Atatürk İ. I. T. Namık Sinan Turan _12_ by Zekiİlçin

VIEWS: 2 PAGES: 7

									                               12.HAFTA:
            BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞININ BİTİŞİ, MONDROS MÜTAREKESİ
                                VE SONRASI




   İÜ. İKTİSAT FAKÜLTESİ
   SİYASET BİLİMİ ve ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ
   ATATÜRK İLKELERİ ve İNKILAP TARİHİ

   DOÇ. DR. NAMIK SİNAN TURAN




Bu derste Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’nın ardından imzaladığı Mondros
Mütarekesi yani silah bırakışma anlaşması incelenecektir. Değişik cephelerde süren savaş
Osmanlı İmparatorluğu ve müttefiklerinin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Önce 29 Eylül 1918’de
Bulgaristan silahlarını bırakmış, daha sonra, aynı senenin 30 Ekimi’nde Osmanlı
İmparatorluğu, 3 Kasım’da Almanya silahlarını bırakmıştır. Derste anlaşma hükümleri
incelenecek ve anlaşmanın teati edilmesinin ardından müttefik kuvvetlerin Osmanlı toprakları
üzerindeki işgalleri bağlamında hedefledikleri politikaların neler olduğu irdelenecektir.


Mondros Mütarekesi’ni Osmanlı İmparatorluğu adına Donanma Bakanı Rauf Bey, Hariciye
Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Yarbay Sadullah Bey; İngiltere adına da Akdeniz Bölgesi
Başkumandanı Amiral Sir S.A.G. Calthorpe imzalamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu tüm
olumsuz koşullara karşın “onurlu bir barış” umudundaydı. Ancak metnin incelenmesinden
açıkça görülebileceği gibi Mondros Mütarekesi çok ağır koşullar içermektedir. Özellikle
müttefiklerin kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa, istedikleri
yeri işgal haklarını kabul eden 7. madde, aslında imparatorluğun idam hükmüdür. Müttefikler
Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşamasına devam etme konusunda olumsuz düşüncelere
sahiptir. Mütarekeyi izleyen günlerde imparatorluk içinde büyük bir kaynaşma başlamıştır.
Bir yandan ordu terhis edilirken, bir yandan da müttefikler işgallere başlamıştı.




                                             DERS
Mondros Mütarekesi’ni Osmanlı İmparatorluğu adına Donanma Bakanı Rauf Bey, Hariciye
Müsteşarı Reşat Hikmet Bey ve Yarbay Sadullah Bey; İngiltere adına da Akdeniz Bölgesi
Başkumandanı Amiral Sir S.A.G. Calthorpe imzalamışlardır. Bu mütarekenin koşulları
şunlardır:


1. Çanakkale ve Karadeniz Boğazları’nın açılması ve Karadeniz’e geçiş sağlanması.
Çanakkale ve Karadeniz Boğazları kalelerinin müttefiklerce işgal edilmesi.
2. Türk sularında tüm mayın tarlalarının, torpido kovanlarının ve başkaca engellerin yerlerinin
gösterilmesi ve bunların taranması, ya da kaldırılması için istenebilecek yardımın yapılması.
3. Karadeniz’deki mayınlara ilişkin eldeki tüm bilgilerin verilmesi.
4. Müttefik savaş tutsakları ile gözaltındaki ya da tutsak Ermenilerin tümünün İstanbul’da
toplanarak hiçbir koşula bağlı olmaksızın müttefiklere teslim edilmesi.
5. Sınırların denetlenmesi ve iç düzenin korunması için gerekli olan birlikler dışında Türk
ordusunun derhal terhis edilmesi (Birliklerin insan gücü ve konumu daha sonra Türk
hükümeti ile danışılarak saptanacaktır).
6. Türk karasularında ya da Türkiye’nin işgalindeki sularda bulunan bütün savaş gemilerinin
teslim edilmesi; Türk karasularında kolluk ya da benzeri amaçlar için gerekli görülebilecek
bir takım küçük gemiler dışında, bu gemilerin belirtilecek Türk limanında ya da limanlarında
gözaltına alınması.
7. Müttefiklerin kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum ortaya çıkarsa,
herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı bulunması.
8. Şu sırada Türk işgali altında olan bütün limanların ve demirleme yerlerinin müttefik
gemilerince özgürce kullanılması ve düşman tarafından kullanılmasının önlenmesi. Aynı
koşullar ticaret ve ordunun terhisi amaçları için Türk sularında bulunan Türk ticaret
gemilerine de uygulanacaktır.
9. Bütün Türk limanlarında ve tersanelerinde her türlü gemi onarımı kolaylıklarından
yararlanılması.
10. Toros tünel sisteminin müttefiklerce işgali.
11. Türk birliklerinin Kuzey-Batı İran’dan savaş öncesi sınırları gerisine derhal çekilmeleri
daha önce buyurulmuş bulunmaktadır; bu buyruk yerine getirilecektir.
12. Türk hükümetinin haberleşmeleri dışında, bütün telsiz telgraf ve kablo istasyonlarının
müttefiklerce denetim altına alınması.
13. Denizciliğe, askerliğe ve ticarete ilişkin her türlü gereçlerin yok edilmesinin
yasaklanması.
14. Ülkenin gereksinmeleri karşılandıktan sonra, Türk kaynaklarından kömür, akaryakıt ve
deniz gereçleri satın alma kolaylıkları verilmesi.
Yukarıda sayılan nesnelerden hiçbiri dışa satılmayacaktır.
15. Kafkasya-ötesi demiryollarının şu sırada Türk denetimi altında bulunan bölümlerini de
içermek üzere, halkın gereksinmeleri gereği gibi göz önünde tutulmak koşuluyla, tüm olarak
müttefik makamlarının diledikleri gibi kullanımları altında konulması gereken bütün
demiryolları üzerinde müttefik denetleme görevlilerinin yerleştirilmesi.
Bu hüküm Batum’un müttefiklerce işgalini de kapsar. Türkiye Batum’un müttefiklerce
işgaline hiçbir karşı çıkışta bulunmayacaktır.
16. Hicaz’da, Asir’de, Yemen’de, Suriye’de ve Irak’ta bütün garnizonların en yakın müttefik
komutanına teslim olmaları ve 5. maddede saptanacak olan düzenin korunması için gerekenler
dışında, bütün birliklerin Kilikya’dan çekilmeleri.
17. Trablus ve Bingazi’deki bütün Türk subaylarının en yakın İtalyan garnizonuna teslim
olmaları. Türkiye, teslim olma buyruğuna uymazlarsa, bu subaylara ikmal gönderilmemesini
ve kendileriyle haberleşmenin kesilmesini sağlamayı yükümlenir.
18. Mısrata’yı içermek üzere Trablus ve Bingazi’de işgal edilen bütün limanların en yakın
müttefik garnizonuna teslimi.
19. Denizci, asker ve sivil bütün Almanların ve Avusturyalıların bir ay içinde Türk
ülkelerinden çıkartılması; uzak bölgelerdekilerin de olabildiğince erken bir tarihte
çıkartılması.
20. 5. madde gereğince terhis edilecek bölümünü de içermek üzere, Türk ordusunun
taşıtlarının, araç ve gereçlerinin, silah ve cephanesinin kullanılış biçimi konusunda verilecek
buyrukların yerine getirilmesi.
21. Müttefiklerin çıkarlarını korumak için İaşe Nezareti’ne bir müttefik temsilcisinin
bağlanması. Bu temsilciye bu amacın gerektirdiği bütün bilgilerin verilmesi.
22. Türk tutsaklarının müttefik devletler buyruğunda tutulması. Askerlik salıvermesi konusu
göz önünde tutulacaktır.
23. Türkiye bakımından merkez devletleri ile bütün ilişkilerin kesilmesi zorunluluğu.
24. Altı Ermeni ilinde (Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ ve Sivas) karışıklık çıkarsa,
müttefikler bu illerin herhangi bir bölümünü işgal etme hakkını ellerinde tutarlar.
25. Müttefiklerle Türkiye arasında düşmanca eylemler 31 Ekim 1918 Perşembe günü, yerel
saatle öğleden başlayarak kesilecektir.
Metnin incelenmesinden açıkça görülebileceği gibi Mondros Mütarekesi çok ağır koşullar
içermektedir. Özellikle müttefiklerin kendi güvenliklerini tehdit edecek herhangi bir durum
ortaya çıkarsa, istedikleri yeri işgal haklarını kabul eden 7. madde, aslında imparatorluğun
idam hükmünden başka bir şey değildi. Ancak burada belirtilmesi gereken bir başka nokta
daha vardır ki, bu da müttefiklerin Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşamasına devam etme
konusundaki olumsuz düşünceleridir. Zira Almanya 11 Kasım 1918’de Champagne
yakınlarında “kayıtsız-şartsız” teslim olduğu zaman bile bu denli               ağır koşullar
yaratılmamıştır. Hele Versay ve Sevr Antlaşmaları karşılaştırırsa, bu tutum farkı daha belirgin
bir şekilde görülebilir.


Bu tutum farkının nedenleri düşünüldüğü zaman hiç kuşkusuz akla gelecek husus “hilal ve
haç” arasındaki asırlar süren savaşımdır. Zaten Osmanlı İmparatorluğu daha önceki bölümde
de değindiğimiz üzere kendi iç dinamiğini yitirmiş ve bir “denge unsuru” olarak zorla
yaşatılmıştı. Ancak artık, hele Rus Çarlığı’nın yıkılmasından sonra, büyük bir gücü ayakta
tutmaktansa, küçük devletçikler yaratıp bunları denetlemek, İngiltere’nin daha çok işine
gelmiştir. Bir yandan Arap devletleri feodal farklılıklar etrafında oluşturulurken bir yandan
Ermenistan, bir yandan Kürdistan gibi zorlama örgütlenmeler öngörülüyordu. Tüm bunların
dışında, temelsiz bir hayranlık duyulan Yunanistan, İngiltere’nin “piyonu” olarak Anadolu’ya
sürülmeye hazırlanıyordu. İngiltere, Yunanistan’ı Anadolu’ya sürerek birkaç amacını birden
gerçekleştiriyordu. Her şeyden önce eski Roma İmparatorluğu’nu oluşturmak isteyen İtalya
ile Yunanistan’ı karşı karşıya getiriyordu. Daha sonra, Batı’nın kamuoyunda bu şekilde
sempati toplayacağını umuyordu. Ve nihayet, Yunanistan, İngiltere’nin denetiminden
sıyrılabilecek bir güç değildi. Tüm bunların dışında Yunanistan Başbakanı Venizelos’un
müttefik devlet adamları üzerinde son derece etkin bir diplomat olduğunu da akıldan
çıkarmamak gerekir.


Mondros Mütarekesi imzalandığı zaman iktidarda 14 Ekim 1918’de sadrazamlığı Talat
Paşa’dan devralmış olan Ahmet İzzet Paşa bulunuyordu. Bu kabine mütarekenin
imzalanmasından on gün kadar sonra yerini Tevfik Paşa hükümetine bırakacaktır. Daha sonra
da 4 Mart 1919’a kadar sürecek olan ilk Damat Ferit Paşa hükümeti kurulacaktır.
2 Kasım 1918 gecesi Enver, Talat ve Cemal paşalarla, Dr. Nazım, Dr. Bahaddin Şakir gibi, bir
dönemin büyük sorumluluğunu taşıyan yöneticiler yurt dışına kaçtılar. Bu kaçış İttihatçılar
çerçevesinde yoğunlaşan baskı ve eleştirilere hız verdi. Zaten Ahmet İzzet Paşa da bu yüzden
sadrazamlıktan ayrılacaktır.


Mütarekeyi izleyen günlerde imparatorluk içinde büyük bir kaynaşma başladı. Bir yandan
ordu terhis edilirken, bir yandan da müttefikler işgallere başladılar.


Boğazların silahtan arındırılmasına 6 Kasım 1918’de başlandı. 7 Kasım 1918’de müttefik
donanması Çanakkale Boğazı’ndan içeri girdi. Aynı gün İngiliz Albayı Muerpi işgal
ordularının öncüsü olarak İstanbul’a geldi. Nihayet 13 Kasım 1918’de elli beş parçalık bir
müttefik donanması İstanbul Limanı’na demirledi ve karaya asker çıkardı. Bu elli beş
gemiden yirmi ikisi İngiliz, on ikisi Fransız, on yedisi İtalyan ve dördü Yunan bandıralı idi.
Karaya çıkan askerler derhal kentin önemli noktalarını ve boğazdaki tabyaları denetim altına
aldılar. Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti kâğıt üzerinde özgürdü ama, “fiilen” işgal
edilmişti. Ayrıca Mondros’da İstanbul’a gönderilecek donanmada Yunan gemisi olmayacağı
söylenmesine karşın, bu söz tutulmamıştı.


İzmir Limanı’na da yüzyıllar sonra ilk düşman gemisi 6 Kasım 1918’de geldi. Bir İngiliz
monitorundan inen Binbaşı Allan Dickson, bir bayram havasındaki Rumların çılgınca
gösterileri arasında karaya çıktı ve Rum papazlarının kendisine heyecanla sundukları tuz ve
ekmeği tadarak, daha sonraki gelişmelerin öncüsü oldu.


9 Kasım 1918’de bir Fransız alayı Selânik’ten Trakya’ya geldi ve Uzunköprü-Sirkeci
arasındaki demiryolunu denetimi altına aldı. Artık müttefikler arasında hızlı bir “işgal” yarışı
başlamıştı. 30 Ekim 1918’den 15 Mayıs 1919’a kadar Fransızlar Dörtyol’u (11 Aralık 1918),
Mersin’i (17 Aralık 1918), Pozantı’ya kadar Adana vilayetini (26 Aralık 1918), Çiftehan’ı (13
Şubat 1919), Afyonkarahisar İstasyonu’nu (16 Nisan 1919) işgal ettiler.


İngilizler Batum’u (24 Aralık 1918), Antep’i (10 Ocak 1919), Konya İstasyonu’nu (23 Ocak
1919), Maraş’ı (22 Şubat 1919), Birecik’i (27 Şubat 1919), Urfa’yı (24 Mart 1919) ve Kars’ı
(13 Nisan 1919) işgal ettiler. Bu arada İngilizler 9 Mart 1919’da Samsun’a da bir birlik
göndermişler ve bir süre sonra da Merzifon’a bir kıta yollamışlardı.
İtalyanlar Antalya’yı (28 Mart 1919), Kuşadası’nı (4 Mayıs 1919), Fethiye, Bodrum ve
Marmaris’i (11 Mayıs 1919) işgal etmişlerdi. Yine İtalyanlar 2 Nisan 1919’da Konya’ya bir
tabur göndermişler ve 14 Mayıs 1919’da Akşehir’e bir kıta yollamışlardı.
Yunanlılar 9 Ocak 1919’da Uzunköprü-Hadımköy Demiryolu’nu; İngiliz ve Fransızlar da
ortak bir şekilde 1 Şubat 1919’da Turgutlu-Aydın Demiryolu’nu işgal etmişlerdi.


İstanbul tam bir karmaşıklık içerisindeydi... İttihatçı liderler yurt dışına kaçmadan önce İttihat
ve Terakki Cemiyeti olağanüstü olarak 1 Kasım 1918’de toplanmış ve kendini lağvetmişti.


İttihatçılar İsmail Canbulat Bey’in başkanlığında Teceddüt Fırkası adında bir parti
oluşturmuşlardı. Fakat aradan birkaç ay geçmeden, biraz da İngilizlerin baskısıyla eski
İttihatçılar toplanmaya ve yargılanmaya başladılar. Bekirağa Bölüğü adıyla ünlenen, o
zamanki Harbiye Nezareti’nin (günümüz İstanbul Üniversitesi Merkez binası) arkasındaki
binada yapılan (günümüzde İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin binası) yargılamalarda Askerî
Mahkeme Başkanı Nazım Paşa idi. Yapılan oldukça gülünç mahkemelerden sonra aralarında
Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu vb. gibi isimlerin de bulunduğu bir dizi İttihatçı önce Mondros,
daha sonra da Malta Adası’na sürgün edildiler.


İmparatorluğu kurtarmak için herkes bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Örneğin bir kısım
aydınlar İngiltere, Fransa ve Yunanistan baskısından kurtulabilmek için ABD mandasına
eğilimli görünüyorlardı. Milli Kongre adıyla oluşturdukları birliğin ilk toplantısını 29 Kasım
1918’de Talim ve Terbiye Cemiyeti’nin binasında yapmışlar ve bu toplantıya Hukuk, Tıp,
Fen ve Edebiyat Fakülteleri cemiyetlerinden temsilciler, Türk Ocağı, Teceddüd Fırkası,
Hürriyetperveran Avam Fırkası, Radikal Avam Fırkası, Donanma Cemiyeti, Darülmuallimin
Mezunları Cemiyeti vb. gibi örgütler katılmıştı.


Aralarında Fuad Köprülü, Hasan Ali Yücel, Zekeriya Sertel gibi isimlerin bulunduğu bir dizi
gencin oluşturmaya çabaladıkları “devrimci” örgüt de Bekirağa Bölüğü’ne dek yürümüştü.


Mütarekenin imzalandığı sırada Yıldırım Orduları Başkumandanı olan Mustafa Kemal, 13
Kasım 1918’de İstanbul’a gelmeden önce; 3 Kasım 1918’de Sadrazam İzzet Paşa’ya çektiği
bir telgrafta, “askerî malzemenin Torosların kuzeyine çekilmesi”ni tavsiye ediyordu. Mustafa
Kemal, bağımsızlığın nasıl kazanılacağını biliyordu.

								
To top