�OCUKLARDA G�R�LEN DAVRANIS SORUNLARI by oknc9iq

VIEWS: 232 PAGES: 88

									                                İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ                                                          2
DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
    Okul Fobisi                                                4
    Çocuklarda Korku                                           8
    Tırnak Yeme                                                10
    Parmak Emme                                                11
    Altını Islatan Çocuklar                                    12
    Cinsel Eğitim                                              14
    Mastürbasyon                                               16
    Kardeş Kıskançlığı                                         17
    Tek Çocuk                                                  19
    Saldırganlık                                               21
    Çalma                                                      23
    Çocuklarda Yalan Söyleme Davranışı                         24
    Yemek Sorunu                                               27
    Boşanmış Aileler Ve Çocukları                              28
    Çocukluk Ve Ergenlik Döneminde Depresyon                   31
    Bilgisayar Bağımlılığı                                     33
    Sınav Kaygısı                                              34
DİĞER DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
    Evden Okuldan Kaçma                                        37
    Gece Korkuları ( Pavor Nocturna )                          38
    Saç Yolma (Trikotillomani)                                 38
    Toprak Yeme (Pika)                                         39
    Dışkı Kaçırma (Enkopresis)                                 39
    Cinsel Kimlik Sapması                                      40
    İnatlaşma                                                  41
    Öfke Nöbetleri (Tempertantrum)                             42
    Kibrit Ve Ateşle Oynamak                                   42
    İçe Kapanıklık                                             42
    İntihar                                                    43
    Uyku Bozuklukları                                          44
ÖZEL EĞİTİM
    Üstün Yetenekli Çocuklar                                   46
    Zihinsel Öğrenme Yetersizliği                              47
    Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu                52
    Özel Öğrenme Güçlüğü                                       60
    Artikülasyon (Sesletim /Fonolojik )Bozukluğu               68
    Kekemelik                                                  68
    Konuşma Bozukluğu Olan Çocuklara Yönelik Egzersizler       70
    İşitme Engelliler                                          71
    Görme Engelliler                                           73
    Bedensel Yetersizliği Ve Süreğen Hastalığı Olan Çocuklar   75
    Otizm                                                      77
    Solaklık (Solyanlılık)                                     85
    KAYNAKÇA                                                   86




                                        1
                                           ÖNSÖZ

        1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun da, Türk Milli Eğitiminin genel
amaçlarının 2.maddesi ; "beden,zihin,ahlak,ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı
şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere,hür ve bilimsel düşünme gücüne ,geniş bir dünya
görüşüne sahip,insan haklarına saygılı ,kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı
sorumluluk duyan;yapıcı ,yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek" olarak belirlenmiştir.
Eğitim sistemimiz içinde, eğitim programları ve etkinlikler bu amaçları gerçekleştirmeye
yönelik olarak düzenlenmektedir. Öğrenci; kişi olarak, demokratik, saygı, güven ve sevgi
ortamı olan, eğitim kapasitesine göre en üst düzeyde gelişimini sağlayan bir sınıf iklimi içinde
olumlu ve gerçekçi bir benlik tasarımı geliştirebilir ve başarılı olabilir.
Davranış bozuklukları ,genellikle bir güvensizliğin sonucu ortaya çıkar. Kişi normal
koşullarda benliği geliştirici davranışlar ortaya koyarken ,ancak bir tehdit ve güvensizlik
karşısında kalırsa,benliği koruyucu davranışlar geliştirmektedir.Bu durumda bazen agresif
davranmakta,çaresiz kalınca da gerçekleri yok saymakta ya da çarpıtmaktadır.Kişi içten ve
dıştan gelen uyarıcılara ,kendi verdiği anlama göre tepkide bulunur.Aynı uyarıcıları ,farklı
kişiler farklı biçimde algılar.Bu durumda herkesin kendine özgü ve farklı bir gerçeği
vardır.İnsanın davranışlarını     tayin eden en önemli gerçek ,onun kendini algılayış
biçimidir.Dışarıda olup bitenlere verilen tüm anlam ,kişinin kendi ihtiyaç ve beklentilerine
göre biçimlenir.Kişi kendini nasıl görüyorsa öyle davranır.Bir kimsenin davranışlarını
anlayabilmek için onun benlik tasarımını bilmek, olup bitenlere onun algı dayanağıyla
bakabilmek gerekir.
Özel eğitim hizmetleri ;özel eğitim gerektiren öğrencilerin ,engel alanına özgü öğretim
yöntem ve etkinliklerini düzenleme çalışmalarını içine aldığı gibi üstün yetenekleri olan
çocukların , zenginleştirilmiş programlarla hızlı ve üst düzeyde gelişim sağlayıcı
etkinliklerini de içine almaktadır. Bu hizmetler, öğretimi bireyselleştirme ve öğrenciyi
performansına göre en üst düzeyde kendine özgü bir biçimde özel eğitim okulları,normal
okullar bünyesinde özel eğitim sınıfları ve normal sınıflar içinde kaynaştırma eğitimi ile
geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri ,bireyin kendini bedensel,zihinsel,duygusal ve
sosyal yönleriyle bir realite olarak tanıyıp kabullenmesi ve içinde yaşadığı çevreyi gerçekçi
bir biçimde algılayıp kabul etmesi yanında bireyin kendi yeteneklerini bu gerçekler
doğrultusunda en iyi bir biçimde kullanabilmesine yardım etme sürecidir.
Merkezimizce hazırlanan "Çocuklarda Davranış Sorunları ve Özel Eğitim Gerektiren
Durumlar" bir kaynak olarak yöneticilere, öğretmenlere ve velilere çok yararlı olacaktır.
        Bu kitabı hazırlayan Merkezimiz "Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri
Bölümü " başkanı Bilge OKUR, "Özel Eğitim Hizmetleri Bölümü " başkanı Güler ÜÇÜNCÜ,
psikolojik danışmanlar; Hüsniye EDİZSOY, Salih BAĞATIR, Ayşe KÖŞGER, Yasemin
ÇİÇEK, Kevser TATLISU, Zeynep Ebru ÖZER, Abdülkadir İLHAN, Hülya KILIÇ ve
Asuman YILMAZ’a, çalışmalarda koordinasyonu sağlayan Bursa R.A.M. müdür yardımcısı
Canan KAHRAMAN'a, kitabın basımını üstlenen " Psikolojik Danışman ve Rehber
Öğretmenler Derneği" başkanı Mücahit GÜLTEKİN ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür
ederim.

                                                                          Mehmet DÜZGÜN
                                               Bursa Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürü




                                               2
        ÇOCUĞUMU YENİDEN YETİŞTİRMEM
              MÜMKÜN OLSAYDI


    Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı,
               Ona işaret parmağımı kaldırıp
                 Yasaklar koymak yerine,
        Parmaklarıyla resim yapmayı öğretirdim.
                Hatalarını daha az düzeltir,
      Onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım.
 Onu sadece gözlerimle izler,saat kısıtlamaları koymazdım.
  Daha ilgili olmaya çalışır,daha çok şefkat gösterirdim.
Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar,uçurtmalar uçururdum.
       Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine,
                 Onunla oyun oynardım.
      Onunla kırlarda koşar,yıldızları seyrederdim.
     Onunla daha az çekişir,ona daha çok sarılırdım.
        Önce benlik saygısını kazanmasını sağlar,
              Sonra bir ev almaya çalışırdım.
              Ona her zaman katı davranmaz,
       Onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.
            Güç konusunda daha az ders verir,
        Sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim.

                  DİANNE LOOMANS




                            3
                                      OKUL FOBİSİ




        Çocuklarda kuvvetli bir endişe nedeniyle okula gitmek istememe ve gitmeme durumu;
okul reddi ya da okul fobisi olarak adlandırılmaktadır. Zihinsel, ruhsal ve sosyal yönden
okula başlamaya hazır olan çoğu çocukta, okulun ilk günlerinde ağlama, okula gitmek
istememe, anneden ayrılamama gibi davranışların görülmesi doğal bir durumdur. Okula giden
çocukların yaklaşık % 2-4’ünde okul fobisi görülmektedir.Ortaöğretim çağında ki ergenlerde
görülme sıklığı daha azalmakta, ancak bu dönemde görülen okul fobisinin tedavisi
güçleşmektedir.
        Okula yeni başlayan çocuk, küçük ve zayıf olduğunun bilincindedir. Çevresinde olan
olayların çoğunda kendini yetersiz hisseder.Bu durum küçük çocuğun genelde dış dünyadan
korkmasına ve paniklemesine yol açar. Okul çağı ile dış dünyanın kapıları açılmaya başlar ve
çocuk kendini ilk kez karşılaştığı ve bilmediği bir ortamda bulur. Çocuk aile içi güveni ve
kurulu düzeni kaybedeceği endişesine kapılmış olur. Kimi çocuklarda ise okulun ilk
günlerinde görülen bu durum uzar, okula gitmek istememe tepkilerine; şiddetli baş ağrıları,
şiddetli karın ağrıları, mide bulantıları, renkte solukluk ve kilo kaybı eşlik edebilir.
        Okulun ilk günlerinde görülen bu korkunun kaynağı genelde anneden ayrılma
kaygısıdır. Okula gittiği zaman anne-babasına bir şey olacağından ,onların başına bir şey
geleceğinden, hastalanacaklarından, öleceklerinden korkmakta ya da çocuk, ebeveynlerinin
kendisini terk edeceklerini düşünmektedir.Bunun yanısıra, çocuğuna aşırı bağımlı olan anne-
babalar da, çocuklarına okulda bir şey olacağı kaygısı yaşarlar. Ebeveynin korku ve endişesi
aynen çocuğa yansır. Bu durum ,çocuğun bağımlı bir kişilik özelliği kazanmasına yol açabilir.
        Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genellikle çocuk değil, annedir. Anne,bilinç
altında çocuğun kendisinden ayrılıp, okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince
mesajlarla çocuğa aktarır. Annenin çocuğa, o okula başladığında kendisinin bütün gün onu
bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini anlatması, çocukta anneyi yalnız
bıraktığı için suçluluk duyguları oluşmasına neden olabilir ve çocuk okula gitmek
istemeyebilir.
        Okul korkusu, okula yeni başlayan çocuklarda görüldüğü gibi okula devam eden
çocuklarda da görülebilir.Bazı çocuklar, zorlamalara dayanamayıp okula gitmek üzere yola
çıksa da, yarı yoldan geri döner, ya da sınıftan çıkar eve gelir. Çocukta, neşesizlik, uykuya
dalmakta güçlük , iştah kesilmesi, ödevlere karşı ilgide azalma, baş ve karın ağrıları, ateş
görülebilir.O gün okula gitmeyeceğini, öğretmenden korktuğunu ya da bir arkadaşının
kendisini rahatsız ettiğini söyleyebilir.
        Ancak bazen okula gitmeme davranışı,çocuğun inatlaşması nedeniyle geliştirdiği bir
davranış olabilir.Bu durumda inatlaşma nedenleri üzerinde durulmalıdır.


                                             4
          OKUL FOBİSİ OLAN ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN ÖZELLİKLER

         Bu çocukların çoğu başarı kaygısı olan, uyumlu, aşırı onay bekleyen ,aileye bağımlı
çocuklardır.Okulu sevmeye başladıklarında başarılı bir öğrenci olabilirler.
         Bu çocuklar genelde aile bireyleri olmadan diğer kişilerle iletişim kurmakta
zorlanırlar.
         Okula giderken ağlama, hastalanma ya da okula gitmeyi istememe davranışları
geliştirirler.Evde kalmasına izin verildiğinde bu davranışlar birdenbire kaybolur.
         Okula gitmeme davranışı anne- babanın bilgisi dahilinde olur;okula gitmedikleri için
suçluluk duymazlar. Okuldan kaçma ile karıştırılmamalıdır. Çocuklarda çalma, yalan, cinsel
bozukluk ya da saldırgan davranışlar gibi davranış bozuklukları görülmez.
         Enerji ve istek kaybı, alınganlık ve sinirli olma, iştahsızlık ve uykuda huzursuz olma,
mide bulantısı, ağlama, okula gitmeye direnme gibi belirtiler gözlenebilir.
         Okula gitmekten kaçınma davranışı; çocuk okul etkinliklerine karşı pasif, içe kapanık
ve utangaç davranıyorsa, okulda ve evde daha çok nedensiz ağlamaya, kavga etmeye ve
dikkat çekmeye başladıysa, sık sık hasta olan bir çocuk olmadığı halde; baş veya karın
ağrısından şikayet ediyorsa, okul fobisiyle açıklanabilir.

OKUL FOBİSİNİN NEDENLERİ

     A) Aileden kaynaklanan nedenler:
        Bu fobinin, kaynağı genellikle anne ya da aileden ayrılma korkusudur.Çocuk
duygusal bağ kurduğu kişiye bir şey olacağını düşünür ve ondan ayrı kalma korkusu yaşar.
        Okul fobisi olan çocukların yaşamlarının daha önceki yıllarında anneleri tarafından
aşırı özen içinde büyütüldükleri görülür.Ailelerin, sürekli olarak çocuklarının sevgilerini
kazanma çabası içinde oldukları, tüm ihtiyaçlarını karşıladıkları ve onların hiçbir isteğine set
çekmedikleri, özellikle çocuklarının küçücük rahatsızlıklarıyla bile çok abartılı ilgilendikleri,
psikolojik ve fiziksel olarak çocuklarına çok bağımlı oldukları gözlenmiştir (sembiyotik-
ortak yaşam ilişkisi ). Hatta bu tip aileler çocuklarını arkadaşlarının evine bile oyun oynamak
için göndermekten kaçınırlar. Sonuçta çocukta ; ailem bile dış çevreden kaygılanıyorsa
demek ki evin dışındaki yerler güvensiz yerlerdir fikri oluşur.Yaşamın ilk yıllarında bu tür
anne- çocuk ilişkisi çocuğun okula başladığı sırada önemli bir engel oluşturur. Annelerin bu
koruyucu ve kontrollü ortamından bir an olsun uzak kalmamış olan çocuğun, yabancı bir
çevrede ve tanımadıkları insanlarla birlikte günlerini geçirmesi, onu son derece huzursuz eder.
        Boşanma, anne ya da babanın başka biri ile evlenmesi, maddi sorunlardan
kaynaklanan stresli bir ev yaşamı,çocuğun yeni bir kardeşinin doğması, taşınma, hastalık,
yakın birinin ölümü gibi bir stres faktörlerinin olması nedeniyle okul fobisi sonradan da
oluşabilmektedir.
     B) Okula Bağlı Nedenler :
        Uygun olmayan bir sınıf içi yerleştirme, özellikle de çocuğun kendini güvende
hissetmediği bir yere oturtulması;sesli okuma-sınıf önünde ders anlatma-beden eğitimi gibi
etkinliklerden korkup, gerçekleştirmede güçlük çekmesine rağmen bunları yapması için
zorlanması ;okulda ya da okul yolunda fiziksel olarak tehdit edici bir yerin ya da birilerinin
olması; karmaşanın ,şiddetin ve belirsizliğin hüküm sürdüğü olumsuz bir okul
ortamı; çocuğun okulda hırpalanmasına, alay edilmesine, reddedilmesine ve kavga etmesine
yol açacak olumsuz yaşantılar ve iletişim becerilerinde eksikliğinin olması gibi nedenler fobi
kaynağı olabilir.



                                               5
                             ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

        Çocuğun okulda kaygılanmasına neden olan faktörler (akran baskısı, alay, akademik
ve sosyal becerilerde başarısızlık, aile tutumları vb) tespit edilmelidir.
        Öğretmen sınıfın düzenini korkutmaya ve dayağa başvurmadan sağlayabilmelidir.
        Çocuğun okulda kendini terkedilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak kızma,
bağırma, küçük düşürme, incitme ve kıyaslama gibi davranışlardan kaçınılmalıdır.
        Çocuğun kaygısı anlayışla karşılanmalı, naz, numara yapıyorsun gibi sözler
söylenmemelidir. Çünkü çocuk gerçekten kaygı duymaktadır.
        Okulda; çocuğun ilgisini çekecek sınıf içi aktiviteler çoğaltılmalıdır.
        Çocuğu sınıf içi çalışmalara katılmaya zorlamaktan kaçınılmalı, başlangıçta kolaylıkla
üstesinden gelebileceği görevleri alması için yüreklendirilmelidir.
        Öğretmenin tepkileri, çocuk için şaşırtıcı olmamalıdır. Çocuğa karşı esnek, hoşgörülü
ve tutarlı olunmalıdır.
        Yapabileceği sorumluluklar ve görevler verilmeli, akranlarıyla değişik oyun ve
görevler yoluyla ilişkiler kurması sağlanmalı, öğrencide kendi kendini denetleme yeteneği ve
guruba ait olma duygusu geliştirilmelidir.
        Çocuğun eksik ve yetersiz yönlerini vurgulamak yerine, başarıları ön plana
çıkarılmalıdır.
        Öğretmen, kendi iç çatışmalarını, bunalımlarını, öğrencinin ailesine olan kızgınlığını
öğrenciye yansıtmamalıdır. Gerekirse ilgili kuruluşlara yönlendirme yapmalı, uzman
yardımına başvurmalıdır.
        Olumsuz aile davranışlarını tespit edip ailelere; çocuklarının güvende olduğu, panik
yapmamaları, aksi halde bu paniğin çocuğa bulaşacağı söylenmelidir.
        Çocuğun anne-babası ya da güven duyduğu kişiyle okula gitmesi teşvik edilmeli,
gerektiğinde güven duyduğu yakınının; çocuğun kendini rahat hissedinceye kadar kısa bir
süre sınıfta oturması ,kademeli olarak sınıf kapısının dışında,okul kantininde,okul bahçesi gibi
uzaklıklarda durması sağlanmalıdır.
        Çocuk ısrarla sınıfa girmek istemiyorsa ; ilk günlerde okulun bahçesine, sonra okul
içine, daha sonra sınıfa girmesi; önce bir saat, sonra yarım gün, sonra tam gün okula gitmesi
sağlanarak, adım adım okulla buluşturulması çocuğun korkusunun yok olmasına yardımcı
olacaktır.
        Okula gitmeme ne kadar uzarsa, problemin çözümü o kadar zorlaşır. Çocuğun
mümkün olduğu kadar çabuk ,yeniden okula devam edebilmesini sağlamak gerekmektedir.
Özel durumlar dışında, her rahatsız olduğunda okuldan eve gönderilmemelidir.
        Özellikle bazı işlerde çocuktan yardım ve öneri isteyerek, kendini değerli ve önemli
hissetmesi sağlanmalıdır.
        Çocuğun başkalarıyla tanıştırılması; bağımlılık odaklarını artıracaktır.Bu, çocuğun tek
kişiye olan bağımlılığını ortadan kaldırabilir.
        Geri bildirimler hemen ders sonunda verilmelidir.( “Aferin bu ders güzel durdun” ya
da “ders boyunca dikkatini veremedin, dersini yapamadın, şimdi teneffüste derslerini bitir”
gibi).
        Aşırı ilgi göstermek, çocuğun okul fobisi nedeniyle gösterdiği davranış biçimlerini,
ilgi görmek adına devam ettirmesine neden olabilir. Dengeli davranılmalı, uygulamalar en
fazla bir ay sürdürülmeli , çok aşırı ayrıcalık tanınmamalıdır.
        Çocuğa ;okulda hangi durumlarda kimden, nasıl yardım alacağı, ihtiyaçlarını nerede
ve nasıl karşılayabileceği öğretilmelidir.




                                               6
                                   AİLELERE ÖNERİLER

         Çocuğa okul açılmadan önce, okul ve öğretmen tanıtılmalı, sırasında oturtulmalı, okul
kuralları ve sınıf içi yaşamla, arkadaş ilişkileri ile ilgili bilgiler verilmeli, okul sevdirilmeli,
fakat okul ve öğretmen ile ilgili doğru olmayan abartılı şeyler anlatılmamalıdır.
         Çocuğun, hatalı davranışlarında okul ve öğretmen; caydırıcı bir unsur, bir korkutma
aracı olarak kullanılmamalı ; “Böyle yaparsan öğretmenin seni sevmez”, “seni okula
almazlar”, “senin yaramazlıklarını öğretmene söyleyeceğim” gibi cümlelerden kaçınılmalı, bu
tür yaklaşımların çocuğun okulla ilgili olumsuz düşünceler geliştirmesine neden olabileceği
unutulmamalıdır.
         Okul alışverişine çocukla birlikte çıkılmalı ve satın alınan araç gereçlerin nasıl
kullanacağı anlatılmalıdır.
         İlk günlerde çocuğun , sevdiği bir oyuncağını okula götürmesine izin verilebilir.
Götüreceği oyuncak evinin sembolüdür ve kendisini rahat hissetmesini sağlayabilir.
         Okulun ilk günü bir süre okulda kalınması, çocuğun kendini güvende hissetmesini
sağlayabilir.
         Çocuğun, ilk günlerde okulun bahçesine, sonra okul içine, daha sonra sınıfa girmesi;
önce bir saat, sonra yarım gün, sonra tam gün okula gitmesi sağlanmalı,çocuk adım adım
okulla buluşturularak korkusunun yok olmasına yardımcı olunmalıdır.
         Çocuk okulla birlikte yeni düzene, başlangıçta biraz zorlanabilir. Televizyon
seyretmek, arkadaşlarıyla oynamak isteyebilir, ödevlerini yapmayı ihmal edebilir.Ödevlerini
yapmamak ya da tam bitirmemek de okula gitmeme nedeni olabilir.Bu nedenle zamanı
düzenlemesi için çocuğa yardım edilmelidir.
         Düzenli uyku uyuması sağlanmalı, ödevlerini yetiştiremediği için ya da bir program
izlemek istediği için uykusundan fedakarlık etmesine izin verilmemelidir.
         Okulla ve öğretmeniyle yapıcı bir diyalog içinde olunmalı, çocuğun okulda
kaygılanmasına neden olan faktörlerin (akran baskısı , alay ,derslerde ve sosyal becerilerde
başarısızlık, aile tutumları vb) tespit edilmesi ve düzeltilmesinde öğretmenden ve psikolojik
danışmandan yardım istenmelidir.
         Öğretmeniyle ilgili bir otorite karmaşası yaratmamak için çocuğun yanında öğretmen
eleştirilmemelidir.
         Çocuğun kendi başına halletmesi gereken durumlarda, sorunu kendisinin çözmesine
izin verilmelidir.
         Çocuğun tüm yaşamı okul olmamalıdır. Arkadaşlarıyla birlikte olması için fırsatlar
yaratılmalı ve bir uğraş edinmesi için teşvik edilmelidir. Serbest zamanlarını değerlendirme
etkinlikleri ve oyun becerileri kazandırılarak, küçük de olsa kendi işini kendisine yaptırarak ;
anne- babaya bağımlılık azaltılabilir. Böylece çocuk kısa süreli de olsa, sevdiklerinden ayrı
kalmayı        ve bağımsız olarak iş yapabildiği için takdir edilmeyi öğrenecek,
cesaretlenecektir.Özellikle      sosyal ortamlara alıştırmak, özgüven kazandırmak ve
bağımlılığını azaltmak için ufak ayrılıklar yaşatacak durumlar yaratılmalıdır.
         Çocuğun kaygısı anlayışla karşılanmalı, okula gitmediğinde suçlamaktan
kaçınılmalıdır. ”Bir şeyin yok, naz yapıyorsun, numara yapıyorsun!..” gibi sözler
söylenmemelidir. Çünkü çocuk gerçekten kaygı duymaktadır.
         Çocuğa kızmak, öfkelenmek, dayak atmak sorunu daha da ağırlaştıracağından, ona bu
korkunun birçok çocukta görülebileceği ve bu sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisi ile
aynı durumda olan başka çocukların olduğu anlatılıp                      güven verilmeli, çocuk
cesaretlendirilmelidir.
         Çocuğa “ Beni üzersen annesiz kalırsın”, ”Bıktım artık senin annen olmayacağım” gibi
sözlerle anneyi kaybetme korkusu tetiklenmemelidir.



                                                 7
       Her şeyden önce çocuğun okuldan uzak kalmamasına önem verilmelidir. Evde kalış
uzadıkça okula dönüş o ölçüde güçleşir.
       Okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertlerinin kararlı ve tutarlı olması işe yarar.
Anne-baba çocuğa soğukkanlı bir tutumla yaklaşmalıdır. Anne-babadan hangisi daha kararlı
ve tutarlı davranabiliyorsa çocuğu okula o göndermelidir. (Çoğunlukla anneler bu görevi
kolay başaramaz..)
       Bazı durumlar,hariç çocuk okuldan kaçarsa tekrar okula götürmeli ve özellikle okulda
hangi durumlarda kimden nasıl yardım alacağı öğretilmelidir.
       Okul başarısının şimdilik önemli olmadığı anlatılmalı ,sıkıntılar anlayışla karşılanmalı
ama okula gitme konusunda ödün verilmemelidir. Son dakika uyarılarından kaçınılmalı
(aman .....lara dikkat et!.,sakın .....yapmayı unutma !..gibi.), Çocuk okula götürüldüğünde
vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilmelidir.
       Hastayım diye okula gitmediği gün evde yatağında yatıp hasta muamelesi yapılmalı,
gezmesine, oyun oynamasına izin verilmemeli, sen hastasın yatman gerekiyor denilmelidir.
       Anne okulla ilgili endişesini, tedirginliğini çocuğa yansıtıp hissettirmemeli,bu
durumun problemi daha da büyüteceğini bilmelidir.
       Çocuğun endişeleri, kaygıları ve duyguları üzerinde konuşmak, çocuğa okulun
amacını açıklamak, ona günün nasıl geçeceğini anlatıp,okul bitiminde saat kaçta ve nerede
buluşacakları konusunda bilgi vererek sözde durmak çocuğun; hem sıkıntısını paylaşmasını
hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlayabilir..


                                 ÇOCUKLARDA KORKU

        Her insan yaşamı boyunca korku hissini zaman zaman yaşar. Çocuklar için de korku
gelişimlerinin bir parçasıdır. Birçok korku çeşidi geçicidir, gelişimle ilgilidir. Çocukların
kendilerini tehdit eden uyaranlara gösterdikleri normal tepkilerdir. Bu gelişimsel korkular,
günlük yaşamın sürdürülmesini etkilemezler.
        Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır; örneğin, bebeklik döneminde
yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin
yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve 1 – 1,5 yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul
edilir. Bu "normal" sayılan korkular, çocuğun günlük yaşantısını devam ettirmesine engel
olmadığı sürece doğal karşılanmalıdır.

            ÇOCUKLAR YAŞLARINA GÖRE NELERDEN KORKARLAR

2 yaş : Seslerle ilgili korkular (tren,kamyon, gök gürültüsü,sifonun çekilmesi, elektrik
süpürgesinin çıkardığı sesler, karanlık, büyük eşyalar, koyu renk eşyalar, şapkalar)
2,5 yaş : Oyuncağın ya da yatağının yer değiştirmesi, annenin uykuya geçişte yanından
ayrılması, birinin yan kapıdan girmesi gibi alışılagelmişin dışında yapılan hareketler.
3 yaş : En çok görsel korkular söz konusudur. (Karanlık, hayvan, polis, anne- babanın gece
sokağa çıkması)
4 yaş : Seslerle ilgili korkular vardır.(Motor gürültüsü, karanlık,yabani hayvanlar,annenin
evden ayrılışı)
5 yaş : Daha çok görsel ve somut korkular söz konusudur. (Düşme,bir yerini incitme,
karanlık korkusu,annenin eve dönmeyeceği korkusu )
6 yaş :Korkuların daha yoğun görüldüğü bir yaştır. Özellikle seslerle ilgili korkular söz
konusudur.(Kapı zili,telefon,böcek ya da kuş sesi ) hayalet, cadı korkusu, yatak altında
birinin saklanabileceği korkusu, kaybolma korkusu,su, ateş, fırtına, şimşek, yalnız uyuma,eve
gelince anneyi bulamama, kaybetme korkusu, başkalarının onu döveceği korkusu söz


                                              8
konusudur. Bu yaşın genel bir özelliği de ciddi incinmelerde cesur ama küçük incinmelerde
(parmağa kıymık girdiğinde ) fazlasıyla panik yaşanmasıdır.
7 yaş : Bu yaşta da pek çok korkular vardır. Karanlık, bodrum, tavan arası korkusu,
gölgeleri hayalet, cadı gibi algılama , savaş, hırsız, dolap içinde ya da yatak altında birinin
saklandığı düşünceleri vb korkular söz konusudur. Okuduklarından, televizyonda
gördüklerinden fazlasıyla etkilenme, endişelenme görülür.
8 - 9 yaş: Bu yaşlarda endişe ve korkular daha azdır.Daha gerçekçi korkular, bir şeyi
yapamamak, okulda başarılı olamamak,arkadaşları tarafından dışlanmak gibi kişisel endişeler
söz konusudur.
10 yaş :Genelde 1-2 yıl sonrasına göre korkuların daha az olduğu bir yaştır.
Hayvanlardan özellikle yılandan korkulur. Bu yaşta yükseklik,yangın,kötü adam korkusu da
söz konusudur.

                           KORKU TEPKİSİ NASIL GELİŞİR

        Ülkemizde, korku evde, okulda bir disiplin aracı olarak sık kullanılmaktadır.”Beni
üzersen hastalanıp ölürüm, annesiz kalırsın!” ,” Seni disipline vereceğim, başka okula
gidersin!“ gibi sözler çocukları içten içe tedirgin ederek ,bir süre için sindirebilir. Buna
benzer; çocuğu suçlama, sindirme ve kendine acındırma yaklaşımları çocukta korkunun
gelişmesine neden olmaktadır.
        Kimi evde çocuk, korkutulmadığı halde ürkektir, korkaktır. Anneler çocuklarını hiç
korkutmadan eğittiklerini söylerler, ancak temelinde annenin kendisinin birçok korkusu
olduğu ortaya çıkar. Örneğin annenin; yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçraması, evde
böcek görünce çığlığı basması, kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan yatamaması
gibi davranışlar içinde olması, çocukta korku duygusunun oluşmasına neden olabilir.
        Korkutma yönteminin hiç kullanılmadığı evlerde sıklıkla görülen başka bir durum da,
aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumdur. Bu tutumla yetişen çocuğa, "Aman düşersin!" ,
"Çocuklara sokulma döverler.", " Sen karşıya geçemezsin, dur ben geçireyim." diyerek
çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu inancı aşılanır. Çocuk adım atsa yanında birisi vardır
ve yardıma hazırdır. Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış bir çocuk, neyin tehlikeli, neyin
tehlikesiz olduğunu öğrenmeye olanak bulamaz. Her şeyden ürker, kendi gölgesinden bile
korkar.
        Kimi evlerde sık başvurulan bir yöntem de ,Tanrı' yı yardıma çağırmaktır; "Sus, Allah
baba seni taş eder! Çarpılırsın! Allah her yaptığını görür! vb.gibi". Bu yönteme sık sık
başvurulması, çocuğun kendini kötü hissetmesinin yanında, Allah’a karşı öfke ve korku
duyguları geliştirmesine yol açabilir.

                                         ÖNERİLER

       Çocuğunuzun korktuğu şeyleri bulmaya çalışın.(Karanlıktan mı, garip seslerden
mi?)Korkusuna saygı gösterin. Onu dinleyin ve anlayışla karşılayın.
       Çoğu korkunun geçici olduğunu kendinize hatırlatın.
       Çocuğunuz korktuğunda onunla alay etmeyin ve korkusunu küçümsemeyin.(Erkek
adamsın,korkacak ne var gibi sözleri kullanmayın.)
       Korkularından başkalarının yanında söz edip onu küçük düşürmeyin ve utandırmayın.
       Korkuları karşısında sabırsızlanıp ona bebekmiş gibi davranmayın.
       Çocuğunuzun hazır olduğunu hissetmiyorsanız korktuğu nesne ya da durumla
yüzleştirmek için asla acele etmeyin.




                                               9
    Ona yardımcı olmaya çalışmadan önce uygun bir süre korktuğu durumdan geri
çekilmesine fırsat tanıyın.
        Korktuğu duruma tekrar alışabilmesi için ufak adımlarla yaklaşmasını sağlayın.
(Yüksekten korkuyorsa az yüksek yerlere çıkarmakla, köpekten korkuyorsa köpek yavrusunu
sevdirmekle , sabundan ve yıkanmaktan çekiniyorsa başlangıçta sadece sırtını sabunlamakla
işe başlayabilirsiniz.)
        Çocuğunuzun korkusunun belirli yaş dönemlerinde çocuklarda görülen korkulardan
olup olmadığını öğrenin. Yaş düzeyinde bir korku ise üstünde durmayabilirsiniz. Aşırıysa ve
zamanla geçmiyorsa bir uzmanla görüşmeniz yararlı olabilir.


                                     TIRNAK YEME

        Tırnak etini ya da tırnağı dişiyle koparma ya da kemirme davranışına tırnak yeme
alışkanlığı denir. Genellikle 3-4 yaşlarından sonra ortaya çıkmaktadır. Çocukların % 35’inde,
ergenlerin ise % 45’inde görülen bu davranış, genellikle ergenlik döneminden sonra sona
ermektedir.
        Ailede tırnak yiyen bir bireyin örnek alınması, aile içinde baskıcı ve otoriter bir
eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterince ilgi ve
sevgi görememe, korku ve endişe, öfke ve saldırganlık, üzüntü ve sıkıntı, gerilim ve kaygı,
değersizlik ve güvensizlik gibi duygular, aile içi huzursuzluk ve iletişim problemleri, anne
baba geçimsizlikleri, yakın kaybı ve deprem gibi travmatik yaşantılar ve anne-babanın
çocuklar arasında ayrım yapması gibi nedenler yer almaktadır.
        Tırnak yeme sağlık açısından zararlıdır. Kişi tırnağını yemeyip sadece kopardığını
iddia etse de arada yutulan tırnaklar başka bir hastalığın çıkmasına yol açabilmektedir.

                                        ÖNERİLER

        Özellikle küçük yaşlarda tırnak yeme davranışı, anne-baba tarafından görmezlikten
gelinmelidir. Eğer bu alışkanlık devam ederse; bu davranışın altında yatan sebeplerin neler
olabileceği bulunarak, çözüm yoluna gidilmelidir.
        Tırnak yeme davranışından ötürü çocuğu azarlamak, korkutmak, cezalandırmak gibi
baskı yöntemlerinin uygulanması davranışın daha da artarak devam etmesine yol
açabilmektedir.
        Çocukları korku ve kaygı yaratan ortam ve durumlardan uzak tutmak gerekmektedir.
        Küçük yaştaki çocuklar kaygı ve korku verici, şiddet içerikli filmler, televizyon
programları, bilgisayar oyunları vb. gibi görüntülerden korunmalıdır.
        Çocuk tırnağını yerken çocuğun ilgisi başka yöne çekilebilir. Örneğin: “Gel seninle
oyun oynayalım” gibi.
        Tırnak yemenin çok kötü bir davranış olmadığı, istenirse kolaylıkla vazgeçilebileceği
çocuk ve gençlere anlatılmalıdır. Buna inanan çocuk, alışkanlığından vazgeçebilmek için çaba
gösterecektir.
        Çocuğun kil, kum, su, hamur, çamur gibi gerginliği ortadan kaldırıcı ve rahatlatıcı
malzemelerle oynamasına ortam oluşturmalıdır.
        Alternatif Tepki: Çocuğun tırnak yeme hareketini her tekrarlaması sırasında
yapabileceği alternatif bir davranış bulunabilir. Örneğin: Tırnağını yediğini fark ettiği anda
durup yumruğunu sıkabilir ya da bir eşyayı tutabilir.




                                             10
                                    PARMAK EMME

        Bebekler anne karnındayken parmaklarını emdiklerinden, çocuğun doğumundan 1-2
yıl sonraya kadar da aynı davranışı göstermesi normaldir. Genellikle 2 yaşın sonunda
kaybolur. Ancak buna rağmen aynı davranış devam ederse diş ve parmak deformasyonlarına
yol açabilir.
        Çocuğun parmak emmeyi bırakması konusunda anne- baba, akran ve öğretmenleri
tarafından uyarılması bu davranışın artarak devam etmesine yol açabilir. Yeni bir kardeşin
doğumu nedeniyle ilgiyi üzerine çekmek isteyen çocuk da parmağını kardeşi gibi emebilir.
Ayrıca; aile içi problemler, göç, deprem gibi stres durumları da çocukta hayatın daha eski ve
mutlu dönemlerine dönme isteğini uyandırabileceği için parmak emme davranışı görülebilir.
Çok fazla koruyucu, kollayıcı, çocuğa küçükmüş gibi davranan ebeveynlerin çocuklarında da
bu davranış görülebilir. Sıkıntı, kaygı, birikmiş öfke, değersizlik ve güvensizlik duyguları,
yakın kaybı, aile içi huzursuzluklar ve süreğen rahatsızlıklar vb. gibi durumlar da çocukta
huzur dolu bebeklik dönemlerine dönme ihtiyacıyla beraber parmak emme davranışına yol
açabilmektedir.

                                        ÖNERİLER

        Öncelikle 2 yaşına kadar bu alışkanlık anne - baba tarafından görmezlikten
gelinmelidir.
        Bu davranışın altında yatan sebeplerin belirlenerek çözüm yollarının geliştirilmesi
yararlı olabilir.
        Parmak emen çocuk anne - baba, akran ve öğretmenleri tarafından uyarılamamalıdır.
        Aileler çocukların parmağına acı biber sürme, ellerini kollarını bağlama, eline
parmağına iğne batırma ya da ellerine vurma gibi sorunun daha da kalıcı hale gelmesine yol
açan yöntemlere başvurmamalıdır.
        Bebeklerin anne sütünü iyi almaları, çocukların uygun bir şekilde beslenmeleri de
önem taşımaktadır. İyi beslenen ve annenin sıcaklığını, ilgisini yeterince alan çocuklarda
parmak emme davranışı genelde görülmez.
        Çocukların yeni bir kardeş gelmeden önce bu konuda hazırlanması, çocukta
konumunun aynen devam edeceği güvenini oluşturarak gerginliği ortadan kaldırabileceğinden
parmak emme davranışı ortadan kalkabilir.
        Özellikle fazla yorgun, rahatsız, mutsuz çocuklarda bu alışkanlık görülmektedir. Bu
nedenle çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet imkanları, oyun ortamları
sunulmalıdır.
        Eğer yaşı uygunsa, çocuğa isterse bu alışkanlığı terk edebileceği, bunu başarabilecek
güçte olduğu telkin edilebilir.
        Alternatif Tepki: Çocuğun parmak emme hareketini her tekrarlaması sırasında
yapabileceği alternatif bir davranış bulunabilir. Örneğin: parmağını emdiğini fark ettiği anda
durup yumruğunu sıkabilir ya da bir eşyayı tutabilir.
        Ebeveynlerin bu konuda unutmaması gereken en önemli şey pekiştirilmeyen davranış
sönebilir. Parmağını emen çocuğu görmezlikten gelerek,dikkatini hoşlandığı bir ortama
çekmek ve bu davranışın altında yatan nedenleri bulup çözüm getirmek en etkili yoldur.




                                             11
                             ALTINI ISLATAN ÇOCUKLAR

         Altını ıslatma sorunu, çocuğun 4 yaşına geldiği halde bu davranışını hala sürdürüyor
olmasıdır. Normal gelişim sürecine bakıldığında çocuğun çişini tutması için mesaneyi kontrol
eden kaslarının iki yaş civarında geliştiği görülmektedir. Yani her çocuk iki yaşına kadar
çişini tutamaz ve altına yapar. Genellikle, gündüz çiş kontrolü iki yaş, gece çiş kontrolü ise
üçbuçuk dörtbuçuk yaş civarında kazanılır. Bir çocuk dört ya da beş hatta altı yaşına geldiği
halde altına yapıyorsa; ya fiziksel ya da psikolojik bir sorunun varlığından söz edilebilir.
         Altını ıslatma sorunu aşağıdaki şekillerde görülür:
         GECE ALTINI ISLATMA: Bu çocuklar gündüz çişlerinin geldiğini söyledikleri
halde sadece gece altını ıslatırlar. Ya yattıktan hemen sonra ya da uyanmaya yakın altlarını
ıslatırlar.
         GÜNDÜZ ALTINI ISLATMA: Bu çocuklar gündüz altlarını ıslatırlar, gece böyle bir
davranışta bulunmazlar. En önemli nedenlerinde birisi, çocuğun oyuna dalması ve çişinin
geldiğini fark edememesidir.
         SÜREKLİ ALTINI ISLATMA: Mesane kasları geliştiği varsayıldığı halde (3-5 yaş)
çocuk hala altını gece ve gündüz ıslatmaya devam ediyorsa büyük bir ihtimalle fiziksel bir
sorundan söz edilebilir. Fiziksel sorunu, psikolojik nedenlerde destekleyebilir.
         ARASIRA ALTINI ISLATANLAR: Hastalanma, ateşli hastalıklar, idrar yollarını
üşütme, gece üstünün açık kalması, zorlanma, bel ağrıları, korkutulma vb. nedenler çocuğun
zaman zaman altını ıslatmasına neden olabilir. Fiziksel ve psikolojik problemlere bağlı
değildir. Yalnız bazı çocuklar kardeşleri yeni doğduğunda ilgiyi üstüne çekmek için çok kısa
süreli olarak böyle bir davranışa yönelebilirler.

  PSİKOLOJİK KAYNAKLI ALTINI ISLATMA SORUNU OLAN ÇOCUKLARDA
                          GÖRÜLEBİLECEK BELİRTİLER
      Parmak emme, tırnak yeme.
      İçedönüklük, yalnız kalma isteği.
      Sorumluluktan kaçma.
      Kendine güvensizlik.
      Saldırgan davranışlar.
      Öfke ve ağlama nöbetleri.
      Yalan söyleme.
      Dikkatini toplamada güçlük.
      Yaşına uygun davranışlar göstermeme.
      Anne-babaya yeterince güvenmeme.

                          ALTINI ISLATMANIN NEDENLERİ

A. FİZİKSEL NEDENLER:
      Genetik yatkınlık.
      Sinir kas kontrolünün gecikmesi.
      İdrar yolları enfeksiyonları.
      Aşırı yorgunluk.
      Fazla tuzlu ve sulu yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi.
      Ayakların ve bel kısmının üşütülmesi.
      Uyku sırasında kalkıp su içilmesi.




                                             12
B. PSİKOLOJİK NEDENLER:
      Erken ve baskılı tuvalet eğitimi.
      Yeni bir kardeşin doğması ve kıskançlık.
      Okula başlama, okul değiştirme.
      Okul korkusu.
      Sevilen birinin kaybı.
      Gün içinde yaşanan korkulu olaylar.
      Anne-babanın ayrılması, aile ilişkilerinde bozukluklar.
      Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi.
      İlgi çekmek ve öç alma isteği.
      Derin uyuma.
      Sürekli inatlaşma ortamlarının yaratılması.


                                         ÖNERİLER

        Önce çocuk tıbbi muayeneden geçirilip, problemin organik bir bozukluktan
kaynaklanıp kaynaklanmadığı tespit edilmeli, gerekiyorsa ilaç tedavisi uygulanmalıdır.
Aileler ilaç kullanımı konusunda kaygılarını doktorla paylaşmalı ve bu konuda doktora
güvenmelidirler.
        Kas kontrolü iki yaşından önce gelişmediğinden, bu dönemden önce tuvalet eğitimi
verilmemelidir.
        Çocuğa tuvalet eğitimi verirken baskıcı, zorlayıcı ve zorlayıcı tavırlardan kesinlikle
uzak durulmalıdır.
        Altını ıslattığı için çocuğa ceza verilmemelidir.
        Çocuk çişi geldiğinde “ayıp, biraz tutuver, eve gidince yaparsın” gibi zorlamalara
maruz bırakılmamalıdır.
         Mümkün olduğunca çok sulu ve tuzlu yiyecek ve içecekler kontrollü verilmelidir.
Özellikle uyku saatinden önce ve uyku aralarında bunların verilmemesine dikkat edilmelidir.
        Çocuğun altına bez koyulmamalıdır.
        Çocuk altı ıslak olarak fazla kalmamalı hemen değiştirilmelidir.
        Çocuğun altını ıslattığı başkalarına söylenmemelidir.
        Gece belli aralıklarda saat kurularak çocuğun tuvalete gitmesi sağlanmalıdır.
        Evde çocuğun gece tuvaletini yapabilmesi için tuvaletin ışığı açık bırakılmalıdır.
        Çocuk tuvalete kaldırıldığında tam olarak uyanık olması sağlanmalıdır.
        Ağır oyuncakları kaldırmamasına ve arkadaşlarıyla oynarken birbirlerinin sırtına
binmemelerine dikkat edilmelidir.
        Çocukla iyi bir iletişim kurmaya çalışılmalı, bu durumun geçici olduğu ve çocuğun
isterse bu durumun üstesinden gelebileceği anlatılmalıdır.
        Çocuk altını ıslatmadığı zamanlarda ödüllendirilebilir. Ödüllendirmede aşağıdaki
yöntemlerden biri kullanılabilir:

         TAKVİM YÖNTEMİ
         Çocuk altını ıslattığı günlerde yağmurlu hava resminin altına (*) işareti, altını
ıslatmadığı günlerde ise güneşli hava resminin altına (*) işareti konulur. Bu işaret kesinlikle
çocuk tarafından konulmalıdır. Bir ay sonunda güneşli hava resminin altında (*) işareti çok
ise çocuk ödüllendirilir. (*) işareti yerine takvime altını ıslatmadığı günler için güneş resmi,
altını ıslattığı günler için yağmurlu bulut resmi yapılabilir. Ödülün niteliği çocuğun yaşına
kişiliğine uygun olmalıdır.(Güneş resimlerinin çok olması da bir ödüldür.)
         BONCUK YÖNTEMİ


                                              13
       Çocuk boncuk dolu bir kavanozdan her altını ıslatmadığı gün için bir boncuğu boş
kavanoza atar. Boncuk sayısı daha önceki dolu kavanozdan fazla olursa çocuk yine
ödüllendirilir.


                                     CİNSEL EĞİTİM

         Çocuğun cinsel eğitimi ülkemizde yeterince ele alınmamış ve aydınlığa
kavuşturulmamış bir konudur. Bunun en önemli nedeni kültürümüzde bu konunun tabu
(yasak) olarak algılanmasıdır. Cinsel bilgilerin sır olarak saklandığı bir ortamda yetişen
gençler çoğunluktadır.Anne-babalar büyümekte olan çocuklarının sorularına cevap vermeye
çalışırlar ama iş cinsiyet ve üreme gibi konulara gelince şaşırıp kalırlar.
         Toplumumuzda annelerin kızlarına verdikleri tek cinsel bilgi, adet görme ( regl )
dönemi ile ilgilidir ve bu çok yüzeysel bir bilgidir. Ancak erkek çocuklarının, kız çocukları
kadar bile şansı yoktur çünkü ; "ıslak rüyalar" ( bluğa erme ) dönemi ile ilgili, babalar
çocukları ile konuşmaktan çekinir. Biz nasıl öğrendiysek, onlarda öğrenir düşüncesi hakimdir
ya da bu görev yine anneye yüklenir. Çekirdek aileye geçmeden önceki geniş aile
dönemlerine baktığımızda, bilgilendirme işi aile içinden uygun görülen bir kişi tarafından
yapılırdı. Bu teyze,hala,yenge ya da dayı, amca vb. olurdu. Ancak çekirdek aileye geçen
toplumumuzda çocuğu bilgilendirme işini anne-babadan başka yapacak kişi kalmamıştır.
Cinsellikle ilgili bilgilerin annenin kız çocuğuna, babanın da erkek çocuğuna vermesi daha
yerinde olacaktır.
         Çocukların ilk cinsellikle ilgili soru sorma dönemlerinde eksik ve kaçamak cevaplar
vermek geleneğimizde yaygın bir yoldur. Çocuğa cinsellikle ilgili bilgi verme yasağı kimi
zaman susarak gösterilir ya da büyüyünce öğrenirsin cümlesi ile konu kapatılır. Anne-babanın
bu tavrı,konuşma biçimi,ses tonundan; çocuk" bu konularla ilgilenmek yasak, ayıp, günah !..."
mesajını alır. Böylece ilgilendiği konunun;yasak, pis, ayıp ya da günah olduğu ama bununla
birlikte bıyık altı gülümsemeyi gerektiren bir çekiciliği de olduğu inancı çocuğa yerleşir.
         Sonuçta çocuk susar, soru sormaktan cayar ve görünüşte bu konuyla hiç ilgilenmez
olur. Ancak içten gelen dürtüyle merakını giderecek başka yollar arar ki, bunun en sakıncalısı
sorularının cevaplarını " bilgili "bir arkadaşından öğrenme eğilimidir.
         Anne-babalar çocuklarının yalan, yanlış cinsel bilgilerle doldurularak büyümelerini
engellemek ve ileride sağlıklı cinsel yaşantıları olmasını sağlamak zorundadırlar. Bunun için
anne-babalar çocuklarının ; küçük yaşlarda başlayan ve onlarca aslında cinsellik içermeyen,
dürtüsel bir meraktan öteye gitmeyen sorularını ertelemeden cevaplamalıdırlar. Özellikle
küçük çocuklarda zaman kavramı yok gibidir. " Daha sonra" demek soruya hiç cevap
vermemekle aynı anlamı taşır. Verilecek cevaplar basit, kısa ve sorulan soru kadar olmalıdır.
Çocuğun sormadığı detayların anlatılması, açıklamaların yapılması gereksizdir.

                                      İLK SORULAR

         1-2 Yaşlarındaki çocuklar ortalıkta çıplak dolaştıklarında örtünmek ve gizlenmek
ihtiyacını hissetmezler. Erkek çocuk hiç sıkılmadan pipisini eline alır, inceler, oynar, " bu
nedir? " diye sorar. Anne ya da babanın tepkilerinden ayıp olduğunu öğrenir, hatta bazen bu
tepkiler öylesine sert olur ki çocuk suçunu birden kavrayamaz ve şaşırıp kalır. Oysa " bu senin
pipin , bütün erkek çocuklarda ve erkeklerde vardır. " şeklinde bir cevap çocuğun cinsellikle
ilgili doğallını bozmayacak ve merakını gidermiş olacaktır.
         3 Yaşına doğru kız-erkek farkı çocuklar için inceleme konusu olmaya başlar. Kız
çocuk, erkek kardeşini yıkanırken izler ve kendisi ile karşılaştırır. Neden onun gibi ayakta "
işeyemediğini "anlamaya çalışır. Kendinde bir eksiklik hissedip, " büyüyünce benimde pipim


                                              14
olacak değil mi ?" diye sorular yöneltebilir. Bu durumda yapılacak en büyük yanlış çocuğun
ayıplanıp, susturulması olacaktır. Bunun yerine "sen kız olarak doğdun ve hiç eksiğin yok"
demek yeterli olacaktır.
        Çocukların küçük yaşlardan, ergenliğe doğru geçirdikleri cinsel gelişim sürecinde en
çok sordukları sorular ve verilmesi uygun olan cevaplar aşağıdadır:
        Bebekler nereden dünyaya gelir ? Bebekler annenin karnında büyürler, annenin
içinde çocukların büyümesi için özel bir yer vardır şeklinde bir açıklama uygundur. Eğer
çocuk için bu açıklama yeterli görüldüyse konuşma burada bırakılır. Ama çok şey öğrenmek
istiyorsa o zaman, bu özel yere rahim dendiği, bebeğin dış dünyada yaşayabilecek büyüklüğe
gelene kadar orada beslendiği, beslenmenin annenin bedeninden bebeğe giden bir kordon
yoluyla olduğu açıklamaları yapılabilir.
        Bebek nasıl doğar ? Bebek yeni doğduğunda çok küçüktür ve annedeki bir delikten
kolayca dışarı çıkabilir şeklindeki bir açıklama yeterli olacaktır. Ancak bazen çocuk, bebeğin
nereden dünyaya geldiğini görmek isteyebilir. Bu çok doğal bir meraktır. Çocuğa bunu
yapamayacağınızı, ama neyi öğrenmek istiyorsa çizerek anlatabileceğinizi söylemek yeterli
olacaktır.
        Niçin erkekler çocuk doğuramazlar ? Erkeklerin çocuk doğurmak için karınlarında,
bebeğin doğana kadar gelişip büyümesini sağlayacak özel bir yer yoktur.
        Babaların neden göğüsleri yok ? Annelerin göğüsleri bebekleri besleyen sütü
yapar.Bebekler çok minik olduklarından bardakla süt içemezler ,annelerinden gelen sütü
emerler. Babalarda bebekleri besleyecek süt olmadığından annelerdeki gibi göğüslere
ihtiyaçları yoktur.
        Benimde çocuğum olacak mı ? Elbette..., büyüdüğünde evleneceksin ve seninde
çocukların olacak.
        Bebek annenin karnına nasıl girer ? Anne ve baba birbirlerini çok sevdiklerinde,
babanın bedenindeki; içinde sperm hücreleri taşıyan bir sıvı, annenin yumurta hücresiyle
birleşir. Böylece bebek oluşur ve büyümeye başlar.
        Anne ve babadaki hücreler nasıl birleşirler ? Babadaki sperm hücreleri ile dolu sıvı
annenin döl yatağına girer ve annedeki yumurta hücresi ile buluşur buna; çiftleşme denir.
        Adet görmek nedir ? Kızların yumurtlama dönemleri vardır. Bu her ay tekrarlanan
bir durumdur. 3 ile 7 gün sürebilir. Kızların bedenlerinde her ay rahim bebek için uygun
ortam hazırlar. Bebek olmadığında bu hazırlık dışarı atılır.
        Adet görme ne zaman başlar ? Adet görme yaşı kişiden kişiye değiş-
mektedir.Ortalama 12 - 14 yaşlar arasında başlar.Ancak daha erken yada daha geç başlaması
da normaldir. Kız çocuklarını, annelerin 9 yaş itibarıyla adet görme ile ilgili bilgilendirmeleri
uygun olur.
        Adet ne zaman kesilir ? Adet kesilme yaşı kişiden kişiye değişmekle birlikte
ortalama 45 - 50 yaşlar arasındadır. Kadındaki yumurtalıklar yumurta hücresi üretemez
olduğunda, adet görme kesilmiş olur.
        Neden erkek çocuklar ıslak rüya görür ? Erkek çocukların ergenlik dönemine
girmeleriyle birlikte,bedenlerindeki sperma hücreleri ile dolu sıvı, uykularında dışarı atılır.Bu
çok doğal bir süreçtir.Erkek çocuklarını, babaların 9 yaş itibarıyla ıslak rüya ile ilgili
bilgilendirmeleri uygun olur.
        Erkek sperması nasıl bir şeydir ? Sperma hücresi; kuyruklu ve ayaksız evredeki
kurbağa yavrusu görünümündedir.Hızlı hareket eder.Yaklaşık 500 tanesi bir araya geldiğinde
uzunluğu 2,5 cm olur.
        Dişi yumurta hücresi nasıl bir şeydir ? Dişi yumurta hücresi; yuvarlak ve yaklaşık
spermedan 125 kez daha büyüktür.Kendiliğinden hareket edecek gücü yoktur.




                                               15
        Anne bebeği olacağını nasıl bilir ? Anne bunu adet görmesi gereken tarih geçtiği
halde, adet görmediği zaman anlar.Doktora muayene olarak bebeğin varlığı ile ilgili kesin
sonuca ulaşılır.
        Çocuk nasıl doğar ? 9 ay 10 gün gibi bir süre sonunda gelişimini tamamlayan bebek,
annenin döl yolundan aşağıya doğru, kasların ritmik ve sürekli kasılmaları ile birlikte itilmeye
başlar.Bu anneye acı verir, ama annenin bedeni bu iş için uygun olarak donatıldığından,
doğal ve başarılı bir şekilde doğum tamamlanır.Anne bebeğini kucağına aldığı anda,
yaşadıklarının her şeye değdiğini düşünür.
        Evlenmemiş kişilerin çocukları olur mu ? Evet... Kızlarda adet görme, erkeklerde
blua erme gerçekleşmişse fiziki olarak çocuk olmaması için bir neden yoktur.Ancak, bir
çocuk sahibi olmanın beraberinde getireceği sorumlulukların çok fazla olacağının bilinmesi
gerekir.
        Daha ileriki yaşlarda,gençlerin cinsel bilgilendirme ihtiyaçlarını gidermek için
doktorlara,sağlık ocaklarına ya da konu ile ilgili kaynak kitaplara yönlendirilmeleri
uygundur.


                                     MASTÜRBASYON

        Çocuğun cinsel bölgesiyle oynayarak kendini uyarması ve rahatlama sağlaması
durumudur.
        Kimi zaman genital bölgedeki sorunlar nedeniyle kaşıntı ve tahriş, çocuğun dikkatini o
bölgeye yöneltmesine neden olur. Bu nedenle mastürbasyonu tanımlamak için çocuğun
genital bölgesinde fiziksel bir sorun olmadığını saptamak gerekir.
        Mastürbasyon en çok 3-6 yaş arasında görülmektedir. Bu dönem çocuğun bedenini
keşfetme ve cinsel kimliğini öğrenme dönemidir.
        Cinsel bölgesinde tesadüfi bir nedenle keşfettiği hazzı tekrar tekrar yaşayabilmek için
çocuk, bir yerlere sürtünerek, bir nesneyi kendine sürterek ya da eliyle kendini uyarabilir.
        Çocuk bu tür davranışları odasında yalnızken yaptığı gibi kalabalık ortamlarda da
yapabilir.
        Mastürbasyon genellikle ortaya çıkışından bir süre sonra kendiliğinden kaybolur.
Ancak ailenin aşırı tepkisi ve gereğinden fazla ilgisi durumunda yada çocuk duygusal
zorluklar yaşamaktaysa; ilgi çekmek, rahatlamak ya da kaçış nedenleriyle mastürbasyon çok
daha uzun sürebilir.

                                         ÖNERİLER

        Barsak kurtları ve benzeri parazitler konusunda dikkatli olunmalı ve varsa tedavi
ettirilmelidir.
        Kız çocuklarda vajina akıntısı olup olmadığı konusunda dikkatli olunmalı ve varsa
tedavi ettirilmelidir.
        Apış aralarında olabilecek kaşıntılar tedavi ettirilmelidir.
        Çocuğa uygun tuvalet alışkanlığı ve temizlenme alışkanlığı kazandırılmalıdır.
        Kendini duygusal anlamda yalnız hisseden çocuklarda bu tür eğilimlere daha çok
rastlanmaktadır. Bu nedenle çocuğun ana-baba sevgisi ve ilgisi açısından doyuma ulaşması
sağlanmalıdır.
        Çocuğa sabah uyanır uyanmaz yataktan kalkma alışkanlığı kazandırılmalı, yatakta
oyalanması engellenmelidir.
        Mümkün olduğu kadar (aşırıya kaçmamak şartı ile) fiziki etkinliklere sevk edilerek,
çocuğu yorgun düşmesi, yatağa yatar yatmaz uykuya dalması sağlanmalıdır.


                                              16
        Çok dar iç çamaşırı giydirmekten sakınılmalıdır.
        Çocuklara özellikle önden cepli pantolon giydirilmemelidir.
        Üstüne binmeli (bisiklet, atlı karınca vb.)oyuncaklarla oynamaları engellenmelidir.
        Kum havuzundaki kaydıraklara bindirmekten kaçınılmalıdır.
        Çocukların aynı odada uzun süreli oynamaları durumunda; fark ettirmeden gözlemde
bulunulmalıdır. Doktorculuk vb. türü oyunlar söz konusu ise çocukların dikkatleri başka yöne
çekilerek, yeni oyunlar kurulması sağlanmalıdır.
        Mastürbasyon yapan çocuklarla arkadaşlık etmeleri engellenmelidir.
        Korkutma, cezalandırma, ikaz etme gibi önlemlere başvurulmamalı, bunun yerine
çocuğun dikkatini başka tarafa çekilmeye çalışılmalıdır.
        Çocuğun cinsellikle ilgili sorularına, yaşına uygun, anlayacağı dilde ve seviyede
açıklamalar yapılmalı ve bu konudaki merakları giderilmelidir.


                                  KARDEŞ KISKANÇLIĞI




         Sorunlu bir kardeşlik ilişkisi yetişkinlerin karşılaştığı en genel sorunlardandır. Rekabet
duygusu her kardeşlik ilişkisinde vardır.Kardeş rekabetinin başlıca kaynağı “ annem-babam
onu daha fazla seviyor! “ cümlesiyle hayat bulur.
         Anne-babasının onun üzerine bir kardeşini ya da kendisinin gözde tutulduğunu
hissetmeyen çocuk azdır.Anneler-babalar genelde tüm çocuklarını aynı sevdiklerini iddia
etseler de,onlar hakkında eşit olmayan duygulara sahiptirler.Pek çok ailede erkekler daha
saygın ve üstün eğilimi olan cinsiyettir, bu nedenle erkek çocuklarına kız çocuklardan farklı
davranıldığı görülür.
         Çocuğun planlanmış bir bebek olması ya da kaza sonucu olması,genç anne-babadan
dünyaya gelmesi ya da olgunluk dönemindeki anne-babadan dünyaya gelmiş olması, anne
babanın çocuklar üzerindeki farklı tutumlarının belirleyicisi olabilmektedir.Küçük kardeşe
duyulan kıskançlık,çocukluk yaşamında en yaygın kıskançlık örneğidir.Kardeşine
vurma,ısırma sık rastlanan davranışlar arasındadır.
         Kıskançlık nedeniyle çocukta emekleme,bebekçe konuşma,biberonla beslenmeye
dönme,altını ıslatma,tırnak yeme parmak emme vb.gibi bebekleşme ve gerileme belirtileri
gözlenebilir.
         Kardeş kıskançlığında daha çok annenin tutumu rol oynamaktadır.Kimi kez anne
gerçek suçluyu araştırır; suçlu olduğunu düşündüğü kardeşe ceza verir.Bazen ikisini birden
cezalandırır ya da hangisi haklı olursa olsun küçüğünü korur.Kardeş kıskançlığından doğan
düşmanlık,kızgınlık bazen kardeşe değil de anneye yönelir.Bunun sonunda çocuk; yatağını
ıslatır,yemek yemez, söz dinlemez olur.Bazen de çocuğun düşmanlık duyguları kendisine
yönelebilir.Böylece içe kapanma ya da kendinde doyum arama ihtiyacı ortaya çıkarabilir.Bu
ise çocukta; tırnak yeme, parmak emme, mastürbasyon,kekemelik vb. gibi belirtilerin
görülmesine neden olabilir.



                                                17
                      KARDEŞ KISKANÇLIĞININ NEDENLERİ

       Anne-babanın evlat ayırımı yapması,
       Anne-babanın anlaşmazlığı;çocukların taraf tutmaya zorlanması,
       Anne-babanın ilgisiz tutumu,
       Çocuğun anne-babanın gözüne girmeye çalışması,
       Anne küçük kardeşle evde kalırken,büyüğünün kreşe,yuvaya ya da okula başlaması,
       Anne-babanın kardeşleri birbirleri ile kıyaslaması;birini diğerine örnek göstermesi,
       Anne-babanın çocukların bulunmadığı ortamlarda küçük oldukları için
anlamayacaklarını düşünerek ya da oyuna daldıkları için duymayacaklarını düşünerek
çocukların olumsuz davranışlarını konuşmaları.
       Kardeşler arasındaki rekabet normal bir duygudur. Bu duygu çocuğu motive edici bir
rol oynar.Ancak bazen çocukta duygusal yıkıma gidebilecek ölçülerde yaşanabilir.
Kıskançlığın kalıcı olmaması ve normal düzeyde tutulması için bazı önlemler alınmalıdır.

                                       ÖNERİLER

        Anne-babanın kardeş dünyaya gelmeden, çocuklarını bu konuda hazırlamaları, doğum
sonrası bebeğin bazı işlerini(beslenme, giyim, temizlik vb.) zorlanmadan ve kontrollü bir
şekilde çocuğa yaptırmaları en uygun çözümdür. Araştırmalar özellikle 5 yaşından küçük
çocukların gelecek kardeşten daha fazla etkilendiklerini ortaya koymuştur.
        Anne- baba çocukların her birine aile içinde kendi yerini bulması ve almasına, kendi
olmasına imkan vermelidir.
        Belki de geçimsizliğin ardında “kendi yerimi istiyorum, bağımsız kişilik olarak kabul
edilmek istiyorum” mesajı vardır.
        Pek çok annenin “yalnızca benim yanımdayken kavga ediyorlar, dışarıda oynarken iyi
geçiniyorlar” şikayetlerinin kaynağı; “ beni kendim olarak farket!, özel biri olduğumu,
kimseye benzemediğimi kabul et!” çağrısıdır. Bir ailede iki ya da daha çok çocuk varsa en
becerikli anne, her kişiliği ayrı ayrı geliştirebilen “anne”dir.
        Çocuğa yeni gelen kardeşin daha çok ilgiye ihtiyacı olacağı, oysa kendisinin pek çok
şeyi kendi başına yapabildiği gururu okşanarak anlatılmalıdır.
        Yeni doğan kardeşin eve ilk getirilişinde çocuğa sevdiği bir oyuncak ya da hediye ile
gelmesi sağlanabilir.
        Çocuğun küçükken neler yaptığı, nasıl bir bebek olduğu olumlu yönleri hatırlatılarak
anlatılmalıdır.
        Kıskançlığı tahrik edici “pabucun dama atıldı vb.” gibi sözlerden sakınılmalıdır.
        Çocuğa ait olan eşyalar yeni kardeşe onun rızası olmadan ufaldı ya da kullanmıyor
diye verilmemelidir.
        Çocuklar arasında güzellik, cinsiyet, kuvvet, zeka vb. açısından kıyaslama
yapılmamalıdır.
        Evde ve yakın çevrede bulunan kişilerin de (özellikle büyükanne- büyük baba)
ayrıcalıklı davranmaları önlenmelidir.
        Anne- baba kardeşler arası ilişkilerde olumsuzluk yaşandığı zaman; şikayet kabul
etmemeli, hakem rolü oynamamalı, kardeşlerin çözümü kendi aralarında sağlamalarına fırsat
vermelidir.
        Anne-babalar, kardeşler arasında olumsuzluk yaşandığında sık sık uyarı yapmak
yerine bu olaydan nasıl etkilendiklerini duygularını ifade ederek belirtmelidirler.Örneğin;
“çabuk kesin şu kavgayı şimdi ikinizi de döveceğim!” yerine;“çocuklar, işten yeni geldim çok
yorgunum. Birbirinizle yaptığınız kavga beni sinirlendiriyor ve başımı ağrıtıyor”gibi.


                                             18
                                         TEK ÇOCUK

        Tek çocuklu aile sayısı her geçen gün artmaktadır. Gerek sosyo-ekonomik nedenler
gerekse ailelerin birden fazla çocuğa yeterli ilgiyi gösterememe kaygıları tek çocuklu aile
sayısının artmasına neden olmaktadır.
        Tek çocukla yetinen aileler genellikle çocuk sahibi olmaya fazla değer veren ve çocuk
yetiştirme konusunda kaygıları olan ailelerdir. Bu aileler çocuklarının gelişim dürtülerini
engellememeye, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini desteklemeye önem verirler. Bu kaygıyla
çocuklarını çok koruyup kollama, ortaya çıkabilecek her türlü problemde kendilerinde bir hata
arama eğiliminde olabilirler. Bu da çocuğa uygulayacakları disiplinde dengesizliklere yol
açabilir. Örneğin çocuğun her isteğini karşılamaya çalışmak, tüm kararları çocuğa verdirtmek
büyük sorunlara neden olabilir. Çünkü çocuklar kendi ihtiyaçlarının karşılanmasında
diretseler de bir şekilde sınırlandırılmaya ihtiyaç duyarlar. Davranışlarına, yaşlarına uygun
sınırlar getirildiğinde daha huzurlu, daha yaratıcı olurlar. Her konuda kendi istedikleri olsun,
kendileri karar versin isterler ama bu kararların ya da davranışların sonucunun sorumluluğunu
almaya hazır olmayabilirler. Bu da çocuğun başarısızlık yaşamasına ve “sen istedin böyle
oldu” gibi suçlanmalara neden olabilir.
        Tek çocuklar bütün çocuklar gibi uygun anne-baba tutumuyla problemsiz bir yaşam
sürdürebilirler. Unutulmaması gereken konu çocuk sayısının değil, anne-baba tutumunun
önemli olduğudur.
        İlk üç yılda bütün çocuklar tek bir kişinin sürekli ilgisine muhtaçtırlar ve mümkün
olduğunca anne ile temaslarının yoğun olması önemlidir. Bu dönemde çocukların bu tek
kişilik yoğun ilgi ihtiyacı karşılanabilirse; bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirirler. Ancak üç
yaşından sonra tam bir sosyalleşme ve birey olma dönemine girilir. Yuva gibi sosyal bir
kuruma gitmek bu dönemde çocuğun sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için önemlidir. Eğer
çocuk böyle bir kuruma gidebilirse, yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olma, oyun
oynama ve yaşantıdan deneyim kazanma ihtiyacı karşılanabilecektir. Ancak çocuk üç yaşına
gelmiş olmasına rağmen hala sadece yeşitkinlerle birlikte oluyorsa, çocuklarla zaman geçirme
fırsatı verilmiyorsa, bu durum çocuğun sosyalleşmesini ve yaşıtlarıyla sağlıklı ilişkiler
kurabilmesini geciktirebilir. Çocuk paylaşmayı, beklemeyi, dinlemeyi, kurala uymanın
önemini ve bir gruba ait olmanın keyfini en etkili çocuklarla yaşadığı deneyimde öğrenebilir.
        Tek çocuklu ailelerde çocuk için ayrılan özel zaman, çok çocuklu ailelere göre ister
istemez daha fazladır. Aileler zamanlarını iyi organize ederlerse çocuğun her tür psikolojik
ihtiyacını karşılamaları için gerekli fırsatı bulabilirler. Tek çocuk olmanın belki de en önemli
avantajı budur.
        Anne ve babanın söz birliği içinde ortak bir disiplin anlayışı geliştirmeleri şarttır.
Çocuğun istenmeyen bir davranışı bir ebeveyn tarafından engellenmeye çalışıldığında diğer
ebeveynin müdahale edip çocuğun bu davranışını sürdürmesine izin vermesi, hem çocuğun
kuralları öğrenememesine , hem de anne-baba arasında çatışmalara neden olur. Bu ise; sorun
yaşanmasına neden olan çocukta, suçluluk duygularına neden olabilir.

                     Tek çocukların ilerideki yaşantıları nasıl etkilenir?

         Tek çocuk olarak ben-merkezciliği pekiştirilen, ilgi merkezi olmaya alıştırılan; her
ihtiyacı, hiç geciktirilmeden karşılanan, sosyalleşmesine fırsat verilmeyen bir çocuk aynı
ilgiyi ilerideki yaşantısında da isteyecektir .
         Girdikleri sosyal ortamlarda, okulda, işte, yakın ilişkilerinde aynı ilgiyi göremediklerin
de, öncelikli konuşma ve karar verme hakkı onlara verilmediğinde hayal kırıklığı ve öfke
yaşayabilirler, çevrelerine agresif davranabilirler ya da tam tersi olarak yeterince sevilmeye
değer olmadıklarını düşünüp içe kapanabilirler.


                                                19
        Doyumsuz olabilirler, çabuk bıkarlar, mutlu olmaları birçok koşula bağlı olduğundan
kolay mutlu olamazlar, paylaşmakta zorluklar yaşayabilirler.
        Sosyal ortamlarda kabul görmeyebilir, dışlanabilirler.
        İhtiyaç ve isteklerini başkalarının istek ve ihtiyaçlarıyla çakıştığında erteleyemezler.
        Sürekli anne-babasıyla ya da ailedeki diğer yetişkinlerle olmaya alışan çocukta güven
gelişimi de olumsuz etkilenir. Başka ortamlarda da kendine güvenemez, anne-babaya bağımlı
kalabilirler. Bu da, yetersizlik duygularına ya da her ortamda ayrıcalıklı olmak istemelerine
neden olabilir.
        Sadece yetişkinlerle birlikte olan çocuklar, kendilerine yetişkinleri model aldıkları için
kendilerinden beklentileri yüksek olabilir ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olabilirler. Bu
ise, en ufak hatalarında mutsuz olmalarına ve başaramama endişesine dönüşebilir, yeni şeyleri
ve durumları deneme konusunda, başaramama korkusuyla çekingen davranabilirler.
Eleştiriye tahammülsüz olabilirler.
        Okulda ve iş yaşamında sebatsızlık ve uyum sorunları olabilir.

                                          ÖNERİLER

        Tek çocuğa; öncelikle tek çocuk olarak değil, çocuk olarak davranmalı.
        Anne ve baba söz birliği içinde ortak bir disiplin anlayışı geliştirmeli.
        Yaşına uygun kurallar koymalı; bu kurallar kararlılık içinde uygulanmalı. Çocuk
kurala uymanın keyfini, bundan yaşayacağı kabulün mutluluğunu yaşayabilmeli.
        Beklemeyi, sabretmeyi öğretmeli; her istediğini anında karşılama çabasına
girilmemeli,gerekli olduğu düşünülen istekleri karşılanmalı. İsteklerinin yaşına ve ailenin
koşullarına uygun sınırları olması sağlanmalı.
        Üç yaşından sonra yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olması sağlanmalı.
Yuvaya gönderme imkanı yoksa bile çocuğu olan ailelerle görüşüp, çocukların bir arada
olmasına, oyun oynamalarına, arkadaşlıklar kurmalarına fırsat verilmeli.
        Çocukla iyi iletişim kurulmalı. Kendisini yalnız ya da mutsuz hissettiğinde anne ve
babasını duygularını anlatabilecek kadar kendisine yakın hissetmesi sağlanmalı.
        Yapabileceğinden fazla şey beklenmemeli. Hep mükemmel olmaya çalışmak çocuğu
yorar ve başarısızlık korkusunu artırır.
        Çocuğa söz hakkı verilmeli. Ama bu, tüm kararları çocuğa aldırmak şekline
dönüşmemeli. Uygun karar alternatiflerini sunarak, çocuğun birisini seçmesi istenmeli.
(örneğin; bu oyuncak arabayı alamayız, paramız yetmiyor ama bu uçağı ya da gemiyi
alabiliriz gibi)
        Bireyselliğinin gelişmesi desteklenmeli. Giyinme, soyunma, yemek yeme, temizlik
gibi her türlü özbakımını yapmasına fırsat verilmeli. Evde sorumlulukları olmalı, büyüklerine
bağımlı olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılaması için desteklenmeli.
        Anneanne, babaanne gibi aile büyükleri genelde çocukların ben-merkezciliklerini
pekiştirici şekilde davranırlar. Onlara mümkün olduğunca ve kibarca engel olunmalı, anne-
babanın kuralları doğrultusunda hareket etmeleri sağlanmalı.

Unutulmamalıdır ki, bütün bu sorunlar aslında sadece tek çocuk olduğu için değil
uygun olmayan anne-baba tutumları söz konusu olduğu için yaşanan sorunlardır.




                                               20
                                      SALDIRGANLIK




        Saldırganlık;çocuğun güvenlik, mutluluk vb. ihtiyaçlarının şekil değiştirerek başka bir
biçimde ortaya çıkmasıdır. Çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması,
tekmelemesi, tükürmesi ya da sözel saldırılarda bulunmasıdır.
        Saldırganlık doğuştan getirilen bir dürtüdür. Başlangıçta, içinden gelen saldırganlığı
bütün çıplaklığı ve yalınlığıyla dışa vuran çocuk, zamanla öfkesini ve saldırgan davranışlarını
engellemeyi öğrenir.
        Saldırgan davranışları bulunan çocuklar; sinirli, anlaşılamaz, eyleme hazır ve aşırı
geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir, hemen parlar, kavgaya hazırdır. Durmadan
kuralları çiğner ve ceza görür ancak bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da kısa süreli olarak
etkilenmiş gibi görünürler. Sıradan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar.
Tepkileri ölçüsüzdür, öfkesini yenemez ve sürekli kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu
çocuklar evde, okulda ve arkadaş çevresinde sürekli sorun yaratırlar; yetişkinlerle de sürekli
çatışma içindedirler. Saldırganlık davranışı daha çok erkek çocuklarda görülmektedir.

                        SALDIRGAN DAVRANIŞIN NEDENLERİ

        Anne-babanın birbirleriyle tartışmaları, kavga etmeleri, annenin ya da babanın
saldırganca tutumu ve çocuğun da bunu taklit ederek öğrenmesi saldırganlığın başlıca
nedenleri arasındadır.
        Bunların yanı sıra çocukta varolan, mevcut enerjinin boşaltılmasına izin vermeme ve
engelleme, çocuğun çabalarını görmezlikten gelme ya da yok sayma, sıklıkla eleştirme,
azarlama, anne-babanın çocuk ile yeterince ilgilenmemesi, anne-babanın çocuğa karşı tutarsız
bir tutum sergilemesi, çocuğu ilgi duyduğu şeylerden mahrum etme ve engelleme (oyun
oynamasına, koşmasına ya da hareket etmesine izin vermeme ), sık sık çocuğu şiddete maruz
bırakma, anne-babanın da sinirlenince evdeki eşyaları fırlatması ve saldırganca tavır
sergilemesi, evde sık sık kavga sahnelerinin yer aldığı filmler seyredilmesi ve bu filmleri
övücü sözler söyleme, anne-babanın çocuklarının haklarını koruyan ve kendini ezdirmeyen
bir çocuk olması amacıyla “sana vuruyorsa sende ona vuracaksın, kendini ezdirmeyeceksin”
gibi sözler söylemesi saldırganlığa neden olarak gösterilebilir.
        Bunların dışında; beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi, zeka geriliği, epilepsi, dikkat
eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, tiroid bezinin fazla çalışması gibi fizyolojik sorunlar da
saldırgan davranışların görülmesine neden olmaktadır.

                                         ÖNERİLER

        Anne-baba çocuğa saldırgan davranışlar konusunda model olmamalıdır. Anne-babanın
saldırgan ya da saldırgan diye nitelendirilebilecek davranışlarını gözden geçirmesi ve bunları
kontrol altına alması gerekir. Saldırganlık deyince sadece fiziksel değil, sözlü saldırganlığın
da önlenmesi gerekir. Çocuğa hakaret etmenin, bağırıp çağırmanın da bir tür saldırganlık
olduğu unutulmamalıdır.


                                               21
         Ev ve okul şartları; çocukların saldırganlık davranışını, destekleyici zeminler
olmamalıdır.
         Saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar
yapılınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada saldırganlığı araç olarak görmeye
başlar.
         Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve çocuğun bu davranışının, istenmeyen bir
davranış olduğu hemen gösterilmelidir.
         Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Anne-babanın ilgisi,
sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan ve
sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin
davranmaya çalışmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır (“ yine
arkadaşının kolunu morartmışsın, bıktım artık eve şikayet gelmesinden!..” yerine “seninle
ilgili şikayet duyduğum zaman kendimi çok kötü hissediyorum” gibi). Dayak saldırgan
davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, davranışın o an için sönmesini sağlayabilir
ancak, çocukta düşmanca duyguların gelişmesine neden olur.
         Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha
sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.
         Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmelidir. Çocukla işbirliği
yapılmalı, evde görev ve sorumluluk alması sağlanmalıdır.Örneğin;özellikle zarar verdiği
şeylerin korunmasının sorumluluğu ona verilebilir.
         Çocuğa saldırgan davranışlarının dezavantajları gösterilmelidir.Saldırgan davranışları
ile isteklerini elde edemeyecekleri anlatılmalı, üstelik elde ettiklerini de kaybedebilecekleri
vurgulanmalıdır.
         Anne-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışlarını görüp, olumsuz
davranışlarını görmezlikten gelmelidir. Çocuk saldırgan davranışlarda bulunmadığında sözel
olarak ödüllendirilmelidir.
         Çocuk başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve yarıştırılmamalıdır.
         Çocuğun dışarıda oynamasına izin verilmelidir. Bu, çocuğun geriliminin azalmasına
ve enerjisini boşaltmasına imkanı sağlayacaktır.
         Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmedikçe, bu
davranışın üstünde durmamak gerekir.
         Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşıyorsa;
çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi
öğretilmelidir.Örneğin; “10'na kadar say ve ona vurma “ gibi.
         Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen
çiviler, resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir.
Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlarda alternatifler arasındadır.
         Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir.TV.deki şiddet içeren
programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, anne-baba
çocukla birlikte seyrederek şiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu şiddet filmlerinin
gerçek yaşamın modeli değil, “ kurmaca “ olduğu çocuğa anlatılmalıdır.
         Anne-babalar saldırgan davranışlar gösteren çocuklarının grup etkinliklerine
katılmasını sağlamalıdır. Çünkü bu çocuklara grup içinde “liderlik” rolünün verilmesi,
iyileştirici bir faktör oluşturmaktadır.
         Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.
         Anne-babalar, saldırgan davranışların sonuçlarını, çocukların anlayabileceği bir dille
anlatmalı ve çocuğa kendini koruması ve haklarını savunması öğretilirken, başkalarına da
zarar vermemesi gerektiği hatırlatılmalıdır.




                                              22
                                          ÇALMA


        Çalma, çocuğun kendisine ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarak almasıdır. Okul öncesi
dönemde görülen izinsiz alma davranışı, bir uyum ve davranış bozukluğu olarak kabul
edilmez. Bu dönemde çocuklarda mülkiyet duygusu tam olarak gelişmediği için, çocuk başka
birisine ait olan eşyayı izinsiz olarak almanın kötü bir davranış olduğunu anlamakta güçlük
çeker.
        Okul çağlarında görülen ve sık tekrarlanan çalmalar üzerinde önemle durulmalıdır.
Çalma davranışı, süreklilik gösteriyorsa profesyonel yardım alınmalıdır.

                        ÇALMA DAVRANIŞININ NEDENLERİ

1.Hatalı anne-baba tutumları
        Aşırı disiplinli tutum. (Çocuğun sık cezalandırılması ya da anne-babanın dayak,tehdit,
polisle korkutma vb.gibi tutumları nedeniyle oluşan intikam alma duygusu,çocuğu çalma
davranışına yöneltebilir)
        Kıyaslamacı tutum. (Başarılı bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak
için eşyalarını alabilir)
        Anne-babanın paraya aşırı düşkünlüğü ya da cimriliği.
        Maddi cezalar verme.(Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi,harçlığının kesilmesinin
ceza olarak kullanılması)
        Gereksinimlerin giderilmemesi.(Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması, anne-
babanın sevgi ve ilgi eksikliği)
        Önceki çalma davranışının pekiştirilmesi.(Başkasına ait olan bir şeyi eve getirdiğinde
anne-babanın fark etmemesi,fark ettiği halde önemsememesi ya da aşırı suçlayıcı sert tepkiler
göstermesi)
2.Değersizlik duygusu ve öz-güven eksikliği
        Bir grubun onayını alma ihtiyacı.(Burada amaç çalmak değil, başkalarına yaranmaktır)
        Özgüvenini artırma çabası.(Bazı çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak
için yapabilirler)
        Çocuğun depresyonda olması.(Yoğun değersizlik ve yetersizlik duyguların telafisi
için,değerli gördüğü eşyaları alma eğilimi görülebilir)
3.Kıskançlık ve rekabet duyguları
        Yeni doğan kardeşe karşı yoğun kıskançlık duyguları yaşaması. (İlgi görmek ya da
kızgınlık duyguları nedeniyle çalma eğilimi görülebilir)
        Kardeşlerini ya da başka çocukları kıskanması.(Çocuklar yaşadıkları rekabet
duygusunu bastırabilmek için çalma davranışı gösterebilirler)
4.Özdeşleşme sorunu
        Çocuğun özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmesi.(Bir televizyon filmi,çizgi film
ya da bilgisayar oyunlarında ki kötü karakterler örnek alınabilir)

                                        ÖNERİLER

       Çocuğa dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.
       Önce anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş
eşyalar geri götürülmelidir.(Örneğin;otellerden hatıra diye alınan havlular,kaşık-çatallar
vb.gibi)



                                             23
         İletişime önem verilmelidir. Eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, yeterli zaman
ayrılmıyorsa, aile bireyleri arasındaki ilişki güçlendirilmelidir.
         Çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek miktarda belirli bir harçlık verilmelidir.
         Çocuğa ihtiyacı olduğunda , kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği
ve bunu nasıl geri vereceği öğretilmelidir.
         Etrafta bozuk para gibi cezbedici eşyalar bırakılmamalıdır.
         Çocuğun kendisine ait eşyaları olmalıdır.Anne-baba çocuğun eşyalarını kullanacağı
zaman ondan izin almalıdır.
         Kesinlikle fiziksel ceza verilmemelidir. Anne-baba aşırı sert tepki göstermeden, olayı
onaylamadığını gösterebilir.
         Çocuğu kötü olarak damgalamamak gerekir.Çocuğun sadece o andaki yaptığı davranış
eleştirilmelidir.
         Çocuğun aldığı eşyayı geri vermesi sağlanmalıdır.Çocuk aldığı eşyayı, kendisi özür
dileyerek geri vermelidir. Ceza olarak harçlığı kesilmemelidir.Eğer eşya kırılmış ya da
bozulmuşsa yenisi alınmalı ve parası çocuğun harçlığından ödetilmelidir.Şüphelenilen
durumlarda çocukla konuşmak gerekir."Benim cüzdanımdan para alıp almadığından emin
değilim, fakat sana çok gerektiği için aldıysan ve eğer geri verirsen seninle gurur duyacağım.
Benim seninle gurur duymamdan daha önemlisi senin kendinle gurur duyman”şeklinde bir
konuşma aldığı eşyayı geri vermesini sağlayabilir.


                   ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME DAVRANIŞI

        Yalan başkasını bilerek aldatmak için söylenen geçiştirmeli sözlerdir. Günlük
yaşamımızda hepimizin yalana başvurduğu zamanlar olur. Örneğin ; arkadaşımıza "bugün
seninle birlikte vakit geçirmeyi canım istemiyor" yerine, "işim var" deriz. Çünkü gerçeği
söylersek onu inciteceğimizden korkarız.
        Genellikle kendi yalanımızı gerekli, diğer insanların söylediği yalanları büyük yalanlar
olarak görürüz.
        Başkalarını bilerek aldatmak amacıyla söylenen yalanlar, gerçek yalanlardır.
        Çocuklar; okulöncesi (3-5 yaş arası) dönemde gerçek dışı simgelerle gerçek simgeleri,
birbirinden ayıracak zihinsel olgunluğa ulaşmadıklarından, anlattıkları gerçek dışı şeyler
yalan olarak değerlendirilmez. Bazen rüyalarını ve hayallerini de gerçekmiş gibi anlatabilirler.
Dikkat çekmek için uydurdukları hikayeler de yalandan uzaktır.
        Çocuklar, dünyaya geldiğinde yalanı ve ikiyüzlülüğü bilmezler. Bunları; yaşadıkça
çevresindeki büyüklerden öğrenirler.
        Başkalarını aldatmak amacıyla yalana başvurmaya başlayan çocuğun; kendisine
saygısı kalmaz. Zaman içinde kendisinden utanan, özgüvenden yoksun, yeteneklerinin ve
sahip olduğu değerlerin farkında olmayan, kendisini değersiz ve işe yaramaz olarak gören bir
birey haline gelir.

                   YALAN SÖYLEME DAVRANIŞININ NEDENLERİ

       Çocukları yalana iten, çoğunlukla yetişkinlerin gerçek karşısında takındıkları çelişkili
tutumlardır. Örneğin telefona cevap vermeye giden çocuğuna “beni filanca sorarsa evde yok
dersin” diyen bir anne, yine okul yıllarında nasıl kopya çektiğini, bulduğu kopya çekme
yöntemleriyle öğretmenini nasıl atlattığını anlatan bir baba, annenin kapıyı çalan komşu için
çocuğa “annem evde yok” dedirtmesi, ailenin “doktora gidiyoruz” diyerek gezmeye gitmesi,
“bu yaptığımı baban sorarsa yapmadı diyeceksin” diye çocuğa annenin baskı yapması,



                                              24
çocuğun yanında “yalanla dolanla zengin olmuş”kişilerin zevkle anlatılması, dolaylı yoldan
çocuğa yalan söylemeyi öğretmektedir.
        Çocuk ilgi çekmek amacıyla da yalan söyler. Çocuk eğer 5 yaşın altındaysa yalandan
söz etmek doğru olmaz. Yaramazlık yapan ve yalan söyleyen çocukların amacı anne-babayı
kızdırmak, çileden çıkarmak ya da aldatmak değildir. Yeterli sevgi alamayan yada gördüğü
sevgiden emin olmayan, ilgi eksikliği yaşayan çocuklar dikkatleri kendi üzerlerine çekmek
için hikaye uydururlar. Bu çocuklar azarlanmak ve dayak yemek pahasına da olsa her çareye
başvururlar.
        Bazen de yalan taklit yoluyla öğrenilir. Diğer çocukların yalan söylediğini gören ve
onları taklit eden çocuk, yalanın onlara bir takım avantajlar sağladığını fark eder. Bir de buna
arkadaşlarının “benim gibi yapmıyorsun, çünkü korkuyorsun” türünden yönlendirmeleri
eklenir. Böylece çocuk yaptığı bir hatada kendini masum gösterip cezadan kurtulmak ister.
        Çocuk güven kazanmak için de yalan söyleyebilir. Anaokuluna ve ilköğretim okuluna
devam eden çocuklarda sık görülen bir yalan türüdür. Eğer çocuk derslerinde başarılı değilse,
okulda ve evde tembelliği başa kakılıyorsa bu durum çocukta telafisi zor bir aşağılık duygusu
geliştirebilir. Çocuk kendini değersiz, aptal, işe yaramaz biri olarak görmeye başlar.
        Çocuk cezadan kaçmak için de yalan söyleyebilir. Dürüstlüğü ve doğru sözlülüğü
karşısında ceza gören bir çocuk yalana başvurabilir. Cezalandırma dayaktan ibaret değildir.
Dayak en kötü disiplin aracıdır ve eğitime olumlu bir katkısı yoktur. Günah keçisi gibi
devamlı suçlanan, kendisini savunmasına izin verilmeyen, başkalarıyla kıyaslanan çocuklarda
bir anlamda cezalandırılmış demektir. Eğer sınavdan aldığı düşük notu söylediğinde azar
işitir, “yine mi zayıf aldın, bu notlar ne zaman düzelecek, ne zaman çalışmaya
başlayacaksın?” suçlamalarıyla karşılaşırsa, bir sonraki zayıfını söyleme cesareti
gösteremeyeceğinden yalana başvurabilir.
        Çocuk kardeşiyle ya da başka çocuklarla kıyaslanıyorsa, ailenin onayladığı çocuğa
benzemek amacıyla yalana başvurabilir. Bu nedenle yapmadığı davranışları yapmış gibi ya da
yaptığı davranışları yapmamış gibi ailesine aktarabilir.
        Çocuklar kaygılandıkları bir durumdan kaçmak için de yalana başvurabilirler. Okuldan
korktuğu için karnının ağrıdığını söyleyen ve okula gidemeyen bir çocuk ya da okulda yemek
yemek istemediği için parasını çaldırdığını söyleyen bir çocuk bu duruma örnek olarak
gösterilebilir.
        Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa
yalana başvurabilir.Çocuk doğru söylediğinde "yalan söylüyorsun" diye suçlanıyorsa bu
yalanlar alışkanlık haline gelebilir.
    Çocuk yalan söylerken bazı özlemlerini dile getiriyor da olabilir.Mutsuzluklarını gizlemek
için yalan söyleyen çocuklara rastlamak mümkündür. Yetişkin insanların mutsuzlukla başa
çıkma yöntemleri farklıyken, çocuklar mutsuzluklarını mutluymuş gibi yansıtırlar. Anne-
babası sürekli kavga eden bir çocuk, öğretmenine ve arkadaşlarına anne-babasının hiç kavga
etmediğini ve çok iyi geçindiklerini söyleyebilir. Kreşte arkadaşlarıyla iletişim kuramayan,
oyunlara alınmayan bir çocuk, anne-babasına sınıfta en çok sevilen çocuğun kendisi olduğunu
anlatabilir. Sınıf başkanı seçilemediği için çok üzülüp, mutsuz olan bir çocuk eve geldiğinde
sınıf başkanı seçildiğini ifade edebilir. Anne-babası boşanan bir çocuk, arkadaşlarına çok
mutlu bir aile tablosu çizebilir.




                                              25
                                       ÖNERİLER

        Yetişkinler çocuklara örnek olmalıdır.Eğer anne-baba başkalarına yalan söyleyecek
olursa, çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç olacaktır.Çocuklara hangi yaşta olursa
olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.
        Küçük çocukların sözde yalanları ahlaki bir hata gibi görülmemelidir.
        Çocuk yalan söylediğinde aşırı tepki göstermemek gerekir. Yumuşak ve hoşgörülü
olmalı ve cezadan kaçınmalıdır. Aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak
için, yalan söylemeye devam etmesine yol açabilir.
        Çocuklardan başaramayacakları şeyler beklenmemelidir.
        Fazla baskıdan kaçınılmalıdır. Özellikle çocuğun yalan söylediğini anladığınızda
dayağa başvurmayın, çünkü dayak yalancılığı pekiştiren bir ceza şeklidir. Ayrıca koyulan
kuralların çocuğun yaşamını fazla sınırlamamasına dikkat edilmelidir.
     Yetişkinler çocuğu araç olarak kullanmamalıdır.Örneğin; annenin çocuğa telefonda
“annem evde yok” dedirtmesi gibi. Ayrıca çocukları yalanlarından dolayı ya da sizin teşvik
ederek söylettiğiniz yalanlardan dolayı asla ödüllendirmeyin.
        Çocuğun diğer çocuklarla ve kardeşiyle kıyaslanmaması gerekir.
        Anne-baba-çocuk iletişiminin olumlu olması gerekir. Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve
endişelerini sizinle konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin
bulmasına yardımcı olmak gerekir.
        Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir."Yalancı" etiketi yapıştırılmış olan
bir çocuk, bu etiketin gereklerini yerine getirecektir, Çünkü “yalancı” kelimesiyle çocuğun
kişilik özelliği ifade bulmaktadır. Oysa çocuğunuzun kişiliğini bu davranıştan ayrı tutmak
gerekir. Sevilmeyen şeyin çocuğun kendisi değil, davranışı olduğu anlatılmalıdır.
        Doğru söylediğinden emin olmak için kontrol edilmelidir. Çocuğa "ödevin bitti mi"
diye sormak yerine "ödevini görmek istiyorum" deyin.Bu davranış hem kontrol edileceği için
ödevini düzgün yapmasını sağlar hem de sonucundan çekindiği için yalan söylemeyi engeller.
Ayrıca çocuklara sık sık ne yaptıkları ya da ne gördükleri anlattırılmalı çeşitli bahanelerle
davranışlarının nedenleri sorulmalıdır.
        Çocukları yalana yönelten bir diğer neden ise korkudur. Evde oyun oynarken
salondaki bir süs eşyasını kıran çocuğun “ben yapmadım” demesi aslında kendini koruma
ihtiyacındandır. Böyle bir durumda kızmak yerine “gel bir daha düşünelim, yanlış
hatırlıyorsun galiba” diyerek onu yönlendirin. Herkesin zaman zaman kaza ile bir şeyler
kırabileceğini, bundan sonra salonda oynamaz ise böyle kazaları yaşamayacağını
anlatabilirsiniz. “Sen yalan söylüyorsun” diye bağırmak, cezalandırmak bu tarz davranışların
pekişmesini ve devamını sağlar. Bilinen bir gerçek vardır ki o da katı disiplin teknikleri
uygulayan ailelerin çocuklarında yalan söyleme davranışına daha sık rastlanır.
        Eğer çocuğunuz aşırı kaygılı ve çekingenlik yüzünden yalan söylüyorsa ona güven
verin, öfke ve kınama tepkilerinden kaçınmaya çalışın.
PATOLOJİK YALANLAR: Hiçbir kazancı olmadığı halde, düşünülerek planlanmış
yalanlardır. Daha çok ergenlik döneminin başlarında görülür ve tedavi edilmezse hayat boyu
devam eder. Bu tür yalanlar başka davranış sorunlarıyla birlikte görülür; okuldan ya da evden
kaçma gibi. Böyle bir durum uygun bir inceleme ve tedavi süreci gerektirir.




                                             26
                                    YEMEK SORUNU




        Beslenme canlının gelişimi için gerekli olan doğal bir ihtiyaçtır. Ancak “beslenme
ortamı” sağlıksız olduğu takdirde çocuk olumsuz bir şekilde koşullanacağından bu doğal
ihtiyaç çekilmez bir azap haline gelebilir.
        Annenin bu doğal ihtiyaç karşısındaki aşırı duyarlılığı bir yandan yemek yemeyi sorun
haline getirir diğer yandan da anne-çocuk hatta aile-çocuk iletişiminin bozulmasına neden
olur.
        Sevmediği yemeği yemesi için ya da yeterli derecede yediği halde, tabağını sıyırması
için zorlanan çocukta yemeğe karşı olumsuz bir tutum meydana gelir. Bunun sonucunda
“yemek yemek istemiyorum, bu yemek iğrenç kokuyor, karnım aç değil, yemek yerine
çikolata yesem” gibi mazeretler yükselmeye başlar.
        Yemek yemeyle ilgili problemler genellikle ilk çocukluk döneminde başlar. Bu
problemler yiyeceklerle ilgili olmaktan çıkar ve güç gösterisine –anne, baba ve çocuklar
arasında gelişen bir savaşa- dönüşür. Bu savaş da anne-babaların kazanabileceği türden bir
savaş değildir.

                                       ÖNERİLER

        Yemek saatlerinde tüm aile bir araya gelmeye çalışmalı ve yemek ortamının sakin,
keyifli ve stressiz olmasına özen gösterilmelidir.
        Anne-babalar çocuklarının yemekten önce tatlı ve abur cubur türünde yiyecekler
yememesi konusunda dikkatli olmalıdır. Ancak yemek aralarında acıktıklarında kolaylıkla
ulaşabilecekleri sağlıklı yiyeceklerin bulunmasına özen göstermelidirler.
        Yemek yeme karşılanması gereken doğal bir ihtiyaçtır. Bu nedenle çocuğun tabağına
yiyebileceği kadar yemek konulmalıdır. Çocuğun iştahı arttıkça bu miktar arttırılabilir.
        Sofraya konulacak yemek iki çeşit ise ikisinin de çocuğun hiç sevmediği, yemede çok
tepki gösterdiği yemek olmamasına, en azından bir çeşidin yiyebileceği bir yemek olmasına
dikkat edilmelidir.
        Eğer çocuk önüne konulan yemeği şiddetle reddediyorsa; onu, daha rahatlıkla kabul
edebileceği bir yemek haline dönüştürmek yaralı olabilir.(Çocuk ıspanağı ağzına koymazken,
ıspanaklı böreğe itiraz etmeyebilir)
        Yemek masasında onun tabağıyla ilgilenilmemeli hatta bakılmamaya çalışılmalıdır.
        Yemesi için televizyon karşısında yedirmek, arkasında dolaşarak yedirmek, yediği
takdirde oyuncak almak gibi rüşvetlerden kaçınılmalıdır.
        Çocuk yemek yemeyi reddediyor ve buna karşılık anne-babanın sunduğu tüm önerileri
de reddediyorsa “tamam yemeyebilirsin” gibi bir ifadeyle çocuk şaşırtılmalıdır. Ancak bir
sonraki öğüne kadar yemek yiyemeyeceği uyarısı da yapılmalıdır.
        Yemek yemeyi reddeden çocuğa kesinlikle ceza verilmemelidir.
        Çocuk çok yorgun ve uykusuz ise bu durumda yemeğe başlamamasına dikkat
edilmelidir.



                                             27
        Yemek masasının hazırlanmasında ve yemek bitiminde masanın toplanmasında
çocuktan yardım istenebilir. Bu ona önemli bir yardımda bulunduğu duygusunu verecek ve
yemek bitimini sabırsızlıkla bekleyecektir.
        Yemeğini güzel yediğini söyleyerek, güzel sözlerle motive edilmeye çalışılmalıdır.
Olumsuz ifadelerden kaçınılmalıdır.
        Yemek yeme konusunda çocuğa model olunmalıdır.Çünkü anne-baba yemek
yemekten zevk alıyorsa aynısını çocuğu da yapmaya çalışacaktır. Aile içerisinde yemek seçen
varsa bu da çocuk için olumsuz bir model oluşturacaktır.
        Unutmayın ki çocuklar birkaç öğün az yemekle kilo kaybetmezler. Bundan dolayı
çocuğa yemesi konusunda zorlama yapılmamalıdır. Bu anne-baba-çocuk arasındaki iletişimin
bozulmasına ve çocuğun öfke nöbetleri geçirmesine neden olabilir.
        Tüm bu önerilere karşılık çocuk kilo kaybediyor, yenilenleri çıkartıyor, yemek yemeyi
kesinlikle reddediyorsa bir uzmandan yardım alınmasında fayda vardır.


                         BOŞANMIŞ AİLELER VE ÇOCUKLARI




        Aile birliği devam edemeyecek duruma geldiğinde eşlerin boşanması olası bir
durumdur. Ekonomik sorunlar, eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları, cinsel sorunlar,
iletişim bozukluğu, eşlerden birinin ihaneti, aile içi şiddet gibi durumlar boşanmaya neden
olabilmektedir. Boşanma aile içindeki bütün bireyleri etkilemekle birlikte, bu durumdan en
çok etkilenenler çocuklar olmaktadır. Bütün bunlar dikkate alındığında eşler boşanma kararını
vermeden önce şu sorulara cevap aramalıdırlar:
        Yaşadığım sorunların ve mutsuzluğumun nedeni; evliliğim.Başka sorunları evliliğime
yüklemiyorum.
        Evliliğimi kurtarmak için elimden gelen her şeyi yaptım.
        Bu kararı uzun sürede ve etki altında kalmadan verdim.
        Eşim de, ben de ilişkimize yeterince zaman tanıdık.
        Çocuğumuz ve ben boşanma olayından etkileneceğiz; bu etkilerin farkındayım.
        Boşandıktan sonra ortaya çıkabilecek yeni sorunlarla başa çıkabilecek gücüm var.
        Yalnızca eşimden boşanıyorum, çocuğumdan değil (özellikle babalar için).
        Eşimin de benim de çocuğumuza ihtiyacımız var, çocuğumuzun hem bana hem eşime
ihtiyacı var, o yalnız birimize ait değil.
Eşlerden biri ya da her ikisi kararlarını kesin olarak verdiyse, çocukların boşanma sürecinden
olabildiğince az etkilenmelerini sağlamaya çalışmalıdır.
Çocukta Strese Yol Açabilecek Durumlar Şunlardır:
        Alıştığı aile yapısının değişmesi.
        Aile içi yakınlıklar ve bağlılıklarda değişiklikler.
        Beraber kaldığı ebeveynle ilişkileri ve gelecekte kendisinin bakımı ile ilgili endişeler.
        Anne baba arasındaki çatışma sonucu çocukta suçluluk, yalnızlık, öfke duygularının
ortaya çıkması.
        Bir ebeveynin tarafını tutmaya zorlanma.


                                               28
         Çeşitli Yaş Dilimlerindeki Çocukların Boşanmaya Karşı Reaksiyonları

Bebekler: Çatışmayı anlamazlar fakat anne babanın duygu durumu ve enerji düzeyindeki
değişimlere reaksiyon verebilirler. İştah değişimi, sıkıntı gibi durumlar görülebilir.
        Gündelik yaşamı sürdürmek, çocuk önünde sıcak davranabilmek, gerekirse aile ve
yakınlardan yardım almak, çocuğu oyuncak vb. gibi eşyalarından yoksun bırakmamak ve
çocuğun temel ihtiyaçlarını zamanında karşılamak alınabilecek önlemlerdir.
Küçük Çocuklar (2-4 yaş): Ebeveynlerden birinin gittiğini anlar fakat nedenini anlamaz.
Uyku problemleri, bebekliğe dönme, endişe, içe kapanma, öfke, hırçınlık gibi davranışlar
sergileyebilir.
        Normal yaşamını sürdürebileceği, destekleyici ve güven verici bir ilişki sunulması,
çocuğun süreci daha kolay atlatmasını sağlayabilir.yararlı olabilir.
Okul Öncesi (5-6 yaş): Yaşantısında artık anne-babasından birinin aktif olmadığını anlar
ancak boşanmanın ne anlama geldiğini anlamaz. Suçluluk ve öfke duyguları yaşayabilir.
Gelecek endişesi taşıyabilir, istenmediğini düşünebilir, sakarlıklar görülebilir, beraber kaldığı
ebeveyne ve çevresine saldırganlık davranışı gösterebilir, geceleri kabus görebilir, yas tutma
eğilimi söz konusu olabilir.
        Duygularını açması konusunda yüreklendirmek, özel bir zaman ayırmak, boşanmadan
sorumlu olmadığını, bakımının süreceğini ve güvende olduğunu sık sık vurgulamak, beraber
kalmayan ebeveynin düzenli ziyaretini sağlamak yararlıdır.
Okul Çağı (7-8 yaş): Boşanmayı anlamaya başlar. Anne-babanın artık birlikte olmayacağını
ve birbirlerini eskisi gibi sevemeyeceklerini anlar. Bir yakınını kaybetme duygusunu yaşar.
Hala anne-babanın bir araya gelmesi umudunu taşıyabilir. Evden ayrılan ebeveyn tarafından
istenmeme duygusu, okul ve arkadaş ihmali, gelecek endişesi, uyku ve iştah sorunları, baş ve
karın ağrısı, ishal, sık tuvalete çıkma gibi bedensel sorunlar yaşayabilir. Okul çıkışı kimsenin
onu beklemeyeceği korkusu taşıyabilir.
        Kırıcı ifadeler kullanmadan duygularını açma cesareti verilmeli, bütün soruları
yanıtlanıp diyalog kapısı sürekli açık tutulmalı, korku,depresyon gibi ruhsal sorunların
işaretlerine karşı duyarlı olunmalı ve gerekirse profesyonel yardım istenmelidir. Birlikte
geçirilecek özel zamanlar oluşturulması, her şeyin normal olduğu, ancak eskisine göre daha
farklı yaşanacağının anlatılması, çocuğun özel yaşantısına saygı gösterilmesi yararlıdır.
Ergen Öncesi ve Ergenler: Boşanmayı anlarlar fakat kabullenemeyebilirler. Öfke ve hayal
kırıklığı içinde olabilirler.Bu durumdan utanabilirler. Beraber olmadığı ebeveyn tarafından
terkedilmişlik duygusu, ailede kontrol kurma çabası, abartılı davranışlar gösterme (olumlu ya
da olumsuz), riskli davranışlar sergileme (okuldan kaçma, hırsızlık, madde kullanımı vb. gibi)
yaşanabilir. Aileyi bir araya getirmeye yönelik “melek” olma gayreti görülebilir. Çabucak
büyüyecekmiş gibi hissederler. İstenmediği düşüncesiyle ebeveynin birini ya da her ikisini
hayatından çıkarma eğilimi gösterebilirler.
        Boşanmanın her basamağında konuşmak, iki yönlü iletişim kurmak, gündelik yaşamın
sürdürülmesine devam etmek yararlıdır. Ayrıca; bunun anne-babanın problemi olduğunu
anımsatmak ve suçluluk duymasını engellemek, onu ebeveyn çatışmalarının içine sokmamak,
çocuğu diğer ebeveynin (anne ya da baba) yerine koymamak önemlidir. Gerekirse
profesyonel yardım alınmalıdır.




                                               29
                                        ÖNERİLER

        Çocukların birçoğu anne babalarının kendisi yüzünden anlaşamadığını ve boşandığını
düşünebilir. Bu nedenle ebeveynler boşanma nedenlerini çocuklarına onların anlayacağı bir
dille mümkünse birlikte açıklamalıdırlar.
        Boşanmanın ne olduğunu ve boşanmadan sonra anne, baba ve çocuğun yaşamında ne
gibi değişiklikler olabileceği konusunda çocuğu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek gerekir.
Yeni düzenlemelerle ilgili kararlar alınırken çocuğun onayı alınmalı ancak çocuk karar verme
sorumluluğu altında ezilmemelidir.
        Boşanma sürecinde bakıcı, şehir veya ev değiştirme vb. gibi yaşantı değişiklikleri
ertelenmelidir. Yaşanması zorunlu bazı değişiklikler varsa, bunlara kademeli geçişler
yapmaya gayret edilebilir. Çünkü her değişim, olumlu da olsa ekstra çaba gerektirir ve
çocuğunuz için hepsine birden uyum sağlamak güç olabilir. Bu nedenle, boşanma sonrası
çocuk, eşlerden hangisiyle kalacaksa, o ve çocuk ailenin boşanmadan önce yaşadığı mekanda
yaşamaya devam etmelidir.
        Evden ayrılan anne veya babanın çocuklarıyla birlikte geçireceği zamanlar,
gerçekleştirilebilir ölçüde ve periyodik olmalıdır. Çocukların anne veya baba evden ayrılsa da
onu düzenli olarak görebileceğini bilmeleri onlara karşı güven duygusunu kazanmalarına ve
bu durumu daha kolay kabullenmelerine yardımcı olabilir.
        Ayrılığı izleyen ilk yıl taraflar açısından “duygusal şok” dönemi olduğundan anne
veya baba ikinci bir evlilik yapacaklarsa bu dönemden sonra olursa daha iyi olabilir.
        Anne babalar birbirlerinden ayrıldıklarını ancak, anne ve baba olmaktan
ayrılmadıklarını unutmamalı ve bunu çocuğun anlamasını sağlamalıdırlar.
        Anne babalar çocuklarını hiçbir şekilde birbirlerine karşı kullanmamalıdır. Eşler
boşanmaları konusunda çocuklarından taraf tutmalarını, hakem olmalarını, haklıyı- haksızı,
iyiyi- kötüyü belirlemelerini, istememelidirler. Aynı zamanda anne babalar birbirlerine olan
olumsuz duygularını çocuklarının yanında ifade etmemelidir.
        Çocuklara boşanmadan dolayı suçluluk duygularını pekiştirecek söz ve davranışlardan
kaçınılmalıdır. Örneğin “.................. yapmasaydın. Yok yere senin yüzünden kavga çıktı”
gibi.
        Anne - babalardan her birinin aileleri, boşanma sonucunda alınan kararlardan haberdar
edilmelidir. Çocuğun yaşayabileceği duygusal zorlanmaları daha kolay atlatabilmesi
konusunda işbirliğine gidilmelidir.
        Çocuğun yanında karşılıklı olumsuz duygular ifade edilmemelidir. Özellikle ailenin
diğer fertleri, arkadaş ve komşularla boşanmayla ilgili konular paylaşılırken, çocukların aynı
ortamda olmamasına dikkat edilmelidir.
        Çocuğa her iki evde de dengeli ve eşit yaklaşım tarzında bulunulmalıdır. Taraflardan
her biri hangi gerekçeyle olursa olsun çocuğun her istediğini yerine getirme davranışında
bulunmamalıdır. Örneğin her istediğini alarak ve yaparak çocuğunuzun boşanma olayından
daha az etkilenmesini sağlayamazsınız; sadece doyumsuz bir çocuk olmasına yol açmış
olursunuz.
        Bu durumun okul çağında olan çocuğunuzun derslerine de yansıma ihtimalini göze
alarak, sınıf öğretmeni ve okul psikolojik danışmanı ile görüşülüp ortak bir çalışma içine
girilebilir. Çocuğun, bir sorunu olduğunda danışabileceği profesyonel kişilerin olduğunu
bilmesi önemlidir.
        Anne – baba kendilerinde yaşanan bu sorunlarla baş edebilecek güç bulamıyorlarsa;
kendileri için uzman bir kişiden yardım almalarında yarar vardır.




                                             30
              ÇOCUKLUK VE ERGENLİK DÖNEMİNDE DEPRESYON

Aşağıda sıralanan maddelerden en az 5 tanesinin, en az 2 hafta süreyle yaşanması depresyon
belirtisi sayılabilir:
         Kendini mutsuz hissetme.
         Hoşlandığı şeylere ilginin azalması, bu etkinliklerden zevk alamama.
         İştahta artış yada azalma olması.
         Uyku bozuklukları. (Uykusuzluk ve aşırı uyuma yada yorgun uyanma gibi)
         Huzursuzluk hissederek sürekli hareketlilik yada aşırı durgunluk-ağırlık çökmesi
durumu.
         Yorgunluk-bitkinlik yada enerji kaybının olması.
         Kendini değersiz, çirkin yada suçlu hissetme.
         Bir konuya konsantre olmada zorlanma, sürekli yaşanan kararsızlık durumu.
         Yineleyen ölüm ve intihar düşüncesi yada intihar girişimi olması.

        Her çocuk ve ergenin depresyonu birbirinden farklıdır. Kimi çocuk, depresyondayken
aşırı yorgun ve halsiz olurken, kimi çocukta; yerinde duramama ve huysuzluk hali gözlenir.
        Depresyonun çocuk ve ergenlerde ifade bulmasında anne-babalara aşağıdaki sözcükler
ve davranışlar ipucu olabilir:

       “Hayat boş......Hayat çok sıkıcı.......Çok sıkılıyorum, yapacak hiçbir şey yok.....”
       Eskiden yapmaktan çok hoşlandığı yada gitmekten çok zevk aldığı şeyler için; “Canım
istemiyor....” sözünün sık tekrarlanması
       Sık sık iç çekme, çok sevdiği ortamlarda bile “Of sıkıldım” sözleri
       Anne-babayı sinirlendirene, sabrını taşırana kadar uğraşma, her şeyden sudan
bahanelerle tartışma çıkarma ve küsmeler
       Özellikle ergenlik döneminde cama yada duvara yumruk atma gibi öfke nöbetleri
       Sık sık baş, karın ağrısı yada yorgunluktan yakınmalar
       “Beni bu evde kimse sevmiyor.....,Kardeşimi daha çok seviyorsunuz......,Kimse beni
istemez, gelmezler ki ........”sözcüklerinin çok sık kullanılır olması
       Ölümden yada kendini öldürmekten söz etmeler yada “Kaçıp gideceğim
buralardan....” gibi sözler söyleme
       Yoğun alınganlık davranışları gösterme
       Sık sık basit şeyler için ağlama
       Derse ilginin azalması, konsantrasyon ve dikkatin dağılaması
       Olumsuz alışkanlıkları olan marjinal arkadaşlar edinme (Hırsızlık, evden kaçma,
kanunu çiğneme, satanizm taraftarlığı vb. gibi özellik taşıyan arkadaşlar edinme)
       Marjinale kayan giyim ve yaşam tarzında değişiklikler (Pop müzik severken metal
müzik dinlemeye başlama, dövme yaptırma, küpe takma, baştan aşağıya siyah giysiler giyme)
       Çocuklarda ve ergenlerde, depresyonla ilgili yapılan araştırmalara göre; her 100
çocuktan birinde ve her 20 ergenden birinde depresyon görülmektedir. Yine depresyon,
çocuklukta, her iki cinste de eşit oranda iken, ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde kızlarda
erkeklere oranla iki kat fazla görülür.
       Depresyondaki çocuk ve ergenlerde beyindeki “serotonin” adlı maddenin normalden
düşük olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan ilaçlar bu düzeyi normale getirerek depresyonun
geçmesini sağlamaktadır.
       Depresyon ile ilgili “Takma kafanı!, Topla kendini... bu kadar zayıf olma!” gibi iyi
niyetle söylenen sözler kişinin kendini daha kötü hissetmesinden başka bir işe
yaramayacaktır.



                                            31
       Çocukta depresyon belirtileri görüldüğünde “Dur bakalım düzelir...,Ergenlik
döneminde böyle şeyler normaldir geçer...,Evdeki huzursuzluktan çocuk böyle oldu...” vb.gibi
ertelemeler korkunç sonuçlar doğurabilir.

          ÇOCUK VE ERGENLERDE DEPRESYONA GİRME NEDENLERİ

        Anne-baba-çocuk ilişkisinde bozukluklar.
        Özellikle yaşamın ilk yıllarında ilişkinin kalitesi (çocuğun temel ihtiyaçlarının
karşılandığı, ilgili, sevecen bir ilişki ) çocuğun psikolojik gelişimini önemli ölçüde etkiler.
        Çocuklar arasında ayrım yapma.
        Anne ve babaların çocuk yetiştirmeye kişilik ve ruhsal açıdan hazır olmadıkları halde
çocuk sahibi olmaları.
        Dayak ve cinsel istismar.
        Dayak çocuğun kendisine duyduğu saygıyı azaltır, anne-babaya karşı bilinçli yada
bilinç dışı öfke duyguları yaşamasına yol açar. Dayak, azarlama, eleştiri gibi yaklaşımlar
çocuğun kişiliğine yöneliktir. Oysa ceza da amaç olumsuz davranışı olumluya çevirmektir. Bu
nedenle verilen ceza davranışa yönelik olmalıdır. İstediği TV programını seyrettirmeme,
istediği bir şeyi almama yada istediği bir yere götürmeme gibi.
        Cinsel istismar çocuğun bir akrabası yada tanıdığı bir erişkin tarafından cinsel haz
almak için kullanılmasıdır. Cinsel istismarı önlemenin en iyi yolu çocukların bu konuda
eğitilmesidir. Çocuklara cinsel bölgelerinin mahrem olduğu, bu bölgeleri kesinlikle kimseye
elletmemeleri ve göstermemeleri gerektiği anlatılmalıdır. Böyle bir şey olduğunda mutlaka
anne ve babaya haber vermeleri tembihlenmelidir.
        Anne-babada depresyon ve diğer psikiyatrik bozuklukların bulunması.
        Mizaç.
        Bazı çocukların doğumdan itibaren son derece uyumlu, neşeli, yemesi içmesi kolay
olduğu gözlenir. Bazıları ise huysuz, uykusuz ve sorunlu olabilir. Mizaç özellikleri depresyon
için risk etkeni oluşturabilir.
        Ailedeki huzursuzluk.
        Anne-babanın ölümü.
        Boşanma.
        Sevdiği kişiden ayrılma, başarısızlık yaşama vb.

                                        ÖNERİLER

       Çocuğunuzun depresyonda olduğundan şüpheleniyorsanız vakit geçirmeden bir çocuk
psikiyatristine başvurmalısınız.
       Çocuğunuz depresyondayken eskisinden daha anlayışlı davranmalısınız.
       Mümkün olduğunca tartışmaya girmekten yada onu ikna etmeye çalışmaktan kaçının.
       Depresyondaki çocuk ve gençlere nasihat etmeyin.-Depresyon bir hastalıktır;
nasihat ve örneklerle geçmez-
       Kardeşinin zarar görmesini engelleyin. Kardeşine hastalıkla ilgili bilgi verin ve
mümkün olduğunca depresyondaki çocuğunuzla yalnız bırakmayın.
       Çocuğunuzun öğretmenini bu konuda bilgilendirin ve öğretmenle daha sık görüşün.
       Kendinizi suçlamayın, neden böyle olduğunu araştırmaktan vazgeçin. Tüm enerjinizi
çocuğun tedavisine yönlendirin.
       Önerilen tedavi programını eksiksiz uygulayın. Doktorun verdiği ilaçların yan etkisi
olarak nitelendirdiğiniz sonuçları varsa doktorunuza bu konuda geribildirimde bulunun.




                                              32
                              BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞI




        Teknoloji kuşkusuz insanların günlük yaşamlarını kolaylaştırıcı pek çok imkan
sağlamaktadır. Bilgisayar, internet, cep telefonu, televizyon gibi araçlar bir yandan hayatı
kolaylaştırırken diğer yandan da bu araçları kullanma bağımlılığını da beraberinde
getirmektedir. Özellikle küçük çocukların ve ergenlerin bu tür bağımlılığa daha yatkın olduğu
görülmektedir.
        Literatürde henüz bilgisayar bağımlılığı adı altında bir davranış bozukluğundan
bahsedilmemekle birlikte, yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde dikkate alınması gereken bir
konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
        Çocuğunuz bilgisayar, atari chat, internet başında zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor
ve bütün gün başından kalkamıyorsa, yemek yemeyi, uyumayı, okula gitmeyi unutuyor veya
erteliyorsa, uyku saatleri düzensizleşmeye başladıysa, ders başarısında düşmeler görülüyorsa,
arkadaşlarıyla ve ailesiyle geçirdiği vakit eskisine nazaran azaldıysa, harçlığının tamamını
internet cafelerde harcıyorsa, internet cafelere gidebilmek için anne – babasından izinsiz para
alıyorsa bir sorun olduğu düşünülebilir.

                    BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞININ NEDENLERİ

        Günlük yaşamda kendilerini ifade etmekte güçlük çeken çocukların sanal ortamda
kendilerini olmak istedikleri kişi gibi tanıtabilmeleri,
        Kişi kendisini internet ortamında sanal da olsa bir guruba ait hissedebiliyor. Bu
durumun günlük yaşamda iletişim kurmada ve sosyal ortamlara katılmada sorun yaşayan
bireylere kolaylık sağlaması,
        Arkadaşlarıyla sürekli iletişim içinde olmayı seven ergenler için, telefona göre daha
ucuz, uzun ve birçok kişiyle aynı anda iletişim kurma olanağı sunması,
        Günlük sıkıntı ve sorunlardan uzaklaşma, gerçeklerden kaçma olanağını sağlaması,
        Daha çok hassas, yalnız, çabuk sıkılan, içedönük, kendine güveni az ve bağımlılık
geçmişi olan bireylerin bilgisayar bağımlılığına daha yatkın olması,
        Kişilerin, günlük yaşamda yaşayamadıkları yarışma, rekabet ve kazanma gibi
duyguları, sanal ortamda doyurma olanağı bulmaları,bilgisayar bağımlılığı arasında
gelmektedir.

                                        ÖNERİLER

        Sanal Yerine Doğal Ortam: Çocukların arkadaşlarıyla doğal yollardan görüşmeleri için
ortam hazırlayabilirsiniz. Çocuğunuzun arkadaşlarıyla evde ve bahçede yapabilecekleri
uğraşılar, hobiler, yaz kampları, hafta sonları doğa yürüyüşleri gibi etkinlikler.


                                              33
        Spora Yönlendirme: Çocuğunuza uygun bir spor çalışması seçtirebilirsiniz. Böylece
haftanın birkaç günü spor yaparak geçirmesini, bedensel, zihinsel ve sosyal gelişme imkanı
bulmasını sağlayabilirsiniz.
        Sosyal Beceri Eğitimi: Çocuklar veya ergenler kendi akran gruplarında iletişimi
başlatmada ve sürdürmede güçlük yaşıyor olabilirler. Bu kişilerin internet, atari ve chat gibi
sanal ortamlarda bu problemi yaşamadıkları görülmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir sosyal
beceri gelişimi için okul Psikolojik Danışmanından veya “Sosyal Beceri Eğitimi Grupları”
yapan özel psikolojik danışma merkezlerinden yararlanabilirsiniz.
        İnternet Kullanım Sözleşmesi: Çocuğunuzla internete hangi saatlerde girebileceği, ne
tür siteleri ziyaret edebileceği, hangi oyunları oynayabileceği, bilgisayarda ne tür etkinlikler
yapabileceği, bilgisayar başında ne kadar süre geçirebileceği gibi konuların yer aldığı yazılı
bir sözleşme hazırlayarak karşılıklı imzalayabilirsiniz.
        Bilgisayarın herkesin bulunduğu bir ortama konması, çocuğunuzun etkili bilgisayar
kullanma alışkanlığı kazanması açısından yararlı olabilir.
        Çocuğunuzun bilgisayar bağımlısı olmasının altında yatan ihtiyacın keşfedilerek
bunun doğal ortamlarda doyurulmaya çalışılması da etkili olabilir.
        Çocuğunuza bilgisayar kullanımını yasaklamak yerine dozajında ve etkili kullanma
alışkanlığını kazanmasında yardımcı olmak daha istendik sonuçlar almanıza yol açabilir.


                                      SINAV KAYGISI




         Sınavlara hazırlanan öğrencinin yaşadığı kaygının iki nedeni vardır.Sınav bir okulun
giriş sınavı ise; sonuçları hayatının akışını etkileyecek , büyük bir yarışta yer almaktan dolayı
duyulan kaygı olabilir.Bu doğal ve yerinde bir durumdur. Bir diğer neden ise akılcı bir temele
dayanmaz.. “Anneme,babama ne diyeceğim?’’ , “arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım?’’
“ya öğretmenim kızarsa ?’’ gibi düşünceler sınava hazırlanan öğrencinin kaygısını
arttırır.Genellikle sonuca odaklanan öğrencilerde kaygı yüksektir.Sonuç yerine sınava kadar
geçecek sürece odaklaşmak ve zamanı iyi planlamak ve yönetmek kaygıyı istenen düzeye
çekecektir.
         Her konuda olduğu gibi sınavlarda da başarılı olmak için belirli düzeyde kaygıya
gerek vardır. Kaygı düzeyi düşük ise; başarılar o öğrenciyi hiç ilgilendirmiyordur,ancak
alacağı notun korkusuyla çalışmaya başlar,ama sürdüremez.Eğer kaygı düzeyi yüksek ise o
öğrencinin konsantrasyon yetersizliğine bağlı olarak performansı düşüktür. Eğer kaygı
istenen düzeyde ise öğrenci kendini enerjik,istekli,güvenli hisseder.Harekete geçmeye
hazırdır;performansı da artmıştır.
         Bir durumu yada olayı kontrol edemiyorsak,çaresizlik içinde olduğumuzu hissederiz
ve o olay bizim için stres kaynağı haline gelir.Bu nedenle, sınavın stres kaynağı olmaktan
çıkması için, çaresiz olmadığımızı hissettirecek kontrol mekanizmaları geliştirmeliyiz.
         Sınav kaygısı ile başa çıkabilmek; bedensel,zihinsel ve davranış düzeyinde çabalar
gerektirir.



                                               34
Stres durumunda bedende oluşan değişikliklere göz atarsak :
            - Solunum hızlanır,kesik kesik ve düzensizdir,
            - Kalp vurum sayısı artar,
            - Damarlar daralır, bu nedenle el ve ayaklar soğuk olur.
         Kendimizi huzurlu ve rahat hissettiğimizde ise :
            - Solunum derinleşir ve düzenlidir,
            - Kalp vurum sayısı azdır,
            - El ve ayaklara giden kan miktarı artar,eller ve ayaklar ısınır,
             - Bedenin tüm kaslarında gevşeme olur.
         Öğrencinin sınav kaygısını anne-baba, öğretmen tutumları da arttırabilir.Anne-baba
için sınavdaki başarı her şeyden önemli ise bu mesajı alan çocuk için de aynı anlamı
taşıyacaktır.Sınavda başarılı olmak hayatta başarılı olmak anlamına gelmez.Sınav başarısı
hayat amaçlarımıza ulaşmak için gerekli araçlardan sadece biridir.Hayat amaçlarına ulaşmak
için çeşitli alternatifler olduğunu anne-babalar unutmamalıdır.En önemli ve değerli şeyin
çocukları olduğu mesajını davranışlarıyla vermelidirler.
         Sınav notunun çok önemsendiği ailelerde öğrenciler hep sonuç odaklı düşünürler ve
bildiklerine değil, kaç alacaklarına odaklandıklarından kaygıları artar. Bu nedenle
performansları düşer,kendilerine güvenleri azalır.
         Başkaları ile yarışma ortamlarını yaratan öğretmenlerin bu tutumları da kaygıyı
arttırıcı nedendir.Öğrenci kendi yapabildiklerine ve öğrendiklerine odaklanmayıp, eksiklerini
ve yapamadıklarını görmeye başlar.Öğretmenlerin başkaları ile yarışmak yerine öğrencinin
kendisi ile yarışmasının daha geçerli bir yol olduğunu bilerek ,bireysel farklılıkları dikkate
alarak öğrencilerini desteklemeleri gerekir.

                                         ÖNERİLER

        Bu belirtileri dikkate alarak bedendeki stres tepkilerini değiştirmemiz için düzenli
yapılacak solunum egzersizleri, gevşeme egzersizleri,küçük kısa süreli fizik egzersizler yararlı
olacaktır. Bu egzersizler bedendeki stres tepkilerini değiştirdiği gibi stres hormonlarını
tüketecek, yüksek kaygıyı azaltacak, buna bağlı olarak konsantrasyon ve dikkat sorunlarını
ortadan kaldırarak öğrenmede etkinliği arttıracaktır. Bedensel düzeydeki çabalar sonucunda
baş ağrılarının geçtiğini,uykularının düzene girdiğini ifade eden öğrenciler olmuştur.
        Kaygı, kişiye rahatsızlık veren olayın kendisinden değil, o olayın kişi için taşıdığı
anlamdan kaynaklanır.Bir çok öğrenci sınav ile birlikte kendi kişiliğinin, varlığının
değerlendirildiğini düşünür.Böyle bir düşünce kaygıyı yükseltecek ve beyinde öğrenme için
gerekli olan protein zincirlerinin oluşmasını engelleyecektir.Sadece bilgisinin ölçüleceğini
düşünmek daha akılcı olacaktır. Sınav zeka ölçeği olmadığı gibi,kişiliği değerlendiren bir
envanter de değildir.
        Sınava ilişkin olumsuz düşünceleri gözden geçirmek,gerekirse yazmak,gerçekçi bir
nedene dayanıp dayanmadığını irdelemek ve yerine olumlu düşünceler geliştirmek
gerekir.‘’Sınavı mutlaka başarmalıyım,kazanmalıyım.’’ Yerine ‘’Başaracağım, şu okula
girmek istiyorum.’’ diye düşünmek daha gerçekçidir.
        Davranış düzeyinde yapabileceklerimiz ise; düzenli tekrarlar,sınavdan önceki gece
yatmadan öğrenilenleri hızlı tekrar etmek,sabah mümkünse bir kez daha gözden geçirmek,
(Uyku öğrenmeyi en az bozan etkinlik olduğundan yatmadan önceki tekrar yararlıdır) not
tutarak çalışmak,akış şemaları oluşturmak,dikkatli ders dinlemek,derse hazırlıklı girmek,
günün ödevlerini ertelemeden o gün yapmak ,çalışma ortamını uygun hale getirmek, çok değil
etkili çalışmak bunun içinde zamanı iyi yönetmek olmalıdır.




                                              35
         Bunun yanında nasıl daha kolay öğrenirim? Sorusuna yanıtlar arayarak öğrenme
stilinizin farkında olmak ya da bunu anlayabilmek için yardım almak ve bu doğrultuda
çalışmalarınızı sürdürmek de önemlidir.
         Kaygıyı istenen düzeye çekmede uyku ve beslenme de etkilidir.Yeterli uyku,düzenli
öğünler, stres arttırıcı kafeinli içeceklerden uzak durmak yararlı olacaktır. Kaygı düzeyi
yüksek olduğunda vücudumuz en çok C vitamini tükettiğinden bu vitamini içeren besinlerden
alınmasına özen gösterilebilir.




                                           36
                   DİĞER DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI



                       Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,
                             Boşuna yaşamış olmayacağım.
                            Bir yaşamdan acıyı alabilirsem,
                            Ya da bir acıyı hafifletebilirsem,
               Ya da birkaç ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirsem,
                             Boşuna yaşamış olmayacağım.

                                   EMİLY DİCKİNSON




                               EVDEN OKULDAN KAÇMA




        Evden Kaçma
        Hatalı anne- baba tutumları, anne yada babanın alkol bağımlısı olması, ruh sağlığının
bozuk olması,şiddete eğilimli olması, işsizlik nedeniyle ailenin ekonomik durumunun ciddi
anlamda bozulmuş olması gibi sebepler aile içi ilişkileri olumsuz şekilde etkiler, bu olumsuz
ortamdan uzaklaşmak niyetiyle çocuk evden ayrılabilir. Çocuğun birkaç saat kaybolduğu,
sonra kuytu bir köşede, bodrumda ya da harabede bulunduğu görülür. Bu davranışa çoğu
zaman bir sebep bulunmaz. Ama önemli sebepler arasında aile içi çatışmalar, mutlu bir
yuvaya özlem, sevilmediğine inanmak, hor görülme, iş yapmaya zorlanma vb. sayılabilir.
Okul başarısı düşük, aldığı zayıf karne yüzünden dayak yiyeceğinden korkan çocuklar da
evden kaçma eylemine girebilir.
        Yapılan araştırmalara göre tinerci olarak isimlendirilen ‘köprü altı çocukları’ genelde
sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi düşük mutsuz ailelerden gelmektedir.
        Okuldan Kaçma
        Okuldan kaçan çocuklar da, yoğun olarak disiplin sorunu görülür. Saldırgan
davranışlar ve umursamazlık söz konusudur. Okuldan sık kaçan öğrenci grubuna takılabilirler.
Hiç kimseyi, hiç bir şeyi takmayan bir tutum sergilerler. Zeka kapasiteleri normal ya da
normalin altında olabilir.Genellikle öğrenme ve başarı motivasyonları düşüktür. Aile
yapılarında ilgi ve sevginin yetersiz olduğu bir ortam vardır. Okul ortamında öğretmenleriyle
sorun yaşıyor olabilirler. Çocuğun okula gitmediğinden çoğunlukla anne babanın haberi
yoktur.
        Bunların dışında uyuşturucu kullanımı, kumar bağımlılığı, taciz edilme , hamilelik gibi
nedenlerden dolayı okuldan kaçmalar görülebilir.


                                              37
                                        ÖNERİLER

       Çocuğun okulla ilgili olumsuz düşünce ve tutumları, okul başarısıyla ilgili korkusu,
gizemli davranışları gözden kaçırılmamalı ve okulla ilgili olumsuz düşünce ve tutumlarını
olumluya çevirme konusunda yardımcı olunmalı,
       Öne sürdüğü bahanelere karşı uyanık olunmalı,
       Aile çocuğun sınav sonuçlarından, ev ödevlerini yapıp yapmadığından, okuldaki
olaylardan haberdar olmalı,
       Okul yönetimi, çocuğun devamsızlık durumuyla ilgili aileyi bilgilendirmeli,
       Çocuğun, okuldan kaçma nedenleri tespit edilmeli, gerekirse profesyonel yardım
alınmalı,
       Okuldan kaçmanın sonuçları konusunda çocukla konuşulmalı ve somut anlaşmalar
yapılmalı,
       Çocuğun iyi davranışları ödüllendirilmeli,
       Tüm önlemlere rağmen sorun devam ediyorsa, gerektiğinde çocuğun kendini daha iyi
hissedebileceği başka okul seçenekleri değerlendirilmeli.


                     GECE KORKULARI ( PAVOR NOCTURNA )

        Daha çok 4 ile 12 yaşlar arasında görülür.Uykuya daldıktan 1– 2 saat sonra nöbet
tarzında görülen önemli bir bozukluktur. Çocuk panik şekilde çığlık atarak uyanır,ter içinde
kalmıştır,yatakta derin soluk alıp verme ve kalp çarpıntısı gözlenir.Bu nöbet 10 dakika içinde
kendiliğinden geçer.E.E.G‘de çoğu zaman bozukluk vardır.Genellikle,yaş büyüdükçe
kendiliğinden iyileşme görülür ancak bazı durumlarda tedavi gerekebilir.
        Çocuk gece korkuyla uyandığında “korkma , korkacak bir şey yok...hadi yat uyu !..”
gibi sözler yerine, anne-babanın sevgi ve şefkat göstermesi,çocuğun gece yatmadan önce
korku filmi izlemesinin engellenmesi, onu korkutacak konuların yanında konuşulmaması
yararlı olacaktır.
        Ancak, çocuğun gece korkularının geçmesi, temelde yatan sorunu öğrenmeden ve
ortadan kaldırmadan beklenmemelidir.Çok aşırı durumlarda ise profesyonel bir yardım
alınması uygundur.


                          SAÇ YOLMA (TRİKOTİLLOMANİ)

       Bazı çocuklar 2 yaşından itibaren kendi kaş, kirpik ve saçlarını çekip, yolabilir,
koparabilirler. Bu davranış uyumsuz ve huzursuz çocukların önemli belirtilerinden biridir. Kız
çocuklarında erkek çocuklarına nazaran daha sık rastlanır. Konuşamayan, isteklerini
anlatmakta güçlük çeken 2 yaş öncesi çocuklarda görüldüğünde zeka geriliği ve gelişim
bozukluğunun işareti sayılabilir.
       Çocukların korkularını, endişelerini, öfkelerini ifade edemedikleri durumlarda
duygusal alandaki gerilimin boşaltılması saldırganlık dürtüsü artırmakta ve çocuk bu dürtüyü
kendi kendine yöneltmektedir. Anne-çocuk ilişkisindeki yetersizliklerde önemli nedenler
arasındadır.
       Anne-çocuk arasındaki yetersizliklerin ortadan kaldırılması ve bir uzmandan yardım
alınması sorunun çözümünde yararlı olacaktır.




                                             38
                                 TOPRAK YEME (PİKA)

        İlk 1 yaş içerisinde bebekler ellerine geçeni ağızlarına götürerek sertliğini,
yumuşaklığını, yenip yenmediğini öğrenmek isterler. Bu tür geçici denemeler ilk aylarda
eşyayı tanıma ve keşfetme olarak değerlendirilebilir. 1 yaşından sonra devam etmesi halinde
uyum bozukluğu olarak ele alınması gerekir. Genelde ağza götürülen şeyler içerisinde toprak,
kum, kireç, gübre ve kağıt gibi zararlı maddeler vardır. Seyrek de olsa bazı küçük çocukların
mobilya kenarını kemirdikleri görülür.
        Bu davranış genellikle bakımsız, yeterince beslenemeyen,anne sütü almamış, ihmal
edilmiş, ilgi, sevgi eksikliği içinde olan, güven duygusu gelişmemiş çocuklarda görülür.
        Çocuğun gün içinde yalnız bırakılmaması, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının
karşılanmasına özen gösterilmesi, anne çalışıyorsa bile önceliğin çocukta olması sorunun
çözümüne yardımcı olacaktır.


                            DIŞKI KAÇIRMA (ENKOPRESİS)

        Normal olarak çocuklar 2 yaşını tamamladığında küçük ve büyük abdestlerini bilinçli
olarak tutabilmektedirler. Dışkı kaçırma; çocuğun kakasını tutma ve bırakma işlevini kontrol
edebileceği yaşa gelmiş olmasına rağmen, istemli ya da istem dışı olarak kakasını uygun
olmayan yerlere bırakma ile belirlenen bir bozukluktur. Seyrek görülen, gündüz uyanıkken
daha sık rastlanan ve genellikle erkek çocuklarda görülen bir durumdur.

                   DIŞKI KAÇIRMA DAVRANIŞININ NEDENLERİ

        Yetersiz tuvalet eğitimi verilmesi (bu durumda çocuk bağırsak kontrolünü
kazanmamıştır).
        Ruhsal bir bozukluğun olması (çocuğun fizyolojik bağırsak kontrolü normal olmasına
rağmen bir isteksizlik, direnç ve başarısızlık vardır. Yeni bir kardeşin doğumu, anneden
ayrılık, korkutucu olaylar, hastaneye yatış, anaokuluna gidiş gibi tedirgin edici durumlar,
çocukta bir gerilemeye yol açabilir).
        Barsak işlevlerinde yapısal bir bozukluk olması (tuvalet eğitiminin yanlış verilmesi ve
psiko-dinamik etkenler neden olmaktadır. Temizlik ve titizliğe aşırı önem veren annelerinin
cezalandırıcı tutumları ve tuvalet eğitimine erken başlamaları;çocuklarda yeterli kas gelişimi
olmadığı için dışkı kaçırmaya neden olabilir).

                                        ÖNERİLER

       Altına kaçırma, çocuğu utandıran, benlik saygısını zedeleyen, sosyal yaşamını,
arkadaş, aile ilişkilerini bozan bir belirti olduğundan sorunun çözülmesi büyük önem taşır.
Çocuk, hangi nedenle olursa olsun, altını pisletmeye başlarsa, bunun bir alışkanlık haline
gelme olasılığı, vardır. Bu duruma sert tepki göstermek, sorunu artırır ve bir kısır döngüye
neden olur. Bununla birlikte, başlangıçta sadece sorunun kaynağındaki fiziksel nedeni, tedavi
etmek yeterli olabilir. Bu sorunun nedenin incelenmesi ve tedavisi için profesyonel yardım
alınması gerekir.




                                              39
                                CİNSEL KİMLİK SAPMASI

        Çocukluk çağında erkek çocuk babasıyla, kız çocuk ise annesiyle özdeşleşir. Bunun
sonucu cinsel kimlik ayrışır ve gelişir.
        İlk aylardan başlayarak anne ve baba bebeğin cinsine uygun davranmaya özen
gösterir. Kız çocuğunun saçına çiçekler takılır, renkli süslü kıyafetler giydirilir. Kız ve erkek
çocukların oyuncak seçimleri farklılaşır. Kız çocuk “benim cici, tatlı kızım” diye sevilirken,
erkek çocuk “benim aslan oğlum” diye övülür. Anneler erkek çocuklarına “ baban yokken
evin erkeği sensin, beni sen koruyacaksın” derken kız çocuklarına “sen benim en iyi
yardımcımsın” derler.
        Bazı ailelerde bu özdeşleştirme modellerinin daha ileri götürülerek uygulandığı
görülür; küçük erkek çocuklarının bebekle oynamasına bile izin verilmez. Bu tür ailelerde
klişeleşmiş erkeklik imgesi; sporcu, güçlü, suskun, estetik kaygılardan uzak bir portre
çizmektedir. Bu çizilen portreye uymak için çaba sarfetse de başarılı olamayan çocukların,
önemli ruhsal sorunlar yaşaması söz konusu olabilir. Erkek çocuğunun sanata-piyano çalmak,
bale yapmak vb.- eğilimi olması ya da delikanlının severek yemek pişirmesi, kendi düğmesini
kendisinin dikmesi kadınsı davranış olarak etiketlenir,kız gibi olduğu için alay edilir.
        Kadınsı davranış, bir erkeğin öteki cinse özgü davranışlarını alması, konuşması ve
hareketleriyle öteki cinse benzemesidir.
        Erkek çocuğun sağlıklı cinsel kimlik kazanması; önünde yeterli bir ya da birkaç erkek
örneğin olmasıyla ilişkilidir. İlk ve en önemli örnek şüphesiz ki babadır.Ancak örneği
oluşturan babanın; oğlu ile yakın ve olumlu ilişki içinde bulunan bir baba olması
gerekmektedir.
        Babanın ilgisiz ve uzak ilişki içinde bir tavır sergilemesi, evden uzakta çalışıyor
olması, bir görünüp bir kaybolan kişi olması durumunda; büyümekte olan erkek çocuk güç
durumda kalabilir ve cinsel kimlik gelişiminde aksamalar oluşabilir. Bu tür durumlarda
çocuğun benimseyebileceği amca, dayı, dede, erkek öğretmen vb. gibi modele ihtiyaç vardır.
        Ablalar, teyzeler, arasında büyüyen erkek çocukta cinsel kimlik ayrışması belirsiz
kalabilir.
        Bazı ailelerde ise arka arkaya erkek çocukları olduğundan anne kız çocuk sahibi olmak
ister ve sonuncu çocukta erkek olunca bilerek ya da bilinçsizce bu çocuğa kız çocuğu gibi
davranılır; yanından ayırmaz, saçını uzatır, kurdela takar hatta elbise giydirir.
        Bazı anneler ise erkek çocuğa karşı çok koruyucu ve kollayıcı davranır. Çocuğuna
vuracaklarından, döveceklerinden korktuğu, kaba ve saldırgan davranışlar öğrenmesinden
çekindiği için onu erkek arkadaşlarından uzak tutar. Çocuk annesinin dizinin dibinde edilgen,
uysal ve güvensiz olarak büyür. Bu nedenle erkek çocuklarla kaynaşamaz, oyunlarına
katılamaz ve kendine yakın bulduğu kız çocuklarına yönelir. Bu durum annenin çok hoşuna
gider, “Benim oğlum kız gibi çok uslu” diye sevinir.
        Olumlu bir baba örneğinden yoksun kalma durumu ya da hatalı anne-baba tutumları
erkek çocuğun cinsel kimlik ayrımında önemli rol oynar.
        Yapılan araştırma sonuçlarında eşcinsellerin geçmişlerinde 10 yaş öncesi boşanma ya
da ölüm nedeniyle babasız büyüme öyküsüne rastlanmaktadır. Yine araştırma sonuçlarına
göre eşcinsellerin büyük çoğunluğunun çocukluk dönemlerinde; kız gibi giyinme, kız
oyunları oynama ve erkek çocuklarla arkadaşlık kuramama gibi özellikler gösterdiği
bilinmektedir.
        Elbette çocuğun, kız çocuklarının oyuncaklarına ya da oyunlarına meraklı olması, tek
başına bir ölçü olamaz ancak bunun ileriki yaşlarda da devam etmesi durumunda dikkatli
olunmalıdır. Çocukların sağlıklı cinsel kimlik ayrışımı yaşamasında en önemli unsurun anne-
baba tutumları ve ilişkileri olduğu unutulmamalıdır.



                                               40
                                         İNATLAŞMA

        Özellikle 3- 6 yaş arasında belirginleşen bu tavırlara "direnme dönemi" adı verilir. Bu
dönem aynı zamanda çocukta kişilik kazanma çabalarının olduğu bir dönemdir. Çocuğu bu
direnmelerine aşırı sertlik göstermek, ezmek ya da kendi işlerini kendi yapma fırsatı
vermemek (tam tersi de olabilir), aşırı çocuksu bir karakterin gelişmesine neden olacak
şekilde onu bebek gibi yedirme, giydirme, beraber yatma gibi davranışlar çocukta kişilik
gelişimini zedeler. İleri yaşlarda aşırı bağımlılık ya da tümüyle otorite dışı tavırlar geliştiren
kişilik yapılarının oluşmasına neden olur.
        Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının
farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler.
Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda
çatışmaya girebilirler. Çocuların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık
olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız. Örneğin, acıkmıştır
ama evdeki yemeği yememekte direnir, hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz, ben
bundan istememiştim ötekinden al diye tutturur, öteki menüden alırsınız başka bir bahane
bulur vs. Birinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.
        Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya
koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının
önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek
bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini yapmak. Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız
bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayacaktır. Pek çok anne-
baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini
de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık haline getirirler,
daha ileriki yaşlara taşırlar ve anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya
başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan
inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir
kısırdöngüyle son bulabilir.

                                          ÖNERİLER

        İnatlaşma ortamlarında öfkeli ve sabırsız bir tavır takınılmamalı,yumuşak bir ses
tonuyla konuşmaya özen gösterilmeli.
        Otoritenin çocuğa, kimin güçlü, kimin güçsüz olduğunu ispatlamak durumunda
olmadığı unutulmamalı.
        Anne-baba sürekli “hayır”diyen bir konumda olmaktan kaçınmalı.İstediği şeyi neden
yapamayacağı basit bir dille açıklanmalı,çocuğun bu durumdan dolayı yaşadığı üzüntüsü
paylaşılmalı.
        Çocuğa kararlı ve tutarlı fakat sevecen bir tavırla yaklaşılmalı.”Hayır” denilen bir şeye
sonradan “evet” denmemeli.
        Tüm açıklamalara rağmen çocuk bir süre sonra yeniden istediği şeyi tutturursa,hiç
tepki vermemeli.
        Çocuğun dikkati hoşlandığı,sevdiği başka bir noktaya çekilmeye çalışılmalı.
    (oyun,çizgi film, sevdiği bir yiyecek vb.)
        Çocuğa yasaklanan şeyleri anne-baba da yapmamalı ( mutfak dışında yemek yemeye
izin verilmezken, babanın maç seyrederken yemeğini TV.’nin karşısında yemesi gibi .)
        Çocuğa karşı aşırı koruyucu davranmamalı, kendi başına yapabildiği halde; yemek
yedirme, giydirme,beraber yatma gibi davranışlardan kaçınılmalı.
        Yapabileceği sorumluluklar verilmeli, böylece özgüven kazanması sağlanmalı.


                                               41
      Çocuğa seçenekler sunulmalı, böylece çocukta; bağımsız bir birey olarak görüldüğü,
onun kararlarına saygı duyulduğu düşüncesi oluşturulmalı.


                        ÖFKE NÖBETLERİ (TEMPERTANTRUM)

        Çocuklarda öfke nöbetleri, eğitim hatalarından kaynaklanabileceği gibi bastırılmış
duyguların, ruhsal gerginliğin ve kızgınlığın sonucu da olabilir.
Neden eğitim hataları ise,öfke nöbetleri; çocuğun seçkin seyirciler (özellikle anne-baba)
önünde sergilediği dramatik bir gösteri haline gelir. Aslında çocuk görüldüğü kadar
kendinden geçmiş ya da öfkeli değildir. Tüm bunlar anne-babayı etkilemek ve anne-babanın
fikrini değiştirmek için çocuk tarafından ortaya konulan bir sahnenin oynanmasından ibarettir.
Her isteği yapılmış, aşırı şımartılış, kural tanımayan çocuklarda sık görülür.
Neden ruhsal bir sorundan kaynaklanıyorsa, çocuk birikmiş saldırganlık duygularını uzun
süre taşıyamaz, bir olayı ya da yerine getirilmeyen bir isteği bahane ederek birikmiş
sıkıntılarını öfke patlaması şeklinde boşaltabilir. Ağlayarak kendini yerden yere atan çocuk,
başını yerlere, duvarlara vurabilir, katılana kadar ağlama krizi yaşayabilir.
        Çocukta öfke nöbetlerinin yerleşmesi çocuk ve çevresi açısından sakıncalı bir
durumdur. Bu nedenle profesyonel bir yardım alınması uygundur.


                             KİBRİT VE ATEŞLE OYNAMAK

        Küçük çocuklarda, kibritle ve ateşle oynama davranışı, sonuçlarını
kestiremediklerinden, meraktan, eğitim hatalarından kaynaklanabilir.
        Daha büyükçe çocuklarda ve ergenlerde ise ateşle oynamak davranışı duygusal
gerilimlerden kaynaklanabilir; anne- babaya karşı duyulan kin ve intikam hissi nedeniyle
içlerindeki saldırganlık duygusunun açığa çıkması gibi.Fakat bu her zaman bilinçli değildir.
        Çocukta öz eleştiri yetersizliği ,davranış bozukluğu ,suça yönelme eğilimi varsa
yangın çıkarma ve kundaklama davranışları görülebilir.Bu gibi durumlarda, profesyonel bir
yardım alınması uygundur.


                                      İÇE KAPANIKLIK

        Çocuk, sosyal-duygusal gelişimi gereği akranlarıyla oyun oynaması gereken bir yaşta,
arkadaş edinememe, oyunlara katılamama nedeniyle, sürekli yalnız olmayı ve oynamayı
tercih ediyorsa, çevresine karşı ilgisiz ve yaşıtlarının varlığından habersizmiş gibi
davranıyorsa, çevrenin şaka ve eğlencelerine katılmada güçlük çekiyorsa ,istek ve
ihtiyaçlarını belirtemiyorsa, zeka geriliği olmadığı halde öğrenmede yavaş ilerleme
gösteriyorsa, bunlar içe kapanıklık durumunun ip uçları olabilir.
        Genellikle bu çocukların kendi başlarına oynamaları aileleri tarafından yanlış
yorumlanır, efendilik ve uysallık şeklinde değerlendirilir ve “çok uslu durur, hiç yaramazlık
yapmaz, sözümden dışarı çıkmaz” denir. Oysa çocuk iç dünyasında yaşamaktadır. Kendine
güveni yoktur, yanlış yapmamak için susmayı ve geri planda kalmayı tercih eder. İçe kapanık
çocukların çekingen davranışlarının toplum tarafından onay görmesi ve desteklenmesi bu
davranış probleminin yerleşmesinde etkili olmaktadır.
        Aile içi yaşantılar, yanlış anne-baba tutumu ( baskıcı, aşırı disiplinli, aşırı koruyucu ve
aşağılayıcı aile tutumları ) gibi nedenlerin yanında, kalıtımsal nedenlerin de etkisi olabileceği
düşünülmektedir. Yapılan çalışmalar, zaman zaman içe kapanıklığa tırnak yeme, parmak


                                                42
emme gibi davranış problemlerinin eşlik edebildiğini göstermektedir. Bu ve benzeri
durumlarda profesyonel yardım gerektirebilir.


                                         İNTİHAR

        İntihar toplumun her kesiminde görülebilen ve çeşitli zamanlarda karşımıza çıkan, en
dramatik      davranış     bozukluklarından      biridir.    Karşılaşılan sorun,    çözümsüz
göründüğünde,sorunun çözümsüzlüğünden dolayı hissedilen sıkıntı, stres, psikolojik ve
fizyolojik acıdan kurtulmak için gösterilen bir kaçış davranışıdır Bu eylemde asıl amaç, acıyı
dindirmektir, sorunu çözecek bir davranış değildir.
        Gencin geleceğin olmadığına inanması, çözümsüzlüğe saplanıp kalması ve bundan
kurtulamayacağını düşünmesi ergenlik döneminin sık rastlanan özelliklerindendir. Yaşam
deneyimi olmayan gençler bir süre bekledikten sonra bu durumu aşabileceklerini
düşünemezler.
        Daha önceden intihar girişiminde bulunan kişilerin yeniden deneme olasılıkları %75
tir. Bu nedenle önceden intihar girişiminde bulunan gençlerin anne-babaları çok dikkatli
olmalıdırlar.
        İntihar, bir kişinin alabileceği en kritik ve telafisi olmayan bir karar olduğu için,
ailelerin ve psikolojik yardım hizmetleri alanında çalışanların çok hassas ve tetikte olması
gerekmektedir. Bu da intihar hakkında yeterli ve doğru bilgiye sahip olmakla mümkün
olabilir. Öyle ki yaşamına son vermek isteyen bir genç, mutlaka bazı sinyaller verir. İşte bu
durumda gerekli donanıma sahip olan kişiler bu sinyalleri olumlu biçimde değerlendirip,
kişinin hayatını kurtarabilecek önlemleri ivedilikle alabilir.
        Aşağıdaki olaylar depresyonda olan bir çocuk ya da genç için bardağı taşıran son
damla olabilir, zaten yaşama isteği çok azalmış olan genç ümitsizliğe kapılarak yaşamını
sonlandırabilir:
        Çok önemsiz bir konu nedeniyle anne babasıyla yaptığı büyük bir kavganın ardından
duyulan öfke.
        Anne babasının boşanmalarının ardından anne ile mi yoksa baba ile mi birlikte
yaşayacağına karar verememe. (Bu karar ergenlik döneminde gence bırakılır)
        Kız yada erkek arkadaşından ayrılma. (Ergenlik dönemindeki intihar girişimlerinin en
sık rastlanan nedeni)
        Okul başarısızlığı. (Sınıfta kalma, okuldan atılma vb.).
        Ağır bir haksızlığa maruz kalma.
        Cezalandırılma korku ve kaygısı.
        Cinsel taciz ya da fiziksel şiddete maruz kalma.
        Özellikle başkalarının yanında hakaret ya da aşağılanma.

                          İNTİHARIN TEHLİKE SİNYALLERİ

        İntihar etmeyi düşünen kişiler, bu girişimlerini geliştirmeden önce bazı sinyaller
verirler. Bu sinyaller konusunda uyanık olmak olası intihar girişimlerinin engellenmesini
sağlayabilir:
        İntihar girişimde bulunmuş olma.
        Daha önce intihar tecrübesi yaşamış olma.
        İntihar tehditini dile getirme.
        Kendisine ait özel ve değerli eşyaları başkalarına vermesi.
        İntihar etme yolları ile ilgili bilgileri toplaması ve bu yollarla ilgili tartışmalar
yapması.


                                             43
          Kendine ya da dünyaya yönelik öfke duyması, umudunu yitirmesi ve yalnızlığını ifade
etmesi.
        Ölüm ve depresyon konularını günlük konuşmalarında, yazılı ifadelerinde, kitap
seçimlerinde ve sanatsal çalışmalarında öne çıkarması.
        Vücudun çizilip berelenmesi ve kendine zarar veren hareketleri yapması.
        Yakın geçmişte bir aile üyesinin, bir arkadaşının ya da evcil hayvanının kaybı.
        Boşanan ebeveynlerden uzaklaştırılması.
        Hızlı kişilik değişimleri, alışılmadık bir biçimde içine kapanma, saldırganlık, sürekli
farklı duygu yoğunluğu içinde olması veya yüksek risk içeren etkinliklerde yer alması.
        Akademik performansta ani, beklenmedik ve ciddi iniş-çıkışlar, sürekli devamsızlık,
geç kalma ya da okuldan kaçması.
        Aşırı yemesi, uykusuzluk çekmesi veya aşırı uyuması, kronik mide ve baş ağrıları,
iştahsızlık, regl düzensizlikleri, umursamaz bir görünüm gibi fiziksel belirtiler göstermesi.
        Zararlı madde kullanımı veya bağımlılık, madde kullanımında aşırılık.
        Bir depresyon dönemindeyken hızlı iyileşme görüntüsü verme.

       Yukarıdaki belirtiler doğrultusunda şüpheli bir durum varsa çocuk/genç hiç
vakit kaybedilmeden çocuk psikiyatristine yönlendirilmelidir.


      İNTİHARA EĞİLİMLİ GENÇLERLE ÇALIŞIRKEN DİKKAT EDİLMESİ
                           GEREKENLER

       Böyle bir gençle konu hakkında konuşmak, onu intihara teşvik etmez.
Endişelenmeyin.
       İntihar eğilimleri genetik değildir. Bazı gençler bu olasılıktan korkabilirler.
Bilgilendirin.
       İntihar eğilimli gencin durumunda bir iyileşme görülse bile bu riskin tamamıyla
ortadan kalktığı anlamına gelmez. Dikkat edin.
       Biri intihar eğilimli olduğunda, bilinmeyen bir neden diye bir şey yoktur. Araştırın.
       İntihar ile ilgili konuşmaların, yalnızca dikkat çekmek için yapılmış olduğunu
düşünmeyin. Eğer yanılırsanız ne olur?.. Düşünün.
       Eğer intihar eğilimli kişi danışmada ya da terapide ise, onun intihardan uzak ve
güvenli olduğunu düşünmeyin. Psikolojik destek almak kişiyi intihardan koruyamayabilir.
Risk her zaman vardır.
       İntihar öylesine, kendiliğinden gelen bir şey değildir. Mutlaka kişisel nedenler vardır.
       Daha önce girişilen başarısız bir intihar girişimi o kişiyi başka bir girişimde
bulunmaktan alıkoymaz. Önemseyin.


                                  UYKU BOZUKLUKLARI

         Bebekliğin ilk dönemlerinde; uyku ve uyanıklık saatlerinde düzensizlikler görülebilir.
Bebeğin zamanla uyku saatlerinin düzene girmesi beklenir. Daha sonraki dönemde diş
çıkarma, beslenme düzensizlikleri, az emme uykudan uyanmaya neden olabilir. Anne-çocuk
ilişkisinin gerginliği de bebeğin uyku düzeninin bozulmasına neden olabilir.
         Büyüdükçe yatağa girmede isteksizlik, ağlama, oyuncaklarıyla oynamak isteme,
hareketliliğe yönelme, sıkıntı, korku, anne-babayla yatma isteği gibi durumlar çocuğun
uyumamak için yarattığı sorunlardır.



                                              44
       Annenin çocuğun uyku konusuyla titizce ilgilenmesi, geç yattığından, az uyuduğundan
şikayetçi olması, uyuması için suni, abartılmış davranışlara girmesi çocuktaki duygusal
gerginliği artırarak uykuya yönelmesini geciktirebilir. Aşırı hareketli çocukların uykuları da
çoğunlukla huzursuzdur.
       Uyanıklık halinden uykuya geçişte çocuğun güven hissi kazanmış olması önemli bir
faktördür. Bu ise ilk 1 yaş içinde olumlu anne-baba-çocuk ilişkisiyle sağlanabilir.
       Uyku sorunu olan çocuklara uyuması için baskı yapılmamalı, zorlanmamalı ve
korkutulmamalıdır. Çocuğun bir an evvel uyuması için sabırsız davranmak yerine sevgi, özen
ve sabırla yaklaşılmalıdır. Çocuğun odasında gece lambasının olması, koridorun ışığının
yanık olması, çocuğun ve anne-babanın odalarının kapılarının açık olması, anne ve babanın
dönüşümlü olarak çocuk uyuyana kadar yanında oturarak ya da uzanarak onunla sohbet
etmesi/masal anlatması uykuya dalmasını kolaylaştıracak seramonilerdir.




                                             45
                                       ÖZEL EĞİTİM



                                Sıradan öğretmen anlatır;
                                    İyi öğretmen,gösterir;
                           Başarılı öğretmen,uygular ve yaptırır;
                            Büyük öğretmen,esin kaynağı olur.

                                                           WART


       "Adil sözcüğü eşit anlamına gelmez. Adil herkesin ihtiyacı olanı almasıdır,
       eşit ise herkesin aynı şeyi almasıdır ve bu da her zaman adil değildir."

                                                                   ANDİ İVEY, öğretmen



TANIM:Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitim ve sosyal gereksinimlerini karşılamak için
bireysel yeteneklerine dayalı, gelişim özelliklerine uygun ortamlarda, özel olarak geliştirilmiş
eğitim programı, materyal ve yöntemler kullanılarak, özel olarak yetiştirilmiş personel
tarafından sürdürülen eğitimdir.


                            ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLAR




                                       ÖZELLİKLERİ

       Genel olarak beden yapıları ve genel sağlık durumları yaşıtlarına oranla üstündür.
   Konuşma, yürüme ve diğer devinimsel etkinliklerde erken gelişme görülür.
       Çabuk ve kolay öğrenirler, sözcük dağarcıkları zengindir. Zihinden yapılacak işlemleri
   kolaylıkla    yaparlar.     Genelleme     yapmada,      ilişkileri görmede,     bilgilerin
   transferinde,mantıksal çağrışımda ileridirler. Duyduklarını, gördüklerini, okuduklarını,
   uzun zaman belleklerinde tuttuklarından kolay hatırlarlar. İlgi alanları geniştir. Birçok
   olayın nedenini, niçinini öğrenmek isteği olduğundan çok soru sorarlar. Pratik bilgileri
   çoktur ve yaratıcıdırlar. Hazırcevap, uyanık ve girişkendirler.



                                              46
       Genellikle arkadaşları arasında popülerdirler. Liderlik özellikleri vardır.yeni ve
   değişik durumlara kolay ve çabuk uyum sağlarlar. Sosyal etkinliklere, sportif etkinliklere,
   resim, müzik çalışmalarına katılımları fazladır. Nüktedandırlar, sorumluluk duygusuna
   sahiptirler. Haksızlık ve adaletsizliğe dayanamazlar. Sosyal ve politik sorunlara ilgi
   duyarlar.

                                       ÖNERİLER

       Üstün yetenekli çocukların yaşıtlarına göre farklı bir eğitim almaları gerekmektedir.
   Bu farklı eğitim sınıf atlatma biçiminde sunulduğunda çocuk için bazı sakıncaları da
   beraberinde getirmektedir. Çocuğun kapasite açısından gösterdiği üstünlük fiziksel,
   sosyal, psikolojik alanlarda aynı oranda olmayabilir. Bu da çocuğun sorun yaşamasına yol
   açabilir.
       Üstün yetenekli çocuklara zenginleştirilmiş ders programları ile eğitim verilmesi
   daha yararlı olacaktır. Öğretmen, programa üstün yetenekli öğrencilerin öğrenme stillerine
   ve gereksinimlerine uygun problem çözme, güdüleme, seçimlik etkinlikler katabilir.
   Sınıfta öğrenci merkezli bir eğitim uygulayabilir. Yeteneklerini geliştirmesi için ortamlar
   hazırlayabilir.
       Üstün yetenekli çocuklar olaylara çok çeşitli açıdan yaklaşıp, çeşitli çözüm yolları
   bulabilirler. Bu özellikleri ve yetenekleri ön plana çıkartılmalı ve bu yönde çalışmalar
   yapmaları için teşvik edilmelidirler.
       Bu çocukların yaşıtlarından daha iyi akıl yürütüp, yorum yapıp, sözel ifadelerde
   bulunmaları yanıltıcı olmamalı, bu çocuklardan her durumda yetişkin davranışları
   beklenmemeli; çocuk oldukları unutulmamalıdır.


               ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ ( Zeka Geriliği )

        Zihinsel yetersizliği olan çocuklarda;doğum öncesi ,doğum sırası ve sonraki süreçte
çeşitli nedenlerden kaynaklanan ve süreklilik gösteren “ zihinsel,sosyal ,psiko-devimsel”
gelişim alanlarında “ yavaşlama,duraklama,gerileme” söz konusudur.
        Bu çocuklarda yaşıtlarına göre 1 \ 4 ya da daha yüksek oranda gerilik ve yetersizlik
görülür.Bu nedenle normal eğitim programlarından yararlanamazlar; seviyelerine uygun özel
eğitim programlarına ihtiyaç duyarlar.
Zihinsel Yetersizliği olan Çocukların Normal Çocuklara Göre Yetersizlik Gösterdiği
Alanlar:
        Temizlik alışkanlığı kazanma.
        Öz bakımını yapma.
        İnce ve kaba motor gelişimi.
        Konuşma gelişimi. (Telaffuz, sözcükleri yerinde kullanma,cümle kurma ve anlatılanı
    anlama )
        Duygusal gelişim. (Bulunulan ortama uygun duygusal tepki göstermede yetersizlik )
        Bilişsel gelişim.

ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ OLAN ÖĞRENCİLERİN ÖZELLİKLERİ

       Bir hastalık olarak tanımlanamaz,tedavisi yoktur,sürekli bir durumdur.
       Ağır ve az öğrenirler.Birçok uyarana çok az tepkide bulunurlar.
       Okuma mekanizmasını daha geç kavrarlar.



                                             47
       Anlama ve kavramaları geç olur. Bu yüzden kendilerine verilen ödev ve görevleri
   yerine getirmekte güçlük çekerler.
       İki objeyi birbiri ile karşılaştırmakta güçlük çekerler.
       Kelime dağarcıkları yaşıtlarına göre normalin altındadır.
       Fikirlerden çok eşyalarla meşgul olmayı tercih ederler.
       Çoğunlukla davranışları ataktır.Önce yapar sonra düşünürler.
       Korkulu ve endişelidirler.
       Kurallara uymakta güçlük çekerler.
       Temizlik yönünden gereken titizliği gösteremezler.
       Aritmetik çalışmalarda güçlük çekerler,dört işlemi ancak somut örneklerle
   algılayabilirler.
       Pekiştirilmediği takdirde öğrendiklerini daha çabuk unuturlar.
       Akademik gelişimleri çok yavaştır. Akademik alanlarda yaşıtlarına göre belirgin bir
   gerilik gösterirler.
       Çevrelerine uyumları yaşıtlarına göre geç ve güç olur,yeni ortamlara girmekten
   hoşlanmazlar.
       Öz bakımlarını yapmada ,ince ve kaba motor gelişimlerinde yaşıtlarına göre geridirler
   ve beceriksizdirler.
       Duygu ve düşüncelerini açık ve bağımsız ifade edemezler.
       Sosyal ilişkileri zayıf,dar çerçeveli ve kısa sürelidir.
       Bedensel gelişim daha ağır bir seyir takip eder,akranlarından daha zayıf ve
   kuvvetsizdirler.
       Normal yaşıtlarına kıyasla daha çabuk ve sık hasta olurlar, çeşitli sağlık problemleri
   vardır. Kendilerini korumayı normal zeka düzeyindeki çocuklar gibi bilemezler.
       Zihinsel geriliği olan çocuklar psiko-devimsel alanda belirli derecede gerilik
   gösterirler,büyük ve küçük kaslarını kullanmada beceriksizlik gösterirler. El-göz işbirliği
   geç ve güç sağlanır. Ritimlere uymada zorlukları fazladır. Ritmik hareketlere alıştırmak;
   çok fazla tekrar ve olumlu teşvik etmeyi gerektirir.
       Çabucak paniğe kapılırlar, ilgileri geç ve sınırlı olarak gelişir, dikkat süreleri kısıtlıdır.
        Dikkat süreleri kısa ve dağınıktır. Devamlı izleme, teşvik ve değişiklik isterler. Bir
   ders konusu ne kadar cazip olsa da etkinliklere kısa süreli katılırlar.
       Zaman kavramı çok geç ve güç gelişir. Saat ,gün,hafta ,ay ve yılı tanıtmak ve
   kavratmak zordur.
       Konuşmaya geç başlarlar. Konuşma gelişimleri zeka gerilik dereceleri ile oranlı olarak
   yavaş gelişir. Akranları ile iletişim kurmada zorluk çekerler. Onun için daima kendi
   seviyelerinde konuşan küçük çocuklarla ilişki kurar ve anlaşabilirler.
       Bu çocuklar genellikle öğrendikleri şeyleri benzer durumlara transfer ederek bilgi ve
   becerilerini üretmek yeteneğinden yoksundurlar.
       Geç ve güç dostluk kurarlar,dostlukları kısa sürelidir, gelip geçicidir.
       Sosyal faaliyetlere karşı ilgileri azdır. Çok az sayıda sosyal faaliyete katılırlar.
       Kendilerine güvenemezler,genellikle başkalarına dayanmayı tercih ederler. Bağımsız
   hareket etmekten çekinirler.

NOT:Yukarıda sıralanan özellikler, hafif düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan
çocuklara oranla, orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olanlarda daha yoğun görülür.
        Ağır düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların eğitimlerinde ise, daha
çok öz bakım becerilerini kazandırma programları ağırlıktadır.Bu düzeyde zihinsel
yetersizliği olan çocukların, akademik alanlarda okumayı öğrenmesi, matematik becerileri
kazanması beklenmemelidir.Bu çocuklar, normal düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan
çocuklarla aynı eğitim ortamında eğitim göremezler.


                                                48
                    HAFİF VE ORTA DÜZEYDE
          ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ NEDENİYLE
      KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE YÖNLENDİRİLEN ÇOCUKLARIN
                 ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    Öğrenci mümkün olduğu kadar ön sıralara , öğretmenin yüzünü ve tahtayı görecek
şekilde oturtulmalıdır.
    Çocuğun kapasitesi üzerinde başarı beklenmemelidir.
    Bu öğrencilerin öğrenme programları daha çok yaparak öğrenmeye dayalı olarak
planlanmalıdır.
    Okuma-yazma öğretilirken, parçadan bütüne (tümevarım) yöntemi kullanılmalıdır.
    Verilecek ödevler ,açık ,sınırlı, kısa ve basit olmalıdır.
    Tekrar ve alıştırmalara daha çok yer verilmeli,kuramsal bilgiler için bu çocuklar
zorlanmamalıdır.
    Öğrenmede motivasyonlarını artırmak için, geri bildirimler daha çabuk ve yoğun
olarak verilmelidir. Ödüllerle davranışlar pekiştirilmelidir.
    Okulunda ve sınıfında çocuğa yapabileceği görevler verilmelidir.Örneğin:
teneffüslerde sınıfta nöbetçi kalma , tahtayı silme, tebeşir koruma gibi görevlerle çocuğun
kendine güveni artırılmalıdır.
    Öğrencinin sınıfta yaptığı hata ve kusurlar çok belirgin olmadığı taktirde görülmemeli,
şiddetli azar, dayak ,arkadaşları önünde mahcup etme,alay vb. yollara gidilmemelidir.
    Öğrencinin başarısızlık gösterdiği derslerde uygun fırsatlar yaratılarak ,bireysel
öğretim yapılmalı ve görsel- işitsel ders araçlarından yararlandırılmalıdır.
    Ödevler ve diğer öğrenme çalışmaları yapılırken devamlı takip edilmelidir.
    Sınıf içi uygulanacak kurallar ile sosyal hayatta uyulacak kurallar öğretilmeli, kuralları
uygulaması için çocuğa fırsatlar, ortamlar hazırlanmalıdır.
    Sınıftaki çocukları zihinsel engelli çocuğun durumundan uygun şekilde haberdar
etmek ve ona karşı olumsuz tutumlar takınmalarını önlemek gerekir.Bu durum çocuğun
okulda olmadığı zaman yapılmalıdır.Çocuğun zihinsel öğrenme güçlüğüne sahip olduğu
söylenmemeli , durum öğrenme problemi olarak tanıtılmalıdır.
    Çocuğun başarısını ve gelişimini; diğer normal öğrencilerle kıyaslamamalı , kendi
gücü ve sağladığı ilerleme dikkate alınarak değerlendirmeler yapılmalıdır.
    Bu çocuklar, kavrama ve anlamada normal zeka düzeyindeki çocuklara göre zayıf
olduklarından, öğretirken somut materyallerden yararlanılmalıdır.
    Sosyal ilişkilerinin geliştirilmesi için nezaket kurallarının kazandırılma çalışmaları
yapılmalıdır.
    En küçük çalışması dahi ödüllendirilmelidir.
    Kavramlar basitleştirilerek öğrencinin bilgi seviyesine inilmeli, bildikleri ve
öğrendikleriyle yola çıkılmalıdır.Öğretilecek kavramların sayıları sınırlanmalı,kavramlar
çocuğa tek tek öğretilmelidir. Bir kavram öğretilmeden diğer kavrama geçilmemelidir.
    Bu çocuklar uzun konuları takip etmede zorlanırlar.Bu nedenle ünite bütünlüğü içinde
ele alınacak konular, kısa süreli zaman dilimleri içinde,küçük bölümler halinde
işlenmelidir. Bu tür çocukların dikkatlerinin çok çabuk dağıldığı unutulmamalıdır.
    Zihin yeteneklerinin sınırlı olması nedeniyle; bu çocuklar araştırma yapamakta,
olayları ve konuları birbirine bağlamakta zorlanırlar. Bu nedenle; ünite işlendiğinde
gruplara ayrılma , konu paylaşma gibi çalışmalar öğretmenle birlikte ve öğretmenin
gözetiminde yapılmalıdır.
    Öğrencilerin başarılı çalışmaları mutlaka görülmeli, değer verilmeli,
ödüllendirilmelidir.Bunun için çocuğa başarabileceği görevler verilmeli, doğru


                                           49
yanıtlayabileceği sorular sorulmalıdır. Gerektiğinde görevi yerine getirmesi için yardım
edilmelidir.
    Olumsuz ifadelerden çok olumlu ifadeler kullanılmalıdır.
    Güven sarsıcı sözlerden ve isteklerden kaçınılmalıdır.
    Çocuğun eğitiminde, ailenin önemi göz önünde bulundurularak öğrenci veli işbirliği
sağlanmalıdır.

HAFİF VE ORTA DÜZEYDE ZİHİNSEL ÖĞRENME YETERSİZLİĞİ OLAN
            ÖĞRENCİLERİN AİLELERİNE ÖNERİLER

    Her şeyden önce çocuğunuzu yeterlilikleri ve yetersizlikleri ile olduğu gibi kabul
edin. Onun henüz bir çocuk olduğunu unutmayın.
    Anne-baba olarak birbirinizi suçlamayın,suçluda aramayın.
    Çocuğun her türlü gelişimi için gereken ilgi ve şefkatinizi ona sürekli gösterin.
    Onu ailenize verilmiş bir ceza olarak görmeyin, çocuğunuzu suçlamayın.
Çocuğunuzdan utanç duymayın, onun sokağa çıkmasına, oyun oynamasına,arkadaşlıklar
kurmasına yardımcı olun.
    Çocuğunuzu         aşırı derecede       korumayın.Bu,      çocukta    kendine     güveni
azaltır.Gereksinimlerini karşılamasına fırsat verin.
    Çocuğunuza acıyarak yaklaşmayın.Acımadan doğan sevgi ve yardım onun
öğrenmesine engel olacaktır.
    Çocuğunuzu beceriksiz bulmayın.Sabırla yapmasını bekleyin.Beceriksiz bulmanız ve
engellemeniz kendine olan güvenini kaybetmesine sebep olabilir.
    Çocuğunuzdan,varolandan fazlasını beklemeyin.
    Öğretmeniyle sıkı diyalog kurun ve okuldaki çalışmaların evde de devamı sağlayın.
    Çocuğunuzun sorularına basit ve kısa kelimelerle, anlaşılır cevaplar verin.
    Çocuğa yapabileceği işleri yaptırın. Başardığı işlerde teşvik edin, ödüllendirin.
    Basit sözcükler ve kısa cümleler kullanın.
    Çocuğunuzdan ne yapmasını istiyorsanız, tam ve açıkça söylemelisiniz. Yani genel
ifadelerden çok “özel” ifadeler kullanmalısınız. “Eşyalarını ortadan kaldır” ifadesi yerine
“oyuncağı yerine koy” ifadesini kullanın.
    İsteklerinizde ve koyacağınız kurallarda tutarlı olun. Ne zaman nasıl davranış
bekleniyorsa çocuğunuza bunu anlatın ve bu beklentinizi bir daha değiştirmeyin. Böylece
çocukta kararlı davranışlar gelişecektir. Kararsız olursanız, çocuk paniğe kapılabilir.
    Çocuğunuza acele komut yerine yavaş ve basit komutlar veriniz.
    Tehdit etmekten sakının.Tehdit, çocuklar üzerinde bir çok olumsuz etkiler yapar;
aldırmazlık, davranış bozukluğu ve düşmanlık duygularını teşvik eder.
    Çocuğa öz bakım becerileri öğretilmelidir.(Giyinme, kendi kendine yemek
yeme,yıkanma vb.)
    Öğretmenin okulda vermiş olduğu derslerin evde de devam edebilmesi için
çocuğunuzun ödevlerini takip edin, sık tekrar yaptırın. Çocuğunuz sıkıldığında etkinliği
bırakın, sevdiği bir şeyi yapmasına izin verin(TV. seyretme,oyun oynama vb.), sonra
tekrar etkinliği çalışın.
    Çocuk aşırı derecede korunursa; güvensizlik, aşırı derecede ihmal edilirse; düzensiz
olur. Çocuğa sürekli olarak; “sen onu yapamazsın, şunu beceremezsin” vb.gibi uyarı ve
telkinler yerine, yapabileceği işleri yaptırmak, teşvik etmek daha yerinde bir davranış olur.
    Böyle çocuklar kaza ve hastalıklarda normal çocuklar kadar kendilerini koruyamazlar.
Onun için sık sık hastalanırlar, sık sık kazalara uğrayabilirler. Ana-babaların dikkatli
olmaları, koruyucu tedbirler almaları gerekir.



                                           50
    Bu çocuklarda kas gelişimini sağlamak amacı ile el becerilerine yer vermek gerekir.
Örneğin; makasla kağıt ve karton kesmek, çekiçle çivi çakmak, bahçe çapalamak, kil ve
renkli çamur vb. maddelerle çeşitli şekiller yapma çalışmaları çok yararlı olur.
    Bu çocuklar genellikle sıkılgan, içe dönük olurlar. Arkadaş edinmede güçlük
çektiklerinden, yardımcı olmak gerekebilir. Çocuk park ve bahçelerine götürmek, komşu
günlerine, çarşıya, pazara, alışverişe götürmek ve çocuğa gördüklerini ve düşündüklerini
anlatma, şarkı ve şiir söyleme vb. olanağı sağlamak yaralı olacaktır.
    Çocuğunuz için uzun vadede ve kısa vadede istediklerinizin bir listesini yaparak, bir
hareket planı geliştiriniz. Planınızı bir takvime uygulayınız. Kendinizi bir yöntem uzmanı
olarak görünüz. Bir sorunu çözümlemek için önce sorunu tanımlamak sonra olası
çözümler için kafa yormak, en başarılı olacağını düşündüğünüzü seçmek ve çözümü
denemek gerekir. Eğer bir çözüm işe yaramazsa o zaman bir ikincisini olmazsa bir
üçüncüsünü denersiniz. Kararlı, planlı hareket ederek kendinizi amacınıza odaklayın.
    Çocuğunuzun durumu ile ilgili kanunlar,yönetmelikler ve "özel eğitim gerektiren
çocukların hakları" konusunda araştırma yaparak bilgi sahibi olun.
    Çocuğunuzun öğretmeni ile en uygun görüşme zamanı, bir sorun yaşanmadan öncedir.
Okul yılı başında öğretmenle arkadaşça bir ilişki kurun. Okulda yapılan toplantıların
hepsine katılın. Toplantılar sırasında başka hiçbir yerde öğrenemeyeceğiniz bilgiler
edinebilirsiniz. Okul yönetimi ile konuşarak özel eğitim gerektiren çocuklar için ne gibi
yatırımlar yaptıklarını, yapacaklarını öğrenin.
    Farklı bir çocuğa sahip olmak zordur. Ancak çocuğunuzun güçlü yanları olduğunu,
dünyayı farklı olarak algıladığını, değişik bir bakış açısı olduğunu, duygularının kimi
zaman çok güçlü olduğunu ve kendine özgü merakları olduğunu unutmayın !...

   AĞIR DÜZEYDE ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÖĞRENCİLERİN
                   AİLELERİNE ÖNERİLER

    Her şeyden önce çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin. Onu olduğu gibi kabul etmeniz
yapacağınız çalışmalarda size en büyük yardımcıdır.
    Var olan yeteneklerini en iyi kullanılabilir duruma getirin.
    Anne baba olarak birbirinizi suçlamayın
    Ağır düzeydeki çocuklar görmek ve işitmekten çok, yaparak öğrenirler. Öğrenmede
işitme ve görme önemli olmakla birlikte, yaparak öğrenme yöntemi daha yararlı ve sürekli
sonuçlar alınmasını sağlar. Çocuğun evdeki faaliyetlere katkıda bulunmasını sağlayın,
örneğin; yattığı yatağı düzeltmesi, masaya bardak ve tabak yerleştirmesi vb.gibi.
    Ağır düzeydeki çocuklar başkalarının istediklerini değil, ilgi duydukları şeyleri
öğrenirler.
    Pratik hayatta kendine yetecek kadar temel beceri ve alışkanlıkları kazandırmak
gerekir. (Yemek yeme, tuvalet alışkanlığı vb.gibi.)
    Özellikle el,saç,yüz,beden, giysi temizliğine dikkat edin. Unutmayın ki eli yüzü
pis,kötü giyimli ve kokulu bir çocuk normal zeka düzeyinde olsa da toplum tarafından
kolay kolay kabul edilmez.
    Aşırı koruyucu ve kollayıcı tavırlarla bağımsızlıklarını engellenmeyin.Yapabileceği
işleri yapmasını sabırla bekleyin.
    Ağır düzeydeki çocuklar kolay kandırılacakları için; kötüye kullanılmasını, istismar
edilmesini önleyici tedbirler almak gerekir.
    Boş zamanlarını yararlı bir şekilde değerlendirmesini sağlayacak faaliyetlerde
bulunmasını sağlayın.(Televizyon seyretmek, arkadaşlarıyla oyun oynaması)
    Her yaşantı her çocuk için ayrı bir anlam taşır. Çocuğunuzun toplumla etkileşmesini
ve değişik yaşantılarda bulunmasını sağlayın.


                                         51
       Çocuğunuzun başarılı çalışmaları mutlaka görün, değer verin ve gerekirse
   ödüllendirin.
       İleri derecede zihinsel engelli çocuklarda yaralayıcı davranışlar; saçını çekme, kafasını
   vurma v.b. davranışlar ortaya çıkmaktadır. Bazı uzmanlara göre bunun nedeni çocuğun
   çevresel ve sosyal uyaranlardan aşırı derecede soyutlanmasıdır. Bu durumda çocuk
   gereksinim duyduğu ancak çevresinden alamadığı uyaranları kendisi yaratmaktadır.
   Çocuğun kendine zarar verici bu davranışlarını azaltmak için çocuğa uyarıcı zenginliği
   sağlayın.
       İleri derecede zihinsel engelli çocuklar bir defa da pek çok kavramı öğrenemezler, bu
   nedenle kavramlar çocuğa tek tek öğretilmelidir. Bir kavramı iyice öğrenmeden diğerine
   geçmeyin.
       Çocuğu, kısa, basit ve somut komutlara alıştırın.Olumsuz ifadelerden kaçının, daha
   çok olumlu ifadeler kullanın.
       Acele ve telaşlı emirler yerine sakin ifadeler kullanılmalıdır.
       Güven sarsıcı durumlardan(sözlerden,isteklerden) kaçınılmalıdır. Çocuğu başkalarıyla
   kıyaslamayın, davranışlarından ötürü eleştirmeyin, şiddete (dayağa)baş vurmayın bu tür
   yaklaşımlar işinizi zorlaştırır ve eğitimini olumsuz yönde etkiler.
       ileri derecede zihinsel engeli olan çocuğunuzu dışarı çıkarmanız, normal zeka
   düzeyindeki yaşıtlarının ev dışı ortamlarda görerek yaşayarak öğrendiklerini onun da
   öğrenmesi için gereklidir. Kendinizi ve çocuğunuzu toplumdan uzak tutmayın.
       Çocuğunuzda hiçbir değişme gözlemiyorsanız ya da hiçbir gelişme olmadığını
   düşünüyorsanız, hiçbir yeni beceri öğrenemiyorsa öğretmeniyle, doktoruyla, diğer anne-
   babalarla görüşün. Böylece aksayan noktayı, problemi bularak onun eğitiminden
   maksimum derecede yararlanmasını sağlamış olursunuz.
       Çocuğunuzun zihinsel yetersizliği nedeniyle yeteneklerinin sınırlı,yaşıtlarından geri
   olduğunu unutup, ondan yapamayacağı şeyleri beklemeyin.


             DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
                                (D.E.H.B.)




TANIM
Yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan; aşırı hareketlilik,istekleri erteleyememe,kalıcı ve
sürekli dikkatsizlik belirtileriyle kendini gösteren nöro-psikiyatrik bir bozukluktur.

      Bu çocuklarda hareketlilik,istem dışıdır.Yaramazlık,haşarılık olarak adlandırılamaz.
      Doğum öncesi anne rahminde alışılmadık şekilde hareketli olduklarını gösteren
   raporlar vardır.
      Kalıtımsal olarak yatkınlık gözlenmiştir.
      Genetik çalışmalara göre;sorumlu olduğu düşünülen bazı genler söz konusudur.

                                              52
         Normal       bireylere      oranla,beyindeki     yapısal      işlev     farklılıkları söz
    konusudur.E.E.G.(Beyin Elektrosu) sonuçlarında silik nörolojik bulguya rastlanmaktadır.
         Erkek çocuklarda aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileri daha çok görülürken,kız
    çocuklarında dikkatsizlik daha çok görülmektedir.
         Bu çocukların; %75 inde yaş ilerledikçe aktivitede azalma görülmekle birlikte dikkat
    eksikliği yaşam boyu sürer.
         Bu çocuklarda sıklıkla özel öğrenme güçlüğü de görülür.(Özel öğrenme
    güçlüğü:Konuşma ve yazı dilinin temelinde ki sembolik faaliyetlerin geç yada yetersiz
    gelişiminden,zaman ve mekanda yönelim güçlüklerinden,algı ve hareket bozukluklarından
    kaynaklanan bir güçlüktür.Bu tür çocuklarda, genellikle zekada bir problem yoktur.
    Okumayı geç sökme veya sökememe durumu sık görülür.Okurken veya
    yazarken;harf,hece atlama veya ekleme,kelime unutma,okuduğunu anlayamama veya
    anlatamama söz konusudur.)
         Bu çocuklarda ilaç tedavisi önemli sonuçlar vermektedir.Eğitim çağı bitene kadar ilaç
    tedavisinin devamı iyi olur.
         Bu çocuklarda tedavi süresince;doktor,aile ve öğretmen işbirliği çok önemlidir.
    Okulda ve ailede alınacak önlemler mutlaka uygulanmalıdır.
         Tedavi edilmediklerinde ve gerekli eğitsel önlemler alınmadıkça,sosyal ortamları da
    uygunsa;bu çocuklarda,alkole bağımlılık, bali koklama, antisosyal davranışlar (para
    çalma,yangın çıkarma,tahripkarlık vb.)görülebilir.
         Genelde normal zeka dilimi içerisinde yer alırlar.Ancak bilişsel gelişimleri
    olduğundan düşük görülmektedir.Bunun nedeni,zihinsel gelişim için odaklama eksikliği
    ve zihin tembelliğidir.Ayrıca,toplumda sanıldığının aksine;hiperaktif çocuk mutlaka üstün
    zekalı olmamakla birlikte,hiperaktif çocuklar arasında üstün zekalı çocuklara da
    rastlanmaktadır.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun üç farklı tipi vardır.Çocukta ki belirtilere göre,
bu tiplerden hangisinde yer aldığına karar verilir D.E.H.B. tanısı konmuş çocukta, belirtilerin
tümünün olması gerekli değildir,sadece dikkat sorunları ya da sadece aşırı hareketlilik-
dürtüsellik belirtileri görülebilir.
         Dikkat Eksikliği: Dikkat eksikliği belirtileri ön plandadır. Aşırı hareketlilik ve
dürtüsellik ya yoktur ya da tanı alacak kadar şiddetli değildir.
         Aşırı Hareketlilik: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirgin olarak vardır. Dikkat
eksikliği belirtileri vardır ancak tanı alacak kadar şiddetli değildir.
         D.E.H.B. (Birleşik Tip): Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik dürtüsellik
belirtileri tanı alacak kadar şiddetlidir. En sık olarak görülen tip birleşik tiptir.
         "Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu" toplumda, çocukluk çağının en sık
görülen psikiyatrik bozukluğudur. İlköğretim çağındaki çocukların %3-5'inde görülür. Yani
her yirmi-otuz çocuktan birinde bu sorun vardır.
         Bozukluğun nedenleri, beyindeki dikkat ve davranış kontrolüyle ilgili bölgelerin
farklılığından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalarda bu bölgelerin yeterince etkin
olmadığı, yeterince kanlanmadığı bulunmuştur.

                                    DİKKAT EKSİKLİĞİ

        Çocukta dikkat eksikliği özellikle okul hayatının başlamasıyla belirgin hale gelir.Okul
öncesi dönemde de her şeyden çabuk sıkılan ve bıkan bu çocuklar, oyuncaklarından dahi
sıkılıp kısa bir süre sonra onları parçalamayı tercih ederler. Kendilerine verilen, yaşlarına
uygun yap-boz oyuncakları, aslına uygun olarak düzenleyemezler. Uzun televizyon filmi,
çizgi film izleyemezler. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev
yapmayı sevmezler, anne- baba ve öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Ödevlerini yapmakta


                                               53
hayli zorlanırlar.Masanın başına oturamaz,otursalar dahi çeşitli bahaneler uydurarak (tuvalete
gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Anne- babayı ders çalışırken sürekli
yanlarında isterler. Başladıkları bir işi bitirmekte zorlanır,bir işi sonuçlandırmadan hemen
diğerine geçerler. Kendileriyle konuşulduğunda sanki konuşanı dinlemiyormuş görüntüsü
verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.
        Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Dışarıdan gelen uyarılarla hemen dikkatleri
dağılır.Ders dışı işlerle fazlaca ilgilenirler.Elinde kalem çevirir, deftere, sıraya bir şeyler
çizmeye kalkarlar. Derste sıkılmaları nedeniyle sınıfın dikkatini ve huzurunu bozacak
davranışlar sergileyebilirler.
        Okuma ve yazma becerileri arkadaşlarından zayıf, defter düzeni ve yazıları bozuk
olabilir. Okurken sık hata yapabilir ve cümlenin sonunda başka sözcükler uydurabilirler.
Sınavlarda dikkatsizce hatalar yaparlar.Sabırsızlıkları nedeniyle soruları hızlıca okuma, tam
okumama ve yanlış okumalara sık rastlanır.Bu nedenle çok iyi bildikleri bir soruyu bile yanlış
cevaplayabilirler. Test sınavlarında çeldiricilere kolaylıkla kanarlar. Özellikle ilkokul
yıllarında sınav kağıdını herkesten önce vermeye çalışırlar sonunda bildiklerinden daha düşük
notlar alırlar. Unutkandırlar, sınıfta, sokakta sık eşya kaybederler.Öğrenilen bilgileri de çabuk
unutabilirler. Kendilerine uygun bir çalışma düzeni ve sistemi geliştiremezler.
        Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir. Ancak bu çocukların bir
kısmı ders dışı işlerde de çabuk sıkılma belirtileri gösterirler. Zeka düzeyi iyi olan ve ek
olarak özel öğrenme güçlüğü olmayan çocuklar ilkokulun 3. ve 4. sınıflarına kadar derslerde
sorun yaşamayabilirler, çalışmadıkları ve dersi iyi takip etmedikleri halde notları kötü
olmayabilir. Derslerin ağırlaşmasıyla birlikte başarıda ciddi düşüşler yaşanmaya başlanır.
        Ev içinde günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk almak istemezler.
Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar.Bu çocuklara ‘’aman dikkat et’’ uyarısı
çok yapılır.
        Dikkat eksikliği bozukluğu olanlar hangi yaşta olursa olsun ,1 yıl içinde tedaviden
sonuç alırlar.
        Dikkat eksikliği bozukluğu parazitlerle dolu bir radyoda bir program dinlemeye
çalışmak gibidir.

 DİKKAT EKSİKLİĞİ OLAN ÖĞRENCİLERİN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

       Her şeyden, önce öğrencinizin yaşadığı sorunun dikkat eksikliği olduğundan emin
   olmalısınız. Teşhis koymak doğal olarak öğretmenlerin işi değildir. Ancak bu konuda
   anne-babayı çocuk psikiyatri uzmanına yönlendirebilirsiniz.
       Size yardımcı olabilecek kaynakları harekete geçirin.Okulun ve anne babaların
   desteğini isteyin, bu konuda bilgili bir profesyonelin (çocuk psikiyatri uzmanı, okul
   psikoloji danışmanı vb.) yardımını isteyin.
       Bir çocuğun en iyi ve kolay nasıl öğrenebileceği konusundaki en bilgili “uzman” yine
   kendisidir.Çocuğun en iyi öğrenebileceği yöntemleri birlikte keşfedin.
       Öğrenmenin duygusal yönünü göz ardı etmeyin. Bu çocuklar sınıftaki faaliyetlerin
   eğlendirici yönünü bulmak, başarısızlık ya da beceriksizlik yerine başarılı olmanın tadına
   varmak, korku ya da sıkıntı yerine heyecan yaşamak ihtiyacındadırlar.
       Dikkat eksikliği olan öğrenciler düzenli ortamlara ihtiyaç duyarlar. Onların
   hatırlatılmaya, prova yapmaya, tekrar yapmaya, yönlendirilmeye, sınırlar konulmasına ve
   düzene ihtiyaçları vardır.
       Kuralları yazın ve sürekli görebileceği bir yere asın.
       Yönergeleri sıklıkla tekrar edin.
       Sürekli göz göze gelmeye çalışın. Böylece tekrar dikkatini toplamasına yardımcı
   olabilirsiniz.


                                               54
    Dikkat eksikliği olan öğrencinizi size en yakın noktaya oturtun.Böylece dalıp gitmeye
meyilli öğrencinizin dikkatini her an üzerinizde tutabilirsiniz.
    Önceden belirlenmiş bir programa uymalarına ve okul sonrasında yapması gerekenleri
yazmasına yardımcı olun.Böylece dikkat eksikliği olan çocukların en önemli
özelliklerinden biri olan “erteleme”nin önüne geçebilirsiniz.
    Dikkat eksikliği olan öğrencilere sınav sürelerinde esnek davranın.
    Dikkat eksikliği olan öğrencinizin arada bir sınıftan çıkmasını sağlayarak (sınıf
dışında bir iş yaratarak) dikkatini tazeleyebilirsiniz.
    Ödevleri kontrol ederken,miktardan çok ödevin kalitesine bakın. Dikkat eksikliği olan
çocuklar diğer çocuklar kadar çok bilgi öğrenebilirler ancak çok ödev yapamazlar.
    Çocuğun neler öğrendiğini sık sık kontrol edin.Böylece çalışmaya devam eder,
kendinden neler beklendiğini bilir ve cesaretlenirler.
    Büyük projeleri, küçük ve bitirilmesi kolay parçalara bölün. Bu kural dikkat eksikliği
olan çocukların öğrenimlerindeki en hayati kuraldır.Büyük projeler dikkat eksikliği olan
öğrencileri hemen yıldırır ve “Ben bunu bitirmeyi asla başaramam” demelerine neden
olur.
    Çocuğun başarılarını görmek ve övmek için gayret edin. Dikkat eksikliği olan
çocuklar, o kadar fazla başarısızlık yaşarlar ki, verebileceğiniz her türlü olumlu tepkiye
ihtiyaçları vardır.Dikkat eksikliğinin en fazla zarar verdiği alan, çocuğun kendine olan
güvenidir.Onun için bu çocukları övgü ve cesaretle beslemeyi unutmayın.
    Dikkat eksikliği olan çocukların en büyük sorunu hatırlayamamaktır. Hatırlamalarına
yardımcı olabilmek ve hafızalarını güçlendirmek için onlara ip uçları (kafiyeler, kodlar
vb.) öğretin.
    Öğretirken konu başlıklarını kullanın, ana fikir çıkarmayı öğretin.
    Talimatlarınızı basitleştirin. Basit cümleleri kavramak daha kolaydır. Renkli cümleler
kullanın, renkli bir dil dikkat toplamaya yardımcı olur.
    İşleri oyun şekline getirin.
    Olanak buldukça çocuğa sorumluluk verin.
    Evden-okula, okuldan-eve yazılacak bir ödev defteri tutturun. Bu yöntem ev ile okul
arasında sürekli bir iletişim sağlanması için en geçerli yöntemdir.
    Alarmı olan saatler, çocuğun kendini zamanlaması için çok yardımcıdır.Örneğin
ilacını almayı hatırlayamayan bir çocuk eğer alarmlı bir kol saati takarsa ya da çalışma
saatinde masasına bir saat konursa, zamanın nereye gittiğini görmesi çok yararlı olacaktır.
    Dikkat eksikliği olan çocukların çoğu el yazısıyla yazı yazmakta zorlanırlar.Bu
nedenle örneğin; ev ödevlerini yaparken, el yazısı yerine klavye kullanmasına izin verin,
değerlendirmelerini yazılı sınav yerine, sözlü sınav ile yapın.
    Çocuğun arkadaşları tarafından damgalanmasını önlemek için, sınıf arkadaşlarına
durumu açıklayın ve normal davranmalarını sağlayın.
    Anne-babayla sık sık görüşün.Onlarla yalnızca sorun ortaya çıktığında görüşmekten
kaçının.
    Evde yüksek sesle kitap okumasını önerin.Sınıfta, olanak buldukça yüksek sesle
okuyun.
    Hem çocuk, hem yetişkinin dikkat eksikliği tedavisinde en etkili yöntemlerden biri de
spor yapmaktır. Sportif faaliyetler, enerjinin fazlasını kullanmayı, dikkati tek bir noktaya
yoğunlaştırmayı ve hormonların ve beyin hücrelerinin uyarılmasını sağlar. Basketbol,
voleybol ya da futbol gibi takım sporlarını ya da yüzme, ip atlama ve koşma gibi kişisel
spor faaliyetlerini teşvik edin.



                                          55
       Her an olumlu özellikleri yakalamaya hazır olun. Dikkat eksikliği olan çocuklar
   göründüklerinden daha yetenekli ve beceriklidirler.Yaratıcı güçleri, espri yetenekleri,
   neşeleri ve kavrama kapasiteleri geniştir. Gayet esnektirler.Yardımsever ve şefkatlidirler.
   İçinde bulundukları ortama,kendilerinde var olan “o özel kıvılcım” sayesinde hayat
   katarlar.
       Unutmayın, her gürültünün içinde bir melodi ve yazılması gereken bir senfoni
   vardır.

                           AŞIRI HAREKETLİLİK ( D.E.H.B.)

         Hiperaktivite ve dikkat eksikliği tanısı için aranan en önemli şartlar;hem okul,hemde
aile ortamında aşağıdaki belirtilerden en az 6 tanesinin mevcut olması,7 yaşından önce bu
belirtilerin başlamış olması ve en az 6 aydır devam ediyor olmasıdır.
         Aşırı hareketlidirler.Belli bir süre oturmaları istendiğinde;oturmazlar ya da sağa-sola
    dönerler,eğilip-bükülürler,kıpır kıpırdırlar.
         Sürekli konuşur,bağırır,başkalarını yaptığı işten alıkoyarlar.
         İşin başında oturma yetenekleri 10-20 sn. kadardır.
         Bir işe belli bir süre konsantre olamazlar.
         Dikkatlerini odaklaştırmada güçlük çekerler.
         Dikkat süreleri çok kısadır.
         Aynı anda pek çok şeyle birden ilgilenirler.
         Dikkatleri dağınıktır.Başladıkları işi sonlandırmada zorlanırlar.
         Kendi başlarına karar vermekte güçlük çekerler.
         Düzensiz oldukları için eşyalarını,kitaplarını,kalemlerini ve oyuncaklarını sık sık
    kaybederler.
         Ödevlerin ve etkinliklerin düzenlenmesinde sıklıkla zorluk çekerler;defterlerinin başı
    sonu belli değildir.
         Çoğu kez olası sonuçları düşünmeden kendilerini fiziksel olarak tehlikeye atabilirler.
         İsteklerini erteleyemezler,dürtülerini engelleyemezler.
         Sorulan sorulara,tamamlanmadan önce cevap verme eğilimleri vardır.Karşısındakini
    dinleyemezler.
         Her şeye karışma,mobilyaların üzerinde gezme,ev içinde koşuşturma,sınıf içinde
    gezinme vb. davranışlar söz konusudur.
         Yalan söyleme,hırsızlık yapma,hayvanlara eziyet etme gibi olumsuz davranışlar
    görülebilir.
         Dikkat sürelerinin kısa olması ve hareketlilikleri nedeniyle sosyal kuralları öğrenmede
    güçlük yaşarlar.Bu nedenle arkadaş bulmakta,kurallara göre oyun oynamakta güçlük
    çekerler.
         Grup içinde oynarken ya da çalışırken sırasını beklemede zorlanırlar.
         Diğer çocuklara sataşma,rahatsız etme,itme,çekiştirme,kavga-dövüş başlatma söz
    konusudur.
         Kabadayılık yaparlar,başkalarını tehdit etme ya da gözdağı verme gibi davranışlar
    gözlenebilir.
         Yönergelere ve kurallara uymada zorlandıklarından,sosyal açıdan uyumsuzdurlar.
         Başkalarının malına kasten zarar verme söz konusudur.
         Uygunsuz arkadaş edinirler.
         El becerilerinde yetersizdirler;düğme ilikleme,ayakkabı bağlama,düzgün yazı
    yazma,bir şeyi düzgün kesme vb. faaliyetlerde başarısızdırlar.
         Bilgiçlik taslarlar,bilmiş tavırlar gösterirler.
         Ayrıntılara dikkat etmezler,dikkatsizce hatalar yaparlar.


                                              56
      Günlük işlerde genellikle unutkandırlar.
      Ruh halleri değişkendir;depresyon görülebilir.
      Çabuk heyecanlanır ve sinirlenirler.
      Uyku sürelerinin (bebekliklerinde de) kısa ve düzensiz olduğu gözlenir.
      Santral sinir sistemleri normale göre daha az çalışır.
      Acıya dayanıklılık görülebilir.
      Titizlik ve takıntıları vardır.
      Esprilidirler,sıcakkanlı ve yardımseverdirler.

       Hiperaktivitesi olan çocuklar ; tam donanımlı bir ARABAYA          benzer, ancak bu
arabanın FRENİ YOKTUR !...

             D.E.H.B. OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE ÖNERİLER

       Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin;anne-baba olarak birbirinizi suçlamayın.Ayrıca
   çocuğunuzu,aileye verilmiş bir ceza olarak görüp onu da suçlamayın.
       Tanının,çocuk psikiyatristi tarafından konulması ve tedaviye başlanması gerektiğini
   unutmayın.
       Bu çocukların tedavilerinin uzun bir zaman dilimini kapsayacağını bilin.
       Uygulanacaksa ilaç tedavisinin ne kadar devam edeceği çocuk psikiyatristi tarafından
   belirlenir.Doktorun önerilerini uygulamak önemledir.Çocukta tedavi sürecinde hiçbir
   değişiklik yoksa,doktoruna bu durumu mutlaka bildirin.
       Doktor +Aile +Öğretmen işbirliği ile sorunun üstesinden gelinebileceğini unutmayın.
       Çocuğunuzu,başka çocuklarla kıyaslamayın.Bu,olumsuz davranışı düzeltmeyeceği
   gibi ona olan sevginiz konusunda şüphe yaratacaktır.
       Bu çocuklar ilgi duydukları konuya yoğunlaşmakta güçlük çekmezler.Bu nedenle evde
   yapacağınız çalışmaları oyun haline getirin. Örneğin ;Labirent,bulmaca,çizgi çalışmaları
   yaptırın.Belirli resimleri,şekilleri makasla kesip çıkarmasını,sonra başka yere
   yapıştırmasını sağlayın.Aynı resimleri eşlemesini öğretin.Delikli boncukları ya da düdük
   makarna vb.ipe dizmesini sağlayın.Hamur ya da çamur ile çalıştırın;avuç içinde yuvarlak
   yapmasını,daha sonra kendi dilediği şekilleri yapmasını sağlayın.Boyanmış olan örneklere
   baktırarak benzerlerini boyattırın.Lego ve Puzzle türü oyuncaklarla oynamasını
   sağlayın.Yarım vidalanmış vidayı sıktırmak,çekiçle çivi çaktırmak gibi çalışmalar yatırın.
       Ufak öbekler halinde dökülen mercimek ya da pirinç tanelerini toplamasını
   isteyin.Eldiven giydirip çıkartma,fermuar açtırıp-kapatma,sıkı kavanoz kapağı açtırıp-
   kapattırma uygulamaları yaptırın.
       “Çok dikkatsizsin “, “Sana kırk kere söyledim,hala dikkat etmiyorsun”, “Önüne bak”
   gibi cümleler çocukta yetersizlik ve becerisizlik duygularını pekiştirir.
       Göz teması kurarak konuşun.
       Ayrıntılı ve uzun açıklamalı konuşmalardan kaçının;açık ve kısa yönergeler verin.
       İşin ya da konunun tamamını öğretmek yerine basamak basamak öğretmeye çalışın.
       Okul ödevlerini,öğretmenden hergün gidip bizzat alın.
       Okul ödevlerinde;çalışma sürelerini kısaltın ve sık ara verin . Araların kısa olmasına
   (örneğin;10 dk. kadar ) dikkat edin.
       Öğrettiğiniz herşeyi çok sık tekrarlayın ve alışkanlık haline gelmesini sağlayın.
       Yanlış yaptığında;azarlamayın,aşırı tepki göstermeyin. “Hayır, yanlış davranış!”
   komutunu verin.
       Kurallar koyun ve kuralların uygulanmasında tavizkar olmayın.(Yapılmasını iste-
   diğiniz ve istemediğiniz davranışları açık olarak çocuğa bildirin.Okuma-yazma biliyorsa
   bunları tek tek yazarak odasının belli yerlerine asın.)


                                            57
        Olumlu yönlerinin görülmesine,sevilmeye ve diğer çocuklardan daha fazla
   ödüllendirilmeye       ihtiyaçları    vardır.Olumlu      davranışlarını       fark    edin   ve
   ödüllendirin.D.E.H.B.li çocuklar sabırsız olduklarından işi yaptıktan hemen sonra onay
   beklerler.Örneğin; çocuğunuz başka şeylerle ilgilenmeden 10 dk. boyunca ödeviyle
   ilgilendiyse, ödüllendirmek için akşam yemeğini beklemeyin.
        Ders çalışma ortamında uyarıcıların olmamasına,aydınlatma ve ısı düzeninin iyi
   ayarlanmış olmasına,dikkat edin.Çalışma masasının sadece çalışma için kullanılmasına;
   yemek yeme,oyun oynama vb.etkinliklerde kullanılmamasına dikkat edin.
        Kullandıkları araçları gereçleri kötü kullandıkları ve sık kaybettikleri zaman,yenisini
   almak yerine,kendi harçlığından para biriktirerek yenisine kavuşmasını sağlayın.
        Sportif yada sosyal faaliyetlere yönlendirin.
        Çocuğunuzu arkadaş edinebileceği yerlere götürün,arkadaşlık kurup oynamasına
   yardımcı olun.
        Çarşı-pazar gibi toplu yerlere götürün,dış çevre ile iletişimini geliştirmesini sağlayın.
        Ev dışı ortamlarda çevre ile ilgili bilgiler verin.(Trafik işaretleri,binalar,mağazalar
   vb.)”Gördün mü ,bak! “ diye sorun.
        TV.,bilgisayar ve video oyunları sınırlanmalıdır.İlköğretim çağındaki çocukların en
   çok bir buçuk saat vakit geçirmeleri yeterlidir.
        Çalışmalarınızda sabırlı,anlayışlı,sevecen,kararlı ve tutarlı bir tavır sergileyin.
        Çocuğunuza güven verip,bazı etkinlikleri başarabileceğine inanmasını sağlayın.
        Ailenin tüm bireylerinin bu sürece katılması,aşırı disiplin ve aşırı hoşgörüden
   uzak,çocuğun gereksinimlerine duyarlı ve tutarlı olması çok önemlidir.
        Öğretmen seçiminde;tercih erkek öğretmenden yana kullanılırsa,daha başarılı sonuçlar
   alınmaktadır.Bunun nedenin erkek öğretmenin,otoriteyi temsil etme özelliğinin daha
   belirgin olmasından kaynaklandığı düşünülebilir.

                   D.E.H.B.OLAN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERE
                                  ÖNERİLER

        Hiperaktivite teşhisi tıbbi bir teşhistir ve yalnızca alanlarında uzmanlaşmış çocuk
psikiyatristleri tarafından konur. Hiperaktivite genellikle başa çıkılabilen bir durumdur.Tedavi
aile ve öğretmenin katılımı ve profesyonel kişilerin ( çocuk psikiyatristi, psikolog,psikolojik
danışman vb.) koordinasyonu ile gerçekleşir.Tedavi için altın dönem okul öncesi ve okul
çağının ilk yıllarıdır.Tedavi çocuğun öğrenme uyumunu zorlaştıran yapısal ve çevresel
etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkisizleştirilmesinden ibarettir.Doktor tarafından
çocuğa verilen ilacın hayatı kolaylaştırmak ve sorunlu dönemlerini hızla aşmak için bir araç
olduğu ve geçici süre ile sınırlı olduğu düşünülmelidir.(Ağrı kesici,ateş düşürücü ilaçların
kullanım amacı gibi)İlacın etkisi ilk 30 dk.sonrasında kendini göstermeye başlar,genellikle
3.saatin sonuna doğru hafifler ve 4.,5.saatlerde sıfırlanır.İlaç,ders başarısını tek başına artıran
bir unsur değildir.Ama önemli bir yardımcı olarak düşünülebilir.Öğretmen; hiperaktif
çocuğun davranışlarındaki değişiklikler ile ilgili aile ve doktoruna geri bildirimlerde
bulunmalıdır.
        Her çocuğun ihtiyaçları farklı olacaktır.Bu farklılık gözetilerek ihtiyaçların
    karşılanması gerekir.Yani sınıftaki bütün çocuklara eşit davranmak demek,hepsine aynı
    davranışı göstermek değildir.Sınıftaki,her çocuğun bireysel ihtiyaçlarını gözeterek
    davranın.
        Adı çıkan çocuklar,imajlarını bir türlü değiştiremedikleri için sınıfta hedef tahtası
    olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.Bu duruma meydan vermeyin.




                                                58
     Diğer çocukların belli etmeden yaptıklarını; apaçık yaptıklarından çabalarına kimseyi
inandıramazlar.Farkında olmadan bu tuzağa düşmeyin,aynı davranışı gösteren başka
çocuklara daha hoşgörülü yaklaşmayın.
     Öğrencilere uymaları gerekli kurallar ve kendilerinden beklenen davranışları açık
olarak anlatın,sınıfta yapılabilecek ve yapılamayacak hareketlerin neler olduğunu öğretin.
Sınıf tamamen sessizleşmeden yönerge vermeyin.Talimat verirken;
     -Canlı,açık bir dil kullanın,kısa konuşun.
     -Her seferinde tek talimat verin.
     -Konuşurken,göz teması kurun.
     Mümkünse,yapılmasını istediğiniz davranışı gösterin.Zaman zaman çocuğun talimatı
anlayıp anlamadığını denetleyin ve gerekiyorsa talimatı tekrarlayın.
     Kurallara uymanın ve uymamanın sonuçları ile istenilen biçimde davranmanın ve
davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağını belirleyip,öğrencilere anlatıp, sıkça
tekrarlayın.
     Sınıf kurallarının daha iyi benimsenmesi için,kuralların öğrenciler tarafından
tartışılmasına,karara bağlanmasına ve yazılmasına fırsat verin.Örneğin;
     -Sınıfa çalışmak için gelin.
     -Ellerinizle,ayaklarınızla ve eşyalarınızla,başkasını rahatsız etmeyin.
     -Sınıf arkadaşlarınıza karşı nazik olun.
     -Kurallara uyun.
     -Dikkatinizi toplayın.
     -Çalışırken sessiz olun vb. talimatlar sınıfın belirgin bir yerine yazılabilir.
     Konulan kuralların gerekçelerini örneklerle açıklayıp,sınıfta tartışın.
     Çalışmalarınızda,anlayışlı, sabırlı,esnek,sevecen ve tutarlı olmaya çalışın.
     Sorunları yaşamadan önce önlemeye çalışın.
     Tutarlı ve önceden hazırlanmış bir programa göre davranın.
     Öğrenciye önceden tahmin edebileceği biçimde davranın.
     Öğrencinize tek başına tamamlayabileceği kadar iş verin.
     Öğrencinin dikkatli ve iyi odaklanabilen, öğrencilerin arasına oturmasını sağlayın.
     Sınıf içinde öğretmenle sürekli temas kurabileceği ve dikkatini dağıtmayı
engelleyecek bir yerde yani en ön ve pencereden uzak bir sırada oturmasını sağlayın.
     Gerektiğinde fiziksel temas yoluna başvurun.Örneğin; omzuna ya da sırtına dokunun.
     Her öğrenciye eşit söz vermeyi sağlamak için; öğrencinin isminin üstüne yazılı olduğu
bir deste kart kullanın,kartlardan rastgele bir isim çekin ve kartı tekrar desteğe katın.
     Ödevlerini küçük parçalara ayırarak basamaklar halinde ve neden-sonuç ilişkisi ile
verin.
     Ders anlatırken olabildiğince görsel,işitsel ve hareketli araçlar kullanın.Mümkünse bu
araçların kurulması ve kullanılmasında ondan yardım alın.
     Çocuk derste olmadığı bir zaman,diğer öğrencilere,D.E.H.B. olan öğrenci,ile ilgili
olarak;zaman zaman dikkatini toplamakta güçlük çektiğini,ancak yardımsever ve iyi
niyetli olduğunu,kendilerin de onu aralarına alarak yardım etmeleri gerektiğini
vurgulayın.
     Sınav değerlendirmesi yaparken dikkatinin dağınıklığını göz önünde bulundurun,sözlü
sınavlarda daha başarılı olduğu gerçeğini göz önüne alın.Yazılı sınavları ise çoktan
seçmeli olarak yapın.
     Bu çocuk için,önlem alınırken;diğer çocukların dikkatini çekecek aşırılıklardan
kaçının.
     Çocuğun olumsuz tepki göstermesine neden olacağı için, sıklıkla sınıf değişikliği
yapılmasını önleyin.



                                          59
       Sık sık tahtaya kaldırıp,silmeniz gereken yazıları sildirin,sınıfta dağıtılması gereken
   materyalleri ona dağıttırın.
       Yüzme,basketbol,futbol,folklör gibi yoğun hareket getiren sosyal,sportif ya da kültürel
   etkinliklere katılımını sağlayın.
       Acele ve özensiz yaptığı işleri tekrar kontrol etmesini isteyin,verilen görevler arasında
   kısa molalar verin.
       Grup içi çalışmalarda yer aldıkları sürece, kendilerini güdülenmiş hissedecekleri için
   grup çalışmalarına önem verin.
       Konusu verilmiş ya da serbest konulu resim çalışmaları,parmak boyası yaptırın,müzik
   çalışmalarında şarkı söyletin.
       Ders konularını işlerken uygun konularla ilgili gazete ya da mecmualardan, resim ya
   da yazıları keserek getirmelerini isteyin.
       Çocuğun sevilme,beğenilme,övgü gibi gereksinimleri olduğunu unutmayın,olumlu
   davranışlarını fark edin ve ödüllendirin.Örneğin; “Ali sessizce sıraya girmen ne
   güzel,aferin sana! Hepiniz böyle yerlerinize yerleşip dinlenmeye hazır olduğunuzda,çok
   mutlu oluyorum.Ayşe’nin söz istemek için elini kaldırmasını ve kendisine söz verilmesini
   sessizce beklemesini beğeniyorum.Teşekkür ederim Ayşe.”vb.gibi.
       Öğrencilerin somut dokunabilir ödül almak çok hoşuna gidecektir.
   Örneğin;Öğretmenle birlikte yenecek bir yemek kazanmak,bir oyunu yönetmek ya da
   oyundaki takımlardan birinin kaptanı olmak,düşük not aldığı bir testin geçersiz
   sayılacağını bilmesi,fazladan boş zaman kazanmak,öğrencinin seçtiği bir şeyi sınıfa
   getirerek arkadaşlarına göstermesine izin vermek. (Bir oyuncak,beslediği kuş vb.)
       Bu çocukları cezalandırmak için dersten çıkartmayın,çünkü;derste sıkıldıklarından bu
   ceza ödül gibi olacaktır.
       Dikkat eksikliği ya da hiperaktif öğrenci için ara verme ve gruptan uzaklaştırma
   yöntemi uygulayın.Örneğin; “Can, ellerini ve ayaklarını daima kendine saklamalısın.Eğer
   bunu başaramayacaksan o zaman lütfen,masana git!(Ya da ayrılan sandalyene otur!) ve
   başkalarını rahatsız etmeden durabileceğine inandığın zaman aramıza katıl” denebilir.Ya
   da sırasında çevresine rahatsızlık vermeden oturamayan öğrenciden belli bir süre ayakta
   durması istenebilir.


                              ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ




TANIM: Zekada,görme ve işitmede bir sorun olmamasına rağmen;algılamada, düşünmede,
kendini ifade etmede,sözlü dili kullanmada, okuma-yazma ya da matematik becerilerinde
gözlenen çok boyutlu bir bozukluktur.




                                              60
                                    ÖZELLİKLERİ

    Öğrenme güçlükleri gelişimin bir çok alanını etkileyebilir.Bu çocuklar,bazı alanlarda
zorluklar yaşarken diğer faaliyetlerde yaşıtlarından daha üstün becerilere sahip olabilirler.
    Düşünce, duygu ve davranışlarını yeterli derecede denetleyemezler, düşünmeden
harekete geçerler.Tez canlı, sabırsız, tepkisel ve heyecanlı olabilirler.
    Bazılarında karşı gelme, davranış sorunları ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
görülebilir.
    Motivasyonları çok düşüktür.
    Bazılarında el becerileri yaşıtlarına göre daha az gelişmiştir. Örneğin ; yazıları bozuk,
sakarlıkları daha çoktur.
    Bazı çocukların dikkat süreleri azdır.Çoğunda dikkat dağınıklığı, dikkatlerini
yoğunlaştıramama görülür.
    Uzaklık – derinlik boyut algısı zayıftır.
    Görsel ayrımlaştırma yetenekleri zayıftır. Harfleri karıştırır, ters yazarlar.
    Görsel figür – zemin ayırt etme güçlüğü yaşarlar. Harf – kelime – satır atlarlar.
    İşitsel ayrımlaştırmada güçlük yaşarlar.işittikleri bazı harfleri karıştırırlar (f- v, b-m )
    Gecikmiş dil gelişimi ve artikülasyon sorunları vardır.
    Yön bulma sorunları yaşarlar.
    Sağ – sol ayırt etmede, mesafe tahmininde güçlük çekerler.
    Dün – bugün, önce – sonra kavramlarını, saati öğrenmede güçlükleri vardır.
    Okumayı sökememe, yavaş ve hatalı okuma, yazı hataları ve yazının grafik bozukluğu
görülür.
    Çocukta ; bezginlik, kendini güvensiz ve değersiz hissetme, yeterince zeki olmadığını
düşünme, kavgacılık , çabucak alınma vb. duygusal problemler gözlenebilir.
    Fizyolojik yakınmalar ortaya çıkabilir (baş ağrısı, bulantı, karın ağrısı vb.) ya da okula
gitmede isteksizlik gözlenebilir.
    Özel Öğrenme Güçlüğü olan çocuklar, algılanan bilgileri sıralama, kullanma ve
ortama göre yorumlama konusunda problem yaşarlar. Bu bilgilerin bellekte tutulması
konusunda zorlanırlar. Kazanılan bilgilerin kullanımında sorun varsa çocuk kendiliğinden
konuştuğunda akıcı ve düzgün konuşurken , sorulara yanıt vermede aynı beceriyi
gösteremez ve tutuklaşır.
    Unutkan olabilirler. Okulda kalemlerini, defterlerini, ödevlerini unuturlar.
    Sakar ve dalgın olabilirler.
    Çarpım tablosunu öğrenmede güçlük çekerler.
    Görsel algılama ve organizasyon güçlüğü nedeniyle toplama yerine çarpma yaptığı,
toplamaya soldan başladığı görülür.

          ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ(ÖÖG) OLAN ÇOCUKLARIN
                   ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    ÖÖG olan bir çocukla karşılaştığınızda ailesiyle işbirliği yaparak, çocuğun sınıf
içindeki durumundan ve gözlemlerinizden aileyi haberdar etmelisiniz.
    Ön sıralarda oturtmak sizi ve dersi takip açısından çocuğa kolaylık sağlayacak, daha
aktif olarak derse katılmasına yardımcı olacaktır.
    Bilgiyi kazanıp kazanmadığını sınamanın en iyi yolu, daha iyi öğrendiği yöntemden
faydalanmaktır. ÖÖG olan çocukların bazıları görerek, bazıları işiterek daha kolay
öğrenmektedir. Örneğin; ağır yazıyor ve yetiştiremiyorsa, sözlü sınav yaparak bilgiyi
edinip edinmediğini saptayabilirsiniz. Tam tersi motor becerileri iyi, ancak ifade edici dil
becerisi iyi olmayan öğrencinizin bilgisini; tahtaya yazmasını isteyerek sınayabilirsiniz.


                                            61
    Zayıf yönlerine odaklanarak onu hayal kırıklığına uğratmaktansa, güçlü taraflarını ön
plana çıkarabilirsiniz.
    Ödevleri başarabileceği ölçüler içinde verebilir, böylece zorlamanın etkisini azaltarak,
adım adım kolaydan zora geçişi sağlayabilirsiniz.
    Bu çocukların çoğu, kolay anlayabilecekleri, kısa kelimelerden oluşan, detaysız ve
kesin yönergelere ihtiyaç duyarlar.
    Kolaylıkla seçim yapamadıkları için sıklıkla yönlendirilmelidirler.
    Pek çok sembolü birbirine karıştırırlar (harf,rakam,işaret vb.). Bu durumda tahtadan
bakarak bir şeyler kopya etmek bu çocuklar için güçtür. Bu konuda ona diğer çocuklara
nazaran daha toleranslı davranmak gerekir.
    Arkadaşları tarafından sıklıkla reddedilirler. Gruba dahil olmaları konusunda onlara
yardımcı olabilirsiniz.
    Bazı görevleri tek başlarına yapmayı tercih edebilirler. Başkaları ile çalışmayı zor
buluyorsa bunu görmezlikten gelebilir, yalnız çalışması için fırsatlar verebilirsiniz.
    Bilgileri aktarırken konuları daha çekici hale getirmek için modeller, objeler, resimler
kullanarak anlatabilirsiniz.
    Öğrendiği konuların devamlılığı ve sürekliliği korunmalıdır. Bir konudan başka bir
konuya geçerken bir önceki konuyu tam olarak öğrenip öğrenmedikleri konusunda
dikkatli olunmalıdır.
    Öğrencinizin öğrenme hevesini destekleyebilirsiniz. Bilgiyi kazanmanın en önemli
faktörü motivasyondur. Öyleyse; öğrencinizin güçlü yönlerini sınıf içinde vurgulayarak,
başarabileceği ödevlerden başlayarak, sorumluluk vererek, onun sınıf içinde kendine
güvenini artırabilir ve öğrenmeye istekli hale getirebilirsiniz.
    Başarması için baskı yapılmadan destek olunmalıdır.
    Çocuğun ilgi duyduğu konular belirlenmeli ve öğretmeye bu noktalardan
başlanmalıdır (resim yapma, çizgi roman okuma vb.).
    Her çalışma sonunda bütün hatalarını tek tek göstermektense, birkaç çalışma sonunda
genel hatalar üzerinde durulmalı ve yorum yapılmalıdır.
    Çalışmalar sırasında öğrenilenler çok fazla tekrar edilerek pekiştirilmeli, daha önceki
öğrenilenler unutulabileceğinden anlayış gösterilmelidir.
    Sakin,sabırlı ve anlayışlı olunmalıdır.
    Çocuğun yazı yazarken satır aralıkları bırakarak yazması sağlanmalı, çizgili defter
kullanılmalıdır.
    Çocuğun yaptığı yanlışlar çarpıcı renklerle işaretlenmemelidir.(Çocuğun cesareti
kırılabilir)
    Kurallar konulmalı ve uygulamada istikrarlı ve tutarlı olunmalıdır.
    Dikkatlerini çok kısa süre toplayabildiklerinden, daha kısa görevler verilmeli ve sık
sık kontrol edilmeli, etkinlikler mümkün olduğunca basitleştirilmelidir.
    Etkinlikler esnasında çocuğun sağını-solunu ayırdetmesine yardımcı olunmalıdır.
    Okurken satır takibini kalemle, cetvelle ya da parmakla yapması sağlanmalıdır.
    Okuma-yazma öğretiminde parçadan bütüne (tümevarım) yöntemi kullanılmalıdır.
    Noktaları birleştirerek şekil-resim oluşturma çalışmaları yapılabilir.
    Eş anlamlı ve zıt anlamlı kelimeler kullanılarak çalışmalar yapılabilir.
    Basit atasözleri öğretilerek ne anlattığı tartışabilinir.
    Kelimelerin cümledeki yerleri değiştirilerek çocuktan düzenlemesi istenebilir.
    Çeşitli konularda çocuğun kendi gözlem ve yorumlarını anlatabilmesine fırsat
verilmelidir.
    Kendi yorumlarını katamadığı durumlarda , bu yorumları alabilmek için çocuğa
sorular sorulmalıdır.
    Basit şiirleri öğrenmesi sağlanabilir.


                                          62
        En önemlisi onun farkında olduğunuzu, onun değerli bir insan olduğunu
hissettirmenizdir. Gösterdiği her çaba ve başarıyı sevginizle ödüllendirebilirseniz, sevginizi
hissederse çabalarınızın ve sabrınızın meyvesini çabuk alabilirsiniz. Onu kazanmayı, topluma
kazandırmayı başarabilirsiniz !...

     ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ(ÖÖG) OLAN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE
                          ÖNERİLER

       Çocuğunuzun bu güçlüğünü olduğu gibi kabul edin.Bu güçlüğün yapısal ve işlevsel
   bir sorundan kaynaklandığını unutmayın.
       Çocuğunuzun pek çok işi başarabileceğini unutmayın ve onun kendisini değerli bir
   birey olarak hissetmesine engel olmayın.
       Başarması için baskı yapmadan, yapabileceği basit işlerden başlayarak, onun zoru
   başarmada istekli olmasını sağlayabilirsiniz.
       Öğrenmeyi etkileyen unsurlardan biri, yapabildiğini görerek yaptıklarından zevk
   almaktır. Kolaydan zora doğru adım adım gidip başarısını destekleyerek de çalışmayı
   oyun kadar zevkli hale getirebilirsiniz.
       Çalışmaya çocuğun hoşuna giden ders ya da etkinliklerden başlayın.(Resim yapma,
   yap-boz oyunları vb.)
       Çocuğunuzu okulla ilgili soru yağmuruna tutmayın. Zaten, sorunu olan bu alanda
   yaşadığı başarısızlığı evde gündeme getirmekten kaçınacaktır. Bekleyin ve sabırlı olun.
       Özel Öğrenme Güçlüğünün üstesinden gelmesi için psikolojik destek ve eğitim
   yöntemlerinden yararlanması için olanak sağlayın.
       Günlük yaşam programınızı çocuğunuzla birlikte önceden planlayın; çocuğunuz ne
   zaman, ne yapacağını önceden bilsin. Yemek, uyku, ders, okul, oyun gibi etkinliklerde
   düzenlilik sağlayın.
       Koyduğunuz kuralları uygulamada kararlı ve tutarlı olun. Kuralların kesin, net ve açık
   olması gerekir.
       Öğretmenle işbirliği içinde olun. Hergün öğretmen tarafından verilen ödevleri takip
   edin.
       Diğer çocuklarla kıyaslamayın. Bu çocukları ürkütür, korkutur ve endişelendirir.
   Kendine olan güvenini zedeler. Her çocuk kendisi olabildiği ölçüde doğru davranır.
   Çocuğunuzun kendisi olmasına izin verin.
       İyi yaptığı her iş için övgü ile teşvik edin. Ancak övgüler yerinde ve dozunda olsun.
       Özel bir çalışma ortamı hazırlayın. Odada fazla eşya, oyuncak, duvarlarda tablo,
   poster vb. gibi uyaranların olmamasına dikkat edin ve hep aynı ortamda çalışmasını
   sağlayın.
       Kolay anlayabileceği, kısa kelimelerle konuşun.
       Çok fazla tekrar yapın.
       Bazı çocuklar işiterek, bazıları görerek daha iyi öğrenirler. İşiterek daha iyi öğrenen
   bir çocuğa, konuyu siz anlatarak ya da okuyarak yardımcı olabileceğiniz gibi bir teyp
   kasetinden de yararlanabilirsiniz.
       Görerek daha iyi öğrenen çocuğun yazarak ya da görsel mesajlar alarak örneğin;bilgi-
   sayar yardımıyla öğrenmesine yardımcı olabilirsiniz.
       Çalışma sürelerini kısa tutun. Dikkati dağıldığında çalışmaya ara verin.
       Noktaları birleştirerek şekil ve resim yapma oyunları oynatın.
       Yön ile ilgili kavramları her durumda pekiştirin. (Üstünü giydirirken;sağ kolunu
   giy,şimdi sol kolunu giy. Masada otururken;soldaki kitabı ver…..sağdaki tuzluğu uzat vb.)



                                             63
        Çocuğun hergün kullandığı yolların dışında başka yollardan da eve gelmesini
   sağlayın.
        Adres,telefon numarası,doğum günü tarihlerini vb. hatırlayıp söylemesini sağlayın.
        Bir olayı,bir hikayeyi,bir masalı anlatan seri haldeki resimleri anlam sırasına göre
   dizmesini isteyin.
        Gazete ve dergilerden ilgisini çeken resimleri kesmesini sağlayın.
        Basit atasözleri öğreterek ne anlama geldiğini sorun.
        Eş anlamlı ve zıt anlamlı kelimeleri öğretin.
        Birbirleriyle kafiyeli kelimeleri bulmasını sağlayın. (Kabak-tabak vb.)
        Kelimedeki bir harfi çıkartıp ya da değiştirip yeni bir kelime oluşturmasını isteyin.
   (Baba-kaba ya da baba-aba gibi)
        Çocuğa üç boyutlu modeller yaptırın. (Kartondan küp yapma,silindir yapma vb.)
        Çeşitli konularda çocuğun gözlem ve yorumlarını anlatabilmesine fırsat verin.
        Aynı ya da benzer çalışmalarda hatalarını tek tek göstermek yerine birkaç çalışma
   sonunda gösterin. Hatalarını açıklayıp yorumlayın.
        Çocuğa gözlerini kapattırıp ne gördüğünü sorun. Doğadaki renk ve şekilleri hayal
   etmesini isteyin ve bunları anlatmasını sağlayın.
        Çocuğunuzun yapması gereken işleri siz yapamaya çalışmayın. Çocuğa sakat ya da
   kötürüm muamelesi yapmayın.
        Çocuğunuza sağ-sol,alt-üst,ön-arka gibi kavramlarda anlamasını kolaylaştıracak
   yollar, ipuçları, benzerlikler, bağlantılar kurmasını öğretin. Yaşına göre bunları zaten
   bilmesi gerekir diye düşünüp ona kızmayın.
        Zaman zaman aile fotoğraflarına bakılarak yaşantıları hatırlatın ve anlattırın.
        Çocuktan doğadaki ve çevresindeki sesleri (tren,araba,hayvan sesi vb.) taklit etmesini
   isteyin.
        Çocuğa basit krokiler çizilerek üstünde yön takibi yaparak ilerlemesini isteyin(sağa
   git,soldaki sokağa dön.vb.)
        Yapamadığı şeyler için bağırıp kızarak eline ayağına dolaştırmayın.

         SIRAYA KOYMADA SORUN YAŞAYAN Ö.Ö.G.’ Lİ ÇOCUKLAR

    Özel Öğrenme Güçlüğü belirlenmiş ve sıraya koyma da sorun yaşayan öğrenciler işleri
sırayla yapma ve zamana ayak uydurmakta zorluk yaşarlar.Bu nedenle en çok zorlandıkları
alanlar;
         Birçok şeyi kolay yoldan yapmak,
         Alfabeyi sırasıyla ezberlemek,
         Çok adımlı talimatları takip etmek ve hatırlamak,
         Düşüncelerini tutarlı adımlarla sözel olarak sunmak,
         Ödevini zamanında teslim etmek,
         Haftanın günlerini, ayları, mevsimleri sırasıyla öğrenmek,
         Çarpım tablosunu ezberlemek,
         Saati öğrenmek,
         Matematik problemlerinde işlem basamaklarını sıralamak,
         Zaman kavramlarını önce ve sonra gibi doğru kullanmak,
         El yazısıyla yazı yazmak,
         Bir deneyin sonuçlarını rapor etmek,
         Bir olayı anlatırken olaylar zincirini doğru şekilde anlatmak,
         Masal ve hikayenin konusunu takip etmek ve anlatmak,
         Tarihi olayları sırasıyla hatırlamak,
         Bir yere vaktinde yetişmek,


                                             64
       Ödevini, yapmaya oturduğunda nereden nasıl başlayacağını bilmek,
       Bir görevi yerine getirebilmek için ardışık adımlara bölmek vb. gibidir.

SIRAYA KOYMAYA İLİŞKİN SORUN YAŞAYAN ÖĞRENCİLERLE YAPILACAK
                         ÇALIŞMALAR

   Bu çocuklarla yapılacak çalışmaların amacı; zayıf yönlerinin farkına varmaları, problem
çözmeyi ve uygulama yollarını bulmalarını sağlamak olmalıdır.
       Talimatlar basamak basamak, tek tek söylenmeli.
       Bir dizi ardışık düzenlemeyle karşı karşıya kaldığında, ondan istenenleri tekrar
   etmesinin sağlanmalı.
       Günler, aylar ve mevsimlerin, resimlerle görselliğe dayalı olarak adım adım öğretme
   çalışmaları yapılmalı.
       Önce ve sonra, sabah ve akşam gibi zaman kavramları üstünde çalışılmalı.
       Zaman çizelgeleri yapılmalı ve yaşayışını sıraya koyabilmesi sağlanmalı.
       Proje ve ödevleri için başlama ve bitirme arasındaki süreci ile ilgili zaman çizelgesi
   yapılmalı,
       Akşamları yapılacak işlerin listesi tutulmalı.
       Matematik problemlerinin işlem adımları sıraya konmalı ve anlayarak yapabilmesi
   sağlanmalı.
       Matematik ve bilim derslerinde işlemlerle karşılaştığında akış şemaları çizdirilmeli.
       Çarpım tablosu öğretimi ezberden çok, mantıksal ve görsel çalışmalara dayalı olarak
   yapılmalı.
       Sıra takip eden, çizgi-resim-öykülerle anlamlı sıraya koyma oyunlarından
   yaralanılmalı.
       Tekerleme söyleme çalışmaları yaptırılmalı.


    MEKENSAL YETENEKLERDE SORUN YAŞAYAN Ö.Ö.G.’Lİ ÇOCUKLAR

   Özel Öğrenme Güçlüğü belirlenmiş ve mekansal yeteneklerde sorun yaşayan öğrenciler
uzayda yönünü bulmak, organize olmak ve bütün parça ilişkisini anlamlandırmakta zorluk
yaşarlar. Bu nedenle en çok zorlandıkları alanlar;
        Solu sağından ayırmak,
        Bir sayfada sınırlar içinde çalışmak,
        Eşyalarını nereye koyduğunu hatırlamak,
        Ayakkabılarının bağlarını bağlamak,
        Temiz ve düzenli çalışmak,
        Tahtada gördüklerini defterine yazmak,
        Kıyafetlerini düz giymek,
        Kelimeleri bir bütün halinde yazmak,
        Bulunduğu yerin haritasını incelerken kendinin görece nerede olduğunu bilmek,
        Şekillerin görüntüsünü hatırlamak,
        Gideceği yeri bulmak, yön tayin etmek,
        Kroki ve plan çizmek,
        Okuduğunu anlamak,
        Dikkatini kontrol etmek,
        Ödevlerini tamamlayabilmek,
        Resim çizmek,
        Zihninde resim canlandırmak,


                                             65
          Tamir etmek vb.gibidir.
          Bu tür çocukların başka alanlardaki güçlü yönlerinin belirlenip vurgulanmasında fayda
vardır.

      MEKANSAL YETENEĞE İLİŞKİN SORUN YAŞAYAN ÖĞRENCİLERLE
                     YAPILACAK ÇALIŞMALAR

   Bu çocuklarla yapılacak çalışmaların amacı; zayıf yönlerinin farkına varmaları, problem
çözmeyi ve uygulama yollarını bulmalarını sağlamak olmalıdır.
       Örneğin bir manzara resminde bulunan bir çok kuşu fark ederek, göstermesi
   istenmeli.
       Üzerinde bir ya da birçok geometrik şeklin olduğu resimde dik açıları göstermesi
   istenmeli.
       Sağ elinle sol omzuna dokun, sol elinle sol kulağını tut, sağ elinle sağ bacağına dokun
   gibi çalışmalar yaptırılmalı.
       Objeler ve nesneler üzerinde büyük küçük çalışmaları (Hangisi daha büyük?, en küçük
   hangisi? vb.) yaptırılmalı.
       Perspektifi olan bir resmin ön kısımda yer alan cisimleri ve bu resmin arka planında
   kalan cisimleri fark ederek söylemesi istenmeli.
       Bursa ilinin ilçelerini gösteren haritada bunları tek tek gösterme çalışmaları ve
   Bursa’nın Türkiye haritasındaki yerini fark etme çalışması yaptırılmalı.
       Puzzle, parça birleştirme oyunlarından yararlanılmalı.
       Harita üzerinde yön çalışmaları yaptırılmalı.
       Evden okula, okuldan eve, evden çarşıya vb. gibi gidiş gelişleri sıraya koyma
   çalışmaları yaptırılmalı.
       Harflerin doğru ve sırasıyla yazım alıştırmaları ve plastik harflerle çalışma
   yaptırılmalı.
       Lego oyunlardan yararlanılmalı.
       Şekilleri çizim çalışmalarında önce böyle, sonra yukarı çıkıyorum, sağa dönüp.... gibi
   sözlü ifadelerle çalışmalar sağlanmalı.(Böylece şekilleri dilbilimsel biçimlere
   sokacaklardır.)
       Bilgisayarla çizim, resim, yazı, grafik çalışmaları yaptırılmalı.
       Şekillerin görünüşünü hatırlama çalışmaları yaptırılmalı.
       Bazı derslerde geçen kısaltılmış sembolleri hatırlama çalışmaları yaptırılmalı.
       Tahtadaki yazıyı defterine çekerken ek süre verilmeli.
       Rakamların şekillerini öğrenip yazma, yapıştırma, kopya etme ve plastik rakamlarla
   çalışmalar yaptırılmalı.
       Geometrik şekilleri kesme ve yapıştırma çalışmaları yaptırılmalı.
       Bu çocuklar eşyalarını sık kaybediyor olabilirler, odaları çok dağınık olabilir,
   masalarının üzerinde gereksiz bir sürü materyal bulunabilir bu nedenle çalışacak yer
   bulamazlar.Raf ve kutular etiketlenerek çalışma odası düzenlenmeli.
       Anne-babalar çalışma odasının temizliğini tamamen üstlenebilirler. Böylece çocuğun
   düzenli malzemelere sahip olmanın tadını çıkarması sağlanmalı.
       Ayakkabı ve terliklerini uygun ayağına giyme çalışmaları yaptırılmalı.
       Ayakkabılarının bağcığını bağlama çalışmaları yaptırılmalı.
       Top atma, tutma ve yakalama çalışmaları yaptırılmalı.
       Gözü kapalı olarak küçük cisimlere dokunma ve ne olduğunu anlama çalışmaları
   yaptırılmalı.
       Karıştırdığı harfler için yazı ve kelime çalışmaları yaptırılmalı. (P, b, d.. vb. harflerde
   sözcük başı, sözcük ortası ve sözcük sonu kullanım çalışmaları)


                                               66
        Çizgi çalışmaları, noktaları birleştirerek nesne oluşturma çalışmaları yaptırılmalı.
        Anahtarı kilide sokma,açma çalışmaları yaptırılmalı.
        Eşyalarını kaldırırken, bir şeyi bir yere koyarken nereye koyduğunu içinden
   fısıldamasısağlanmalı. Örneğin “defterimi alt çekmeceye koydum” gibi.
        Olayları ve mekanı zihinde canlandırabilmeleri için bir hikayeyi kasetten dinleme
   çalışmaları yaptırılmalı. (Radyoda çocuk tiyatroları da dinlenebilir).

   KAVRAMSAL YETENEKLERDE SORUN YAŞAYAN Ö.Ö.G.’Lİ ÇOCUKLAR

        Özel Öğrenme Güçlüğü belirlenmiş ve kavramsal yeteneklerde sorun yaşayan
öğrenciler kavramları anlayarak öğrenmede sorun yaşarlar.
        Kavramlar okulda ve hayatta çok fazladır.Matematikte; değer, oran, denklem,
yüzdelik, kesir vb. gibi , edebiyatta ; ironi, komedi, drama vb. gibi, bilimde ; en iyi türün
hayatta kalması gibi, din bilgisinde; kökten dincilik, tasavvuf gibi, hayatta; mobilya,
kapitalizm, demokrasi gibi.
        Kavramlar,bir fikri veya fikirler kategorisi yaratmak için bir araya gelen özellikler
topluluğudur ve birbirinin üzerine inşa edilirler.En başta çok iyi kavrayamazsanız, durmadan
karşınıza çıkar ve size geri dönerler.
        Kavramı ve zıt kavramını bilmek gerekir.( Var olma-yok olma gibi )
        Kavramlar akıl yürütmeyi daha kolay,zahmetsiz hale getirir.
        Kavramlar büyük fikirleri karşılaştırmaya yararlar.( Tutuculuk-yenilikçi gibi )
        Kavramlaştırma çıkarımlar yapmayı ve karşılaştırmayı da sağladığından ezberi
    azaltır.(Bir ülkenin demokratik olduğunu biliyorsanız orada seçim yapılıp yapılmadığını
    ezberlemeniz gerekmez.Seçim yapıldığını bilirsiniz.)
        Eğitim basamakları yükseldikçe soyut kavramlar artar.
        Sözel kavramlar sözcükler ve cümleler yardımıyla kolay öğretilir.(Tutucu kavramı
    sözcükler yoluyla düşünülüp iletilebilir.)
        Sözel      olmayan      kavramlar,anlaşılabilmek     için    bir    dereceye      kadar
    görselleştirilebilir.(Oran   kavramı,gezegenlerin     yörüngesi,moleküller     gibi.)Bunlar
    sözcüklerle anlatmaktan daha kolaydır.
        Bazıları sözel kavramları öğrenmede başarılıyken,bazıları sözel olmayan kavramlara
    yönelirler. Matematik ve bilimde sözel olmayan kavramlar; dil ve resimde sözel
    kavramlar vardır.
        Sözel olmayanı kavramlaştırıp ardından onu sözcüklerle ifade ederek zihinde
    canlandırma en arzu edilenidir.Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların bunu
    başarabilmeleri için yardıma ihtiyaçları vardır.
        Öğrenci, payda kavramını gerçekten anlayamadıysa ve paydayı sadece alttaki sayı
    olarak görüyorsa kesir kavramını öğrenmesi zordur.

                      KAVRAMSAL YETENEKLERE İLİŞKİN SORUN YAŞAYAN
                          ÖĞRENCİLERLE YAPILACAK ÇALIŞMALAR

       Kavramların anlamlarını yazmaları sağlanmalı.
       Kavram haritaları oluşturmalarına yardımcı olunmalı.
       Bilemediği kavramla karşılaştığında kavram haritasını kullanması sağlanmalı.
       Zıt kavramlar üzerinde çalışılmalı.




                                              67
                             KAVRAM HARİTASI ÖRNEĞİ


        İçecek                        ‘’ÖZ SU’’                    Portakal
        Çorba                         KAVRAMI                      Greyfurt
        Et suyu                                                    Elma
        Meyve suyu                                                 Domates

                                ELEŞTİREL ÖZELLİKLER

                               Meyve veya sebzeden çıkarılan su
                                       İçmesi güvenli
                                           Sağlıklı
                                   Kapalı kutularda satılır.




            ARTİKÜLASYON (SESLETİM /FONOLOJİK )BOZUKLUĞU

        Artikülasyon; Konuşma sesi birimlerinin, konuşmada yer alan organlar aracılığıyla
şekillendirilmesidir.
        Konuşmaya başlamak bir çocuğun hayatının en önemli adımlarından biridir. Yapılan
araştırmalar belli sesleri doğru söyleyişin, belli yaşlarda ortaya çıktığını göstermiştir:
               30–36 ay p,b,m
               36 – 54 ay n,y,t,d,k,g
               54 – 66 ay f,v,y,ı
               66 – 78 aydan sonra r,s,z,ç,c,ş,j
        İşitme bozukluğu, konuşma organlarındaki bozukluklar (ör. yarık damak), nörolojik
durumlar, zeka engeli ya da psikolojik sorunlar, artikülasyon bozukluğuna eşlik edebilir.
        6-7 yaşta % 2-3 oranında görülürken, 17 yaşın üzerinde % 0.5 oranında ve erkeklerde
daha sık görülmektedir. Eğer;
               Çocuk seslere tepki vermiyorsa,
               Ailenin öyküsünde, bir dil ve konuşma gecikmesi varsa,
                Aile üyeleri ve çevredekiler tarafından çocuğun ne söylediği anlaşılmıyorsa,
                Çocuğun dil gelişimi ve konuşması, aynı yaştaki çocuklara göre belirgin
    olarak geride olduğu ise , uzman yardımı gereklidir.


                                       KEKEMELİK

        3-6 Yaş döneminde çocuklar konuşurken,kelimeleri yada cümleleri tekrarlayabilir,
konuşmanın normal akışı kesintiye uğrayabilir.Gelişimin bu aşamasında tekrarlar ve kesintiler
normaldir.
        Konuşmanın ritminin, akışının kesintiye uğraması, tekrarlar, uzatmalar,
duraklamalarla bozulması alışkanlık haline geldiğinde ritim bozukluğu ortaya çıkar.
        Kekemeliğin başlangıç döneminde, konuşmada görülen belirtiler konuşmanın yalnızca
sesine ilişkindir ve çocuk bu durumun farkında değildir.Ancak dinleyen pek çok kişi
tarafından,çoğu zaman “ ne konuşulduğu “ değil “nasıl konuşulduğu” dikkati çeker.Bu durum,



                                               68
çocuğun durumu fark etmesine neden olur.Böylece Çocuktaki konuşma güçlüğüne, korku ve
endişe de eşlik eder; konuşma, çocuğu zorlayan bir savaşa dönüşür.
        Artık bu dönemde konuşmanın akışının kesintiye uğraması yanında, konuşma
sırasında yüz, el, kol ve vücut hareketleri de ortaya çıkar.
        Kekemeliğin nedenleri konusunda günümüzde ileri sürülen görüşler çeşitlidir.
Bazı uzmanlar yapısal bir bozukluk olduğunu düşünürken, bazıları öğrenilmiş bir davranış
olduğunu,bazıları ise kişilik bozukluğu olduğunu savunmaktadır.
        En yaygın olarak, kekemeliğin tek bir nedene bağlı olmadığı görüşü ön plandadır.
        Kekemeliğin ortaya çıkışına; korkular, kardeş kıskançlığı,bir yakının kaybı, baskı ve
şiddete maruz kalma, anne -baba geçimsizliği veya ayrılığı, deprem vb. gibi travmatik
yaşantılar neden olabilir.
        Bireysel terapi yöntemleri, başarılı sonuçlar verebilmekte , ancak yaşamın belli
dönemlerinde kekemeliğin tekrarlaması söz konusu olabilmektedir.

            KEKEME ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

       Çocuğun güç ve hatalı konuşması hiçbir zaman söz konusu edilmemelidir.
       Kekeleyen öğrenciye kızmak,” Bir daha kekeleme ! “ demek, baskı yapmak çok büyük
   hatadır.
       Sınıftaki diğer öğrencilerle, kekeme öğrencinin olmadığı bir zaman konuşularak;
   gülme, alay etme vb. gibi olumsuz yaklaşımların önüne geçilmelidir.
       Basit sorumluluklar verilmeli, güven kazandırılmalıdır.
       Sözlü yoklamalar yerine, yazılı yoklamalar yapılmalıdır.
       Kekeme öğrenci konuşurken, konuşması bitene kadar sabırla dinlenmeli, onun yerine
   cümlesi tamamlanmamalıdır.
       Öğrenci konuşurken, dudak hareketlerine yoğunlaşılmamalı, onunla göz kontağı
   kurularak, “nasıl söylendiğine” değil “ne söylendiğine” odaklanılmalı ve diğer
   öğrencilerin de bu konuya dikkat etmeleri sağlanmalıdır.
       Öğrenci uzun cümleler kurmaya,hızlı konuşmaya zorlanmamalıdır.
       Kısa cümleli yazılar ve şiirler okutulmalı,okuldaki koro çalışmalarına katılması
   sağlanmalıdır.
       Kekeme öğrencinin söyleyemediği kelime yada harf üzerinde ısrar edilmemeli ;
   örneğin, öğrenci “d” harfinde tutuluyorsa “doktor” yerine “hekim” kelimesini söylemesi
   teşvik edilmelidir.
       Çok sevdiği, ilgisini çeken konularda sözel paylaşımda bulunmasına destek
   olunmalıdır.

                 KEKEME ÇOCUKLARIN AİLELERİNE ÖNERİLER

       Çocuğun güç ve hatalı konuşması hiçbir zaman söz konusu edilmemelidir.
       Kekeleyen öğrenciye kızmak,” Bir daha kekeleme ! “ demek,baskı yapmak çok büyük
   hatadır.
       Basit sorumluluklar verilmeli, güven kazandırılmalıdır.
        Kekeme çocuk konuşurken, konuşması bitene kadar sabırla dinlenmeli, onun yerine
        cümlesi       tamamlanmamalıdır.
       Çocuk konuşurken, dudak hareketlerine yoğunlaşılmamalı, onunla göz kontağı
   kurularak, “nasıl söylendiğine” değil “ne söylendiğine odaklanılmalı ve diğer öğrencilerin
   de bu konuya dikkat etmeleri sağlanmalıdır.
       Diğer insanların yanında çocuğun kekemeliğinden söz edilmemeli ve diğer
   insanlarında bu konuda konuşmaları engellenmelidir.


                                             69
    Kekeme çocuğun söyleyemediği kelime ya da harf üzerinde ısrar edilmemeli, örneğin,
öğrenci “d” harfinde tutuluyorsa “doktor” yerine “hekim” kelimesini söylemesi teşvik
edilmelidir. Çok sevdiği, ilgisini çeken konularda (arabalar,futbol,çiçekler vb. gibi )
sohbet imkanları yaratılmalıdır.
    Tek başına bir odada yüksek sesle şiir, şarkı,herhangi bir metin okuması teşvik
edilmelidir.
    Kekemelik; çocuk için sorun olarak algılanmaktaysa, konuşma terapilerinden
yararlanılabilir.

          KONUŞMA BOZUKLUĞU OLAN ÇOCUKLARA YÖNELİK
                         EGZERSİZLER

     Derin nefes alıp- verme çalışmaları yapmak.( Nefes alıp-verme sırasında "f " ve " p
 "sesleri çıkartılır.)
     Kamış kullanarak emmek.(Önceleri kalın -9 mm-çapında hortumla denenebilir. Daha
 sonra incelen kamışlarla bardaktan, şişeden, tabaktan sıvı emilir.)
     Küçük mum söndürme.(Daha sonra büyük mum söndürme, fazla sayıda mum
söndürme çalışması yapılır.)
     Renkli makyaj pamuklarını masada çocukla, üfleyerek hareket ettirmek.(Kağıt
parçacıkları ile de yapılabilir.)
     Deterjanlı su dolu kaba, kamış ile üfleyip balonlar yapmak.
     İçinde ufak top olan plastik düdük üflemek.
     Bir pinpon topu ile, üfleyerek masada maç yapmak.
     Çocuğa elma ve havuç vererek, ısırtarak yedirmek.
     Sağ ve sol yanakta çiğnemek.(bir parça bisküvi bir yanağın içine konur.Dil yardımı
ile bisküvi parçası yanak içinden alınıp çiğnenir.)
     Ağız kapalı çiğnemek.( Yumuşak-katı yiyeceklerle; patates, elma vb.)
     Çiklet çiğnetmek.
     Dil ucuna bir parça bisküvi konup ve ağzına atarak çiğnettirmek.
     Yanak içine konan reçeli dil ile alması sağlanarak yedirtmek.
     Lokum verilerek çiğnetmek.
     Dudaklara reçel sürülüp, bunu yalatmak.
     Çocuğa elindeki lolipopu yalatmak.
     Çocuğa yemeğini bitirdikten sonra tabağını yalatmak.
     Dudaklarının alt ve üst bölgesine (bıyık ve çene) sürülen reçeli dilini uzatarak
yalatmak.
     Alt ve üst dudak ve dişler arasına konulan bisküviyi dili ile alarak yedirtmek.
     Bir kukla ile çeşitli mimikler yaparak ,bunları çocuğa tekrar ettirmek.
     Üzerinde mimikler bulunan kartları göstererek, bu hareketleri yapmasını istemek.
     Ayna karşısında çocukla birlikte oturarak dudakları çeşitli şekillere sokmak.
     Ayna karşısında kızma, gülme, somurtma, sırıtma, öpme gibi hareketler yaptırmak.
     Ayna karşısında ağız açıp-kapattırmak.
     Dudak hareketleri ile şu sesleri çıkarttırmak : Cık, eli ağıza vurarak “ aaa” sesi, ağız
şapırdatma, öpme.
     Ağız kapalı “ mmm “ sesi çıkarttırmak.
     Dudaklar arasına kağıt parçası konarak 5-10 sn. tutturmak.
     Bir oyuncak arabanın ucuna bağlanan ipe tutturulmuş düğmeyi, diş ve dudak arasına
koyarak arabayı hareket ettirmesini istemek.



                                           70
       İçine yiyecek konmuş kaşığın, içindeki yiyecekleri üst dudak yardımı ile kaşıktan
   almasını istemek.
       Bir tabağa konan süt, su vb. sıvıları kedi gibi yalayarak içirtmek.
       Dondurma yalatmak.
       Derin nefes alarak yanaklarını şişirtip, havayı şiddetle dışarı üfletmek.
       Dili, diş-dudak arasından çıkarmak, dili içeri çekmek, dili ağız içinde sağa sola
   döndürmek ve dil ile diş saydırmak.
       Ses refleksleri kullanmak : Bağırmak, yutkunmak, hapşırmak, hıçkırmak, ağlamak vb.
       Kulağına bir söz fısıldanarak yüksek sesle tekrarlatmak.
       Ses ve vücut hareketlerini birleştirmek : testere ile keser gibi hareket yapmak ve ses
   çıkarmak, araba sürme hareketi yapmak ve ses çıkarmak.


                                 İŞİTME ENGELLİLER

SAĞIR : İşitme cihazı takıldıktan sonra , iyi işiten kulaktaki işitme kaybı 70 db. ve daha
fazla olanlara denir.
AĞIR İŞİTEN : İşitme cihazı takıldıktan sonra, iyi işiten kulağındaki işitme kaybı 25-70 db.
arasında olanlara denir.
İŞİTME ENGELİNİN NEDENLERİ:
        Akraba evliliği
        Enfeksiyon hastalıkları ( Menenjit, kızamık, ensefolit ve yüksek ateş )
        Kulağa zarar veren ilaçlar
        Diğer sebepler

DOĞUM ÖNCESİ : Hamileliğin ilk üç ayında, annenin geçirdiği hastalıklar (kızamıkçık,
rubella, kabakulak, yüksek ateş vb.) bebeği etkiler.Kullanılan ilaçlar da işitme kaybına yol
açabilir (tüberküloz ilacı, titromisin, gentmisin, aspirin, otoksin vb.). Bunların yol açtığı
işitme kayıplarında geri dönüş yoktur. Eğer annede böbrek yetmezliği ya da yüksek tansiyon
varsa ya da anne röntgen ışınlarına maruz kaldıysa bebekte işitme kaybı oluşabilir.
DOĞUM ANI : Bebek en fazla 1,5 - 2 dakika oksijensiz kalabilir. Eğer bu durum fazla olursa
bebeğin beyninde bir zedelenme olur. Doğum sırasında bebeğin başını tutarken aşırı baskı
yapılması da işitme kaybına neden olabilir. Kan uyuşmazlığı, erken doğum, geç doğum, güç
doğum, doğumu yaptıran doktor ya da ebenin yanlış işlemleri, oksijen yetersizliğine bağlı
kanamalar doğum anı nedenlerinin başlarında gelir.
DOĞUM SONRASI : Doğumdan sonra bebeğin gelişimi, geçirebileceği hastalıklar,
uğrayacağı bazı kazalar ve diğer bazı etkiler işitme özürü yaratabilir.Doğum anından itibaren
bebeğin yakalanabileceği kızıl, kızamık, menenjit, boğmaca,difteri, kabakulak, asefalit, grip
gibi mikroplu ve ateşli hastalıklar da işitme özürü yaratabilir.
        İşitme özrü kişiyi değişik yönlerden olumsuz olarak etkilemektedir. İşitme özrünün
olumsuz etkisinin azaltılması ancak eğitimle mümkün olmaktadır. İşitme özründe erken
teşhisin amacı erken tedaviye başlamaktır.




                                             71
                          ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

    Öğretmen sınıfta ki oturma düzeni içinde işitme engelli öğrencinin yerini, özel
gereksinimlerini göz önüne alarak planlamalıdır. Öğrencinin, öğretmenini ve sınıfta söz
alan diğer öğrencileri olabildiğince rahat izleyebileceği bir oturma düzeni çok yardımcı
olmaktadır, bu nedenle işitme engelli öğrencilerin ön sıralarda oturmaları tercih
edilmelidir.
    Çocuğun işitme kaybı ve dil gelişimi hakkında yeterli bilgiye sahip olunmalıdır.
    İşitme engelli çocuk sınıfta yokken, çocuğun durumu ile ilgili sınıfa gerekli bilgiler
verilmeli, nasıl davranmaları gerektiği açıklanmalıdır.
    İşitme engelli öğrencinin sınıftaki etkinliklere katılması sağlanmalıdır.
    Öğretmen işitme engelli çocukla konuşurken kısa ve basit cümleler kullanmalıdır.
    Öğretmen, işitme engelli çocuğun çıkarabileceği seslerden başlayıp ses çıkarması için
teşvik etmeli daha sonra çocuğa onun söylediği kelimeleri doğru telaffuz ederek yeni
kelimeler yapmasına yardımcı olmalıdır.
    Öğretmen işitme engelli çocukla konuşurken yüzünün gölgede kalmamasına, dikkat
etmelidir.
    Konuşmasını çocuğun duyabildiğinden emin olmalıdır.
    Öğretmen,tahtaya yazı yazarken ,sınıfa sırtı dönük olarak konuşmamalı, yüzünün
çocuktan tarafa dönük olmasına dikkat etmelidir.
    Konuşma sırasında yüz yüze ve hemen hemen onun göz seviyesinde olmaya dikkat
edilmeli, aynı şekilde; tüm öğrencilerin işitme engelli çocukla konuşurken açık ve anlaşılır
bir şekilde, yüz yüze konuşmaları istenmelidir.
    İşitme engelli bireyler ile konuşurken anlaşılmak amacıyla abartılı dudak ve ağız
hareketleri yapılmakta, ya da konuşmanın hızı, temposu yavaşlatılmaktadır. Ancak normal
konuşma hareketlerinden ve hızından yapılan her türlü sapma, hem konuşmanın
anlaşılmasını güçleştirecektir, hem de işitme engelli çocuğun yanlış konuşma
geliştirmesine yol açacaktır. Doğal ve açık ifadelerle konuşulmalı, ses tonunun aşırı
yükseltilmemesine dikkat edilmelidir.
    Herhangi bir el ya da vücut hareketi çocuğun dikkatini dağıtacağından konuşma
sırasında bu hareketlerden kaçınılmalıdır.
    Fazla gürültülü ortamların çocuğu rahatsız edeceği ve konuşmaları ayırt etmede zorluk
çekeceği unutmamalıdır.
    Çocukla iletişim kurarken ona, dinlemesi ve düşünmesi için zaman tanınmalıdır,
    Çocuk kelime düzeninde olmayan sesleri kullanarak cevap verebilir, çocuğun
söylemeye çalıştığı kelime doğru olarak tekrarlanmalıdır.
    İşitme engelli çocukların kendilerini anlatma zorlukları olduğundan, sınıfta onlara
daha fazla zaman ayırmalı ve kendisini ifade edebildiği farklı ortamlar oluşturmaya
çalışılmalıdır.
    Sık sık sorular sorularak konu ile ilgisinin sürekli olması sağlanmalıdır.
    İşitme engelli öğrencilerin bir çoğu , konuşmaları iyi anlaşılmadığı için ya da kendileri
karşı tarafın konuşmasını çok iyi anlamadığı için, aşırı çekingen davranmakta ve sınıf içi
konu açılımlarına ve görüşmelere katılmamakta , öğretmenin sorduğu sorulara yanıt
vermekte çekimser kalmaktadır. Öğretmenin bu durumu fark etmesi ve katılımlarını
sağlamak için bu öğrencilere önceleri kısa yanıtlar gerektiren sorular yöneltmesi ,ayrıca
diğer öğrenciler ile küme çalışmalarına katarak bir ekip içinde derse katılımını
özendirmesi yararlı olacaktır.
    İşitme engelli çocukların yaşıtları ile iletişim kurmalarında serbest oyun saatleri
değerlendirilmelidir.



                                           72
       Sakin, sevecen, tutarlı olmaya çalışılmalı, çocuğun hareketleri istenmeyen şekilde
   olursa “hayır” diyerek uyarılmalıdır.
       Kitle iletişim araçlarını kullanacak dersler hazırlanabilir.
       Engelli çocukların kapasitelerini en iyi şekilde kullanabilmeleri için, çocuğu pek çok
   yönü ile değerlendirmeli ve ona en uygun olan eğitim programı hazırlanmalıdır.
       İşitme engelli çocukların kullandıkları işitme cihazlarının bakımı, kapasitesi ve nasıl
   kullanılması gerektiği hakkında bilgi edinilmelidir.
       Öğretmen işitme engelli öğrencinin ailesi ile işbirliği içinde olmalıdır.
       İşitme engelli çocuğun da, normal çocuklar gibi aynı gereksinimlere ve arzulara sahip
   olacağı unutmamalıdır.


                                 GÖRME ENGELLİLER




Görme Yetersizliği: Görme gücünün kısmen ya da tamamen yetersizliğinden dolayı bireyin
eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi durumudur.

Az gören : 1/10 ile 3/10 arası olanlar.
İleri Derecede Görme Engelli (total): 1/10 dan aşağı olanlar.


                                     ÖZELLİKLERİ:

       Gözlerini ovalar, nesneleri bulanık görürler.
       Göze yakın iş yaparken kaş çatar, rahatsız olurlar.
       Gözlerini kırparlar.
       Gözleri çapaklanır.
       Işığa karşı çok duyarlıdırlar.
       Göz yanmasından yakınırlar, gözlerinde sulanma olur.
       Göz kapağı altı kabuk bağlar, şişer.
       Şaşılık vardır.
       Göze yakın iş yaparken baş ağrısı, baş dönmesi, bulanık ve çatal görmeden yakınırlar.
       Yürürken ufak engelleri göremezler,sık sık tökezlerler
       Kitap veya küçük oyuncakları göze yakın tutarlar.
       Uzak veya yakına bakarken vücudunda gerilim duyar, yüzünü kırıştırırlar.
       Renkleri seçemezler yazıları bozuk ve fazla eğiktir.




                                             73
                          ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

    Bağımsızlık duygusunu geliştirmesi için çaba gösterilmeli(kendi kitap ve araçlarından
sorumlu tutulması gibi.).
    Sınıftaki gören çocuklar zaman zaman görme yetersizliği olan çocuğa rehberlik
yapabilir ancak, görme yetersizliği olan çocuğun çok fazla bağımlı olmamasına da dikkat
edilmeli.
    Gören öğrencilerden farklı davranılmamalı.
    Görenlerle görme yetersizliği olan öğrenciler arasında sosyal ilişkiler
cesaretlendirilmeli.
    Görme engelli öğrenci sınıftaki her etkinliğe katılmalı, bunun için cesaretlendirilmeli,
eğer mümkün olmuyorsa ek etkinlikler düzenlenmeli.
    Görme yetersizliği olan çocuklara da görme sorunu olmayan öğrencilere verilen özel
görevlerin benzerleri verilmeli.
    Görme engelli öğrencinin problemi ve yapılabilecekler hakkında görme engelli
öğrencinin olmadığı ortamda diğer çocukların bilgilendirilmesi ile sınıftaki görme engelli
öğrencinin kabulüne katkıda bulunulmalı.

     AZ GÖRENLER ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    Sınıfta yeterli ışıklandırma yapılmalı.
    Çocuğun sınıftaki oturma düzeni tahtayı ve diğer materyalleri görebilecek şekilde
olmalı.
    Net görülebilecek resim şema ve çizelgeler kullanılmalı,dikkat dağıtıcı uyaranlara yer
verilmemeli.
    Öğretmen tahtaya açık ve büyük harflerle yazı yazmalı.
    Görme engelli öğrenci tahtanın tam ortasına gelen en ön sıraya oturtulmalı.
    Sınıftaki çocukların, görme yetersizliği olan çocuğa not tutma konusunda yardımcı
olmaları sağlanmalı (kendi tuttukları notları karbon kağıdı kullanarak çoğaltabilirler)
    Öğretmen tahtaya yazdıklarını yüksek sesle söylemeli.
    Ödevini tamamlayabilmesi için görme engelli öğrenciye ek süre tanınmalı.
    Fen Bilimleri ve coğrafya öğretimi için ek düzenlemelere ihtiyaç duyulabilir. O
nedenle görme engelliler okullarından materyal ve bilgi alınmalı.
    Okulun fiziki özelliklerine ilişkin şema ve planlar yapılması onun çevresini
tanımasına yardımcı olabilir.
    En üst düzeyde öğrenmeleri teşvik edilmeli ve bağımsızlık duygularını kazanmaları
sağlanmalı.
    Sınıf arkadaşlarıyla uyum sağlaması için oyunlara dahil edilmeli.
    Grup çalışmalarında sorumluluk almaları ve eğitsel kollarda aktif görev yapmaları
sağlanmalı.
    Okula geliş ve gidişlerinde sınıf arkadaşlarından yardım almaları sağlanmalı.
    Özgüveninin gelişmesi için sınıf içinde sorumluluklar verilmeli.

GÖRME ENGELLİ ÖĞRENCİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE DİKKAT
              EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

   Yazılı yoklamalarda yeteri kadar zaman verilmeli.
   Çizimli ve şekilli sorulardan muaf tutulmalı.



                                          74
      Farklı zamanlarda sınav yapılabilir. Alt sınıflardan bir öğrenci yazması için
   görevlendirilebilir.
      Sınav yeri sınav için uygun olmalı(Kantin, öğretmenler odası gibi yerlerde olmamalı).
      Braille – kabartma yazı olarak verilen yanıtlar sınavdan hemen sonra öğretmenin
   öğrenciye okutmasıyla değerlendirilmeli.
      Ders esnasında teyp vb ses kayıt cihazlarını kullanmasına ve yazılı yoklamalarda
   daktilo, bilgisayar gibi cihazlardan yararlanılmasına izin verilmeli.
      Değerlendirmede yazılı sınav yerine sözlü sınavlar tercih edilmeli.


   BEDENSEL YETERSİZLİĞİ VE SÜREĞEN HASTALIĞI OLAN ÇOCUKLAR




  “Yaşam sürekli bir çabadır ve çabanın olmadığı yerde yaşam yoktur; yalnız kayıplar
vardır.”

        Bedensel yetersizlik; kas, iskelet ve eklemlerin işlevlerini yerine getirememesi
durumudur.
        Bedensel yetersizlik ve süreğen hastalıklar, tıbbi açıdan; kas-iskelet ve eklemlerde
ortaya çıkan yetersizlikleri, hastalıklar ve kazalar sonucu sinir sisteminin zedelenmesini ve
kronik sağlık problemlerini kapsamaktadır.
        Bedensel yetersizliği ve süreğen hastalığı olan çocuklar;bedensel sınırlılıklarından ya
da sağlık sorunlarından dolayı okula devamları aksayan ya da öğrenebilmeleri için özel
hizmet, öğretim ve donatım gereken çocuklardır.
        Bu çocukların sınırlılıkları daha çok devinimle ilgili olduğundan, eğitimleri evde,
hastane okullarında ya da özel eğitim okullarında olabilir.Bunun yanı sıra normal okullarda da
eğitim görebilmektedirler.
        Normal okulda eğitim görüyor olmak, engelli öğrenciye; sınırlılıklarını kabul etmeyi,
erken yaşlardan itibaren yaşam sorunlarıyla baş etmeyi, çözüm yolları üretmeyi ve yetersizliği
olmayanlarla yaşamayı öğretir.Diğer öğrencilere ise; bedensel engelin,çocuğun kişiliğinin
sadece bir bölümü olduğunu,bunun yanında bedensel engelli arkadaşlarının daha pek çok
olumlu özellikleri olabileceğini ve farklı bireylerle bir arada yaşamayı öğretir.
        Böyle bir deneyim hem engelli birey hem diğer öğrenciler ve öğretmenler için
insancıl ve ödüllendirici bir yaşantı olacaktır.




                                              75
                                             TÜRLERİ

        Merkezi sinir sisteminin zedelenmesi sonucu ortaya çıkan engeller (Merkezi sinir
    sisteminin-beyin ve omuriliğinin zedelenmesi).
                       -Beyinsel İnme (Cerebral palsy-Kasıntılı beyin felci )
                       -Konvülziyon Bozukluklar (Nöbetler konvülziyon bozukluklarının
belirgin özelliğidir.Beyindeki aşırı elektrik enerjisi boşalması nöbetlere neden olur. Büyük
nöbette bilinç yitimi olup 2-5 dakika sürerken, küçük nöbet 5-30 saniye sürer ve büyük
nöbetteki gibi bilinç yitimi görülmez. Çocukta aniden boş bir bakış görülür ve işine kaldığı
yerden devam eder)
                       -Bel Kemiği Çatlağı Felci (Spina bfida)
                       -Polio (Çocuk felci)
                       -Çoklu Sklerosis
        Kas-iskelet sisteminin hastalıktan etkilenmesi sonucu ortaya çıkan yetersizlikler
    (Adale erimesi,düz tabanlık gibi.)
        Doğuştan oluşan bedensel yetersizlikler (Kalça çıkığı, kalp bozukluğu, doğuştan anne
    karnında gelişememe,uzuvlardan birinin olmaması gibi.)
        Kazalar ve diğer hastalıklar sonucunda ortaya çıkan bedensel yetersizlikler (düşme,
    yanma, zehirlenme ve trafik kazası gibi.)
        Değişik pek çok süreğen hastalık ( Kanser, tüberküloz, ateşli romatizma ve şeker gibi.)

                                        ÖZELLİKLERİ

       Bedensel yetersizliği ve süreğen hastalığı olan çocuklara yönelik özel eğitim
   sürecinde; doktor ,öğretmen ve aile işbirliği gerekir.
       Bedensel yetersizliği olan çocuklar aynı zamanda öğrenme güçlüğü, konuşma
   bozukluğu ve uyum sorunları da gösterebilirler.
       Çoğunlukla normal zeka düzeyindedirler.
       Sıklıkla doktor takibi nedeniyle hastaneye gitmeleri gerektiği için okula devamsızlık
   sorunu yaşarlar.Bu ise okul başarısını olumsuz yönde etkileyebilir.
       Bedensel yetersizliklerine yönelik ailenin ve çevrenin olumsuz tutumlarından dolayı
   öz güvenleri düşük olabilir.
       Yine aynı nedenlerle sosyal etkileşim ve kişisel uyum sorunu yaşayabilirler.
       Süreğen hastalığı olan çocuklarda gelecek kaygısı olabilir.

                             ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

       Tedaviyi sürdüren doktor ve aile ile işbirliği yapılması önemlidir.
       Kendine güven ve uyum sorunları olabileceğinden                     arkadaş edinmeleri
   desteklenmelidir.
       Çocuğun kendini olduğu gibi kabul edebilmesi için özelliklerine uygun, sosyal ve
   sportif aktivitelere yönlendirilmelidir.
       Sürekli kullanması gereken bir ilaç varsa bunun takibi konusunda dikkatli olunmalıdır.
       Çocuğun yetersizlik ya da hastalığından kaynaklanan sıkıntı ve kaygısı varsa bir
   uzmanla (çocuk psikiyatrisi, psikolog, psikolojik danışman gibi) işbirliği yapılmalıdır.
       Bina ile ilgili fiziksel şartlar düzenlenmelidir.( Tekerlekli sandalye için yol
   düzenlemesinin yapılması, sınıfın binanın giriş katında ve tuvalete yakın bir yerde olması,
   sınıf tahtasında ve tuvaletlerde tutunma yerleri olması, kaygan zeminlerde önlem için
   lastik döşeme yapılması vb. gibi.)



                                              76
       Çocuğun fizyolojik ihtiyaçları ile ilgili bir yakınının sınıfa yakın bir yerde beklemesi
   sağlanabilir.
       Çocuğun özelliklerine göre öğretim ve değerlendirme yöntemleri
   belirlenmelidir.Örneğin;ellerini kullanmakta zorlanıyor ise çoktan seçmeli test ve sözlü
   sınav yapılabilir.
       Çocuğun özelliklerinin olduğu gibi kabul edilmesi ve acıyarak yaklaşılmaması
   önemlidir.


                                          OTİZM




        Otizm; yaşamın ilk 3 yılında ortaya çıkan, gelişimde gecikme ya da sapmaların
olduğu, “gelişimsel sendrom” olarak tanımlanan bir nöro-psikiyatrik bozukluktur.Gelişimsel
sendrom oluşu nedeniyle , yaşam boyu sürdüğü için; otizm bir “engel” türü olarak ifade
edilir.Otizmde görülen belirtiler 3 temel grupta yer alır:
        Toplumsal ilişkilerin gelişiminde bozukluk
        Sözel ve sözel olmayan iletişimde bozukluk, sembolik oyun da dahil olmak üzere
    hayal gücü yetersizliği
        Basmakalıp, tekrarlayıcı davranışlar; ilgi alanının kısıtlılığı ve darlığı
        İlk defa 1943 yılında tanımlanan, otizmin nedeni konusunda tıp dünyasında henüz bir
kesinlik yoksa da; son on yıldır yapılan araştırmalar otizmin biyolojik bir kaynağının olduğu
yönünde bulgular vermektedir.Beyin yapısındaki bazı bozukluklar, beyincik gelişiminde
bozukluk, gen ve kromozomlardaki sorunlar otizmin nedenleri arasında düşünülmektedir.
        Görülme sıklığı on bin kişide 4 - 5 olup erkeklerde kızlara oranla 3-4 kat daha fazla
görülmektedir.

OTİZM NE DEĞİLDİR ?

       Duygusal yosunluk ya da emosyonel stres sonucu değildir.
       Sosyal temastan kaçınmak için inatçı bir arzu değildir.
       Anne-babanın reddinden ya da soğuk ebeveynlikten kaynaklanmaz.
       Bir ruhsal bozukluk ( akıl hastalığı ) değildir.
       Herhangi bir sınıfa özgü değildir.
       Bazı dar alanlarda özel yetenekleri olmasına karşın, otistiklerin zekaları yanlış
   anlaşılmıştır.
       Tamamen tedavi edilemez ama gelişme ve iyileşmeler gözlenir.

                              OTİSTİK ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

       Otizmle birlikte % 60-70 ‘inde zeka sorunları, % 33’ünde epilepsi, görme
   sorunları,işitme sorunları, kabızlık, alerji sorunları da görülebilir.
       Göz teması yoktur ya da kısa sürelidir ya da sabit ve delip geçen bakışları vardır.



                                             77
     Diğer insanlarla sosyal etkileşimleri yoktur ya da tanıdık ve yabancı ayırt etmeksizin
etkileşimde bulunurlar.
     Bazen anne – babaya ; yabancı insanlara davrandıkları gibi davranırlar.Anne-babayı
tanıdığını belli etmeme ya da coşkuyla karşılık vermeme görülür.
     Çevrelerindeki insanları ( anne – baba dahil ), birer araç olarak mekanik biçimde
kullanırlar.Örneğin; annenin elinden tutup istediği şeye ulaşmak için götürmek gibi.
     Herhangi bir kimse tarafından dokunulmak, kucağa alınmak istemezler. ( Bu gibi
durumlarda itme, kasılma vb. türden hareketler gözlenebilir.)Ya da bazen yer, zaman, kişi
ayırt etmeksizin dokunurlar.
     Karşılılıklı gülümseme yoktur ya da azdır.
     İsteklerini parmakla gösterme yoktur.Bunun yerine yetişkinin elini istediği şeyin
üstüne koyar.
     Parmakla gösterilene bakmazlar.
     Sevinçlerini, başarılarını ya da hoşuna giden şeyleri insanlarla paylaşmazlar.
     Çevresindeki insanları fark etmezler ve ilgilenmezler.Fark etseler bile bu kez de
insanların duygu, düşünce, istek ve ihtiyaçlarını fark edemezler.
     Seslenildiğinde adlarına tutarlı olarak bakmazlar.
     Akran ilişkileri yoktur ya da bu konuda sorunlar vardır.
     Sosyal kuralları anlamada ve uymada güçlükleri vardır.
     Selamlaşma ve vedalaşma hareketlerini yapamazlar ya da farklı biçimde yaparlar ( ters
yönde el sallamak gibi).
     Canları yandığında yardım ve şefkat aramazlar.
     Sır tutamazlar, yalan söyleyemezler, saf ve dürüst oldukları için kolaylıkla
kandırılabilirler.
     Empati (kendini başkalarının yerine koyma) kuramazlar.
     Konuşma hiç yoktur ya da yeterli sözcük dağarcığına sahip değildirler.
     Karşılıklı diyalog kurmada yetersizlik gösterirler.Bazen monolog halinde konuşurlar.
     Konuşmanın içeriği ve şeklinde normalden farklılık söz konusudur.Anlamsız ve
uydurma sözcükler,tekrarlayan sözcük ve cümleler, bir sözcüğü başka bir sözcük yerine
kullanma gibi.
     Konuşmada hiç kimseye hitap etmezler ve kimseden cevap beklemezler, söyledikleri,
işittikleri ile ilgili değildir. Konuşma monotondur, ses tonu, ritmi, ses hızı ve vurgusunda
problemler görülür.
     Kendilerine söylenen bir şeyi aynen tekrarlamaya sıklıkla rastlanır.( Ekolali; yankı
konuşması) Örneğin; “ Bir kurabiye ister misin?“ sorusuna “ Bir kurabiye ister misin?“
diye cevap verirler. Ya da “sütünü iç Ayşe” dediğinde çocuk “sütünü iç Ayşe” der.
     Şahıs zamirlerini karıştırırlar. Kendinden “ben” yerine “sen” diye
bahsederler.Örneğin;su içme isteğini “su istiyorsun”ya da kendi ismini kullanarak “Ali su
istiyor”gibi ifade eder.
     Çok nadiren “evet” ve “hayır” kelimelerini kullanırlar.
     Çoğu zaman soru soramazlar.Sorulara cevap vermekte zorlanırlar.
     Eş anlamlı ya da zıt anlamlı kelimeleri karıştırırlar.
     Soyut kavramları, kelimelerin mecazi anlamlarını, deyimleri, esprileri
anlayamazlar.Örneğin; “çenen düştü” deyimini somut biçimde anlarlar.”komşu komşunun
külüne muhtaçtır”deyimini kül ihtiyacı olarak yorumlarlar.
     Oyun       oynama        becerileri   farklıdır.    Oyuncaklarla      amacına     uygun
oynayamazlar.Örneğin;arabayı sürmek yerine tekerleklerini döndürmek gibi.Hayali
(sembolik) oyunları oynayamazlar.Sembolik oyunu oynayabilenlerde ise senaryolu
(rollü;evcilik gibi) oyun oynama becerisi görülmez.



                                          78
    Akranlarıyla grup oyunları oynayamazlar.Oyuna katılabilseler de kurallarını
anlamakta zorlanırlar.
    Sıklıkla tekrarlanan davranışlar(stereotipi) söz konusudur.Örneğin; durmadan tabak
ya da herhangi bir cisimi döndürme, vücudunu ileri – geri/sağa-sola sallama, kendi
etrafında dönme, parmaklarını gözleri önünde hareket ettirme, kollarını kanat gibi
çırpma,parmakları ile havada birtakım şekiller oluşturma, ellerini ritmik hareketlerle
vücudunun herhangi bir yerine ya da herhangi bir yere vurma vb.)
    İlgilerini en çok; dönen, hareket eden nesneler, renkler, ışık ve gölge yansımaları
çeker.
    Belirli bir nesneye, alışılmışın dışında bir ilgi ve bağlılık gösterirler ve bu nesnelerle
tekrarlayan bazı hareketler yaparlar.Örneğin; kredi kartı, şampuan şişesi, metalik ve ışıklı
dönen nesneler gibi objeleri elinde tutma, evirip çevirme, döndürme, sıraya dizme gibi
uğraşlar içinde olurlar.Bunlar ellerinden alındığında öfkelenirler.Ya da öfkeli ve sıkıntılı
olduklarında ancak bunlarla sakinleşirler.
    Daralmış bir ilgi alanları vardır.Örneğin; müzik, klipler, sayılar, logolar, amblemler,
reklamlar vb.
    Aynılığı korunmasında ısrarcıdırlar, değişikliğe tepki gösterirler.Örneğin; ev ya da
okul ortamdaki eşya ve düzen değişikliği,aynı kıyafeti giymek isteme, bir yere giderken
hep aynı yoldan gitmek isteme, gibi. Bazı otistikler ise bu değişiklikleri fark
etmeyebilirler.
    Aşırı titiz, düzenli ve detaycı olabilirler.Örneğin; duvardaki küçük bir lekeyi bile fark
edebilirler.
    Nesnelerde ve insanların giysilerinde bazı ayrıntılarla yoğun biçimde ilgilenirler.
    İnsiyatif kullanamazlar. Karar vermekte zorlanırlar.
    Kelimeler bazen soyut geldiği için, söylenenleri anlamakta ve yapmakta zorlanırlar.
    Taklit yetenekleri zayıftır. Bu nedenle öğrenmede büyük zorluk yaşarlar.
    Dikkatleri çabuk dağılır ve kısa sürelidir.
    Öğrenme sorunları vardır:
    -Kalıp halinde öğrenirler.
    -Sıralama yapmada zorlanırlar.Örneğin; 5 ten sonra hangi sayının geleceğini
bilemezler.
    -Bütünden ziyade ayrıntıya dikkat ettikleri için bağlantı kurmakta ve öğrendiklerini
bütünleştirmekte zorlanırlar.
    -Yargılama becerileri akranlarının düzeyinde değildir.
    -Okuma ve yazma öğrenirken gramer vb hataları olabilir.Bazen erken yaşta anlamını
bilmeden okuma (hiperleksi) görülür.
    -Sağ-sol, önünde-arkasında gibi yönleri ve mekansal kavramları öğrenmekte
zorlanırlar.
    Bazı alanlarda özel becerileri ve yetenekleri olabilir.Bu alanlar;
    -Müzik ( konuşmadığı halde şarkı söyleme, enstrüman çalma gibi)
    -Bellek (reklam sloganları, plakalar,yollar, logo ve amblemler vb.)
    -Sayılar ve sayısal ilişkiler (güç matematik işlemlerini akıldan yapabilme gibi)
    -Mekanik (çok parçalı yap-bozlar, bilgisayar, teknik aletler, mekanik oyuncakları
söküp takabilme gibi)
    -Resim yapma
    Bazı uyaranlardan (yüksek ses, ışık vb.) rahatsız olurlar.
    Acıya, ağrıya ve soğuğa karşı tepkileri ilgisizlikten aşırı hassasiyete varan iki uç
arasında gidip gelebilirler.
    Çevrelerindeki gerçek tehlikelerin farkında değildirler.Ya da kendilerini
koruyamazlar.


                                           79
      Kafasını vurma, ellerini ısırma gibi davranışlarla kendilerine zarar verebilirler.
      Kendine özgü, abartılı ve uygunsuz korkular görülebilir.
      Çevreye zarar veren davranışlar, huysuzluk ve öfke nöbetleri,isteklerinin
   engellenmesine karşı tahammülsüzlük gibi davranış problemleri görülebilir.
      Yemek problemleri vardır.Örneğin; çiğnemekte güçlük çekebilir, katı yiyecekleri
   reddedebilir, tek bir yiyeceğe takılıp kalabilirler.
      Tüm gece uyanık kalma, az ya da çok uyuma, anne ile yatma isteği gibi uyku
   problemleri söz konusu olabilir.
      Bazıları aşırı hareketli iken bazıları ise kas gücü yokmuş gibidirler.
      Sebepsiz ve uygunsuz ağlama ve gülmeler görülebilir.

         Otistik çocukların özellikleri, yetenek ve becerileri geniş bir yelpaze içinde dağılım
gösterir. Bu nedenle yukarıda sözü edilen belirtiler ve özelliklerin hepsi her otistik çocukta
görülmeyebilir.Bu şekilde zeka düzeyi iyi ve otistik özellikleri az olan çocuklar için, “yüksek
işlevsel otizm” ifadesi kullanılır.
         Otizmde, erken teşhis ve erken müdahale çok önemlidir.Ancak henüz otizme yönelik
kesinleşmiş bir tedavi yoktur.Otizm yaşam boyu süren bir gelişimsel bozukluktur.Bazı
belirtiler ortadan kalkabilir ve iyi bir eğitimle otistik bireylerin uyum yetenekleri ve becerileri
geliştirilebilir.İlaç tedavisi; özellikle yoğun hareketlilik, uyku sorunları, yoğun davranış
sorunları, yeme sorunları, kendine ve çevresine zarar veren davranışlar, sıkıntı ve kaygı gibi
durumlarda kullanılır.Ancak tüm uzmanların ortak görüşü; en etkin yöntemin gerektiğinde
ilaç tedavisiyle de desteklenen “eğitim” olduğudur.
         Yaşları ilerledikçe; çevreye ilgilerinin arttığı, değişikliklere daha az direnç
gösterdikleri, davranış problemlerinin azaldığı, kendilerini tehlikelerden korumaya
başladıkları görülür.Otistik belirtilerin zamanla azaldığı görülse de, genelde tümden yok
olmadığı bilinmektedir; sosyal beceri ve iletişimdeki sorunlar devam eder. Genelde bu
çocuklar, yaşamlarının her döneminde bir ölçüde gözetime ihtiyaç duymaktadırlar.Zeka
düzeyi ,dil gelişimi, ailenin sosyo-ekonomik durumuna bağlı olarak, bağımsız bir yaşam ve
kendine yeterli olma, bir iş sahibi olma çok az sayıda otistik için ( %1-2’si) mümkün
olabilmektedir.
         Unutmamak gerekir ki otizm, otistik çocukların tek özelliği değildir.O da hepimiz gibi
değişik yönleri olan bir kişiliğe sahiptir.Karşılaşılan her sorunu otizme bağlamak uygun
değildir.
         Otistik çocuklara; önce bir birey gibi, daha sonra otizm belirtileri nedeniyle öğrenme
becerileri engellenmiş bir çocuk gibi davranılmalıdır.

    OTİSTİK ÇOCUKLARIN EĞİTİMLERİNDE ÖĞRETMENLERE ÖNERİLER

       Sınıfınızda “otistik” bir çocuk varsa,her şeyden önce bu çocuğun zihinsel
   engelli,işitme engelli ya da bu durumun bir akıl hastalığı olmadığını, bu tür çocukların
   sevgi dolu,anlayışlı,kabul gören ve doğru bir yaklaşımla; kapasitelerini ortaya
   çıkarabileceklerini bilmemiz gerekmektedir.
       Otistik çocuklar,yeni karşılaştıkları ortamlarda tedirgin olacaklarından ve okul
   yaşantısı da onlar için yepyeni bir ortam olacağından, ailenin; okul açılmadan önce,
   öğretmeni, okul müdürü ve idarecilerini, okul binasını ve okuyacağı sınıfı çocuğa
   tanıtması önemlidir.
       Öğretmeni olarak, kendi resminizi aileye verin, bu resmin büyütülerek, çocuğun
   odasına asılmasını sağlayın.
       Okul açıldıktan sonra,tüm sınıf öğrencilerinin toplu resimlerini, aynı şekilde aileye
   ulaştırın ve çocuğun odasına koyulmasını sağlayın.


                                                80
    Çocuğun okula gelirken sevdiği bir oyuncağı ya da bağımlılık duyduğu nesneyi,
yanında getirmesine izin verin .Ancak sınıfın ve kendisinin dikkatini dağıtacak şekilde
davranmasını engelleyin (getirdiği nesneyi ders saati içinde çantasının içinde,cebinde ya
da sıranın içinde tutmasını sağlayın). Çocuğun olmadığı bir zaman seçin ve çocuğu, diğer
sınıf öğrencilerine tanıtın ve yardımcı olmalarını isteyin .”Arkadaşınızın hareketlerini
taklit etmeyin, gülmeyin, alay etmeyin,onun özel durumundan dolayı yapılan özel
uygulamaları sizde talep etmeyin”şeklinde açıklama yapın.
    Aynı şekilde diğer çocukların velilerini toplayarak otistik çocuklarla ilgili bilgiler
verin ve yardımcı olmalarını isteyin.
    Otistik çocuğun ailesi ile yakın işbirliği içine girin.
    Otistik çocuklar, çoğu kez öğrendikleri davranışları, kendilerine öğreten kişiden
başkasına kullanamaz.Yani genelleme ve transferde güçlükleri vardır.Evde öğrendiğini
okulda, okulda öğrendiğini evde kullanamaz.Bu nedenle çocuğun davranışları ile ilgili
anekdotlarınızı yazacağınız bir defter tutun. Ailesine böyle bir defter tutmasını sağlayın ve
bunların içeriklerini haftada bir karşılıklı konuşarak paylaşın.
    Çocuğu sınıf içinde ilk üç sıradan birine oturtun.Özellikle duvar tarafına ve yanına
özel seçilmiş,yardıma hazır bir öğrenci ile birlikte oturtmaya özen gösterin.
    Çocuk nasılsa anlamıyor,duymuyor,ilgilenmiyor düşüncesi ile yanında ya da
duyabileceği ortamlarda otizm ile ilgili ve çocuğun davranışları ile ilgili konuşmaktan
kaçının.
    Nasılsa konuşmuyor diye söz hakkı vermemezlik etmeyin.Soracağınız soruları,kısa
kalıplar halinde ve kısa cevaplar verilecek şekilde seçin.(Örneğin:19 Mayıs1919’da
Atatürk nereye çıkmıştır?ya da 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan kimdi? gibi)
    Çocuk bir kelime söyleyip devamını getiremiyorsa onun cümlesini tamamlayın.
(Örneğin19 Mayıs 1919’da ne oldu sorusuna;”Samsun”cevabı aldıysanız,bu tarihte
Atatürk’ün Samsuna çıktığını anlatmak istiyorsun evet doğru .....gibi)
    Mümkünse yazılı ve sözlü yoklamaları test tipinden ya da “evet”, “hayır” tipinde
sorulardan oluşturun.
    Çizgisiz bir defteri geniş aralıklı çizgiler çizdirerek (ailesine çizdirebilirsiniz)
kullanmasını sağlayın.
    Yazılı yoklamalarda,çocuğun daha iyi algılayabilmesi için,soru cümleleri arasındaki
satırları daha geniş tutun,ayrıca cevap için ayrılan boşluğun,diğer çocuklarınkinden daha
geniş olmasına özen gösterin.
    Otistik çocuklarda el-göz koordinasyonunda bozukluk olduğundan, çocuğu düzgün
yazmaya zorlamayın.
    Bu çocukların kısa sürede dikkatleri dağıldığından belli aralıklarda dersten
çıkmalarına izin verin.
    Teneffüste ve dersten çıktıklarında,(aile tarafından ya da okul idaresi tarafından
sağlanan)destek bir kişi ya da destek öğretmen gözetiminde olmalarını sağlayın.
    Çocuğun hangi dersten zevk aldığını tespit edin (muhtemelen sözel derslerde daha
çabuk sıkılırlar) zevk aldığı derslerden sınıftan çıkarmanıza gerek kalmaz.Özellikle beden
eğitimi, resim,müzik gibi aktivite derslerinden dışarı çıkartmayın.Dersten çıkarmayı belli
bir süre için yaptığınızı vurgulayın. Çocuk bu süre sonunda tekrar sınıfa döneceğini
bilmelidir.
    Sınıfındaki bazı öğrencilerle “arkadaşınızla birlikte gezin,ip atlayın,aranıza alın”gibi
örgütlemeler yapın.
    Otistik çocuğa acıma duyguları ile yaklaşmayın,kayırmaya çalışmayın.
    Diğer çocuklara uyguladığınız kuralları,bu çocuğa da uygulayın.
    Çocuğun tekrarlama (sallanma vb.) hareketlerini durdurun.(Soru sorarak dikkatini
başka yöne çekerek vb.)


                                           81
    Gözleri boşluğu bakıyorsa, dikkati dağınıksa ;el çırparak ya da bir yere vurup ses
çıkartarak dikkatini tekrar uyandırın.Baktığından emin olun. Gerekiyorsa elinizle başını
çevirin.Uyarılarınızla otoritenizi ortaya koyun.Uyarılarınızı kısa komutlarla yapın.
Örneğin; “Doğru davranmadın, kızdım.” ya da “Düşünmeden davranıyorsun, sana
kızıyorum” ya da “Hayır! Otur yerine!”gibi.
    Uyarınıza tepkisiz davranıyorsa yanına gidip yerine oturmasını sağlayın.Yine kurala
uymuyorsa süre vererek sınıf dışına çıkarın.(Ders başında ise;”10 dakika dışarıya çık!”,
ders sonunda ise; “teneffüse kadar dışarı çık!” denilebilir.)
    Yapabileceği görevler verin.(Tahtayı sil,defteri getir,haritayı getir,tebeşiri kutuya koy
vb.gibi.)
    Olumlu her davranışında ödüllendirin.Örneğin; sınıf tarafından alkışlanması,
öğretmeninin “aferin” demesi, “ne güzel yaptı değil mi çocuklar?” sorusuna sınıfın “evet”
demesi gibi sosyal ödüller kullanın.Ancak çocuğun özelliğine göre bazen sevdiği bir
yiyecek de teneffüste ödül olabileceği gibi, çocuğun bağımlı olduğu nesnesi de ödül
olarak kullanılabilir.
    Otistik çocuklar organize etme ve sıralama yapmakta zorlandıkları için, yazılı ya da
görsel ipuçları kullanılarak günün akışının belirlenmesine ihtiyaç duyarlar.Sınıftaki bir
panonun bir bölümüne sırasıyla o gün yapılacak çalışmaları, öğrencinin düzeyine göre
yazılı ya da yazılı ve resimli olarak yerleştirin sonra, biten çalışmanın ipucunu
kaldırın.Böylelikle otistik öğrenciniz hem günün akışını hem de olayları bütünleştirmeyi
öğrenecektir.Bu da olası belirsizlikten kaynaklanan huzursuzluk ve öfke nöbetlerini
ortadan kaldırabilir.
    Otistik çocukların görsel hafızaları daha iyi olduğu için, öğretim çalışmalarında görsel
ipuçlarından (resimler, üç boyutlu materyaller gibi) yararlanın.
    Otistik öğrencinize okuma-yazma öğretirken, düzeyine göre tümevarım yönteminden
de yararlanabilirsiniz.
    Çocukla ilgili yaptığınız tüm çalışmalarda çok uzun bir zaman geçtiği halde
öğrenmenin gerçekleşmemesi cesaretinizi kırmasın. Çünkü bir süre sonra mutlaka yeni bir
beceriyi öğrendiğini göreceksiniz.
          “Ayrıca ,unutmayın ki böyle bir çocuğa hepimiz sahip olabilirdik!..”

      OTİSTİK ÇOCUKLARIN EĞİTİMİNDE AİLELERE ÖNERİLER

Çocuğunuzun eğitiminde başlıca amaçlar:
    Davranış problemlerini azaltmak,öz bakım becerisini geliştirmek,akademik beceriler
kazandırmak,yetersizliklerinin üstesinden gelmelerini sağlamak,yaşamdan zevk almalarını
sağlamak olarak belirleyin.
    Çocukla ilgili; nasılsa anlamıyor,duymuyor, ilgilenmiyor diye çocuğun yanında ya da
duyabileceği ortamlarda “Otizm” den, çocuğun davranışlarından bahsetmeyin.
    Günlük bir plan yapın.Bu planla ilgili –anlamıyor, dinlemiyor gibi gözükse de –
çocuğa bilgi verin. Günlük planı altı yazılı resimlerle bir panoya yerleştirin ve biten
faaliyetin resmini kaldırın.Planda belirtmediğiniz faaliyeti aniden çocuğun yapmasını
istemeyin.Örneğin; çocuğu daha önce bilgilendirmediyseniz “Hadi parka gidiyoruz” vb.
demeyin.Yemek saatini veya uyku saatini , hangi saat olarak belirlediniz ve çocuğa
söyledinizse, mutlaka bu saatlere sadık kalarak uygulayın.Plan yapılarak günün akışının
anlatılması otistik çocuk için önemlidir.Çünkü sıralama ve organize etmekte zorlanırlar,
bütünleştirmekte sorunları vardır; ancak düzeni ve rutini severler.Bu nedenle bu tür
planlarla belirsizlikten kaynaklanan huzursuzluk ve öfke nöbetleri önlenmiş olur ve gün
içinde neler yapacağını öğrenir.



                                           82
    Becerileri bir bütün olarak değil, basamaklara bölerek öğretin.İlk basamağı iyice
öğrettikten sonra ikinci basamağa geçin.İlk basamak için çok fazla egzersiz yaptırın.Öyle
ki çocuk için otomatik hale gelsin.Sonra diğer basamağa geçin.
    Öz bakım becerilerini öğretirken her beceriyi kolaydan zora giden basamaklarla
öğretin.Örneğin; bardakla su içme becerisi,bıçak kullanma becerisine göre öğrenmesi çok
daha kolay bir beceridir.Öğretmeye ilk önce bardaktan su içme becerisi ile başlayın.Bu
beceriyi iyice öğrendikten sonra,kolaylık sırasına göre el yıkamak, kaşıkla yemek, çatalla
yemek, bıçakla yemek gibi diğer becerilerine geçin.Örneğin “pantolon çıkarmak”
becerisini öğrenmek “ayakkabı giymek becerisinden daha kolaydır.İlkönce pantolon
çıkarmasını (basamaklara bölerek) öğretin.Eğitim sırasında; kemerli, fermuarlı
pantolonlar yerine lastikli pantolonları tercih edin.Aynı şekilde düğmesiz bluzları,
bağcıksız şapkaları vb. tercih edin.Daha sonra kolaylık sırasına göre;bluz giymek,
pantolon giymek, çorap giymek, ayakkabı giymek vb. becerilerine geçin.
    Her beceride,mutlaka başlangıçta çocuğun ellerini tutarak yardım edin ve çok tekrar
edin.Zamanla kendi başına yapmayı öğrenecektir.Mutlaka her işi başarı ile bitirmesini
sağlayın ve ödüllendirin.
    Uzun cümlelerden çok kısa talimatlar verin ve hemen sonuca ulaşacağı faaliyetler
üzerinde durun. Eğitime “otur”, “ellerini dizlerine koy”, ya da “bana bak” gibi becerileri
seçerek başlayın.
    Çocuğa”bana bak” deyin ve gözlerinize bakmasını sağlayın.Eğer baktıramıyorsanız,
ellerinizle çenesinden tutup yüzünü kendinize çevirin.Çocuğunuz hiç göz kontağı
kurmuyorsa bile tesadüfen size baktıysa hemen ödüllendirin.
    Ödül olarak “aferin”, çok güzel yaptın” gibi cümleleri kullanabilirsiniz.Ya da çok
sevdiği yiyecek-içecek ödül olabilir.(Coca-cola, çay,bisküvi,süt,cips,şeker vb.).Yine parka
gitmek, kitap okumak, müzik dinlemek sosyal aktiviteler de ödül olarak seçilebilir.
    Sürekli tekrar edilen ve ödüllendirilen davranışları daha çabuk öğreneceğini
unutmayın.
    Çocuğa verdiğiniz “otur”, “gel” komutlarına hiç tepki alamadığınızda yanına gidin,
kollarından tutarak onun oturmasını ya da istediğiniz yere gelmesini sağlayın ve sonunda
“tamam şimdi oldu” komutunu verin.
    Komutlarınıza el işaretlerini de ekleyin.Örneğin; “gel” komutuna elinizle de “gel”
işaretini ekleyin.Zaman içinde yalnızca “gel işareti” nizle gelmeyi öğrenecektir.Bu örneği
diğer komutlar için de geliştirin.
    Otistik çocuklar için kelimeler soyut olabileceği için, komutlarınızı gerektiğinde resim
ya da objelerle destekleyin.
    Zamanla elinizle tutup oturtma, götürme, getirme yardımlarını azaltın, kendi başına
yapmasını sağlayın.
    Seçilen uyarı kalıbını değiştirmeyin.Örneğin; “bana kırmızıyı ver” komutunu
vermişseniz “şimdi kırmızıyı ver” şeklinde değişiklik yapmayın, çocuğun kafası
karışabilir.
    Kelime hazinesini geliştirmek için; önce kendi adını, anne-baba adını ve özel isimleri
söyleyerek işe başlayın.Çevresinde gördüğü nesnelerin isimlerini ( kaşık, çatal gibi mutfak
eşyalarını, hayvan isimlerini vb.) daha sonra fiilleri (uyumak, yürümek, koşmak vb.) ve
sıfatları (güzel, çirkin, iyi, kötü vb.) öğretin.
    Yeni öğretilen ile önceki öğretilen arasında bağlantı kurun.Örneğin; küçük, büyük
kavramları öğretilmişse, renkler öğretilirken “küçük kırmızı kutu”, “büyük kırmızı kutu”
gibi bağlantılar kurun.
    Tuvalet eğitimi verirken çocuğu düzenli olarak tuvalete götürün, altını ıslak
bırakmayın,sık temizleyin.



                                          83
    Çocuğu tuvalete götürdüğünüzde tuvalete oturmaktan korkuyorsa kucaklayın, sarılın
ödüllendirin.Eğer altını kirletmişse hiç tepki göstermeden giysisini temizleyin.
    Çocuğunuzun anne ile birlikte yatma ısrarcılığı varsa;
    1. hafta: Çocuğun yatağının yanına annenin yatacağı portatif bir yatak koyun.
    2. hafta:Yatağı çocuğun yatağından birkaç cm. uzaklaştırın.
    3. hafta: İki yatak arasındaki uzaklığı arttırın ancak anne çocuğa dokunabiliyor
uzaklıkta olsun.
    4. hafta: Yatağı annenin çocuğa uzanamayacağı mesafeye taşıyın.
    5. hafta: Yatağı çocuğun odasının kapısına çıkarın.
    6. hafta: Yatağı koridora taşıyın.
    7. hafta: Yatağı anne-babanın odasının kapısına kadar uzaklaştırın.
    8. hafta: Anne kendi yatağında, çocuk odasında kendi yatağında yatsın.
    Uyku düzensizlikleri söz konusu ise bir çocuk psikiyatrisine götürün.
    Onun size karşılık vermemesini görmezlikten gelin ve daha yakın olmaya çalışın.
    Onu kucaklayın, kucağınızdayken güzel sözler, şarkılar fısıldayın.
    Hayali oyunları birlikte oynayın (araba sürme, uçak olma taklitleri yapın).
    Parka götürüp salıncağa, kaydırağa binmesine, diğer çocuklarla birlikte olmasına fırsat
verin.Çocukla birlikte dışarıda yemek yiyin, alışveriş yapın.Çocuğunuzu, çocuk
tiyatrosuna ve çocuk sinemasına götürün.
    Sırasını beklemesi gerektiğini öğretin.
    Çocuğun tekrarlayan (iler-geri/sağ-sola sallanma,kendi etrafında dönme gibi)
hareketlerini durdurun.Bunu soru sorarak, dikkatini başka yönlere çekerek vb.gibi
yöntemlerle yapın.
    Hatalı davrandığında otoritenizi belli edin; “hayır olmaz”, “doğru yapmadın
kızdım”,“otur yerine” gibi.
    İsteklerini ağlayarak, bağırarak yaptırmasına izin vermeyin.Öfke nöbeti bitinceye
kadar bekleyin.Sakinleşince istediğini verin ve sakin durduğu için ödüllendirin.
    Okula başlamadan (okula çocuğu yazdırdıktan sonra) okul binasını ,sınıfı, öğretmeni,
müdür ve müdür yardımcılarını tanıtın öğretmenin bir resmini isteyen ve büyülterek
çocuğun odasına asın.Daha sonra sınıf arkadaşlarının toplu resmini de asabilirsiniz.
    Öğretmenlerle sıkı işbirliği içinde olun. Otistik çocuklar,çoğu kez öğrendiği
davranışları kendilerine öğreten kişiden başkasına gösteremez Bu nedenle evde
öğrendiğini okulda, okulda öğrendiğini evde kullanamazlar.Yani genelleme ve transferde
güçlükleri vardır.
    Bu nedenle çocuğun davranışları ile ilgili anekdotlarınızı yazacağınız bir defter tutun,
öğretmeninde böyle bir defter tutmasını sağlayın ve bunların içeriklerini haftada bir
karşılıklı konuşarak paylaşın.Eğitim çalışmalarında sıkı işbirliği içinde olun.
    Çocuğun okuldan tam zamanında alınması önemlidir.Çünkü otistik çocukların
rutinleri vardır.Bu nedenle okul çıkışında anne ya da babayı göremeyen çocuk paniğe
kapılabilir, öfkelenebilir.
    Çocuğu okula getirip götüren kişinin her zaman anne/baba olmamasında yarar
vardır.Böylelikle otistik çocuk bağımsızlaşmayı öğrenebilir.
    Evde karalama tahtası bulunmasında yarar vardır.
    Sayıları, harflerden daha kolay öğrendiklerini bilin.Ancak bu çocuğa göre değişebilir.
    Ara sıra eve sınıftaki 3-4 arkadaşını çağırın.Oyun ya da ödev konusunda birlikte
olmalarını sağlayın.
    Çocuğunuzla çalışırken, çok uzun bir zaman geçtiği halde öğrenmesinin
gerçekleşmemesi cesaretinizi kırmasın;çünkü bir süre sonra mutlaka yeni bir beceriyi
öğrendiğini göreceksiniz.



                                          84
                               SOLAKLIK (SOLYANLILIK)

        Sağ elini kullanmayıp sol elini daha iyi kullananlar veya yalnız sol elini kullananlarda
görülen durumdur.
        Daha çok el yanallığı çağrışımı yapan “solak” veya “sağlak” kelimeleri yerine,
vücudumuzun çift olan organlarının yanallığını ifade edeceği düşünülen “solyanlı” ya da
“sağyanlı” kelimelerinin kullanılması tercih edilmiştir.
        Sağ veya solyanlılıkla ilgili teoriler, iki genel gruba ayrılmaktadır: Bir grup; sağ ya da
solyanlı olmayı doğrudan doğruya bünye ve yaratılış farklarından olduğunu, solyanlılığın
beynin sağ yarıküresinin dominant olmasıyla ilgili olduğu kadar, aileden ve ırsiyetten
geldiğini savunmakta, diğer grup ise; bunun bir öğrenme ve alışkanlık sonucu olduğunu kabul
etmektedir,
        Sağ ya da sol eli tercih etmek her neden ileri gelirse gelsin, bunun pek küçük yaşta
yerleştiği ve bütün hayat boyunca öyle kaldığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber, herhangi bir
sebeple tercih ettikleri eli kullanamayacak hale gelince, diğer elin onun yerine geçtiği ve bu
işi oldukça iyi bir şekilde yapmaya alıştırıldığı da görülmüştür.
         Çocuğunun solak olduğunu fark eden aileler, yanlış inanışlar nedeniyle endişeye
kapılırlar. Çocuklara bu nedenle yapılan baskılar; çocuğun kekeme ya da sosyal fobi sahibi
olmasına neden olabilmektedir. Solyanlılığı değiştirmek insan yapısına ters düşer. Daha çok
erkeklerde görülür. Sağ elini hiçbir şekilde kullanamayanlara tam solyanlı denir. Solyanlılar,
müzik, spor ve resim alanında sağyanlılara göre daha başarılı olurlar.
        Başlıca ünlü solyanlılar; Leonardo Da Vinci, Michelangelo, Rafael, Picasso, gibi
ressam ve heykeltraşlar.Beethoven, Mozart, Ringo Star, Phil Collins, gibi müzisyenler.Büyük
İskender, Sezar, Fidel Castro, Napolyon gibi devlet adamları.Marlyn Monroe, Greta Garbo,
Charlie Chaplin, Demi Moore, Tom Cruise gibi sinemacılar.Einstein, Sergen Yalçın, Pele,
Maradona vb.gibi niceleridir.
        Solaklık bir uyum problemi olmamalıdır. Ancak solaklığa karşı takınılan olumsuz
tavırlar, solaklığı bir uyum problemi haline getirebilir.

                                             ÖNERİLER

      Düzeltilmeye kalkılmamalı, problem olarak görülmemelidir.
      Solaklık hakkında yalan yanlış bilgilerle çocuk korkutulup ürkütülmemelidir.
      Eğer düzeltici önlemler alınabiliyorsa buna en uygun yaş 0 – 3 yaş devresidir.
      Eleştiri, azarlama, utandırma, kıyaslama ve maddi cezalar kesinlikle verilmemelidir.
      Çevrenin solaklığa karşı takındığı tavırlar incelenmeli ve olumsuzlukların
   düzeltilmesine çalışılmalıdır.




                                               85
                                   KAYNAKÇA

AKÇAKIN,Melda Otizm El Kitabı,Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve
Hastalıkları ABD ,2001
AKYÜZ, Emine: Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi ,1978
AYDIN,Aydan :Otizmde İlk Adım, Epsilon Yayıncılık ,2003
AYDOĞMUŞ,K. ,BALTAŞ, A., BALTAŞ, Z., DAVASLIGİL, Ü., GÜNGÖRMÜŞ,
O.,KONUK, E., KORKMAZLAR,Ü.,KÖKNEL, Ö., NAVARO, L., OKTAY, A.,RAZON,
N.,YAVUZER, H.,Ana-Baba Okulu, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1998
BALTAŞ,Acar, Üstün Başarı, Remzi Kitabevi
CLARK, Lynn,SOS! Ana Babalara Yardım.Evrim Yayınları
CÜCELOĞLU,Doğan. İnsan ve Davranışı. Remzi Kitabevi
ÇAĞLAR, Doğan,Uyumsuz Çocuklar ve Eğitimi. A.Ü.Eğit. FAK. Yayınları
DARICA ,Nilüfer ,ABİDOĞLU,Ülkü, GÜMÜŞÇÜ,Şebnem.Otizm ve Otistik Çocuklar.
Sistem Yayıncılık ,2000
ERCAN, Eyüp Sabri- TURGAY, Atilla Mutsuz.Çocuk, Remzi Kitabevi İstanbul,2004
ERİPEK, Süleyman, ÖZSOY,Yahya, ÖZYÜREK,Mehmet. Özel Eğitime Giriş. Karatepe
Yayınları, (1989)
KAPPELMAN, Ackerman. Çocuğunuzun Sorunları Davranışlar ve Nedenleri. Cep
Kitapları, İstanbul, 1984
KAYA, Nihat. Eyvah Çocuğum Büyüdü. İstanbul: Nesil Matbaacılık ,1998
KORKMAZ,Barış.Yağmur Çocuklar,Otizm Nedir? Doğan Kitap,2000
KÖKNEL, Özcan. Kaygıdan Mutluluğa Kişilik. Altın Kitaplar Yayınevi
LEVİNE,Mel. Her Çocuk Başarabilir. Boyner Yayınları (2003)
LEWİS, David. Bir Dakikada Stres Yönetimi. Arda’s Yayınları
MERKEZ R.AM. BEP ve Kaynaştırma Eğitimi Semineri. Bursa, 2004
M.E.B. Hizmet İçi Eğitim Semineri.Otistik Çocukların Eğitimi Kursu, 01-12.07.2002
Esenköy/Yalova
ÖZ, İlkim. Çocukta Uyum ve Davranış Bozuklukları. Kök Yayınları, Ankara, 1997
ÖZTÜRK, Orhan. Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara,1998
PAKSU,Zeynep Sevde. Modern Çağın Dadıları. Eğitim Bilim Dergisi,Haziran sayısı,2004
PAMUK, Şeniz – www.ailem.com.tr - Davranış Bilimleri Enstitüsü - Çocuk Birimi
PERUSSE, F.Cholette. Çocuklara Cinsel Konuda Ne Söylemeli, Nasıl Söylemeli. Esin
Yayınevi, İstanbul, 1985
SALK, Lee. Bebeklikten Yetişkinliğe Çocuğun Duygusal Sorunları. Remzi Kitabevi,
İstanbul,1990
SELVİ, Seçkin(Çeviri) Çocuk Yaşken Eğilir, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul,1990
STEİN , Arnd.Saldırgan Çocuk. Papirüs Yayınları
SÜRMELİ, Mebuse (Çeviren). Çocuğun Cinsel Sorunları ve Cevapları. Remzi
Kitabevi,İstanbul, 1993
VURAL,KAYAALP,İnci. SOS Otizm ve İletişim Problemi Olan Çocukların Eğitimi.
Evrim Yayınları (2000)
YAVUZER, Haluk. Çocuk Eğitimi El Kitabı. Remzi Kitabevi, İstanbul, 1995
YAVUZER, Haluk. Çocuk Psikolojisi. Remzi Kitapevi-İstanbul 1998
YEŞİLYAPRAK,Binnur; KURÇ, Güzin .Ruh Sağlığı Uyum Problemleri. Ankara,1988
YÖRÜKOĞLU, Atalay. Aile ve Çocuk
YÖRÜKOĞLU, Atalay. Çocuk Ruh Sağlığı, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1982
YÖRÜKOĞLU, Atalay. Genlik Çağı Ruh Sağlığı ve Ruhsal Sorunlar, Özgür Yayın
Dağıtım,İstanbul,1989
www.bebekvehayat.com/çocuk-psikolojisi.htm


                                         86
www.mamakram.com
www.öğretmelersitesi.com
www.hiperaktivite.org.tr
www.batikoleji.com
www.geocities.com
www.mcaturk.com
www.okulpdr.sitemynet.com
www.mef.gazi.edu.tr
www.semerkand.com
www.zaferdergisi.com
www.bebek.com
www.ulusaleğitim.com
www.dunyaonline.com
www.anneçocuk.com
www.heme.wanadoo.nl




                            87

								
To top