Oyuncular Kasim 2000 de Reloaded ve by pLdevf2h

VIEWS: 80 PAGES: 52

									                      WARNER BROS. PICTURES Sunar
        VILLAGE ROADSHOW PICTURES ve NPV ENTERTAINMENT İşbirliği ile
                       Bir SILVER PICTURES Yapımı



      MATRIX – RELOADED
                    16 Mayıs 2003’te sinemalarda
     Oyuncular KEANU REEVES, LAURENCE FISHBURNE, CARRIE-ANNE MOSS
             HUGO WEAVING, JADA PINKETT SMITH, GLORIA FOSTER
Yapımcı JOEL SILVER Yardımcı Yapımcılar ANDY WACHOWSKI, LARRY WACHOWSKI,
                  GRANT HILL ANDREW MASON ve BRUCE BERMAN
        Görüntü Yönetmeni BILL POPE, A.S.C. Yapım Tasarımı OWEN PATERSON
                  Editör ZACH STAENBERG, A.C.E. Müzik DON DAVIS
        Görsel Efektler Süpervizörü JOHN GAETA Kostüm Tasarımı KYM BARRETT

                              Yazar ve Yönetmen
                           WACHOWSKI KARDEŞLER
                                   WWW.THEMATRIX.COM


                                    Ya kehanet doğruysa?


       Ya yarın bu savaşın bitmesi mümkünse? Bunun için savaşmaya değmez mi? Bunun
uğruna ölmeye değmez mi?


       Thomas “Neo” Anderson (KEANU REEVES) kendinden önce Morpheus (LAURENCE
FISHBURNE) ve Trinity’nin (CARRIE-ANNE MOSS) sorduğu bu soruları sormayı seçerek
bedeli ağır olabilecek bir karar vermişti: Gerçeği aramak ve kabul etmek. Zihnini Matrix’ten
azat etmek.


       Her şey seçimle başlar.


       Şimdi, Matrix üçlemesinin ikinci bölümünde, Zion, Makine Ordusu’nun işgâli
altındayken, Neo olağanüstü güçlerini daha iyi kullanmaya başlar. Dünya üzerindeki son insan
sığınağı olan Zion’un insan ırkını yok etmeye programlanmış 250.000 Sentinel’den
kurtulabilmek için birkaç saati vardır. Fakat, Morpheus tarafından seçilmiş kişinin Kâhin’in
kehanetini gerçekleştirerek, Makineler’le yapılan savaşı sona erdireceğine inancıyla yüreklenen
Zion sakinleri tüm umutlarını Neo’ya bağlamışlardır. Neo ise bir yandan bir eylem planı
yapmaya çalışırken, bir yandan da zihninde oluşan rahatsız edici görüntülerle uğraşmaktadır.


       Anlamadığımız bir seçimin ötesini asla göremeyiz.


       Birbirlerine duydukları sevgi ve kendilerine duydukları güvenle güçlenen Neo ve
Trinity, Morpheus’la birlikte Matrix’e dönmeye ve olağanüstü yetenek ve silahlarını, sistematik
olarak baskı ve zulüm yapan güçlere karşı kullanmaya karar verirler. Ama Matrix’te kararın
gücünü çürüten, kararın getirdiği sorumluluktan kaçan ve başkalarının duygusal doğrularıyla
beslenen güçlü varlıklar mevcuttur.


       Seçim güç sahibi olanlarla olmayanlar arasında yaratılmış bir ilüzyondur.


       Bu arada, Ajan Smith (HUGO WEAVING) gibi sürgünde olanlar da vardır. Ajan Smith
kendisinin silinmesi emrini veren sisteme, Neo’yla olan amansız ilişkisi yüzünden itaatsizlik
eder. Bir zamanlar nefret ettiği insani duyguların pençesindeki Smith intikam almak için yoluna
çıkan her şeyi ezip geçecektir.


       Güce sahip olan herkesin istediği şey nedir? Daha çok güç.


       Matrix’in yapısını daha iyi anlayabilmek ve insan ırkını kurtarma yazgısını yerine
getirmek için giriştiği serüvende, Neo, hayal edebileceğinden daha büyük bir direniş, çok daha
büyük bir gerçek ve daha imkansız bir seçimle karşı karşıya gelecektir.


       Buraya seçimi yapmak için gelmedin. Bunu zaten yapmıştın. Buraya neden bunu
yaptığını anlamak için geldin.


       Sevgi ile güven, inanç ile bilgi, amaç ile nedenin bir araya gelişiyle, Neo seçtiği yoldan
gitmek zorundadır. Kendine “Ya yapamazsam”, “Ya başarısız olursam” diye sorar..


       O zaman Zion düşer.


       Warner Bros. Pictures, Village Roadshow Pictures ve NPV Entertainment işbirliğiyle,
bir Silver Pictures yapımı olan “Matrix - Reloaded”ı sunar. Başrollerini KEANU REEVES,
LAURENCE FISHBURNE ve CARRIE-ANNE MOSS’un üstlendiği filmin yardımcı
oyuncuları HUGO WEAVING, JADA PINKETT SMITH ve GLORIA FOSTER.


       WACHOWSKI KARDEŞLER’in yazıp yönettiği “Matrix - Reloaded”ın yapımcısı ise
JOEL SILVER. Filmin yardımcı yapımcıları ANDY WACHOWSKI, LARRY WACHOWSKI,
GRANT HILL, ANDREW MASON ve BRUCE BERMAN; görüntü yönetmeni BILL POPE
A.S.C.; yapım tasarımcısı ise OWEN PATERSON; ZACH STAENBERG A.C.E.’nin
editörlüğünü gerçekleştirdiği filmin, müziğini DON DAVIS, görsel efekt süpervizörlüğünü
JOHN GAETA ve kostüm tasarımını KYM BARRETT yapıyor.


       “The Matrix - Reloaded”ın dünya çapında dağıtımını bir Warner Bros. Entertainment
Company kuruluşu olan Warner Bros. Pictures, ve seçilmiş bazı bölgelerde de Village
Roadshow Pictures gerçekleştiriyor.


              www.thematrix.com / AOL Anahtar Kelime: Matrix Reloaded
BÖLÜM İKİ: TAVŞAN YUVASINDA İLERLEMEYE DEVAM


          Neo,    hemen    gözünün     önünde     bir   şeylerin   gizlendiğini    sezerek,
          şifrelendirilmiş Matrix perdesini aralıyor.


        1999’da Wachowski kardeşler ve yapımcı Joel Silver hayret verici, güçlü aksiyon
sahneleri ile çok boyutlu bir anlatımı birleştiren, ve engin bir vizyonu olan “Matrix”i ortaya
çıkardılar. “Akira” ve “Ghost in the Shell” gibi Japon anime filmlerinden, felsefe, mitoloji, din
ve matematiğin kesişme noktalarındaki sorudan, çizgi roman sanatçısı Geof Darrow’un hiper-
kinetik çizimlerinden, ve William Gibson, Philip K. Dick ile Lewis Carroll gibi yazarların bilim
kurgu yapıtlarından esinlenen Wachowski kardeşler, teknolojik yabancılaşma, özgür irade,
cehaletin ve bilginin bedeli gibi temaları işleyen bir epik hikaye tasarladılar.


        Sonuçta, yapımcılar gösterildiği tarihten itibaren sayısız reklam, klip ve filmde taklit
edilegelen, cüretkâr görsel yeniliklerle, izleyiciyi hayrete düşürmekle kalmadılar, aynı
zamanda, gerçeğin ve kimliğin özünü sorgulayan, yaptığımız seçimlere ve bizi bunları
yapmaya iten zayıf ve güçlü noktalarımıza ışık tutan, kışkırtıcı bir aksiyon filmi yarattılar.


        Wachowskiler “Matrix” üçlemesinde ortaya koydukları zengin destanı uzun süredir
planlamaktaydılar; ve filmin yakaladığı başarı, yazar-yönetmen kardeşlerin henüz yeni yeni
açığa çıkardıkları mitolojinin daha derinlerine inmesine olanak tanıdı. Üçlemenin ikinci ve
üçüncüsü olan “Matrix - Reloaded” ve “Matrix-Revolutions”ı, iki bölümde gösterilecek tek bir
film olarak ele aldılar.


        Sonuçta ortaya devrim niteliğinde bir yapım çıktı. “Matrix”teki “kurşun zamanı”nı
yakalamak için icat edilen animeden esinlenme konsept, ya da “Reloaded” ve “Revolutions”da
foto-gerçek sanal insanlar üretmek için kullanılan “Tümsel Kavrama” (Universal Capture)
süreci, sinematik açıdan neyin mümkün olduğunu yeniden tanımlamaya devam ediyor.
Teknolojiyi fazla ileri götürürsek neler olabileceği konusunda dehşet tabloları çizen bir film
üçlemesi, bu tabloları çizme sürecinde teknolojiyi üst sınırlarına kadar zorluyor.


        Matrix filmleri, ayrıca, akıl almaz aksiyon sahnelerinin fiziksel yapısının sınırlarını da
yerle bir ediyor. Aynı anda hem şiddetli, hem de zarif olan bu sahneler klasik Kung Fu öğeleri
ile Batı’nın silahlı çatışmalarını, Doğu’nun dövüş sanatlarını ve kablo tekniğini birleştiriyor.
John Woo ve Yuen Wo Ping gibi yönetmenlerin Hong Kong sinema geleneğini izleyen filmde,
başrol oyuncuları dövüş sahnelerinde kendileri oynuyorlar. Bu yöntem aksiyon aracılığıyla
hikayenin daha iyi anlatılmasına olanak tanıyor: Dövüşler konunun eğlenceli kılınması için
kullanılmak yerine, konunun pekişmesini sağlıyor. Bu şekilde, filmin her dakikası izleyici için
doyurucu ve anlamlı olabiliyor.


         Belki de Matrix filmlerini böylesine ilginç kılan şey, yoğunluklarının sınırsız yoruma
açık olması; çoğu film izleyiciye yanıtlar sunmak için uğraşırken, “Matrix”in kendisi cevabı
olmayan dev bir soru. Ara sıra yapılan göndermeler bir düşünceler denizine dalınmasını
sağlıyor; iç içe geçmiş mitoloji, felsefe, yükselen teknoloji, evrimsel psikoloji, “Alice in
Wonderland/Alice Harikalar Diyarında” türünde edebiyat temaları ve dinsel göndermelerin
(Hıristiyanlık ve Gnostisizm Tarikatı, Zen Budizmi ve Taocu düşünce rahatça bir arada
bulunabiliyor) tamamı kişinin, birden çok gerçek olduğunu düşünmesini sağlayacak şekilde,
aklı sınırlardan arındırıyor. Üçlemenin gücü, bize neler anlatabildikleri değil, sundukları
fikirleri bizim alabilme kapasitemiz ve bu fikirlerle ilerlememizden kaynaklanıyor.


         Wachowskiler’in felsefe ile teknolojiyi birleştiren sinematik sentez (aralarında, William
Irwin’in editörü olduğu “The Philosophy of The Matrix”; Karen Haber’ın editörü olduğu
“Exploring the Matrix: Visions of the Cyber Present”; ve Glenn Yeffeth’ın editörü olduğu
“Taking the Red Pill: Science, Philosophy & Religion in The Matrix”in de bulunduğu) bir çok
kitaba, ve felsefeden bilim kurguya, bilgisayar ortamında iletişimden, din ve çağdaş kültüre
kadar pek çok üniversite dersine esin kaynağı oldu. Wachowski kardeşlerin çalışmalarını
incelemek için bu kadar büyük çaplı bir düşünce ortamının oluşmuş olması, iki kardeşin
kışkırtıcı ve meydan okuyucu sinema anlayışlarıyla kolektif bilince ne denli sızabildiklerini
gösteriyor.


         “Matrix”te, doğruyu arama sürecinde yazgısıyla karşılaşan bilgisayar hacker’ı Neo’yu
canlandıran ve Wachowskiler’in isteği üzerine rolüne hazırlanırken “Simulacra and Simulation”
(Jean Baudrillard) ve “Out of Control” (Kevin Kelly) gibi kitapları okuyan Keanu Reeves,
“Larry ve Andrew’nun anlatımda başarmaya çalıştıkları şeyin, sundukları fiziksel aksiyonun, ve
görüntü yaratmak için icat ettikleri yeni sinema ve teknoloji öğelerinin bir benzeri daha yok”
diyor.


         “Matrix” üçlemesinin yapımcısı Joel Silver’ın Wachowskiler hakkındaki görüşleri ise
şöyle: “Wachowski kardeşler felsefeden, mitolojiye, çizgi romanlara kadar muazzam bilgililer;
ve bu filmlerde işlenen temalar onların, var oluşundan itibaren bilgi ve anlayış arayışında olan
insanın kendine sorduğu soruları nasıl algıladıklarını da yansıtıyor. Eğlencede devrim yaratan
görsellikte bir epik hikaye yarattılar; düşünen insanın aksiyon filmini yarattılar. Filmden
tamamen yüzeysel boyutta bir keyif alabilirsiniz; ama daha derine inmek istiyorsanız, filmde,
ele alınabilecek çok derin bazı fikirler de var”.


       Doğruyu kendileri aramaya cüret edemeyen Matrix hayranları, Neo, Morpheus ve
Trinity’nin yaptığı seçimler aracılığıyla bu arayışa katılabilirler; isteyenler ise Wachowskiler’in
sinematik evrenini oluşturan felsefi, edebi, mitolojik, dinsel ve teknolojik temalar üzerinde
derinleşebilir ve yüreklerinin el verdiği ölçüde tavşan yuvasının derinlerine inebilirler.


       “Doğru çoğunlukla dehşet vericidir, ki bence Larry ve Andrew’nun sinemadaki
hedeflerinden biri bu” diyen Reeves değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “Bilginin bedeli
önemli bir tema. İkinci ve üçüncü filmde, Wachowskiler Neo’nun doğruyu bulmak için
yaptığı seçimi irdeliyorlar. “Reloaded” ve “Revolutions”ı ilk filmden bile daha yoğun,
eğlendirici ve kışkırtıcı yaptılar. Çok ama çok güzel bir hikaye”.


       “Matrix - Reloaded”da, Neo ilk filmde kırmızı hapı seçmekle başladığı nefes kesici
serüvene devam eder. Neo kendine güvenme ve Seçilmiş kişi olduğunu kabul etme kararını
vermiş olduğu için, olağanüstü yeteneklerini çok daha iyi kullanmaya başlar. Ama Seçilmiş kişi
olmak beklenmedik sorumlulukları da beraberinde getirir. Morpheus’un inandığı gibi
Makineler’le süregiden savaşı bitirme yazgısını yerine getirme sorumluluğu bir yana, Neo’nun,
yaşamı onun yaptığı seçimlere bağlı olan insanların beklentilerine de yanıt vermesi gerekir.


       Makine Ordusu’nun tehdidi altındaki insanların son kalesi Zion’da asiler yok olma
tehlikesinden kendilerini korumaya çalışırken, Neo bir eylem planı oluşturmak durumundadır.
“İkinci film Neo açısından gerçek bir kişisel arayış” diyor Reeves ve ekliyor: “Kendisinden
yapılması istenen şeyin bir yolunu bulmaya çalışıyor. Bunun da ötesinde doğruyu arıyor; bu
yüzden eskisinden daha çok mücadele etmesi ve geleceğin görüntüleriyle yüzleşmesi
gerekiyor”.


       Öte yandan, tüm yaşamı boyunca peşinden gittiği Seçilmiş kişiyi bulma amacına ulaşan
Morpheus, kendini inançları yüzünden ikileme düşmüş bulur. Laurence Fishburne,
canlandırdığı karakterle ilgili şu açıklamayı yapıyor: “İlk filmde, Morpheus bir öğretmendi.
“Reloaded”da ruhani bir lidere dönüşüyor. Neo’ya ve Kahin’in kehanetine olan inancı tam, ve
bu inanç, Zion’u kurtarma mücadelesindeki önemi gittikçe artan rolüne büyük bir güç ve hırs
katıyor. Ama karşısına çıkan doğrular inancını sınıyor”.


       Belki de Trinity’nin tamamen güvendiği sadece iki insan vardır: Morpheus ve Neo.
Neo’ya olan aşkı ve inancı onda muazzam bir kararlılık yaratıyor ve, Carrie-Anne Moss’un
deyişiyle “ilk filmdekinden daha savaşçı bir kadın oluyor. Neo ve Trinity’nin içinde
savaştıkları dünya ne denli kasvetli ve dehşet vericiyse, bunun aksine aşkları da o denli saf ve
güzel. Bu aşk Trinity’yi yumuşatıyor, ama ona güç de veriyor”.


       Hugo Weaving’in canlandırdığı yorulmak bilmez Ajan Smith, karakterin gittikçe artan
başkalarının özünü tüketebilme yeteneği ve kazandığı egoyla daha da karmaşık bir hâl alıyor.
Weaving canlandırdığı karakteri şöyle yorumluyor: “Smith, Matrix”te, önce karşımıza
başarması gereken çok zorlu ve kesin bir görevi olan, son derece katı bir karakter olarak
çıkıyor. Süreç ilerledikçe insani duygular hissetmeye, öfke ve kıskançlık hisleri duymaya
başlıyor. Koku almaya ve içinde bir insan olmasının nasıl bir şey olduğunu algılamaya başlıyor
ve bundan nefret ediyor. Bunu bir zaaf olarak görüyor. “Reloaded”da, bu güçlü duyguları
gittikçe daha çok kabulleniyor ve bence aslında onlardan zevk almaya başlıyor. Egosu büyüyor
ve deyim yerindeyse özgürleşiyor”.


       “Reloaded”da hikayeye hem Zion’da, hem Matrix’te yeni karakterler ekleniyor: Zion
direnişinin önemli bir üyesi olan Niobe, asiler filosunun en küçük ve en hızlı gemisi Logos’un
kaptanı. Yapımcılar bu rol için Jada Pinkett Smith’i seçtiler. Niobe, hem filmde, hem de
üçlemenin bir diğer anlatım öğesi olan video oyununda önemli bir karakter.


       “Niobe’nin inancı yok; kendisinden başka hiçbir şeye inanmıyor” diyen Pinkett Smith
sözlerini şöyle sürdürüyor: “Korkunç bir egosu var, ve son derece küstah ve kibirli. Bağlı
olduğu tek şey bir asker olarak yüreği. Ne yapması gerektiğini biliyor ve işini gerçekten iyi
yapıyor. Bu anlamda kendimi fazlasıyla Niobe gibi hissediyorum; aklına bir şey koydu mu,
kimse bunu değiştiremez”.


       Silver ise, “Jada da Niobe kadar kararlı ve hedefe kitlenen biri” diyor ve ekliyor:
“Eğitimden, dövüş sahnelerine, tehlikeli sahnelerden yapımın gerektiği bilgisayar simülasyon
çalışmalarına kadar her alanda, filmlerde ve video oyununda varını yoğunu ortaya koydu.
Karaktere kattığı güç ve ruh bir yana, gerçekten etkileyici bir dayanıklılığa sahip”.


       Hırslı ve kararlı Niobe’nin zıttı olan Merovingian ise hastalık derecesinde zevk düşkünü
olan bir Matrix güç kırıcısıdır, ve gerek fettan karısı Persephone, gerek çevresindeki
korumaları, gerekse yakın korumaları olan hayaletvari, sustalı İkizler tarafından sürekli olarak
kandırılır. Wilson, canlandırdığı doyumsuz karakter hakkında şunları söylüyor: “Hayattaki
bedensel arzuların her türünün somut bir temsilcisi. Onda eksik olan ve bu yüzden doyurmak
istediği şey, duygu”.


       Merovingian’nın çıkarcı karısını canlandıran Monica Bellucci şu yorumu getiriyor:
“Merovingian ve Persephone bu açıdan vampir gibiler. Başkalarında duygu oluşturmaya
çalışıyorlar ki bununla beslenebilsinler. Persephone çok zarif, seçkin, ama aynı zamanda da çok
ahlaksız. İstediğini elde etmek, yani hissetmek için gücünü kullanmaktan kaçınmıyor”.


       “Matrix - Reloaded”daki diğer belirgin karakterler ise şunlar: Kâhin (Gloria Foster);
Nebuchadnezzar’ın yeni operatörü Link (Harold Perrineau); Anahtarcı (Randall Duk Kim);
Merovingian’nın hayaletvari yakın korumaları olan İkizler (Neil ve Adrian Rayment); Link’in
kız arkadaşı Zee (Nona Gaye); Kumandan Lock (Harry Lennix); Kâhin’in koruması Seraph
(Collin Chou); Niobe’nin Logos’taki ilk yandaşı Hayalet (Anthony Wong); Konsey üyesi
Hamman (Anthony Zerbe); Konsey üyesi West (Cornel West); ve Kaptan Ballard (Boks
şampiyonu Roy Jones, Jr).


BUZ DOSTUNDUR: PEK DE TEMEL OLMAYAN EĞİTİM


                   Onunla dövüşmeden bir kişiyi gerçekten tanımış olmazsın.


       Keanu Reeves, Carrie-Anne Moss, Laurence Fishburne ve Hugo Weaving 1997-1998
kışında “Matrix”e hazırlanırken tam dört ay boyunca dövüş sanatları ve kablo tekniği uzmanı
Yuen Wo Ping’le antrenman yaparak, filmin karmaşık ve zorlu dövüş sahnelerini
gerçekleştirmek için gereksinim duyacakları Kung Fu ve kablo tekniklerini öğrendiler.


       Oyuncular (normalde dublörlerin gerçekleştirdiği dövüş sahnelerinde kendileri
oynadılar) daha önce yapılmamış bu Western aksiyon film yapımına kucak açtıkları halde,
kendilerini bekleyen zorluklara hazırlıksızdılar. Kararlılık, azim ve Wachowski kardeşlerin
vizyonlarını hayata geçirme arzusu, oyuncuları ve dövüş sanatları ekibindekileri daha önce hiç
yapılmamış bir şeyi inanılmaz kısa bir sürede tamamlama konusunda teşvik etti. “Olağanüstü
olanı başarmak istedik” diyor Keanu Reeves.


       Oyuncular Kasım 2000’de “Reloaded” ve “Revolutions”ın antrenmanları için geri
döndüklerinde ise hazırlıklıydılar. “Oyuncular çok daha formdaydılar ve onlardan neler
bekleyeceğimizi çok daha iyi anlamışlardı” diyor Wo Ping.


       Reeves ise bu konuda, “Bu iki film için hazırlanmak, muhtemelen ilk filmden üç kat
daha zordu. Neo’nun Kung Fu ve kablolu hareketleri çok daha karmaşıktı; ‘Reloaded’da öyle
bir dövüş sahnesi var ki, ilk ‘Matrix’in tamamında böylesi yoktu” diyor.


       Günlük antrenmanlar Santa Monica’daki bir havaalanı hangarında çok soğuk ve yağışlı
bir kış mevsiminde yapıldı. Laurence Fishburne o günleri şöyle hatırlıyor: “Sabahları
geldiğimizde, akşam yağan yağmurun oluşturduğu göletleri boşaltmaları gerekiyordu”. İlk
filmde Ajan Smith’in kopyalarını 12 dublör canlandırmıştı. Bu kez dublölerin sayısı ilk filmin
yaklaşık üç katına çıktı.


       Reeves günde en az 7 saat Kung Fu çalıştı. Aktör “Matrix”in hazırlıkları ve çekimi
sırasında, geçirdiği boyun ameliyatının nekahat dönemindeydi ve bu yüzden hareketleri
kısıtlanıyordu. Wo Ping koreografiyi buna göre düzenlemiş ve tekmeden çok elle dövüşe
yönelmişti. Bu kez, Reeves’in hareketlerini sınırlayacak bir şey yoktu. Filmde her şeyini ortaya
koyan aktör bu konuda şunları söylüyor. “Ne kadar çok şey yaparsam, o kadar fazlasını
istiyorlardı. Yani, bir şeyi iyi yaptığımda, aynı gün iki şey yapmamı istiyorlardı. Sonra çekim
sırasında, kardeşler yedi şey birden yapıp yapamayacağımı soruyorlardı! Her şey çok
eğlenceliydi, ama bir o kadar da ağır çalışma gerektiriyordu. Ve acı vericiydi, buz sizin
dostunuzdur” (Antrenmanlar sırasında, Reeves buz dolu bir küvette oturmasıyla ün yaptı).


       Wo Ping, Reeves’den övgü dolu sözlerle bahsediyor: “Keanu çok özel. Süper
mükemmelliyetçi; kendi performansından asla memnun olmuyor, hatta ben çok iyi olduğunu
düşündüğümde bile! Onun istediği düzeyi yakalayabilmek için çok uğraştım. İlk ‘Matrix’te
Neo, Ajanlarla dövüşürken tek elini kullanıyordu. Ama ‘Reloaded’da, Ajanların “upgrade”
edildiklerini (geliştirildiklerini) fark ediyor ve dolayısıyla kendini “update” etmesi (geliştirmesi)
gerekiyor. Neo’nun Ajanlarla başa çıkabilmesi için pek çok hareket eklemem gerekti; bunların
çok ama çok zor hareketler olmasına karşın, Keanu hepsini çok güzel bir stille uyguladı”.


       Reeves dokuz hafta boyunca 12 kişilik bir dublör ekibiyle çalışarak 500 hareketten
oluşan beş buçuk dakikalık bir dövüş sahnesi için hazırlandı. Böylesine hırslı bir çalışma,
Wachowski kardeşlerin film için hayal ettikleri nefes kesici aksiyon sahnelerinin teknik
yeterliliğine ulaşmanın tek yoluydu. Reeves, “Wo Ping, Larry ve Andy dövüşlerin mümkün
olduğunca göz kamaştırıcı olmasını istiyorlar. Büyük gösterileri seviyor ve eğlendirmek
istiyorlar. Hem olumlu, hem de olumsuz yönüyle fiziksel temasa ilgi duyuyorlar; tıpkı ateşin
hem yok edici, hem de ısıtıcı etkisinin olması gibi; onların bir aksiyon sahnesinden istedikleri
şey bu” diyor.


       Joel Silver usta dövüş koreografının, Wachowskiler’in, hikayedeki büyük vizyona
ulaşabilmesinde eşsiz bir katkı sağladığına inandığını şu sözlerle ifade ediyor: “Wo Ping’in stili
kardeşlerin hikaye anlatma konusundaki felsefeleriyle fevkalade örtüşüyor. Görünürde iyi ile
kötü arasındaki fiziksel iradeye dayanan dövüşün ardında, karakterlerin dövüş aracılığıyla
gelişimini yansıtıyor. ‘Matrix’te Neo içindeki potansiyeli ilk olarak Dojo Dövüşü sırasında fark
ediyordu.; ‘Reloaded’da ise Büyük Arbede sırasındaki hücum karşısında öylesine zorlanıyor ki
kendini yepyeni bir seviyeye yükseltiyor”.


       Enfes dövüş sahneleri, koreograf, yapım ekibi ve oyuncular arasındaki güçlü bir
sentezin sonucu. Wo Ping bunu şöyle açıklıyor: “Tüm dövüş sahnelerindeki olgular
Wachowski kardeşlere ait. Ben sahneleri onların fikirleri üzerine kuruyor ve inşa ediyorum.
Büyük Arbede zordu, çünkü Neo’nun 100 Ajan Smith’le aynı anda dövüşmesi gerekiyordu, ve
Keanu’nun bir dizi inanılmaz yoğun ve seri hareketi öğrenmesi zorunluydu. Öte yandan, tüm
Smith dublörlerinden Hugo’nun hareketlerini izlemelerini ve aynen taklit etmelerini istedim.
Koreografi tüm bu insanların söyleneni mükemmel şekilde yapması üzerine kurulmuştu”


       Çayevi Dövüşü sahnesinde Neo, Kâhin’in koruması Seraph tarafından sınava tâbi
tutuluyor. Wo Ping’in bu sahne için hazırladığı koreografi, Reeves’in büyük bir dövüş ustalığı
ortaya koymasını gerektirdi. Wo Ping, “Hem Neo, hem de Seraph Kâhin’le aynı düzeyde
bağlantılılar; bu yüzden, Kung Fu’ları da aynı düzeyde olmalı. Ama Seraph’ı canlandıran Collin
Chou yıllardır dövüş sanatları çalışan Asyalı bir oyuncu. On yıldır dövüş sanatları çalışan
biriyle karşılaştırıldığında, Keanu başlangıç seviyesinde sayılır; bu nedenle, ondan
çıkarabileceği en iyi performansı elde etmeliydim ki dövüştüklerinde aynı seviye de olsunlar.
Bir kez daha Keanu’nin azmi sayesinde, bu dengeyi yakalamayı başardık” diyor.


        Wo Ping’in dövüşlere çok sayıda öğeyi entegre ederek oluşturduğu stil, dövüşlerin
şiddetini arttırıyor, ve ortaya, izlemesi olağanüstü keyifli dövüş sahneleri çıkıyor. Ping, “Bir
sahnedeki değişkenlerle ne kadar oynarsanız, o kadar ilginç olur” diyor ve ekliyor:
“‘Reloaded’ın başlangıcındaki dövüş sahnesinde, kaskları silah gibi kullandırtarak doğaçlama
yaptım. Carrie-Anne bu silahları çok etkili kullanıyor. Ayrıca onun için Akrep Vuruşu adını
verdiğimiz süper hızlı ve güçlü bir tekme tasarladım. Bu tek tekme için ona 6 ay antrenman
yaptırdım. O da bu tekmeyi çok çok güçlü ve başarılı bir şekilde uygulamayı öğrendi”.


        “Trinity, Akrep Vuruşu ve dövüşle bütünleşti” diyen Carrie-Anne Moss sözlerine
şunları ekliyor: “Bir kez daha, Wo Ping harika bir öğretmendi. ‘Matrix’teki ilk dövüşüme
izleyicinin verdiği tepkiyi asla unutamam. O yüzden, umarım insanlar ‘Reloaded’ın açılış
sahnesindeki dövüşüm karşısında da aynı heyecanı gösterirler. Oldukça güçlü bir dövüş oldu”.


        “Carrie-Anne çok ama çok iyi, ve ben onun kendi yeteneklerine daha çok güven
duyması için onu her zaman yüreklendirdim”diyen Wo Ping, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Herkes için olduğu gibi, Carrie-Anne için de, dövüşler ve antrenmanlar ilk filmdekinden çok
daha yoğun oldu; ama biz onu ne kadar cesaretlendirirsek, onun kendine olan güveni de o
kadar arttı”.


        Performansı aksini gösterse de, Moss için, antrenmanlar sırasında her şey yolunda
gitmedi. Bu konuda şunları söylüyor: “Resmi antrenmanlardan 6-7 hafta önce çalışmaya
başladım. Çok formda olmak ve dövüş sahnelerinde gerçekten çok iyi olmak istiyordum. Sonra
yanlış bir düşüş yaptım, ve dizim kırıldı. Hemen oracıkta kemiğim kırılmıştı, ama tam bir şok
ve yadsıma içindeydim. Eve döndüm ve ertesi gün tekrar antrenmana gittim. Çok korkunçtu,
çünkü tek düşünebildiğim ‘Aman Allah’ım, filmde oynayamayacağım!’dı”.


        “Carrie-Anne ve ben ilk filmi yaralanmadan atlatmıştık; hâliyle sıramız gelmişti” diyor
Fishburne gülerek ve ekliyor: “Bu kez ikimiz de yaralandık. O bacağını kırdı, ben de el bileğimi
ciddi biçimde incittim. Altı hafta kadar yumuşak alçı kullanmam gerekti ki bu da beni oldukça
yavaşlattı”. Ne var ki, Fishburne’ün akıllıca antenman yapma yöntemi, yaralanmasına karşın
programının gerisinde kalmamasını sağladı. “Bu kez antrenmanlara biraz daha zekice
yaklaştım; çalıştırıcılar neyi yapabilecek güçte olduğumuzu anlıyorlardı, ve biz de bizden neler
bekleneceğini anlıyorduk; bu sayede tempomuzu çok daha iyi ayarlayabildik. Çünkü iki yıl
boyunca belli bir formda kalmak dokuz ay boyunca kalmaktan çok daha zor”.


         “Laurence çok zeki; çok hızlı ve kolay öğreniyor” diyor Wo Ping ve ekliyor: “Vücut dili
ve esnekliği iyi; ve tekmeleri çok başarılı. Antrenmanlarda, yumruk ve tekmelerinin gücünü ön
plana çıkardık”.


         Fishburne için eklenen yeni öğelerden biri samuray kılıcıyla dövüşmekti. Aktör, “Bu
konuda ustalaşacağımı düşünmeye cesaret bile edemezdim, ama samuray kılıcı kullanması o
kadar zor bir silah değil. Öte yandan, kolun alt kısmında özel bir güç gerektiriyor, ve benim
bunu çabucak geliştirmem gerekiyordu. Filmde Morpheus’un kılıç kullandığı sahneler,
performansımın en parıltılı anlarından biriydi. Bu harika anıları hiç ama hiç unutmayacağım”
diyor.


         Wo Ping, Fishburne ve diğer oyuncuları bir dizi yeni silah kullanma konusunda
çalıştırmanın yanı sıra, 18 tekerlekli bir aracın üzerinde geçen tehlikeli bir dövüş sahnesinin
de koreografisini yaptı. Wo Ping sahneyi şöyle anlatıyor: “Bu çok zordu, çünkü kamyon
hızlanırken    dengenizi   korumaya    odaklanmanız    gerekir.   Bu   sahnenin   koreografisi
Morpheus’un kısa bir süre nasıl sorun yaşadığını, ve dengesini tekrar kazanabilmek için Kung
Fu’dan yararlanışını gösteriyor”.


         Fishburne bu sahne için kamyonla aynı boyutta inşa edilmiş bir iskele üzerinde çalıştı.
Aktör, “Kamyon üzerindeki dövüş harika bir koreografi örneği” diyor ve ekliyor: “Oldukça
sarsıntılıydı. Üzerlerinde Kung Fu yapmak bir yana, bu araçların boyutu bile epey ürkütücü.
Aklım başımdan gitti”.


         Fishburne gibi, Hugo Weaving de “Reloaded” ve “Revolutions” için antrenman
yaparken daha akıllıca davrandı. “Temel olarak, vücuduma bu kez ilk seferkinden daha iyi
baktım. İyi ama dikkatli antrenman yaptım, çünkü neler olabileceğini kavrayabiliyordum. Çok
kısa sürede fiziksel mükemmellik yakalamak uğruna sınırlarımı fazla zorlamadım”            diyor
Weaving.


         Dövüş sanatları stunt koordinatörü Chad Stahelski ise şunu söylüyor: “Hugo ilk filmde
pek çok kez yaralanmıştı; ama yine de antrenmanlarda kendi sınırlarını gerçekten çok ama çok
zorladı. Sahneleri izlediğinizde, bunun gerçek Hugo olduğunu, ve yanındaki 12 en iyi dövüş
dublörüyle birlikte kendi dövüşlerini kendisinin yaptığını unutmamalısınız”.


       Canlandırdığı karakterin düşünce biçimini antrenmanlara da yansıtan Jada Pinkett
Smith, resmi antrenmanlardan çok önce çalışmaya başladı. Bunun nedenini şöyle açıklıyor:
“Senaryoda, Niobe’nin geminin dümenindeyken şişen kaslarına gönderme vardı, bu yüzden kas
yapmam gerektiğini düşündüm. Niobe vücuduna çok önem verecek biri, çünkü vücudu onun
mabedi, onun aracı. Çok ağır antrenman yapıyor olmalı, çünkü bu, fiziğinizden çok iradenizi
güçlendirir. Yürekli olmanızı sağlar. Asker zihniyetini yaratır, ve Niobe için güç her şey demek.
Bu yüzden, önce ağırlık çalışarak başladım, ve sonra dövüş sanatları çalışmalarına geçtim. Ve
sonuçta birkaç kişiyi pataklamayı başardım; çok eğlenceliydi”.


       Antrenmanlara başlamadan kısa süre önce kızı Willow’u doğuran Pinkett Smith,
oyuncuların yoğun programları sırasında maruz kaldıkları kan, ter ve gözyaşına kısa sürede
aşina oldu. “Antrenmanların ilk günlerinden biriydi. Keanu’nun buz dolu bir küvette yattığını
gördüm. Yanına gidip, ‘Bunu neden yapıyorsun’ diye sordum. O da bana ‘Bir gün anlarsın’
diye yanıt verdi. Ve yemin ederim, ilk dövüş sahnemi çektikten sonra, eklemlerim şişmişti,
bacaklarım kütük gibi olmuştu ve vücudumun her yeri ağrıyordu; işte o zaman buzun ne işe
yaradığını anladım! Keanu ve Carrie-Anne bunu tekrar tekrar nasıl yaptılar bilmiyorum,
gerçekten bilmiyorum”.


       Uluslararası üne sahip birer Siyah Kuşak Shotokan Karate hocası olan Neil ve Adrian
Rayment, dövüş sanatlarındaki uzmanlıklarını Wo Ping’in yönetimi altında sergileyebilmekten
onur duyduklarını söylüyorlar. Neil, “Yaklaşık 16 yaşındayken karate çalışmaya başladık. Hong
Kong    yapımı   Kung    Fu    filmleri   izleyerek   büyüdük.   Wo    Ping    her   zaman   için
kahramanlarımızdan biriydi, sadece dövüş ustası olarak değil, yönetmen olarak da” diyor.
Adrian ise kardeşinin sözlerine şunları ekliyor: “Birden kendimizi onunla antrenman yaparken
bulmak çok korku vericiydi, biz buna layık değildik! Gerçekten çok ağır çalıştık; ara sıra
sebepsiz yere bize gülümseyerek baktığını görüyorduk, ki bu harikaydı. Sanki başımızı
okşuyormuş gibi hissediyorduk!”


       Diğer oyuncular gibi, Fishburne de usta koreografın güçlü sanatına büyük saygı duyuyor
ve bunu şu sözlerle dile getiriyor: “Bence Wo Ping ve ekibi bu projeye katkıları için alkışı hak
ediyorlar. Yıllarca evlerinden uzak kaldılar ve bizim muhteşem görünmemizi sağladılar. Bu
filmlere taşıdıkları ustalık, deneyim ve yaratıcılığın haddi hesabı yok. “Matrix” onların etkisi
olmadan ‘Matrix’ olamazdı”.




KURŞUN ZAMANININ ÖTESİ: SANAL SİNEMA YARATMA


                  Güce sahip olan herkesin istediği şey nedir? Daha çok güç.


       “Matrix - Reloaded” ile “Matrix - Revolutions”ın görsel efekt süreci Mart 2000’de
yapımın bünyesindeki görsel efekt departmanı ESC’te (“Escape” okunuyor) başladı. Burada,
Matrix üçlemesinin görsel efekt süpervizörü John Gaeta sırf “Reloaded” için bini aşkın görsel
efekt çekimi denetledi. Bu rakam, “Matrix”te sadece 412’ydi.


       Gaeta’nın “Matrix” için icat ettiği birincil şey, sonradan “Kurşun Zamanı” adı verilen
teknikti; bu teknik, sinema aksiyonunu anime olarak bilinen Japon animasyon stilinde sunmaya
yarayan bir devrim niteliğindeydi. Kurşun Zamanı, Matrix’in sanal gerçekliği içinde olgusal var
olma durumunu anlatıyor; Neo başta olmak üzere, Matrix’teki bir karakter “Matrix’in üzerinde
zihin” kapasitesi elde edebilir. Kurşun Zamanı’nı beyaz perdeye yansıtmakta kullanılan yaratıcı
sürece “sanal sinematografi” adı veriliyor. Bu, Gaeta ve “Matrix” yapımcıları tarafından
‘Matrix’in üzerinde zihin” anlarını ağır çekimde, normal hızda hareket ederken kamera
tarafından görüldüğü şekliyle göstermek için bulunan dijital bir çözümdü.


       İmkansızı başarmak için, “Matrix” GE (Görsel Efekt) ekibi çok zor bir çalışma içine
girdi. Bilgisayar takip sistemi tarafından oluşturulan bir haritayla, bir güzergâh üzerine 120 adet
Nikon hareketsiz kamera yerleştiren ekip, bölümü çekerken kameraları çalıştırarak, görüntüleri
bilgisayara yükledi. Bilgisayar taranan görüntülerin arasında köprü oluştururken, tamamlanmış
dizi görüntüler dijital bir arka planda birleştirildi. Bu sayede, Gaeta’nın ekibi, hızı ne olursa
netliğinden bir şey kaybettirmeden her görüntü üzerinde oynamalar yapabildi.


       Ama sanal sinematografinin bu öncül versiyonu, Wachowski kardeşlerin “Reloaded” ve
“Revolutions”da öngördükleri süper insan hareketleri için yetersiz, Gaeta’nın deyişiyle ‘sığ’
kaldı; çünkü kardeşlerin hırslı senaryosu, Neo’yu 100 Ajan Smith’le aynı anda dövüştürüyor ve
onu dev Matrix şehrinin (New York’un 10 katı büyüklüğünde bir şehir) üzerinde saatte 2.000
mil hızla uçuruyordu. Gaeta’nın, ayrıca, 250.000 Sentinel’i dev bir tünelden ilerlerken
göstermesi gerekiyordu; ve bunun da ötesinde, içinde iki yüksek tempolu dövüş, ters şeritte
motosikletli bir takip, karakterlerin imkansız bir şekilde, hareket hâlindeki bir araçtan bir
diğerine geçişi, çarpışmalar, patlamalar ve gerçek bir yıkımdan oluşan 14 dakikalık muazzam
bir kovalamaca hazırlaması isteniyordu.


       “Matrix”le Görsel Efekt dalında Oscar kazanan Gaeta “İlk Kurşun Zamanı çekimlerinde
kullanılan teknolojiyi daha fazla kullanamayacağımız açıktı” diyor ve ekliyor: “Çok kısıtlayıcı
ve işçiliğe dayanan bir teknikti. Kurşun Zamanı olgusunun, öncüsü olduğu hakiki teknoloji
seviyesine yükseltilmesi gerekiyordu”.


       Bir başka deyişle, “Reloaded” ve “Revolutions”ın vizyonundaki aksiyon sahnelerini
gerçekleştirecek teknoloji henüz mevcut değildi. Bu, Gaeta ve Wachowskiler’in artık aşina
oldukları bir durumdu, ama bu kez, yapımcılar sanal sinematografiyi hayal bile edilemeyecek
ölçüde geliştimek için hırslı bir plan yaptılar. Yapımcı Joel Silver bunu şöyle anlatıyor:
“Kimsenin taklit edemeyeceği görüntüler yaratmaya karar verdiler. Bu, çok zaman, çok para ve
çok büyük yetenek gerektiriyordu. Sonuçlar ise muazzam oldu. Bu adamlar, sadece aksiyon
filmleri ve hikaye anlatımı için değil, görsel olarak mümkün olan için de çıtayı yükselttiler;
yepyeni bir sayfa açtılar”.


       Gaeta ve Şirket’in sanal sinematografinin ilk evresinde yaptıkları şey, esas karakterlerin
imkansız süper-insan hareketlerini daha önce görülmemiş bir gerçekçilikle yansıtmak üzere,
onların üç boyutlu sanal bir kopyalarını yaratmak oldu. GE ekibi sanal bireyler yaratmak için,
“Hareket Kavrama” (Motion Capture, ya da kısaca “mocap”) denilen bir teknolojiden
yararlandılar. Bu teknolojide, çok özel bir kamera, başrol oyuncularının, Yuen Wo Ping’in
dövüş sanatları ekibinin ve dublörlerin, giydikleri özel bir giysi aracılığıyla her hareketlerini en
net biçimde kaydediyor.


       Neo’nun Ajan Smith kopyalarından oluşan orduyla dövüştüğü Büyük Arbede, Otoban
Kovalamacası ve diğer başlıca süper insan olaylarını yaratmak için bu teknolojiyle aylar süren
çalışmalar yapıldı. Özel sahnelerden biri (yapımın devam ettiği süre içinde, o güne kadar
kaydedilmiş en büyük hareket kavrama sahnesiydi) için, 4 aydan fazla bir süre esas çekimlere
paralel olarak çekim yapıldı. “Reloaded”, “Revolutions” ve video oyunu “Enter the Matrix” için
yapılan hareket kavrama kayıtları, bir film için yaratılmış en büyük çaplı hareket kavrama kaydı
oldu; buna oranla, en hızlı oyunların yapımı için gereken miktar bile açık farkla geride
kalıyordu.


       Usta dövüş sanatları koreografı Wo Ping “Hareket kavramayla çalışmak benim için yeni
bir şeydi” diyor ve ekliyor: “Muhteşem bir teknoloji; gerçek hayatta yapılması mümkün
olmayacak pek çok hareketi elde etmemi sağladı. Hareketsel kavramayla, tekmelerin ve
hareketlerin hem dinamik gücünü arttırabiliyor, hem de güzelliğini vurgulayabiliyoruz; bunu
başka türlü başaramazdık”.


       Gaeta’nın ekibi hareketsel kavramanın kurgusu sırasında, sanal karakterlerin bilgisayar
yapımı vücutlarına foto-gerçek kaslar ve giysiler giydirerek kelimenin tam anlamıyla hayat
verirler. “Matrix” görsel sanatçıları bilgisayar yapımı bu karakterlerin canlı gibi görünmelerini
sağlayan yüz ifadeleri elde etmek için de bir teknoloji geliştirirler. “Tümsel Kavrama”
(Universal Capture, kısaca “u-cap”) denilen bu teknolojide gerçek oyuncular kullanılıyor. Her
oyuncunun yüzünün çevresine beş adet ultra güçlü, yüksek çözünürlüğe sahip kamera
yerleştiriliyor. Oyuncu çeşitli duyguları yansıtan yüz ifadeleri yaparken, Sony HDW 900
kameralar (gözenekler ve tüyler de dahil olmak üzere) yüzdeki en ufak ayrıntıları bile
kaydediyor.


       Bu teknolojiyle karakterlerin yüzlerinin şeklini olağanüstü yüksek bir çözünürlükle
kaydeden GE ekibi, daha sonra bu görüntüleri dijital karakterlerin vücutlarıyla birleştirerek,
bugüne kadar elde edilmiş en gerçekçi bilgisayar yapımı insan görüntülerini ortaya çıkardılar.


       Sanal sinematografi, her bir bölümün temel içeriğinin elde edilip, (sanal arka planlar,
nesneler, ve ışıldayan camlar, kurşun dalga izi ve kan gibi bilgisayar yapımı görüntülerin de
aralarında bulunduğu) karmaşık görsel öğelerle harmanlanmasından sonra, sonsuz sayıda
kamera kompozisyonu ve kurgusal olasılıklara imkan tanıyor. İşte “Matrix” GE ekibinin “sanal
sinema” adını verdikleri kavram böylece ortaya çıkıyor.


       Büyük Arbede’yi güçlendiren sanal sinemada ise, hareketli bir kamera, Ajan Smith ve
99 kopyasının hücumuna uğrayan Neo’nun etrafında dönüyor; ve aksiyonun süper ağır çekim
ile ses hızında hareketler arasında gidip gelişine paralel olarak, sürekli olarak hızlanıyor,
yavaşlıyor ve posizyon değiştiriyor. Otoban Kovalamacası’nda da, sanal sinema iki aracın
çarpışma anını ve uğradıkları hasarı an be an görüntülemeyi başararak, imkansız gibi görünen
açılardan çekilmiş imkansız olaylar yaratıyor.


        Bu tür hiper-gerçekliğe zemin hazırlayan şey, ilk “Matrix”te yüksek bir binaya çarpan
helikopterin yarattığı etkiyi gösteren sahneydi. Yapımcılar standart fizik kurallarını bir yana
bıraktılar, çünkü Matrix gibi algoritmik bir dünyada, gerçeküstü yapısal dalgalanma gibi görsel
oyunlar doğal duruyordu. “Reloaded” ve “Revolutions” bu yeni tür fantastik aksiyonu daha da
ileri götürerek, beklentileri fazlasıyla aşıyor.


        “Pek çok filmi yer çekimine ve diğer maddesel güçlere hapseden fizik kurallarının
sınırlamalarını     kaldırabildiğimiz      takdirde,   en   yıkıcı   hayallerimizi    eğlenceye
dönüştürebileceğimiz bir konuma geleceğimizi hissettik” diyen Gaeta, sözlerini şöyle
sürdürüyor. “Filmlerde, gerçek hayatta asla olamayacak şekilde bir şeyleri yıkmak, süper
marketten alınabilecek malzemelerle nasıl yıkım yapılabileceğini göstermekten çok daha
eğlenceli”.


        Otoban Kovalamacası’nı oluşturan nefes kesici, canlı aksiyon koreografileri ve sanal
sinematografi için ağırlıklı olarak üç boyutlu bilgisayar planlaması kullanıldı. Bu sahnenin
planlanması temel çekimlerden yaklaşık bir yıl önce, filmin tüm önemli tasarımcı ve
mühendislerinin katkısıyla gerçekleştirildi. Gaeta’nın bu konudaki açıklaması şöyle:
“Otoban’daki bölümün yapımında müthiş etkileyici bazı üç boyutlu bilgisayar planlaması
örnekleri var. Süratli araçların güzergâhı ve olayın akışı bu yöntemle belirlendi. Sahne boyunca
hayati tehlike içeren bölümler vardı. Bunların büyük kısmında, tüm şoförlerin her an hangi
hızda gitmeleri ve hangi manevraları yapmaları gerektiği belirlenerek, kafa kafaya ve diğer
çarpışmalar planlandı”.


        “Reloaded”, sanal insanlara ve Büyük Arbede ile Otoban Kovalamacası gibi
yoğunlaştırıcı süper insan olaylarına ek olarak, Dünya’nın merkezindeki geniş ve büyük Zion
şehrini, ve Neo’nun derinleşmiş algı gücünden kaynaklanan görüntüleri de sunuyor. Genç
adamın yükselen içgörüsel gücü, Matrix’in temelini oluşturan şifrelerin rüyavari açılımlarında
kısmen görülüyor. Bu sırada, kamera yanıp sönen milyonlarca şifrenin arasından süzülüp,
mekanların ve karakterlerinin şekilleri ve yapıları çevresinde dönüyor.


        Çağdaş Japon animasyon filmlerinin geleneğine uygunluk gösteren “Reloaded”, zeka,
davranış ve karakteri empresyonist biçimde yansıtabilmek için hava, su ve ateş gibi doğal
fenomenlerin foto-gerçek üç boyutlu yorumlarını sunuyor. Işıklandırmadan patlamalara kadar
“Reloaded”ın pek çok öğesi, tasarım, stil ve uygulamada yepyeni düşünüşler ortaya koyuyor.
Geata bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Kardeşler doğaüstü olayların hiper grafik tasvirlerine
çok düşkünler. Her dönemeçte kaosla düzen arasında bir denge oluşturmaya çalıştık”.


       “Reloaded” ve “Revolutions”, akın hâlindeki yüz binlerce makine yaratık, robot, ve
tünele üşüşen elektro manyetik hava taşıtlarına hâreket kazandırarak animasyon filmlerinin
sınırlarını da yerle bir ettiler. Bu teknolojilerle hareket eden yaratıkların tamamı, (Hard Boiled
gibi ultra-ayrıntılı çizgi kitapların yaratıcı olan) Geof Darrow’un aşırı ve dehşet verici
grafiklerine dayanıyor. Görüntü hazırlık aşamasındayken GE merkezinde sık sık gözden
geçirilen malzemeler arasında, Darrow’un fikirsel çizimleri ve “Alien; 2001: A Space Odyssey”,
“Vertigo”, “Apocalypse Now”, (dünyadaki yaşam üzerine son derece başarılı birer belgesel
olan) “Koyaanisqatsi” ve “Powaqqatsi” adlı filmlerinin yanı sıra, IMAX’ın “Blue Earth”,
“20,000 Leagues Under the Sea” adlı yapımları, serbest dövüş üzerine belgeseller, Hindenberg
felaketi, 1800’lü yılların denizaltıları, sualtı yaşamı, Rocky Marciano ve diğer ağır siklet
şampiyonları, araba takibi ve çarpışmalarını konu alan gerçek yaşam televizyon programları,
süratli araba çarpışmalarıyla ilgili araştırma ve geliştirme filmleri, robot üretimi ve cam
patlatma hakkında bilgiler, Fransa’yı İngiltere’ye bağlayan tünelin yapımı, yapay zeka, ve her
türde ve çapta anime patlamalarını konu alan özel bir çalışma bulunmaktaydı.


       “Hepimiz de Stanley Kubrick ve Ridley Scott filmlerinin ve onların filmleriyle gelen
karanlık evrenlerin mükemmelliğine hayranız” diyen Gaeta, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Onların zarif ve zeki estetiğini, daha çağdaş bir yaklaşım kullanarak günümüzde mevcut olan
bilgisayar yapımı görüntülerle daha ileriye götürmeyi umuyoruz. İnsanları öylesine korkutalım
istiyoruz ki, bir gün bu lanet olası makineler bize şamarı yapıştırdığında, buna hazırlıklı
olalım”.


       Görsel efektlerin sayısı ve bunların gerçekleştirilmesi için gereken zaman o kadar
fazlaydı ki, Gaeta’nın işin bir kısmını başka GE şirketlerine vermesi gerekti. Çekimleri,
Geata’nın gözetiminde gerçekleştiren bu şirketler şunlardır: Şifre bölümlerini ve diğer özel
algılama efektlerini yaratan BUF; Olağanüstü Yaratıklar sahnelerinin ve tamamen dijital
ortamların yaratıcısı Tippett Studios; Tünel ortamının ve burada geçen büyük çaplı olayların
yaratıcısı Sony Imageworks; Yer altı ortamlarının yaratıcısı Giant Killer Robots; ve Otoban
Kovalamacası’ndaki öğelerin ve paranormal (normal ötesi) karakterlerin yaratıcısı Animal
Logic.


         “Ön-görselleştirme”den post prodüksiyona kadar uzanan karmaşık sanal sinema yaratma
sürecinin altından kalkabilmek için, Gaeta’nın ekibi hep birlikte “Zion Merkezî İşlem”in
tasarımını yaptı. Tasarım bugüne dek bir sinema filmi için yapılmış en işlevsel bilgi ve yardım
paylaşımı motoruydu. Bir arama motorundan çok daha fazla özelliği olan bu yeni araç, ilgili
tüm departmanları birbirine bağlıyordu. Bunlar, sanatsal çalışmaları, tasarım konseptlerini,
CAD sahne planlarını, konsept ve sahne planlamalarının üç boyutlu modellerini, yüksek
çözünürlükteki modelleri, hâlen sürmekte olan tüm Quicktime çekimlerini (ki bunlara dijital bir
gündelik ve çekim tarih sistemi aracılığıyla ulaşılabiliyordu), ve satıcı şirketler tarafından
yaratılmış nihai çekimlerin tam çözünürlü back-up’larını dijitalize eden departmanlardı. “Zion
Merkezî İşlem”e malzemeyi yükleyenler ise öncelikle Matrix sanat departmanı, görsel efekt
departmanı ve görsel efektler satıcı şirketleri, “Enter the Matrix” oyununun satıcısı ve
“Animatrix” isimli dokuz kısa anime filmden oluşan yapımın yaratıcılarıydı.


         “Matrix - Reloaded” ve “Matrix - Revolutions”ın sanal efekt öğelerinde bugüne kadar
500 dijital sanatçı görev yaptı.




KAŞIK YOK: İMKANSIZ AKSİYON VE DÖVÜŞ SAHNELERİ


            Bana her zaman otobandan uzak durmamı söyledin. Bunun intihar
            olduğunu söyledin.


         “Matrix - Reloaded”ın çığır açan sanal efektleri gibi, cüretkâr, yenilikçi ve tehlikeli
aksiyon sahneleri de ilk filmde sergilenen bedensel hünerleri bir üst seviyeye taşıyor.
“Reloaded”ın en şaşırtıcı bölümlerinden biri, 14 dakikalık Otoban Kovalamacası. Bu bölümde
muhteşem çarpışmalar, süratle ilerleyen bir Cadillac’ta yapılan ölüm-kalım mücadelesi, büyük
bir kamyonun üzerinde yapılan Kung Fu dövüşü, ve Trinity’nin, arkasında tehlike içindeki
Anahtarcı olduğu halde bir Ducati motosikleti ters yönde sürüşü bulunmakta. Alameda Deniz
Üssü’nde film için özel olarak inşa edilen bir buçuk mil uzunluğundaki yolda geçen sahnelerin
çekimi 7 hafta sürdü.


         Fishburne, kovalamaca sahnesi için “Amansızdı” diyor ve ekliyor: “Arabalar otobanda
ilerlemeye başlıyor; polisler arkamızdan geliyor; Link’le telefonla iletişim hâlindeyiz; İkizler
var; ateş ediyorlar; Ajanlar ortaya çıkıyor; Trinity bir motosiklete atlıyor ve ters yönde ilerliyor;
sonra yukarı bakıyorsunuz ve Morpheus bir kamyonun tepesinde adeta sörf yapıyor. Otobanda
olanları sonradan izlediğimde, Morpheus’un gerçekte ne kadar çılgın olduğunu fark ettim”.


       Stunt koordinasyon gözetmeni R.A. Rondell’in bu bölüm için çok büyük çapta planlama
yapması gerekti. Bunu şöyle açıklıyor: “Wachowski kardeşlerle bir saat oturup, sadece hız
konusunu konuştuğumuz oldu; trafik standartı olan saatte 90 kilometreyle başlamayı önerdim.
Peşlerinde olan araçlar 130 kilometre yapıyorlar; dolayısıyla saatte 40 km. arayı kapatıyorlar.
Hareket hâlindeyken bu ne kadar hızlı görünür? Oyuncak arabalarımı alıyordum ve araçları
nasıl konumlandıracağımızı planlıyordum”.


       Bilgisayar yapımı “ön-görselleştirme” yapımcılar için vazgeçilmez bir araçtı, çünkü
yapımcılarıın başarmaya çalıştıkları karmaşık çekimlerin planlanması, ve havada uçuşan
araçların arasında çekilen tehlikeli sahnelerin lojistiği için bu gerekliydi. Ön-görselleştirme, bir
sahneyi   bilgisayarda    bloklayıp,   sonrasında    sahneyi    ayrıntılı   bir   ön   görüntü   için
hareketlendirerek nihai görüntünün neye benzeyeceğini gösteren sürece verilen isim.


       Görüntü yönetmeni Bill Pope, “Otoban Kovalamacası’nda kamera, daha önce hiçbir
kovalamacada bulunmayan bir yerde” diyor ve açıklamasını sürdürüyor: “Wachowski kardeşler
hayallerindeki çekimi yapıp, bunu bilgisayara yüklüyor ve görüntülerin beyaz perdede nasıl
görüneceğinin sentetik bir versiyonunu izliyorlardı. Daha sonra bizim gerçek hayatta bu
görüntüleri nasıl yaratacağımızı bulmamız gerekiyordu”.


       Bu yüksek teknolojili ön-planlama daha sonra daha elle tutulur bir yaklaşıma
dönüşüyordu. Rondell bunu şöyle açıklıyor: “Gerçekten de elimizde bir mezuroyla otobanda
yürüdük ve Trinity’nin motosikletinin ve motosiklete monte edilmiş kameranın izleyeceği yolu
belirledik; sollama ve manevra yapacakları yerleri işaretledik. Bu aracın hızlanmasının ve
durmasının ne kadar sürdüğünü hesapladık. Sonra da diğer araçları buna uygun olarak
konumlandırdık”.


       Stunt ekibinin hassasiyet gösterdiği önemli konulardan biri, bu planlamayı
maskeleyecek bir gerçekçilik yakalamaktı. Rondell bu konunun özellikle altını çiziyor:
“Trafiğin sıradan ve tekrarcı olmamasını istedik. Her gün otobanlarda ne görürsünüz? Herkes
tam olarak belli aralıklarla dizilmiş değildir. Kamera lenslerini, kameraların nesnelere
uzaklığını göz önünde bulundurup, tüm bu etmenleri en benzersiz açı ve sunumla filme
yansıtmayı istedik. Sonraki zorluk bunu gerçek zamanlı olarak gerçekleştirmekti; ve bu
noktada, insan faktörünü göz önünde bulundurmanız gerekiyordu”.


       Carrie-Anne Moss oldukça ilginç bir itirafta bulunuyor: “Motosikletlerden çok
korkarım. Hâliyle her gün motosiklete binip, pratik yapmak benim için oldukça zorlayıcıydı.
Önce küçük bir motosikletle başlayıp, onda ustalığımı geliştirdim. Sonra biraz daha büyük bir
motosikletle çalışıp, onda da ustalaştım. Bu, aylarca böyle sürüp gitti. Nihayet bir gün
Ducati’ye bindim. Sanırım, motosikletten ürkmemin en büyük nedeni ölüm korkusuydu”.


       Moss’un heyecanı anlaşılabilir bir şey. Güçlü bir motosikletle yüksek süratle ters yönde
ilerleyecekti; hem de arkasında çok değerli bir kargo olduğu halde: Anahtarcı rolündeki Randall
Duk Kim. Üstelik, her iki oyuncu da kask takmayacaktı. Moss sorumluluklarını çok ciddiye
aldığını şu sözlerle ifade ediyor: “Motosikletli bölümün çekim gününe kadar R.A.’e aynı şeyi
söyledim: ‘Bunu yapacağım konusunda söz veremem.’. Çünkü sadece kendim yoktum. Randall
arkamda başında kask olmadan oturuyor olacaktı. Bir motosikletle saatte 80-90 km. hızla
giderken düşerseniz, sadece yaralanmazsınız. Ciddi şekilde yaralanır ya da ölürsünüz. Bu
nedenle, o gün, bu konuyu bir an için bile aklıma getirmeyecektim. Olumsuz düşünmeye
hakkım yoktu”.


       Stunt koordinatörünün uzmanlığı, Moss’un bu sahneyi gerçekleştirme kararında önemli
bir etmen oldu. “R.A.’yi kesinlikle seviyor ve ona çok güveniyorum” diyor Moss ve ekliyor:
“Çok sabırlı ve teşvik edici. O olmasaydı, asla bir motosiklete binemezdim”.


       “Bu noktada artık bir rahatlama var” diyen Rondell ise sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu
kez, oyuncular bize tamamen güvenebileceklerini bilerek geldiler; ve bu da mücadelenin
yarısıydı. Bundan sonra geriye oyunculuk kalıyordu”.


       Moss motosikletin üzerinde ölüm-kalım savaşı verirken, Randall Duk Kim ona sıkıca
sarılıp, gezintinin keyfini çıkardı. Bunu şöyle anlatıyor: “Carrie-Anne’le birlikte motosikletin
üzerinde olmak harika bir duyguydu. Böyle muhteşem bir projenin bir parçası olacağımı asla
düşünemezdim. Kendimi harika, kocaman ve neşeli bir macera yaşayan küçük bir çocuk gibi
hissettim”.
       Moss, “Bu filmleri yapmak bana kendimle ilgili çok şey öğretti. Böyle bir korkuyla
yüzleşmek ve üstesinden gelmek oldukça keyifli” diyor.


       Moss’un Otoban görevleri motosikletle sınırlı değildi. Kovalamaca sahnesinde, taşıdığı
yolcular kıyasıya dövüşürken, kurşun yağmurunun altında bir Cadillac kullanması da gerekti.
Bu konudaki açıklaması şöyle: “İki kez, filmlerde araba kullanma kursuna gittim. Bir diplomam
var. Onu çerçeveletip, duvarıma astım. Orada edindiğim beceriler için çok ama çok
minnettarım, çünkü çekimler sırasında çok havalı hareketler yapabilmemi sağladılar”.


       Fishburne, Moss’un yeteneklerinden çok etkilendiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Carrie-
Anne her şeyi sürebiliyor. Arabaları 180 ve 90 derecelik açılarla döndürme alıştırması
yapıyorduk. Aradan iki saat bile geçmemişti ki sanki bütün hayatı boyunca bunu yapmış gibi
arabaya hakimdi”.


       Moss ise sözlerini şöyle noktalıyor: “Filmde yapmaktan en çok hoşlandığım şeylerden
biri kameraya doğru kayışımdı. Ellerinizi ve ayaklarınızı fren olarak kullanmanız ve işaretli
noktaya iniş yapmanız gerekiyor. Küçük bir alandaki çekim ekibine doğru gelirken, işaretli
noktaya inemesem, ciddi hasara yol açabilirdim. Bir kerede başardım. Bunun sevindirici
olmasının bir başka nedeni daha vardı; o da Wachowski kardeşlerin bana gerçekten tezarühatta
bulundukları tek sahne olmasıydı. Bu iki dostumdan gelen tezahürat gibisi yok. İnsan kendini
çok iyi hissediyor”.


       Fishburne süratli bir kamyonun üzerinde, geliştirilmiş bir Ajan’la dövüşürken oldukça
zorlandığını şu sözlerle anlatıyor: “Provalar keyifliydi, çünkü kamyon hareket hâlinde değildi.
Bir kabloya bağlı olmak zaten yeterince zor; havadayken işaretli noktayı vurmanız gerekiyor.
Ama bir de hidrolikleri çalıştırıp, çekimlere başladıklarında her şey çok daha farklı oluyor”.


       Aktörün ilk başta bu sahneyle ilgili tereddütleri vardı, ancak, Rondell’in güven telkin
edici yaklaşımı ve profesyonelliği her şeyin mümkün olmasını sağladı. “R.A. inanılmaz” diyen
Fishburne, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Otobanda ne tür tehlikeli sahnelerin çekileceğini ilk fark
ettiğimde, ona gittim ve, ‘Korkuyorum’ dedim. O da bana ‘Biliyorum. Seni koruyacağım’ dedi.
Onun öncelikle ilgilendiği şey herkesin yüzde yüz güvenlik içinde olduğu. Hazırladığı
sahnelerde öylesine çok emniyet sistemi var ki, insan kendini parkta gezinti yapıyormuş, başına
hiçbir şey gelemezmiş gibi hissediyor”.


       Yapımcı Joel Silver stunt ekibinin yaratabildiği şeyler karşısında çok etkilendi: “Bir
bölümde, bir Ajan arabadan arabaya atlıyor ve arka planda çarpışmalara neden oluyor” diyen
Silver, Otoban’daki başlıca çekimler için Cadillac CTS ve EXT’i tercih etti, çünkü bu yeni
model arabaların hem yapımın gerektirdiği zorlu şartlara dayanabileceğine, hem de Matrix’in
üstün stiline uygun duracağına inanıyordu. Silver, Otoban Kovalamacası için ise şunları
söylüyor: “İnanılmaz olan şey, ekibin 60 arabanın havada uçuşunu hazırlaması. Dövüşlerde de
aynı harika tasarım vardı. Korografiler dahiyane”.


       Başka bir filmde temel aksiyon olacak olaylar, “Reloaded”da sadece olayları bağlayan
yan unsurlardan biri olarak sunuluyor. “Kardeşler etrafta uçuşan bu arabaların arkada çarpışan
arabaların etkisini artıran ikinci planda bir aksiyon olmasını istediler” diyor Rondell ve ekliyor:
“Arka planda arabaların öbeklendiği bu görüntüyü tasarladık. Ön-görselleştirme de harika
durdu. Bu yüzden, gerçek zamanlı olarak da gerçekleştirdik ve ortaya adeta bir senfoni çıktı".


       “Reloaded”da Otoban Kovalamacası’na hem karmaşıklık, hem de heyecan açısından
rakip olacak bir diğer önemli bölüm de Büyük Arbede. Neo ile 100 amansız Ajan Smith
arasında geçen bu şiddetli dövüşün koreografisi çok titiz bir şekilde yapıldı ve çekimleri 27 gün
sürdü. Dövüş balesini mükemmel bir hâle getirmek için çok yorucu bir çalışmadan geçmiş olan
Reeves, “180 derecelik Steadicam’le 18 saniyelik çekimler yapıyorduk. Ve bu süre içinde
yapmam gereken 25’in üzerinde hareket vardı. Altı hafta boyunca, her gün 12 inanılmaz
dublörle birlikte çalıştım” diyor.


       “Keanu sette ölesiye çalışıyor; yapılması gereken işin standartları konusunda çok yüksek
beklentileri var, ama ne bana ne de diğer oyunculara baskı yapıyor” diyen Hugo Weaving,
sözlerine şunu da ekliyor: “Çok iyi bir dinleyici; onunla çalışmayı gerçekten seviyorum”.


       Rondell, dövüş sanatları dublör koordinatörü Chad Stahelski, ve dövüş koreografı Yuen
Wo Ping seçmelerde yaklaşık 50 dublör, akrobat, jimnastikçi ve dövüş sanatları ustasını
denediler, ve Ajan Smith’in 12 kişilik temel dublör grubunu oluşturdular. Keanu Reeves’in
dublörlüğünü de yapan Stahelski “Onları yaklaşık 4 aylık bir eğitime tâbi tutarak, Hugo
Weaving gibi hareket etmeyi, dövüş korografilerini öğrettik ve bu bölümün gerektirdiği
yetenekleri geliştirmelerini sağlamaya çalıştık” diyor ve ekliyor: “Jimnastikten akrobasiye,
kablolu hareketlerden, ‘Hong Kong tepkileri’ dediğimiz, çıkış noktasında jimnastik olan dövüş
tepkilerine kadar pek çok şey yapmaları gerekiyordu”.


       Arbede sırasında, Weaving, karakterinin yalnızca yüzde birini canlandıracağı bir
duruma sokulmuştu. Aktör bunu şöyle açıklıyor: “Keanu’ya Büyük Arbede’deki koreografiyi
bir dans gibi öğretebilmişlerdi; bana tamamını öğretemediler, çünkü sahne aynı anda benim gibi
on kişinin daha hareketini kapsıyordu. Bu yüzden, ben Hong Kong’ta yaptıkları gibi dövüştüm;
yani koreograf çekim günü geldi ve hareketlerimi bana orada öğretti”.


       Stahelski aktör hakkında şunları söylüyor: “Hugo kendisinden bekleyebileceğimizden
çok daha fazlasını yaptı. Merdivenlerden yuvarlandı, kendinin dövülmesine izin verdi, altı
metrelik bir iniş yaptı. Hugo bu dövüşte varını yoğunu ortaya koydu”.


       Tüm Smith dublörleri Weaving’in canlandırdığı insafsız Ajan’ın kopyaları olmak için
bir değişim sürecinden geçtiler. Weaving bu durumu şöyle tanımlıyor: “Hepsi bana benzemek
istiyorlardı ve ben “Hayır, hayır, hayır, bir şeye benzemeyen benim; ben size benzemek
isterdim” diyip durdum. Ama onların benim gibi hareket etmeyi öğrenmeleri ve Smithvari bir
nitelik kazanmaları gerekiyordu. Aslında Smith hoş biri değil, hatta oldukça merhametsiz”.


       Filmin yapım aşaması yaklaştıkça, prototip aktör için işler biraz tuhaflaşmaya başladı.
Bunu şöyle anlatıyor: “Yavaş yavaş bana benzemeye başladılar. Kısa boyluların topukları
yükseltildi, ve hepsinin saçına aynı kesim uygulandı; sete takım elbiseleri, kravatları ve güneş
gözlükleriyle gelmeye başladılar; sonra herkes bir peruk takmaya başladı. Böylece çekimler
başladığınfa, etrafta yarı-ben gibi 12 kişi dolaşıyordu”.


       Bu deneyim Weaving’in bir çok açıdan kendine dönmesine neden oldu. “Saçlarımın
geriye doğru ne kadar açıldığını fark ettim. Normalde aynaya baktığımda bir sorun olmadığını
düşünürüm. Ama herkese profilden baktığımda, aaah!” diyor Weaving.


       “Reloaded”ın dövüş koreografisinde doğaçlamaya ilk filmdekinden daha fazla yer
verildi. “İlk seferinde, dövüşler koreografi içindeydi ve onları birer dans gibi öğrenmemiz
gerekiyordu. Çekimler sırasında çok az değişiklik yapıldı. Oysa bu kez, dövüştüğümüz sırada
bile pek çok değişiklik yapıldı ve bizim buna uyum sağlamamız gerekti” diyen Weaving’i,
Reeves de şu sözleriyle onaylıyor: “Wo Ping dövüş sırasında bazı seçimler yapmam konusunda
çok anlayışlı davrandı. Koreografiye bir itirazım yoktu, ama kendi stilimi ortaya koyabilmem
için biraz esneklik gerekiyordu”.


       İlk oluşumundan, hazırlık ve uygulama aşamasına kadar, Matrix filmlerinin stunt
çalışmalarında ortaya konan yenilik ve yeteneğin bir benzeri daha görülmedi. Rondell “Hepimiz
mahvolduk” diyor ve bunu şöyle açıklıyor: “Bu filmlerle çıtayı öylesine yükselttik ki, başka bir
filmde çalışmak bir bakıma geriye gitmek gibi olacak. Bu ekibin yetenek ve uzmanlığı,
başarabileceğimiz şeyleri oldukça sınırsız bir hâle getiriyor. Mükemmel olması için, sihirli anı
yakalayabilmek için günde 70 çekime kadar çıktık. Öyle aşırı mükemmelliyetçi olduk ki, bu
kadar titiz olmamıza izin verilmediğinde hayal kırıklığına uğrayacağız”.




MATRIX’İN TASARIMI : BÖLÜM İKİ VE ÜÇ


           Geniş, oyma merdiven boşluğundan inerek, zaman zaman genişleyen doğal
           bir mağaraya ulaşıyorlar; her yerde borular var, akan bir suyun
           olduğunun mekanik ifadeleri. Büyük metal bir balkona varıyorlar, nihayet
           burada tavşan yuvasının dibini bulduk.


           Zion.


       Wachowski kardeşler “Matrix”le başlayan üçlemenin devamını, izleyicilere iki parça
olarak gösterilecek tek bir epik film olarak düşündüler. “Matrix”le başlayan seri, “Matrix -
Reloaded” ve “Matrix - Revolutions”la devam etti. İkinci ve üçüncü bölüm için 270 günlük
zorlu bir yapım programı hazırlandı. Temel çekimler 2001 yılının Mart ayında Kaliforniya’da
başladı ve Haziran ayında sona erdi. Yaz döneminde kısa bir tatilden sonra, yapım Eylül ayında
Sydney, Avustralya’da tekrar başladı. Tüm Matrix yapımı 1998’de burada çekilmişti.
“Reloaded” ve “Revolutions” ağırlıklı olarak Sydney’deki Fox Stüdyoları’nda çekildi ve
çekimler 2002 Ağustos’unda sona erdi.


       İki film, sadece Avustralya’da 3.500 iş yarattı ve 80 tam gün çalışan oyuncu ile yüzlerce
figürana iş olanağı sağladı. “Devasa bir operasyondu. Yaklaşık bin kişiye düzenli maaş
ödüyorduk” diyor yapımcı Joel Silver.
        “Matrix” üçlemesinde çalışması istenen ilk sanatçılardan biri Geof Darrow’du.
Sanatçının “Hard Boiled” gibi neşeli ve kaçık çizgi romanlarındaki ilüstrasyonları, Wachowski
kardeşlerin geleceğin mahşer sonrası evrenini oluşturmalarında büyük esin kaynağı oldu.
Darrow, “Matrix”teki mekanik varlıkların ve setlerin, özenle çizilmiş, son derece ayrıntılı
tasarımlarını yaptı. Sanatçı, Nebuchadnezzar’ın çöplüğü andıran, köstebek yuvası benzeri iç
mekanlarının yanı sıra, “gerçeklik çölünde”ki sürünen, koşan ve uçan robot modellerini
tasarladı. Kendisi, ayrıca, insanların büyüyüp geliştikleri kabusu andıran alanları, birer olukta
“yaşamlarını” sürdürdükleri Elektrik Santrali kulelerini hayata geçirdi. Darrow, yapım
tasarımcısı Owen Paterson ve çizim ekibiyle çalışarak, “Matrix - Reloaded” ve “Matrix -
Revolutions”ın görüntü ve estetiğinin geliştirilmesine de yardımcı oldu.


        “Reloaded” ve “Revolutions”ın tasarım olgusunu hayata geçirmek için, sanat
departmanında 400’ün üzerinde kişi, Owen Paterson’ın gözetimi altında sürekli olarak çalıştı.
Paterson ve ekibi “Matrix” için 30 set tasarlamıştı. Oysa bu kez, her film için yaklaşık 70 set
olmak üzere toplam 150 set tasarlandı. “Gerçekten de inşa edilmesi gereken set sayısı oldukça
fazlaydı, özellikle de sahip olduğumuz sınırlı sayıda plato düşünülecek olursa” diyen Paterson,
sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bazı setler sadece birkaç gün kullanılıyordu. Hugh Bateup ile sanat
yönetmenleri ve inşaat görevlilerinden oluşan ekip ortaya çok büyük bir lojistik çaba koydu. Bir
seti hazırladılar, çekim yapıldı, hemen ardından seti yıkıp bir sonraki setin hazırlanması için
platoyu boşalttılar”.


        Otoban Kovalamacası’nın yapılacağı seti yaratma sürecinde, yapım ekibi, hazır bir
otobanı 7 hafta boyunca kapamak yerine, Alameda Deniz Üssü’nde bir buçuk mil uzunluğunda,
çevresi 6 metrelik duvarlarla çevrili, iki üst geçidi olan bir otoban inşa etti.


        Paterson set için “Muazzam bir girişimdi” diyor ve ekliyor: “Sanat yönetmeni Mark
Mansbridge ve inşaat koordinatörü Butch West, duvarlar için kamyonlarca kereste ve kontrplak
getirttiler ve onlara beton görünümü vermek için sıvayla kapladılar. Daha sonra bunların su
geçirmez hâle getirilmesi ve birbirlerine çivilenmesi gerekiyordu. Sırf otobanın duvarının
inşaatı için çalışan kişi sayısı yaklaşık 100’dü”.


        “Otoban seti Warner Bros. için kârlı oldu” diyen sanat yönetmeni Hugh Bateup, bunu
şöyle açıklıyor: “Metrekaresi sadece 4.19 dolara mâl olan set, muhtemelen bugüne kadar inşa
edilen en büyük setlerden biri. Bu yüzden onlara ne kadar çok inşa edersek, o kadar ucuza gelir
dedik. Sürekli olarak tasarruf ediyorduk”.


       Yapım ekibinin Alameda’dan ayrılmasından sonra, otoban parçalanmak yerine söküldü.
Geriye bir buçuk millik kereste ve kontrplak kaldı. Ekibin ABD mekan sorumlusu Peter Novak
bu kerestelerin Meksika’da 100 düşük gelirli aileye ev inşa edilmesi için gönderilmesini
ayarladı. Kaliforniya Film Komisyonu, bu yaratıcı fikri için Novak’ı 7. Kaliforniya Mekan
Ödülleri töreninde İnsaniyet Ödülü’yle onurlandırdı.


       Alameda, filmin bir başka devasa setine daha ev sahipliği yaptı: Doğal görüntülü
mağaramsı bir yapı olan ve 2.000 figüranı içine alacak büyüklükteki Zion Tapınağı. Paterson şu
açıklamayı getiriyor: “Zion, Matrix’in taban tabana ztttı. Burası yüksek teknolojiye sahip bir yer
değil. Dünya’nın merkezine yakın bir yer. 20. yüzyıl başlarındaki sanayi tasarımlarını andırıyor;
son derece yıpranmış, ama kullanışlı”.


       Zion çeşitli seviyelerden oluşuyor; en üst seviyede hava taşıtlarının indiği pistin
bulunduğu bir üs var. Paterson burayı şöyle tanımlıyor: “Pist alanı, içinde hava taşıtları
büyüklüğünde iniş platformlarının, yürüyen merdivenlerin, cephaneliklerin ve asansörlerin
bulunduğu kubbeli bir sarnıçı andırıyor. Çok eski ve malzeme yetersizliğinden ötürü tamir
edilemeyen bir yer; o yüzden buraya paslı ve yıpranmış bir görüntü vermemiz gerekiyordu”.


       Bu seviyenin altında Zion askeri kumanda merkezi bulunuyor. Buradan şehrin temeline
giden bir dizi yürüyen merdiven ve asansör var. “Üstte Larry, Andy ve Geof’in Beyin adını
verdiği yer bulunuyor. Burası karmaşık boruların, vantilatörlerin, fanların, ve Zion meclisinin
bulunduğu bir yer” diyen Paterson, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Beyin’den aşağıya şehrin dibine
inen, dikey bir asansör tüpü var. Yine Geof’in çizimini yaptığı bu tüp, endüstriyel bir DNA
zincirini andırıyor. Asansör tüpünden çıkan yürüyen merdivenler tekrar tekrar daireler çizerek
250.000 insanın yaşadığı küçük apartmanlara, yani Zion evlerine uzanıyor. Bu daireler Büyük
Arbede’denin gerçekleştiği mekanı çağrıştırıyor. Orada da hepsi birbirine benzeyen, kare ya da
dikdörtgen apartmanlar bulunuyordu. Zion’da yeryüzünün merkezine gittiğinizde, bütün
apartmanlar daire şeklinde, ama onlar da birbirlerinin aynı”.


       Paterson’ın ekibi gerçek-dünyanın, borulardan oluşan muazzam bir tünel olan
Kanalizasyon Seti’ne eski ve yıpranmış bir mimari havası verdi. “Binlerce yıllık bir harabe
duygusu veren, çok ayrıntılı çizimlere sahip bir yer” diyor Paterson ve ekliyor: “Ama insanların
hayatı dolu dolu yaşama isteğini ve umuda bağlılığını gösteriyor”.


       Paterson’ın departmanının, çeşitli yıpranma aşamalarını gösterebilmek amacıyla, sık sık
aynı setin 2-3 farklı versiyonunu inşa etmesi gerekti. Merovingian’ın Şatosu gibi pek çok setin,
oldukça şiddetli aksiyon sahnelerine dayanıklı olması gerekiyordu. Tasarımcının bu konudaki
açıklaması şöyle: “Setlerle efektler arasında büyük çaplı bir etkileşim bulunuyordu. Kırılması
ve çökmesi gereken set parçaları vardı; insanların duvarlara fırlatılması gerekiyordu; pek çok
kurşun efekti vardı. Bu yüzden, insanların çevresindeki eşyaların çok emniyetli biçimde
patlaması gerekiyordu ve setler buna uygun olarak yapıldı”.


       Paterson’ın ekibi filmin çeşitli dövüş sahneleri için de yüzlerce kauçuk silah hazırladı.
“Hepsi bizim şekillendirdiğimiz ve boyadığımız, karmaşık şekilli silahlardı ve onlardan tekrar
tekrar üretmemiz gerekiyordu, çünkü ne zaman biri eline bir kılıç alsa, onu mutlaka
parçalıyordu” diyor Paterson.


       Sanat departmanının birkaç tane Sentinel de üretmesi gerekti. Ama “sadece ölü olanları”
diyen Paterson, açıklamasını şöyle sürdürüyor: “Canlı olup da etrafta uçuşanların hepsi görsel
birer efekt. Aksesuar departmanı ilk Sentinel’i GE bilgisayar dosyalarından bakarak yaptı; daha
sonra bu Sentinel’in kalıbı çıkarıldı, çoğaltıldı ve boyandı. Benzer bir uygulama ÖZB [Zion
ordusunun kendilerini Sentinel saldırılarına karşı savunmak için kullandıkları karmaşık bir
makine olan Özel Zırhlı Birim] için de yapıldı. GE dosyalarına ve Geof Darrow’un fikirlerine
dayanılarak bir örnek yapıldı; sonra da bu örnek alınarak diğer ÖZB’ler üretildi. Departmanlar
arasında büyük bir işbirliği vardı. Herkes harika bir iş çıkarttı”.


       Paterson kullandıkları renklerin birbirleriyle uyumlu olduğundan emin olabilmek için
kostüm tasarımcısı Kym Barrett’la da yakın bir çalışma içine girdi. “Temelde Matrix’te hafif
yeşilimsi bir ton, gerçek dünyada ise mavi bir ton var” diyen Paterson, sözlerini şöyle
noktalıyor: “Hem kostümler de, hem de setlerde bu uygulama çok başarılı oldu; setler
kostümleri destekledi, kostümlerin rengi de çoğunlukla setleri tamamladı. Çok uyumlu
olduklarını hissettim. Tüm yapım tasarımı Larry ve Andy’nin beyinlerinden çıktı. Bir şeyi yazı
olmaktan çıkarıp, önce çizili bir şey, ardından da fiziksel olarak oluşturulan bir şeye
dönüştürmek harikaydı. Ekibim ve benim onlarla çalışarak, bu sürecin bir parçası olmamızdan
gurur duyuyorum”.
KENEVİR VE LATEKS: GERÇEK DÜNYAYI VE MATRIX’İ GİYDİRMEK


       Morpheus, uzun, tuğla bir koridorun ucunda beliriyor, güneş gözlükleri karanlıkta
       timsah gözü gibi parlıyor.


       Kostüm tasarımcısı Kym Barrett “Matrix - Reloaded” ve “Matrix - Revolutions” için
kelimenin tam anlamıyla binlerce kostüm hazırladı. Bu kostümler, üçlemenin gelişen
karakterlerine uygunluk ve filmler arasında devamlılık sağlayacak şekilde tasarlandı. Yapım
sürecinde iki kez doğum yapan Barrett “Hem Neo, hem Trinity ilk filmde uzun bir yol kat
ediyorlar ve farklı birer insan hâline geliyorlar” diyor ve devam ediyor: “Neo artık Seçilmiş
kişi olup olmadığını sorgulamıyor; ve Trinity, Neo’ya duyduğu aşk ve inançtan emin. Bu yeni
güvenlerini giydikleri her şeye yansıtmaya çalıştık”.


       Barrett’ın Morpheus için hazırladığı gardrob da onun Makineler’e karşı yürütülen
isyandaki artan liderlik rolünü yansıtıyor. “Gerçek-dünyada herkes Matrix dünyasındakinden
daha pejmürde giyiniyor, ama Morpheus dengeyi her zaman koruyor” diyen Barrett, sözlerini
şöyle sürdürüyor: “Morpheus, Neo’nun Seçilmiş kişi olduğuna ve savaşı bitireceğine duyduğu
inançtan güç alıyor; ve bu inanç, ister Nebudchadnezzar, ister Zion, ister Matrix’te olsun,
kıyafetlerini taşıma biçimine yansıyor”.


       Laurence Fishburne’ün Barrett hakkındaki görüşleri ise şöyle: “Kym yaratıcı bir deha.
Yaptığı küçücük şeylerde bunu görüyorsunuz. Örneğin, Morpheus için seçtiği ayakkabılar; öyle
havalılar ki. O ayakkabılara bayıldım! Karaktere çok şey kattılar”.


       Morpheus da dahil olmak üzere tüm başrol oyuncularına sahte mor timsah derisinden
ayakkabılar hazırlandı. Tasarımı Barrett’a ait olan bu ayakkabılar Andre No. 1. tarafından elde
yapıldı. Oyuncular ve dublörleri için aynı ayakkabıdan bir çok çift hazırlandı.


       Wachowskiler’in Matrix dünyasındaki asilerin giyimlerinin adeta bir zırhı temsil ettiğini
düşündüklerini söyleyen Fishburne, Morpheus’un gözlüklerinin de karizmatik lider ifadesine
büyük katkı sağladığına inanıyor. Otoban sahnesinin can alıcı noktalarından birinde,
Morpheus’un çaresizliğini yansıtmak isteyen Fishburne, güneş gözlüğünü takmamayı tercih etti.
“Matrix’te işler iyice karıştığında, Morpheus’ın oradan çıkıp çıkamayacaklarından emin
olmadığı zamanlarda gözlük çıkıyor” diyor Fishburne ve ekliyor: “Dışarıda olanla değil, içinde
olanla savaşmak zorunda”.


       Barrett’ın, “Matrix”teki gibi, her karakterin giysilerininin, çeşitli sahnelerin gereklerine
uyum sağlayacak farklı versiyonlarını yaratması gerekti. Örneğin, dövüş ve aksiyon
sahnelerinde oyuncuların rahat hareket edebilmesi için, giysiler daha esnek kumaşlardan
hazırlandı; ve diğer bazı giysilere de kabloların monte edilmesini sağlayan koşum takımları
eklendi. Hugo Weaving ve Ajan Smith dublörleri için yüzlerce giysi hazırlandı.


       Ama Barrett ve “Matrix”in kostüm departmanının en zor işi, özellikle Tapınak
sahnesinde, Zionluları giydirmekti. “Olağanüstü zor bir işti. Bini aşkın figüranı giydirmemiz
gerekiyordu.; ve bu giysiler çok paslı, çok sade ama zarif olmalıydı” diyor Barrett.


       Bu görevi daha da zorlaştıran bir unsur ise, giysilerin mağazadan alınan kumaşlarla
hazırlanmasının mümkün olmamasıydı. Barrett bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Zion
Dünya’nın merkezi, ve yaşam büyük ölçüde, buharla çalışan bir mekanizmaya dayanıyor, yani
ortam oldukça sıcak. Zionluların su ve ısıya dayanan su tarımı yaptıklarını hayal ettik. Bu
yüzden, kenevir gibi, doğal liflerden yapılma kumaşlar kullanabileceğimizi düşündük. Eski Çin
ve Moğolistan hakkında araştırma yaparak bu tür dokumalara sarılmış pek çok mumyayı
inceledik. Bu arayış sırasında, zarif ve güzel ama yalın olduğunu düşündüğümüz şekil ve
dokumalar bulduk. Ve Zion için böyle bir çizgiye sadık kalmaya çalıştık”.


       Barrett, Zion sakinleri için, karanlık dünyalarına tezat oluşturan açık renkleri tercih etti.
“Zion işgal altında bir şehir; dolayısıyla, orada yaşayan insanlar için hazırlanan kıyafetlerin
modadan çok kullanışlılığı vurgulaması gerekiyor. Öte yandan, bu insanlar tarihleri ve
zanaatlarıyla gurur duyuyorlar; ve gardrobları da toplumun bu ruhunu yansıtıyor” diyor.


       Barrett, Zion’un askeri yapısının varlığına işaret eden bir hava da yaratmak zorundaydı.
Bunu şöyle açıklıyor: “Çok büyük bir zaman darlığı ve baskı altındalar. Yani, orduda bir tür
çıkarcılığın baş gösterdiğini sezebiliyorsunuz. Kostümlerde rütbe sistemine ilişkin kanıtlar var;
ama o an için hâlledilmesi gereken çok daha önemli konular olduğu için, bu durum biraz ikinci
planda kalıyor”.


       Barrett, Matrix’in kötü sakinlerinin kostümleri için ise bambaşka bir çizgi seçti.
İkonoklast kötülük imajları ve peri masalları üzerine yaptığı araştırmadan esinlenerek,
olağanüstü zengin Merovingian ve büyüleyici karısı Persephone gibi karakterler için “gerçek bir
fantezi hissi” yaratmaya karar verdi. “Merovingian ve Persephone’u cehennemin kral ve
kraliçesi olarak görüyorum” diyor Barrett.


       “Kym benim kostümlerimde inanılmaz bir iş çıkardı; gardrob tam anlamıyla
Persephone’ydi” diyen Monica Bellucci’nin canlandırdığı karakter için, senaryoda “seks ve
ölüm bir kadının lateks iş kıyafetinin içine sıkışmıştı”, “Onu ne zaman giysem, hemencecik o
oluveriyorum” şeklinde tanımlamalar bulunuyordu.


       Barrett, Merovingian’ın korumalarını da “kötülüğün yüzleri olarak görüyor” ve onlar
için hazırladığı kostümler hakkında şunları söylüyor: “Kıyafetlerinin hem çok dar, hem de
esnek olması gerekiyordu. Böylece, izleyici, onların havada hareket ettikleri sırada vücut
hatlarını rahatça görebilirdi. Kıyafetlere eski ile modern dünyanın karışımını yansıtan şekiller
ve pek çok hayvan figürü emprimesi yaptık ki seksiye yakın bir havaları olsun”.


       Merovingian’ın tüm korumaları arasında, Barrett’ın kostümlerini hazırlamaktan en keyif
aldığı kişiler, şekil değiştirebilen, albino İkizler’di. “Larry ve Andy, İkizler’i hayaletvari
yaratıklar olarak tanımladı. Bu yüzden, kostümlerine modern çizgiler taşıyan ama bu
hayaletvari imajlarını da vurgulayacak bir hava verdik. Kıyafetleri gümüş rengiydi ve bu, gerek
solgun yüzleri, gerekse beyaz uzun saçlarıyla uyum sağlıyordu. İkizler, nerede çekim yapılırsa
yapılsın, diğer karakterlerin hepsinden daha fazla tepki aldılar” diyor Barrett.


       Barrett, Jada Pinkett’ın canlandırdığı, Zion filosunun tek kadın kaptanı Niobe için
yapısındaki tezatı yansıtan çok farklı bir gardrob hazırladı. “Niobe’nin gardrobunun hem
kadınsılığını, hem de gücünü ele vermesini istedik” diyor Barrett ve ekliyor: “Ayrıca,
kıyafetlerinin Morpheus’la paylaştığı bağı vurgulaması gerekiyordu. Jada’yı sahte timsah
derisiyle giydirdik. Onun için şarap rengini tercih ettim, çünkü ten rengine çok yakışıyor”.


       Barrett, tutsak alınan Anahtarcı karakterinin kostümlerini hazırlarken peri masallarına
geri döndü. “Anahtarcı’nın odası, altın anahtarlarla dolu bir mağarayı andırıyordu; ve kendisi
de bana, samanı altına çeviren Rumpilstiltskin’i hatırlattı. Bu temayı, hikayenin konusunu
aldığı Asya mitolojisiyle birleştirdim ve Anahtarcı’nın kıyafetlerine modern bir peri masalı
niteliği verdim”.
OYUNCULAR HAKKINDA



KEANU REEVES (Neo)
Reeves, Hollywood’un en çok aranan ve iş yapan aktörlerinden birisi. Çok yakında,
sabırsızlıkla beklenen ve Wachowski kardeşlerin yönettiği “Matrix – Revolutions”da tekrar
sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Reeves kısa süre önce, Jack Nicholson ve Diane Keaton’la
birlikte “The Untitled Nancy Meyers Project” adlı romantik komedinin yapımına başladı.


Aktörün çok sayıdaki filmlerinden bazıları şöyle sıralanabilir: “Hardball”; eleştirmenlerin
büyük beğenisini kazanan ve Cate Blanchett’la birlikte rol aldığı “The Gift/Üçüncü Göz”;
“Sweet November; “The Replacements”; “A Walk in the Clouds”; Al Pacino ve Charlize
Theron’la birlikte rol aldığı başarılı gerilim “The Devil’s Advocate/Şeytanın Avukatı”; “Little
Buddha/Küçük Buda”; Denzel Washington, Emma Thompson ve Michael Keaton’la birlikte
rol aldığı “Much Ado About Nothing”; “Bram Stoker’s Dracula”; “My Own Private Idaho”;
aksiyon macera filmi “Point Break”; büyük popülarite kazanmış olan “Bill & Ted’s Excellent
Adventure” ve bunun devamı olan “Bill & Ted’s Bogus Journey”.


Toronto’da büyümüş olan Reeves, Los Angeles’a taşınmadan önce, burada, çeşitli tiyatro ve
televizyon yapımlarında da rol aldı. Aktörün ilk büyük başarısı Tim Hunter’ın yönettiği
“River’s Edge” adlı filmle geldi. Bunun ardından Marisa Silver’ın yönettiği “Permanent
Record”, ve Amy Madigan ile Fred Ward’la birlikte rol aldığı “The Prince of
Pennsylvania”da oynayan Reeves, ikinci büyük başarısını Stephen Frears’ın yönettiği ve
büyük övgü toplayan “Dangerous Liaisons”daki masum Danceny rolüyle yakaladı. Filmin
diğer başrol oyuncuları Glenn Close, John Malkovich ve Michelle Pfeiffer’dı. Aynı yıl, Ron
Howard’ın yönettiği komedi “Parenthood” ve Lawrence Kasdan’ın yönettiği “I Love You to
Death” adlı filmlerde de yine başarılı oyuncularla birlikte çalıştı.


Sinemaseverler Reeves’le ilk olarak Barbara Hershey ve Peter Falk’la birlikte rol aldığı, Jon
Amiel’in romantik yapımı “Tune in Tomorrow”yla tanıştı. Tri-Star yapımı bilim-kurgu
gerilim “Johnny Mnemonic”, Andrew Davis’in yönettiği aksiyon filmi “Chain Reaction” ve
Steve Baigelman’ın New Line Cinema için yönettiği kara komedi “Feeling Minnesota”
aktörün diğer çalışmaları arasındadır
LAURENCE FISHBURNE (Morpheus)
Sahne ve beyaz perdede ilk çalışması olan biyografi türündeki “What’s Love Got to Do with
It”te çizdiği Ike Turner portresiyle Oscar’a aday gösterilen Fishburne kısa süre önce, oyuncu
ve yapımcı olarak da imza attığı “Once in the Life”da ilk yönetmenlik denemesini yaptı. Film,
aktörün 1994 yılında oyunculuğunu, yazarlığını ve yönetmenliğini üstlendiği tek perdelik
“Riff Raff” adlı oyuna dayanıyor. İlk olarak Los Angeles’ta sahnelenen oyun Fishburne’ün
kendi şirketi olan L.O.A. Productions’ın da imza attığı ilk yapım.


10 yaşında oyunculuğa başlayan Fishburne, henüz 15 yaşındayken Francis Coppola’nın ünlü
Vietnam Savaşı destanı “Apocalypse Now”da genç bir asker olarak rol aldı. Aktör daha sonra
“Rumble Fish/Siyam Balığı”, “Gardens of Stone” ve “The Cotton Club”da da Coppola’yla
çalıştı.


Fishburne, ünlü yönetmen John Singleton’la da “Boyz ‘N the Hood” ve “Higher Learning”
olmak üzere iki kez çalıştı. “Boyz ‘N the Hood” kendisine En İyi Erkek Oyuncu dalında
NAACP Image Ödülü getirdi. Aktörün diğer çalışmalarından bazıları şunlardır: “Othello”;
“Searching for Bobby Fischer”; “Just Cause”; “Bad Company”; “Class Action”; “Deep
Cover”; “Fled”; “Cadence”; “King of New York”; “Red Heat”; “Band of the Hand”; Spike
Lee’nin yönettiği “School Daze”; Steven Spielberg’in yönettiği “The Color Purple/Mor
Yıllar”; “Hoodlum”; “Event Horizon”; “The Matrix/Matrix”.
Fishburne “Osmosis Jones”da Thrax’in seslendirmesini yaptı ve son olarak “Biker Boyz”un
başrolünde yer aldı.


Aktör, yaptığı televizyon çalışmalarıyla Emmy, Altın Küre ve CableACE Ödülleri’ne aday
gösterilmenin yanı sıra, Amerika’nın ilk siyah savaş pilotunu konu alan HBO yapımı “The
Tuskegee Airmen”le de NAACP Image Ödülü aldı. Robert De Niro’nun “Tribeca” adlı
dizisinin ilk bölümündeki performansıyla Emmy Ödülü kazanan Fishburne, 1997’de de Mini
Dizi ya da Özel Yapımlarda En İyi Erkek Oyuncu dalında Emmy’ye aday gösterildi. Bu
adaylığı kendisine gertiren, baş yapımcılığını da üstlendiği HBO yapımı “Miss Evers’ Boys”
adlı drama dizisindeki performansıydı. “Miss Evers’ Boys” beş Emmy aldı. Bunlardan biri,
sadece sosyal ya da eğitim konularına değinen dizilere verilen prestijli Başkan Ödülü’ydü.
Fishburne, kısa süre önce de, yine bir HBO yapımı olan ve yönetmenliğini Michael Apted’ın
yaptığı “Always Outnumbered”da oyuncu ve baş yapımcı olarak yer aldı.
Fishburne’ün diğer televiyon çalışmaları ise büyük beğeni kazanan televizyon filmleri “A
Rumor of War”, “For Us the Living” ve “Decoration Day”dir.


1992’de Fishburne, August Wilson’ın Broadway yapımı “Two Trains Running”iyle Tony
Ödülü, bir Drama Desk Ödülü, bir Outer Critics Circle Ödülü ve bir Theatre World Ödülü
kazandı. Aktör, bu yapımda, ilk kez Yale Repertuar Tiyatrosu’nda canlandırdığı Sterling
Johnson rolünü üstlendi. Fishburne 1999’da, Fransa Kralı II. Henry’nin ayrı yaşadığı karısı
Eleanor’la olan mücadelesini konu alan yapımda rol aldı.


Aktör pek yakında Clint Eastwood’un yönettiği ve Kevin Bacon, Sean Penn, Tim Robbins ve
Marcia Gay Harden gibi güçlü oyuncuların yer aldığı “Mystic River”da rol alacak. Bunun
ardından Kasım ayında Matrix üçlemesinin son filmi olan “Matrix – Revolutions”da
sinameseverlerle buluşacak.


CARRIE-ANNE MOSS (Trinity)
Kariyerinin büyük çıkışını Keanu Reeves’le başrollerini paylaştığı, Wachowski kardeşlerin hit
filmi “Matrix”le yapan Moss, bunun ardından, Val Kilmer’la “Red Planet”ta rol aldı. Aktris
kısa süre önce de, Juliette Binoche, Johnny Depp ve Dame Judi Dench’le birlikte Lasse
Hallstrom’un Oscar adayı filmi “Chocolat”da ve Guy Pearce’la birlikte eleştirmenlerin
beğenisini kazanan bağımsız gerilim “Memento”da rol aldı. Bu filmdeki rolüyle En İyi
Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Independent Spirit Ödülü’ne layık görüldü.


Vancouver    doğumlu olan Moss oyunculuğa 11 yaşında bir müzikal çocuk tiyatrosunda
başladı. Son sınıftayken koroyla Avrupa’ya gidişiyle oyunculuğa duyduğu tutku pekişen
aktris, dönünce Pasadena’daki Amerikan Drama Sanatları Akademisi’ne kaydoldu. Moss,
mezun olduktan sonra Avrupa’ya taşındı ve başarılı bir manken oldu. Dünyanın dört bir
yanını gezen ve pek çok uluslararası derginin kapağında yer alan Moss, İspanya’da bir
çalışma sırasında “Dark Justice” adlı dizide sürekli bir rol teklifi aldı. Moss ertesi yıl dizinin
mekan değiştirmesi nedeniyle Los Angeles’a taşındı, ve kısa süre sonra, Aaron Spelling’in
televizyon programı “Models Inc.”in başrolünü üstlendi.


Moss çok yakında Aaron Eckhart ve Sir Ben Kingsley’yle birlikte gerilim filmi “Suspect
Zero”da, ardından da “Matrix – Revolutions”da sinemaseverlerle buluşacak.
HUGO WEAVING (Ajan Smith)
Avustralya’nın en başarılı aktörlerinden biri olan Weaving, 1981 yılında Ulusal Drama
Sanatları Enstitüsü’nden mezun oldu. O tarihten itibaren sinema, televizyon ve tiyatroda pek
çok rol üstlenen sanatçı, kısa süre önce, Peter Jackson’ın epik üçlemesi “The Lord of the
Rings/Yüzüklerin Efendisi”nde, Rivendell Lordu Elrond olarak yer aldı.


Weaving, 1988’de, Craig Monahan’ın yönettiği “The Interview”daki rolüyle, 1991’de de
Jocelyn Moorhouse’un yönettiği “Proof”taki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu dalında Avustralya
Film Enstitüsü Ödülü kazandı. Aktör, ayrıca, 1994 yılında, Stephen Elliot’ın yönettiği “The
Adventures of Priscilla, Queen of the Desert”daki rolüyle AFI Ödülü’ne aday gösterildi.


Weaving’in diğer film çalışmalarından bazıları şunlardır: “The Old Man Who Read Love
Stories”; “Strange Planet”; “The Matrix/Matrix”; “Bedrooms and Hallways”; eleştirmenlerin
beğenisini kazanan “True Love and Chaos”; Stephen Elliot’ın yönettiği “Frauds”; “The
Custodian”; Paul Cox’un yönettiği “Exile”; “Reckless Kelly”; “Wendy Cracked a Walnut”;
“The Right Hand Man”; “For Love Alone” ve “The City’s Edge”.


Aktörün televizyon çalışmaları ise şöyle sıralanabilir: Avustralya’nın ünlü mini dizisi
“Bodyline”; Avustralya dizisi “Halifax f.p.”; televizyon filmi “The Bite”; (Nicole Kidman’ın
da rol aldığı) mini dizi “Bangkok Hilton”; “The Dirtywater Dynasty”; “Naked - Coral Island”;
“Barlow and Chambers: A Long Way From Home” ve “Melba”.


Weaving’in rol aldığı çok sayıda tiyatro oyunlarından bazıları şöyle özetlenebilir: Sydney
Tiyatrosu’nda “Macbeth”, “The Perfectionist”, “The Cherry Orchard” ve “Arcadia”;
Melbourne Tiyatrosu’nda “Much Ado About Nothing” ve “The Taming of the Shrew”; ve
Güney Avustralya Devlet Tiyatrosu’nda “Julius Caesar”, “Ring Around the Moon” ve
“Private Lives”.


JADA PINKETT SMITH (Niobe)
Smith, kısa süre önce, Will Smith’le birlikte, kendisine Image Ödülü adaylığı getiren, Oscar
adayı “Ali” filminde Sonji rolünü üstlendi. Aktris, yine kısa süre önce, LL Cool J, Whoopi
Goldberg ve Vivica A. Fox’la birlikte “Kingdom Come”da kamera karşısına geçti. Sanatçının
diğer çalışmaları şöyle sıralanabilir: Kendisine Image Ödülü adaylığı getiren, Spike Lee’nin
yönettiği “Bamboozled”; Daisy Von Scherler Meyer’in yönettiği ve başrolünü Tommy
Davidson’la paylaştığı “Woo”; Neve Campbell’la birlikte rol aldığı, gençlere yönelik korku
filmi “Scream 2/Çığlık 2”; misafir oyuncu olarak yer aldığı, Vince Vaughn, Anne Heche ve
Joaquin Phoenix’in başrolünü üstlendiği “A Return to Paradise”; Eddie Murphy’yle birlikte
oynadığı “The Nutty Professor”; başrollerini Vivica A. Fox ve Queen Latifah’yla paylaştığı
“Set It Off”; yönetmen Ernest Dickerson’ın ünlü HBO dizisi “Tales from the Crypt”dan beyaz
perdeye uyarladığı “Demon Knight”; Keenen Ivory Wayans’ın yönettiği “A Low Down Dirty
Shame”; “Jason’s Lyric” ve “The Inkwell”.


Pinkett Smith sinemada çıkışını 1993 yılında, Allen ve Albert Hughes’un yönettiği “Menace
II Society”yle yaptı.


Maryland’li olan Pinkett Smith, Baltimore Sanat Okulu ve Kuzey Carolina Sanat Okulu’nda
dans ve drama eğitimi aldı. Aktris, NBC’nin uzun soluklu dizisi “A Different World”de elde
ettiği rolle büyük çıkış yaptı. Oyunculuk dışında, kendi prodüksiyon şirketi 100%
WOMON’la ilgilenen Pinkett Smith, şu sıralar HBO için, Sista Souljah ve James Lassiter’la
“The Coldest Winter Ever” adlı bir proje üzerinde çalışıyor.


GLORIA FOSTER (Kâhin)
Kısa süre önce vefat eden seçkin aktris Foster Chicago’daki Goodman Tiyatrosu’nda eğitim
aldı ve ilk profesyonel çalışmalarını Chicago Üniversitesi Bölge Tiyatrosu’nda yaptı. Sanatçı,
1963 yılında, “In White America”daki güçlü performansıyla prestijli Obie Ödülü’ne layık
görüldü. Foster, ertesi yıl da, Theatre World Ödülü aldı. Sanatçı son olarak Broadway’de
ödüllü oyun “Having Our Say”de sahneye çıktı.


İlk sinema filmi, 1963 yapımı “Cool World” olan Foster’ın diğer filmleri şunlardır: “The
Comedians”, “Man and Boy”, “City of Hope” ve “The Matrix/Matrix”.


Foster’ın çok sayıdaki televizyon çalışmalarından bazıları ise şunlardır: “Soul Food”, “Law &
Order”, “The Cosby Show”, “Mod Squad” ve “I Spy”.


MONICA BELLUCCI (Persephone)
Aktrisin belki de en iyi tanındığı rol, Giuseppe Tornatore’nin yönettiği “Malena” filminde,
küçük bir İtalyan kasabasının altını üstüne getiren genç ve güzel dul Malena rolüdür.
Bellucci meslek hayatına Perugia Üniversitesi’nde hukuk okurken mankenlik yaparak başladı.
1990’da Dino Risi, kendisine İtalyan televizyon dizisi “Vita Coi Figli”de rol verdi ve
Bellucci’nin oyunculuk kariyeri böylece başlamış oldu. Aktris, daha sonra, Francesco
Laudadio’nun yönettiği ve kendisinin ilk sinema filmi olan “La Riffa”da rol aldı.


Francis Coppola, Bellucci’ye, Gary Oldman, Winona Ryder, Anthony Hopkins ve Keanu
Reeves’in başrollerinde yer aldığı “Bram Stoker’s Dracula”da küçük bir rol verdi. Aktris
bundan sonra pek çok Avrupa filminde başrol oynadı. Gene Hackman ve Morgan Freeman’la
“Under Suspicion”da ve sansasyon yaratan Fransız filmi “Le Pacte des Loupes”da
(Brotherhood of the Wolves/Kurt Kardeşliği) rol alan Bellucci, kısa süre önce de, Gaspar
Noé’nin büyük yankı uyandıran “Irréversible/Dönüş Yok”uyla ve başrolünü Bruce Willis’le
paylaştığı Antoine Fuqua tarafından yönetilen “Tears of the Sun”la sinemaseverlerin karşısına
çıktı. Aktris, Mel Gibson’ın yönettiği “The Passion”ın çekimlerini ise henüz tamamladı.


Aktris Paris ve Londra’da yaşıyor.


COLLIN CHOU (Seraph)
Tayvan doğumlu Chou 8 erkek ve 4 kız kardeşten oluşan kalabalık bir aileye mensup. Chou
beş yaşında dövüş sanatlarına başladı. On iki yaşına geldiğinde sinema kariyerine dublör
olarak başlayan Chou, ilk başrolünü 18 yaşındayken aldı. Tayvan Ordusu’nda iki yıllık
askerliğini yaptıktan sonra, Hong Kong’a taşınan genç aktör oyunculuk kariyerine burada
devam etti.


Çoğunlukla kendi dublörlüğünü kendi yapan Chou, aksiyon filmlerinde patlama yaparak
30’un üzerinde sinema filminde, Sammo Hung, Corey Yuen, Tsui Hark, Tony Ching ve Yuen
Wo Ping gibi en büyük aksiyon yönetmenleriyle çalıştı. İngilizce, Mandarin ve Kantonca
dillerini akıcı şekilde konuşan aktör, aynı zamanda Sammo Hung’un dublör ekibinin eski bir
üyesi. Chou’nun iz bırakan aksiyon çalışmaları arasında “License to Steal”deki garaj dövüşü
ve Jet Li’yle “Bodyguard from Beijing” ve “My Father is a Hero”da yaptığı iki dövüş
bulunmakta.


“Matrix - Reloaded”, Chou’nun ilk Amerikan filmi; ikinci filmi ise üçlemenin son filmi olan
“Matrix – Revolutions” olacak.
Hâlen Los Angeles’ta yaşayan Chou ve eşi Wanda’nın kısa süre önce ikiz erkek çocukları
oldu.




NONA GAYE (Zee)
Sinemaseverler Washington D.C. doğumlu Gaye’i, Michael Mann’in yönettiği “Ali” filminde
Muhammad Ali’nin ikinci eşi Belinda olarak hatırlayacaklardır.


Gaye’in sahneye ilk çıkışı henüz 3 haftalıkken, soul efsanesi babası Marvin Gaye’in
kucağında oldu. Altı yaşına geldiğinde, babası onu “Soul Train” programında “Oldukça güzel
şarkı söylüyor” diye anons etti. Gaye ilk demosunu doldurduğunda 14, Atlantic Records plak
şirketiyle anlaşma imzaladığında 16 yaşındaydı. Sanatçı, 1992’de, ilk albümü “Love for the
Future”ı yaptı ve müzik camiasından övgü aldı.


Gaye, kariyerine mankenliği de ekleyerek Armani’nin reklam çekimlerine katıldı ve bir
Gianni Versace defilesinde podyuma çıktı. 2001 yılında kayıt stüdyosuna dönen Gaye, Bono
& Artists Against Aids Worldwide’a Afrika’da AIDS’in yayılmasını durdurma çağrısı
niteliğindeki “What’s Going On”un yeniden yapımında yardım etti.


Gaye, oğlu Nolan’ı yetiştirmek üzere kariyerine bir süre ara verdikten sonra, aktris olma
hayalinin peşinden gitti. Katıldığı ilk seçmeler “Ali”ninkiydi. Ortaya çıkan sonuç, Gaye’in ilk
sinema filmini çevirmesi, heyecan verici eleştiriler ve USA Today tarafından En İyi Yardımcı
Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmesi oldu.


Gaye, 5 Kasım 2003’te gösterime girecek olan “Matrix – Revolutions”da da Zee rolünü
sürdürecek.


Sanatçı, şu sıralar, Robert Zemeckis’in yönettiği ve başrolünü Tom Hanks’le paylaştığı “The
Polar Express”in çekimlerini yürütüyor.


RANDALL DUK KIM (Anahtarcı)
Kim, son olarak Broadway’de “Flower Drum Song”da Master Wang rolünü üstlendi. Genç bir
aktörken, “The Hawaiians”da Asya’yı canladıran Kim, “Hawaii Five-O”nun dört bölümünde
ve Steven Tesich’in yönettiği Hollywood PBS özel yapımı “Nourish the Beast”te kamera
karşısına geçti.


Kim, 1975 ile 1994 yılları arasında, ağırlıklı olarak tiyatro çalışmaları yapmayı tercih etti, ve
Shakespeare ve diğer klasikler üzerinde uzmanlaştı. 1994 yılında sinema ve televizyon
tekliflerini kabul etmeye başlayan aktör, BBC’nin özel yapımı olan “Prisoners in Time”da
John Hurt’le başrol oynadı. Kim, bunun ardından “Matrix – Reloaded”daki önemli rolünün
yanı sıra, “The Replacement Killers”da Alan Chan ve “Anna and the King”de General Alak
karakterlerini canlandırdı.


NBC’nin iki bölümlük Hallmark Hall of Fame filmi “The Lost Empire/Kayıp İmparatorluk”ta
Shu’yu oynayan Kim, “100 Centre Street”in bir bölümünde de rol aldı. Yirmi yıl boyunca
New York’tan uzak kalan aktör, 1996 yılında, Tony ödüllü Broadway yapımı “The King and
I/Kral ve Ben”in yeni versiyonunda Kralahome’u canlandırmak için geri döndü. Kim, bunun
ardından, David Henry Hwang’ın yönettiği “Golden Child”da Eng Tieng-Bin, New York
Shakespeare Festivali’nde gösterilen “Cymbeline”da Balarius, Yasminia Reza’nın yönettiği ve
Singapur Repertuar Tiyatrosu’nda gösterilen “ART”ta Marc, ve Leonard Spigelgass’ın
yönettiği “A Majority of One”da Koichi Asano rollerini üstlendi. Kim, New York’taki Musevi
Repertuar Tiyatrosu’nda gösterilen ve daha sonra turneyede çıkan bu oyunda, başrolü Phyllis
Newman’la paylaştı.


Aktörün New York Shakespeare Festivali’ndeki çalışmaları, Brecht’in “In the Jungle of
Cities”inde Shlink, “The Tempest”ta (Lincoln Center) Trinculo ve “Pericles”da Pericles
rollerini içermektedir. American Place Tiyatrosu’nda da Rochelle Owens’ın “The Karl Marx
Play”inde, Steven Tesich’in “Nourish the Beast”inde ve Frank Chin’in “The Chickencoop
Chinaman” ve “The Year of the Dragon”ında rol alan Kim, Circle Rep’te ise, Richard
Howard’ın “Wildflowers” adlı oyununda Walt Whitman rolünü üstlendi.


Hawai doğumlu sanatçı, tiyatro kariyerine on sekiz yaşında “Macbeth”te Malcolm’u
oynayarak başladı. Klasiklere, özellikle de Shakespeare’e olan sevgisi, Minneapolis’teki
Guthrie    Tiyatrosu’na   girmesine    neden    olmuş.    Burada    Hamlet’i,   Ibsen’in    “The
Pretenders”ında Piskopos Nicolas’ı ve Gogol’ün “The Marriage”ında Zhevakin’i canlandıran
aktör, daha sonra, San Francisco’daki ACT’de, III. Richard’ı canlandırmanın yanı sıra, “The
Taming of the Shrew”, “Three Penny Opera”, “Marco Millions” ve “When We Are Married”
gibi oyunlarda da rol aldı. Randall Duk Kim, bunların haricinde, Champlain Shakespeare
Festival, Honolulu Theatre for Youth, Indiana Repertory, Baltimore Centre Stage, Yale
Repertory, Arizona Theatre Company, Williamstown Theatre Festival gibi tiyatrolarda görev
yaptı, Mark Twain, Edgar Allan Poe, Walt Whitman gibi yazarların tek kişilik oyunlarıyla
turneye çıktı ve “What Should Such Fellows as I Do?” gibi klasik potporilerde rol aldı.


Anne Occhiogrosso ve Charles Bright’la birlikte Wisconsin’de American Players
Tiyatrosu’nu kuran Kim, burada Sanatsal Yönetmenlik yapmanın yanı sıra, “Hamlet”, “King
Lear”, “Titus Andronicus”, “King John, Marlowe’un “Tamberlaine the Great”i, Çehov’un
“Ivanov”u ve Sophocles’in “Oedipus Rex”inde kimi zaman başrol oynamış, kimi zaman da
Shylock, Prospero, Puck, Petruchio, Romeo, Friar Laurence, Brutus, Malvolio, Falstaff,
Chubukov’u canlandırmıştır. Çehov’un “The Proposal” ile “Swan Song”ında ve
Svetlovidov’u, Ibsen’in “An Enemy of the People”ında Dr. Stockmann ve Moliere’in
“Tartuffe”ünde Orgon’u ve daha pek çok rolü canlandıran Kim, Ömür Bayı Başarı dalında
Obie ödülü kazanmıştır.


HARRY LENNIX (Kumandan Lock)
Lennix çok sayıda sinema filmi, televizyon dizisi ve tiyatro yapımında rol aldı. Aktörün
sinema filmlerinden bazıları şöyle sıralanabilir: Andrew Davis’in yönettiği “Collateral
Damage/Ölümüne Takip” ve “The Package”; yakında gösterime girecek olan “Never Get
Outta the Boat”; “Pumpkin”; Julie Taymor’ın yönettiği “Titus” (bu rolüyle hem Uluslararası
Basın Akademisi’nden Altın Uydu Ödülü, hem de Hayat Ağacı Ödülü kazandı); David
Schwimmer’ın yönettiği “Dogwater”; Spike Lee’nin yönettiği “Get on the Bus” ve
“Clockers”; ve Tim Robbins’in yönettiği “Bob Roberts”. Lennix, ayrıca, Robert Townsend’in
yapımcılığını üstlendiği ve orijinal senaryosunu yazdığı “The Five Heartbeats”i uyarlayıp,
sahneledi; ve Fox için film hâline getirildiğinde oyunculuğunu üstlendi.


Lennix şu sıralar, daha önce sekiz yıl öğretmenlik yaptığı Chicago Goodman Tiyatrosu’nda
sanat ortak sorumlusu olarak hizmet ediyor. Lennix, Goodman Tiyatrosu’ndan iş arkadaşı
Chuck Smith’le ortak olarak, Chicago’s Legacy Productions’ı kurdu. Sahne performanslarının
yanı sıra, Lennix bir çok yapımın yönetmenliğini de gerçekleştirdi. Bunlardan bazıları
şunlardır: Aaron Iverson’ın “Unjustifiable Acts”i, (ortak yapımcısı da olduğu) “Julius
Caesar”, “The Glass Menagerie”, Charles Fuller’ın “A Soldier’s Play”i, Douglas Turner
Ward’un “Absence” ve “Happy Ending”i, ve ortak yönetmenliğini yaptığı, Kosmond
Russell’ın daha sonra filmi de yapılan eseri “The Visit”.


Lennix televizyonda da Showtime yapımı “Keep the Faith Baby - The Adam Clayton Powell
Story”de (bu performansıyla NAACP Image Ödülü’ne aday gösterildi) ve “E.R”daki düzenli
rollerinin yanı sıra, “Judging Amy”, “Ally McBeal” ve “The Practice” gibi popüler dizilere de
konuk sanatçı olarak katıldı.


Lennix, yakında, başrolünü Carrie-Anne Moss’la paylaştığı “Suspect Zero”, ve ayrıca
başrollerini Sir Anthony Hopkins ve Nicole Kidman’la paylaştığı “The Human Stain” de
sinemaseverlerle buluşacak..


HAROLD PERRINEAU (Link)
Perrineau HBO’nun eleştirmenlerden büyük beğeni toplayan Tom Fontana yaratımı “OZ”
dizisinde rol alıyor. Perrineau, CableACE ödüllü, hızlı tempolu bu dizide, geçtiğimiz 6 sezon
boyunca, uyuşturucu satıcılığı ve cinayet nedeniyle 20 yıl hapse mahkum, tekerlekli
sandalyeye bağımlı bir adam olan Augustus Hill rolünü canlandırıyor.


Perrineau, kısa süre, önce beyaz perdede Penelope Cruz’la birlikte “Woman on Top”ta rol
aldı. Aktörün diğer filmleri arasında şunlar sayılabilir: “The Best Man”; “On_Line” ve “A Day
in Black and White” adlı bağımsız filmler; Anthony Hopkins ve Alec Baldwin’le başrollerini
paylaştığı “The Edge”; Baz Luhrmann’ın yönettiği, Leonardo DiCaprio, Claire Danes ve John
Leguizamo’yla birlikte rol aldığı “Romeo + Juliet”; ve Wayne Wang’ın eleştirmenlerden
övgü toplayan filmi “Smoke”. Perrineau bu filmdeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
dalında Independent Spirit ödülüne aday gösterilmiştir.


Brooklyn doğumlu Perrineau, Virginia’daki Shenandoah Konservatuarı’nda müzikal tiyatro
eğitimi almış ve New York’taki Alvin Ailey American Dance Center’dan burs kazanmıştır.
Mezun olmasının ardından, hem Broadway, hem de Broadway dışı yapımlarda kariyerine
başlamış olan sanatçı, “Dream Girls”, “Godspell”de oynamış ve “Fame/Şöhret”teki Tyrone
rolünü ilk canlandıran aktör olmuştur.


Perrineau’nun televizyonda ilk büyük çıkışı 1990 yılında, NBC dizisi “I’ll Fly Away”de
sürekli bir rol üstlenmesiyle oldu.
NEIL AND ADRIAN RAYMENT (İkizler)
“Matrix - Reloaded”a katılmaları karate ve kung fu sporlarındaki üstün başarıları sayesinde
oldu. Her ikisi de Nidan JKA Siyah Kuşak Shotokan Karate hocası olan İkizler, aynı
zamanda, profesyonel spor danışmanlığı yapıyorlar. Rayment kardeşler Karate Do, Kuko
Schin-Kai, Wu-Tai ve Boks eğitimi aldılar.


Londra’da yaşayan Raymentlar, burada televizyon sunucusu olarak çok popülerler.
Sundukları programlardan bazıları şunlar: Granada Televizyonu’nda “Simply DIY”; sabah
programı “Lifestyle This Morning”; ITV yapımı “Better Homes” ve “Live Time Granada
Breeze”.


“Matrix – Reloaded” İkizler’in ilk sinema filmi.

LAMBERT WILSON (Merovingian)
Paris doğumlu Fransız aktör Wilson, 1977’de London’s Drama Centre’dan mezun olduktan
sonra, pek çok ünlü yönetmenle çalıştı. Fred Zinneman, “Five Days One Summer”la Wilson’a
ilk rolünü ve Sean Connery’yle birlikte oynama fırsatını verdi. Wilson, ayrıca, Claude
Chabrol’un yönettiği “The Blood of Others”da Jodie Foster’la birlikte rol aldı; yönetmen
Andre Techine’in “Rendez-Vous”sunda başrolü Juliette Binoche’la paylaşan Wilson, Andrzej
Wajda’nın “The Possessed”, Peter Greenaway’in “The Belly of an Architect”, Carlos
Saura’nın “El Dorado”, James Ivory’nin büyük övgü alan çalışması “Jefferson in Paris”,
Vera Belmont’un yönettiği “Red Kiss” ve “Marquise”, John Duigan’ın yönettiği “The
Leading Man”, Alain Resnais’in yönettiği “Same Old Song”, Jacques Doillon’un yönettiği
“Trop(peu) d’amour”, Deborah Warner’ın yönettiği “The Last September”, ve Raul Ruiz’in
yönettiği “Combat d’amour en Songe”un yanı sıra daha pek çok filmde rol aldı.


Wilson, en son Fabian Onteniente’nin 1999 yapımı komedisi “Jetset”teki performansıyla
olmak üzere, beş kez En İyi Yardımcı Oyuncu dalında Fransız Cesar Academy Ödülü’ne aday
gösterildi. Kısa süre önce Richard Donner’ın yönettiği “Timeline”ı çeken sanatçı, şu sıralar,
Audrey Tatou’yla birlikte Alain Resnais’nin yeni filmi “Pas Sur la Bouche”un hazırlıklarını
sürdürmekte.


Wilson sahnede hem Fransızca, hem İngilizce kullanabiliyor. Aktörün sahne çalışmaları şöyle
sıralanabilir: Başrolünü Judi Dench’le paylaştığı, Londra Ulusal Kraliyet Tiyatrosu’nda
sahnelenmiş olan bir Sean Matthias eseri “A Little Night Music” (1996); Harold Pinter’ın
“Ashes to Ashes”ı (1998); “L’Amour de L’Amour”, “La Machine Infernale”, “La Celestine”,
“Eurydice” ve “Ruy Blas”. Wilson, ayrıca, yönetmenliğini de yaptığı, Musset’nin “Les
Caprices de Marianne” adlı oyununu, 1994 yılında Paris’teki Peter Brooks’ Theatre des
Bouffes du Nord’da sergiledikten sonra Fransa turnesine çıktı. Aktör-yönetmen 2002 yılında
Racine’in “Berenice”inde hem yönetmen, hem oyuncu olarak yer aldı. Başrolünü Kristen
Scott Thomas’la paylaştığı oyun, Avignon Festivali’nde ve Paris’teki Chaillot Ulusal
Tiyatrosu’nda sahnelendi.


Wilson şarkıcılık kariyerine 1989 yılında, Büyük Amerikan Müzikalleri’nden derlenen
“Musicals” adlı albümle başladı. EMI’den çıkan ve yapımcılığını John McGlinn’in üstlendiği
album, sanatçının Casino de Paris’deki “Lambert Wilson chante” konser serisinin ve 1990-91
turnesinin temelini oluşturdu. Wilson, 1996’da, Fransız sinemasının altın çağlarından bir
klasik şarkılar koleksiyonu olan “Demon et Merveilles”i (Virgin Classics) doldurdu ve 1997
yılının Nisan ayında, bu şarkıları söylediği konserlerle Paris’teki Theatre des Abbesses’in
açılışını yaptı. “Demons et Merveilles” adındaki şov, Fransa turnesinin dışında, 1997
sonbahar-kış döneminde Kanada, Hong Kong ve Japonya’da da sergilendi.


Anlatıcılık da yapan Wilson, Rostropovitch, Pretre Mazur, Dutoit ve Ozawana gibi dünyanın
en büyük şefleriyle’de çalışarak, Debussy’nin “Le Martyre de Saint Sebastien”, Berlioz’nun
“Lelio”, Stravinsky’nin “L’Histoire du Soledat”, Schuman’ın “Manfred”, Homegger’in “Le
Roi David” ve Stravinsky’nin “Oedipus Rex” (Welster-Most EMI) eserlerini içeren
çalışmalarda da görev aldı.


ANTHONY WONG (Hayalet)
Eğitimini sahnede almış ödüllü bir aktör olan Avustralya doğumlu Wong, düzinelerce, tiyatro,
televizyon ve sinema yapımında görev aldı. Wong, aralarında, “Water Rats”, “All Saints”,
“Stingers”, “Embassy”, “Spellbinder 2”, “Singapore Sling”, “Tanamera” ve “Dr. Jekyll and Mr.
Hyde”ın da bulunduğu otuzun üzerinde Avustralya yapımı ve uluslararası            televizyon
programında rol aldı.


Wong sadece “Matrix – Reloaded”da değil, ilk Matrix oyunu olan “Enter the Matrix”te de
Hayalet rolünü üstleniyor.
Wong’un diğer sinema çalışmaları şöyle özetlenebilir: “Floating Life”, “Lilian’s Story”, “Till
There Was You”, “Seeing Red” ve “The Reunion”. Aktörün çok sayıdaki tiyatro
çalışmalarından başlıcaları şunlardır: Kendisine ödül kazandıran “Sex Diary of an Infidel”,
Lucentio rolünü canlandırdığı “The Taming of the Shrew”, “M. Butterfly”, “Unidentified
Human Remains and the True Nature of Love”, “The Emperor Regrets” ve “The Swan”.


Wong çok yakında Melbourne Tiyatrosu’nda “Coup D’Etat” adlı oyunda oldukça zor bir rol
olan Malezya Kralı’nı canlandıracak.




YAPIMCILAR HAKKINDA
WACHOWSKI KARDEŞLER (Yazar/ Yönetmen / Yardımcı Yapımcı)
Chicago’da doğup büyüyen Wachowski kardeşler otuz yılı aşkın süredir beraber çalışıyorlar.
1999 yılında “Matrix”i yapmadan önce, Wachowskiler ilk sinema filmleri olan ve başrollerini
Gina Gershon, Jennifer Tilly ve Joe Pantoliano’nun üstlendiği “Bound” adlı gerilimi yazıp
yönettiler. Kardeşler hakkında bunun haricinde pek bir şey bilinmiyor.


JOEL SILVER (Yapımcı)
Joel Silver günümüz sinema endüstrisinin en başarılı isimleri arasında yer alıyor. Filmleri
dünya çapında toplam olarak 3.85 milyar dolarlık hasılat yaptı ki bu da film başına ortalama
100 milyon dolar ediyor. 1999 yılında yaptığı “Matrix” 456 milyon doların üzerinde hasılat
yaparak Warner Bros. Pictures tarihinin en büyük gişe satışını elde etti. Anlatımı ve görsel
efektleriyle dünya çapında çığır açan “Matrix”, En iyi Görsel Efekt dahil olmak üzere 4 dalda
Oscar’a layık görülmüştü. Film, ayrıca, 1 milyon satan ilk DVD’dir.


Silver şu sıralar, Matrix üçlemesinin sabırsızlıkla beklenen “Matrix - Reloaded” ve “Matrix -
Revolutions” adlı ikinci ve üçüncü filminin yapımıyla uğraşıyor. “Matrix - Reloaded”ın 15
Mayıs, “Matrix - Revolutions”ın ise Kasım ayında gösterime girmesi planlanıyor. Yine
Silver’ın yapımcı olarak imza attığı “Final Flight of the Osiris / Osiris’in Son Uçuşu”
muhteşem bir bilgisayar yapımı animasyon ile Japon “anime”sinin bileşimidir. 11 dakikalık
bu kısa film “Matrix - Reloaded”e güçlü bir başlangıç niteliğindedir.
Silver, ayrıca, “Matrix”in kamera arkasını ve “Matrix - Reloaded” ile “Matrix -
Revolutions”ın kapsamlı birer ön gösterimini içeren özel “Matrix Revisited” DVD’sinin de
süpervizörlüğünü üstlendi.


Silver’ın, Dark Castle Entertainment aracılığıyla, bu günlerde üzerinde çalıştığı bir diğer proje
ise Halle Berry ile Penelope Cruz’un başrolünü, Mathieu Kassovitz’in yönetmenliğini
üstlendiği “Gothika”dır. “Gothika”nın Ekim ayında gösterime girmesi planlanıyor. Joel Silver
ve Robert Zemeckis’in, merhum korku ustası William Castle’ın çizgisine uygun olarak
kurdukları yapım firması Dark Castle 1999’da gişe rekoru kıran “House on Haunted Hill”i
yapmıştı. Firma bu başarısını “Thirteen Ghosts/Onüç Hayalet” ve “Ghost Ship/Hayalet Gemi”
ile sürdürdü..


Silver, son dönemde, John Travolta, Hugh Jackman ve Halle Berry’nin başrolde yer aldığı
“Swordfish / Kodadı: Kılıç Balığı”, Steven Seagal ve DMX’in başrolünü üstlendiği “Exit
Wounds”, ve Jet Li ile Aaliyah’nın başrollerini paylaştığı “Romeo Must Die / Romeo Ölmeli”
gibi dev yapımlara imza attı.


Silver, Lawrence Gordon Productions’da başladığı kariyerinde hızla ilerleyerek, şirketin
sinema filmleri bölümünün başkanlığına kadar yükseldi. Silver, bu konumdayken , “The
Warriors”ın yanı sıra, Gordon’la birlikte “48 HRS / 48 Saat”, “Streets of Fire” ve “Brewster’s
Millions”ın yardımcı yapımcılığını gerçekleştirdi.


Silver’ın kendi firması Silver Pictures’la üstlendiği ilk bağımsız yapım “Commando” oldu.
Bunu “Jumpin’ Jack Flash” ve “Predator” takip etti. Silver, daha sonra, “Lethal Weapon /
Cehennem Silahı”, “Lethal Weapon 2 / Cehennem Silahı 2”, “Lethal Weapon 3 / Cehennem
Silahı 3” ve “Lethal Weapon 4 / Cehennem Silahı 4”ün yanı sıra, “Die Hard / Zor Ölüm”,
“Die Hard 2: Die Harder / Zor Ölüm 2”, “The Last Boy Scout”, “Demolition Man”, “Richie
Rich” ve “Conspiracy Theory / Komplo Teorisi” gibi yapımlara imza attı. Slver, ayrıca,
Richard Donner, David Giler, Walter Hill ve Robert Zemeckis’le birlikte, sekiz sezon
boyunca ödüllü HBO dizisi “Tales From the Crypt”in ve iki “Tales From the Crypt” filminin
baş yapımcılığını üstlendi.


Silver ve bir grup arkadaşı, 1967 yılında, New Jersey’deki Columbia Lisesi’nde öğrenciyken
‘Ultimate Frisbee’ (Takım Frizbisi) isimli bir oyun icat ettiler. Hızla büyüyen bu takım oyunu
günümüzde 42 ülkede oynanan ve desteklenen bir spor hâlini aldı. En hızlı gelişen spor
dallarından biri olan bu oyun, 2001 yılında, Japonya’nın Akita kentinde gerçekleşen Dünya
Oyunları’nda madalya verilen spor dallarından biri oldu. 2002 yılında ise 24 ülkeyi temsilen
2000’in üzerinde oyuncu, Hawai’nin Honolulu şehrinde Dünya Uçan Diskler Federasyonu
Dünya Nihai Kulüp Şampiyonası’nda mücadele etti.


GRANT HILL (Yardımcı Yapımcı)
Hill son olarak Terrence Malick’in yönettiği “The Thin Red Line”ın yapımcılığını
gerçekleştirdi ve Oscar’a aday gösterildi. Bunun öncesinde,           Hill, James Cameron’un
yönettiği “Titanic” ile başrollerini Michael Douglas ve Val Kilmer’ın üstlendiği “The Ghost
and the Darkness”ın ortak yapımcılığını gerçekleştirdi.


Hill, 1978 yılında Melbourne Üniversitesi’nden hukuk derecesini aldıktan sonra, Orta
Doğu’ya taşındı ve burada bir yıl çalıştıktan sonra Asya’ya geri döndü. Thailand’a yerleşen
Hill, 1983’te ülkesi Avustralya’ya dönmeden Güney Asya’da yoğun çalışmalar yaptı.
Sydney’de Avustralya Film Okulu’nda master derecesi aldıktan sonra, Hill sinema
endüstrisinde önce mekan sorumlusu, ardından yapım sorumlusu olarak çalıştı. Kendisi, 1992
yılında Amerika’ya taşındıktan sonra, Village Roadshow Pictures’ın Los Angeles şubesinde
yapım müdürlüğü yaptı.


1999 yılında, Terrence Malick’le işbirliği yaparak Elizabeth Bay Productions’ı kuran Hill,
firmasıyla şu sıralar çeşitli stüdyolar için projeler geliştiriyor.


BRUCE BERMAN (Yardımcı Yapımcı)
Warner Bros. Pictures’ın prodüksiyon bölümünde çalışmaya başlayan Berman, yöneticilik
basamaklarını bir bir çıkarak Dünya Çapındaki Sinema Yapımları Başkanı oldu. Yönetimi
sırasında, şirket Oscar ödüllü “Driving Miss Daisy”nin yanı sıra, “GoodFellas/Sıkı Dostlar”,
“Presumed Innocent”, “Robin Hood: Prince of Thieves”, “Batman Forever”, “Malcolm X”,
“The Bodyguard”, “JFK”, “The Fugitive/Kaçak”, “Dave”, “A Time to Kill” ve “Twister” gibi
yapımlara imza attı.


Berman, 1996 yılında, Warner Bros. Pictures bünyesinde bağımsız bir yapım şirketi olan Plan B
Entertainment’ı kurdu. Şirket daha sonra Village Roadshow Pictures tarafından alındı.
Berman’ın şu anda başkanı ve genel müdürü olduğu Village Roadshow Pictures, hâlen, Warner
Bros. Pictures’ın geliştirdiği, farklı aşamalarda 20 projeyi yürütüyor. Berman, son olarak,
muazzam başarı kazanan “Ocean’s Eleven”ın yanı sıra, “Training Day/İlk Gün”, “Cats &
Dogs”, “Three Kings”, “Matrix”, “Analyze This/Anlat Bakalım”, “Deep Blue Sea”, “Practical
Magic”, Village Roadshow’la Warner Bros. Pictures’ın ortaklığıyla gerçekleşen “Space
Cowboys” ve Warner Bros. Pictures ile Castle Rock Entertainment’ın birlikte çıkardığı hit
komedi “Miss Congeniality/Güzel Dedektif”nin yardımcı yapımcılığını gerçekleştirdi. Berman,
kısa süre önce de, romantik komedi “Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta”nın yardımcı
yapımcılığını üstlendi.


Village Roadshow’un 2004 yılında çıkacak projeleri arasında yer alan, yönetmenliğini
Wolfgang Petersen, başrolünü de Brad Pitt’in üstleneceği “Troy/Truva”, Angelina Jolie ile
Ethan Hawke’ın başrolünü paylaştığı gerilim filmi “Taking Lives”, “Ocean’s Eleven”ın devamı
olan “Ocean’s Twelve” ve Halle Berry’nin başrolünü oynadığı “Catwoman”ın yardımcı
yapımcılığını da Berman gerçekleştirecek.


BILL POPE, A.S.C. (Görüntü Yönetmeni)
Larry ve Andy’yle “Bound”u yapan Pope, kırmızı tableti seçti ve son 5 senedir Wachowski
kardeşlerin esiri oldu. Artık “Revolutions” ve “Reloaded”u tamamladığı için, nihayet mavi
tableti alacak ve mutlu cehalete dönecek.


Pope, ayrıca, “Clueless” ve “Army of Darkness”ın da aralarında bulunduğu bir çok filmde
görev aldı. Kendisi, şu sıralar “Spiderman 2” üzerinde çalışıyor.


OWEN PATERSON (Yapım Tasarımcısı)
Paterson, Stephen Elliot’ın yönettiği “The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert”taki
çalışmasıyla En iyi Yapım Tasarımı dalında Avustralya Film Enstitüsü Ödülü aldı.
Paterson’ın diğer çalışmaları şunlardır: “Red Planet”; “Matrix”; Stephen Elliot’ın yönettiği
“Welcome to Woop Woop”; “Race the Sun”; “Minnamurra”; “The Place at the Coast” ve
“Traveling North”. Paterson, ayrıca, “Bliss” ve “The Coolangatta Gold” adlı Avustralya
filmerinin sanat yönetmenliğini yaptı.


Paterson’ın bazı televizyon çalışmaları şöyledir: “Noriega: God’s Favorite”, “The Beast” ve
televizyon filmi “The Riddle of the Stinson”.
ZACH STAENBERG, A.C.E. (Editör)
Staenberg, Andy ve Larry Wachowski’nin yönettiği “Matrix”teki çalışmasıyla Oscar ve
Amerikan Sinema Kurgu Eddie Ödülü’ne layık görüldü. “Matrix – Reloaded” ve “Matrix -
Revolutions”dan önce, Staenberg, Peter Howitt’in yönettiği “AntiTrust”ın kurgusunu yaptı.
Wachowski kardeşlerle ilk olarak “Bound”da çalışan Staenberg’ün ilk filmi ise orijinal
“Police Academy/Polis Akademisi”dir.


Staenberg, ayrıca, (bu rolüyle Emmy kazanan) Armand Assante’nin başrolünü oynadığı HBO
filmi “Gotti”deki çalışması için Amerikan Sinema Kurgu Eddie Ödülü kazandı ve Emmy’ye
aday gösterildi.


Staenberg, Madison’daki Wisconsin Üniveristesi’nden mezun oldu. Yedi yaşındaki oğlu için
deli oluyor. Hakkında bunun haricinde fazla bir şey bilinmiyor.


DON DAVIS (Besteci ve Orkestra Şefi)
Davis daha önce de Wachowskiler’le “Bound” ve “Matrix”in yanı sıra, “Animatrix” projesi ve
“Enter The Matrix” adlı video oyununda birlikte çalıştı.


Sanatçının beste çalımalarından bazıları şunlardır: “Behind Enemy Lines”, “Jurassic Park
III”, “AntiTrust”, “The Unsaid”, “House on Haunted Hill”, “Valentine”, “Warriors of Virtue”,
“Route 9”, “The Lesser Evil” ve “Blackout” adlı sinema filmleri; Ben Kingsley ve Gabriel
Byrne’ün başrollerini üstlendiği HBO yapımı “Weapons of Mass Distraction”, “Murder in
Greenwich”, Eric Roberts’ın başrolünü oynadığı “Race Against Time”, “Personally Yours”,
Ann-Margret’ın başrolünü üstlendiği “Life of the Party: The Pamela Harriman Story”, “The
Lake”, başrollerini Tom Berenger ve Ron Silver’ın paylaştığı “In the Company of Spies”,
Olympia Dukakis’in başrolünü üstlendiği “A Match Made in Heaven”, “The Alibi”, “Not in
this Town”, “In the Lake of the Woods”, “Leave of Absence”, “Murder of Innocence”, “A
Little Piece of Heaven”, “Woman with a Past”, “Home Fires Burning” ve “A Stoning in
Fulham County” adlı televizyon filmleri.


Davis, ayrıca, “The Third Twin”, “House of Frankenstein”, “Robin Cook’s Invasion”,
“Pandora’s Clock”, “The Beast” ve “In the Best of Families” gibi mini dizilerin yanı sıra,
“SeaQuest DSV”, “Capitol Critters”, “My Life and Times”, “Tiny Toon Adventures”, “Star
Trek: The Next Generation” ve “Beauty and the Beast/Güzel ve Çirkin” gibi dizilerin
müziklerini de yaptı.


JOHN GAETA (Görsel Efekt Süpervizörü)
Gaeta “Matrix”teki çalışmasıyla Oscar kazandıktan sonra , “Matrix - Reloaded” ve “Matrix -
Revolutions” için tekrar Wachowski kardeşlerle bir araya geldi. Bu dev üçlemeyi
tamamlamadan önce, Gaeta, az bilinen ve tedavi edici şok grafikler adı verilen bir endüstride
keyif aldığı bir kariyer yaptı. Kısmen askeri istihbarat, kısmen karşıt-kültürden oluşan bu
endüstride, Gaeta, nihai toplumsal sakinleştiriciyi bulma çabasıyla, duyusal olmayan
simülasyon ve ikincil-mantık eğlencesinin derinliklerine inen ilk kişi oldu. Televizyon
reklamlarında yasal olarak yayınlanma açısından devasa bir başarısızlıkla sonuçlansa da,
araştırmasına sevgiyle, ara sıra da korkuyla bakıyor.


Gaeta boş zamanlarında hava sporlarıyla, öfkeli olduğunda da meditasyonla uğraşıyor; ve
donmuş tereyağından heykeller yapıyor. O, kötü bir sanatçı, amatör bir hipnotizmacı ve
kontrolden çıkmış Hollywood gücünün hızlı makineleşmesinden rahatsız oluyor.


Gaeta, “How to Subvert a Friendly Well-Meaning Population” ve “Why Being Struck by
Lighting is Fun” filmlerinin yönetmenliğini; “Nude Law Enforcement”ın ses tasarımcılığını;
ve “Citizen Kane/Yurttaş Kane”in yapım asistanlığını yaptı. Bu, Gaeta’nın Hollywood’daki
ilk işiydi.


KYM BARRETT (Kostüm Tasarımcısı)
Barrett kısa süre önce, yönetmenliğini Hughes kardeşlerin ve başrollerini Johnny Depp ile
Heather Graham’in paylaştıkları “From Hell”in kostümlerini tasarladı. Barrett’in daha önceki
çalışmalarından üçü Warner Bros. Pictures yapımıdır: “Three Kings”, “Red Planet” ve
“Matrix”. Kendisi bu filmle Dönem-Fantezi Sinema Filmlerinde Kostüm Tasarımında Üstün
Başarı dalında CDG Ödülü’ne aday gösterildi. Baz Luhrman’ın yönettiği “Romeo + Juliet”,
Barrett’in kostümlerini tasarladığı ilk sinema filmidir.

YUEN WO PING (Dövüş Koreografı)
Kısa süre önce, Ang Lee’nin yönettiği Oscar ödüllü “Crouching Tiger, Hidden
Dragon/Kaplan ve Ejderha”ın dövüş koreografisini yapan Wo Ping, “Matrix”in
koreografilerini de yaparak tüm dünyanın dikkatini üzerine çekti.
1945 yılında Çin’in Guangzhan şehrinde doğan Wo Ping, Pekin Opera ve Kung Fu Okulu’nda
okudu. Hocası Yuen Siu Tin, Ping’in aynı zamanda babasıydı ve genç Jackie Chan’in de
babası gibiydi. Yuen Siu Tin ünlü “Wong Fei Hung” dizilerinin yapımcılarının dikkatini
oğluna çekti ve Wo Ping 1960’lı yıllarda onların bazı filmlerinde çalıştı. Bunun ardından
Shaw Brothers’da Kung Fu dövüşçüsü ve dublör olarak çalışan Wo Ping, Wang Yu’nun
yönettiği “The Chinese Boxer” gibi filmlerde rol aldı.


26 yaşına geldiğinde Wo Ping, ilk kez Ng See Yuen’in “Mad Killer”, “Bloody Fists” ve
“Secret Rivals 2” gibi hit filmlerin Kung Fu koreografilerini yapma şansını elde etti. Wo Ping,
Shaw Brothers için de, Chu Yuan’ın “The Lizard” ve “The Bastard” adlı filmlerinin
dövüşlerini hazırladı.


1978 yılında, Wo Ping, büyük başarı kazanan ve ses getiren “The Snake in the Eagle’s
Shadow”ı yönetti. Filmin başrol oyuncusu sonradan dev bir yıldız olacak olan Jackie Chan’di.
Wo Ping yönetmenliğe bir başka Jackie Chan filmi olan “Drunken Master”ın yanı sıra
“Drunken Tai Chi”ı, ardından da,, “Tiger Cage”, “In the Line of Duty 4” ve “Tiger Cage 2”le
devam etti


1979’da kendi şirketini kuran Wo Ping, ertesi yıl Tsai Siu Ming’in yönettiği “Buddhist Fist”in
yapım ve koreografisini üstlendi.


Geleneksel Kung Fu filmlerinin yeniden doğuşu, Wo Ping’in, Jet Li’nin başrolünü oynadığı
Tsui Hark filmi “Once Upon a Time in China” ve Wong Ching filmi “Last Hero in China”
için hazırladığı dövüş sahnelerinde görülmektedir. Dövüş ustasının diğer filmleri arasında
Kung Fu destanları “Tai Chi Master” ve “Wing Chun” da bulunmaktadır. Wo Ping, 1993’te,
başrolünü Donnie Yen’in oynadığı ve kendisinin en iyi filmlerinden biri olan “Iron
Monkey”yi yönetti; 1994 yılında ise, “Fist of Legend”ın dövüş koreografisini hazırladı. İşte
Wo Ping’in Wachowski kardeşlerin dikkatini ilk çekişi bu filmdeki çalışmasıyla oldu.


Wo Ping’in yakın gelecekteki projeleri şunlardır: “Matrix – Reloaded”, Quentin
Tarantino’nun yönettiği “Kill Bill”, kendi kardeşi Sunny Yuen’in başrolünü oynayacağı
“Dance of the Drunk Mantis”. Wo Ping, ayrıca, Golden Harvest için de, Wong Fei Hung
filmleri “Magnificent Butcher” ve “Dreadnought”u yönetti.
DANE A. DAVIS, MPSE (Ses)
Oscar ödüllü ses tasarımcısı ve ses kurgu süpervizörü Davis, 50’lerin sonlarında La Mesa,
Kaliforniya’da sessizce doğdu. O günden itibaren ise her zaman gürültücüydü. Ergenlik
döneminde bile, Davis, makara teyplerden alır ve onları uygunsuz şekilde kullanma denemeleri
yapardı. Büyükbabasının klarnetinin haricinde, meşru müzik instrümanlarını ellemesine çok
kısıtlı izin verildiği için, kendisi enstrümanlar üretir, bunları çeşitli gayrımeşru (çoğunlukla
çalınamayan) aletler hâline çevirir ve kısmen parçalara ayrılmış kasetçalarlarla birlikte
kullanmaya çalışırdı. Annesi onun garaja taşınmasını ve sonraki 10 yıl boyunca gürültülü
biçimde yaşamaya orada devam etmesini istedi.


Lisedeyken Davis süper-8 filmler yaptı. Bu, görünüşte bir amacı olmayan ama filmlerde
kullanılabilecek ses derlemeleri yapmak için iyi bir bahaneydi. Bu ses merakı Davis’i
Kaliforniya Sanat Enstitüsü’nde okumaya itti. Kendisi burada modüler ‘synthesizer’lar ve pek
çok yeni gürültü üretici aletlerle tanıştı. Davis bir yandan kendi filmlerini yapmaya devam
ederken, diğer yandan öğrenci filmleri için ses kayıtları üretti, ve sonuçta okulda yapılan
filmlerin çoğunun “mix”ini yapmaya başladı.


Davis gerçek yaşama geçişinden sonra da, çoğunlukla kısa film denemeleri için müzik
içermeyen “soundtrack”lar yapmayı sürdürdü ve çeşitli daha uzun film projelerinde ses
kurgusu yapmaya başladı. 1986’da Hollywood’da gündüzleri çalıştığı şirketin depolarında
Davistracks’i kuran Davis, gündüzleri ses transfer operatörü olarak çalışmaya devam etti.
Deposundan günden güne daha fazla düşük bütçeli filmlerin ses tasarım ve kurgu işleri
geçmeye başladığı için, gündüz işini bıraktı.


Davis bügün de “Matrix – Reloaded”, “Treasure Planet”, “8 Mile” ve “Matrix” gibi çeşitli
sinema filmlerinde Ses Tasarımcısı ve Ses Kurgu Süpervizörü olarak çalışmayı sürdürmenin
yanı sıra, Nike Shox (Boing!) ve tüm ülkeyi gezen Pirelli sürüsü gibi televizyon reklam
kampanyalarının ses tasarımını yapıyor.


Tüm bu süreçten geçerken, Davis interaktif oyunların sessel cazibesine de kapıldı. “Myst” ve
“Doom”un bilinmeyen dünyalarını keşfederken çalan kışkırtıcı müzik ve ses tasarımını
hatırladıkça hâlâ tüyleri diken diken oluyor. Bugün Davis ve Davistracks interaktif medyanın
psiko-akustik ortamını keşif faaliyetlerinde bulunuyorlar, çünkü bu platform       teknolojisi
sinema filmlerinin derinliğine ve ayrıntı potansiyeline ulaşmıştır. Davis, sinemanın öznel
duygulu ve dramatik prensiplerinin video oyunlarının dikey yapısına uygulanmasını
önümüzdeki 10 yılın uğraş alanı olarak görüyor.

								
To top