ILK�GRETIMDE REHBERLIK HIZMETLERI

W
Shared by: HC120212103915
Categories
Tags
-
Stats
views:
49
posted:
2/12/2012
language:
pages:
116
Document Sample
scope of work template
							               T.C.
      KASTAMONU VALĠLĠĞĠ
    MĠLLĠ EĞĠTĠM MÜDÜRLÜĞÜ




   AĠLE VE ÖĞRETMEN
       REHBERĠ




REHBERLĠK VE ARAġTIRMA MERKEZĠ
       KASTAMONU-2002
         KĠTABIN HAZIRLANMASINDA KATKISI BULUNANLAR

                       Nihat TARAKÇI
                      Milli Eğitim Müdürü


                          Ceyhan DEMĠR
                    Milli Eğitim ġube Müdürü


Osman ĠMAMOĞLU         Rehberlik ve AraĢtırma Merkezi Müdürü
Selcen SALMAN          Rehberlik ve AraĢtırma Merkezi Müd.Yrd.
Süheyla BAYRAM         R.A.M Psikolojik DanıĢman
Yalçın DEMĠR           R.A.M Psikolojik DanıĢman
Feyza EġĠM             R.A.M Psikolojik DanıĢman
ġerafettin TOPRAK      Psikolojik DanıĢman
Nezahat ÇĠÇEK          Psikolojik DanıĢman
Mehlika DOĞANOĞLU      Psikolojik DanıĢman
AyĢim E. DEVECĠ        Psikolojik DanıĢman
Halide ÇETĠN           Psikolojik DanıĢman
Mustafa ÇEMÇEM         Psikolojik DanıĢman
Bilgen YALÇIN          Psikolojik DanıĢman
Mustafa GÜNER          Psikolojik DanıĢman
GülĢah DEMĠRDĠZEN      Psikolojik DanıĢman
Adem GÖK               Psikolojik DanıĢman
Kadriye ÇALIġKAN       Psikolojik DanıĢman
Alev ġAHĠN             Psikolojik DanıĢman
Nurhayat KARAKAYA      Psikolojik DanıĢman
Hidayet TOPAL          Psikolojik DanıĢman
RaĢit TURAN            Psikolojik DanıĢman
Erol KIRIK             Psikolojik DanıĢman
Avni UZUN              Psikolojik DanıĢman
Nuran AKSOY            Psikolojik DanıĢman
Satiye KISABACAK       Psikolojik DanıĢman
Tuğba MELEZOĞLU        Psikolojik DanıĢman
Halise BOZKURT         Psikolojik DanıĢman
                                            ÖNSÖZ


        Bireyin yaĢamı üzerinde, doğum öncesinden baĢlayan ve yaĢamı boyunca etkisini
sürdüren bir kurum olan aile; çocuğun fizyolojik, ekonomik ve toplumsal geliĢiminin yanı sıra
ruhsal geliĢimi, olgunlaĢması ve davranıĢlarının Ģekillenip biçimlenmesinde de etkili
kurumdur. Aile bu iĢlevi okul dönemine kadar yalnız baĢına üstlenir. Çocuğun okula
baĢlamasıyla bu görev okulla ortak bir Ģekilde yürütülür. Bu görevin aile ve okul tarafından
sağlıklı yürütülmesi; bireyin baĢarısını, geliĢimini, çevresine uyumunu ve ruh sağlığını olumlu
yönde etkiler.
        Bizler bireyin geliĢmesinde, yaĢama hazırlanmasında, ailenin ve okulun vermiĢ olduğu
eğitimin öneminin farkındayız. Eğitimi tesadüflere bırakmak istemiyoruz. Eğitimciler olarak
üstümüze düĢen görevi yapmalıyız. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk “Büyük iĢler, önemli
atılımlar ancak birlikte çalıĢma ile elde edilebilir” demiĢtir. Bizlere düĢen de görev bir zincirin
parçaları gibi birleĢmek, kenetlenmek ve ortaklaĢa hareket etmektir. Bu Ģekilde hedeflerimize
daha kısa zamanda ulaĢabiliriz.
        Hedeflerimize ulaĢmada bize yol göstereceğine inandığım bu kaynak kitabın amacına
ulaĢmasını dilerim.




                                                                   Nihat TARAKÇI
                                                             Kastamonu Milli Eğitim Müdürü
                                      BAġLARKEN



        Teknolojinin sürekli ve süratle ilerlediği günümüzde varolan kaynakların amacına
uygun, israf edilmeden en iyi Ģekilde değerlendirilmesi gerekliliği anlaĢılmıĢtır. Bu
kaynakların en önemlisi insandır. Ġnsanların verimli ve mutlu bir Ģekilde yaĢamaları, ilgi ve
yetenekleri doğrultusunda yetiĢmeleri, kendilerini gerçekleĢtirmeleri, problem çözme
becerilerinin kazandırılması amacıyla rehberlik hizmetleri verilmektedir. Bu amaçla her geçen
gün yeni kaynaklar hazırlanmakta, çeĢitli çalıĢmalar yapılmaktadır.
        Okul rehber öğretmenlerimizin de katılımıyla hazırlamıĢ olduğumuz bu kaynakta
öğrenci, öğretmen ve velilerimize ulaĢmayı hedefliyoruz.
        Eğitimde atılan her adımın sağlık, mutluluk ve baĢarıya götürmesi dileğiyle.




                                                                        Ceyhan DEMĠR
                                                                  Milli Eğitim ġube Müdürü
                                 YALNIZ DEĞĠLSĠNĠZ!


Çocukluğumuzda duymaya baĢladığımız, ama anlamını zamanla kavradığımız bir kelimedir;
                                 “PaylaĢmak...”

                YaĢandığında anlam kazanan, varlığımızı zenginleĢtiren,
                    Ġçimizdeki çocuk ve yetiĢkinleri harekete geçiren,
       Güvenle, cesaretle ve azimle attığımız adımların sesidir belki de PaylaĢım.
       Aynı olaylarda yaĢanmıĢ farklı duyguların bizlerde bıraktığı izlerin sonunda
               UlaĢılması kolay fakat gönülden gelen bir istektir paylaĢım.



                              AnlaĢılmakta gizli bütün sır,
                              Elini uzatınca yanında olan,
                          Sıkıntı, dert ve hüzünde sana koĢan
                               Gülümseyince aydınlanan,
                 “Yalnız değilsiniz” diye yaklaĢan kelimelerde buluĢan,
                                  Dostluktur paylaĢım




                                                                         Selcen SALMAN



                                     Güç istedim...
                                KarĢıma zorluk çıktı...
                                   Bilgelik istedim...
                             Çözmek için sorunlar vardı...
                                  Zenginlik istedim...
                    ÇalıĢmak için beynim ve güçlü kaslarım vardı...
                                   Cesaret istedim...
                       Üstesinden gelmem için tehlikeler vardı...
                                    Sevgi istedim...
                   KarĢıma yardım etmem için sorunlu insanlar çıktı...
                                    Ġyilik istedim...
                             KarĢımda fırsatlar buldum...




                                          Kastamonu Rehberlik ve AraĢtırma Merkezi
                                  ĠÇĠNDEKĠLER

Pulsuz Dilekçe                                  1–2

Çocuk Eğitiminde Anne – Baba                    3 – 27

Ġlköğretimde Rehberlik                          28 – 43

Özel Eğitim                                     44 – 47

Ġlköğretimde Mesleki Rehberlik                  48 – 51

Ergenlik Çağı                                   52 – 55

Ortaöğretim Döneminde Mesleki Rehberlik         56 – 64

Sınav Kaygısı                                   65 –68

Verimli Ders ÇalıĢma Teknikleri                 69 – 75

Öğrenciyi Tanımanın Önemi ve Tanıma Yolları     76 – 92

Ġntihar                                         93 – 102

ĠletiĢim                                        103 – 107

Kaynakça                                        108
PULSUZ DĠLEKÇE

Sevgili Anneciğim, Babacığım,

Bütün duygu ve düĢüncelerimi dile getirebilseydim, size Ģunları söylemek isterdim:

Sürekli bir büyüme ve değiĢme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kiĢilik
geliĢtiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalıĢın.

Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunlarda, arkadaĢlıkta
ve uğraĢlarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her zaman koruyup kollamayın.
DavranıĢlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi iĢimi kendim
göreyim. Büyüdüğümü baĢka nasıl anlarım?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaĢımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum.
Bunu önemsemeyin. Ama siz beni Ģımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her
istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana
yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor. Bana kesin ve
kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz
kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne
yapacağımı ĢaĢırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan
yararlanmadan edemiyorum.

Öğütlerinizden çok davranıĢlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra
yanlıĢlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak birbirinize saygı ve sevginizin
azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuĢup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. YumuĢak ve kesin
sözler bende daha iyi iz bırakır. “Ben senin yaĢında iken...” diye baĢlayan söylevleri hep
kulak ardına atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuĢ gibi baĢıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın.
Beni korkutup sindirerek suçluluk duygusu aĢılayarak uslandırmaya çalıĢmayın.
Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuĢum gibi yargılamayın.

YanlıĢ davranıĢım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin.
Suçumu aĢmadığı sürece cezama katlanabilirim.

Beni dinleyin. Öğrenmeye en yakın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır.
Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Beni yeteneklerimin üstünde iĢlere zorlamayın. Ama
baĢarabileceğim iĢleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin; hiç
değilse çabamı övün. Beni baĢkalarıyla karĢılaĢtırmayın; umutsuzluğa kapılırım.

Benden yaĢımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın;
bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köĢeye
sıkıĢtırmayın; yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı
yitirmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim, ama beni aĢağılamayın. Hele baĢkalarının
yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara
düĢürebilirim.
Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyiĢiniz size olan
sevgimi azaltmaz; tersine beni size daha çok yaklaĢtırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan
daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve eriĢilmez göstermeye çabalamayın.
Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.

Biliyorum ara sıra sizi üzüyor, belki de düĢ kırıklığına uğratıyorum. Bana verdikleriniz
yanında benden istediklerinizin de çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladığım istekler
size çok geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan
inancım sarsılmasın.

Benden “Ördek çocuk” olmamı istemezseniz ben de sizden örnek ana-baba olmanızı
beklemem. Sevecen ve anlayıĢlı olmanız yeter.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden baĢka
kimsenin çocuğu olmak istemezdim.









“Çocuk anne baba elinde bir emanettir. Kalbi kıymetli bir cevher gibi temizdir. Mum gibi her
Ģekli alabilir. Bütün yazı ve Ģekillerden uzaktır. Temiz bir toprak gibi olup, hangi tohum
atılırsa büyür. Ġyi tohum ekilirse dünyada mutluluğa kavuĢur.”

                                                                               GAZALĠ







                      ÇOCUK EĞĠTĠMĠNDE ANNE – BABA

       Çocuğun kiĢiliğinin oluĢumu, karakterinin biçimlenmesi ve benlik saygısının geliĢimi,
büyük ölçüde özdeĢim modelleri olan anne-babanın kiĢilik yapılarına bağlıdır. Anne ve
babanın davranıĢlarını kendine model olarak alan çocuk, böylelikle istenen ve istenmeyen
davranıĢları onlardan öğrenecek, kendini bu doğrultuda yönlendirecektir.

       Ana – baba tutumları, çocuğun kiĢiliğinin oluĢumunda ve karakterinin Ģekillenmesinde
büyük önem taĢır. Ana – baba – çocuk üçgeni, sevgi temeline dayanmalıdır. ÖzdeĢim modeli
olan ana – baba bilmelidir ki, çocuğa nasıl bir davranıĢ türü uygularsa, benzer davranıĢı da
onda görecektir.

       ANA – BABA – ÇOCUK ÜÇGENĠNDE SEVGĠNĠN ÖNEMĠ

       Çocuk eğitiminde sevginin büyük önemi ve etkisi vardır. Sevmek sadece çocuğu
öpmek, kucaklamak demek değil; çocukla bütünleĢmek, onunla bazı etkinliklerinde beraber
olmak ve bir birey olarak onun gerçeklerini anlamaya çalıĢmaktır. Çocuğun dünyasının en
önemli dayanağı ve anlamı ana – baba sevgisidir.

        Çocukların sergiledikleri beceri ve yetenekleri sevgi derecesinin belirleyicisi
olmamalıdır. Sözgelimi, iyi huylu bir çocuk olması ya da iyi notlar alması için değil de,
Ģartsız olarak, gerçekten sevildiğinin kanıtlanmasına ihtiyacı vardır. Sevildiğinden emin olan
çocuk, hoĢa gitmeyecek olumsuz davranıĢlar içine girmez.
        Sevgi, temelde çocukla geçirilen zaman anlamına gelmektedir. Siz ister çocuğunuza
çok zaman ayırmak arzusunda olun, ister olmayın, çocuk her Ģeyin farkındadır. Çocuğu
oyuncağa boğmak, eğitim konusunda ona üstün olanaklar hazırlamak, sosyal açıdan her türlü
avantajı sağlamak onunla birlikte geçirilen zamanın yerini dolduramayacaktır. Çocuk, onunla
birlikte geçireceğiniz zamana paralel olarak, onu sevip sevmediğinizi hissedecektir. Ana –
babanın sözcüklerinden çok, hareket ve davranıĢları büyük önem taĢır. Burada önemli olan iki
nokta; çocuğa zaman ayırarak onunla çeĢitli faaliyetleri paylaĢma ve çocukla konuĢmadır.
        Kendisine değer verilmediğini gören çocuk da, zamanla kendine değer vermemeye
baĢlar. Giderek herhangi bir Ģeyi yapmak için çaba gösterme gereğini duymaz. Sürekli olarak
itilen ve dıĢlanan çocuk, istenmediği kanısına varabilir. Kendisine kimsenin ilgi göstermemesi
onun dıĢ dünyaya olan ilgisizliğini arttıracaktır. Bu da, anti-sosyal davranıĢın sebebi olabilir.
Böyle bir durumda, anne ve babanın, “Bu çocukla uğraĢmaya değmez!” veya “Bu çocuk adam
olmaz” diyerek olaya olumsuz yaklaĢmaları, daha önce yapılan yanlıĢlığı daha da arttırır.
        Sonuç olarak denebilir ki, sevgi yoksunu olan çocuk kendini dıĢlanmıĢ olarak düĢünür
ve güvensizlik duygusu geliĢir.
                                        “ Kullandıkça azalmayan tek enerji kaynağı sevgidir.”

  Nasıl Bir Disiplin?
        Disiplin;aile içindeki denge ve düzenin oluĢturulmasında büyük önem taĢır. Ancak
disiplin çoğunlukla “cezalandırma” ile eĢ anlamda değerlendirilir. Oysa disiplin,çocuğa
istenilen davranıĢ ve alıĢkanlıklar öğretmek, kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek
olan ahlak geliĢimini sağlamaktır. Bu da dıĢtan gelen bir zorlamayla olmaz. Önemli olan,
içselleĢmiĢ bir sorumluluk duygusunun oluĢturulmasıdır.
        Kendi çocukluk yıllarında engellenmiĢ bireyler, ana-baba olduklarında eskiden
kendilerine tanınmamıĢ olan özgürlüklere çocuklarının sahip olmalarına karĢı bilinçdıĢı bir
kıskançlık geliĢtirirler. Bu nedenle çoğu kez kendi ana-babalarından gördükleri yöntemlerle
çocuklarını dizginleme, suçlama, aĢağılama yollarını denerler. Böyle olduklarında kendi
uğradıkları paniği denetim altında tutmaya çalıĢırlar. Anne ve babanın aĢırı baskı altında
yetiĢmiĢ olması bazı durumlarda da çocuğuna karĢı aĢırı taviz kar ve yumuĢak bir tutum
içinde davranmalarına sebep olabilir. Bu da çocuğun ihtiyacı olan model ve rehberden yoksun
büyümesine sebep olur ki, böyle bir ortamda yetiĢen çocuklarda saldırgan ve isyankar
davranıĢlara rastlanır. AĢırı hoĢgörü ve disiplin eksikliği, çocukta bencilliğe veya anti sosyal
davranıĢlara sebep olabilir. AĢırı otoriter ve baskılı katı disiplin de, ana-babaya karĢı korku,
öfke ve nefret duygularının geliĢtirilmesine, bağımlı ya da isyankar bir birey olmasına sebep
olabilir. Bu nedenle disiplin sevgi temeline dayandırılarak gerçekleĢtirilmelidir.

       Farklı Ana-Baba Tutumlarını 6 Ana BaĢlıkta Toplamak Mümkündür;
       1-Baskılı ve otoriter tutum
       2-Çocuk merkezli aile
       3-Kararsız tutum
       4-Koruyucu tutum
       5-Ġlgisiz tutum
       6-Güven verici, destekleyici ve hoĢgörülü tutum

        Ana-baba tutumları arasında en sağlıklı ve baĢarılı olan tutum “güven verici ve
destekleyici tutum”dur. Ancak bu yaklaĢım içinde özgür düĢünüp karar verebilen, aldığı
kararın sorumluluğunu yüklenebilen, bağımsız hareket edebilen, özgüveni olan bireyler
yetiĢebilir.
        Sonuç olarak, ana-babanın tutumları çocuğun kiĢiliğinin oluĢmasında ve karakterinin
formasyonunda büyük önem taĢır. Ana-baba ve çocuk üçgeni sevgi temeline dayanmalıdır.
ÖzdeĢim modeli olan anne-baba bilmelidir ki, çocuğa nasıl bir davranıĢ türü uygularsa benzer
davranıĢ da onda görecektir.
        Anne-Baba Tarafından Uygulanan Bazı Disiplin Yöntemlerini ġöyle Sıralamak
Mümkündür:
        Dayak: Dayak bazı ailelerde zaman zaman, bazı ailelerde ise çok sık uygulanan ve
hiçbir yararı olmayan bir yöntemdir. Evde anne ve babasından dayak yiyen, dayak ve baskı
endiĢesi ile evden kaçan ya da içine kapanıp çeĢitli uyum ve davranıĢ bozukluğu gösteren
çocukların sayısı oldukça fazladır. Döven anne ve baba ya aile içi huzursuzluğunu ya da iĢ
yaĢamındaki gerginliğinin etkisinde kalarak çocuğu ile kuramadığı iletiĢimi dayak yoluyla
bastırmak ister. Dayakla karĢı karĢıya kalan çocuk, itilen, horlanan ve duygularını dile
getiremeyen çocuktur. Duygularını ifade edemeyip dayakla baskı altına alınan çocuk çevreye
karĢı saldırgan tavırlar sergileyebilir, bu da bastırdığı duyguların farklı ortamlarda ortaya
çıktığının göstergesidir. Baskı altında büyüyen çocuklarda genellikle isyankar davranıĢların
yanı sıra çekingen ve içe kapanık davranıĢlar gözlenebilir. Dayak çocukta gözlenen hataların
giderilmesinde etkili bir yol olmadığı için istenmeyen hareketlerde herhangi bir azalma
gözlenmez.
        AĢağılamak: Yüksek sesle bağırma, kötü söz söyleme, alay etme bu gruba giren baskı
yöntemleridir. Bu disiplin yöntemi, çocuğun kendine olan güvenini ve benlik saygısını
zedeler.
        Ortamdan UzaklaĢtırma: Çocuğu bir baĢka odaya kapatma uygulanan bir yöntemdir.
Bu yöntemin uygulanması çocuklarda bazı fobilerin geliĢmesine neden olabilir.
        Sevgiyi Esirgeme: Çocuk beklenilen davranıĢı göstermediği zaman sevgiden mahrum
etmek diğer bir yöntemdir. Çocuk bu durumda kendisini aile dıĢına itilmiĢ gibi hissedebilir.
Bu nedenle bu ceza yöntemi uygulanırken sergilediği hatalı davranıĢının sebepleri üzerinde
konuĢularak bu yöntem kullanılmamalıdır.
        Bunların dıĢında sağlıklı iletiĢimle uygulanabilecek yöntemler Ģunlardır:
        Olayların sonuçlarıyla baĢ baĢa bırakma: Çocuğun kiĢilik geliĢimine, özerk ve
giriĢimci bir birey olmasına yardımcı olan bir yöntemdir. Bu yöntemle çocuk olayların doğal
sonuçlarından ders almasını öğrenir. Yine bu yöntemle ev ödevini yapmayan çocuğa annesi
zor kullanmak yerine ertesi gün alacağı kötü not yada öğretmenin tepkisiyle kendisinin baĢ
baĢa kalmasını yeğleyecektir.
        Sorumluluğu öğretme: bu yöntemde amaç, çocuğu kendine özgü kiĢiliği olan bağımsız
bir birey olarak kabul etmek, onun hak ve özgürlüklerinin sınırlarını dengeli bir Ģekilde
belirleyebilmektir, bu sınırlara uymayan çocuğa uygulanacak ceza, insanlar arası iliĢkileri
anlatacak türde olmalı, bedensel ceza, aĢağılama, karanlık odaya kapatma, sevgiyi esirgeme
v.b gibi ceza türleri düĢünülmemelidir. Ġnsanlar arası iliĢkileri anlatacak türdeki ceza; çocuğun
istediği bir Ģeyi almamak, gideceği bir programı iptal etmek gibi onun bir isteğini kısıtlamak
Ģeklinde uygulanmalı. Örneğin çayı döken çocuğa masayı temizletmek, ana caddede bisiklete
binen çocuğa bir süreliğine bisiklete binmeyi yasaklamak Ģeklinde sebep sonuç iliĢkilerini
anlatmak Ģeklinde olmalıdır. Bu disiplin yönteminde, çocuk sorumluluğu öğrenir ve kendi
davranıĢının sonunda ortaya çıkan zararın ne olduğunu görmeye çalıĢır. Bu da çocukta iç
denetim mekanizmasının geliĢmesine yardımcı olur. Bu disiplin yöntemini seçen anne ve
baba ceza gecikmeden uygulamalı ve uygulanmayacak cezayla çocuğu tehdit etmemelidir.
        Disiplin de ceza kadar ödül de önem taĢır. Ödül, anne ve baba tarafından hak edildiği
zaman verilmeli, sadece görevini yapan çocuk gereksiz bir Ģekilde ödüllendirilmemelidir.
Sosyal ödül niteliğinde olan baĢkalarının yanında övme gibi ödüller gerektiğinde
uygulanabilmeli buna karĢılık oyuncak, bisiklet, bilgisayar alma gibi maddi ödüller sıklıkla
kullanılmamalıdır. Çocuk her davranıĢı sonunda ödüllendirileceğini tahmin etmemelidir. Ödül
zaman kaybetmeden uygulanmalı ve verilen söz tutulmalıdır.
        Kısaca Disiplinde Özdenetimi Sağlamak Ġçin:
        1. Kuralları çocuğun yaĢına, kiĢiliğine ve özel durumlara göre ayarlayın.
        2. Çocuğa kuralların nedenini izah edin.
        3. Kendisinden beklenen davranıĢı açık bir dille ayrıntılı olarak çocuğa anlatın.
        4. Çocuğa kuralların uygulanmasında aktif rol ve sorumluluk verin.
        5. Çocuk beklenen davranıĢı gösterdiği zaman takdir edip memnun olduğunuzu
            gösterin.
                              ÇOCUĞUN GÜVENĠNĠ ARTTIRMAK
        Çocuğun sosyal geliĢim sürecinde geliĢtirdiği kiĢilik, en yakın çevresi olan anne –
baba – kardeĢler ve ev içinde yaĢayan diğer aile üyeleriyle yakından iliĢkilidir. Bu çevrenin
çocuğa gösterdiği olumlu ve olumsuz tepkiler çocuğun kiĢilik geliĢiminde önemli rol oynar.
Örneğin, söylediklerine aldırıĢ edilmeyen, fikirleri sürekli eleĢtirilen çocuk haliyle suskun,
içine kapanık, güvensiz veya huysuz olabilir. Buna karĢılık söyledikleri çok önemli olmasa da
dinlenen, önemsenen, sürekli eleĢtirilmeyen, fikirlerini belirtmesine olanak tanınan çocuk
daha güvenli, sosyal ve sağlıklı bir kiĢilik geliĢtirir.
        Çocuğun güvenini arttırmakta önemli olan 5 etken vardır:
        1. Çocuğun kendini ifade etmesine müsaade etmek, çocuğu dinlemek, fikirlerini
            dikkate almak yani çocuğu duymak.
        2. Çocuktan yaĢı ve kapasitesi dıĢında davranıĢlar beklememek ( Örneğin misafirlikte
            uzun bir süre hiç kımıldamadan uslu uslu oturması veya üç yaĢında bir çocuğun
            üstünü kirletmeden yemek yemesi gibi).
        3. Çocuğun bazı küçük sorumluluklar almak isteyeceğini bilip bunları baĢarmasına
            olanak sağlamak.
        4. Çocuğun çabasını övmek ve yüreklendirmek.
        5. Çocuğun baĢarısızlıklarını kiĢiliği ile bağdaĢtırmamak, baĢarısızlıkları birer
        öğrenme öğesi olarak görmesine yardımcı olmak.
        Anne ve babanın çocuğa söyledikleri ile kendi davranıĢları arasında bir tutarlılık
olması gerekir. Çünkü, çocuk kiĢilik geliĢiminde ve davranıĢ seçimlerinde anne ve babayı
model olarak alır.
        ANNE BABA EĞĠTĠMĠ NELERĠ KAPSAYABĠLĠR?
        1. Yüreklendirme Ve Çabaların Takdiri:
        Çocuk yapılması gereken ve beklenen davranıĢları sergilediğinde hiçbir tepki
gösterilmez, çocuğun böyle yapması normal karĢılanır. Buna rağmen yaptığı en küçük hatada
olumsuz tepkiler verilebilir. Ġkaz ve tepkilerin etkililiği ancak olumlu davranıĢlarla da
gösterilirse geçerli olur. Olumsuz davranıĢlara verilen olumsuz tepkiler üzerine kurulu eğitim
sisteminde çocuk, kiĢilik ve yeteneklerini geliĢtirme imkanı bulamadığı gibi giriĢimciliği de
olumsuz yönde etkilenir.
        2. Olumlu PekiĢtirme:
        Olumlu davranıĢı tekrarlatmanın kalıcı olmasının en iyi yolu, o davranıĢ görüldüğünde
hemen olumlu tepkiler göstererek davranıĢı pekiĢtirmektir. Örneğin, çocuk tabağındaki
yemeğin yarısını yedi ve bitiremedi ise gösterilebilecek olumlu tepki bugün yemeğinin
yarısını ben söylemeden yedin çok memnun oldum denilebilir. Böylece çocuğun gayreti fark
edilmiĢ ve yüreklendirilmiĢtir.
        3. Çocuğu Dinlemek:
        Çocuğun eğitiminde anne – babanın kullanabileceği yöntemlerden biri de dinlemektir.
Dinlemek; sessizlik, anlayıĢ, empati ( kendini çocuğun yerine koyabilme) ve yorum
yapmadan karĢımızdaki kiĢiyi anlayabilmektir. Çocuğu dinlemek onun her istediğini yerine
getirmek olarak yorumlanmamalıdır.
        Çocuk Dinlenildiğinde:
         KonuĢma yeteneği, kelime hazinesi geliĢir ve kendini rahatlıkla ifade eder.
         Çocuk sorununu davranıĢla göstermek yerine sözle ifade ederek rahatlar.
         AnlaĢıldığını hisseden çocuk kendini daha huzurlu ve güvenli hissettiği gibi,
            sorunlarını konuĢarak halledebilir.
         Çocukla anne-baba arasında bir yakınlık doğar, bu Ģekilde olumlu bir iletiĢim
            ortamı sağlanmıĢ olur.
         Söyledikleri dinlenen çocuk da, anne-babasını dinlemeye baĢlar.


                                   İyi Bir Anne, İyi Bir Baba mıyım?
       *Siz her sabah çocuğunuzu günaydın diyerek uyandırıp,okuldan geldiğinde sevgiyle
       kucaklıyorsanız,
       *Siz çocuğunuzun her sorduğu soruyu önemseyip,yaĢına uygun bir Ģekilde
       açıklıyorsanız,
       *Siz evetlerinizi değerli kılabilmek için, gerektiği yerlerde hayır diyebiliyorsanız,
       * Siz Ģiddeti sevmiyorsanız,
       * Siz çocuğunuz için özel zaman ayırabiliyorsanız,
       * Siz çocuğunuzu yüreklendirip onu baĢka çocuklarla kıyaslamıyorsanız,
       * Siz gerektiğinde çocuğunuzun sorunlarını uzmanlarla paylaĢabiliyorsanız,
       * Siz YaĢamayı seviyor, hoĢgörü ve dürüstlüğünüzle çocuğunuza iyi bir örnek teĢkil
       ediyorsanız,
       * Siz çocuğunuzun kiĢilik ve zihinsel geliĢiminin 0 – 6 yaĢ arasında oluĢtuğunu biliyor
       ve bu konuda elinizden geleni yapıyorsanız,
       * Siz aile içindeki kararlarınıza çocuğunuzu da ortak ediyorsanız,
       * Sizler iyi bir ANNE ve iyi bir BABA‟sınız.
                                PROBLEMLĠ ÇOCUKLAR

         Dünya kurulduğundan beri ne kadar insan gelmiĢ geçmiĢse, o kadar da değiĢik
kiĢilikte ve ayrı huyda insan yaĢamıĢtır. Bundan sonra da bu düzen devam edip gidecektir.
Esas olan insanın bulunduğu ortama uyabilmesi ve “sosyal insan” olmasıdır.
         Uyum, çocukta var olan özelliklerle, çevre arasında dengeli bir bağlantı kurulabilmesi
ve bu iliĢkinin sürdürülmesidir.
         Doğumdan, büyümenin durduğu 18-20 yaĢlarına kadar ki devrelerde meydana gelen
zorluklara, kötü çevre Ģartları da eklenince duygusal sapmalar görülür. Bütün bu olumsuz
etkiler, davranıĢ bozuklukları ve uyum güçlükleri Ģeklinde belirir.
         Çocuğun kiĢilik kazanması için olumlu çevre Ģartları yanında, güven veren, sıcak aile
sevgisinin de rolü büyüktür. Çocuğun iradesi dıĢındaki sebeplerden oluĢan öfke, kin, korku,
nefret, üzüntü, sıkıntı, hayret, isteksizlik, durgunluk, neĢe ve sevgi çocuğun duygularına yön
verir ve kalıcı kiĢiliğin meydana gelmesinde rol oynar. Çocuk kendine göre önemli bir sorunla
karĢılaĢır, bunu irade, akıl, mantık ölçülerine göre yenerse, aĢılan her engel ruhsal ve
duygusal gücü arttıracak, çocuğa kiĢilik ve olgunluk kazandıracaktır. Bundan sonraki
birikimlerle, aile koruyuculuğu zamanla azalacak, bağımsız ve uyumlu davranıĢlara
yönelecektir.

                            Normal Sayılan Uyum Bozuklukları

       Çocukların hafif, tatlı yaramazlıkları normal sayılmalıdır.
“Çocuk dediğin, olduğu yerde oturur, söz dinler, hiçbir Ģeye karıĢmaz, hiçbir Ģeyi karıĢtırmaz,
ağlamaz, verirsen yer, vermezsen istemez” Ģeklindeki bütün bu düĢünceler, normal olmayan
düĢünce ve anlayıĢların belirtileridir.
       Çocuklar ara sıra söz dinlemeyebilir, yaramazlık yapar, olaylara reaksiyon gösterir.
AĢırı olmamak kaydıyla döküp saçar, söylenenin tersini yapabilir. KardeĢiyle ara sıra didiĢir
ve kavga edebilir.
       Bu gibi çocukları “problemli çocuk” grubuna sokmamak gerekir.

                         Uyumsuzluk Nedenleri Ve Ailenin Etkisi

        Okul öncesi dönemde aile, çocuğu yarınlara hazırlayan ve sosyal deneyimler
kazandıran en etkili kurumdur. Anne-baba ailenin diğer fertleri yanında çocuğa yaklaĢım
bakımından birinci derecede rol alır. Anne-babanın kiĢiliği çocuğu çok etkiler. Diğer taraftan
amca, dayı, hala, teyzeler de ikinci derecede rol oynayabilirler.
        Çocuğun yetiĢtiği ailenin, sosyo-ekonomik ve kültürel seviyesi, ilk sosyal
deneyimlerin ve duygusal geliĢmelerin temelini teĢkil eder. Anne babanın bilerek veya
bilmeyerek her çocuğuna karĢı tutumları değiĢik olabilmekte, bazı çocuklarına karĢı
hoĢgörüsü, sevecenliği yeteri kadar veya fazla olmakta, bazılarına karĢı ise sert tutum
gösterebilmekte, baskı yöntemiyle, arzulanmayan, uyumsuz ve problemli çocuk
yaratılabilmektedir.
        Aile fertlerinin, çocuğu olumlu yönde etkilemeleri, çocukla aralarındaki duygusal
bağın kuvvetine bağlıdır. Ayrıca çocuğun yaĢı ne kadar küçük olursa, o oranda baĢarının fazla
olduğu görülmektedir. YaĢ büyüdükçe aile dıĢı kiĢilerin ve arkadaĢların etkisi gittikçe
artmaktadır.
        Çocuğun gereğinden fazla korunması, ona fazla özen verilmesi ve kontrolde tutulması
duygusal boĢlukları olan, kendine güvenmeyen, diğer kiĢilere aĢırı bağımlılık gösteren, bir
kiĢiliğe sahip olur. AĢırı hoĢgörü çocuğu bencil yapar. Anne ve babanın birinin veya her
ikisinin aĢırı baskısındaki çocuk, dürüst ve dikkatli olmasına rağmen, aĢağılık duygusuna
kapılmıĢ isyankar bir tavırda olabilir. Çocuğun isteklerine boyun eğen ve çocuğun her
isteğine evet diyen anne ve baba, ileride onun hükmedici, geçimsiz birey olmasına neden
olabilir.
        Ailenin, çocukları birer fert olarak kabul etmeyip, kendilerinin bir uzantısı olarak
görmek istemeleri, uyumsuzluğun ayrı bir nedenidir.
        Sevgi dolu, bilinçli bir yaklaĢım, çocuklarla aile arasındaki çatıĢmaları önler, ruhsal
bunalımları en aza indirir.

           Problemsiz Bir Çocuk Ġçin Anne Babalar Nelere Dikkat Etmelidir?

   * Anne ve babalar, çocukların belli ölçüde kendi kendini idare etmelerine ve bu husustaki
   giriĢimlerine yardımcı olmalı, “yaĢ küçük” diye engel olunmamalıdır.
   * GeliĢim, kiĢilik kazanma ve kendine güvenme yeteneklerini arttırdığı gerekçesiyle,
   çocuğun oyun faaliyetine zaman ayırmalı ve tehlikeli oyuncaklardan korunmalıdır.
   * Aile içinde çocuk, toplu yaĢama kurallarına uymaya alıĢtırılmalı, hafif cezalarla
   yetinilmeli hiçbir zaman dayak gibi bedensel cezalar uygulanmamalıdır. Çünkü küçük
   çocuk kabahatin ne olduğunu henüz bilmeyebilir.
   * Çocuğa kapasitesine göre sorumluluk vermek kendine güven duygusunu arttırır. Bu
   hususta hiçbir zaman aĢırıya kaçmamalıdır.
   * Anne ve babalar çocukları iyi tanımalı, onların ilgi ve yeteneklerini hesaba katmalı, o
   doğrultuda yönlendirmeli ve çocuğun her zaman çocuk olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır.
   * Evdeki bütün çocuklara aynı ilgi gösterilmelidir. Sevildiğini bilen çocuğun istenildiği
   Ģekilde yetiĢtirilmesinin daha kolay olduğu bilincinde olunmalıdır.
   * Aile içinde, çocuğun yanında tartıĢması yapılmamalı, diğer bir çocukla kıyas yoluna
   gidilmemeli, her çocuğa özgü nitelikler bulunabileceği daima hatırda tutulmalıdır.


                                  Okul Çocuğunun Uyumu

         Okul, kreĢler gibi himaye ve bakım ihtiyaçlarının karĢılandığı yer değil, çocuğu
yarınlara hazırlayacak eğitimle seven, sayan, bilgili, sağlıklı ve uyumlu kiĢiler yetiĢtiren bir
kurumdur.
         Okul gerçekleĢtirdiği öğretim görevi yanında, çocuğun düĢünce yeteneğini de
geliĢtirir. Diğer taraftan, çeĢitli nedenlerle duygusal geliĢim bakımından, geri kalmıĢ
çocukların eksikliklerini giderme görevlerini de üstlenir.
         Kısaca okul, bireyin bilgili olmasını sağlamakla kalmaz, çocuğun sosyalleĢmesini
sağlar, kendisini yönetebilme yeteneğini geliĢtirir ve birlikte yaĢama alıĢkanlığı kazanmasına
da önemli katkılarda bulunur. Okul öncesi eğitim görmemiĢ ve aile çevresi dıĢına çıkmamıĢ
çocukların, okulun uyulması gereken kurallarını, tanımadığı çocuklar ve öğretmenlerle
baĢarmak zorunda olduğu göz önüne alındığında, uyum güçlükleriyle karĢılaĢması doğaldır.
         Ancak özel bir ilgiyle,aradaki boĢlukları kapatmak her zaman mümkündür.

                               Çocuğun Okul Uyumsuzlukları

       Çocukların kendilerine has bir zeka ve bireysel özellikleri olduğundan, hazırlanmıĢ tek
tip öğrenim programları, her çocuğu aynı Ģekilde etkilemez. Diğer taraftan yabancı dilde
öğrenim yapan okullara girme yarıĢında çocuk, taĢıyamayacağı bir yükün ve çalıĢma
temposunun altına girdiğinde, çok çeĢitli uyumsuzluklara hazır hale gelir. AĢırı gayretle
yetiĢen çocuktaki bu fazla bilgi birikimi, diğer normal çocukları baĢarısızlığa, dolayısıyla da
bunalıma iter. Ġçe dönüklük, aĢağılık duygusu, hatta intihar olayları, evden uzaklaĢma,
hastalık uydurma gibi türlü normalden sapmalar görülebilir.

       Okul Fobisi: Çocuğun aile ve yetiĢtiği ortamdan ayrılarak, kalabalık çocuk topluluğu
ve ana babanın yerine, tanımadığı, disiplin ağırlıklı öğretmen denen bir yöneticiyle karĢı
karĢıya gelmesi, psikolojik olarak okul fobilerine sebep olur.
       Okul öncesindeki hayatında aĢırı özen gösterilerek büyütülen çocuklarda, okul fobileri
çok görülür. Bu gibi aĢırı davranıĢlardan sorumlu-genelde- annedir.
       Çocuğun aileden ayrılık endiĢesi, değiĢiklik ve sıkıntı, okul fobilerinin nedenlerini
oluĢturur.
       Okuldan korkan ve uzaklaĢan çocuğun problemi, bir an önce giderilmelidir. Çocuğu
okula bağlamak uzman elemanların yardımıyla olur. Bu konuda ailelerin yönlendirilmesi de
gereklidir.

                                UYUMSUZLUK ÇEġĠTLERĠ

        DoğuĢtan ve sonradan oluĢan zeka geriliğini dıĢında, uyumsuzluk çeĢitleri üç ana
grupta toplanır.
1-Duygusal Bozukluklar: Burada çocuk ürkek ve içe kapanıktır. Zararı kendinedir. Çevreye
pek rahatsızlık vermez. Korkular, kuruntular, tikler, kekemelik, uyku bozuklukları, ihmal,
kendine güven ve sorumluluk duygusunun azalması veya kalkması Ģeklinde görülürler.
2-DavranıĢ Bozuklukları: Bu çocukların çevresiyle iliĢkileri, devamlı sürtüĢmeli ve
gergindir. Hiçbir olaya gerçekçi bir Ģekilde yaklaĢım yapamaz, devamlı hırçındır.
Geçimsizlik, bütün hayatına hakimdir. Okulda, evde ve sokakta devamlı kavga çıkarır. Bu
davranıĢ bozuklukları, okuldan kaçma, öğretmene karĢı gelme, arkadaĢlarının eĢyalarını
çalma, yangın çıkarma, kuralları çiğneme, hakkına razı olmama öğüt ve uyarıları kabul
etmeme Ģeklindedir.
3-AlıĢkanlık Bozuklukları: Bu gruptaki çocuklar genelde iyi huyludurlar. Hayatlarında bir
düzensizlik vardır. Bir Ģeyi kendilerine dert edinmiĢlerdir. Tırnak yeme, parmak emme, dıĢkı
kaçırma, gece iĢemeleri gibi alıĢkanlıkları vardır.

        TĠKLER
        Tikler, istenildiği zaman çalıĢan kasların, irade dıĢı kasılmalarıyla oluĢan hareketlerdir.
Erkek çocuklarda, kızlardan daha çok görülür. Genellikle gerilimli, aĢağılanan ve hor görülen
çocuklarda olur. Göz kırpma, kaĢ kaldırma, ağız çekilmesi, omuz oynatma, acayip ses
çıkarma Ģeklinde görülür. AĢırı heyecan ve korku neticesi oluĢtuğu gibi çocuğun istemediği
bir olaya karıĢması ve etrafındaki çocukları taklit etme sonunda da görülebilir.
        Tikli çocukların anne ve babasının, çocuklarına tikleri hatırlatmaması,
davranıĢlarından dolayı küçük görmemesi ve aĢağılanmamaları hususunda gayret göstermeleri
gereklidir. En önemlisi, bir hastalığa bağlı olmayan tikli çocukları, bir pedagoga ve çocuk ruh
hekimine göstermeli onlar tarafından oyun terapi ve psikoterapi yaptırılmalıdır. Tiklerin kalıcı
olması nadirdir.

        YALAN SÖYLEME
        Yalan söyleme, olmayan bir olayı anlatma gibidir. Yalanın amacı bazen menfaat
temini içindir, bazen de baĢkalarını yanıltma amacını güder. Üç yaĢlarındaki çocuklar bazen
hayali hikayeler anlatırlar, bu yalan söyleme değildir ve engellenmemelidir.
        Bazı ana-babalar çocuklarının çok gerçekçi olmasını arzu ederler. Çocuğun hayal
gücünü frenlemek isterler. Bu haller oyun çağı çocuğunda normal sayılmalıdır. Bunda
övünme ve kendini arkadaĢlarına kabul ettirme duygusu önemli yer oynar.
        Altı yaĢlarındaki çocuklara uygulanan sert cezalar, çocukları yalana yöneltir ve
çocuğun bu tutumu ileride kalıcı olabilir. Ġlk 6 yaĢlarında söylenen yalanlar, gerçek yalan
değildir; “sözde yalanlar”dır. Çocuk çok kere ilginç olmak için yalan söyler. Okul çağı
çocuğunun söylediği yalanlar, okul baĢarısızlığını saklamak, küçük hırsızlıkları gizlemek ve
ilgi görme amacını taĢır.
        Yalanla Mücadele: yalanla mücadelede dürüstlük esastır. Açık yüreklilik, sevecenlik
ve samimiyet elden bırakılmamalıdır. Çocuğa güven verilmeli ve ceza yöntemlerine baĢ
vurulmamalıdır. Çocuğu yalana itecek durumlara meydan verilmemeli, küçük çocuğun “sözde
yalanları” ahlaki bir hata gibi karĢılanmamalıdır.
        Büyükler, küçüklere örnek olacak Ģekilde davranmalı, “nasıl olsa çocuktur anlamaz”
dememeli, çocukta istemedikleri hataları, kendileri de yapmamalıdır. Yalan söyleyen çocuğa,
büyüklerin yaklaĢımı yumuĢak olmalı, yalanın zararlarının yine kendilerine olacağı ona
anlatılmalıdır.

        HIRSIZLIK
        Sahip olma duygusu, bütün insanlarda az veya çok vardır. BeĢ yaĢından küçük
çocuklar, her Ģeyi kendisinin zannedebilir. Ancak bir Ģeyin kendisine ait mi, değil mi bilincine
eriĢtikten sonra, baĢkalarının sahip olduğu bir nesneyi alırsa, buna hırsızlık veya çalma denir.
        Ġlk önce çocuğa mülkiyetin anlamı, -çocuğun geliĢmesine uygun olarak-anlatılmalı ve
aĢılanmalıdır. Çocuğun kendine has eĢyaları olduğu bilinci öğretilmeli, dürüst davranma
duygusu, ailesi tarafından çocuğa verilmelidir.
        Küçük yaĢlardaki çocukların, baĢkalarına ait olan bir Ģeyi izinsiz almasına sık sık
rastlanır. Buna çalma denemez.
        Çalma bir davranıĢ bozukluğu olarak karĢımıza çıktığında bir alarm kabul edilmelidir.
Çocuklarda alıĢkanlık haline gelen çalma olayları, çalınan eĢyaları kullanmak, zarar verme,
kıskanma, zevk ve korkuyu yenme duygularından kaynaklanır.
        Tedavi: Çalma davranıĢlarının iyileĢtirilmesinin baĢında bireysel ve toplumsal haklara
saygılı olmayı öğretmek ve sahip olma duygusunu frenlemeyi alıĢtırmak gelir.
        7-8 yaĢlarındaki çocuklara ekonomik olanaklara göre harçlık verme de önem taĢır.
Çocuklara baĢkalarının mülkiyet hakkına saygıyı öğretmeli ve hoĢgörülü davranıĢlarla çocuğu
gerçeğe ve doğruya yaklaĢtırılmalıdır.

         SALDIRGANLIK
         Çocukların kavga etmeleri, itiĢip kakıĢmaları, ara sıra geçimsizlik ve yaramazlıkları
saldırganlık olarak değerlendirilemez. Saldırgan çocuklar yaĢıtlarıyla normal iliĢkiler kuramaz
ve aĢırı geçimsizdirler. Kavgacıdır, okulda ise kuralları çiğner, ana-baba, öğretmen ve
arkadaĢlarına karĢı uyumsuzdur. Olaylara karĢı tepkisi ölçüsüzdür. Cezalar onu etkilemez.
         Genellikle erkek çocuklar saldırgan olurlar, anlaĢmazlıkları dövüĢerek halletmeye
çalıĢırlar. Saldırganlık, insanlarda içgüdü olarak vardır ve iradenin kontrolündedir.
         Uygar ve iyi yetiĢtirilmiĢ çocuk, saldırganlık dürtüsünü üstünlük sağlamak için
kullanmaz. Çocuk eriĢkin olana kadar bu duygusunu kontrole alır.
         Vuran, kıran, devamlı kavga eden çocuk, eriĢkin olduğunda, aynı Ģekilde olursa, yırtıcı
bir hayvan gibi olur. Bu tip insanlar toplumumuzda az da olsa vardır. Ama küçük büyüdükçe
ve güven duygusunu geliĢtirdikçe ve gereksinmeleri karĢılandıkça olaylara karĢı tepkisini
kontrolde tutmayı becerir ve saldırganlık dürtülerini oyuna aktarır.
         Ana-baba tarafından hoĢgörülü, yumuĢak, fakat gevĢek olmayan bir disiplinle
yetiĢtirilen çocuklar istenilen kiĢiliklerini kazanırlar, eriĢkin yaĢa doğru güvenli adımlarla
ilerlerler.


        KORKULAR
        YaĢamın altıncı ayından sonra çocuk, Ģiddetli ses ve gürültülere irkilme ve ağlamayla
cevap verir. Altıncı ayda yakınlarını tanımayı, onları yabancılardan ayırmayı öğrenen çocuk,
eskisi gibi her gördüğüne gülmez. Bir baĢkasının kucağını yadırgar, sekizinci ayda ise, sosyal
davranıĢta bir geliĢme olur, yadırgadığı yabancılardan korkmaya ve çekinmeye baĢlar.
AlıĢmadığı kimselerin dokunmasını bile istemez, ağlayarak kendisini baĢka tarafa atar.
        Birinci ikinci yaĢ grubu arasındaki çocuklar, sudan korkmaya baĢlayabilir. Bunun
nedeni belki önceden banyoda kayarak düĢmesi, su yutması ve sabunun gözünü yakmıĢ
olmasıdır. Çocuğun baĢı sabunlandıktan sonra köpüğün gözü yakmayacak kıvamda olmasına
dikkat etmek, yıkarken yüzü ve gözü korumak gereklidir. Yüzünün yıkanmasını ve
silinmesini reddeden çocuğu suya alıĢtırmak için önce suyla oynamasına, elini içine sokup
kendi usulüyle muayene etmesine, korkulacak bir Ģey olup olmadığını kendi mantığıyla
değerlendirmesine izin verilmelidir. Küçük çocukların anneye ve kendisiyle ilgilenen kiĢilere
gösterdiği yakınlığın altında, emniyet duygusu saklıdır.
        Çocuğun 1 ve 2 yaĢ arası tuvaletini lazımlığa yapması istenir. Aile tarafından zorlanan
ve horlanan çocuğa kaka yapmak ve altını ıslatmak bir korku kaynağı olur. Yatağı ıslatma
korkusu, durmadan tuvalete gitme isteği doğurur. Sık sık anneyi kaldırır, tuvalete gittiğinde
de bir iki damla idrar yapar, bu Ģekilde sabaha kadar aileyi huzursuz edebilir.
        Bunun altında, anneyle beraber olma, yalnızlıktan korkma hissi ve yatağı ıslatma
korkusu saklı olabilir. Altını ıslatan çocuk, annesi tarafından sevilmeyeceğini, kendisini
bırakıp gideceği düĢüncesiyle haklı olarak korkuya kapılır.
        Yatağında uyutulmak istenen çocuk, yanındaki annesinin gitmesi üzerine yalnız kalma
endiĢesine kapılarak emniyet hissi zayıflar ve devamlı ağlama ve korku nöbetleri gösterir.
        Kalabalık ailelerde değiĢik yüz görerek yaĢayan çocuklar, kalabalığa ve sosyal düzene
çabuk alıĢır. Her gördüğü insandan korkmayı öğrenir.
        Eğer çocuk geceleri yalnız kalmaktan,yalnız yatmaktan korkuyorsa bunun çaresi,her
gece uyuyana kadar çocuğun baĢ ucunda beklemektir. Uyumadan yanından ayrılmamak
uygundur. Yoksa korkusu artar,uykusu hafifler. Çocuğu yalnız yatmaya alıĢtırmak için
haftalarca sabretmek icap edebilir. Gece yatmaktan korkan çocuk,geç saatlere kadar
bekletilmelidir. O zamana kadar iyice yorulması ve gündüzde uyutulmaması lazımdır. Bazı
yorgun çocuklar uyumayabilir. O zaman gece yatmadan önce doktor tavsiyesine göre geçici
bir müddet için teskin edici ilaçlar verilebilir.
        Çocuğa anneden baĢka biri bakıyorsa ve memnun etmiyorsa ve çocuğun güvenini
kazanamıyorsa bu bakıcının derhal değiĢtirilmesi gereklidir.
        Sevdiği ve beraber olduğu kiĢilerden geçici bir müddet ayrı kalan çocuğa hiçbir Ģey
hissettirilmemesi üzüntülerin belirtilmemesi gereklidir. Annenin üzüntüsünü fark eden çocuk
iyice huysuzlaĢır ve ĢaĢırır. Daha düzensiz bir akıĢa kendini kaptırır.
        Eve dönen anne büyük bir heyecan ile çocuğunun yatağına hücum ederse,çocuk,annesi
yokken tehlikede olduğunu zannedecektir.
        Korkan çocuğa annenin hasta gibi davranmaması,ona güvenli neĢeli
görünmesi,sevmesi ve cesaretlendirmesi gereklidir. Bu davranıĢlar çocuğu bağımsız olmaya
yöneltmelidir.
        Annenin ve diğer yakınlarının çocuğun üzerine fazla düĢmesi anneye fazla bağımlı
olması,korku ve düzensizliğin hatta Ģımarıklığın baĢlıca sebepleridir. Çocuğun yanından bir
dakika ayrılmak istemeyen ve gözden kaçırmayan annenin bu düĢkünlüğünü çocuk hissettikçe
ve gördükçe korkmakta haklı olduğu sonucuna varır ve daha fazla korkmaya baĢlar. Mutlaka
orta yolu bulmak lazımdır. Çocuğun her isteğine boyun eğmeye ve her isteğini reddetmeye
gerek yoktur. Anne ve çocuk kızdığı zaman içlerinde öfkesiz temiz duygular oluĢması,huzur
düzenini sağlar.
        Çocuğun her korkudan hemen kurtulması için acele etmeye ve telaĢa gerek yoktur.
Çocuğun arzusunu kendi istediğimiz yönde havaya dönüĢtürmek, tecrübe sabır ve dikkat
iĢidir.
        Yalnız yatmaya korkan bir çocuğa en büyük yardım, onu yatağa almak değildir.
Ġnsanoğlu çocuk bile olsa, her Ģeye alıĢır ve yeter ki, yenilgiyi kabul etmemiĢ olalım.
        Annenin aĢırı düĢkünlüğü ve evhamı yüzünden ürkek ve korkak hale gelmiĢ çocuğu
ıslah etmek Ģarttır. Bu iĢ, aile düzeninde baĢarılamazsa bir psikolog ve pedagoga baĢvurmak
zorunluluğu ortaya çıkar.
        Korkunun Çocukta Yaptığı Etkiler: korku bebeklik çağında baĢlayan ve gençlik
çağına kadar devam eden, tehdit ve tehlikelere karĢı gösterilen akli bir reaksiyondur.
        Çocuğa dıĢardan gelen bir tehlike varsa, o zaman gerçek bir korkudan söz edilir.
Çocuğun üzerine saldıran bir köpek, çocuğun bile bile yaptığı bir hata yüzünden
cezalandırılması, anne ve babanın sevgi ve ilgisini kaybetme endiĢesi gerçek korkulara
örnektir.
        Çocuğa dıĢardan gelmeyen, tamamen kendi yorumuyla oluĢan, gerçek olmayan
korkular vardır. Yalnızlıktan korkma, sudan korkma, cadı, büyücü ve hortlak gibi hayali
varlıklardan korkma gibi.
        Çocuklar korktukları zaman, korkularını dıĢ görünümüyle belli etmeyebilirler, içine
kapanabilirler. Bir Ģey yapmaya cesareti yoktur. Aptal görünüĢlüdürler. Okulda baĢarılı
olamazlar. “ Hatalı bir Ģey söyleme” korkusuyla bildiklerini anlatmaya cesaretleri yoktur.
Susmayı tercih ederler. Dayak yemekten azarlanmaktan çok korkarlar. Bu gibi çocuklar,
korkutularak eğitilmiĢlerdir. Bir Ģey yapmaya, yeni bir Ģey öğrenmeye cesaretleri kalmamıĢtır.
“yemek yemezsen seni öcüye veririm”, “seni iğneli fıçıya attırırım”, “sana iğne yaptırırım”,
“doktora götürürüm”, “yemeğini yemezsen seni hastaneye yatırırım”, gibi sözlerle çocuğun
bütün hayatını korkularla doldurmak, baĢarısız, aptal, çekingen bir çocuk tipi yaratır.
        Diğer taraftan korkudan kurtulmak için saldırgan, haĢin, sert, bağıran çağıran
çocukların bu davranıĢları, korkunun bir ürünüdür.
        Korku belirtileri kekemelik, altını ıslatmak, kakasını kaçırmak, kaçmak ve yalan
söylemek Ģeklinde görülür.

        ĠNATÇILIK
        Ġki yaĢlarına kadar çok iyi huylara sahip sakin, neĢeli, söz dinler ve iyi yönetilebilen
çocuk birdenbire huysuz, geçimsiz, zarar verici ve dayanılmaz hale gelebilir. Ele avuca
sığmaz, her Ģeye hayır der, anne ve babanın isteklerini öfkeyle karĢılar. Kendini yerden yere
atar, bağırır, tepinir ve akla gelmedik haĢarılıklar yapar.
        Ġnatçılık Nasıl OluĢur: Çocuk iki yaĢından sonra ruhsal geliĢim sonucu, anneyle
bağlantısı yavaĢ yavaĢ gevĢer. Çocuk kendini keĢfetmiĢtir. Anne ve babanın istekleri ile kendi
arzuları ve beğenileri arasında çeliĢkiler baĢlar. Böylece ters karĢılaĢan çocuk iradesi, kendi
benliğine esir düĢer. Yapmak istediği ve yapamadığı iĢler birbirini kovalar, sinirlenir.
        Her Ģeyi kendi baĢına yapma ve özgür olma duygusu, bütün hareketlerine hakim
olmaya baĢlar. Yaptıklarıyla gurur duyar ama yapamadıkları, yaptıklarından daha çoktur.
Aklına geleni yapmak ister. DüĢündüklerini anlatma yeteneği geliĢmediğinden, çok kere
istediği Ģeylere ulaĢamaz. Büyükleri tarafından, arzuları gereği gibi değerlendirilemez ve
anlaĢılamaz. Bundan dolayı çocuğun sevdiği ve beğendiği çevre, birdenbire ona düĢman
olmuĢ gibi görünür. Ġstediğini yapma gayreti içindeki çocuğa çevreden gelen direniĢler,
engeller; inatçı, uyumsuz, problemli bir çocuk karĢımıza çıkarır.
      Çocuğun kendi iradesinin uyanıĢı, disiplin için uygun değildir ama bu çocuğa mutlaka
yardım gereklidir. Bu yardımı ona Ģöyle vermek mümkündür:
      1- Çocuğu mümkün olduğu kadar serbest bırakmalı, sürekli ve gereksiz hareket
          serbestliği daraltılmamalıdır.
      2- bize göre uygun Ģeyler, çocuğun anlayacağı tatlı bir Ģekilde ona iletilmelidir.
          Çocuk dost bir elden gelen önerilere daha uyumludur.
      3- çocuğun inatla karĢıladığı bir iĢi, onun sevdiği biçimde, istediği doğrultuda
          yapılıyormuĢ gibi göstermek, çok kere çocuğu yumuĢatır. Mesela süt içmeyen bir
          çocuğa, “sütünü fincandan mı, yoksa kırmızı bardaktan mı içersin?” yatmak
          istemeyen bir çocuğa, “önce Zeynep‟i mi yatırayım, seni mi?” gibi sözler, bizi
          baĢarıya ulaĢtırabilir.
      4- Çocuğa yaptırılacak bir harekette, aile fertleri arasında fikir ve iĢbirliği gereklidir.
          Mesela dondurma yedirmek istemediğimiz bir çocuğa biri, “Hayır yesin bir Ģey
          olmaz, çocuğun gururunu kırma” gibi sözler söyler, çocukta bunu duyarsa baĢarı
          zorlaĢır.
      5- Çocuğun keyifli anında, yapmaması lazım bir Ģeyi, tatlı ve yumuĢak bir Ģekilde
          kendisine izah edilirse, çocuğu istediğimiz yöne çevirmek imkanına kavuĢuruz.
      6- Çocuğun inatçılık dönemi baĢlamadan, yani iki yaĢından küçükken, hayatı daha
          kolay disipline edilir. Sonraki yaĢlarda alıĢılmıĢ ve çocuk tarafından benimsenmiĢ
          kötü huylar çok kere kalıcı olur. Böyle çocuklarda inatçılık, kötü ve iyi huylar
          kalıcı olur. Genellikle inatçılık daha az görülür.
      7- TaĢkınlık yapan inatçı çocuğa, ağır ceza verilmemeli ve dövülmemelidir. Teskin
          edilemeyen bu çocuklarla fazla ilgilenmemeli, baĢka bir Ģeyle meĢguliyet içinde
          olunmalı veya çocuğa sevdiği orijinal bir eğlence Ģekli uygulanmalı, duygu ve
          isteklere yön değiĢtirilmelidir.
      8- Ġnatçı çocuklara, onun halinden üzüldüğümüz hissettirilmemelidir.
      9- Çocuğun her türlü inatçılık ve taĢkınlık halleri hemen cezalandırılmamalı yumuĢak
          bir yaklaĢımla teskin edilmeli ama her arzusu yerine getirilmemelidir.
      10- Çocuk, çocuk bahçesi gibi, emsallerinin de bulunduğu bir ortama çekilmeli
          inatçılık ve taĢkınlık yapmaya zamanı azaltılmalıdır.


        ALTINI ISLATMA (ĠDRAR TUTAMAMA)
        Ġdrar tutamama, idrar kesesi denetiminin, olması gereken yaĢın ötesinde istem dıĢı
,kontrolsüz, gece veya gündüz idrar kaçırma halidir. Erkeklerde kızlardan daha çok görülür.
Ekseri çocuk geceleri altını ıslatır. Bu hal beĢ yaĢlarındaki çocukların %10-15 kadarında
görülür. YaĢ büyüdükçe nispeten azalır. Bunlarda genellikle organik bir neden yoktur. Anne
babanın ölümü, aileden ayrılma, yeni bir kardeĢin doğumu çocuktaki gece iĢemelerinin en
önemli ruhsal sebepleridir. Ġdrar kaçırmaya sebep olan organik sebepler muhtemel ruhsal
nedenlerin iyi araĢtırılmasından sonra tetkik sonucu ortaya çıkar. Organik olmayan, gece idrar
tutamama halinin kendiliğinden iyileĢtiği bilinmeli, ruhsal bozuklukları telefi etmeye özen
gösterilmelidir. AĢağıda sıralanan önlemler, gece idrarını tutamayan çocuğun tedavisinde
yardımcı olabilir:
        1-AkĢam yemeğinden sonra su, sulu gıda ve meyvelerin alınmaması,
        2-çocuğa yatmadan önce idrar yaptırılması,
        3-Gece yatağı ıslatma halinin, ailede önemli bir sorun gibi ele alınmaması, ruhsal
        nedenlerin değerlendirilmesinin çocuğa hissettirilmeden yapılması, idrar tutamamanın
        suç olmadığı, utanılmaması gerektiğinin bilinmesi, çocuğun kuru kalmaya
        zorlanmaması alınması gereken tedbirlerin baĢlıcalarıdır.
        4-Ġlaç tedavisinin 6 yaĢından küçüklere uygulanmaması, tedavinin iki aydan fazla
        sürmemesi geçici bazı faydalar sağlanırsa da, ilaçla iyi bir sonucun alınamayacağının
        bilincinde olunması.
        5-Yatağın çok rahat ve yumuĢak olmaması, çarĢafın altına muĢamba konması gibi
        yardımcı tedbirler alınmalıdır.
         DIġKI KAÇIRMA(Kaka Kaçırma)
        Kakanın tutulamaması, organik bozukluk ve hastalığa bağlı olmadan dıĢkının istem
dıĢı atılmasıdır. DıĢkı kaçırma olayı, bir iki yaĢ arası dıĢkı tutma ve denetimi iyice elde
ettikten sonra baĢlar. Bunlarda kalın bağırsağın son kısımlarının yapısı, makatı açıp kapayan
kası tonusu ve yapısı normaldir. “Sifinkler” dediğimiz bu adalenin dıĢkının geçmesine izin
vermesi istem dıĢına kaymıĢtır. Böyle çocukların fazla aktif ve hareketli olması, öğrenim
güçlükleri göstermesi, sinirsel uyumsuzluk içinde olmaları dikkat çekicidir. Belirli bir tedavi
Ģekli yoksa da, ailedeki ve çocuktaki ruhsal düzensizlikler giderilse de nörolojik ve
psikoterapotik tedavi dikkatlice uygulanabildiğinde netice almak mümkündür. Çocuğun
günün belli saatlerinde kaka yapmaya alıĢtırılması fayda sağlayabilir.

        TIRNAK YEME
        Tırnak yeme alıĢkanlığı, sinirliliğin bir iĢaretidir. Daha ziyade sinirli, korkak, içine
kapanık, halledilmesi gereken meseleleri olan çocuklarda görülür. Bazı çocuklar bu
alıĢkanlığı ya kendileri keĢfeder ya da yakınından görerek alıĢırlar. Ekseri 3 yaĢından sonra bu
alıĢkanlık edinilir. Tırnaklarını yiyip etrafındaki dokuların yaralandığını ve zarar gördüğünü
anlasalar bile bu iĢten vazgeçmezler.
        Ġnsanın en pis yerlerinden biride elleridir. Ellerini ağzına götürerek tırnak yiyen bir
çocuk, vücudun esas giriĢ kapısı olan ağzına devamlı pislik ve mikrop taĢır. Bağırsak
parazitlerinden (devamlı makatta kaĢıntı yapan) “kıl kurt” denen oksiyürlerin tedavisini
güçleĢtirir. Bu alıĢkanlıktan çocuğu kurtarmak için mümkün olduğu kadar ona iyi davranmak,
anne baba ve çocuk arasında kuvvetli bir güven bağı kurmak lazımdır. Tırnak yiyen çocuğa
bazı hediyeler almak orijinal alıĢkanlıklar üretmek (el becerisi, kağıttan Ģekiller oluĢturmak,
parmak boyası ve resim yapma gibi), kreĢ ve yuvalara gönderip unutturmak bu alıĢkanlığın
giderilmesinde faydalıdır.

        KONUġMA BOZUKLUKLARI
        Bazı çocuklar bir yaĢına doğru, olağan üstü bir konuĢma becerisi gösterdikleri gibi
bazıları ise üç yaĢına kadar konuĢmazlar. Erken ve geç konuĢan çocuklar arasında sanıldığı
gibi zeka farklılıkları yoktur. Çocuğun konuĢabilmesi için normal bir zamanın geçmesi
beklenir. Ama çocuk üç yaĢını bulduğunda konuĢamıyorsa o zaman konuĢma geliĢmesinde bir
aksama olduğu düĢünülebilir. Ağır iĢitme bozuklukları konuĢma geliĢmesini engeller. Diğer
taraftan ağır hastalıklar, beyin iltihapları ve zeka gerilikleri de konuĢmayı geciktiren sebepler
arasında sayılır.
Tutuk ve Peltek KonuĢma: tutuk ve peltek konuĢmaya oyun çağındaki çocuklarda çok
rastlanır. Çocuk konuĢtuğu kelimenin manasını anlar fakat telaffuzu beceremez. Genellikle
“r” harfi “y” Ģeklinde kullanılır. Çocuk bu Ģekilde konuĢunca aile fertlerinin hoĢuna gider. Bu
hareketler çocuğu teĢvik eder. Çocuk uzun müddet tutuk ve peltek konuĢur. Peltek konuĢmada
dil, damak ve diĢ durumlarındaki kusurlar büyük rol oynar.
Kekemelik: kekemelik , konuĢma akıĢı sırasında telaffuz duraklaması Ģeklinde açıklanabilir.
En çok 2-3 yaĢları arasında ve erkek çocuklarda görülür. Genellikle her yüz çocuktan bir
tanesi kekemedir. Kalıtımla ilgisi vardır. Kekemelik Ģiddetli bir ruhsal bunalım ve gerilim
hisseden çocuklarda çok görülür. Bazı çocuklar sırf heyecanlandıkları zaman kekeler.
Sinirlendikleri vakit kekemelik artar. Kendileri ile çok meĢgul olunan emsallerinden daha
üstün olması istenilen çocuklarda kekemeliğe sık rastlanır.
       Kekemeliğin 2-3 yaĢlarında görülmesinin sebebi vardır:
1- Ġki yaĢını geçen çocukta duygusal ve öğrenme yeteneği hızla geliĢir. Bu yetenekleri ifade
   etmekte güçlük çeken çocuk kekeler.
2- Ġkinci yaĢtan sonra çocukta inatçılık fazla görüldüğünden iç gerilim artar ve bunu
   kekemelik Ģeklinde dıĢa aksettirir.
      2-3 yaĢlarında meydana gelen kekemelik çok defa birkaç ay sonra kaybolur. Kalıcı
   kekemelik ise seyrektir.
        Aniden kekelemeye baĢlayan çocuğun ailesi derhal durum değerlendirmesi yapmalı
   ve bazı nedenlere cevap bulmalıdır. Bu nedenler:
   1- çocuğu sinirlendiren sebeplerin ortaya çıkarılması,
   2- çocuğun serbest yaĢamının engellenmiĢ olması,
   3- çocuğu evde meĢgul edebilecek oyuncaklardan mahrumiyet,
   4- çocuğa devamlı nasihat ve öğüt verilmesidir.
   Çocuğu bu sıkıntılı konuĢma halinden kurtarmak için en önemli iĢ anormal sinir
   gerginliğini ortadan kaldırmaktır. Gerekirse konu ile ilgili uzmanlara danıĢmaktır.



     EĞĠTĠMDE ÇOCUKLA KONUġMA DAVRANIġI
         Çocukla konuĢmak eğitimde en çok baĢ vurulacak yöntemlerden biridir. Büyükler
gibi, çocuklarda kendi duygu ve düĢüncelerine karĢı olunmasından hoĢlanmazlar. Bunun için
çocuk ile konuĢurken “ne olacak, o daha çocuk , anlamaz, ben istediğimi söylerim” diye
düĢünmemek gerekir. Çocuk ile konuĢurken dikkat edilecek en önemli husus onun kiĢiliğine
saygı göstermektir. Özellikle çocuğun onuru korunmalı, kendisi hakkındaki yanlıĢ duygu ve
düĢünceleri ortadan kaldırılmalı ve onun bilgisizliğini, beceriksizliğini ortaya koyucu yanlıĢ
davranıĢlardan kaçınılmalıdır.
         Herhangi bir sorunla ilgili olarak çocuğun ne hissettiğini anlamak için yapılacak iĢ
çocukla konuĢmaktır. Çocukla konuĢurken yapılan hatalardan biri çocuğun onurunu ya da öz
saygısını hiç dikkate almadan geliĢi güzel sözler söylemektir.
         Çocuk, kendi sorunu ile ilgili olarak kendi iç dünyasında neler olup bittiğinin eğitici
tarafından bilinmesini ister. Bu da onun yerine kendimizi koyarak, onur kırmadan, sorunlarını
anlamaya çalıĢtığımız hissini kendisine verdiğimiz zaman mümkün olabilir. Çocuk bundan
emin olduğu zaman davranıĢını değiĢtirme iradesi gösterebilir. Onu anladığımıza dair söz ve
davranıĢların sergilenmesi söz konusu sorunun rahatsız edici etkisinden kısmen kurtulmasını
sağlar.
         Bazı çocuklar o güne kadar ki yanlıĢ eğitimin bir sonucu olarak kendileri hakkında
yanlıĢ ya da olumsuz duygu ve düĢüncelere sahiptirler. Kendilerinin bilgisiz, görgüsüz ve geri
zekalı olduğu gibi yetersizlik ve olumsuzluk ifade eden durumda olduklarını söylerler. Bu
duygu ve düĢüncelere adeta inandırılmıĢlardır. KuĢkusuz çocuğu bu yanlıĢ inançlardan
kurtarmak kolay değildir. Bu ancak zaman içinde olur. Bunun için önce çocukta soruna karĢı
bir kuĢku uyandırmak, sonra bunu ortadan kaldıracak iĢlemler yapmak gerekir (güven
kazandırmaya yönelik çalıĢmalar).
         Çocuğun bir eğitici ve öğretici olarak bize güvendiğini unutmamak gerekir. Eğitici
olarak bize düĢen görev bu yanlıĢ inanıĢların oluĢmasına engel olmak, olanları da
kurtarmaktır. Kendi değerine inanan çocuğun kazandığı kiĢilik baĢka insanlarla olan
iliĢkilerini de etkileyecektir.
       BAMBU AĞACI

         Çin Bambu Ağacını hiç duydunuz mu? Bu ağaç sadece Çin‟de yetiĢiyor. Peki
Türkiye‟de yetiĢemez mi? Belki iklim özellikleri olarak bazı yörelerimizde yetiĢebilir. Ama
maalesef Çin bambu ağacı Türkiye‟de yetiĢemez. Neden mi? Çünkü Çin bambu ağacı, sabır
gerektiren bir ağaçtır. Onu yetiĢtirirken çok ama çok sabretmek gerekmektedir.
         Toprağa bir buğday ektiğinizde veya bir nohut, fasulye ektiğinizde bunların
çimlenmesi çok kısa sürer. 15 gün, 1 ay veya en geç 2 ayda filizlenip büyümeye baĢlarlar.
Kendisi için emek verenlerin hemen yüzlerini güldürürler.
         ġimdi de Çin bambu ağacına gelelim. Bunun tohumunu toprağa dikiyorlar. Sulanıyor,
gübreleniyor. 3 ay geçiyor filizlenme yok. Yine sulanıyor, bakımı yapılıyor. 6 ay geçiyor, hala
bir filizlenme yok. 1 sene geçiyor yine bir Ģey yok.
         Bir çoğumuz bir sene geçtiği halde diktiğimiz Ģey filizlenmiyorsa bıkarız ve
bakımından vazgeçeriz. “ Demek ki bu yetiĢmeyecek” deriz. Ama Çinliler sabırlı insanlar.
Sabırlı oldukları yüzyıllar önce yaptıkları, çok zahmetli bir iĢ olan ipek üretiminden belli.
         Çin bambu ağacı 1 yıl, 3 yıl, 4 yıl ve nihayet 5 yıl boyunca filizlenmiyor. Ama 5. yılın
sonunda o tohum topraktan baĢını çıkarıyor, filizleniyor. Çinliler tam beĢ yıl sabrediyorlar.
Peki sonra ne oluyor biliyor musunuz ? 6 haftada 27 metre uzuyor. Evet yanlıĢ duymadınız.
27 metre... ġimdi düĢünelim. Bu ağaç 6 haftada mı büyüdü? Yoksa 5 yıl + 6 haftada mı?
         ĠĢte bizde çocuklarımızın istediğimiz gibi olması için sabırlı olmalıyız. Mesela, onlara
ilgi göstermenin faydalı olduğu duyduk. Biraz ilgi gösterince hemen her Ģey değiĢsin
istiyoruz. Çok aceleci davranıyoruz. Hatta hemen istediğimiz gibi olmayınca birden ilgi
göstermeyi kesiveriyoruz. Halbuki bu tür davranıĢları uzun süre devam ettirmeliyiz.
Çocuğumuz yanlıĢ davransa bile biz doğru davranmaya devam etmeliyiz.
         Sabırsız bir toplum olduğumuz için, çocuklarımızda istediğimiz davranıĢları
gözleyemiyoruz. Biz sabırla doğru davranmaya devam ettiğimizde çocuğumuzda olumsuz
davranıĢlar bulunsa da er geç onlardan bir bir kurtulacaktır.
         Anne babalar olarak çocuklarımız üzerinde ilgimizi eksik etmeyelim, onlara zaman
ayıralım. Çocuklarımızla, eĢimizle hoĢça vakit geçirelim. Onlara, iĢimize ayırdığımız zaman
kadar olmasa bile yine de yeterince zaman ayıralım.
              DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE HĠPERAKTĠVĠTE BOZUKLUĞU

        Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, aĢırı hareketlilik,dikkat sorunları ve
istekleri erteleyememe (dürtüsellik) belirtileri ile ortaya çıkan psikiyatrik bir bozukluktur.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar 3 gruba ayrılır.
- AĢırı hareketlilik (Hiperaktivite)
- Dikkat eksikliği
- Dürtüsellik (Ġmpulsivite)

        AġIRI HAREKETLĠLĠK
        Aslında her çocuğun hareketli olması beklenir. Çocuk koĢar,düĢer ve gürültü çıkararak
oynar. Bunların hepsi doğal karĢılanabilir. Ancak Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Bozukluğu olan çocuğun hareketlerinde aĢırılık görülür ve arkadaĢlarıyla kıyaslandığında
farklılık hemen anlaĢılır. Genellikle bu çocuklar bir motor tarafından sürükleniyormuĢ gibi
sürekli hareket halindedirler. Bitmek bilmeyen bir enerjileri vardır. Yükseklere tırmanır,
koltuk tepelerinde gezer,ev içerisinde koĢturur ve dur sözünden anlamazlar. Sakin bir halde
oynamayı beceremez,bir süre sakin bir Ģekilde oturamazlar. Oturmaları gereken durumlarda
ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Çok konuĢur,iki kiĢi konuĢurken sık sık lafa karıĢırlar.
Masanın baĢında oturamaz dolayısıyla derslerini uygun mekanlarda çalıĢamazlar.

        DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ
        Çocukta dikkat sorunu özellikle eğitim hayatının baĢlamasıyla belirgin hale gelir. Okul
öncesi dönemde her Ģeyden çabuk sıkılan ve bıkan bu çocuklar,oyuncaklarından dahi sıkılıp
kısa bir süre sonra onları parçalamayı tercih ederler. Okulun baĢlamasıyla birlikte okumaya
karĢı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez,anne-baba ve öğretmenin zoruyla ödev yaparlar.
Ödevleri yapmakta hayli zorlanırlar. Masanın baĢına oturamaz otursalar bile çeĢitli bahaneler
uydurarak(tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa baĢından kalkarlar. Anne babayı ders
çalıĢırken sürekli yanlarında isterler. Üzerlerine aldıkları bir iĢi bitirmekte zorlanır,bir iĢi
bitirmeden hemen diğerine geçerler. Kendileriyle konuĢulduğu zaman sanki konuĢulanı
dinlemiyormuĢ görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.
        Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. DıĢarıdan gelen uyarıcılarla hemen dikkatleri
dağılır. Ders dıĢı etkinliklerle fazlaca ilgilenir, elindeki kalem, defter gibi malzemelerle
uğraĢır, dersi takip edemezler. Derste sıkılmaları nedeniyle sınıfın dikkatini ve huzurunu
bozacak davranıĢlar sergileyebilirler.(Derste konuĢma,arkadaĢlarına laf atma ve garip sesler
çıkarma gibi)
        Okuma-yazma becerileri yaĢıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir.
Okurken sık sık hata yapabilir ve cümlenin sonunda kelime uydurmalarına rastlanabilir.
Unutkandırlar. Sınıfta sık sık eĢya kaybetme yanında, iyi öğrendiğini düĢündüğünüz bir
bilgiyi de çabuk unutabilirler. Okuma ve yazmayı genellikle sevmezler. Ders kitabı okumanın
yanında hikaye ve roman türü kitapları da okumaya karĢı isteksizdirler.
        YaĢanan tüm bu öğrenme zorluklarına sınavlarda dikkatsizce yapılan hatalar eklenir.
Sabırsızlıkları nedeniyle soruları hızlıca okuma, tam okumama ve yanlıĢ okumalara sık sık
rastlanır. Bu nedenle çok iyi bildikleri bir soruyu bile yanlıĢ cevaplayabilirler. Test
sınavlarındaki çeldiricilere kolaylıkla kanarlar. Özellikle ilkokula baĢladığı yıllarda sınav
kâğıdını öncelikle vermeyi marifet sayarlar. Sonunda bilgileri ve bildiklerinden daha azı
oranında not alırlar.
        Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir. Ancak bu çocukların bir
kısmı ders dıĢı iĢlerde de çabuk sıkılma belirtileri gösterirler. Zeka düzeyi iyi olan ve ek
olarak öğrenme güçlüğü olmayan çocuklar ilkokulun 3. ve 4. sınıflarına kadar derslerde sorun
yaĢamayabilir. ÇalıĢmadıkları ve dersi iyi takip etmedikleri halde dersleri kötü olmayabilir.
Derslerin ağırlaĢmasıyla birlikte baĢarısında ciddi düĢüĢler yaĢanmaya baĢlanır. Ev içerisinde
günlük yapmaları gereken iĢler konusunda sorumluluk almak istemezler. Genellikle
dağınıktırlar ve kurallardan hoĢlanmazlar.

         DÜRTÜSELLĠK ( ĠMPULSĠVĠTE )
         Sonunu düĢünmeden eyleme geçme olarak tarif edilebilecek olan dürtüsellik
(impulsivite ),bu çocukların uyumlarını bozan en ciddi belirtidir. Genel acelecilik
hali,istekleri erteleyememe, baĢkalarının sözünü kesme,uygun olmayan anlarda
konuĢma,yorum yapma,yönergelere yamama,dokunmamaları gereken Ģeylere dokunma ve sık
sık kazalara yol açma gibi özellikler dürtüsellik sorunu olduğunu gösterir.

                              ÜLKEMĠZDE HĠPERAKTĠVĠTE

       Batı toplumlarında ve özellikle A.B.D‟ de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Bozukluğu tanısının fazlaca konduğu tartıĢmaları sürerken, maalesef ülkemizde çocuk
psikiyatristi sayısındaki yetersizlik bu çocuklardan önemli bir kısmının zamanında gerekli
tedavi programına alınmasını engellemiĢtir. Toplumumuzdaki hiperaktivite konusunda yanlıĢ
ve eksik bilgilerin tedaviyi engelleyici veya geciktirici bir yanı vardır. Halk arasında Dikkat
Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri yanlıĢ bir Ģekilde üstün zekalı olma,
Ģımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi terimlerle izah edilmeye çalıĢılır.
Dolayısıyla belirtileri görmezlikten gelmeden, Ģiddet uygulamaya kadar geniĢ bir yelpazede
çözüm aranır. Belirtileri bu sorunun yansımaları olarak görmek yerine suçlu aramak ve
sonunda çocuğu cezalandırmak aslında en büyük çözümsüzlüğü üretmek demektir.
       Anne –babaların sürekli birbirlerini suçlayarak, „adeta sorunun nedeni ben değilim‟
mesajını vermeye çalıĢmaları, ev içerisindeki huzuru bozarak çocuğa ulaĢmamızı daha da
güçleĢtirir. BaĢta eğitimciler olmak üzere çocukla ilgili her kesimin Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Bozukluğu hakkında temel bilgilere sahip olması gerekir. Toplumda yaygınlığı
hiçte azım sanmayacak oranda olan bu sağlık ve eğitim sorununun erken teĢhisi anne-baba-
çocuk üçgeninde oluĢacak yanlıĢ tutumların en aza indirilmesini sağlar.

        DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE HĠPERAKTĠVĠTE BOZUKLUĞU NEDENLERĠ
        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu diğer birçok psikiyatrik bozukluk gibi
nedeni tam olarak bilinmeyen bir bozukluktur. Bugüne kadar yapılan araĢtırmalar bu
bozukluğun oluĢumunda birçok nedenin etkili olduğunu ortaya çıkarıyor.
        AraĢtırma sonuçlarına göre Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan
bireylerde, beynin ön bölgesi ve bu bölgeyle yakından iliĢkili yapılarında normalden farklı bir
simetri ve büyüklüğe sahip olduğu ortaya çıkmıĢtır.
        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerin beyinlerindeki bu yapısal
ve iĢlevsel farklılıkların nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte yapılan araĢtırmalar bu
bozukluğun ortaya çıkmasında kalıtımın önemli rol oynadığını göstermiĢtir. Ayrıca gebelikte
alkol ve sigara kullanımı, annenin geçirdiği hastalıklar,doğum sırasında yaĢanan sorunlar,
çocuğun kafa travması geçirmesi,kurĢun gibi zehirli maddelerle karĢılaĢması, aile yapısı ve
iĢleyiĢindeki bozukluklarda neden olarak gösterilmektedir.
        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu erkeklerde kızlara oranla 4-8 kat daha
fazla görülmektedir. Erkeklerde yıkıcı davranıĢlar ve dürtüsellik daha fazla görülürken,
kızlarda dikkat sorunlarına daha fazla rastlanmaktadır.
   Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğunun Meydana Gelmesinde Ana-Baba
                              Tutumlarının Rolü Var Mıdır ?
       AraĢtırmalar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu‟ nun meydana gelmesinde
çevresel etkenlerin ve hatalı ana-baba tutumları ya da sorunlu aileler bu bozukluğun
oluĢmasında değil, Ģiddetinde etkili olmaktadır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
olan bu çocuklar sorunlu aile ortamındaysalar ya da hatalı ana-baba tutumlarına maruz
kalmıĢlarsa normal çocuklardan çok daha fazla sorun yaĢamakta, daha saldırgan ve yıkıcı
davranıĢlar sergileyebilmektedir.

         DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE HĠPERAKTĠVĠTE BOZUKLUĞU BELĠRTĠLERĠ
         Genel olarak ilk fark edilen özellikleri aĢırı hareketli olmalarıdır. Yerlerinde
duramazlar. Çoğu zaman hareketleri amaçsızdır. Huzursuz, tedirgin ve kaygılıdırlar. Sürekli
olarak atlar, zıplarlar ve bir yerlere tırmanırla. Korku nedir bilmezler. DüĢünmeden hareket
eder, tehlikeli hareketlere korkmadan giriĢirler. Aniden yola arabanın önüne fırlarlar. Yemek
yerken oturamazlar,sıklıkla oyuncaklarını fırlatır, kırar, bozarlar. Her tarafı
karıĢtırır,sakarlıkları nedeni ile sık sık uyarılırlar. Kontrol edilmeleri oldukça güçtür. El
becerilerinde yetersizdirler giyinme, düzgün kesme, düğme ilikleme, ayakkabılarını
bağlama,yazma gibi becerilerinde zorlanırlar,sabır gösteremezler. Oyundan oyuna, konudan
konuya atlar,baĢladıkları iĢi, oyunu bitiremezler. Yüksek sesle konuĢurlar. Dinlemede güçlük
çekerler. Israrcı ve savunucudurlar. Çoğu zaman söyleneni dinlemiyormuĢ gibi davranırlar.
EĢyalara sahip çıkamazlar, sürekli bir Ģeyler kaybederler ve dağınıktırlar.
         Kendi yaĢ gruplarında uyumsuzlar. Sadece kendi isteklerinin yerine getirilmesini
isterler. Ġstekleri yerine gelmezse kavga çıkarır,oyunu bozar ve küserler. Engellenmeye
katlanamaz, ağlar ve tepinirler. Grup içinde uyum sağlayamadıklarından birebir iliĢkilerde
daha baĢarılıdırlar. ArkadaĢları pek yoktur, genellikle dıĢlanırlar. KreĢte ve ana okulunda
sorun yaĢarlar. Zeka düzeyleri genellikle normaldir. Ancak dikkat sorunları nedeniyle
yaĢıtlarına oranla daha düĢük performans gösterirler. Zeka seviyeleri normal olmasına rağmen
öğrenme güçlüğü çekerler. Genellikle baĢarısızdırlar. Sınıf içinde oturmada, kurallara uymada
güçlük yaĢarlar, sık sık dolaĢmak isterler. Okuma yazmayı geç öğrenirler. Genellikle
karmaĢık , düzensiz ve hatalı yazarlar. Harf atlar ve eksik yazarlar. Yazmaktan hoĢlanmazlar.

         AġIRI HAREKETLĠ ÇOCUKLARDA OKUL SORUNLARI
         AĢırı hareketli çocuklar okula baĢladıklarında sorunlar daha da artar ve çok yönlü
yaĢanır. Okula ilk baĢladıklarında aĢırı hareketlilik ve dikkat dağınıklığı ile kendini
gösterirler.
         Sınıfa oturma, dikkatini toplama, kurallara uyma, dürtüsel davranıĢları engelleme,
düzenli olma, arkadaĢları ile uyum içinde olma , yardımlaĢma ve iyi iliĢkiler kurma gibi okula
uyum ve baĢarı için gerekli özelliklerin çoğu aĢırı hareketli çocuklarda bulunmamaktadır. Bu
durumda okul aileyi suçlamakta ve çocuğu problem çocuk olarak görmekte hatta okuldan
uzaklaĢtırılmasını bile isteyebilmektedir.
         Ġlköğretimin ilk yıllarında,aĢırı hareketlilik,çok konuĢma, söz dinlememe gibi
belirtilere 8-9 yaĢlarından itibaren yalan söyleme, büyüklerle tartıĢma, arkadaĢlarıyla sık sık
kavga etme gibi davranıĢ sorunları eklenebilmektedir. Hiperaktif çocuklar genellikle öğrenme
güçlüğü çekerler. Sınıfta oturma ve öğretmeni dinlemede sorun yaĢadıkları için öğretilen
bilgileri takip edemezler ve baĢarısız olurlar.
         Okuma-yazmaya geç baĢlarlar. Matematiği kavramada zorlanırlar. Derse veya her
hangi bir Ģeye hevesle baĢlar ve baĢarılı olmak isterler. Ancak dikkatlerinin çabuk dağılması,
organize olamama ve düzenli ders çalıĢma becerileri olmadığından baĢarısız olurlar.
        Duygusal geliĢimlerinde sorun yaĢarlar. Kendilerine olan saygıları ve güvenleri okul
çağında azalmaya baĢlar. Aldırmaz ve vurdum duymaz görünürler. Fakat davranıĢ sorunları
nedeniyle üzüntü,huzursuzluk ve yetersizlik duyguları yaĢarlar. YaĢadıklarının farkında
değillermiĢ gibi görünürler. Bazen yaĢanan problemlerden dolayı çevreyi suçlar ve
çevresinden giderek artan tepkilerle karĢılaĢırlar. Çevreleri tarafından yaramaz, baĢarısız ve
problem çocuk olarak nitelendirildikleri için kendilerini güvensiz ve yetersiz hissederler.
Tedirginlik ve kaygı yaĢarlar.

         DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ OLAN ÇOCUKLARDA OKUL SORUNLARI
         Sadece dikkat eksikliği olan ve aĢırı hareketliliği olmayan çocuklarda yukarıda
belirtilen özelliklerin çoğu yoktur. Dikkat eksikliği olan çocuklar genellikle dalgın, sakar,
ilgisiz ve tembel öğrenciler olarak tanınırlar. Okul çağına gelene kadar genellikle fark
edilemezler. Dikkat eksikliği daha çok kız çocuklarında görülür. Oyun oynarken, ödevlerini
yaparken çocuğun dikkatsiz olduğunu fark eden anne-baba veya öğretmenler daha çocuktur
diye geçiĢtirebilirler. Dikkat eksikliği olan çocuklar kendi zihinsel kapasitelerinin altında
baĢarı gösterirler.
         Evde sakar, dağınık ve dalgın oldukları için sık sık eleĢtirilirler. Benlik saygıları
genellikle düĢük, huzursuz ve kaygılıdırlar. Okula ve derse karĢı tepkili, isteksizdirler. Okulu
sevmeme, reddetme ve okul korkusu gibi sorunlarda sık sık görülür.
         Hem aĢırı hareketli hem de dikkat eksikliği olan çocukların okul yaĢantılarında da
oldukça önemli sorunlarla karĢılaĢılmaktadır. Bozukluğun Ģiddetli olmadığı durumlarda
belirtiler uzun zaman fark edilmemekte ve örtülü kalabilmektedir. Ancak yıllar geçtikçe
dikkat ve konsantrasyon gerektiren konu ve derslerin ağırlığının artması nedeniyle bu
çocuklarda ve gençlerde aĢırı çalıĢarak geri kalmama çabaları veya tam tersi okuldan
kaçınma, içe kapanma davranıĢları görülebilmektedir.

         ERGENLERDE VE YETĠġKĠNLERDE DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE
HĠPERAKTĠVĠTE BOZUKLUĞU
         Günümüzde daha çok geçiĢ dönemi olarak algılanan ergenlik dönemi, buluğ çağı ile
baĢlamakta yetiĢkin kimliğinin oluĢması ile sona ermektedir. Çocukluk ve yetiĢkinlik
dönemleri arasında yer alan ergenlik dönemi kiĢilerin yaĢamında kritik bir yer tutmaktadır.
         Toplumdaki yaygın inanıĢın aksine ergenlik dönemi çoğunlukla ciddi sorunların
yaĢandığı fırtınalı ve bunalımlı bir dönem olarak yaĢanmayabilir. Bir çok birey için ergenlik
dönemine geçiĢ oldukça yumuĢak yaĢanan hatta yaĢamın en keyif alınan dönemlerinden birisi
olabilmektedir. Ancak ruhsal sorunları olan çocuklar bu geçiĢ döneminde daha fazla sorun
yaĢayabilmektedir.
         Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan ergenlerde bu dönem daha fazla
sorunlu geçebilmektedir. Ani tepki gösterme, yeterince düĢünmeden karar alma ve uygulama,
kolayca öfkelenme, dikkatini uzun süre toplayamama, kimlik bunalımı gibi sorunlar
yaĢayabilmektedir. Bu sorunlar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda
daha uzun süreli ve Ģiddetli olabilmektedir.
         Çocukluktan beri varolan davranıĢ sorunları ve okul baĢarısındaki düĢüklük çevrede
artan tepkilere neden olmakta ve gencin kendisine saygısını ve geleceğe yönelik umutlarında
zedelenmeye yol açabilmektedir. Ergenlik döneminde yaĢanan depresyon ve kaygı
bozuklukları Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerine eklenerek daha ciddi
psikolojik sorunların ortaya çıkmasına bu da dikkat ve davranıĢ sorunlarının artmasına neden
olabilmektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu yetiĢkinlik döneminde de devam
etmektedir. Ancak yetiĢkinlik döneminde, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu‟nun
belirtileri ve Ģiddeti farklılık göstermektedir.
       YetiĢkinlik döneminde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerde;
Yerinde duramama, gerginlik, sinirlilik, uzun süre gazete ve kitap okuyamama t.v.‟de bir
programı sonuna kadar izleyememe, sürekli hareket halinde olma, duygularında sürekli
değiĢim Ģeklinde davranıĢlar sergilerler. Ayrıca dikkatleri çabuk dağılır, sıklıkla eĢyalarını
kaybederler, konuĢulanları ve okuduklarını unutur, akılda tutamazlar. Sık sık duygu değiĢimi
yaĢarlar. Kendilerini birçok kez iyi, birçok kez kötü hissederler. Görevlerini ve iĢlerini
düzenleme ve tamamlamada yetersizlik yaĢarlar. ĠĢe baĢlamada, çözmede, zamanlarını uygun
kullanmada zorluk çekerler. Çabuk öfkelenir, sık sık kontrollerini kaybederler. Sürekli
huzursuzluk ve gerginlik yaĢarlar. DüĢünmeden kolay ve hızlı karar verirler. ĠĢ baĢarıları
düĢüktür. Sık sık evlenip boĢanabilirler. Sabırsızdırlar. Sık sık iĢ değiĢtirebilirler. Saldırgan
davranıĢlar gözlenebilir. Sık sık yasalarla baĢları belaya girer.

  ANA-BABALAR ÇOCUKLARINDA DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE HĠPERAKTĠVĠTE
           BOZUKLUĞU OLUP OLMADIĞINI NASIL ANLAYABĠLĠRLER ?
        Birçok ana-baba Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarının daha
okula baĢlamadan önce diğer çocuklardan farklı davrandıklarını gözleyebilirler. AĢırı
hareketlilik, dikkatsizlik, isteklerini ve duygularını kontrol etmede güçlük, inatçılık, söz
dinlememe, saldırganlık ve diğer belirtilerin kendi çocuklarında bulunduğunda basitçe
yaramazlık olarak geçiĢtirilemeyeceğini fark ederler. Ana-babalar bu belirtilerle baĢ
edebilmek için diğer çocuklarda etkili olan yöntemleri uyguladıklarında baĢarısızlığa uğrarlar.
Sorunlar aĢırı düzeye ulaĢtığında, ana-babaların ve okulun olanakları sorunu çözmeye yeterli
olmadığında bir uzmana baĢ vurmak gerekir. Bazı durumlarda sorun okul tarafından fark
edilir.
- Eğer çocuğunuz yaĢıtları ile karĢılaĢtırıldığında çok daha fazla hareketlilik,
    dikkatsizlik,isteklerini erteleyememe, belirtileri gösteriyorsa,
- Çevreniz tarafından da aynı belirtiler olduğu ifade ediliyorsa,
- Diğer ana-babalara oranla çocuğunuzu kontrol etmek için daha fazla çaba harcıyorsanız,
- Çocuğunuz saldırgan davranıĢları ve aĢırı hareketliliği nedeniyle diğer çocuklar tarafından
    dıĢlanıyorsa, kreĢte,ana okulunda ve okulda öğretmenler tarafından çocuğun davranıĢ
    sorunları olduğu belirtiliyorsa,
- Ana-babalar olarak çocuğunuzun davranıĢlarını düzeltmek için her yolu deneyip baĢarısız
    olduysanız ve bu sorunlar nedeniyle kendi ruhsal durumunuz bozulmak üzereyse;
    Çocuğunuzu bir uzmana (psikiyatr iste veya psikologa )götürmelisiniz.

      DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE HĠPERAKTĠVĠTE BOZUKLUĞU TANISI NASIL
                                        KONULUR ?
        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısının konulabilmesi için Dikkat
Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerinin 7 yaĢından önce baĢlaması, en az altı
aydan beri devam ediyor olması ve en az iki ortamda (evde ve okulda ) yaĢanması gerekir.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı, çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları
kliniğinde uzman bir ekip (çocuk psikiyatristi, klinik psikologu, özel eğitim uzmanı, rehberlik
ve psikolojik danıĢma uzmanı ) tarafından konulur.
        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulurken olabildiğince fazla
kaynaktan bilgi alınır. Çocuk ve aile ile ilgili tüm bilgiler toplanır. Çocuğun doğumundan o
güne kadar ki hikayesi sorgulanır. Ana-babayla ayrıntılı görüĢme yapılır. Çocukla görüĢme
yapılır, gözlenir, okula gidiyorsa öğretmenin gözlemleri ve vereceği bilgilerden yararlanılır.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile ilgili test ve ölçekler uygulanır. Tüm
kaynaklardan elde edilen bilgiler ve uygulanan testler sonucunda Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulur.
         DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE HĠPERAKTĠVĠTE BOZUKLUĞUNUN TEDAVĠSĠ ?
         Tedavinin ilk Ģartı, aile okul ve hekim arasında sıkı iĢbirliğidir. Çünkü Dikkat
Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu evde olduğu kadar okulda da sorun yaĢanmasına neden
olur. Öğrenmeyle ilgili sorunlar yanında arkadaĢ iliĢkilerinde yaĢanan sorunlar ve kurallara
uyma güçlüğü aile ve okulun ortak ve sağlıklı yaklaĢımlarıyla aĢılabilir.
         Öncelikle ailenin hiperaktivite hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Çünkü çocukta
varolan sorunların nedenlerini baĢka yerlerde aramak, çözüm üretmeyi engellediği gibi,
telafisi mümkün olmayan yanlıĢ yaklaĢımlar sergilenmesine neden olacaktır. Çocukla olan
iliĢkimizi düzenleyebilmek için Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunu yanlıĢ
yorumlamamak gerekir. Çocuğun davranıĢlarını ya da derslerle ilgili zorluğunu yaramazlık ya
da tembellik olarak yorumlayan anne-babalar çocukla iliĢkilerini bozacak derecede sürekli
ceza vermek eğilimindedirler. Oysa çocukların cezalardan pek anlamadıkları kısa zamanda
görülecektir.
         Bazı araĢtırmalara göre Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun kesin tedavisi
yoktur. Ancak belirtilere yönelik bazı tedavi yöntemleri uygulanabilir. Bu tedaviler özellikle
sağlıklı psikolojik ve akademik geliĢim için büyük önem taĢır. Bazı araĢtırmacılara göre ise
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu doru ve erken tanı konulduğunda son derece
hızlı ve kolay tedavi edilen bir bozukluktur.
         Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tedavisinde ilaç tedavisi,ana-baba
eğitimi, bireysel görüĢme, aile rehberliği ve grup rehberliği sık kullanılan yöntemlerdendir.
Bu tedavilerden hangilerinin uygulanacağı çocuk psikiyatristi tarafından çocuğun yaĢı ve
bireysel özellikleri dikkate alınarak karar verilir.

              DĠKKAT EKSĠKLĠĞĠ VE HĠPERAKTĠVĠTE BOZUKLUĞU OLAN
                              ÇOCUKLARIN EĞĠTĠMLERĠ
        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun tedavisinde en etkin yöntemlerden
birisi anne baba tarafından çocuğun olumsuz davranıĢlarının düzeltilmesi için çeĢitli
tekniklerin uygulanmasıdır. Böylece çocuğun uyumunun ve sosyal iliĢkilerinin düzelmesi
sağlanabilir. Bu teknikler tek baĢına uygulandığında yararlı olabildiği gibi ilaç tedavisi ile
birlikte daha etkili olabilmektedir. Hangi tekniğin uygulanacağı, çocuğun yaĢına, zekasına,
psikiyatrik bozukluğu olup olmadığına bakılarak uzman tarafından karar verilir.

AĠLELER ĠÇĠN ÖNERĠLER

 Çocuğunuza olan davranıĢınızın tamamını gözden geçirin Ģu ana kadar ona nasıl
davrandığınızın değerlendirmesini yapın. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan
çocukla yaĢamak ve onu kontrol etmek anne baba için oldukça güçtür. Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuğunuzun elinde olmayan nedenlerle bu sorunu yaĢadığını
bilin ve onu anlamaya çalıĢın.
 Çocuğunuza „özel zaman‟ ayırın tüm insanlar için sevgi ve ilgi görmek önemlidir. Çocuklar
için sevgi ve ilgi görmek daha da önemlidir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
çocuklar ise yapıları gereği daha fazla ve çabuk ilgi ve beklerler. Ġlgi gösterme olumlu ve
olumsuz biçimde olabilir. Olumlu ilgi; çocuğa hoĢ Ģeyler söyleme, sevme, okĢama,
kucaklama ve ödüllendirmedir, olumsuz ilgi; kızma, bağırma cezalandırma ve dövme
biçiminde gösterilen ilgidir. Çocuklar için ilgi görmek o kadar önemlidir ki , olumlu ilgiyi
elde edemediklerinde olumsuzda olsa ilgi görmek için çaba harcarlar.
        Özel zaman; Sadece çocuğunuzla geçirdiğiniz özel zamandır. Özellikle küçük
çocuklar için yararlı bir etkinliktir. Çocuğunuza haftada 4-5 gün 20-30 dakikalık zaman ayırın
yapılacak etkinlik ya da oyun seçimini çocuğunuza bırakın. Böylece çocuk kendi hoĢlandığı
Ģeylerin anne-babası tarafından da ilgi gördüğünü hissedecektir. Oyunun kuralları çocukta
olmalı, anne-baba kural koymaktan, emir vermekten ve eleĢtirmekten kaçınmalıdır.
        Amaç; Çocuğa bir oyun öğretmek değil, bir aktivite veya oyundan birlikte zevk
almaya çalıĢmaktır. Bu nedenle çocuğa zaman ayıracak büyüğün kendini rahat, stressiz ve
hazır hissetmesi oyuna baĢlanacak zaman için önemlidir.
        Çocuğunuz etkinlik süresince olumsuz davranıĢlarda bulunursa görmezlikten gelin
baĢka Ģeylerle ilgilenin. Olumsuz davranıĢları sürdürürse oyun zamanımız sona erecek
Ģeklinde uyarın, uyumsuz davranıĢlar sürerse oyunu sonlandırın. Çocuğunuz oyuna devam
etmek isterse yarın da ha keyifli devam ederiz Ģeklinde tepki gösterin. Olumsuz davranıĢlarını
sürdürmezse keyifli bir Ģekilde oyuna, etkinliğe devam edin. Çocuğunuzun oyununu ya da
yapmak istediği etkinliği önce izleyin, sonra ilgilendiğinizi gösterin. Onunla oynamaktan ya
da etkinlik yapmaktan hoĢnut olduğunuzu jest ve mimiklerle belli edin.
        Özel zaman uygulamasıyla;
- Çocuğun ihmal edilmesi engellenmiĢ olur.
- Çocuğun kendi hoĢlandığı, ilgi duyduğu Ģeylerin anne-babası tarafından da ilgi gördüğünü,
beğenildiğini fark eder.
- Kötü, yaramaz da, tembelde olsam seviliyorum, ilgileniliyorum duygusunu tadar.
- Benlik saygısında azalmanın önüne geçilmiĢ olur.
        Ana-babalar tarafından kırıcı ve yıkıcı oldukları için yeterli zaman ve sevgi
gösterilmeyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların bu uygulamayla
ihmal edilmesinin önüne geçilmiĢ olur. Özel zaman uygulaması; Öncelikle çocukta mucizevi
bir biçimde olumsuz davranıĢların düzelmesini sağlayacak bir yöntem olarak değil; ana, baba,
çocuk arasındaki iliĢkiyi düzeltecek ve birbirlerine yakınlaĢmalarını sağlayacak yöntem olarak
ele alınmalıdır.
 Çocuğunuzun olumlu davranıĢlarına ilgi gösterin. Günlük yaĢantısı içinde çocuğunuzun
olumlu davranıĢlarını fark etmeye çalıĢın. Onu bu davranıĢlarından dolayı takdir ettiğinizi
belirtin. Övün ve sevdiği Ģeylerle ödüllendirin. Çocuğunuz ne kadar sorunlu olursa olsun
olumlu davranıĢları olabileceğini unutmayın. Bu Ģekilde olumlu davranıĢlarının artmasını,
olumsuz davranıĢlarının azalmasını sağlamıĢ oluruz.
-Çocuğunuzun uyumunu arttırmak için; Kolayca yerine getirebileceği Ģeyler isteyin,
isteklerinizi kısa ve net ifadelerle belirtin. isteklerinizi yerine getirdiğinde olaya ve davranıĢa
yönelik övgülerde bulunun, duygularınızı ifade edin. „bana yardımcı olman çok güzel,
oyuncağını yerine götürmen hoĢuma gitti‟ vb. cümlelerle övün. Özellikle küçük yaĢtaki (okul
öncesi ) çocuklarda sevdiği, hoĢlandığı küçük Ģeylerle ödüllendirerek oldukça olumlu
sonuçlar elde edebiliriz.
-Eğer siz söylemeden olumlu davranıĢlarda bulunursa açık bir Ģekilde takdir edin.
-Çocuğunuza gün içinde birkaç kez bir Ģeyler yapması için isteklerde bulunun, yerine
getirilmeyen isteklerinizi görmezden gelin.
-Çocuğunuz sizden aldığı olumlu tepkileri fark ettikçe kendisini daha iyi hissedecek ve söz
dinlemeyi daha çok tercih edecektir.
-Çevresi tarafından sürekli olumsuz eleĢtiriler alan ve kendisine yakıĢtırılan yaramaz, kötü
„haylaz çocuk‟ damgasına inanmaya baĢlayan çocuğunuz sizlerden aldığı olumlu tepkilerle
kendisine güvenmeye yeniden baĢlayacaktır.
 Çocuğunuza iyi çocuk olma Ģansı verin;
-Çocuğunuzdan isteklerde bulunurken baĢka Ģeylerle meĢgul olmadığına ve sizi dinlemeye
hazır olduğuna dikkat edin.
-Çocuğunuzdan bütün gün çok sayıda, istekte bulunmak yerine yapılmasını istediğiniz birkaç
Ģey isteyin.
Ġsteklerinizi tek tek ve etkili bir Ģekilde isteyin.
-Gerçekten yapılmasını istediğiniz bir Ģey için istekte bulunun.
-AnlaĢılır ve kısa cümleler kurun. Yalvarma ya da kızma biçiminde cümleler kullanmayın.
-Çocuğunuza istediğinizi yerine getirmesi için yeterli süre verin.
-istekte bulunurken göz teması kurun ve sizi anladığından emin olun hatta söylediğinizi tekrar
etmesini isteyin.
-istediğinizi yerine getirirken dikkatini dağıtacak diğer uyaranları ortadan kaldırınız.
-Gerekirse görevlerini ve isteklerinizi unutmaması için hatırlatıcı kartlar hazırlayın ve
görebileceği yerlere asın.
 Yalnız baĢına bir Ģeyler yapabilmeniz ve sizi rahatsız etmesini önleyebilmeniz için belirli
komutlar verin. ‘Ben yemek yaparken sen televizyon seyredebilirsin. KonuĢmamı bölme, beni
oyalama,rahatsız etme‟ gibi açık mesajlarla ifade edin.
-Çocuğunuza yapması için önerdiğiniz etkinlikler,onun sevdiği, yapmaktan zevk duyduğu
etkinlikler olmasına dikkat edin. ĠĢinizi yaparken sözünüzü dinlemiĢse güzel sözler
söyleyerek devam etmesini isteyin ve iĢinize geri dönün. Eğer ilgilendiği etkinliği bırakmak
üzere ise devam etmesi için güdüleyin. Bu iĢlemi her gün belirli aralıklarla ve aradaki süreyi
uzatarak devam edin. Bir süre sonra çocuğunuz yaptığı iĢi siz söylemeden kendi baĢına
yapmaya baĢlayacaktır.(Aktivitelerin kolay ve az olasına dikkat ediniz.)
-Bazı durumlarda çocuğun davranıĢ sorunlarıyla baĢa çıkmada ve olumlu davranıĢlara
yöneltmede övgü yeterli olmayabilir. O zaman baĢka yöntemlere gerek duyulabilir. Bu
yöntemlerden birisi Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ev puan sistemidir. Ev puan
sistemi çocuğunuzun olumlu davranıĢları için marka ya da aynı büyüklükte nesne veya
puanlar vererek onu sistemli bir biçimde ödüllendirmedir.
        Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuk ve gençlerin evde
çalıĢmalarında Ģu noktalara dikkat edilmelidir;
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar ve gençler ödevlerini yapmak ve
ders çalıĢmada oldukça güçlük çekerler. Özellikle ilgilerini çekmeyen konularda dikkatlerini
çekmek oldukça zordur.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerin dikkatleri çok çabuk dağıldığı
için çalıĢma ortamı çok iyi düzenlenmelidir.
-ÇalıĢma odası dağınık olmamalı, aydınlık, havalandırılmıĢ olmalıdır.
-ÇalıĢma masası sadece çalıĢmak için kullanılmalıdır. Oyun ve diğer etkinlikler baĢka
yerlerde yapılmalıdır.
-ÇalıĢma masasında çalıĢılan konu ile ilgili araçlar olmalı baĢka hiç bir Ģey olmamalıdır.
-ÇalıĢmak için gerekli tüm araç gereçler önceden masaya getirilmeli sık sık masadan
kalkmayarak çocuğun dikkatinin dağılması önlenmelidir.
-ÇalıĢma odası sessiz olmalı, televizyon, radyo gibi araçlar bulunmamalıdır. Bazen çalıĢmaya
engel olmuyorsa hafif düzeyde müzik olabilir.
-ÇalıĢma ortamında dikkati dağıtacak poster,afiĢ, oyuncak gibi materyaller bulunmamalıdır.
-ÇalıĢmaya baĢlamadan önce mutlaka program yapılmalıdır. Masada bulunulan süre önemli
değil, verimli olarak çalıĢılan süre önemlidir. Bu nedenle programlı olmada yarar vardır.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerin dikkat süreleri çok kısa olduğu
için çalıĢma süresi ve konular bölümlere ayrılmalı belirli zamanlarda ara verilmelidir.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların, sık sık hayal dünyasına
dalmalarına engel olmak için ellerinde kalemle çalıĢmaları, not almaları ve renkli kalemler
kullanmaları dikkatlerini toplamada yararlı olabilir.
-ÇalıĢmaları değerlendirmek ve plan yapmak amacıyla bir çizelge oluĢturulmalıdır. Yapılan
ve yapılamayan etkinlikler için (+),(-) iĢaretlerini kullanın. Çocuğu motive etmek için çeĢitli
ödüller verin.
-Çocuğunuz çalıĢırken yanında bir aile büyüğünün destek vermesi yararlı olur.
-Okulda çocuğun kendisini denetlemesini sağlayarak gün içinde dikkatinin ne zaman iyi ne
zaman kötü olduğunu belirlemesine yardımcı olun. Bu konuda öğretmen ve arkadaĢlarından
yardım alın.
-Ders çalıĢma aralarında fazla yorucu olmadan egzersizler yapmasını sağlayın. Ayrıca
çocuğun spor yapabileceği ortamlar hazırlayın.
-Çocuğunuzun uyku düzenine dikkat edin. Uykusuzluk dikkatin toplanmasını güçleĢtiren en
önemli etkenlerdendir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan bireylerde uyku
sorunlarına sık rastlanır. Gerekirse bunun için psikiyatristten yardım isteyin.
-Çocuğunuza doğru bir Ģekilde yaklaĢabilmek ve yardım edebilmek için onu her yönüyle iyi
tanımalısınız. Ġlgileri, yetenekleri,kapasiteleri,yetersizlikleri,duygusal özellikleri,sosyal
özellikleri, vb. tüm yönleriyle tanımak ona yardımcı olmanın ön koĢuludur. Ayrıca onun
baĢarılı olabilmesi, uyumlu davranabilmesi için güdülemelisiniz. Onu anlamaya çalıĢmalı,
ihtiyaçlarını iyi bilmeli ve duygularını paylaĢmalısınız. BaĢkalarına bağımlı değil, tek baĢına
ayakta durabilen, yaĢına özgü sorumluluklar alabilen, kendine güvenen bir kiĢi olabilmesini
sağlamalısınız.

         ÖĞRETMENLER ĠÇĠN ÖNERĠLER
         Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuk ve gençlerin büyük
çoğunluğu okul yaĢantılarında öğrenme ve davranıĢ bakımından büyük sorunlar
yaĢamaktadırlar. Erken tanı konulup tedavi edilmediğinde kapasitelerinin altında okul baĢarısı
gösterir ve davranıĢ sorunları nedeniyle okul yönetimi tarafından cezalandırılır. YetiĢkini
yaĢama hazırlamada oldukça önemli olan okul, onlar için oldukça sevimsiz ve sıkıntılı bir
dönem haline gelebilmektedir. Bu nedenle okul ortamı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Bozukluğu olan çocuklar için oldukça önemlidir.
         Yapılacak ilk iĢ uygun okulu seçmektir. Özellikle oturmuĢ, iyi iĢleyen bir kural ve
disiplin sistemi olan okullar tercih edilmelidir. Disiplinsiz ve kuralsız ortamlar Dikkat
Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların dikkatlerinin daha fazla dağılmasına
neden olacağı gibi daha fazla davranıĢ sorunlarına neden olabilmektedir.
         Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların öğrenim göreceği
sınıfların kalabalık olmamasına dikkat edilmelidir. Kalabalık ortamlar dikkat dağınıklığına ve
davranıĢ sorunlarına yol açabilmektedir.
-Özellikle Rehberlik ve Psikolojik DanıĢmanlık servisi olan okullar tercih edilmesi oldukça
yararlı olacaktır.
-Öretmenin bu konuda tecrübeli, bilgili, duyarlı, anlayıĢlı ve sabırlı bir öğretmen olmasına
dikkat edilmelidir.
-Öncelikle sınıfınızda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olduğunu düĢündüğünüz
çocuk varsa mutlaka aile ile iletiĢime geçip çocuk psikiyatrisine ve ilgili kurumlara havale
edin,gerekiyorsa ilaç tedavisinden yararlanmasını sağlayın.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuğu tanıyıp yardım edebilmeniz için
aile ile iĢbirliği yapın. Sizin yardımınız olmadan ailenin çocuklarına yardımcı olma Ģansı daha
azdır.
-Çocuğun davranıĢlarından dolayı aileyi suçlamayın ailenin de oldukça zor durumda ve
çaresiz olduğunu unutmayın. Bu konuda okul idaresi ve ilgili kiĢileri bilgilendirin.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuğu yaramaz ve Ģımarık çocuk olarak
görüp değerlendirmeyin etiketlemeyin olumsuz söz ve davranıĢlardan kaçının. Bu durum
çocuğun kiĢiliği ve uyumu açısından oldukça zararlıdır, sakıncalı sonuçlar doğurur.
-Sınıf düzeni bozan aĢırı hareketli ve dürtüsel davranıĢlarını kasıtlı olarak yapılmıĢ
davranıĢlar olarak değerlendirmeyin. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan
çocuğa, kendi elinde olmayan kontrolsüz davranıĢları nedeniyle kiĢiliğini zedeleyici söz ve
davranıĢlardan, cezalardan uzak durun.
-Çocuğunuzun okulu sevmesini sağlayın. Okulu sevmesi onun davranıĢ sorunlarının
giderilmesi ve baĢarısı için oldukça önemlidir.
-Dikkatleri kolayca dağıldığı için size yakın bir yerde ön sıralarda ve ona örnek olabilecek bir
arkadaĢının yanında oturmasını sağlayın. Bu Ģekilde dikkatini toplama ve çocuğu kontrol
edebilme Ģansınız daha da artacaktır.
-Dikkat süreleri uzun sürmediği için dikkatinin ne kadar sürdüğüne dikkat edin ve
yapabileceği etkinlikleri uygun parçalara ayırın.
-Verilen sorumlulukları yerine getirebilmesi için belirli arlıklarla göz göze gelip omzuna
dokunun uyarılar verin.
-Ev ödevlerini azaltın. Özellikle yazı yazmak bu çocuklar için çok sıkıntılı bir iĢtir. Uzun
yazılar vermekten kaçının.
-Verdiğiniz yönerge ve sözlü ifadelerde açık ve net bir dil kullanın. Söylediğinizin öğrenci
tarafından anlaĢıldığından emin olun.
-Olumsuz davranıĢları görmezlikten gelin. Olumlu davranıĢlarında ve kendini kontrol
edebildiği durumlarda övün, takdir edin ve ödüllendirin.
-Uygun olmayan olumsuz davranıĢları nedeniyle azarlamayın, cezalandırmayın. Bazen onu
kırmadan kınayabilirsiniz.
-DavranıĢlarından dolayı ceza olarak sınıftan dıĢarı çıkarmayın, dikkatleri çabuk dağılıp
derste sıkıldıklarından dersten dıĢarı çıkarılmak onlar için ödül olur.
-Öfkelendiği, davranıĢlarını denetleyemediği durumlarda yumuĢak bir Ģekilde yatıĢtırmaya
çalıĢın, onunla konuĢarak ortamdan uzaklaĢmasını sağlayın, ellerini tutup gözlerine bakın,
baĢını okĢayın, vb. davranıĢlarda bulunun.
-Ġlgisini çeken, hoĢuna giden sorumluluklar verin. Sorumluluklarını yerine getirdiğinde övün,
ödüllendirin.
-Sınıf ortamında güzel ve olumlu yaĢantılar geçirmesini sağlayarak ona iyi çocuk olma
Ģansını verin.
-AĢırı hareketliliği nedeniyle verilen görevleri, yaptığı iĢleri acele, özensiz ve yetersiz
yapmıĢsa tekrar kontrol etmesini isteyin, hatalarını düzeltme fırsatı verin.
-Uzun bir süre bir yerde oturmak onlar için çok zor olduğundan yaptığı iĢte ara vermesi için
fırsat tanıyın.
-AĢırı hareketliliği olumlu ve uygun bir Ģekilde kullanmasını öğretin.
-Sosyal uyumu kolaylaĢtırmak amacıyla ona güven verin ve cesaretlendirin. Kendisini kontrol
edebileceğine ve baĢarılı olabileceğine inanmasını sağlayın. YaĢıtlarıyla beraberken özel
sorumluluklar verip yaĢıtları tarafından olumlu değerlendirilmesini sağlayın.
-Çocukla ilgili bilgilerinizi ve gözlemlerinizi aile ve psikiyatrisle paylaĢın.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar aĢırı hareketli ve dürtüsel
davranıĢları nedeniyle olumsuz olarak değerlendirilmekte olumlu yanları olabileceği göz ardı
edilmektedir.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar kuralların açık ve sınırların belli
olduğu durumlarda, kendilerine yapılan uygun yardımla, kendine güvenli, gerektiğinde
kendini kontrol edebilen baĢarılı ve üretken bireyler olabilirler.
-Önemli olan bu çocuklara doktor, aile, öğretmen iĢbirliği ile uygun eğitimi, tedaviyi ve
yardımı verebilmektir.
-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar diğer çocuklara göre daha
enerjiktir, yaratıcıdır, sıcak kanlı ve cana yakındır,hoĢgörülüdür, esnektir, katı kuralları
yoktur, iyi bir espri yeteneğine sahiptir, kolaylıkla risk alabilir, insanlara kolaylıkla
güvenebilirler.
       Bu olumlu özellikleri; olumsuz davranıĢları ortadan kaldırıldığında ve kendi yapılarına
uygun meslekleri seçtiklerinde oldukça baĢarılı, verimli bir hayat sürmelerini
sağlayabilmektedir.




                          ANNECĠĞĠM BABACIĞIM NEDEN?



       Anneciğim güller neden kırmızıdır? Anneciğim, otlar yeĢilken, gökyüzü neden
mavidir? Örümcek neden kendine bir ev değil de, ağ yapar? Babacığım, neden çalıĢma
masanda oynamama izin vermiyorsun? Öğretmenim, neden okumak zorundayım?

      Anneciğim, neden okulumu bitirmek zorundayım? Babacığım, neden büyümek
zorundayım? Anneciğim, babacığım, neden sizden ayrılmak zorundayım?

       Anneciğim, neden bana daha sık yazmıyorsun? Babacığım, neden eski arkadaĢlarımı
özlüyorum? Babacığım, neden beni bu kadar çok seviyorsun? Babacığım, neden beni bu
kadar çok Ģımartıyorsun? Senin minik kızın büyüyor artık. Anneciğim, neden beni görmeye
gelmiyorsun? Anneciğim, yeni arkadaĢlar edinmek neden zordur? Babacığım, neden evimizi
özlüyorum?

       Babacığım, neden o gözlerimin içine bakınca, kalbim çarpmaya baĢlıyor? Anneciğim,
neden onun sesini duyunca dizlerim titriyor? Anneciğim, neden “aĢık” olmak bu kadar zor?

      Babacığım, neden sana “BabiĢ” deyince sinirleniyorsun? Anneciğim, neden bebeğimin
minik parmakları, parmaklarıma sıkı sıkı yapıĢıyor? Anneciğim, bebekler neden büyürler?
Anneciğim, neden bana da bir gün “Büyük anne diyecekler”.

       Anneciğim, babacığım, neden beni terk ettiniz? Sizi çok ama çookk özlüyorum.

        Neden gençliğim bu kadar çabuk geçti? Neden gülümsediğimde yüzümde çizgiler var?
Neden saçlarım bembeyaz oldu? Neden bir çiçek koparmak için eğildiğimde artık dizlerim
titriyor?

       Tanrım, Güller neden kırmızıdır?



                                                                  Christy CARTER KOSKI
                        ĠLKÖĞRETĠMDE REHBERLĠK HĠZMETLERĠ
        Çocuğa değerli bir varlık olduğunu kavratma; yeteneğine uygun bir iĢ ve meslek
seçmesinin gereğini kavratma gibi amaçları vardır. Ġlkeleri arasında; Okulda canlı bir topluluk
hayatı yaĢanır; Her çocuk birbirinden farklıdır; Çocuk bir bütün olarak geliĢir; Büyüme ve
geliĢme süreklidir; Eğitim ve öğretimde rehberlik esastır gibi kavramlar yer almaktadır.Ayrıca
öğrencilerin kendilerini çevrelerini tanımaları gizil güçlerini geliĢtirmeleri gibi temel esasları
vardır.
        Ġlköğretim okulları ile ortaöğretim okullarının bazı özellikleri ve bu okullara devam
eden öğrencilerin geliĢim özellikleriyle, gerçekleĢim ihtiyaçları önemli ölçüde bir birinden
ayrıdır. Bu durum psikolojik danıĢma ve rehberlik hizmetlerinin sunulması,
örgütlenmesi,hizmet alanları, uzman personel,öğrenci oranları arasında farklı uygulamaları
zorunlu hale getirmektedir.
        Ġlköğretim okullarında psikolojik danıĢma ve rehberlik hizmetleri ile öğrencilerin bir
bütün olarak geliĢmesine ve bazı sosyal beceriler kazanarak çocuğun kendine uygun bir hayat
biçimi geliĢtirmesine yardım esas alınır.
        Psikolojik danıĢma ve rehberlik uygulamalarında çocuk velileri ve öğretmenlerle daha
çok iliĢki kurulur.hizmetlerin sunuluĢunda genellikle grupla iliĢki kurma yaklaĢımları
benimsenir.ilköğretim öğrencisi genellikle günlük yaĢamla ilgilidir.
        Ġlköğretim okullarında öğretmenlerin gözlemleri ve topladıkları bilgiler öğrencileri
tanımada önemli bir kaynak oluĢturur.
        Her çocuk kendi yaĢında olan diğer çocuklardan farklı bir fert oluĢu ilkesi çocukların
eğitim ve öğretimlerinde ferdi durum ve ihtiyaçlarına uygun bir programın uygulanmasını
gerektirir. Bunun baĢarılabilmesi için bütün okul yönetici, öğretmenlerinin çocuğu sistemli ve
sürekli olarak tanımaya çalıĢması ortaya çıkacak eğitim, öğretim ve geliĢme problemlerini
zamanında etkili tedbirlerle çözmeye yardım etmesi gereklidir.yönetici ve öğretmenin
görevleri arasında rehberlik esastır.
        Çocuğa iyi bir rehberlikte bulunabilmek için, onu kiĢiliğinin bütün yanları ile tanımak
gerekir. Bireyin duygusal, düĢünsel ve toplumsal yanları birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır.
        Duygusal ve sosyal bakımdan problemi olan çocuklar sağlık ve okul baĢarısından da
geri olabilirler. Derslerinde baĢarı gösteremeyen bir çocuğun bu durumu güvensizlik,korku,
eksiklik kaygısı gibi duygusal ve sosyal hayatındaki bir problemden ileri gelebilir. Bu
problemleri giderilmeden derslerinde baĢarılı olması kolay olmaz.
        Rehberliğin Önemi:
        -Meslek seçiminin zorlaĢması,
        -Bireysel farkların eğitimde dikkate alınması zorunluluğu,
        -Ġlerici eğitim anlayıĢının benimsenmesi,
        -Demokratik toplumlarda bireye tanınan seçme özgürlüğü,
        -Demokratik yaĢamın karar verme gücüne sahip bireyler gerektirmesi,
        -Eğitimde bireyin duygusal yönüne verilen önemin giderek artması,
        -Ruhsal sağlığa verilen önemin giderek artması,
        -Ġlköğretimin zorunlu hale gelmesi,
        Ġlköğretim çağındaki çocukların geliĢim özellikleri dikkate alındığında, bu çağda
yapılan rehberliğin ne kadar önemli olduğu görülmektedir.
        Bir takım alıĢkanlıklar, tutum ve davranıĢlar erken yaĢlarda edinilir. Bireyin toplumca
benimsenen türde davranıĢ göstermesi ona yapılacak rehberliğe bağlıdır.
         Ġlköğretimde sınıfların kalabalık olması tanıma ve tanıtma faaliyetlerini aksatmaktadır.
Bu anlamda programlı bir rehberlik çalıĢması bu öğrencilerin geliĢim ve uyumlarına yardımcı
olacaktır. Ġlköğretimden sonra çalıĢma hayatına atılma durumunda olan çocukların ilgi ve
yeteneklerine uygun yöneltmeye de ihtiyaç vardır.
         Ġlköğretimde rehberlik faaliyetlerinin yürütülmesi okul-aile iĢbirliğinin artırılması ve
aileye rehberlik etmekle istenilen aĢamaya gelebilir. Ailelerin sosyo ekonomik kültürel
durumları ve ihtiyaçları dikkate alınarak bilgilendirme yapılması yararlı olacaktır.
         Ġlköğretimde rehberlik uygulamalarının amaçlarından birisi, özel eğitime gereksinim
duyan çocukların belirlenmesi ve uygun eğitim-öğretim programlarından yararlandırılmasıdır.
Diğer yandan ilköğretimde rehberlik faaliyetleri içinde, çocuklarda geliĢim isteği uyandıran
bir sınıf havası oluĢturulmasını sağlayacak etkinlikler yer almalıdır. Her öğrencinin kiĢisel
geliĢiminde, özgüven kazanmasında ve baĢkaları ile dengeli iliĢkiler içinde birlikte yaĢamayı
öğrenmesinde böyle bir ortamın önemi büyüktür.
         Ġlköğretimdeki rehberlik faaliyetlerinde daha çok üzerinde durulacak konu gruplarını
Ģu Ģekilde sıralayabiliriz;
         -Bireyi tanıma: birey hakkında sistemli ve objektif bilgi toplamak gerekir. Aynı
zamanda sınıf öğretmeni kendi gözlemlerindende yararlanmalıdır.
         -Öğrencinin kendisini objektif bir biçimde tanıması: çocuğa kendine güvenini
arttıracak Ģekilde ilgileri,yeteneklri, kendi imkanları vb. tanıtılır.
         -Öğrencilerin gereksinim ve problemlerinin tespiti: taramalar yolu ile manidar
gereksinim ve problemler tespit edilir.
         -Özel eğitime gereksinim duyan çocukların erken tespiti: özel eğitime gereksinim
duyan çocuklara verilecek eğitimin niteliğini belirlemek için erken teĢhisin önemi büyüktür.
         - Çocukların geliĢimini teĢvik eden bir sınıf atmosferinin oluĢturulması: ortam bireysel
farklara cevap verecek durumda olmalıdır.
         -Öğrenim ve meslekler hakkında bilgi verilmesi: üst öğrenim kurumları, yetenek ve
ilgilerine uygun iĢ ve meslek edinme becerisini geliĢtirme yönünde bilinçlendirilmeleri esas
alınmalıdır.
         ÖĞRETMENLERĠN ĠLKÖĞRETĠM REHBERLĠK HĠZMETLERĠ ĠLE ĠLGĠLĠ
                                           GÖREVLERĠ
         Rehberlik hizmetlerinin en etkili yürütülebilmesindeki aktif rol üstlenen kiĢilerin
baĢında öğretmen gelir.
         Öğretmenlerin okul rehberlik hizmetlerinin yürütülmesindeki görevleri Ģu Ģekilde
sıralanabilir.
         1. Okul rehberlik programının planlanması,geliĢtirilmesi ve değerlendirilmesi ile
             ilgili etkinliklere katılmak.
         2. Rehberlik hizmetleri okul yürütme komisyonuna katılmak.
         3. Sınıfında rehberlik hizmetlerinde kullanılabilecek materyali sağlamak.
         4. Öğrencilerin rehberlik ihtiyaçlarını belirlemek.
         5. ÇeĢitli problemleri olan öğrencileri belirleyerek, bunları rehberlik servisine
             bildirmek.
         6. Öğrencileri rehberlik hizmetlerinden yararlanmaları yönünde teĢvik etmek.
         7. Rehberlik hizmetleri ile ilgili hizmet içi eğitim etkinliklerine aktif olarak katılmak.
         8. Öğrencilerin biliĢsel,duygusal,sosyal ve fiziksel güçleri ile desteğe,özel ilgiye ya
             da dikkate ihtiyaç duyduğu alanlarıyla ilgili ulaĢabileceği tüm bilgileri toplamak ve
             ihtiyaç duyulduğunda gizlilik çerçevesi içinde kullanılmasını sağlamak.
         9. Öğrencilere ve velilere yönelik olarak, okul rehberlik programında yer alan
             önleyici geliĢtirici ve bilgi verici grup rehberliği etkinlikleri konusunda beceri ve
             deneyim kazanmak ve rehber öğretmenle iĢbirliği içinde bu etkinlikleri yürütmek.
       Bunlara ek olarak varsa okulda rehber öğretmen tarafından yürütülen tüm etkinliklerde
onu desteklemeli, rehber öğretmenden yardım isteme konusunda tereddüt göstermemelidir.
Böyle bir iĢbirliği gerek öğretmenlerin gerekse rehberlik uzmanlarının okuldaki varlık
sebepleri olan,öğrencilerin tüm yönleri ile geliĢmeleri için çok büyük katkı sağlayacaktır.


              ĠLKÖĞRETĠM ÇAĞI ÇOCUĞUNUN ÖZELLĠKLERĠ

        GELĠġĠM ÖZELLĠKLERĠ: Ġnsanın bütün etkinlikleri, onun duyguları ile birliktedir.
Öğrencinin okuldaki etkinlikleri ile duyguları içiçe olduğundan onun gereksinimlerine cevap
veriyorsa ilgi duyacaktır. BaĢarılı olduğunda ileriye doğru sağlam adımlarla ilerleyecek,
baĢarısızlık karĢısında korku ve tedirginlik yaĢayacaktır. Ġçinde bulunulan durum
güvensizlikse kiĢi duygusal bozuklukların ya da uyumsuzlukların etkisinde kalacaktır.
        Okulda öğrenci öğretmen arasındaki iliĢkilerin düzenlenmesinde yaratılan duyguların
büyük bir önemi vardır. Sınıf içinde öğrencilerin ve öğretmenlerin birbirine karĢı besledikleri
duygular sınıfın öğrenim ortamını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir.
        Öğretmen ancak öğrencinin rahatsız edici ve mutluluk verici duygularını tanıyarak
onları çevreleyen gerçekleri,onların kendi yeteneklerini, kendi düĢünce ve duygularını kabul
edebilmelerine yardımcı olur. BaĢkaları ile iyi iliĢkiler kurabilmelerine yardımcı olur.
Öğretmenin bu önemli görevde baĢarılı olabilmesi için güdülerin duygularla iliĢkisini,
duyguların çeĢitlerini, bunların geliĢimini, öğrencilerin duygusal olgunluğa ulaĢabilmesi için
nelerin yapılabileceğini, duygularla bireysel farklılıklar, duyguların tanınması için tanınması
için nelerin yapılabileceğini ve duygusal geliĢimde normalden ayrılanların özelliklerini
tanımak gerekir.

        ĠNSANIN DUYGULARI VE GÜDÜLERĠ:
        Ġnsanın duyguları,onun güdülerinin doyurulup doyurulmaması ile ilgilidir. Güdüleri
doyurulmuĢ ise sevinç yönünde; engellenmiĢ ya da çatıĢma halinde ise üzüntü yönünde
duyguların doğmasına neden olur.
        Eğitimdeki önemi bakımından insanın güdülerini 6 ana bölümde inceleyebiliriz.
        1-Fiziksel güvenliği sağlama gereksinimleri; tehlikelerden sakınma, dinlenme,
hastalıklardan ya da kazalardan korunma gibi.
        2-Cinsel doyum gereksinimleri;karĢı dikkatini ve sevgisini sağlama,cinsel gerilimden
kurtulma gibi.
        3-Sevilme kabul edilme gereksinimleri;sevilme ve güven içinde olma,dost-arkadaĢ
edinme,toplumca beğenilme,bir gruba katılma,baĢkalarını memnun etme, övülme gibi.
        4-Statü kazanma ve tanınma gereksinimleri;sahip olma,sahip olduklarını koruma,lider
olma,lideri takip etme,baĢkalarını kontrol etme,baĢkalarını koruma,kabul edilme,kınanmaktan
ve ayıplanmaktan kaçınma gereksinimleri.
        5-Zihinsel yaĢam ve yaratıcılık gereksinimleri;baĢkaları ile aynı düĢüncede
olma,kendini anlatabilme,teĢvik arama,düĢünce,bilgi ve beceri edinme,bunları yorumlama
örgütleme, açıklama yollarını aramak gereksinimleri.
        6-Kendini geliĢtirme ve kendini bilme (tanıma) gereksinimleri;kusurlarını ve engelleri
yenme amacına ulaĢmak için çalıĢma,bağımsız olma,baĢkalarına karĢı koyma,baskı ve
zorlamalara karĢı kırılma veya tepki gösterme,kendi kendine bulma gereksinimleri.
        Ġnsanın gereksinimleri doyurulmamıĢsa öfkelidir, üzüntülüdür, kıskançtır,korku
içindedir, kaygılanmaktadır. Gereksinimleri doyurulduğunda sevinçli, mutlu ve neĢelidir.

       DUYGULARIN ÇEġĠTLERĠ VE GELĠġĠMLERĠ:
       Duygu ,çocuk doğduğu anda görülmeye baĢlar. Genel olarak 3 bölümde toplanabilir.
        1-Saldırganlık DavranıĢlarına Yönelten Duygular:
        Çocuk öfke gösterileriyle istediklerini elde etmeyi öğrenince öfkenin çocukta
yerleĢmeye baĢladığı görülür. Ġlköğretim çağına doğru çocuğun çocuğun öfke,kıskançlık
nefret duygularında Ģiddet bakımından azalma görülür. Ancak ,okula baĢlayan çocukta ilk
çocukluk çağının saldırganlık davranıĢlarına yönelen duygulardan kurtulamadıkları büyük bir
kısmını okula getirdikleri görülür.
        Okula baĢlayan çocuğun çevresi geniĢlemiĢ ve değiĢmiĢtir. Okul çevresi ve okulun
kendisinden istedikleri onun duygularında değiĢiklik yapmaktadır. Bu çağdaki çocuklar
kıskançlıklarını doğrudan doğruya sert tartıĢmalara girerek, hikayeler uydurarak,alaya
alarak,kıskandıklarını gülünç duruma düĢürecek Ģakalar yaparak,hatta kavga ederek
gösterirler. Çocuğun yaĢı ilerledikçe kıskançlık gösterileri doğrudan doğruya olmaktan,dolaylı
olmaya doğru geliĢir.

        2-Yasaklayıcı ve Savunucu DavranıĢlara Yöneltilen Duygular:
         6-12 YaĢ çocukları genel olarak yangından, karanlıktan, hastalanmaktan,
yaralanmaktan, dolayısıyle doktordan, hayvanlardan korkar. Kızların korktuğu Ģeyler
erkeklerden daha değiĢiktir. ArkadaĢları tarafından alay edilmekten,kınanmaktan ve
ayıplanmaktan,yaptıkları iĢleri ve derslerde baĢarısız olmaktan korkarlar. Akran gruolarının
kendini onaylamamalarının anlamını artık bilmektedirler. Onların nazarında küçük düĢme
onların takdirini kaybetme onu korkutmaktadır.
        Utangaçlık okulun ilk sınıflarına oranla son sınıf taki çocuklarda daha çok görülür.
Utangaçlık içinde bulunan çocuk bazı sinirli davranıĢlar yapar. Çocukta sürekli baĢını öne
eğme,elbisesinin bir yeri veya birĢeyle sürekli oynama görülür.
        Okul çocuğunun korkularında,okuldan,aileden ve sosyal çevresinden gelen etkiler
görülür. Okulda baĢarısız olma,okula geç kalma ve bu hallerine karĢı
evden,öğretmenden,arkadaĢlarından gelecek tepkiler çocuğun korkularının kaynağı olur. Bu
yüzden çocuk yalandan hasta olarak korkularını gizlemeye veya gelecek kötü sonuçlardan
kendini korumaya çalıĢır.
        3-Sevindirici DavranıĢlara Yönelten Duygular:
        Okula baĢlayan çocuğun,okul çağı öncesine oranla ana-babasının veya baĢkalarının
fazla Ģefkat gösterilerini araması azalır. Artık ana-baba tarafından öpülmesinin gerekmediğini,
hatta böyle bir gösteriye muhatap olmada çok büyük bir yaĢta olduğuna inanır.
        Çocuğu sevindiren durumlar yavaĢ yavaĢ değiĢmeye baĢlar. ArkadaĢlar arasında
yapılan Ģakalar,fıkralar,oyunlar,kendilerinin baĢarılarını anlatan öyküler, baĢkalarının gülünç
yönleri veya yaptıkları kusurlar onların neĢelenmesine,gülmelerine ve kahkahalarına yol açar.
        Bu çağ, okul hayatının en mutlu çağıdır. Çocuk okulda ve evde yaramazlıklarına ve
baĢarılarına iliĢkin çeĢitli yaĢantılar içindedir. Sorumluluklarını yerine getirmede oldukça
yeterlidir. Çocuğun sağlığı ve enerjisi yerindedir. Oyunlarda ve arkadaĢlarıyla yaptığı
etkinliklerde bu enerjisini doyurabilmektedir. Ancak bu yaĢtaki çocuğun mutlu olmasında
ailenin, çevrenin, öğretmenin ve çocuğun kendi yeteneklerinin büyük önemi vardır. Olumsuz
etkiler doğal olarak çocuğun en mutlu olacağı bu çağı mutsuz olarak geçirmesine yol açabilir.
Çocuğun aile içindeki yaĢantısı, hem okuldaki hemde ileriki yaĢlardaki duygusal geliĢiminin
temelini oluĢturur. Bununla birlikte, çocuğun duygusal geliĢiminde, okulda edinilen yaĢantılar
da önemli bir etkiye sahiptir.
        Duygusal GeliĢimin Öğretmen Tarafından Bilinmesi Neden Önemlidir?
        Çocuk , aile havasından kurtularak yeni bir çevre havasına girer. Yeni çevreye giriĢte
çocuk, ailesinin kendisine yaptığı etkilerin bir kısmından kurtulur. Okulda ana-babanın yerini
öğretmen alır. Çünkü bu çağdaki çocuğun korunmaya ve desteğe ihtiyacı vardır.çocuk bir
baĢka büyüğün etkisi altına girmiĢtir. Çocuk tanıdığı veya tanımadığı bir akran grubunun
içinde bulur kendisini, hem duygularını kontrolde hemde sosyal iliĢkilkerinin geliĢiminde bu
akran grubunun çok önemi vardır. Ġçine girdiği bu yeni çevrede kendisinin baĢkalarına,
baĢkalarınında kendisine karĢı gösterdiği tavır çocuğun toplum içindeki yerini bulmasına
yardım ederek, onun benliğini kazanmasına yardım eder.
         Eğitimin amacı, çocuğun geliĢme süresince yaĢına göre normal duygusal davranıĢlar
yapması için gereken tedbirleri almaktır.
         Duygusal geliĢim yönünden öğretmenin yapabileceği en önemli yardım onların her
fırsatta duygularını dile getirebilmelerine olanak hazırlamak olmalıdır. Her türlü olumlu ve
olumsuz duygular sınıfta konuĢularak, çocuğun olumlu duyguların baĢkaları ile paylaĢarak
mutlu olmasını,olumsuz duygularını konuĢarak arınım sağlanmasına çalıĢılmalıdır.
         6-12 YaĢ Çocuklarında Fiziksek GeliĢim Özellikleri:
         Ġlköğretimin ilk yıllarında çocukların büyümesinde gittikçe artan bir yavaĢlama
olmasına karĢın 9-10 yaĢlarında kız ve erkek çocukların vücut kimyası farklılaĢmakta,
kızlarda ani bir boy artıĢının yanında ikincil cinsel özelliklerinin belirmeye baĢladığı
görülmektedir. Buna karĢın erkek çocuklar bu çağlarda kızlardan daha hareketli ve kendi
bedensel gücüne daha güvenli olarak iddialı ve zorlamalı bir fiziksel aktivite içindedirler.
Oyunda baĢarılı olamayan erkek çocuğu grup dıĢı edilirken, oyun becerisi geliĢtirememiĢ
kızlar böyle bir tepkiyle karĢılaĢmazlar. Bu nedenle,hantal ve beceriksiz erkek çocuklarına
oyun becerisi kazandırma amacıyla özel bir yardım gerekebilir.
         Ġlköğretimde fiziki güç,atlama,sıçrama gerektiren oyun becerileri ve atletik etkinlikler
erkekler için önemli olduğu kadar, kızlar içinde ritmik beden hareketleri ve bazı jimnastik
becerileri ilgi çekici hale gelmektedir. Kız ve erkek çocukların oyun ilgileri ilköğretimin
üçüncü dördüncü sınıflarında farklılaĢmaya baĢlar.
         6-12 YaĢ Çocuğunun Sosyal Özellikleri:
         Okula yeni baĢlayan çocuk ana-baba otoritesi yanında yeni bir otorite olan öğretmenle
tanıĢacak onun isteklerine uyum sağlamak zorunda kalacaktır.6-8 YaĢ çocuğu için öğretmen
beğenisi önemli bir ihtiyaç haline gelmekte ve bu beğeni ona güven sağlamaktadır. Okuldaki
arkadaĢlarıyla bir çok Ģeyi paylaĢmanın gereğini kavrayacak ve onlarla yaĢamanın anlamını
öğrenecektir. Oyun kurallarına uyma ve arkadaĢ standartlarını benimseme, baĢlangıçta
arkadaĢlarının beğenisini kazanma ve onu sürdürme için gerekli kontrol mekanizması iken
onda yavaĢ yavaĢ oluĢmaya baĢlayan bir gruba ait olma duygusu,özveriyi de beraberinde
getirecektir. Artık kurala kural olduğu için uyma zorunluluğuna dönüĢecektir.
         ArkadaĢ beğenisi önem kazanmaya baĢladığı yıllarda çocuklar aynı cinsten olan
arkadaĢlara daha fazla önem vermekte, karĢı cinsten olan arkadaĢları ile aralarında bir
gerginlik ve rekabetin doğmaya baĢladığı da görülmektedir. Kızlar erkekleri kaba ve
terbiyesiz bulurken, erkeklerde kızları beceriksiz ve çıtkırıldım bulmaktadırlar. Ġki cins
arasında ortaya çıkan bu gerginlik ve düĢmanlığı doğal ve sağlıklı bir geliĢim olarak görmek
gerekir.
         6-12 YAġINDA:
         -Son çocukluk döneminin baĢlarındaki dengesiz ve olumsuz geliĢim özellikleri dikkat
çeker.
         -Özellikle 6 yaĢına rastlayan bu geliĢim özellikleri 7 yaĢından itibaren yerini giderek
düzenli ve dengeli bir döneme bırakır.
         -Bu dönemde artık beden,motor ve dil geliĢimi açısından büyük aĢamalar kaydetmiĢ
ve dengenin geliĢmesi sonucunda da birçok zor iĢi baĢarabilecek duruma gelmiĢtir.
         -7-11 yaĢları arasında mantıksal düĢünme,sayı,zaman, mekan,boyut,hacim,uzaklık
kavramları yerleĢmeye baĢlar.
         -7 yaĢına yaklaĢtıkça problemlerini daha önceki yaĢlardan farklı olarak kiĢisel
stratejilere baĢvurarak somut bir Ģekilde çözmeye çalıĢır.
        -Kendini anne-baba ile özdeĢleĢtirmenin yanısıra           bu kiĢilere öğretmeni ve
arkadaĢlarıda eklenir.
        -Ailenin aktardığı kural ve değerlerin yanısıra kendisininde anladığı değer ve yargılar
önem kazanmaya baĢlar. Bu nedenle iliĢkde olduğum kiĢiler çok önemlidir.(öğretmen,arkadaĢ
ve çevre..)
        -Bireysel kimliğini oluĢturmaya çalıĢtığı bu yaĢlarda,kendini olduğundan daha yüce
veya küçümseme gibi eğilimler gösterebilirler.
        -Bu dönemde artık yaĢadıklarından kolaylıkla ders alabilir.
        -Somut düĢünmenin geliĢmeye baĢladığı dönemdir.
        -11 yaĢ dolaylarında soyut düĢünme özelliği geliĢmeye baĢlar. Yani nesneleri ve
olayları görmeden bunlar hakkında düĢünebilir ve kavramlar geliĢtirebilir.
        -Kendi düĢüncelerini eleĢtirmeye ve bunlar üzerinde düĢünmeye baĢlar.
        -Mantıksal sonuçlar çıkarabilir,dikkatini uzun süre yoğunlaĢtırabilir.belleğinin
kapasiteside önemli ölçüde artmıĢtır.
        -Olaylar arasında sebep-sonuç iliĢkisi kurma becerisi geliĢmiĢtir.
        -11 yaĢ kendi görüĢünün tek olmadığını anladığı dönemdir. Ġnsanların farklı algıları,
farklı duygusal tepkileri olabileceğini artık daha net anlayablir.
        -Son çocukluk döneminde aĢırı duyarlı ve çok kolay etkilenir hale gelmiĢtir. Kendi
arzularının,diğer çocukların arzularının doğrultusunda olduğunu düĢünür buda gruba kabul
edilmesini kolaylaĢtırır.
        -Kendi yaĢıtlarının duygu ve düĢüncelerini paylaĢıyor olmasına rağmen büyüklerin
görüĢlerine karĢı koyar.
        -Rekebet duygusu iyice geliĢmiĢtir.
        -Benlik algısı geliĢmeye baĢlar; kendisini ve geleceğini güvende hissetmek ister.
Ailesi,okulu ve çevresinde baĢkaları tarafından sevilmeye ve kabul görmeye ihtiyaç
duyar.Enerjisini baĢarıya ve kendisini ifade etmeye yöneltir. Çevresindekilere ve kendine
güvenmeye ihtiyaç duyar. Bu nedenle olumlu model olunmalı, güvenilir olabileceğini
kanıtlayabilmesi için olanaklar tanınmalı ve destek olunmalıdır. Sorumluluk vererek kararlar
alması sağlanarak öz güveninin geliĢimine destek olunmalıdır. Sadece baĢarmaya değil
olumlu geribildirimlere ve onaylanmayada ihtiyaç duyar. Küçük çabaları,değiĢimleri ve
ilerlemeleri içinde cesaretlendirilmeli ve taktir edilmelidir. Hata yaptığında yada baĢarısız
olduğunda bunların hayatın bir parçası olduğu ve bunlardan ders alınması gerektiği
açıklanmalı ve olumsuz eleĢtirilerden kaçınılmalıdır.(çok beceriksizsin gibi)
        -Genellikle kendi cinsinden yaĢıtlarıyla oynamayı tercih eder ,buda erkeklik-kadınlık
kavramlarını geliĢtirmesine yardımcı olur.
        -8 yaĢında klasikler,serüven,coğrafya,ilk çağlara ait öyküler,çocuk ve hayvanlara
iliĢkin kitaplar, peri masalları,
        -9-10 yaĢında izcilik, serüven ve dehĢet veren öyküler, güldürüler, araç ve icatlar,ünlü
kiĢilerin yaĢamları
        -11 yaĢında öncelikle serüven ve heyecan verici öyküler, erkekler için bilim ve
buluĢlar, kızlar için okul ve aile yaĢamını içeren kitaplar
        -12 yaĢında tarih,efsane kahramanlarıyla büyük adamların yaĢam öyküleri ilgisini
çekmektedir.
                             ÇOCUKLARDA TOPLUMSAL GELĠġĠM

ToplumsallaĢma, grupla iliĢkiler çocuğa ne kazandırır?

       Çocuk grupla olan iliĢkileri içerisinde, baĢkalarıyla yarıĢmayı, iĢbirliğine girmeyi, bir
takımın üyesi olarak çalıĢmayı, bazı sorumluluklar yüklenmeyi, baĢkalarının görevini
üstlenmeyi, baĢarıyı olduğu kadar yenilgiyi de kabul edebilmeyi öğrenir. Bu toplumsallaĢma
eğitimi çocuğun yaĢamında önemli bir yer tutar.

       Ġlköğretim çağında arkadaĢlık;

        Bu dönemde hem kız hemde erkek çocuklar kendileriyle aynı cinsiyettenolan kiĢilerle
arkadaĢlık etmek isterler. Erinlik döneminden önce karĢı cinse duyulan antipati doruk
noktasına ulaĢır. Kızlar erkeklerin kaba ve Ģiddet dolu davranıĢlarından, gürültülerinden
rahatsız olurlar ve genellikle onlara karĢı düĢmanca davranırlar. Kızların erkeklerle ilgili
tutumları daha duygusal bir ton taĢır. Erkeklerin kızlara karĢı tutumları ise düĢmanca
olmaktan çok daha yansızdır. Kızların bu dönemde toplumsal olgunluğa daha çabuk
ulaĢmaları ve bu yaĢlardaki erkekleri olgunlaĢmamıĢ bulmalarından ve erkeklere tanınan
özgürlükten dolayı kindar tavırlar sergilemektedirler.
        ArkadaĢ seçimlerinde; çocuğun arkadaĢ seçimini etkileyen bir çok etmen vardır. Bir
kural olarak, çocuk kendisine benzer olarak algılandığı ve kendi içsel gereksinimlerini
karĢılayan kimseleri arkadaĢ olarak seçer. Okulda ve mahallede uygunluk çok önemlidir,
çünkü çocuk göreceli olarak dar bir alan içerisinde arkadaĢ seçimi yapabilir. Okulda çocuk
daha çok kendisi ile aynı sınıfta olan çocuklar arasından arkadaĢ seçme eğilimindedir. KiĢilik
özellikleride arkadaĢ seçimini etkiler. ArkadaĢ seçiminde sosyo-ekonomik durumuna uygun
seçimler yapar.

       Çocukların arkadaĢlık iliĢkileri;ArkadaĢ grubuna nasıl girilir?

         Büyük çocuklar arkadaĢ grubu oluĢturdukları zaman, grup dıĢında kalan çocuklara
karĢı haince davranırlar. ArkadaĢ olarak istemediklerini               grubun dıĢında tutmaya
çalıĢırlar.grubun dıĢında kalanlara karĢı bu katı tutum on-onbir yaĢ civarında en üst düzeye
ulaĢır.
         Örneğin mahalleye ya da okula yeni gelen çocuk arkadaĢ edinebilmede diğerleri
tarafından kabul görmeden oldukça güçlük çeker. ArkadaĢ edinebilmek için çaba harcayan
hep yeni gelen çocuk olur. Bazen grubun içerisinden birisiyle iliĢki kurarak gruba girebilir.
         Çocukların arkadaĢlıkları nadiren tutarlılık gösterir. Çocukların bir anda çok ufak
nedenlerle arkadaĢlıkları düĢmanlığa dönüĢebilir. Bunun tam terside olabilir. Ancak çocuklar
büyüdükçe arkadaĢlıklar daha tutarlı ve sürekli olmaya baĢlar.

       Grup liderleri;,

        Grup liderleri grubun ülkülerini temsil eder. Üstün özellikleri olan kiĢi lider olur. Lider
tüm diğer çocukların hayranlık duydukları özelliklere sahiptir.
        Liderde „zeka, güvenirlik, politik olma, kendine güven duyma, duygusal tutarlılık,
atletik olma, ve diğerlerinin isteklerinin farkına varabilme‟ gibi özellikler örnek olarak
verilebilir. Ancak sahip olduğu bu özellikler de belirgin olmalıdır. Sessiz içe dönük bir kiĢi bu
özelliklere sahip olsada kimse bunun farkına varamaz.
        Toplumsal kabul;
       Çocuklar büyüdükçe, kendi sınıf arkadaĢları tarafından sevilip sevilmediklerinin
farkındadırlar. Bazı çok parlak yada özel ilgileri olan çocuklar, kendi yaĢıtlarıyla
paylaĢabilecekleri çok az Ģey bulabilirler. Bunun sonucu olarakta yalnız kalırlar. Birde
istemedikleri halde yalnız kalan, can attıkları halde arkadaĢ edinemeyen baĢkaları tarafından
reddedilen çocuklar vardır.

      Grubun en çok benimsediği çocuklar;

        Grubun içerisinde istenilen, aranan, popüler çocuklar diğerlerine kıyasla, daha çok
sınıfın isteklerini ve beklentilerini karĢılayabilen, daha çok gülen, grup etkinliklerinde istekli
olarak katkıda bulunan, oyun sırasında yalnız kalmayan, saldırgan olmayan, ben merkezli
olmaktan çok grup merkezli olan kimselerdir. Bu çocuklar genellikle uyumludurlar.

       Grup tarafından reddedilen çocuklar;

        Toplumsal kabul sağlayamayan çocuklar, ya sessiz, çekingen olmalarından ya da
saldırgan, “problem”,kimseler olduklarından diğer çocukların düĢmanlıklarını kazanırlar.
Çünkü diğer çocukların oyunlarını bozarlar, ve onlar tarafından reddedilirler.
        Erkek çocuklar kızlardan daha az toplumsal kabul sağlayabilirler. Bunun en önemli
nedeni, erkek çocuklar kendi cinsiyet özelliklerine uygun davranıĢlar ortaya koymaya
çalıĢırken, sıklıkla saldırgan ve tepkisel davranırlar. Erkek çocuklar gibi tepkisel ve gösteriye
dayanan davranıĢlarda bulunan kızlarda aynı Ģekilde reddedilirler.
        Toplumsal kabul sağlayamamanın en büyük zararlı yanı, çocuğun, yaĢıtlarına uyum
sağlamayı öğrenmek için toplumsal iliĢkinin hayati önem taĢıdığı bir dönemde, bu iliĢkilerden
yoksun olmasıdır. Kabul edilmeyen çocuk yalnız, mutsuz ve sıkıntılıdır.
        Kabul sağlayamamıĢ çocuk yinede ilerleme sağlayabilir ve daha çok kabul gören kiĢi
olabilir. Çocuğa rehberlik yaparak toplumsal onay görmeyen davranıĢlarının yerine,
toplumsal kabul görebilecek, zarar verici olmayan davranıĢlar kazanması yönünde yardımcı
olunabilir.
        Bazen çocuk okul öncesi dönemde kabul sağlayabilmiĢtir. Ancak bu onun okul
Döneminde de aynı kabulü sağlayacağı anlamına gelmez. Çünkü küçük yaĢlarda kabul gören
davranıĢlar yaĢ ilerledikçe artık aynı kabulü görmeyebilir. Bu durumlarda da ana-babalar ve
öğretmenler çocukların küçük yaĢlarda kabul gören davranıĢlarını bilip daha ileriki yaĢlar için
geçerli olan davranıĢları kazanabilmelerinde yardımcı olurlar.
        Örneğin hoĢ olmayan olumsuz Ģeylerden söz etmek yerine daha olumlu ve hoĢ olan
Konular seçmek, kendinden söz etrmek yerine baĢkalarınıda ilgilendiren konular bulabilmek
gibi alanlarda onun geliĢmesine yardım edilebilir.
        Oyun ve spor çocuğun toplumsallaĢmasındaki önemli araçlardır. Bu tür etkinliklerle
çocuk, iĢbirliğini , baĢkalarıyla birlikte olabilmeyi, baĢkalarıyla baĢa çıkabilmeyi, hem lider
olmayı hem baĢkalarını izlemeyi, kendisini baĢkalarıyla kıyaslayarak yetenekler açısından
değerlendirmeyi öğrenir.
                 ÇOCUĞUMUZU 1. SINIFA NASIL HAZIRLAYALIM?

        Çocuğunuzun, okula baĢlaması önemli bir olaydır. Hatta çocuk için okula baĢlamak,
yeniden doğmak gibi bir Ģeydir. Çünkü çocuk sevgi, Ģefkat ve hoĢgörünün egemen olduğu
aile ortamından, ne de olsa, kuralların egemen olduğu yeni bir ortamı, okula adımını
atmaktadır.
        Bilmelisiniz ki, çocuğunuz hızlı bir büyüme ve geliĢme içerisindedir. Bu süreç,
kendiliğinden olmaktadır. Her çocuk; zamanı gelince, konuĢmayı, sayı saymayı öğrenmekte;
yeni davranıĢlar kazanmaktadır. Ancak çocuğun geliĢmesinde, okula hazır olmasında, ailenin
ve öğretmenin etkisi azımsanmamalıdır. Çocuklar ilgi ve uyarıcılardan yoksun bir çevrede
yetiĢirlerse; anlama, anlatım, yazma, sayı sayma, yargıda bulunma vb. yetenekleri geliĢemez,
körelir. Oysa çocuk, zamanı geldiğinde, öğrenmeyle ilgili materyallerle karĢı karĢıya
getirilerek büyürse, geliĢimi o ölçüde hızlanacak, artacaktır.
        Birkaç ay sonra okula baĢlayacak olan yavrunuza aĢağıda belirtilen alanlarda rehberlik
yapabilirseniz, onun okuldaki çalıĢmalara uyum sağlaması kolaylaĢacaktır.

“ ÇOCUĞUNUZUN YAVAġ YAVAġ SĠZE BAĞIMLI OLMAKTAN KURTULMASINA,
KENDĠNE GÜVEN KANZANMASINA YARDIMCI OLUNUZ.”
        Normal olarak her çocuğun, iletiĢim gücü arttıkça, çevreyle iliĢkisi de artar ve
annesine bağımlılığı azalır. Ama, çocukta güven duygusu geliĢmemiĢse, 5-6 yaĢına geldiği
halde annesine bağımlılığı devam edecek, onun dizinin dibinden ayrılmayacaktır. Çocuğun
okula severek gitmesi ve oradaki çalıĢmalardan zevk alması, annesine olan bu bağımlılığının
azaltılmasına, kendine güven duygusunun geliĢtirilmesine bağlıdır.
        Bunun için:
        a) Çocuğunuzda, bir ya da birkaç gün, anne-babadan ayrı kalabilme duygusunu
             geliĢtiriniz. Bunun için çocuğunuzun yakınlarınızla ya da güveninizi kazanmıĢ
             baĢkalarıyla kısa süreler birlikte kalmasına ortam hazırlayınız.
        b) Çocuğunuzun, yavaĢ yavaĢ aĢağıda belirtilen etkinlikleri kendi baĢına yapmasına
             ve özgüvenini kazanmasına olanak sağlayın:
        1-Elbise ve ayakkabısını giyip çıkarma, diĢlerini fırçalama, eĢyasını yerine yerleĢtirme
vb.(bu tür iĢleri yapmaya teĢvik eder,baĢarılarını överseniz daha önemli iĢleri bile
yapabileceklerini göreceksiniz.)
        2-Ev iĢlerine yardım etme, çiçekleri sulama, sofrayı hazırlama,masayı temizleme,
bardaklara su koyma, çatal ve kaĢıkları kaldırma vb.
        Çocuğunuza “ Ayaklarımın arasında dolaĢma, git oyuncaklarınla oyna.” Gibi sözler
söylemeyiniz. Bu tür söz ve davranıĢlar, çocuğunuzda iĢ baĢarma, görev ve sorumluluk alma,
iĢe katılma gibi iyi duyguların geliĢmesini önler.

“ÇOCUĞUNUZA “TEMBEL”,”ÇOK YARAMAZ” ,ÇOK SESSĠZ” GĠBĠ SIFATLAR
TAKMAYINIZ.”
        Yerinde söylenmiĢ bir söz vardır: “Bir insana kırk gün ne dersen o olur.” Diye. Bu söz
çocuklar için de geçerlidir. Ġster doğru bir gözleme dayansın, isterse ön yargınızın ürünü
olsun, çocuğunuza “tembel”, “dağınık”, “sakar”, “çok iĢtahsız”, “yaramaz” gibi olumsuz
sözler söylemeyiniz. Bu tür sözler, çocuğu, söylendiği yönde davranmaya iter.
        Çocuğu, olumsuz davranıĢları nedeniyle, korkutmak, ayıplamak, cezalandırmak doğru
değildir. Bu tür tutumlar, çocuğun, yetersizlik duygusu geliĢtirmesine, oyuncakları ve
kıymetli Ģeyleri tahrip etmesine, saldırgan olmasına neden olmaktadır. En sağlıklı tutum,
olumsuz davranıĢları kimi kez görmezlikten gelerek, onu içtenlikle sevmeye devam etmeniz;
yaptığı iĢlerde baĢarılı olduğunda övmenizdir. Övgünüzü, baĢkalarının yanında da
yapmalısınız. Bu Ģekilde olumlu tutum, çocukta, değer yargılarını geliĢtirecektir.

“ÇOCUĞUNUZA, SAĞLIKLA ĠLGĠLĠ ÖNEMLĠ ALIġKANLIKLARI VAKĠT GEÇĠRMEDEN
KAZANDIRINIZ.”
        Çocuğa, sağlıkla ilgili önemli alıĢkanlıkları okula baĢlamadan önce kazandırmak, en
azından buna baĢlamak gerekir. Bu tür alıĢkanlıklar, çocuğa ne kadar erken kazandırılırsa,
okulda bunlar üzerine yenilerini eklemek olanağı o ölçüde artacaktır.
        Çocuğunuzun sağlıklı geliĢmesi için:
a) Uygun ve dengeli beslenmesine önem veriniz.
b) Günde 10-12 saat uyumasını sağlayınız.
c) Büyük tuvaletini düzenli yapma alıĢkanlığını kazandırmak için çaba harcayınız.
d) Bütün okullarda alaturka tuvalet bulunmaktadır. Bu nedenle, çocuğunuza alaturka tuvaleti
    kullanma alıĢkanlığı vermeniz çok yararlı olacaktır.
e) Yemeklerden önce, sonra ve tuvaletten sonra ellerini sabunla yıkama alıĢkanlığını veriniz.
f) Öksürürken ağzını kapaması, mendil kullanması alıĢkanlık haline getirilmelidir.

   Fiziksel arızaları (görme, iĢitme,konuĢma vb.) varsa vakit geçirmeden teĢhis ettirip
   tedavisi yaptırılmalıdır.

    “ÇOCUĞUNUZU OKULDAKĠ ÖĞRENME ETKĠNLĠKLERĠNE HAZIRLAYINIZ.”
       Bazı çocuklar, erken geliĢmeleri nedeniyle, okula, okuma-yazmayı öğrenmiĢ olarak
gelmektedir. Bu konuda Ģunu söyleyelim ki, çocuk okuma-yazmayı kendiliğinden öğrenmiĢse
buna bir Ģey söylenemez. Ama çocuk hazır olmadığı halde, bu konuda onu zorlamak, kendi
yöntemlerinizle ona okuma-yazma öğretmeye çalıĢmak son derece yanlıĢtır. Bu tutumun
çocuğu okuldan, okumadan soğutacağını ve yanlıĢ yöntemlerle okuma-yazmayı
öğrenmesinin, çocuğun ilerdeki öğrenmelerini güçleĢtireceğini bilmelisiniz. Bu iĢi, yani
okuma-yazmayı öğretme iĢini okula, bu iĢin sanatkarları olan öğretmenlere bırakmakta büyük
yarar vardır.
       Ama      siz,    anne-baba     olarak,   çocuğunuza     aĢağıda    yazılı    alanlarda
kavramlar,alıĢkanlıklar ve beceriler kazanmaları bakımından yardımcı olabilirsiniz:

   *DĠL GELĠġĠMĠ BAKIMINDAN
   a) Çocuğunuzun çokça gözlemlerde bulunması için ortamlar hazırlayınız. Örneğin,
        hava alanı, tren istasyonu, hayvanat bahçesi, çiftlik, fuar gibi ilginç yerlere
        götürünüz. Bu tür gezi ve gözlem, çocuğunuzun gözlem yeteneğinin geliĢmesi,
        öğrenme isteğinin uyanması, dil ve ifade gücünün geliĢmesi bakımından çok
        yararlıdır.
   b) Çocuğunuza iyi kalitede resimli kitaplar alınız. Kitaplardaki masal ve öyküleri
        onlara okuyunuz;resimleri onlara anlattırınız.

   c)    Çocuğunuza masallar, tekerlemeler söyleyiniz; anlattıklarınızı anlatmaları için teĢvik
         ediniz.

   d)    Çocuğunuzun, kendisinin masal düzmesine, size anlatmasına olanak sağlayınız.
         Evdeki bir bebeği ile ilgili bir masal düzebilir. Bu, onun yaratıcı gücünün
         geliĢmesine yardımcı olacaktır.
   *MATEMATĠKSEL GELĠġĠM BAKIMINDAN
   a) Çevresindeki varlık, eĢya ve resimler yardımıyla az-çok, büyük-küçük, benzer-farklı,
      uzun-kısa, yüksek –alçak kavramlarını oyun içinde kazandırmaya çalıĢınız.
   b) Varlıklarla düzeylerine uygun saymalar ( örneğin 10‟a,20‟ye kadar ) yaptırılabilir.
      Sayılarla varlık arasında iliĢki kurmasına önem veriniz. (Yani varlığa dokunarak
      saydırınız.)
   c) Ana renklerin ( Sarı, kırmızı, yeĢil,mavi) tanınmasına yardımcı olunuz.(Trafik
      lambalarından yararlanılabilir.)

*EL BECERĠLERĠ BAKIMINDAN
a) Resimleri, Ģekilleri kesme, boyama, yapıĢtırma çalıĢmaları yapması için ortam
   hazırlayınız.
b) Çamur ve benzer maddeler üzerinde çalıĢması için gerekli materyalleri sağlayınız.

*DUYGUSAL VE ESTETĠK GELĠġĠM BAKIMINDAN
       ġarkılar ve ritmik hareketler, çocuğun ses ve hareket geliĢimi bakımından son derece
yararlıdır. Çocuğunuzu Ģarkı söylemeye, müzik dinlemeye, müzik aletlerinden birini
kullanmaya cesaretlendiriniz. Oyuncakları arasında davul gibi ritmik hareketi geliĢtirici
araçlar bulundurunuz.
       Çocuğunuzun kurĢun kalem, renkli kalem ve boyalarla kağıt vb. materyaller ile bol bol
çalıĢmasına olanak sağlayınız.

 “ÇOCUĞUNUZUN GELĠġMESĠNDE OYUN ÇOK ÖNEMLĠDĠR.”
        Çocuğunuza, hangi yaĢta olursa olsun, oyun oynaması ve arkadaĢları ile birlikte
olması için olanak sağlamalısınız. Çünkü çocukların sağlıklı geliĢmesinde, oyunun ve arkadaĢ
grubunun büyük rolü vardır. BaĢka bir deyiĢle oyun, çocuk için en iyi öğrenme, geliĢme
ortamıdır.
        Çocuğun kiĢilik, zihin ve beden geliĢimi, büyük ölçüde oyun içinde
 gerçekleĢmektedir. Kurallara uyum, arkadaĢlık iliĢkisi, toplusallaĢma, kendine güven gibi
 beceri ve duygular en iyi oyun içinde kazanılabilir.
        Çocuğu okula baĢladıktan sonrada, dersler gerekçe gösterilerek, oyun oynamaktan
 alıkoymak son derece yanlıĢtır. Bu tür tutumlar, çocuğu, dersten ve okuldan soğutmaktadır.
 Ders çalıĢmaya, oyun oynamaya dengeli biçimde yer veren bir zaman ayarlamasını çocuğa
 benimsetir ve bunu onda alıĢkanlık durumuna getirebilirsek, sorun kendiliğinden
 çözümlenmiĢ olacaktır.

 “BĠRNCĠ SINIFA BAġLAYACAK ÇOCUĞUN GELĠġĠM DÜZEYĠNĠ SAPTAMA
 ÇALIġMALARIMIZ”
       Biliyoruz ki, çocuğun yedi yaĢına basmıĢ olması 1. Sınıf çalıĢmalarına uyum
sağlaması için yeterli bir güvence değildir. Çocuğun geliĢim yönünden de 1. Sınıfa hazır
olması gerekir. GeliĢme üç öğenin (büyüme,olgunlaĢma,öğrenme) etkisi ile gerçekleĢir.
       Buna göre 1. Sınıfa kaydedilmek istenen çocuğun:
 a) Bedensel geliĢimi yeterlimidir? Özellikle duyma, görme, konuĢma yönlerinden geliĢmiĢ
     midir?
 b) Zihinsel yönden okuma-yazmaya, sayıları saymaya hazır mıdır?
 c) Toplumsal ve duygusal geliĢimi, diğer çocuklarla birlikte çalıĢacak düzeye gelmiĢ midir?
       Çocuk, bu ve benzer özellikler açısından yeterince geliĢmemiĢse, onu geliĢimini
hızlandırıcı çalıĢmalara karĢı karĢıya getirmek gerekir. Gerekiyorsa ilkokula kaydının bir yıl
ertelenmesi ve bir yıl daha okul öncesi eğitimine devamında yarar vardır.

                               OĞLUMUN ÖĞRETMENĠNE

        Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat Ģunu da
öğret ona; her alçağa karĢılık bir kahraman, her bencil politikacıya karĢılık kendini adamıĢ
bir lider vardır. Her düĢmana karĢılık bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak
biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların bulunan beĢinden daha değerli
olduğunu öğret.

        Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neĢe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin zorbaların görünüĢte galip olduklarını. Eğer yapabilirsen, ona kitapların
mucizelerini öğret. Fakat ona, sessiz zamanlarda tanı. Gökyüzündeki kuĢların, güneĢin yüzü
önündeki arıların ve yemyeĢil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düĢünebileceği. Okulda
hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Kendi fikirlerine
inanmasını öğret, herkes ona yanlıĢ olduğunu söylediğinde dahi. Nazik insanlara karĢı nazik,
sert olanlara karĢı da sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmıĢ bir yönde giderken,
kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalıĢ oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona. Fakat
tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını öğret. Eğer
yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. GözyaĢlarında hiçbir utanç
olmadığını öğret.

         Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıĢtığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve
aĢırı ilgiye dikkat etmesini. Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat
hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına
kulaklarını tıkamasını öğret ona. Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip
savaĢmasını öğret. Ona nazik davran, fakat onu kucaklama. Çünkü ancak ateĢ çeliği
saflaĢtırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun. Bırak cesur olacak kadar sabrı
olsun. Ona her zaman kendisine karĢı derin bir inanç taĢımasını öğret. Böylece insanlığa karĢı
da derin bir inanç taĢıyacaktır. Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım.
O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum.




                                                                    Abraham LINKOLN

                      (Oğlunun öğretmenine yazdığı mektuptan alınmıĢtır.)
                                OKULA ĠSTEKSĠZLĠK VE OKUL FOBĠSĠ

Bir anı

        Ben yedi yaĢında okula baĢladım.
        Ġlk gün öğretmen bir oğlanı cetvelle dövdü; kıpır kıpır, yerinde duramayan, bugünkü
bilgiler çerçevesinde büyük bir olasılıkla hiperaktif tanısı konacak olan, Ģükrü adında ufak bir
oğlan çocuğu.
        Çok korktum. Ertesi gün hastalandım. Sıtma oldum.
        Ġğnecinin iğnesi sinire geldiği için ayağım kurudu, zayıfladı ve topal oldum. O yıl
okula gidemedim. Rahmetlik annem bacağıma aylarca sıcak kepek lapası sardı,geceler
boyunca kan yürüsün diye o bacağımı ovdu. Ayağıma kan yürüdü, can geldi, dokuz ay sonra
topal aksak ben yine yürümeye baĢladım.
        Ertesi yıl sekiz yaĢında korkarak okula gittim. Ġlk gün güler yüzlü, sıcacık bakıĢlı bir
öğretmen bizimle beraber çocuk Ģarkıları söyledi. „Aferin çocuklar; ne güzel söylediniz.‟
Dedi. Ve baĢımı okĢadı. Gözümün içine baktı gülümsedi.
        Son dersten sonra eve koĢarak gittim, yolda coĢkuyla Ģöyle bağırdığımı hatırlıyorum:
„Ben okulumu seviyorum, ben okulumu seviyorum.‟
        Ġki yıl sonra annem öldü. Okula gittiğimde yine aynı öğretmen baĢımı okĢadı, gözleri
nemliydi.
        ġimdi ben altmıĢ bir yaĢındayım. Ve bu satırları yazarken gözlerim nemli.
Öğretmenimi özledim.

                                                           Doğan CÜCELOĞLU
                                                     (Anlamlı ve coĢkulu bir yaĢam için)
                                                                   SAVAġCI

        Okula isteksizlik ve okul korkusu çocuklar ve yerine göre gençler için ciddi bir sorun
olabilmektedir.
        Okul isteksizliğinin ve okul fobisinin nedenleri ve öneriler:
Psikososyal yaĢantı: Psikososyal insanın insan yönünün sağlığı demektir. Okula isteksizlik
ve okul fobisi bir psikososyal olaydır. Tedbir alınmazsa bedensel hastalığa dönüĢebilmektedir.
Karın ağrısı, baĢ ağrısı, kusma vb. çocuk okula iyi hazırlanmazsa yani okul nedir, niçin okula
gideriz gibi konularda bilinçlendirilemezse, okulda öğretmeni onun okula alıĢmasına yardım
etmezse, özellikle daha ilk günlerde arkadaĢları onu rahatsız ederse öğrencide okula
isteksizlik ve okul fobisi ortaya çıkabilir. Ev, okul, sosyal çevre, çocuğun etrafındaki bireyler,
basın yayın, özellikle televizyon çocuğun okula alıĢmasında ve orayı sevmesinde etkilidir.
Kalıtımsal yapı: okula isteksizlikte ve okul fobisinde kalıtımsal bir yapıdan da
bahsedilmektedir anne baba da veya onlardan birisinde öğrenci iken okula isteksizlik ve okul
fobisi olduysa, çocuklarını bu durumdan korumak için ona dikkat etmelidir. Çocuk okula iyi
bir Ģekilde hazırlanmalıdır. Okumanın önemi anlayabileceği tarzda söylenmelidir. Okul ve
öğretmen seçimi özenle yapılmalıdır. Özellikle çocuğun okula ilk baĢladığı günler çok ciddi
olarak takip edilmelidir. Çünkü ailede okula isteksizlik ve okul fobisi öyküsü vardır.
Aile Baskısı: Ailenin Ģu veya bu Ģekilde çocuğa baskı yapması söz konusudur. Özellikle bu
çocuğun derslerinde daha iyi olması için yapılabilmektedir. Bu bilinçsiz olarak yapılırsa
zararlı olabilmektedir. Ancak hiç baskı olmadan baĢarıya ulaĢmak kolay değildir. KiĢinin
kendisini bir disipline alması da gerekecektir. Doğru, yapıcı, planlı, programlı ve pedagojik
olmak üzere aile çocuk üzerinde otorite sahibi de olacaktır.
        Ailenin çocuğa baskı yaptığı nasıl anlaĢılacaktır. Bunun kriterleri vardır. 1. Çocuk
evde çok eleĢtirilir. 2. Çocuk baĢka çocuklarla kıyaslanır. 3. Çocuğa sürekli nasihat verilir.
 4. Çocuktan kapasitesinin üstünde davranıĢlar beklenir. 5. Çocuk beğenilmez ve
beğenilmediği de yüzüne söylenir.
        AġIRI KORUMA: Çocukların normalin üzerinde korunması onların gelecekleri
yönünden sakıncalı olmaktadır. 1) Çocuğun her iĢini anne babanın üstlenmesi 2) Çocuğa her
ortamda aĢırı ilgi gösterilmesi 3) Çocuğun yaĢ ve seviyesine göre yaĢanan olaylar hakkında
bilgilendirilmemesi, bunları yaĢayarak öğrenmesine de fırsat verilmemesi gibi davranıĢlar
koruyucu anne ve babalar tarafından sıkça kullanılır ve bu davranıĢların sonucunda da
çocukta sorumluluk davranıĢı geliĢmeyebilir, uyum sorunları yaĢayabilir, okula karĢı
isteksizlik oluĢabilir.
        Doyum noktasının yükselmesi: Ailenin eğitim anlayıĢındaki aĢırı koruyucu ve
tutarsız davranıĢlar çocukların doyum noktasının yükselmesine neden olabilir. Çocuklar daha
çok Ģey isterler, tatmin olmazlar, isteklerini elde etmek için duygu sömürüsüne
baĢvurabilirler(Ağlama, bağırma, tekmeleme gibi). Bu davranıĢların alıĢkanlık haline
gelmemesi için aileler çocuğa karĢı Ģu ilkeleri benimsemelidir “sevgi, tolerans, otorite, sabır
ve inanç.”
        Sevdiklerinden ayrılma: Çocuğun sevdiklerinden ayrıldığını düĢünmesi, onun okula
karĢı isteksizlik duymasına neden olabilir. Bu hissedilmez önlenmezse okul fobisine
dönüĢebilir. Çocuğun yatılı okula gitmesi de okula karĢı isteksizlik duymasına neden olabilir.
Çocuğun bu duruma uyumunu sağlamak için psiko-sosyal çalıĢmalar ve bireysel terapi
hizmetleri sunulmalıdır.
        Anne babanın hastalığı: Okula karĢı isteksizliğin bir baĢka nedeni de aileden birinin
hasta yada bakıma muhtaç bir Ģekilde bulunması.
        Okula yeni baĢlama: Öğrencinin okula yeni baĢlaması yada okul değiĢikliği çocuğun
okula isteksizlik duymasına neden olabilir. Çocukların yabancı oldukları ortama alıĢmaları
ailenin ve okul rehberlik servisinin iĢbirliği ile sağlanabilir. Bireysel veya grup çalıĢmalarıyla
gerekli psiko- sosyal yardım ve destek yararlı olabilir.
         Sınavlar: Sınavlara hazırlanma çocukta korku, huzursuzluk, sinirlilik yaratarak
çocuğu okuldan soğutabilir.
        Okul içi negatif koĢul: Okul ortamında yaĢanan olumsuz Ģartların örneğin;
arkadaĢları ile geçimsizlik, öğretmenin dövmesi, cezalandırması, okulun fiziksel Ģartlarının
iyi olmaması okula isteksizliğinin sebeplerindendir.
        Aile çatıĢması: Aile kavgaları nedeni ile çocuğun huzursuz olması sonucunda çocukta
okul baĢarısızlığı olabilir bu da okul isteksizliğine neden olabilir.
        Okuma zayıflığı: Okumayı iyi öğrenemeyen çocukların okumaları ve çalıĢmaları
yavaĢ olabilir bu da baĢarısızlığa yol açabilmektedir. Sınıf içinde arkadaĢlarından geri
kalmasına neden olarak okula karĢı isteksizlik geliĢmesine neden olabilir.
   OKULA ĠSTEKKSĠZLĠK DUYAN VEYA OKUL FOBĠSĠ OLAN ÖĞRENCĠLERE
                NASIL DAVRANILMALIDIR? TEDBĠRLER, ÖNERĠLER

   Nitelikli öğretmenler yetiĢtirilmesi
   Öğretmenlere hizmet içi eğitim verilmesi
   Okullarda rehberlik servislerinin etkin hale gelmesi
   Öğrencilerin psiko- sosyal özelliklerinin bilinmesi
   Kız ve erkek çocukların özelliklerinin farkında olunması
   Okula isteksizlik ve okul fobisinin nereden kaynaklandığı bilinmelidir
   Aile – okul- öğretmen iĢbirliğinin sağlanması
   Öğrencinin ihtiyaçlarına duyarlı olmalıdır
   Çocuk okula gitmesi için özendirilmelidir
   Çocuk okula gitmek istemiyorsa Ģiddet, sindirmek, baskı kurmak, korkutmak gibi
    olumsuz yöntemler kullanılmamalıdır. Bunların yerine sevgi, tolerans, anlayıĢ, hoĢgörü
    gibi eğitim yolları benimsenmelidir
   Çocuklar ödevleri konusunda teĢvik edilmeli ve destek olunmalıdır.
   Çocuğun ders dıĢındaki etkinliklere katılmasını sağlamalıyız.



                    ÇOCUKLARDA TEMBELLĠK VE EĞĠTĠM
      “ Tembellikle mücadele etmek elbette gereklidir. Ama , bir öğrenciyi
sevdiği ve baĢarılı olduğu yönlere yöneltmek, çok daha önemlidir .”
                                                        j. MARĠTAN

        Tembellik, hiçbir engeli olmadığı halde, kiĢinin çalıĢma istenci göstermemesi halidir.
ĠĢ görmeyi, çalıĢmayı sevmeyen çaba göstermekten ve sıkıntıdan kaçan kimsenin durumu
tembellik sayılmaktadır. Okullarda derslerine çalıĢmayan çocuklar geliĢimlerini tam olarak
yapamazlar. Bu nedenle, tembel olan bir çocuğun tembelliğini gidermek bir eğitim sorunudur.
Tembellik tek bir nedenden dolayı ortaya çıkmaz. Bu nedenle çocuğun dikkatlice incelenmesi
gerekir.
        Tembelliğin Bazı Nedenleri:
        1- Bedensel Nedenler: Çocuğun beden bakımından bir kusurunun ya da bir
           hastalığının bulunması ile ilgili etkenlerdir. Çocuğun okula gelmeden önce beden
           bakımından geliĢmiĢ olması gerekir. Gözleri iyi görmeyen, kulakları iyi iĢitmeyen
           ve burnunda et olan çocuklar kendilerini zihinsel çalıĢmaya veremezler. Okul
           çağındaki çocuklarda sık görülen bademcik büyümeleri de çocuğun sık sık
           hastalanmasına okul devamsızlığı göstermesine yol açar. Çocuktan baĢarılı bir
           çalıĢma beklenilebilmesi için bedensel olarak bir rahatsızlığın bulunup
           bulunmadığı tıbbi muayeneden geçirilerek açıklığa kavuĢturulmalıdır.
        2- Ruhsal Nedenler: bedensel rahatsızlıklar veya yaĢadığı olumsuzluklar çocukta
           çileli bir kiĢilik geliĢtirebileceği gibi aĢağılık duygusunun geliĢmesine yol açabilir.
           Böyle bir durumda zihinsel geliĢimde etkilenir. Çünkü aĢırı heyecan ve sinirlilik
           gibi duygusal belirtiler zihnin iĢlevini tam yapmasına engel olur. Böyle bir
           durumda çocuk yeterli bir dikkat ve akıl yürütme yeteneği gösteremez.
        3- Toplumsal Nedenler: Bunların baĢında çocuğun iliĢkide bulunduğu arkadaĢları ya
           da bunların kiĢilikleri ile ilgili niteliklerin özellikleri gelir. Tembel kiĢilerle
           arkadaĢlık yapan kimselerinde tembel olma olasılığı vardır. Bu nedenle çocuğun
           arkadaĢlarını seçmekte dikkatli olunması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
           Anne ve baba arasındaki geçimsizliklerin yarattığı aile içi huzursuzluklar, yeni bir
           kardeĢin doğması sonucu sevgi azalmasının verdiği rahatsızlıkta çocuğun okul
           baĢarısını olumsuz yönde etkiler.

       Diğer nedenler:
               Çocuğun okula gelmeden önce okul için yeteri kadar hazırlanmamıĢ olması:
Çocuk, okula gelmeden önce okul hakkında bilgi sahibi olmalı, ona okul ve öğretmen sevgisi
aĢılanmaya çalıĢılmalıdır.
               Çocuğun vaktinden önce okula gönderilmesi: Bir kısım aileler çocuğun biran
önce öğrenimlerini tamamlaması için erken yaĢta okula göndermek isterler. Çocuğun normal
olarak okula baĢlaması ve okuma yazmayı öğrenebilmesi için en az 6.5 yaĢında olması
gerektiği yapılan araĢtırmalardan anlaĢılmaktadır. Okula gelen çocuk iĢ olgunluğuna eriĢmiĢ
yani bir iĢe baĢlayacak ve bunu devam ettirecek düzeyde geliĢim gösterebilmiĢ olmalıdır.
Bunun için okula baĢlamadan önce ailede bir iĢ yapmayı öğrenmiĢ olmalıdır. Çocuk her Ģeyi
hazır olarak bulmamalıdır. Hazır olan Ģeylere alıĢan çocuk, bunu okuldan da beklemeye
baĢlar. Ona okulun, ailenin bir devamı olduğu görüĢü verilmelidir.
        Sık sık okul değiĢtirme: Sık sık okul değiĢtiren bir çocuğun yeni gittiği her okulda,
oranın yaĢamına uyabilmek için sıkıntı çektiği bilinmektedir. Çocuğun maddi, manevi ve
toplumsal çevresinin değiĢmesi çocukta çoğu kez olumsuz etkiler bırakır. Bir öğretmen olarak
sınıfa yeni gelen çocukların eğitim ve öğretimlerine ayrı bir önem vermek ve özen göstermek
uygun olur. Okullarda bu tür öğrencileri dıĢlamadan ayrım yapılmasının engellenmesi
çocuğun okula karĢı ilgisini arttıracak ve okulla ilgili sorumluluk almasını sağlayacaktır.
               Tembelliğe KarĢı Alınacak Önlemler:
        Tembellik sorununun ortadan kaldırılmasının en etkili yolu iyi çalıĢma alıĢkanlığını
kazandırmaktır. Bunun için evde ve okulda gerekli araç gereç bulundurulmalıdır bunlar ders
kitapları yanında ansiklopedi, sözlük, atlas, kağıt ve kalemler olabilir. ĠĢler planlı ve düzenli
yapılmalıdır. Sabahları erken saatlerde çalıĢılması ve baĢlanılan iĢin mutlaka zamanında
bitirilmesi yararlı olacaktır. ÇalıĢan bir öğrencinin bir süre dinlenmesi tembellik olarak
değerlendirilmemelidir. Erinlik yıllarında tembelliğe sık rastlanır.
        Tembelliğe karĢı alınabilecek en önemli önlem çocuğa cesaret vermek ve güven
kazandırmaktır. Unutmayalım ki çocukların tembelliği kendisini tehdit eden bir üzüntü
karĢısında kullandığı bir savunma mekanizmasıdır. YetiĢkinler olarak çocuğun yaĢadığı
tembellik sorunuyla ilgili sorumluluk almamız ve yapılan eğitim hatasını düzeltmemiz
gerekmektedir. Sorun çözme becerisini kazandırmak öncelikli görevlerimiz arasında
olmalıdır.




       “Çocuklarımızı artık düĢüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten
       inandıklarını savunmaya, buna karĢılık da baĢkalarının samimi düĢüncelerine saygı
       beslemeye alıĢtırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde; yurt, ulus, aile ve
       yurttaĢ sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel Ģeylere karĢı sevgi ve ilgi
       uyandırmaya çalıĢılmalıdır.”


                                                                    M. Kemal ATATÜRK
                             ÖZEL EĞĠTĠMĠN TEMEL ĠLKELERĠ

        Türk milli eğitimini düzenleyen genel esaslar doğrultusunda özel eğitimle ilgili temel
ilkeler Ģunlardır.
1. Özel eğitim, genel eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır.
2. Her özel eğitime muhtaç çocuk, özür türü ve derecesine bakılmaksızın özel eğitim
    hizmetlerinden yararlandırılır.
3. Özel eğitime erken baĢlamak esastır.
4. Özel eğitim hizmetleri, özür ve engelleri dikkate alınarak, mümkün olduğu kadar çocuğun
    yakınına götürülecek Ģekilde planlanır.
5. Durumları ve özellikleri uygun olan özel eğitime uygun olan çocuklar, normal çocukların
    eğitimleri için açılmıĢ olan okul ve eğitim kurumlarında eğitimleri için gerekli tedbirler
    alınır.
6. Özel eğitime muhtaç çocukların genel mesleki eğilimleri ile rehabilitasyonlarının,
    kesintisiz sürdürülmesi esastır.
7. Özel eğitime muhtaç çocukların okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, mesleki
    eğitim ve yaygın eğitim hizmetleri bakanlıkça planlanır, ilgili kuruluĢlarca yürütülür.

      EĞĠTĠLEBĠLĠR ZĠHĠNSEL ENGELLĠ ÇOCUKLAR ĠÇĠN ÖZEL EĞĠTĠM
                              AMAÇLARI

        Eğitilebilir zihinsel engelli çocukların eğitimlerinde ilköğretimin temel amaçlarına
paralel dört temel amaç tespit edilmiĢtir. Bunlar :
1. Kendini anlamak ve gerçekleĢtirmek,
2. Ġnsan iliĢkileri kurmak ve geliĢtirmek,
3. Ekonomik beceri geliĢtirmek,
4. Sorumluluk kazandırmak ve geliĢtirmek.

    Bu temel amaçların özel hedefleri ise aĢağıdaki Ģekilde belirlenmiĢtir:
1. Kendini anlamak ve gerçekleĢtirmek.
a. Sağlığını koruyucu temel bilgileri benimser, gerekli sağlık ve temizlik alıĢkanlıklarını
kazanır,
b. Kazalara karĢı uyanık ve saygılı olmayı öğrenir,
c. Çevredeki bütün canlı ve cansız varlıklara değer verir, onları sever korumasını öğrenir,
d. Okuma, yazma ve hesaplama gibi temel becerileri kavrar,
e. Öğrenme merak ve hevesini geliĢtirir,
f. Ġyi düĢünme ve doğru hüküm verme alıĢkanlığını kazanır,
g. Görev ve sorumluluk duygusu kazanır,
h. BoĢ zamanlarını hoĢ ve yaralı kullanma alıĢkanlıkları kazanır,
i. Doğal güzelliklere ve güzel sanatlara karĢı ilgi ve hayranlık duymayı öğrenir,
j. Anadilini düzgün ve doğru kullanmayı öğrenir,
k. Güvenilir bir karakter geliĢtirir, baĢarılı olduğu zaman aĢırı övünmelerden sakınmayı
    ,baĢarısızlık karĢısında ümitsizliğe düĢmemeyi öğrenir.
2. Ġnsan iliĢkileri kurmak ve geliĢtirmek:
a. Ġyi bir aile hayatının dayandığı temel ilkeleri kavrar, payına düĢen görev ve sorumlulukları
benimser ve öğrenir,
b. BaĢkaları ile birlikte yaĢamayı ve beraber çalıĢmayı öğrenir,
c. Ġnsana ve insanlığa saygı duymayı öğrenir,
d. Günlük yaĢamda uyulması gereken nezaket kurallarını öğrenir.
3. Ekonomik beceri geliĢtirmek:
a. Toplumun bağımsız ve etkin bir üyesi olabilmesi için çalıĢmanın bir üretici olmanın
gerekliliğine inanır.
b. Ġyi bir tüketici olmanın, aile ve memleket ekonomisindeki yerini ve önemini kavrar,
c. Ġnsan gücünün bir mesleğe yönelmenin, meslekte uyum kurma ve verimli olmanın kiĢisel
    ve toplumsal açıdan önemini kavrar,
d. Yaptığı her iĢi dikkatli, özenli, düzgün ve temiz yapar baĢtan sağmacılıktan kaçınır.
    Kendi eĢyasını okulunu onun eĢya ve araçlarını, milli eserleri dikkatli ve özenli
    kullanmaya, iyi korumaya çalıĢır.
4. Sorumluluk kazandırmak ve geliĢtirmek:
a. Sosyal etkinliklere katılır ve sosyal anlayıĢ kazanır,
b. ÇeĢitli durumlarda hoĢgörüye sahip olur,
c. Din, milliyet, renk vb. farklılıkları dikkate almadan insanlarla iliĢki kurar,
d. Kanunlara uyar,
e. Demokratik yaĢamın en iyi toplum düzeni olduğuna inanır ve ona bağlılık duyar.

    EĞĠTĠLEBĠLĠR ZĠHĠNSEL ENGELLĠ ÇOCUKLAR ĠÇĠN SÜREKLĠ YAġAM
                             ĠLKELERĠ

       Eğitilebilir zihinsel engelli çocuklar için programda amaçlanan hedefler
doğrultusunda, bu çocuklarda sürekli yaĢam için gerekli olan ve aĢağıda açıklanan hususların,
öğrenim süresinde iĢlevsel hale getirilmesinde özel bir önem gösterilmelidir.

1- Fikirlerle iletiĢim kurma :
   Genellikle konuĢma, dinleme, okuma-yazma ve aritmetikte temel alıĢkanlıkları, beceri ve
   davranıĢları öğrenme.
2- Kendini anlama ve baĢkaları ile iyi geçinme :
   Bireyin kuvvetli ve zayıf yönlerini tanıması ve ona uyum sağlaması için gerekli olan
   alıĢkanlıkları,beceri ve tavırları, toplumda demokratik yaĢam için gerekli olan moral ve
   ruhsal değerler geliĢtirme, akranları,ailesi,diğer gruplar, otoriteler, karĢı cins, yabancılar
   vb. ile sosyal iliĢkilerde anlaĢma, iyi geçinebilme yeteneğini kazanma.
3- Yakın ve uzak yerlere seyahat etme :
   ġehir içinde, yakın çevresinden baĢka Ģehirlere, uzak mesafelere seyahat etmek için
   gerekli temel alıĢkanlıkları, tavırları ve becerileri kazanmak.
4- Sosyal, teknolojik ve fiziki çevreye uyum sağlama :
   Sosyal imkanları ve töreleri, teknik alet ve araçları kullanma ve uyum sağlamada gerekli
   olan temel alıĢkanlıkları ve davranıĢları, becerileri kazanmak.
5- Sağlığını koruma :
   Ferdi beslenme, beden hareketleri, beden bakımı, dinlenme, hastalıklardan korunma
   önlemleri ve bakımı,sağlığını korumak için gerekli temel alıĢkanlıkları, davranıĢları ve
   becerileri kazanmak.
6- YaĢamını kazanmayı öğrenme :
   Kendisine en uygun iĢi seçmesi, o iĢe göre hazırlanması ve bir iĢ bulması ile iyi bir iĢçi
   olması için gerekli temel alıĢkanlık, davranıĢ ve becerileri kazanmak.
7- Emniyetli yaĢamayı öğrenme :
   Oyunda, iĢte, hareket halinde ve tehlikeli durumlarda emniyetini sağlamak için gerekli
   olan temel bilgi, alıĢkanlık, davranıĢ ve becerileri kazanmak.
8- Ev iĢlerini yapmayı öğrenme :
   Bireyin kendi kendine beslenme, giyinme ve ailesine yardım için gerekli temel alıĢkanlık
   ve becerileri kazanmak.
9- Parasını iyi ve uygun Ģekilde kullanma :
    Kazandığı parayı bütçesine göre en uygun Ģekilde kullanabilmek için gerekli olan temel
alıĢkanlık, davranıĢ ve becerileri kazanmak.
10- Zamanı hoĢ ve yararlı kullanma :
    Zamanı öldürmeden hoĢ ve faydalı etkinliklere katılabilmek için gerekli olan temel
    alıĢkanlık , davranıĢ ve becerileri kazanmak.
11- Güzellikten hoĢlanma ve güzel Ģeyler yapma :
    Ġyi bir görünüm içinde bulunmak ve bunu devam ettirmek, eliĢleri, müzik, resim, dans ve
    halk oyunları ile kendi kendini ifade etmeyi öğrenmek. Güzellikten hoĢlanmak ve güzel
    Ģeyler yapmak için gerekli olan alıĢkanlıkları, davranıĢları ve becerileri kazanmak.

           EĞĠTĠLEBĠLĠR ZĠHĠNSEL ENGELLĠ ÇOCUKLARIN EĞĠTĠM VE
              ÖĞRETĠMLERĠNDE GÖZ ÖNÜNE ALINACAK ESASLAR

    Çocukların istenilen davranıĢı göstermeleri veya göstermemeleri türlü sebeplere dayanır.
Uygun davranıĢların geliĢtirilmesi, davranıĢların düzenlenmesi ve yönetilmesi için aĢağıdaki
esasların göz önünde tutulması gerekir.
A) Kavramları basitleĢtirerek öğrenim alanına koymak;
    Eğitilebilir zihinsel engelli çocuklar için soyut kavramlar güç öğrenilir.
Somut ve fonksiyonel kavramlar ele alınmalıdır. Bu çocuklar bir defada pek çok kavram
öğrenemez. Öğretilebilir kavramların sayıları sınırlanmalı, kavramlar çocuğa tek tek
öğretilmelidir. Bir kavram öğretilmeden diğerine geçilmemelidir. Aynı kavramlar çeĢitli
durum ve iliĢkileri içerisinde çocuğa öğretilmelidir.
 B) Kısa süreli konular ele almak ;
     Eğitilebilir zihinsel engelli çocukların, konuları takip etme yönünden dikkat ve
     yetenekleri yeterli değildir. Bu sebeple, ünite bütünlüğü içinde de alınacak konular, kısa
     süreli zaman dilimleri içinde, küçük bölümler halinde iĢlenmelidir.
 C) Öğrenme, rastlantıdan ziyade programlara bağlı öğretmen gözetiminde yapılmalıdır.
     Eğitilebilir zihinsel engelli çocukların kavrayıĢ seviyeleri dikkate alınarak, etkinlik
     anlamlı parçalara bölünmeli, bölümler sırayla iyice öğretildikten sonra tümü
     kavratılmalıdır.
 D) Öğretim çocuğun geliĢim düzeyine uygun olmalı ;
     Eğitilebilir engelli çocukların öğrenme düzeyleri tespit edilmeli ve öğrenime o seviyeden
     baĢlanarak, iyice kavratıldıktan sonra geçilmelidir.
 E) Öğretimde çocuğun geliĢim düzeyine uygun araç ve gereçler kullanılmalıdır.
     Eğitilebilir zihinsel engelli çocuklar kullanılacak araçlar çevrede bulunan gerçek araçlar
     olmalıdır. KarmaĢık parçalı araçlar yerine, az parçalı basit araçlar seçilmeli, araçların
     parçaları yerine, bütünü ve iĢlevi ele alınmalıdır.
 F) Sınıftaki günlük çalıĢmalar, düzeye uygun ve basit olmalı;
     1.Ferdi öğretim, etkinliklerin çıkıĢ noktası olmalıdır.
     2.Öğrencilerin baĢarılı çalıĢmaları mutlaka görülmeli, değer verilmeli, gerekirse
 ödüllendirilmelidir.
     a. Çocuğa baĢarabileceği görevler verilmeli,
     b. Doğru yanıtlayabileceği sorular sorulmalı,
     c. Gerektiğinde görevi yerine getirmesinde yardım edilmeli, yardımlar baĢarıya ulaĢana
 kadar sürmeli,
     d. Çocuk baĢarısız olduğu noktada bırakılmamalı,
     e. Mevcut yetenekleri harekete geçirmek için zorunlu hallerde yardı edilmelidir.
     3.olumsuzdan daha çok olumlu ifade kullanılmalıdır.
     4.Güven sarsıcı sözlerden ve isteklerden kaçınılmalıdır, maddi ceza verilmemelidir.
     5.Acele ve telaĢlı emirler yerine, sakin ifadeler kullanılmalıdır.
   6.Olduğunca sınıfta çocukların konuĢmasına fazla yer verilmeli, öğretmen az
konuĢmalıdır.
G) Eğitilebilir zihinsel engelli çocukların eğitiminde, ailenin önemi göz önünde
   bulundurularak, öğretmen veli iĢbirliği sağlanmalı, çocuk eğitiminde tüm ailelere, aile
   eğitimi çalıĢmaları yapılmalıdır.
                                                                             

                                     SADECE BEN
                    Ben küçükken bile, müthiĢ birisi olduğumu bilirdim
                     Çünkü insanlar bana, „baĢaracaksın, bekle‟ derdi
                    Ama bana, kendimi olduğumdan daha iyi sanırsam
                     Ne kadar yanılmıĢ olacağımı kimse söylememiĢti.

              Arka bahçemde topla oynarken kendimi kral gibi hissederim.
                        Topları hiç zorlanmadan fileye sokarım.
             Ama birden bire, benim kral olduğumu düĢünmeyen birisi belirir.

                Bu üzerimde bir baskı oluĢturur, top beni zorlamaya baĢlar.
                       ArkadaĢlarıma attığım paslar duvara çarpar.
                                 AtıĢlarım baĢarısız olur.
                      Ellerim beceriksizleĢir, gözlerim iyi görmez.

                   Suç arkadaĢlarımındır, çünkü beni anlamamıĢlardır.
                   Suç antrenörümüzündür, bize verdiği taktik yanlıĢtır.
                          Suç gözleri iyi görmeyen hakemindir.
                  Suç benim değildir, çünkü en müthiĢ oyuncu benimdir.

                       Derken yavaĢ yavaĢ aynada gördüğüm yüzün
                        Aynı bana benzediğini anlamaya baĢladım.
                         Topu kaçıran takım arkadaĢlarım değildi.
                          Duvara pas atan da antrenörüm değildi.

                  Aynadaki, her zaman kendini müthiĢ zanneden yüzün
                          Biraz kendini düzeltmesi gerekiyordu.
                BaĢkalarını suçlamaktan vazgeçtim ve büyümeye baĢladım.
                 Bu oyunuma da yansıdı ve daha iyi oynamaya baĢladım

            ġimdi takım arkadaĢlarımın o kadar kötü olmadığını düĢünüyorum
                      Ġyi arkadaĢlarım var ve onlara güveniyorum.
              Kendimi müthiĢ birisi zannederken ne kadar yanlıĢ yaptığımı
                    Anladığımdan beri, kendimi daha çok seviyorum.
                               Olduğum gibi daha iyiyim.

                                                        Tom KRAUSE
                 ĠLKÖĞRETĠMDE MESLEKĠ REHBERLĠK ETKĠNLĠKLERĠ

         Mesleki rehberlik bir bireyin kendi nitelik ve Ģartlarını kavrayarak onlara en uygun
mesleği seçmesi, bu meslek için hazırlanması ve bu mesleğe girerek orada baĢarı ile
ilerlemesi oluĢumuna yardım faaliyetidir.
         Meslekler hakkında bilgi edinmek,meslekleri tanımak öğrenciye; haberdar olmadığı
meslekleri tanıma, ilgi duyduğu mesleklerin bilmediği yönlerini fark etme, mesleklere karĢı
kalıplaĢmıĢ peĢin yargılarını değerlendirme imkanı vermektedir.
         Ġnsanın geleceğini Ģekillendiren en önemli kararlardan birinin meslek seçimi olduğu
bu gün herkes tarafından kabul edilmektedir. Birey, istediği yaĢam yolunu seçerken seçmiĢ
olduğu meslek veya iĢ ve bundan elde edeceği doyum önem kazanmaktadır. Meslek seçimi,
bireyin sahip olması muhtemel çeĢitli meslekleri çeĢitli yönleri ile değerlendirip kendi
ihtiyaçları açısından istenilir yönleri çok, istenmeyen yönleri az olan birine yönelmeye karar
vermesidir. Bu karar, toplumsal ve bireysel etmenlerin birbirleriyle etkileĢimine dayanan,
karmaĢık, kiĢiliğin geliĢimi ile birlikte geliĢen ve insanın yaĢamını büyük ölçüde etkileyen bir
karardır.
         Bireyin mesleki davranıĢlarını, onun kendini gerçekleĢtirme ve ifade etme isteği, ilgi,
yetenek ve kiĢilik özelliklerine yani benliğine uygun bir uğraĢı bulma arzusu belirlemektedir.
Kendini gerçekleĢtirme, sağlıklı organizmanın en güçlü eğilimi, ruh sağlığının en önemli
belirtisidir. Birey mesleki etkinlikler yolu ile psikolojik ihtiyaçlarını karĢılamaya, kendini
gerçekleĢtirmeye çalıĢır. Kendini gerçekleĢtirme, gizil güçlerini geliĢtirme ve tam kapasite ile
fonksiyonda bulunmaktır. Ġnsanın iç yapısına ve öz varlığına uygun olmayan bir alana
yönelmesi onun doğal geliĢiminin engellenmesi demektir. Bu da kiĢide psikolojik
doyumsuzluğa ve rahatsızlığa neden olur.
         Bugün meslek seçiminin bir problem haline gelmesi sadece seçme özgürlüğünden
değil aynı zamanda seçeneklerinin çokluğundan da ileri gelmektedir. Her birey, kendi
geleceğine iliĢkin her türlü kararı verebilme hakkına sahiptir.
         Bireyin hem kendisini hem de içinde bulunduğu toplumu geliĢtirmesi istenen niteliğe
bağlıdır. Ġnsanı istenilen nitelikte yetiĢtirende çeĢitli düzeylerden eğitim kurumlarıdır .Meslek
ve alan seçme sürecinin temelinde, bireyin kendini meslekleri, alanları ve eğitim kurumlarını
tanımasının önemi büyüktür. Bireyin bu konularda ki farkında lığı onun doyum düzeyini de
artıracaktır. Yetenekleri, ilgileri ve ihtiyaçları hakkında doğru ve gerçekçi değerlendirmeler
yapabilme imkanlarından yoksun öğrencileri mesleklerin getirdiği nitelikler ve sağladığı
imkanlar hakkında da çoğu kez kulaktan dolma bilgilerle ya meslek liselerine ya da üniversite
kapısına gelmektedir.
         Meslek seçiminin, geliĢimin bir süreç olduğu anlayıĢı dikkate alınarak çocuğun
anaokulu döneminde mesleki geliĢim açısından kazandığı yeterlilikler değerlendirilmeli ve
yeni kazanımlar bu yeterliliklerin üzerine inĢaa edilmelidir. KuĢkusuz bu durumda çocukta
eksik ya da yanlıĢ kazanımlar düzeltilmeli ya da tamamlanmalıdır.
         Bu dönemde çocuğa yönelik uygulamalar aileyi de kapsamına alan bir program
izlemelidir. Çocuğun mesleki geliĢimini olumlu etkileyecek tutumlar izlenmesi için aile
rehberliği de çok önemlidir.
         Hedeflere ulaĢılması için gerekli öğrenme yaĢantıları ders programları ve ders dıĢı
etkinlikler içine entegre edilmelidir.
         Mesleki geliĢim görevlerinin baĢarılmasında, çocuğa bu dönemde daha aktif olma
fırsatı sağlayacak etkinlikler düĢünülmelidir. Özellikle ilköğretimin son yıllarında çocuk
kendisini araĢtırmaya yöneltilmelidir.
        Ġlköğretimin son sınıflarında meslekler hakkında ve üst öğrenim kurumları hakkında
daha fazla bilgi verme ;
        Çocuğun dünyadaki güvenlik duygusunu arttırır.
        Çocuğun ilgi ve meraklarını teĢvik eder.
        Çocuğun meslek ufkunu geliĢtirir.
        Çocuğun iĢ yapmaya iliĢkin sağlıklı tutumlar geliĢtirmesine yardımcı olur.
        Meslek seçme sürecine olumlu bir yaklaĢım oluĢturmaya baĢlar.
        Ġlköğretimden sonra öğrenime devam etmeyip çalıĢmaya baĢlayacak öğrencilere
gerekli bilgileri sağlayarak yol gösterir.
        Farklı ortaöğretim programlarından birine yönelmelerine yardımcı olur.

                                 MESLEK SEÇĠMĠNDE ĠPUÇLARI
        Kendini Tanıma Ġle Ġlgili Ġpuçları:
        Yetenekler:Yetenek kısaca,öğrenme veya bir eğitimden yararlanma gücüdür.
Yetenekler insanda doğuĢtan olmakla birlikte daha sonra çevre etkisiyle de geliĢebilir. Ancak
insanlar birbirlerinden farklı yeteneklere sahiptirler. Bireyin doğuĢtan getirdikleri çevre
etkisiyle desteklenen yetenekleri, onların hangi meslekleri daha iyi yapabilecekleri konusunda
ipucu verir.
        Her mesleğin birbirinden farklı yetenekler getirdiğini dikkate alarak, bireylerin
yeteneklerine uygun meslekleri seçmeleri, kendilerine avantaj sağlayacak, daha baĢarılı ve
mutlu olmalarına ortam hazırlayacaktır. Bu nedenle yeteneklerinin hangi yönde olduğunu
belirlemeleri ve bu doğrultudaki mesleklere yönelmeleri doğru bir yaklaĢım olacaktır.
        Ġlgi ve Ġstekler:Ġnsan doğasında ilgi duyduğu ve istediği Ģeyleri severek yapmak
vardır. HoĢlandıkları dersler ve iĢler ilgilerin belirlenmesinde en önemli ipuçlarıdır. Burada
dikkat edilmesi gereken husus ilgilerin uzun süreli olmasıdır. Severek yapılan bir iĢ ve
meslek, baĢarının ve mutluluğunun temel koĢullarından biridir. Bu nedenle hangi mesleklere
ilgi duyduğunu ve sevdiğini belirleyerek buna uygun bir yönelme yapması için rehberlik
etmek önem taĢımaktadır.
        Mesleki Değer: Her insan yaratılıĢı gereği ve çevresinin etkisi ile ataklık, sabırlılık,
giriĢkenlik, çekingenlik gibi farklı karakter yapısındadır. Herkesin fiziksel görünümü, istek
beklenti ve yetenekleri de farklıdır. Bazıları futbol oynamaktan hoĢlanırken, bazıları
yüzmekten, güreĢmekten,bir müzik aleti çalmaktan veya resim yapmaktan hoĢlanır.
Kimimizin beden özellikleri koĢmaya,kimimizin yüzme vb. etkinliklere daha uygundur.
Bazılarımız bir müzik aletini çalmayı çok çabuk öğrenirken, bazılarımız çok çaba harcadığı
halde baĢarılı olmayabilir.
        Ġnsanlarda bulunan bu farklı yetenekler,toplumsal yaĢamda,farklı hizmetlerin kaliteli
bir Ģekilde görülmesine fırsat verir. O halde yeteneği ve eğilimi yönünde mesleklerin
seçilmesi hem kendi baĢarılarını hem de toplumsal hizmetlerin kalitesini artıracaktır.
        Ġnsanlarda bulunan bu farklı yetenekler, farklı meslekler için önem taĢımaktadır. Her
meslekte, çok istesek ve çok çabalasak bile baĢarılı olamaya biliriz. Bu nedenle önce kendi
bireysel özelliklerini ve yeteneklerini tanımalı, daha sonra meslekleri ve bunların gerektirdiği
nitelikler tanınmalı ve son olarak da bireysel özelliklere uygun olabilecek meslek seçilmelidir.
        Meslekleri Tanıma Ġle Ġlgili Ġpuçları:
        Meslek seçimi bir tercih olduğuna göre tercihin yapılabilmesi,meslekler hakkında bazı
bilgilerin edinilmesini gerektirir. Meslekleri tanımak için:
        -Meslekler hakkında hazırlanmıĢ dokümanlar,
        -ĠĢ yerlerine ve mesleki eğitim veren kurumlara yapılan ziyaretler,
        -DeğiĢik meslek gruplarına mensup kiĢilerin öğrencilere mesleklerini tanıtıcı
bilgilendirme toplantılarından yararlanılabilir.
       YaĢamın en önemli kararlarından biri olan mesleki yönelme ve meslek seçiminin
tesadüflere bırakılmaması gerekmektedir. Nedeni ve açıklaması ne olursa olsun öğrenciler
sevmedikleri ve kiĢilik özelliklerine uygun olmayan mesleklere yönelmemeleri konusunda
öğretmenlerinin ve ailelerinin rehberliğine gereksinim duymaktadırlar.

                                8. SINIF ÖĞRENCĠLERĠM

    Ġnsan yaĢamında iki değerli unsur vardır. Bunlardan biri sağlık, diğeri ise eğitimdir. Bu
nedenle insanı insan yapan bu iki değerde çok önemlidir. Ancak ülkemizde sağlık ve eğitime
yeterice önem verilmemektedir. Sağlığa önem vermek için yeterli eğitim almak gerekir.
Eğitim, insanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreci kapsar. Bu sürecin içinde 8. sınıf ve
11. sınıf sonu oldukça önemlidir. 8. sınıf eğitim ve öğretim sürecinde yeni bir dönem, hazırlık
dönemi oldukça önemlidir.

      Sevgili Öğrenciler:
      Gelecek bugünden yapılan çalıĢma ile daha aydınlık daha güzel olacaktır. Bugün
çalıĢırsanız gelecekte okullarda okuyarak iyi bir meslek elde edeceksiniz. Unutmayınız, her
nimetin bir külfeti vardır. Nimet büyüdükçe külfeti de büyür.
      Bu nedenle sevgili öğrenciler, gelecekte iyi bir meslek sahibi olmanın yolu bugün daha
çok, daha verimli çalıĢmakla olacağı herkesçe bilinen bir gerçektir.

    Sevgili öğrenciler:
    8. sınıfın sonunda Fen Liselerinin, Anadolu Liselerinin,Yabancı Özel Liselerin. Türk
Özel Liselerinin, Polis Kolejlerinin, Askeri Liselerin ve Meslek Liselerinin sınavlarına girerek
kendinize bir yol çizeceksiniz.

   GELECEKTEKĠ MESLEĞĠNĠZĠ BUGÜNDEN BELĠRLEMEK SĠZĠN ELĠNĠZDE

   Bunun için 8. sınıftan sonra okumak istediğiniz okulu düĢününüz. Bu okulları sırayla
yazınız. Her okula giriĢ koĢullarına bakınız. Hangi okulları sağladığınızda okulda okuma
hakkını elde edeceksiniz.

    Eğer Bir Fen Lisesinde Okumayı Amaçlıyorsanız:
   a. Fen liseleri puanında yeterli Fen Puanı almıĢ olmanız gerekmektedir.
   b. Fen Liseleri yatılı olup, öğrenci DPY sınavını da kazanmalıdır. Öğrenci yatılılık
       sınavına girmemiĢ ise paralı yatılı olarak yatılılık hakkından yararlanır.
   Bu nedenle,geleceğinizi belirlemek için amacınızı, hedeflerinizi belirleyip, bu hedeflere
uygun çalıĢmalar yapmalısınız.

                      8. SINIFTAN SONRAKĠ OKUL TÜRLERĠ
   1. Fen Liseleri
   2. Anadolu Liseleri
   3. Yabancı Özel Liseler
   4. Anadolu Öğretmen Liseleri
   5. Özel Liseler
   6. Yabancı Dil Ağırlıklı Liseler (Süper Liseler)
   7. Özel Fen Liseleri
   8. Askeri Liseler
   9. Polis Kolejleri
   10. AkĢam Liseleri
   Bu liseleri Ģimdi sıra ile inceleyelim:

    FEN LĠSELERĠ: Ülkemizde 43 adet Fen Lisesi vardır. Bu liselerde sınıf mevcutları 24
kiĢiliktir. Bir yılı Ġngilizce hazırlık 3 yıl lise olmak üzere toplam 4 yıllık eğitim süresi vardır.
    Fen Liselerinden mezun olan her 100 kiĢiden 80‟i üniversitelerin 4 yıllık lisans
programlarına girdiği bilinmektedir.

     ANADOLU LĠSELERĠ: Ġlköğretim 8. sınıfta okuyan her öğrencinin tercih edebileceği
liselerdir. Anadolu Lisesini kazanmak için yeterli toplam puanın üstünde puan almak gerekir.
    Anadolu Liselerinde sınıf mevcutları 30 kiĢiliktir. Bu liselerden mezun olan her 100
öğrenciden 70‟i üniversitelerin 4 yıllık lisans programlarına girdiği bilinmektedir. Anadolu
Liselerinden ÖSS‟de baĢarılı olanların %80‟nin ilk 5 tercihine girdiği görülmektedir.

    YABANCI ÖZEL LĠSELER: bu okulların bazılarında 1 yıl hazırlık 4 yıl lisedir.
Bazılarında ise 1 yıl hazırlık 3 yıl lisedir. Resmi ve özel ilköğretim okullarının 8. Sınıfında
okuyan her öğrencinin özel okullar giriĢ sınavında gerekli puanı almak koĢuluyla bu okullara
girme hakkını kazanırlar. Bu okulların ÖSS‟deki baĢarı oranı %80 civarındadır.

     ANADOLU ÖĞRETMEN LĠSELERĠ:Bu okullar 1 yıl hazırlık 3 yıl lise olmak üzere 4
yıllık öğrenim süresi vardır. Anadolu Öğretmen Liseleri hem genel lise hem de Meslek Lisesi
statüsündedir. Bu okul mezunları üniversitede eğitim fakültelerini tercih halinde ek puan
almaktadır. Bu okulların öğrencileri bulunduğu kolun gerektirdiği fakülteleri tercih etmeleri
halinde hiçbir kayba uğramamaktadırlar.

   ÖZEL LĠSELER: Resmi ve özel öğretim okullarının 8. sınıfından mezun olan
öğrencilerin bazı Özel Liselere özel okullar giriĢ sınavı ile, bazı Özel Liselere de sınavsız
kayıt yaptırabilirler. Özel Liselerin ÖSS baĢarıları % 49‟dur.

     YABANCI DĠL AĞIRLIKLI LĠSELER: Resmi ve Özel ilköğretim okullarından
mezun olmuĢ diploma notu 4.00‟dan fazla öğrencilerin baĢvurup ön kayıt usulü kayıt
yaptırdığı okullardır. Bir öğrenci diplomanın noter tasdikli sureti ile birden fazla liseye ön
kayıt yaptırma hakkı 2000-2001 öğretim yılı baĢında tanındı. Bu liselerin ÖSS baĢarısı %30
civarındadır.

   ÖZEL FEN LĠSELERĠ: Bu liselere giriĢ koĢulları Resmi Fen Liselerine giriĢ koĢullarının
aynısıdır.

   ASKERĠ LĠSELER: Bu liselerin amacı Silahlı Kuvvetlere subay yetiĢtirmektir. Askeri
Liseler; Kara, Deniz ve Havacı olarak öğrenci yetiĢtirir. Var olan Kara ve Deniz Liselerinin
yanı sıra 2000-2001 öğretim yılından itibaren Kuleli Askeri Lisesinde eğitimini sürdürecek
Havacı liseler de alınmıĢtır.

   GENEL LĠSELER: hazırlığı olmayan bu liselere ilköğretim okulundan mezun olan her
öğrenci kayıt yaptırabilir. Bu liselerin ÖSS baĢarısı %3 ile %11 arasında değiĢmektedir.

   AKġAM LĠSELERĠ: Öğrenim yaĢı süresinde liseye devam edemeyenlerin hem çalıĢıp,
hem de devam ettiği liselerdir. Öğretim saat 18.00‟den 22.00‟ye kadar devam etmektedir.
       ERGENLĠK ÇAĞI

     Çocuklukla eriĢkinlik arasında “Gençlik” adi verilen uzun bir dönem yer alır. 12. yaĢtan
21. yaĢa kadar uzanan bu çağ, ruhsal alanda önemli değiĢikliklerin belirdiği, hızlı bir büyüme
ve olgunlaĢma çağıdır.
     Ortaöğretim yıllarına rastlayan bu dönemde fiziksel değiĢimle birlikte yeni ruhsal
özellikler ve davranıĢlar kendini gösterir. Gençler için bedensel görünümleri önem kazanır
buna bağlı olarak geçlerin psikolojik durumlarında değiĢiklikler gözlenebilir. Durgun ve
uyumlu ilkokul çağı gider, yerine heyecanlı, tedirgin, zor beğenen ve çabuk tepki gösteren bir
genç gelir. Duyguları hızlı iniĢ-çıkıĢlar gösterir çabuk sinirlenir ve çabuk üzülür. Kurallara
çoğunlukla tepkilidir. Yerinde duramaz dağınık ve savruktur. Ana-babasına aykırı olan
düĢünceler ileri sürer. Kısacası geçlik çağı oldukça fırtınalı bir dönemdir. Bu dönemde genç
kendi kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaĢ içinde görülür. Bu dönemde yaĢayan duygu ve
davranıĢ özellikleri normal sayılır.
      Gençler bu dönemde yeni arayıĢlar içerisindedir. Kendisinin daha çok farkına varmaya
baĢladığı, kimliğini sorguladığı, geleceğe yönelik planlar yaptığı ve en önemlisi bağımsızlık
kazanma çabalarının olduğu dönem ergenlik dönemidir. ArkadaĢlarıyla iliĢkilerinin yoğun
olduğu bu dönem anne baba için oldukça dikkatli olunması gereken dönemdir. Anne babanın
yaĢayabileceği bazı tedirginlikler; aykırı davranıĢlarda bulunması, olumsuz arkadaĢlıklar içine
girmesidir. Bunun karĢısında takındıkları tutum ise genci sıkı bir denetim altına alma çabası,
arkadaĢlık iliĢkilerini yasaklama çabası olarak sayılabilir. Bu durum genci daha fazla dıĢ
çevreye iter yaĢadığı bu çatıĢma bu olumsuzluğa kendini kaptırma olasılığını yükseltebilir.
      Gençlik çağında ortaya çıkan değiĢikliklerin tümü de olumsuz değildir. Bu dönemde
gencin düĢünme yeteneğinde önemli bir değiĢme olur. Ġlgi alanı geniĢler ve çeĢitlilik kazanır.
Bir Ģeyler yapma baĢarılı olma isteği güçlenir. Ergenlik çağının sonuna doğru kendine güven
duygusu geliĢtikçe genç çevre ile daha olumlu ve sağlıklı iliĢkiler kuracaktır. BaĢlarda
yaĢanan aile içi çalıĢmalar düzelmiĢ ve görüĢ ayrılıkları azalmıĢ olacaktır. Geleceğe daha
fazla yönelim olduğu görülür. Gencin kendini algılaması, kendine yetmesi ve topluma uyum
sağlaması onu yetiĢkinliğe iyice yaklaĢtırır. Bu çağda insanın kiĢiliğinde hayattaki
beklenmedik olaylara ve değiĢikliklere karĢı koyabilmesi için gerekli olan güven yerleĢmiĢtir.

    Gençlik döneminde yaĢanacak olan kaygılar Ģunlar olabilir:

    Sağlıkla ilgili kaygılar : Uyku problemleri, sinirli ve gergin olmak, çok zayıf ya da
ĢiĢman olmak vb...

   Kişiliği ile ilgili kaygılar: Güvensiz, çabuk heyecanlanmak, utangaç olmak, inatçılık vb..

   Aile ve evle ilgili kaygılar: Anne ve baba ile iletiĢimsizlik, çocuk yerine konmak,
özgürlüğünün az olması, kendisinden çok Ģey beklenmesi, ailesinin arkadaĢ seçimine
karıĢması, kardeĢlerle geçinememe, özel sorunları aile ile paylaĢamamak vb...

   Toplum içindeki durumuyla ilgili kaygılar: Sosyal karĢılamalarda beceriksiz olmak,
topluluk içinde hata yapma korkusu, yeni insanlarla karĢılaĢma korkusu,yeni tanıdıklarıyla
rahat konuĢamamak, yakın arkadaĢı olmamak vb...

  Kız erkek ilişkileriyle ile ilgili kaygılar: KarĢı cinsten arkadaĢı olmamak, kız yada erkek
arkadaĢı tarafından yanlıĢ anlaĢılmak, karĢı cinse güvenmemek vb...
  Din ve ahlak konularındaki kaygılar: Ölüm korkusu, dini açıdan neyin doğru neyin yanlıĢ
olduğunu bilememek vb...

   Okulla ilgili kaygılar: Dikkatini toplayamamak, ders çalıĢma yöntemlerini bilmemek,
zamanı iyi planlayamamak, sınav ve kırık not kaygısı, sınavlara nasıl hazırlanacağını
bilememek, üniversite giriĢ sınavını kazanamama korkusu vb...

    Meslek seçimi ile ilgili kaygılar: Meslek seçiminde güçlük çekmek, iĢ bulamama kaygısı,
bir meslekte baĢarılı olma isteği vb...

                      ERGENLĠKTE GELĠġĠMSEL GÖREVLER
    Ergenlik çağında bireyin bedeninde belirgin ve hızlı değiĢmeler olur. Bu dönemdeki
geliĢim görevlerinin tam ve zamanında gerçekleĢmesi,bireyin bireyi önceki geliĢim
dönemlerini tam ve zamanında tamamlamıĢ olmasıyla ilgilidir. BaĢarılamayan her geliĢim
görevi kiĢiliğin uyumunda bir soruna neden olabilir.

        Ergenlik çağında baĢarılması beklenen geliĢim görevleri Ģunlardır:
    -   Ergen bu dönemde cinsel rolünün ne olduğunu, bedenindeki değiĢiklikleri kabul
        etmek ve bu role uygun davranıĢları göstermek.
    -   Duygusal alandaki değiĢiklikleri fark etmesi, duygusal bağımsızlığını kazanma ve
        kendi ile ilgili önemli kararları kendi baĢına verebilme.
    -   Ergenin arkadaĢlar arasında kabul görmesi iĢbirliği yeteneklerini geliĢtirebilir.
    -   Ergenin çatıĢan değerlerde uzlaĢmaya varması kendine özgün yaĢam felsefesi
        geliĢtirmesi.
    -   Meslek seçimi ile ilgili ön hazırlıkları yapma, kendine uygun mesleği seçme.
    -   Öz kimliğini bulma.

    GENÇLERLE BARIġ IÇINDE NASIL YAġANABILIR?

    Gençlerle her zaman barıĢ içinde yaĢanabilir. Bu bir zorunluluktur aynı zamanda .
gençlerle yetiĢkinler arasında yaĢanan çatıĢmalar ve sorunlar kimi zaman karamsarlığa yol
açabilir. Bu süreci bir çok ana-baba olumsuzluk olarak algılayabilir ve sorunların daha da
karmaĢıklaĢmasına yol açabilir. Bu sorunlu dönemin olumlu hale dönüĢtürülmesinde
öğretmenlere ve okul ortamına büyük iĢ düĢmektedir. Toplumun büyük çoğunluğuna göre
daha bilinçli ve eğitimli olması gereken öğretmenler hem okul ortamında sorunlu süreci
yönlendirebilir hem de aile ili çocuk arasındaki sorunların çözümüne katkıda bulunarak köprü
görevi üstlenebilir.
     Her Ģeye rağmen gençleri anlamak ve onlarla dayanıĢmak zorundayız. Bu sebeple ana-
babaların yapmaması gerekenler;
      1. Gençlerin iniĢ-çıkıĢları ve bocalamaları karĢısında soğukkanlı kalabilmek gerekir.
          Kendi kendiyle savaĢan bir gence en iyi yaklaĢım, olanak ölçüsünde tutarlı
          davranmaktır.
      2. Daha çok baskı ve kısıtlama, baĢkaldırmayı körükleyebilir. Haksız yere atılan bir
          tokat, evden kaçma ya da kendini öldürme giriĢimlerine yol açabilir.
      3. Genellikle daha geniĢ bir özgürlüğü vermek zorunluluğu vardır. Gencin çekiĢe
          çekiĢe ana- babayı usandırarak kopardığı hakları, ona daha önceden sağlamak
          yerinde olur. Gereksiz sürtüĢmeyi azaltır. örneğin: arkadaĢlarla birlikte gezmek, eve
          biraz geç dönmek gibi haklar yavaĢ yavaĢ arttırılabilir.
      4. Buna karĢılık, gençten gelen her isteği karĢılamak diye bir kural yoktur. Tepkisinden
          korkup her hevesine boyun eğmek çıkmaz bir yoldur. Gençler hem daha çok
     özgürlük arar, hem de belli bir yerde dizginlenmeyi bekler. Tatlı-sert bir yaklaĢım
     çoğu kez baĢarılı olur.
 5. Genç için önemli olan ayrıntılarda gereksiz sürtüĢmeye girmemek gerekir. örneğin:
     saç Ģekli, giyim tarzı vb..
 6. gencin davranıĢı kimi zaman ana-babayı çileden çıkarır. Bu durumda sinirlenmemek
     elde değildir. Öfkeyi tümden bastırmak gereği de yoktur. Ancak aĢağılayıcı, hele
     arkadaĢlarının yanında küçültücü sözlerden kaçınmak gerekir.
 7. Genç büyüdüğünü ve daha bağımsız olduğunu belirtecek fırsatlar kaçırılmamalıdır.
     YaĢına uygun sorumluluklar verilmeli, giyim kuĢamını seçmesi ona verilmelidir.
 8. Tökezlemeleri ve yanılmaları karĢısında alaycı tutum takınmak genci bizden
     uzaklaĢtırır. Olumlu davranıĢları övülmeli, ama göklere çıkartılmamalıdır. Hemen
     suçlamaya da girilmemelidir. Genel dinlemek çoğu kez yeterli olur. BaĢarısızlığında
     kendi payı olduğunu görecek ve iĢi büyüttüğünü anlayacaktır.
 9. “Benim gençliğimde” diye baĢlayan söylevlerden kaçınılmalıdır. Dinlemezler ama
     soru sorunca ve bir Ģey danıĢtıklarında mutlaka açıklama yapılmalıdır. Çünkü
     çocuklar gibi gençler de en çok kendi sorunlarının yanıtını merak eder ve de
     unutmazlar.
 10. Gençlerle yalnız sorunları çıktığı zaman görüĢmek yetmez. Sık sık dertleĢme ve
     söyleĢi olanağı bulabilmeli, moral destek sağlanmalıdır.
 11. Gençlerin etkinliklere katılmalarında toplumsal çerçeveleri geniĢletmek, karĢı
     cinsten kiĢilerle birlikte olmak, spor yapmak, zamanı iyi değerlendirmek biçiminde
     amaçları vardır.
 12. Toplumların aynası olan gençler, toplumdaki rahatsızlıkların çeliĢkileri en somut
     biçimde davranıĢlarında yansıtır, dile getirirler.


Bir AraĢtırma:

    Bir okulda Ģöyle bir deney yapılıyor. Senenin baĢında okul müdürü bir öğretmeni
odasına çağırıyor ve ona “Son birkaç yıldaki öğretmenlik deneyiminiz mükemmel,bu
okuldaki en iyi öğretmen sizsiniz. Size bu yıl özel bir sınıf vereceğim. Öğrenciler zeka
katsayılarının yüksekliğine göre ve baĢarılı olma isteklerine göre seçildi.” ġunları
söylemeyi ihmal etmiyor “Sınıflarınızda herhangi bir sınıfa ders veriyormuĢ gibi ders
verin,öğrencilere onların özel olduklarını bildiğinizi söylemeyin.”
    Yıl sonunda bu sınıf,ortalamanın çok üstünde performans gösteriyor ve baĢarı
açısından çevredeki diğer okulları geride bırakıyor.
    Daha sonra müdür öğretmene sürprizini yapıyor,öğretmene bu öğrencilerin akademik
yeteneklerine ve zekalarına göre değil,rasgele seçildiklerini söylüyor. Öğretmen çok
ĢaĢırıyor ve öğrencilerin baĢarısını kendine bağlıyor. Ancak arkadan ikinci sürpriz
geliyor,öğretmende rasgele seçilmiĢtir.
    Buradan Ģöyle bir sonuç çıkardık; insanların yetenek ve kapasitelerini tam olarak
bilemeyiz. Ama çevremizdeki insanlara,yetenekli ve üst düzey kapasiteli gibi davranmaya
baĢladığımız zaman,onların daha baĢarılı,daha aktif ve daha verimli oldukları ispatlanmıĢ
oluyor.
    Özgüven olmadan sorumluluk kazanılmaz. Peki,nedir özgüven? Söz sahibi
olmak,kendi ayakları üzerinde durabilmek,istemediği bir teklifle karĢılaĢtığında “Hayır”
diyebilmek,adam yerine konmak,sevildiğini ve önemsendiğini bilmek…
      BABAM VE BEN

      4.YaĢ: Babam her Ģeyi bilir.

      5.YaĢ: Babam çok Ģeyi bilir.

      6.YaĢ: Benim babam senin babandan daha çok Ģey bilir.

      8.YaĢ: Babalar her Ģeyi biliyor olabilir.

    10.YaĢ: Babamın gençliğinde her Ģey çok farklıymıĢ.

     12.YaĢ: Aslında babam bu konuda hiçbir Ģey bilmiyor. Çocukluğunu anımsamayacak
kadar yaĢlı.

    14.YaĢ: Babama kulak asma, o artık çağ dıĢı kaldı

    21.YaĢ: Babam mı? Aman Tanrım! O hiçbir iĢe yaramaz.

    25.YaĢ: Babam bu konuda az da olsa bir Ģeyler biliyor. Ama o yaĢtaki bir insanin bu
    konuda bir Ģeyler bilmesi normal zaten.

    30.YaĢ: Bu konuda babamım fikrini alsak iyi olur.

    35.YaĢ: Babama sormadan hiçbir Ģey yapmasam iyi olacak.

    40. YaĢ: Acaba babam bu konunun nasıl üstesinden gelirdi? Ne kadar akıllı ve
    deneyimli bir insandı.

    50.YaĢ: Babamın yanımda olması ve bu konuda fikir vermesini ne kadar çok isterdim.
    Onun ne kadar akıllı olduğunu hiç takdir etmemiĢim. Ondan çok Ģey öğrenebilirdim.
              ÖĞRTAÖĞRETĠM DÖNEMĠNDE MESLEKĠ REHBERLĠK

        Ortaöğretim yılları gençlerin kendisi ve mesleklerle ilgili oluĢturduğu algılara
dayanarak,bilgileri değerlendirerek,eĢleĢtirmeye;mesleki kararlarını oluĢturmaya baĢladıkları
dönemdir. Aynı dönemde gençler ergenlik dönemi içinde de yer aldıkları için bu dönemin
sıkıntıları(çeliĢkileri) meslek seçimini de etkiler. Öğrencilerin bu dönemi rahat atlatmaları için
dönem özelliklerini göz önünde bulundurarak gence yardımcı olmalıdır. Gencin meslek
seçiminde doğru ve en uygun kararı alması için yeterli ve doğru bir Ģekilde bilgilendirilmesi
gerekmektedir.

        Mesleki Olgunluk
        Mesleki geliĢim sürecindeki her basamak bir “görevler takımı” olarak
düĢünülmektedir. Çünkü toplum belli bir yaĢ düzeyindeki bireyden belli bazı mesleki tutum
ve davranıĢlar göstermesini beklemektedir. Feride BACANLI ‟ya göre(1995) mesleki
olgunluk,her geliĢim basamağında karĢılaĢılan bir takım tipik ve gerekli problem çözme
yaĢantıları(mesleki geliĢim görevleri) ile karĢılaĢmak,bir sonraki basamakta karĢılaĢılacak
geliĢim görevlerine hazır olabilmek için bu temel becerileri edinmektir. Mesleki olgunluğa
eriĢebilmek okul öncesi dönemden baĢlayarak edinilen bilgilere ve mesleki rehberliğe bağlı
olarak kazanılabilir.
        Mesleki Olgunluğun Boyutları:
        1. Boyut; Meslek seçimine planlı yöneliĢ: Her bireyin bir iĢi/mesleği olması
            gerektiğini,bu nedenle kendisinin de bir karar vermesi gerektiğini kabullenmesi.
        2. Boyut; Mesleki bilgilerin belirginleĢmesi ve planlama yapmak: Mesleklere iliĢkin
            bilgilerinin daha doğru ve gerçekçi olması beklenir bunun yanında uygulanabilir
            planlar olmalıdır.
        3. Boyut; Meslek tercihlerinin tutarlılığı: Gencin tercihi belli alanlara doğru yönelik
            olarak belirginleĢmelidir. Seçimleri ve düĢünceleri arasında tutarlılık olması
            beklenir.
        4. Boyut; Özelliklerin billurlaĢması: Meslek seçimine uygun yetenek,ilgi ve kiĢilik
            özelliklerinin belirginleĢmesidir.
        5. Boyut; Meslek tercihlerinde akıcılık: Gencin meslek seçiminde durumu mantıklı
            olarak değerlendirmesi ve akılcı bir yol izlemesi beklenir.

        Ortaöğretimde Eğitsel Rehberlik Hizmetleri
        Ortaöğretim yıllarında eğitsel rehberlik hizmetleri,ilköğretimden ortaöğretime geçiĢte
ortaya çıkabilecek uyum güçlüklerini gidermeye,öğrencilerin lise yıllarında etkin ve baĢarılı
olmasına,eğitsel tercih ve planlar yapmasına ve öğrenciyi üniversite sınavlarına hazırlamaya
yönelik çalıĢmalarla sürer.
        Ortaöğretime yeni baĢlayan öğrencilere uyum sorunları yaĢamamaları için planlı bir
oryantasyon(tanıtım) çalıĢması yapılmalıdır. Bu çalıĢma yapılırken öğrencilerin geliĢim
özellikleri,ihtiyaçları ile okulun özelliği ve koĢulları göz önüne alınmalıdır.
        Öğretmenlerimiz ortaöğretim döneminde öğrencilere daha sistemli ve planlı
çalıĢmaları,geleceğe yönelik planları netleĢtirmeleri,üniversite sınavına hazırlanmaları,üst
eğitim sistemi konularında yardımcı olmalıdır. Ayrıca alan,branĢ,ders geçme konularında da
bilgi verilmelidir.
        Bu Dönemde Kazandırılacak Yeterlikler;
        1. Okulu ve çevreyi tanıma
        2. KiĢisel nitelikleri ile okul arasındaki iliĢkiyi kavrama
        3. Okul baĢarısını etkileyen faktörleri kavrama
4. Karar verme,amaç belirleme,plan yapma ve yürütme
5. Okul ve toplum arasındaki etkileĢimi kavrama


     Lise dönemi içinde özellikle vurgulanması gereken noktalar;sınıf içi davranıĢların
belirlenmesi,çalıĢma becerilerinin gözden geçirilmesi,mezuniyet sonrası iĢ ve eğitim
seçeneklerinin değerlendirilmesi ve sınavlara hazırlıktır.


  *     *     *     *      *      *      *      *      *        *   *   *     *    *


                               BAġARILI ÖĞRENME

                                 Bir amaç belirleyin
                              Zamanı akıllıca kullanın
                                     YoğunlaĢın
                             Kendinizi öğrenmeye adayın
                           Öğrenme tarzlarını değerlendirin
                          Uygun çalıĢma zamanları ayarlayın
                                 Sık sık özet çıkarın
                            Tam olarak hatırlamaya çalıĢın
                              Verilen ödevleri anlayın


                            Gerçekçi hedefler belirleyin
                                  Olumlu düĢünün
                               Ödüllerden yararlanın
                    Bağımsız bir öğrenen kiĢi olmaya karar verin,
                                  BaĢarabilirsiniz!


                                   Kitapları karıĢtırın
                                Ödevlere uyum sağlayın
                                  Belleğinizi iyileĢtirin
                                      Etkin dinleyin
                                Düzenli olmayı öğrenin
                               Test stratejilerini inceleyin.


                                                   Duyarsam unuturum;
                                          Görürsem hatırlarım;
                                   Yaparsam anlarım.



                                                                    Çin atasözü
                          BĠZĠ BĠZ YAPAN SEÇĠMLERĠMĠZ

                                GÜCÜNÜ BELĠRLE

                         Ben güçlüyüm* *Ben güçlü değilim

                           DÜRÜSTLÜĞÜNÜ BELĠRLE

                         Ben dürüstüm* *Ben dürüst değilim

                         KENDĠNE GÜVENĠNĠ BELĠRLE

                      Kendime güvenirim* *Kendime güvenmem

                        HEDEFĠNĠ VE YÖNÜNÜ BELĠRLE

             Hedefimi ve Yönümü seçtim* *Hedefimi ve yönümü seçmedim

  BAġKALARINI OLDUKLARI GĠBĠ KABUL EDĠP ETMEMEYE KARAR VER

   BaĢkalarını olduğu gibi kabul ediyorum* *BaĢkalarını olduğu gibi kabul etmiyorum

      KENDĠ KARARLARINI KENDĠN VERĠP VERMEMEYE KARAR VER

      Kendi kararlarımı kendim veriyorum* *Kendi kararlarımı kendim vermiyorum

    KENDĠ EYLEMLERĠNDEN SORUMLU OLUP OLMAMAYA KARAR VER

       Kendi eylemlerimden sorumluyum* *Kendi eylemlerimden sorumlu değilim

         DOĞRUYU YANLIġTAN AYIRIP AYIRMAMAYA KARAR VER

   Doğruyu yanlıĢtan ayırmayı seçiyorum* *Doğruyu yanlıĢtan ayırmamayı seçiyorum

      ĠNANDIĞIN ġEY UĞRUNA ÇALIġIP ÇALIġMAMAYA KARAR VER

Ġnandığım Ģey uğruna çalıĢmayı seçiyorum* *Ġnandığım Ģey uğruna çalıĢmamayı seçiyorum

      HATALARINDAN ÖĞRENĠP ÖĞRENMEMEYE KARAR VER

      Hatalarımdan öğrenmeyi seçiyorum* *Hatalarımdan öğrenmemeyi seçiyorum

      SEVMEK VE SEVĠLMEK KONUSUNDA KARAR VER

       Sevmeyi ve sevilmeyi seçiyorum* *Sevmemeyi ve sevilmemeyi seçiyorum

      YAġAMIN HER DETAYI ĠÇĠN SEÇME HAKKINI KULLANMAYI SEÇ

               Seçim yapmayı seçiyorum* *Seçim yapmamayı seçiyorum
***************************************************************************




-„YaĢamın senin‟, „Amaçların senin‟, BaĢarın senin‟, „Tercihlerin senin‟ kısaca ne yapıyorsan
                            onu sen tercih ediyorsun demektir.

             -„YaĢamaya zaman ayırın,zira zaman bunun için yaratılmıĢtır.
                   ÇalıĢmaya zaman ayırın,baĢarının bedeli budur.
               DüĢünmeye zaman ayırın ,güçlü olmanın kaynağı budur.
                 Çevrenize nazik davranın,mutluluğa giden yol budur.
   Gülmeye zaman ayırın, ruhunuzun müziği budur. Terbiyeli olmaya zaman ayırın,insan
                           olmanın sembolü budur. (Goethe)

   -„Yarın bambaĢka bir insan olacağım diyorsun,niye bugünden baĢlamıyorsun. Ġnanmak
      baĢarmanın yarısıdır. Hiç kimse baĢarı basamaklarını elleri cebinde çıkmamıĢtır.‟

              -BaĢarı = doğru kiĢilerle + doğru zamanda + doğru yerde olmak

                              -Kapasiteniz mi yetmiyor?
                           Yeterince çalıĢmıyor musunuz?
          ÇalıĢma yönteminizi belirleyip hayata geçirmekte mi baĢarısızsınız?
                        Sorunu bilirsek çözümü de bulabiliriz.
     Çözümü bilerek çözmeye yaklaĢmıyorsak sorunumuzu sevmeye baĢladık demektir.

     -Çözümü bilip uygulamaya geçirirsek kendimizi seviyor ve geliĢtiriyoruz demektir.

              -Zamanı planlarsanız mucizeler yaratmak zorunda kalmazsınız.
                                      MESLEK SEÇĠMĠ

        Meslek,bir kimsenin hayatını kazanmak için yaptığı,kuralları toplum tarafından
belirlenmiĢ ve belli bir eğitimle kazanılan bilgi ve becerilere dayalı faaliyetler bütünüdür.
Mesleğin sürdürülmesinde etkili olan kazanç,bireyin meslek seçimi kararını etkileyen tek
etken değildir. U kararı etkileyen sosyal statü,düzenli yaĢam gibi farklı doyum kaynakları da
vardır. Kazanç sağlama gibi sorunu olmayan kiĢilerin meslek faaliyetlerini sürdürmelerinin ya
da bazı bireylerin az gelir getiren meslekleri çok gelir getiren mesleklere tercih etmelerinin
nedeni de budur.
        Meslek,bireyin kendini ve yeteneklerini geliĢtirme,gerçekleĢtirme yoludur. Bireyin
kiĢilik özelliklerini,ideallerini,hayat görüĢünü,değerlerini belirler. Birey günün büyük bir
bölümünü iĢinde geçirir. Bireyin yaptığı faaliyet,ilgi ve yeteneklerine hitap ediyorsa kiĢi
mesleki açıdan doyum sağlar. Mesleki doyum ise genel doyuma yansır. Bireyin hayatta
doyum sağlaması bir anlamda kendi özelliklerine uygun doyum sağlayacağı meslek
seçmesine bağlıdır. Meslek seçimindeki kararı bireyin,iĢindeki baĢarı ve baĢarısızlığını da
etkiler. Her birey farklı ilgi ve yetenekler sahiptir. Her meslekte farklı yetenekleri gerektirir.
Bir kimse sahip olduğu yetenekleri gerektiren mesleklerde baĢarılı olur. Günümüzde meslek
seçeneklerinin artması,buna bağlı olarak meslekte uzmanlaĢmanın artması,mesleğe
hazırlanmanın uzun süreli eğitim gerektirmesi meslek seçiminin önemini arttırmaktadır.
Bireyin seçim yapmak zorunda olduğu meslekler çok çeĢitlidir. Tüm bunlar doğru ve gerçekçi
seçimler yapma zorunluluğunu arttırmaktadır.

       Bireyin gelecekteki yaĢam tarzını belirlemesinde dönüm noktası olan mesleki
tercihini yaparken doğru ve isabetli karar verebilmesi için izleyeceği basamaklar Ģöyle
sıralanabilir:

        1. BĠREYĠN YETENEKLERĠNĠN BELĠRLENMESĠ : (BEN NELER
YAPABĠLĠRĠM?)
        Yetenek belli bir eğitimden yararlanma gücüdür. Bireyin hangi eğitim programında
baĢarılı olabileceğini gösterir. Yetenek meslekteki baĢarıyı etkileyen etkenlerden biridir ve
temel gerekliliktir. Seçtiği mesleğin gerektirdiği azami yetenek düzeyine sahip olmayan
bireyin o meslekte baĢarılı olması olası değildir. Bunun yanında sahip olduğu yeteneklerinin
kapasitesinin altında bir yetenek düzeyi gerektiren mesleğe yönelen bireyin meslekte doyum
sağlaması da mümkün olmayacaktır.
        Akademik yeteneğin,derslerindeki baĢarı ya da baĢarısızlığının araĢtırılması,sözel ya
da sayısal düĢünme yeteneklerinden hangisinde daha baĢarılı olduğunun belirlenmesi
gerekmektedir. Bunun için bireyin Fen,Sosyal,Matematik,Türkçe derslerindeki baĢarısı bir
ölçüt olabilir. Bunun dıĢında cisimleri üç boyutta görebilme,Ģekiller arası benzerlik ve
farklılıkları bulabilme gücü de araĢtırılması gereken bir yetenek alanıdır. Sayısal düĢünme
gücüne sahip olmayan Fen,Matematik gibi sayısal derslerde baĢarılı olmayan bir bireyin tıp
fakültesi,diĢ hekimliği,mühendislikler gibi sayısal puan ile öğrenci alan yüksek öğretim
programlarında baĢarılı olmaları mümkün değildir. Cisimleri üç boyutlu görebilme,bir evin
planına bakarak o evin yapılmıĢ halini göz önünde canlandırabilme,bir Ģeklin açılımını
düzlem üzerinde görebilme(çizebilme) gücüne sahip olan birey mimarlık eğitiminde baĢarılı
olabilecektir. Sözcükleri ustalıkla kullanamayan,zengin bir sözcük dağarcığına sahip olmayan
kiĢinin dil ve edebiyat programında baĢarılı olması zordur.
        2. ĠLGĠ ALANLARININ BELĠRLENMESĠ : (BEN NELERĠ YAPMAKTAN
HOġLANIRIM?)
         Yetenekler bireyin hangi              eğitim programında daha baĢarılı olabileceğini
gösterirken,ilgiler, bireyin hangi alanlarda hangi faaliyetlerle uğraĢmaktan zevk duyacağını
belirler. Ġlgiler,yetenekle iliĢkilidir. Ġlgi duyduğumuz alanlar, çoğunlukla yetenekli olduğumuz
alanlardır.
        Seçilecek olan mesleğin, insanlarla diyalogu, onları yönetmeyi, yönlendirmeyi, onlara
hitap etmeyi,yardım etmeyi mi yoksa insanlarla değil de objelerle uğraĢmayı gerektiren
faaliyetleri mi gerektiriyor? Sorularına yanıt aranması ve edebiyata, müziğe, güzel sanatlara
karĢı olan ilgilerinde belirlenmesi gerekir.
        Birey ilgi duyduğu, hoĢlandığı Ģeyleri severek yapar. Bireyin ilgi duymadığı bir
faaliyete yönelmesi hem mesleki doyumunu, hem de baĢarısını olumsuz olarak etkileyecektir.
        Ġnsanlara yardım etmekten, insanların sorunlarını dinleyip, sorunlarına çözüm
aramaktan zevk almayan bir psikologun baĢarılı olma olasılığı düĢüktür.

       3. Ġġ DEĞERLERĠNĠN BELĠRLENMESĠ : ( BEN NE ĠSTĠYORUM? )

        Yetenek ve ilgilerin belirlenmesinin ardından bireyin meslekteki beklentilerini
tanımlaması gerekir. ĠĢ değerlerini, bireyin meslekte nelere önem verdiğini, mesleki faaliyetin
sonunda elde etmek istediği olanakları gösterir. Kazanç, yaratıcılığı kullanma, liderlik,
yeteneğini kullanma, iĢbirliği, ün sahibi olma, sosyal statü, düzenli yaĢam, değiĢiklik gibi iĢ
değerleri vardır. Birey bu değerlerden kendisi için önemli olanları belirlemelidir. Kendisine
belirlediği bu değerleri sağlayacak mesleğe yönelmelidir. Ancak ilgi ve yeteneklerinin de göz
ardı edilmemesi gerekir. Meslekte düzenli bir yaĢama,sosyal statüye, iĢbirliğine, yaratıcılığın
anlam bulmasına önem veren birey kendisine bu beklentilerini sağlayacak
“öğretmenlik”mesleğini tercih edebilir.

       4. KĠġĠLĠK ÖZELLĠKLERĠNĠN BELĠRLENMESĠ :( KARAKTERĠM NASIL? )

        Bireyin meslek seçiminde isabetli olabilmesi kiĢilik özelliklerini çok iyi tanıyıp bu
özellikleri gerektiren mesleklere yönelmesine bağlıdır.
        Bireylerin çok farklı kiĢilik özellikleri vardır. Atak, giriĢken, çekingen, uysal, hırslı,
idealist, hayal gücü zengin, realist, mantıklı, sinirli, kendi baĢına buyruk, alçak gönüllü,
düzenli, kurallara bağlı vb. çok çeĢitli kiĢilik özellikleri bulunur.Bireyin sayılan bu
özelliklerinden hangisine sahip olduğunu belirlemesi, seçimini bu doğrultuda yapması
gerekir.
        Örneğin; ikna gücü yüksek, dıĢa dönük, insanlarla devamlı iliĢki halinde olan,
giriĢimci niteliklere sahip olan birey avukat, politikacı yada pazarlamacı olabilir. Kurallara
bağlı, düzenli, statüye önem veren,sorumlu, nesnelerle uğraĢmaktan hoĢlanan bireylerin
bankacılık, büro memurluğu, muhasebe gibi mesleklere yönelmeleri isabetli olacaktır.

       6. ĠLGĠ DUYULAN MESLEKLERĠN ĠNCELENMESĠ:

       Bireylerin kendini tanımasının ardından ilgi duyduğu meslekleri de tanıması gerekir.
Bireyin meslekler hakkında araĢtırmasını,
* Meslek mensuplarının yaptığı temel faaliyetler
* ÇalıĢma ortamı
* ÇalıĢma koĢulları
* ÇalıĢanlarda aranan nitelikler
* Mesleğe hazırlanma
* Ġlk iĢe giriĢ
* Meslekte ilerleme
* Kazanç
* ĠĢ bulma olanağı ve mesleğin geleceği
* Mesleğin gerektirdiği nitelikler vb.
konularında yoğunlaĢması gerekir. Bilgi toplamak için, meslekleri tanınan yayınlardan, rehber
kitapçıklardan, mesleki tanıtım seminerlerinden, Rehberlik ve AraĢtırma Merkezlerinden,
okullardaki-dershanelerdeki       rehberlik    servislerinden,o    mesleğin      mensuplarından
yaralanılabilir.
        Birey kendi özellikleri ile mesleğin özelliklerini eĢleĢtirerek kararlarını oluĢturabilir.
Üzerinde durulacak temel nokta, bireyin kendini olmak istediği gibi değil, olduğu gibi
objektif olarak tanıması, ilgi duyduğu meslekleri de olumlu-olumsuz yönleri ile tanımasıdır.
Bireyin meslek seçimi kararını etkileyen etmenlerden biri de anne babasının genç üzerinde
oluĢturduğu baskı ya da yönlendirmesidir .Birçok ebeveyn çocuklarını çok kazandıran, saygın
mesleklerde görmek ister. Meslek seçimindeki kararını net olarak belirlemeyen birey bu
baskılardan etkilenir ve ailesinin istediği mesleğe yönelir. Birey bu Ģekilde zaman içerisinde
seçtiği mesleğin kendine uygun olmadığını görür. Kendi arzuladığı mesleğe ulaĢmak için ya
öğrenimini yarıda keser ya da öğrenimini tamamladıktan sonra tekrar bir hazırlığa giriĢir. Bu
durum genç için zaman ve emek kaybı oluĢturur. Bu tip durumlara düĢmemek için bireyin
kararlarını kendisinin vermesi, bu karar doğrultusunda ailesini ikna etmesi, anne babasının da
bu karara saygı göstermesi gerekir.
        KiĢilik özelliklerinize, yeteneklerinize günün koĢullarına uygun bilinçli bir meslek
seçimi toplumda sağlıklı, mutlu, kendi kendisiyle barıĢık insanların saygısını da çoğaltacaktır.
Meslek seçimi hem bireysel, hem de toplumsal açıdan büyük önem taĢımaktadır. Bireysel
yönden birtakım fizyolojik ihtiyaçların doyurulmasında, toplumsal açıdan da toplusal
geliĢmeye temel oluĢturacak olan insan gücünün planlanmasında önemi açıkça görülmektedir.
    Öğrencilerin mesleki olgunluk seviyesi ve yeteneklerinin farkına varmasında, uygun bir
mesleğe yönelmelerinde gerekli yardım Rehberlik ve AraĢtırma Merkezleri tarafından
verilmektedir.
          Einstein baĢarıyı Ģöyle formüle eder:
   BaĢarı = Amaç belirleme + Etkili çalıĢma alıĢkanlığı + Zamanı etkili kullanmak + Planlı
   ve programlı çalıĢmak.

           AMAÇ BELĠRLEME

        Planlama,geleceği bugüne getirmek demektir. Böylece gelecekle ilgili beklenenleri
yapabilmek mümkün olabilir. Planlama yaparak zamanını iyi kullanan insan,hayatının
kalitesini yükseltir ve geçen zaman kendisi ve amaçları açısından en iyi biçimde yaralanarak
baĢarılı bir hayat sürmüĢ olur.
        BaĢarılı olabilmek için mutlaka amacın açık ve net bir tanımının yapılmıĢ
olması,kiĢinin buna inanması ve bu amca yönelik yıllık,aylık ve haftalık programların
düzenlenmiĢ olması,baĢarı konusundaki endiĢe ve olumsuzlukların ortadan kaldırılması
gerekir.
        BaĢarı,birey için anlamlı olan amaçların yapılmıĢ olan günlük programlarla adım adım
gerçekleĢmesidir. Disiplinsiz bir çalıĢmanın,özellikle yönlenmemiĢ bir gayretin amaçlanan
yere kimseyi götürmeyeceği açıktır. Amaçlar,uğurlarında adım adım çaba harcanırsa ve
düzenli olarak o yönde gayret gösterilirse gerçekleĢir. Unutmamak gerekir ki amaçlar
davranıĢları baĢlatır, sonuçlar bu davranıĢları sürdürür. BelirlenmiĢ “ kiĢisel amaçlar”
olmadan baĢarılı olmak mümkün değildir. “Herkes istiyor” diye herkesin amaçladığını
istemek gerçekten “bir amaç sahibi olmak” demek değildir. “Genel amaçlar” peĢinde olmak,
hem insanın enerji ve gayretini yoğunlaĢtırmasını engeller hem de ulaĢıldığında insanı mutlu
etmez. Çünkü “genel amaç” diye bir Ģey olmaz. Herkesin gönlünde kendince değiĢik bir
“baĢarı” kavramı olmalıdır. BaĢarılı olmak için; enerjiyi günlük olayların getirdiklerini
peĢinde harcamak yerine, amaçlar doğrultusunda kullanmak önem taĢır.
        Amacını net olarak tanımlayan kiĢinin bunu düĢünmesi yetmez. Eğer amacını
bilgisayar mühendisi olmaksa, çalıĢma masanızın karĢına bir kartona “Ben bilgisayar
mühendisi olacağım” diye yazarak asmak yararlıdır.
        Öyle ki ders çalıĢırken kafanızı her kaldırıĢınızda amacınızla karĢılaĢacak ve böylece
de dikkatiniz daha az dağılacak, dersten kopmalarınız azalacaktır. Çünkü amaçlar motivasyon
için temel oluĢturur ve davranıĢı yönlendirir.
        Amaçları gerçekleĢtirmek için her gün belirli bir süre ayrılmalıdır. Unutmamak gerekir
ki baĢarılı insan, belirlediği amaçlarına belirlediği bir zaman dilimi içinde ulaĢmıĢ olan
kiĢidir. Her gün ileriye doğru bir adım atılmalıdır, bu adımın çok küçük olması önemli
değildir. Günlük ve haftalık program içinde amacına zaman ayırmayan kiĢi “amaç sahibi
değil”, “hayal sahibi” bir kiĢidir.
        Amaç belirlerken kiĢi kendisi için önemli olanı seçmelidir. Hiçbir insanın gücü, aynı
zamanda 1. derecede öneme sahip birden fazla amacı gerçekleĢtirmeye yetmez. Bu sebeple
insanın var olan belirli miktardaki enerjisini en çok istediği, kendisini en çok mutlu edeceğine
inandığı amacına yöneltmesi, baĢarı Ģansını ve amacını gerçekleĢtirme ihtimalini yükseltir.
        Amaçları kiĢi kendi kendine seçmeli ve bunlara ulaĢmak için sorumluluk almaya
hazırlanmalıdır. Amaçları kiĢinin belirleyip belirlememiĢ olası çok önemlidir, çünkü eğer
baĢkaları tarafından zorlanmıĢsa bu iĢi en az hoĢlanarak yapacağından sorumluluk almakta
risk taĢıyacaktır. Amaç belirlerken dikkat edilecek bir diğer nokta amacın ulaĢılabilir
olmasıdır. Çok büyük hedefler seçmek kiĢiyi baĢarısızlığa itebilir. KiĢi bireysel sınırlarını
bilmeli ve en iyiye bunlarla ulaĢmaya çalıĢmalıdır.
        Amaç olumlu ifadelerden oluĢmalıdır. “Artık sınıfta Ģımarıklık yapmayacağım” demek
iyi alternatifler sunmak anlamına gelmez. Bunun yerine “öğretmeni daha iyi dinlemek” gibi
bir hedef belirlenebilir.
        Belirlenen amaçlara ulaĢmak için ayrıntılı bir plan hazırlanarak sonuçlar
belirlenmelidir. Bir amaç belirlemek, onun gerçekleĢeceği anlamına gelmez. Amaca ulaĢmak
için plan aĢama aĢama hazırlanmalıdır. Örneğin, notlarınızı düzeltmek istiyorsanız daha iyi
bir çalıĢma alıĢkanlığı geliĢtirmeye ihtiyacınız olacaktır. Sonuçları ortaya koymak demek
planınıza bağlı kalmayı becerebildiğiniz için kendinizi ödüllendirmeniz demektir.
        BaĢarılı olmak isteyen bir kiĢide kendini tanıma, durumu değerlendirme, zamanı iyi
kullanma, dinleme ve gözleme, yardım isteme ve amacı belirleme özelliklerinin zamanla
yerleĢmesi gerekir.
        Sonuç olarak; belirlenen amaca ulaĢamamanın dünyanın sonu demek olamadığını
unutmamak gerekir. Amaca ulaĢamadığınızda hayal kırıklığına uğramanız doğaldır. Ancak
olumlu düĢünmekten vazgeçmemelidir. Daha farklı Ģeyler deneye bilir miydiniz? Sorusuna
cevap aramakta fayda vardır. KiĢi baĢarısızlıktaki payı her neyse bunu kabul edip yeni
amaçlar belirlemeye yönelmelidir. Bir baĢka ifadeyle baĢarılı insanlar sebepleri kendi
dıĢlarında değil, kendi içlerinde ararlar ve sonucunu değiĢtiremeyecekleri durumları kabul
edip problemi çözecek yeni alternatif yolları denerler.
        Amacı açık seçik belirlememiĢ kiĢi dümeni olmayan bir gemiye benzer. Gemi sürekli
yol alır, içindekiler çalıĢtıklarını zanneder ancak gemini akıbeti Ģansa kalmıĢtır. Böyle bir
gemi kayalara çarparak parçalanabileceği gibi hiç ilgisiz bir limana da gidebilir.


   * *        *      *       *      *      *      *       *      *         *     *     *

                                      “Bir sokakta yürüdüm
                           Yol kenarında bir çukur vardı içine düĢtüm
                             Kayboldum… kendimi zavallı hissettim
                                     Bu benim hatam değildi
                                   Buradan çıkmak asırlar aldı.
                                   Aynı sokakta yine yürüdüm,
                                 Yol kenarında bir çukur vardı.
                         Onu görmediğimi farz ettim, tekrar içine düĢtüm
                               Ġnanamadım tekrar aynı yerdeydim
                                  Ama bu benim hatam değildi
                             Buradan kurtulmak tekrar yıllarımı aldı
                                   Aynı sokakta yine yürüdüm
                                  yol kenarında bir çukur vardı.
                                 Onun orada olduğunu gördüm
                                Tekrar düĢtüm, bu bir alıĢkanlık.
                          Gözlerim açıktı, nerede olduğumu biliyordum.
                                        Bu benim hatamdı
                                      Derhal oradan çıktım
                                   Aynı sokakta yine yürüdüm
                                 Yol kenarında bir çukur vardı.
                                    Ucundan yürüdüm geçtim
                                  BaĢka bir sokakta yürüdüm.”
                                                                               Portia NELSON
                                      SINAV KAYGISI

        Kaygı kiĢi duygusal yada fiziksel baskı altındayken ortaya çıkan bir tepkidir. Kaygı
hiçbir zaman korku değildir. Çünkü korkuda fiziksel varlığımızı tehdit eden unsurlar vardır.
Kaygıda ise fiziksel varlığımıza yönelik bir tehlike yoktur. Kaygıyı tamamen kendi olumsuz
düĢüncelerimiz sonucu üretiriz. Kaygının kaynağı belirsiz, korkunun kaynağı ise belirlidir.
Korku daha kısa sürelidir, kaygı ise daha uzun süre devam eder. Korku kaygıdan daha
Ģiddetlidir.
        Hazırlanması gereken derslerin birikip ağırlaĢması, sizden beklenenlerin fazlalığı ve
bütün bunları nasıl yapacağınızı bilmemeniz büyük bir yük oluĢturur ve bu da zamanla
bıkkınlık verir. Herkesin dönem dönem yaĢadığı bu usanma ve karamsarlık son derece
normaldir. Normal olmaya ise, gereksiz olan bu duygular karĢısında ümitsizliğe kapılarak,
kendinizi çaresiz ve güçsüz hissederek çalıĢmayı ve mücadeleyi bırakmaktır.
        Genel olarak insanlar kaygıyı, gelecek ile ilgili karamsarlık, baĢarısızlık, endiĢe,
umutsuzluk, karıĢıklık duyguları ile birlikte dile getirirler. Sınav kaygısı da böyle baĢlar.
“Sınavı kazanamazsam her Ģey biter, hayatım mahvolur, herkese rezil olurum” vb.
düĢüncelere kapılarak sınava girmeden kaygı hali baĢlar. Sınav kaygısı, sınav sonucunda
olumsuz sonuç umulduğu için olur.

        SINAV KAYGISI AMELĠYAT KAYGISINDAN YÜKSEK
        1985-1986 yılında MEF Rehberlik ve AraĢtırma Servisi‟nin 5212 MEF öğrencisi
üzerinde yaptığı bir araĢtırma son derece ĢaĢırtıcı bir sonuç vermiĢtir. AraĢtırma sonucuna
göre, üniversite giriĢ sınavına hazırlanan öğrencilerin kaygı düzeyi, genel cerrahi hastalarının
kaygı düzeyinden çok daha yüksek bulunmuĢtur. Gerçekte üniversiteye hazırlanan gençlerin
kaygı düzeylerinin yüksek olduğu öteden beri biliniyordu. Ancak hem bu kaygının ameliyat
edilmeyi bekleyen hastalardan kat kat yüksek olabileceği tahmin edilmiyordu hem de bu
durum ilk defa bir araĢtırmayla açık bir Ģekilde ortaya konuyordu.
        AraĢtırmanın ortaya koyduğu bir baĢka gerçekte kız öğrencilerin erkek öğrencilerden
daha yüksek kaygılı olduklarıydı. Bu sonuç araĢtırmacılar tarafından kızlara okumak için
verilen Ģansın erkeklerden daha az olduğu yönünde yorumlanmıĢtır. Rehberlik AraĢtırma
Servisi görevlilerinin belirlenen kaygı düzeyi yüksek öğrencilerden sık duydukları ifadeler
“Uyku uyuyamaz durumdayım, kazanmazsam mahvolurum, yemek yiyemiyorum, hayattan
hiçbir zevk almıyorum, istediğim yere giremezsem ölsem daha iyi” gibi ifadelerdi.

       SINAVDA BELLĠ BĠR KAYGI DÜYEYĠ GEREKLĠ

        Ruh bilim açısından sınav, engelin aĢılması, sorunun çözülmesi olarak yorumlanır.
Sınav sırasında ortaya çıkan kaygı anlık, durumluk yada belli bir zamanla sınırlı değildir.
Sınanma kaygısı, baĢı ve sonu olan bir süreçtir. Sınav öncesi, baĢka bir deyiĢle ısınma evresi;
sınavın yaĢandığı evre; sınav sonu yada durulma evresi vardır.
        Sınava hazırlananların veya girenlerin çok iyi bildikleri gibi, sınav öncesinde kaygı
düzeyi yavaĢ yavaĢ yükselir. Sınav yaklaĢtıkça yükselme artar. Sınav baĢlangıcında doruğa
ulaĢır. Sınav süresi içinde düĢüĢ gösterir. Sınav sonunda, kiĢinin baĢarı ve beklentisiyle
değiĢen durulma evresi baĢlar. Bu evre içinde de sınavın sonucu alınıncaya dek belirli bir
kaygı düzeyi söz konusudur. Özetle sınavlarda belirli bir kaygı düzeyi gereklidir. Ancak bu
kaygı düzeyi kiĢiden kiĢiye değiĢir.
    SINAV KAYGISI NEDENĠYLE GÖZLENEN OLUMSUZ DUYGU, DÜġÜNCE VE
                            DAVRANIġLAR

   Sınavı bilgi değerlendirmesi değil de kiĢilik değerlendirmesi olarak görmek.
   Derslere çalıĢmaya rağmen yetersizlik duygusu içerisinde olmak.
   ÇalıĢırken dikkat dağınıklığı, unutkanlık, öğrenilen konuların birbirine karıĢtırılması
   Çok çalıĢmaktan dolayı beynin dolduğunu düĢünerek bunalmak.
   AĢırı huzursuzluk, gerginlik, endiĢe hali.
   Önceki baĢarısızlıklardan dolayı yeni denemelerde de baĢarısız olacağı düĢüncesi.
   Önemli sayılan, kendine değer verilen insanların sevgi ve ilgilerini kaybetme.
   Sınavı kazanmayı, istenilen yere girmeyi mutlaka olması gerekiyormuĢ gibi düĢünmek.
   BaĢarısızlığı bir facia, mahvoluĢ, her Ģeyin sonu olarak görmek.
   Sınavı kazanamadığında nasıl üzüleceğini düĢünmek.
   Bütün bu nedenlerden dolayı, sınav yaklaĢtıkça yaĢanan panik duygusu.

      Kaygı esnasında nefes alıp vermemiz hızlanır, terlemeye baĢlarız, kelimeler
boğazımızda kalır, midemiz bulanmaya baĢlar ve bununla birlikte hafif tedirginlik duygusuyla
bizi rahatsız eder, o anki aktivitemizi olumsuz etkiler. Kaslarımız gerilmeye baĢlar, el ve
ayaklarda üĢüme, avuç içlerinde terleme olur. Nefes alıp vermede düzensizlik, kesik kesik
nefes alma, gerginlik, kalp çarpıntısı, bel ağrısı, mide ağrısı, ishal yada kabızlık, sürekli
tuvalete gitme ihtiyacı hissetmesi, sürekli yorgunluk, sürekli baĢ ağrısı, boyun kaslarının
gergin olması vb. gibi. Kaygı esnasında organizmada görülen bu olumsuz değiĢiklikler bizim
o anki aktivitemizi olumsuz etkiler. Bu gibi belirtiler bedensel hastalığın belirtileri de olabilir.
Bu belirtiler bireyde uzun zamandır gözlenmiĢ ve onun günlük yaĢamını etkiler dereceye
gelmiĢse, bireyin doktora gidip muayene olmasında fayda vardır.

    SINAV KAYGISIYLA BAġA ÇIKMADA BEDENĠ KONTROL ALTINA ALMA

     Öncelikle düzenli ve yeterli beslenmek gerekir.
     Spor yapmaya zaman ayırın. Bedensel durumunuza göre fiziki egzersizler yapın.
     Yüksek kaygı esnasında beden kimyasında bir takım değiĢiklikler olur. Bu
      değiĢikliklerin kaynağı bedenin sağlamıĢ olduğu kimyasal maddelerdir. Bu
      değiĢiklikler sonucu yaptığımız iĢler aksar. Bu da gevĢeme tekniğiyle giderilebilir.

       GEVġEME TEKNĠĞĠ

     Bedende yüksek kaygı sırasında ortaya çıkan zararlı kimyasal maddelerin
      giderilmesini sağlar.
     Bedeni kontrol altına almanın birinci yolu, doğru ve derin nefes almayı öğrenmektir.
      Böylece pratik bir rahatlama sağlanır.
     Doğru ve derin nefes vücutta damarların geniĢlemesini, bunun sonucu olarak da kanın
      (oksijenin) bedenin en uç noktalarına kadar ulaĢmasını sağlar. Vücutta oksijen
      oranının artması yüksek kaygı nedeniyle ortaya çıkan zararlı biyokimyasal maddeleri
      yok eder. Böylece birey duygusal olarak kendini rahat, dengeli ve sağlıklı hisseder.
    DOĞRU NEFES
   Bu çalıĢmayı açık havada veya iyi havalandırılan bir odada yapın.
   Bol ve rahat giysiler tercih edin.
   Solunum çalıĢmasına baĢlamadan önce bir iki dakika gevĢeyin. Gözlerinizi kapayın ve
    düĢüncelerinizden sıyrılmaya çalıĢın.
   Nefes alırken ağır ve derin nefes alınmalıdır.
   Nefes burundan alınmalı ağız kesinlikle kapalı olmalıdır.
   Akciğerin tamamı kullanılmalıdır.
   Nefes alma egzersizine baĢlamadan önce sağ elinizi göbeğinizin altına, sol elinizi
    göğsünüzün üzerine koyun.
   Nefes almadan önce ciğerlerinizin tamamını boĢaltın.
   Nefes alırken içinizden 1,2,3,4‟e (dört saniye) kadar sayarak ciğerlerinizin tamamını
    doldurun. Sonra iki saniye kadar durun. Ve sonra da 1,2,3,4,5,6‟ya (altı saniyede)
    kadar sayarak nefesinizi boĢaltın. 1,2, „ye (iki Saniye) kadar sayarak durun ve yine
    nefes egzersizine devam edin.
   5-10 kez nefes aldıktan sonra 1-2 dakika dinlenin.
   Soluk alırken içinize rahatlığın, huzurun, mutluluğun dolduğunu hayal edin ve bu
    durumun kan gibi vücudunuzun her köĢesine ulaĢtığını hissedin.
   Soluk verirken ise stresin ve onu oluĢturan etkenlerin soluğunuzla birlikte
    vücudunuzdan dıĢarı atıldığını hayal edin.
   Sınav stresine yakalanmamak için zamanınızı planlayın, amaçlı çalıĢın. Sorunun
    zorluk derecesine bakarak moralinizi bozmayın. Zor sorularda takılıp kalmayın.
    Zamanınız kaldığında bırakmıĢ olduğunuz zor sorulara geri dönersiniz. Sınav
    esnasında yanınızda bulunması gerekli sınav malzemelerin, sınav öncesinde evinizde
    iken mutlaka kontrol edin.

KAYGIYI AZALTMAK ĠÇĠN PRATĠK ÖNERĠLER
 Sınav için olumlu düĢünün. Sınavı bir ölüm kalım savaĢı haline getirmeyin. Sınav
  sonucunda baĢarısız olabileceğiniz düĢüncesi sizlere, birey olarak değersiz, hiçbir iĢe
  yaramayan akılsız bir kiĢi olacağınız yargısını getirmesin. Sınavda baĢarılı olursanız,
  bu sizin yaĢamınızdaki dönüm noktalarından birini geride bıraktığınız anlamına
  gelmektedir. Sınavda baĢarılı olmanızın sizin tek ve son amacınız ve seçeneğiniz
  olmadığını kendinize kabul ettirin. Gerçek olan da budur.
 Sınavdan önce zihninizde geçmiĢteki baĢarısızlıklarınızı değil, baĢarılarınızı
  vurgulayın. Kendinize, kendi değerinizin altında değer biçmeyin. “Ben aptalım, hiçbir
  Ģey beceremem” diye düĢünmeyin. Sınavda size yardımcı olmayacak düĢünce
  biçimlerinden uzak durun. “Kazanamazsam mahvolurum, baĢarılı olamazsam hapı
  yutarım” gibi düĢüncelerin hem problemi çözmeye katkısı yoktur, hem de kiĢinin elini
  kolunu bağlayarak güçsüz bırakır.
 Daha önceki baĢarısızlıklarınızda baĢarısız olma nedenlerini araĢtırın ve onları telafi
  etmeye çalıĢın. Bir baĢka deyiĢle, aynı sebeplerin bir baĢka baĢarısızlığa yol açmasına
  izin vermeyin.
 Sınav öğrencinin ilgi, yetenek ve çalıĢma alıĢkanlıkları ile kazanmıĢ olduğu bilgilerin
  değerlendirilmesidir. Sınav kiĢiliğin değerlendirilmesi değildir. Bu nedenle sınav
  baĢarınızla kiĢilik değerinizi eĢ görmeyin. Sınavlarda uygulanan testler kiĢilik testleri
  olmayıp bilgi ve baĢarı testleridir. Sınavda baĢarılı olursanız, bu sınav için gerekli olan
  bilgileri iyi öğrendiğinizi, baĢarısız olursanız iyi öğrenemediğinizi gösterir.
 Amaçlarınıza ulaĢmak için gerekli hazırlığın herkesle aynı sürede olmayacağını kabul
  etmelisiniz. Bazı öğrencilerin temel bilgileri kuvvetli, ilk ve orta öğretimde iyi eğitim
  almıĢ öğrencilerdir. Bu yüzden amaçlarına daha kısa sürede ulaĢabilirler. Kimi
  öğrencilerde temel bilgi eksikliği fazla olduğundan ya da olumsuz duygu ve
  düĢüncelerle ders verimini düĢürdüğünden amaçlarına ulaĢmak için daha uzun süreli
  bir hazırlık yapmak zorunda olabilirler. Yani sınavı kazanamamanın „ yeteneksizlik,
  yetersizlik, baĢarısızlık‟ anlamına gelmeyeceğini kabul etmelisiniz.
 Anne-babanızın, çevrenizin sizden beklentileri olmasını doğal karĢılamalısınız. Ancak
  bu beklentiye cevap veremediğinizde, çevrenizin gözünde değerinizin düĢeceği
  duygusu yanlıĢtır. Bu beklentilerin sizi teĢvik etmek amacıyla olduğunu bilmelisiniz.
 „Sınavı kazanmalıyım, mutlaka baĢarmalıyım, Ģu okula girmeliyim‟ yerine „ sınavı
  kazanmak istiyorum, mutlaka baĢaracağım, Ģu okula gireceğim‟ diye düĢünmek daha
  gerçekçidir. „........meliyim, ..........malıyım‟ Ģeklindeki ifadeler düĢünceleri istek
  olmaktan çıkarıp, yasa haline getirir. Bir isteği yerine gelmeyen kiĢi, bir baĢka isteğine
  yönelebilir. Oysa yasalar kesindir, uyulmamasının bedeli ağırdır. Bu sebeple
  isteğinizin bir tercih olduğunu, bir yasa olmadığını unutmayın.
 Sınavı kazanmak için Ģansınız çok yüksek bile olsa kendinize bir baĢka amaç düĢünün.
  Bu amacın hayatınıza neler kazandıracağı üzerinde durun. Sınavda baĢarılı olarak,
  esas amacınıza ulaĢmak birinci tercihinizdir. Birinci tercihinizi gerçekleĢtirmenizi
  diliyoruz. Ancak ikinci tercihinize yönelmek zorunda kalmanızda dünyanın sonu
  değildir. Eğer bu düĢünceyi içinize sindirebilirseniz gayretiniz ve çalıĢma isteğiniz
  azalmayacak, ancak elinizi kolunuzu bağlayacak Ģiddetteki sınav stresinden kurtulmuĢ
  olacaksınız ve sınav sizin için bir ölüm kalım savaĢı olma durumundan çıkacaktır.
 Sürekli baĢarılı olma, yarıĢma, yenme, üstünlük sağlama çabası içinde olmayın.
 GeçmiĢ baĢarısızlıkların küskünlüğünü yaĢamak yerine, gelecek baĢarıların yollarını
  araĢtırın. GeçmiĢteki hatalardan yararlanıp geleceğe umutla bakın. GeçmiĢe dönük
  saplantılar gelecekteki baĢarıları da engelleyebilir.
 Gençlik çağı umut ve beklentilerle doludur. YaĢam süreci içinde bu çağdaki
  umutlarınıza, beklentilerinize eriĢeceksiniz. YaĢam çizginizde zaman zaman iniĢ ve
  çıkıĢlar olabilir. Bu iniĢ ve çıkıĢlar gelip geçicidir. YaĢam sürekli sizin için yükselen
  bir çizgidir. YaĢamınızın iniĢ dönemine yansıyan bir baĢarısızlık bütün hayatınızı
  etkilemesin. BaĢarısızlıktan sonra mutlaka yeni çıkıĢlar ve baĢarısızlıklar gelecektir.
 Hiç unutmamalıdır ki, bütün hayat çalıĢma ve sınav demektir. ÇalıĢmanın ve sınavın
  baĢarılı olup olmayacağını önceden kesmek imkansızdır. Ancak bir nokta çok açıktır;
  yaĢam boyu daha bir çok sınav ve çalıĢmalar olacak, bunlardan kimi baĢarıyla, kimi
  baĢarısızlıkla sonuçlanacaktır.
             B A ġ A R I Y A G Ġ D E N Y O L (Verimli ÇalıĢma Teknikleri)
        BaĢarıya giden yol çok çalıĢmaktan geçmez. GeçmiĢte baĢarı için sunulan reçete çok
çalıĢmak olarak gösterilirdi. Oysa bugün baĢarı için çok çalıĢmak değil, etkili çalıĢmak
gerekmektedir. Etkili çalıĢma öğrencinin uyku ve okul saatleri dıĢında kalan zamanını
kontrol altına almasıdır. Etkili çalıĢmada çalıĢma, dinlenme, eğlenmeye hepsine ayrı ayrı yer
vardır.

         Çok çalışmak değil, ETİKİLİ VE VERİMLİ ÇALIŞMAK HEDEFE ULAŞTIRIR.
                                                                                         
Amacın Belirlenmesi
       BaĢarılı olabilmek için öğrencinin amacını açık ve net olarak belirlemesi gerekir.
Amaçlar özeldir. KiĢiye özgüdür. Herkes okuduğu için okumayı, herkes gittiği için
üniversiteye veya Liseye gitmeyi istemek gerçekçi değildir. Böyle genel bir amaç insanı
mutlu etmez.

             Seçeneklerinizi başkası belirliyorsa, seçiminiz size ait olamaz.

       Amaca ulaĢmak için günlük, haftalık, aylık, yıllık programların yapılması Ģarttır.
Günlük ve haftalık programlar içinde amacına zaman ayırmayan kiĢi amaç sahibi değil, hayal
sahibidir.

           Amaçlar davranışları başlatır, sonuçlar bu davranışları sürdürür.

        Amacını belirleyen kiĢinin, amacını düĢünmesi yetmez. Amacını çalıĢma masasının
karĢısına bir kartona yazarak asması gerekir. Örneğin"Ben Bilgisayar Mühendisi olmak
istiyorum" gibi. Böyle bir tutum insanın hayallere dalmasını önler. BoĢ zaman etkinliklerini
planlamasını sağlar.
        BaĢarılı insan belirlediği amaçlarına belirli bir zaman dilimi içinde ulaĢmıĢ kiĢidir.

HERġEYDEN ÖNCE: Kendinize bir program yapın. (Günlük, haftalık, aylık...)

             Program, karmaşanın sıraya konulmuş halidir.
ÇalıĢma Programı
         BaĢarı programla gerçekleĢir. Ancak gözlemlerimiz ve yaptığımız anketler sonucunda
az sayıda öğrencinin planlı çalıĢtığını göstermektedir. Fakat hayatta baĢarıya ulaĢmıĢ insanlar
amacını belirlemiĢ ve amacına yönelik bir plan yapmıĢ olanlar arasından çıkar.
         Verimli çalıĢmanın temel ilkelerinden zaman denetiminin sağlanmasıdır. Okul saatleri
dıĢındaki zamanı program altına alırsak, zamanı da denetim altına almıĢ oluruz. Zaman
denetimi planlı ve programlı çalıĢmayı da beraberinde getirir. Öğrencilerimizin zamanı
denetim altına alması, baĢarılarını da kontrol altına alması demektir. Yani baĢarı için program
Ģarttır. O halde çalıĢma programı nasıl hazırlanmalıdır?
         ÇalıĢma programını hazırlamaya baĢlamadan önce dikkatimizin kaç dakikada
dağıldığını belirlememiz gerekir. Dikkatimiz 40 dakikada dağılıyorsa,40 dakikadan sonra
masa baĢında oturmamız hem zaman hem de enerji kaybıdır. Bunun için çalıĢma saatlerini
40'ar dakika olarak programa almamız gerekir. ÇalıĢma sürelerinin aralarında giderek artan
dinlenme süreleri olmalıdır. Birinci, ikinci çalıĢma arası dinlenme süresi 10 dakika ise 3. ve 4.
dinlenme süreleri 15 dakika olmalıdır. Dinlenme sürelerini istediğimiz Ģekilde
değerlendirebiliriz. Ancak 10 dakika için televizyon seyretmek hiç bir zaman bunlardan biri
olmamalıdır. Dinlenme aralarında ödül olarak çay, pasta, meyve ikramlarını kabul edebiliriz.
        Okuldan çıktıktan sonra üstümüzü değiĢtirip, dinlenmemiz ve beslenmemiz, ders
çalıĢma ortamının hazırlanması verimimizi artıracaktır. Programda çalıĢma, dinlenme,
eğlenme ve yemek süreleri açıkça belirtilmelidir. Evde hangi saatlerde yemek yeniyorsa o saat
bizim için hem yemek hem de eğlenme demektir. ÇalıĢma programı anne baba ile beraber
hazırlanmalı ki uygulamada da beraberlikler olsun. Her gün değiĢen saatlerde yemek yemek
programın uygulanabilirliğini zorlaĢtıracaktır. Zaman kaybına sebep olacaktır.
       Bu Ģekilde hafta içi ve tatil günleri için çalıĢma ve eğlenmeyi içine alan çalıĢma
programı hazırlanıp çalıĢma odasına ve evin görülebilir bir yerine asılması uygun olur.
Uygulamasına karar verilerek yapılan çalıĢma programıyla anne babalar, çocuklarının az mı
ders çalıĢtı, çok mu çalıĢtı, verimli olabilecek mi kaygısıyla sürekli ders çalıĢ, çalıĢ demekten
kurtulacaklardır. Ġlk zamanlarda zorlansak ta daha sonra kendiliğinden programa alıĢtığımızı
göreceğiz. ÇalıĢma programı çok katı olmamalıdır. Televizyonda istediğimiz bir programı
izlemek için çalıĢma programı ayarlanmalıdır. Fakat bu geçen zaman çalıĢma programına
eklenmelidir.

SONRA ... Odanızı düzenleyin...
Uygun bir çalıĢma ortamı seçin. ÇalıĢma yeri derli toplu, yalın ve gürültüsüz olmalı. Ayrıca
yeterli ıĢık ve ısıda olmalıdır. ÇalıĢmanızı engelleyen, dikkatinizi dağıtan posterler, telefon,
televizyon, bilgisayar, müzik seti, gibi tüm uyaranları kaldırın. Posterler göz önündeyken
dikkatiniz çabuk dağılır, baĢınızı kaldırdığınız anda gözünüze takılır ve hayallere
dalabilirsiniz. Onları görüĢ alanınızdan uzaklaĢtırın.

 ÇALIġMA MASANIZI DÜZENLEYĠN. ÇalıĢacağınız dersle ilgili tüm dokümanlar
  masanızda yada masanın önündeki rafta bulunsun.
 Odanız yoksa evin bir odasını, çalıĢmanıza uygun hale getirebilirsiniz. Veya evin bir
  köĢesini çalıĢmanız için düzenleyebilirsiniz.
 Masanız yoksa, var olan masayı belirli saatlerde iĢgal edebilirsiniz. Örtüsünü değiĢtirip,
  size çalıĢmayı çağrıĢtıracak bir hale getirebilirsiniz.
 ÇALIġMAYA BAġLAMADAN ÖNCE DĠNLENMĠġ OLMALISINIZ.
 Yemekten hemen sonra çalıĢmaya baĢlamayın.
 Aç karnına da ders çalıĢmayın.
 OturuĢunuz dik olsun, yayılarak ders çalıĢmayın.
 Yatarak çalıĢmayın.
 Oturduğunuz sandalye çok yumuĢak ya da çok sert olmasın.
 MÜZİKLE ders çalışmayın. Çünkü müzik odaklanmanızı engeller. Dikkatinizin
  dağılmasına, hayal kurmanıza yol açar. Biliyoruz müzik dinlemek bir alıĢkanlık ve bunu
  değiĢtirmeyi düĢünmüyorsunuz. Müziğin sizi rahatlattığını düĢünüyorsunuz. Doğru
  rahatlatır. Hayal kurmanızı sağlayacak kadar...

       Beyin aynı zamanda iki zihinsel faaliyeti yapamaz.

 TELEVİZYON... Televizyonunuzu odanızdan çıkarın. Ya da sadece belirli programları
izleyin. Dizilere de takılmayın.
 TELEFON... Tam derse başladınız.... Yoğunlaştınız... Zırrr.... Arkadaşınız... Biraz
sonra yine bir başka arkadaşınız.... ArkadaĢlarınıza planlı ve sistemli çalıĢtığınızı, belirli
zamanlar dıĢında sizi aramamalarını söyleyin. Yani HAYIR demeyi öğrenin. Biliyoruz onları
   kırma istemiyorsunuz. Eğer durumunuzu onlara anlatırsanız sizi anlayacaklardır. Onlardan
   destek isteyin. Yada kesin çözüm: ÇalıĢtığınız saatlerde telefonunuzu kapatın.

Öğrenme yorgunluk yapmaz. Önemli olan bir konu nasıl öğrenilir bunu bilmektir.

   HAYALLERİNİZ...Tam güzel çalıĢmaya baĢlamıĢken bir de baktınız ki saatler geçmiĢ, aynı
   sayfadasınız, hayal dünyasına dalmıĢsınız.

Saatler, sadece, geçen zamanı değil, kazandığımız ve yitirdiğimiz zamanı da gösterir.


   HAYALLERĠNĠZDEN VAZGEÇMEYĠN...Onları ödül olarak kullanın. 5-10 dakika
   kendinize hayal kurma izni verin. Sonra keyifle çalıĢmaya baĢlayın. Eğer hayal kurmayı
   kesemiyorsanız masadan kalkın, dolaĢın, yüzünüzü, gözünüzü yıkayın, hava alın ve
   TEKRAR DERSE BAġLAYIN.
    ÇalıĢmaya baĢlamak için ĠLHAM GELMESĠNĠ BEKLEMEYĠN...
    ÇalıĢırken kolaydan zora doğru bir yol izleyin.
    Bir konuyu bitirmeden ara vermeyin.
    45‟er dakikalık çalıĢma süreleri ile 10‟ar dakikalık dinlenme süreleri koyun.
    10 dakika için asla Televizyonun açık olduğu odaya girmeyin.
    BaĢaramama korkusuyla ders çalıĢmayın. Kendinize güvenin, baĢaracağınıza inanın.
    AĢırı güven tehlikelidir.
    Unutmayı önlemek için günlük, haftalık, gerekirse aylık TEKRARLAR yapın.
    UYKU ÖNCESĠ SON TEKRAR çok önemlidir. Öğrendikten sonra uyuyunca, devreye
      baĢka uyaran girmeyeceğinden sabah kalktığımızda öğrendiklerimizin hatırlanması
      kolaylaĢacaktır.

   Sürekli ÇalıĢma ve Tekrar
            Ġnsan öğrendiğini çok çabuk unutur. Tekrar etmek unutmayı en aza indirir.
   Tekrarlama yapılmazsa öğrenilmiĢ olanın % 80'ni unutulur. Düzenli tekrarlar yapmak
   hatırlama düzeyini korur. Bunun için çalıĢma sürelerinden en az birinin tekrara ayrılması
   uygun olur.
   Ġyi Bir Dinleyici Olmak
           Ġyi bir dinleyici olmanın temel Ģartı iyi not tutmak; iyi not tutmanın yolu da iyi bir
   dinleyici olmaktır. Dersi derste öğrenmenin yolu, söyleneni iyi dinlemekten ve not tutmaktan
   geçer. Bu iki hususa dikkat edenler daima baĢarılı olmuĢlardır.

   ÇalıĢma Disiplini
          Bir öğrencinin çalıĢtığı dersten verim alabilmesi normal bir çalıĢmayla üstün bir baĢarı
   elde edebilmesi için ; çalıĢma sistemini gözden geçirmesi gerekir. Masanın baĢına geçip
   çalıĢmaya baĢlamak baĢarı için yeterli bir sebep değildir. Orada kendini derse motive etmesi,
   çalıĢma isteğini kararlı bir Ģekilde uygulaması da gereklidir. Hatta çalıĢmaya baĢladığında dıĢ
   dünya ile bağlantılarını hafifletmeli, kendisini derse konsantre etmelidir. Birçok
   arkadaĢımızdan duyarız : "Her gün 3-5 saat ders çalıĢıyorum, ama bir türlü istediğim baĢarıya
   ulaĢamıyorum" Hayır, hayır! Bir odaya kapanıp orada 3-5 saat kitap karıĢtırıp ders yapıyor
   gözükmek çalıĢmak değildir.

   ÇalıĢmanın Usulünü bilmek
            Ders çalıĢmayı canımız isteyince, aklımıza gelince yapılan bir iĢ olmaktan çıkarıp,
   belirli bir metot, plan ve program çerçevesinde yeniden düzenlemeliyiz.
-   Önyargısız olmak. ( Örneğin; Matematik zor bir derstir, ben yapamam denilmemeli)
-   Yapılacak olan iĢi gerektiği kadar bölümlere ayırmak
-   En basit ve bilinmesi en kolay olandan baĢlamak
-   Öğrenilenlerin tekrarını yapmak.


Günlük Plan Örneği
17.40-18.20 Günlük tekrar. (Ayrı bir deftere o gün öğrenilen konuların özetini çıkararak
yapabiliriz.)
18.20-19.00 Yemek ve dinlenme
19.00-19.40 Ödevlerin yapılması
19.40-19.50 Dinlenme
19.50-20.30 Ödevlere devam veya önceki konuların tekrarı
20.30-20.40 Dinlenme
20.40-21.20 Yarınki derslere hazırlanma.
21.20-21.30 Dinlenme
21.30-22.00 Kitap okuma
10.00-10.30 Öğrenilen konuların son bir kez tekrar edilmesi
10.30-11.00 Yatmaya hazırlık ve uyumaya baĢlama.

        Yazılı Sınav Zamanı
        Yazılı sınavlar zamanında ise yukarıda belirtilen tekrar, ödevlerin yapılması ve yarına
hazırlık çalıĢmaları yine mutlaka yapılmalı ancak süreleri daha kısa tutulabilir. Gece 11.00 „
den sonra kesinlikle çalıĢmayalım. Verimli olabilmek, dikkatimizi artırmak için gece
uykumuzu almak zorundayız.

       BAġARININ SIRRI;

  BaĢarıya Ġnanmak
      Bir kiĢi Ģunu yada bunu yapamayacağına inandığı sürece, bunları yapmamaya kararlı
demektir; sonuçta, baĢarılı olması imkansızdır.

  UlaĢılabilir Bir Hedef Belirleme
       BaĢaramama korkusuyla yatıp kalkıyorsanız, iyi bilin ki yanlıĢ yapıyorsunuz.
Korktuğunuz Ģey baĢınıza gelir. Her türlü korkuyla birlikte, dersleri, sınavları ve ÖSS‟yi
baĢaramama korkusunu da defterinizden silin. Sadece çalıĢmayla, baĢarıyla ve baĢarının
sonuçlarıyla ilgilenin. BaĢarıyı yaĢayın. YaĢadığınız gibi olursunuz.

 Sistemli ÇalıĢma
Ali Fuat BaĢgil: “Verimli çalıĢabilmenin 3 esası vardır;
 Biri bedeni,
 biri hissi,
 biri aklidir.

       Bedeni Ģart    : Sağlıktır.
       Hissi Ģart     : ÇalıĢmayı sevmektir.
       Akli Ģart      : ÇalıĢmanın usulünü bilmektir.
                             ÖĞRENMEDE OKUMANIN ÖNEMĠ

        Okuma bireyin bilgi düzeyini artırır. Ona yeni düĢünce olanakları yaratarak, genel
kültürünü geliĢtirmesini sağlar. Çok genel bir anlamda, denilebilir ki, okuma, bir konuyu
öğrenmek için “yazıya geçirilmiĢ bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlama yada
aynı zamanda seslere çevirme” iĢidir.
        Ġster öğrenci ve isterse yetiĢkin olsun, bugün herkes dünden daha çok okumak
zorundadır. Öğrencilikte yüksek bir okul baĢarısı, yetiĢkinlikte de iyi bir iĢ sahibi olmak ve bu
iĢte yükselebilmek, her zaman olduğundan daha çok okumayı gerektirmektedir.
        Anlayarak okuma, her Ģeyden önce, istekli ve ilgili olmayı gerektirir. Ancak, bu yeterli
değildir, okuma tekniklerinin de bilinmesi gerekir. Okurken dudak kıpırdatmak, baĢı sağa sola
oynatmak, okuma sırasında baĢka Ģey düĢünmek, okunan metni parmakla izlemek, parlak ıĢık
altında okumak vb. nedenler etkili okumanın gücünü azaltmaktadır.
        Okulda öğrenme, dinleme kadar büyük ölçüde, okumaya dayanır. Çünkü, okul
yaĢamında öğrenilecek gereçler çoğunlukla yazılı metinlerden oluĢurlar. Bu yüzden okuma
yeteneği düĢük olan öğrencilerin derslerinde baĢarılı olmaları çok zordur.
        Okumada verimi artırmak demek, “okunan yazılardan isteneni, olabildiğince kısa bir
zaman ve enerji harcayarak elde etmek” demektir. Bu nedenle, etkili okuma tekniklerini
bilmek, kiĢiye okuduğunu anlama ve okuma araçlarını seçme yeteneğini kazandırır. Anlatım
gücünü ve sözcük dağarcığını geliĢtirir, zamandan ve harcanacak enerjiden tasarruf yapma
imkanını sağlar. Bunun için “nasıl”, “ne zaman”, “neyin” okunması gerektiğini bilmek
gerekir.

       Okuma sesli ve sessiz olmak üzere ikiye ayrılır:
        Sessiz okuma da kendi içinde; göz atma, çabuk okuma, düzgülü okuma ve ağır okuma
olarak gruplara ayrılır.

       ETKĠN OKUMAYI ENGELLEYEN DURUMLAR
       Okuyucunun etkin okumayı engelleyen durumlardan sakınması gerekir. Bu durumlar
Ģunlardır:
        Gözlerin bir heceye takılması
        Ses tellerinin kımıldaması
        Dudak kıpırdatarak okuma
        Ġçten okumak
        Okurken sık sık geriye dönmek
        Birden çok sözcüğü bir arada okuyamamak
        Dikkati toplayamamak
        HoĢlanılan sözcüklerde okuma hızını yavaĢlatmak
        Yazının ana düĢüncesine çabuk ulaĢamamak

     ETKĠN OKUMAYI ENGELLEYEN DURUMLARDAN KURTULMAK ĠÇĠN
   NELERE DĠKKAT EDĠLMELĠDĠR.
      DeğiĢik konulu yazılar okunmalıdır.
      Belirli bir süre içinde (zaman diliminde) okumaya çalıĢılmalıdır.
      Okurken bir anda daha çok sözcük görülmeye çalıĢılmalıdır.
      Daha çok okumaya kendini zorlamalıdır.
      Okurken ana düĢünceye ulaĢmaya çalıĢılmalıdır.
      Okunan metne kendini vermeye çalıĢılmalıdır.
   Okunan metni anlama konusunda, kendine güven duymalıdır.
   Okuma dudaklarla değil beyinle sürdürülmelidir.

       ĠYĠ OKUMA ALIġKANLIĞI KAZANMANIN YOLLARI

   Her okuma belirli bir amacı gerçekleĢtirmek için yapılmalıdır. Bir baĢka anlatımla,
    okuma amaçlı olmalıdır.
   Okumada sözcükler gözle izlenmeli, parmak yada kalemle izlenmemelidir.
   Hızlı okumak için sözcük bilgisi geliĢtirilmelidir.
   Okurken cümle içerisinde karĢılaĢılan yen sözcüğün anlamı çıkartılamıyorsa
    sözlüğe baĢvurulmalıdır.
   Anlamayı kolaylaĢtırmak için sözcükler doğru okunmalı ve birbirine benzeyen
    sözcükler karıĢtırılmamalıdır.
   Dikkat, okunan metnin üzerinde toplanmalı ve çevreyle ilgilenilmemelidir.
   Okuyanın kafasından okunan metin ile ilgili sorular bulunmalı, okuma bu sorulara
    yanıt verilmek üzere yapılmalıdır.
   Okumada, tek tek sözcükleri okumak yerine, bir bakıĢta düĢünceyi anlamaya
    yetecek sayıda sözcük okunmaya çalıĢılmalıdır.
   Okumada göz ile okunan metin arasında 30 cm‟den az olmayan bir uzaklık
    bulunmalıdır.
   Okuma hızını artırmak için okuma alıĢtırmaları yapılmalıdır.
   Okurken gözler geriye kaydırılmamalı ve gözler yorulduğunda dinlendirilmelidir.
   Okuma yazım kurallarının gerektirdiği ilkelere uygun olmalı ve okurken beden,
    yazının üzerine bükülmeden dik tutulmalıdır.
   Okumaya baĢlanılmadan önce metin üzerinde genel bir tarama yapılarak yazının
    planı ve ana düĢüncesi bulunmaya çalıĢılmalıdır.
   Okuduktan sonra (özellikle ders ile ilgili konularda) yazıdan neyin anlatılmak
    istendiği düĢünülmelidir.
   Okurken teknik terimler atlanmamalı, anlamları öğrenilmelidir.
   Okuma öğrenmek amacıyla yapılmalı, bunun için okumada acele edilmemelidir.
    Acele etmek tembelliğin bir baĢka biçimidir.
   Zor konular bir kez okumakla yetinilmemeli, bu yüzden okunan metin yeterince
    anlaĢılmadan bir baĢkasına geçilmemelidir. AnlaĢılmaya metin yeniden
    okunmalıdır.
                                      ÇATLAK KOVA

        Hindistan‟da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük
kovayla su taĢırmıĢ. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaĢan uzun
yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve
ulaĢtırabilmiĢ. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiĢ. Sucu her seferinde
patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiĢ. Sağlam kova baĢarısından gurur
duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç
duyuyormuĢ. Ġki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiĢ.
“Kendimden utanıyor ve senden özür dilemek istiyorum.” DemiĢ.
        “Neden ?...” diye sormuĢ sucu. “Niye utanç duyuyorsun?...”
        Kova cevap vermiĢ.
        “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdırdığım için taĢıma görevimin sadece yarısını
yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalıĢmana rağmen,
emeklerinin tam karĢılığını alamıyorsun.” demiĢ.
        Sucu Ģöyle demiĢ.
        “Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.”
Gerçekten de tepeyi tırmanırken patikanın bir kenarındaki yabani çiçekleri ısıtan güneĢi
görmüĢ. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiĢ ve
yine sucudan özür dilemiĢ. Sucu kovaya sormuĢ.
        “Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek
olmadığını fark ettin mi?... Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan
yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan
dönerken sen onları suladın. Ġki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronun
sofrasını süsledim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaĢayamayacaktı.”
        Farkında mısınız hepimiz aslında çatlak kovalarız. Tanrı‟nın büyük planında hiçbir Ģey
ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızla birlikte gerçek
gücünüzün oluĢtuğunu bilirseniz eğer, siz de güzelliklerin yaĢanmasına sebep olabilirsiniz.
        Sevgili dostlar!
        Siz hangisi olmak isterdiniz.....

        ĠYĠ NĠYETLE...
        Ġyi niyetli ve yardımsever bir arkadaĢımla bir gün doğada gezerken, kozasından
çıkmaya çabalayan bir kelebek gördük. Kelebek liflerin arasından sıyrılmaya çabalıyordu.
Yardımsever arkadaĢım hemen kelebeğin imdadına koĢtu. Dikkatlice kozanın liflerini sıyırdı,
kozayı araladı ve kelebeğin fazla çabalamadan kozadan çıkmasını sağladı. Ancak kelebek
kozadan kolaylıkla çıktıysa da , biraz çırpındı ve uçamadı.
        Yardımsever arkadaĢımın göz ardı ettiği gerçek Ģuydu; kanatlar, ancak kozadan çıkma
çabalarıyla güçlenir ve uçuĢa hazırlanır. Kelebek kendini kurtarma çabalarıyla aslında
kaslarını geliĢtirmekte, kendini ayakta tutacak, güçlü kılacak, uçmaya hazırlayacak hareketleri
çabalarıyla öğrenmekteydi. Yardımsever arkadaĢım iĢini kolaylaĢtırarak kelebeğin
güçlenmesine engel olmuĢtu. Kelebek hiçbir zaman özgürlüğü tanımadı. Kelebek hiçbir
zaman gerçekten uçamadı.
        Gerçek sevgi çocuğun her Ģeyini kolaylaĢtırmak mı, yoksa çabalarına saygı göstererek
geliĢmesine, hayata hazırlanmasına ve sürekli bize güveneceğine, kendine güvenmesine
imkan sağlamak mı?
             ÖĞRENCĠYĠ TANIMANIN ÖNEMĠ VE TANIMA YOLLARI

        Rehberliğin tanımında ifadesini bulan “Kendini gerçekleĢtirme”nin sağlanabilmesi
için ilk adım, öğrencinin tüm özellikleri ile tanınmasıdır. Hedef öğrencinin kendini
gerçekleĢtirmesi olduğuna göre buna ulaĢmada öncelikle uygun koĢulların oluĢması gerekir.
ÇeĢitli gereksinimlerinin karĢılanmadığı, sorunların giderilmediği ortamlarda kiĢi kendini
gerçekleĢtirme yönünde çaba sarf etmeyecektir. Öğrencinin gereksinimleri karĢılandığı
sorunlarının çözüldüğü ya da çözdüğü oranda baĢarısı artacaktır. Unutmamak gerekir ki her
öğrenci kendini gerçekleĢtirebilir. Her öğrencinin bedensel, zihinsel, duygusal ve ruhsal
yapıları birbirinin aynısı değildir. Olaylardan etkilenme ve etkileme güçleri farklı farklıdır. Bu
nedenlerden dolayı öğrencinin kendini gerçekleĢtirebilmesi için uygun koĢulların
oluĢturulması, tüm özellikleri ile, farklılıkları ile tanınması ve kendisini tanımasına da yardım
edilmesi gerekmektedir.
        Öğrenciyi tanımamız, davranıĢlarının, baĢarılarının yada baĢarısızlıklarının,
sorunlarının nedenlerini bulmamızı ve bu doğrultuda eğitmek için yerinde ve olumlu kararlar
almamızı sağlayacaktır. Öğrencinin kendini tanıması da; sorunlarının farkında olmasını ve
çözebilme yeteneği kazınmasını, çevresiyle dengeli ve sağlıklı bir uyum içerisinde olmasını,
kapasitesini geliĢtirmesini, gerçekçi kararlar almasını sağlayacaktır.

       ÖĞRENCĠYĠ KĠM TANIYACAK?

        Öğrenci ile iletiĢim halinde olan herkes öğrenciyi tanımaya çalıĢmalıdır. Öncelikle
öğretmenin tanıması gerekir. Çünkü öğrencinin eğitimi-öğretimi için en önemli, bilimsel ve
iĢlevsel görevi öğretmen üstlenmiĢtir. Öğretmenin yanı sıra anne-baba, yönetici, psikolojik
danıĢma (rehber öğretmeni) öğrenciyi tanımalıdır. Ayrıca öğrencinin kendisini tanıması da
önemlidir.

       ÖĞRENCĠYĠ NEREDE VE NE ZAMAN TANIYACAĞIZ?

        Okulda, evde, sokakta yani bir ortamda tanımaya çalıĢmak öğrencinin davranıĢlarının
nedenleri eğitim ve rehberlik için yararlı bilgiler edinilmesini sağlayabilir.
        Öğrenciler her ortamda her zaman tanınmalı çünkü, çocukluk ve gençlik dönemlerinde
geliĢim oldukça hızlı ve ani olmalıdır. Alınan kararlar kısa bir süre sonra yeni duruma
uymayabilir. Bu nedenle tanımada süreklilik gereklidir. Gözlem yapmak öğrenci hakkında
öğretmene ipucu verecektir. Farklı özelliklerin ve sorunların belirlenmesinde gözlem etkili bir
tekniktir.

       ÖĞRENCĠNĠN NELERĠNĠ BĠLMELĠYĠZ?

       Öğrencinin eğitim – öğretiminde baĢarı sağlayabilmesi için tüm yönleriyle Ģarttır.
Ġnsan; beden, zihin, psikolojik yapısıyla bir bütündür. Yardım bu bütünün tümüne yöneliktir.
Öğrencide tanımamız gereken yönler ;
       1. Bedini
           a. Ġskelet yapısı
           b. Duyu organları
           c. Sınır sistemi
           d. Hormonal yapısı
       2. Yetenekleri ;
           a. Genel yetenekleri; Ģekil-sayı, dil, karĢılaĢtırma
           b. Özel yetenekleri; resim ve müzik, spor, eliĢi, soyut düĢünme, mekanik
      3. Ġlgiler, sevdiği –sevmediği Ģeyler ;
         a. Mesleğe yönelik
         b. BoĢ zamanları değerlendirmeye yönelik
      4. Değerleri
         a. GösteriĢ, yardımseverlik, değiĢiklik, iĢbirliği, sebatlılık, karĢı cinsle iliĢkiler,
             yeteneği kullanma, liderlik, kazanç, ün sahipliği, düzenlilik, yatırımcılık vb...
      5. Tutumları
         Belli konu ve olaylara karĢı düĢünceleri
      6. Zihinsel faaliyetleri
         Zihinsel faaliyetleri
      7. Psikolojik yapısı
         Sıkılgan, dıĢa dönük, takıntılı düĢünceleri, neĢelilik, kendine güven, saldırganlık,
         aĢırı hareketlilik, kıskançlık, yalancılık, hırsızlık, korkuları, aĢırı Ģüphecilik vb..
      8. Çevresi
         a. Ailesi: Eğitim durumu, kardeĢ sayısı, geliri, oturduğu yer, boĢanma, öz-üvey,
             ölü-sağ, olup olmama durumları, alile uyumları, ailede baĢka kimlerin
             yaĢadığı, meslekleri vb..
         b. Okul : baĢarıları, baĢarısızlıkları, ilgi duyulan-duyulmayan dersler, öğrenim
             geçmiĢi, ilgi ve alıĢkanlıkları, ders çalıĢma yöntemleri, yetenekleri vb..
      9. Sağlık Durumu
         Geçirdiği ağır hastalıklar, kalıtsal hastalıklar, geçirdiği kazalar, hastalıklara karĢı
         dayanaklılığı, sıkça hastalanıp-hastalanmadığı, beslenme alıĢkanlıkları ve anılan
         önlemler.

     ÖĞRENCĠYĠ TANIMADA KULLANILABĠLECEK TEST VE TEKNĠK VE
                         YÖNTEMLERĠ

Bireyi tanıma teknikleri kullanılırken Ģu ilkeler göz önüne alınmalıdır;
 tek bir ölçme aracı bireyi tanımada yeterli değildir.
 Birey her yönüyle tanınmalıdır.
 Asıl amaç bireyin kendini tanımasına yardımcı olmaktır. Bu nedenle uygulanacak teknik;
    tanımak istediğiniz özelliğe uygun seçilmelidir.
 Uygulanacak tekniklerin tümü ayrı ayrı yorumlanmak yerine bir bütün olarak
    yorumlanmalıdır.
 Sonuçları kullanılmayacak teknikler uygulanmamalıdır.
 Teknikler uygulanırken uygun ortam yaratılmalıdır.
 Sonuçların gizli kalacağı bireye iyice anlatılmalı ve bu konuda güven oluĢturulmalıdır.
 Yapılacak çalıĢmanın amacı hakkında mutlaka açıklama yapılmalıdır.
 Uygulama sonuçları sadece araĢtırmacı ve öğrenciyi ilgilendirir, sonuçlardan sadece
    öğrenciye bilgi verilmelidir. KiĢiye özel bilgilerin toplu olarak açıklanmasından
    kaçınılmalıdır.
Bireyi tanımada kullanılabilecek test teknik ve yöntemler;
- Otobiyoğrafi                                       - kimdir bu?
- GörüĢme                                            - Kime göre ben neyim?
- Sosyometri                                         - BaĢarısızlık nedenleri anketi
- problem tarama listesi                             - Gözlem
- boĢ zamanları değerlendirme anketi                 - Aile envanteri
- öğrenci tanıma fiĢi                                - Snellen görme tarama testi
      ÖĞRENCĠYĠ TANIMA FĠġĠ
A. Çocuğa Ait Bilgiler
1. Çocuğun kimliği
   Adı – Soyadı:
   Doğum yeri ve tarihi :
   Cinsiyeti :
   Okulu ve sınıfı
2. KardeĢ durumu
   Varsa kardeĢ sayısı :
   YaĢları ve cinsiyetleri:
   Ölenler varsa ölüm sebepleri :
   Çocuğun kardeĢleriyle iletiĢimi:
3. Çocuğun beslenme ve sağlık durumu
   Geçirdiği hastalıklar, kazalar ve etkileri
   Sık sık hastalanır mı?
   Yemek yeme tutumu :
   Sevdiği besinler :
4. Her hangi bir özrü var mı?
   Varsa buna karĢı tutumu :
   Özürünün türü ve derecesi (tıbbi açıdan):
   Ne zaman baĢladığı ? Ve sebebi :
   Nasıl farkına varıldığı
   Tedavi görüp görmediği:
   Özel eğitim almasının gerekip gerekmediği : (normal okula gidemeyecek durumda mıdır?
   Neden?
   Özrünün bir cihaz kullanımının gerektirip gerektirmediği :
5. Temel alıĢkanlıklarını kazanıp kazanmadığı :
   Tuvalet eğitimi :
   Temizlik alıĢkanlığı kazanmıĢ mı?
6. Doğum durumu
   Nerede doğduğu (hastanede, evde) doğumu kimin yaptırdığı
   Doğumun zor veya kolay olduğu
   Doğduğu anda çocuğun görünümü :
7. Zihin özellikleri ve dil geliĢimi
   Aileye göre zeka durumu
   Dikkati
   Ne zaman KonuĢtuğu
   ġimdiki konuĢma durumu
8. Ruhi özellikleri
   NeĢeli – durğun
   Sempatik – asık suratlı
   Uysal – inatçı
   Kendine güveni olup olmadığı
   KarĢılaĢtığı olaylar karĢısındaki tutumları
   Varsa bunların dıĢındaki özellikleri
9. Sosyal özellikleri
   En çok sevdiği oyunlar
   Oyuna düĢkünlük derecesi
   Yalnız mı yoksa arkadaĢlarla oynamaktan mı hoĢlandığı
   ArdaĢları kendinden büyük müdür, küçük müdür?
    Oyunda arkadaĢları ile olan iliĢkileri
10. ilgileri
    En çok hangi oyuncakları ilgi duyduğu
    Hangi mesleklere karĢı ilgi gösterdiği
    Resim, müzik ve spora karĢı ilgisi
11. Hayal gücü
    Kendi kendine hayal kurma ve konuĢur mu?
    Olmayan hadiselere olmuĢ gibi anlatır mı?
    Rüyaların anlatır mı?
    En çok ne çeĢit rüyalar görür?
B. Çocuğun ailesi ile ilgili bilgiler
                            Anne ve babanın öz olup olmadığı
   Annenin yaĢı, kaç yaĢında evlendiği
   Annenin öğrenim durumu, iĢi, kazancı
   Ana babanın çocuklarına karĢı tutumu, ayrım yapıp yapmadıkları
   Babasının yaĢı, kaç yaĢında evlendiği
   Babanın öğrenim durumu, iĢi kazancı
   Ana babasın çocuğunun beğendiği, beğenmediği davranıĢları
   Ana babanın, varsa çocuğun özrüne karĢı tutumları
   Çevreden saklıyor mu? Utanıyor mu?
   AĢırı koruyucu bir tutum sergiliyor mu?
   Özrü olduğu için kabul edebiliyor mu?
   Çocuk çevreden yalıtılıyor mu?
   Anne baba arasında geçimsizlik var mı?
   Çocuğun yanında kavga ediliyor mu?
   Ana – baba birbirlerine karĢı çocuğu koruyor mu?
   Ailenin gelenek ve göreneklerine bağlılığı
   Ana – baba arasında akrabalık var mıdır, varsa derecesi?
   Ana – baba arasında özürlü kiĢi var mı, varsa özürlerini türü?
C. Çocuğun yetiĢtiği çevreye ait bilgiler
                                    Köy –Kasaba – Ģehir
   Evin bulunduğu semtin durumu
   Ev kendilerini midir?
   Evin kaç odası vardır?
   Çocuğun ayrı odası ve yeri var mıdır?
   Evin bulunduğu yerde çocuğun götürülebileceği park, bahçe, oyun alanı vb. yerler var
   mıdır?
   Çocuğun maddi ihtiyaçlarının temin edilip edilmediği, harçlık verilip verilmediği
   Velinin açık iĢ ve ev adresi




   Tarih
   Ġncelemeyi Yapanın
   Adı-Soyadı, Görevi
   Ġmzası
                 SINIF ÖĞRETMENİNİN UYGULAYACAĞI GÖZLEM FORMU

SOSYAL GELĠġĠM ÖZELLĠKLERĠ ;

   Liderlik özelliği var mı;



   BaĢkaları ile iletiĢim kurmakta ilk atılı mı yapar mı;



   ArkadaĢlık kurar mı, ArkadaĢlıkları uzun süreli mi;



   YardımlaĢmayı sever mi;



   BaĢkalarının yaĢamlarına duyarlılık gösterir mi;



   Okul içi ve dıĢı etkinliklere katılır mı;



   Toplum kurallarına uygun davranır mı;



   Verilen bir iĢi tamamlamakta güçlük çeker mi;



   Düzenlenen etkinliklere karĢı ilgisi nasıl;



   Gözlenen belirgin tikleri var mı;



   Duygularını yansıtabilir mi;



   KarĢılaĢtığı problemlere çözüm getirebilir mi;



   Gözlenen diğer özellikleri;
SAĞLIK PROBLEMLERĠNE GÖRE ÖZELLĠKLERĠ ;



GÖRME PROBLEMLERĠ ;

   Sık sık gözlerini ovalar mı ;

   Göze yakın iĢleri yaparken yüz mimikleri değiĢir mi; (KaĢlarını çatar mı?)

   Gözlerinde belirgin ĢaĢılık var mı;

   Sık sık baĢı ağrıyor mu;

   Kitap vb. araçları gözüne yakın tutar mı;

   Yazıları anlaĢılmaz mı;

   Renkleri seçebiliyor mu;

   Dikkati dağınık mı, el- göz koordinasyonu kurabiliyor mu;

                                  ĠġĠTME PROBLEMLERĠ

   Sorulara yavaĢ ve yanlıĢ cevaplar verir mi;

   Bir söz söylendiği zaman kaĢlarını çatar mı;

   Kulaklarını konuĢan tarafına çevirir mi;

   KonuĢmada kullandığı sesler var mı;

   Ses tonu ve konuĢmadaki vurgularında farklılık var mı;KonuĢmada kullandığı sesler

    var mı;

   Ses tonu ve konuĢmadaki vurgularında farklılık var mı;

   Sesli uyarıcılara karĢı ilgisi nasıl;

   Kendisini rahat ifade edebiliyor mu;

   Sesleri taklit edebiliyor mu; (Hayvan, doğa, insan vb.)

KONUġMA PROBLEMĠ :

   Sözcüklerde harflerin yerini değiĢtiriyor mu;

   Sözcükleri normalin dıĢında kullanıyor mu; (ses ekleme veya atma)
   Kekemelik var mı, KonuĢmaya baĢlarken beden ve yüz hareketleri değiĢir mi?

   Peltek ve çocuksu konuĢma izlenir mi;

ZĠHĠNSEL GELĠġĠM ÖZELLĠKLERĠ ;

   Kolay ve çabuk öğrenir mi;

   Olaylar arasında iliĢki kurabiliyor mu;

   Bilgilerini transfer edebiliyor mu;

   Öğrendiklerini uzun süre hafızada saklayabiliyor mu;

   Söz dağarcığı yaĢıtlarına göre nasıl;

   Ġlgileri zengin mi; (öğrenmeye açık mı?)

   Etrafında yaĢanan olaylardan haberdar mı;

   KonuĢması akıcı ve tutarlı mı;

   KonuĢa ve yazmada ifadeleri açık mı;

   El-göz koordinasyonu geliĢmiĢ mi;

   Tespit edilen özel yeteneği var mı; (resim, müzik,yazma,spor,tiyatro etkinlikleri gibi)

   Öğrenme hızı yaĢıtlarına göre nasıl;

   Soyut kavramları rahat öğrenebilir mi; (Hayal dünyası nasıldır)

   Daha önce öğrendiği bilgileri yeni durumlarda kullanabiliyor mu?

   Dikkat süresi ne kadar;

   Kendine güveni yeterli mi;

   ÇalıĢmalarında bir programa uyar mı, ders sonrası tekrar yapar mı;

   Gözlenen diğer özellikleri

Not: Bu gözlemler öğretmenin doğal yolla, öğrenci ile olan iletiĢimi ile ve veliden alacağı

bilgilerle somutlaĢtırılmalıdır. Belirlenen problemler yapılan gözlemleri ile birlikte gerekli

kurumlara baĢvurulmalıdır. (Sağlık Merkezlerine, Rehberlik AraĢtırma Merkezi vb.)

Kastamonu- Rehberlik Ve AraĢtırma Merkezi
           VELĠ GÖRÜġME FORMU

ÖĞRENCĠNĠN
Adı Soyadı :..............................................................Sınıfı : ..........................No: ...................
Velinin Adı Soyadı : ................................................................................................................

1. Çocuğunuz öz mü? Üvey mi? Evlat edinilmiĢ mi? ..............................................................
2. Anne ve baba arasında akrabalık durum var mı? .................................................................
3. Çocuğunuz kiĢilik özelliklerini nasıl tanımlarsınız ? ..........................................................
.............................................................. .....................................................................................
.............................................................. .....................................................................................
4. Çocuğunuzun beğendiniz ve beğenmediğiniz yönleri nelerdir ? ..........................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
5. Çocuğunuzun karĢılaĢtığı duygusal problemlere ebeveyn olarak yaklaĢımınız nasıl olur?
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
6. Ailede ortak bir disiplin ve eğitim anlayıĢınız var mı? Nelerdir? Bu kuralların
      uygulanmasındaki tutumunuz nasıldır?
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
7. Çocuğunuza kusur bulup, baĢkalarıyla veya diğer kardeĢleriyle kıyaslar mısınız?
      Kıyaslamanın doğuracağı sonuçlar konusunda ne düĢünüyorsunuz?
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
8. Güven duyduğunuzu çocuğunuza nasıl hissettirirsiniz?
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
9. Çocuğunuza evde günlük yaĢamı içerisinde ne gibi haklar tanırsınız? Evde üstlendiği bir
      sorumluluk, iĢ bölümü var mı?
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
10. Çocuğunuzun tırnak yeme, alt ıslatma, parmak emme vb. alıĢkanlıkları var mı?
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
11. Çocuğunuza ödüllendirmeyi ve cezalandırmayı nasıl uygularsınız?
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
.............................................................. ......................................................................................
       ĠSTENMEYEN EĞRENCĠ DAVRANIġLARININ ÖNLENMESĠ

   Öğretmen sınıfta istenmeyen olumsuz öğrenci davranıĢlarını
   engellemek için aĢağıdaki etkilere yer verebilir.
1. Öğretmen öğrencileri ders anlatırken ve çalıĢırken sürekli izlemelidir. Öğretmenlerin ders
   anlatırken önde oturan birkaç kiĢiyi izlemesi, dersi tahtaya anlatması küçük bir grup
   öğrenciyle tartıĢması sınıftaki diğer öğrencilerin davranıĢlarını kaçırmasına neden olabilir.
   Bu nedenle, öğretmen gözleriyle sınıfın tümünü kontrol altında tutmalı, gezinerek ders
   anlatmalı ve öğrencilerin tümünü görebileceği yerlerde durmalıdır.
2. Öğretmen sınıfta öğrencilere aktif olma olanağı sağlamalıdır. Derse aktif katılan öğrenci
   sıkılmaz, farklı uyarılarla ilgilenmez. Bu amaçla öğrenci merkezi öğrenim yöntemleri
   tercih edilmelidir. Mümkün olduğunca farklı öğrencilere söz hakkı verilmelidir.
3. Öğretmen öğrencilerin derste sıkılmaması için, öğretimin öğrenci düzeyine uygun
   olmasını, öğretilecek materyalin onlar için anlamlı olmasını ve öğrenmeye karĢın
   güdülenmesini sağlamalıdır.


ĠSTENMEYEN ÖĞRENCĠ DAVRANIġLARI KARġISINDA GÖSTERĠLMESĠ GEREKEN
ÖĞRETMEN TEPKĠLERĠ

1. OLUMSUZ DAVRANAN ÖĞRENCĠYE BAKILMASI : Bazı durumlarda öğretmenin
   konuĢarak yanındaki kiĢiyi rahatsız eden, gürültü yapan, dersi dinlemeyen bir öğrenci ile
   göz göze gelmesi olumsuz davranıĢı durdurabilir.
2. OLUMSUZ DAVRANIġIN BELĠRTĠLMESĠ : Öğretmen olumsuz davranıĢta bulunan
   öğrenciyi sözel olarak ta uyarabilir. Uyarma sırasında öğretmen “arkadaĢınla konuĢtuğunu
   görüyorum”, “ödevinle ilgilenmediğini görüyorum” vb. biçimde gördüğü davranıĢı
   söyleyebilir. Bu tür ifadeler öğrencinin uygun davranıĢ yapmasını sağlayabilir.
3. SORU : Öğrencilerin olumsuz davranıĢları hakkında öğretmen daha detaylı bir bilgi
   isteyebilir. Örneğin , “niçin ödevini yapmıyorsun?””neden arkadaĢınla konuĢuyorsun?”
   gibi sorular öğrenci tarafından ceza olarak algılanmaz. Ortada bir sorun varsa ortaya çıkar
   ve davranıĢ düzelebilir.
4. YÖNLENDĠRĠCĠ CÜMLELER : Bazı durumlarda öğretmen olumsuz davranıĢ gösteren
   öğrenciye ne yapması gerektiğini de söyleyebilir. Örneğin : Ali lütfen yazı yazma, beni
   dinle bu tür yaklaĢımla öğrenci kendinden ne beklendiğini daha kolay anlar.
5. ÖĞRENCĠ ĠÇĠN ĠYĠ BĠR MODEL OLMA : Öğretmen, sınıf tartıĢmalarında olumsuz
   davranan öğrencileri uyarmak yerine, kendisi olumlu davranıĢlar sergileyerek onlara iyi
   bir model oluĢturabilir.
6. ÖDÜLLENDĠRME VE GÖRMEZLĠKTEN GELME : Öğretmen olumsuz davranıĢ
   gösterenleri uyarma yerine, olumlu davranıĢ gösterenleri ödüllendirip, olumsuz davranıĢ
   gösterenleri görmezlikten gelerek de, bu öğrencilerin giderek olumlu davranıĢları
   göstermelerini sağlayabilir.
    ĠSTENMEYEN                 ÖĞRENCĠ          DAVRANIġLARININ                 KONTROL
EDĠLMESĠ

       Okulda eğitsel çabaları engelleyen her türlü davranıĢ, istenmeyen davranıĢ olarak
kabul edilir. Bu davranıĢlar çocuğun ailesinden, sosyal çevresinden, okuldan, öğretme
ortamından kaynaklanabilir.

    SINIFTA SIKLIKLA                    GÖRÜLEN           ĠSTENMEYEN             ÖĞRENCĠ
DAVRANIġLARI
1.  Derse devam etmeme yada derse geç gelme
2.  Derse hazırlıksız gelme
3.  Sınıfta uygun olmayan yer ve zamanda konuĢma
4.  ArkadaĢlarına, kendisine ve eĢyalara zarar verme
5.  Derste hayal kurma ve ya ders dıĢı etkinlikle uğraĢma
    Yukarıdaki istenmeyen davranıĢları hemen hemen tüm öğrenciler gösterebilir. Ancak bir
öğrenci bu davranıĢları sıklıkla gösterirse o öğrencide bir uyum sorunu olduğu söylenebilir.
Böyle durumlarda ilgili kiĢilerden (sınıf öğretmeni –idari-rehber öğretmen) yardım alması
gerekir. Zaman zaman, gösterilen istenmeyen davranıĢlar ise, iyi bir öğretmen tarafından
sorun olmadan düzeltilebilir.


   ĠSTENMEYEN                   DAVRANIġLARA                NEDEN          OLAN         BAZI
ETMENLER
        Sınıfta gözlenen istenmeyen öğrenci davranıĢları büyük ölçüde öğrencinin derste
sıkılmasından, otoriteye karĢı gelme ve dikkat çekme ihtiyacından kuralları bilmemesinden
kaynaklanır.
        Sınıfta sıkılan, kendisine sunulan öğretim materyallerinden hoĢlanmayan öğrenci,
doğal olarak kendisini oyalayacak baĢka etkinliklere yönelir. Örneğin, arkadaĢlarıyla konuĢur,
roman, okur, dıĢarıyı seyreder vb. Öğrenciler genellikle ihtiyaç ve amaçlarına uygun olmayan,
öğrenme güçlüğü çektikleri, baĢarısız oldukları derslerde sıkılırlar. Ayrıca, öğrencinin edilgen
olduğu, öğretmen merkezli öğrenim ortamları da öğrencinin sıkılmasına neden olabilir.
        Otoriteye karĢı gelme isteği, genellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerde gözlenir.
Sınıf kurallarının ve sınıf içi etkinliklerin belirlenmesinde öğrencilerin görüĢlerinin alınması
sınıfta demokratik ortamın sağlanması, öğrencilerin ilgi ve beklentilerine uygun eğitim
verilmesi, öğretmenin öğretme sürecine bir rehber olarak katılması, öğrencilerin otoriteye
karĢı gelme isteğini azaltabilir.
        Dikkat çekme amacıyla yapılan, istenmeyen davranıĢlar, genellikle ilkokul çağında
gözlenmekle birlikte sevgi ve ilgi görme ihtiyacı olan her yaĢtaki öğrencide gözlenebilir. Bu
tip öğrenciler öğretmenini yada arkadaĢlarının dikkatini çekmek için istenmeyen
davranıĢlarda bulunabilirler. Öğretmen bu öğrencilerin istenmeyen davranıĢlarını
görmezlikten gelip, istendik davranıĢlarını ödüllendirirse, istenmeyen davranıĢlar giderek
azalabilir. Sınıfta istenmeyen davranıĢların ortaya çıkmasının diğer bir nedeni de sınıfın
kurallarının olmaması yada bu kuralların öğrenci tarafından bilinmemesidir. Bu sorunda
kurallar belirlenerek ve öğrencilere duyurularak çözümlenebilir.




ÖĞRENCĠ – ÖĞRETMEN ARASINDA ĠLETĠġĠMĠ KOLAYLAġTIRAN FAKTÖRLER

1. ETKĠN DĠNLEME : Bir kimsenin ilettiği sözlü mesajlar arkasındaki sözel olmayan
    mesajları da doğru olarak anlayabilmek, tanımlanabilecek etkin dinleme becerisini
    kazanmak öğretmenlerin öğrencilerini anlamasını kolaylaĢtırmak.
    Etkin dinleme öğrencinin ilettiğini, öğretmenin doğru olarak anlamasını sağlar, aynı
zamanda da öğrenciye öğretmenin de onu anladığını gösterir.
ÖRNEK :         Öğrenci       : “Yakında sınav mı var?”
                Öğretmen      :” Sınava gireceğin için endiĢelisin”
                Öğrenci       : “Hayır he tür sınav yapacağını bilmiyorum, ve soru yanıt
olmasından korkuyorum”
                Öğretmen      : “Sınavın türü seni kaygılandırıyor”
                Öğrenci       : “ Evet açıklamalı sınavlarda baĢarılı olamıyorum”
                Öğretmen      : “ Anlıyorum test sınavında daha baĢarılı olacağın
düĢünüyorsun”
                Öğrenci       : “ Evet ötekinde her zaman zorlayınyorum”
                Öğretmen      : “Çoktan seçlemi test yapacağım”
                Öğrenci       : “Oh rahatladım”
Etkin dinleme için gerekli olanlar :
1. Öğretmen öğrenciye sorunlarında yardımcı olmayı istemeli ve bunun için zaman
    ayırmalıdır.
2. Öğretmen öğrenciye kendi sorunlarını çözebileceğine içten inanmalıdır.
3. Öğretmen öğrencinin duygularının geçici olduğunun farkında olmalıdır. Duygular değiĢir,
    nefret aĢka, umutsuzluk umuda dönüĢebilir.
4. Öğretmen sorunu olan her öğrenciyle birlikte olmalı ama kendi kimliğini de korumalıdır.
    Öğrencinin sorunlarını kendininmiĢ gibi hissetmeli, ancak kendi sorunu olmasına izin
    vermemelidir.
5. Öğretmen öğrencinin dile getirdiği duygu ve düĢüncelerini kendine göre bir öğrencide
    olmaması gereken düĢünceler olsa bile gerçekten kabul edebilmelidir. Öğrencinin duygu
    ve düĢünceleri değiĢtirilmeye çalıĢılmamalıdır.
6. Neler hissettiğini empatiyle anlamalısınız. Kendi duygu ve düĢüncelerinizi bir an için
    askıya alıp kendinizi çocuğun yerine koyarak dünyayı onun gözleriyle görmelisiniz.
7. Öğretmenler öğrencilerinin sorunlarının gizliliğine saygı duymalıdır. Çoğu zaman
    öğretmenler arasında çocukların sorunları açıkça konuĢulur. Oysa hiçbir Ģey danıĢmanlık
    iliĢkisini bundan daha çabuk yok edemez.
2.      BENDĠLĠ KULLANMAK : Günlük yaĢamda karĢımızdakine yönelik olumsuz kızgın
duygularımızı dile getirmek için çoğunlukla “sen zaten hep böyle davranırsın çok
anlayıĢsızsın” gibi, sen dilinin hakim olduğu ifadeler kullanırız. Öğretmenler, öğrencilerinin
istenmedik gibi, sen dilinin hakim olduğu ifadeler kullanırız. Öğretmenler, öğrencilerinin
istenmedik davranıĢlarını düzeltmek için sık sık “neden dikkat etmiyorsun sınıfın düzenini
bozuyorsun” gibi sın dilinin ağırlıkta olduğu ifadeler kullanırlar, sen dilinin kullanıldığı
mesajlar çoğu zaman mesajın yollandığı kiĢiyi suçlayıcı ve olumsuz olarak yargılayan bir
ifade içerdiği için mesajı alan kiĢilerin savunucu bir tutuma girmelerine yada kendilerine olan
güvenlerinin sarsılmasına neden olur. Oysa öğretmenler sen diliyle öğrencilerini eleĢtirirken,
öğrencilerde gözledikleri istenmedik davranıĢları ortadan kaldırmayı amaçlarlar.
     Ancak sonuçta olumlu, sen diliyle gönderilen ifadenin istenmeyen davranıĢı ortadan
kaldırmada çok az etkisi olmasına karĢın, öğrencinin benlik saygısını zedelemesi ve
öğretmenleriyle olan iletiĢimini bozması açısından olumsuz etkilerinin çok daha fazla olduğu
görülmektedir.
        Sen dili yerine “ben dili” kullanıldığında ise, öğrenci olumsuz olarak yargılayan
mesajlar yerine, öğretmenin sorun karĢısındaki duyguları dile getirilir. Böylece öğrenci
doğrudan kendi kiĢiliğine yönelik olumsuz bir yargıyla karĢı karĢıya kalmadığı için
öğrenciyle öğretmen arasındaki iletiĢim bozulmaz. Ben dilinin kullanıldığı mesajların etkili
olabilmesi için 2 öğeyi içermesi gerekir.
1. Sorun olan davranıĢın açık bir tanımı yapılmalıdır.
2. Sorun olan davranıĢın öğretmen üzerindeki etkileri belirtilmelidir.
3. O davranıĢa iliĢkin duygular ifade edilmelidir.
Örneğin :       “Ben ders anlatırken arkadaĢınla konuĢma” yerine
        “Ben ders anlatırken kendi aranızda konuĢursanız dikkatim dağılıyor rahatsız
oluyorum” denilebilir. Öğretmenin açık, yargılayıcı olmayan tutumu öğrencilerinde açık
olarak, doğrudan kendilerini ifade etmelerini kolaylaĢtırır. Ben dili ve etkin dinleme
tekniklerinin bir arada kullanılmasıyla, sınıf içinde soruna yol açan davranıĢlar daha çabuk ve
doğru saptanarak, gerekli önlemler alınabilir.
3.      GÖZ TEMASI : Öğretmenler öğrencileriyle iletiĢim kurarken, öğrenciye doğru
yönelmiĢ bir beden duruĢu ve ilgili bir yüz ifadesiyle birlikte onların gözünün içine bakması
öğrenciye “ben ve benim anlattıklarım dinlenmeye değer” mesajını vererek, öğrencinin benlik
saygısını artırıcı etkiler yaratabilir. Ders anlatırken, öğrencilerle göz göze iletiĢim kurma,
öğrencilerin konu üzerinde dikkatlerini toplamalarını da kolaylaĢtıracaktır.
4.      BEKLEME SÜRESĠ : Öğretmenlerin bazıları ders anlatırken öğrencilerden herhangi
birine sorular sorabilir. Ancak sorunun cevaplanması için birkaç saniye beklenerek, cevap
gelmeyecek olursa hemen baĢka bir öğrenciye yönelirler. Öğretmenin bu tutumu öğrenciler
tarafından model alınabilir. Onlarda arkadaĢlarına soru sorulduğunda yeterince beklemeden,
cevaplamak için söz itemeye baĢlarlar. Bu durum özellikle, kendine güveni az ve sıkılgan
öğrencilerin iyice kenetlenerek bildikleri konularda bile cevap vermemelerine yol açabilir.
Oysa yapılan araĢtırmalar, öğrencilere cevapları için daha uzun süre tanındığında, verilen
cevapların daha açıklayıcı ve üst düzeyde olduğunu göstermektedir. Öğrencilerin tartıĢmalar
sırasında birbirlerinin sözünü kesmeleri de önlenmelidir. Öğrencilerin baĢkalarını dinleme
alıĢkanlığı kazanmalarına yardımcı olmak için içi iletiĢimi olumlu yönde etkileyecektir.
5.      KĠġĠLERARASI SOSYAL MESAFE : Birbirleriyle iletiĢim kuran kiĢiler yakınlık
derecesine göre aralarında “sosyal” bir mesafe bırakırlar. Araya konulan mesafe arttıkça
iletiĢim kuran kiĢiler arasındaki iliĢkinin resmileĢtiği varsayılabilir. 40 cm – 80 cm arasında
değiĢen mesafe yakın bir iliĢkinin 80 cm ile 2 m arasındaki mesafe sosyal bir iliĢkinin
göstergesidir.
        Öğretmenin dersleri iĢlerken, öğrenciyle arasında sürekli sosyal iliĢkiyi iĢaret eden bir
mesafe koyması, “ben sadece ders veririm, sizin yakınınız olamam” masasını da sınıfa
iletmektedir. KuĢkusuz öğretmenin masasından yada tahtanın önünden hiç ayrılmadığı bir
sınıf ortamında, sağlıklı bir öğretmen öğrenci iletiĢiminden söz edilemez.
        Ders iĢlerken sık sık öğrencilerin arasında dolaĢmak, dikkati dağılmıĢ öğrencilere daha
da yaklaĢarak, rastlantıymıĢ gibi öğrencinin sırasına yada omzuna dokunmak öğrencinin
dikkatini öğretmen üzerine toplamasına, daha da önemlisi, kendini öğretmene daha yakın
hissetmesine yardımcı olur.
                    ÖĞRETMEN - VELĠ TOPLANTILARI
         Okullarımızda yürütülen eğitim-öğretim, sürecinde öğrencinin bütün olarak
geliĢmesine yardım etmek amaçtır. Bireyi, yani öğrencilerimizi geliĢtirmek için gösterdiğimiz
bu çabada tam olarak baĢarılı olabilmemiz onun iliĢki kurduğu, yaĢantı içinde bulunduğu tüm
kiĢi ve kurumların uyum ve iĢbirliği içinde olmasıyla mümkündür. Öğrenci günlük hayatının
sınırlı bir bölümünü okulda geçirmektedir. Geriye kalan zamanda ise anne-babasının ve diğer
aile bireylerinin etkisi altında olması, hem sınıf-ders öğretmenlerinin hem de rehber
öğretmenlerinin velilerle etkili bir iĢbirliği yapmalarını gerektirmektedir. Velilerle yapılacak
toplantılar, ilgililerin iĢbirliğini ve uyumunu sağlayabilmek için en etkili yoldur. Toplantılar
bütün örgütler için vazgeçilmez bir etkinlik olarak sıkça kullanılmaktadır. Buna rağmen iyi
planlanıp, yönetilmemesi nedeniyle yeterince fayda sağlandığını söylemek oldukça güçtür.
         Okullarımızda veli toplantıları genellikle iki biçimde gerçekleĢmektedir. Okulun tüm
öğrenci velilerini kapsayan Genel Veli Toplantıları ve aynı sınıfta bulunan öğrencilerin
velileriyle yapılan Sınıf Veli Toplantıları. Burada aynı sınıfta bulunan öğrencilerin velileriyle
yapılan Sınıf Veli Toplantıları ele alınacaktır.

Veli Toplantılarının Yararları :
1. Velilerle etkili iletiĢimi sağlar. Toplantıların yüz yüze yapılıyor olması iletiĢim ve
   etkileĢimi en üst düzeye çıkarır.
2. Eğitim – Öğretim sürecinde ortaya çıkan sorunların dile getirilmesine, irdelenmesine ve
   çözüm yollarının kararlaĢtırılmasına imkan sağlar.
3. Katılıma ve iĢbirliğine imkan verir, velilerin sorumluluğunun güçlendirir.
4. Okulun örgüt kültürü oluĢturmasına ve okul kültürünün veliler tarafından öğrenilmesine
   benimsenmesine yardım eder.

Veli Toplantıları Genellikle Ġki Bölümden OluĢur :
1. Genel konuların ele alındığı bölüm, (eğitim, öğretim , öğrenim vs.)
2. Bireysel veli görüĢmelerinden oluĢan bölüm
    Tüm velileri ilgilendiren genel konuların konuĢulması ve yapılacakların
kararlaĢtırılmasından sonra öğretmen toplantı mekanında teker teker velilerle öğrenci
hakkında görüĢür. Gerek görülürse öğrenci ve velisi özel görüĢmeye çağrılır.

Veli Toplantıları Ġle Neler Sağlarız?
 Öğretmenin sınıfı yada öğrencileri ile ilgili bir durum hakkında bilgi vermesine, çocuğun
   evdeki durumu hakkında bilgi almasına fırsat verir.
 Okulda ve sınıfta yapılan uygulamalardan veli haberdar edilmiĢ olur.
 Toplantılar yada diğer etkinlikler yoluyla yapılan bilgilendirmeler, velinin, çocuğun ve
   kendisi hakkındaki kiĢisel geliĢimine katkı sağlar.
 Öğretmen ile velilerin birbirlerini etkilemesine ve amaçları gerçekleĢtirmek için gayret
   göstermesine fırsat yaratır.
 Ortaya çıkan bir sorunun ele alınması, çözüm yollarının aranması ve çözmek için ortak
   çaba gösterilmesi sağlar.
 Veliler ile öğretmenin ortak değer, inanç ve tutum kazanmalarını sağlar.

Etkili Bir Toplantı Ġçin Nelere Dikkat Edilmelidir?
        Toplandı yapmayı planlarken önce toplantının, ulaĢmak istediğimiz hedef için tek yol
olup olmadığına bakmalıyız. Gerçekten ihtiyacın olmadığı, telefon veya baĢka iletiĢim
araçlarıyla kolaylıkla çözümlenebilecek bir sorun için toplantı yapılmamalıdır. Her toplantının
veliye bir vazgeçme maliyeti vardır. Velinin iĢinden uzak kalacağını, iĢlerini erteleyeceğini ve
baĢka zorluklarla karĢılaĢarak katılacağını düĢünürsek, gerçekten iĢe yarayacak toplantılar
yapmak zorunluluğu ortaya çıkar. Beklentileri karĢılamayan ve ihtiyaç gidermeyen toplantılar
bir sonraki toplantıların katılımın düĢüreceği gibi velinin öğretmene bakıĢını olumsuz
etkileyecektir.
         Toplantıların eğitim-öğretim süreci için araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirecek,
veliyi bıktıracak ve sorun çözmekten uzak toplantının bizzat amaç olduğu ve sayısı
gereğinden fazla ve uzun süren toplantılardan sakınılmalıdır.
         Öğretmen yapacağı toplantının amaçlarını iyi belirlemelidir. Amacı tam olarak
belirlenmemiĢ toplantılardan iyi bir sonuç almak imkansızdır. Amacı önceden belirlemek
toplantıyı sağlıklı yürütmek açısından iĢimizi kolaylaĢtıracaktır. Diğer taraftan, amaca uygun
iletiĢimi sağlayacak salon ve oturma düzeni belirlememize kılavuzluk edecektir. Toplantıyı
yapmadan en az bir gün önceden gündem hazırlanmıĢ ve veliye ulaĢtırılmıĢ olmalıdır. Çünkü
toplantı amacının veliler tarafından önceden bilinmesi, onların hazırlıklı olarak gelmelerini
sağlayacağı gibi toplantı öncesi belirsizliğin oluĢturacağı kaygıyı azaltacaktır. Veli
toplantılarının zamanlaması iyi yapılmalıdır. Toplantılar planlanırken, toplantını amacına
uygun bir tarihte, okulun Ģartlarına velilerin katılımın kolaylaĢtıracak bir gün ve saatte
olmasına dikkat edilmelidir. Amacı; “yeni kaydolmuĢ öğrencilerin okula uyumunu
çabuklaĢtırmak için veli desteğini sağlamak olan” bir toplantıya en uygun zaman okulun
açıldığı ilk ay içerisinde olması yararlı olacaktır. Böyle bir toplantı için okulun diğer
toplantılarıyla yada faaliyetleriyle çakıĢmayan ve öğretmeni diğer görevlerinden alıkoymayan,
velilerin evdeki yada iĢteki durumlarının katılımı zorlaĢtırmayan bir gün ve saatte yapılması
doğru zamanlamadır.
         Veli toplantılarının baĢlatılması ve yürütülmesi bazı yönetsel becerileri gerektirir. Eğer
öğretmen toplantılarda grup dinamiğini ortaya çıkaracak, toplantıyı amaçlar doğrultusunda
doğru yönlendirebilecek, etkin iletiĢim sağlayabilecek temel becerilerden yoksun ise,
toplantıdan istenilen sonuçları sağlamak zorlaĢacaktır.
         Tüm öğretmenlerin Toplantı yönetimi için gerekli bilgi ve becerilire kazanması ve
geliĢtirmesi gereklidir.
         Sınıf rehber öğretmeni toplantı gününden önce branĢ öğretmenleriyle iĢbirliği yaparak,
öğrenci hakkındaki bilgileri tamamladıktan sonra velinin karĢısına çıkmalıdır.
         Ġmkanlar el veriyorsa toplantılar çaylı-pastalı yapılmalıdır. Ġkramlar dana samimi bir
ortam oluĢmasına yardım eder. Böylelikle velilerin birbirleriyle daha iyi tanımalar, sıcak
iliĢkiler geliĢtirmeleri için imkan sağlanmıĢ olur.
         Toplantının tam olarak duyurulan yerde ve saatte yapılmasına dikkat edilmelidir.
Toplantı günü okula gelen veli toplantının yapıldığı yeri aramak zorunda kalmamalıdır. Bu
iĢlerini buna göre ayarlayan velilerin zor durumda kalmamaları açısından ve bir iĢ disiplini
olarak öğretmenin hassasiyetle uyması gereken bir konudur.
         Veliler okulda güler yüzlü, sıcak bir ortamda ve sükunet içinde karĢılanmalı,
muhtemel bir kaygıyı azaltıcı ve giderici bir tavır gösterilmelidir.
         Toplantı yapılacak sınıf-salon ısınma, aydınlatma, temizlik durumu gibi özellikler
bakımından önceden kontrol edilmeli varsa eksiklik giderilmelidir. Salonların
hazırlanmasında ihmal edilen diğer bir nokta ise grubun büyüklüğüne uygunluğu ve oturma
düzenidir. Kocaman bir salonda az sayıda veli ile yapılacak bir toplantıda etkili bir iletiĢim
kurmak oldukça zordur. Bunun tersi de geçerlidir oturma düzeni en üst düzeyde etkileĢimi
sağlayacak bir Ģekilde toplantının türü, amacı, katılımcı sayısı dikkate alınarak önceden
hazırlanmalıdır. Toplantı saatinde fark edilen eksiklikler ve ortaya çıkan moral bozukluğu
verimini olumsuz etkileyecektir.
         Öğretmenin veliyle etkili bir iletiĢim kurabilmesi için onu sosyo-kültürel bakımdan
iyi tanıması gereklidir. Etkili bir iletiĢim ancak böyle mümkün olacaktır. Öğretmen öğrenciyi
tanıma çalıĢmaları kapsamında velisini de değiĢik boyutlarıyla tanırsa, öğretmen- veli
etkileĢiminde önemli avantajlar sağlamıĢ olacaktır.
        Öğretmen velileri toplantı mekanında kendisi karĢılamalıdır. Toplantı saatinde ortada
görünmeyen bir öğretmen daha baĢtan etkililiğini kaybetmiĢ olacaktır.
        Toplantıya iyi bir baĢlangıç yapmalıdır. TanıĢmayı sağlayıcı “hoĢ geldiniz” içerikli
kısa bir sohbetle baĢlanmalı, toplantının amacı ve günden hatırlatılmalıdır.
        Öğretmen öğrenci ile ilgili Ģikayetlerini bütün velilerin içinde adeta bir mahkemede
yargılayıcı bir tutumla dile getirme yanlıĢından kaçınmalıdır. Her çocuk velisinin gözünde
kıymetlidir. Onunla övünç duymak ister. Kendisi için çocuğuyla ilgili bir otorite saydığı
öğretmenden duyduğu olumsuz kanaatler, veliyi büsbütün karamsarlığa düĢürür. Öğretmenin
tutum nedeni ile velilerin toplantılardan incinmiĢ, hırpalanmıĢ bir halde çıkması, hem sonraki
toplantılardan vazgeçmesine hem de öğrenciler için gerekli iĢbirliği bağlarının zayıflamasına
neden olur. Ayrıca böyle bir toplantı sonrasında evde huzursuzluk kaynağı olabilecek anne
babanın birbirine suçlaması, öğrencinin hırpalanması gibi durumlar kaçınılmazdır.
        Toplantı demokratik hayatın ilkelerine uygun, tarafsız, katılımı teĢvik eden iĢbirliğini
ön plana çıkaran bir tutumla yönetilmelidir. Sürekli öğretmenin konuĢtuğu, velilerin sadece
dinleyici olduğu “ben ne dersem o!” tarzında bir tavırdan kaçınılmalı, velilerin katılımını
arttırmak için yüreklendirici bir tutum toplantı boyunca muhafaza edilmelidir. Bir toplantı
yöneticisi olarak öğretmen tüm katılımcı tiplerini tanımalı ve bunlar için hazırlıklı olmalıdır.
Yok ediciler, eleĢtiri hastaları ve aceleciler genellikle sorun çıkarma eğilimindedirler. Böyle
bir durumda öğretmen kontrolü elden bırakmamalı yapıcı bir tutumla sorunla baĢ
edebilmelidir.
        Toplantı sürecinde zamanın kontrolü öğretmenin elinde olmalıdır. Toplantının farklı
konulara kayarak yada derinleĢerek uzamasına fırsat vermemelidir.
        Yapılan toplantıdan mutlaka amaca uygun sonuç alınmalıdır. Herkesin bir beklentiyle
katıldığı toplantı sonunda bir karara varılmalı ve bu kesin bir dille ortaya konulmalıdır. Veli
konuyla ilgili ne yapacağını kafasında netleĢtirmiĢ olarak okuldan ayrılmalıdır. Toplantıda
alınan kararların uygulanması izlenmeli ve sonuçlar değerlendirilmelidir. Elde edilen iyileĢme
sonraki toplantılarda somuz bir Ģekilde ortaya konursa katılımcıların iyi Ģeyler yapmaları için
motivasyonlarını korumaları sağlanmıĢ ve güçlenmiĢ olacaktır.

Bireysel Veli GörüĢmeleri Bölümünde Öğretmen Öğrenciyle Ġlgili Olarak :
A- Öğrencinin dersle ilgili yazısı, defteri, ödev durumu, sınıfa göre baĢarı durumu hakkında
    bilgi vermelidir.
B- Okul ve sınıf içindeki davranıĢları hakkında (arkadaĢlarıyla iliĢkileri, temizliği, okul
    kurallarına uyması gibi ...) bilgi vermelidir.
C- Öğretmen öğrenciyi tanımak için evdeki durumu ve çalıĢma düzeni hakkında bilgi
    almalıdır.
    Öğretnen, veliye çocuğa nasıl davranacağını, ders ve diğer sorumluluklarını yerine
getirirken velinin ona nasıl yardım edebileceğini anlatmalıdır.
    Öğretmen veliye, öğrenciyle ilgili olumlu yada olumsuz görüĢ bildirirken, örnekler
vermeli ve bunların ne anlama geldiği açıklanmalıdır. Ödevler, yazılı kağıdı, çizgiler eğitici
çalıĢmalara ati ürünler bu türden belgeler olarak kullanılmalıdır.
- Bu günlerde Salih‟i biraz keyifsiz görüyorum. Acaba olumsuz bir Ģey mi yaĢadı?
- AyĢe böle iĢlemini hatasız yapmaya baĢladı. Hatta diğer derslerinden de gözle görülür bir
    geliĢme gösterdi (sınav kağıtlarını göstererek) gibi... cümlelerle söze baĢlanmalı
    öğrencinin olumlu yönleri vurgulanmalıdır.
    Çocuğunu yakından takip eden, onu tanıyan bir öğretmen olmamız velide size karĢı güven
duygusu oluĢturacaktır. “Serdar çok tembel” “Aslı çok dağınık, çok yaramaz” “Ġsmail
terbiyesiz biri” “ Böyle giderse geçmesi mümkün değil” gibi yargı belirten ve olumsuz
ifadeler kullanmaktan kesinlikle kaçınılmalıdır. Böyle bir tutum veliyle kurulacak olumlu
iliĢkileri yaralar, sorunu çözmek iyice geçleĢir. Bunun yerine; “Aslı çok baĢarılı ve özellikle
matematikte sınıfın en iyilerinden” dedikten sonra “fakat okula geç gelme alıĢkanlığını
önlemek için birlikte bazı tedbirler almalıyız” gibi devam etmek daha yapıcı bir yoldur. Daha
sonra velinin bu konudaki görüĢleri alınmalı, nasıl giderilebileceği ile ilgili tedbirler
kararlaĢtırılmalıdır. Çocuğun eğitimiyle ilgili velinin yaptığı yanlıĢlıklar varsa, yüzüne
vurulmak yoluyla utandırmamalıdır.
     Öğrencinin ders durumu, hangi dersten istenilen düzeyde olduğu yada olmadığı ve
derslerin hangi konularından yetersiz olduğu belirtilir. Mesela “Türkçe‟den okuduğunu
anlamakta güçlük geçiyor. Evde birlikte okuyup yorumlamalısınız, matematikten problem
çözmede yetersiz, evde eĢyalarla ve somuz bazı yollarla eğlenceli bir biçimde problem
çözmesine yardım etmeli” (Alıcıgüzel, Ġzzettin 1999) gibi açıklamalar yapılmalıdır.
     Öğrencinin bireysel sorunları olduğu düĢünülüyorsa yada öğrenciye daha kapsamlı bir
yardım gerekiyorsa okul rehberlik servisiyle iĢbirliğine gitmesi istenmelidir.
     Velinin öğrenciyle ilgili karĢılanamaz bir talebi var ise; nedeni açıklanarak ikna
edilmelidir.
     KiĢisel görüĢmelerde yapılan konuĢmalar ve öneriler, kısa notlar veli görüĢme defteri
oluĢturularak bu deftere kaydedilmelidir. Öğretmen her zaman ve her haliyle yardıma hazır
olduğunu hissettirmelidir.

                                 OKUL AĠLE ĠġBĠRLĠĞĠ

    Okulun görev ve iĢlevleri Ģöyle özetlenebilir:
    1. Ailede daha önce baĢlamıĢ olan toplumsallaĢmayı sürdürmek
    2. Öğrencilerin doğuĢtan sahip olduğu öğrenme yetenekleriyle sonradan kazanıp edindiği
becerileri bulup değerlendirmek, bunları bireyin seçim ve eğilimleriyle, toplumun bugünkü ve
gelecekteki insan gücü gereksinmeleri doğrultusunda geliĢtirip dengelemek

        Bir okulun en önemli misyonu bünyesindeki bireylerin geliĢimini sağlamaktır. En
önemli eğitim, olabileceğimizin en iyisini olmayı öğretmektir. Okullar, çocukların kendine
özgü özelliklerini geliĢtirmek ve hızlandırmak için yürüdükleri yolda onları yardım ettiği
zaman bireyin geliĢimini desteklemiĢ olurlar. Demokrasiyi devam ettirebilmemiz için bireye
değer vermeliyiz ve bireyin sahip olduğu yetenekleri kullanmasını desteklemeliyiz. Rehberler
(öğretmenler ve ebeveynler) olarak çocukların potansiyellerini açığa çıkarmalı ve okullarda
da çocuklarımıza kendi güçlerini keĢfedebilecekleri bir ortam sağlamalıyız.
        Okul aile iĢbirliğini oluĢturmak için dikkate alacağımız yaklaĢımlar Ģunlar olabilir;
birlikte çalıĢmak, anlayıĢ göstermek, hedefleri belirlemek, teorilerin ötesine gitmek ve
görüĢme düzenlemektir.
        Sınıfta çocuğun özel bir yeteneğine ıĢık tutmak çocukta kendine güven ve kendilerine
yetme duygularını inĢa eder. Çocuklar saygıyı ve kendilerine değer verme duygusuna ihtiyaç
duyarlar. Değerli olduğunu hisseden çocuklar daha baĢarılı olurlar. Her çocuğun kendine özgü
potansiyeli olduğu için, ebeveynler olarak bizim iĢimiz öğretmenlere bu yetenekleri fark
edebilmeleri için yardım etmektedir.
        Çocuğun öğrenimine destek olan motivasyonlar nelerdir?
        1. Sosyal nitelikli motivasyonlar : Büyük grubun kültürel ve sosyo- ekonomik
            faktörlerle bağlı olarak bilgiyi verdiği değer.
        2. Aile ile iliĢkili motivasyonlar : Okul baĢarısı aileyi memnun etme ve ödül alma
            yoludur.
        3. Ebeveynin Empoze ettiği düĢünceler sonucunda olan motivasyon : bir yıl önde
olma, hiç yıl kaybetmeme, ilk beĢ içinde olma, olabildiğince erken yaĢta meslek sahibi olma,
gibi çocuğu empoze edilen görüĢler.
        4.      Bireysel motivasyonlar; bazıları için okul baĢarısı diğer öğrenciler arasında
statü kazanma yoludur. Bunun yanı sıra, bazılarında bilme isteği ve öğrenme zevki vardır. Bu
istek bazı çocuklarda hırs düzeyinde olup, aĢırı düzeydedir.
        Okul ortamının bilgi ve otorite temsil eden elemanı öğretmendir. Öğretmen, çocuğun
sembolik ifadesi üzerinde durmalıdır. Okula baĢlayan çocukta iki kiĢilik söz konusudur. Derin
isteklerini ifade eden bilinçli kiĢilik, sosyal rolünü ifade eden bilinçli kiĢilik, öğretmen bu iki
yöne de etki etme durumundadır. Öğretmenin de iki rolü vardır. Bunlar; uygun pedagojik
yaklaĢımla bilgiyi yaymak, grup veya bireyin problemlerine eğilmek.




       *       *       *      *       *       *       *      *       *       *       *      *


       Küçük Bir Hikaye


        Genç bir adam cezaevine girmek üzereymiĢ. Yargıç onu çocukluğundan beri
tanıyormuĢ ve ünlü bir yazar olan babasıyla da tanıĢıyormuĢ. Yargıç, “ babanı hatırlıyor
musun?” diye sormuĢ. Bu soruya, “onu oldukça iyi hatırlıyorum” Ģeklinde bir cevap gelmiĢ.
Suçlunun vicdanını yoklamaya çalıĢan yargıç Ģöyle demiĢ: “mahkum edilmek üzereyken ve
Ģu anda mükemmel olan babanı düĢünerek onun hakkında neler hatırladığını anlatır mısın?”
bir sessizlik olmuĢ . Daha sonra yargıç beklenmeyen bir yanıt almıĢ. “öğüt almak için yanına
gittiğimde, yazdığı kitaptan baĢını kaldırarak bana baktığını ve “çek git baĢımdan
meĢgulüm!” dediğini hatırlıyorum. Ona arkadaĢlık etmek için yaklaĢtığımda, bana dönerek
çek git baĢımdan oğul; bu kitabı bitirmeliyim!” derdi. “Sayın yargıcım siz onu büyük bir
yargıç olarak hatırlarsınız fakat ben onu kaybedilmiĢ bir arkadaĢ olarak hatırlıyorum”. Yargıç
kendi kendine söylenmiĢ: “yazık! Kitabı bitirdi fakat oğlunu kaybetti.

ZĠG ZIGLAR‟ın Olumsuz Bir Dünyada Olumlu Çocuklar YetiĢtirmek adlı kitabından.


                                          Öğrenci
                                  Her ne yaĢta olursa olsun
                                 Onlara geleceğin büyükleri
                            Gözüyle bakmalı ve öyle davranmalıdır


                                                  M. Kemal ATATÜRK
       NEDEN ĠNTĠHAR?
        Ġntihar , kendi ölümünü, yaĢadığı sorunların ve ümitsizliğin tek çaresi olarak gören
bireyin eylemine verilen isimdir. Bütün ülkelerde önemli halk sağlığı sorunları arasındadır.
Ġntihar oranı, ülkeler arasında her 10.000 kiĢide 3 ile 45 arasında değiĢmektedir. Devlet
Ġstatistik Enstitüsü(DĠE)‟ nin 1998 yılına iliĢkin intihar istatistikleri geçici sonuçlarına göre,
ülkemizde bu oran 3/100.000‟dir. (Sağlık Bakanlığı 2000)
        Ġntihar giriĢimi,biyolojik, genetik, psikolojik, sosyolojik ve çevresel faktörler sonucu
ortaya çıkmaktadır. Ġntihar, her ülkede ölüme yol açan en önemli 10 sebep arasındadır ve 15-
35 yaĢ grubundaki ölümlerin 1/3‟ünü oluĢturmaktadır. Ġntiharın ailelerde ve toplum içindeki
psikolojik ve sosyal etkileri ölçülememektedir. Tek bir intihar olayının, en az diğer altı kiĢiyi
etkilediği tahmin edilmektedir. Ġntihar, okul veya çalıĢma ortamında gerçekleĢirse yüzlerce
kiĢi etkilenmektedir.
        Okullarda olan bir intihar olayı okulda görev yapan kiĢiler için Ģu tür problemlere
neden olabilmektedir. Öncelikle inanmamak, güven kaybı, öfke ve utanç olmaktadır. Bir
öğrencinin intiharı, Psikolojik DanıĢman için mesleki yetersizlik, yetenekleri hakkında kuĢku,
mesleki onurunun zedelenmesi, değersizlik, becerisizlik gibi birçok duygusal probleme neden
olabilmektedir. Bunun yanında intihar eden öğrencinin öğretmenleri,arkadaĢları ve ailesi ile
yüz yüze gelme durumundan ortaya çıkan ruhsal sıkıntılardır.

       RUHSAL BOZUKLUKLAR VE ĠNTĠHAR ĠLĠġKĠLERĠ

       Yapılan araĢtırmalar, intihar giriĢiminde bulunan kiĢilerin büyük çoğunluğunun tespit
edilebilir bir ruhsal bozukluğunun olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, intihar davranıĢı
ruhsal bozukluğu olan kiĢilerde daha fazla görülmektedir.
       Bununla birlikte intihar edenlerin büyük bir çoğunluğu Psikolojik destek almayan,
psikolojik tedavi sürecine girmeyen bireylerden oluĢmaktadır. Bu nedenden dolayı bu tür
intihara meyilli olabilecek olan bireylerin, öğrencilerin önceden tespit edilmesi intiharların
önlenmesinde çok önemli bir adımdır. Ġntiharı ortaya çıkaran en yaygın sebepler; alkolizim,
duygulanım bozuklukları(Depresyon), kiĢilik bozuklukları(Sağlık Bakanlığı 2000) çocuklarda
ise bu durum; çocuğun zihinsel geliĢiminin, duygusal geliĢiminin, intihar kararını alıp
uygulamaya yönelmesini sağlayacak kadar geliĢmemiĢ olmasıdır. Ayrıca çocuk ergene göre
ana-babaya daha bağımlı olduğundan, ana-babanın çocuklara karĢı duyarlı olması gibi
nedenlerden görülmektedir.11 yaĢın altındaki çocuk intiharlarında eĢlik eden belirtiler
Ģunlardır; saldırganlık, aĢırı hareketlilik ve üzüntüdür. Ergen intihara eĢlik eden belirtiler ise;
madde kullanımı, suç iĢleme, evden okuldan kaçma davranıĢlarıdır. (Kaner,1995)

           Duygulanım Bozukları
       Duygulanım bozukluklarına bütün tipleri (Depresyon,Tekrarlayıcı,depresif bozukluk,
sürekli hale gelmiĢ duygulanım bozukluklarıdır. Bundan dolayı tanımlanmamıĢ ve tedavi
edilmemiĢ depresyonlarda intihar önemli bir risk olmaktadır. Pek çok depresyon içinde olan
öğrenci ve bireyler depresyon maskelenmekte, somatik (vücutta ağır belirtisi), Konvresiyon
bayılma (saraya benzer bayılma), Ģeklinde kendini ortaya koymaktadır.
            Tipik bir depresyon belirtileri Ģunlardır:

            -Depresif ruh hali(Keder, üzüntü,hüzün)
            -Daha önceden yapılan iĢlere ilgi ve zevkin azalması
            -Enerji azalması
            -Gelecekle ilgili ümitsizlik, karamsarlık tablosu
            -Değersizlik ve iĢe yaramazlık duygusu
            -Anlamsızlık duygu durumu
            -Uyku bozuklukları
            -Konsantrasyon eksikliği
            -Anksiyete(Sebebi belirsiz olan iç sıkıntı)
            -Somatik Ģikayetler(Vücudun değiĢik bölümlerinde ağrı

    Bu belirtilerin olduğu öğrenci ve bireylerin intihar riksine karĢın kontrol edilmesinde
fayda bulunmaktadır.
    Ergenlerde ve eriĢkinlerde, depresyon intihar için önemli bir faktördür,ancak
depresyonun geç baĢlaması riski artırır.

Alkolizm:
     Özellikle gençlerde, alkolizm intiharın önemli sebeplerinden birisidir. Ġntihar vakalarının
1/3‟ünde alkol bağımlılığı tespit edilmiĢtir. Alkoliklerde intihar riskinin artması ile ilgili
belirtiler.
     Alkole erken baĢlaması
     Uzun dönem aĢırı alkol kullanılması
     Yüksek düzeyde bağımlılık
     Fiziksel sağlık sorunları
     ĠĢ performansında zayıflık
     Ailede alkolizm hikayesi
     Ġnsan iliĢkilerinin zayıflaması veya ortadan kalkması(Sağlık Bakanlığı 2000)
     Muhtemelen kendini tedavi etmek amacı ile son zamanlarda baĢlamıĢ alkol veya
kendiliğinden uyku ilacı kullanımı varsa risk artmıĢtır.(Pedam.com)

KiĢilik Bozuklukları:
    Sınırdaki kiĢilerde ve antisosyal kiĢilik bozukluklarında intihar riski artmaktadır.
Anksiyete:
     Anksiyete bozuklukları içinde, obsesif-kompulsif (aynı davranıĢı tekrarlayarak rahatlama
Ģekli) bozuklukları takiben panik bozukluklar intiharla sıklıkla iliĢkilidir. Ayrıca Somatik
bozukluklar ve yeme bozuklukları ( anoreksia nevroza ve bulumia)da intiharla iliĢkilidir.
(Sağlık Bakanlığı 2000)

     ĠNTĠHAR VE SOSYO-DEMOGRAFĠK FAKTÖRLER

         Ġntihar bireysel bir eylemdir; bununla birlikte, bazı sosyal demografik faktörlerle
iliĢkilidir.
         Cinsiyet:
         Ölümle sonuçlanan intiharlar erkeklerde kadınlara oranla beĢ kat daha fazladır.
Ölümle sonuçlanmayan intihar giriĢimleri ise kadınlarda aynı oranda daha fazladır.(Öztürk
1995) Ölümden bahsetmeye baĢlayan erkekler kadınlara göre daha risklidirler. Ölümle
sonuçlanmıĢ intihar vakalarında oran bir kadına karĢılık dört erkektir.(Pedam.com)
          YaĢ:
         Ġntihar, çocukluktan ileri yaĢlara dek her yaĢta, fakat daha çok 45 yaĢın üstünde
görülmektedir. Son yıllarda çocuklukta, ergenlik ve delikanlılıkta intiharların sanılandan daha
sık görüldüğü dikkati çekmektedir. ( Öztürk l995) 65 YaĢ üzeri ve 15-35 yaĢ grupları intihar
yönünden riskli gruplardır. Son veriler, orta yaĢ grubunda da intihar riskinin arttığını ortaya
koymaktadır.
(Sağlık Bakanlığı 2000)
        Medeni Durum:
        BoĢanmıĢ ve yalnız kiĢilerde intihar riski artmaktadır. Evlilik erkeleri intihar riskine
karĢı korumakla birlikte, kadınlarda çok anlamlı değildir. ParçalanmıĢ evlilikler ve yalnız
yaĢama intihar riskini arttırmaktadır. ( Sağlık Bakanlığı 2000) Ġntiharı ilk kez bilimsel
anlamda inceleyen Emile Durkheim intihar oranının evlenmemiĢ ya da boĢanmıĢ olan
kiĢilerde evli olanlardan daha fazla, dindar olmayanlarda dine bağlı kiĢilerden daha yüksek
olduğunu açkılamıĢtır. ( Geçtan, l995) Sosyal desteğin kötü olması da baĢarılmıĢ intiharı
arttıran bir faktördür. ( Pedam.com.)
          Meslek:
        Veteriner, eczacı, diĢ hekimi, çiftçi ve sağlık çalıĢanları gibi bazı meslek gruplarında
intihar riski yüksektir. Bunun sebebi tam olarak açıklanamamakla birlikte, iĢ baskısı, sosyal
izolasyon ve ekonomik güçlükler gibi sebeplerden olabilir.
        ĠĢsizlik:
        ĠĢsizlik hızı ve intihar hızı arasında güçlü bir iliĢki olmakla birlikte, gerçekte bu
karmaĢık bir durumdur. ĠĢsizlik, yoksulluk, sosyal yaĢamda mahrumiyet, iç zorluklar ve
ümitsizliği beraberinde getirmektedir. Diğer taraftan ruhsal bozukluğu olan kiĢiler, ruhsal
yönden sağlıklı olan kiĢilere göre daha fazla iĢsizdir. ĠĢini yeni kaybetmiĢler ve uzun süredir
iĢsiz olanlar karĢılaĢtırıldıklarında, uzun süreli iĢsiz olanlarda risk daha yüksektir.
        Göç:
        Göç; yoksulluk, kötü yaĢam koĢulları sosyal desteğin olmaması ve beklentilerin
azalması nedeniyle intihar riskini arttırmaktadır. ( Sağlık Bakanlığı 2000)
        Çevresel Faktörler:
        Stres faktörleri: Ġntihar giriĢiminde bulunan kiĢilerin intihardan önceki 3 aylık sürede
aĢağıda örnekleri verilen olayları yaĢadıklarını göstermiĢtir;
   - KiĢiler arası problemler ( aile, arkadaĢ ya da sevilen kiĢilerle tartıĢmalar)
   - Aile ve arkadaĢtan ayrılma,
   - ĠĢ kaybı , maddi kayıplar, ekonomik güçlükler, emeklilik,
   - Toplumsal değiĢiklikler, hızlı politik ve ekonomik değiĢimler,
   - Utanma, kendini suçlama gibi çeĢitli stres faktörleri. ( Sağlık Bakanlığı 2000)

      Eğer çocuğun- ergenin ailesinde yoğun sorunlar varsa, ana-baba da ağır ruhsal
  bozukluklar varsa, ailede herhangi birinde depresyon varsa, ailede baĢarılı intihar yad
  intihar giriĢim varsa, çocuğun- ergenin kendisinde depresyon varsa, çevrede intiharda
  kullanılabilecek araçlar bulunuyorsa ( ve medya) intihar davranıĢını arttırmaktadır. ( Kaner.
  1995)
   Ġntihar Riskinin Yüksek Olabileceğini Gösteren Durumlar:
   1. Depresyonda olan bir hastada ağır bunaltı, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duyguları
       bulunuĢu
   2. Daha önce baĢarısız intihar giriĢimlerinin bulunuĢu.
   3. Hastanın ölmek istediğini, yaĢama son vermeyi düĢündüğünü söylemesi.
   4. Alkoliklerde iĢ yitimi, aileden ayrılma ve yalnızlık durumları. ( Öztürk. 1995)
       TÜRKĠYE’DE DURUM
      Devlet Ġstatistik Enstitüsü(DĠE)‟ nün 1997 yılına iliĢkin intihar istatistikleri sonuçlarına
göre, Türkiye‟de intihar edenleri 15-34 yaĢ grubunda yoğunlaĢtığında ve kadınların daha genç
yaĢlarda intihar ettiği gözlenmektedir. Ġntihar eden erkeklerin yarısından daha fazlası 35
yaĢından, kadınların ise yarısından fazlası 25 yaĢından daha küçüktür.
      Aynı verilere göre Türkiye‟deki intiharların en önemli nedeni hastalıktır. Ġkinci sırada
aile geçimsizliği, üçüncü sırada geçim sıkıntısı, en son sırada da öğrenim baĢarısızlığı
gelmektedir. Cinsiyetlere göre bakıldığında; erkeklerde hastalık, geçim sıkıntısı ve aile
geçimsizliği, kadınlarda ise aile içi geçimsizliği, hastalık, duygusal iliĢki ve istediği ile
evlenememe ilk üç sıradaki intihar nedenleridir.
       Ġntihar edenlerin büyük oranını ilkokul eğitimi almıĢ kiĢiler oluĢturmaktadır.
       Aynı istatistik verilerine göre, intihar yöntemi olarak ilk üç sırayı kendini asma, ateĢli
silah kullanma ve kimyasal madde kullanma almaktadır. (Sağlık Bakanlığı 2000) Çocuklarda
intihar yöntemine iliĢkin belirgin bir tercih yoktur, çeĢitli yolları vardır. Ergenlikte, örüntü
daha spesifiktir. Bizde intihar yöntemi olarak ilk sırayı genel olarak “ asma” , erkeklerde
“silah”, kızlarda “ilaç” almaktadır. (Kaner.1995 )
       YaklaĢık altı yıllık süreçte intihar konusunda Batmanda yapılan çalıĢma sonuçlarını
Türkiye‟nin durumunu görmek açısında ortaya koyacak olursak;
      -Batman‟da intihar ve intihar giriĢimleri yıllar içinde artmaktadır.
      -Ġntihar eden veya giriĢiminde bulunanların % 75 i kadınlardır.
      -Ġntihar eden veya giriĢiminde bulunanlar genç yaĢ kategorisinde yoğunlaĢmaktadır.
      -Ġntihar edenlerin büyük bir çoğunluğu 12.00-18.00 saatleri arasını geçmektedir.
      -Kendini asmak ve ateĢli silah kullanmak en çok kullanılan yöntemdir.
      -Ġntihar eden veya giriĢiminde bulunanların çoğunluğunun kırsal kökenli, alt sosyo-
ekonomik düzeydeki kiĢiler oluĢturmaktadır. (aile.gov.tr.)

                   ĠNTĠHARIN PSĠKODĠNAMĠĞĠ

         Ġntiharın bilimsel yönden incelenmesi güç bir iĢtir. Her Ģeyden önce, intihar etmiĢ olan
kiĢiler artık yaĢamadıklarından duygusal dünyalarını inceleme imkanı ortadan kalkmıĢtır.
Ayrıca intihar olgusunu yapısı oldukça karmaĢıktır.
        Ġntihar olgusunun gerçekleĢmesinde genellikle üç temel unsurun rol oynadığı kabul
edilir;
        1.Ġntihar kavramına karĢı toplumun grup olarak geliĢtirmiĢ olduğu tutum
        2.KiĢinin kendi dıĢından gelen zorlanmalar
        3.Yukarıdaki iki etmenin bireyin karakteri ve kiĢiliği ile etkileĢimi(Geçtan.1995)

        1.Toplumsal Etmenler
        Toplumun sosyal yapısı ve toplumsal kaynaĢma durumuna bağlı olarak intihar oranları
ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Aile bağları zayıf toplumsal etkileĢimin az olduğu kiĢilerde
intihar olasılığı artmaktadır.(Egoisttik intihar). Sosyal ve ekonomik krizlerde ise toplum
içinde intihar oranları yükselmektedir.(Anomik intihar ) (Populermedikal )
        Ġnsan bilimciler, bazı ilkel toplumların intihar olgusunun varlığından haberdar bile
olmadıklarını gözlemlemiĢlerdir. Ġntihar oranının bazı toplumlarda oldukça düĢük olmasına
karĢılık bu olgu, bazı kültürlerde benimsenmekle de kalmamıĢ, belirli koĢullar ortaya
çıktığında giriĢimde zorunlu bir davranıĢ biçimi olarak kabul edilmiĢtir. Ġskandinavya‟nın eski
cenkçi insanları ve antik Yunanlılar intihar etmeye kutsal olarak karĢılamıĢlardır. Ġntihar
günümüzde bile, bazı Güney Pasifik Adalarında onurlu bir davranıĢ olarak değerlendirilir.
ÇağdaĢ toplumlarda Japonya‟da intihar olayı bazı özel koĢullarda, örneğin bireyi ya da
toplumu küçük düĢürücü bir duruma tepki olarak ortaya çıktığında toplumun onayıyla
karĢılanır. ÇağdaĢ dünya toplumlarının çoğu intihar olaylarını onaylamazlar hattı bazı gruplar
intiharın ya da suç olarak nitelendirirler. Durkheim incelemesinde ekonomik bulanım ve savaĢ
yenilgisi sonrası gibi toplum değerlerinin bozulduğu dönemlerde de intihar olaylarının
bağlarının zayıflamasının ve grubuna yabancılaĢmasının (Anomi) intihar olaylarında baĢlıca
etmen olduğu sonucuna varmıĢtır. (Geçtan, 1995) Durkheim anomik intiharı Ģu Ģekilde
tanımlamıĢtır:batı toplumlarında endüstriyel devrimi takiben toplum yapısında bazı
değiĢiklikler olmuĢ, toplum içinde dini inançları ve aile bağlarını kuvvetli sağlayamayan
kiĢilerde intihar riskini arttığı gözlemiĢtir. Toplumsal bağları kuvvetli ve geleneklere bağlı
diğer toplumlarda ise çoğu zaman intiharlar kiĢisel olmaktan çok toplumsal kural olarak
vardır. Ailede intihar eden kan bağı olan bir yakının olması kiĢilerde intihar etme olasılığını
arttırmaktadır. Bazı ailelerde yüksek intihar oranları dikkat çekmektedir. (Populermedikal)
          Ġçinde yaĢadığımız bu yüzyılda da intihar olaylarının ekonomik bulanım süresinde
arttığı, ülkelerin geliĢme dönemlerinde ya da savaĢ gibi herkesin ortak bir amaç çevresinde
toplandığı durumlarda azaldığı gözlemlenmiĢtir. Sainsbury, toplumdan kopma duygusunun bu
olayların oluĢumunda en önemli etmen olduğu kanısına varmıĢtır. Hong Kong kentindeki
intiharları incelemiĢ olan Yap da bu kentteki intihar olgularının, özellikle kırsal bölgelerden
göç etmiĢ kiĢiler arasında en yüksek oranda olduğunu saptayarak, toplumsal etmenlerin
önemini vurgulamıĢtır. ( Geçtan, 1995) Türkiye‟de Özellikle maddi değerlerin manevi
değerlere göre daha hızlı değiĢmesi, yani sosyolojik anlamda bir kültürel gecikmenin
yaĢanması, intiharları etkileyen baĢlıca faktörlerden biridir. Okuma yazma düĢüklüğü, kız
çocuklarının eğitime katılmasının zor olması veya engellenmesi, kırdan kente göç olgusu da
önemli belirleyiciler arasındadır. (Aile.gov)

        2.Zorlanma Etmenleri:

        Coleman insanı kendi canına kıymaya iten etmenleri üç grupta toplar:
        1.KiĢinin iliĢkilerinde ortaya çıkan bunalımlar,
        2.Yenilgiye uğrayarak kendi gözünde değersizleĢmesi
        3.YaĢamının anlamını ve umudunu yitirmesi
        Özellikle sonucu etmene intihar olaylarının çoğunda rastlanır.Ġnsanlar içinde
bulundukları güç koĢulların gün gelip sona ereceğini ve bir çok Ģeyin düzeleceğini umut
edebildikleri sürece yaĢamlarını sürdürmek için çaba gösterirler.Buna karĢılık, öldürücü
hastalığa yakalandıkları için günleri, hatta saatleri sayılı olan bazı insanların salt kiĢisel
nedenlerle intihar ettikleri görülmüĢtür. (Geçtan,1995) Litman‟a göre umutsuzluk
depresyondan daha fazla intihara neden olmaktadır. YaĢ arttıkça intihar oranları
artmaktadır.(Populermedikal)

        3. KiĢisel Etmeleri:
         Bir insanın karĢılaĢtığı zorlanmalı durumlara göstereceği tepki, kiĢiliği dayanıklılık
gücüne bağlıdır. Birçok insan baĢ edemedikleri zorlanmalarla karĢılaĢtıklarında, “ĠĢler daha
da kötüye giderse intihar edip kurtulabilirim!” düĢüncesi ile son bir kaçıĢ yolunun varlığını
kendilerine hatırlatarak avunurlarsa da bu, onların intihar etmeyi tasarladıkları anlamına
gelmez. Buna karĢılık, yetersiz bir kiĢilik yapısına sahip olan bir kiĢi, üstesinden
gelemeyeceği durum karĢısında yaĢamını kıyabilir.
         Freud önceleri depresyonu ve onuz izleyen intiharı, içleĢtirilmiĢ sevgi objesine
yönelmiĢ saldırganlık olarak yorumlamıĢ fakat sonradan ölüm içgüdüsünün etkinlik
kazanarak kiĢinin kendi üzerine çevrilmesi biçiminde açıklamıĢtır. Schilder‟e göre intihar,
diğer insana yöneltilmek istenen kızgınlığın kiĢinin kendi üzerine çevrilmesinin yanı sıra,
sevgisini esirgeyen bu insanı cezalandırma ya da onunla bir tür barıĢ yapma isteğini ve aynı
zamanda, baĢ edilmeyen güçlüklerden kaçıĢın anlatımıdır. Bernfeld ise intihar konusundaki
klasik tanımında Ģöyle der:” Ġntihar eden kiĢi, gerçekte bir baĢka insanı öldürmek
istemektedir. Ġntihar eylemine geçebilmesi için, bu insanı güçlü bir biçimde içleĢtirmiĢ olması
gerekir. Ancak o zaman kiĢi, kendini öldürmekle ,önceleri sevdiği ve sonradan nefret ettiği bu
ikinci insanı da ortadan kaldırabileceğine inanabilir. Ayrıca, öldürmek istediğinden ötürü
duyduğu suçluluğun karĢılığını da ödemiĢ olur. Çocukluk döneminde normal sevgi
iliĢkilerinden yoksun kalmıĢ kiĢilerin, ileriki yaĢamlarında da kimse tarafından sevilmedikleri
ve istenmedikleri duygusunu sürdürmeleri intihar olaylarında önemli etmendir. Yapılan
kapsamlı araĢtırmalar, intihar ile ebeveynden birinin ölüm yıldönümü arasında istatistiki
yönden anlamlı bir korelasyonun varlığına iĢaret etmektedir. KiĢinin kendine olan saygısı ve
benliğinin entegrasyonu yitirilmiĢ olan objeye bağımlı kaldığında, intihan yeniden
birleĢmenin tek yolu olarak görülebilir.
        Ġntihar giriĢimi anında kiĢinin içinde bulunduğu ruhsal durum da öyle bir davranıĢ
biçiminin seçilmesinde önemli bir rol oynar. Güvenin ve çaba gösterme gücünün yitiren kiĢi,
çoğu kez içine kapanarak baĢına gelenleri almaya ve bir çıkıĢ yolu aramaya çalıĢır. Ne var ki
ağır zorlanmalar karĢısında mantıklı düĢüncesi de bozulur. Ġntiharların % 75 ile 80´inin ağır
depresyon durumları sonucu ortaya çıktığı ve depresyonun temel öğesinin yoğun
karamsarlık duygusu olduğu göz önünde tutulduğunda , kiĢinin diğer çıkıĢ yollarını neden
düĢünemediğini anlamak güç olmaz.
         Ġntihar konusunda yapılan araĢtırmaların bir bölümü de sonuçlanmamıĢ giriĢimleri
konu almıĢtır.Çoğu insan, yarıda kalmıĢ intihar giriĢiminde bulunmuĢ kiĢinin, çevresindeki bir
diğer insanı ya da insanları istediği bir duruma getirmek amacı ile bu eyleme giriĢtiği
inancındadır. Bu konuda geniĢ bir araĢtırma yapan Stengel ve Cook „un vardıkları sonuçları
aĢağıdaki biçimde özetleyebiliriz:

1. Ġntihar giriĢimi, amacına ulaĢma intihardan farklı bir olgudur ve ayrı bir davranıĢ
    biçimi olarak incelemeyi gerektirir.
2. Ġntihara giren kiĢi, bu eylemi ile çevresindekilere simgesel bir bilinçdıĢı yalvarıĢta, adeta
   imdat çağrısında bulunmaktadır. Güçlüklerine baĢka bir çıkıĢ yolu bulamadığı için böylesi
   bir eyleme geçerek çözüm aramaktadır. Bu tür intihar giriĢimlerinde kiĢi, çoğu kez
   farkında olmaksızın kendisine ulaĢabilme ve yardımına koĢabilme imkanlarını açık
   bırakır.
3. Gerçek bir intihar giriĢimi kiĢinin yaĢamına, özellikle yakın çevresi ile iliĢkileri
   yönünden, önemli değiĢiklikler getirir. Eylemi sonucu çoğu kez hastaneye kaldırılan kiĢi
   orada bir süre kalır ve çevresindeki olaylar eskiden farklı biçimde iĢlemeye baĢlar. Bu
   değiĢiklikler kiĢi tarafından kolayca benimsenir. Çünkü o da değiĢmiĢ, süper egosunun
   isteklerine uyarak suçlarının karĢılığını ödemek istemiĢtir. Bu nedenle ölümle oynadığı
   kumar sonucu elde ettiği Ģeyi, yani yaĢamını, yürekliliğinin karĢılığı ve ödülü olarak kabul
   eder ve benimser. Ġntihar tasarılarından söz etmek bir imdat çağrısıdır. Böyle yapmakla
   kiĢi, bir yandan içinde bulunduğu durumun güçlüğünü ve canını kıyma konusunda ki
   kararsızlığını açıklamakta, öte yandan yakınlarını uyararak onların yardımını aramaktadır.
   Ne var ki , bu çağrı yakınları tarafından çoğu zaman değerlendirilmez ya da ciddiye
   alınmaz. Ġntihar etmeyi tasarlayan kiĢi, umudunu tümden yitirmek üzere olduğundan, bu
   çağrısıyla yakınlarından umduğu destek ve anlayıĢı bulmak için son bir giriĢimde
   bulunur;karĢılık almazsa tasarısını gerçekleĢtirir. (Geçtan, 1995)
           ĠNTĠHAR RĠSKĠNĠ DEĞENLENDĠRME VE GÖRÜġME
Ġntihara meyilli olan bireylerle ilgili olarak yapılacakları Ģu Ģekilde belirleyebiliriz.
                  Nasıl ĠletiĢim Kurmalı?
                   Dikkatlice dinle ve sakin ol.
                   KiĢinin duygularını anladığını belirt(empati)
                   Sözsüz iletiĢim dilini(beden dilini) sık sık kullan.
                   DüĢünce ve değenlerine saygı duyduğunu ifade et.
                   Dürüstçe konuĢ.
                   Ġlgini sıcaklığını göster
                   KiĢinin duygularına odaklan..
               GörüĢme Sırasında Yapılması Gerekenler:
            Sık sık sözünü kesme,
            AĢırı duygusal olma,
            MeĢgul olduğunu söyleyerek onu gönderme,
            Patron gibi davranma,
            Açık olmayan mesajlar verme,
            Çok sık ve yüklü sorular sorma.

     KiĢinin intihar düĢüncesinin olup olmadığını öğrenmenin en iyi yolu, bunu ona
sormaktır. Ġnanılan düĢüncenin tersine, intihar konusunda kiĢiyle konuĢmak kiĢinin kafasında
intihar düĢüncesini uyandırmaz. Aksine, bunun onunla açıkça konuĢmak ona, birinin onu
anladığı ve sorununu çözmede yardımcı olabilecek birinin olduğu düĢüncesini verir.

      Sorular Nasıl Sorulmalı?
      KiĢiye intiharla ilgili fikirlerini sormak kolay değildir. Soruları bir sıra içinde sormak
faydalı olacaktır.
              Kendini mutsuz ve çaresiz mi hissediyorsun?
              Üzgün müsün?
              Hayatın yaĢama değer olmadığını mı düĢünüyorsun?
              Sana yardımcı olabilecek hiçbir Ģeyin olmadığını mı düĢünüyorsun?
              Ġntihar giriĢiminde bulunmayı mı düĢünüyorsun?
      Bu sorular ne zaman sorulmalı?
              Hasta anlaĢılmıĢ olduğunu hissettiği zaman,
              Hasta duygularını ifade etmek için kendini hazır hissettiğinde
              Hasta negatif duygularını ifade etme sürecinde iken (yalnızlık, mutsuzluk vb)
      Hangi Ġçerikte Sorular Sorulmalı?
      Süreç , intihar düĢüncesinin varlığını saptamakta sona ermez. Ġntihar olasılığının ve
fikrinin ciddiyetini ve derecesini belirlemeye yönelik ilave sorularla devam edilir. KiĢinin
intihar planı yapıp yapmadığı önemlidir. Eğer kiĢi kendini vurmayı planladığını söylüyorsa,
ancak bir silaha sahip olması kolay değilse intihar riski düĢüktür. Ancak kiĢinin seçtiği intihar
etme yolu kolay bir yol olsa intihar riski yüksektir. Hastaya sorular için ısrar edilmemeli,
baskı ve hastayla empati kurarak yumuĢak bir üslupla soru sorulmalıdır. AĢağıdaki sorular
sorulabilir.
         YaĢamına son vermek için her hangi bir plan yaptın mı?
         Ġntihar etmek için nasıl bir planın var?
         Bu planın uygulayabilecek Ģeylere sahip misin?(ilaç, silah vb)
         Planını ne zaman uygulayacağına karar verdin mi?           (Sağlık Bakanlığı 2000)
           ĠNTĠHAR NĠYETĠNDE OLAN HASTALARIN YÖNETĠMĠ

       DüĢük Derecede Risk
        KiĢinin bazı intihar düĢünceleri varsa “ölmek isterdim, artık sürdürmeyeceğim” gibi
sözler söylemiĢse, ancak herhangi bir intihar planı yapılmamıĢsa, aĢağıdakiler yapılmalıdır:
         Duygusal destek ver,
         KiĢinin duygularını açık olarak ifade etmesini sağla,
         KiĢinin olumlu güçlü yönlerine odaklan(daha önce sorunlarla nasıl baĢa
           çıktığını konuĢ ve tekrar düĢünmesini sağla)
         Düzenli aralıklarla görüĢ, iletiĢimini koparma

 Kendilerini izole edilmiĢ, yalnız ve çaresiz hissetmelidir. Son zamanlarda yaĢadıkları üzücü
bir olayın üstesinden gelememekte ve çok acı çekmektedir.
           Yurdumuzda olduğu gibi ruhsal hastalıkların kabul edilmediği, yadırgandığı
toplumlarda bu kiĢiler hissettiklerini açıklamaktan genelde kaçınırlar ve insanların kendilerini
ruh hastası veya deli diye tanımlayacağından korkarlar. Bu düĢüncelerini genelde kendi içinde
tutma çabası içine girerler ve yardım almaktan kaçınırlar. Ġntihar giriĢiminde bulunan veya bu
düĢüncelere kapılan kiĢiler genelde ani ortaya çıkan gerginlik içindedir veya depresyondadır.
Depresyon sebebi önemli yaĢamsal bir sorun olabilir, depresyon yaĢanan travmaya tepki
olarak geliĢmiĢtir veya kiĢide sorun yaratan birçok olaydan kaynaklanıyor olabilir.

Ġnsanlarla intihar konusunda konuĢmak onların intihar etmesine yol açar mı?
        KiĢiler intihar konusunda konuĢulunca intihar etmeye karar vermezler. Onlara böyle
bir niyetlerinin olup olmadığı sorulması onlara intihar giriĢimini hatırlatmaz. Ġntihar
düĢüncesi bu kiĢilerde veya yoktur. Ġntihar düĢüncesi olduğunda kuĢkulanılan kiĢilere bu
yönde soru yöneltildiğinde evet yada hayır Ģeklinde net bir yanıt alınmaz. Ancak Ģuna dikkat
etmeli intihar düĢüncesi olduğu bilinen kiĢilerle intihar yöntemleri ile ilgili konuĢmak kiĢinin
o sırada çok acı çektiğini bilmenizde fayda vardır. Onunla bu acı üzerinde konuĢulabilir en
doğrusu bir uzmanda yardım alması için yönlendirebilirsiniz. Unutmayın ki kiĢi yoğun stres
altında bu kararı vermiĢtir.
Ġnsanlar neden intihar etmeye karar verir?
        Herkesin stresle baĢa çıkma yolu ve yeteneği farklıdır. Genellikle bir sorun ortaya
çıktığında ondan kiĢi kendi yöntemi ile kurtulur. Hayatta öyle dönemler vardır ki kiĢinin
stresle baĢ etme yöntemi bütün bu sorunların üstesinden gelmeye yeterli olmaz .Stres yaratan
yaĢam olayları kiĢiden kiĢiye değiĢir. Bazıları için önemli olmayan bir sorun, baĢkaları için
çok önemli bir sorun olarak görülebilir. Ġntihar riskini arttıran önemli olaylar Ģöyle
sıralanabilir.
        Ġnsan iliĢkilerinde sorun yaĢama, önemli bir hastalığa yakalanma veya bir organ kaybı,
aile bireylerinden birinin baĢına önemli bir sorun gelmesi, okulda, iĢte veya evde önemli bir
sorunla karĢılaĢma, ekonomik sorunlar, sevilen birinin ölümü, önemli bir iliĢkinin bozulması,
iĢten çıkarılma, umutların kaybedilmesi, kiĢinin kendine saygısını kaybetmesi, duygusal,
fiziksel, sosyal, cinsel travmaya uğrama, insanlar tarafından ihmal edilme vb.

 Bir kiĢide intihar etme düĢüncesi olduğunu nasıl anlarız?
         Ġntihar düĢüncesi olan insanlar bilerek veya bilmeyerek çevresindeki insanlara bir
Ģekilde ip ucu vermektedir. Ancak bu belirtileri veren herkesin intihar düĢüncesi içinde
olduğu kararına varılması yanlıĢtır. Yapılacak olan bu belirtilen görüldüğünde kiĢilere intihar
düĢüncelerinin olup olmadığının sorulmasıdır. Ġntihar düĢüncesinin olabileceğini gösteren
bazı iĢaretler Ģunlardır.
          Aileden ve toplumdan uzaklaĢma, içine kapanma, depresyonda olma, intihar ile ilgili
konuĢma,daha önce intihar giriĢiminde bulunma, umutsuzluk, karamsarlık,çaresizlik
hissetme,mali konularla aniden aĢırı uğraĢmaya baĢlamak, malını mülkünü bölüĢtürmek, geç
yaptıklarından dolayı piĢmanlığını dile getirmek, bir yere gidecekmiĢ gibi sebepsiz yere
helalleĢmeler veya vedalaĢmalar
          Bu belirtiler intiharı gösteren kesin belirtiler değildir. Çoğu insanda intihar giriĢimi
hiç belirti olmaksızın aniden olabilir.

Ġntihar giriĢimi olan kiĢilerin aileleri ve yakın çevresi bundan nasıl etkilenir?
        Ġntihar giriĢimi olan kiĢiler kimsenin kendileri ile ilgilenmediğini , kimsenin kendisini
umursamadığını düĢünebilir. Ancak bu düĢüncenin aksine bu kiĢi yakın çevresi için bu olay
bir travmadır. Ġntihar giriĢimi bir olayı takiben çıkmıĢsa bu olaya karıĢan kiĢiler için büyük
stres oluĢturur. Aniden çıkan bir intihar sonrasında eğer yaĢamını yitirmiĢse hayatta kalanlar
ne olduğunu anlayamadıkları bir durumun içine girerler. Yas duyguları yanında bu belirsizlik,
çözülememiĢ sorunlarla bir araya geldiğinde yakınların verdiği tepkiler normal yoldan
yakınlarını kaybedenlere oranla çok farklı olur. Üzüntünün yanında suçluluk duygusu,
piĢmanlık, öfke gibi çok değiĢik duygular iĢin içine girer. Toplumdan uzaklaĢma, içine
kapanma eğilimi gösterirler. Diğer insanlarla iliĢkilerinde güvensiz olmaya baĢlarlar. Olaydan
kendilerini sorumlu tutar ve tekrar aynı sebebiyet korkusunu yaĢarlar. Olaya karıĢmıĢ kiĢilerle
bir araya gelmek ve bu konudan konuĢmak konusunda isteklidirler.

       *       *      *       *      *    *    *    *               *       *       *      *
                                    BĠR YEMEK TARĠFĠ

                              Bir bardak dolusu gülümseme ile baĢlayın,
                                  Bir kap dolusu dostluk ilave edin,
                      Bir tutam yumuĢaklık ve biraz da nezaket tozu ile kabartın,
                                              Bir kaĢık ümit,
                                   Bir büyük porsiyon yardımlaĢma,
                      Çok miktarda ılım ve bir tutam alçakgönüllülük ile çırpın.
                           Kuvvetlendirmek için de bir çorba kaĢığı güvene
                                            Ġhtiyacınız olacak.
                     Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklı selim ve
                             Birkaç damla hoĢgörüyü azar azar ilave ederek
                                           Sevgi ile karıĢtırın.
                    Ġki kaĢık gülücük, bir kaĢık sabır ve bir tutam övgü ilave edin.
                      ġevk ile hiç durmadan karıĢtırın ve Ģükran ile tatlandırın.


                                                               Yemeğin adı mı?

                                                                 ĠNSANLIK !!!
                                  MUTLULUĞUN SIRRI


        Kendisini seven hiç kimse olmayan bir yetim kızla ilgili bir masal vardır. Kendini çok
ama çok üzgün ve yalnız hissettiği bir gün çayırda yürürken, bir çalıya küçük bir kelebeğin
takıldığını görür. Kendini kurtarmak için çabaladıkça dikenle o narin bedenini daha çok
hırpalar. Küçük yetim kız dikkatle kelebeği kurtarır. Kelebek uçup gitmek yerine güzel bir
periye dönüĢür. Kız gözlerine inanamaz.
        Peri kıza, “senin eĢsiz iyi kalpli davranıĢın için sana bir dilek dileme hakkı veriyorum”
der. Kız bir an düĢünür, sonra “mutlu olmak istiyorum” der.
        Peri “peki” der, ona doğru eğilir ve kulağına fısıldar. Sonrada ortadan kaybolur.
        Kız büyüdüğü sürece, ondan daha mutlu kimse yoktur. Herkes ona mutluluğun sırrını
sorar. O ise gülümser ve “ sırrım; küçük bir kızken iyi kalpli bir periyi dinlemiĢ olmamdır”
der. YaĢlanıp ölüm döĢeğine düĢtüğünde komĢuları yatağının etrafına toplanırlar. KomĢuları
sırrının da onunla birlikte yitip gitmesinden korkmaktadırlar. “ Lütfen bize söyle” diye
yalvarırlar. “ Ġyi peri sana ne dedi?”
        Sevgili yaĢlı kadın gülümser ve “ bana Ģöyle dedi” der: “ ne kadar güvende, ne kadar
yaĢlı ya da genç, zengin ya da fakir olursa olsunlar herkesin bana ihtiyacı olduğunu söyledi.”




      “Öğrencilerin olumlu davranışları üzerinde dikkatinizi yoğunlaştırır ve
aynı anda istenmeyen davranışlara önem vermezseniz, istenmeyen
davranışların azalma olasılığının yükseldiğini görebilirsiniz...”




      “Öğrencilerinizle birlikte oluşturduğunuz kuralları bozan bir öğrenciyi
azarlamak yerine, kurallara uyanı takdir etmek daha yararlı olacaktır...”




        Psikolog Virginia Satir’e göre insanlar doğuĢtan beĢ temel özgürlüğe sahiptir:
   ġimdi ve burada olanı duyma ve algılama özgürlüğü...
   Kendi düĢündüğünü olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü...
   Kendi duygularını olduğu gibi ifade edebilme özgürlüğü...
   Bir Ģeyi kendi isteklerine göre isteme yada reddetme özgürlüğü...
   Ġstediği yönde geliĢerek kendi özünü gerçekleĢtirme özgürlüğü...
                                             ĠLETĠġĠM NEDĠR?

       “Benim gördüğümü sen de görüyor musun?” sorusuna her zaman ve hep bir ağızdan
“evet” diyebilseydik, belki de beğenide, düĢüncede, beklentide, yargıda, sevinçte, duyguda,
hüzünde...vb. çeĢitlilikleri yaĢayan yaratıklar olurduk. Aynı tabloyu izler, farklı duyguları
yaĢarız. Aynı Ģiiri okur, farklı duygu zenginliklerine; belki de farklı hazlara, farklı hüzünlere
koĢarız. Aynı polisiye olayda kimi polise alkıĢ tutar, kiminin yüreği zanlılar için burkulur.

                      ĠLETĠġĠM SÜRECĠ VE TEMEL ÖĞELERĠ

       Süreç kavramını;
       1) Bir ürünün oluĢumunda yer alan etkinlikler bütünü
       2) Ham maddenin ürüne dönüĢümündeki aĢamalar düzeni
       3) Belirli bir hedefe yönelik iĢlemler dizisi olarak tanımlamak mümkündür.

        Tanımlardan da anlaĢıldığı gibi zaman içerisinde sürekli değiĢim gösteren herhangi bir
olay, oluĢum yada hareket süreç kavramını ifade etmektedir.
        ĠletiĢim süreci bir sistemin devam eden fonksiyonunu içermektedir. Öyleyse iletiĢimi
bir sistem olarak da görebilmekteyiz. Sistem, belli bir amacı gerçekleĢtirmek üzere
birbirleriyle etkileĢim halinde olan öğeler bütün olduğuna göre iletiĢim sürecini yapılandıran
temel öğeler de bulunmaktadır. ĠletiĢim sürecindeki bu temel öğeler, kaynak-mesaj-kanal-
alıcı-ve dönüttür.
        Bu öğelerin yer aldığı iletiĢim süreci aĢağıdaki çizimde gösterilmiĢtir.

    Kaynak               Mesaj             Kanal             Alıcı             Dönüt


       4) DüĢünmeye ve dile dayalı beceriler
       5) Güvenirliliği
       6) Çekiciliği

         MESAJ: Bir ya da birden fazla kiĢinin biliĢsel, duyuĢsal yada psikomotor
davranıĢlarında değiĢiklik yapmak amacıyla düzenlenen iĢaretler örüntüsüdür. Bir baĢka
söyleyiĢle kaynağın alıcısıyla paylaĢmak istediği düĢünce, duygu ve davranıĢları temsil eden
sembollerdir.
         Kaynak sahibi olduğu bir fikri ya da onunla ilgili davranıĢları alıcısı ile paylaĢmak
isterse, onun öncelikle hareket, jest, mimik, ses söz, çizim, ıĢık, resim, heykel, yazı formül vb.
gibi sembollerden en az biri ile yapılmıĢ bir mesaj haline getirmek zorundadır. Mesajın
yapılmıĢ olduğu sembol ya da Ģifre (kod) çeĢitleri aslında duyu organlarına etki eden optik,
mekanik,termik,ya da kimyasal uyarıcılardır. Kaynağın alıcıda amaçladığı davranıĢ
değiĢmesini oluĢturabilmesi için herhangi bir mesajını alıcının anlayabileceği sembollerden
oluĢturması, bir baĢka deyiĢle, mesajını alıcının çözümleyebileceği bir biçimde kodlaması
gerekir.
         Sınıfındaki öğrencilerinde davranıĢ değiĢikliği oluĢturma amacı güden öğretmene
mesaj düzenleme konusunda bazı ipuçları vermeden önce sınıf içindeki süreçte sıkça
kullanılan „öğrenme‟ ve „öğretme‟ kavramlarına yeniden değinmekte yarar görülmektedir.
         “Öğrenme” nin yaĢantı ürünü ve nispeten kalıcı izli davranıĢ değiĢmesi; “Öğretmen”in
ise öğrenme öğrencilerce gerçekleĢtirilirken, öğretmenler, materyaller ve öteki ortamlar
tarafından yerine getirilen bir iĢlevdir. Bu anlamda öğretimin doğrudan öğrenmeyi sağladığını
söyleyebiliriz. Öğretimde amaç, öğrenme için koĢulları sağlamaktır. Engelmann bu konuyu
Ģöyle açıklamaktadır.
        “.....Öğretmen öğrenciyi ancak çevresel değiĢkenleri seçip kullanabildiği ölçüde
değiĢtirebilir. Öğretmen, uyarıcıyı sunar. Bu sunuyu konuĢarak, anlatarak, öğrenciye bazı
Ģeyler göstererek yapar ve öğrencinin tepkide bulunmasını ister. Öğretmen, öğrencisinde, bu
çevresel değiĢkenleri seçip kullanabildiği ölçüde değiĢiklikler sağlayabilmektedir. O halde
öğrenmede odak noktasını istendik değiĢmeyi meydana getirmek için öğretmenin ne yaptığı
ve çevresel değiĢkenleri nasıl kullandığı oluĢturmaktadır.”
        Öyleyse öğretmenin “öğretme” anlamında sınıf içinde yapabilecekleri çevresel
değiĢkenlerin seçilip kullanılması ile sınırlıdır.
        Bu bilgilerden yararlanılarak eğitimde mesaj düzenleme “öğrenme koĢullarını
yaratabilecek iĢaret ve semboller örüntüsünün seçme ve kullanma planlarının geliĢtirilmesi
(ya da seçilip kullanılması) olarak tanımlanabilir.

                               MESAJ DÜZENLEME ĠLKELERĠ
1. Bir malzeme ne kadar anlamlı ise öğrenilmesi o kadar kolaydır.
2. En iyi öğretim somuttan soyuta, basitten karmaĢığa ve bilinenden bilinmeyene doğru
    gidendir.
3. Öğrenme iĢlemine karıĢan duyu organları sayısı ne kadar çok olursa öğrenme o kadar iyi
    olur.
4. Bir kavramın geniĢliğini göstermek için çok sayıda örnekler sunmak gerekir.
5. Özellikler birbirine göre algılanır.
6. Algılama seçicidir.
7. Bir figürün algılanması sadece bu elemanın özellikleri yoluyla değil, bu elemanı
    çevreleyenlerin de aracılığı ile olmaktadır.
8. dikkat özellikle geçirile gelen ve yakın geçmiĢteki yaĢantılara zıt olan durumlara çekilir.
9. insanlar dikkatlerini ilgilerine, ihtiyaçlarına ve yaĢantılarına göre yöneltirler.
10. kullanılacak malzeme öğrencilerin özelliklerine(yaĢ, zeka ve geçmiĢ yaĢantılarının
    düzeyine) uygun olmalıdır.

      KANAL: Kanal, iletiĢim sürecinde kaynağın amaçları doğrultusunda alıcıya gönderdiği
mesajları taĢıyan ortam (araç, gereç), yöntem ve tekniklerdir. Her hangi bir öğrenme –
öğretme durumunda öğrenciye iletilmek istenen mesajlar bulunmakta ve bu mesajlar
öğrenciye belli bazı yöntemlerle iĢletilmeye çalıĢılmaktadır.
        Yöntem, öğrencilerin istenilen davranıĢları geliĢtirmeleri için seçilen iĢlem bütünüdür.
Ortam ise kaynak ile alıcı arasında akan bilginin taĢıyıcısı olmaktadır.
        Daha geniĢ bir tanımıyla ortam, öğrenme – öğreteme süreçlerinde bilgi iletme
iĢleminin meydana geldiği ve öğrencinin konuyla etkileĢimde bulunduğu personel, araç-
gereç, tesis ve organizasyon öğelerinden oluĢan çevredir.
        GeliĢen yeni öğretim anlayıĢında öğretmen merkezli öğretmen anlayıĢından, öğrenci
merkezli anlayıĢa geçilmiĢtir. Bu anlayıĢa göre öğretmen yeni öğretimin vazgeçilmez
öğesidir, ancak üstlendiği rol yol göstericilik olup, belli yöntemleri ve araç- gereçleri de
seçerek sınıf içi çalıĢmayı düzenleyen, bir baĢka söyleyiĢle ÇEVREYĠ AYARLAYAN
konumdadır.
        Çevreyi ayarlayan eleman olarak öğretmene verilen görevin önemi Piaget‟in çevre ile
zeka arasında kurduğu iliĢkide belirginleĢmektedir.

       Piaget‟e göre zeka:
-   KiĢinin çevre ile etkileĢimini sağlamaya yarayan organizmanın çevreye uyumunun özel
    bir halidir,
- Bir çeĢit dengedir,
- YaĢayan ve eylemde bulunan zihinsel iĢlemler sistemidir.
        Bu tanımlara göre, bilgi ancak eylemle ve çevre ile aktif bir etkileĢim sonucunda elde
edilir.
        Öğrenmede zekanın öneminin anlaĢılmasıyla, zekanın çevre ile iliĢkileri ve geliĢimi
sürekli araĢtırma konusu yapılmıĢtır. AraĢtırmalarla, zekanın katılıma bağlı olması yanında,
çevresel faktörlerin de çok önemli olduğu ve bu faktörlerin zekanın geliĢimi etkilediği; aptal
doğmuĢ birini-n belki bir dahi yapılmasının mümkün olmadığı, ancak normal doğmuĢ birini
aptallaĢtırılabileceği bulunmuĢtur.
        Bloom, öğrenme güçlükleriyle karĢılaĢan öğrencilerin de gerek duydukları ek zaman
ve yardım saklandığı takdirde hızlı öğrenenler kadar öğrenebileceklerinin araĢtırma
sonuçlarıyla kanıtlandığını ifade etmektedir.
        AnlaĢılıyor ki, etkili öğretme-öğrenme çabası için ön koĢul verimli ve doyurucu bir
çevre olmaktadır.
        O halde önemli olan öğrenciyi etkin bir biçimde öğretme-öğrenme sürecine katacak
çevrenin düzenlenebilmesi, baĢka bir söyleyiĢle, arzulanan davranıĢların kazandırılabilmesi
için uygun yöntemlerin ve bu yöntemlerle kullanılacak eğitim ortamlarının seçimi ve iĢe
koĢulmasıdır.

       Sözsüz ĠletiĢim:

       Yapılan araĢtırmalar günlük iletiĢimimizde sözsüz mesajların yapının % 90‟lar
olayında olduğunu göstermektedir.
       Yüz ifadeleri, jestler ve minikler, baĢ hareketleri, dokunma, giyim-kuĢam biçimleri
hep bu iletiĢim türü içinde yer almaktadır.

       Sözsüz ĠletiĢimin Özellikleri:

       1.   Duyguları etkili olarak aktarma
       2.   ĠletiĢim eyleminin yokluğunu olanaksız kılma
       3.   Ġnsanlar arasındaki iliĢkileri tanımlama ve belirleme
       4.   Sözel içerik hakkında bilgi verme
       5.   Sözcüklerle çeliĢebilme
       6.   Belirsiz olabilme

       ĠLETĠġĠM ENGELLERĠ

        ĠletiĢim engelleri, bir mesajın verilmesini ve alınmasını olumsuz yönde etkileyen tüm
faktörlerdir.
        Önceki bölümlerde iletiĢim sürecinin öğeleri tartıĢılırken yeri geldikçe sağlıklı bir
iletiĢim için dikkat edilmesi gereken noktalara değinilmeye ve yapılması gerekenler
önerilmeye çalıĢıldı. Bir an için bu önerilerin yerine getirilemediğini düĢünürsek iletiĢim
engelleri karĢımızda belirecektir. Bu nedenle önceki sayfalarda yazılanların burada ayrıntılı
olarak yenilenmesi yerine, hatırlatmalarda bulunulması tercih edilerek sınıfta iletiĢim
engelleri oluĢturabilecek bazı faktörler aĢağıda kısaca verilmektedir.


       Sınıfta ĠletiĢim Engeli OluĢturan Faktörler:
       Öğretmen ve / veya öğrencinin;

- ĠletiĢime girme amacını tam olarak algılayamaması,
- Bedensel ya da psikolojik bir özüre sahip olması,
- Barınma, beslenme ihtiyaçlarını yeterince karĢılayamaması,
- Birbirlerine güvenmemesi,
- Güvenli bir gelecek garantisinin olmaması,
- Ortak yaĢantı alanlarının az olması,
- Sevip, sevilmemesi; sayıp sayılmaması,
Kaynak Olarak Öğretmenin;
- Öğrencilerini iyi tanımaması,
- Alanında yeterli bilgi birikimine sahip olmaması,
- Öğrenciler tarafından inanılır, güvenilir ve çekici bulunmaması,
- Derse hazırlıksız girmesi,
- Mesajlarını, öteki öğretim ortamlarına ve gerekli örneklere yer vermeden bol bol
    sözcükler kullanarak sürekli anlatıma dayalı biçimde sunmaya kalkıĢması,
- Sözcüklerini seçerken öğrencilerin geçire geldiği yaĢantıları dikkate almayıp, anlamların
    karıĢtırılmasına ve hatta bazen öğrencilerin hiç duymadıkları sözcükleri de kullanıp hiçbir
    Ģeyin algılanmamasına neden olması.
- Öğrencileri derse çekecek ve katacak yöntem ve teknikleri kullanamaması.
Alıcı Olarak Öğrencinin;
- O sınıfta bulunma amacının farkında olmaması,
- Sık sık hayal kurup, kendisini bilerek dersin dıĢına itmesi,
- ĠĢlenen konularda kendisi için kullanabileceği bir çıkar, bir zenginlik görmemesi,
- Öğretmenin mesajlarına tepkiler verme sorumluluğundan kaçması.
Öğretme-Öğrenme Ortamı Olarak Sınıfın;
- Oturma yerleri ve oturma düzeninin rahatsızlık vermesi,
- Havasız, pis, rutubetli, ıĢıksız, soğuk ya da aĢırı sıcak olması,
Araç ve Gereçlerin;
- Öğrenci düzeyine uygun olmaması,
- Görüntüyü ve / veya sesi iyi vermemesi,
- Kullanılamayacak ölçüde bozuk olması,
- Yeterli sayıda ya da hiç bulunmaması,
        Görüldüğü gibi öğretme-öğrenme sürecinde kiĢilerden ya da öteki ortamlardan
kaynaklanan yetersizlikler, eksiklikler, yokluklar, hep iletiĢim engeli olarak belirmektedir;
ancak tüm bu yetersizliklere, eksikliklere ve yokluklara rağmen sınıfta öğretmen de vardır,
öğrenci de vardır. Sınıftaki bu ikili olası tüm iletiĢim engellerine rağmen iletiĢim kurmak
zorundadırlar. Öyleyse, iletiĢim engellerinin bilinmesi ve varlığının hissedilmesi; iletiĢimden
vazgeçmek yada sorumlu tutulacağımız sağlıksız iletiĢim için sığınaklarımız değil daha etkili
olmamız için yaratıcılığımızı harekete geçirecek dürtülerimiz olmalıdır.
                                             KELEBEK


       Bir gün bir kozada küçük bir delik açıldı ve bir adam bedenini bu küçücük delikten
çıkarmaya çalıĢan kelebeği saatlerce seyretti. Sonra kelebek sanki daha fazla ilerlemek
istemiyormuĢ gibi durdu. Sanki ilerleyebileceği kadar ilerlemiĢti ve artık daha fazla
ilerleyemiyordu. Adam kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı ve kozayı
keserek deliği büyüttü.
       Kelebek kolayca dıĢarı çıktı. Fakat bedeni kocaman, kanatları kuru ve buruĢuktu.
Adam kelebeği izlemeye devam etti çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp bedenini
taĢıyabilecek kadar geniĢleyebileceğini umut ediyordu. Fakat bu olmadı!
       Gerçekte kelebek ömrünün geri kalanını o kocaman bedeni, kuru, buruĢuk kanatları ile
etrafta sürünerek geçirdi.
       Uçmayı hiç baĢaramadı.
       Adamın bu aceleciliği iyiliği içinde anlayamadığı... bu kısıtlayıcı kozanın ve kelebeğin
o küçük delikten çıkmak için verdiği mücadelenin kelebek için gerekli olduğuydu. Çünkü
bu... kelebeğin yaĢam sıvısının bedeninden kanatlarına doğru akmasını sağlamak içindi.
       Böylece kelebek kozadan kurtulduğu anda uçamaya hazır olabilecekti...
                               KAYNAKÇA

Acar BALTAġ – Stres Altında Ezilmeden Öğrenme ve sınavlarda Üstün BaĢarı.
Ahmet Rahmi ERCAN – Eğitimde Biz ve Çocuklarımız
Prof. Dr. Arif ERGĠN – ĠletiĢim ve Sosyal EtkileĢim
Anadolu ÜNĠVERSĠTESĠ – Eğitim Bilimleri / Eğitim Psikolojisi Ders Kitabı
Ankara ÜNĠVERSĠTESĠ – Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümü Uyumsuz Çocuklar
                           Ders Notları
Atalay YÖRÜKOĞLU – Gençlik Çağı
Doç. Dr. Binnur YEġĠLYAPRAK – Eğitimde Rehberlik Hizmetleri
Cavit BĠNBAġIOĞLU – Ailede ve Okulda Eğitim Sorunları
Elazığ M.E.M – Çocukluk Gençlik Çağı Eğitimi ve Problemleri
Bayburt R.A.M – Eğitimde Rehberlik Hizmetleri
Milli Eğitim Basımevi – Eğitilebilir Çocuklar Ġlkokul Programı
Engin GEÇTAN – Normal DıĢı DavranıĢlar
Gerard MENDEL – Babaya Ġsyan
Gustav Hans GRABER – Kadın Psikolojisi
Haluk YAVUZER – Anne – Baba – Çocuk
Haluk YAVUZER – Çocuk Psikolojisi
Haluk YAVUZER – Çocuk Eğitimi
Dr. Hasan YILMAZ – Öğretmenler Ġçin Rehberlik Bilgisi
Dr. Ömer ÜRE
Prof. Dr. Kemal ÇAKMAKLI – Okula Ġsteksiz Çocuklar ve Okul Fobisi
Leyla NAVARO – Gerçekten Beni Duyuyor musunuz?
Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK – Ruh Sağlığı ve Bozuklukları
Dr. Ömer T. KADIOĞLU – Anne ve Bebeğin Bakımı
Prof. Dr. Özcan KÖKNEL – Zorlanan Ġnsan
Kastamonu R.A.M – Rehberlik Semineri Notları
Prof. Dr. Rıdvan CEBĠOĞLU – Çocuk – Ana – Baba ĠliĢkisi
Sandra BURT – Linda PERLĠS – Rehber Anne – Babalar
Sağlık Bakanlığı Yayını – Ġntiharın Önlenmesi
Tuncel ALTINKÖPRÜ – Çocuğun BaĢarısı Nasıl Sağlanır
Tuncel ALTINKÖPRÜ – Genç Kız Psikolojisi ve Cinselliği
Türk Psik. DanıĢmanlık ve Rehb. Der. – Eyvah Çocuğum Zor Durumda Ne
                                         Yapabilirim?
Dr. Wilhelm STEKEL – Bir Anneye Mektuplar
Yıldız KUZGUN – Ġlköğretimde Rehberlik
                          BÜYÜK TAġLAR KÜÇÜK TAġLAR

        Zamanın verimli kullanımı hakkında düzenlenen kurslardan biriydi. Her biri zaten bir
iĢ sahibi olan öğrencilere pratik bir ders vermeyi düĢünen öğretmen, masanın üzerine
kocaman bir kavanoz koydu. Sonra, bir torbadan irice kaya parçaları çıkardı, dikkatlice üst
üste koyarak kavanozun içine yerleĢtirdi. Kavanozda taĢ parçaları için yer kalmayınca, sınıfa
sordu:
“Kavanoz doldu mu?”
Sınıftaki herkes:
“Evet doldu” cevabını verdi.
“Demek dolu” cevabını verdi. Hemen eğilip bir kova çakıl taĢı çıkarıp kavanozun tepesine
boĢalttı. Sonra kavanozu eline alıp salladı. Böylece, küçük parçalar büyük taĢların sağına
soluna yerleĢtiler.
Öğretmen, yeniden sordu: “ġimdi kavanoz doldu mu?”
ĠĢin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiĢ olan öğrenciler, bu kez:
“Hayır” dediler, “Hayır, tam da dolmuĢ sayılmaz.”
Öğretmen: “Doğru” diyerek tasdik etti onları. Sonra da masanın altından bir kova dolusu kum
çıkardı. Kaya parçaları ve küçük taĢların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar kumu
kavanoza boĢaltmaya devam etti. Ve yeniden sınıfa sordu:
“Kavanoz doldu mu?”
Yine: “Hayır, dolmadı” cevabını aldı.
Yeniden: “Doğru” dedi öğretmen ve bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye baĢladı.
Kavanoz artık dolmuĢ ve iĢ “kıssadan hisse” ye kalmıĢtı.
Öğretmenin: “Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?” sorusuna, atılgan bir öğrenci,
hemencecik Ģu karĢılığı verdi: “ġu dersi çıkardık: günlük iĢ programınız ne kadar dolu olursa
olsun, her zaman yeni iĢler için zaman bulabilirsiniz.”
Bu, yabana atılır bir ders değildi gerçi. Ama öğretmenin vermek istediği “asıl ders” de
değildi. O yüzden, hayır anlamında baĢını salladıktan sonra Ģunları söyledi sınıfa:
“Çıkarılması gereken asıl ders Ģudur: Eğer büyük taĢ parçalarını baĢtan kavanoza
koymazsanız, daha sonra asla koyamazsınız.”
Ve, ekledi: “DüĢünün bakalım: Hayatınızdaki büyük taĢ parçaları hangileri? Ġlk iĢ olarak
kavanoza onları mı koyuyorsunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük
parçaları dıĢarıda mı bırakıyor musunuz?”

                                                                        (Yazarı Bilinmiyor)

       *      *      *       *      *      *      *       *      *      *      *       *

       Hazırladığımız bu kitapla öğretmen, öğrenci ve velilere ulaĢmayı hedefliyoruz. Bu
nedenle ulaĢmaya çalıĢtığımız kitle olan çocuklarımızın daha sağlıklı yetiĢmeleri için
bilmenin ve bunun ardından uygulamanın önemli olduğunun farkındayız. Dolayısıyla
hazırladığımız bu kaynağın amacına ulaĢmasını diliyoruz.
       Saygılarımızla.


                                        Kastamonu Rehberlik ve AraĢtırma Merkezi

						
Related docs
Other docs by HC120212103915
EL M�TODO INDUCTIVO
Views: 29  |  Downloads: 0
2006 CPT UPDATE List - Get as Excel
Views: 70  |  Downloads: 0
LICITACION PUBLICA 32002001-006-99 - Get as DOC
Views: 11  |  Downloads: 0
bh lacerda
Views: 30  |  Downloads: 0
ISAE 3402 - samenvatting
Views: 53  |  Downloads: 0
DOCUMENTOS ESTANDAR DE LICITACION - DOC 2
Views: 28  |  Downloads: 0