olan Seyyid Er Edna Alaaddin Danişmend güzel yönetimi ile kurduğu Sivas
başkentli Devletini akıllıca büyütmüş bütün şehir beylerini yönetimine alıp
İlbeyliler olan ordusunu çok güçlendirmişti. Bu güçlü ve yerli orduya güvenip.
Hemen bağımsızlığını ilan etmişti. Ama durum bu Aladağ’da ki savaş sonrası
Moğol İlhanlılar birlik olup kendini tehdit etmeye başlayınca yeğeni ve düşmanı
olan Emir Küçük Şeyh Hasan dayanağı olan, dostu olan Büyük Şeyh Hasan’ı
İran’da yenip Moğol İlhanlı Devletini ele geçirince ve genel durum aleyhine
gelişince ani olarak Mısır büyük sultanı halife Kalavunoğlu Muhammed’in
Çerkez ve Çeçenlerine (İlbeyli Mısır askerlerine) Sivas’ı ve kendini bağlamış
onları kendisine koruma olarak tanımış ve Tebriz ve Moğol’dan tamamen kopmuş
idi. Böylece Moğol İlhanlı yeni devletinden ve başkomutanı olan küçük Şeyh
Hasan’dan (yeğeninden) kurtulmuştu. Fakat yeni İlhanlı Devletinin Tebriz’e
padişah ettiği sultan Süleyman Han’la birlikte adeta yeniden kuran başkomutan
Küçük Şeyh Hasan’ın tehditleri devam ediyor ve dayısı olan Seyyid Er Edna’yı
tehdit üzerine tehdit ederek Sivas’ı kendine ve yeni padişaha (İlhanlı Sultanı
Süleyman’a) bağlamak istiyordu. Miladi 1337’de büyük Şeyh Hasan’ı yenip onun
seçtiği Moğol padişahını öldürüp Sivas’ı yeni Sultan Süleyman’a ve Sivas
ordusunuda kendisine bağlama isteğini tekrarlayan Küçük Şeyh Hasan kendisini
red edip Mısır’a bağlanıp kuvvetine kuvvet katan Seyyid Er Edna Alaaddin
Danişmend’e bir darbe olsun diye Karamanoğulları ile birleşip Sivas’a ve Seyyid
Er Edna’ya bağlı olan Şebinkarahisar’ı aldı ve orayı Er Edna Devleti’nden
kopardı. O bölgeyi Karamanlılarla birlikte istila etti. Kendini çok güçlü hisseden
Küçük Şeyh Hasan bu sefer Moğol İlhanlı Devletine hükümdar yaptığı Moğol
Sultanı Süleyman Han’la birlikte büyük bir İlhanlı Moğol ordusu ile Tebriz’den

                                                                              144
gelip Sivas’ı Er Edna’dan almak isterken Sivas-Erzincan arasında meydana gelen
bu savaşta Seyyid Er Edna Sivas İlbeyli askerlerine Elbistan yoluyla Zara’ya
Halep’ten gelen Mısır Çerkez Sultanlarına bağlı İlbeyliler ordusu son anda
yenilmek üzere olan Seyyid Er Edna’nın İlbeyli savaş kuvvetlerine takviye ile
yetişip güçlü Moğolları yenip Er Edna ve İlbeyliler ordusunu galip getirdiler.
Miladi 1343 yılında olan bu savaşla Sivas Moğol İlhanlılardan tamamen
kurtarıldı. Seyyid Er Edna ve devleti, İlhanlılardan yine Mısır, Halep, İlbeyli,
Çerkez ve Çeçenlerince (Güney Türkmenlerince) kurtarılmış yenilen ve Tebrize
kaçan Küçük Şeyh Hasan ise bu yılda (hicri 744-Miladi 1343’de) karısı İzzet
Melik Hatun tarafından zehirle öldürülmüştü. (Belge: Sivas tarihi uzun çarşılı) Bu
olaydan 5 yıl sonra Miladi 1348 yılında Mısırlılardan ve onların Çerkez olup
Selçuk soyu halifelerinden de ayrılıp tamamen bağımsız kalan Seyyid
Danişmendoğlu Er Edna’ya Mısırlılar (Çerkez ve Çeçen Kölemen Memlüklüler)
kızdıklarından (Çünki Seyyid Er Edna bağımsızlığına çok düşkündü) (Yazar
Seyyid Veysel) onların (Mısır kölementlerinin) oluru ile Elbistan beyi
Dulkadiroğlu Karacabey saldırdı. Bu saldırı sonucu Seyyid Er Edna’nın elindeki
Darende’yi işgal etti. Çünkü Seyyid Er Edna’nın bağımsız kalması komşularınıda
kıskandırmıştı. Miladi 1351 yılında Tebriz’de Moğol İlhanlı başkomutan Melik
Eşref kendi kardeşi olan eski başkomutan Küçük Şeyh Hasan kendi karısı
tarafından öldürüldükten hemen sonra yâni 1343’te Azerbaycan padişahı olmuş
idi. Mısır’a elçi gönderen Emir Demirtaş Noyan’ın oğlu olan Moğol İlhanlı
Padişahı Melik Eşref dayısı ve düşmanı olan Seyyid Er Edna’yı onunla savaşıp
Sivas’ı ve çevresini ondan alacağından emin olduğundan Mısırlıların kendine
asker gönderip birlikte ortak olarak Sivas’ı ve Sivas’a bağlı 13 Anadolu ilini
almayı teklif etti. Mısır büyük sultanı Çerkez Halife bu teklifi kabul etti. 1351’de
bu olay oldu. (Belge: Sivas kitabı Uzun Çarşılı 82. sayfa ) Seyyid Er Edna
Alaaddin Danişmend bu iki devlet (İlhanlılar ve Mısır Memlüklüler) ordularını
hazırlarken yâni 1352’de vefat etti. Seyyid Er Edna Kayseri’de ki Ulu Cami’yi
yaptıran Seyyid 2. Muhammed Danişmend’in torunlarından biri olarak yine
Kayseri’de köşk denilen mevkiye gömüldü. Ünlü gezgin İbni Batuda Sivas’ta
Seyyid Er Edna ile Miladi 1340 yılında görüştüğünü anlatıp onun nur yüzlü, iri
yapılı, çok cömert ve çok yardım sever olduğunu yazıp meşhur Seyahatnamesinde
ki Sivas bölümünde Sivas’a inince Ahilerden Bıçakçı Ahmet ve arkadaşlarınca
karşılanarak kimi atlı kimi yaya büyük bir toplulukla Ahi Ahmet Zaviyesine

                                                                                145
indiğini mertebe olarak bundan daha yüksek olan Ahi Çelebi ile görüşüp saygı
görüp 3 gün ağırlandığını anlatır. Kendisine atlar gönderip Sivas sarayına davet
eden Seyyid Er Edna Alaaddin Danişmend kendi ana lisanı olarak kusursuz
Arapça lisanı ile konuşuyordu der. Kendiside Arap gezgini olan İbni Batuda
(Batudaoğlu) onunla Arapça konuşmuştu. Danişment sultanları olan Seyyidler
padişah olduklarında ana lisanları olan Arapça ve Türkçe’yi (Baba lisanları
Arapça ana lisanları Türkçe) mükemmel konuşup diğer lisanlar olan
Farsça,Kürtçe,Ermenice ve Rumca’yı da çok güzel konuşurlardı. (Yazar Seyyid
Veysel) (Belge:Türk, Ermeni, Rum, Arap ve Süryani tarihleri) Sarayındaki
konuşmamızda İsfahan, Şiraz, Kirman, Şam ve Mısır ülkelerinin krallarını
(Sultanlarını) bana soran Seyyid Er Edna o padişahların huy ve soylarından çok
meraklı olup benden bilgi almak istedi ben de ona bildiğim kadarıyla onların her
şeylerini anlattım benden cevaplarını aldı der. (Belge: Sivas kitabı sayfa 84 Uzun
Çarşılı.) İbni Batuda devam ederek Sivas’ın içindeki bir medresenin (Buruciye)
Seyyid ailelerine ve misafirlere hizmet ettiğini (Nakîbin Nükeba) anlatıp o
medreseye dışardan gelen Seyyidlerede çok hürmet ve ikram edilirdi der. Seyyid
Er Edna Alaaddin’e ait vilayetler şunlardır diyerek bunlar; Sivas, Amasya,
Çorum, Tokat, Develi, Develikarahisar, Ürgüp, Niğde, Aksaray, Erzincan ve bağlı
kasabalardır diye devam ederek onun basiretli idaresini över. Tarihçi İbni Haldun
ise Sis (Tarsus) ve Ermen ülkeside Er Edna’ya aittir der. (Sivas Kitabı sayfa 84)
Er Edna Seyyid Alaaddin Danişmend’i 1) Seyyid Şeyh Hasan 2)Seyyid Cafer
3)Seyyid Muhammed adlı 3 oğula sahipti. Seyyid Şeyh Hasan adlı oğlu (Kendisi
ölmeden 4 yıl önce) 1347 yılında Sivas’ta çok genç yaşta ölerek ve çok
sevildiğinden tüm Danişmend ülkesini yasa boğdu. Güdük Minare denen
Kümbet’i Seyyid Er Edna gözyaşları ile onu toprağa verdiğinde yaptırdı ve kendi
eliyle o mezara koydu. 14 şehrin Sultanı bu olaydan 4 yıl sonra vefatında Sivas’ın
tüm beylerinin (kendi sultanlığı Sivas’a bağlı 14 şehrin beylerinin) aralarındaki
meşveret ve seçimle 1352’de diğer oğlu Seyyid Gıyaseddin Muhammed
Danişmend Er Edna Devleti Padişahı oldu. Bu seçime kardeşi Seyyid Cafer
Danişmend karşı çıktı. 2 kardeş savaştılar. Seyyid Cafer yenildi. Mısır Halep
İlbeylerine sığındı. Onu Kayseri’de ki yapılan bu savaşta yenen kardeşi Seyyid
Gıyaseddin Muhammed bu savaşı kazanırken ordusundaki etkin savaşçı güç Hoca
Ali Şah adlı bey olan İlbeyli beyi ve ordusu başkomutanı Halep İlbeyli beyi Emir
Kutluboğa’nın oğlu olan beydi. Sivas Danişmend Sultanı Er Edna’nın oğlu ve bu

                                                                              146
savaşta Kayseri beyi olan Seyyid Cafer Danişmend yenildiğinden ve kaçtığından
epey bir yıl sonra barış ile yaşayıp dost olmak ve mağlubiyeti kabul ederek küçük
kardeşini Danişmend Sultanı tanıyıp kaldığı Mısır’da ki Sivas için sultanlık
iddiasından tamamen vazgeçip Kayseri’ye dönüp tekke şeyhi olup kendini dine
verdiğinden orada büyük bir şeyh olarak vefat etmişti. Kayseri Karakaya köyünde
oğlunu iyi bir alim olarak (Oğlu Seyyid Şeyh Halil Danişmend) yetiştirdi. Bu
tekke onun oğlunun adını alan meşhur Şeyh Halil tekkesidir. Şeyh Halil
Tekkesine kendi gibi âlim olan oğlu Şeyh Halil tarafından vefat ettiğinde gömülen
Seyyid Cafer Danişmend aynı zamanda hacca gittiğinden Hacı Cafer Danişmend
lakabı almıştı. Er Edna oğlu Seyyid Hacı Cafer Danişmendi adı ile mezarda
kitabesi mevcuttur (Belge: Sivas kitabı Uzun Çarşılı.) İlbeylilerin Sivas’ta ki
komutanı olan Kutluboğa oğlu Hoca Ali Şah (Hoca bey) yapılan bu Kayseri
savaşında Seyyid Cafer Danişmend’i ve onun Kayseri yine Türkmend İlbeyli
ordusu olan Er Edna ordusunu Kurdoğlu adlı bir komutanla birlik olarak
yenmişlerdi. Sivas’ın ve bağlı illerin padişahı bu galibiyetle Danişmend oğlu
Seyyid Gıyaseddin Muhammed olunca İlbeyli Halep emiri Emir Kutluboğa’nın
oğlu olan İlbeyli Hoca Ali Şah (Hoca Bey) Seyyid Er Edna Danişmend Devleti ve
onun oğullarının sultanlığına Sivas’ta vezir oldu.(Başbakan oldu.) (Belge:Sivas
kitabı sayfa 85) Halen 2005’te Sivas ve Halep’te bulunan 42 pare köylerden biri
hem Sivas hem Halep’te Hoca Bey isimli olup onun soyu bu köylerde oturur
(Yazar Seyyid Veysel.) Seyyid Danişmendli Gıyaseddin Muhammed bey küçük
olduğundan yönetimi beceremiyor ve bütün yük vezire (Hoca Bey’e) biniyordu.
Bu arada Halep İlbeyli Beyleri’nden (Halep Beyleri mutlaka İlbeyli Türk aşireti
aslı Çerkez ve Çeçen Türkment İlbeyliler olurdu ) ordu komutanlarından Bingarus
(İlbeyli Kasımoğullarından) Binboğa Bey mahlâsı El Kasım’dır. (Yazar Seyyid
Veysel) Mısır Memlüklü Büyük Sultan Halife Melik Kalavunoğlu Salih’e
başkaldırdı. Bu yıl Miladi 1351 yılı idi. Bu İlbeyli komutan 1352’de Şam’ı ele
geçirdi. Dulkadiroğlu Karacabey ise bu başkaldırmış Bingarus’un tarafını tutarak
ordu gönderip ona yardım etti. Mısır büyük Sultanı Kalavunoğlu Salih ise büyük
bir ordu toplayıp geldi ve bu isyan eden orduyu yendi. Bingarus bu arada
öldürüldü. Mısır büyük sultanı Kalavunoğlu Salih kendisine karşı isyan etmesi
için tahrik edip İlbeyli Halep Beyi Bingarus’u kışkırtan Elbistan beyi
Dulkadiroğlu Karacabey’in memleketi olan Elbistan’a saldırdı. Elbistan’ı aldı.O
ise kaçıp Sivas’ta hüküm süren Er Edna oğlu Seyyid Muhammed Danişmend’e

                                                                             147
sığınan 100 yaşındaki Karacabey’i Mısır Sultanı “Sivas’ı alırım ve memleketini
yıkarım” diye tehdit edince Sivas Sultanı Seyyid Muhammed korkarak onu teslim
etti. Mısır Çerkez Halife Sultanı Kalavunoğlu Salih 100 yaşındaki bu esiri
öldürdü. 1361 yılında Sivas Er Edna Sultanı Seyyid Muhammed Danişmend’le
anlaşan Karacabey’in oğulları olan Dulkadiroğlu’nun torunları Elbistan Beyleri
babalarının (Karacabey’in) intikamı için Mısır Çerkez halifesi büyük sultanına
bağlı bulunan Malatya beyine saldırdı. (Belge: Kitabül Süluk Sivas kitabı notu)
Malatya’nın saldırılan bu beyinin ismi ise Esen Demir Bey idi. Bu hareket Mısır
büyük halife sultanına ağır geldi. Bunun acısı ile Şam’dan 5000 diğer Mısır
kazalarından 7000 süvari ile hareket edildi. Halep’e gelindi. İlbeyli Halep beyi bu
orduya 12000 İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmen süvari (atlı muharip) askeri kattı.
Ve Cem’an 24000 asker birleşip başkomutan Halep İlbeyli Beyi Emir Kutluboğa
önderliğinde Anadolu Er Edna Devleti’ne saldırdılar. Fakat Elbistan beyleri olan
Dulkadiroğulları ordusu ile birleşen Sivas İlbeyli ordusu karşısında güçlü ve 7
kapılı Sivas Kalesi’ni aşamadılar ve başarısız olup geri döndüler. (Belge: Sivas
kitabı sayfa 86) Bu olaydan 3 yıl sonra (1364) yılında İlbeyli Beyi ve Halep Naibi
Kutluboğa’nın oğlu Sivas Er Edna Devleti veziri olan İlbeyli Hoca Ali Şah (Hoca
bey) padişah Seyyid Er Edna Alaaddin’in oğlu olan Seyyid Gıyaseddin
Muhammed Danişmend’e başkaldırıp onu Sivas’tan Kayseri’ye kovaladı. Ordusu
ile Kayseri’ye sığınan Er Edna Devleti ve Sivas Padişahı, kendisinin eski
vezirinden (Hoca Bey’den) canını zor kurtarıp, Kayseri’de yapılan savaşta da
yenildi. Seyyid Gıyaseddin Muhammed hemen Mısır hükümdarı büyük sultanı
Halifesi Melik Eşref’ten yardım istedi. Acil olarak Kayseri’ye gelen Mısır askeri
ile ordusu güçlenen padişah Gıyaseddin Muhammed İlbeyli Hoca Ali Şah’ı bu
sefer yenerek öldürdü. Hoca Ali Şah’ın (Hoca Bey) yenilmesiyle esir edilip,
affedilmeyip öldürülmesine (acımasızlık olan bu duruma) kızan İlbeyli Beyler ve
askerler birleşip Danişmendoğlu Seyyid Gıyaseddin Muhammed’e saldırıp onu
yenip Kayseri’de Hoca Ali Şah’ın kısas ile öldürdüler. Yerine ise onun küçük
oğlu olan Seyyid Ali Danişmend’i getirip onu 1365 yılında Er Edna Sivas
Başkentli Devleti hükümdarı yaptılar (Belge: Sivas kitabı 87. sayfa.) Bu Seyyid
Danişmentli Ali Bey İlbeyli askerlerle ve komutanları ile birlik olup 15 yıl
hükümdarlık yapıp bu yılda (1380 Miladide) öldüğünden yerine o anda 7
yaşındaki oğlu Danişmendli Seyyid 2. Muhammed padişah oldu. Böylece 7
yaşındaki (Seyyid Alaaddin Er Edna’nın torununun oğlu olan) Seyyid 2.

                                                                               148
Muhammed Sivas’ta sarayda tahta oturdu. Yine merkez Sivas olup 14 il ve bu
illere bağlı ilçeler bu devlete bağlı idi. 7 yaşındaki padişahın dedesi (İlbeylilerce
kısasla öldürülen) Seyyid Gıyaseddin Muhammed Danişmend Kayseri’de köşk
denen binanın bahçesinde medfun olup kabri başında ise “Rahmetli Seyyid
Alaaddin Er Edna oğlu Muhammed ruhuna Fatiha” yazar. (Belge: Sivas kitabı 87.
sayfa.) Babası olan Seyyid Gıyaseddin Muhammed’in yerine 1365’de Seyyid
Alaaddin Ali Danişmend Bey padişah olduğunda İlbeyli Beyi vezir ve maktül
Hoca Ali Şah’ın oğlu olan İlbeyli Beyi Hacı İbrahim bey Amasya’da beyliğini
sürdürüyor idi. Amasya o zaman İlbeylilerin merkezi olup İlbeyli beyi Hacı
İbrahim Bey ordusu ile Barımbay komutanlığındaki Moğol İlhanlı Ordusu ile
savaşırken şehit oldu. Bu yıl 1378 yılı idi. Barımbay daha önce Seyyid Alaaddin
Ali Danişmend’e saldırıp onu yakalayıp hapsetmiş idi. Bunun üzerine
Danişmendliler (onun yakınları) Moğol İlhanlı ordusundan yardım isteyerek
İbrahim beye karşı Barımbay’ı Sivas başkentli Anadolu’ya göndermişlerdi. Onu
hapseden İbrahim beyden onu kurtarmak isteyen Barımbay Anadolu’ya bu yüzden
sefer yapmıştı. (Belge: Sivas kitabı 89. sayfa) Seyyid Alaaddin Ali Danişmend
Sivas padişahı iken Sivas’ta ölünce (Sivas’a bağlı Tokat kazası Kazova’da
cemazeyilevvel ayında ölmüştü) cenazesi Kayseri’ye nakledilip dedesi Seyyid
Alaaddin Er Edna’nın türbesine gömülmüştür. Onun ölümü sonrası toplanan
beyler 7 yaşındaki oğlu Seyyid 2. Muhammed’i yukarıda anlatıldığı gibi padişah
koltuğuna Sivas’ta oturtunca 7 yaşındaki yeni padişahın naibi olmak ve onun
adına Er Edna Devleti’ni (Bu büyük Danişmendli devletini) yönetmek isteyen 3
beyden biri Selçuklu soyu Kılıçarslan bey, diğeri Harezmli Karamanoğlu’nun
Kastamonu’ya yerleşmiş olan babadan soyu olan Kadı Burhanettin Ahmet ve bir
diğeri ise Amasya beyi İlbeyli Hacı Şad Geldi Paşa olup bu üçü birbirlerine
rakiptiler. Bu yüzden savaşa başladılar. Selçuklu soyu Kılıçarslan bey İlbeyli Hacı
Şad Geldi Paşa ile yaptığı savaşta yenildi. Ve bunu (bu yenilgiyi) kendisine destek
sözü verip kalleşçe bu sözden dönen Kadı Burhanettin’den bildi. Saf ve Temiz bir
kişilik olan   Kılıçarslan bu kalleşliği unutup ölmüş olan Er Edna Seyyid
Alaaddn’in torunu Seyyid 2. Alaaddin Ali Bey’in dul kalmış eşi yâni 7 yaşındaki
padişah Seyyid 2. Muhammed’in annesini nikah ile alıp evlendi. Bu prensesin adı
Sülü Paşa kızı idi. (Belge: Hayrullah Efendi tarihi, Sivas kitabı 91. sayfa) Kadı
Burhanettin Ahmet tuzak kurduğu ve birlikte dost gözükerek dolaşıp gezdiği
Kılıçarslan’ı kendisinin kız kardeşinin oğlu (yeğeni olan) Müeyyedin yardımı ile

                                                                                 149
av için çıktıkları dağda bu ikisi birlikte saldırarak yalnızken öldürdüler. (Önce
seninle av için gezelim diye Sivas’ın bir dağına çıkartıp sonra kalleşçe
öldürdüler.) Kadı Burhanettin kısa bir süre sonra ise Kılıçarslan’ın amcası
Selçuklu Beyi Keyhüsrev’ide kendi eliyle yine kalleşçe (bıçakla arkadan vurarak)
öldürdü. Hemen sonra 7 yaşındaki Seyyid Er Edna’nın torunu olan Seyyid
Alaaddin Ali’nin oğlu Seyyid Muhammed’ide (bu sabiyide) sarayda eliyle
boğarak öldürüp (tahtı ne Danişmendlilere ne Selçuklulara ne İlbeylilere ne de
Moğol İlhanlılara bırakıp ) 4 önemli soyada bırakmayıp 1381 yılında tahta oturup
Sivas sultanı oldu. (Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu) kelamı onun için
söylendi. (Yazar Seyyid Veysel) Böylece Er Edna adlı Sivas Devleti’ni kuran
Seyyid Alaaddin Danişmend’in Seyyidlerden kurulu hanedanı bitirilip, Sivas’a
Kadı Burhanettin önce kadı sonra vezir sonra padişahı oldu. Zilkade 1381 yılı idi.
(Belge: Sivas kitabı 91. sayfa) Er Edna Seyyidleri Danişmentlilerin Kayseri
Karakaya Köyü’nde Seyyid Hacı Cafer Danişmend’i oğlu Seyyid Şeyh Halil
Danişmend Zaviye Vakfiyesi (İkramı seven en cömert, en yüce bey oğlu olan
bağışlanmış rahmetli Cafer Bey Bin Er Edna) “toprağı temiz olsun” hicri 788
Miladi 1386 Ramazan diye yazan) bu belge ile Seyyid Şeyh Halil’in dedesinin
Seyyid Er Edna, babasının ise Seyyid Hacı Cafer Danişmend’i olduğu anlaşılır.
(Yazar Seyyid Veysel) Harezm’den Kastamonu’ya gelen Muhammed adlı Harezm
(Karamanlılar)’li bir ailenin soyu olan Kadı Burhanettin Ahmet 1381’de Sivas’a
hükümdar olunca onun padişah olarak başvurduğu entrikaları şöyle özetle
anlatmamda fayda var. (Yazar Seyyid Veysel) Karamanlı Türkmen ailesi soyu
Kadı Burhanettin’in baş rakibi olan Amasya beyi Hacı Şad Geldi paşa, Erzincan
beyi ve hakimi Seyyid Mutahhariddin ile (Danişmend asıllı Erzincan hakimi)
anlaştı. Gayeleri Danişmend’li Devletini (Er Edna) ortadan kaldıran ve bu taht
uğruna onlarca beyi ve tahtın sahipleri Danişmentli mirasçıyı türlü entrikalarla
yok edip tahtını gasp eden din adamı (Kadı) görüntülü büyük nefisin tahttan kanlı
ellerini çektirip oradan onu attırmak ve yerine temiz ve sevecen, mert, güvenilir
bir padişahı getirtmek ve Sivas sultanlığına oturtmak idi. Bunu duyan Kadı
Burhanettin Ahmet, 2 beye sahte mektuplar gönderip araya oyunlar ve casuslar
sokup hiylelerine devam ederek düşmanlarının aralarındaki ittifakı (Ortaklığını)
bozdu. Seyyid Mutahhariddin’den ayrı kalıp yalnızlaşan Amasya İlbeyli beyi Şad
Geldi Paşa’yı Moğolların ve anlaştığı diğer beylerin yardımı ile o beylerin
ordularını ise yanına toplayarak yenerek öldürdü Miladi 1381. (Belge: Sivas kitabı

                                                                              150
aynı sayfa) Bu mücadele sonrası Sivas’a bağlı olan Divriği Sancağı Sivas’tan
ayrılıp oraya asker gönderen İlbeyli Çerkez ve Çeçenleri olan Mısır Mendilik
(Kölementlere) geçti. Oraya İlbeyli Halep’ten gelen İlbeyli Naip ise İbrahim bin
Muhammed Şehri (İlli) idi. Kadı Burhanettin Ahmet tahtı gasp ile ele geçirdiği
1381’de Malatya’da Mintaş isimli Vali Mısır büyük sultanı Kölemen Mendilik
Halife Melik Salihe bağlı ve Mısır korumasında idi. Halep Valisi ve İlbeyli Beyi
olan Yelboğa En Nasiri (Nasır evlatlarından) de aynı anda ve günlerde Mısır
halifelik tahtına büyük sultan olmuş olan Çerkez Berkuk’tan evvel aynı aileden
Melik Salihi tahta büyük sultan olarak kendi gücüne güvenerek çıkartmak
istiyordu. Fakat bu isteği yerine gelmemiş ve Kahire’de büyük sultan ve halife
Berkuk tahta oturmuştu. İşte bu anlarda Malatya Valisini (Mintaş’ı) aldatan ve
misafir ve dost olarak gittiği Malatya’dan yanında Sivas’a yine misafir olarak
getiren Kadı Burhanettin onu Sivas’ta önce sarayda misafir edip sonra hapse
atarak herkesi bu kalleşlikle şaşırtıp “Malatya’yı bana verirsen seni sağ bırakırım”
diyerek yine kalleşçe oyunlarına devam etti. Onun bu kalleşçe tavrına çok kızan
İlbeyli Halep Beyi Emir Yelboğa elçi ile Kadı Burahnettin’e gönderdiği namede
(mektupta) gelir Sivas’ı elinden alırım ve seni perişan ederim o esir ettiğim
misafiri serbest bırak” demişti ve bu namertliği kabullenememişti. (Belge: Sivas
kitabı 99. sayfa) Yeni Sultan olmuş Mısır Büyük Sultanı Halife Çerkez
Berkuk’dan bu kalleşliği kaldıramayan ve izin alan İlbeyli Halep Beyi Emir
Yelboğa En Nasiri Halep İlbeyli ordusu ile Sivas’a gelip Kale’yi kuşattı. Bu arada
rehin aldığı Malatya beyi Mintaş’ı şantajla ikna eden ve kandıran Kadı
Burhaneddin Ahmet onu ve kendi adamları olan birkaç kişiyi Sivas kalesi gizli
yolundan Tebriz’e gönderip Malatya’yı Moğollara (İlhanlılara) peşkeş çekerek
Moğol İlhanlı ordusunu Sivas’a İlbeyli Emir Yelboğa’dan kurtarmak için istedi.
İlbeyli komutan Yelboğa Divriği’ye naip bırakılan diğer İlbeyli vali olan İbrahim
bin Muhammed Şehrinin oğlu Veled Şehri’yi az bir kuvvetle Tebriz’den yola
çıkıp Sivas’a doğru süvarileriyle gelen Moğol askerlerinin adedini öğrenmek için
(Keşif için) Erzincan’a doğru yola çıkarttı. Divriği İlbeyli askerleri ile yolda
karşılaşan Moğol İlhanlı askerleri arasında hemen savaş başladı. Bu savaş
esnasında Divriği İlbeyli öncü kuvvetleri Halepli Komutanı Velet Şehri şehit oldu.
(Belge: Kitabül Sülûk- Sivas kitabı 99. sayfa.) Erzincan yolunda Moğollarla
savaşa giren Divriği İlbeyli askerlerine kendi İlbeyli ordusunu ikiye bölüp
yardımcı kuvvet gönderen Emir Yelboğa en Nasirî diğer kuvvetleri ile Sivas

                                                                                151
kalesine saldırdı. (Bu kale şimdiki Osmanlı yapısı 1510 yılları kalesi değildir. Bu
kale şimdiki 3500 İlbeyli şehidini tek mezarda toprağa vermiş İlbeylilerin
bulunduğu tek mezarın bitişiği olan 7 kapılı 1500 yıl evvel Bizanslılarca (Miladi
500’de) yapılma ve Sivas’ın isminin Kahire olduğu zamandan 600 yıl sonra
Rumlar (Doğu Romalılar) tarafından yapılma eski kale idi.) (Yazar Seyyid
Veysel) İlbeylilerin 40 gün süren bu kuşatmasında sağlam Sivas Kalesi’nin sadece
7 kapısından biri olan Erzincan kapısından girilebildi. Fakat Moğolların Sivas’a
varması ile Moğollarla savaş başladığından kale fethedilemedi. Bu arada Tebriz’li
İlhanlı Moğollarla İlbeyli Yelboğa, aralarında elçiler göndererek anlaşıp savaşı
durdurup, İlbeyli ordusu yine Yelboğa komutanlığında (Çünkü 2 orduya da
Sivas’ı teslim etmeyeceği anlaşılan Kadı Burhanettin’in ihtirası ve hırsını 2
komutan (İlbeyli ve İlhanlı ordu komutanları) anladıklarından İlbeyli Yelboğa
memleketi Halep’e Moğol İlhanlı komutan ise memleketi Tebriz’e (anlaşıp) geri
döndüler. Böylece Sivas 1381’de İlbeylilerce alınamamış Divriği ise İlbeyli Naip
Şehri ailesinde Halep’e ve Halep’in bağlı olduğu Mısır’a bağlı olarak kalmıştı.
(Belge: aynı kitap aynı sayfa Kadı Burhanettin Bölümü) Miladi 1397 yılında
(Yâni Kadı Burhanettin’in padişahlığının 16. senesinde) Sivas’a bağlı olan
Kayseri’de valilik yapan Kadı Burhanettin’in bacısı oğlu olan yeğeni (Selçuklu
beyi Kılıçarslan’ın kaatili) Müeyyed kendi soyu olan Harezm’li Karamanoğlu ile
anlaşarak dayısına karşı isyan etti. Kadı Burhanettin 9000 kişilik güçlü süvari
ordusu ile Kayseri’yi şiddetle kuşattı. İç kaleye sığınan yeğenini esir alırken onu
kendisine teslim eden Akkoyunlu aşireti reisi ve beyi Karayörük Osman Bey’e
söz ile teminat verdiki “Yeğenim Müeyyedi öldürmeyip bağışlayacağım” diyerek
onu teslim aldı. Ama sözünün aksine onu hemen öldürdü. Onun bu sözünde
durmamasına ve gaddarlığına kızan Akkoyunlu beyi Osman Karayörük 600 atlısı
ile Sivas’tan uzaklaştı ve Kadı Burhanettin’i bu yüzden terk etti. Bulunduğu
Zara’dan Divriği’ye hareket eden Osman Bey’in yanında bulundurduğu az
kuvvetini (Çünkü ona çok kızan ve kin besleyen            Kadı Burhanettin onla
konuşmuyordu ve bu olaydan 15-20 gün geçmişti.) fırsat bilip Sivas’tan onu
takibe alan ve ona saldırıp öldürmek isteyen ve onu takibe devam eden Kadı
Burhanettin Ahmet öyle hızlı hareket etti ki o ilerde ordusu ise geride kaldı.
Geride kalan ordusunu beklemelerini söyleyen yardımcı komutanlarını da o hırsla
dinlemedi ve Osman beye yetişti. Karayörük Osman bey Divriği yakınındaki
Karabelden ani olarak geri dönüp o anda yanındaki az kuvveti ile saldıran Kadı

                                                                               152
Burhanettin’i yaraladı ve esir aldı. Bunu gören artçılar kaçtılar. Kadı Burhanettin,
Karayörük Osman’ın elinde yaralı olarak esir olmuştu. Korkunç hırsı aklını
başından almış ve onu mağlup etmişti. Karayörük Osman bey daha önce padişahı
ve bağlısı bulunduğu Kadı Burhanettin’i affetmek ve Sivasa padişah olarak geri
göndermek niyetinde idi. Ama yanında bulunan yardımcısı ve Tokat beyi Şeyh
Necip çok tecrübeli biri olduğundan onu kalleşliklerini ve entrikalarını tek tek
sıralayarak “öz yeğenine acımayan sana ve bana acırmı?” hayatı yanlışlarla ve
gaddarlıklarla dolu olan bu insan, bu kötü huylu padişah hemen düzelir mi? Huylu
huyundan vazgeçer mi? diye israr ederek ve delilleri sunarak yaptığı 20’ye yakın
kalleşliği ve katilliği ve yanlışlığı sıralayıp anlatarak onu Yörük Osman beye
(ikna edip) öldürttü. Böylece 1399’da ki bu olay sonrası Sivas hükümeti ve
padişahı Kadı Burhanettin Ahmet 18 yıl hüküm sürüp bu yalan dünyadan öteki
olan gerçek dünyaya yaptığı yanlışlardan ve namertliğinden dolayı hesaba
çekilmeye doğru uğurlandı. (Yazar Seyyid Veysel) Bu yılda padişahsız kalan
Sivas başkentli 14 illi Anadolu İslam Devleti’ni Sivas ileri gelenleri olan Ahiler
ve halk aralarında müşavere ederek o sırada Amasya’yı almış olan Danişmend
İlbeyli Balıkesir Karsi Beyliği Ede Bali (Dede Bali)’nin kızı Mel Hatun’la
evlenen damadı olan Osman Gazi’nin Oğulları’ndan olma torun Yıldırım Beyazıt
Beye (Osmanlı hükümdarına) sultanı Sivas’a davet ederek verdiler.(Yazar Seyyid
Veysel) Sultan Yıldırım Beyazıt ordusu ile geldi törenle karşılandı. Ve Sivas’ı
oğlu Süleyman’a tapu etti. (Aynı kitap 111. sayfa) Divriği, Darende, Gürün,
Arapgir, Egin, Elbistan, Mancılık, Kangal, Alacahan , Antep , Maraş, Kilis ise
1516 yılına kadar yeni Musul (Mısır’a) bağlı Halifelik Devleti olan Halep, Musul,
Şam İlbeyli beylerinde kaldı. (Yazar Seyyid Veysel)

   MİLÂDİ 1400-1516 YILLARI ARASI 116 YILLIK İLBEYLİ İSLAM
CEMAATİ TARİHİ VE İLBEYLİ MERKEZİ YENİ İL TARİHİ

   İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerin, yenilmez Moğol Ordusunu 1277 yılında
merkezleri olan Halep Şam ve Yeni Musul (Mısır’dan) gelerek Elbistan’da büyük
bir hezimete (Mağlubiyete) uğratmaları İlbeyli Beyi ve Mısır, Şam, Halep sultanı
Çerkez Bars beyi (Baybars) dünyada meşhur etmişti. Hemen Tebriz Moğol
başkentinden büyük bir ordu ile harekete geçen Moğol komutan (Noyan) Abaka,
geldiği ve gezdiği Elbistan sahrası olan savaş alanında kanlar içinde yatan
akrabaları Tuku Ağa ve Tadavun Noyan’ın kan içindeki cesetlerine sarılmış,
                                                                                153
ağlamış daha önce Divriği’den geçerken de Divriği Kale surları yıkmış idi. Eğer
bu hırsla Divriği’den geri dönüp geçse idi o dünya güzeli Ulu Camii bile yakar ve
yıkardı (Çünkü ateşperest ve kâfirdi.) (Yazar: Seyyid Veysel Semih) Oradan
Bağdat’a gidip Moğollara ait Bağdat’ta yardımcı kuvvet bekleyip 1260’da ki 1.
mağlubiyet sonrası Baybars ve İlbeyli Çerkezlerden (Ayn Cülut savaşından sonra)
2. Mağlubiyeti de Tadavun Noyanla, Tuku Ağa ile yenilmez ünvanlı bu Moğol
kafirleri 1277’de Elbistan’da alınca işte Moğol hakimiyeti burada (Arap Yarım
adasında) duraklamaya ve aldıkları topraklarıda bu 2. büyük savaş ve yenilgi
sonrası kaybetmeye başlamışlardı. (Belge: Seyyid İbni Bibi Selçukname.) Zaten
zalim Abaka bu savaş meydanında yanındaki kendine yarı esir Moğol valisi ve
veziri olan Tokat’lı Danişmendoğlu Seyyid Muinettin Pervane’nin (hırsından
onun 102 idareci ve komutan arkadaşları olan) Selçuklu Müslümanlarını şehit
etmiş, başlarını uçurmuştu. (Belge: İbni Bibi Selçukname) Abaka’yı Bağdat’a
uğurlayıp, Tokat’a dönüp sonra Tokat’tan gelip onunla Bağdat dönüşü buluşan
zavallı bu veziride (Seyyid Muinettin’i) başını uçurarak şehit etmişti. (Belge: İbni
Bibi Selçukname.) Bu olayın sonrası yıllarda Selçuklu bitmiş, bu topraklara ise bir
müddet Moğol İlhanlılar sahip olup 1340 yıllarında yâni Danişmendoğlu Seyyid
Alaaddin er Edna devlet olup onun torununun oğlunu sarayda katleden ve tahta
geçen Kadı Burhanettin’den ise tahtını onu Divriği’de öldüren Karayörük Osman
Bey aldıktan sonra ise ondanda taht Osmanlı Yıldırım Beyazıt’a geçmiş, onu
Ankara Çubuk ovasında yenen Timur ise Sivas’a bir müddet oturmuştur. Timur
sonrası 1402’lerde Yıldırım Beyazıt yenilgisi ile boş kalmış olan Sivas’a Mezit
Bey isimli bir bey bir müddet bey olmuş idi. Yeni il (İlbeyliler yurdu olan idare
merkezi Darende’nin) bağlı olduğu Sancak olan Divriği Sancak Beyleri
Şuhrilerce-Şehrilerce idaresi ise 1600’e kadar sürüp, Kangal’ın, Alacahan beldesi
eski Belediye Başkanı Sayın Şakir Arslanpınar’da bulunan çok kıymetli bir
belgesine göre 1600 yılları başlarında buraları 1516’da alan Yavuz Sultan
Selim’in torunlarından Sultan 4. Murat İlbeylilere ait bu toprakların tümünü
kendisi Bağdat’ı fethe giderken karısı Sultan Hanıma 1638 yılında bağışla
vakfetmiştir.) Bu belgede sınırı kuzeyde şimdiki Çetinkaya ve Kangal, batısı
Mancılık Köyü doğusu Divriği Arapgir ve Egin güneyi ise Hekimhan, Darende
(Larrinde), Gürün ve Gürün’ün Sivas’a doğru devamı olan Uzunyayla ve 42 pare
İlbeyli köyleri olarak Vakıfnamede İlbeyli yurdu olan Yeni İl diye aynen bu
topraklardan bahseder. (Belge: Vakıfname) Bu İlbeyli toprakları 1402 yılında

                                                                                154
Timur Şam’ı aldığında kendini misafir edip iyi davranan Halep, Şam, Mısır
İlbeylilerine ve halife vekillerine ondan ikta olarak tekrar bırakılmış olup
1400’den 1516 Mercidabık savaşında Osmanlılarca (Yavuz Sultan Selim’ce)
alınana kadar İlbeylilerin Halep beylerinin bağlı olduğu Mısır Halifelik Devleti
yöneticilerince Şehriler-Şuhrilerce 116 yıl yönetilmiş, Divriği Sancak beyliği ise
Şehriler ünvanlı Seyyidlerce İlbeyli Bey ve Halife vekilleri olarak Mısır Memlük
Devletine bağlı bu İlbeylilerce yönetilip yine İlbeyli 42 pare köy dahil büyük bu
toprak parçası olan Yeni il İslam adaletine teslim olmuştu. (Yazar Seyyid Veysel.)
İlbeyli tarihinin Divriği Sancaklı bu 116 yılını “Divriği Evliyaları” isimli bir kitap
yazan sayın Kutlu Özen (Divriğili) bu kitabının 13. sayfasında şöyle anlatmakta
ve İlbeyliler’in Divriği’de ki faaliyeti ve kurdukları camileri şöyle bildirmektedir.
Divriği Evliyaları isimli bu kitapta kitabının 100-104. sayfalarında ben aciz
Seyyid Veysel Semih Danişmend’in (Şeker’in) 12. soy dedesi olan ve 2005’te
1450 yaşına varan mübarek Sancağı Şerifi o zaman (Miladi 1590-1610 yıllarında
taşıyan ve muhafaza eden-koruyan) Seyyid Koca Saçlı Muhammed Danişmend’in
(o andaki Divriği Erikli Ziniski’de ki Nakibül Eşraf olan) yani Peygamber sülalesi
Divriği sancağı dahilindeki Seyyidlerin nüfus kayıtlarını tutan Kaim makam olan
işte bu Seyyid’in de akrabalarının hayatını anlatıp halk hikayelerini ve
cenknamelerini (Savaş hikayelerini) Arapça’dan Türkçe’ye çevirip yazmıştır. Bu
yazdığı ve anlattığı bilgilere kaynak olarak araştırmacı yazar sayın Kutlu Özen 12.
dedem Seyyid Koca Saçlı Muhammed Danişmend’in belgelerini kitabına
aktarırken bu Seyyidle (Seyyid Koca Saçlı) ilgili belgeleri ise ben acizin yazmış
olduğu (1994’te) bastırmış bulunduğum Seyyid name adlı kitabımdan aktarmıştır.
Bu   kitapta   (Divriği   Eyliyaları-Kutlu    Özen)    Divriği    şöyle   anlatılıyor;
Mengücekoğullarından sonra Divriği (1277-1516 yılları arası ) (1276-1277) de
Hülagü’nün oğlu İran İlhanlı Hükümdarı Abaka Mısır Memlüklülerine karşı
Elbistan seferine giderken (Elbistan mağlubiyetinin acısını ve öcünü İlbeyliler ve
komutanı Baybars’dan almaya giderken) (Yazar Seyyid Veysel) Tebriz’den çıkıp
yolu üzerindeki Divriği’ye de uğramıştı. (Çünkü Maraş, Antep ve Halep’e giden
yol Divriği’den geçiyordu) (Yazar Seyyid Veysel) Şehir eşrafının kendisini
istikbal ederek (karşılayarak) iyi bir şekilde karşılamasına rağmen o hırsla kale
surlarının yıkılmasını emretmişti. Bu yıldan sonra (1277’den 1340 yılına kadar)
geçici Moğol (İlhanlı) işgalinde kalan Divriği 1340-1398 yılları arasında yerli bir
hanedan olan Şuhriler’in (Şehrilerin) yönetiminde iken önce Er Edna ve sonrada

                                                                                  155
Kadı Burhanettin hükümetlerine (Sivas Sultanı) karşı bağımsız kaldı, ve kendini
yönetti. 1401 yılında Memlüklü sultanlarının (yâni İlbeylilerin) (Yazar Seyyid
Veysel) sınırlarına katılan bu kent bu devletin (Halep Mısır Şam Mendilikli
Devletinin) (Yazar Seyyid Veysel) kuzeydoğudaki en önemli karakolu (Sancağı)
(Yazar Seyyid Veysel) oldu. 1516’ya kadar süren Memlüklü döneminde Naibüs-
Sultana (Sultanın Naibi-Vekili) ünvanı ile yöneticilikte bulunanlar Divriği’de yeni
bir çok camii, türbe, han, hamam, zaviye yaptırdılar. Kantepe, Hoca Mercan,
Araplık, Kadı İskender adlarını taşıyan bu eserler Memlüklüler döneminden
kalmadır. Bu gün Kantepe Camisi içinde Mısır, Memlük Sultanı Seyfettin
Kayıtbay (1468-1496)’ın adını taşıyan ve onun devrinde burada bulunan bir Mısır
valisi medfundur. (Mezarı bulunmaktadır.) Türbe Kitabesi 874 Hicri 1469 Miladi
veya 894 Hicri 1489 Miladi tarihlidir. Divriği Memlüklüler döneminde Şam
eyaletinin Halep Naipliğine bağlı ileri bir karakol durumunda idi. Divriği kesin
olarak Mercidabık zaferi (Halep’e yakın) 24 Ağustos 1516’dan sonra (Yavuz
Sultan Selim’le) Osmanlı hakimiyetine girdi. 1391’den 1516 yılına kadar süren
Memlüklü hakimiyeti (Asıl 1402-1516) arasıdır. Zira 1391 -1400 yılları arası
Divriği Akkoyunlu Beyi Karayörük Osman Bey’in kuvvetleriyle yönetilip oradaki
yerli Seyyidler (Danışmentli ve Mengücekli) olan Şuhrileri (Şehrileri) Osman
Bey’in bağlı bulunduğu Kadı Burhanettin kontrol altında tutuyor ve Sivas
padişahı Kadı Burhanettin’in düşmanı olan İlbeylileri Divriği’ye sokmuyor oranın
kontrolünü ise Karayürük Osman Bey’e yaptırıyordu. (Çünkü Divriği Sancak
bulunan bir merkez olarak çok önemli bir belde idi) 1402’de Timurla iyi geçinen
Mısır, Şam ve Halep İlbeylileri Divriği’nin kontrolünü İlbeylilere (Halep
Beylerine) işte bu yılda 1402’de bağladılar. (Yazar Seyyid Veysel) sona erdi
diyerek Divriği’de ki Memlüklü hakimiyetini böyle anlatmıştır. Sayın Kutlu
Özen’in kitabından alınan bu yazılardır. Demekki bu Divriği sancağını yöneten
Şuhriler adlı yerli aile bu idareyi 1340 Miladi yılda Moğollardan devraldığında
1399’a kadar 60 yıl Mısır, Şam, Halep, Çerkez ve Çeçen İlbeyli sultanlarına tabi
olarak yönettiki Erzincan-Divriği yöneticisi Seyyid Şuhrilerden Muhammed ve
oğlu Seyyid Hasan Çelebi Bursa’ya Yıldırım Beyazıt tarafından esir olup (1399-
1400 arası esir olup) sonra Sultan Murat’a vezir olup onun oğlu Fatih Sultan
Muhammed Han ile yine vezir olup 1453 yılında Kostantiniyye gazisi olarak bu
Divriğili baba oğul Meşhur oldular. (Köle Şahingil-esir Şahingil) Yani Divriğili
Seyyid Kuloğlugil (Yazar Seyyid Veysel) (Belge: Nakibül Eşraf Divriği Erikli

                                                                               156
Seyyidleri nüfus kaydındaki Kostantiniyye gazisi Danişmendoğlu Seyyid Hasan
Çelebi bin Seyyid Muhammed kaydı. Belge: 1. defter 18.sayfa Seyyid Nakibül
Eşraf Muharrem efendi kaydı. Tarih Miladi 1510.) İslam Ansiklopedisi Cilt 11
sayfa 2’de de Suğur şehirlerini anlatırken Suğur’un delik ve yarık demek
olduğunu 14. asırda yâni 1300 Miladi de Memlük (İlbeyli Mısır imparatorluğunun
) Suğur (Sınır, yarık) ve delikleriyle bu yollardan gidilerek varılan şehirlerini
sayarken Malatya, Divriği, Darende, Antep, Tarsus ve Ezin olarak (meşhur Zara,
Divriği, Darende, Antep, Kilis, Halep İlbeyli arka yolunu) yazar Kalkaşandi
kitabında bildirir. (Yazar Seyyid Veysel)

   MİLÂDİ 1516-1836 YILLARI ARASI İLBEYLİ İSLAM CEMAATİ 320
YILLIK VE 1836-1998 YILLARI ARASI 162 YILLIK TARİHİ


        1520-1560 milâdi yılları arası 40 yıl kadar Osmanlı devletinde padişahlık
yapmış olan Kanuni Sultan Süleyman ve onun babası olan Yavuz Sultan Selim’in
son zamanındaki belgeye göre 1516-1517 arası 3 yıl ve 1520-1600 yılları arası 80
yıl İlbeyliler Mısır, Şam ve Halep vilayetlerinde Osmanlı’ya bağlı olarak ve
Halep’te de ağırlıklı olarak oturuyorlardı. İlbeyliler Mısır, Suriye, Hicaz (Mekke-
Medine) ve Halep, Osmanlı devletine geçmeden evvel ise 1516 yılına kadar
(milâdi 1168 yılından 1516 yılına kadar 446 yıl) Mısır sultanları olan Çerkez ve
Çeçen ve Kölemenler yâni Memlüklüler yâni Yınallılar (İnallılar) Fustat
Selçuklularının askeri olup, başta Halife-Sultan şehri olan Kahire (Fustat) olmak
üzere Mısır Sultan Halifeleri’nin koruma kalp (merkez) askerleri idiler. 1516-
1517 yılları arasında Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim Şii İran’a saldırıp Şii
İran Şahı İsmail’i ve Şii İran ordusunu yendi. Tebriz’i feth etti. Sonra hemen
Sünni Mısır’a saldırıp Suriye Hicaz bölgesini de içine alan Sünni Mısır Halife
devletini ve Sünni İlbeyli Çerkez ve Çeçen Kölemen ve Memlüklü Sultanlarını ve
ordularını, o sırada Macar ustalarına yaptırmış oldukları çok gelişmiş topları ile ve
muazzam topçu Yeniçeri alaylarının üstün teknolojileri ile yerle bir etti, ve tüm
Hicaz ve Kudüs bölgesini Osmanlı’ya kattı. Bu yılda Yavuz Sultan Selim’e ve
Osmanlı’ya karşı duran ve devleti ( Mısır Halife Sultanlığını) koruyan tüm Mısır
halkı Sunni Çerkez ve Çeçen Selçuklu Yınallı ( Yınallı=Yınaplu) askeri olan
Kölemenlerini Kahire de (Sarayda) koruyan ve devleti savunan İlbeyli Çerkez ve
Çeçenler kendiside Sünni padişah ve halk olan Osmanlı Yeniçeri ordularına karşı
memleketleri olan Halep’i Şam’ı Mısır’ı ve Hicaz’ı padişah sultan ve halifeleri
olan 85 yaşındaki Yınallı Selçuk soyu Kansu Gavri ve onun yeğeni olan Toman
Bay (Teoman Bey) yanında savaşarak ve ülkelerini savunarak ve Osmanlı
ordusuna büyük kayıplar verdirerek korumaya çalıştılar. Çünkü İlbeyli Çerkez ve
Çeçen Türkmendlerin büyük bir kısmı Mısır’a bağlı Halep’te savaşın yapıldığı
Mercidabık’a 16 Km mesafedeki Halep’in içinde ve (42 pare köyde) oturuyordu.
Ama sultanlık ve halifelik Kalb koruma ve muhafız ordusu olan yine İlbeyli
Çerkez ve Çeçen savaşçılar, Mısır da Saray civarındaydılar. Başlıyan savaşta ilk
anlarda İlbeyli Halep hakimi ve İlbeyli beyi olan Gazali Hayırbey önce akşama
kadar Osmanlıyla savaşıp sonra onunla anlaşıp Halep’i Osmanlı devleti II. Veziri
olan Yunus paşaya teslim etmiş böylece büyük bir katliamı önlemiş idi. Bu çok
hayırlı bir davranış olan bu davranışı ve tedbiri ile halkını kurtararak önce büyük
                                                                                 157
bir kahramanlık ve sonra akılcı bir iş yapmış idi. Daha önce zaten Hayır Bey
Osmanlı elçilerine öldürün emri veren Halife Kansu Gavri’ye Kahire’de mani
olarak “Elçiye zeval olmaz” diyerek mani olup elçileri ölümden kurtardığı
Osmanlı’da meşhur olmuştu. Hem Halep’de hem Sivas’ta Hayırbey adlı köyde
(İlbeyli köylerinde soyu devam etmektedir) (Yazar Seyyid Veysel) (Belge:
Müneccimbaşı Seyyid Ahmet Dede Tarihi.) Ama Mısır ve Halifelik merkezi olan
Başkent Kahire Çerkez ve Çeçen Kölemendlerin (Memlük Yınallılarının) sarayı
çok zor teslim olmuş, göğüs göğüse savaşan 50 bin Çerkezin (İlbeyli Çerkez ve
Çeçenlerin) ölümüne sebep olmuştu. (Belge: olayı gözleri ile görüp kitabına yazan
Ruznameci Haydar Çelebi.) Hatta bir ara Osmanlı ordusu yenilme derecesinde
çok zor bir duruma bile düşürülmüştü. (Belge: Ruznameci Haydar Çelebi.) Yavuz
Sultan Selim bu yüzden Çerkezlere karşı (Sonra oğlu Kanuni Sultan Süleyman
padişah olduğunda) o da babası gibi samimi davranmamış Mısır başkenti
Kahire’de ki bu muazzam direnişleri nedeniyle ancak bu iki padişahın torunları
zamanı (84 yıl sonra) Çerkez ve Çeçen Halep ve Türkmend halkı İlbeylilerle bir
yumuşama olmuştu ki 1600 yılında Anadolu ya ve Marmara ya ve çevresine
gelip oturmalarına (9316 evlik ailenin) müsaade çıkmış idi. Bu belge bu durumu
gayet açık olarak yansıtmakta olup “onlardan İlbeyli Çerkez ve Çeçen Türkmen
Halep halkından” onları Osmanlı ordusuna alıp yararlandılar demektedir. Halep
ve Sivas Türkmenleri olan Çerkez ve Çeçen İlbeyliler, Orta Anadolu’ya (eski
yurtları, ilk yurtları Darende (Yeni İl) ve Uzunyayla 42 pare İlbeyli köylerine) ve
Ankara, Balıkesir taraflarına 374 yıl sonra (1226-1600 arası) 1226’da Selçuklu
sultanı Alaaddin Keykubat’la 1600 yılı başlarında Osmanlı Sultan Ahmet arası
gurbete düşüp tekrar öz memleketleri olan Anadolu’ya yerleştirilmiş, devletçe
iskân edilmişlerdi. Böylece Anadolu Osmanlı Yeniçeri ordusuna asker, onbaşı ve
100, 1000 ve 10bin başı Yeniçeri orduları komutanlar olarak kuvvet katmışlardı.
İşte orta Anadolu’ya ve diğer yerlere, bilhassa Sivas Yeni ile (Divriği Sancağına o
zaman 1600 yılında bağlı olan Darende, Gürün, Arapgir, Egin, Kangal, Uzunyayla
ve 42 pare eski İlbeyli köylerine) 1600 yılında tekrar yerleşen göçmen İlbeyliler,
büyük bir ihtimalle bu yüzden yâni 1516-1517 Mercidabık ve Mısır Kahire
savaşlarında Çerkez Memlük ve Osmanlı ordusunun bu iki ordu arasındaki yekün
olarak 150 bin kayıplı savaşında (her iki taraftan bu büyük kayıp nedeniyle)
mağlup taraf olduklarından Çerkez ve Çeçenliklerini gizleyip sadece Türkmen ve
İlbeyli kimliğini öne çıkardılar. Osmanlı’lar 1517 de tüm Mısır, Şam, Hicaz ve
Haleb’i fethedip Çerkez ve Çeçenleri esir ettiklerinden (Kölemend ve
Memlükleri) aynı topraklardaki Halep İlbeyi Gazali Hayır Bey’in aklı ve sulhü ile
(Mısır sarayını koruyan İlbeyli Çerkez ve Çeçen muhafızlar hariç) sağ kalmışlar
ve katliama uğratılmamışlardı. 1600 de tekrar getirilip yerleştirildikleri Anadolu
da Çerkez ve Çeçenliklerini hep gizleyip İlbeyli ve Türkmend kimliklerini öne
çıkarıp tekrar vazife aldıkları Anadolu Yeniçeri ordusunda Osmanlı ile kaynaşıp
anlaşıp, canı pahasına koruduğu ve kolladığı 446 yıl hizmet ettiği Selçuklu soyu
Memlüklü (Mendilikli) Kölemend (Esirmend) Çerkez ve Çeçen Mısır sünni halife
devletinin Osmanlıca yok edildiğini (İptal edildiğini) görüp bu seferde 1600
yılından sonra Anadolu da Osmanlı’nın yenilmez kılıcı olup Yeniçeri’yi
kendilerine sırf Cenab-ı Allah’ın lütfettiği kurmaylık (Savaş gücü, plan, takdik ve
savunma yeteneği) vasfı nedeniyle yönetti ve yücelttiler. İlbeylilerin Anadolu’yu
ilk fethettikleri yıllar olan 1056 yıllarına özetle dönecek olursak İlbeylilerin Sivas
daki ilk yerleşim bölgesi yine Lârrinde (Güzellar, Darende) olup oraya ilk olarak
1048 yılında Halifeleri Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi ile yerleştiklerinde Divriği
de Danişmend lilerin Divriği fatihi Seyyid Sacoğullarından Seyyid Divdat Bin
Muhammed el Sac’ın sultan olduğu Ehli Beyt Divriği devletine bağlı idiler.
                                                                                  158
Divriği’yi 905 de (Milâdi) Ermeni Ara isimli prensten alan Seyyid Danişmendli
Divdat Seyyid Sacoğlu Muhammed Afşin’in oğlu olarak Larrindeye’ de (Yeni İl’
e de Darende’ye) yine o hükmediyordu. (Belge: İslam Ansiklopedisi Sacoğulları
bölümü.) 1056 yılında Darende den kalkıp gelip Sivas’ı fetheden İlbeyli İslam
cemaati Sivas’ı Ermeni Senekerim oğlu olan Vaspaguran Devleti prensleri olan 2
kardeş (Prens Atom ve Prens Apuselh den) kaleyi alıp fethetmişlerdi. İlk aldıkları
Sivas da halife ve beyleri olan Seyyid Abdulvahab Gazi Danişmend ile mübarek
İlbeyli Sancağı şerifini de kalede dalgalandırmaya başlamışlardı. Bu şehre
yerleşen iki kardeş’in biri olarak diğer kardeş ise Soğuk Çermik yolundan ordusu
İlbeylilerle hareket edip (Seyyid Ahmed Turan Danişmendli ile) Nikhisar
(Taşkend) fethedilip orasıda bir İslam beldesi olmuş ve iki şehirde ki (Sivas-
Kars-Taşkend-Niksar) mescidlerde Ezan-ı Muhammed-i yi 1056’da okumaya
hafızlar başlamıştı. Larrin de (Yeni il de) ( Darende de) Azim adlı mescidi (belge:
Danişmend Name) Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi’nin amca çocukları olarak ilk
bina eden ise Seyyid Sac oğulları olan Seyyid Muhammed Afşin’in oğlu olan
Seyyid Divdat el Sacın dedeleri ve kendisi idi. Oraya 1038’de Selçuklu Devleti
kurulduğunda gelen ve bu topraklarda misafir edilen Seyyid Reyhan
Danişmend’in (Burutekin’in) oğullarından Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi idi.
Kendisi ilk Danişmend Seyyid Dede Korkut’un torunu olan Seyyid Reyhan’ın
oğlu olarak onun oğulları ise Seyyid Abdülvahap Gazi Danişmend ve Seyyid
Ahmet Turan Gazi Danişmend idiler. Bu iki kardeş ilk namaza burada
(Darende’de) 1048 de babaları henüz sağ iken Azim Mescidi’nde başlamışlardı.
Açık kalple ve lâik bir devlet görüşü ile her dinin mensubunun ibadetini serbestçe
yapmasına müsaade edildiği Yeni İl Darende’de Hristiyanların kiliselerine tamir
parası verip papazlarına ise devletçe maaş bağladıkları, yerli Ermeni ve Rum
halkını laik bir devletçi anlayışla ve İslami bir hümanist yaklaşımla ve bu
görüşün, vicdan ve merhameti ile adeta öz kardeş gibi birlikte bir yaşantı içinde
bu 2 hristiyan toplumun (Ermeni ve Rumların) namusunu kendi namusları gibi
koruyup kollayıp ve güzel bir İslami idareyi kurmuş ve İslam ordusu yanında
Ermeni ve Rum yardımcı orduları ile beraber Miladi 905’ten beri Divriği’yi ve
Darende’yi Anadolu’nun dışından fethe gelen Haçlılara karşı korumuşlardı.
Onları dininde serbest bırakmışlardı. ( Belge: Danişmend Name, Belge: Süryani
Mihael, Belge: İbnül Adim, Belge: Tarihi Azimi, Belge: İbnül Esir.)

     Aynı yıl bu iki kardeşin göz bebeği olan babaları Seyyid Ebu Cafer Battal
Gazi Egin (Kemaliye de) istirahat ederken Bizans kralının Diyarbakır’ı yöneten
ve Arap Ermenistan’ınında yöneticisi olan Mervanoğlu Ömer’ in oğlu olan
Nasrullah’a “ya senin enişteni (Seyyid Ebu Cafer Battal Gazi’yi) ve onun
oğullarını frenler onları Ermeni topraklarını almaktan men edersin yada ben
ordumla gelir hem seni, hem kayın enişte dinlemeden hepinizi ezer umumi
valiliğide sizden geri alırım” diye name (mektup) gönderdi. Mervanoğlu Ömer’in
oğlu Nasrullah Egin’e gidip orada oturan ve fethettiği Egin’de İslami idare kuran
Ebu Cafer Battal Gazi’yi düğün var diyerek eniştesini (Ebu Cafer Battal Seyyid
Ali Mirzat’ı) (Mirzat Beyzat demektir.) kandırıp onu Egin’den alıp atları ile yarış
ederek eğlenerek neşeli bir vaziyette geze oynaya Mardin’e götürüp Mardin de
birden saldırıp esir edip hapsedip, sonra bir ay içinde zehir vererek 1048’de şehid
etti. (Belge: Tarihi Azimi.) Bu olaydan 8 yıl sonra feth ettikleri bu iki şehir de
(Sivas ve Taşkent’te) (Niksar’da) 1056-1059 yılları arası 3 yıl Sultanlık ve Beylik
yapan iki kardeşin bu 3 yıl sonunda (1059’daki) şahadetleri Danişmendname’de
şöyle yazılıdır; Şehidlerin ölüm haberleri ilk olarak İslam Malatya’ya (Larinde ye,
Darende ye) gitti. Yeni İlde (Darende’de) bu iki şehidin (Seyyid Abdulvahhab’ın
                                                                               159
ve Seyyid Ahmet Turan Danişmend’in) yasını Azim mescidinde toplanmış
Müslümanlar ağlayarak tuttular. Hemen Süleyman Bin Numan’ı (Numan oğlu
yani Kutalmış oğlu Süleyman Şahı (Selçuk torunlarından) 10 bin kişilik ordusu ile
önce annesinin kardeşi olan dayısı Seyyid Muhammed Danişmend’e Musul’a
(eski Musul’a) (Süleymaniye yanındaki Musul’a ) gönderdiler. Bir haberci de
orada Tebriz yakını (Merend de) oturan Selçuklu Tuğrul Şah orduları Saları
Horasan ı (Başkomutanı) Seyyid Pir Aziz adlı Süleyman’ın anne dedesi olan bu
Danişmend Seyyidine gönderdiler. Onun orduları İran Merend’den Seyyid Pir
Aziz Danişmend’in oğlu olan Seyyid Danişmend Muhammed’in orduları ise
Musul dan gelip yeğeni Süleyman’ın orduları ile Erzincan’da birleşip bu orduların
150 bin kişilik gücüyle Sivas a girdiler. Sivas da bu orduların mensubu herkes
prens Atom ve kardeşi prens Apuselh i arıyor fakat bulamıyordu. Bu iki prens ise
Tokat Gümenek yoluyla Bizans a sığınmışlardı. (Belge: Süryani Mihael tarihi-
Papaz Grigorun Zeyli, Tarihi Azimi, Danişmend Name) ( Ayrıca Ebül Ferec.)
Onları tutup yakalayıp bu iki şehit kardeşin kısasını yapmak üzere öldürecekler
idi. Onları bulamayınca Ermeni ve Rum halkı olan bütün Sivas halkını ordular
başkomutanı olan Seyyid Pir Aziz Danişmend (öldürmeyip, işkence etmeyip rehin
alarak) İran Tebriz, Merend, İsfahan ve Tahran’a götürdü. Sivas’ı bomboş bıraktı
(Belge: Ebül Ferec.) Merend Tebriz bitişiği topraktır. Sivas taki şehit İlbeylilerin
cenazeleri ise 2005 deki hükümet binası arkasındaki eski Sivas surlarının dibi olan
şimdiki tek mezara gömülüp topluca 7 kapılı Sivas kalesi tüm İlbeyli muharip
muhafizları şehit edilen 3 bin 500 şehit cenazesini 150 bin kişilik Selçuklu ordusu
cenaze namazlarını kılıp komutan, bey, Halife, Seyyid, Sancaktar Abdülvahab
Gazi’nin cenazesini ise kaleden alıp götürüp yukarı tekkede, yardıma gelirken
Niksar’dan çıkarak at koşturup) kardeşini kurtarmak için bu uğura şehit olan
Seyyid Ahmet Turan Danişmend’in cenazesini de Niksar (Taşkent) de oraya
götürüp toprağa verdiler. Sivas ilk fatihi ve İlbeyli cemaati ilk halifesi olan Seyyid
Abdulvahab Gazi Danişmend in (Dayısı olduğundan) yeğeni olan 1072 Sivas
Fatihi Seyyid Muhammed Danişmend Gazi’nin (İlbeylilerin 6. Beyinin)
Divriği’de ki torunlarından olan (20. torunu) Seyyid Karahasan Mandı
(Danişmend) Norşunlu Zade lâkabı ile yeniçeri Osmanlı ordusu Divriği Sancağı
1720 yılı ağası ve komutanı idi. Kendisine bağlı Divriği, Arapgir, Egin, Kangal,
Yeni il (Darende) ve Gürün ve onlara bağlı 42 pare köy halkı İlbeylilerin
(Türkmenlerin) 1720 yılındaki beyi idi. (Belge: Divriği Siciller Belge: Sivas
Ahkâm.) O zamanki Osmanlı da 2 ordu mevcut olup biri Nizam-ı Cedit diğeri ise
Yeniçeri Sekban orduları idi. Yeniçeri Sekban orduları 1246’da Seyyid Hacı
Bektaş Şemsettin Erzincani tarafından (Seyyid Hacı Bektaşi Veli tarafından) 2.
İzzettin Keykavus Selçuklu Sultanı iken 1243 yılı Köse Dağ yenilgisinde yok
edilen (Moğollarca iptal edilen) Selçuklu ordusunun yerine Konya’da Selçuklu
orduları olarak kurulmuş 1705’de sultan olan Osmanlı 3. Ahmet ise bu orduya
rakip olarak Nizam-ı Cedid (Sekban-ı Cedid) ordusunu kurmuştu. Nizam-ı Cedit
ve Yeniçeri orduları birbirlerine rakip idiler. Divriği Nizam-ı Cedid Seyyid
paşaların 1705-1750 yılları arası merkezi olup Hz. Muhammed’in (S.A.V.)
Danişmendli Divriği’deki torunlarında bulunan İlbeyli mukaddes sancağı ise
Yeniçeri ordularında ve ağası olan Seyyid Ağa Kara Hasan Danişmend’de
(Danışmandoğlu) ve askerleri olan Kangal ve Yeni il (İlbeyliler merkezi) Yeniçeri
ordusunda savaşlarda en önde bulunuyordu.(Belge: Divriği sicilleri-Sivas Ahkam
Belge: Seyyid Kara Hasan’ın Yeniçeri Kangal ve Yeni İl Ağası olup onun bu
komutanlığının Divriği sicilleri belgesi. (Yazar Seyyid Veysel)



                                                                                  160
     Nizam-ı Ceditçi Seyyid paşalar ile Yeniçeri ci Seyyid ağalar bu rekabeti sırf
Hz. Muhammed (sav) sancağını ele geçirebilmek için çoğaltmışlardı. Sancak bu
yıllarda Seyyid Kara Hasan Ağa da idi. Amcaoğlu Nizam-ı Cedit paşası ( Divriği
paşası) Mir Miran (Beylerbeyi) Seyyid Memiş Paşa’nın oğlu olan Seyyid Osman
Paşa, Ardanus da (Şimdiki Divriği Uluzar da) uluamcası oğlu olan Yazar Seyyid
Veysel Semih Danişmend’in dedesi olan Seyyid Veysel Mandı’ nın dedesi olan
Seyyid Norşunluzade Hasan Ağa’nın babası olan Sancaktar Seyyid Hüseyin
Ağa’nın dedesini yâni Norşunluzade Seyyid Kara Hasan Ağa yı (İlbeyli beyi ve
Yeniçeri Divriği İlbeyli sancağı başkomutanını) (Divriği Sancaktarını,) babası
Seyyid Memiş Paşa’nın yaptırdığı Ardanus sarayına yemeğe davet etmiş ve Ömer
Beyoğulları lâkablı emir erlerine üzerine saldırtıp şehid ettirmişlerdir. (Belge:
1743 Divriği Adliye ve Şeriyye Sicilleri) Sivas Adliyesinde 8 ay süren
mahkemedeki davaya Kebiroğlu (büyükoğlu) Seyyid Süleyman Ağa (ki Yozgat
da şüpheli bir ölümle şehiddir.) (Belge: Divriği Sicilleri.) davacı olarak katılmış
ve Osman Paşa sarayında şehid edilen babasının takibini yaparken “davam
Paşanın kendisinden değil hizmetçileri katildir” diye onları suçlamıştır ve cezanın
onlara verilmesini istemiştir. Belgeler, Yeniçeri ağası babasının yerine geçen
Seyyid Süleyman Ağa’nın Yozgat’a mütesellim olarak tayinindeki prosedürü de
yazar. Seyyid İlbeyli beyi ve Divriği İlbeyli Sancağı Yeniçeri ağası Seyyid Kara
Hasan Danişmend’in (Mandı’nın) gömüldüğü mezar taşında saldırıda kullanılan
piştov marka tabanca, bıçak, balta ve kılıçların resmi oyularak yapılmış olarak
çiftliği olan Divriği kale ve Ulu camii vakfı Çamşıhı Nursun (Norşun) adlı köyde
toprağa verilmiştir. (Şehitlik tarihi 1743 milâdi yılı.) İlbeyli Türkmend Çerkez ve
Çeçenlerin 1805-1838 yılları arasındaki geniş Osmanlı devleti topraklarında ki
(Mısır, Şam, Suriye, Halep, Hicaz (dahil)) şehirlerinde yaşadıklarından o
toprakların) Osmanlı padişahı olan Sultan II. Mahmut’un planı ve gizli emri ile,
Mısır, Suriye, Şam, Halep beylerinden olup Kölemend ve Memlük Çerkez ve
Çeçen Türkmend lâkaplarını birlikte taşıyarak Osmanlı Yeniçeri orduları
subayları iken onların ileri gelen İlbeyli bu komutan Çerkez ve Çeçenlerden 470
kişilik seçilmiş sağ sol ve orta yeniçeri 100 bölük, 1000 bölük ve 10 bin bölük
başları (Alp bey=Albay) albaylar olan ve sağ sol ve orta bölük komutanları olan (
yüzbaşı, binbaşıları ve albayları) Yeniçeri ağaları bu yıldaki Osmanlı Mısır genel
valisi Arnavut kökenli Kavalalı Mehmet Ali Paşa adlı Suriye, Şam, Halep, Musul
hakimi tarafından 1811 yılında hiyleli bir tuzak kurularak kılıçtan geçirilip şehid
edilerek katledilmiştir. (Belge: İslâm Ansiklopedisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa
bölümü.) Genel Vali Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu olan Tosun Ahmet
Paşa’nın Osmanlı sultanı II. Mahmut’un emri ile madalya takması töreninde ve
aynı andaki yemekte Kahire kalesindeki bu törene katılan kahraman ve savaşçı
İlbeyli Halep, Şam ve Mısır yeniçeri ordu komutanlarına saldırılıp silahsız olarak
bu davete katılan 470 kölemend komutan İlbeyli Çerkez ve Çeçenlerini böylece
katletmişlerdi. 1 Mart 1811 yılındaki bu olayla Sultan II. Mahmut Yeniçeriyi
kaldırıp ilerde kurmayı tasarladığı Asakiri Mansureyi Muhammediye adlı
ordusuna güney illerinde vazifede olup rakip gördüğü Yeniçerinin güney
illerindeki (Mısır, Suriye, Halep) kuvvetini azaltarak, başsız ve komutansız
bırakarak bu adî plânına da Mısır Osmanlı 1811 deki Mısır Valisi olmuş olan
Arnavut Mehmet Ali Kavalalı’yı da alet ederek bu cinayetleri bu ikili ortak
olarak vahşice işlemişlerdi. (Belge: aynı bölüm.) Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın
Osmanlı Sultanı II. Mahmut’dan genel valilik (Mısır, Suriye, Halep, Mekke,
Medine, Yemen vb. illeri kapsayan umumi idarecilik makamı olan genel valilik)
sözü almasıyla bu vahşete kalkıştığını anlayıp bu olaya karşı çıkan ve yapılan
yanlışlığı düzeltmek için müsait ortamı bulup harekete geçen Kavalalı Mehmet
                                                                               161
Ali Paşa’nın diğer oğlu İbrahim Paşa 1826 da bu vahşi olaydan (15 yıl sonra)
Yeniçeri ordusu askerlerini tutuklayıp sonra tümüyle öldürtüp (iptal edip) tüm
Osmanlı toprağındaki ağalarını (komutanlarını) önce hapse atıp, sonra idama
mahkum eden Osmanlı sarhoş padişahı II. Mahmut’a Mısır Halep ve Şam da baş
kaldırıp, Mısır, Suriye , Halep Yeniçeri ordusuna Anadolu daki katliamdan
kaçan Yeniçeri İlbeyli askerlerini de katıp (Lâv edilen Yeniçeri kaçak askerlerini
de bu isyancı orduya alıp ) Halep’den yola çıkıp Adana’yı fethedip, Konya’ya
varıp, Adana ve Konya’da karşısına çıkan Osmanlı ordusunu 2 defa üst üste yenip
Kütahya’ya vardı. II.Mahmut’un bu dengesiz hareketi nedeni ile tümüyle baş
kaldırmış Mısır’da ve Anadolu’daki bu haksızlığa isyan etmiş tüm Yeniçeriler
Kavalalı İbrahim Paşa’nın ordusunun bu katılımlarla 200 bin kişiye ulaştığı bir
şekilde Kütahya’ya varmıştı. Gayeleri İstanbul’a varıp bu sarhoş ve dengesiz
padişahı tahttan indirip yerine akıllı bir Osmanlı sultanını tahta oturtup Mısır’a
geri dönmekti.Sultan 2. Mahmut zaten dedelerinin Nizam-ı Cedit ile 1705 yılında
ikiye bölünen orduyu bu sefer 1820’de kurduğu Asakiri Mansure Muhammediye
adlı ordusu ile üçe bölmüş böylece zamanının en büyük devleti olan Osmanlının
ana damarını üçe bölerek çatlatan Sultan II. Mahmut 1246 da bu topraklarda ve o
zamanki merkez Konya’da kurulan ve Seyyid Hacı Bektaş’ca kurulan bu
Seyyidler ordusunu (Yeniçeri’yi) ve onun 1299 da yine Söğüt de Osman Bey’e
yardım ederek Yeniçerinin manevi ağası Seyyid Bali’nin damadı Osman
oğullarını en büyük devlet yapan Yeniçeri ordu teşkilatını ve bu zamana gelen
(1826’ya gelen) onun kıymetli kadrosunu darmadağın ederek hallaç pamuğu gibi
atıp savurmuştu. Bu ileri görüşsüz padişah zamanında 1805-1839 yılları arası
Osmanlı topraklarının %36 sı sırf bu yüzden yok oldu. Batıya ve Hristiyan
dayılarına hayran ve köle bu padişahla Mısır ve ona bağlı güney iller ve
Yunanistan savaş alanı olmuş ve elden çıkmış, hiçbir devirde Osmanlı kendi eliyle
kendi kollarını böyle dengesizce kesmemişti. 1839 da II. Mahmut’un ölümü ile
rahatlayan ve tahta oturan Osmanlı Hanedanından yeni padişahla anlaşan Mısır
ordusu Yeniçerileri olan Çerkez ve Çeçen İlbeyliler kendilerine duyulan ihtiyaç
sebebi ile sulh olup Osmanlı’ya Mısır merkez olarak Şam, Suriye, Halep, Mekke
ve Medine gelirlerini toplayıp vermeye devam etmişti. Osmanlı Devleti ilk baştan
Yeniçeri katliamlarına isyan edip kendi öz askerini öldüren 2. Mahmud’un yeni
ordularına karşı (Asakiri Mansureye karşı) isyan eden Mısır , Şam , Halep , Hicaz
Yeniçeri ordu komutanı Kavalalı İbrahim Paşa’yı ve babası Mehmet Ali Paşa’yı
isyancı kabul edip düşman ilan etmişti. 1832 yılında bu isyanda İlbeyli Sivas ve
Halep Yeniçeri askerleri padişah 2. Mahmud’un 1830 affı ile affedilmiş ve
Asakir’e (Yeni ordu )’ya kaydedilmişlerdi. Bu afla 1830 yılında Halep İlbeylileri
Beyi Divriği’li Seyyid Ağa Hüseyin Danişmend bulunduğu Mısır’da paşa lakabı
ile taltif edilmiş ve ordusu olan Sivaslı ve Halepli İlbeylilerle 1832 ‘deki Halep’in
hemen yanı olan Baylan Geçidi savaşında Osamnalı asakiri Mansure ordusuna
girerek Mısır Kavalalı İbrahim Paşa ordusuna karşı savaşarak bu orduyla
yenilmişti. 2. Mahmut’un 1839’da ki ölümü sonrası yeni Osmanlı Padişahı ile
yapılan 1841 anlaşması ile Mısır Osmanlıya vergilerini toplayıp veren İslâmi bir
krallık haline gelmiş yüzlerce Arap kabilesinin isyanlarıyla uğraşamıyan Osmanlı
başkenti İstanbul hükümeti Bab-ı Ali bu arı kovanı bölgeyi yapılan yeni anlaşma
ile Mısır İslâm kralları olan Kavalalı ailesine vererek toprakların tapusu
Osmanlının kalarak vergilerini ise bu aileye (Kavalalılara) toplattı. 1952 ‘ye kadar
gelen bu krallık son Kavalalı soy kral Faruk ile son buldu. Arap kökenli General
Cemal Abdulnasır bu aileyi 1952’de ihtilal ile devirip Mısır’da Arap
Cumhuriyeti’ni (Atatürk’ü örnek alarak ) kurdu. Kral Faruk Kavalalı ise
Avrupa’ya kaçtı. Bu ülkede yaşayan İlbeyliler olan Çerkez ve Çeçen Kölemen ve
                                                                                 162
Memlük cemaat ise Sivas da ve Halep de 2’ye bölünmüş olarak güneyde ve
Anadolu da (ağırlık Sivas da olarak) Türkiye de Selçuklu devletini Kafkarsya’da
kuran birer cemaatler olarak ve tarihi yapan ve yaşayan, ve yazan ilk Selçuklu
askerleri olan fatihler olarak yaşamlarına devam etmektedirler. Batı da yaşayan
(Marmara kıyılarına yerleşen) İlbeyli Çerkez ve Çeçenler sınır illerinde
olduklarından ve geldikleri 1600 Miladi yıllarından itibaren Rum Ermeni ve
Yahudiler bu İlbeyliler’in Marmara da 1600 Miladi yıllarından itibaren komşuları
olduğu için Çerkez ve Çeçenliklerini açıkça söyleyip Çerkez ve Çeçenceyi
konuşmuş ve unutmamışlardır. Ama en eski toprakları olup Sivas Kayseri
Malatya ortası olan Yeni il’de (Darende de) İlbeyliler, Anadolu ortası bu bölgede
ağırlık Türk olduğundan hep öz dilleri olan Türkçe’yi konuşmuşlar böylece
Çerkezce, Çeçence ve hatta bildikleri (asırlarca konuştukları) Arapça’yı da
unutmuşlardır. 1293 (yani milâdi 1872) de Rus Çarı zalimin topladığı Hristiyan
ordular ile Kafkarsya Çerkez ve Çeçenlerine katliamı nedeni ile göçmen gelen
Kafkarsya muhaciri Çerkez ve Çeçenlere hep yardımcı olup kucak açıp onlara
Osmanlı Rus savaşlarında canlarını ve topraklarını tehlikeye atarak Osmanlı’yı
desteklediklerinden dolayı hep yardımcı olan Türk Osmanlı halkı İlbeylileri
olarak yine kucak açmış ve topraklarına bu göçmenleri büyük bir sevgi ile ortak
edip yerleştirmişlerdir. Bu Çerkez ve Çeçenler geldikleri yer olan Rus Çarı
Kafkarsyasında inatla ve bilinçlice en eski Selçukça olan ve Zaraca (Zazaca da adı
verilen) Çerkez ve Çeçenceyi konuşmuş, İç Anadolu’ya da 1872 milâdi de oradan
bu dili taşıyarak getirmişlerdir (Yazar Seyyid Veysel). 1826 yılında 580 yıllık
Yeniçeri ordusunun Lâv edilmesi sırasında Divriği Yeniçeri ordu ağası ve
Sancaktarı olup ayrıca Divriği voyvodası görevinde de olup 1743 yılında şehit
edilen Kangal, Yeni il İlbeyli Yeniçeri ağası ve komutanı olan Divriği Sancağı
ayanı Seyyid Norşunluzade Kara Hasan Mandı’nın (Danişmend’in) oğlu Seyyid
Cebbarzade Muhammed Mandı’nın oğlu olan Seyyid Hüseyin Mandı (Sancaktar)
1826 yılında II. Mahmut’un fermanı ile idama mahkum olmuştu. O anda ki
(Divriği, Kangal, Arapgir, Darende Yeni il) İlbeyli Yeniçeri ağası idi. (Belge:
Divriği sicilleri.) Bunun üzerine hemen mübarek sancağı (Hz. Muhammed
(S.A.V.) den torunu Ebu Cafer Battal Gazi ye ve oradan da o mübarek Sultan’ın
torunlarından olduğundan kendine kalan sancağı ) oturduğu Sancaktar köşkü olan
(Divriği de) yanına alıp, oğlu Seyyid Norşunluzade Hasan’ı da alıp Divriği
Elbistan, Antep, Halep yolu ile Mısır’a kaçtı. Mısır da bir miktar Divriği İlbeyli
askerleri ile birlikte Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya sığınmışlardı. Mısır da Mısır’a
bağlı Halep de İlbeyliler’in arasında kalan ve oturan bu baba oğul (Seyyid
Hüseyin ve oğlu Seyyid Hasan Danişmend) Osmanlı sultanı II. Mahmut Yeniçeri
kaçaklarını iş işten geçip hatasını anlayıp bu aradaki Osmanlı toprağınında
3/2’sini hristiyan devletlere ve haçlı birleşik ordusuna kaptırıp 1830 da af
çıkardığından o sarhoş sultana güvenemediğinden sancaktar Seyyid Hüseyin ve
oğlu Seyyid Hasan gelmedi ve Divriği’ye uzak kaldılar. Fakat mübarek İlbeyli
Sancağı Şerifini Kavalalı Paşalar ca zorla ele geçirilir korkusu ile Sancaktar
Seyyid Hüseyin Danişmend (Mandı) Sancağı oğlu ile birlikte oğlunun hayatınıda
riske atarak bir miktar İlbeyli askerleri birlikteliğinde Divriği’ye geri gönderdi.
Oğlu Seyyid Hasan Norşunluzade hemen (1834’de) camiini kendi adına (Hasan
Ağa) yaptırdı. Sancağı, içindeki özel bir yere sakladı. Bu sancak 2005 de halâ
nerede saklı olduğu bilinmez. (Yazar Seyyid Veysel). Yeminli torunlarından
(bizler) yine bilsekde söylemeyiz. Bu camii şimdi maalesef ismi Gökçe Camii
olarak değiştirilmiş ve bizler İlbeyi Seyyid Sancaktar Mandılar’ın
(Danışmandoğullarının) izleri silinmek istenmiştir. Bu çok acı bir durumdur ve
tarihi bir vahşettir. Seyyid Hasan yaptırdığı caminin bahçesinde medfun olup
                                                                               163
1834 yılında Şemsi Bezirgan mahallesi muhtarı olarak kaydı mevcuttur.(Belge:
Şeri siciller Belge:Divriği camileri ve muhtarları isim listesi) (1834.) O Seyyid’in
oğlu olan yazar Seyyid Veysel’in babasının dedesi Seyyid Hacı Ömer Mandı en
son 1928 de Divriği Kale ve Ulu Camii %22 gelirlerinin Seyyidlere hak dağıtıcısı
idi. Vakıf görevlisi olarak 1920 yıllarında babasının yaptırdığı Hasan Ağa
(Gökçe) camii tamir ettirdiğinde Hasan Ağa camii girişine Osmanlıca olarak
(kitapta ki Türkçesini verdiğim (Yazar Seyyid Veysel)) şiirini yazdırıp mermere
kazdırmış ve camii girişine Osmanlıca olarak koydurmuş idi. Bu şiire göre dedesi
Seyyid Hüseyin Sancaktar Mısır da kalıp vefat edip Divriği’ye gelmeyip orada
gömülmüş idi. (İlbeylilerin son beyi Sancaktar Seyyid Ağa Hüseyin Paşa) Mısır
topraklarında medfun olup, ondan sonra Divriği’de 1860 yıllarında vefat eden
oğlu Sancaktaroğlu Norşunluzade Seyyid Hasan ise yaptırdığı bu caminin
bahçesinde gömülüdür.) 1516-1517 yıllarında Mısır, Suriye, Halep ve Hicaz’ın
Halifesi olan Memlüklü Çerkez ve Çeçen İlbeyli beylerinin elinden Osmanlı
Sultanı Yavuz Sultan Selim ce fethedilmesinde ki günlerde İlbeylilerin o anda ki
oradaki durumunu anlatan tarihler İlbeyliler tarihinin (dönüm noktası olduğu için
çok mühimdir) (Yazar Seyyid Veysel.) Bu tarihi yazan ve gün gün açıklayan
tarihçi Müneccim başı Seyyid Ahmet Dede isimli yazar cilt 2 sayfa 479 da ki en
önemli belgeye göre aynen şöyle anlatıyor; ve diyor ki “Selim Han ve Mısır
Sultanı 85 yaşında ki Kansu Gavri orduları iki rakip ordu olarak Halep’e 3
konaklık mesafedeki Mercidabık da (Davud (a.s) ın mezarı buradadır.) Receb’in
25’inde pazar günü karşılaştılar. Akşama doğru Osmanlı askeri üstün duruma
geçti. Tam bu sırada Mısır ordusu merkezinde bulunan Sultan Kansu Gavri’nin
hemen yanına bir top güllesi düştü. Sultan çok korktu ve hizmetkârıyla anında
oradan biraz uzaklaşıp seccade serip hemen namaza durdu. Ve yine hemence
seccade üzerinde ruhunu teslim etti. Hükümdarlarının yerinde olmadığını gören
Çerkez beyleri etrafa dağıldı ve firara başladılar. Gazali Hayır Bey ve diğer
Çerkez beyleri Şam’a (Dımaşka) doğru kaçtılar. Halep hâkimi Hayır Bey Şam
yolundan Halep e döndü ve hâkimi olduğu Halep’e sığındı. Osmanlı II. Veziri
Yunus Paşa Selim Han’ın emriyle Halep hâkimi Hayır Bey’in peşine düştü ve
Halep’e geldi. ( İlbeylilerin 42 pare köyünün birisi hem Halep de hem de Sivas da
onun adını taşır.) (Yazar Seyyid Veysel.) Hayır Bey ve ordusu aman diledi. Yunus
Bey O’nu ve ordusunu padişaha tesir ederek Selim Han’a affettirdi ve kurtardı.
Çünki Hayır Bey (İlbeyli komutanı ve beyi) öteden beri (Barış anında) Osmanlı
ümerasına çok iyi davranırdı. Son olarak da Osmanlı elçilerini Mısır Sultanı
Kansu Gavri’ye mektup getirdiklerinde (Mısır’a geldiklerinde) Kansu Gavri
öldürmek istemiş ama Halep hakimi Gazali Hayır Bey sarayda bu anda araya
girerek ve (“elçilere zeval olmaz”) diyerek ona mani olmuştu. Canını kurtardığı
bu elçilerin birinin adı ise Zeyrekzade Seyyid Rükneddin Efendi idi”. Diye
kitabında Müneccim başı Seyyid Ahmet Dede aynen yazmıştır”. Bu durumu
Selim Han’a İstanbul’a dönen bu elçiler anlatmış, hayatlarını İlbeyli beyi Hayır
Bey Gazali’nin kurtardığını söylemiştiler. Selim Han’ın (Yavuz Sultan Selim’in)
bu yüzden Gazali Hayır Bey’e sevgisi olup izzet ve ikram da bulunmuştu.” Diye
aynen yazısına devam etmişti. (Belge: Müneccimbaşı tarihi Belge: Ruzname-i
Haydar Çelebi.) Böylece Halep İlbeyli halkı milâdi 1168 de Sivas ilk fatih yerli
Çerkez ve Çeçen Türkmen İslâm İlbeyli halkı olarak Halep’e ilk olarak göçmüş
ama 4 yıl burada kalıp 1172 de tekrar Sivas’a gelip yerleşmiş ve padişahları
Seyyid Zülnun Danişmend’i tekrar Sivas’ta tahta oturtmuş. Sonra 1176 da
tamamen Selçuklu ağır baskısı ile padişahları Seyyid Zülnun ile birlikte ve beyleri
Seyyid Zahirettin İlbey ile birlikte tekrar Halep’e ve 42 pare köylere dönmüş, bu
arada Moğollarla bundan itibaren 1243’de Moğolların Selçıklu’yu bitirip onlarla
                                                                                164
sınırdaş olduklarından sonra devamlı savaşıp onları iki kere 1260’da Ayn-ı
Cülut’ta ve 1277 de de Elbistan Sahrası’nda mağlup edip sonra 1356-1516 yılları
arası onlardan Moğolların Anadolu’da yok olup bitme zamanı olan bu zamanda
(Ayntabl (Antep) Hatay, Adana, Malatya, Yeni il Darende) Tarsus ve Divriği’yi
almış) ve (Kahireye ve Halep’e) bağlamıştı. İlbeyliler Mısır Kölemend ve
Memlük Halife sultanlarına buraların halkını koruyarak devletin kalb koruma
gücü ve özel muhafızları olarak Türkmen Çerkez ve Çeçenler olarak Anadolu
ortasında asayişi sağlayarak çok büyük ün yapmışlardı. Yavuz’un Osmanlı ordusu
bu vilayetlere 1516 da en modern topları ve üstün orduları ile girdiğinde İlbeyli
beyi Gazali Hayır Bey Halep hakimi olarak önce savaşa Mısır sultanı Çerkez ve
Çeçen Kölemend Selçuk Bey soyu Padişah ve Halife Kansu Gavri yanında katılıp
akşama kadar savaştı. Osmanlı toplarının korkunç gülleleri ile Mısır ordusu
dağılınca Halep’e sığınan grupta bulunup Yunus Paşa vasıtası ile tarafsız bir
duruma geçip savaş sonrası Kahire sarayını koruyan İlbeyli Çerkez ve Çeçenleri
Osmanlı ya teslim olmayıp Osmanlı’ya ölümüne savaşıp çok zarar vermeleri
nedeniyle Mısır da, Şam’da ve Halep’te 1517-1600 yılları arasında 83 yıl aynı
toprakta Anadolu’ya kabul edilmeyip güney illeri Arap ve Kürt halkının asayişi
ile vazifelendirilip orada bırakıldı. Sonra 1600 de onun (Yavuz Sultan Selim’in)
torunlarınca Anadolu’ya kabul edilip Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli
Yeniçeri ordularında görev almaları sağlanmış ve bu devleti ve bu orduyu ileri
görüşleri ile ve çok savaşçı olup Harbendelü (Deli harbeden mutlaka yenen)
lakabı aldıklarından çok kahraman olup ve bu nedenle en önde savunmuşlardı.
1826 da Yeniçerinin kaldırılması sürecinde Mısır, Şam ve Halep’te bu 1246’da
kurulmuş Yeniçeri adlı orduyu savunmuş bu yüzden II. Mahmut’a rakip olup ve
yine bu yüzden öldürülüp, kaçıp, sonra Anadolu dakilerin affedilip (1830 Affı)
1830’ da da II. Mahmut’un kurduğu Asakir’i Mansureyi Muhammediye ordusuna
girmişlerdi. İlbeyli, Sivas ve Halep halkı olarak bu ordu askerleri olarak Osmanlı
devletine hizmete devam etmişlerdi.Çünkü Osmanlı Devleti’nin Mısır ordusu
yıkmaya geliyorlar zanlı ile Mısır isyancı Yeniçeri ordusu ile (Başkomutanı
İbrahim Kavalalı paşa ile) dişe diş savaşıp Divriğili Ağa Hüseyin Danişmend Paşa
önderliğinde Baylan Geçidi savaşını Halep’te yapmışlardı. İlbeyliler bugünkü
2005 milâdi yılı Türkiye Cumhuriyeti ordusunda ( Türkiye’de) görev aldığı bu
Türkiye topraklarında ki tüm İslam kara, hava, deniz, jandarma ordularındaki en
eski ve en deneyimli korkusuz ve savaşçı Selçuklu kökenli er-erbaş ve komutanlar
olarak Cumhuriyet ordularının kurmaylarını teşkil etmektedirler. Savaş güçlerine
ve takdiklerine ve savaş planlarına hiçbir ülkenin subay ve askerlerinin
yetişemeyeceklerine dair her devlette ve toplumda ortak bir kanaat (1915
Çanakkale Zaferi nedeni ile) hasıl olmuştur. İlbeyli Türkmen cemaatinin medarı
iftiharı olan son ordu komutanı Kilisli İlbeyli Genel Kurmay Başkanı Orgeneral
Doğan Güreş Paşa yine İlbeyli Türkmen Çerkez ve Çeçen asil Türk milletinin
asaletini ortaya koyarak ilk maaşında gelen iki zarfın birini kabul edip (Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin maaşını alıp) (735 milyonluğunu alıp) 25 bin dolarlık
NATO maaşını ise elinin tersiyle geri iterek kabul etmemiş ve almamıştı. (Belge:
Bir gazetedeki kendisi ile ilgili yazı dizisi) (Yazar Seyyid Veysel.) İlbeyli
Türkmen cemaati Miladi 1600 yılında Anadolu ortası Sivas Malatya arası
Darende (Yeni İl) isimli Divriği Sancağına bağlı olan eski köyleri olan 42 pare
köy ve Uzunyaylalarına Ankara civarına ve Marmara kıyılarına 9316 ev ve
tahmini 100 bin kişilik nüfuslarının (yine tahmini) yarısı diğer 100 bin kişinin ise
Halep de kalarak Anadolu’ya yerleştirildiklerinde Mısır Halep İlbeyli Türkmen
Çerkez, Çeçen ve Mendilik (Memlük) Kölemendler lâkabları ile fakat sadece
İlbeyli Türkmenler lâkabını kullanarak ve sadece Türkçe konuşarak Anadolu da
                                                                                165
tam olarak halkla kaynaştılar. Marmara kıyılarında böyle davranmadılar. Hem
Çerkez hem Çeçence konuştu ve her lâkablarını (Türkmen, Çerkez, Çeçen, İlbeyli,
Kölemen, Memlük) kullandılar. Orta Anadolu’da Divriği sancağı Yeniçeri
ağalarına bağlanıp onların vakıfları olan Divriği Kale ve Ulu Camii Sivas’ta Sivas
Ulu Camii, Kayseri’de Kayseri Ulu Camii ve diğer İlbeyli vakıf camii tekke ve
köy ayrıca zaviye vakıflarından (tümü Danişmend, Mengücek ve Saltuk
Seyyidleri vakıfları olduğundan) her bakımdan yararlandılar. Divriği, Niksar
(Taşkent) Tokat, Amasya Ulu camileri beyleri Danişmendli vakıfları olduğundan
hepsinden vakıf olarak yararlandılar. Osmanlı Anadolu Yeniçeri ordusu Seyyid
ağalarına tâbi olup orduda ki sağ, sol ve orta bölükbaşlarına çoğu İlbeyli askeri
olup savaşlarda bağlı kalıp 1695’de beyleri ve baş ağaları İlbeyli Sancak Ağası
Divriği sancaktarı Seyyid Kara Mahmut Danişmend ile Estergon Kalesini ve 6
ayrı kaleyi balkanlarda fethettiler. (Belge: Nusret Name). İlbeyli, Divriği, Arapgir,
Kangal, Yeni İl , Yeniçeri ordularının Estergon Kalesi dahil 7 kaleyi Budapeşte,
Macaristan seferinde fethetmeleri padişah 2. Mustafa’nın ağa Seyyid Kara
Mahmut’a paşa lakabı ve madalya vermesi (taltif edilmesi) böylece meydana
geldi. (Belge: Nusretname.) Fakat ne yazık ki 1 yıl sonra bu kaleler Sırplar ve
Ruslarca geri alınınca aynen İstanbul’a çağrılan fakat sadece 1 hafta geç kalan
Divriği Sivas orduları Beylerbeyi ve Yeniçeri ağası Seyyid Kara Mahmut ve
Diyarbakır Yeniçeri orduları Beylerbeyi Hüseyin bey İstanbul’da yine aynı
padişah olan 2. Mustafa tarafından geç geldiniz diye idam edilerek şehit edildi.
(Belge: Nusretname Belge:Divriği siciller) Yeniçeri ordularında 1600-1826 yılları
arası 226 sene en kahraman ve savaşçı asker erbaş ve kol komutanları olarak
İlbeyliler ünlenmişlerdi. 1826-1830 yılları arası 4 yıl girmedikleri Asakiri
Mansure-i Muhammediye’ye 1832’de girip 1832-1924 yılları arası 92 yıl
Osmanlı’ya bu ordulardada hizmet etmişlerdi ve kurtuluş savaşını Gazi Mustafa
Kemal’le önce 1915’de Çanakkale’de sonra Anafartalar’da kazanmışlardı. Daha
evvel Balkan savaşlarında binlercesi şehit olmuşlardı. Osmanlı sultanı II.Mahmut
zamanında Mısır genel valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu olup 1845 de
babası Mehmet Ali Paşa bunayınca babasının yerine Mısır genel valisi olan 1789
doğumlu Yeniçeri Mısır ordusunun 1826 yılı başkomutanı Kavalalı İbrahim Paşa
çok başarılı bir ordu komutanı idi.

    ***************************************************************
*

     Çok ileri görüşlü olup Osmanlı padişahı II. Mahmut’un yanlışlarla dolu bir
padişah olduğunu biliyordu.2. Mahmud’un 600 yıllık Yeniçeri ordusunu iptal
etmesini hiçbir zaman kabul etmemiş, Osmanlı Devleti’nin bu yüzden çökeceğini
tahmin etmişti. Kavalalı İbrahim Paşa’nın babası Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1805
yılında Osmanlı devletince Mısır valisi ilân edilip Kavala’dan Kahire’ye tayin
edildiğinde kendisi (İbrahim Paşa) sadece 16 yaşlarında idi. (Belge: İslam
Ansiklopedisi cilt:5 sayfa:905) 1805 de Osmanlı’nın başına bela olan ırkçı Arap
Şeyhleri istiklâl isteyip isyana kalkmış oradaki Yeniçeri Osmanlı askerlerini
hançerleriyle namaz kıldıkları esnada bile şehid etmeye başlamış namaz kılan bir
Osmanlı askerinin yanındaki asker Arap isyancı tarafından hançerle şehit edildiği
anda onun hemen bitişiğindeki diğerinin namazı bozmadığı ve onunda aynı anda
şehit olduğu tarihlere geçmiştir. Arap ırkçıları bu arada (1805’de) Mekke-Medine
(Hicaz) Hac yolunu kapatmışlardı. Arap Bedevî aşiret lideri Arap şeyhi
Abdulvehhab en eşedleri olup Kâbe’yi Osmanlı’nın elinden bu kabilenin askerleri
almışlardı. Osmanlı devleti bu Arap şeyhlerinden Hac yolunu açıp isyanı

                                                                                 166
durdurması şartı ile Mısır Kahire başta olmak üzere Hicaz (Mekke ve Medine)
Halep, Şam, Suriye, Filistin’in tümünün valiliği (Genel Valiliğini) Arnavut asıllı
Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya söz vermiş vergileri de Osmanlıya vermesi şartı ile
toplamasını istemiş bu yüzden güney illerini tümüyle Kavalalı Mehmet Ali
Paşa’ya tevdî etmişti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa emrindeki Nizam-ı Cedit
komutanları ve Yeniçeri askerlerini (tüm Çerkez ve Çeçen İlbeyli Kölemend-
Memlük askeri olan Türkmenleri seferber edip 1805-1811 yılları arası 6 yılda
savaşarak Arap şeyhlerini dize getirdi. Bu 6 yılda en büyük desteği bu İlbeyli
Çerkez ve Çeçenlerden aldı. İstanbul daki padişah II. Mahmut’a oğlu İbrahim’i
rehin vermişken Osmanlı Devleti’nin namına yaptığı bu işleri sadakatı nedeni ile
Osmanlı Devleti’nin jesti ile rehin bıraktığı oğlunu İstanbul’dan geri almış,
vergileri tam olarak göndermiş güney tamamen sulhe ermişti. 1811 yılı 1
Mart’ında 470 Çerkez ve Çeçen İlbeyli komutanın katliamı ile II. Mahmut’un
Osmanlı devletini cahilce çatlatma ve parçalatma harekatı başlamış, bu hareketin
Mısır da uygulayanı olan Kavalalı’nın (Mehmet Ali Paşa’nın) ise Mısır’ı Osmanlı
dan önce ayırma sonra idare etme fitneliği böylece uygulamaya gizlice konmuştu.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın II. Mahmut ile birlik olarak 1811 de ki bu kanlı
tuzağı ters tepip Osmanlı güney ordusunda çatlak başlayınca 1817 yılında isyan
Araplarda tekrar ateşlenmiş Arap şeyh Abdulvehhab’ın oğullarından Şeyh
Abdullah Kavalılar’ın ailesince yakalanıp İstanbul’a götürülüp orada Osmanlıca
idam edilmişti. Kavalalı İbrahim Paşa ise Mısır ordusunda sivrilince Osmanlı
sultanı II. Mahmut onun ordularının başına Osmanlı müttefikleri olan ortakları
Fransız, Avusturya, İtalya ordu komutanı Albay Seves’i başkomutan olarak atayıp
Kavalalı paşaları kontrole başladı. Böylece Sultan 2. Mahmut’un emri ile bir
hristiyan Subay olan albay Seves komutan olup İbrahim Paşa onun emrine atandı.
Bu olay 1824 yılında olmuş ve II. Mahmut 2 yıl sonra kaldıracağı (1826 da
kaldıracağı) Yeniçeri 580 yıllık ordusunu 2 yıl evvel Avrupa’lı Hristiyanlara (yani
1824’te) kontrol ettirmeye başlamıştı. (Belge: İslam Ansiklopedisi aynı yer).
Osmanlı Devleti kendi kolunu kendisi 1826 da kestiği (Yeniçeriyi iptal ettiği.)
anda tüm devlette halk desteğini bu saçma uygulamada tamamen kaybetti. 6
Ağustos 1828 de Navarin de Osmanlı Mısır ortak donanması Avrupa’lı haçlı
devletlerince yakıldı. Aynı anda Yunanistan halk hareketi ve isyanla istiklaline
kavuştu ve Osmanlı’dan koptu. II. Mahmut yaptığı her hareketle (karar verirken
sarhoş olduğundan) tüm Osmanlı ileri görüşlü vatansever halkı ve er, erbaş ve
subayları karşısına alıyordu. Çünki bu padişah Hristiyan dayılarının sözleri ile
hareket ediyor onlar ne derse onu uyguluyordu. Osmanlı Devleti Yeniçeri ve
Nizam-ı Cedit askerlerini Osmanlı toprağında tamamen yok sayıp yeni kurduğu (
1826 da teşkilatlandırdığı) Asakiri Mansureyi Muhammediye’ye tüm orduları
dahil olmaya mecbur etmişti. Aksini savunanı idam ettiği gibi asker ve
komutanları hep bu yeni orduda toplamaya davet etmiş itiraz edene idamlar
binlerce Yeniçeri askerinin canının alınması ile (Osmanlı’nın her köşesinde bir
yangın yerine dönmüşçesine) Müslüman kanı akmaya devam etmiş bu hengâme
de istiklâlini ilan eden 10’larca devlet bu yanlış uygulamayı yapan 2. Mahmud’un
yüzünden Osmanlı topraklarının 2/3 ünün bu yıllarda yok olmasına sebep
olmuşlardı. Kavalalı İbrahim Paşa bu başı bozuk devletin başını indirip Osmanlı
Hanedanı’ndan yerine akıllı bir padişahı oturtmak üzere 1232 de Yeniçeri
ordusunu tekrar kurduğunu ilan edip Mısır Kahire’den 30 bin kişilik ordusu ile
hareket etti. Önüne gelen Osmanlı Asakiri Mansureyi Muhammediye ordularını
Halep’de Adana’da Konya’da Kütahya’da (4 yerde) yendi. 200 bin kişi
olmuşlardı. II. Mahmut Hristiyan dayılarından yardım istedi. Bunun üzerine tüm
Avrupa haçlıları birleşip ve yeğenleri 2. Mahmud’a İstanbul’a yardıma gelince
                                                                               167
Osmanlı yıkılır korkusu ile babasının sözünü dinleyen İbrahim Paşa anlaşma
yaptı. (Kütahya anlaşması). Sonra geri Mısır’a döndü. Avrupalı tarihçilerin Vaka-
i Hayriye (hayırlı olay) dediği 1826 Yeniçeri iptali gerçekte Osmanlı devletinin
kaybettikleri hesap edilecek olursa Vaka-i Hataiye’dir (vakayı vahşiyedir) (Hatalı
vak’a, şerli vak’a dır.) (Yazar Seyyid Veysel). Bu korkunç olayla Osmanlı
topraklarındaki 10 binlerce fedakar, cefakar İlbeyli veya İlbeyli olmayan Yeniçeri
İslam askeri ve yüzlerce Seyyid’ ler olan (Seyyid Ağa) lâkablı komutanları şehid
edilmiş bu vahşi olaya Avrupalı haçlı generallerden başka sevinen ve alkış tutan
olmamıştır. Oğlan dayıya kız halaya çeker atasözü burada hakikat olmuş hristiyan
sarhoş dayılarına çeken Padişah II. Mahmut Osmanlı’yı adeta (540 yıllık bu
birikimi) anında yok ederek bozuk para gibi harcamıştır. Bu devletin temelini
(huyu kendine hiç benzemeyen ecdadının hak yolundan gitmeyerek) bu
toprakların en fedakâr şehidleri ve gazileri olan Yeniçeriyi iptal ederek 600 yıllık
bir Osmanlı İslam devletinin ) daha önceki 1070-1300 yılları arası 230 yıllıkta
Anadolu Selçuklu İslâm devletinin temeli ile birlikte toplam 830 yıllık bu ortak
temeli çökertmiştir. Bu gerçek 1908 de de hissedilmişti ki son Osmanlı subayları
her yerden ve her sınırdan saldıran Avrupa Hristiyan Haçlı güçlerine karşı batıda,
güney ve güney doğu sınırlarında da onların ortakları olan maalesef Müslüman
Arap ordularının saldırılarına karşı Osmanlı İslam Halife devletini korumak ve
kollamak için savaşırken (7 düvel Hristiyan 3 düvel Müslüman ceman 10 düşman
düvel (devlet, topluluk) ) bu Osmanlı subaylarından 100 bölükbaşı (Yüzbaşı) olan
biri (yâni Mustafa Kemal Atatürk) yine aynı yılda 1908 de bir toplantı da 7
düvelin hristiyan ordu komutanları olan subayların ve elçilerinin önünde (bir
yemekli kıyafet balosunda) o muazzam tarih bilincinin ve bilgisinin etkisi ile
Yeniçeri kol ağası kıyafeti giyerek 1246’da (660 yıl evvel Hz. Muhammed
(S.A.V)’in 25. soy torunu başkomutan Seyyid Hacı Bektaş Şemsettin Veli
tarafından Konya’da kurulan o mukaddes ordunun özlemi ile) tüm dünyaya
Yeniçeri İslâm Türk ordusunun ve onun kahraman ve yenilmez askerinin ne
olduğunu aslında Osmanlı İslam devletini yıkan sarhoş padişah II. Mahmut’un ne
gibi bir padişah olduğunu (Belge: 28 yaşında iken Mustafa Kemal o meşhur
baloda (yemekli toplantıda) alkışlanan Yeniçeri ağası kıyafetli resmi Atatürk
albümü) anlatmak istemişti. (Yazar Seyyid Veysel). 1832 yılında Osmanlı İslam
devletinin bekâsı ve bölünmez bütünlüğü için ve bunu düşünerek ordusu ve beyi
olduğu Halep ve Sivas İlbeyli cemaati ile (o anda Mısır ve güney Osmanlı
eyaletleriyle birleşip Osmanlı’yı yok etmeye geliyorlar zannı ile) (halbuki II.
Mahmut’u indirip bu dengesiz padişahın yerine diğer bir akıllı Osmanlı sultanını
getirmek isteyen) güney eyaletleri ordusu komutanı Kavalalı İbrahim Paşa’ya
karşı duran ve onunla savaşan Seyyid Ağa Hüseyin Paşa (Yazar Seyyid Veysel
Semih Danişmend’in dedesi Seyyid Veysel Mandı’nın dedesi olan Seyyid
Norşunluzade Hasan Ağa’nın babası) bu güney eyaletleri orduları ile savaşırken
(1832 Halep’in yakını Baylan Geçidi savaşı ) gayesi ve düşüncesi Osmanlı’nın
yok edilmesi tehlikesine karşı devletin bekâsı ve bölünmez bütünlüğünü
savunmak idi. Kendisini 1826 da Divriği de Yeniçeri ağası ve sancaktarı iken
idama mahkum etmiş bir II. Mahmut’un kurduğu Asakiri Mansureyi
Muhammediye ordusuna İlbeyliler cemaati başkomutanı olarak ve paşa ünvanı
alarak katılıp bu orduyu diğer Osmanlı ordusu ile Antakya’da birleştirip sonra 2
orduyu Osmanlı adına yönetip Halep’e gelip Kavalalı İbrahim Paşa’nın karşısına
çıkması vatanı yok olmaktan korumak adına idi. Fakat Adana’da bulunan ve
ordusunu Ağa Hüseyin Paşa komutanlığında birleştirmesi istenen Osmanlı ordu
komutanı Mehmet Paşa onun genel vali olarak Mısır, Şam, Halep, Mekke,
Medine’ye tayin olmasını kıskanarak birleşmedi. Ve onu İlbeyli Sivas ve Halep
                                                                                168
Türkmenleri ile yalnız başına bıraktı. Böylece Mehmet Paşa’nın hasedi Baylan
Geçidi savaşında Divriğili Seyyid Ağa Hüseyin Paşa’nın (Sancaktarın) yenilgisine
sebep oldu. Baylan Geçidi savaşı tarihte (1832) ispat etmişti ki İlbeyliler ve
beyleri olan Danişmendli Seyyidler bu mukaddes toprağı                   (Türkiye’yi)
böldürmemek ve haçlılara yedirtmemek uğruna Osmanlı 600 yıllık devleti
yanında olup yine şehid oldular, hep şehid oldular, Türkiye devleti içinde tekrar
şehid olacaklardır. (Yazar Seyyid Veysel.) İslâm sancağı (Hz. Muhammed’in
(S.A.V)’in damadı Hz. Aliyyel Mürteza’nın Bedir savaşında ki elindeki sancağı
ve onu Bedir savaşında dalgalandıran damadı ve amcası oğlu Hz. Aliyyel
Mürteza’nın Türkiye de ki oğulları olan Seyyid Sancaktar Danişmend oğulları,
imamlar olarak, İlbeyli sancak beyleri olarak bu yüce sancağı canları pahasına
kıyamete kadar koruyup savunup Sûr borusu öttüğünde (kıyamet anında) bile bu
mübarek vatanın göklerinde ve yine merkezi olan Sivas da dalgalandırma
vazifelerine orduları İlbeylilerle birlikte devam edeceklerdir. İnşallahüteâla (Yazar
Seyyid Veysel).

  1923 yılında Yeni Türk Devleti Nasıl Kuruldu ve
Bu Kuruluşta İlbeyliler
    Selçuklu, Danişmentli, Mengücekli, Saltuklu Anadolu İslam Devletleri 1072
yılı toprakları 1299’da kurulan Osmanlı Anadolu İslam Devleti’nin malı olunca,
yine bu Osmanlı Devleti 1915’de yıkılmak üzere iken ondan kalan toprakları 4
Osmanlı Paşası önderliğinde 1919’da bu paşaların başkanları olan Gazi Mustafa
Kemal Paşa başkomutanlığında Kurtuluş Savaşı başlatılıp, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ni kurma hareketi ile Osmanlı’dan kalan bu topraklara yeni Türk Devleti
1923’de kuruldu. Şöyle ki: 1915 yılında su uyumuş fakat düşman uyumamıştı.
Zira bu yılda 1915’te saldırı başladı. 600 yıllık Osmanlı Devleti aleyhine birleşen
Avrupalı Birleşik Haçlı Devletlerinin saldırıları ile her yöresi (Sadece İç Anadolu
Bölgesi hariç) düşman kuvvetleri ile 1915-1919 yılları arası bu 4 yılda şu andaki
Türkiye (2005’te ki bu topraklarımız) işgal edilince bu mübarek vatanı kurtarmak
Garp cephesi (Batı Cephesi), Şark Cephesi (Doğu Cephesi), Orta Cephesi (Doğu
ve Batı Cephelerinin toplamı olan orta genel cephesi) ve bu cephelerin hepsinin
üst makamı olan Yeni Devletin Kuruluş ve Türkiye Cumhuriyetini Kuruş Cephesi
(Yeni Türk Devletinin beyninin ve kalbinin bulunduğu Orta Genel Cephesi) ve
bunun merkezi olarak Ankara şehri 4 askerî komutanla yâni Gazi Paşalar olan 1)
Gazi Mustafa Kemal Paşa 2) Gazi İsmet Paşa 3) Gazi Fevzi Paşa 4) Gazi Kâzım
Paşa tarafından korumaya alınıp, bu askerlerce idare edilen bu Türkiye toprakları,
1919’dan 1923’e kadar 4 yılda her cephede düşman kuvvetleri ile savaşıp galip
gelerek, mübarek Türkiye Cumhuriyeti Devletini bu 4 paşa, Cenab-ı Allah’tan
aldıkları şevk ile ve güç ile destek ile kurdular. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken
(Son Türk Devleti kurulurken) Gazi Paşa Mareşal Mustafa Kemal Atatürk,
Türkiye Cumhuriyeti ve onun devletini kendisi de dahil 4 temel direk ve 4 temel
taş olan bu 4 süper paşanın sırtına yükledi. Bunlar ise 1) Gazi Paşa Mareşal
Mustafa Kemal Atatürk 2) Gazi Paşa İsmet İnönü 3) Gazi Paşa Mareşal Fevzi
Çakmak 4) Gazi Paşa Kâzım Karabekir olup bu 4 yıl devamlı her cephede
kurtuluş için savaş yaparak galip gelen ve Gazi lâkabı alan kurtarıcı ve Türkiye
Cumhuriyeti Devletini kurucu paşanın önderi ve başkomutanı ise Gazi Paşa
Mareşal Mustafa Kemal Atatürk idi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti orta Ankara
olmak üzere, doğuda Şark Cephesi komutanı Gazi Paşa Kâzım Karabekir, batıda
Garp Cephesi Komutanı Gazi Paşa İsmet İnönü ve bu ikisinin komutanı olan

                                                                                 169
ortadaki (Ankara’da ki ) Genel Kurmay Başkanı Gazi Paşa Mareşal Fevzi
Çakmak olup hepsininde Başkomutanı ise devlet kurucusu Gazi Paşa Mareşal,
Reisi Cumhur Mustafa Kemal Atatürk olup, Türkiye halkı arı, vatan arı kovanı ise
o kovanın arı beyi Mustafa Kemal Atatürk olup şu andaki (2005) Türkiye’nin
topraklarının o zaman (1919 yılı ortalarında) doğusunu komünist (Bolşevik)
Rusya ve ortağı Ermenistan, batısını 6 Emperyalist haçlı devleti ve bunlara baş
yardımcı ve 7. si olan Emperyalist Yunanistan işgal etmiş, Türk halkı ise sadece
Ankara, Sivas ve Erzincan arasına sıkışmış kalmıştı. Bu Emperyalist 7 devletten
Fransızlar güneydoğu, İngilizler kuzeybatıda, pres (sıkıştırma) harekâtı ile Türk
Milleti’ne nefes almayı bile çok görmüşlerdi. (Yazar Seyyid Veysel Semih) 4
kurtarıcı paşa ilk kuruluş yılı olan 1919’dan itibaren birlik olup ve çok samimi
olmuşlardı. 1. kuvvetli paşa Gazi Paşa Mustafa Kemal Atatürk idi. Bu eşsiz
komutanı İlbeyliler tarihinde anlatmam gereksizdir. Zira onun ne olduğunu tüm
dünya çok iyi bildiği gibi 2. bir İlbeyli tarihi yazsam, onun yaptıklarını anlatmam
en az 300 sayfa tutar ki, onu en iyi anlatmak için 6 gün süren konuşmasının (
(Nutuk-Söylev) isimli kitap haline getirilen) 3 ciltlik kitabı (Kendi yazdığı bir eser
olup) onu bize tanıtmaya (bu kitabı) yeter. (Yazar Seyyid Veysel.) Yalnız Sivas
İlbeylileri’ni ilgilendiren Sivasla ilgili ve yeni Türk Devleti ve Cumhuriyet’in
temel kuruluş bölümü olarak özetle Celal Bayar’ın (Gazi Paşa Mareşal Mustafa
Kemal’in yâni 1. Cumhurbaşkanı’nın 19 ay süren son başbakanlığını yapmış ve
1950 yılında seçimle (1950-1960 yılları arası) iktidara gelip 10 yıl 3.
Cumhurbaşkanı olarak DP’nin yâni Demokrat Partinin iktidarı zamanında (1960
yılındaki 27 Mayıs ihtilali ile) devrilip idama mahkum olan kişinin) Bende
Yazdım adlı 8 ciltlik eserindeki yazıya göre kurucu ve kurtarıcı Gazi Paşa’nın
(Mustafa Kemal Atatürk’ün) ilk Sivas’ta karşılandığı durumun yani Sivas’a ilk
misafirliğinin nasıl bir atmosferde (şartlarda) olduğunu anlatmak istiyorum.
(Yazar Seyyid Veysel.) Mustafa Kemal Paşa 25 Haziran 1919’a kadar Amasya’da
kaldı. Sivas’a uğrayıp Erzurum’a geçmek üzere yola çıktı. 26 Haziran’da
habersizce Tokat’a vardı. Doğruca askerlik dairesine indi. Paşanın şehirlerine
gelişini haber alan Belediye Reisi ve Belediye Meclis Üyeleri olan memleketin
ileri gelenlerinden bazı zevat (Kişiler) ziyaretlerine geldiler. Onlara ateşli bir
hitabede bulundu. Bu hitabe dinleyenlerin üzerinde beklenilen etkiyi yaratmıştı.
Paşa Tokat telgrafhanesini kontrol altına aldırmıştı. Sivas’a hareketini gizliyordu.
26-27 gecesini burada geçirdi. 27 Haziran günü Sivas’a doğru yola çıktı. Sivas’ta
İstanbul Hükümeti’nin tahriki ile aleyhinde gösteriler hazırlanıyordu. Duvarlara
paşa aleyhine yaftalar (İlânlar) yapıştırılıyor, İstanbul hükümetince Elazığ’a vali
tayin olunan Emekli Kurmay Albay Ali Galip Bey, Sivas Valisi Reşit Paşa’ya
başvurarak Mustafa Kemal ‘in eli kolu bağlı olarak İstanbul Hükümetine teslimini
telkin ediyordu. Sivas’ın durumu dışardan böylece kritik görünüyordu. Reşit Paşa
Vali olarak Sivas’a geleli henüz 10 gün olmuştu. Vali paşanın Milli Mücadele
hakkındaki siyasi kanaatini sarahatle (açıkça) kimse bilmiyordu. Valiyi taraftarlar
kendilerine çekmeye ve mal etmeye çalışıyorlardı. Valiye hemen hemen aynı
zamanda denilebilecek 2 tebliğ yapıldı. Bu tebliğin 1’i Mustafa Kemal Paşa’dan
geliyordu. Mustafa Kemal bunda (Bu tebliğ telgrafta) özetle: (Vatanın tehlikesini
aynen gösteren safhaların kanlı icraati milli vicdanı bir kurtuluş emeli etrafında
Müdafa—i Hukuk-u Milliye ve Reddi İlhak Teşkilatı adı altında süratli bir surette
toplamaya başlamıştır. Yalnız mitingler vs. gibi gösteriler büyük gayeleri hiçbir
vakitte kurtaramaz. Ancak sine-i milletten bilfiil doğan müşterek kudrete istinad
ederse (dayanırsa) kurtarıcı olur. Fakat şüphe götürmeyen bir hakikattirki bu acı
safhayı bu kadar mühlik surette izhar eden ve en tesirli amil maalesef başkentteki
(İstanbul’da ki) muhalif cereyanlar ve Anadolu’nun saf ve mukaddes milli emelini
                                                                                  170
zararlı bir şekilde infirada (yalnızlığa ve ümitsizliğe) uğratan, siyasi ve gayri
resmi propagandalardır. Kuvay-i Milliye olarak bugün için böyle yanlış yollara
sevk ile dağılmanın cezasını vatanımız aleyhinde ve pek mebzul surette
görmekteyiz. Şu halde İstanbul’un muhalif cereyanları artık Anadolu’ya ve milli
emel ve duygulara hakim değil, tâbi olmak mecburiyeti vataniyesindedir. Başkent
itilâf (Aralarında anlaşan düveli itilâf yani haçlı işgalciler) devletleri (düşman
kuvvetleri yâni İngiltere, Fransa, Yunanistan, Amerika, Avustralya-Anzak, İtalya
gibi düşmanlar birliği) tarafından tahliye olununcaya kadar bu mecburiyetin
mutlak olduğu kanaatindeyim ki bu hal bittabi zatı devletlerince takdir buyrulur)
diyor sözlerinin doğruluğuna misal olmak üzere de aşağıdaki bilgiyi veriyordu.
(Devletin taksime uğrayacağı bahis konusu olduğu bir sırada düşman
propagandası ile baş gösteren Kürdistan İstiklali gibi cereyanlar dahî haberleşme
ile tarafların celp hilafet ve saltanat etrafında müşterek gayelere davet ve tam bir
mütabakat (anlaşma) sureti ile lehülhamd (Allah’a şükür ki ) lehimize dönmüş ve
kongreye davet olunmuştur. Bu milli ve hayati mesele için zâtı devletleri gibi
vatansever, söz ve fikir sahibi zevata (insanlara) teveccüh eden (yapılması
gereken) fedâkârlık pek büyüktür.) Sivas valisine (Vali Reşit Paşa’ya) gelen 2.
tebliğde İstanbul’da dahiliye nazırı (İçişleri Bakanı) Mahut (adı geçen ve bilinen )
Ali Kemal Bey’den gelmektedir. Her ikisi arasında tezat müsbet ile menfi (doğru
ve yanlış) kadar farklıdır. Ali Kemal’de bu 23-6-1919 tarih ve 84 sayılı şifresinde
(şifreli telgrafında ) şöyle diyordu; ( Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker ve
gerçekten vatansever olmakla beraber, zamanın siyasetini bilmediği için sarfı
hamiyet ve gayretine rağmen yeni memuriyetinde asla muvaffak olmadı. İngiliz
fevkalede mümessilliğinin (İşgal kuvvetleri başkanlığının) talep ve ısrarı ile azil
(görevden alınma) edildi. Ve azlinden sonra yaptıkları ve yazdıkları ile de bu
kusurlarını daha ziyade (daha çok) meydana vurdu. Redd-i İlhak Cemiyetleri gibi
Karesi (Balıkesir) ve Aydın havalisinde İslâm halkı nâhak yere kırmaktan (bence
halkın düşmana karşı direnmesini ve şahadetini emretmişti. Ve batıdaki
Müslüman Türk halkı bu vatan uğruna işgalcilere karşı şehit olmaya yeni
başlamıştı. (Yazar Seyyid Veysel) başka ve fakat bu vesile ile ahaliyi haraca
kesmekten (bence silah almak için halktan bu şerefli cihat (savaş) için altın
toplamıştı ve çünkü ordunun (Osmanlı Ordusu’nun) elinden silahları tamamen
alınmıştı. (Yazar Seyyid Veysel.) başka bir iş görmeyen, öteden beri çektiği
(valilere çekip uyardığı-Yazar Seyyid Veysel) telgraflarla da siyasi hatasını
idareten de (idari yoluyla da) artırdı. Müşarunileyhin (hakkında bunlar yazılan)
adı geçenin yani Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a celbi (gönderilmesi) Harbiye
nezaretine ait bir vazifedir. (Yani Genel Kurmay’a ve onun bağlı olduğu Savunma
bakanlığına.) Lâkin Dahiliye Nezareti’nin size kat’i emri ise o zatın azil (görevden
alınmış) edilmiş olduğunu bilmek, kendisi ile hiçbir resmi muameleye
girişmemek, hükümet işlerine taalluk eden (yâni hükümetin kendi resmi işi) hiçbir
talebini is’af (yerine getirmek) etmemektir. Bu talimat dairesinde hareket etmekle
ne gibi mes’uliyetlerin mündefi olacağını (Bunun dışına çıkılınca çok mesuliyet
alınacağını) takdir buyuracağınızdan bu mühim ve vahim dakikalarda memur,
ahâli her Osmanlı’ya tereddüp eden iş (üstüne vazife düşen) ve en büyük vazife,
Sulh Konferansı’nda mukadderatımıza (geleceğimize kaderimize) dair karar
verilirken ve 5 senedir yaptığımız cinnetlerin (akıl dışılık) hesapları görülürken,
artık aklımızı başımıza devşirdiğimizi göstermek, akilane (akıllılık) ve
müdebbirane (soğuk kanlılık) hareketlere imtisal etmek (Yönlenmek) fırka,
mezhep, ırk ihtilaflarını (anlaşmazlıklarını) göstermeksizin her ferdin hayatını,
malını, ırzını, siyânetle, medeniyet nazarında bu memleketi bir daha lekelememek
değilmidir?) Böylece birbirinin tamamıyla zıttı bu iki tebliği aşağı yukarı aynı
                                                                                171
günde alan vali (Reşit Paşa), başını 2 elinin avuçları içine alıp düşünürken alkolik
bir zat kendisini ziyarete geldi. Bu kişi Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin Sivas İl
Başkanı Ellezioğlu Halit Bey idi. Vaktiyle Sivas’ta vilayetin evrak müdürlüğünü
yapmıştı. Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni ve şahsını övdükten ve İttihat ve Terakki
Cemiyeti’ni ve mensuplarını zamanın zihniyetine göre hayli zemmettikten
(kötüledikten) sonra, “Mustafa Kemal Paşa’nın İttihatçılığı hortlatmak için didinip
durduğunu elbette biliyorsunuz. Enverler, Talâtlar (İttihatçı hükümetin 2 mensubu
olan Enver ve Talât paşalar) kaçarken onu yerlerine vekil bıraktılar. Emrinede
birkaç yüzbin altın verdiler . Anadoluya geçip İttihatçılığı diriltmeyi emir ettiler.
Fakat eski camlar bardak oldu. Herifin maskesi düştü. Onun için aldıran yok
herkesin kulağı Hürriyet ve İtilafta (Hürriyet ve İtilaf Partisi’nde.) İtilaf
Devletleri’de bizimle dost. Mustafa Kemal boşuna yoruluyor. Lâkin ne de olsa
ordu komutanlığı yapmış bir asker zarar vermese bile miğde bulandırır. Merkezi
Umumiye (Genel Merkez)’e yazdım. Onun azlini istedim. Bugün yarın onun da
çanına ot tıkarlar. Sizden niyâzım (isteğim), ondan telgraf filan alırsanız bana
bildirmenizdir. 2. bir niyâzımda onun ağzını kullanan Rasim Bey’e yüz
vermemenizdir.”

   Vali sordu:

       -Rasim Bey kim?

       Ellezioğlu Halit Bey cevap verdi:

        -Eski Sivas Mebusu, iliğine kadar ittihatçı. Daha doğrusu yeni baştan
mebus (Milletvekili) olabilmek için ittihatçılığa sadâkat gösteriyor. Mustafa
Kemal’in emri ile Müdafa-i Hukuk Cemiyeti diye bir dırıntı vücuda getirmek
istedi. Tek bir adam bile kandıramadı. Kazdırdığı mührü koynunda gezdirip
duruyor.” (Yani bu cemiyete üye kaydetmek için üyeliğini tasdik edecek mühür)
Rasim Bey fesih (iptal) olunan Osmanlı Mebusan (Milletvekilleri) meclisinde
mebustu. Ve valinin bu mecliste arkadaşı idi. Birbirlerini yakından tanıyorlardı.
Valinin nazarında (gözünde) ve gerçekte Rasim bey (Başara) temiz, vatansever,
memleket muhabbeti (sevgisi) ile içi dışı dolu bir genç idi. Vali böyle bir
arkadaşının Sivas’ta bulunuşundan (ve onu hatırlamaktan) memnun oldu.
Görüşmek arzusunu besledi. Rasim Bey 1-2 gün sonra kendiliğinden valiyi
ziyarete geldi. Aralarında geçen konuşmadan valinin ilk suali (sorusu) şu oldu:

       Mustafa Kemal Paşa ne yapıyor?

        Valiye cevaben konuşmasına başlayan Rasim Bey Sivas Valisine Mustafa
Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geldiğinden beri Anadoludaki valilere yaptığı
tebliğleri gözden geçirmesini tavsiye etti. Gerçekleri ve esas gaye edindiği
meseleleri burada görüp anlayacağını söyledi. Bunları (bu şifreli telgrafları) tetkik
ettikten sonra valinin fikri kristalize (net) olmaya başladı. Mustafa Kemal Paşa
için “İşte cesaretin aliyyül-alâsı (en güzeli) böyle olur. Ve bir milleti
ayaklandırmak isteyen bir inkılapçı kendilerinde kuvvet ve kudret hissedenlere
karşı böyle ağız kullanır” demeye başladı. Ancak Mustafa Kemal Paşa İngiliz
notasına (Tebliğine-bildirisine) ve sadrazama (Başbakana) celâledle (şiddetle)
karşılık verirken neye , kime ve nerelere güveniyordu. Arkadaşı Rasim Bey’e
şüphesini ortadan kaldırmak için olacak şu soruyu sordu ve cevabınıda ondan aldı:

       Millete!
                                                                                 172
        Bunun üzerine Vali Reşit Paşa aynen şu ifadede bulunmaktadır.
Tamamıyla aydınlanmak istediğim için ısrar gösterdim. Rasim Bey, hâlâ hayretle
hatırladığım bir iman heyacanı ile fikrini izah etti: “Mustafa Kemal Paşa çok
büyük bir şahsiyettir. Onun her güçlüğü yeneceğine inanmak gerekir. Millete
gelince, o manâsız bir harpten bıkkındır. Fakat boynuna zincir takılmak
istendiğini anlarsa, arslan kesilir, ateş kesilir, yıldırım kesilir. İşte Mustafa Kemal
Paşa o arslana, o ateşe, o yıldırıma istinad (arkasını dayamak) ediyor. Bu cevap
üzerine Vali Reşit Paşa’nın hatıralarında şu sözlere rastlıyoruz: İdrâkimin
(aklımın) bu heyecana imrendiğini itiraf ederim. Fakat bir milyon insanın malını,
canını, namusunu muhafaza ile mükellef (vazifeli) olan bir idare amirinin bir
valinin (o vali 1908 ihtilaline karışmış bir eski ittihatçıda olsa) anarşi, fevza
(kanun dışılık) dediğimiz umumi kargaşalığa rıza göstermesi kolay değildi. Onun
için adımlarımı ihtiyatla (Tedbirle) atmayı tasarladım. Aynı zamanda Rasim
Bey’den Müdafa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyetleri (dernekleri) hakkında
malûmat (bilgi) almak istedim. Şöyle bir sualde (soruda) bulundum: Hürriyet ve
İtilaf Klübü’nün reisi (Başkanı) hemşehriniz Halit Bey, o klübün nefsinde
(kendisinde) temessül (üyelik) ettiğini söyledi. Sizin cemiyette o şekildemi? Sade
bir mühürden ibaret mi? Rasim Bey asil bir safvetle (açık kalp ve lisanla) hakikati
bana söyledi: O kadar kalabalık değiliz. Fakat başta müftü efendi olmak üzere
ulema (din alimi) takımı hemen hemen bizimle beraberdir. Okur yazarların
bilhassa aydın gençlerin hepsi etrafımızda toplanıyor. Milli vaziyetin ağırlığı,
yurdun bölüşülmek istendiği hakikati, çok açık surette anlaşılırsa menfaat takip
etmeyen takımıda (grubuda) bize iltihak (birleşme) edecektir. Çünkü dava vatan
davasıdır, İstiklal davasıdır. Elazığ Valisi Ali Galip, Mustafa Kemal Paşa’yı
yakalatmanın ve eli kolu bağlı olarak İstanbul’a göndermenin yolunu arıyordu.
Vali Reşit Paşa Sivas’a gelişinin 2. günü yukarıdaki bilgileri edindi. Mustafa
Kemal Paşa’nın Sivas’ta bir kongre toplayacağını bildiren mektubu ile dahiliye
Nazırı Ali Kemal Bey’in onunla temasa gelinmemesi hakkında ki telgrafını aldığı
günde kanaatini (düşüncesini) kesin olarak belirtmiş değildi. Mustafa Kemal
Paşa’yı hem haklı, hem de kuvvetli görüyordu. Ancak o hakkın ve kuvvetin
müsbet netice verecek galip itilaf devletlerinin kararlarından döndürecek, sarayı
(Padişahı) ve Babıali’yi (İstanbul’da ki başbakanlığı) miskinlikten (uyuşukluktan)
kurtaracak kadar etkili olacağını tahmin etmiyordu. Düşünüyordu, ne yapmalı idi
ki yurda faydalı olacak adımı kararlaştırıp atmalı idi. Ne Dahiliye Nazırına (İç
işleri Bakanı’na), ne de Mustafa Kemal Paşa’ya cevap vermeyerek idraki
(düşüncesi) ile vicdanı arasında muhakeme münakaşası (karar mücadelesi)
yaparken Sivas’a Ali Galip Bey geldi. Ayağının tozu ile Vali Reşit Paşa’yı ziyaret
etti. Vali Reşit Paşa diyor ki:

        “Bu zat Elazığ valiliğine atanmış idi. Yanında birkaç da adam vardı.
Kendisinin muhalif (Karşı görüşlü) eyilimli olduğu, Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni
tuttuğu biliniyordu. Babıâli’nin böyle siyaset ve entrika düşkünü şahıslara el
uzattığı hayretle görülüyordu. Ağzı kalabalıktı, çok söylüyordu. Söylenenin %60’ı
övünmekten %30’u İttihat ve Terakki’ye küfür etmekten ibaretti. Ben biraz hayret
ve biraz da ızdırap (üzüntü) içinde bu yaveleri (atıp tutmalarını) dinlerken o
tavrını değiştirdi. “Aman paşam” dedi. “Ben İstanbul’da iken Mustafa Kemal
Paşa’nın azli (görevden alınması) konuşuluyordu. Hatta harp divânına verilmesi
düşünülüyordu. Garip bir bakışla beni tepeden tırnağa kadar süzdükten sonra
sordu (Vali Reşit Paşa’ya sordu):

   -Ne yapmak fikrindesiniz?

                                                                                   173
   İhtiyatsız (Tedbirsiz) dudaklarından bir kelime düştü:

   -Hiç!”

    Ve bu sevabımın bir çok şüpheler uyandıracağını, komşu vilayet valisini
jurnalciliğe (ihbarcılığa) sevk edeceğini düşünerek hemen ilave ettim. “Nezaret
(Bakanlık) bize sadece o zatın (o kişinin yâni Mustafa Kemal Paşa’nın) azil
edildiğini ve kendisi ile temastan çekinilmesini bildiriyor. Hatta İstanbul’a
celbinin (gönderilmesinin) Harbiye Nezaretine (Savunma Bakanlığı’na) ait
olduğunu da tasrih (imâ düşüncesini açıklamak) ediyor. O halde ne bizce ne sizce
yapılacak bir muamele olmasa gerek dedi. Ali Galip Bey kopmuş bir zemberek
(saat yayı) hızı ile yerinden fırladı, sol elinin baş parmağını yeleğinin koltuk
kesimine geçirdi. “Muhterem Paşa Hazretleri” dedi, her vazife daha yüksek
makamdan tebliğ edilmez. Çok kere hadiselerin gidişatından vazifeler gelir.
Mustafa Kemal Paşa meseleside o kâbildendir. (o türdendir) Çünkü bu zat her
idare memurunu kendi şahsı ile ilgilendirecek ve devlete menfaat bakımından hal
ve kaalini (hareketini) şüpheli gösterecek takımdandır (Sınıftandır.) Nitekim
Dahiliye Nezaretide (İç İşleri Baknalığı’da) onun bu vaziyetini tesbit edip size
bildirmiştir. Zat-ı âliniz (yüksek kişiliğiniz) nasıl olurda maslahatın icabını
(yapılacak normal hareketi) yapmakta müsamaha (Çekinirek harekete geçmemek)
edersiniz? Onun telaşına, heyecanına, feveranına (ani çıkışına) iştirak etmeyerek
sükun (sakinlik) içinde sordum. Maslahatın icabı ne olabilir? Cevap verdi:

    -Devlet aleyhine (kötülüğüne) kıyam (savaş) etmeyi tasarladığı (düşündüğü)
sabit (gerçek) olan Mustafa Kemal Paşa’yı hemen yakalatmak mahfuzen (tutuklu
olarak) İstanbul’a yollamak. Çünkü maslahat bunu icap ettiriyor dedi. Sordum:
“Ne hakla?”

        Herif (Ali Galip) gazebe (çok kızmak-adeta kudurmak) gelir gibi oldu.
Köpürdü. Lâkin (fakat) yaşta ve yolda kendisinden büyük bir adama karşı sert dil
kullanamayacağını, zemin ve zamanında böyle bir taarruza (saldırıya) müsait
olmadığını hatırlamış olacak ki gazabını (hırsını) çabuk yendi.Sesini
mülayimleştirdi (Yumuşattı) “galiba” dedi ve “latife buyuruyorsunuz” (şaka
ediyorsunuz.) Çünkü bir vali hele sizin gibi siyasi şekavetlerin de (pürüzlerinde)
hemen giderilmesi lâzım olduğu bir mevkideki şahsın, nâçiz çömezlerden (acemi
çıraklardan) yapılması gerekenleri duymaya ve öğrenmeye muhtaç değildir” dedi.
Vali Reşit Paşa ise “Fikrinize hiçbir suretle iştirak etmiyorum. Fakat
münâkaşamızı mantıkî bir surette bitirmiş olmak için iştirak eder görünmek,
anlamak istiyorum. Mustafa Kemal Paşa’yı siz benim yerimde olsanız tevkife
teşebbüs edermisiniz? Ali Galip cevap verdi: “Tereddütsüz!”

   Vali Reşit Paşa: “Hangi kuvvetle?”

   Ali Galip: “Polis, Jandarma icabında asker kuvvetleri ile!”

    Bu zat’ın Anadolu’da harp sonundan beri hüküm süren zihniyetin ve yurt
endişesi ile gönüllerde yer alan heyecanın azâmetinden habersiz olduğunu
görüyordum. Mustafa Kemal Paşa’nın 30-35 gün içinde halk tabakalarını kendi
şahsiyeti ile nasıl ilgilendirdiğini ise, komşu vilayet valisi muhakkakki sezmiş
değildi. Bundan dolayı zavallı adamı tenvir (uyarmak) etmek ve böyle fevkalade
zamanlarda çok dikkatli davranmak lâzım geldiğini söylemek istedim. 1908
inkılâbı hazırlanırken padişahın kuvvetle itimat ettiği, Şemsi Paşa’nın Manastır’da
                                                                               174
ortadan kaldırıldığını ve padişahı mâbud (hâşâ tanrı) sayan Arnavutların o mâbud
aleyhine ne suretle döndüklerini hatırlatarak Ali Galip Bey’e yükseklerden
atmamasını, milletin düşüncelerine, duygularına, dileklerine- uzaktan olsun-alâka
göstermesini ihtara hazırlandım. Fakat ağzımı açmadan odaya Hürriyet ve İtilaf
Partisi Reisi Halit Bey ile Belediye Reisi Zihni Efendi girdi. Ben 2 vali arasında
gerçekleşecek bir münakaşayı bu efendilerin duymasını hoş bulmadığımdan bahsi
kapamış göründüm. Gelenleri Ali Galip Bey’e prezante (tanıştırmak) etmeye
kalktım. O gevrek gevrek güldü. “Beyefendi ile’ dedi, otelde teşerrüf (tanışmış)
etmiştim. Burayı teşrifleride (gelmeleride) nimet oldu. Kendisini münakaşamıza
hakem yapalım”

    Ve cevabı beklemedi. Onlara ne konuştuğumuzu uzun uzun anlatmaya girişti.
Ne yalan söyleyeyim kızmaya başlamıştım. Ali Galip Bey’i terslemek üzere idim.
Lâkin Hürriyet ve İtilaf’a (Bu bir parti ismidir Yazar Seyyid Veysel) candan bağlı
bir vali ile o partiyi koca bir vilayet merkezinde temsile yeltenen bir zatın çok
çapraşık bir vaziyette ne gibi cevherler yumurtlayacaklarını, renksiz bir biçare
olduğuna kanaat taşıdığım belediye reisininde o cevhere karşı nasıl bir tavır
takınacağını merak ettiğimden Elazığ valisinin (Ali Galip’in) sözü ayağa
düşürmesine ses çıkarmadım. Nefsimi zorlayarak muhavereyi (aralarındaki
konuşmayı) dinlemeye koyuldum. Halit Bey’in Dahiliye’den gelen telgraftan
haberi yoktu. Ali Galip’ten müjdeyi alır almaz böbürlendi. (övündü) “Ben
yazmıştım      ”    dedi.    “Eğer     kuvvetli    telkinlerimle    İstanbul’dakileri
cesaretlendirmeseydim Mustafa Kemal Paşa mutlak ensemizde boza pişirirdi”
dedi ve yüzünü bana çevirerek şöyle bir ihtarda bulundu: “Davulu biz çaldık ama
parsayı (bahşişi) siz toplayacaksınız. Çünkü sabık ordu müfettişini yakalatmak
şerefi size nasip oluyor.” Ali Galip Bey’e söylediklerimi, bu şöhretli ayyaşada
(sarhoşada) tekrar ettim. Mustafa Kemal Paşa’nın tevkifi (tutuklanması) için
hiçbir makamdan emir almadığımı ve böyle bir şeyin benim için mevzu-ı bahis
olamayacağını anlattım. Kızıl kıyamet işte bu zaman koptu.Halit Bey küplere
bindi. Benim vatana ihanetle itham (suçlanacağımı) edileceğimi küstah bir lisanla
söylemeye yeltendi. Bunun üzerine zât’ı ve izâfı şerefimi (şerefimin küçülmesini)
red edip muhafaza etmek icap etti. “Efendi” dedim. Daha bir kelime söylerseniz
sizi kapı dışarı ederim!. Ali Galip Bey’e de gerekli olan ihtarı yaptım.
“Beyefendi” dedim. “Manâsız konuşuyorsunuz”. Sizde bana yol göstermek vazife
vermek hakkı ve kuvveti yoktur. Mustafa Kemal Paşa’yı kabsetmek (gözaltına
almak) size lâzım ve bilhassa kolay görünüyorsa onun kendi vilayetiniz hudutları
içinde cevelân (muamele) edeceği günleri beklersiniz. Bunlar savulduktan sonra
(oradan hırsla ayrıldıktan sonra ) 2. bir grup mahalli eşraf nâmına valiyi ziyarete
geldi. Bunlarında başında Çerkez Emir Paşa bulunuyordu. Emir Paşa,
Abdulhamit’in sivillere verdiği rütbeye izafetle paşa ünvanını almıştı. Haddi
zatında (gerçekte) halktan biriydi. Valiyi görür görmez telaşla sordu: Mustafa
Kemal Paşa azil mi edildi? Vali: “Bilmiyorum” cevabını verdi. Emir paşa sözüne
devam ile siz bilmiyorsunuz ama halk biliyor. Hatta sizin gibi henüz bu işi
duymayanlar varsa duysun diye duvarlara yaftalar yapıştırılıyor. Ali Galip ve
Hürriyet ve İtilâf Partisi Başkanı Halit Beyler validen ayrıldıktan sonra aleyhte bu
işi tertiplemişler. Mustafa Kemal Paşa’nın azil edildiğini, yakalanıp İstanbul’a
gönderilmesinin gün meselesi olduğunu ilan etmek istemişlerdir. Halit beyle Emir
Paşa ve arkadaşları valiyi 24 Haziran 1919’da ziyaret etmişlerdi. Yafta yapıştırma
olayı da aynı güne rastlıyordu. Ertesi 25 Haziran günü Dr. İbrahim Tâli Bey valiyi
makamında gördü. Dr. İbrahim Tâli Bey Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas
mümessili sayılıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın azli vâki (gerçek) ise bunun ilk
                                                                                 175
önce kolorduya bildirilmesi gerekeceğini valiye bildirdi. Halbuki kolorduya böyle
bir yazı gelmemişti. Vali Reşit Paşa vakti ile Servet-i Fünun edebiyatını izleyen
aydınlardandı. Ali Kemal’in İkdam Gazetesi’nin Paris Muhabiri sıfatı ile
gönderdiği haberlerin uydurma olduğunu, o zamanki polemiği hatırladı. Şimdi de
edebi bir vakanın siyasi şekilde tekrarlandığına ve devam ettiğine hükmetti.
Gerçekte de Mustafa Kemal Paşa hükümetçe usule göre henüz azil edilmemişti.
Vali, vâkıanın (olayın) Ali Galip’in ve Hürriyet ve İtilaf Partisi grubunun Ali
Kemal’de dahil, müşterek bir oyunu olmak ihtimalini kabul etti. Hiç olmazsa bu
durumu karışık buldu. Nihayet Dr. İbrahim Tâli Bey gibi düşünmeye başladı.
Fakat ne de olsa vali idi. İsyana, ihtilale açıktan taraftar olamazdı. Hatta Dahiliye
nazırı Ali Kemal Bey’in emirlerine de ulu orta (açıkça) karşı koyamazdı. Nitekim
İbrahim Tâli Bey’e kanaatlerini (görüşlerini ) açıklamak değil his dahi ettirmedi.
Yalnız yafta meselesini Ali Galip’in hezeyanlarını-teessürüne (üzüntüsüne )
mağlup olarak anlattı. İbrahim Tâli Bey’de bu olayın sıhhatini öğrenmek için
valinin ziyaretine gelmişti. Hemen ayrıldı. Olup biteni kumandanı Mustafa Kemal
Paşa’ya bildirecekti. Öyle yaptı. Doktordan sonra valinin 2 arsız ziyaretçisi yine
yanına geldi. Aralarında uzun münakaşalar, istihzâlar (şüpheler) sahte
kabadayılıklarla paşanın tevkifi meselesi konuşuluyordu ve bahsin tam heyecanlı
bir anında Sivas Merkez telgraf müdürü soluk soluğa valinin odasına girdi.
Elindeki telgrafı verdi. “Sivas Valisi Reşit Paşa Hazretleri’ne şimdi Tokat’tan
Sivas’a müteveccihen (doğru) hareket olunduğu ve zât’ı devletleri ile teşerrüf
(görüşmek) imkânının takarrüb (husule gelmek) ve tahakkuk etmek
(gerçekleşmek) üzere bulunmasından dolayı samimi surette mütehassis (mutlu)
bulunduğumu arz ederim. 3. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal.

        Vali telgrafı okudu. Ve hemen Ali Galip Bey’e uzattı. “Buyurun okuyun
sonrada kalkın tertibat alın, 3. ordu müfettişini yakalayın” dedi. Reşit Paşa bu anı
hatıralarında şöyle anlatmaktadır: “Ali Galip Bey’in telgrafa kapanan gözlerinin
nasıl bir değişiklikle açıldığını, renginin nasıl sarardığını, dudaklarının nasıl
titrediğini tarif edemem. Teklifsizce, fakat telaşla telgrafı kapatarak gözden
geçiren Halit Bey’in de vaziyeti onunkinin aynı olup gerçekten gülünçtü. Ben
uzun zamandan beri canımı sıkan bu 2 ayak politikacısından hınç almak için
kaşlarımı çattım. “Beyefendi” dedim “bir şey söylemiyorsunuz 3-4 saat sonra
Mustafa Kemal Paşa Sivas’ta bulunacak . Burada niçin oturuyorsunuz?
Düşündüklerinizi yapsanıza” Ali Galip Bey mahçup ve muzdarip (üzüntülü)
telgrafa bir göz daha attı, sonra silkinir gibi oldu. Hayretle ve dikkatle satırları
muayeneye girişti. Saatine baktı: “Geliyor değil, geliyor değil” dedi. “Gelmiş
Sivas’a hemen hemen girmiş. Çünkü telgrafın çekiliş saati üzerinden 6 saat
geçmiş. Ben bu kaydın farkında değildim. Telgrafı alarak tetkik ettim. Elazığ
valisinin keşfinde isabet gösterdiğini anladım ve cevap verdim. Ben paşayı
karşılamaya gideceğim. İsterseniz siz Halit Bey’in temin edeceği kuvvetle
kendisini tevkif ediniz.” Ali Galip Bey, bir gafletten uyanıyormuş gibi başını
kaldırdı. “Onunla Harput’da karşılaşsa idik dediğimi mutlak yapardım. Lâkin
burada mesuliyet size aittir. Ancak vaktin darlığından yalnız Dr. İbrahim Tâli
Bey’i davet etti. Telgrafı gösterdi. Ve fikrini açıkladı. Ali Galip Bey ve Hürriyet
ve İtilaf Partisi başkanı ile aralarında geçen konuşmayı anlattı. Kendisinden
Numune Çiftliği’ne kadar hemen gitmesini ve mümkün olduğu kadar karşılayıcı
hazırlamak üzere paşanın orada biraz beklemesinin sağlanmasını rica etti. Ayrıca
Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas’a girmek üzere olduğunu Rasim Bey’e bildirdi.
Reşit Paşa hatıralarında diyor:


                                                                                 176
     “İçimde garip bir seziş olabilir. Fakat hem helecan, hem heyecan vardı.
Helecan dediğim yürek çarpıntısı bütün Anadolu’yu kendi emri etrafında
toplamak istidadını, kaabiliyetini (becerisini) ve kudretini hissettiren Mustafa
Kemal Paşa’yı şanına layık surette karşılayamamak endişesinden doğuyordu.
Heyecan dediğim halet (ruh hali) ise bana bir başka âlem gibi görünen o mühim
zât ile yüzleşmek üzere bulunuşundan ileri geliyordu.” Numune Çiftliği Sivas’a
pek yakındı. (Şimdiki Sivas Çimento Fabrikası ile at harası arası- Yazar Seyyid
Veysel.) Otomobille oraya 15 dakikada gidilebilir. Fakat bu kısa mesafe o gün
bana pek uzun geldi. Her dakika 1 saat uzunluğu hissediliyordu. Ve bu vehmî
(tedirginliği kapsayan) duygu eni konu bir üzüntü membaı (merkezi) oluyordu.
Nihayet çiftlik göründü. Ben de bir çocuk sevinci yüz gösterdi. Bu satırlar
ölümümden ve belki Mustafa Kemal Paşa’nın ebediyete intikalinden (vefatı
sonrası) sonra neşr olunacağı (basılacağı) için sözlerimin riyâkârlığa
hamdolunmayacağını (anlaşılmayacağını) umuyorum. Uzun ve samimi bir iştiyak
durumunun sonuna, hasreti çekilen mahbub ve maşukun (hasret kalınan kişi)
huzuruna varılmış gibi ruhi ve pek tatlı bir sarsıntı geçiriyordum. Fakat çiftliğin
önüne ulaştığım zaman paşayı (Mustafa Kemal’i) yanındakilerle birlikte
otomobillerine binmeye hazır bir vaziyette buldum. Halbuki geridekilere
hazırlanmak, araba, at bulup istikbale çıkmak (karşılamaya çıkmak) fırsatı
verebilmek için paşanın (en az 1 saat) çiftlikte kalması lazımdı. Bu sebeple hemen
otomobilimden indim. İnsan kılığına temessül etmiş (girmiş) dehadan başka bir
şey olmayan paşayı candan gelen saygı ve sevgiyle selamladım. “hoş geldiniz
ama” dedim “şehre gitmekte acele buyuruyorsunuz, ilk kahvemizi burada içmek
tenezzülünde bulunmazmısınız?” diye söyledim. İğbirarını (haklı olduğunu)
hissettirmek isteyen dehâ (âlim) ne de sert konuşuyor? Benim en halis bir
hürmetle arz ettiğim bu niyaza Mustafa Kemal Paşa idrâki (aklı) şaşkınlatan bir
sesle cevap verdi. “Hayır!: Kahveye lüzum yok hemen hareket edeceğiz” dedi. Ve
bana kendi otomobilini göstererek ilave etti. “Siz de yanıma buyurunuz.” Onunla
yan yana bulunmaktan hem şeref alacak, hem vaziyetimi tesbite yaraması
mümkün istifadeler elde edecektim. Lâkin Amasya’dan beri paşaya otomobilinde
refakat eden (birlikte arkadaşlık eden) eski Bahriye Nazırı (Deniz Bakanı) Rauf
Bey’in geride kalmasını nezakete (kibarlığa) uygun bulmayarak itiraz etmek
istedim. “Rauf Beyefendi’yi” dedim. “Zatı alinizden (şerefli şahsınızdan) ayırmak
istemem ben müsadenizle kendi otomobilime bineyim.” Dedim. “Olmaz yanıma
geliniz” dedi. Sesi o kadar hakimdi ki ihtiyarsız boyun kırdım. Ve iradesiz, izinde
yürüyüp Mustafa Kemal’in kendi otomobiline bindim. Bir neferle bir kumandan
vaziyetinde idik. Kendim ile onun arasında o kadar büyük bir mesafe
görüyordum. Tabii surur ve gurur için de idim de… Paşanın beni ısrarla yanına
davet etmesinden iftihar duyuyordum. Fakat bu sevinç çok sürmedi . Ve paşanın
iltifat için değil, ağır bir şüphenin halli için beni otomobiline aldığı çar çabuk
meydana çıktı. Ömrümün en acı dakikalarından birini teşkil ettiği cihetle bu
vakayı (bu olayı) kaydetmek isterim. Otomobil şehre doğru hareket edince ben,
içimi kaplayan neşenin zoru ile bir şeyler söylemek ve paşayı söyletmek arzusuna
kapıldım. Dedim ki “İnşallah yolculuğunuz iyi geçti?” O ruhumu okumak ister
gibi, derin derin yüzüme baktı; En inatçı dimağlara (fikirlere) sırrı itiraf ettirecek
bir seste cevabı verdi: “Sen, onu bunu bırakta, Sivas’ta yapılan hazırlıkları anlat,
beni tevkif etmek için kaç kişi bulabildin ve bunları nerede pusuya yatırdın?”
Aman paşam, bu nasıl söz? Demekten başka bir karşılık bulamayacak kadar
şaşırmıştım. Ve bu ağır bühtanın (suçlamanın) töhmetin (itimatsızlığın) ruhuma
hissettirdiği eza (ezinti) altında bunalmıştım. O ızdırabımı anladı. Gözlerinde
beliren bir tebessümle idrakimi şevke getirdikten sonra, ciddiyetini bozmadan
                                                                                  177
anlattı. “Ali Galip’le yaptığınız münakaşalardan haberim var. Fakat beni Numune
Çiftliği’ne alı koymak için İbrahim Tâli Bey’i memur edişinizden, şahsen aynı
teklifte bulunmanızdan şüphelendim. Ali Galip’in sizi de kendine uydurmuş
olmasına ihtimal verdim. Sizi otomobilime alışım da bu şüphe yüzündendir.
Yanımda rehine gibisiniz. Şayet bir pusu varsa sizin beklide benden önce kurban
gitmeniz muhakkaktır.” Vali Reşit Paşa anlatırken “gözlerim yaşarıyordu ve o
gülümseyerek ilave etti. “İhtiyat (tedbir) iyi bir şeydir. Size de tavsiye ederim.”
“Ve bu macerayı unutmamanızı isterim” 5 dakika sonra 3. Kolordu Kumandanlığı
dairesi önünde otomobilden iniyorlardı. Paşa’nın bir subaya şu emri verdiği
işitiliyordu: “Burada bulunan Harput Valisi Ali Galip Bey’le İstanbul’dan
beraberinde getirdiği adamlarını hemen buldurup buraya getirin!...” Hatıralarında
Sivas Valisi, “ Vakıanın sonu ibrete layıktır, anlatayım diyor: Bizde (Celal
Bayar’da) burada bir süre daha kendilerini (Vali Reşit Paşa hatıralarını) dinlemeye
devam edeceğiz: Ali Galip Bey (Birlikte getirdiği memurlarla beraber) adeta
muhafaza altında Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkarılmıştı. Paşa kaşları
çatık ve çehresi asık bir vaziyette onları kabul etti. Bir müddet ayakta tuttu. Sonra
oturmalarını emretti. Ali Galip’i muhatap tutarak ağır bir tevbih (suçlama) nutuku
irâd eyledi (konuşma yaptı.) Kelimelerin silleden farkı yoktu. Fakat bu utandırıcı,
harap edici nutuk sade bir hakaret yağmuru değildi. Ali Galip’in Sivas’ta günlerce
oturarak, saman altından su yürütmeye çalışmasını bayağılıkla tasvir (benzetme)
ve kendisini hem tekdir hem tahkir etmekle (hem küçük düşürüp hem
azarlamakla) beraber hayrete değer münasebetler düşünerek milli hareketin
mâhiyeti (gelişimi), hedefi ve kudsiyeti hakkında da irşatlarını (emir ve
tebliğlerini), ihtiva ediyordu. Süt dökmüş kedi, Ali Galip’in o sıradaki vaziyeti
yanında arslan yavrusu sanılabilirdi. Bedbaht adam o derece perişandı. Boyuna ter
döküyor, boyuna yutkunuyordu. Mustafa Kemal Paşa belki 20 dakika sert
hitabesini devam ettirdi. “Askerler” dedi “mert olur”. “Türk askeri ise mertlerden
mert ve pek civan mert olur .” Siz cihânın kabul ettiği bu kaideye istisna (bu
tanınan vasıftan ayrı bir kişilik mi) teşkil ediyorsunuz? Yoksa ordudan ayrılmakla
Türk askerine mahsus bütün kıymetlerden demi uzak mı düştünüz?




                                                                                 178

								
To top