Docstoc

Sayın Bakan-Lex Mundi master

Document Sample
Sayın Bakan-Lex Mundi  master Powered By Docstoc
					     DÜNYA EKONOMİSİNE İLİŞKİN GELİŞMELER

     Değerli Katılımcılar,

     Konuşmamın bu kısmında dünya ekonomisinde yaşanan son
gelişmelere değinmek istiyorum.

     Dünya ilk defa finansal piyasalarda dalgalanma, gıda krizi ve
enerji krizini aynı anda yaşıyor.

     Böyle bir üçlü kriz daha önce hiç yaşanmadı.

     Son bir yılda finansal piyasalarda yaşanan sorunlar, dünya
ekonomisinde yavaşlama beklentilerini de beraberinde getirdi.

     IMF büyüme tahminlerini düşürdü.

     Buna göre IMF, dünya ekonomisinin 2008 yılında yüzde 3,9, 2009
yılında ise yüzde 3,7 büyüyeceğini öngörüyor.

     OECD de ABD hariç G7 ülkeleri ve Euro Bölgesi için büyüme
tahminlerini düşürdü.

     OECD, bu yıl Euro Bölgesi’nin yüzde 1,3, G7 ülkelerinin ise 1,4
büyüyeceğini tahmin ediyor.

     Avrupa’da bu yılın ikinci çeyreğinde başlayan küçülme sürecinin
yaygınlaşarak AB çapında bir resesyona dönüşeceği beklentisi var.

     Geçtiğimiz ay açıklanan veriler, AB’nin “üç büyükleri” olan
Almanya, Fransa ve İtalya’da ekonominin, bu yılın ikinci çeyreğinde ilk
çeyreğe göre küçüldüğünü ortaya koydu.

     İngiltere’de ise ekonomik büyüme, ikinci çeyrekte beklenmedik
şekilde durdu.

     Japonya’dan gelen veriler de Japon ekonomisinin yılın ikinci
çeyreğinde yüzde 0,6 küçüldüğünü gösteriyor.

     Son birkaç haftadır ABD mortgage krizinin finans piyasaları
üzerindeki etkisini hızlandırmasına hep birlikte tanıklık ediyoruz.

     Bear Stearns’ün Mart’ta JP Morgan’a satılmasının ardından,
evvelki hafta sonu Bank of America Merrill Lynch’i satın alacağını
açıkladı. Alıcı bulamayan Lehman Brothers ise iflasını açıkladı. Böylece
Wall Street’teki büyük yatırım bankası sayısı beşten ikiye indi.

     Lehman Brothers’ın iflası sonrasında, FED’in kredi desteği
sağlayarak dünyanın en büyük sigorta şirketi American International
Group (AIG)’u iflastan kurtarması bile global piyasalardaki güven krizini
gideremedi.

     Dünya ekonomisinde belirsizlik uzun süre daha devam edecek gibi
görünüyor.

     İçinde bulunduğumuz dönemde küresel enflasyon da dünyanın
karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlar arasında.

     Yüksek enflasyon özellikle gıda ve enerji fiyatlarındaki artıştan
kaynaklanıyor.

     Artan    petrol   fiyatlarının   yanı   sıra,   Çin   ve      Hindistan
ekonomilerindeki yüksek büyüme de küresel enerji talebindeki artışta
önemli rol oynuyor.

     OECD bölgesinde, 2006 yılında yüzde 9,4 olan enerji fiyatları
enflasyonu, 2008 Temmuz ayı itibariyle yüzde 22,5’e yükseldi.


                                                                          2
      Temel gıda maddelerinin fiyatları artarak insanların hayat
standardını zorlamaya başladı.

      Küresel ısınmanın getirdiği olumsuz tarımsal koşullar ile birlikte
buğday, mısır, şekerpancarı gibi ürünlerin biyoyakıt üretiminde
kullanılması da gıda fiyatlarını artırdı.

      Gıda fiyatları yıllık enflasyonu OECD toplamında 2006 yılında
yüzde 2,2’den 2008 Temmuz ayında 7,2’ye yükseldi.

      TÜRKİYE EKONOMİSİNE İLİŞKİN GELİŞMELER

      Değerli Katılımcılar,

      Şimdi de Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmelere değinmek
istiyorum.

      Türkiye makroekonomik istikrarı sağlamayı başardı.

      Sürdürülebilir büyümenin alt yapısını sağlayan bir ülke konumuna
geldik.

      Hiç kuşkusuz bunda mali disiplinin, yani bütçe disiplininin
katkısı önemlidir.

      Göreve geldiğimizde 230 milyar dolar büyüklüğünde olan bir
ekonomiyi 5 yılda 660 milyar dolar büyüklüğe ulaştırdık.

      2009 yılında ise 773 milyar dolar büyüklüğe ulaşacağız.

      Türkiye ekonomisi çok dinamik.

      Bugün Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi haline geldik.

      Hollanda, Belçika gibi ülkeler gerimizde yer alıyor.

                                                                      3
     Kişi başına düşen gelirimiz 10 bin doları aştı.

     Satın   alma   gücü    paritesine   göre   Gayrisafi   Yurtiçi    Hasıla
sıralamasında ülkemiz 2007 yılında, dünya liginde 15’inci oldu. 2008
yılında da bu sırayı koruyacağız.

     Goldman Sachs’ın 2050 yılına ilişkin Dünya Ekonomik Tahmini
Raporuna göre, 2050 yılında dünyanın 9. büyük ekonomisi olacağız.

     Gördüğünüz gibi Türkiye gelecek vaat eden bir ülke.

     Ekonomik ve siyasi istikrarı koruduğumuz sürece geleceğimiz
parlak.

     Güven veren bir ülkeyiz.

     Türkiye’de büyüme rakamları birçok ülkenin üzerinde seyretmeye
devam ediyor.

     Gayri Safi Yurtiçi Hasılamız bu yılın ilk çeyreğinde beklentileri
aşarak    yüzde   6,6   oranında    büyürken,   ikinci   çeyrekte     küresel
etmenlerden dolayı yüzde 1,9 oranında büyüdü.

     Böylece, Türkiye ekonomisi 26 çeyrektir kesintisiz büyüme
başarısına imza attı.

     Büyümenin aralıksız olması, sürdürülebilir bir büyümeye geçişin
sinyallerini vermektedir.

     Ancak daha yüksek ve sürdürülebilir bir büyüme elde etmek ve
bunu da dış kaynak olmadan başarmak için tasarruflarımızı artırmanın
gerekliliğini de yadsımamalıyız.

     Şimdi de enflasyondaki gelişmeleri değerlendirelim.


                                                                           4
     2008 yılının ilk aylarında gıda ve enerji fiyatlarında yaşanan arz
yönlü şoklar öngörülenden daha olumsuz gerçekleşerek, etkisini
şiddetlendirdi.

     2008 yılının geride kalan bölümünde arz şoklarının neden olduğu
olumsuz etkiler olağan dışı boyutlara ulaştı.

     Enerji, tarım ve diğer emtia fiyatlarının yükselişini sürdürmesi ve
küresel finans piyasalarındaki sorunların devam etmesi enflasyondaki
düşüşü engelliyor.

     Bizim gibi petrolü ve bazı gıda maddelerini ithal eden gelişmekte
olan ülkeler aynı zamanda enflasyon ithal etmiş oluyorlar.

     Nitekim, 11,8 olarak gerçekleşen Ağustos ayı enflasyonunun 7,7
puanlık kısmı gıda ve enerji fiyatlarından kaynaklandı.

     Türkiye siyasi ve makroekonomik istikrarını sürdürdüğü sürece
Enflasyonun düşük tek haneli rakamlara ineceğinden hiç kimsenin
kuşkusu olmasın.

     Değerli Konuklar,

     Kamu Borç Yönetimi konusunda önemli gelişmeler kaydettik.

     Kararlılıkla sürdürdüğümüz mali disiplin ve etkin borç yönetimi
sonucunda borç stokumuz sürdürülebilir bir yapıya kavuştu.

     Her yıl istikrarlı bir şekilde elde edilen faiz dışı fazla sayesinde
Kamu Finansmanında önemli iyileşmeler sağladık.

     Kamu Kesimi Borçlanma Gereği 2005 yılından bu yana eksiye
döndü; yani fazla veriyor.



                                                                       5
     Kamu borç yükümüz önemli ölçüde azaldı. Artık borcu çevirmek,
bizim için bir endişe unsuru olmaktan çıktı.

     Borçlarla ilgili Maastricht kriterini 2004 yılından bu yana
karşılıyoruz.

     2002 yılında yüzde 73,7 olan AB tanımlı borç stokunun Gayri Safi
Yurtiçi Hasıla’ya oranı 2007 yılında yüzde 38,8 seviyesine geriledi.

     Bu oranı 2012 yılı sonunda yüzde 30’a indirmeyi hedefliyoruz.

     Özel sektörün de dahil olduğu toplam dış borç stokunun Gayri Safi
Yurtiçi Hasıla’ya oranı da 2002 yılında yüzde 56,2 düzeyinde iken 2007
yılı sonunda yüzde 37,5’e geriledi.

     Kamunun dış borçları hızla gerilerken, özel sektörün dış borçları
artmaktadır.

      Özel      sektörün   dışarıdan   finansman      kaynağı    bulabilmesi
ekonomimize olan güveni göstermektedir.

      Kamu net borç stokumuz tarihte ilk kez 2005 yılından itibaren
düşmeye başladı.

     2004 yılında 274,2 milyar YTL olan toplam kamu net borç stoku
2008 yılının ilk çeyreği itibarıyla 246,8 milyar YTL’ ye geriledi.

     2002 yılında yüzde 41,9 olan dövize bağlı borçların payı, 2008 yılı
Temmuz ayı itibarıyla yüzde 30,2’ye indi.

     İktidara    geldiğimizden   bu    yana    faiz   giderlerinin   ekonomi
üzerindeki yükünü azaltmak konusunda büyük aşama kaydettik.

     Ancak, iç ve dış belirsizlikler nedeniyle Mart-Haziran döneminde


                                                                           6
faizlerde artışlar yaşandı.

      Şubat ayında yüzde 16,72 olan iç borçlanma faiz oranları Temmuz
ayında yüzde 20,53 seviyesine çıktı.

      Ancak, içerideki siyasi belirsizliklerin ortadan kalkması ile faiz
oranları yeniden düşüş eğilimine girdi.

      Bugün iç borçlanmanın maliyeti yüzde 18’ler civarında.

      Önümüzdeki günlerde bu oran daha da düşecektir.

      Şimdi de bütçe politikamıza değinmek istiyorum.

      Mali disiplinde önemli iyileşme sağladık.

      Maliye politikası alanında atılan en önemli adım, bütçe disiplininin
sağlanması ve bu çerçevede bütçe açığının azaltılması olmuştur.

      2002 yılında 11,5 olan bütçe açığının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla
içindeki payını 2007 yılında yüzde 1,6’ya getirdik.

      Bütçe   açığı   bakımından    da    Maastrict   kriterlerini   sağlamış
durumdayız.

      Fransa, İngiltere, Portekiz ve Yunanistan gibi AB üyesi ülkelerden
daha düşük bütçe açığına sahibiz.

     Görünen o ki Türkiye, 2007 yılında sağladığı bu kriteri önümüzdeki
yıllarda da devam ettirecektir.

      Faiz dışı fazla bakımından da birçok ülkeden daha iyi durumdayız.

      Almanya, Yunanistan, Meksika, Arjantin ve Polonya’dan daha çok
faiz dışı fazla verebiliyoruz.


                                                                           7
     Bu gayet iyi bir sonuç.

    Yapısal reformların devam ettirilmesi durumunda, bu kapasitenin
daha da güçleneceğini düşünüyorum.

     Haziran ayı içinde açıkladığımız Orta Vadeli Program ve Plan ile
sağladığımız güven ortamını devam ettirmek için hedeflerimizi bir bir
belirledik.

     Çünkü maliye politikalarında öngörülebilirliğin önemli olduğuna
inanan bir hükümetiz.

     2009-2011 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program ve Orta
Vadeli Mali Plan çerçevesinde;

     *   Yıllık   ortalama   yüzde   5,5   oranında    ekonomik   büyüme
     hedefliyoruz.

     * Özel sabit sermaye yatırım harcamalarının ortalama yüzde 6,8
oranında artmasını öngörüyoruz.

     * Türkiye’nin gelecek yıl yüzde 5, 2010 yılında yüzde 5,5 ve 2011
yılında ise yüzde 6 büyümesini hedefledik.

     * Gayri Safi Yurtiçi Hasılamız dönem sonunda 901 milyar dolara
ulaşacak.

     * Kişi başına milli gelirimiz 12 bin doları aşacak.

     * Kamu net borç stokunun Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranı yüzde
22’ye düşecek.

     * Enflasyonun 2009’da yüzde 7,5, 2010’da 6,5 ve 2011’de 5,5’e
düşürülmesini hedefliyoruz.




                                                                       8
     * İstihdam imkanlarını artırıcı uygulamaların da etkisiyle Program
döneminde yaklaşık 1,3 milyon kişiye yeni istihdam yaratacağız.

     * Türkiye’nin toplam dış ticaret hacmi 460 milyar dolara çıkacak.

     Önümüzdeki dönemde ekonomimize olan güvenin korunması
için bu politika belgeleri, çok önemli bir ekonomik rehberdir.

     Bu kapsamda, önümüzdeki yıllarda bütçe açıklarını bırakın
artırmayı, daha da azaltarak yüzde 1,4 seviyelerine indireceğiz.

     Gördüğünüz gibi mali disiplinde bir gevşeme asla söz konusu değil.

     Kararlı bir şekilde uyguladığımız mali disiplin sayesinde faiz
giderlerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranı da hızlı bir şekilde düştü.

     Faiz giderlerinin, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranı 2002 yılında
yüzde 14,8 iken 2007 yılı itibariyle bu oran yüzde 5,7 olarak
gerçekleşti.

     Önceden vergi gelirlerinin tamamına yakını faiz giderlerine
gidiyordu.

     Faiz      giderlerinde   sağlanan    düşüş     ve   vergi   tahsilatındaki
performans sayesinde 2002 yılında yüzde 85,9 olan faiz giderlerinin
vergi gelirlerine oranı 2007 yılında yüzde 31,9 seviyesine geriledi.

     2002      yılından   itibaren   kararlılıkla   uyguladığımız   politikalar
sayesinde vergi gelirlerindeki artış, bütçe giderlerindeki artışın
üzerinde gerçekleşti.

     Vergi gelirlerindeki artışın, geçen dönemlerde yapılmış olan vergi
indirimlerine rağmen devam ediyor olması da dikkate değer bir
gelişmedir.

                                                                              9
     2002 yılında 60 milyar YTL olan vergi gelirleri 2008 yılında 175
milyar YTL’ye ulaşacaktır.

     2002 yılında vergi gelirlerinin toplam bütçe gelirlerine oranı yüzde
76 iken, 2008 yılında bu oran yüzde 81’e çıktı.

     Böylece kamu harcamaları daha sağlıklı kaynaklar ile finanse
edilir duruma geldi.

     Vergi sistemimizin yeniden yapılandırılmasını belirli bir strateji
çerçevesinde yürütüyoruz.

         Vergi tabanının genişletilmesi,

         Kayıt dışılığın azaltılması,

         Vergi oranlarının düşürülmesi,

         Vergi sisteminin basitleştirilmesi,

vergide belirlediğimiz önceliklerimiz arasındadır.

         Vergi politikamızın temel amacı, büyümeyi ve istihdamı
           desteklemektir.

         Geniş tabanlı bir vergi sistemi oluşturmak için çalışıyoruz.

         Borç Takip ve Değerlendirme Sisteminin geliştirilmesi için
           gerekli teknolojik yatırımları sürdürüyoruz.

         Yatırımların önündeki vergisel engelleri kaldırdık.

         İhracattaki vergi teşviklerini daha etkin hale getirdik.

         Ar-Ge Kanununu hayata geçirdik.

         Yurtdışında yatırım yapan mükelleflerimizin yatırımlarından
           elde ettikleri kazançların ülkemize intikali önündeki tüm
           engelleri kaldırdık.



                                                                         10
         Eğitim ve sağlık alanında vergisel teşvikler sağladık.

         Asgari Geçim İndirimini hayata geçirdik.

         Mükelleflerin ihtiyaçlarına cevap verebilmek için “Vergi
           İletişim Merkezi”ni kurduk.

         e-Beyanname         uygulamasını     yaygınlaştırmaya    devam
           ediyoruz.

     Vergi mevzuatını sadeleştirmek vergi politikamızın olmazsa
olmazlarından biridir. Bu kapsamda,

         Vergi oranlarını düşürmeye devam ediyoruz.

         Kurumlar vergisi oranını yüzde 33’ten yüzde 20’ye indirdik.

         Böylece kurum kazançları üzerindeki vergi yükü yüzde
           45’ten yüzde 34’e düştü.

         Tekstil, sağlık, eğitim, gıda ve turizm sektörlerinde, KDV
           oranlarını da yüzde 18’den yüzde 8’e indirdik.

         Mükelleflerimizin vergi işlemlerini basitleştirdik.

         Yeni Gelir Vergisi Kanunu çalışmalarımız da devam ediyor.

     Yaptığımız tüm bu uygulamalar mükelleflerimize büyük kolaylık
sağlamıştır.

     Görüyorsunuz, Türkiye artık yatırımları özendiren, düşük oranlı
geniş tabanlı bir vergi sistemine doğru ilerliyor.

     Dünya ekonomisindeki gelişmelerin etkisini azaltmak için mali
disiplini kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz.

     Kamu maliyesindeki iyileşmeye paralel olarak eğitim, sağlık, Ar-
Ge ve sosyal nitelikli harcamaların Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki
payını da artırdık.


                                                                      11
     Böylelikle toplumumuzun hayat kalitesini artırmayı hedefliyoruz.

     Bunlar aynı zamanda “üretken kamu harcamaları” diye
nitelendirdiğimiz büyümeyi tetikleyen harcamalardır.

     Mali disiplini devam ettirmek, aynı zamanda da Türkiye’deki
büyümeyi düşürmemek için gerekli tedbirleri alıyoruz.

     Bu nedenle, maliye politikamız sadece sıkı değil aynı zamanda
büyüme odaklıdır.

     Mali disiplinden gevşeme yok.

     Enflasyonist olmayan harcamalar yapıyoruz.

     Enflasyonla mücadelede esas olan bütçe dengesidir.

     Büyümeyi      destekleyecek,     kamu     harcamalarında   etkinlik
sağlayacak, üretken harcamalara öncelik veriyoruz.

     Kamu harcamalarını, verimsiz alanlardan ziyade verimli alanlara
yönlendirdik.

     Kamu harcamalarının büyüme üzerinde olumlu bir etki yaratması
için gerekli olan kapsamlı bir maliye politikası uyguluyoruz.

     Buna ek olarak, özel sektörü destekliyoruz, beşeri ve fiziksel
sermaye yatırımını arttırdık.

     Türkiye’nin ayağını sağlam basmasına yarayacak harcamalar
bunlar.

     Türkiye’nin potansiyeli çok yüksek.




                                                                     12
     Değerli Katılımcılar,

     Şimdi de sizlere dış ticaretteki gelişmelerden bahsetmek
istiyorum.

     Türkiye ekonomisi küresel ekonomi ile gittikçe artan oranda
bütünleşmiştir. Bunun en önemli göstergesi 325 milyar dolara ulaşan dış
ticaret hacmimizdir.

     Son dönemde küresel ekonomide yaşanan olumsuz trendi lehimize
çevirmek için çalışmalarımız devam ediyor.

     İhracattaki hızlı artışı sürdürüyoruz.

     2007 yılı Mart ayından itibaren ihracatımız ithalatımızdan daha
hızlı arttı ve 2008 yılı Ağustos ayında son bir yıllık ihracatımız 129,5
milyar dolara ulaştı.

     Yılsonunda ise ihracatımız 136 milyar dolar civarında olacaktır.

     Bakınız rekabet gücü hızla artan otomotiv sektörü ihracatı, yılın
ilk sekiz ayında yüzde 40,2 oranında artarak 18 milyar 541 milyon
dolara ulaştı.

     İhracatımızı daha fazla artırmak için Türkiye’nin rekabet gücünü
artırması icap ediyor.

     Rekabet gücünü kaybettiğimiz alanlardan yeni alanlara geçmemiz
gerekir.

     Klasik ürünlerden vazgeçerek yüksek teknoloji ürünlerini ihraç
etmeliyiz.




                                                                        13
         İhracata dayalı endüstrilerin dönüşümü de AR-GE ve inovasyon
yoluyla mümkün olacaktır.

         Ayrıca bu kapsamda; tasarım, marka, pazarlama ve tanıtım
konusundaki mevcut destekler çeşitlendirilerek geliştirilecek.

         Sanayinin katma değer yaratma kapasitesini artırıyoruz.

         Biz Türkiye’de bilgi yoğun ve yüksek katma değerli ürünlere geçiş
için yeni bir sanayi stratejisi geliştiriyoruz.

         Bir de bu strateji uyarınca teşvik sistemi getireceğiz.

         Türkiye, önümüzdeki süreçte büyük avantaja sahip.

         Yatırım ortamını iyileştirmek için önlemler alıyoruz.

         KOBİ Yatırım Destekleme Programını hayata geçiriyoruz.

         Ayrıca, yabancılara yönelik mülk satışında İspanya Modeli’ni
ülkemizde uygulamak için Toplu Konut İdaresi ile ortak bir projeye imza
attık.

         Dünya Ekonomik Forumu’nun hazırladığı Küresel Rekabet
Endeksi’nde Türkiye 2002 yılında 65. sırada iken 2007 yılında 53.
sıraya yükseldi.

         İş yapma kolaylığı bakımından 2002 yılında 92. sırada iken
bugün 57. sıraya gelmiş bulunuyoruz.

         Bu reformların somut sonuçlarını 2003 sonrası dönemde yeni
kurulan şirket sayısındaki artışta da görüyoruz.

         2003 yılında açılan şirket sayısı 32.259 iken 2007 yılında 55.350’ye
yükseldi.

                                                                          14
      2008 yılının ilk yedi ayında ise bu rakam 33.142 olarak
gerçekleşti.

      Türkiye de 2007 yılında 22,2 milyar dolar olmak üzere son üç yılda
toplam 52,2 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye girişi sağladı.

      Cari işlemler açığımız da ağırlıklı olarak bu yüksek doğrudan
yabancı sermaye girişleri ile finanse edildi.

      Bu yıldan itibaren gelecek üç yıldaki hedefimiz toplam 58,6 milyar
dolar doğrudan yabancı yatırımdır.

      Bu yıl özelleştirmedeki performansımız, bizi doğrudan yatırım
hedeflerimize yaklaştıracak.

      Enerji fiyatları arttıkça ithalat faturamız da büyüdü.

      İthal ettiğimiz miktar çok fazla değişmemesine rağmen 2002
yılında 9,2 milyar dolar olan enerji ithalatımız 2007 yılında 33,9 milyar
dolara çıktı.

      Enerji fiyatları bu şekilde devam ederse 2008 yılının ilk yedi
ayında 29,4 milyar dolar olan enerji ithalatının faturası yılsonunda 40
milyar doları, cari açığımız ise 50 milyar doları aşabilir.

      Petrol piyasasında arz kaynaklı sorunlarla birlikte Çin, Hindistan
ve Ortadoğu ülkelerinden kaynaklı ciddi bir talep artışı söz konusudur.

      Bu etki ileride daha da belirgin rol oynayacaktır.

      Türkiye'nin   enerjide   dışa   bağımlılıktan   kurtulması   ve   arz
güvenliğini sağlayabilmesi için bir dizi düzenleme yapacağız.

      Enerji Piyasası Reformu içerisinde Türkiye’nin kendi kaynaklarını


                                                                        15
kullanmasına    ve   kaynaklarını   çeşitlendirmesine    yönelik   adımlar
atmaktayız.

     Yapılan bu reformlar Türkiye’nin cari açığını çok daha makul
seviyelere çekecektir.

     Cari açığımızda önemli bir etken olan enerji ithalatının etkisini
azaltmak için hidroelektrik santrallerini özelleştiriyoruz.

     Türkiye’de ilk kez Nükleer Santral İhalesini yapıyoruz.

     Böylece hem enerjide verimlilik artacak hem de dışa bağımlılık
azalacak.

     Güneş ve rüzgar gibi alternatif enerji kaynaklarını da ele alıyoruz.

     Ancak bu konuda yapılan girişimlerin kısa sürede sonuç vermesi
mümkün değildir. Onun için toplum olarak tasarrufa önem veriyoruz.

     Enerji fiyatlarında bahsetmiş olduğum artışın bu olumsuz etkisine
rağmen cari açık konusunda birçok ülkeden daha iyi durumdayız.

     2007 yılı itibariyle Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranla cari açık
İzlanda’da yüzde 15,7, Yunanistan’da yüzde 14,1, İspanya’da yüzde
10,1, Portekiz’de yüzde 9,8 ve Yeni Zelanda’da yüzde 7,9’dur.
Ülkemizde ise yüzde 5,7’dir.

     Ayrıca cari açığın finansmanı konusunda da diğer ülkelere göre
daha iyi durumdayız.

     2007 yılında Yunanistan’da 44,2 milyar dolar cari açığın 1,9 milyar
doları; Portekiz’de 21,8 milyar dolar cari açığın 5,6 milyar doları; Yeni
Zelanda’da 10,2 milyar dolar cari açığın 2,9 milyar doları; İspanya’da
145,1 milyar dolar cari açığın 53,4 milyar doları doğrudan yatırım girişi

                                                                       16
ile finanse edildi.

      Türkiye’de ise 2007 yılında 37,7 milyar dolar cari açığın 22,2
milyar doları doğrudan yatırım girişi ile finanse edildi.

      Ayrıca büyük bir bölümü özel sektörce kullanılan uzun vadeli kredi
miktarı 2007 yılında 63,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.

      Bu rakamlar cari açığımızın finansmanında sorun olmadığını
göstermektedir.

      2008 yılının ilk yarısında 27,3 milyar dolar cari açık verilirken, 7,6
milyar dolar doğrudan yatırım ile 36,9 milyar dolar uzun vadeli kredi
girişi sağlandı.

      Mevcut durumda da cari açığın sürdürülebilirliği konusunda bir
sorun yaşanmamaktadır.

      Önümüzdeki dönemde cari açığın sürdürülebilirliği açısından
uluslararası rekabet gücümüz, enerjide yapılacak reform ve yatırım
ortamının iyileştirilmesi çok önemlidir.

      Değerli Konuklar,

      Şimdi de para politikasına kısaca değinmek istiyorum.

      Hepimizin bildiği üzere, ekonomik istikrar ve sürdürülebilir
büyüme için maliye politikasının yanında para politikası da son derece
önemlidir.

      Bu alanda da çok önemli adımlar atılmıştır.

      2001 yılında sağlanan Merkez Bankasının bağımsızlığı, para
politikası açısından dikkate değer bir adımdır.


                                                                         17
     Bu adım Merkez Bankasının temel hedefi olan fiyat istikrarına
odaklanmasını sağladı.

     Bankacılık sektöründe önemli gelişmeler oluyor.

     Türk bankacılık sektörü küresel krizden etkilenmedi.

     Çünkü bankacılık sektöründe önemli gelişmeler sağladık.

     Yani şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Türkiye’de konut kredisi krizi
olmamıştır.

     Sektörün aktifleri güçlendi.

     Toplam aktif büyüklüğü 2002 yılı sonunda 213 milyar YTL iken,
2008 yılı Haziran ayı itibarıyla 657 milyar YTL’ye yükseldi.

     Sermaye yeterlilik oranı ise azalan bir eğilim göstermekle birlikte
yasal sınır olan yüzde 8’in üzerinde seyrediyor.

     Nitekim bu oran, 2007 yılı sonu itibarıyla yüzde 18,9 iken 2008 yılı
Haziran ayında yüzde 16,8 oldu.

     Bankaların aracılık fonksiyonlarının gelişmişliğinin bir göstergesi
de kredilerin mevduatlara oranıdır.

     Bu oran 2002 yılında yüzde 36’lar civarında iken 2008 yılının
Haziran ayı itibarıyla yüzde 84,4 seviyesine yükseldi.

     Bankalarda kontrol gücüne sahip olmayan yabancı ortaklar da
dikkate alındığında, bankacılık sektöründeki yabancı sermaye payı 2008
yılı Mart ayı itibarıyla yüzde 40 seviyesindedir.

     Şimdi    de    mali    piyasalardaki    gelişmelerden     bahsetmek
istiyorum.

                                                                      18
       Son günlerde faiz artırımlarının durması ve küresel ekonomide
durgunluk beklentileri emtia fiyatlarının düşmesine neden oluyor.

       Bu durum dünya borsalarının genelini destekliyor.

       Ancak dünya borsaları, arka planda Avrupa ve Japonya’nın
büyüme      rakamlarının     negatif   gelmesi   sonucu   artan   durgunluk
endişelerinin etkisiyle tedirgin.

       Yani sonuç olarak önümüzdeki dönemde borsalarda olumlu yönde
hareketler sınırlı kalacak gibi görünüyor.

       Böyle bir ortamda İMKB Temmuz ayı başında 33.208 puan
seviyesinde iken 1 Eylül itibarıyla yüzde 18,8 oranında değer kazanarak
39.457 puana yükseldi.

       Yabancı yatırımcıların Türkiye’deki toplam portföyleri 2008 yılının
ilk yarısından bu yana yüzde 19,7 oranında artarak 91,8 milyar dolara
ulaştı.

       Yabancı yatırımcıların İMKB’deki aylık net alım pozisyonları
Temmuz ayı sonunda Haziran ayına göre yüzde 421 artış gösterdi.

       Bakınız küresel ekonomideki son gelişmelerle dünyada bir endişe
var.

       Türkiye   ekonomisi     eskiden   böyle   durumlarda   allak   bullak
oluyordu.

       Şimdi ise çok daha sağlam bir duruş sergiliyor.

       Şimdi Türkiye ekonomisi için olumsuz senaryo çizenleri o günleri
hatırlamaya davet ediyorum.



                                                                         19
     Değerli Katılımcılar,

     Şimdi de sizlere özelleştirme uygulamaları hakkında kısaca bilgi
vermek istiyorum.

     2003 yılından önce 20 yılda yapılan özelleştirme 8 milyar dolardı.
2003 yılından bu yana yapılan            özelleştirme,   32 milyar doları
Özelleştirme İdaresi tarafından olmak üzere TMSF ve Ulaştırma
Bakanlığı tarafından yapılan özelleştirmelerle birlikte yaklaşık 50 milyar
dolar olmuştur.

     Özelleştirmeleri kamuya kaynak bulmak için yapmıyoruz.

     Özelleştirmeler     yapısal     reformdur,     altyapı   reformudur.
Özelleştirmenin en önemli unsuru rekabet, verimlik ve inovasyondur.

     Liberal ekonominin ve özel sektör öncülüğünde kalkınmanın
temellerini kuruyoruz.

     Elektrik sektöründe üretim santrallerini de içine alan özelleştirme
uygulamalarımız devam ediyor.

     Bu özelleştirmelerin en önemli katkısı muhakkak enerjide etkinliği
ve verimliliği artırmak olacaktır.

     Otoyol ve köprülerimizin işletme haklarının devri ile ilgili
çalışmalarımız da büyük ölçüde tamamlandı.

     Şans oyunları ve Şeker fabrikaları özelleştirmelerine önümüzdeki
günlerde başlayacağız.

     Elektrik dağıtımı özelleştirmelerinden elde edeceğimiz gelirleri
ise enerji yatırımlarına harcayacağız.



                                                                       20
      Artık şirket satışı dışında farklı özelleştirmeler de gündeme
getiriyoruz. Özelleştirme uygulamalarına yeni bir anlayış getiriyoruz.

      Önümüzdeki dönemde verimsiz, kamu üzerinde yük oluşturan bazı
sektörlerde verimliliği ve rekabeti artırmak için özelleştirmeler
yapacağız.

      Tarım sektöründeki kuruluşların da özelleştirilmesi gerekiyor.

      Devletin tarım işletmesi kurarak tarımı desteklemesi doğru bir
politika değil.

      Bu özelleştirmeler ülkemizin kredibilitesini artırdı.

      Ülkeye güven ve istikrar getirdi.

      Gördüğünüz gibi, özelleştirmelerde çok ısrarlı ve kararlı bir tutum
sergiledik.

      Önümüzdeki dönemde de özelleştirmelere son hızla devam
edeceğiz.

      YAPISAL REFORMLAR

      Değerli Katılımcılar,

      Karşı    karşıya        olduğumuz      küresel     mali    sorunlara      karşı,
dayanıklılığımızı      daha     da     artıracak    yapısal   önlemlerin     alınması
elzemdir.

      Bu      nedenle,        üretim     maliyetlerini    düşürecek,        verimliliği
yükseltecek       ve   bu     sayede      rekabet    gücünü     artırarak     ihracatı
destekleyecek yapısal reformları yapmaya devam ediyoruz.



                                                                                    21
     Bu reformlar, sürdürülebilir büyümenin sağlanabilmesi için gerekli
olan beşeri sermaye ve teknoloji yatırımları gibi diğer alanlara da
önemli katkı sağlayacaktır.

     Geleneksel üretim modellerinden teknolojiye dayalı, katma
değeri yüksek bir üretim modeline geçiyoruz.

     Bu kapsamda;

         Sosyal Güvenlik Reformunu gerçekleştirdik.

         İstihdam reformunu yaptık.

         Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Yasası çalışmalarına hız
           veriyoruz.

         İstihdam üzerindeki idari ve mali yükleri yeni işe alımları
           teşvik edecek şekilde azaltıyoruz.

         Türk Sanayine ışık tutacak Sanayi Envanteri Çalışmasını da
           Ekim ayında tamamlayacağız.

         AR-GE reformunu hayata geçirdik.

         Borçlar Kanunu Mecliste Komisyon aşamasında.

         Yeni Türk Ticaret Kanunu şu anda Genel Kurulda.

         KDV'nin sadeleştirilmesi için çalışmalarımız son hızla devam
           ediyor.

         Kayıtdışılığın önüne geçecek önemli tedbirler alıyoruz.

         Vergilerin zamanında tahsili amacıyla Borç Takip Sistemini
           iyileştiriyoruz.

                                                                    22
         Sosyal güvenlik primlerinin toplanmasında vergi tahsilatı ile
              uyum sağlanması için çalışmalar devam ediyor.

         Bütçe disiplini ve sürdürülebilirliği açısından “mali kural”
              uygulamasını getiriyoruz.

         Enerji Piyasası reformuna başladık.

         Yerel yönetimlerin öz gelirlerinin artırılmasını hedefliyoruz.

         Kamu personel rejiminin daha rasyonel hale getirilmesini
              amaçlayan kamu personel reformunu gerçekleştireceğiz.

         KİT’lerin mali ve idari yapısının güçlendirilmesine yönelik
              çalışmalara devam ediyoruz.

         Altyapı yatırımlarını hızlandırmak için       Yap-İşlet-Devret
              düzenlemelerini yaptık.

     Görüldüğü gibi Türkiye önemli bir değişim sürecinden geçiyor,
bunu hepimiz biliyoruz.

     Yapısal reformları da bu sürecin en önemli bir parçası olarak
görmeliyiz.

     Temel yapısal sorunların çözülmesinde çok önemli adımlar attık.

     Birçok konuda iyileşmeler sağladık.

     Daha da önemli adımlar atacağız.

     Yapısal reformlar yapmadan özel sektörün önünü açamayız.

     Yani işsizlere iş bulamayız, yeni yatırımlar yapamayız.



                                                                      23
     Sürdürülebilir büyümeyi devam ettirmek için yapısal reformlara
ihtiyacımız var.

     Bu nedenle, hangi şart altında olursa olsun bu reformlara
devam edeceğiz.

     SONUÇ

     Değerli Konuklar,

     Dünya değişiyor. Türkiye’nin de bu değişime ayak uydurması
gerekir.

     Buna ayak uyduramayan ülkeler, bu yüzyılın kaybedenleri olmaya
mahkûmdur.

     Ekonomik      göstergelere   baktığımızda,   2002   öncesine    göre
ekonomimizin kırılganlığının azaldığını ve güçlendiğini görüyoruz.

     Türkiye yatırımlar için tercih edilen bir ülke olmaya devam
ediyor.

     Bugün Türkiye BRIC ülkeleriyle birlikte yatırım ortamına en uygun
ülkeler olarak değerlendirilmektedir.

     Şunu iyi bilelim; küresel ekonomideki dalgalanmalar geçmişte
olmuştur, gelecekte de olacaktır.

     Önemli olan önümüze çıkan her güçlüğü hazırlıklı karşılayıp
bertaraf edebilmektir.

     Türkiye’nin önünü açıyoruz.

     Yapısal reformlara devam etmeliyiz ve ediyoruz. Ancak bu sayede


                                                                      24
kalıcı başarılar elde edebiliriz.

      Türkiye’nin dayanıklılığını artırmak mecburiyetindeyiz.

      Büyümeden, kalkınmadan ödün vermememiz gerekir.

      AB ile uyum çalışmaları sürmektedir. Şimdi Hükümetimiz yaşam
kalitesini doğrudan etkileyecek bir Ulusal Program hazırlıyor. Programla
2013 yılına kadar belirlenecek her bir hedef vatandaşlarımızın yaşam
kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunacak.

      AB gerçeğine bir de bu gözle bakmakta fayda var. Bu nedenle, AB
bizim olmazsa olmazlarımızdandır.

      Önümüzdeki dönemde gelişmeleri yakından takip etmeye devam
ederek hedeflerimize ulaşmak için gereken neyse onu yapacağız.

      Konuşmama burada son verirken, siz değerli katılımcılara
şükranlarımı sunarım.
      Hepinize teşekkür ediyorum.




                                                                     25

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Categories:
Tags:
Stats:
views:6
posted:2/11/2012
language:Turkish
pages:25