Kuranikerimin Anlatim Bakimindan Ozellikleri Gonderen DEM Komisyon

Document Sample
Kuranikerimin Anlatim Bakimindan Ozellikleri Gonderen DEM Komisyon Powered By Docstoc
					KUR’AN-I KERİM’İN ANLATIM BAKIMINDAN ÖZELLİKLERİ ............................. 2
1. KUR’AN-I KERİM VE ARAP DİLİ ............................................................................. 2
1.1.KUR’AN-I KERİM’İN DİL VE İFADE BAKIMINDAN ÜSTÜNLÜĞÜ ................. 2
1.2.KUR’AN’DA HİTAPLAR .......................................................................................... 4
1.3.KUR'AN'DAKİ YEMİNLERİN MAHİYET VE HİKMETLERİ ............................... 5
1.4.MUKATTAA HARFLERİ .......................................................................................... 7
2. KUR’AN-I KERİM’İN ALLAH MERKEZLİ ANLATIM ÜSLÛBU .......................... 9
2.1.KISSALAR .................................................................................................................. 9
2.2.MESELLER ............................................................................................................... 15




                                                                                                                               1
KUR’AN-I KERİM’İN ANLATIM BAKIMINDAN ÖZELLİKLERİ
       Kur’an-ı Kerim, peygamberimizin içinde doğup büyüdüğü toplumun diliyle indirilmiştir.
“Apaçık bir Arapça” olarak indirilen Kur’an o dönemdeki dilin üslubunu kullanmıştır. Kendine
has bir üslûbu olmakla beraber muhataplarının kavrayış seviyesini de dikkate alarak Arapça
olarak bütün insanlığa hitap etmiştir. Hicaz Araplarının dilde kullandığı sanatlara da başvuran
Kur’an ifadelerindeki güzellik ve okunmasındaki musiki ile kendine has bir üslûb
oluşturmuştur. İndiği dönemin kültürünü ve insanların inanç yapısını da yansıtan Kur’an-ı
Kerim sadece indiği döneme değil evrensel mesajlarıyla kıyamete kadar bütün insanlığa
hitab eden ilâhî bir kitaptır.

       1. KUR’AN-I KERİM VE ARAP DİLİ
         Arapça dünya dileri içinde sözcük yönünden ve lehçe yönünden en zengin olan dildir.
Kur’an-ı Kerim’i okuduğumuzda ve Arapça aslından anladığımızda, tefsirlerde kelimelerin
kökünü ve ifade ettiği manayı incelediğimizde bu mübarek kitabın neden Arapça indiğini
anlamamız daha kolay olacaktır. Allah Teâlâ dileseydi başka dilde de indirebilirdi fakat
Rabbimizin Arapçayı seçmesinin hikmetleri vardır. Kur'an'ın Arapça olarak indirilmesinde ve
indiği gibi Arapça hakim kılınmasındaki hikmetlerin bir kısmını şöyle açıklayabiliriz:
         Eğer Kur'ân, başka bir dil ile indirilseydi, Peygamberimizin içlerinde bulunduğu ve ilk
önce hitap edeceği kavmi anlamayacak, Fussilet Sûresi’nde geçtiği gibi “(Bu Kur’an’ın
ayetleri uzun uzadıya açıklansaydı ya, Araba yabancı dil (ile) mi (hitabediliyor?)" (44. ayet)
demeye hakları olacak ve diğer kavimlere tebliğ etme sorumluluğu olmayacaktı.
         Kur’an-ı Kerim’in Arapça olarak indirilmesi onun dilinin ifade güzelliği, beyan gücü
bakımından da gayet parlak bir kitaptır olmasını sağlamıştır. Çünkü Arapça, hece
harflerindeki güzellik ve sağlamlık, kelimelerindeki uyum ve ahenk, anlamlarındaki genişlik,
kelimenin türetilmesindeki asalet ve çeşitlilik, içindeki ayrıntıları, edatlarındaki uyum kabiliyeti,
pek çok faydalı bağlantıları ve bilhassa cümle ve gramerindeki incelik açısından mükemmel
bir dildir.
         Kur'ân bu dilin, en açık, en güzel, en seçkin lehçeleri üzere nazil olmuştur. Kur'ân'ın
nazmı, Arap diline öyle yüksek bir uyum, kuvvet ve tatlılık ihsan etmiş, öyle güzel bir
açıklama ve ifade üslubu kazandırmış ki, onun Allah kelâmı olmasından kaynaklanan bu
üslûbu Arap şair ve belâgatçılarını bir benzerini getirmekten aciz bırakma konusunda başlı
başına rol oynamıştır. İşte Kur'ân’ın, beyan ve ifadesinde böyle çok yönlü bir kuvvet, seçkin
bir güzellik bulunan bir kitap olması ancak Arapça ile mümkündür.

       1.1.KUR’AN-I KERİM’İN DİL VE İFADE BAKIMINDAN ÜSTÜNLÜĞÜ
         Kur’an- Kerim Allah teâlâ’nın sözüdür. O’nun sözünün üstünlüğü Rabbimizin kullarına
olan üstünlüğü gibidir.
         Kur’an-ı Kerim’in indiği dönemde Arap edebiyatı zirvedeydi. Şiire ve edebiyata çok
meraklı olan Araplardan çok büyük şairler yetişmiş ve çok mükemmel eserler kaleme
almışleardı. Fakat ne ilginçtir ki Kur’an’ın edebi üslûbu karşısında bütün Arap şairleri şaşırıp
kaldılar. Çünkü onun gibisini ne okumuş ne de dinlemişlerdi. Kur’an’ın sözleri onları çok
etkiliyordu. Öyle ki müşriklerden inanamadıkları halde gizli gizli Kur’an dinleyen bir çok insan
vardı. Kur’an okunurken etkilenmemek için gürültü yapmaya çalışanlar, kaçanlar veya


                                                                                                   2
kulaklarını tıkayanlar ise çoğunluktaydı. Hatta Kur’an’ın ifadesiyle :“Müşrikler şöyle
demişlerdir : “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü edin, belki bu şekilde galip
gelirsiniz.” (Fussilet Sûresi, 26. ayet). Çünkü Kur’an Allah sözüydü ve muhatabını tesiri
altında bırakıyordu. Ayetlerin ifade ettiği anlam ve kullanılan sözcükleri şimdiye kadar hiçbir
şair söylememişti. Meşhur Arap şairi Lebîd’in Bakara ve Âl-i İmran sûrelerini dinledikten
sonra şiir yazmaktan vazgeçtiği de gelen rivayetler arasındadır.
        Kur’an’ın Arap dilini kullanışı karşısında insanlarının O’nun edebi üslûbunu ve
ifadelerindeki güzelliğini kabul etmekten başka çarelerinin kalmadığını görmekteyiz. Bu hal
kıyamete kadar da devam edecektir. Kur’an’ın musikisine ve edebi üslûbuna hayran kalarak
Müslüman olanların sayınsın artması da bu gerçeği göstermektedir.
        Kur'an'ın ifadeleri karmaşık ve anlaşılmaz değildir. O, tüm insanlığa hitap ettiği için
Kur'an'ı okuyan her insan, -kabiliyeti ve ilmî seviyesi ölçüsünde- ondan bilgi edinmiştir.
        Kur'an, insanın bazen aklına, bazen kalbine, bazen de duygularına hitap etmektedir.
Anlatıp kavratmak -istediği bir konuyu, telkin, tekrar, örneklendirme, tasvir etme,
hikayeleştirme, kişileştirme vb. yöntemlerle açıklamakta, gözle görülür şekilde izah
etmektedir. Şu ayetler, bu konuda birer örnektir:
        "O, geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın
emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda, aklını kullananlar için pek çok deliller
vardır." 1
        "İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs eşyası çıkarmanız için
denizi emrinize veren odur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de
görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lutfunu aramanız ve nimetine de şükretmeniz içindir.
Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları
ve yolları yarattı. Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını
doğrulturlar. O halde, Yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâlâ
düşünmüyor musunuz?" 2
        "Güneş yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman... İşte o gün
insana da cine de günahı sorulmaz." 3
        "Güneş katlanıp dürüldüğünde; yıldızlar (kararıp) döküldüğünde; dağlar
(sallanıp) yürütüldüğünde; gebe develer salıverildiğinde; vahşî hayvanlar toplanıp bir
araya getirildiğinde; denizler kaynatıldığında; ruhlar bedenlerle birleştirildiğinde; diri
diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda;
(amellerin yazılı olduğu) defterler açıldığında; gökyüzü sıyrılıp alındığında; cehennem
tutuşturulduğunda         ve    cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirdiğini öğrenmiş
            4
olacaktır."
 Kur’an-ı Kerim’in Musiki (Ses) Yönünden de üstünlüğü vardır. Kur’an-ı Kerim'in ifadesindeki
doğal musiki, özellikle iki yönde görülmektedir:



    1
      Nahl sûresi. 12. ayet
    2
      Nahl sûresi. 14-17. ayetler
    3
      Rahman sûresi, 37-39. ayetler
    4
      Tekvîr sûresi, 1-14. ayetler



                                                                                             3
        1. Kur'an bir şiir olmamasına rağmen, onun ayetlerinin pek çoğunda lafız olarak bir
ahenk göze çarpmaktadır:
 "Güneş'e ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, Güneş'i takip ettiğinde Ay'a, onu açığa
çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve
onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini
ilham edene yemin ederim."5
 "Hayır! Şafağa, geceye ve onda basan karanlığa, dolunay olmuş Ay'a yemin ederim
ki halden hale geçersiniz."6
        İkinci ayette anlatılan konunun muhtevasına göre kelimeler sertleşmekte ya da
yumuşamaktadır. Allah Tealâ'nın rahmetini, nimetlerini ve cenneti anlatan ayetlerin üslubu ve
kelimeleri, anlatılan konuların nitelik ve özelliğiyle uyumlu olarak yumuşaktır.
 "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit
kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok
esirgeyendir."7
 "Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklarına kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram
edilir. Onlara, pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır. Berraktır, içenlere lezzet
verir."8
        Zorluk, tehdit ve azabı ifade eden, cehennemi anlatan ayetlerde ise sertlik vardır.
 "Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır; 'tedavi edebilecek
kimdir?' denir. (Can çekişen kimse), bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar. Ve bacak
bacağa dolaşır. İşte o gün sevk edilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur."9
       Kıyameti anlatan ayetlerde de o sahnenin ağırlık ve zorluğu sezilmektedir.:
       "Gökyüzü yarıldığı, yıldızlar döküldüğü, denizler birbirine katıldığı, kabirlerin
içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, insanoğlu (yapıp) gönderdiklerini ve (yapamayıp)
geride bıraktıklarını bir bir anlar."10



        1.2.KUR’AN’DA HİTAPLAR
       Kur’an-ı Kerim’in kendine has üslup özelliklerinden birisi de hitaplardır. Kur’an-ı Kerim
hem peygamberimize hem de bütün insanlığa ve cinlere hitab eden bir kitap olarak
muhataplarına göre farklı dilleri kullanmıştır. İndiği dönemdeki insanlara ve kıyamete kadar
yaşayacak insanlara inançlarına göre hitaplarda bulunmuştur. Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı
hitap cümleleri şöyledir :
       Ey Peygamber! (Ey Rasûl!, Ey Nebi!)
       Ey insanlar!
       Ey iman Edenler!
       Ey Münafıklar!

    5
      Şems sûresi, 1-6. ayetler:
    6
      İnşikak sûresi, 16-19. ayetler:
    7
      Zümer sûresi, 53. ayet:
    8
      Saffat sûresi, 43-46. ayetler:
    9
      Kıyame sûresi, 26-30. ayetler:
    10
       İnfitar sûresi, 1-5. ayetler



                                                                                              4
         Ey Kafirler!
         Ey insan ve cin toplulukları!
         Ey Ademoğulları!
         Ey Ehl-i Kitap!
         Ey İsrailoğulları!



         1.3.KUR'AN'DAKİ YEMİNLERİN MAHİYET VE HİKMETLERİ
         Kasem; yemin demek olup, herhangi bir hususu tazim olunan bir sözü vav ya da
benzeri diğer edatlardan birisini sözkonusu ederek sözü kuvvetlendirmektir. Yemin edatları
üç tanedir:
       Vav: Yüce Allah'ın: "Göğün ve yerin Rabbi hakkı için (vav) o sizin konuştuğunuz gibi
kesin bir gerçektir." (ez-Zâriyât, 51/23) buyruğu gibi.
       Be: Yüce Allah'ın: "Hayır... kıyamet gününe yemin ederim (be)" (el-Kıyame, 75/1)
buyruğu gibi,
       Te: Yüce Allah'ın: "Allah'a andolsun ki, huzura geldiğiniz şeylerden elbette sorguya
çekileceksiniz." (en-Nahl, 16/56) buyurduğu gibi.
        Kur’an-ı Kerim'de on yedi sûrenin başında yemin yer almaktadır. Bu sûreler şunlardır:
Saffat, Zâriyat, Tûr, Necm, Kıyâme, Mürselât, Nâziat, Burûc, Târık, Fecr, Beled, Şems, Leyl,
Duha, Tîn, Âdiyat ve Asr sûreleri. Yasîn, Hicr, Vâkıa, Zuhruf sûreleri ile diğer bazı sûrelerin
de içinde yeminler geçmektedir. Bu yeminlerden bir kısmı ve bu yeminlerin hikmetlerinden
bazıları şöyledir:
        a.Tevhide Dair Yemin:

                                     .          *                *             *

"Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız
birdir."11
        Bu ayette Cenab-ı Hak, kendi birliğini vurgulamış ve bunu yeminle kuvvetlendirmiştir.
        b. Kur'an'a Dair Yemin:

                   .                           *                               *

        "Apaçık kitaba andolsun ki, biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an
kıldık."12
     Allah Tealâ bu ayette Kur'an'ın bir özelliğini yeminle beyan etmiştir.
     c. Peygamberimizin Hak Peygamber Olduğuna Dair Yemin:

                                           .                 *                 *

      "Hikmet dolu Kur'an'a yemin ederim ki, sen şüphesiz peygamberlerdensin.
Doğru yol üzerindesin."13


    11
       Sâffât sûresi, 1-4. ayetler
    12
       Zuhruf sûresi, 2-3. ayetler
    13
       Yasîn sûresi, 2-4. ayetler



                                                                                             5
      Cenab-ı Hakk’ın bu ayette yaptığı yeminde iki hikmet vardır: Birincisi; Kur'an üzerine
yemin etmekle onu, yani Kur'an'ı şereflendirmektir. ikincisi de Peygamberimizin hak
peygamber olduğu gerçeğini yeminle kuvvetlendirmektir.
      d. Âhiretin Varlığına Dair Yemin:

               .                      *         *               *              *

       "Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca                  süzülenlere,      işi
ayıranlara andolsun ki size vadedilen kesinlikle doğrudur."14
         Bu ayetlerdeki yeminlerin hikmeti, hem üzerine yemin edilen varlıklara dikkat çekmek
         hem de âhiretin varlığını ve o günün vuku bulacağını vurgulamaktır.
         e. Âhirette Görülecek Olan Cezaya Dair Yemin:

                                          .

         "Öyle ise Rabbine andolsun ki, muhakkak sûrette onları şeytanlarla birlikte
mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin
çevresinde hazır bulunduracağız"15
         Bu yeminde iki hikmet vardır; Birincisi; Cenab-ı Hakk’ın kendi zatını yüceltmesidir.
İkincisi ise; bildirilen haberin mutlaka gerçekleşeceğini yeminle kuvvetlendirmektir.
         f. İnsana Dair Yemin:

                   *                            *                   *          *

                                                                                          .

       "İncire, zeytine, Sina Dağı'na ve şu emin beldeye yemin ederim ki, biz, insanı en
güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.”16
       Allah Tealâ'nın bu ayetlerde yaptığı yemindeki hikmetlerden üçü şunlardır:
       Birincisi; üzerine yemin edilen varlıkların insan için kıymetini belirtmektir. İkincisi;
insanın yaratılışının güzelliğine dikkat çekmektir. Üçüncüsü ise en güzel sûrette yaratılmış
bulunan insanın, -yaratılışının amacı olan kulluk görevini yerine getirmediği takdirde- manevî
mertebelerin en aşağısına düşeceği gerçeğini vurgulamaktır.
           .                                                        *                 *

      “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak, iman
edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler
müstesnadır."17
        Allah Tealâ bu sûrede, insana sorumluluklarını hatırlatmaktadır. Bu sûredeki yeminin
hikmeti, görevini yerine getiren kimselerin âhirette kazançlı çıkacağının, görevini
yapmayanların ise zarara uğrayacaklarının kesin olduğunu vurgulamaktır. Öyleyse insan
sadece dünya için değil, âhiret için de çalışmalı, dünyadaki hayatından hesaba çekileceğini
ve neticede cennete veya cehenneme gönderileceğini bilerek ona göre hazırlanmalıdır.

    14
       Zâriyât sûresi, 1-5. ayetler
    15
       Meryem sûresi, 68. ayet
    16
       Tîn sûresi, 1-5. ayetler
    17
       Asr sûresi, 1-3. ayetler



                                                                                               6
    g. Bazı Varlıklara Dikkat Çeken Yeminler:

                      *                     *             *                   *

                                  .         *                            *                *

       "Gökyüzüne ve Tarık'a (Sabah Yıldızı'na) yemin ederim. Tarık'ın ne olduğunu
nereden bileceksin? (O, karanlığı) delen yıldızdır. Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir
koruyucu, bir denetleyici bulunmasın. İnsan neden yaratıldığına bir baksın. Atılan bir
sudan yaratıldı. (O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar. İşte Allah, (başlangıçta
böyle yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kâdirdir."18
        Cenab-ı Hak bu ayetlerde gökyüzüne, yıldıza yemin etmektedir. Bundaki hikmet-
lerden üçü şunlardır:
        Birincisi, adına yemin edilen varlıklara, onların yaratılışlarına, özelliklerine; ayrıca
insanın yaratılışına dikkat çekmektir. İkincisi; varlıkları yaratan ve onları istediği gibi
şekillendiren Allah'ın kudretini idrak ettirmektir. Üçüncüsü de insana asıl mahiyetini öldükten
sonra diriltileceğini hatırlatmak sûretiyle onun aciz bir varlık olduğunu kavratmak ve Yüce
AIlah'a karşı kulluk görevini mutlaka yerine getirmesi gerektiğini dolaylı olarak belirtmektir.
        Kur'an'da üzerine yemin edilen varlıklardan bir kısmı da gökyüzü ve bazı gök
cisimleridir. Bütün varlıkları Allah yaratmış ve düzenlemiştir. Her şey onun yaratmasıyla var
olmakta ve onun kudretiyle hayatını devam ettirmektedir, İnsana, sahip olduğu ve
kendisinden faydalandığı her şeyi veren de Allah'tır. Allah Tealâ, yaratmış olduğu varlıkları
insanın hizmetine vermiş ve ona faydalı kılmıştır. Öyleyse insan, Allah'a iman etmeli ve ona
karşı olan görevlerini yerine getirmelidir.
        Kur’an-ı Kerim’deki Yeminin faydalarını iki maddede özetleyebiliriz :
        1. Adına yemin edilenin yüceliğini açıklamak.
        2. Kendisi sebebiyle yemin edilenin önemini açıklamak ve onu te’kid etmek istemek..

          1.4.MUKATTAA HARFLERİ
          Mukattaa Harflerinin Tanımı ve Sayısı
        Huruf-u mukattaa kelime olarak "kesik harfler" anlamındadır. Bir terim olarak Kur’an-ı
Kerim'deki bazı surelerin başında yer alan ve bir harften veya birkaç harfin birleşmesinden
oluşan harflere verilen isimdir. Kur'ân-ı Kerim’in yirmi dokuz sûresi bu harflerle
başlamaktadır.
        Huruf-u mukattaanın sayısı da -aynı olanlar tek sayılmak sûretiyle- on dörttür. Bu
harflerden bazıları ve bulundukları sûreler şunlardır:

          Huruf-u Mukattalar                    Bulunduğu Sureler
                                                Bakara, Al-i İmran ve Ankebût.
                                                    Rum, Lokman ve Secde sûreleri.
                                                    A'raf sûresi.
                                                    Meryem sûresi.

    18
         Târık sûresi, 1-8. ayetler



                                                                                              7
                                                      ‫ ط س‬Kasas ve Şuarâ sûreleri.
                                                       ‫ ي س‬Yasîn sûresi.
                                                   ‫ ح . ع سق‬Şûra sûresi.

         MUKATTAA HARFLERİNİN ANLAMLARI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER
         Müteşâbih kabul edilen huruf-u mukattaanın anlamları konusunda Kur’an-ı Kerim'de
ve hadislerde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak İslam alimleri tarafından bu konuda
çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Alimlerin bu görüşlerini maddeler halinde şöylece
özetleyebiliriz :
         1. Huruf-u mukattaa, Kur'an'ın sırlarındandır. Bunların anlamlarını ancak Allah Teâlâ
bilir. Onun için insan bu harflerin anlamları üzerinde ne kadar düşünse de bir sonuca
ulaşamaz. Bu görüşte olan âlimler bu ayetleri tefsir etmekten kaçınmışlardır. Bu görüşte
olanlar, konuyla ilgili görüşlerini açıklarlarken” Huruf-u mukattaanın Kur'an'ın diğer ayetleri
gibi Allah kelamı olduğunda şüphe yoktur. Ancak Cenâb-ı Hak ve onun Rasûlü Hz.
Muhammed (s.a.v.) bu harflerin anlamları konusunda bir bilgi vermedikleri için bunların
anlamı üzerinde durmamak gerekir. Yapılacak en doğru şey, "Bunlar, Allah kelamıdır ve
Kur'an'dandır. Anlamlarını ise Allah ve Rasûlü daha iyi bilir." Demektir.” Görüşündedirler.
         Görüşlerini te’yid sadedinde seleften birtakım rivayetler de nakletmişlerdir. "Allah'ın
her kitabında bir sırrı vardır; bunlar da Kur'ân'daki sırrıdır. Bunlar, sadece Allah'ın bildiği
müteşâbihattandır. Onlar hakkında konuşmamız gerekmez (caiz olmaz). Onlara inanır ve
nakledildikleri gibi okuruz. Benzeri görüşler Hulefa-i Râşidîn ile İbn Mes'ûd'a da nisbet
edilmiştir (Kurtubî, el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân, Beyrut ty. 1, 154).
         2. Bu harflerden her biri Allah'ın isim ve sıfatlarıyla başka isimlere delâlet eder.
Bir kısım âlimler ise bazı gerekçeler ileri sürerek bu görüşe karşı çıkmışlardır. Her şeyden
önce bu harflerin bu anlama geldiğine dair tutarlı bir dayanak mevcut değildir. Meselâ bir
"kaf" harfi için Allah'ın "Kahir ismine delâlet ediyor da "Kuddûs", "Kadîr" veya "Kavî"
isimlerine delâlet etmiyor? (Subhi es-Sâlih, Mebâhis fi Ulûmi'l-Kur'ân, Beyrut 1968, s. 241).
         3. Huruf-u mukattaa konusunda Kur'an'da ve hadislerde açıklayıcı bir bilgi mevcut
değildir. Fakat ilimde yüksek dereceye ulaşmış bulunan kimseler bu harflerin anlamlarını
tespit edebilirler. Bu görüşü savunan alimler “Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim'deki pek çok
ayetinde; "Düşünmez misiniz?, buyurmak suretiyle insanın düşünmesini, akletmesini
emretmektedir. Eğer Kur'an'da anlaşılamayacak ve insanlar tarafından bilinemeyecek bir şey
olsaydı Allah Teâlâ düşünmeyi emretmezdi. Dolayısıyla huruf-u mukattaaların anlamları da
bilinebilir.87” görüşündedirler.
         4. Kur'ân'ın icâzına delâlet etmektedir. Bu görüşü benimseyen alimler, mukattaa
harflerinin anlamları konusunda farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Bunlardan birisi de "Bu
harflerin, Kur'an'ın mucize olduğu ve onun benzerinin meydana getirilemeyeceği” 19
şeklindedir.
         Huruf-u mukatta ile muhataplara şu mesaj verilmektedir: Kurân-ı Kerîm, Arapların
konuşmalarında kullandıkları bu hece harflerinden oluşan kelimelerden meydana
gelmektedir. Kur'ân bu kelimeleri kullanarak öyle bir ifade uslûbu ortaya koymuştur ki beşerin

    19
         Subhi es-Salih, Kur'an İlimleri, s. 18.



                                                                                              8
bunun gibisini ortaya koyması mümkün değildir. Oysa Araplar da konuşmalarında aynı
hammaddeyi kullanıyorlar. Eğer bu Kur'ân Allah tarafından indirilmemiş olsaydı, onlar da
Kur'ân'ın fesahatine denk bir fesahat tuttururlardı.
        5. Bu harfler uyarı harfleridir. Bu görüşü ileri sürenler, şöyle derler: Cahiliyye Arapları
da kasidelerinde birtakım tenbih (uyarı) edatlarıyla başlar, böylece muhatabın dikkatini kendi
sözlerine çekmek isterlerdi. Kur'ân-ı Kerîm, onları kullandığı uyarı harflerinden farklı olarak
bu harfleri kullanmıştır. Çünkü bu harfleri kullanmaktan maksat, muhatabın dikkatini
çekmektir. O halde farklı harflerin kullanılması, bu görevi daha mükemmel bir şekilde yerine
getirecektir ve Kur'ân da bunu yaptı.
        MUKATTAA HARFLERİ AYET MİDİR?
       Mukattaa harflerinin ayet olup olmadıkları konusunda iki görüş bulunmaktadır. Bu
görüşler özet olarak şu şekildedir:
       Birincisi: Mukattaa harflerinden ( ‫ ) ر‬bulundukları sûrelerin başlı başına birer
ayetidirler.
        Diğerleri, yani ( ‫ ) مل‬ve ( ‫ ) ي س‬ise başlı başına birer ayet olmayıp içinde yer aldıkları
ayetin birer bölümüdürler.20
        İkincisi: Mukattaa harflerinin hiçbirisi başlı başına birer ayet değildir. Ancak hepsi de
Allah kelamıdır ve Kur'an'a dahildir.21

          2. KUR’AN-I KERİM’İN ALLAH MERKEZLİ ANLATIM ÜSLÛBU
       Kur’an-ı Kerim Allah Kelamı olduğu için yüce Rabbimizi bize en iyi tanıtan kitap
Kur’an’dır. Kur’an’da Rabbimiz kendi azamet ve kudretinden bahsetmiş ve bütün bir kainatta
tek ve yegane güç sahibi olduğunu misallerle açıklamıştır. Kur’an-ı Kerim ayetlerinde
Rabbimizin isim ve sıfatlarının açıklamalarını görürüz. Bütün hadiseleri idare eden rabbimizin
kudret ve kuvvetinin sonsuzluğu Kur’an’da çok güzel açıklanmıştır. Yüce Rabbimizi en güzel
şekilde tanımak isteyenlerin başvuracağı temel kaynak Kur’andır. Allah merkezli anlatım
demekle Merkezde Yüce Rabbimiz ve O’nun kudreti vardır. Hadiseler bu çerçevede
açıklanmaktadır. İnsanların gerçekleştirdiklerini zannettikleri olayların ancak ve ancak
Rabbimizin izniyle olduğunu Kur’an ayetlerinin izah ettiğini görmekteyiz.

          2.1.KISSALAR
         Kur'an'da kıssaların maksatlarını ve bunların sunuluş üsluplarını iyi bilmek gerekir.
Çünkü bu tür ayetlerin ne maksatla ve hangi üslupla geldiğini bilmek, ilk önce metnin doğru
anlaşılmasına ve daha kolay bir biçimde yorumlanmasına imkan verecektir. Kültür seviyesi
ve durumu hangi düzeyde olursa olsun, kıssanın okuyucu ve dinleyiciler üzerinde büyük bir
tesiri vardır.
         Kur'an'da gelen kıssalar, kıssaların en güzelleridir. Nitekim ayette şöyle denmektedir:




    20
          M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, I, 148
    21
         M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, I, 148.



                                                                                                 9
     "Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmekle kıssaların en güzelini sana anlatacağız.
Bundan önce sen bunları bilmeyenlerdendin"22
         İnsanlar Kur'an'daki kıssaları okurken bazen kıssada kendini, başka bir gün onda
istenilen durumu veya nefsinin ve duygularının iç içe girmiş halini bulur. Ondan, fayda ve
sevinç elde eder. Fikrinin ve kalbinin içini dolduran olaylarla beraber tecrübe kazanır.
         Kıssada bazen ne yapacağını bilmediği, aciz kaldığı, uzun zamandır önünde duran
problemlerin çözümü ona fısıldanır.
         Kıssada bazen insanın isteklerini karşılayacak, şu dünyada önünde duran ve kendine
dağ gibi gelen problemlerin çözümü ile ilgili olarak ipuçları bulabilir. Kaybettiği kıymetli
değerlerin örneklerini bulur ve bunların gerçekleşmesini sağlar.
         Kimi zaman da kıssada, insana sabrı ilham eden ve kendisine güç veren hususlar
vardır. Zira, ister şimdi, isterse gelecekte olsun netice müttakiler içindir. Nitekim Yusuf'un
başına gelenleri insan okuduğunda içi açılır ve sıkıntı anında sabretmeyi öğrenir.
         Kıssalarda Rabblerinden korkan, basiret ve akıl sahiplerinin anlayacağı ibretler vardır.
Aşağıdaki ayetler bunlara değinmektedir:
         "... Elbette bunda gözleri olanlar için ibret vardır"23
         "... Elbette onların hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır..."24
         "Şüphesiz bunda korkan kimseler için ibret vardır"25
         Kur'an her şeyden önce bir dine davet kitabıdır. Kıssa, bu daveti tebliğ etme
vesilelerden birisidir. Kıssanın, kıyamet sahnelerini, nimet ve azap çizgilerini belirtmesi; öl-
dükten sonra dirilme, hesap verme ve Allah'ın kudretine dair ileri sürdüğü deliller, açıkladığı
ve örneklendirdiği mesellerin gayesi hep bir yöne yöneliktir: O da insanların ibret alıp, aynı
hatalara düşmelerini önlemektir. Kur'an'ın kıssaları sunuşundaki kendine has üslubunu iyi
kavramak gerekir. Kur'an'da kıssa, bir süre veya sürelerde peş peşe gelmez. Bilakis olaylar,
farklı ve uygun yerlere dağıtılmıştır. Örneğin, Hz. Musa kıssası Kur'an'da farklı sürelerde
zikredilmektedir. Böylece Kur'an'ın bu kıssayı zikredişi olayları haber vermek değil, bunun
yanında ibret ve öğüt verme olan dinin maksadını yerine getirmektir.
         KISSALARIN FAYDALARI VE GAYELERİ
         Kur'an'da kıssaların zikredilmesinde elbette ki bazı faydalar ve gayeler vardır ve
bunların bilinmesi gerekir. Bunlar kısaca:
         a) Hz. Peygamber'in peygamberliğinin doğruluğunu ispat etmektir. Zira o, ümmi olup
okuma yazma bilmiyordu. Onun hayatı gayet sade ve açıktı. Sadece ticaret maksadı ve kısa
bir müddet için Mekke'den çıkmıştı. Okulda eğitim görmedi. Onun ehli kitap alimleriyle bir
arada yaşamasına imkan ve fırsat yoktu. Öyle ise geçmiş milletlerin haberlerini nereden
bilebilir ve onun bu haberleri en ince noktasına kadar ve tafsilatlı olarak söylemesi nasıl
mümkün olabilirdi. Hz. Peygamberin kavmi de de geçmiş peygamberlerin kıssalarından çok
azını bilmekteydi. Kur’an’da şöyle buyrulur:



    22
       Yusuf sûresi, 3. ayet.
    23
       Ali imran sûresi, 13. ayet.
    24
       Yusuf sûresi, 7. ayet
    25
       Naziat sûresi, 26. ayet



                                                                                              10
       "Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Ne sen ne de kavmin daha
önce bunları bilmiyordunuz"26
       "Böylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten
katımızdan sana bir zikir verdik"27
        Allah'ın geçmiş kavimlerin kıssalarından haber verdiği bazı şeyler, bugün ayakta
duran bazı yerleşim yerleriyle ilgilidir ki, buraların ahalisi helak olmuştur. Bir kısmı da hem
halkı, hem de yerleri yok olan beldelerle ilgilidir: "... Bunlar, sana anlattığımız karyelerin
haberlerindendir..."28 Peygamberimizin bunları bilmesi ancak vahiy yoluyla olur.
        Müslümanlar, ehli kitabın ellerinde dolaşanların çoğunun hatalı, yalan ve iftira
olduğunu da Kur'an'dan öğrendiler ve onların yanlışlarını da zaman içinde düzeltmelerine
yardımcı oldular. Nitekim Allah, Hz. İsa (as) hakkındaki onların davranışlarının yanlışlığını
Kur'an'da şöyle haber verir:
        "Küfürlerinden ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından, 'biz Allah'ın elçisi
Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük’ demelerinden dolayı (kendilerini yıldırım çarptı).
Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat kendilerine, benzeri gösterildi. Onun
hakkında ayrılığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir
bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu yakinen öldürmediler. (Onu
öldürdüklerini kesinlikle bilmediler). Hayır, Allah onu kendisine yükseltti. Allah daima
üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir"29
        b) Geçmiş milletlerin kıssalarının zikredilmesinin ikinci maksadı, Allah'ın risâletinde
tevhide çağırmak için inançta birliği açıklamaktır. Bütün peygamberler şu mesajı tekrarlarlar:
"Sizin için kendisinden başka ilah olmayan Allah'a kulluk ediniz".
        Nitekim peygamberlerin tebligatındaki birliğe Kur'an şöyle değinir: "Nuh'u kendi
kavmine gönderdik. 'Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım, Allah'tan başkasına kulluk
etmeyin..."30
        "Ad kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. O, 'Ey kavmim, Allah'a kulluk edin.
O'ndan başka ilahınız yoktur...’dedi"31
        "Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. O, 'Ey kavmim, Allah'a kulluk edin.
O'ndan başka ilahınız yoktur...’ dedi"32
        "Andolsun ki, biz her millet içinden, her millete elçiler gönderdik ki, Allah'a
kulluk edin, tağutlardan kaçının..."33
        Müslüman, kalpten ve dikkatli bir şekilde Allah'ın kitabını okuduğu zaman, tarihin
derinliklerinden beri, davetlerin hep iyiliğe ve tevhide çağırmakla aralarında çok kuvvetli bir
bağ olduğunu hisseder. Geçmiş peygamberlere vahyedilenlerin bizim peygamberimize de
vahyedildiğini görür.

    26
         Hud sûresi, 49. ayet.
    27
       Taha sûresi, 99 ayet.
    28
       Hud sûresi, 100 ayet.
    29
       Nisa sûresi, 157-158. ayetler.
    30
       Hud sûresi, 25-26. ayetler.
    31
       Hud sûresi, 50. ayet.
    32
       Hud sûresi, 61. ayet.
    33
       NahI 36. ayet.



                                                                                            11
        Peygamberlerini yalanlayıp, onlara azab eden, Rabblerinin emirlerine karşı isyan
edip, O'nun emirlerine muhalefet eden milletlere yeterince ceza ulaşmıştır ve ahiretin azabı
ise daha çetindir. Bunlarla ilgili olarak Allah Kur'an'da şöyle buyurur:
        "Nitekim hepsini günahlarıyla yakaladık. Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran
bir fırtına gönderdik. Kimini korkunç ses yakaladı. Kimini yere batırdık. Kimini de
boğduk. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmettiler”34
         Bu ayet, Nuh, ibrahim, Lut, Şuayb, Ad, Semud ve Musa kıssalarından sonra gelmiştir.
Kur'an'da müminlerin dikkati bu helak olan milletlerin izlerine çevrilir de şöyle buyurur:
         "Ad ve Semud'u da (helak ettik). Bu, oturdukları yerlerden size belli olmaktadır.
Şeytan onlara yaptıkları işleri süsleyip onları yoldan çıkardı. Oysa bakıp ibret alabi-
lirlerdi.”35
         c) Kur'an, kıssalarla, bir müminin, hidayet yolundan uzaklaşan, hak yoldan sapan
kişilerle karşı karşıya kalacağı fikrini yerleştirir.
         Kur'an her şeyden önce dine davet eden bir kitaptır. Kıssa, bu daveti tebliğ etmek ve
onu yerleştirmek için vesilelerden biridir.
         d) Hz, Muhammed'in dini ile özellikle İbrahim'in ve genellikle de İsrailoğullarının dinleri
arasında müşterek aslı beyan etmek ve bu ilişkinin bütün dinler arasındaki genel bağlantıdan
daha kuvvetli olduğunu ortaya koymaktır. Buna İbrahim, Musa ve İsa kıssalarında işaret
edilir:
         "Bunlar elbette ilk sayfalarda da vardır. İbrahim ve Musa'nın sayfalarında."36
         "Yoksa kendisine haber mi verilmedi? Musa'nın sahifelerinde bulunan ve çok
vefalı İbrahim'in (sayfalarında bulunan şu gerçekler): Hiçbir günahkar başkasının
günah yükünü yüklenmez."37
         "Doğrusu insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, bu Peygamber ve
müminlerdir. Allah da müminlerin dostudur."38
         e) Allah'ın, nihai noktada peygamberlerine yardım edip, yalancıları helak edeceğini
beyan etmektir. Bu da Hz. Muhammedi takviye etmek ve onun imana davet ettiği kimselerin
ruhlarına tesir etmek maksadını taşır:



       "Peygamberlerin bu haberlerinden senin kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana
anlattık. Bu konuda müminlere zikir, öğüt ve gerçek gelmiştir"39
       f) Adem oğullarını şeytanın iğvasına karşı uyarma, şeytanla onlar arasında ta
babalarından beri sürüp gelen düşmanlığı belirtmektir. Bu olay başta Bakara süresi olmak
üzere Kur'an'da pek çok sürede yer almaktadır.
       g) "Allah'ın olağanüstü şeyleri yaratmaya muktedir olduğunu” beyandır. Adem'i
yaratma kıssası, İsa’nın doğum kıssası, İbrahim ve kuş kıssası ki, İbrahim, her parçasını bir

    34
       Ankebut sûresi, 40. ayet.
    35
       Ankebut sûresi, 38. ayet.
    36
       Alâ sûresi, 18-19 ayetler.
    37
       Necm sûresi, 36-38. ayetler.
    38
       Ali İmran sûresi, 68. ayet.
    39
       Hud sûresi, 120. ayet.



                                                                                                 12
dağa koyduktan sonra kuş dirilerek kendisine gelmişti. Harabe bir kasabadan geçen ve
Allah'ın kudretinden şüpheye düştüğü için Allah'ın kendisini öldürüp yüz sene sonra dirilttiği
kimsenin kıssası gibi40.
       h) Yüce Allah'ın bu kıssaların ihtiva ettiği hikmeti açıklaması. Çünkü yüce Allah:
"Andolsun onlara kendisinde alıkoyucu özelliği olan haberler gelmiştir." (el-Kamer,
54/4) buyurmaktadır.
       I) Yalanlayanları cezalandırmak suretiyle yüce Allah'ın adaletinin açıklanması. Çünkü
yüce Allah yalanlayıcılar hakkında: "Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi
nefislerine zulmettiler. Rabbinin emri gelince Allah'ı bırakıp da tapındıkları ilâhları
onlara bir fayda sağlamadı." (Hud, 11/101) diye buyurmaktadır.
         i) Mü'minleri mükâfatlandırmak suretiyle yüce Allah'ın lütfunun açıklanması. Çünkü
yüce Allah: "Biz üzerlerine ufak taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Lut’un ailesi
müstesnâ. Onları seher vaktinde kurtardık. Tarafımızdan bir nimet olmak üzere (bunu
yaptık). İşte şükredenleri biz böyle mükâfatlandırırız." (el-Kamer, 54/34-35) diye
buyurmaktadır.
         j) Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in yalanlayıcıların kendisine yaptıklarına karşı
teselli edilmesi. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
         "Eğer seni yalanlıyorlarsa onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri
onlara apaçık delillerle (mucizelerle), sahifelerle ve nur saçan kitaplarla gelmişti. Sonra
kâfir olanları yakaladım. Şimdi onlara azabım nasıldır!?" (Fâtır, 35/25-26)
         k) Mü'minlerin iman üzere sebat etmeleri ve imanlarını arttırmaları için teşvik etmek.
Çünkü mü'minler kendilerinden önce geçen mü'minlerin kurtulduklarını ve cihad ile
emrolunanların ilâhî yardıma mazhar olarak zafere eriştiklerini öğrenmiş bulunuyorlardı. Yüce
Allah da şöyle buyurmaktadır:
         "Biz de duasını kabul edip, kendisini gamdan kurtarmıştık. Biz mü'minleri işte
böyle kurtarırız." (el-Enbiyâ, 21/88)
      "Andolsun ki biz senden önce kavimlerine rasûller gönderdik, onlar da
kavimlerine açık açık delillerle geldiler. Biz de günahkârlardan intikam aldık.
Mü'minlere yardım etmek ise zaten üzerimize bir haktır." (er-Rûm, 30/47)
       l) Kâfirleri küfürlerini sürdürmekten sakındırmak. Çünkü yüce Allah şöyle
buyurmaktadır:
       "Acaba onlar yeryüzünde gezip kendilerinden öncekilerin âkıbetlerinin nasıl
olduğuna bakmadılar mı? Allah onları toptan helâk etmiştir. Kâfirlere de onların
(âkıbetlerinin) benzerleri vardır." (Muhammed, 47/10)
       m) Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in risaletini ispatlama. Çünkü geçmiş
ümmetlere dair haberleri ancak yüce Allah bilir. Zira yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
       “Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onları bundan evvel ne sen
biliyordun, ne de kavmin." (Hûd, 11/49)
      "Sizden öncekilerin Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra Allah'tan
başkasının bilmediği kavimlerin haberleri size gelmedi mi?" (İbrahim, 14/9)


    40
         Bkz. Bakara 30, 259, 260 ve Ali İmran 35. 259. ayet.



                                                                                              13
       KISSALARIN ÇEŞİTLİLİĞİ
       a. Tarihi Kıssalar
       Kur'an-ı Kerim'deki kıssalar bazen tarihin derinliklerindeki bir olayı dile getirir. Adem
ve Havva'nın yaratılış kıssası gibi. Bazen bir peygamber ve onun kavmini, bazen tarihte
yaşamış müspet (Lokman gibi) veya menfi (Karun gibi) olsun bir tipi anlatır. Bazen de Hz.
Peygamber devrinde yaşanmış ancak bizim için bugün tarih olmuş olan bir olay dile getirilir
ve anlatılır. Ama bütün bunlarda hiçbir zaman anlatılan olay gaye değildir. Gaye, insanların
bunlardan ibret alarak, aynı hataları tekrarlamamalarını ve bu sayede iyi, güzel, ahlaklı,
anlayışlı bir toplum oluşturmalarını sağlamaktır.
       b. Uzun ve Kısa Kıssalar
       Kur'an-ı Kerim'deki kıssalar bazen uzun olur ve hemen pek çok süreye serpiştirilir.
Örneğin Hz. Musa kıssası bunlardandır. Zira bu kıssa Kur'an'da pek çok sürede yer alır. Bu
sürelerden bazıları şunlardır; Bakara, A'raf, Taha, Kasas ve Naziat. Bazen de kısa bir olay
haber verilir. Örneğin ashab-ı uhdud. Bu sadece Buruc süresinde geçer. Bu tip bir tasnif
daha ziyade "edebî yönden" yapılır.
       Kıssaların Tekrarının Hikmetleri
         Bazı Kur’ân kıssaları sadece bir defa geçmektedir. Lukman kıssası, Ashab-ı Kehf
kıssası gibi. Kimisi de görülen ihtiyaca ve maslahata binaen birkaç defa tekrar edilmektedir.
Fakat bu tekrarlama tek bir şekilde olmaz. Aksine kısalığı, uzunluğu, yumuşaklığı, sertliği
farklılık arzeder. Diğer taraftan kıssanın bazı yönleri bir yerde zikredilirken, diğer yönleri bir
başka yerde söz konusu edilmemektedir.
         Kıssalarda bu tür tekrarın hikmetlerinin bazıları şunlardır:
         1. Anlatılan bu kıssanın önemini açığa çıkarmak. Çünkü bu kıssanın tekrar edilmesi,
ona itina gösterildiğini ortaya koyar.
         2. İnsanların kalplerinde iyice yer etmesi için tekrar edilen kıssanın pekiştirilmesi.
         3. Bu kıssalara muhatap olanların durumlarını ve zamanı gözönünde bulundurmak.
Bu sebepten ötürü çoğunlukla Mekkî surelerde geçen kıssalarda anlatım özlü ve üslup serttir.
Fakat Medine döneminde inen surelerde bunun aksini görüyoruz.
         4. Kıssaların durumun gerektirdiğine uygun olarak kimi zaman böyle, kimi zaman öbür
türlü anlatılması suretiyle Kur’ân belâğatinin açığa çıkması.
        5. Kur’ân'ın doğru olduğunun ve onun yüce Allah tarafından gönderildiğinin açıkça
ortaya konulması. Çünkü aynı kıssa, herhangi bir çelişki söz konusu olmaksızın çeşitli
şekillerde anlatılmış bulunmaktadır.
        KUR’AN-I KERÎM KISSALARININ ÖZELLİKLERİ
        Kur’an kıssaları, muhatabı sürükleyen bir girizgahla başlar. Oradaki hadiseler, kuru
ifadelerle sıralanmayıp canlılık ve hareket dolu bir tasvîrle müşahhas bir halde takdîm edilir.
İfadeler temsîlîdir, yani ehemmiyetli sahneler gösterilir; ancak ihtiva ettiği birçok teferruat
muhayyileye bırakılır.
        Kur’an-ı Kerîm, kıssayı hangi sebeble naklediyorsa, onun sadece maksadı ihtiva eden
kısmını ele alır. O, kıssanın dînî gayeyi ifade etmesine ehemmiyet verdiğinden, hadiseyi,
tarih sırası gözetmeksizin başından, ortasından veya sonundan anlatır. Muhatabı, kıssadaki




                                                                                               14
vak’alar içine dalıp gitmeye bırakmaz; aralara gönül iklîmini yeşertecek dînî irşad ve tevcîhler
serpiştirir.
        Kur’an-ı Kerîm, hadiselerin özüne dikkat çeker. Zaman ve mekan unsurlarına ve
onların isimlerine fazla önem vermez. Zîra hadiselerin ibret gayesine hizmet etmeyen
ayrıntılarına girmek, mes’eleyi teferruata boğar ve kıssadan çıkacak hisseyi matlaştırarak
onu anlaşılması güç bir hale getirir.
         Kur’an kıssalarının en mühim husûsiyetlerinden biri de, tekrarlardır. Tekrar, Kur’an-ı
Kerîm’de diğer mevzûlardan ziyade kıssalarda kendini hissettirir. Bu, aslında tam bir tekrar
değildir; sûrenin umûmî havası içerisinde siyak ve sibak münasebetiyle her seferinde farklı
ayrıntılar ihtiva eden bir üslûb âbidesidir. Nitekim her farklı detay, değişik ibretlere medâr
olarak, gönüllerden gayb alemlerine doğru binbir ulvî pencere açmaktadır. Mesela, Hazreti
Adem -aleyhisselam-’a İblîs’in secde etmemesi mes’elesi, mükerreren bildirilir. Ve her
birinde, İblîs’in hîle ve desîselerinden birine dikkat çekilir.
         Diğer taraftan, bir şahısla ilgili bilgilerin çeşitli yerlerde zikredilen kısımları bir araya
getirildiğinde mükemmel bir bütünlük müşahede edilir. Böylece her bir kıssa, aralarında
hiçbir ihtilaf ve zıdlık olmaksızın bir tek mevzû gibi bir bütünlük arz eder.
         Kur’an’ın tamamını, ya gafletinden ya da imkan bulamadığından okuyamayanlar, kısa
bir sûreyi rahatlıkla okuyabilirler. Bunun içindir ki Halık Tealâ, kelamının en mühim
mesajlarını, ilâhî bir nükte olarak ulvî şifreler halinde kısa sûrelere derc etmiş ve adeta her
birini küçük bir Kur’an hükmünde kılmıştır. Nitekim İmam Şâfî Hazretleri şöyle buyurur:
         “Şayet, bütün bir Kur’an-ı Kerîm yerine sadece «Asr Sûresi» inzal buyurulmuş olsaydı
bile, bu yeterdi. Çünkü onda İslam’ın bütün esaslarını bulmak mümkündür...”
         Kur’an, müessisdir; gönül alemlerine te’sîr ederek, inkar ve küfür karanlığındaki
insanlığın kainat, hayat ve insan hakkındaki telakkîsini değiştirip düzelterek beşeriyyetin en
büyük inkılabını gerçekleştirir.41

          2.2.MESELLER
        Kur’an-ı Kerim’in anlatım üslûbundan birisi de meselleri kullanmasıdır. Mesellerden
kasıt benzetmelerle konuyu anlatmak ve muhatabın daha iyi kavramasını sağlamaktır. Bu
edebi biçimle muhatabın etkilenerek mesajı daha çabuk alması mümkün olmaktadır. Kur’an-ı
Kerim, meseller yoluyla bir çok konuyu canlı bir şekilde bizlere öğretmiştir. Meseller Kur’an-ı
Kerim’in edebî üslûbundaki güzellikleri de ortaya koymaktadır. Mesellerin anlatımında edebî
ifade tarzı kullanılmıştır. Kastedilen mananın daha iyi anlaşılmasına yönelik mükemmel
benzetmeler en beliğ şekilde ifade edilmiştir.
        Kur’an-ı Kerim’in verdiği mesellereden bazıları şöyledir :
        “Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve
hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer,
güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken
(işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiç bir
zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir
topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.”(Yunus Suresi, 24)

    41
         Osman Nûri Topbaş, Nebiler Silsilesi, I.



                                                                                                   15
        “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği yedi başak bitiren, her bir
başakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır.
Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir. (Bakara Sûresi, 261. ayet)
        “Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç
gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. (İbrahim Sûresi, 24. ayet)
        Kötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden
koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır. (İbrahim Sûresi, 26.
ayet)




                                                                                         16

				
DOCUMENT INFO
Shared By:
Categories:
Tags:
Stats:
views:12
posted:12/13/2011
language:
pages:16