Docstoc

İran

Document Sample
İran Powered By Docstoc
					İran-Latin Amerika İlişkileri

Güneş ÖZYURT

Pazartesi, 06 Şubat 2012 17:53

Ülkesinin ekonomik yaptırımlar ve ABD ile İsrail’in savaş tehditlerine maruz kaldığı bir dönemde
gerçekleşen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın Latin Amerika ziyareti İran’ın dış politikasının Orta Doğu
ile sınırlı olmadığını göstermiştir. İran Cumhurbaşkanı Ocak 2012’deki gezisi kapsamında uğradığı
Venezuela, Ekvador, Nikaragua ve Küba’da sıcak karşılandı.



Havana Üniversitesi’nde kapitalizmin çökmek üzere olduğunu ve adalete dayalı yeni bir düzen
kurulması gerektiğini söyleyen Ahmedinejad’a fahri doktora unvanı verildi.(1) Nikaragua’yı ziyareti
sırasında ise Cumhurbaşkanı Daniel Ortega, Ahmedinejad’a “kardeşim” diye hitap ederek İran’ın
emperyalizmle mücadelesini öven yarım saatlik bir konuşma yaptı.(2) Latin Amerika’da Ahmedinejad’ı
karşılayan sloganlarla gözlemlenen bu destek birdenbire ortaya çıkmamıştır. Bölgede İran lehine
oluşan bu olumlu tutum, Tahran’ın 2005 yılından beri bölgeye yönelik başlattığı diplomatik
girişimlerin bir sonucudur.



Kendi çevresinde ABD’ye set çeken İran’ın uzak bir bölge olan Latin Amerika’daki artan varlığı Batı’da
endişe meydana getirirken Türkiye’de pek bilinmemektedir. Rafsancani ve Hatemi dönemlerinde
Avrupa ve Amerika nezdinde aradığını bulamayan İran, dünyanın diğer bölgelerinde yeni dostlar
aramaya yönelmiş, Latin Amerika bu arayışta önemli bir hedef haline gelmiştir. Bu analizde, İran’ın
Latin Amerika’ya ilgisinin sebepleri değerlendirildikten sonra başlıca bölge ülkeleriyle Tahran
arasındaki ilişkilere göz atılacaktır.



İran’ın bölgeye yönelmesinin ideolojik, stratejik ve ekonomik-siyasi boyutları vardır.



İdeolojik Boyut

Toplum hayatı açısından İran ve Latin Amerika ülkeleri birbiriyle alakasız gözükse de gerçekte ABD’nin
arka bahçesindeki kökü Simon Bolivar’a dayanan anti-emperyalist sol siyasi kültür ile 1979 İran
Devrimi’nin dünya görüşü paraleldir. İran Devrimi’nin ideologlarından Ali Şeriati, Şii inançlarıyla
Marksist öğretileri uzlaştırmaya çabalamış, solcuların devrim sırasında din adamlarıyla işbirliği
yapmasının önünü açmıştır. Kendisine destek veren solcuları devrimden sonra hızla tasfiye eden
Humeyni de ezilenler (mustazafin) ile emperyalizm (istikbar) arasındaki çatışmayı geliştirdiği
ideolojinin temel taşı yapmıştır. Humeyni’ye göre gerçek İslam ile emperyalizme karşı mücadele
birbirinden ayrı değildir. Nitekim İran devletinin bakış açısından gayet mutaassıp bir toplum düzeni
olan ama ABD himayesinde bir rejimle yönetilen Suudi Arabistan rakip iken daha serbest bir yaşam
tarzı imajına sahip Suriye, Batı’ya kafa tuttuğu için en yakın müttefik olabilmektedir. Hakeza, Küba,
Venezuela gibi istikbar karşısında ezilen halkları savunma iddiasındaki Latin Amerika hükümetleri,
Müslüman olmasalar bile İran’ın doğal müttefiki konumundadır.



Stratejik Boyut

İran’ın güvenlik politikasına hâkim olan anlayış ABD’yi temel tehdit olarak görmektedir. Bu anlayışa
göre ABD’nin hedefi İran rejimini yıkmaktır ve bu hedef 1979’dan beri değişmemiştir. Washington ile
arasındaki ilişkiyi sıfır toplamlı bir oyun olarak addeden Tahran, düşmanını zayıflatacak her gelişmeyi
kendi menfaati açısından kar saymaktadır. Fars milliyetçiliği ve devrimci Şii düşüncesiyle beslenen
milli bir özgüvene sahip İran, süper güç rakibi karşısında edilgen ve savunmaya dayalı bir strateji
yerine küresel çapta faal bir aktör olmaya çalışmaktadır. İran’ın dünyanın diğer ucunda bulunan ve
ABD’nin “arka bahçesi” olarak değerlendirilebilen Latin Amerika’da nüfuzunu artırma çabalarını bu
bağlamda değerlendirmek gereklidir.



Eski dünyadan okyanusla ayrılan ABD, ana vatanına yönelik herhangi bir tehditle karşılaşmamış,
bütün gücünü Avrasya’ya yaptığı müdahalelere vererek sonunda süper güç haline gelmiştir. Siyasi ve
demografik potansiyeli sınırlı Kanada’nın ABD’yi tehdit edemeyeceği açık olduğuna göre süper güce
yönelik bir karasal tehlikenin ancak Latin Amerika üzerinden gelebileceği öngörülmektedir. Bu
durumun farkında olan ABD Başkanı James Monroe, 1823 yılında Monroe Doktrini olarak adlandırılan
politikayı ilan etmiştir. Buna göre Avrupa devletlerinin Amerika yarım küresine herhangi bir
müdahalesi Birleşik Devletler tarafından bir saldırı olarak algılanacaktı. Monroe Doktrini ile gelişen
söylem ve takınılan tavırlardan ötürü Latin Amerika ülkeleri Birleşik Devletler’in arka bahçesi olarak
görülmeye başlanmıştır. ABD, Soğuk Savaş döneminde de darbeleri ve diktatörlükleri desteklemek
suretiyle bölgede etkin yegâne dış güç kalmayı başarmıştır. Latin Amerika’nın ABD için önemi
düşünülürse, Ortadoğu’da ABD orduları ve müttefikleri tarafından kuşatılan İran’ın somut bir planı
olmasa bile Latin Amerika üzerinden ABD’yi kuşatmayı uygun bir karşı strateji olarak gördüğü
anlaşılabilir.



Ekonomik-Siyasi Boyut

Latin Amerika ile ilişkilerin geliştirilmesi yalnızca uzun dönemli ideolojik ve stratejik hesapların parçası
değil, aynı zamanda İran’ın mevcut konjonktür içinde karşılaştığı ekonomik ve siyasi sıkıntıların
hafifletilmesi açısından da faydalı olabilir. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad 2007 yılında katıldığı bir
televizyon programında nükleer enerji programı nedeniyle İran’a uygulanan ambargoları Latin
Amerika ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşmaları ile aşacaklarını belirtmiştir. (3) İran’ın Latin Amerika ile
ticari ilişkileri 2005’ten beri büyük gelişme kaydetmiştir. Venezuela, Bolivya, Küba gibi ekonomik
açıdan fazla gelişmiş olmayan ülkeler İran’dan ithalat yapmakta ve yatırım almaktadır. Bölgenin
gelişmiş ekonomileri Brezilya ve Arjantin’e ise yatırım yapacak durumda olmayan İran, bu ülkelerden
yiyecek ve diğer tüketim mallarını ihraç ederek ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
Tahran, Latin Amerika ülkeleriyle tesis ettiği ilişkilerden uluslararası alanda artan yalnızlığının önüne
geçmek için de faydalanmaktadır. Mesela, nükleer enerji programı yüzünden İsrail’in çabaları
neticesinde İran’a müeyyideler uygulamaya yönelen ABD’ye zamanla Avrupa devletleri de katılmış;
İran’ın umut bağladığı Çin ve Rusya da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ambargo kararlarını
veto etmemiştir. Brezilya, Küba, Venezuela gibi Latin Amerika ülkelerinin ise çeşitli vesilelerle İran’ın
nükleer enerji programına destek veren açıklamalar yaptığı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve BM
Güvenlik Konseyi oylamalarında İran lehine oy verdikleri görülmektedir.



İran-Küba İlişkileri

Küba, Latin Amerika’da anti-emperyalist söylemin kalesi olarak görüldüğü için bu ülkenin İran’ın
bölgeye ideolojik giriş kapısı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fidel Castro, İran Devrimi’ni ABD
karşıtlığı sebebiyle pek çok kez övmüş ve Humeyni rejimini ilk tanıyanlardan biri olmuştur. Ancak,
Humeyni döneminin “Ne Doğu, Ne Batı” politikası Sovyetlerin yörüngesindeki Castro yönetimiyle
ilişkilerin hemen gelişmesini engellemiştir. Soğuk Savaş’ın bitişiyle Rus desteğini yitiren Küba, yeni
müttefikler aramaya girişmiş ve İran boşluğu doldurmak üzere harekete geçmiştir. İki ülke ilişkilerinin
özellikle 2005 yılından beri hızlı bir gelişme kaydettiği görülmektedir.



Küba-İran ilişkilerinden iktisadi açıdan daha büyük fayda gören Küba’dır. İran, Küba’da konut, kara ve
demir yolu, enerji santralleri ve barajlar gibi önemli altyapı alanlarında yatırım yapmaktadır. Tahran,
ayrıca Küba’ya uygun şartlarda kredi sağlamaktadır. İran’ın mali desteği özellikle Ahmedinejad
döneminde en üst seviyeye çıkmış, 2005-2008 arasında Küba’ya 1.180 milyon dolar kredi verilmiştir.
(4) Küba ise çok ileri bir noktada bulunduğu biyoteknoloji alanında İran’a teknik yardım ve eğitim
desteği sağlamaktadır.



İran’ın ise Küba ile ilişkilerinden daha çok diplomatik ve stratejik yönden kazançlı çıktığını söylemek
yanlış olmaz. Üçüncü dünyacı anlayışın sembolü bu ülkeyle sıcak ilişkiler kurmak Tahran’ın
uluslararası platformdaki ezilenlerin koruyucusu imajını güçlendirmektedir. İran’ın Venezuela ve
Bolivya gibi sol yönetimlerin bulunduğu Latin Amerika ülkeleriyle ilişki kurmasında da Havana aracı rol
oynamıştır. Ayrıca, Bağlantısızlar Hareketi içinde itibarlı bir konumda bulunan Küba, çeşitli ülkelerin
desteğini sağlayarak Birleşmiş Milletler toplantılarında İran aleyhinde kararlar çıkmasını zorlaştırma
potansiyeline sahiptir. Küba, ABD topraklarına yakınlığı ile İran için özel bir stratejik öneme de
sahiptir. Mesela bazı iddialara göre İran, Havana yakınlarında kurduğu bir tesisle ABD topraklarından
İran rejimi aleyhinde yayın yapan uydu kanallarının sinyallerini karıştırmaktadır.(5)



İran-Brezilya İlişkileri

Latin Amerika’nın en büyük nüfusu ve ekonomisine sahip Brezilya, İran’ın bölgedeki en önemli ticaret
ortağıdır. Brezilya ayrıca İran’a yapılan ambargolara karşı çıkmış, barışçıl nitelikte sürdürülen nükleer
enerji programını onayladığını açıklamıştır. Bununla birlikte Brezilya’nın İran’a verdiği destek Küba ve
Venezuela gibi ideolojik olmaktan ziyade ticari kaygılara dayanmaktadır. Her ne kadar son iki Brezilya
Cumhurbaşkanı Lula de Silva ile Dilma Rousseff sol cenahtan geliyor olsalar da, Brezilya toplumunun
demokratik değerleri benimsemiş olması İran’la söylem düzeyinde ayrılıklara yol açmaktadır.



Brezilya-İran ticaret hacmi 2008 yılında % 88 artışla 1,26 milyar dolara ulaşmıştır ki ticaret dengesi
büyük farkla Brezilya’nın lehinedir. (6) Brezilya’dan önemli miktarda soya fasulyesi ve şeker alan İran,
Brezilya et sektörünün de en büyük pazarı haline gelmiştir. (7) Ambargolar nedeniyle Brezilya’nın
İran’a Dubai üzerinden yaptığı ihracatın miktarı ise tam olarak bilinememektedir. İran’a getirilen
yaptırımların Brezilya’nın bu ülke ile yaptığı karlı ticareti zorlaştırdığı ve kısıtladığı düşünülürse,
Brezilya’nın 2010 yılında Türkiye’nin de katılımıyla İran’la yapılan nükleer yakıt değişimi anlaşmasında
rol oynamasının sebebi daha iyi anlaşılacaktır. Brezilya, Haziran 2010’da BM Güvenlik Konseyi’nde
İran’a yeni yaptırımlar getirilmesi için yapılan oylamada Türkiye ile birlikte hayır oyu kullanmıştır.



Hisselerinin çoğunluğu Brezilya Devleti’ne ait olan petrol şirketi Petrobras, 2003 yılında Basra
Körfezi’nde İran’a ait Tusan petrol sahasında arama yapma hakkını almış ve buraya 100 milyon dolar
yatırım yapmıştır. 2007’de ise aynı şirket Hazar Denizi’nde İran’a ait sahalarda petrol aramak için 470
milyon dolarlık yatırım yapacağını açıklamıştır. Ancak Temmuz 2009’da Petrobras yetkilileri her iki
sahadaki petrolün ticari açıdan kar sağlayacak özellikte olmadığı gerekçesiyle faaliyetlerin durduğunu
ilan etmiştir.



Öte yandan Brezilya’nın İran iç politikasına eleştirel bakışı nedeniyle iki ülke siyasi ilişkilerinde zaman
zaman pürüzler çıkmaktadır. Mesela, Brezilya İnsan Hakları Bakanı Paulo Vannuchi, 2009 yılındaki İran
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformcuları desteklediğini açıklayarak İran’ın tepkisini çekmiştir.
Ayrıca Brezilya, 2010 yılında idama mahkûm edilme ihtimali gündeme gelen Sakine Aştiyani adlı İran
vatandaşına sığınma hakkı vermeyi teklif etmiş, aynı konuyla ilgili olarak Vannuchi, Ahmedinejad için
“diktatör” kelimesini kullanmıştır. Dolayısıyla, Brezilya-İran ilişkilerinin ortak değerlerden ziyade
pragmatizme dayandığı ifade edilebilir.



İran-Arjantin İlişkileri

Arjantin, İran’ın iyi ilişkiler kurmayı başaramadığı bir Latin Amerika ülkesidir. Sebep, 1992 yılında
Buenos Aires’teki İsrail Büyükelçiliği’ne ve 1994 yılında Arjantin Yahudi Cemaati Derneği’ne yapılan
bombalı saldırılardır. Toplamda yüzden fazla insanın öldüğü, yüzlercesinin yaralandığı eylemlerin
Hizbullah tarafından İran’ın desteğiyle yapıldığı iddia edilmektedir. 2006’da davaya bakan Arjantin
mahkemesi eski Cumhurbaşkanı Rafsancani ve hâlihazırdaki Savunma Bakanı Ahmet Vahidi dâhil
dokuz İranlı yetkili hakkında tutuklama emri çıkartmıştır.(8)



Arjantin’in diğer Latin Amerika ülkelerinin aksine İran’ın nükleer enerji programına karşı çıkması
şaşırtıcı değildir. Aslında 1980’lerin sonu ve 1990’ların başlarında Tahran’a nükleer çalışmalar
konusunda teknik yardımda bulunan Buenos Aires, söz konusu bombalama hadisesi sonrasında
desteği kesmiştir. Arjantin, 2006 yılında uranyum zenginleştirmeye son vermediği için İran aleyhinde
çıkan BM Güvenlik Konseyi’nin 1737 sayılı kararına evet oyu vermiştir.



İran-Arjantin siyasi ilişkilerindeki soğukluk İran’ın diğer Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerini de olumsuz
etkileyebilmektedir. Örneğin, geçtiğimiz Mayıs ayında İran Savunma Bakanı Ahmet Vahidi Bolivya
ziyaretini Arjantin’in şikâyeti üzerine yarım bırakarak ülkeden ayrılmak zorunda kalmıştır. (9) Bu
yüzden, bölgenin güçlü devletlerinden Arjantin’in İran’ın Latin Amerika’da artan siyasi nüfuzu
karşısında bir engel teşkil ettiğini söylemek yanlış olmaz.



1994’ten sonra durma noktasına gelen İran-Arjantin ekonomik ilişkileri ise yakın zamanda büyük ivme
kaydetmiştir. 2007’de 30 milyon dolar olan ticaret hacmi 2008’de 1,2 milyar dolara çıkmış ve sonraki
yıllarda aynı seviyeyi korumuştur. Arjantin hâlihazırda İran’ın Latin Amerika’daki ikinci büyük ticaret
ortağıdır. 2011 yaz aylarında Arjantin’in, İran’la ticaretin zarar görmemesi için 1992 ve 1994’teki
saldırıları soruşturmaktan vazgeçmeye hazırlandığı yönünde haberler medyada yer almıştır. İran ise
saldırılarla ilgili Arjantin’le yapıcı bir diyalog geliştirme talebini yinelemeye devam etmiştir. Arjantin
Devlet Başkanı Eylül 2011’deki BM Genel Kurulu toplantısında iki ülke arasındaki problemin
giderilmesine dönük niyet beyanında bulunmuştur. 22 Eylül 2011 tarihinde New York’taki Genel Kurul
toplantısında ABD’li ve Avrupalı diplomatlar Ahmedinejad’ın konuşması esnasında salonu terk
ederken Arjantin’in BM temsilcisi konuşmayı dinlemeyi tercih etmiştir. Bu gelişmeler iki ülke
ilişkilerinde 1994’teki saldırılardan kaynaklanan mesafenin izale edilebileceği diyalog ortamının
ortaya çıktığını göstermektedir.



İran-Venezuela İlişkileri

Venezuela, Ahmedinejad döneminde İran’ın Latin Amerika’da artan nüfuzunun simgesi haline
gelmiştir. Aslında, Venezuela-İran ilişkileri Ahmedinejad öncesinde de sıcaktı. Öyle ki 2005 yılında
Chavez, İran Cumhurbaşkanı Hatemi’ye Venezuela-İran dostluğuna yaptığı katkılardan dolayı Karakas
şehrinin altın anahtarını hediye etmişti. 2005’ten sonra ilişkilerin hızla artması ise Batı’nın baskısı
karşısında İran’ın müttefik arayışı kadar Ahmedinejad ile Chavez’in revizyonist-populist söylemlerinin
birbiriyle uyum içinde olmasına da dayanmaktadır. Nitekim İran ve Venezuela liderleri pek çok kez
ABD küresel hâkimiyetinin sonu ve yeni bir dünya düzeninin kurulması yönünde ortak beyanlarda
bulunmuşlardır. İki ülke cumhurbaşkanları arasında kişisel dostluk önemli bir seviyeye gelmişitir ki
2009’da Ahmedinejad, Chavez’i Meşhed’deki gayrimüslimlerin girmesi yasak olan İmam Rıza
türbesine götürmüş ve Chavez burada İranlı yetkililerle birlikte iftara katılmıştır.



Venezuela’nın İran’a diplomatik alanda istisnasız destek verdiği görülmektedir. Örnek olarak 2005
yılında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran’a yapılan ambargolara temel oluşturan bir kınama
kararı gösterilebilir. Kurumun yönetim kurulunda temsilcisi bulunan otuz beş ülkeden sadece
Venezuela söz konusu karara ret oyu vermiştir. (10) 2009 Ocak ayında ise Venezuela ve Bolivya,
doğrudan İran’a bir yardım sayılmasa bile Tahran’ın duruşuna paralel olarak Gazze’ye operasyon
yapan İsrail’le diplomatik ilişkileri kesmiştir. Chavez, uluslararası platformda İran’a destek olmanın
yanında İran iç politikasında da Ahmedinejad’a arka çıkmıştır. 2009’da Chavez, Ahmedinejad’a
seçimlerde bol şans dilemek ve seçimlerin hemen ertesinde telefon edip tebriklerini iletmekle
kalmamış, hile iddialarının dile getirilmesi üzerine dünyayı İran’daki seçimlerin neticesine saygı
göstermeye çağırmıştır. (11)



Venezuela ile sıcak ilişkiler kurmak İran’ın diğer popülist Latin Amerika hükümetleriyle yakınlaşmasını
kolaylaştırmıştır. Zira Güney Amerikalı bağımsızlık savaşçısı Simon Bolivar’ın ülkesi Venezuela,
Chavez’in iktidara gelmesiyle kıtada anti-emperyalist siyasi düşüncenin merkezi durumuna gelmiş;
Nikaragua, Ekvador ve Bolivya’da yakın zamanda yükselen sol yönetimlere öncü olmuştur. Ocak
2007’de Venezuela’ya gelen Ahmedinejad’ı Nikaragua ve Ekvador’a götürerek Daniel Ortega, Rafael
Correa ve Evo Morales ile tanıştıran Chavez’den başkası değildir.



İran’la ticaret hacmi açısından Venezuela’nın Latin Amerika ülkeleri arasında ancak beşinci sırada
olduğu görülmektedir ama İran’ın bu ülkeye konut, çimento, gıda, enerji ve otomotiv alanlarında
milyar dolarlarla ifade edilen yatırımlar yaptığı unutulmamalıdır. İran’ın Venezuela’daki en önemli
yatırımlarından birisi iki ülke ortak yatırımı olan “Veniran” traktör fabrikasıdır. İran’ın sağladığı teknik
destekle Venezuela devleti önceki dönemde gerekli tarım araçlarını temin edemeyen çiftçilere yarı
fiyatına traktör satmaya ve Bolivya gibi diğer bölge ülkelerine de ihraç etmeye başlamıştır.
Dolayısıyla, Hugo Chavez döneminde çeşitli tarım üretimi kalemlerinde sağlanan % 100’e varan
artışlarda Veniran’ın katkısının olduğu söylenebilir. Ayrıca, 2009 yılında iki ülke karşılıklı ticareti
geliştirmek amacıyla 200 milyon dolarlık bir ortak kalkınma fonu kurmuştur. Petrol zengini İran ve
Venezuela, üyesi oldukları Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC) çerçevesinde de işbirliğine
girmekte, fiyatların yükseltilmesi yönünde lobi yapmaktadır. Petrol fiyatlarının yükselmesinin en
başta ABD’ye yük getireceği hatırlanmalıdır.



Venezuela-İran ortaklığının ABD karşısında oldukça etkili olabileceğini Karakas’ın İran’a benzin
ambargosu girişimleri karşısındaki tavrı ortaya koymuştur. İran devleti yakın zamana kadar benzini
halka düşük fiyatla satmaktaydı. Bu durum ise ülkede israf ve kaçakçılığı körüklemekteydi. Benzin
fiyatlarını yükseltme girişimleri geçmişte isyanlara neden olmuş, halkı teskin etmek için devlet sürekli
benzin ithal etmek zorunda kalmıştır. Tahran’ın bu zaafının farkında olan ABD, Haziran 2010’daki BM
Güvenlik Konseyi kararına benzin ambargosunu ekletmeyi başaramayınca tek taraflı olarak yaptırım
uygulamaya başladı. Eylül 2009’da İran’a benzin satacağını açıklayan Karakas, ABD’nin baskısına
rağmen satışa devam etmiştir. Bu yüzden, Mayıs 2011’de devlete ait Venezuela Petrolleri şirketi ABD
hükümeti tarafından yaptırımlara maruz kalmıştır. İran’ın yakın zamanda rafineri kapasitesini
artırması ve tasarruf önlemleri sonucunda benzin ithal etme ihtiyacı ortadan kalkmışsa da bu hadise,
ABD karşısında dayanışmanın söylemde kalmayacağını dünyaya göstermiştir.



İran-Bolivya İlişkileri
Hugo Chavez tarafından Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales ile tanıştırılan Mahmud Ahmedinejad,
Eylül 2007’de Bolivya’ya giden ilk İran Cumhurbaşkanı olmuştur. Bu ziyaret sırasında Ahmedinejad,
Bolivya’da 1 milyar dolarlık yatırım sözü vermiştir. Bir yıl sonra Morales İran’a geldiğinde İran Sanayi
Bakanı tarafından karşılanmış ve iki ülke yetkilileri ekonomik işbirliği konusunda görüşmeler
yapmıştır. Morales, 2008 ortalarında Mısır’da bulunan Orta Doğu’daki tek Bolivya Büyükelçiliğini
İran’a taşıma kararını açıklamıştır. İran böylelikle ABD ile sıcak ilişkileri olan Mübarek rejimine karşı
diplomatik alanda puan kazanmıştır.



Venezuela ile de yakın ilişkileri olan Bolivya İran’ın barışçıl nükleer çalışmalarına olumlu bakmakta,
ABD’ye karşı ortak turum sergilemektedir ama iki ülke arasındaki reel işbirliği sınırlı kalmıştır. İran’ın
Latin Amerika’nın en fakir ülkelerinden Bolivya’daki başlıca yatırımı, Achacachi bölgesinde kurduğu
peynir fabrikasıdır. Stratejik ve ekonomik getirisi sınırlı gözüken bu işletmenin asıl öneminin Morales
yanlısı ve ABD karşıtı radikal grupların hakim olduğu bir eyalette bulunması hasebiyle İran’ın
emperyalizm ile mücadele imajına yaptığı katkı olduğu söylemek yanlış olmaz. Venezuela’dan sonra
bölgenin en büyük doğal gaz rezervine sahip Bolivya, 2006 yılında Brezilya Petrobras şirketinin
ülkedeki varlıklarını kamulaştırdığından beri gaz sektörü yabancı yatırım sıkıntısı çekmektedir. Bu
konuda İran’dan yardım alınması ihtimali geçmişte dile getirilmiş ancak icraat gerçekleşmemiştir.
Dünya lityum rezervlerinin % 70’ine sahip Bolivya’nın lityum sanayisinin geliştirilmesi için 2009 yılında
Tahran ve La Paz arasında bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır. 2010 yılında ise Bolivya hükümeti
İran’dan savaş uçağı ve helikopter satın almak istediğini açıklamıştır. Stratejik potansiyeli haiz bu iki
girişimin de elle tutulur bir sonuca ulaştığı yönünde ise henüz bilgi yoktur.



İran-Nikaragua İlişkileri

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın Ocak 2007’de göreve birkaç gün önce başlamış olan sol görüşlü
Nikaragua Cumhurbaşkanı Daniel Ortega’yı tebrik etmek amacıyla 6 milyon nüfuslu Orta Amerika
ülkesine gerçekleştirdiği ziyaret iki ülke ilişkilerinde dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Tahran
ve Managua karşılıklı büyükelçilik açma kararını açıklarken 2007 yılı boyunca yapılan görüşmeler
sonucunda Tahran tarım, gıda, hidroelektrik enerjisi, konut, liman inşası ve sağlık dâhil muhtelif
alanlarda Nikaragua’da yatırım yapma sözü vermiştir.



Ne var ki, takip eden dönemde Tahran’ın vaatleri büyük ölçüde söylem düzeyinde kalmıştır. Sonuçta
İran’ın ortak ideolojik söylem ve gerçekleşmeyen ekonomik destek vaatlerini kullanarak Nikaragua’yı
uluslararası politikada kendi yanına çekmeye çalıştığı şeklinde bir görüntü ortaya çıkmıştır. İran’ın bu
konuda başarılı olduğu söylenebilir zira Daniel Ortega, İran’ın barışçıl amaçlarla nükleer enerji
üretmeye hakkı olduğunu açıklamıştır.



Öte yandan, ABD ve İsrail kaynaklarının İran’ın Nikaragua’yı adeta sömürgeleştirdiği yönünde abartılı
yorumlara gittiği görülmektedir. Misal olarak İran’ın Nikaragua’da diğer tüm diplomatik görev
merkezlerinden büyük, dev bir elçilik binası inşa ettiği ve bunu Latin Amerika’daki gizli faaliyetleri için
merkez olarak kullanacağı iddiası verilebilir. Önde gelen ABD düşünce kuruluşlarının analizlerinde yer
bulan iddia, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından da dile getirilmiş, ancak daha sonra böyle
bir binanın var olmadığı ve İran Büyükelçisi’nin Managua’da kiralık bir evde yaşadığı ortaya çıkmıştır.
(12) İsrail gazetesi Haaretz ise İran ve Venezuela’nın yürüttüğü Nikaragua’daki liman inşaatının
aslında Panama Kanalı’na rakip olacak yeni bir kanal inşaatının ilk safhası olduğunu yazmıştır. (13)
Gerçekle bağdaşmayan bu varsayımların ABD ve İsrail’in İran’a yönelik çarpık tehdit algısının bir
uzantısı olduğu söylenebilir.



İran-Ekvador İlişkileri

Ahmedinejad, Ocak 2007’deki Latin Amerika turu sırasında Nikaragua’nın ardından Ekvador’a geçerek
Cumhurbaşkanı Rafael Correa’nın yemin törenine katıldı. Bu ziyaretle, yok denecek düzeyde olan
Ekvador-İran ilişkileri gelişme yoluna girmiş, iki ülke karşılıklı büyükelçilik açmıştır. 2007’de 5,7 milyon
dolar olan ticaret hacmi 2008’de 170 milyon dolar olmuştur ve bu rakamın neredeyse tamamını
Ekvador’un İran’dan ithalatı teşkil etmektedir. İran, Ekvador’a yaptığı ihracatı artırmak için bu ülkeye
çeşitli krediler vermiştir ve iki ülke karşılıklı ticaret ofisleri açmıştır. Ekvador, İran’ın Latin Amerika’daki
üçüncü büyük ticaret ortağı haline gelmiştir.(14)



Diğer Latin Amerika Ülkeleri

İran’ın bölgenin diğer önemli ülkeleri Şili, Meksika ve Kolombiya ile ilişkileri fazla gelişmemiştir. Bu
ülkeler İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda da fikir beyan etmemiştir. Meksika ve Kolombiya’nın
ABD yörüngesinde iki Latin Amerika devleti olduğunu ancak Şili’nin Washington’a mesafeli olduğunu
hatırlatmak uygun olacaktır.



ABD ve İsrail’in Tepkisi

İran’ın Latin Amerika’daki faaliyetlerinden özellikle İsrail büyük rahatsızlık duymaktadır. İsrail, İran’ın
bölgeye nüfuz etme çabalarının terör eylemleri gerçekleştirmek ve nükleer silah üretmeye yönelik
olduğu görüşünü yaymaya çalışmaktadır. Örneğin, istihbarat örgütleriyle ilişkili olduğu ve
mütemadiyen asılsız haberler yayınladığı düşünülen bir İsrail haber sitesinde Hizbullah’ın
Venezuela’da ve Küba’da kamplar kurduğuna dair iddialar ortaya atılmıştır. (15) 2009 yılında, İsrail
Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan bir raporda ise Venezuela ve Bolivya’nın İran’a uranyum
verdiği öne sürülmüştür.(16) ABD’li yetkililer de defalarca İran’ın bölge ülkeleriyle gelişen ilişkilerine
dikkat çekmiş ve endişelerini dile getirmişlerdir. Son olarak İran Cumhurbaşkanı’nın 2012 Ocak
ayındaki Latin Amerika turu öncesinde ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland, bölge
ülkelerine hitaben “İran ile ilişki kurmak için zamanın uygun olmadığı” yönünde bir uyarıda
bulunmuştur. (17)



Arka bahçesindeki İran varlığının Washington’ın çıkarlarına ters olduğu yadsınamaz. Bununla birlikte
ABD’nin Latin Amerika’daki İran faaliyetlerini abartılı bir şekilde algıladığı ve kıtada tesis etmeye
çalıştığı nüfuza yönelik asıl rakibini aynı ölçüde değerlendirmediği ifade edilebilir. Söz gelimi İran’ın
Latin Amerika ile ticaret hacmi 2008 yılında 2,9 milyar dolarda kalırken aynı yıl Çin’in Latin Amerika ile
ticaret hacmi 140 milyar dolar yani İran’ın yaklaşık elli katı idi. Oysa ABD’li siyasetçiler ve
araştırmacılar küresel düzeyde ABD’nin gerçek rakibi olan Çin’i değil, İran’ı temel tehdit olarak
görmektedirler. Bu algının oluşmasında İsrail’in Washington’ın ilgisini kendi düşmanlarına çekme
çabalarının etkili olduğu söylenebilir.



Sonuç Yerine: Bölgesel Gücün Küresel Güç Olma Denemesi

İran’ın Latin Amerika’da kurduğu bağların bazı bakımlardan zaaflar barındırdığını belirtmek yerinde
olacaktır. Öncelikle, İran’ın ekonomik, sosyal ve teknolojik anlamda dünyanın yükselen güçleriyle
karşılaştırıldığında çok ileri bir konumda olmaması Latin Amerika ülkeleri için faydalı bir müttefik ve
ekonomik ortak olma potansiyelini sınırlandırmaktadır. Tahran’ın bölge ile ticareti oldukça artmış olsa
da hala çok düşük seviyededir. İran sadece Küba, Venezuela, Bolivya gibi kaynakları sınırlı ve içine
kapanık bazı devletlere kalkınma desteği verebilecek konumdadır. Fosil yakıtları dışındaki yegâne
ihracat kalemleri dokuma halı ve kuruyemiş olan İran, Latin Amerika’nın asıl büyük güçleri Brezilya ve
Arjantin için ise ancak pazar konumundadır. İran-Latin Amerika ilişkilerinden iki taraf da ekonomik
yarar görmektedir. İran’ın bölgede tahakküm kurduğunu iddia etmek ise oldukça güçtür.



İran-Latin Amerika ilişkilerindeki bir diğer zaafın ise liderler arasındaki dostluğun bazı durumlarda
devletlerarası ilişkileri gölgede bırakması olduğu söylenebilir. Sözgelimi Ahmedinejad’ın Venezuela
Devlet Başkanı Hugo Chavez ile yakınlığı iki ülke ilişkilerine damga vurmuştur ve bu durum liderlerin
değişmesi durumunda İran-Venezuela ilişkilerinin de değişebileceği yönünde yorumlanabilir. Bununla
birlikte İran’ın Latin Amerika’ya ilgisinde Ahmedinejad’ın şahsen etkisinin ne ölçüde olduğu ancak
2013’te görev süresinin dolmasından sonra ortaya çıkacaktır.



İlişkilerin güçlü yönlerine gelince, yukarıda değinilen diplomatik başarılar yanında unutulmaması
gereken İran’ın imaj açısından sağladığı kazanımdır. İran’ın iç ve dış politikasında ABD ile mücadele ve
ezilen halkları himaye söylemi geniş yer tutmaktadır. Uzun süre ABD sultasında kalmış Latin
Amerika’ya el atmak İran’ın hem istikbar ile küresel mücadele söylemini güçlendirmekte hem de bu
bölgesel gücün küresel rol alma isteğini gözler önüne sermektedir.

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Categories:
Tags:
Stats:
views:1
posted:2/14/2012
language:
pages:9