HAARP
VE
NBC SĠLAHLARI
ĠSTANBUL / 26. MART. 2000
ELEKTRĠĞĠN TANRISI
ADI : NĠKOLA TESLA
SUÇU : ĠNSANLIĞA EVRENSEL HĠZMET
CEZASI : TARĠHTEN SĠLĠNMEK (!)
SAVCI : KAPĠTAL
YARGIÇ : ABD DOLARI
TESLA DAHA YAġARKEN ELEKTRĠĞĠN TANRISI OLARAK ANILMAYA
BAġLAMIġTI. KĠMĠLERĠNE GÖRE GELMĠġ GEÇMĠġ EN BÜYÜK MUCĠT,
KĠMĠLERĠNE GÖRE ĠSE TAM BĠR DELĠ GERÇEKTE ĠSE, BĠR RADĠKALDĠ
MĠLYONLARCA VOLTLUK ELEKTRĠK AKIMLARININ HER TARAFA
SIÇRADIĞI BĠR ODADA SAKĠNCE KĠTABINI OKUYABĠLECEK KADAR
EGEMENDĠ ELEKTRĠĞE
EDĠSON‟UN DOĞRU AKIM ENDĠSTRĠSĠNĠ YOK ETMĠġ, OLUġTURDUĞU
ALTERNATĠF AKIM SĠSTEMĠYLE YENĠ BĠR ENDÜSTRĠ DÜZENEĞĠ
KURMUġ, BU DÜZENEK ÜZERĠNDEN WESTĠNGHOUSE VE GENERAL
ELECTRĠCS GĠBĠ DEV TEKELLER TÜREMĠġTĠ. HEPSĠNĠ KABLOSUZ
ENERJĠ ÜRETĠMĠ VE BEDAVA ELEKTRĠK ĠLE TEHDĠT EDĠNCE...
B ilim ve sanat tarihini incelerken, insanlığın dönüm noktalarını inĢa
eden portreler arasında kurulan tarihsel materyalist iliĢkiler zincirinin
halkaları arasına üç kiĢiyi oturtmakta daima güçlük çekilmiĢtir. Bu kiĢiler,
1450-1516 yılları arasında yaĢamıĢ Hollandalı ressam Hieronymus Bosch,
19. yüzyıl Katalan mimarı Antoni Gaudi ile Sırp fizikçi Nikola Tesla‟dır.
Her üç isim de kendilerinden önce devraldıkları tarihsel mirası, yaĢadıkları
dönemlerin çok ilerisine sıçratmıĢlardır.
Bugün Hieronymus Bosch resmi, Ortaçağ Rönesans döneminden ziyade,
20. yüzyılın sürrealist ekolü içinde değerlendirilmektedir. ÇağdaĢı olan tüm
sanatçılar Meryem ve Ġsa resimleri yaparken, Bosch kendi köĢesinde yaptığı
resimlerde dini kurumları yermiĢ ve 500 yıl sonrasının sanat ekollerinden
sürrealizmin temellerini atmıĢ, gerek Salvador Dali ve gerekse de Picasso‟ya
ilham kaynağı olmuĢtur. Sanat tarihinin bir diğer aydınlık ismi olan Antoni
Gaudi de oluĢturduğu mimarlık ekolü ile mimarlık tarihinin içine adeta bir
bomba gibi düĢmüĢtür. Kendinden önce ve sonra devraldığı ve devrettiği bir
gelenek yoktur. Bu yüzden de dünyanın tüm mimarlık okullarında, mimarlık
tarihi ders programlarında yer alır ve “Gaudi Mimarisi” ayrı bir baĢlık
altında okutulur.
Ve Nikola Tesla... Bilim tarihinin elektrik ve elektronik alanında 19, yüzyıl
sonları ile 20. yüzyılda gerçekleĢtirilen tüm buluĢların altındaki tek imza
olan Tesla‟nın üzerindeki giz perdesi ancak ölümünün üzerinden 57 yıl
geçtikten sonra yavaĢ yavaĢ aralanır gibi olmaya baĢlamıĢtır.
Tesla‟nın üzerine Pentagon tarafından çekilen giz perdesinin altında, 20.
Yüzyıl bilim tarihinin, sonuçları çok ağır olacak hesaplaĢmalar yatar.. Bu
hesaplaĢmanın birincisi elektriği hayatımıza sokan Michael Faraday değil,
Nikola Tesla‟dır. Faraday‟ın tek yaptığı kaleme aldığı önemli yapıtları olan
“Elektrik Üzerine AraĢtırmalar” adlı eserinde elektrik ve manyetizma
arasındaki iliĢkilerin deneylerini göstermiĢ olmasıdır. Elektriği baĢta ampul
olmak üzere yaĢamımıza sokan, radyoyu, radarı, flüoresan ampulü,
bilgisayarı, faks makinasını ve daha aklımıza gelebilen bütün elektrikli ve
elektronik aletleri geliĢtiren Tesla olmuĢtur. Ancak onun tüm bu baĢarılı
buluĢları ve insanlığa verdiği hizmetlerin üzeri Pentagon emperyalizminin
sadık bekçileri FBI ile CIA tarafından türlü entrikalarla örtülmeye çalıĢılmıĢ
ve yaĢarken tarih sahnesinden adeta silinmek istenmiĢtir.
General Electrics, Westinghouse, Marconi and Morgan gibi ABD
endüstrisinin dev tekelleri Tesla‟nın buluĢları üzerinde ĢekillenmiĢ, fakat
kendisi hayatı boyunca hiçbir kurumsal iliĢkiye girmemiĢtir.
ABD‟nin bu dev tekelleri General Electrics‟in direktifleri doğrultusunda
Tesla‟yı sumen altı etme kararı almıĢlardır. Neden? Tesla, parasız ve doğayı
kirletmeyen bir elektrik üretiminin mümkün olduğunu açıklamıĢtır. Bu
açıklaması baĢta General Electiric olmak üzere tüm ABD Ģirketlerini paniğe
düĢürmüĢ ve bütün kapılar yüzüne kapatılmıĢtır. BeĢ kuruĢ parasız ve borç
içinde New York‟ta bir otel odasındaki ölümü derin anlamlar içerir.
19. yüzyıldan 20. yüzyıla girerken en önemli değiĢim burjuva devrimlerinin
yarattığı toplumsal ortam sayesinde geliĢen bilim ve ardından gelen
teknolojik devrimlerle yaĢandı. Sanayi devrimi, buharlı makinaların icadı ve
çok kısa süre sonra elektrikli motorlar derken otomobiller, uçaklar ve uzay
araçları. Dünyanın 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra nasıl muazzam bir
teknolojik geliĢim yaĢadığını gösteren güzel bir örnek vardır. M.Ö. 7.
yüzyılda Odysseia‟nın gemilerinin hızı yelkenle gittiklerinde saatte 3 mil
kadardır. 6-4. Yüzyıllarda ise bu hız ancak 3 kat arttırılabilmiĢtir.
Denizcilikte önemli geliĢmelerin yaĢandığı 16. Yüzyılda ise günlük hız 2
bin sene öncesinden ancak 40 mil fazladır. Ancak buharlı gemilerle birlikte
ulaĢım hızı büyük ölçüde artmıĢtır. Artık niceliksel değil niteliksel bir
değiĢimden söz edilmektedir. (1) Ve 19. Yüzyılın sonlarında telgraf ve
radyonun icadıyla ulaĢım ve iletiĢimin yolları birbirinden ayrılmıĢ, dünya
bugün iddia edildiği bir “global köy” olma rotasına girmiĢtir. Mekânların
uzaklığı iletiĢimde önemini yitirmiĢtir.
1900‟ün baĢlarında daha ilk uçuĢ denemeleri yapılırken insanoğlu bundan
sadece 50-60 yıl sonra uzaya çıkmaya baĢlamıĢ, 1969 yılında Ay‟a ayak
basmıĢtır. Tüm insanlık tarihine baktığımızda bu büyük değiĢimler çağının
yaĢanmasını sağlayan, burjuva devrimleri ve ardından bu sosyâl yapı ile
sınırlı teknolojik devrimler olmuĢtur. ĠletiĢim ve teknolojileri, çağımızın en
önemli belirleyicilerindendir. Bu açıdan bakıldığında bugünkü dünyanın
yaratıcılarından en önemlisi ve o oranda da en “unutturulmuĢ” olanıdır.
Uzak görüĢlülüğü toplumsal sistemin sınırlarının dıĢına çıkmıĢ ve
kaçınılmaz olarak bastırılmıĢtır. Ancak, onca çabaya karĢın yinede adının
literatürlerden silinmesi baĢarılamamıĢtır. Çünkü Tesla, gerçekleĢtirdiği
buluĢlarıyla ölümsüzlüğe imza koymayı baĢarmıĢtır. Onun hakkında bir
araĢtırmacı Ģunları ifade etmektedir:
“... Bilgisayarınızda çalışırken Tesla‟yı anımsayın. Onun “Tesla Bobini”
yüksek voltajlı resim tüpünüzün çalışmasını sağlamaktadır. Evinizde
kullandığınız elektrik Tesla‟nın “Alternatif Akım” (AC) jeneratöründen
geçmekte, “Tesla Jeneratör”den geçmekte ve evinize 3 fazlı “Tesla
Enerjisi” getirmektedir.. Tesla‟nın icatları bugün her yerdedir..” ( 2)
Nikola Tesla portresi çizebilmek için 8. Ocak. 1943 gecesine gitmek
gereklidir. Tesla‟nın 5. Ocak ile 8. Ocak tarihleri arasında Hotel New
Yorker‟daki odasında tek baĢına kalp yetmezliğinden öldüğü tahmin
edilmektedir. Otel görevlilerine rahatsız edilmek istemediğini söylemesi ve
günlerce odasından dıĢarı çıkmaması bir alıĢkanlık haline geldiğinden,
ölümünün üzerinden 2-3 gün geçmesine karĢın kimse öldüğünü fark
etmemiĢtir. 8. Ocak gecesi, diğer tüm Yugoslav mültecileri gibi FBI
gözetiminde olan Tesla‟nın mülteci yeğeni Sava Kosanovich, yanında iki
bilim editörü George Clerk ve Kenneth Sweezey ile birlikte Tesla‟nın
odasına girer. Otelin üç yöneticisi ve Yugoslav Büyükelçiliği‟nden bir
temsilcinin tanıklığında Kosanovich, Tesla‟nın vasiyetini arar, yazılarını ve
deney aletlerini toparlar. (Toplanan bu eĢyalar bugün Belgrad‟daki “Tesla
Müzesi”nde sergilenmektedir.) Aynı gece Pentagon'dan Albay Erskine
FBI‟yı arayarak harekete geçirir ve Tesla‟nın öldüğünü haber verir. FBI
yetkilileri, yabancılar Dairesi Komiseri Fitzgerald ile birlikte, otel odasına
girerler ve Tesla‟nın tüm eĢyaları iki büyük kamyona yüklenir. Tüm
araĢtırma kağıtları ve makaleleri, “Manhattan Storage and Warehouse Co.”
Adlı New York‟taki bir depo Ģirketine gönderilir. Bu depoyu Tesla 1934
yılından beri kullanmaktadır. FBI kayıtlarında Tesla‟nın makalelerinin 50
kutu içerisinde depolandığı yer almaktadır. Yabancılar Dairesi, ABD Deniz
Kuvvetleri Ġstihbarat Servisi‟ni arayarak Tesla‟nın tüm makalelerini ve
araĢtırma kağıtlarının mikrofilme çekilmesini emreder.
1
Ünsal Oskay, 1993, kitle ĠletiĢimin kültürsel ĠĢlevleri, Der Yayınları/Ġstanbul s:5-6
2
Dave Samel, 1987. The Greatest Hacker of All Time, Http://w.w.w.
newphys.se/elektromagnum/physics/keelyNet/energy/tesla4.asc. S.7
8. Ocak gecesinin bu yoğun trafiğinde FBI‟a yeni bir bilgi ulaĢır: Tesla 1932
yılında Grosvenor Clinton Hoteli‟nin emanetine depozitini peĢin ödeyerek
bir kutu bırakmıĢtır. ABD devlet baĢkanı bilim danıĢmanlığı FBI‟a kutunun
içindeki dökümanların derhal alınması talimatını gönderir. Kutunun içinde
Tesla‟nın kablosuz enerji aktarımı projesi, yeni bir torpido silahının plânları
ve çalıĢma modeli ile Tesla‟nın “Ölüm IĢını” adını verdiği yüksek dalga
frekans silâhının projesi vardır. FBI‟ın toparladığı tüm belgeler ve projeler,
ABD Devlet BaĢkanı‟nın emriyle FBI tarafından “Top Secret” olarak
mühürlenir ve projelerin kamuda tartıĢılması yasaklanır. Tüm bunlar bir
gece içerisinde 8. Ocak 1943 tarihinde gerçekleĢir. Böylece Nikola Tesla ve
araĢtırmalı Pentagon‟un yarattığı yapay ve kalın bir sis perdesinin ardına
itilir.
FBI kayıtlarında, Tesla‟nın ölmeden önce 5. Ocak günü Pertagon‟dan Albay
Erskine‟i aradığı ve “Teleforce” adını verdiği mikrodalga silahını
Pentagon‟a vermek istediği, fakat Albay Erskine‟in telefondakinin bir deli
olduğunu düĢünerek, ciddiye almadığı iddia ediliyor. Tesla biyografisindeki
FBI‟ın bu üçüncü sınıf polisiye roman senaryosu önemli. 5. Ocak günü
Tesla‟yı anımsayamayan Albay Erkine 8. Ocak gecesi, Yugoslav
Büyükelçiliği‟nin Tesla‟nın otel odasına girdiğini haber alır almaz FBI‟ı ve
Deniz kuvvetlerini nasıl harekete geçirmiĢtir? Bu sorunun yanıtı ise; FBI
kayıtlarında bulunmuyor!
Nikola Tesla adı Amerikan kamuoyunda o günlerde yakından bilinen
“sansasyonel” bir içeriğe sahip. AraĢtırmaları Pentagon tarafından yakından
izleniyor ve FBI tarafından sürekli izleniyordu. Tesla öldüğünde yaĢamını
Yugoslav Hükümeti‟nin kendisine bağladığı maaĢla sürdürüyor ve Yugoslav
büyükelçiliği ile yakın temas içindeydi. Dolayısıyla Pentagon‟u aradığı
iddiasının temeli çok zayıf kalmaktadır.
FBI‟ın tüm kaygısı Tesla‟nın araĢtırmalarının Sovyetler Birliği
Kızılordusu‟nun eline geçmesi olasılığıydı; ki bu araĢtırmaların önemli bir
bölümünün Sovyetler‟in eline geçmiĢ olduğu da Sovyet bilim tarihinin
geliĢimi içerisinde görülmektedir. Tesla‟nın tüm kaygısı Alman faĢizminin
durdurulması gereğiydi ve bilimsel çalıĢmalarını da bu yüzden silâh
tasarımlarına yöneltmiĢti. Tesla‟nın “mikrodalga silâh” tasarımı ile
“deprem” ve “tsunami silâhı” uzun yıllar boyunca bir söylenti olarak kaldı.
Uluslararası bilim çevreleri genelde bunun bir palavra olduğunu iddia
etmelerine karĢın söylentiler doğruydu.
18. Ekim. 1993‟de ABD Savunma Bakanlığı, kısa adı “HAARP” olarak
bilinen projenin “High Frequency Active Auroral Research Program”ın
Gakona/Alaska tesislerinde baĢlatıldığını açıkladı. Raythenon Corporation
tarafından hayata geçirilen proje, Alaska/Massachusettes, Stanford, Peen
State, tulsa, Clemson, Maryland, Cornell ve UCLA olmak üzere ABD‟nin 9
üniversitesi ve MIT‟nın ortaklığı ile uygulamaya kondu. HAARP projesinin
patenleri (ABD Patent Dairesi‟nde 4.686.605, 4.712.158 ve 5. 038.664 no‟lu
kayıtlarıyla) Bernard Eastlund tarafından alındı. Her üç patentin ilk kayıtları
Nikola Tesla adına kayıtlı ve bu patenleri Colorado testlerinden sonra
almıĢtı. Bernard Eastlund, bu üç patentin geliĢtirilmesi patenti ile kayıtlara
geçti.
Patentlerin içeriği ise Ģöyle:
1). 4.686.605: Dünya atmosferinin, iyonosferin ve/veya magnetosferin
değiştirilmesinin metodu.
2). 4.712.158: Seçilmiş bir bölge üzerinde suni elektron silikonu
oluşturma metodu.
3). 5.038.664: dünya yüzeyinde rölativik partüküller oluşturma
metodu.
Söz konusu son patent Tesla‟nın “ölüm ıĢını” adını verdiği ve düĢman
kuvvetlerinin elektronik sistemini felç ederek elektronik bir duvar oluĢturan
sistemdir. Gerek “Körfez savaĢı”nda ve gerekse Yugoslavya‟nın
bombalanmasında kullanılmıĢtır.
Tesla‟nın sürekli tartışılan “deprem” ve “tsunami” silahının üzerindeki
sır perdesi de 1999 yılının Eylül ayında, Yeni Zellanda Savunma
Bakanlığı‟nın açıklaması ile su yüzüne çıktı. Yapılan resmi açıklamada,
1943 ve 1944 yıllarında ABD‟li bilim adamlarının Yeni Zellanda‟ya bağlı
takım adalarında “tsunami silahını” denedikleri ve seçilen kıyı
parçalarının deniz altında oluşturulan deprem dalgasının yarattığı dev
dalgalarla başarılı bir şekilde vurulduğu belirtildi.
Yine 1997 yılında Rus Uzay İstasyonu MIR‟den yapılan açıklamada
Tesla‟nın Colorado deneylerinin doğru olduğu ve şimşeklerin
atmosferdeki belli katmanlarda ve düzenli bir şekilde gerçekleştiği
belirtildi.
KuĢkusuz Tesla‟nın yaĢamındaki en ironik yan, buluĢlarının patentlerinin
hep baĢkaları tarafından alınmıĢ olmasıdır. Bu patent mücadelelerinden bir
tanesi, Amerikan adaletinin en yüksek karar mercii olan “Supreme Court”
(ABD Yüksek Adalet Mahkemesi) 1943 yılında daha önce Marconi
karĢısında yitirdiği ve kendi buluĢu olan “Radyo”nun o güne değin hatalı bir
biçimde Marconi ismi ile anılmasını durduran karar; Tesla‟nın ölümünden 6
ay sonra, radyoyu ilk bulan kiĢinin Marconi değil Nikola Tesla olduğu
mahkeme kayıtlarına geçerek tarihe mâl olmuĢtur.
Dönemin ABD Devlet BaĢkanı Wallace, FBI ve ABD Deniz kuvvetleri
tarafından hayatı “Top Secret” olarak damgalanan Nikola Tesla, hayatı
boyunca kimseyle yakın bir iliĢki kurmadı.
Doğu ve Batı Avrupa dillerinin tümüne yazılı ve sözlü olarak hakimdi.
Muazzam denilebilecek bir kültür birikimine sahipti. Hayatı boyunca hiçbir
Ģirket ya da kurum ile sürekli bir iliĢki kurmadı. Hiçbir kurumsal yapı inĢa
etmedi. Belgrad‟daki “Tesla Müzesi” ölümünden çok sonra Yugoslavya
Hükümeti tarafından kuruldu. BuluĢlarının patentlerini alma becerisini
gösteremediği için, çalıĢmalarının üzerinden daima baĢkaları büyük
baĢarılar kazandılar. Uluslararası bilim toplantılarını, söz sırası kendisine
geldiğinde yarıda bırakıp, bahçedeki güvercinleri beslemeyi tercih etti.
Çocukluğundan beri doğayı gözleme tutkusu içinde oldu. Nerede nasıl
davranacağını ve nasıl konuĢacağını hiçbir zaman bilemedi. Hayatı boyunca
kendi dünyasında yaĢadı. Tüm bu özellikleri ile belki de gelmiĢ geçmiĢ en
ünlü otistiklerden birisiydi. Fakat kesin bir Ģey var ki, 20. yüzyıl teknik
uygarlığı tek baĢına onun beyninin içinde gerçekleĢti.
1856 yılında 10 Temmuz‟u 11 Temmuz‟a bağlayan gece, o zamanlar
Avusturya-Macaristan Ġmparatorluğu‟na bağlı olan Hırvatistan‟ın güneybatı
kesiminde yer alan küçük bir köy olan “Smiljan”da doğdu. Doğduğu gece
müthiĢ kasırgalı ve ĢimĢekliydi. Doğum sırasında çakan muazzam ĢimĢekten
korkan ebesi, annesi Djuka‟ya “Bu çocuk olsa olsa ĢimĢeğin çocuğu
olabilir” demiĢti. Annesinin güncesindeki bu satırlar, ilginç bir Ģekilde
yaĢamını belirleyecek ve Tesla‟nın günlük defterlerinden edinilen bilgiye
göre 3 yaĢından itibaren “elektrik” ve “ĢimĢek” denilen Ģeyi hep merak
edecekti. 80‟li yaĢlarında kendisiyle yapılan bir söyleĢide Ģunları
söylemiĢtir:
“80 yıldır kendime her gün bu elektriğin ne olduğunu soruyorum. Halen
de yanıtını bulamadım.”
Ailesi Sırp asıllıdır ve babası köydeki Ortadoks Kilisesi‟nin rahibidir.
Annesi okumamıĢ olmakla birlikte, onun okul öncesi eğitiminde çok önemli
bir yere sahiptir. Tesla‟nın yaĢam boyu bir takıntı haline getirdiği, yemeğini
yemeden önce tabaktaki yemekle ilgili kübik hesaplamaları aklından
yapmak ve bitirmeden yemeğe baĢlamamak, annesiyle yaptığı
çalıĢmalardaki zihinsel hesaplama egzersizlerinden kalma bir alıĢkanlıktır.
Annesinin mucitlerle dolu bir soydan geldiğini ve evdeki yaĢamı
kolaylaĢtıran araç gereçleri onun tasarladığını anlatır ve birlikte yaptıkları
egzersizlerden Ģöyle söz eder: “Bu eğitim her türden egzersizi kapsardı,
baĢkasının düĢüncesini tahmin etme, bazı ifadelerdeki eksikleri bulma, uzun
cümleleri tekrarlama ve zihinsel hesaplamalar yapmak..” ( 3)
Bir papaz olan babası ise, yine olabildiğince ilginç bir insandır. Çok okuyan,
birkaç dil bilen ve ezber yeteneği bazı klasikleri tekrarlayabilecek kadar
güçlü bir beyindir. Kendi kendine farklı ses tonlarıyla odasında konuĢurken,
dıĢarıdan birine içerde bir tartıĢma olduğunu düĢündürtecek kadar da
yeteneklidir. Ancak oğlunun da kendisi gibi ruhban sınıfından olması
konusunda oldukça kararlı ve bu konuda taviz vermeyecek kadar da serttir.
Nikola Tesla, aile içindeki adıyla Niko, dört kardeĢin en küçüğüydü.
Kendisinden 7 yaĢ büyük olan ve küçüklüğü çok sıradıĢı bir zekaya sahip
olarak gördüğü abisi Dane, Tesla 5 yaĢındayken attan düĢerek ölmüĢtü.
Anne-babasının küçük Niko‟yu onunla kıyaslamaları yüzünden oldukça
sıkıntı çeker. Anılarında erkek kardeĢinin ölümünün kendisinde travmatik
3
Nikola Tesla, 1919, My inventions, Electrical Experimenter.
http:/w.w.w.amasci.com/tesla/biog.txt S.2
bir etki bıraktığını, geç uyanıĢının nedeninin bu hastalık olduğunu Ģu
sözleriyle ifade etmiĢtir:
“Çocukluğumda, ilginç bir felaket yüzünden acı çekiyordum; sıklıkla
kuvvetle flaşlarla bezeli imgeler, gerçek nesnelerin yerini alıyor,
düşüncelerimi ve hareketlerimi engelliyordu. Bu resimler daha önce
gördüğüm ama hiç hayalini kuramadığım nesneler ve sahnelerdi. Bana
bir söz söylendiğinde, nesnenin işaret ettiği resim aniden düşümde
canlanırdı ve bazen gördüğümün gerçek olup olmadığının ayırdına
varamazdım. Bu bende büyük bir kaygıya ve rahatsızlığa neden olurdu.( 4)
Bu görünümler hastalıklı bir kimsenin gördüğü halisinasyonlarla
karıĢtırılmamalıydı. Bunlar (görünen imgeler) kendi formüle ettiği teoriye
göre; önemli bir uyarının (heyecanın) neden olduğu, beyinin refleksif bir
davranıĢta retina üzerine gönderdiği imgelerdi. Tesla, bu konudaki
görüĢlerinin gerçekleĢtirilebileceğini Ģu sözleriyle dile getirmektedir:
“Eğer bu teorim doğruysa, herhangi birinin aklında tasarladığı bir
nesnenin görüntüsü bir ekrana yansıtılabilir ve böylelikle görünür hale
gelebilir” der. ( 5)
Ġnsan iliĢkilerinde bir devrim yaratacağını düĢündüğü bu teori üzerinde daha
sonraları epey bir çaba sarfetmiĢtir. Kendi aklında tasarladığı bir görüntüyü,
baĢka odada oturan bir kimsenin zihninde yaratabilmek için uğraĢ
verecektir.
Tesla çocukluk yıllarında delice diye adlandırabileceğimiz zihin gezileri
yaptığını ileri sürmüĢtür. Gerçek dünyadakinden farklı görmediği
arkadaĢlıklar kurar; yani yerler, kentler ve ülkeler görürmüĢ. Bu gezilere her
akĢam çıkar hatta bazen gün boyunca da sürdürdüğü olurmuĢ.
“Düşüncelerimi ciddi olarak icatlara dönüştüğü 17 yaşına kadar sürekli
sürdürdüm bu gezileri.” ( 6)
O günlerde aklında düĢündüğü Ģeyleri gerçek yaĢama çok kolay
aktarabildiğini ve bu yolun yalnızca deneylerle yapılan çalıĢmalara göre çok
daha hızlı ve etkili olduğunu düĢünmektedir.
“Modellere, çizimlere ve deneylere ihtiyacım yoktu,” der.
“Bir kimse henüz ham olan tasarısıyla bir araç oluşturmaya kalkarsa,
kaçınılmazlıkla zihni, aracın detaylarının düşünülmesiyle işgal
edilecektir. Bu kimsenin, aracın geliştirilmesi ve yeniden yapılması
sürecinde konsantrasyonu azalacak ve temel ilkeleri görme gücünü
yitirecektir. Belki sonuç sağlanabilecektir ama her zaman kaliteden feda
edilerek.”
4
Tesla, s.2
5
Tesla. S.2-3
6
Tesla, s.3
ĠĢte kendi çalıĢma mantığının tersi olarak nitelediği yukarıdaki yöntemin
verimsiz olduğunu bu sözleriyle açıklamaktadır. Kendisi ise, aklına bir fikir
geldiğinde onu öncelikle düĢlerinde oluĢturmaya baĢlar, inĢa sürecini
zihninde değiĢtirir, geliĢtirmeleri akıldan yapar ve aracı zihninde çalıĢtırır.
“Türbinimi aklımda çalıştırmam ya da dükkanımda test etmem benim için
kesinlikle önemsizdir. Bir farklılık yoktur, ne olursa olsun sonuçları
aynıdır. Bu yolla aklıma gelen fikri, eksiksiz ve çok hızlı bir şekilde, hiçbir
şeye dokunmadan geliştirebilirim.” ( 7)
Mühendislikte, elektrik ve mekanikte sonuçların olumlu olacağını
düĢünmektedir. Ona göre hemen hemen hiçbir konu yoktur ki, önceden
düĢünülerek yapılamasın, elbette yeterli teorik ve pratik bilgisi varsa.. Ham
fikirlerin, genellikle yapıldığı gibi, pratiğe taĢınmasını gereksiz yere
harcanan büyük bir enerji, para ve zaman kaybı olarak görmüĢtür.
Küçüklüğünde yaĢadığı ve sonradan da devam eden felaketin (imgelerin
düĢlerinde canlanması) gerçekte kendisine bahĢedilen bir güçle telafi
edildiğini düĢünmektedir. Bu güç; duyu organlarının uyarılmasıyla birlikte,
anında düĢünebilme ve bu doğrultuda hızlı hareket edebilme yeteneğidir.
“Bunun pratik sonucu, şimdiye kadar ancak kusurlu bir uygulaması
bulunan “teleautomatic” (uzaktan kumanda) bilimidir” ( 8)
Yıllarca kendini, kendinden kontrollü otomatların (self-controlled automata)
planlamasına adamıĢ ve mekanizmaların sınırlı bir derece de olsa akıl
sahibiymiĢ gibi hareket edebilecek Ģekilde üretilebilmesine inanmıĢtır.
Bütün bunları 19. Yüzyıl sonlarında endüstri ve ticarette bir devrim
yaratacağını görebilmiĢtir.
Karakterinin güçsüz ve zayıf olduğu, cesaretinin ve kararlılığın olmadığı,
ölüm ve dinsel korkularının olduğu bir çocukluk dönemi yaĢamıĢtır. Batıl
inançların etkisi altında olduğu bu dönemde düĢlerden, cinlerden vs. hep
korkmuĢtur. Sonradan babasının kütüphanesinde yaptığı gizli okumalardan
birinde eline geçen bir kitapta (Aofi-Theson of Aba “Aba‟nın Oğlu” / Macar
yazar:Josikaj ) hayatının rotası değiĢmiĢtir.
“Bu okuma her nasılsa irademin hareketsiz güçlerini uyandırdı ve kendi
kendimi kontrol (self-control) etme talimlerine başladım. Azmim önceleri
Nisan ayındaki karlar gibi eridi, ama kısa bir süre sonra güçsüzlüğümü
keşfettim ve daha önce hiç bilmediğim bir memnunluk hissettim.” ( 9)
Hayatın çok hızlandığı ve türden enformasyonun insanların beyinlerine akın
etmeye baĢladığını düĢündüğü yıllarda, bunu modern varoluĢun bir sıkıntısı
ve kendini gözlemleme yeteneği olmayan insanın ortaya çıkıĢı olarak
yorumlar. Kendisindeki iç gözlem yeteneğini ise paha biçilmez bir baĢarı
7
Tesla, s.3
8
Tesla, s.4
9
Tesla, s.4
olarak görür. DüĢ dünyasının körelmesinin gerçek tehlike olduğunu
düĢünür.
“... düş yeteneğimizi bastırdığımız hayat alanlarında ise önümüzdeki
hayattan vazgeçmeye her an hazır „sıradan insanlara‟ dönüştürmekte
bizi.” ( 10)
Tesla,. Bu tehlikeyi görebilmiĢti. Kendisinin çok geliĢkin bir politik
bakıĢının olduğu iddia edilemese ve hatta zaman zaman buhranlı yanlıĢ
tercihler yapabildiği düĢünülse bile bir hümanistti denilebilir. Çünkü, o
insanların yaĢantılarından kaygı duyuyordu.
Bütün yaĢamı boyunca sürecek çalıĢmaları ve icatlarında henüz bir
çocukken yaptığı bir deneyde de ulaĢmaya çalıĢtığı gibi, doğanın enerjisini
insanlık yararına kullanmayı amaçlamıĢtı. Ġlk baĢlarda içgüdüsel bir biçimde
olan bu düĢünce daha sonra baĢat bir öneme sahip olmuĢtu. Çocukluk
deneylerinden birinde 16 tane Mayıs böceğini (May bug) dörder dörder
çapraz birbirini kesen iki çubuğun uçlarına yapıĢtırmıĢ ve onların yorulmak
bilmez dönüĢlerini bir mille bir çarka, oradan da daha büyük bir çarka
geçirmiĢtir. Bu deney arkadaĢının böcekleri yemesiyle trajik bir son bulmuĢ
ve Tesla, insanlık yararına kullanmak için bir daha böcek enerjisinden
yararlanmayı aklına bile getirmemiĢ.
Ailenin tek erkek çocuğu olarak kendisini çalıĢmaya adadığını belirtmiĢtir..
Ġlkokula baĢladığında matematikteki üstün yeteneği öğretmeni tarafından
fark edildi. Mekaniğe karĢı yoğun bir ilgisi vardı. Yaptığı ilk alet 6
yaĢındayken gerçekleĢtirdiği kurbağa yakalama düzeneği olmuĢtu.
Ġlkokulun birinci sınıfından sonra ailesiyle birlikte köye yakın küçük bir
kent olan Gospic‟e gider. Bu değiĢim ona doğal yaĢamdan uzaklaĢtığı için
hoĢ gelmez ve hayvanlarını –özellikle güvercinlerini bırakmayı hiç istemez-
Her hafta Pazar günü gittiği kilise görevinden hiç de memnun değildir.
Ancak, bu kentte yaĢadığı bir olay omuzlarda taĢınmasına neden olur. Yeni
kurulan bir itfaiye departmanı son model bir yangın söndürme cihazı
almıĢtır. bu son teknoloji ürünü makinanın çalıĢmasını görmek için, bütün
herkes kentin meydanında toplanmıĢ, makine nehirden su alacaktır. Bütün
seremoni ve konuĢmalar tamamlandıktan sonra, pompayı çalıĢtır emri
verilmiĢtir, fakat ne yazık ki hortumun ucundan bir damla su bile
gelmemiĢtir. Eksperler ve profesörler boĢ bir çabalama içine girmiĢlerdir.
Tesla, alana vardığında durum budur ve kendisi de küçük bir çocuk olarak
bu konuda fazla bir bilgiye sahip değildir. Ancak olanca bilgisine dayanarak
nehre atlar ve suyu nehirden çekmesi gereken hortumun ağzının
tıkanıklığını açar ve tam o sırada su püskürmeye baĢlayan hortum
kalabalığın Pazar giysilerini ıslatır. Bu, Nikola tesla‟nın yaĢamındaki ilk
toplumsal baĢarıdır.
Tesla, bu kentte daha sonra gideceği kolej veya gerçek bir liseden önce 4
yıllık normal bir okula gönderilir. Okulda birkaç mekanik alet vardır ve bu
maketler ilgisini su türbinlerine yöneltir. Amcasının ona anlattığı Niyagara
10
Ünsal Oskay, 1999, yıkanmak Ġstemeyen çocuklar Olalım, YKY/Ġstanbul SunuĢ Bölümü
ġelalesi‟ni zihninde canlandırır ve Ģelalenin akıttığı sulala dönecek büyük
bir tekerleğin düĢlerini kurar. Amcasına bir gün Amerika‟ya gideceğini ve
bu planını gerçekleĢtireceğini söyler. Bir gün gerçekten gidecek ve düĢlerini
gerçekleĢtirecek, Niyagara ġelalesi‟nin önüne heykelini diktirtecektir.
On yaĢında liseye baĢlar. Okul iyi araç ve gereçlerle donatılmıĢtır. Fizik
departmanında çeĢitli elektrik ve mekaniğe ait klasik bilimsel araçların
maketleri bulunmaktadır. Bu maketlerin hocalar tarafından gösterildiği ve
çalıĢtırıldığı zamanlar, Tesla‟nın en çok ilgisini çeken anlardır. Bu araçları
seyrettikçe çok güçlü bir mucit olma isteğine kapılır. Aynı zamanda
matematiği de çok sevmektedir, akıldan yaptığı çok hızlı hesaplamalarla
profesörlerin takdirlerini kazanır. Ancak eliyle yaptığı bu hesaplamaları
tahtaya yazmak ya da herhangi bir model çizmeyi baĢarabilmek, onun için
azaptan baĢkaca bir Ģey değildir ve bu iĢi düzgün bir biçimde yapabilmeyi
baĢarabilmesi için yıllarca uğraĢ verecektir.
Okulun ikinci yılında en büyük hedefi hava basıncıyla sağlanabilecek
sürekli bir hareket yaratabilmektir. Küçüklüğünde içi boĢ saplardan
vakumlayarak yaptığı oyuncak tüfekler zihnini hep meĢgul etmiĢ ve vakum
gücünü kullanmak istemiĢtir. Bir süre düĢüncelerinde karanlıkta dolaĢtıktan
sonra bir model geliĢtirmiĢ ve hava basıncını kullanarak bir silindirin sürekli
rotasyonunu sağlamıĢtır. ( 11)
Bu sürekli hareket onu fazlasıyla sevindirmiĢ ve en çok istediği “uçuĢ
makinası”nın gücünü bu Ģekilde sağlayabileceğini düĢünmüĢtür. O güne
kadar Ģemsiye ile bina tepelerinden atlayıp kötü bir biçimde düĢerek
sürdürdüğü, cesaret kırıcı bir çok anısı vardır. Bu rotasyonu sağladıktan
sonra eksiğinin yalnızca bu rotasyonla çırpacak kanatlar olduğu fikrine
kapılır. Sonuç, vakumlu silindir tüpün içindeki hava basıncı yüzünden
sızdırması ve kuvvetsiz rotasyona neden olmasıyla baĢarısız olmuĢtur.
Yakalandığı hastalıklar nedeniyle liseyi güçlükle bitirebilmiĢtir. Doktorlar
durumunun çaresiz olduğunu düĢünmüĢler ve tedaviden bile
vazgeçmiĢlerdir. bu süreçte Tesla‟nın sürekli olarak okuyabilmesine izin
verilmiĢtir ve o bu fırsatı, halk kütüphanesinden aldığı kitaplarla
değerlendirmiĢtir. Bu dönemde, daha sonra arkadaĢı olacak Mark Twain‟in
ilk yazdıklarından bir eseri eline geçmiĢ ve bu kitabın büyüleyici etkisiyle
umutsuz durumunu tümüyle unutmuĢ ve mucizevi biçimde hızla
iyileĢmiĢtir.
Öğrenimine teyzelerinden birinin yaĢadığı Hırvatistan‟ın Carlstadt
kentindeki yüksek lisede devam etmiĢtir. Orada kaldığı 3 yıldan sonra okulu
bitirmesiyle bir dönüm noktasına gelmiĢtir. Bugüne kadar anne ve babası
oğullarının bir rahip olacağından hiç kuĢku duymamaktadırlar. Fakat bu
düĢünce Tesla için büyük bir endiĢe kaynağıdır. Çünkü okul yıllarında
özellikle çok zeki olarak nitelediği profesörünün etkisiyle elektrige merak
sarmıĢ ve bu büyüleyici dünya hakkında daha çok Ģey öğrenmeyi kafasına
koymuĢtur.
11
Bu konuda geniĢ açıklama için bkz. Tesla, s:8 (How Tesla concived the Rotary Magnetic
Field)
Okulunu bitirip eve döneceği sıralarda, babası onu Gospic‟deki salgın
hastalık nedeniyle ava çağırır. Av için gittiği kentte hastalığa yakalanır 9 ay
süreyle yataktan kımıldayamayacak kadar enerjisinin tümüyle bittiğini,
ikinci ve bu kez galiba sonuncu defa ölümün kapısına geldiğini düĢünür.
Babası onun moralini yüksek tutmak için elinden geleni yapmaktadır.
Ve yine oğluna moral verebilmek için, odasına girdiği bir sırada Tesla
babasına:
“Belki, eğer sen benim mühendislik eğitimi almama izin verirsen
iyileşebilirim” der.
Babası, “Sen dünyadaki en iyi teknik okula gideceksin” diye içtenlikle
yanıt verir.
Zihninden ağır bir yükün kalkmasıyla kısa süre içinde ilâçların da
yardımıyla iyileĢir. Herkes bu süreyi ĢaĢkınlıkla izler.
Bu hastalığın ardından babası oğluna sağlıklı ve doğal bir ortamda
dinlenmesi ve egzersiz yapmasında ısrar etmiĢtir. Doğayla baĢ baĢa
geçirdiği bu dönemde, gezilerine birçok kitap ve av takımlarıyla birlikte
çıkmıĢtır. Bu dönem onun hem zihnini hem de bedenini güçlendirmiĢ,
gezilerinde birçok Ģey tasarlamıĢ, fakat tasarladıkları gibi tasarılarının
dayandığı kuralların da bilgi eksikliğinden ötürü düĢselmiĢ.
Bu döneme rastlayan iki ilginç anısı vardır. Ġlki, mektup ve paketlerin
denizaltına yerleĢtirilecek tüplerle, su basıncı kullanılarak iletilmesini
sağlayacak olan projedir. Çok daha düĢsel olan diğeri ise; Ekvator‟un
çevresinde dünyaya bağlı olmaksızın kendiliğinden hareket eden bir
halkanın inĢa edilmesi ve bu halkaya istendiği zaman dünyadan ulaĢılarak,
dünyanın kendi çevresinde dönüĢü sayesinde, trenlerin hiçbir zaman
ulaĢamayacağı, saatte binlerce kilometre yol alınabilmesinin sağlanmasıdır.
Bunların komik düĢünceler olduğu otobiyografisinde belirtmiĢ; ama
kendisinden daha kaçık ve deli New York‟lu bir profesörden de söz etmiĢtir.
Bu bilim adamı da atmosferdeki havayı çok sıcak olan bölgelerden ılıman
olan bölgelere pompalamak niyetindedir ve bu amaç uğruna devasa
büyüklükte bir araç bile gerçekleĢtirmiĢtir.
Doğada dinlenerek geçirdiği bu bir yılın ardından, babasının seçtiği okullar
arasındaki en ünlü ve eski olanlardan Gratz‟daki (Avusturya) “Politeknik
Okulu”na gönderilir. O kadar memnun olur ki, çalıĢmalarına büyük bir
heves ve tempoyla baĢlar. Notları mükemmeldir, bütün derecelerde rekorları
kırar ve hocaları tarafından en yüksek notlardan daha fazlasını hak ettiği
düĢünülür. ÇalıĢmaya haftanın her günü sabahın 3‟ünde baĢlamakta ve gece
11‟e kadar sürdürmektedir. Bütün yıl bu Ģekilde çalıĢtıktan sonra evine kısa
bir tatil için giderken, özellikle babasının çok gururlanacağını
düĢünmektedir. Fakat babası onun hevesini kıracak derece ilgisiz kalır.
Bunun nedeni babasının ölümünden sonra bulunan bir kutu içindeki
mektuplarda açığa çıkmıĢtır.
Profesörleri babasına,
“.... eğer çocuğunuzu okuldan almazsanız çok çalışmaktan kendisini
öldürecek” diye, yazmıĢlardır.
Tesla‟nın bilimsel kiĢiliği Hırvatistan‟ın Carlstadt kasabasında eğitim
gördüğü Gymnasium ve Prag Üniversitesi, Graz Politeknik Mühendislik
Fakültesi‟nde Ģekillendi. Anılarında Gymnasium‟daki öğretmeni Profesör
Poeschl‟in hayatındaki önemine vurgu yapar. Poeschl elektrikteki son
geliĢmeleri, dinamoları, elektrik motorlarını Paris‟e gidip satın alarak
okuluna getiren ve bu aletleri sökerek çalıĢma mekanizmalarını
öğrencilerine anlatan gerçek bir bilim insanıdır. Poeschl öğrencisi Tesla‟nın
okul hayatı boyunca günde birkaç saat uyuyarak sürdürdüğü yoğun çalıĢma
temposunu ve elektriğe olan merakını fark etti ve onun Prag Üniversitesi‟ne
gitmesini destekledi.
Gratz‟daki okulda gerçekleĢtirilen deneylerde ilk kez “Gramme Dinamo”yu
görür. Bu dinamo bir jeneratör gibi çalıĢmakta ve tersine çevrildiğinde de
elektrik motoru olmaktadır. Fakat çok fazla ses ve kıvılcım çıkaran sevimsiz
bir motordur. Bunun üzerine düĢündüğünde, kendisinin bu motoru
kıvılcımlar çıkartmasına neden olan fırçaları kullanmadan yapabileceğini
iddia eder. Prof. Poeschl ile tartıĢması da okul kayıtlarına geçmiĢtir. Tesla
Faraday‟ın elektrik jeneratörünün yetersiz olduğunu ve bu jeneratörün
dinamonun ileri geri hareketinin dıĢında dairesel bir dönme hareketiyle bir
elektrik motoruna dönüĢebileceğini belirtir. Poeschl bunun imkânsız
olduğunu söyler. Fakat Tesla, itiraz eder ve bir gün bu motoru yapacağını
belirtir. Profesörü Tesla‟yı derste Ģöyle yanıtlar:
“Bay Tesla büyük şeyler başarabilir ama kesinlikle bunu yapamazsın.”
Tesla bunu yapmıĢtır! Gratz‟daki okulu bitince 1880‟de Prag‟a gider,
babasının arzusunu gerçekleĢtirmek için üniversite eğitimi orada
tamamlayacaktır. Burada yaptığı çalıĢmalarda henüz amacına
ulaĢamayacaktır ama bu doğrultuda bir ilerleme olarak “komütatör”ü
(elektrik akımının yönünü değiĢtirir) makineden ayırmayı baĢarır.
Babasının ölümü Tesla‟nın omuzlarına, annesinin ve kardeĢlerinin bakım
sorumluluğunu yükler. Amerikan telefon sistemi o dönemde Avrupa‟ya
yayılmaktadır ve Macaristan‟da da BudapeĢte kentine kurulacaktır. Bunu
ailesinin maddi sıkıntısını hafifletecek büyük bir fırsat olarak görür. Zaten
Ģirketin baĢında da aile dostlarından, babasının yakın bir arkadaĢı Puskas
bulunmaktadır. BudapeĢte‟ye taĢınarak Puskas‟ın yanında çalıĢmaya baĢlar.
Telefon Ģirketindeki çalıĢmasına kaderin cilvesiyle, teknik ressam olarak
baĢlamıĢtır. Sonraları departmanın baĢındaki kiĢinin ilgisini çekmiĢ ve
hesaplamalar, dizayn etme ve yeni makinaların yerleĢtirilmesinde karar
verme yetkileriyle donatılmıĢtır. Telefon santrali çalıĢmaya baĢlayana kadar
orada çalıĢmıĢ ve o günün telefon teknolojisine, patentini hiçbir zaman
üzerine almadığı ama onun tarafından icat edildiği bilinen, araçlar yaparak
katkıda bulunmuĢtur.
Burada yine çok kötü bir Ģekilde hastalanır. Tüm sinir sistemi iflas eder.
Umutsuzca yaĢama yapıĢır ama bir daha iyileĢemeyeceğini düĢünmektedir.
Tesla‟nın dehĢet verici kiĢiliğinin bir diğer özelliği de, baĢladığı bir Ģeyi
muhakkak bitirme takıntısıdır. Fakat bu tabağındaki yemeklerin kübik
hesaplamalarını yapmaktan ya da yaptığı tekrarlanan hareketlerin hepsinin
mutlaka 3‟e bölünmesi zorunluluğundan, daha ağır sonuçlar doğuracaktır.
Bir gün, “günde 72 fincan siyah kahve içen canavar” diye, nitelendirdiği
Voltaire‟in bir cildini okumaya baĢladığında baĢına geleceklerden
habersizdir. Çünkü o “canavar” küçük harflerle dolu 100‟e yakın cilt
yazmıĢtır ve Tesla baĢladığı iĢi bitirmek zorundadır.
En son cildi okuduktan sonra Ģöyle der:
“Bir daha asla”
Fakat iyileĢir ve bundan sonraki yaĢamında hiç durmaksızın, bir gün bile ara
vermeksizin çalıĢacaktır. 1882 yılında bir arkadaĢının önerisiyle Paris‟te,
Edison Ģirketinin bürosuna çalıĢmaya gitmiĢtir. Burada Edison‟un yakın
arkadaĢı ve yardımcısı Mr. Batchellor ve birkaç Amerikalıyla daha tanıĢır.
Ancak tek tanıĢtığı Amerikalılar değil, Amerikan yaĢam biçimi (Amerikan
way of life)‟de olmuĢtur. Daha sonraları çok acı çekmesine ve delilik olarak
adlandırılabilecek araĢtırmalar ve açıklamalar yapmasına neden olacak ve
onu sinir bozukluklarına sürükleyecek bu tarz, o dönemde ona yalnızca
komik görünmekteydi.
“Amerikalılar benimle çok ilgiliydiler, özellikle de bilardo oynamamdaki
üstünlüğümle. Bu baylara bu konudaki icadımı anlattım ve baylardan biri
bana hemen bir hisse senedi (borsa) şirketi kurmayı önerdi. Bu öneri
bana son derece komik geldi ve ne demek istediği konusunda, bunun bir
Amerikan tarzı olması dışında çok küçük bir fikrim vardı.” ( 12)
Tesla, bu dönemde Almanya ile Fransa arasında gidip gelmeye baĢlar. Güç
ünitelerinin onarımı için çalıĢmaktadır. 1883 yılında bir görev için gittiği
Strazburg‟da, saatlerce çalıĢmanın sonucunda, fırça ve komütatör
kullanmaksızın ilk endüksiyon motorunu yapmayı baĢarır. Strazburg‟da
iĢini baĢarıyla tamamladıktan ve Ģirketin önemli miktarda para yitirmesini
önledikten sonra, Paris‟e geri döner. Edison‟un arkadaĢının ısrarıyla bundan
sonraki çalıĢmalarını yürütmesi için “büyük umutlar ülkesi” Amerika‟ya
hareket eder. Hiçbir zaman para konularında baĢarılı olamayacak olan
Tesla‟nın New York‟a ulaĢtığında ise; cebinde yalnızca 4 senti
bulunmaktadır.
Tesla‟nın kafasındaki tek problem alternatif akım motorunun çözümüdür.
Otobiyografisinde alternatif akım motorunun denklemlerini BudapeĢte
Parkı‟nda, Goethe‟nin Dr. Faust eserini okurken ve gün batımını izlerken
çözdüğünü belirtir. Problemin çözümü esnasında ağır bir depresyon geçirir,
kendi tarifiyle masaya konan bir sineğin çıkardığı ses bile beyninin içinde
büyük yankılar uyandırmaktadır. Alternatif akım motoru elektrikte bir
12
Tesla, s:13
devrimdir. Kendisinden önce bir çok mühendisin deneyip beceremediği
manyetik alanda alternatif akım üretimini sağlamıĢtır.
Tesla birden fazla akımı kullanarak motorun Ģaftını döndürmüĢtür. Daha da
önemlisi alternatif akımlı motorunu icat ederken akımın kabloya ihtiyaç
olmaksızın manyetik alanda iletilebildiğini keĢfetmiĢtir. Bobine gelen
elektrik ilk hareketi vermekte ve daha sonra motorun hareketli parçaları
kabloya ihtiyaç olmaksızın hareket edebilmektedir. Depresyon dönemini
geçirdikten sonra, alternatif akımlı motorun detaylarını tamamlar.
Jeneratörler, motorlar ve transformatörler tasarlar. Ġki akımlı motoru, üç
akımlı motorun detayları üzerinde çalıĢmaya baĢlar.
Tesla, müthiĢ bir matematikçi olduğu gibi, küçük yaĢlarından itibaren
tutkulu bir doğa gözlemcisiydi. Çocukluğu çılgınca akan nehir sularına
kendini atıp, suyun gücünü incelemekle geçmiĢ ve bu tutkusu yüzünden
birkaç kez ölümün eĢiğinden dönmüĢtü. Bu özellikleri ve aldığı iyi eğitim
Edison gibi bilim insanları ile Tesla arasındaki ayrım çizgisini belirler.
Otobiyografisinde hiçbir zaman Edison gibi deneme yanılma yöntemiyle
çalıĢmadığını, problemi matematik olarak kafasında çözmeden hiçbir deney
yapmadığını belirtir. Ġlginçtir ki, denediği hiçbir aletini ikinci kez denemeye
ve geliĢtirmeye gerek duymadı. Ürettiği makinalar daima tüm detaylarıyla
matematik olarak çözümlendikten sonra istisnasız çalıĢtı.
Alternatif akım motoru Budapeşte‟de Faust okuyup, günbatımını
seyrederken çözen Nikola Tesla, bilimin sanat faaliyetlerinin bir uzantısı
olduğuna ve bilimci ile sanatçı arasında hiçbir fark olmadığına
inanıyordu.
Dönemin romantik geleneğini yakında izliyordu. Bu nedenle Tesla,
romantik sanat geleneğinin bir dehasıdır yerinde bir tanımlamadır. Belki de
bu yüzden olsa gerek hayatı boyunca hiçbir zaman buluĢları üzerinde nasıl
para kazanabileceği sorusunu kendisine hiç yöneltmemiĢtir. Bu özelliği
Edison ile arasındaki en büyük farkı oluĢturur. Edison daima mümkün
olabilecek buluĢlar üzerinde baĢkalarının fikirleri üzerinde yükselmiĢ ve
büyük paralar kazanırken, Tesla mümkünlük sınırlarını asla bilmedi ve
matematik problemleri ile daima zamanının “mümkünlük” sınırlarını zorladı
ve o sınırları darmadağın etti.
“Geride bıraktıklarım her anlamda sanatsal ve büyüleyiciydi. Ve
bulduğum makinalaşmış, kaba ve cazibesi olmayan bir şeydi. Amerika
dedikleri bu muydu?” Tarih: 1884
ABD‟ye adım attığında Tesla‟nın günlük defterine düĢtüğü satırlar böyleydi.
Avrupa kültürünü ve sanatını olabilecek en yüksek düzeyde özümsemiĢ
Tesla, ABD‟ye adım attığında beĢ parasızdı. Cüzdanını, valizini ve tren
biletini Paris‟te çalmıĢlardı. Güçlü hafızası sayesinde anımsayabildiği tren
bilet numarasını söyleyerek Calais Limanı‟ndan gemiye binebilmiĢti.
Atlantik‟i üzerindeki elbiseleri değiĢtirmeden geçmek zorunda kaldı.
Atlantik yolculuğunu banyo yapmadan ve elbiselerini değiĢtirmeden
yapmak zorunda kalıĢı, yaĢamında derin izler bıraktı. Bir daha asla elini
kuruladığı bir havluyu ikinci kez kullanmadı. Temizlik hastalığına tutuldu.
New York‟a indiğinde cebinde yalnızca arkadaĢı Charles Batchellor‟un
Edison‟a kendisi için yazdığı referans mektubu vardı. Cüzdanı çalınmıĢ
olduğundan mektubu da gümrük görevlilerine kimlik olarak gösterip
gümrükten geçti. Prag, Paris, BudapeĢte ve Berlin‟den sonra New York
gözüne inanılmaz derecede çirkin gözüktü.
1917 yılında Amerikan Elektrik Mühendisleri Enstitüsü kendisine verdiği
“Edison Altın ġeref Madalyası”nı aldığı törende Tesla, New York‟ta attığı
ilk adımları Ģöyle anlatmıĢtı:
“İlk birkaç adımda kaybolmuştum bile. Yolumun üzerinde bir atölyede bir
elektrik ustasının önündeki dinamoyu tamir etmeye çalışırken gördüm ve
kafamı uzatıp yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordum.”
Avrupa yapımı olan dinamoyu çözemeyen usta, yardım önerisini kabul
etmiĢ o da ceketini çıkartıp akĢamüstüne doğru dinamonun tamirini
bitirmiĢti. Usta, ona iĢ önerdi fakat öneriyi kibarca reddeden Tesla,
atölyeden çıkmak üzereyken eline tutuĢturulan 20 dolar ile ĢaĢkınlığa düĢtü.
O geceki otel ve yemek parası çıkmıĢtı!
Ertesi gün 5th Avenue‟daki Edison ġirketi‟nin önündeydi. Tesla, anılarında
Edison‟u gördüğünde düĢ kırıklığına uğradığını, düĢlerinde canlandırdığı
Edison tiplemesinin yerine, Pazar günü kilise ayinine giden bir çiftçiye
benzer birini bulduğunu söyler. Tesla, Edison‟a alternatif akım motor
projesini anlattığında Paris Ģirketinde çalıĢırken Batchellor ile tanıtmıĢtı.
Batchellor‟un teĢvikiyle ABD‟ye gelen Tesla, bir Ģeyin farkında değildi.
Edison imparatorluğu doğrudan akımlı elektrik jeneratörlerinin patenti
üzerine kurulmuĢtu. Bu birçok sorun yaratsa da iĢleri yolunda gidiyordu
Edison‟un..
Ne var ki Batchellor altından kalkmak zorunda oldukları büyük çaplı
aydınlatma sistemlerinde birden fazla doğrudan akımlı dinamoyu birbirine
bağlama probleminin çözümü için, Tesla‟nın ABD‟ye gitmesini teĢvik
etmiĢti.
Tesla, bu gerçekle kısa bir süre sonra yüzleĢti. Edison, Tesla‟nın alternatif
akımlı motor üretimi için paraya ihtiyacı olduğunu anlamıĢ, kendisine
ġikago‟daki Haverley Tiyatrosu‟nun 647 ampulünün aydınlatma sistemi için
doğrudan akımlı jeneratörlerin senkronizasyon tasarımı için 50 bin dolar
teklif etmiĢti. Tesla, geliĢtirdiği regülâtör sistemi ile jeneratörleri birbirine
senkronik bir Ģekilde bağladı. Edison‟un tasarımına eklediği ek bir fırça
tasarımı ile jeneratörler düzenli bir Ģekilde çalıĢıyordu. Edison, onun bu
tasarımının patentini kendi üzerine aldı. Ve Tesla‟ya söz verdiği 50 bin
doları vermedi ve üstelik kaba bir Ģekilde kendisini tersledi. Bu olayın
ardından, birden bire günde 18 saat, haftada 7 gün Edison‟a çalıĢtığını
üstelik Edison‟un ticari atılımının temellerini attığının farkına vardı.
ĠĢin gerçeği Edison tam anlamıyla bir kör cahildi. Hırvatistan‟ı Avrupa‟nın
ortasında yabanıl bir orman zannediyordu. Bir keresinde Tesla‟ya
Hırvatistan‟da insan eti yiyip yemediklerini bile soracak kadar dünya
kültüründen habersizdi. Edison‟un kendisine söz verdiği 50 bin dolar parayı
vermemesi üzerine istifa eden Tesla ile Edison arasındaki bu kopuĢ, bilim
ve sanatın ABD emperyalizminin hedefleri haline gelmesine neden
olmuĢtur. O günden bugüne, hangi ülkede olurlarsa olsunlar, yeryüzünde ne
kadar yaratıcı/aykırı/uzak görü yetisi olan bilimci, sanatçı, yazar, gazeteci ve
entellektüel var ise, CIA‟in “arenası”na kapatılarak kullanılmak ya da yok
edilmek istenen hedefler olarak belirlenmiĢtir. CIA okullarında ajan
adaylarına ilk öğretiler arasında “entellektüel” tanımlaması içinde yer alan
uzak görü yetisine sahip bilimciler, sanatçılar, yazarlar ve gazeteciler‟in en
“tehlikeli” insanlar olduğu, en “tehlikeli fikirler”in bu kategorideki
insanlardan çıktığı uzun uzun anlatılır ve mutlaka kontrol altında tutulmaları
gerektiği talimattı verilir.
Tesla‟nın ayrılmasından sonra Edison, onun tasarımları sayesinde Amerikan
elektrik endüstrisini eline geçirmeyi baĢardı. Tesla, alternatif akımlı
motorunu Amerikan Ģirketlerine kabul ettirmeye çalıĢırken, halen daha Ģu
gerçeğin farkında değildi: “ABD endüstrisi doğrudan akımlı elektrik
endüstrisi üzerine kurulmuĢtu” ve Edison da parayı buradan kazandığı için
kurulu sistemi değiĢtirmek istemiyordu.
Tesla, alternatif akımlı elektrik sistemini kurabilmek için de bir alternatif
akım endüstrisi Ģirketine ihtiyaç vardı. Bu ise muazzam bir kapital anlamına
geliyordu. Edison‟un sistemi 115 volt üzerinden çalıĢıyordu. Bu ise
günümüzde kullandığımız yüksek voltaj ihtiyacını karĢılayamayacak bir
sistemdi ve üstelik yarım mil ötede bir enerji istasyonuna gereksinim vardı.
Bu zenginler açısından sorun yaratmıyordu. Onlar, ihtiyaçları olan elektrik
istasyonunu kuruyorlardı. Edison‟un iĢ yaptığı toplumsal kesim de bu
zenginlerden oluĢuyordu. Tesla ise toplumdaki herkes için evlere kadar
giren bir elektrik üretiminin düĢlerini kuruyordu.
Ohm Kanunu‟nu yaratıcı bir Ģekilde kullanarak alternatif akımlı enerji
üretiminde voltaj düĢürüp, yükseltebileceğini fark etmiĢti. Kentlerin
aydınlatılması için düĢündüğü bugün kullandığımız ampul tasarımı ile de o
günlerde bir ilgilenen olmadı.
Genel olarak bakıldığında Tesla‟nın yaĢamı ve buluĢları kapitalizmin
bilimsel geliĢmenin önünde nasıl bir engel oluĢturduğunu açıklıkla görmek
mümkündür. 19. Yüzyıl kapitalizminin sermaye sınıfı Tesla‟nın buluĢlarıyla
ilgilenmedi. Çünkü sermayenin ön plânda tuttuğu kâr mantığı ile Tesla‟nın
geniĢ halk kitlelerine yönelik hizmet mantığı hayatı boyunca karĢı karĢıya
geldi. Ölümünden sonra bile tüm buluĢları kilit altında tutuldu; silâh
sektörüne ve dev Amerikan tekellerine “kaymak” oluĢturdu.
Tesla, 2000‟li yılların teknolojisini 1900‟lerin baĢlarında teorik olarak
oluĢturmuĢtu. Üstelik halen daha “parasız elektrik” gibi buluĢları
yaĢamımıza girebilmiĢ değil. Bir an için düĢ kurmayı deneyin ve 1900‟lerin
baĢlarında insanlığın bugün kullandığımız teknik ve teknolojik donanımla
kuĢanmıĢ olduğunu düĢünün. 100 yıl içinde bugün gelebildiğimiz noktayı
düĢlemeye çalıĢın. Yani kapitalizmin cenderesinden kurtulabilmiĢ bir
bilimin insanlığa sunabileceği hizmetleri düĢünün.
Acıdır ki; bir zamanlar Etiyopya‟nın Ġtalyan iĢgalinden kurtarılması için
Etiyopya halkına elektronik savunma sistemlerini kendi köĢesinde
tasarlayan Tesla‟nın buluĢları üzerinden, son yıllarda Irak ve ülkesi
Yugoslavya katledildi.
Tesla, en fazla naif, tipik bir 19. Yüzyıl Avrupalı romantik olmakla
suçlanabilir. Fakat ölümünün üzerinden 57 yıl geçtikten sonra, CIA
güdümlü yazarların FBI kayıtlarını esas alarak, mikrodalga silahını FBI‟a
vermek istediğini dile getirmeleri, olsa olsa tüm insanlığı “aptal” sanma
kerkenezliği olabilir.
Tesla, mikrodalga silahını Yugoslavya‟nın Alman Nazi iĢgalinden
kurtulması için tasarlamıĢtı. Ölümünden sonra otel odasında FBI‟ın,
Yugoslavya Büyükelçiliği‟nden sonra girebilmesi de onun vatanına olan
derin sevgisinin kanıtından baĢka bir Ģey değildir. Bugün Ģu gerçeği itiraf
etmek gerekiyor: Tesla, FBI ile değil Yugoslav Hükümeti ile doğrudan
temasta olmuĢtur. Ġsteseydi rahatlıkla Pentagon‟un emrine girebilirdi. Bunu
seçmemiĢ ve bu yüzden de yalnızca FBI‟ın değil, ABD ekonomisini elinde
tutan tüm Ģirketlerin korkulu rüyası haline dönüĢmüĢtü.
Tesla, kurtlar sofrasında mücadele vermenin yöntemini öğrenmiĢti.
ArkadaĢı A.K. Brown ile birlikte 1887 yılında “Tesla Elektric Company”in
kuruluĢunu gerçekleĢtirdi. Brown, ona alternatif akım ile çalıĢan motorun
tasarımının yeterli olmadığını ve sistemin tüm ek parçalarının,
jeneratörlerinin, transformatörlerinin de tasarlanması gerektiğini anlattı.
Tesla, tek fazlı, iki fazlı ve üç fazlı üç adet motor gerçekleĢtirdi. 40‟ın
üzerinde jeneratör ve transformatör tasarladı. Sistemin uzun mesafelerde
çalıĢabilmesi için voltaj aktarabilen ince kablo tasarımı ile sistemini
tamamladı. Amerikan patent Dairesi‟nde sistemin tüm tasarımı Tesla‟nın
adına 30 ayrı patent ile patentlendi. Tesla, kurduğu yeni sistemin tüm patent
haklarına sahipti artık.
1888 yılında, George Westinhouse adlı bir iĢadamı Tesla‟nın yeni sistemi
ile ilgilendi. Westinghouse Ģirketi ile yapılan anlaĢma ile 40 temel icadını,
bir milyon dalar gibi bir fiyatla sattı. Tesla‟nın jeneratörleri Niyagara
ġelaleleri‟nde kullanılır. Böylelikle Edison‟un en önemli rakibi haline
gelmiĢ olur. Bugünkü Westinghouse imparatorluğu Tesla‟nın buluĢları
üzerinde inĢa edildi. Westinghouse firması alternatif akım sistemini günlük
yaĢama sokan ilk Ģirket oldu. Bugün tüm dünyanın kullandığı sistem
Tesla‟nın 19. Yüzyıl sonlarında geliĢtirdiği “AC-alternatif akım”dır.
Yıl: 1891
Tesla, o yıl Kolombiya‟da gerçekleĢtirilen “Yüksek Frekans” konulu AIEE
Sempozyumu öncesi, son icatlarını sunduğu gösterisinde “Elektriğin
sihirbazı” unvanını Edison‟dan aldı. Bu gösterisinde kablosuz flüoresan
ıĢıklandırmayı ve yeni yüksek voltajlı Tesla Bobini"i sundu. Parmak
uçlarından kıvılcımlar saçıyor, vücudundan geçen yüksek gerilim sayesinde
ampulleri yakıyor ve metalleri kırıĢtırıyordu. Bütün bunlar gerek bilim
dünyası için gerekse de bu gösteriyi hiçbir zaman unutmayacak olan az
sayıdaki izleyici için devrim niteliği taĢıyordu.
Güç transmisyonuna olan ilgisi Tesla‟yı, yüksek gerilimin kullanıldığı tüm
alanlarda deneyler yapmaya yöneltti. Tesla bobini Heinrich Hertz tarafından
kullanılan kıvılcım-boĢluk (spark-gap) rezanatörünün modifiye edilmiĢ bir
türüydü ve Tesla‟nın bu alanda yaptığı en önemli katkı olarak kabul
edilmekteydi.
1888‟de Hertz kullandığı kıvılcım-boĢluk rezanatörü ile az ötedeki bir
baĢkasındaki kıvılcımları Maxwell denklemleri ile ulaĢtıran değerler
doğrultusunda harekete geçirmeyi baĢardı. Tesla, Hertz‟in bobinindeki
magnetik çekirdeği çıkardı ve bunun yerine yüksek ölçekli, görülmedik bir
spiral indüktör kullandı. Böylece ulaĢılabilen gerilim ve güç değerlerini çok
daha yükseklere çıkarmayı baĢardı. Gösterilerinde Tesla, bobinlerin tüm
gücünü vücuduna vererek havaya kıvılcımlar saçtı. Aynı gücü gerilim
düĢüren bir transformatöre verdiğinde ise; öyle yüksek bir akım çıkıĢı elde
etti ki; bu akım metalleri eritebilmekteydi.
Tesla, yaptığı anlaĢma ile patent hakkından büyük paralar kazandı.
Amerikan sosyetesinin gözde simalarından birisi olmuĢtu. 1. Mayıs. 1893
yılında Amerika‟da gerçekleĢen Dünya Fuarı‟nın aydınlatma sisteminin
ihalesini Westinhouse firması aldı. Bu tarihe kadar ki süreç, Edison‟un
Tesla ile mücadelesi ile geçmiĢti. KarĢılıklı patent davaları açıldı. Sonunda
Edison, Ģirketini satmak zorunda kaldı. Tesla‟nın tasarımı olan 96.620
ampulle aydınlatılan Dünya Fuarı, onun uluslararası gösterisine dönüĢtü.
Tesla, fuarda kadife bir zemin üzerinde elektrik enerjisi ile döndürdüğü
metal yumurtası ve vücudundan geçirdiği yüksek voltaj enerjisi ile
sistemin zararsızlığını ve üstün gücünü gösterdi. Edison, Tesla ile
sürdürdüğü bilimsel mücadeleyi kaybetmiĢti.
Tesla, 1. Mayıs. 1893 Dünya Fuarı‟na Yugoslavya‟dan gelmiĢ ve annesini
henüz kaybetmiĢti. Londra ve Paris‟te verdiği konferanslar ile uluslararası
bir üne kavuĢtu. Annesinin yanına ulaĢtığında ölüm döĢeğindeki annesi ile
son konuĢmaları onu tüm yaĢamı sorgulama sürecine soktu. Annesinin
ölümünün ardından 6 hafta bilincini yitirdi. Bu 6 hafta içinde ilginç
illüzyonlar gördü. Bilinçsiz olarak masa örtüsüne birtakım formüller ve
elektrik düzenekleri karaladı. Bilincine yeniden kavuĢtuktan sonra Ģu
satırları kaleme aldı:
“Artık büyük bir düşünceyle yoğunlaşmalıyım. Tanrı‟dan gelen insan
aklının gücüne. Beynimizin enerji üretimini doğanın enerjisi ile
senkronize edersek tüm gezegenin geleceğini kurtarabiliriz.”
Ve bugün halen bir sır olarak kalan insan beyninin dalgaları üzerine
çalıĢmaları böylece baĢladı. Westinghouse onun buluĢları üzerinde
imparatorluğunu kura dursun, Tesla bu kez çok daha büyük projelerin içine
adım atıyordu.
1889 yılının sonlarına doğru Pitsburg‟dan New York‟taki lâboratuarına
döner dönmez yüksek frekans makinalarıyla (High-frequency machines)
ilgili çalıĢmalarına kaldığı yerden devam eder. Bu keĢifleĢmemiĢ alandaki
yapım aĢamasının problemleri, çok yeni ve pek tuhaftır. Ġndükleme tipini
(induction type) kusursuz sinüs dalgaları oluĢturabilmekten uzak olduğu için
reddeder. Sinüs dalgalarının rezonans için çok önemli olduğunu söyler.
Sonuç olarak farklı bir amaçla icat edilmiĢ de olsa 1891 yılında bugün
radyo, televizyon ve bilgisayar teknolojisi baĢta olmak üzere, birçok
elektronik ekipmanda kullanılan “Tesla Bobini”ni keĢfetmeyi baĢarır.
Tesla bobini, radyo frekanslarında yüz binlerce volta ulaĢılmasını sağlayan
yüksek frekans transformatörüydü. Elektrik akımı bu aletin tepesinde
sıçramalara neden oluyor ve mavi kıvılcımlar çıkartıyordu. Bu elektrik
deĢarjlarının bir alıcı tarafından kablosuz olarak alınabilmesi, elektrik
enerjisinin kablosuz transferini sağlamıĢ olacaktı. 1891 yılında Tesla‟nın
lâboratuarında yaptığı küçük makinalar sadece 10-15 cm‟lik sıçramalar
(deĢarjlar) meydana getirebiliyordu. 1900 yılında yaptığı daha büyük
olanlarda ise yüzlerce metrelik sıçramalar elde etmeyi baĢarmıĢtı.
Söylendiğine göre, yüksek frekanslardaki elektrik akımları vücuda zarar
vermeden derinin üzerinde dolaĢabildiği için Tesla‟da bu kıvılcımları
parmaklarından alıp vücudunda dolaĢtırabilmiĢtir.
Tesla bobini onun için yepyeni bir baĢlangıç demekti. Bütün yaĢamı
boyunca düĢündüğü doğal enerjinin insanlık yararına kullanılması açısından
çok önemli bir adım atmıĢtı. Bu alet sayesinde elektriğin çok yüksek
frekanslarda kablosuz olarak transferlerinin mümkün olacağını
düĢünüyordu. Ve kuracağı merkezlerle küçük bir kaynaktan yükselterek
elde ettiği elektrik enerjisini (milyonlarca voltluk) kablosuz olarak dünyanın
istediği yerindeki alıcılara ulaĢtırabilecekti. Bunu yapabilmek için, en iyi
iletken dediği yerküreyi kullanıyordu. Bu bizim AC sistemimizde
evlerimizde kullandığımız topraklama gibi düĢünülebilir; yerküre aslında
kendisine aktarılan elektriği kaybetmez ve topraklanan akım gücünün yettiği
yere kadar dalgalar halinde yayılır. Tesla, çok güçlü elektrik akımlarını
topraklıyordu ve bu akımı baĢka bir akımla aynı yerden toplayarak
destekliyor ve dalgayı güçlendiriyordu. Böylece saniyede 300.000 km hızla
hareket eden 8ıĢık hızıyla eĢit) elektrik dalgaları, dünyanın merkezinden
geçerek diğer taraftan dünyanın yüzeyine çarpıyor ve tam olarak aynı
noktadan geri dönüyordu. Tıpkı salıncak örneğinde olduğu gibi, küçük
küçük ama aynı güçte titremelerle rezonans mantığına göre yükselen
salıncak gibi, elektrik dalgaları da her geri geliĢlerinde daha güçlü oluyor ve
daha yükseğe sıçrayabiliyorlardı. (Bu yöntem 1950 yılında Ay‟ın ve 1970
yılında Venüs‟ün haritasının çıkarılması için de kullanılmıĢtır. Radar ıĢınları
Ay‟a ve Venüs‟e gönderilerek bu ıĢınların geri dönüĢ hızlarından dünyamıza
ne kadar uzakta oldukları belirlenmiĢtir.)
Bu aleti icat ettiği 1891 yılı, onun aynı zamanda Amerikan vatandaĢlığına
geçtiği tarihtir. Tesla‟nın bu dönemdeki çalıĢmaları değerlendirildiğinde
baĢka bir gerçek daha ortaya çıkmıĢtır: 1895 yılındaki icadıyla “X
ıĢınları”nın mucidi olarak bilinen Wilhelm Röntgen‟den üç yıl önce Tesla
bu ıĢınlarla deneyler yapmıĢ ve insan vücudunun iç kısımlarına ait baĢarılı
resimler elde etmiĢtir. ( 13)
Tesla, yine aynı dönemde yaptığı lâboratuar çalıĢmalarında elektrotsuz
vakumlanmıĢ tüpleri, odanın içinde oluĢturduğu gerekli yoğunlukta elektrik
alanıyla, kablosuz olarak yakmayı baĢarmıĢtı. ( 14) Bu deneyin halk önünde
tekrarlanmasından sonra, dünyanın her yerinden çağrılar almaya baĢladı.
Bunlardan birini değerlendirdi ve 1892 yılında Londra‟da Elektrik
Mühendisleri Enstitüsü‟nde ders vermeye gitti. Oradan Paris‟e geçmek
üzereyken, Sir James Dewar karĢı konulmaz bir ısrarla Kraliyet
Enstitüsü‟nde de gösterisini tekrarlamasını istedi.
Burada Dewar, Tesla‟yı bir koltuğa iterek eline bir bardak viski verdikten
sonra,
“Şimdi “Fraday‟ın sandalyesinde oturuyor ve onun içtiği viskiyi
yudumluyorsun,” dedi.
New York‟daki lâboratuarına döndükten sonra tekrar çalıĢmalarına yöneldi.
1985 yılında lâboratuarı kuĢkulu bir biçimde yanmıĢ, bir süreliğine de olsa
çalıĢmalarına ara vermek zorunda kalmıĢtı. 1899‟da ise kendisine ücretsiz
enerjinin önerildiği Colarado‟ya gitti.
Tesla, dev büyüklüğe sahip bobinini kullanarak dünyadan bir iletken olarak
yararlandığı ilk deneylerini, Colarado‟da gerçekleĢtirdi. En önemli icadı
denilebilecek “sabit karasal dalgalar” (terrestrial stationary waves) burada
kullanmaya baĢladı. Deneyleri sırasında yerküreye elektrik verdiğinden,
lâboratuvarı çevresinde dolaĢan insanların ayakları arasında elektrik
sıçramaları meydana geldiği ve etraftaki çiftliklerde ayaklarındaki demir
nallar yüzünden atların çılgına döndüğü anlatılmıĢtır. Bu kentteki sonunu
belki delice denilebilecek Ģekilde kendisi hazırlamıĢ, kentin ana
jenaratörünün yanmasına neden olmuĢtur. Bir gün deneyi sırasında
muazzam elektrik sıçramaları elde etmiĢ, fakat bu sıçramalar bir süre sonra
bir ĢimĢekten çok daha korkunç olmaya ve çıkan sesler tüm kentte duyulur
hale gelmiĢtir. En sonunda kentin ana jeneratörü yanmıĢ ve tüm kent
karanlıkta kalmıĢtır. Tesla, rezonans sayesinde kademe kademe yükseltmeyi
amaçladığı sıçramaları baĢardığını anlasa da deneyi durdurmamıĢ ve en son
nereye kadar gidebilir diye lâboratuarının dıĢarısında, bu büyük
“canavar”ını izlemeye dalmıĢtı. Sonuç: Bir daha kimse Tesla‟ya ücretsiz
enerji önermek gibi bir “hata”ya düĢmedi (!)
1900 yılında New York‟a dönen Tesla, J. Pierpont Morgan adında bir
finansörün 150 bin dolarlık desteği ile, Long Island‟da kablosuz iletiĢim
amacına yönelik dev kulesinin inĢasına baĢladı (Wardenclyffe Projesi).. ( 15)
Bu verici istasyonu, piramit Ģeklinde, sekizgen ve 54 metre yükseklikte bir
13
Kosta dimitrijevic, “Tesla: A Great Serbian Inventor”, “Ethnic American News, Volume
4., Number 10, 10 http://w.w.w. clpgh.org/exhibit/tesla8.html
14
Tesla, s:12
15
“Cloudborn Electric Wavelets to Encirele the Globe: This Is Nicola Tesla‟s Latest
Dream, and the long Island Hamlet of Wardenclyffe Marvels Thereat” New York Times, 27
March 1904, http://w.w.w.clpgh.org/exhibit/tesla2.html
yapıydı. Wardenclyffe‟in bu kule sayesinde dünyanın merkezi olacağı
sanılmıĢtı. Tesla‟nın bu desteği alabilmesini sağlayan, onun bu kule
vasıtasıyla çok uzaklara resim, mesaj, ses ve her türden veriyi
gönderebileceği iddiasıydı. Oysa Tesla‟nın daha büyük bir amacı vardı.
Sürekli olarak aĢağı gördüğü “hertziyan dalgalar”la uğraĢmakta ve kendi
“teta 4 dalgaları” ( 16) olarak anılacak olan elektrik dalgalarıyla kablosuz
enerji aktarımı sağlamaya çabalamaktaydı. Amaç yine aynıydı: tüm
insanlığa bedava elektrik enerjisi sağlamak !
Tesla bu kez çok ileri gitmiĢti. Bu kapitalist sistemin kar mantığını
kökünden sarsabilecek felaket bir fikirdi. Bedava enerji, petrol gibi çok
önemli bir ekonomik kaynağı beĢ para etmez yararsız bir hale getirebilecek
ve tüm ABD endüstrisinin dönüĢümünü gerektirebilecek bir tehlikeydi.
1903‟deki bu açıklamasından sonra, arkasındaki tüm destek çekildi ve yavaĢ
yavaĢ ismi kitaplardan silinmeye baĢlandı.
Marconi, 150 bin dolardan daha ucuza Atlantik‟i aĢan ilk mesajı yollamayı
baĢarmıĢ ve Ģirketinin hisseleri borsada kapıĢ kapıĢ satılmaya baĢlamıĢtı.
Tesla‟nın Ģirketi gözden düĢmüĢtü. Tesla ise, Marconi‟nin yaptığının,
kendisinin halihazırda yapabildiği önemsiz ve basit bir iĢ olduğunu ve
Marconi‟nin zaten kendisine ait patentleri kullanarak bunu yaptığını
söylemiĢ ve amacının gerçekte tüm insanlığın yararlanabileceği “bedava
elektrik enerjisi” olduğunu açıklama gafletinde bulunmuĢtu.
1904 yılında Colaoado Spring‟deki elektrik Ģirketi Tesla‟yı uğrattığı
zarardan ötürü mahkeme verdi ve 180 dolarlık mahkeme parasının
ödenebilmesi için oradaki lâboratuarı satıldı.
1906 yılında Colorado yaptığı icatlarla zengin ettiği George Wetinghouse,
Tesla‟nın kablosuz enerji üretimini geri çevirdi.
Tesla, 1915 yılında kendisine Edison‟la birlikte fizik dalında önerilen Nobel
Ödülü‟nü kabul etmedi. Maddi olarak çok büyük zorluk içinde olduğu halde
öneri karĢısında Ģunları söylemiĢti:
“Böylesi bir ödül, bir insan için çok büyük olanaklar sağlayacaktır. Ve
benim teknik litaratürde kendi adımı taşıyan 4 düzine kağıdı dolduracak
patentim var. Bunlardan sadece bir tanesi için bile, bundan sonra
verilecek binlerce Nobel Ödülleri‟nin tümünü verebilirim..” ( 17)
1915 yılında Tesla, kablosuz enerji iletimiyle ilgili çalıĢmalarını
sürdürmektedir. Bu teknolojinin aynı zamanda muazzam bir yok edici
gücünün de olabileceğini ara ara yaptığı açıklamalarla yinelemiĢtir. Çok
sonraları ABD‟nin “Yıldız savaĢları” projesine kaynak olacak bütün savaĢ
makinası çalıĢmaları ve yaptığı açıklamalar, “Wardenclyff Projesi”ne
desteğin çekilmesi ve kendisini sübvanse edebilecek finansör
bulamamasından sonra baĢlamıĢtır. Uzaktan kumanda teknolojisinin de
16
Bu konuda detaylı teknik açıklamalar için bkz. Dave Small, 1987, The Greatest Hacker
of All Time, http://w.w.w.newphys.se/elektromagnum/physic/keelyNet/energy/tesla4.asc
17
Kosta Dimitrijevic,s:2
mucidi olan Tesla, bu yıllarda görünmez mesafelerden kontrol edilebilen
torpidolar yaptığını, ama elektrik dalgalarının çok daha yıkıcı olduğunu
iddia etmiĢtir. Bu açıklamalar yüzünden bazı olaylarda Tesla‟nın izi
aranmaktadır. 1907‟de elektrik sıçramasının neden olduğu bir patlamayla
batan Fransız gemisinin “Iena” ve 1908‟de Sibirya‟da bulunan “Tunguska”
nehrini çevreleyen 200-250 bin hektarlık bir ormanın, 10-15 megatonluk bir
patlamaya eĢdeğer bir patlamanın ardından yanarak yok olması... bunlar
elbette kanıtlanmıĢ değildir, ama tam da Tesla‟nın her türden yok edici silah
icad ettiğini açıkladığı yıllara rastlayan sıra dıĢı olaylardır.
Dünyanın en önemli mucidi olan Tesla‟nın bu tarihlerden sonraki yaĢamı
çok belirgin değildir. Ġzole edilmiĢ bir yaĢam sürdürmüĢ, basına verilen
yıllık doğum günü partilerinde buluĢlarının yok edici özelliklerinden söz
ederek, icatlarına ilgi çekmeye çalıĢmıĢtır. Bir de 1919 yılında, “Electrical
Experimenter” dergisinde bitirmediği bir otobiyografisi yayınlanmaya
baĢlamıĢtır. Derginin satıĢları birden rekor seviyede artmıĢ, fakat önerilen
çok büyük paralara karĢın otobiyografisini yazmayı sürdürmemiĢtir.
Tesla portresi gerçek çehresiyle tamamlanması güç bir portre değildir. Her
yönüyle ortada, açıkta ve sürekli gözlem altında bir yaĢam sürdüren
Tesla‟nın bilim alanındaki icatlarının gerçek anlamda kavranılması güçtür.
Onula ilgili en önemli Ģey, yaĢadığı çağın çok ötesinde olduğu gerçeğidir.
Tesla‟nın ismi, her ne kadar çok büyük bir değere sahip olduğunun bir
göstergesi olarak “manyetik akıĢın metrik birimi” (T) olarak verilmiĢ ( 18) ve
ismi en önemli fizikçiler ile birlikte Pransilvanya eyaletinin “Elektrik
Vadisi”ndeki sokaklardan birinde bulunuyorsa da zamanla unutturulmuĢ ve
onun teknolojileri üzerinde emperyalizm, “karanlık projeler” üretilmeye
baĢlandığı iddiaları tüm dünyayı sarmıĢtır. Soğuk savaĢ yıllarında her iki
tarafında bu teknolojiyi kullandığı ileri sürülmüĢ, bütün bir nükleer saldırı
ve savunma amacını güden “Yıldız SavaĢları” projesinde bu teknolojiden
yararlanılmıĢtır. Ölüm ıĢınları, ultra düĢük dalgalar, çok yüksek frekanslar,
atmosferdeki elektrik enerjisinin değerlendirilmesi, atmosferde elektrik
dalgaları yayarak bunun dünyanın her yerinden kullanılmasının sağlanması,
radyo frekanslarıyla uzaktan kumanda edilebilen bugün kullanılan füzeler,
yüzlerce mil etkili bir elektrik kullanımının oluĢturularak girmeye cesaret
eden düĢmanın anında yok edilebilmesi gibi bazıları ise; bugün bile
kamuoyuna düĢ gibi gelebilecek birçok projenin ardında Nikola Tesla‟nın
teknolojisinin izlerine rastlanmaktadır.
Tesla, söz konusu “ölüm ıĢını” ve kimsenin geçemeyeceği “Tesla
Kalkanı”nın yapılabileceğini açıklamıĢtır. Ġnsanlığı bedava elektrik
sağlama idealiyle yola çıkmıĢ büyük bir mucidin projelerine destek
bulabilmek amacıyla zaman içinde savaĢ teknolojileri üzerine çalıĢmıĢ
olması insanlığın garip bir trajedisidir. I. Ve II. Dünya SavaĢları‟nı yaĢamı
olan Tesla, gerçekte savaĢ karĢıtı olduğunu açıklamıĢtır. Fakat barıĢın
sürekliliği için en güçlü silahların yapılması gerektiğini de ileri sürmüĢtür.
18
http:/www.clpgh.org/exhibit/tesla6.html ve http:/www.yurope.com/org/tesla/uvode.htm.
Tesla, insan beyninin dalgaları üzerinde çalıĢmalarında, beynin Beta, Alfa
ve Teta boyutlarındaki dalga boylarının ölçüldüğünü bugünkü modern
tıbbın ölçümlerine çok yakın olarak tespit etti. Normal bilinç düzeyindeki
beta durumundaki beynin EEG ölçümündeki dalga boyunu saniyede 14
dinlenme durumundaki Alfa boyutunu saniyede 7‟nin altında ve uyku
durumundaki beynin Teta boyutunu da saniyede 3 devir birim olarak
saptadı.
Tesla-Schuman Rezonansı olarak da bilinen dünyanın doğal dalga boyunu
saniyede 10 olarak saptamıĢtı. Bugün kesin olarak bu ölçüm 7.8 olarak
saptanmıĢ durumdadır.
Tesla-ELF (çok düĢük dalga boyu) 7.8 Hertz dalga boyuna ayarladığı
elektrik enerjisini kendi üzerinde deneyerek, deney sonuçlarını kaydetti. Bu
araĢtırmalar özellikle 1960‟lı yıllarda Sovyetler Birliği‟ndeki çalıĢmalarla
geliĢtirildi. Vücudumuzun enerji haritası çıkarıldı. Tesla‟nın baĢladığı
beynin ön lobu ile arka lobu arasındaki enerji değiĢiminin verileri ve
araĢtırmaların hangi aĢamaya geldiği bugün halen kamuoyu tarafından
bilinmemektedir. Bilebildiğimiz sadece Rus bilim çevrelerinin “telekines”
olarak tanımladıkları çalıĢmalarda beynin normal Beta durumundayken,
Alfa ve Teta boyutlarına geçilmesi durumundaki sonuçlarının gerek Tesla
ve gerekse de Sovyet bilim çevreleri tarafından incelendiği gerçeğidir.
Bu araĢtırmaların önemi Ģudur. Beynin Beta boyutundan, kiĢi uyanık
durumdayken Alfa ve Teta boyutlarına sıçratılmasının sonuçları,
“parapsikoloji-par/anormal faaliyetler” olarak adlandırılan alandan baĢka bir
Ģey değildir.
Tesla araştırmaları bu alandaki incelemelerin insanlık tarihinde mistik
olarak korunan örtüsünü kaldırmış, ruh denilen şeyin de bioenerjimizden
başka bir şey olmadığını göstermiştir.
Bu araĢtırmalar bilimin ulaĢtığı sınırlar bakımından, fizikötesi olarak
tanımlanan alanın fizik içerisindeki tanımını mümkün kılmıĢtır.
Tesla‟nın araĢtırmaları insan beyni ile sınırlı kalmadı. Adım adım küresel
bir projeye doğru ilerlemeye baĢladı. Dünyanın enerji potansiyeli ve insanın
bioenerjisinin dünyanın bioenerjisi ile olan iliĢkisini incelemeye baĢladı.
Colorado‟da kurduğu gözlemevi ve lâboratuarında yaptığı araĢtırmaların
sonucunda bir ütopyaya ulaĢtı.
Dünyanın ve atmosferin sürekli olarak elektir ile şarj edildiğini ve
şimşeklerin atmosferdeki düzenli uzay aralıklarında gerçekleştiğini
saptadı.
Bu saptaması 1997 yılında Ruslar‟ın MIR uzay istasyonu tarafından
doğrulandı. Tesla, bu saptamasından hareketle, kablosuz enerji aktarımı ile
yalnızca telgraf mesajlarının değil, sesin, görüntünün ve her türlü yazılı
bilginin dünyanın istenilen yerine iletilebileceğini söyledi ve bu
söylediklerini projeye dökmeye baĢladı.
Tesla‟nın bu cümleleri sarf ettiği yıl Mayıs. 1899 tarihidir. 1899 yılında
lâboratuvarında telgraf çoktan ilkel bir alete dönüĢmüĢ, televizyon,
bilgisayar, cep telefonları, çağrı cihazları, modem hatlar üzerinde
çalıĢmalara baĢlamıĢtır.
Tesla, Century Magazin ile temasa geçerek, Colorado çalıĢmalarını
makaleye dökmek istediğini belirtti. Dergi editörleri, ondan sansasyonel
aydınlanma teknikleri üzerine yazı bekliyorlardı. Fakat, ondan gelen yazının
üstbaĢlığı:
“İnsan enerjisinin yükselmesinin problemleri” alt baĢlığı da:
“İnsan faaliyetlerinin ve çalışmalarının fizyolojik tartışması” idi.
Dergi makaleyi yayınlamadı.
Tesla, yazısında:
kablosuz enerji üretimi ile evrensel bir dünya sistemi kurulacağını, her
türlü mesaj, görüntü, film ve sınırsız şekilde dünyanın değişik
ülkelerindeki insanlar arasında iletilebileceğini, uçağın geliştirilmesi ile
ülkeler arasındaki sınırların kalkacağını ve insanların serbestçe yolculuk
yapabileceğini daha da önemlisi dünyanın depolanmış enerjisinden
herkesin basit bir alıcıyla sınırsız yararlanabileceğini ve süreç içerisinde
el emeğine olan ihtiyacın minumum düzeye ineceğini belirtiyordu.
Tesla, makalesinde yer alan görüĢlerini beĢ ayrı buluĢ üzerinde
Ģekillendiriyordu. Bunlar sırasıyla:
1). Tesla bobini (Voltaj ayarı yapabilen bobin)
2). Transmitter (Dünyanın elektriğinin Ģarjı ile rezonans olan aydınlanma
alanları)
3). Kablosuz sistem
4). Bireyselliğin sanatı (Bu Tesla‟nın düzeneğinde her bireyin kendi dalga
boyundaki alıcısının tasarımı idi. Her bireyin kendi istasyonu kendisine
gönderilen mesajları alabilecekti. Bunu günümüzde kullanılan cep telefonu
ve e-mail‟in ilk prototipi olarak tanımlayabiliriz)
5). Uzay ötesi dalgalar (Tesla gezegenimizin belli dalga boyutlarına tepki
verdiğini tespit etmiĢ ve Dünya‟yı sürekli vibrasyonda olan bir enerji topuna
benzetmiĢtir. Dünyanın etrafında oluĢturulacak enerji tarlası ile Dünyanın
enerjisi hiçbir kayba uğramadan değerlendirilebilecek ve böylece
gezegenimizi kirletmeyen temiz ve parasız bir elektrik elde edilebilecekti)
Sonuç ne oldu?
Tesla‟nın ütopyasında tek bir etken eksikti (her zaman olduğu gibi);
ekonomik etken. Tesla‟nın bu açıklamaları Westinghouse firmasında alarm
sinyallerine neden oldu. Edison‟un doğru akım endüstrisini yok etmiĢ,
oluĢturduğu alternatif akım sistemi ile yeni bir endüstri düzeni kurmuĢ ve bu
düzen üzerinde Westinghouse ve General Elektrics gibi dev tekeller türemiĢ,
dünya imparatorlukları kurmuĢlardı. ġimdi Tesla hepsini kablosuz enerji
üretiminin yeni düzeni ile tehdit ediyor ve kendi kurduğu endüstriyi çöpe
atacağını açıklıyordu. Westinhouse ve General Elektrics patronları kuĢkusuz
Tesla‟nın ne istediğini anlamıyorlardı. Tesla, patent ücretleriyle lüks bir
yaĢam yaĢıyordu. Peki ama derdi neydi?
Tesla‟nın çabasını tek anlayabilen Samuel Clements (Mark Twain) oldu
herhalde.. Hayatında hiçbir zaman yakın dostluklar kurmamıĢ olan Tesla ile
Clements arasında dostluk da 1910 yılında Clements‟in ölümü ile sona erdi.
Tesla, ölümüne kadar ki yılları kablosuz sistemin inĢasını oluĢturmak için
çabaladığı bir koĢturmaca ile geçirdi. Bu süreçte ihtiyacı olan parayı temin
edebilmek için tüm patent haklarını sattı. Yugoslav Hükümeti imdadına
yetiĢti. 75. yaĢ gününde, günlük yaĢamını sürdürebilecek bir maaĢ bağlandı.
Einstein‟ın “rölativite teorisi”nin yetersiz olduğunu, “dinamik yer çekimi
teorisi”nin yakında kendisi tarafından kamuoyuna sunulacağını açıkladı.
KonuĢmasında ses, ısı, ıĢık, röntgen ve radyo dalgalarının yerçekimi ile olan
iliĢkisinden söz etti. Yerçekimi dalgalarından söz ettiği bu konuĢması,
1980‟li yıllarda tekrar hatırlandı. “PSR 1913 + 16” olarak adlandırılan ve
enerji kaybına neden olan “double neutron star”ın 1980‟li yıllarda
bulunmasıyla yer çekimi dalgalarının varlığı kanıtlandı. Tesla bunu nasıl
keĢfetmiĢti? Einstein‟ın rölativite teorisine neden karĢı çıktığını ve
yerçekimi dalgalarının varlığını nasıl keĢfettiğini hiçbir zaman açıklamadı.
KüsmüĢtü !
Tesla, 1943 yılında 87 yaĢında öldü. O güne değin, geçimi için
Westinghouse da dahil olmak üzere zengin ettiği arkadaĢlarının teklif ettiği
hiçbir yardımı kabul etmemiĢtir. Birisi hariç, kabul ettiği tek yardım
Yugoslavya Hükümeti tarafından 75. Doğum gününde bağlanan emekli
aylığı.. Öldüğünde yanında en sevdiği hayvanlar olan güvercinleri bulunan
bu yalnız adamın dünyadan göçü yalnızca kapital dünyasının egemenleri ile
Pentagon‟u sevindirip huzura kavuĢturmuĢtur.
Nikola Tesla‟nın adı Amerikan kaynaklı kitaplardan silinmiĢ de olsa, değeri
kendi ülkesinde bilinmektedir. Tesla‟nın kapitalist sistemi çökertip ortadan
tümüyle kaldıracak olan enerji teknolojisinin derinlemesinie araĢtırılması
gereklidir. Ayrıca, süper güçlerin Tesla teknolojisi ile hangi gizli savaĢ
projelerini uygulama alanında yaĢama geçirdiği ve geçirmeye çalıĢtığı da
objektif ve cesur araĢtırmacılar tarafından mercek altına alınmalıdır. New
York‟daki lâboratuvarında yaptığı deneylerde birkaç kilometre öteden
hissedilen bir deprem yaratmıĢ radikal bir mucit olan Tesla‟yı gerçek
anlamda değerlendirebilecek olan ancak gelecek yüzyılların insanlığı
olacaktır.
***
NĠKOLA TESLA‟NIN ANISINA
Tarih boyunca akademik çevrelerde insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaran
öncüler ve mucitler onurlandırılmıĢtır. Ünlü fizikçi, bilim adamı, mühendis
ve mucitlerin listesi insanlık geliĢiminin önemli kilometre taĢlarını
oluĢturur. Elektrik ölçüm birim ve terimlerinin çoğu, elektrik ve agnetizma
altındaki fiziksel oluĢumlarla ilgili ilk varsayımları ve icatları gerçekleĢtiren
bu kuruculardan esinlenmiĢlerdir. Volta, Amper, Faraday, Hertz, Maxwell,
Newton, Watt ve Weber, icat ve katkılarından beri standart elektrik ve
manyetik ölçüm birimleriyle eĢanlamlı hale gelmiĢ isimler arasındadır.
Bu onur listesine çok yakın zamanlarda dahil olan isim dr. Nikola Tesla‟dır.
Tesla‟nın “BuluĢların Altın Çağı” olarak adlandırılan dönemde, elektrik
alanındaki buluĢ, anlayıĢ ve geliĢmelere yaptığı sayısız katkı ne kadar
vurgulansa azdır. Alternatif akım üretiminin ve dağıtımının
geliĢtirilmesinden ve dönel manyetik alının kavranmasından, yeryüzündeki
elektrik dalgalarının keĢfine ve telsiz, radyo, uzaktan kumanda, bilgisayar,
telsiz güç üretim ve dağıtım tekniklerine, oradan parçacık ıĢın silahları ve
ötesine... bilim alanındaki baĢka hiçbir birey çağdaĢ dünya üzerinde, bugün
de hakkını teslim ettiğimiz, daha büyük bir etki yaratmamıĢtır.
Dolayısıyla, SI‟nin (Uluslararası Ölçü Birimleri sistemi), geliĢtirilmesinden
sorumlu, ağırlıklar ve Ölçüler Genel Konferansı‟nın yeni bir Uluslaarası
manyetik Akım Yoğunluğu Ölçü Birimi‟ni temsil etmek üzere “Tesla”
ismini ve “T” sembolünü seçmesi son derece uygundur. Manyetim akım için
SI ölçüsü (T), ölümünden sonra Tesla‟ya atfedilmiĢtir. MRI ve NMR gibi
modem teknolojileri cihaz performansı ve spesifikasyonunun önemli bir
bileĢeni olarak vlçü birimine dayanmaktadır. (William C. Wysock/Tesla
Teknoloji AraĢtırma)
KAYNAKLAR :
1). The Man Who Invended The Twentieth Century: nikola Tesla, Forgotten Genius of
Elecricty. Robert Lomas, Headline, Londra 1999
2). Lightining in his Hand: The Life Story of Nikola Tesla, Inez Hunt and Wannetta W
Draper, Omni Publications, Califorina 1977.
3) Tesla Said, Compiled by John T Ratzlaff, Tesla Book Company, N.Y. 1984
4). Remote Wiewing. Tim Rıfat, Century 1999, Londra.
5). Spark of Genius, R. Lomas, The Independent Magazine, 21 Ağustos 1999 Londra.
6). William J. Beaty, 1997, Tesla Invented Radio SCIENCE HOBBYIST website
www.eskimo.com/-billb.
***
PANDORANIN KUTUSUNDAKĠ ġEYTAN
G ölcük, 17 ağustos 1999, saat:03.02.. Evlerindeki yataklarında
uykunun derinliklerine dalmıĢ insanlar can havliyle ve bilinçlerini
yitirmiĢçesine kendilerini dıĢarıya atmaya çalıĢırlarken sanki din
kitaplarında sözü edilen “kıyamet”i yaĢadıklarına inandılar.
Deniz kuvvetleri Komutanlığı‟nın devir teslim töreninin ardından
beklenmedik bir zamanda ansızın çıkıp gelen uğultular ve Ģiddetli yer
sarsıntıları, gece boyunca iki fırketeynin aydınlattığı Orduevi yerle bir oldu.
Havai fiĢeklerin aydınlattığı Gölcük semaları birkaç saat sonra
bilimadamlarının “deprem ıĢıması” diye tanımladıkları ancak ne olduğu tam
olarak anlaĢılamayan bir “Ģey” ile aydınlandı. YaĢayanların bir daha hiç
unutamayacakları o uğultu ve sarsıntının ardından tüm Türkiye derin
uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken ölüm binlerce insanı
aynı anda yakalıyordu.
Devlet hazırlıksız yakalanmıĢtı. Binlerce insan teknik yetersizlikten ötürü
enkazların altında günlerce bir kurtarıcı bekleyerek can verdiler. Kısa süre
sonra Türk kamuoyu kendisini hummalı bir tartıĢma içinde buldu. Binaların
depreme dayanıklı yapılmayıĢı, fay hattının üzerinde yerleĢim alanlarının
kurulmuĢ olması, tüm mimari ve mühendislik prensiplerinin hiçe sayılarak
kentler oluĢturulmuĢ olunması uzun süre ulusal gündemi iĢgal etti.
Ancak hiç kimse depremi yaĢayan insanların panik içinde dile getirmeye
çalıĢtıklarını dikkate almadı. Oysa ki, bölge insanı geçmiĢ yıllarda da pek
çok deprem yaĢamıĢtı. Yani depremin ne olduğunu yaĢayarak öğrenmiĢ
insanlardı.
DehĢet anını yaĢayanlar:
“O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir Ģey var ki bu
depremden farklı bir Ģeydi.”
Depremi yaĢayanlar gün geçip kendilerine gelir gibi olup panik
duygularından arındıkça hafızalarında yer eden ve tanık oldukları “Ģey”leri
birer birer dile getirmeye baĢlamıĢlardı. Ġfade ettiklerine göre depremden
hemen önce Gölcük‟ten Avcılar‟a kadar geniĢ bir alanda görülen “ateĢ
topu” ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı bilimadamlarına
göre sözü edilen “ateĢ topu” deprem ıĢımasıydı. Daha önce depremi yaĢamıĢ
olan insanlar, böyle bir “ateĢ topu”nu ilk kez gördüklerini dile getirdilerse
de kimse oralı olmadı.
Türk insanı televizyon ekranlarından yansıyan görüntülerle pek çok bilim
adamıyla tanıĢtı. Bu bilim adamları sayesinde de karıĢık olan kafaları daha
da karıĢırken pek çok teknik/bilimsel terim ezberledi. Fizik terminolojisi
geliĢen kamuoyu, depremde yaĢadıkları hakkında hiçbir Ģey öğrenemediği
gibi, gelecek zaman dilimlerinde baĢlarına daha neler gelebileceği hakkında
da korku ve endiĢeleriyle baĢ baĢa kaldı. Her alanda baskı altında yaĢama
zorunluluğunu iliklerinde duyumsamaya alıĢık Türk insanı, endiĢelerini bir
kez daha küskün iç dünyasına gömdü.
Ancak, zaman geçtikçe Türk basınının saygın isimleri ile bazı yazarlar, 17
Ağustos 1999 ve sonrasında yaĢanan depremlerin ABD kaynaklı “yapay
felaketler” olduğu üzerinde görüĢ bildirmeye yöneldiler. Ne var ki, bu
görüĢler Medya organlarında yer almadı. Çünkü, medyanın ABD finans
kaynaklı patronlar ile CIA güdümlü yöneticileri araĢtırma ve düĢünce
pazarlayan gazeteci ve yazarların bu konudaki görüĢlerini çıkarlarına aykırı
gördükleri gibi “gerçekçi” de bulmuyordu! Onlara göre bazı gazeteciler ve
yazarlar daha çok birer “ütopik komplo teorisyenleri” gibi faaliyet
gösteriyorlardı. Çünkü, onlar yeryüzünden çoktan silinen komünizmin son
artıkladireniĢçileriydiler ve her taĢın altından ABD ile CIA parmağı
bulmakta ısrarcıydılar. Türkiye‟de yaĢanan depremin ardından ABD Deniz
Kuvvetleri ihtiĢamlı “savaĢ gemileri” ile yardıma koĢmuĢtu. Hem garip bir
tesadüf olarak ABD Devlet BaĢkanı deprem sonrası geldiği Türkiye‟de
bölgeye giderek depremin yarattığı ölümcül ve yıkıcı tahribatı bizzat kendi
gözleri ile gözlemlemiĢti. ġimdi tüm bunların ardından “emperyalist” ve
“kapitalist” karĢıtı, aslı astarı olmayan ve hiçbir bilimsel veriye dayanmayan
“komünizm” yanlısı spekülasyonlar ile yaralı halkı “huzursuz” etmenin ve
“kıĢkırtmanın” ne anlamı vardı?.. bu türden faaliyetlerde bulunan kiĢiler, dıĢ
güç odaklarının maĢalarıydı!
Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü ve çok gizli bir silah geliĢtirme
çalıĢmaları sürdürdüğü gerçeği, her gerçek gibi bir geri bıraktırılmıĢ ülke
olan Türk kamuoyunun bilgisi dıĢındaydı. Oysa ki, medyanın görevi her
konuda kamuoyunu bilgilendirmekti. Onca devlet desteği alan ve dünyadaki
dev medya kuruluĢlarından pek fazla bir noksanları bulunmayan Türk
medyası, halkın çağını algılayıp özümseyebilmesi için gece/gündüz
çalıĢmıyor muydu? Peki o halde Türk kamuoyunun dünyada ve Türkiye‟de
olup bitenlerden neden hiç haberi olmazdı? Oysa, medya her gün çarĢaf
çarĢaf özel yaĢamları sergilemeyi baĢarmıyor muydu? Kimin kiminle
nerede ne yaptığını görüntüleyen Türk ulusal medyasının dünyada olup
bitenlerden haberdar olmaması düĢünülebilir miydi?
Onca Türk insanı yurtiçinde ve yurtdıĢında en üst seviyede eğitim
görüyordu, ama onca eğitime karĢın hâlâ radyoyu Marconi‟nin değil de
Nikola Tesla‟nın icad etmiĢ olduğunu bile bilmiyordu. Hani artık iletiĢim
çağı idi ve herkesin dünyanın her yerinde her olup bitenden haberi vardı?
Demek ki gerçekte Türk insanının gördüğü onca eğitim boĢtu. Demek ki
Türk insanı gazete okuyup Tv izleyerek aydınlanıp çağında ne olup bittiğini
öğrenemiyordu. Ve daha da feci olan felâket; eğitimli olduğunu ve medya
aracılığı ile çağını izleyebildiğini sanıyordu.
Bu durum, Türk insanının hangi koĢullar altında yaĢam sürdürmesinin nasıl
sağlanabildiği gerçeğini gözler önüne sermektedir. Biz, yine temel
konumuza dönelim.
Türkiye‟de, Yunanistan‟da ve Tayvan‟da ardıĢık ve beklenilmeyen
depremler, binlerce insanı uykunun derinliklerinde yakalayıp canından
ederken, geride yıkıntılar altında tüm yakınlarını yitirmiĢ, inim inim inleyen
insanlar bıraktı. Uzmanlar bu beklenilmeyen fay kırılmasının ardından,
deprem felaketinin daha üç yıl süreceğini tahmin ettiklerini açıkladılar. Ne
zaman? Nerede ve Kaç Ģiddetinde, sorularına ise; hiç kimse yanıt veremiyor.
Açıkçası uzmanlar da ĢaĢkın. Ama, ĢaĢkınlıklarını gizlemeye ve soğuk kanlı
olmaya çaba gösteriyorlar.
Oysa ki; doğal felaket gibi görünen depremin ardındaki giz perdesi
aralandığında ardından PENTAGON‟un Alaska ve Hollanda da
konuçlanmıĢ askeri tesislerinin marifetleri gün ıĢığına çıkıyor. ġimdi size
1900‟den günümüze dünyada en çok sansüre uğramıĢ, çok yakın bir
zamanda ise; 4 milyar insanı yok etmek için uygulamaya konmuĢ korkunç
bir gerçekten söz edeceğim.
ABD‟nin son derece gizli yürüttüğü projenin adı: High Freqency Active
Auroral Research Program (HAARP), adından da anlaĢılacağı üzere,
Yüksek Frekans Aktif Aurora AraĢtırma Programı! Bu program ABD‟nin
“Yeni Dünya Düzeni” ile Siyonizm‟in “Dünya Hükümeti” planlarının
ürünü..
Her Ģey, Bay Tesla‟nın elektromanyetik dalgalar kullanarak, doğayı
etkilemeyi baĢarmasının ardından, 1900‟de patent almak için baĢvuruda
bulunmasıyla baĢlamıĢtı. Bay Tesla, elektromanyetik titreĢimler kullanarak,
fırtınalar yaratıp yağmurlar yağdırabiliyordu. Bay Tesla‟nın bu buluĢundan
yola çıkan bir çok bilim adamı kolları sıvamıĢ, onun bu buluĢunu
geliĢtirmeye yönelmiĢlerdi. 1900‟de Bay Tesla‟nın sahibi olduğu patent,
günümüzde Raytheon firmasına ait.
ABD Savunma Bakanlığı, ABD Deniz Kuvvetleri, ABD Hava Kuvvetleri ve
Alaska Üniversite Fairbanks‟ın gizli ve ortaklaĢa yürüttükleri proje
kontrolünde elektromanyetik titreĢimlerden yararlanılarak geliĢtirdikleri alet
ile BaĢkan Regan döneminde uygulamaya konulan “Yıldız SavaĢları
Projesi” (Star Wars)‟ın pabucunu dama atmayı baĢardılar. Çünkü, çok daha
ucuz ve güçlü bir silah olduğu gerçekleĢtirilen deneylerle kanıtlanmıĢ
bulunuyor.
ABD, bu projeyi son 6 yıldan buyana Alaska‟nın Gekona askeri üssü
yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetlerince geliĢtirip uygulamaya
koydu. Resmi amacı: Ġyonosfer‟de araĢtırma yapmak! Bu projenin
gerçekleĢmesinde üç ABD Ģirketi ARCO, Raytheon ve E-Sistemleri‟nin
önemli katkıları var.
HAARP öyle bir güç ki; bakınız neler yapıyor:
1). Ġklimleri değiĢtirebiliyor.
2). Kutupları eritebiliyor ve yerinden oynatabilir. Bir baĢka “Buz Zamanı”
yaratabiliyor.
3). Ozon tabakası ile oynayabilir
4). Okyanus dalgalarını kontrol edebiliyor
5). Dünyanın enerji alanlarıyla oynayarak, insan beynini kontrol altına
alabiliyor. Örneğin: Ruh sağlığını bozarak düzensiz davranıĢlara, kan
kimyasının olumsuz etkilenmesine, metabolik değiĢimlere, sinir
sisteminin bozulmasına yol açarken, beyinsel ve sinirsel fonksiyonları
etkileyerek de insanları ĢaĢkın hale getirebiliyor.
6). Radyasyon yaymayan termonükleer patlamalar oluĢturabiliyor
7). Depremler yaratabiliyor
8). Eko sisteme zarar verebiliyor, hayvanları göç ettirebiliyor
9). Met dalgaları yaratabiliyor
10). Ufuk üstünde bir radar sistemi yaratabiliyor
11). ABD ordu komünikasyon sistemi çalıĢmaya devam ederken, diğer tüm
komünikasyon sistemlerini tümüyle iĢlemez hale getirebiliyor
12). ABD denizaltılarının (ELF Extremely Low Frequency) olağanüstü
alçak frekans kullanabilmesini sağlıyor
Yukarıda sıraladıklarım yalnızca bir bölümü.. Bu gerçeklerin ıĢığında bir
bakıĢta nasıl bir tanrının çocukları olduğumuzu algılamak çok kolay!
Bazı fizikçiler bu projeye Ģiddetle karĢı çıkıp, internette insanlığı uyaran
yazılar yayınlamaya çalıĢtılar. Ama, internette HAARP projesi karĢıtı tüm
siteler PENTAGON tarafından bir anda siliyordu. Bu projeye karĢı çıkan
pek çok insan CIA‟in örtülü ve yargısız infaz operasyonlarında ortadan
kaldırılıverdi. Herkes susturuldu. Bu Ģiddet ve baskı ise; 1900‟den beri
süregeldi.
ABD ve Rusya ortaklaĢa dünya nüfusunu 6 milyardan 2 milyara düĢürme
kararı aldılar. Böylece; eğitimsiz, fakir, ilkellikten kurtulamayan ve giderek
artan dünya nüfusunun “temizlenerek”, dünyanın gelecekte büyük bir kaosa
sürüklenmesinin önüne geçileceği varsayılıyor. Uygulamaya konan plana
göre, geride kalacak olanlar: Seçkin siyasiler, zenginler ve entellektüeller
olacak. Özetle Tanrılar, iĢe yaramaz olarak gördükleri 4 milyar insanı
cezalandırarak, iĢe yarar gördükleri insanlardan oluĢan yeni bir dünya
yaratacak. Bunun adı ise; “Yeni Dünya Düzeni!” Hiç kimse nükleer savaĢ,
çıkacak diye beklemesin. Artık, insanlığı doğal afet görünümü altında
uygulamaya konan yepyeni bir savaĢ teknolojisi bekliyor. Bu savaĢ
teknolojisi “Yapay Tufanlar” yaratıyor.
Dünya haritasına baktığınızda Türkiye‟nin ABD‟nin Alaska/Gakona askeri
üssünün tam karĢısına düĢtüğünü görebilirsiniz. Ayrıca proje araĢtırmalarına
ve deneylerine tanık olanların yaptıkları açıklamalara göre, gökyüzünde
beyaz ve kırmızı ıĢık görüldüğü söyleniyor.
ABD‟nin “Yeni Dünya Düzeni” ile Siyonizm‟in “Dünya Hükümeti”
programları içinde yer alan HAARP projesi, dilediği anda dilediği yerde
deprem felaketi sonuçları vererek, en etkili, en kesin sonuca ulaĢılmasının
ilk adımları. HAARP Projesi ile geliĢtirilen alet Ģu anda %10 kapasite ile
çalıĢıyor. Aletin tam olarak geliĢtirilerek uygulamaya konulacağı tarih ise;
2002..
PENTAGON, ABD Kongresi‟ne verdiği raporda aletin yalnızca 3.5
kilowatt güce sahip olduğunu bildirmekte. Ancak, bu proje üzerinde çalıĢan
bilim adamları aletin 3.500 kilowattlık bir enerji yaratabildiğini açıklıyorlar.
2002 yılına varıldığında aletin eriĢeceği güç ise; hesaplanamıyor bile.. Proje
Alaska/Gakona‟da tatbike baĢlandığında PENTAGON, aletten 100 bin
kilovatlık bir enerji elde etmeyi umduğunu açıklamıĢtı.
Dünya insanlığı ABD emperyalizmi karĢısında suskun kaldıkça sıranın
kendisine geleceğini hiç düĢünemedi. Güçlünün yanında yer almayı ve ona
ortak olmayı akılcı bulan siyasiler, kiĢisel çıkarları için, ülkelerini
satarlarken, masum insanları nasıl bir felakete sürüklediklerini biliyorlardı.
Mitoloji, tarih ve tüm din kitaplarında yer alan tufanlar artık ABD patenti
taĢıyor. ABD patentli tufanların ilk provaları 1993‟den bugüne Orta-Batı
Amerika‟daki sel felaketleri, Temmuz 1998 Papua Yeni Gine‟deki büyük
dalgalar, 19996‟da Çin/Tangshau‟da, 1999 Türkiye/Ġzmit depremi ardından
Yunanistan ve Tayvan depremleri..
GÖLCÜK DEPREMĠ GĠBĠ
5 Haziran 1977 tarihli, New York Times‟da, 28 Temmuz 1976 tarihinde
Çin, Tangshan‟da yaĢanan ve 65.0007in üzerinde kiĢinin ölümüyle
sonuçlanan depremle ilgili bir yazı yayınlandı.
3.427deki ilk sarsıntıdan hemen önce gökyüzü gündüz gibi aydınlanmıĢtı.
Tıpkı 17 Ağustos 1999 tarihinde Gölcük‟te olduğu gibi.. Temelde beyaz ve
kırmızı olan çok renkli ıĢıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü.
Birçok ağacın yaprakları yandı ve geliĢmekte olan sebzeler sanki bir “ateĢ
topu” tarafından adeta kavrulmuĢtu.
Bazı araĢtırmacılar bu elektriksel etkilerin, elektromanyetik plazma ve top
Ģeklindeki aydınlatmayla bağlantılı olduğuna ve garip parıltıların da Tesla
tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına
inanıyorlardı. Bu renkli ıĢığın parıltısı Nikola Tesla‟nın 1935 yılında
belittiği “her çeĢit emsalsiz etkiden” biri miydi? Yoksa bu deprem, hiçbir
kuĢku duymayacak Çin halkı üzerinde uygulanan bir sistem denemesi
miydi? Yanıt kesinlikle doğal bir deprem gibi görünmediği Ģeklindeydi.
Ocak 1978 tarihinde Dr. Andrija Puharich‟ın, “Global Manyetik savaĢı”
ve Layma‟nın 1976 ve 1977 yılında “Dünya Gezegenine Yönelik
AlıĢılmadık yapay Etkiler” baĢlıklı detaylı bir araĢtırma raporu yayınlandı.
Dr. Puharich raporunda Ģunlara yer veriyordu:
“1976 yılındaki büyük depremlerin yanında bir tanesi vardı ki özel bir
dikkat gösterilmelidir. 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin depremi”
Specula dergisinin Ocak 1978 tarihli sayısı, “Tesla Etkisi” adı verilen,
birçok bilim adamını inanılmaz bir Ģekilde etkileyen makale yayınladı.
Makaleye göre, “
“..belirli frekansların sinyalleri dünyanın kendisinde sürekli dalgalar
oluĢturmak için dünyadan gönderiliyordu. Bu sürekli dalgada Ģu an
dünyanın yüzeyinden beslendiğinden çok daha fazla enerji
bulunmaktadır.”
Dr. Peter Beter, Rusların 1977 yılında Filipinler‟in çevresindeki denizlerin
derinliklerindeki çukurlara fizyon bombaları yerleĢtirdiklerini belirtmiĢtir.
Dr. Beter, Filipinler‟in dev Pasifik teknoteknik tabakasında anahtar/kara
pozisyonunda olduğuna inanıyordu. Ġddiaya göre Rusya zaten daha önceden
Pasifik Okyanusu‟nun diğer bölgelerinde depreme yol açabilecek güçlü
denizaltı silahları yerleĢtirmiĢti. Dr. Beter, kasıtlı olarak yapılan Ģeyin,
gerilimin yüksek düzeylere ulaĢabileceği Filipinler hariç, Pasifik
tabakasındaki gerilimi azaltmak için olduğuna inanıyordu. Sonra belirli bir
noktada, belirli bir nokk-tada Filipinler‟in çevresindeki bombalar
patlatılacaktı. Bunun inanılmaz depremlere ve gel/git dalgalarına yol açması
ve Amerika‟nın Batı Kıyısı‟nda felaket yaratması bekleniyordu.
Filipinler‟de alevlenen volkanlar bu bölgenin gerilimli olduğunun bir
iĢaretiydi. Bu noktada depremler ile volkanların birbirleri arasında bağlantılı
olduğunu göz ardı etmemek gerek.
Washington Post‟un 30 Ocak 1981 tarihli baskısında, 1979 yılında dünyada
56 önemli deprem olduğu ve 1980 yılında yıllık rakamın 71‟e yükseldiği yer
almıĢtı. Rastlantısal bir Ģekilde, f980 yılında hem Rusya hem de Amerika
BirleĢik Devletleri‟ndeki ELF vericilerinde bir artıĢ olmuĢtu.
1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika‟daki önde gelen Tesla
araĢtırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği‟nde
bir konferans verdi. KonuĢmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978
Specula dergisinde de tartıĢılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı
dalgalardan söz etti. Albay aslında HAARP‟ın nasıl çalıĢtığını anlatıyordu:
“Yaptığımız Ģey frekansı değiĢtirmektir. Eğer frekansı bir yönde
değiĢtirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin
ilerisindeki atmosfere boĢaltırsınız. Havayı ionize etmeye baĢladıkça,
hava akıĢ seyrini, jet gidiĢlerini vb. Ģeyleri değiĢtirebilirsiniz. Bu
mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir Ģekilde boĢaltırsanız,
bunun gibi küçük iyonizasyon elde edemezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve
ateĢ topları (plasma) dünyanın yüzeyine boĢalacaktır. Bu aletle ileri
geri oynayarak, dünya çapında dev hava değiĢikliklerine neden
olabilirsiniz.”
Albay Bearden, bunu neredeyse eğlenceli bir hava oyuncağı gibi
tanıtıyordu. Fakat bu aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin‟de
ölen 65.000‟in üzerindeki insanları da anımsatıyordu. KuĢkusuz 17 Ağustos
1999 Gölcük depremini de..
1 Ekim 1998 tarihli Hürriyet gazetesinin “Kıyamete Kadar yetecek Enerji”
baĢlığı haberi konun bir baĢka yönünü de iĢaret ediyordu.
“27 Ağustos gecesi dünya enerji bombardumanına uğradı. Eğer bu
radyasyonu depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek
enerjiye sahip olacaktı.
Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi‟nin düzenlediği basın toplantısında
konuĢan bilim adamlarına göre, Büyük Okyanus‟ta bulunan Havaii
Adası‟nın üzerindeki iyonosfer tabakası gamma ve X ıĢınlarının
bombardımanı altında kaldı. BeĢ dakika süren kozmik yağmur sırasında dıĢ
atmosfer tabakasında gece kısa bir süre içinde gündüze dönüĢtü.
Dünyanın 60 ila 80 km üzerinde bulunan iyonosfer tabakası bu enerjiyi
yuttuğu için bu kozmik bombardımanın dünyaya herhangi bir zararı
dokunmadı. Sadece elektronik donanımların zarar görmemesi için
uydulardan ikisini geçici olarak durdurmak gerekti. California
Üniversitesi‟nden Kevin Hurley, iyonosfere boĢalan gücün gelecek 300 yıl
içinde güneĢin dünyaya sağlayacağı enerjiye eĢdeğer olduğunu söyledi.
Hurley, “Bu enerjiyi depolayabilseydik, kainatın sonuna ve daha
sonrasına kadar her kenti, her köyü, her ampulü aydınlatacak enerjiye
kavuĢurduk” dedi.
Soru Ģu: acaba depremlerle birlikte açığa çıkan ve ateĢ topu olarak fide
edilen dev enerji yoğunluğu da HAARP tarafından depolanıyor olabilir mi?
Acaba kimler için?
Bu arada Rus bilimadamları ABD‟yi yaptığı araĢtırmalar konusunda
uyarmayı da ihmal etmiyordu. 28. Ocak 2000 tarihli Hürriyet gazetesinde
Nerdun Hacıoğlu imzasıyla yeralan haberde Ģöyle deniliyordu:
“Amerikan fizik laboratuarlarında deney aĢamasına gelen “evrenin yaratılıĢ
modeli” deneyi, Rus bilim adamlarını “kıyameti kopartacaklar” endiĢesine
yöneltti. Rus bilimadamları, deneylerin bir “karadelik” oluĢturabileceğini
belirterek, “Evrenin yaratılıĢını laboratuarda görelim derken, dünyayı yok
etmeye kadar giden zincirleme reaksiyon baĢlatılabilir” uyarısında
bulundular. Rus fizikçiler, “Tarihte hep böyle olmadı mı? Atom bombası
icadı da fizikçilerin masum bir fikrinden doğmadı mı? diyerek bu fikrin
sonuçlarının da masum olmayacağını vurguladılar.
Rus fizikçiler, kıyamet teorilerini Ģöyle açıkladılar:
“ABD laboratuarlarında, daha doğrusu yer altında bulunan 5 km‟lik
„parçacık hızlandırıcısı‟nda altın iyonlardan iki güçlü akım
oluĢturulmak isteniyor. Bu iyon akımları tıpkı bir rayda giden iki tren
gibi yol ortasında çarpıĢtırılmak isteniyor. Teoriye göre, çarpma
noktasında 15 milyar yıl önce evrenin yaratıldığı andaki ortamı
sağlamak ve evrenin “büyük patlama” sonucu doğduğu kanıtlanmak
isteniyor. Ancak fizikten anlamayan biri bile tehlikenin farkına
varabilir. ÇarpıĢma noktasındaki ısı milyarlık derecelere vararak
yalnız GüneĢ‟te değil, hiçbir yıldızda bulunmayan bir ısı ortaya
çıkartacak. Vakum ortamında ortaya çıkan ısı, GüneĢ‟ten 10 kat daha
yüksek olacak. Bu da Brookhaven merkezli bir karadelik yaratabilir.
Bir anda ne olduğunu anlamadan yok oluruz.”
TÜRKĠYE‟YĠ DEPREM DEĞĠL SĠYASĠLER YIKTI
MAFĠA-Siyasiler-Müteahhitler ve Mühendisler para kazanmak için acımasız
hırsızlıklarıyla, Türkiye‟yi yerle bir ettiler.
17 Ağustos 1999‟da, gece saat: 03.02‟de baĢlayan 7.4 Ģiddetindeki deprem, 45
saniye sürdü ve binlerce cana mal olan acı bir felaketle son buldu.
Türk halkı, çığlıklar arasında göz yaĢlarına boğuldu.. Acılar içinde kıvranan
halk; ĢaĢkın, çaresiz, umarsız, küskün ve yapayalnız.. Doğal felaket deprem,
on binlerce insanın yaĢamına mal olurken, on binlerce insanı ölümden beter
bir yaĢamın içine itiverdi. Pek çok ana-baba canlarından kıymetli yavrularını
yitirdi.. Pek çok küçük çocuk, dünyadan habersiz bir halde anne-baba ve
kardeĢlerini yitirdiğinin henüz bilincine varabilmiĢ değil.. On binlerce insan
bir anda her Ģeylerini yitirdikleri gerçeğiyle yüz yüze kalmalarına karĢın;
Allah‟ın lütfuyla canlarını yitirmemiĢ olmalarının sevinci ile acılar arasında
sıkıĢıp kaldı..
Hiç kimse ne olup bittiğini anlayamamıĢtı.. Deprem Ģokunun ardından canlı
olduklarının farkına varanlar, gecenin karanlığında yıkıntılar arasında aile
bireylerini aramaya baĢladılar. Fakat, kendi seslerinden baĢka bir ses
duyamadılar.. Neden sonra, kendileri gibi hayatta kalanlarla karĢılaĢmaya
baĢladılar. Birbirlerini hiç tanımayan insanlar birbirlerine sarılırlarken, göz
yaĢları birbirine karıĢıyordu.. Deprem Ģokunun yerini, yürekleri parçalayan
feryatlar almıĢtı.. Kadınlar, yavrularını yitirdiklerinin farkına vardıkça
anlatılmaz acılar içinde bir daha içinden çıkamayacakları ruhsal depresyon
geçiriyorlardı.
Ġstanbul, Bursa, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Bolu, EskiĢehir, Zonguldak ve
Tekirdağ‟da On binlerce aile yaĢamlarını sürdürdükleri mutluluk
yuvalarının altında kalarak can verdi.
18 Ağustos günü sabahın ilk ıĢıklarıyla birlikte gözler önüne serilen korkunç
manzara tam anlamıyla bir trajediydi. Deprem, yıllardır sürdürülen hırsızlığı
ortaya çıkartıyordu. Akıp giden zaman içinde Belediye yönetimlerine gelen
tüm sorumlular, mühendisler ve müteahhitler, acımasızca her yapıda
hırsızlık yapmayı doğal bir alıĢkanlık haline getirdiler ve 17 Ağustos gecesi
7.4 Ģiddetindeki bir depremde yıkılan, 35 bin kiĢinin ölümüne, 50 bin
kiĢinin yaralanmasına ve milyarlarca dolar zarara yol açan tarihi fotoğrafa
imzalarını attılar.
YARDIM YOK
Deprem 45 saniye sürmüĢ, on binler enkazlar altında can vermiĢ, zaman akıp
gidiyor, saatler saatleri kovalıyor, yaralılar enkaz altında inim inim inliyor
ama, bir türlü yardım gelmiyordu. Herkes kendi baĢının çaresine bakmak
zorunda kalmakla yüz yüze gelmenin verdiği hüsranı yaĢıyordu.
ĠNSANLIK DIġI TĠCARET
Ne acıdır ki; bunca felaketin ardından bir baĢka gerçek daha yaĢandı.
Deprem felaketiyle acılara terk edilen halk, aç ve susuz kalmıĢtı. Birden
deprem bölgelerinde beliren simsarlar, ekmek ve su satıĢına baĢladılar.
Fiyatı 80 bin lira olan ekmeğin fiyatı: iki milyon, fiyatı 100 bin lira olan
küçük bir ĢiĢe suyun fiyatı ise; bir milyon liradan satıĢa sunuldu.
YAĞMACILIK ÖNLENEMEDĠ
Depremin ardından yaĢanılan acıların ardı arkası kesilmek bilmiyordu.
Yıkıntılar arasına dalan bazı kiĢiler, “Biz kurtarma ekibiyiz” diyor ve
yıkıntılar arasındaki cesetlerin üzerindeki altın eĢyalar ile bulabildikleri
paraları çalıyorlardı ki; bu geride kalanlara ölümden daha acı geliyordu.
HASTANELER YETERSĠZ DOKTOR YOK
Tesadüfen hayatta kalan yaralıları hastanelere götürecek tek bir ambulans
bulunamadı. Hastaneye gitmeyi baĢaranlar kendileriyle ilgilenecek doktor
bulamadı. Hastanelerin koridorları ve bahçeleri acılar içinde inleyen, her
geçen saniye ölüme bir adım daha yaklaĢan kanamalı ve ağır yaralılarla
dolup taĢtı. Ancak; organizasyon bozukluğu ve sorumsuz zihniyet onları
ölümden kurtarmadı.
KURTARMA ARAÇ GERECĠ YOK
Deprem yıkıntıları arasında kurtarılmayı bekleyen ağır yaralıları, enkaz
altından çıkartabilmek için, iĢ makinaları deprem bölgesine ulaĢtırılamadı.
Deprem zedeler, kurtarma çalıĢması için, çevre yerleĢim bölgelerinden çok
yüksek fiyatlarla iĢ makineleri kiralamak zorunda kaldılar.
DÜNYA YARDIMA KOġTU
Avusturya, Amerika, Ġsrail, Ġngiltere, Fransa ve Almanya‟dan yola çıkan
yardım ve enkaz kurtarma ekipleri Türkiye‟ye koĢtular. Ancak;
organizasyon bozukluğu nedeniyle gelen ekiplerin deprem bölgelerine
ulaĢtırılmaları traji-komik sonuçlarla gerçekleĢebildi.
ġARKILAR UMDUN SESĠ OLDU
Anne ve babalarıyla birlikte Hollanda‟da yaĢayan Burak ile Sinan,
Adapazarı‟na çok sevdikleri anneannelerini ziyarete gelmiĢlerdi. Bir kabus
gecesi olan 17 Ağustos gecesi, uykunun derinliklerinde kulaç atarlarken,
bina baĢlarına çöküverdi. Ancak; Ģansları yaver gitmiĢ, bir kanepenin altında
kalmıĢlardı. Hiç hareket edemiyorlardı. Kurtarma ekiplerini beklemekten
baĢka yapacakları hiçbir Ģey yoktu. Ġki kardeĢ, sürekli konuĢarak birbirlerine
cesaret vermeye çalıĢtılar. Zaman akıp gidiyor, yardım gelmiyordu. Bir süre
sonra sözcükler tükendi.. Ama iki kardeĢ, umutların tükenmemesi
gerektiğinde kararlıydılar. Sinan, Ģarkı söylemeye baĢladı. KardeĢi Burak‟ta
ona katıldı. Hiç susmaksızın saatlerce bildikleri Ģarkıları söylemeyi
sürdürdüler.. Ve tam 54 saat sonra, yıkıntılar arasında canlı kalanları
kurtarmaya çalıĢan amcalar, kulaklarına gelen seslere inanamadılar. Ġki
küçük çocuk yerle bir olmuĢ binanın yıkıntıları altında Ģarkı söylüyordu!
Kurtarma ekipleri hemen harekete geçtiler. Enkaz kaldırma çalıĢmaları
saatlerce sürdü. Sinan ve Burak kardeĢler Ģarkı söylemeyi sürdürdü.
Söyledikleri umut Ģarkıları onları yeniden yaĢama kavuĢturmuĢtu...
ĠDRARINI ĠÇEREK HAYATTA KALDI
Deprem gecesi Yalova‟da Er ailesinin oturduğu Malazgirt Caddesi‟ndeki
Gök Apartmanı da yerle bir oldu. Apartman sakinleriyle birlikte Yüksel Er,
akrabaları IĢık, oğlu Eser ve kızı Ecem de enkaz altında kaldı. Her Ģey 45
saniye içinde olup bitmiĢ, diri diri betona gömülmüĢlerdi. Misafir olan IĢık,
depremden hemen sonra enkaz altından çıkmayı baĢarmıĢtı. 14 yaĢındaki
Eser ve apartman sakinlerinin bazıları yardım ekiplerince kurtarılmıĢtı. Tam
13 saat süreyle enkaz altında kalan Eser Er, babasıyla kız kardeĢinin altında
bulunduğu enkazdan ayrılmadı. Dakikalar, saatler hatta günler geçiyor
umutlar, akıp giden zamanla birlikte tükeniyordu. Aradan tam 4 gün geçti..
Japonya ve Avusturya‟dan gelen ekipler enkazda inceleme yaptılar, canlı
olmadığı kararını alarak diğer enkazlara yöneldiler. Ama, Eser Er ayrılmadı.
Bir ses, bir inilti, bir tıkırtı duymaya çalıĢtı. Saatler gece yarısına ulaĢtığında
zayıf bir ses duydu. Babası yaĢıyordu! Eser Er:”YaĢıyorlar”diye, çığlıklar
atmaya baĢladı. Ġzmir Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat ġubesi‟nden
deprem bölgesine yardıma gelen Komiser Engin Erkılıçoğlu baĢkanlığındaki
polisler Yüksel Er‟i kurtararak yaĢama kazandırmayı baĢardılar. Tam 97
saat ecelle pençeleĢen Yüksel Er, kızının umudunu yitirmemesi sayesinde
kurtarılmıĢtı. Yüksel Er, “Çok susadım ve idrarımla dudaklarımı ıslatmak
zorunda kaldım” derken, ağlayarak kızı Eser Er‟e sarılarak hıçkırıklar içinde
ağlıyordu..
TÜRK HALKINI MEHMETÇĠK KURTARDI
Sivil otoritenin 75 yıldır sürdürdüğü basiretsizliğe bir yenisi daha eklenirken,
çaresizlik içindeki halkın imdadına Atatürk‟ün mütevazı ve gururlu
Mehmetçik‟i yetiĢip yaraları sarmayı baĢardı.
Türkiye‟de yaĢanılan deprem felaketine karĢın, hiç kimse yaĢamlarını
sürdürdükleri kentleri terk etmeyi bir an olsun düĢünmedi. Bu üzerinde çok
durulması gereken bir noktaydı. Depremden Ģans eseri sağ olarak
kurtulabilenler, korkunç bir savaĢ sonrasını andıran hayalet kentlerde kendi
topraklarında, doğup büyüdükleri, ilk aĢk, çeĢitli sevinçler, hüzünler ve en
son korkunç felaketi yaĢadıkları toprakları terk etmeyi hiç düĢünmüyorlardı.
Çünkü biliyorlardı ki; onlar bu topraklarda var olmuĢ, bu topraklarda
öleceklerdi.
YaĢanılan korkunç depremin ardından ortaya çıkan sivil otorite boĢluğu,
deprem felaketinin dehĢetini yaĢayan halka, bir baĢka inanılmaz dehĢeti
yaĢattı: Sahipsizliği!.. Bu ölüm kadar acı gerçekle sarsılan halkın imdadına
Türk Ordusu yetiĢti. Demokratik, Laik ve Hukuk Devleti olan Türkiye
Cumhuriyeti‟nde ne yazık ki; sivil otorite varlığını göstermeyi, halka sahip
çıkıp yaralarını sarmayı baĢaramadı. Ve 75 yıldır olduğu gibi yine halkın
imdadına Atatürk‟ün mütevazı ve güçlü askerleri yetiĢerek, sessizce duruma
el koydu.
Genel Kurmay BaĢkanlığı depremin hemen ardından Trakya ve Bolu‟dan 53
bin askeri harekete geçirerek deprem bölgelerine yönlendirdi. Ancak, sivil
halkın yollarda oluĢturduğu araç konvoyları yüzünden bölgeye 11 saat
içinde ulaĢılabildi.
Tam 74 tabur asker, felaket bölgelerine ulaĢır ulaĢmaz harekete geçti ve bir
ekmeğin iki milyon liraya satıldığı yerlerde, halka dağıtılmak üzere bir anda
ekmek, her türlü gıda maddesi, içecek, ilaç ve giyecek dağları oluĢtu. Öyle
ki, sıcak havanın ve yardım malzemelerinin çokluğu nedeniyle pek çok gıda
maddesi çöpe dönüĢtü.
En önemlisi enkaz ve kurtarma çalıĢmaları gerektiği biçimde yapılabilir hale
gelirken. Bölgede doğan sivil otorite boĢluğunun neden olduğu yağmalama
ve can güvenliği sorunu bir anda yok oldu.
Sivil otoritenin olağanüstü hallerde “sıkı yönetim” ilân etme yetkisi
bulunmasına karĢın hükümet, böyle bir karar almayı bile düĢünemedi.
Ancak; Atatürk‟ün gururlu ve mütevazı askerleri, bir kez daha Türk halkının
yaralarını sarmayı ve ona sahip çıkmayı baĢardı.
Tüm dünyada demokrasi ve giderek artan özgürlük rüzgârları eserken,
özürlü Türk demokrasisinin sorumlularının basiretsiz, rüĢvet ve irtikaba
gırtlağına kadar batmıĢ, Sivil Otorite üyelerinin olduğu gerçeği bir kez daha
su yüzüne çıktı.
31 Ağustos 1999
Saat 11.11‟de, Ġzmit merkezli deprem 5.2 Ģiddetinde gerçekleĢti. Pek çok
kiĢi balkonlardan ve evlerinin pencerelerinden atlayarak yaralandılar.
07 EYLÜL 1999
Saat 14.56‟da merkez üssü Atina olan deprem 5.9 Ģiddetinde gerçekleĢti.
Yunanistan‟ın baĢkentinde pek çok binanın yıkılmasına ve can kaybına
neden oldu.
09 EYLÜL 1999
Merkez üssü Gökçeada olan deprem, 4.9 Ģiddetinde gerçekleĢirken, sarsıntı
Yunanistan‟dan da hissedildi. Çanakkale ve çevresindeki halkı sokağa
döktü. Ancak, can ve mal kaybı olmadı.
13 EYLÜL 1999
Yeni öğretim yılının ilk gününde günlerdir tedirginlik içinde yaĢam
sürdüren halk, sık sık yinelenen “artçı deprem” sarsıntılarıyla yaĢamaya
alıĢmaya baĢlamıĢtı ki; 13 Eylül saat 14.58‟de, 6 Ģiddetinde 20 saniye süren
ve merkez üssü Ġzmit olan güçlü bir sarsıntısıyla paniğe kapılan pek çok kiĢi
balkonlardan ve pencerelerden aĢağıya atlayarak yaralandılar. Anne ve
babalar bugün okula baĢlayan çocuklarının durumunu merak ederek okullara
koĢarlarken, Hükümet deprem bölgesindeki okullarda on gün süreyle “moral
tatil” ilan etmek zorunda kaldı.
17 Ağustos 1999 tarihinde yaĢanan depremden geriye hasarlı olarak kalan
binalardan bazıları çöktü. Hasarlı binalardan eĢyalarını kurtarmaya çalıĢan
kiĢiler, enkaz altında kalarak yaĢamlarını yitirdiler. Ölü sayısı on binleri
buldu. Geride kalan yaralı ve deprem/zedeleri bekleyen çadırlarda aylarca
sürecek olan sefalet ve acılı yaĢamlar bekliyordu. Soğuk kıĢ günlerinde
kullanılmak zorunluluğunda kalınan “katalitik” sobaların neden olduğu
yangınlarda çadırlarının içinde diri diri yanan çocukları için yürekleri yanıp
tutuĢan acılı annelerin feryatları evrende yankılandı ise de ateĢ yalnızca
düĢtüğü yeri yaktı.
DEPREMĠN PÜF NOKTALARI
Türkiye‟de yaĢanan deprem felaketi sigorta Ģirketlerinin gözlerini Körfez‟e
çevirmelerine neden oldu. Çünkü; deprem Türkiye‟nin dev sanayi
tesislerinin yer aldığı bölgeyi, Türkiye‟yi kalbinden vurmuĢtu. Türkiye ise;
kalbini sigorta ettirmeyi unutmamıĢtı. Bu nedenle sigortacılar Türkiye‟nin
yaĢadığı felaketi en derinden hissedenler oldu.
Türkiye sanayisinin %45‟ini oluĢturan dev tesislerin özellikle Ġzmit Petrol
Rafinerisi‟nde yangın çıkmasının ardından depremden zarar görmemiĢ
olsalar bile, doğabilecek patlamalar sonucunda yok olma tehlikesiyle karĢı
karĢıya kaldı. Bu risk en çok sigortacıların uykularının kaçmasına neden
oldu.
Sigorta Ģirketlerinin ödemek zorunda kalacakları maddi tazminat 54
katrilyon lirayı buluyor. Sigorta Ģirketleri bu parayı rahatlıkla
karĢılayabilecek güçte olduklarını soğukkanlılıkla dile getirmeye
çalıĢırlarken, etkinliklerini kullanarak siyasi çevrelere ellerinden geldiğince
baskı uyguladılar ve Türkiye‟nin yardımına koĢulmasını talep ettiler.
EN BÜYÜK YARDIM ĠSRAĠL‟DEN
Ġsrail, özellikle son yıllarda partneri olduğu Türkiye‟nin yardımına koĢup en
büyük yardımı yapan ülke oldu. “Bizim için bir insan kurtarmak demek,
dünyayı kurtarmak demektir” diyen, Ġsrail‟li yardım ekibi, partnerleri
Türkiye için, içtenlikle çırpınarak tüm dünyaya örnek bir insanlık dersi
vermeyi baĢardılar.
DENĠZ KUVVETLERĠ TESĠSLERĠ ÇÖKTÜ
Gölcükte‟ki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı‟na bağlı orduevi tesislerinin bir
bölümü çökerek 250 kiĢi enkaz altında kaldı. Enkaz altında kalarak
yaĢamını yitiren KasımpaĢa Askeri Deniz Hastanesi‟nin eski BaĢhekimi
emekli Amiral Mahmut Çitilci de yaĢamını yitirdi. Gölcük Tersane
Komutanı Tümamiral Nadir Kınay‟ın eĢi ile Gölcük Ana Üs Komutanı
Tuğamiral Özbek Gürgün‟ün eĢi de depremde yaĢamlarını yitirdiler. Pek
çok asker göçük altında yaĢamını yitirirken 43 asker kurtarılabildi.
MARMARA BÖLGESĠNDE ÜRETĠM KAYBI
Depremin neden olduğu 35 bin can kaybı, 45 bin yaralı, milyarlarca dolar
maddi zararının yanısıra; resmi verilere göre: Türkiye‟nin günlük üretim
kaybının 200 milyon dolar olduğu ortaya çıkınca felaketin Türk
ekonomisine yansıyan faturası da ortaya çıkmıĢ oldu.
SALGIN HASTALIK VE TOPLU MEZARLAR
Deprem sonrasında salgın hastalık riski meydana çıktı. Halkın tuvalet ve
temizlik ihtiyaçlarını karĢılayabilecekleri bir yer olmayıĢı, doğabilecek
salgın hastalık riskini arttırdı.
Deprem/zedeler ile kurtarma ekiplerinin el ele vererek yıkıntılar altından
çıkarttıkları binlerce cesedin zorunluluk gereği toplu mezarlara gömülmeleri
halk ile güvenlik güçleri arasında Ģiddetli gerilimlere neden oldu. Halk, ölen
yakınlarının dini inançlara aykırı bir biçimde yıkanmadan, kefensiz, cenaze
namazı kılınmadan, kimlik tespiti yapılmaksızın toplu olarak gömülmelerine
karĢı çıkarken; yöneticiler havanın sıcak oluĢu nedeniyle cesetleri uzun süre
bozulmaksızın koruma olanağı olmadığını, kokuĢan cesetlerin salgın
hastalıklara yol açabileceğini iĢaret ederek, olağanüstü hallerde
yapılabilecek bir Ģey olmadığını açıkladılar.
76 BĠN CAMĠDE CENAZE NAMAZI KILINDI
deprem sonrası enkaz altından çıkartılan cesetlerin havanın sıcaklığı ve pek
çok zorunluluklar gereği topluca gömülmeleri ile ortaya çıkan halkın
hoĢnutsuzluğu nedeniyle Dinayet ĠĢleri BaĢkanlığı aldığı bir kararla 76 bin
camide depremde yaĢamını yitirenler için, gıyabi cenaze namazı kıldırdı.
YUNANLI KOMġUNUN ĠNSANLIK JESTĠ
Türkiye‟nin ezeli düĢmanı gözüyle bakılan Yunanistan, Türkiye‟de
yaĢanılan deprem felaketinin ardından baĢlattığı kampanya ile Türkiye‟ye
yardım için 19 bin dolar topladı. 6 Nakliye uçağı dolusu erzak gönderdi. 2
itfaiye uçağı, 1 itfaiye helikopteri, enkaz kurtarma ekipleri, hemĢireler,
doktorlar, ilaç, battaniye ve çadır yardımında bulundu. Tüm bunların yanı
sıra televizyon ekranlarında deprem felaketinin görüntülerini izleyen
Türklerin Yunanlı komĢularının ağladıklarına tanık olundu. Yunan
radyolarından hüzünlü Ģarkılar yükseldi. Yunan halkı, Türk halkına
duyduğu gerçek duyguları ortaya serdi ki; Türk halkı bunu hiçbir zaman
unutmayacaktır.
AVRUPA‟NIN FAKĠR AMA ASĠL ÜLKESĠ AVUSTURYA
Dünyanın sayılı kültür merkezlerinden Avusturya, deprem felaketinin
ardından Türk halkının yaralarının sarılmasına katkıda bulunmak için, ilk
harekete geçen ülkelerden birisi oldu. Avrupa‟nın fakir ülkesi Avusturya,
geçekte Avrupa‟nın en asili olduğunu kanıtlamasını bildi.
ABD YARDIMINA “HAYIR!”
Amerikalılar, deprem felaketini yaĢayan Türk halkına yardım için tam
teçhizatlı, 2 bin yataklı 3 yüzer hastane gemisi ile 250 doktor gönderme
teklifinde bulundu. Ama Sağlık Bakanlığı, “yeterli personel var” diyerek, bu
yardımı kibarca geri çevirdi. ABD BaĢkanı Bill Clinton Türkiye Cumhur
BaĢkanı Süleyman Demirel‟i telefonla arayarak: “Ne gerekirse yapmaya
hazırız” dedi. Bu geliĢme Türk halkının ünlü bir Türk Atasözünü
anımsamasına neden oldu. Ünlü Türk Atasözü Ģöyle der: “Fatihandan
vazgeçtim, mezar taĢımı çalma.”
HERYERDE AKUT VARDI
Türk kamuoyunun bile pek tanımadığı AKUT (Arama Kurtarma Derneği)
adlı bir kuruluĢ, depremin hemen ardından harekete geçerek,
deprem/zedelerin yardımına koĢtu ve enkaz çalıĢmalarını baĢlattı. 1995
yılında Dinar depremi ile adından ilk kez söz ettiren AKUT, dağ sporu ile
yakından uğraĢanların “kar leoparı” lakabını taktıkları Nasuh Mahruki ile
Dr. Feridun Çelikmen önderliğinde kuruldu ve bir avuç gönüllüden
oluĢuyor. Geçtiğimiz yıllarda Bolu, Kartalkaya‟da kaybolan Amerikalı
Albay ile oğlunun Bursa, Uludağ‟da iki öğrencinin bulunmasında, Adana
depremi ile Zonguldak‟taki sel felaketinde de kurtarma görevlerinde
bulunmuĢlardı.
YAĞMACILARA “VUR” EMRĠ
Deprem bölgelerinde yağmacılık giriĢimlerinin gözlemlenmesi üzerine Türk
Silahlı Kuvvetleri, gerekli önlemleri almanın ardından, çaresizlik içindeki
halkın yıkıntılar altında kalan mallarını yağmalama giriĢiminde bulunanlara
karĢı “Vur emri” verdi.
KÖRFEZ KARANTĠNAYA ALINDI
Yıkıntılar altındaki cesetlerin kokması, çevrede oluĢan çöplerin suları
kirletmesi ile deprem/zedeleri salgın hastalık riskinin beklemeye baĢlaması
üzerine özellikle Gölcük, Sakarya ve Körfez bölgeleri karantina altına
alınarak, süratle sağlık gerekleri yerine getirildi ve salgın hastalık felaketinin
önüne geçildi.
***
GĠZLENEN RAPOR
Deprem felaketine maruz kalan illerin Belediye BaĢkanlarına üç yıl önce
Japonya‟dan gönderilen raporda “Önlem alın yıkılacaksınız” denilmiĢti.
Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığı‟nın Japonya‟daki Deprem AraĢtırma
Enstitüsü‟ne yaptırdığı deprem araĢtırmasının 17 Ağustos gecesi yaĢanılan
felaketi 3 yıl önceden bildirdiği gerçeği ortaya çıktı. Raporun Kocaeli,
Sakarya, Bursa‟nın Vali ve Belediye BaĢkanları tarafından “masraf
olmasın” ve “halk korkuya kapılmasın” gerekçesiyle hasır altı edildiği
ortaya çıktı.
Tehlikenin büyüklüğünü görerek raporu Ġstanbul, Ġzmir, Kocaeli, Sakarya,
Bursa, EskiĢehir, Ankara, Zonguldak, Çankırı, Kastamonu, Sinop, Çorum,
Yozgat, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Tunceli, GümüĢhane, Erzurum,
Kars ve Ağrı Valilikleri ile belediye BaĢkanlıklarına gönderen dönemin
Tokyo Büyükelçisi Gündüz Aktan, “Hiçbir kent yöneticisi cevap bile
vermedi. Oysa küçük bütçelerle binalar depreme dayanıklı hale getirilebilir,
bugün yaĢanan bu acı tablo ortaya çıkmayabilirdi” dedi.
Gündüz Aktan: “Aralarında resmi binaların da bulunduğu çok sayıda
yapının 6.5 Ģiddetini aĢan depremde yerle bir olacağı belirtiliyordu. Raporda
müteahhit firmalar tarafından ucuza mal edebilmek için, malzemeden
çalındığı ve binaların dayanıksız olduğu saptanıyor, mutlaka depreme karĢı
dayanıklı hale getirilmesi gerektiği bildiriliyordu. Bundan sonra yapılacak
olan binaların inĢaatlarında depremde büyük can kaybına neden olan
betonarme yerine çelik konstrüksiyon kullanılması gerektiği de
vurgulanıyordu. Rapor sumen altı edildi, Japonlar bu duruma ĢaĢırmıĢlardı”
dedi.
***
TÜRKĠYE‟DE YAġANAN DEPREMLER
Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultusunda uzanan fay hattı üzerinde yer alan
Türkiye‟de sıkça depremler yaĢanmaktadır. 1003 Urla, 1011 Erzincan
(tümüyle harap olmuĢtur), 1047 Erzincan, 1111 Van, 1114 Urfa, 1168
Erzincan (12 bin kayıp), 1268 Erzincan (15 bin kayıp) 1276 Ahlat-ErciĢ-
Van, 1289 Erzincan, 1439 Nemrut Dağı, 1441 Van-Nemrut (30 bin kayıp),
1458 Erzincan ve Erzurum (1458 kayıp), 1482 Erzincan ve Erzurum (30 bin
kayıp) 1582 Bitlis (5 bin kayıp), 1584 Erzincan ve Erzurum (30 bin kayıp),
1582 Van-Bitlis (5 bin kayıp), 1584 Erzincan ve Erzurum (15 bin kayıp),
1605 Ani, 1646 Van, 1668 Bolu (1.800 kayıp), 1701 Van, 1784 Erzincan ve
Erzurum (5 bin kayıp) 1789 Palu, 1820 Kilis, 1854 Samandağ, 1859
Erzurum, 1871 Van, 1872 Antakya (1.800 kayıp), 1881 Van, Nemrut, 1890
Malatya, Kastamonu, 1894 Ġstanbul, 1895 Malazgirt, Akçadağ, 1896
Adama, Mersin, 1897 Bilecik..
1902-Bolu, Kastamonu, Ġnebolu
1903-Malazgirt (1700 ölü)
1905-Malatya
1906-Erzurum
1907-Malazgirt, ġubat,
13 Eylül 1924-Erzurum, Pasinler, Hasankale
08 ġubat 1925-Ardahan ve çevresi
26 Haziran 1926-Antalya
18 Mart 1926-Antalya
04 Ekim 1928-Kalecik ve çevresi
1929-Adana
18 Mayıs 1929-ġebinkarahisar ve SuĢehri
12 Aralık 1934- MuĢ Ovası
04 Mart 1937-Erzurum
22 Eylül 1939-Dikili depremi:46 ölü, yüzlerce ev yıkımı.
21 Aralık 1939-Tercan ve çevresi
27/28 Aralık 1939-Türkiye‟nin en büyük deprem facialarından birisi
Erzincan‟da yaĢandı. Son elli yılda dünyada meydana gelmiĢ en ağır 15
deprem arasında yer aldı. 40 bin kayıp.
12 Kasım 1940-Kastamonu ve Çankırı
20 Aralık 1940-Arapgir ve ÇemiĢkezek
24 Mart 1941-Niksar ve çevresi : 500 ölü
28 Aralık 1943-Ilgaz ve çevresi: 4 bin ölü
01 ġubat 1944-Bolu, Gerede ve ÇerkeĢ: 4 bin ölü
15 ġubat 1944-Düzce 80 ölü
11 Mart 1944-Gerede 700 ölü
05 Nisan 1944-Mudurnu 30 ölü
20 Kasım 1945-Van‟da büyük deprem felaketi.
31 Mayıs 1946-Varto-Malazgirt-Malatya.Varto‟da 3 bin ev yıkıldı, 650 ölü
12 Ekim 1948-Muradiye‟de deprem, hafif hasar
06 Mart 1949-Elazığ ve Palu
26 Nisan 1949-Elazığ ve Palu
01 Ağustos 1949-Karaburu
17 Ağustos 1949-Kiğı, Karlıova: 300 ölü, 1500 ev yıkıldı.
28 Ağustos 1950-Varto köylerinde hafif deprem
13 Eylül 1951-KurĢunlu, Ilgaz 50 ölü
03 Ocak 1952-Pasinler ve çevresi 100 ölü
19 Mart 1952-Erzurum, Pasinler ve Varto
18 Haziran 1953-Edirne ve çevresi
16 Temmuz 1954-Ege bölgesinde büyük deprem
20 Aralık 1955-EskiĢehir ve çevresinde Ģiddetli deprem
20 ġubat 1956-EskiĢehir ve çevresinde büyük deprem
18 Eylül 1962-Ġstanbul‟da deprem. ÇemberlitaĢ‟ta “Vezir Han” çöktü.
06 Ekim 1964-Marmara Bölgesinde Ģiddetli deprem.
1966-Varto 2283 ölü
01 Haziran 1966-Bitlis
23 Temmuz 1966-Sakarya ve çevresinde deprem, 59 ölü.
1967-Sakarya, Adapazarı 100 ölü
1968-Varto 4 bin ölü
03 Eylül 1968-Bartın ve Amasra‟da Ģiddetli deprem. Ölenler ve
yaralananlar oldu.
24 Mart 1969-Ege‟de deprem ve hasar.
06 Nisan 1969-Ege‟de deprem. Hasar ve can kaybı yok.
27/29 Mart 1970-Gediz‟de Ģiddetli deprem:1200 öldü, 90 bin kiĢi evsiz
kaldı, okullar tatil edildi.
15 ġubat 1971-Ege ve özellikle Gediz vadisinde deprem.
06 Kasım 1971-Kütahya ve Gediz‟de deprem.
14 Mart 1972-Marmara bölgesinde deprem.
01 ġubat 1974-Ġzmir ve çevresinde deprem:100 ev yıkıldı, 2 kiĢi öldü,
saat kulesinin tepesi uçtu.
06 Eylül 1975-Diyarbakır-Lice‟de yaĢanan deprem Güneydoğu Anadolu‟yu
sarstı: ölenlerin sayısı 3 bini geçti,7 bin ev yıkıldı, yalnızca Lice ilçesinde
13 bin kiĢinin evsiz kaldığı resmen açıklandı, 144km‟lik karayolu
kullanılamaz hale geldi. Birçok köye hiç yardım gitmedi. Çadır ve ekmek
dağıtımında kavgalar oldu, bir kiĢi öldürüldü, Lice‟ye giriĢ ve çıkıĢlar
yasaklandı.
10 Eylül 1975-Diyarbakır/Hani ilçesinde deprem:6 kiĢi öldü.
13 Eylül 1975-Lice Belediye BaĢkanı Akgül,
“ġimdiye kadar enkazın %10‟unu bile kaldıramadık” dedi.
23 Eylül 1975-Lice son yirmi dört saat içinde 102 kez sallanırken ayakta
kalan evler de yıkıldı. Ankara ve Burdur‟da gece saatlerinde hafif depremler
oldu.
16 Kasım1975-Deprem bölgesi Lice‟de evleri tamamlanmayan halk,
soğuktan ve yağmurdan korunabilmek için, resmi binaları iĢgal etti.
17 Kasım 1975-Lice halkı,yapımı bitmeyen evleri de iĢgal etti.
31 Aralık 1975-Hani ve Hazro ilçelerinde deprem:Enkaz altında kalan 4
kiĢi soğuktan donarak öldü.
30 Nisan 1976-Kars‟ta deprem:3 ölü, 6 yaralı binden fazla ev zarar gördü.
24 Kasım 1976-Van‟da Ģiddetli deprem:Muradiye, ErciĢ ve Çaldıran‟ın yer
aldığı üçgende yıkılmaydık yapı kalmadı. Can kaybı belirlenemedi.
25 Kasım 1976-Van ve çevresinde deprem sarsıntıları devam etti. TRT
halktan kan bağıĢı istedi. Yardım öneren ülkelerden prefabrik ve kutup tipi
çadır istendi.
26 Kasım 1976-Deprem bölgesine yardımlar gönderilmeye baĢlandı.
180milyon lira bulunması gereken “afet fonu”nda 20 milyon lira bulunduğu
ortaya çıktı ve hane baĢına 800 lira yardım yapılabileceği açıklandı.
20 Ocak 1977-Muradiye, Çaldıran ve ErciĢ‟te deprem, mal ve can kaybı
olmadığı açıklandı.
05 Mart 1977-Ġstanbul‟da deprem.
15 ġubat 1978-Tunceli, Erzincan ve Erzurum‟da Ģiddetli deprem: Pülümür
ve köylerinde 317 bina hasar gördü, 25 bina oturulamaz hale
geldi, 20 kiĢi yaralandı.
02 Temmuz 1979-Deprem dalgası Ege bölgesinde paniğe yol açtı. Gece 19
yeni yer sarsıntısı olurken halk sokaklarda sabahladı.
30 Ekim 1983-Erzurum ve Kars‟ta sabaha karĢı deprem oldu: 1330 kiĢi
öldü, 34 köy yok oldu, 12 köy oturulamaz hale geldi.
04 Mayıs 1986-Merkez üssü Malatya/DoğanĢehir olan 5.8 Ģiddetinde
deprem, GölbaĢı‟nda ağır hasar meydana geldi.
***
TESLA & HAARP
Ġ kinci Dünya SavaĢı‟ndan sonra, günümüze değin geçen süreç içinde,
çeĢitli çevrelerde en çok tartıĢılan konulardan birisi “kara bilim” olmuĢtur.
BaĢta ABD olmak üzere büyük devletlerin, dünyayı kendi hegomonyaları
altında tutabilmek için yaptıkları bilimsel/teknik araĢtırmalara ve üzerinde
çalıĢtıkları çeĢitli projelerin toplamına verilen ad hep “kara bilim” olmuĢtur.
Bu projeler büyük ölçekli ve büyük bütçelerle uygulanan, gizli veya yarı
gizli projelerdir. Saldırı/savunma silahları üretimi, gözetim sistemleri ve
düĢünce kontrolü üzerine yapılan çalıĢmalar, doğayı maniple etme amaçlı
araĢtırmalar, bu projelerin içeriğini oluĢturmaktadır.
Sözkonusu projeler gizli olduklarından, ortalıkta pek fazla rivayet
dolaĢmaktadır ve bu projeler hakkında elde yeterli döküman
bulunmamaktadır. Buna karĢın, bu projeler içinde yer alan bazı insanların
çalıĢmaları deĢifre etmesi, insanlık dıĢı bilimi kabul etmeyen
araĢtırmacıların ve bilim insanlarının çabaları, devletler arasındaki
çekiĢmeler ve nihayet bu projelerin bazılarının gizli kalmayıp ister istemez
su yüzüne çıkması sonucu, kamuoyunca duyulur olabilmektedir.
Bu projelerin ilki, 2. Dünya SavaĢı sırasında gerçekleĢtirilen “Manhattan
Projesi” idi. 1941 yılında çalıĢmalarına baĢlanan Manhattan Projesi‟nin
konusu atom bombasının üretimiydi. Bu projenin gerçekliği HiroĢima ve
Nagazaki‟de acı bir biçimde kanıtlandı.
Gerçek olduğu anlaĢılan son kanıtlanan proje ise ECHELON Projesi oldu.
2. Dünya SavaĢı‟ndan sonra, ABD önderliğinde Ġngiltere, yeni zellanda,
Avusturalya ve Kanada arasında yapılan “Ukusa AntlaĢması”nın
uygulamalarının 1980‟li yıllara yansıması olan ECHELON sistemiyle; tüm
e-postalar “chat” tipinde iletiĢim biçimleri, faks, teleks, telefon
haberleĢmeleri gözlenebiliyor. ABD ve diğerleri yıllardır bunun bir komplo
teorisi olduğunu, ECHELON Projesi diye bir proje olmadığını iddia
ediyorlardı. ġubat 1999 yılında yaĢanan geliĢmeler ise ECHELON‟un
gerçekliğini ortaya koydu. Basında ve Ġnternet‟te yer alan haberlere göre,
ABD‟de yukarıda adı sayılı devletler ile birlikte casusluk yapması ortalığı
karıĢtırdı. Fransa, ABD ve Ġngiltere‟yye karĢı hukuki iĢlemlere baĢvurmaya
hazırlanıyor. Alman ve Ġtalyan Parlamentoları ise; konu hakkında araĢtırma
baĢlattı. Avrupa Parlamentosu‟nun konuyla ilgili raporu 22. ġubat. 2000
tarihinde ele alındı.
ġimdiye değin varlığı kabul edilmeyen ECHELON‟un adı, Amerikan
Savunma Bakanlığı‟nın (Pentagon) ġubat ayında Ġnternet‟e verdiği, gizlilik
derecesi olmayan belgelerden bazılarında da yer alıyor.
ĠĢte HAARP (High-Frequency Active Auroral Research Program)
Projesi‟nin de bu tip bir “kara bilim” projesi olduğuna dair çok ciddi
iddialar, geliĢmeler ve çalıĢmalar var.
High-frequency Active research Program (HAARP) dünyanın en büyük ve
güçlü radyo tranmiterlerinden (iletici) birini imal etme projesidir. Proje,
Amerikan Hava ve Deniz kuvvetleri tarafından ortaklaĢa finanse ediliyor. 30
milyon dolarlık programın yürütme görevi ise, Alaska Üniversitesi7nin.
Proje, Alaska/Gakona‟nın 11 mil doğusunda hala inĢaa halindedir. 1993
yılında uygulamaya konan programın 2002 veya 2003 yılında
tamamlanması bekleniyor.
HAARP, dev antenlerden sinyaller gönderecek ve bunun dıĢında 19
entrümandan ibaret. Geçen yıllarda 48 anteni inĢa edilmiĢ olan 5 arc‟lık bir
alana yayılan HAARP, program tamamlandığında her biri 2 tane 10
kilowattlık radyo transmiterli 180 antene sahip olacak ve 33 acr‟lık bir alana
yayılacak. Enerji için dizel jeneratörler kullanılacak ve 3.6 megawattlık
radyo sinyalini iyonosfere gönderme kapasitesine sahip olacak. Kısaca
HAARP, inanılmaz güç düzeylerinde ELF (extremely low frequency-son
derece düĢük frekans) ve VHF (very high frequency-çok yüksek frekans)
transferine yetenekli, dünyanın en büyük radyo frekansı (RF) transmitteri
olacak.
HAARP‟ın sıradan bir radyo istasyonundan farkı daha güçlü olması ve
antenlerinin yönlendirilebilir ve belirli bir noktaya odaklanabilir olması.
Bunun anlamı 3.6 megawattlık radyo sinyali sadece geliĢigüzel bir Ģekilde
dıĢarı yayılmayacak, bunun ötesinde, bu radyo sinyalleri bir ıĢının içinde
yükselebilecek. Bu ıĢının parlaklığı radyo mühendislerinin “effective
radiated power” (ERP-etkili ıĢınsallaĢtırılmıĢ enerji) olarak adlandırdıkları
Ģey. HAARP‟ın tanımlanmıĢ hali 4.7 gigawat civarında ERP‟ye sahip
olacak.
Desinatörleri HAARP‟ın enerji üretmeyeceğini, yalnızca kendine yüklenen
enerjiyi istenilen belirli noktalara transfer edeceğini belirtiyorlar.
Konuyu daha iyi kavrayabilmek için Dail News gazetesinden Doug
O‟Harra‟nın verdiği bir örneği aktarmak gerek. Ġki elektrik ampulü düĢünün.
Bu ampüllerin bir tanesi 100 watt diğeri 1000 watt. Onları bir alanın
ortasına yerleĢtirin. 1000 wattlık ampül 100 wattlık ampülden 10 kez daha
parlaktır. 10 kat fazla enerji yayar. ġimdi 100 wattlık ampulü ıĢığın ıĢınını
10 kez parlaklaĢtıran bir reflektör (yansıtıcı) ile birlikte bir elektrik fenerinin
içine yerleĢtirin. Elektrik feneri 1000 wattlık bir ERP‟ye sahip olacaktır.
Eğer bu size çevrilirse, 100 wattlık elektrik feneri 1000 wattlık ampül gibi
parlak görünecektir. Hala sadece 100 watt gönderiyor fakat sınırlı bir yerden
1000 wattlık ampul kadar parlak görünüyor olacaktır.
Mühendisler HAARP‟ın antenlerinin radyo enerjisinin üzerinde elektrik
feneri reflektörü gibi hareket edeceğini söylüyorlar. Ġyonosferin bir bölümü
üzerinde, 4.7 gigawatt ERP‟ye sahip bir ıĢın içinde, 3.6 megawatt
odaklayacaktır.
Eğer HAARP‟ın bütün antenleri en yüksek frekansına, 10 Mhz civarına,
getirilirse ve iyonosferin en alçak bölümüne, 50-60 mil civarına,
hedeflenirse, radyo ıĢını tarafından vurulan alan 30 mil kare dolayında
olacaktır. HAARP mühendislerine göre bu, HAARP‟ın çalıĢabileceği en dar
ve en çok odaklanmıĢ alan. Diğer yerleĢimlerde ve irtifalarda ıĢın enerjisini
daha geniĢ bir alan üzerine yayabilecek.
Aslında HAARP gizli bir proje değil. Amerikan Savunma Bakanlığı‟nda
HAARP‟ın varlığını diğer projelerde olduğu gibi inkar etmiyor. Ġnternette
HAARP‟ın kendi web sitesi bile var. Giz ve ihtilaf, amaçlar ve sonuçlar söz
konusu olduğunda baĢlıyor.
Bu ihtilaflı projjenin yöneticisi olan Heckscher‟e göre HAARP‟ın amacı
gayet masumane: HAARP, iyonosferi dev bir anten olarak kullanabilmek
amacıyla, bir iyonosfer yansımasını ısıtmak için araĢtırmacıların
kullanabileceği bir alet. HAARP tamamlanıp harekete geçirildiği zaman,
dev antenler, aynı zamanda yüksek frekanslı radyo dalgalarını dar bir ıĢının
içinden iletecekler. Bu radyo dalgaları iyonosfere gönderilecek.
Bu yüksük frekans radyasyon ıĢını ile araĢtırmacılar elektrojetin (aurosal
perde boyunca bir milyon amperlik doğal akımlar) küçük bir parçasını
değiĢtirebilecekler. Elektrojetin gücünün değiĢtirilmesiyle, iyonosferin çok
düĢük frekanslı (exteremely low ferquency-ELF) radyo dalgaları üretmek
için kullanılması mümkün hale gelecek. Geophysical Institu (Jeofizik
Enstitüsü) yöneticisi Syun Akasofu‟ya göre HAARP gibi bir araç olmadan,
bu frekans geniĢliğinde yayın yapabilmek için yüzlerce mil uzunluğunda bir
antene gereksinim var. HAARP etkili bir Ģekilde aurorayı bir çeĢit antene
dönüĢtürüyor. Çünkü ELF radyo dalgaları okyanuslara nüfuz edebiliyor.
Böylece denizaltılar suyun yüzüne çıkma zorunda kalmadan radyo sinyalleri
alabilecekler. ELF dalgaları ayrıca uzun mesafeli komünikasyonları
kolaylaĢtırabilecek. ELF dalgaları, aynen okyanusa olduğu gibi, yer yüzüne
de derinden nüfuz edebilecek. Monitjre bağlı bir alıcı kullanarak, objelerden
dünyanın yüzeyine sıçrayan dalgalar sayesinde tüneller veya gizli yer altı
barınaklarının varlığı ortaya çıkartılabilecek. Bu jeologların yer altı
minerallerini ve petrol depolarını bulmak için yıllardır kullandıklarıyla aynı
teknik.
Heckscher‟e göre HAARP‟ın yayacağı sinyaller hükümetin herhangi bir
elektrik sinyali için uygun bulduğu güvenlik düzeyinden bir milyon kez
daha az tehlikeli. HAARP‟ın transmeteri hali hazırda 1/3 megawatt güce
sahip. Gelecek yıllarda bu rakam 3 megawatt‟a ulaĢacak. Heckscher
HAARP‟ın iyonosfer üzerindeki etkisinin az olacağını basit bir örnekle
açıklamaya çalıĢıyor: “Küçük bir elektrik bobinini bir fincan kahve veya
büyük bir nehre daldırmak”, Heckscher‟e göre HAARP ile yapılacak olan
ikincisi..
Akasofu da bu gibi durumlarda hep ifade ettiği gibi, HAARP Projesi‟nin
doğaya ve insanlara ciddi zararları olacağı iddiasının bir bilim kurgu
olduğunu söylüyor. Ona göre projenin transmiter faaliyet halindeyken o
yörede uçan uçaklardaki elektronik ekipman için potansiyel bir tehlikesi var.
Fakat buna karĢı güvenlik tedbirleri mevcut. HAARP operatörleri Federal
Aviation Administration‟a HAARP‟ın iletim takvimini yerleĢtirecekler ve
mühendisler yörede uçan uçakların güvenliğini temin etmek için HAARP‟a
uçak belirleme radarları yerleĢtirecekler. Aynı prosedür roketler için de
takip edilecek.
HAARP‟e karĢı muhalefet önce Ġnternet kanalında baĢladı. Pek çok insan
Alaska‟daki kuĢkulu askeri faaliyetlere dikkat çekmek için Ġnterneti
kullandı. Protestonun basılı kısmı daha sonra Alaska‟da yaĢamaya baĢlayan
bir “anti/nükleer aktivist” Dennis Specht, Nexus adlı dergiye HAARP
konulu bir haber gönderildiğinde baĢladı. Daha sonra, Alaskalı politik bir
aktivist ve Anchorage'‟a bilimsel araĢtırmacı olan Nick Begich, kendilerini
“tekno/keĢiĢler” olarak tanımlayan, Arizona/Sedona‟da yaĢayan Patrick ve
Gael Crystal ile internet üzerinden iletiĢim kurdu ve onlardan bir Avustralya
dergisi olan Nexus‟u kontrol etmelerini istedi. Begich kendi ülkesiyle ilgili
konuyu Nexus‟da görmekten çok ĢaĢırdı ve makalede anılan dökümanları
bulup çıkarmak için araĢtırmaya yöneldi.
Muhalif araĢtırmacılara ve bilim insanlarına göre HAARP bir çeĢit geliĢmiĢ
“iyonosferik ısıtıcı” (iyonosferic heater) Bu iyonosferik ısıtıcı üst atmosferi
odaklanmıĢ ve yönlendirilmiĢ elektromanyetik ıĢın ile zaplayacak.
Ultra/güçlü dalgaları atmosferimizdeki elektrikle yüklü bölgenin titremesine
(vibrate) ve dramatik bir Ģekilde yanmasına neden olabilir.
Ġyonosfer, atmosferin tabakalarından biridir. Ġyonosfer, dünyanın üst
atmosferini saran elektrik yüklü bir alandır. Dünyanın yüzeyinin üstünden,
aĢağı yukarı 35-50 milden baĢlayıp 500-600 mil yüksekliğe kadar uzanır.
(48 km ila 50.000 km) Ġyonosfer ion ve elektron olarak adlandırılan pozitif
ve negatif yüklü atomik parçacıklar içerir. Uzaydan gelen zararlı ıĢınlara
karĢı doğal bir kalkan iĢlevi görür. Amerikan ordusu HAARP için,
“iyonosfer üzerine yapılan bilimsel araĢtırma” gibi zararsız bir gerekçe ileri
sürmektedir. Ġyonosfer tabakası askeriye için önemlidir. Çünkü ordu
tarafından kullanılan iletiĢim, gözetim ve denizcilik sistemlerinin hepsi
iyonosferin içinden geçer veya iyonosfer tarafından yansıtılır. Ġyonosferin
bir bütün olarak anlaĢılması ve kontrol edilmesi Pentagon‟a bu sistemler
üzerinde daha iyi kontrol olanağı sağlayacak.
HAARP üzerinde en kapsamlı araĢtırmayı yapıp, çalıĢmalarını “Angles
Don‟t Play This HAARP-Advencis in Tesla Technology”19 adlı kitapta
derleyen Dr. Nick Begich ve Jeane Manning‟e göre, HAARP bir çeĢit
radyo teleskobunun değiĢtirilmiĢ hali. Antenler sinyalleri almak yerine,
gönderiyorlar. Yazarlar, HAARP‟ı iyonosfer alanlarını, bir ıĢını
odaklayarak, ıĢının odaklandığı bu bölgeleri ısıtıp yükselten süper güçlü
radyo dalgası, ıĢınlama teknolojisi için bir test olarak değerlendiriyorlar.
Eloktromanyetik dalgalar daha sonra dünyaya geri sıçrayacak ve herĢeye
nüfuz edecek.
Begich ve Manning, „HAARP Tellâları”nın, projenin komünikasyon
sistemini gerçekleĢtirmek için iyonosferi değiĢtirme amaçlı, iyi niyetli
akademik bir proje olduğu izlenimi verdiklerini; bu programın Arerico,
Porto Riko, Tromsk, Norveç ve eski Sovyetler Birliği‟ndeki diğer tamamen
güvenli iyonosferik ısıtıcı operasyonlarından bir farkı olmadığnı iddia
ettiklerini, bununla birlikte askeri dökümanların meseleyi açıkça ortaya
koyduğunu ifade ediyorlar. HAARP‟ın gerçek amaçlarından biri,
pentagon‟unhedefleri için iyonosferin nasılsömürüleceğini öğrenmek. RF
gücü iyonosferi doğal olmayan aktivitelerde götürecek. Bu proje ancak bir
nükleer silahın yapabileceği boyutlarda tehlike içeriyor. Ayrıca bizi, ionize
evrenin ve hiç durmadan bizi bombalayan yıldızlara ait radyasyonun zararlı
etkilerinden koruyan gezegenin kalkanının doğasını değiĢtirmeye çabalıyor.
Uygulayıcıları tarafından iyonosferik bir araĢtırma olarak nitelenen HAARP
ile gündeme gelen ilk soru: “Gökte delikler mi açıyorlar?” sorusu. Tesla‟nın
çalıĢmalarını baz alan bu ihtilaflı transmitter veya ısıtıcının dünyanın üst
atmosferinde 30 millik delikler açmayı da içeren pek çok potansiyel tehlike
içerdiği bilim çevreleri tarafından ciddi bir biçimde ileri sürülüyor. Çoğu
bilimci HAARP‟ın eğer havanın kontolü için kullanılmazsa, hava
modifikasyonu için kullanılabilineceği konusunda görüĢ birliğinde.
Bunun yanında “HAARP”ın sahipleri onu kullanarak üst atmosferde bir
reflektör yaratma olanağına sahip olacaklar. Bunu HAARP‟tan transfer
edilen enerjiyi gökyüzünün bir bölümüne odaklayarak ve elektrik akımını
açarak yapacaklar. Hava tümüyle dramatik olarak ısınacak ve ordunun,
19
Dr. Nick Begich-Jeanne Manning, Angles Don‟t Play This HAARP-Advances In Tesla
Technolog, Anchorage/Alaska, Earthpulse Press, 1995
radyo dalgaları ve radar ıĢınları için kullanabileceği bir donuk nokta (opaque
spot) yaratacak. Bu Ģekilde onlar, ıĢınlarına dünyanın çevresini “eğmek”
için olanak verecek sanal yansıma istasyonu (virtual reflecting station)
yaratmaya yetenekli olacaklar.
Ayrıca HAARP, veri bölgenin üstündeki iyonosfer bölümünü kıĢkırtarak
(uyandırarak) dünyanın herhangi bir yerindeki iletiĢimi engelleyebilecek.
Etki, yerel fırtına gibi olacak; bölgenin içinde veya dıĢında herhangi bir
yayın total bir engelle karĢılaĢacak.
Begich ve Manning, Bernard Eastlund isimli Teksaslı fizikçinin çalıĢmaları
üzerine inĢa edilen baĢka patentlere bakınca, ordunun HAARP transmitterini
nasıl/ne Ģekilde kullanmaya niyetl ettiğinin daha açık hale geleceğini
söylüyorlar. Bu ayrıca hükümetin proje konusundaki yalanlamalarını daha
az inanılır hale getiriyor. Yazarlara göre Pentagın bu teknolojiyi hangi
niyetlerle ve ne Ģekilde kullanacağını biliyor ve dökümanlarında bu konuda
“temizlik” yapıyor. Ordu kasten sofistike sözcük oyunları, hile ve açık
dezenformasyon aracılığı ile kamuoyunu aldatıyor.
KuĢkusuz HAARP izole olmuĢ bir proje değil. ABD‟nin uzun yıllardır
üzerinde çalıĢtığı pek çok projeden oluĢan demetin bir parçası. Aslında
HAARP, “Yıldız SavaĢları” (Star Wars) programının önemli bir bölümünü
oluĢturuyor.
ABD uzayla 2. Dünya SavaĢı sırasında ve sonrasında ciddi bir biçimde
ilgilenmeye baĢladı. Bu derin ilginin nedenleri roket teknolojisinin
baĢlangıcının nükleer teknolojinin de eĢliği ile bu dönemde ortaya çıktı.
Roket ve nükleer silah teknolojisi aynı zamanda, 1945-1963 yılları arasında
geliĢti. Bu süre zarfında yeryüzünün üstünde ve altında Ģiddetli nükleer
testler denendi. Ġyonosfer ve stratosfer üzerine yapılan çalıĢmalar sonucu
atmosferin bir parçası olan ve evrenden solar ve galaktik rüzgârlarla gelen
protonlar, electronlar ve alfa parçacıkları gibi yüklü parçacıkları tutarak
dünyayı koruyan “Van Allen Belts” (Van Allen kemeri) bulundu. Bu
kemerler Amerikan‟ın ilk uydu operasyonu “Explorer I” sırasında 1958
yılında keĢfedildi.
Ağustos/Eylül 1958 tarihleri arasında ABD, “Argus Projesi” adı altında 3
nükleer bomba ve 2 de hidrojen bombası deneyi gerçekleĢtirdi. Bu projenin
amacının, yüksek irtifadaki nükleer patlamaların elektromanyetik titreĢim
(EMP) nedeniyle radyo iletilerine ve radar operasyonlarına etkisine değer
biçmek, jeomanyetik alanları ve onun içindeki yüklü parçacıkları daha iyi
anlamak olduğu söylenmektedir.
Amerikan Ordusu, 13/20 Ağustos 1961 tarihinde iyonosferde bile
“telekomünikasyon kalkanı” yaratmayı planladı. Bu kalkan 3.000 km.
yükseklikte kurulacaktı. Kalkanın iyonosferde kurulma nedeni
telekomünikasyonlara manyetik fırtınalar ve güneĢ ıĢınları tarafından zarar
verilebilir olmasıdır.
Pentagon, 9 Temmuz 1962 tarihinde “Project Starfish” adını verdikleri
iyonosferle ilgili bir dizi deney gerçekleĢtirmeye giriĢti. Bu deneyler alt Van
Allen Kemeri‟ne zarar verdi. 1968‟de “Solar Power Setallite Project”
(SPS) ile güneĢ enerjisiyle çalıĢan her biri ada büyüklüğünde olan uygdular
üzerinde çalıĢıldı. 1975‟de fırlatılan “Saturn V Rocket” atmosferde yandı.
Bu yanma iyonosferde büyük bir deliğin açılmasına neden oldu.
1978‟de SPS Projesi üzerine yeniden çalıĢmaya baĢlandı. Bu dönemde
anti/balistik füzeler için uydu ıĢın silahları bozma ve iyonosferde fiziksel
değiĢiklikler yaratma yeteneğine sahipti.
SPS Projesi‟ne BaĢkan Carter‟ın onay vermesine karĢılık, projenin çok
pahalı olması (Enerji Bakanlığı‟nın tüm bütçesinden daha fazla bir bütçeye
gereksinim duyuluyordu) nedeniyle program rafa kaldırıldı. Ta ki Ronald
Reagen BaĢkan olana değin. Proje Reagen döneminde yeniden su yüzüne
çıktı. Reagen, projeyi Pentagon‟un bütçesinden daha büyük bir bütçe
ayırarak “Star Wars” (Yıldız SavaĢları) adı altında uygulamaya koydu.
1970‟lerin sonlarında Pentagon, düĢmana ait nükleer çevrede iletiĢimin
radyo ve televizyon teknolojisinde kullanılan geleneksel yöntemlerle
gerçekleĢtirilmediğini fark etti. 1982‟de bir komuta kontrol elektronik
alt/sistemi geliĢtirildi. “Ground Wave Emergency Net-Work” (GWEN)
denilen bu sistemle roketler monitörden izlenip kontrol edilebiliyordu.
1981 yılında “Orbit Maneuvering System” (OMS) ile uzay mekikleri için
SPS uzay plâtformları inĢası plânlandı. NASA‟nın ürettiği uzay mekiğinin
iyonosfere enjekte ettiği gazların iyonosfere etkisi üzerine çalıĢmalar
yapıldı. Deneyler sonucunda ABD iyonosferik delikler açabildiğini gördü.
1985‟de yeni uzay mekiği denemelerine geçildi. 1980‟lerde ABD, yılda
500/600 civarında roket fırlatıyordu. Bu sayı 1989‟da 1500 adetle zirveye
ulaĢtı. Bütün bu deneylerin atmosfere çok ciddi etkileri oldu.
1986‟da, Çernobil faciasından hemen önce, ABD Might Oaksce olarak
bilinen Nevada‟daki test bölgesinde hidrojen bombası deneyleri
gerçekleĢtiriyordu. Bu deneyler X ıĢınları ve parçacık ıĢın silahlarının
geliĢtirilmesi programının bir parçasıydı.
ABD, 1991 yılında Körfez savaĢı sırasında elektromanyetik titreĢim silahları
(EMP) olarak adlandırılan silahlarını Dünya‟nın Ortadoğu bölgesinde test
etme olanağı buldu.
1993 yılında baĢlayan HAARP projesi tüm deneylerin devamı ve Star Wars
Programının bir parçası durumunda.
Dünyadaki en büyük petrol Ģirketlerinden biri olan ARAMCO‟nun Ģubesi
ARCO Power Technologies Incorporated (APTI), HAARP projesini inĢa
edecek müteahhit Ģirketti. ARCO bu Ģubeyi, patenleri ve ikinci safha inĢa
kontratıyla Haziran 1994 tarihinde E-System‟e sattı. E-System istihbarat
servislerine iĢ yapan dünyadaki en büyük müteahhit Ģirketlerden biridir.
CIA, savunma istihbarat örgütleri ve diğerleri için iĢ yapar. Yıllık
satıĢlarının 1.8 trilyon doları, “kara projeler” –o kadar gizli projeler ki, ABD
Kongresi paranın nasıl harcandığını konuĢmuyor- için olan 800 milyon
dolarla birlikte bu örgütleredir.
E-System‟in hisseleri, dünyadaki en geniĢ savunma müteahhitlerinden biri
olan Raytheon Fortune, ilk 500‟ler listesinde 42 numaradadır. Raytheon,
bazıları HAARP projesinde değerli olan binlerce patente sahip. AĢağıdaki
12 patent, HAARP projesinin omurgası ve Ģimdi Raytheon ismi altında
tutulan binlerce diğerleri arasında saklanıyor.
Bernad J. Eastlund‟un 4686605 nolu patenti, “Method and Apparatus for
Altering a Regaion in the Earth‟s Atmosphere, Ionosphere, andor
Magnetosphere (Dünyanın Amosferinde, Ġyonosferde ve/veya
Magnetfosferinde Bir Bölgeyi DeğiĢtirmek Ġçin Yöntem ve Cihazlar) bir
yıldır hükümet gizli emri altında mühürlü. Bu patente göre, Nikola
Tesla‟nın 1900‟lerin baĢındaki çalıĢması araĢtırmanın temellerini
Ģekillendiriyor.
Konunun bir de ticari boyutu olabilir tabi ki.. Bu teknolojinin, patentlerin
sahibi ARCO için ne kıymeti olacak? Elektrik gücünü gaz alanları içinde bir
güç merkezinden tüketiciye kablosuz olarak ıĢınlayarak muazzam kazançlar
elde edebilir.
Bir süre için HAARP araĢtırmacıları bunun HAARP için amaçlanmıĢ
kullanımlardan biri olduğunu kanıtlayamadılar. Bununla birlikte, Nisan
1995 tarihinde Begich, diğer patentleri buldu. Bu yeni APTI patentlerinin
bazıları gerçekten de elektrik gücünü göndermek için kablosuz bir sistemdi.
Aynı Tesla‟nın projesi gibi..
Eastlund‟un patenti, bu teknolojinin uçakları ve füzelerin sofistike rehber
sistemlerini bozabileceğini veya tamamen çatlatabileceğini söylüyordu.
Dahası, dünyanın geniĢ alanlarına baĢkalaĢan frekansların elektromanyetik
dalgaları ile bu püskürtme yeteneği ve bu dalgalardaki değiĢimleri kontrol,
karada ve denizde, havada olduğu gibi iletiĢimi nakavt etmeyi mümkün
kılıyordu.
Begich, bunun dıĢında 11 tane baĢka APTI patenti buldu. Nükleer çaplı
radyasyonsuz patlamaların, güç ıĢınlama sistemlerinin, radarların, nükleer
baĢlık taĢıyan füzeler için dedektör sistemlerinin, Ģimdiye kadar
termonükleer silahlar tarafından üretilen elektromanyetik titreĢimlerin ve
diğer Yıldız SavaĢları oyunlarının nasıl yapılacağını açıklayan çalıĢmalardı
bunlar.. Bu patent demeti HAARP silah sisteminin temelinde yatıyor.
Ġki yazara göre, sahki havadaki zihinsel tahriplerdeki EM titreĢimler
yetmezmiĢ gibi, Eastlund süper güçlü iyonosferik ısıtıcının havayı kontrol
edebileceği ile övünüyor. Begich ve Manning‟in aydınlattığı hükümet
domükanları gösteriyor ki, Pentagon hava kontrol teknolojisine sahip.
HAARP tam güç düzeyine eriĢtiğinde, tüm yarımküreler üzerinde hava
etkileri yaratabilecek. Eğer bir hükümet dünyanın hava modelleri ile deney
yapıyorsa, yapılan iĢ gezegendeki herkesin en önemli ortak sorunlarından
biridir.
Begich ve Manning‟in kitabı, Prof. Elizabeth Rauscher gibi bağımsız
bilim insanlarıyla görüĢmeye de yer veriyor. Yüksek enerji fiziğinde uzun
ve etkileyici bir kariyere sahip olan ve prestijli bilim dergilerinde yazıları,
kitapları basılan Rauscher, HAARP‟ı yorumluyor:
“Korkunç enerji, son derece nazik, iyonosfer olarak çağırdığımız bu
birden fazla tabakaları kapsayan moleküller konfigürasyonun içine
pompalıyorsunuz”
Ġyonosfer, katalitik reaksiyonlara eğilimli, Rauscher açıklıyor:
“Eğer küçük bir parça değiĢtirilirse, iyonosferde büyük bir değiĢim
olabilir”
Ġyonosferi nazik bir balans sistemi olarak tanımlarken, Dr. Rauscher, onun
zihindeki resmini paylaĢıyor:
“Bir çorba kabarcık, eğer kabarcıkta yeterince büyük bir delik açılırsa
patlayabilir.”
BĠLĠNÇ KONTROLÜ VE BEYNĠN YÖNLENDĠRĠLMESĠ
Begich ve Manning tarafından gerçekleĢtirilen araĢtırmalar, garip projelerin
örtüsünü kaldırdı. Örneğin, ABD Hava Kuvvetleri dökümanları insanın
zihinsel eylemlerini manipüle etmek ve değiĢtirmek (geniĢ coğrafik alanlar
üzerinde titreĢen radyo frekans radyasyonu (HAARP‟ın maddesi aracılığı
ile) için bir sistem geliĢtirildiğini meydana çıkardı. Bu teknoloji için en çok
anlatılan materyal, ünlü Zbigniew Brzezinski‟nin (Carter‟ın eski ulusal
güvenlik danıĢmanı) ve J.F. MacDonald‟ın (Johnson‟ın bilim danıĢmanı ve
UCLA‟da jeofizik profesörü) jeofizikal ve çevresel savaĢ için güç ıĢınlama
transmiteri hakkında yazdıkları yazılardan gelir. Bu dökümanlar, bu
etkilerin insan sağlığı ve düĢüncesi üzerinde neden olabileceği faktörleri
gösterir.
Brzezinski, 25 yıl önce Kolombiya Üniversitesi‟nde bir profesörken yazmıĢ
olduğu bir kitabında Ģöyle diyor:
“Politika stratejistleri beyin ve insan davranıĢları üzerine yapılan
araĢtırmaları sömürmeyi özendiriyorlar. Jeofizikçi G.J.F. MacDonald
(savaĢ sorunlarında uzman) doğru olarak zamanlanmıĢ, suni olarak
uyandırılan elektronik darbelerin dünyanın belirli bölgeleri üzerinde
göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek sarsmalar kalıbına önderlik
edebileceğini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi olarak, seçilmiĢ bölgelerde
çok geniĢ nüfusun beyin performansını bozacak bir sistem geliĢtirebilir.
Ulusal çıkarlar için davranıĢları manipüle etmede çevreyi kullanma
düĢüncesinin ne kadar derinden rahatsız edici olduğu kimileri için
sorun değil; böyle kullanıma teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek
birkaç onyıl içinde geliĢecek.”
1966 yılında MacDonald, BaĢkan‟ın “Bilim danıĢma Komitesi”nin ve daha
sonra BaĢkan‟ın “Çevre Niteliği konseyi”nin bir üyesiydi. Askeri amaçlar
için çevresel kontrol teknolojilerinin kullanımı üzerine yazılar yazdı. Bir
jeofizikçi olarak yaptığı en derin yorum, jeofiziksel savaĢın anahtarının,
çevresel istikrarsızlıkların (yani küçük bir oran enerjinin ilâvesinin çok daha
büyük oranda enerjiyi salıvermesi) tanımlaması olduğu önermesidir.
Jeofizikçiler çevresel karmaĢaya enerji eklemenin geniĢ etkileri
olabileceğinin farkına vardılar. Bununla birlikte insanlık halen çevremize,
kritik kütle tesis ettiğini anlamadan, ciddi oranda elektromanyetik enerji
çekiyor. Begich ve Manning‟in kitabı bu konuda çeĢitli sorular yükseltiyor:
“Bu ekler etkisiz mi, yoksa ötesinde onarılmaz bir zarar verecek
kümülatif bir oran var mı? HAARP geri dönemeyeceğimiz bir
yolculuğun son basamağı mı? BaĢka bir seri ġeytanı Pandora‟nın
Kutusu‟ndan salıverecek baĢka bir enerji deneyi üzerine para yatırmak
üzere miyiz?”
1970 baĢlarında Z. Brzezinski, yavaĢ yavaĢ ortaya çıkacak, teknoloji
bağımlı “daha konkrol edilebilir ve daha yönetilebilir bir toplumu”
öngördü. Bu topluma, oy kullananları iddialı süper bilimsel “know-
how” ile etki altında bırakacak bir elit grup tarafından hükmedilecekti.
Bu elit, halkın davranıĢlarını etkilemek ve toplumu yakın gözetim ve
kontrol altında tutmak için son modern teknikleri kullanarak politik
amaçlarına ulaĢmada tereddüt etmeyecekti.
Begich‟e göre Brzezinski‟nin tahminleri doğur çıktı. Bugün söz konusu elit
için birkaç yeni araç ortaya çıkıyor. Araçları kullanma izni için politikalar
zaten hazır. “ABD, yavaĢ yavaĢ kontrol edilebilir “tekno/toplum”a nasıl
dönüĢecek? Sorusu soruluyor. Kademe taĢları arasında Brzezinski, halkın
güvenini kazanmak için, süregelen sosyal krizleri ve kitle medyasının
kullanımını umut ediyor.
ABD Kongresi‟ne ait kayıtlar, iyonosfere gönderilen sinyallerle dünyaya
nüfuz etmek için, HAARP‟ın kullanımıyla meĢgul oluyor. Bu sinyaller
gezegenin içinden kilometrelerce derine bakarak, düzenli yyer altıaskeri
güçlerinin, minerallerin ve tünellerin yerini bulmak için kullanılacak.
Senato, 1996‟da yalnızca bu yeteneği geliĢtirmek için 15 milyon dolar
ödenek ayırdı. Problem Ģu: dünyaya nüfuz eden radyasyonlar için gerekli
olan frekans, insanın zihinsel fonksiyonlarının tahribi için en çok zikredilen
frekans dizisinin içinde. Ayrıca balıkların ve vahĢi hayvanların (ki kendi
rotalarını bulmak için rahatsız edilmemiĢ enerji alanı üzerinde ilerlerler) güç
modelleri üzerinde pek derin etkilere sahip olacak.
Begich ve Manning yeni teknolojilerin insanın beyin potansiyelini
geliĢtirmek için inanılmaz olanaklara sahip olduğunu söylüyorlar. Bu
teknolojileri öğrenme, hafızayı geliĢtirme ve insan davranıĢı modifikasyonu
için kullanılabilir, beyin teknolojileri alanında önemli bir isim olan Michael
Hutchison, bu alanı sıradan insanlara açtı.
Hutchison‟un açıkladığı gibi beyin, oranlı dar üstün frekanslar bağı içinde
çalıĢır. Üstün beyin dalga frekansları beyinde yer alan aktivite çeĢitlerine
aracı olur. Dört temel beyin dalga frekans grubu vardır ki, bunlar çoğu
zihinsel aktiviteyle birleĢir. Birincisi Beta‟dır. Beta dalgaları (13-15 Hertz
veya titreĢim saniyede) bir kiĢinin dikkati normal aktivitelere doğru dıĢa
yöneldiği zaman, normal aktivite ile birleĢir. Bu alanın yüksek sonu, stres ve
kırkırmıĢ (heyecanlı) durumlar –ki düĢünmeyi ve algısal becerileri bozar- ile
birleĢir. Ġkinci grup, Alfa dalgaları (8-12 Hertz), gevĢetmeye aracı olabilir.
Alfa frekansları öğrenme ve odaklanmıĢ zihinsel fonksiyonlar (iĢ görme)
için idealdir. Üçüncüsü Teta dalgaları (4-7 Hertz); zihinsel imgelemeye,
hafızaya ve iç zihinsel odağa giriĢe aracı olur. Bu durum genellikle genç
çocuklarda, davranıĢsal modifikasyon ve uyku durumlarıyla ilgilidir. Son
olarak ultra/yavaĢ Delta dalgaları (5-3 Hertz) bir kimse derin uykudayken
bulunur. Genel kural odur ki, beynin üst dalga frekansı, saniyede titreĢim
süresinde rahatlandığında en düĢüktür ve insan en uyanık ve heyecanlıyken
en yüksektir.
Beyin elektromanyetik araçlar ile dıĢtan canlandırılması (tahrik edilmesi) bir
dıĢ cihaz (jeneratör) ile yeni bir safhaya getirilmesine veya kilitlenmesine
neden olabilir. Üstün beyin dalgaları dıĢ tahrik tarafından yeni frekans
kalıplarına sürülebilir veya itilebilir. BaĢka bir deyiĢle, dıĢ sinyal sürücüsü
veya itici cihaz beyni bir yolculuğa çıkarır, normal frekansları beyin
dalgalarında değiĢikliğe neden olmaya bütünüyle götürür; ki bu da daha
sonra beyin kimyasında değiĢmeğe neden olur. Beyin manüpilasyonu iki
yoldan birine çıkar: Yararlı veya zararlı.
Spesifik dalga formları kombinasyonu ile birlikte çeĢitli frekanslar
beyindeki belirli kimyasal karıĢıklıkları tetikler. Bu nötro/kimyasalların
salıverilmesi beyinde endiĢe duyguları, hırs, depresyon, aĢk vb. sonuçlanı
olan spesifik reaksiyonlara yol açar. Bütün bu duygular ve duygusal
entellektüel karıĢıklıkların tüm gidiĢ/geliĢi (değiĢimleri) spesifik elektriksel
uyarılar sonucu ortaya çıkan bu beyin kimyasallarının (kimyasal ajanların)
özel kombinasyonları sonucunda ortaya çıkar. Beyin sıvılarındaki bu belirli
karıĢımlar olağanüstü özel zihinsel durumları ortaya çıkarabilirler. Örneğin,
bilinçli davranıĢ kaybı, karanlık korkusu vb. Bu alandaki çalıĢmalar düzenli
olarak gerçekleĢen yeni buluĢlarla çok hızlı bir yüzdede ilerlemektedir. Bu
spesifik frekansların bilgisinin çözümü, insan sağlığını anlamada önemli bir
geliĢme sağlayabilir. ELF için taĢıyıcı olarak hareket eden radyo frekans
radyosyonu kablosuz olarak beyin dalgalarını değiĢtirmede
kullanılabilecek. Bu HAARP‟ın bilinç kontrolü konusunda,
uygulamalarında neler yapabileceğinin göstergesidir. Bununla birlikte
HAARP‟ın kayıtlarında, bunun insandaki yan etkileri henüz ortaya
çıkartılmamıĢtır; fakat Begich ve Mannig‟in kitaplarındaki hükümet
dökümanlarında görülmektedir.
Beyin aktivitesinin kontrolü için gereken güç düzeyi 5-20 mikroamper giibi
küçük bir değerdir ki bu da 60 Wattlık bir ampül yakmak için gereken
enerjiden binlerce kat daha küçüktür. Yazarlar çalıĢmalarında gerekli olan
çok küçük enerji üzerine konuĢmaktadırlar. Beyin aktivitesini etkilemek için
gereken hız, enerji seviyesi ve dalgalar formu kombinasyonundan oluĢur.
Son yirmi yılda ve özellikle son birkaç yıldaki geliĢmeler çok büyük
ilerlemeler sunmaktadır.
AraĢtırmalar, uluslararası olarak, dıĢ elektromanyetik alanlar tarafından
beynin kolayca yönlendirilebileceğini veya durumları değiĢtirmek için
etkilenebileceğini buldu. Bu buluĢlar hem bilim çevreleri hem de sıradan
insanlar için yeni araçlar oluĢturdu. Yeni araçlar elektrikli “cranial” kafaya
iliĢkin uyarı aletleri, ses sistemlerini, ıĢıklı uyarı sistemlerini ve diğer birçok
beyin yönlendirme ve geri tepki (destek yankı) cihazlarını içermektedir.
Teknolojik ilerlemeler ayrıca, insanların kendi beyin aktivitelerinin yararlı
sonuçlar için nasıl kontrol ve manipüle edileceğini öğrenmelerine izin veren
özel kontrol ve gözetim araçlarını etkiledi. Raporlar diğerlerinin yanında
gevĢemeyi, ağrı kontrolünü, öğrenme hızını ve hafızanın geliĢtirilmesini
içermektedir.
Hutchison‟un en son çalıĢması henüz birleĢtirilen düĢünce teknolojilerinin
son tanımlamalarını sağlıyor. Onun son kitabı “Büyük Beyin Gücü”,
okuyucularını çok hızlı değiĢen (o kadar ki bilimin uygulamalarından daha
hızlı geliĢtiğinin fark edildiği) alana ulaĢtırıyor. Sinir sistemi
bozukluklarının düzeltilmesi, dikkat dağınıklığı ve çocuklardaki hiperaktif
bozuklukların düzeltilmesi, diğer Ģeyler arasında ilaç ve alkole bağlı
bozuklukların düzeltilmesi konusundaki son durum tartıĢılıyor. Bu tip
elektrototıp, bu tıbbi araĢtırmaların en ilginç alanlarını oluĢturmaktadır.
Son yılların araĢtırmalar tıbbi ve psikolojik uygulamaların ĢaĢırtıcı olumlu
sonuçlarına doğru geniĢlemiĢtir. Bu sonuçların bazıları amerikan hava
Kuvvetleri tarafından fark edildi. Ne yazık ki askeri çalıĢmalar bu
teknolojiyi insanlık yararına kullanmaktan çok silah sistemlerinde kullanma
yönünde sürdürülmektedir.
Amerika‟nın en yetenekli mucitlerinden Dr. Patrick Flanagan, 1962
yılında tıbbın değiĢeceğini öngörmüĢtü.
“Bir gün tıbbi pratiğin tüm konsepti elektronik tarafından
değiĢtirilecek. Ġnsanlar ilaçtan ziyade elektronik olarak tedavi edilecek”
Dr. Flanagan, o zamanlarda muhtemelen hala en geliĢmiĢ beyin
yönlendirme aracı olarak kabul edilen “Neurophone”u (elektronik telepatik
makinası) keĢfetmiĢti.
Flanagan son söyleĢisinde, HAARP‟ın yalnızca dünyanın en büyük
iyonosferik ısıtıcı değil, aynı zamanda tasavvur edilmiĢ en büyük beyin
yönlendirme cihazı olduğunu not etmektedir.
HAARP kayıtlarına göre, cihaza son Ģekli verildiğinde 8cihaz tüm bölgesel
toplulukları etkilemeye yetecek düzeyde enerjiye sahip birçok dalga formu
kullanır) VLF ve ELF dalgalarını gönderebilecek.
Dr. R.O. Becker 60‟ların baĢında ELF taĢımak için DC akımının üstüne
sinyal ekleyerek ELF deneyleri gerçekleĢtirdi. Backer, bu konsepti bir ELF
kullanarak test etti. 1-10 Hertz (pulses Per second) sinyal insanlar üzerinde
test subjeleri arasında yükselen bilinç kaybı sonucunu verdi. Sonuçlar
ELF‟nin yani insanın beyin fonksiyonlarını en çok etkileyen frekansların,
dıĢarıdan çok derin sonuçlarla manipüle edilebilir olduğunu gösterdi.
***
NÖROFON
1 958‟de Dr. Patrick Fanagan, 14 yaĢındayken “Nörofon”u icat
etti. Bu ona zamanımızın en parlak mucitlerinden biri ünvanını
kazandırdı. Nörofon cihazı, sesi (kelimeler ve müzik gibi) elektrik
uyarısına (impulse), hem de bunu vücut üzerindeki herhangi bir noktadan
direkt olarak kulak ve bütün duyma mekanizmasını büsbütün baypas edip
beyne transfer ederek, dönüĢtürebilir. AraĢtırmacılan teknolojiyi tartıĢırken,
altı yıldan fazla bir süredir “BirleĢik Devletler Patent Ofisi” cihaz için patent
vermeyi reddetmektedir. Sonuçta hükümet nörofonun asla çalıĢmayacağını
açıkladı ve patenti reddetti. Bundan sonra Flanagan ve avukatı, çalıĢan
cihazı inceleyicisine göstermek amacıyla alet modeliyle Washington DC‟ye
gittiler. Ġnceleyici ikiliye sağır olan iĢçilerinden biri üzerinde kullanıp
olumlu sonuç alındığı takdirde cihaz için patenti tekrar açacağını ifade etti.
Alet denendi, sağır iĢçi gönderilen sesi duydu ve patent onaylandı.
Dr. Falagan daha sonra Tafts Üniversitesi‟ne çalıĢmak üzere gitti. Burada
nörofonun bir sonraki araĢtırma kademesin geçme amacıyla çalıĢtı. Deniz
Kuvvetleri için insan ile yunus konuĢması üzerine çalıĢmaya baĢladı. Bu
araĢtırma üç boyutlu (3-D) holografik ses sisteminin geliĢmesine olanak
sağladı. Bu sistemin özü bir sesin uzayda herhangi bir yere yerleĢtirilmesi
ve bir dinleyicinin bu sesi farkedebilmesine dayanmaktadır.
Ġlave çalıĢmalar dijital nörofonun geliĢmesine büyük olanak sağladı. Cihazın
önemini keĢfeden ABD Savunma Ġstihbarat Ajansı (DĠA) acil olarak ulusal
güvenlik maddesi olarak gizlilik altına aldı. Dr. Flanagan yeni çalıĢmalar
yapmaktan ve teknolojisi hakkında konuĢmaktan dört yıl boyunca men
edildi. Güvenlik gerekçesi sonunda kaldırıldıktan ve ilk nörofonun
icadından 20 yıl sonra Dr. Flanagan sınırlı olarak Mark XI ve Thinkman
Model 50 üretebilme aĢamasına geldi ve bunlar öğrenme aletleri olarak
kullanıldı çünkü ilkel örneklerdi!
O yıllardan itibaren Flanagan periyodik olarak yeni konsept üzerinde çalıĢtı
ve nörofonik teknoloji için geliĢmeler dizayn etti. Bu cihazın geliĢmiĢ
Ģekilleri, bilgisayar beyin etkileĢimi cihazları olarak kullanılabilir. Büyük
oranda düzgün olarak formatlanmıĢ enformasyonun uzun dönem hafızaya
transfer edilmesi fikri eğitimde devrim niteliğinde bir geliĢmedir.
Nörofon Ģimdiye kadar geliĢtirilmiĢ en güçlü beyin yönlendirme
aletlerinden biridir. Flanagan son yıllarda, diğer iletim modelleri üzerine
vurgu ile bu teknolojiler üzerine çalıĢmaya devam etti. DIA‟nın nörofona
ilgisi vardı. Onu geliĢtirmek için çalıĢmayı sürdürdüler. Patrick ve Crystel
Flanagan HAARP projesinin, bu radyo transmitlerinin veya iyonosferik
ızıtıcının, kablosuz bir nörofon olarak kullanılabilmesinin mümkün
olduğunu açıklıyorlar. Bu kullanımın hangi olanaklara sahip olduğu ise, çok
açık.
“Real time Brain Biofeedback” (Aynı Anda Beyin Destek Yankısı) beyin
araĢtırmalarında baĢka bir alan. Bu alan düĢünce kontrolünün elde
edilmesinde yeni yaklaĢımlar sunuyor. Ġnter/aktif beyin teknolojileri ile
Ģimdi beyin dalgalarını “gerçek zaman” temelinde görmek mümkün,
böylece bu aletleri kullanan bireyler, bir kimse düĢünürken beyin
dalgalarının grafiksel olarak neye benzediğini bilgisayar ekranında
görebilirler. Hükümetler bu teknolojilerle tehlike olarak gördükleri
kalabalıkları kontrol altınada tutmak için ilgileniyorlar.
HAARP‟ın kontrat dökümanlarında ve planlama kayıtlarında açıklanan
olanakların, yazarlar tarafından toplanan Hava Kuvvetleri materyallerinin
teĢhiriyle birlikte dikkatlice yeniden gözden geçirilmesinden sonra,
elektromanyetik dalgaların düĢünce kontrolü için sunduğu olanaklar apaçık
ortaya çıktı. HAARP iletim (transmiting) sistemi, dikkatsizce veya kasten
zihinsel fonksiyonları değiĢtirmek için kullanılabilir.
Dr. Delgado, 1952 yılından beri insan beynini araĢtırıyor ve sonuçlarını
yayımlıyor. ÇalıĢmaları “düĢünce kontrolü” üzerinde odaklı. Onun ilk
çalıĢmaları bizim insan beyninin anlamamıza öncülük etti. ÇalıĢmalarını
1969 yılında yazdığı, “Physical Control of the Mind: Toward a
Psychocivilized Society” (DüĢüncenin Fiziksel kontrolü: Psiko/medeni Bir
Topluma Doğru) adlı kitabında özetledi. Bu erken çalıĢma temelde
hayvanların araĢtırılmasıydı ve hayvanların beynine elektrod sokmayı
içeriyordu. Subjesinin beyninde elektrik akımı imal ederek davranıĢı
manipüle edebileceğini buldu. Delgado, uykudan yüksek heyecanlı bilinç
durumlarına kadar bir dizi etki yaratabileceğini keĢfetti. Daha sonraki
çalıĢmaları kablosuz olarak yapıldı. DüĢünce manipülasyonu etkisini belirli
bir uzaklıktan, herhangi bir fiziksel kontak veya manipüle edilen canlı
üzerinde araç olmadan aktivite etti. Delgado, frekansı veya kobay
üzerindeki dalga formunu değiĢtirerek, onların düĢünmelerini ve duygusal
durumlarını tümüyle değiĢtirebileceğini buldu. Aynı zamanda hükümet
tarafından kötüye kullanma olanakları açılırken, Delgado‟nun çalıĢmalırı
diğer pek çok araĢtırmacı için temel oldu.
Delgado‟nun araĢtırması, 1969‟da CIA/OR için çalıĢan Dr. Gottlieb
tarafından, bu teknolojinin mümkün kullanımlarını ararken, yeniden
değerlendirildi. O zamanlarda çalıĢmanın hala ham olmasıyla birlikte, CIA
Delgado‟nun görünüĢünü psikomedeni bir topluma izin verecek teknikler
açısından paylaĢıyordu.
Bu süreç içinde Tulana Üniversitesi‟nde bir nöroloji operatörü olan Dr.
Heath bu olasılığı, beyinde elektriksel tahrik (ESB) çalıĢmasıyla gerçeğe
yakın hale getirdi. ESB insanda zevkli ve korkutucu halüsilasyonlar
yaratabiliyordu.
CIA‟in düĢünce kontrolüyle ilgilenmesi “Kore SavaĢı” ile baĢlamıĢtı. CIA
bu alanda çeĢitli fiyaskolarla sonuçlanan araĢtırmalara baĢladı. Bunların
bazıları üstü örtülmüĢ skandallardır: Kanadalı vatandaĢların izinleri olmadan
zihinsel olarak manipüle edilmeye çalıĢılmaları, binlerce üniversite
öğrencisi ve askeri personel üzerinde LSD denemeleri gibi..
Delgado‟nun kablosuz etkileri, CIA‟in ağzının sulandıran bir düĢünce oldu.
Delgado, hayvanların belirli bir elektromanyetik alanın içine konup sonra
herhangi bir fiziksel kontak olmaksızın manipüle edilebileceğini keĢfetti. Bu
teknolojiler baĢka araĢtırmacılar tarafından farkedildi ve çok hızlı bir
geliĢme yaĢandı.
HAARP Programı Menajeri J. Heckescher, HAARP içinde kullanılan
frekansların ve enerjilerin kontrol edilebilir olduğunu ve bazı uygulamalarda
1-20 Hertz dizisinde titreĢtirileceğini açıklıyor. Bu da HAARP‟ın düĢünce
kontrolü amacıyla kullanılabileceğini kanıtlıyor.
HAARP sistemi çok büyük kontrol edilebilir bir elektrokmanyetik alan
yaratıyor ki bu, Delgado‟nun EMF‟si eli karĢılaĢtırılabilir. Bir nokta dıĢında:
HAARP yalnızca bir odayı doldurmuyor, potansiyel olarak büyük bir
bölgeyi hatta bir yarımküreyi doldurması mümkün. Temelde HAARP
transmiteri bu uygulamada dünyanınkiyle (ki Dr. Dolego‟nun kablosuz
deneylerinde ihtiyaç olunandan 50 kat daha fazlasıdır) aynı düzeyde enerjiyi
dıĢarıya yayıyor. Bunun anlamı eğer HAARP doğru frekansa getirilirse,
yalnızca doğru dalga formlarını kullanarak, zihinsel ayırma, bir bölgenin
tümünde kasden veya radyo frekansı iletiminin yan etkisi olarak
oluĢturulabilir.
BaĢta Dr. Nick Begich ve Jeane Manning‟in araĢtırmaları olmak üzere tüm
araĢtırmacıların çalıĢmaları, HAARP‟ın pek de masum bir giriĢim
olmadığının iĢaretlerini veriyorlar. Bu görüĢlere göre HAARP
tamamlandığında ABD'‟in elindeki olanaklara Ģimdiden bir kez daha
bakmakta yarar vardır:
1). Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon sağlamak
2). Askeri ve güçlü bir silaha sahip olmak
3).GeniĢ kitlelerin düĢüncelerinin ve ruhsal durumlarının kontrol edilmesini
sağlamak
4). Kendi komünikasyon sistemini geliĢtirip istenilen ülkelerin sistemlerini
çökertmek.
ABD‟nin kirli sicili; bilimi, teknolojiyi ve bilim insanlarını nasıl
kullanageldiği düĢünülürse ve ortaya konan deliller göz önüne alınırsa
yapılma sitenenlerin bunlar olmadığını düĢünmek çok güç.
ġimdi bir de Nikola Tesla‟nın yaĢamının sonuna değin sevgi ile bağlı
kaldığı ülkesi Yugoslavya aracılığı ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler
Birliği‟ne aktarılan Tesla buluĢ, teknoloji ve teorileri ile Rusya‟nın bugün
eriĢtiği “savaĢ teknolojisi”nin hangi noktalara ulaĢmıĢ olduğunu bir
düĢleyelim. Ne korkutucu bir muamma! Ve iki süper savaĢ gücü arasında
sıkıĢıp kalmıĢ dünya uluslarının güvenlik sorununun boyutlarını algılamaya
çalıĢalım. Ne dehĢet verici değil mi?
Bugün insanlık, 21. yüzyıla iĢte bu gerçeklerin giz perdesi altında girmiĢ
bulunuyor. Ancak bütün bu veriler ıĢığı altında ABD tüm dünya uluslarına
ve halklarına “demokrasi” ile “insan hakları” hocalığı yapmayı sürdürüyor
olması da en azından burada sözü edilen gerçekler kadar dehĢet verici bir
baĢka gerçektir.
Yerküre üzerinde yaĢayan ve demokrasiye yürekten inanıp bağlanmıĢ pek
çok insan, Amerika BirleĢik Devletleri‟nin düĢleri ile mutluluğu yakalamaya
çalıĢarak avunabiliyor. Durum çok açık olarak ortadadır ki; emperyalist
ABD düzeni tüm dünyayı egemenliği altına alabilmek için düĢlerde bile yer
almayacak olasılıklar doğrultusunda dahi –ABD‟nın CIA ajanları ülke ülke
dolaĢarak insanların düĢlerini bile satın alarak, bu verileri değerlendirme
yönüne gitmiĢtir- milyarlarca dolar harcayarak, tüm dünya insanlığını
psikolojik olarak etkisi altına almayı baĢarmıĢ durumdadır. Tıpkı bir
zamanlar Nikola Tesla‟nın düĢlerini önce satın aldığı sonra, çaldığı ve
kullanıp attığı gibi..
20 yüzyılda pek çok ülkenin yöneticisi, siyasetçisi ve liderleri, ABD‟nın
çıkarlarına hareket ettiklerinden ötürü, son nefeslerini dar ağaçlarında
almıĢlarsa eğer, bir zamanlar ülkelerinin ulusal çıkarlarını el tersi edip
ABD‟ye inanıp gönül vermiĢ olmalarındandır. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi,
yanlıĢ eğitim, yönlendirilme ve bireysel özlemlere yenik düĢülmesi
sonucunda da pek çok toplum ve hatta tüm insanlık; nasıl bir dünyada
yaĢanmakta olduğunu sorgulamamanın bedelini, ne olup bittiğini
anlayamadan yaĢamlarını yitirmek zorunda kalarak ödeyebilirler.
NBC
SĠLAHLARI
ÜRETĠM ANALĠZĠ
ĠSTANBUL/ 13 KASIM 1999
ĠÇĠNDEKĠLER
BÖLÜM: I
1). Kimyasal SavaĢlar
1/1). Kimyasal Silahların Tarihçesi
1/1-a). Klor Gazı
1/2). Kimyasal Silahların Önde Gelenleri
1/3). Ek Maddelerin GeliĢimi
2). I. Dünya SavaĢında Üretilen Kimyasal Silahlar
2/1). Silahların Kullanımı
2/2).1914-1918 Kimyasal SavaĢların Sonuçları
3). Kimyasal SavaĢ Maddeleri
3/1).Etken Maddeler
3/2).Rahatsız Edici Maddeler
3/3). Madde-15
4). Sinir Gazları GeliĢiminin Tarihçesi
4/1). Nazi Almanya'sında Tabun Üretimi
4/2). Sarin Gazı
4/3).Tabun Sırrının Ortaya ÇıkıĢı
4/4). SavaĢın Sonu
4/5). Soman
4/6). VX
5). Göz YaĢartıcı Gazların tarihçesi
5/1). Fiziksel Özellikler
5/2). Göz YaĢartıcı Gazlar
5/3). Ġkili Kimyasal Silahlar
5/3-a). GB Ġkili
5/4-b). GD Ġkili
5/5-c). VX Ġkili
BÖLÜM: II
6). Biyolojik Silahlar
BÖLÜM: III
7). NBC SavaĢları
7/1). Kimyasal ve Biyolojik Silahların Önemi
BÖLÜM: IV
8). Genel Değerlendirme
1). KĠMYASAL SAVAġIN KISA TARĠHĠ
1/1-a). KLOR GAZI
22 Nisan 1915 saat 17.oo'de Ypres'deki Alman kıtaları Bixschoote
içinden geçen Yser Kanalı üzerindeki Steenstraat ile Poelcappelle'deki
Langemark arasındaki hat üzerinde 5,730 tüpten 180.000 Kg. klor gazını
deĢarj ettiler. Gaz bulutu, rüzgarla yayılmıĢ ve müttefik hattından 8-9
kilometrelik bir aralık açarak kaçmak için ters yönde siper kazan Fransız ve
Mısır Kıtalarını ya öldürmüĢ ya da sakat bırakmıĢtır.
24 Nisan 1915'de Almanlar, bu kez Kanadalılar'a karĢı Ypres'de ikinci
bir klor gazı taarruzu gerçekleĢtirdiler.
31 Mayıs 1915'de, klor önce VarĢova'nın 50 km güney doğusunda
Skierniewice yanında, Bolimow'da Almanlar tarafından doğu cephesinde
kullanıldı. Bu taarruzda, 12 km'lik bir hat boyunca 264 ton klor gazı çıkaran
12.000 tüp kullanıldı. Tüplerden çıkarılan gaz kullanarak I.Dünya SavaĢı
boyunca yaklaĢık 200 kimyasal taarruz gerçekleĢti; bunların en büyüğü,
Ekim 1915'de meydana geldi ve Almanlar Rhiems'de 25.000 tüpten 550 ton
klor yaydılar.
1/2). KĠMYASAL SĠLAHLARIN ÖNDE GELENLERĠ
Kimyasal silahların tarihçeleri ile ilgili birçok kayıt, belki daha az
değerlendirilen ilk klor taarruzunun, tahriĢ edici kimyasalların mevcut
kullanımının artıĢını ancak temsil ettiği "22 Nisan 1915 saat 17.oo"de
baĢlar.
DüĢman istihkamlarına karĢı yanan kükürtten çıkan tahriĢ edici sislerin
kullanımı eski zamanlara dayanmaktadır. Rüzgar ile havanın aĢırılığı ve
modern kimyasal teknolojinin eksikliği 1914'den önce savaĢ silahlarında
kimyasalların kullanımını kısıtlamıĢtır. Gerçekte, I. Dünya SavaĢı'nda birkaç
taraf, düĢmanlıkların hemen hemen baĢlamasından itibaren, tahriĢ edici
maddeler ile doldurulmuĢ savaĢ malzemeleri kullanmaktaydı.
Önce Fransızlar savaĢa bir aydan az kala Ağustos 1914'de "etil
bromoasetat" ile doldurulmuĢ mermi kovanları kullandılar ve "kloroaseton"
Kasım 1914'de Frasnız mühimmat depolarına sokuldu. 27 Ekim 1914'de
Neuve-Chappalle'de Almanlar, toz haline getirilmiĢ o-dianisidin
klorosülfonat içine gömülen kurĢun bilyalardan oluĢturulmuĢ "Ni-Ģarapnel"
105 mm mermi kullandılar.
31. 01. 1915'de Boloimow'da Almanlar, ksilil bromür, ksililen bromür ve
benzil bromür içeren bromlu aromatiklerin bir karıĢımı olan "T-Maddesi" ile
doldurulmuĢ 150 mm'lik mermileri ürettiler. Tüm bu bileĢikler, korunmasız
birliklerin etkinliğini ciddi biçimde azaltan çok tahriĢ edici maddelerdir.
1/3). EK MADDELERĠN GELĠġĠMĠ
SavaĢ sürdükçe, klora ilaveten pek çok zehirli bileĢik kimyasal savaĢ
maddesi olarak test edilmiĢtir. Bunlar arasında:
-Brom
-Triklorometilsülfiril klorür
-Fosgen (19 Aralık 1915'de Nieltje'de 4.000 tüpten 88 ton fosgen alıtdı.)
-Triklorometil kloroformat (DP, difosgen)
-Monokloronetil kloroformat
-Hidrojen siyanür (AC)
-Hidrojen sülfür
-Trikloronitrometan (PS, kloropikrin)
-Siyanojen bromür
-Siyonojen klorür (CK)
-Fenilkarbamin diklorür (Fosgen anilid)
-Diklorometil eter
-Dibromometil eter
-Metil siyanoformat
-Etil siyanoformat
-Metansülfonil klorür
-Etansülfonil klorür
-Etildikloroarsin
-Metildikloroarsin
-Etildibromoarsin
-Biskloroetil sülfür (HS,hardal gazı) Ġl önve Almanlar tarafından 12
Temmuz 1917'de bir topçu taarruzunda kullanıldı.
Klor, fosgen, difosgen, kloropikrin, hidrojen siyanür, siyanojen klorür ve
hardal'ın denendiği bu kimyasal savaĢ maddeleri büyük miktarda üretildi ve
kullanıldı.
2). I. DÜNYA SAVAġI'NDA ÜRETĠLEN
KĠMYASAL SĠLAHLAR
Klor Fosgen Difosgen Hardal Kloropikrin Siyanürler Toplam
Almanya 58.100 18.100 11.600 7.600 4.100 99.500
Fransa 12.500 15.700 2.000 500 7.700 38.400
Ġngiltere 20.800 1.400 500 8.000 400 31.100
Amerika 2.400 1.400 900 2.500 7.200
Avusturya 5.245
Ġtalya 4.100
Rusya 3.650
Toplam 93.800 36.600 11.600 11.000 15.100 8.100 189.195
*Miktarlar ton olarak belirlenmiĢtir.
2/1). SĠLAHLARIN KULLANIMI
Kimyasal silah üretip kullanan bu ülkeler, daha öldürücü kimyasal
maddeler ile deneyim kazandıkça, her iki tarafta maddeyi kullanmak için
daha etkin metotlar geliĢtirmeye çalıĢtılar. Gaz bulutu ile taarruz rüzgara
bağlıydı; rüzgarın yokluğunda veya rüzgar yanlıĢ yönde estiği zaman, gaz
tüpleri kullanıĢsız kalıyordu. Eğer gaz verildikten kısa süre sonra kayarsa,
gaz bu kez taaruz yapan kuvvetlerin üzerine geri esebilirdi. Böylece, karĢı
koyan kuvvetlere karĢı pek çok kimyasal savaĢ maddesinin yeni kullanım
vasıtaları geliĢtirildi.
-Kimyasal madde kullanımı için önce Loos'da Eylül 1915'de
konuĢlandırılan 4 inch Stokes havanı geliĢtirildi; bu I. Dünya SavaĢı'nda
öldürücü kimyasallar ile doldurulmuĢ mermilerin ilk kullanımına örnek
oldu.
-Almanlar, 77 mm, 105 mm ve 150 mm top parçaları için kimyasal
madde ile doldurulmuĢ mermiler ürettiler ve Fransızlar da 75 mm hızlı
ateĢleme yapan silaha kimyasal ile doldurulmuĢ mermiler ürettiler.
-Ġngiliz Livens Projektörü, büyük miktarda kimyasal savaĢ maddesi
kullanımı için geliĢtirilmiĢ büyük ölçekli bir havandı..
2/2). 1914-1918 KĠMYASAL SAVAġ SONUÇLARI
I. Dünya SavaĢı sırasında kimyasal savaĢ maddeleriyle yaralanan ve
öldürülen pek çok insan için kesin bir tanımlama bulmak zordur. Sadece
Ġngiliz kayıpları 185.000 yaralı ve 8.700 ölü olarak verilebilir. SavaĢanlar
tarafından kullanılan kimyasal savaĢ maddelerinin yaklaĢık 125.000 tonu ile
yapılan kayıplar 1.296.853 kiĢidir. Fakat çoğu durumda resmi rakamlar
kayıpların sayısının gerçek rakamların altında olduğu bilinmektedir. Bundan
baĢka resmi rakamların, gaz taarruzlarında yaralanan kiĢileri ne derece
kapsadığı ve savaĢtan hemen sonra ne derece ciddi semptomlar geçirdiği
bilinmemektedir.
3). KĠMYASAL SAVAġ MADDELERĠ
3/1). ETKEN MADDELER
KAN MADDELERĠ
-Arsin
-Siyanojen klorür
-Hidrojen klorür
BOĞUCU MADDELER
-Klor
-Difosgen
-PFIB
-Fosgen
SĠNĠRĠ GAZLARI
-GA (Tabun)
-GB (Sarin)
-GD (Soman)
-GE
-GF
-VE
-VG
-VM
-VX
YAKICILAR
-SaflaĢtırılmıĢ hardal
-Etildikloroarsin
-Lewisite 1
-Lewisite 2
-Lewisite 3
-Metildikloroarsin
-Hardal-Lewisite karıĢımı
-Hardal-T karıĢımı
-Azot hardalı 1
-Azot hardalı 2
-Azot hardalı 3
-Fenildikloroarsin
-Fosgen oksim
-Seksi hardal
3/2). RAHATSIZ EDĠCĠ MADDELER
KONTROL MADDELERĠ:
Göz YaĢartıcılar
-CA
-CN
-CNB
-CNC
-CNS
-CS
Aksırtıcı-Kusturucu Maddeler
-DA
-DC
-DM (Adamsit)
ETKĠSĠZLEġTĠRĠCĠ MADDELER:
YatıĢtırıcılar
-Morfin
Anormal ġuur ZenginleĢtirici Ġlaçlar
-Madde-15
-BZ
-Liserjik asit-25
-Meskalin
-Fenilsiklidin
-Psilosibin
Uyarıcılar Zehirler
-Amfetamin -Aflotoksin
-Kokain -Botulinus zehiri
-Deksamfetamin -Risin
-Trikotesen mikotoksin -Saksitoksin
3/3). MADDE-15
Kategori : Rahatsız edici madde
Yan Kategori: EtkisizleĢtirici madde
Kodu : Madde-15
Formülü : Glikolik asidin esteri
Etkileri : Madde-15, kimyasal savaĢ maddesi BZ'yi de içeren büyük bir
kimyasal grubu olan glikolatlara aittir. Kimyasallar, merkezi ve sinir
sisteminde kolinerjik sinir iletimini engeller. Madde-15'e maruz kalmanın
baĢlıca etkilerinin. Göz bebeklerinin büyümesi, yüzün kızarması, hızyı kalp
atması, cilt ve vücut sıcaklığında artıĢ, zayıflık, halsizlik, sendeleme, görsel
halüsinasyonlar, Ģuurun karıĢması, zaman duygusunun kaybı, koordinasyon
kaybı ve uyuĢukluk olduğuna inanılmaktadır.
Öncüler : 3-Kinüklidinol ve benzilik asittir. BZ ve ilgili maddelere ait
fazla bilinmeyen 3 diğer öncü ise; 3-hidroksi-1-metilpiperidin, metil
benzilat ve 3-kinüklidon.
Yorumlar : Madde-15 hakkında, BZ ile ilgili olan kiĢiler hariç, pek fazla
bilgi yoktur. Irak'ın askeri depolarında 1980'den beri bu maddeden çok fazla
miktarda bulunduğu ortaya çıkarılmıĢtır.
4). SĠNĠR GAZLARI GELĠġĠMĠNĠN TARĠHĠ
Ġlk Sinir Gazının KeĢfi:
Sinir gazlarının öyküsü, Leverkusen'deki I.G. Farbenindustrie
Laboratuvarmarından Dr. Gerhard Schrader'ın önce "Tabun" (etil
dimetilfosforamidosiyanidat, GA)'u hazırladığı 23 Aralık 1936 tarihinde
baĢlar. Önce asil florürler, sulfonil florürler, floroetanol türevleri ve
floroasetik asit türevleri gibi, flor ihtiva eden bileĢikler ile çalıĢan Schrader,
1934'den beri yeni haĢere ilaç türlerini geliĢtirme programından
sorumluydu. 1935'de, önceki araĢtırma çizgisinin devamı olarak
dimetilfosforamido-floridik asit hazırladı. Almanya, Ġngiltere, Ġsviçre ve
ABD'de bu bileĢikler için patentler aldı ve Tabun'un hazırlanmasına yol
açan dimetilfosforamidleri sistematik olarak incelemeye baĢladı. Schrader,
Tabun'un haĢerelere karĢı çok kuvvetli olduğunu gördü; ilk deneyinde
kullandığı 5 ppm Tabun, yaprak bitlerinin tümünü öldürdü.
Ocak 1937'de Schrader, laboratuvar asistanı ile birlikte Tabun gazına
maruz kalmalarından ötürü, meisosis (göz bebeklerinin büzülmesi) ve nefes
darlığı deneyine baĢlayınca, sinir gazlarının insanlar üzerindeki etkilerini
önce gözlemlediler. Harris ve Paxman'ın kaydettiklerine göre; Schrader ve
asistanı yaĢamlarını kurtarabildikleri için çok Ģanslıydılar.
1935'de Naziler, SavaĢ Bakanı'na bildirilmiĢ olası askeri önem taĢıyan
bütün icatların üstünde durmaları kararını aldılar. Bir Tabun örneği Mayıs
1934'de Spandau'daki Ordu Silahlar Bürosu'nun Kimyasal Silahlar
Bölümü'ne gönderildi ve Schrader bir gösteri yapmak üzere Berlin'e
çağrıldı. Anılan zamanda Schrader'in patent baĢvurusu gizli yapıldı.
Kimyasal Silahlar Bölümü'nün baĢı olan Albay Rodriger, Tabun ve diğer
organofosfat bileĢiklerinin daha çok araxtırılması için yeni laboratuvarlar
kurulmasını emretti. Schrader, hemen Ruhr vadisindeki Wuppertal-
Elberfeld'deki yeni laboratuvara hareket etti.
4/1). NAZĠ ALMANYASI'NDA TABUN ÜRETĠMĠ
1939 yılında Tabun üretimi için pilot bir fabrika, Raubkammer'de yer
sağlayan Alman Ordusu tarafından Loneberg fundalığı üzerinde Monster
Lager'de kuruldu. Ocak 1940'da Almanlar, Silesia'da Breslau'dan (Ģimdiki
Wroclaw) 40 km ötede Oder Nehri üzerinde Dyernfurth-am-Oder'de kod adı
Hochwerk olan tam ölçekli bir fabrika inĢaasına baĢladılar. Fabrika, 1.5 x
0.5 mil'lik bir alanı kaplıyordu. Ve son ürün Tabun'a kadar tüm ara ürünleri
tamamen gizli olarak sentez ediyordu. Tesis, sonra üst Silesia'daki Krappitz
(Ģimdiki Krapowice)'de depolanan savaĢ levazımatını doldurka için bir yer
altı fabrikası kurdu.
I.G. Farbenindustrie'nin bir yan kuruluĢu olan "Anorgana G.m.b.H
Almanya'daki diğer tüm kimyasal savaĢ maddesi üreten fabrikalar gibi
Tabun fabrikasını da iĢletti. Fabrikanın operasyonal olması, Ocak 1940'dan
Haziran 1942'ye değin uzun bir zaman aldı. Bu esasen üretim prosesinin
zorluğundan kaynaklanmıĢtı. Bazı ara ürünler, Almanların kuarz veya
gümüĢle kaplı kaplar içinde bütün reaksiyonları yapmada zorlandıkları tarza
koroziftiler. Tabun'un aĢırı zehirliliği, son üretim ünitelerinin cidarlar
arasında dolaĢan basınçlı bir hava akımıyla çift cam kaplı cidarlar ile
kuĢatılmasını gerektirdi. Bütün üniteler, periyodik olarak buhar ve
amonyakla temizlendi. ĠĢçiler, maskeler ve kauçuktan yapılmıĢ giysiler ile
donatıldılar; elbiseler 10'uncu giyiĢten sonra atıldı. Tüm bu önlemlere
karĢın, üretim baĢlamadan önce 300'den fazla kaza meydana geldi ve en az
10 iĢçi, 2.5 yıllık çalıĢma sürecinde öldü. Harris ve Paxman, kazalar ile ilgili
bazı örnekler vermektedir, Ģöyle ki:
-Dört boru iĢçisi üzerine sıvı Tabun döküldü ve onlar kauçuk elbiselerini
çıkaramadan öldüler.
-Bir iĢçinin kauçuk elbisesinin boynundan 2 litre Tabun döküldü ve 2
dakika içinde öldü.
-7 ĠĢçinin maskelerine sıvı Tabun çarptı ve bütün önlemlerine karĢın
yalnızca ikisi hayatta kalabildi.
4/2). SARĠN GAZI
1938'de ikinci bir kuvvetli organofosfat sinir gazı keĢfedildi. Bu Sarin
gazı (1-metiletil metilfosfonofloriad, GB) 4 kaĢifin isimlerinden
isinlenilerek adlandırıldı: Schrader, Ambros, Rodriger ve Van dır LINde..
Haziran 1939'DA Sarin'in formülü, bileĢiğin bir numunesi ile birlikte
Berlin-Spandau'daki Ordu Silahlar Bürosu'nun Kimyasal Silahlar Bölümü'ne
getirildi. O dönemde araĢtırılan Sarin'in tüm sentetik yolları ciddi korozyon
sorunlarına yol açan hidroflorik asit kullanımını gerektirmiĢtir. Bu kuarz ve
gümüĢ kaplı bileĢiklerin kullanımını zorunlu kılmıĢtır. Pilot tesisler,
Loneberg fundalığı üzerindeki Spandau, Monster Lager'de inxaa edildiler ve
Sarin'in pilot üretimi Dyernfurth'da 144 nolu binada yürütüldü. Dyernfurth
Sarin Fabrikası, ayda 40-100 tonluk bir kapasiteye sahipmiĢ gibi
gösterilmiĢtir. Ayda 500 tonluk bir üretim fabrikası, II. Dünya SavaĢı
sonunda Berlin'in güney doğusundaki Falkenhagen'de inĢaa halindeydi.
ABD, 1950'lerin baĢında Sarin üretmeye baĢladı ve düzenli üretim 1956'da
sona erdirildi. (Resmi veriler bunu göstermekte ise de Sarin üretimi
sürmektedir)
4/3). TABUN SIRRININ ORTAYA ÇIKIġI
11 Mayıs 1943de Ġngilizler, Spandau'daku Ordu Kimyasal Silahlar
AraĢtırma Laboratuvarında çalıĢmıĢ bir Alman kimyageri yakaladılar.
Mahkum, Tabun'un kod adını (Trilon 83) onun üretildiği kimyasal
reaksiyonları, etkilerini ve Tabun'a karĢı savunma ve kullanım metotlarını
Ġngilizlere anlattı. Alman kimyagerden elde edilen bilgiler 3 Temmuz 1943
tarihinde M!) istihbarat raporuna dahil edildi. SavaĢtan sonra, müttefikler
önce Nisan 1945'de bir Alman cephesindeki cephaneyi ele geçirdiklerinde
Tabun'dan haberdar olduklarını ileri sürdüler ve Tabun içeren bir mermi
kovanını analiz için Ġngiltere'ye götürdüler. Bununla birlikte kayıtlar
görevlilerin 1943 raporunun "önemsenmediğini" göstermektedir. Bu
noktada yeri gelmiĢken, geçmiĢteki bu örnekte olduğu gibi, Kimyasal ve
Biyolojik Silahları gerektiği biçimde dikkate alıp değerlendirme yapmayan
ülkelerin, 21. Yüzyılda çok büyük ve hiç umulmadık düĢ kırıklıkları ile
içinden çıkılması olanaksız felaket ve acılara sürükleneceklerinin ifadesinde
yarar görmekte olduğumuzu iĢaret etmek isteriz.
4/4). SAVAġIN SONU
1944'ün sonunda Almanya'nın 12.000 ton Tabun ürettiği; 2.000 tonu
mermilerle ve 10.000 tonu da uçak bombalarına yüklediği ortaya çıktı. Bu
savaĢ gereçleri Lausitz ve ġaxony'de terkedilmiĢ maden ocakları gibi, üst
Silesia'daki Krappitz'de depolanmıĢlardı. Bazı stoklar da Naziler tarafından
son hendek savunmasının sezinlenmesinden sonra Bavaria'ya taĢınmıĢtı.
Ağustos 1944'de Kızıl Ordu Silesia'ya yaklaĢtıkça ve Batılı Müttefikler
Alman sınırına koĢtukça Naziler, Tabun ve Sarin'in imali ve onlar
hakkındaki araĢtırmanın dökümanlarını sistematik olarak yok etmeye
baĢlamıĢlardı. 1945 baĢlarında Dyernfurth terkelidmiĢti ve tonlarca sinir
gazı sıvısı basitçe Oder Nehri'ne dökülmüĢtü. Fabrikanın yok edilmesi de
planlanmıĢtı fakat, Ruslar fabrika yıkılmadan önce kuĢatmıĢlardı. Luftwaffe,
fabrikanın bombalanmasını emretmiĢ, fakat baĢaramamıĢlardı. Sovyetler'in
hem Tabun fabrikasını, hem de Sarin fabrikasını ele geçirdiklerine
inanılmaktadır. Sovyetler daha sonra Falkenhagen'de tam ölçekli Sarin
fabrikasını ele geçirmiĢlerdir. Dyernfurth'daki üretimin Rus himayesi altında
1946'de yeniden kullanılmaya baĢlandığı istihbarat raporlarında yer almıĢtır.
4/4). SOMAN
Richard Kuhn, Tabun ve Sarin'in farmakolojisi üzerinde Alman Ordusu
için çalıĢırken, 1944 baharında Soman'ı (1,2,2-trimetilpropil metilfosfono-
floridat, GD) keĢfetti. KeĢfi detaylandıran dökümanlar, Sovyetler tarafından
keĢfedildikleri ve ortaya çıkarıldıkları Berlin'in 10 mil doğusundaki bir
maden ocağında yakıldılar. Sovyetler, soğuk savaĢ sırasında Soman üretip
depoladı.
4/5). VX
Bir kaç kimyasal madde Ģirketi ve bağımsız çalıĢan diğer bilim adamları
1952 ve 1953'de yer değiĢtirmiĢ, 2-aminoetanetiol'lerin organofosfat
esterlerinin kuvvetli bir sınıfını keĢfettiler. 1954'de hemen hemen birlikte:
-ICI pazara Amiton (o,o-dietil-S(2-(dietilamino)etil)-fosforotiolat) satın
aldılar.
-ICI'dan R. Ghosh ve J.F.Newman, bu sınıf bileĢiklerin (yeni bir organo-
fosfat pestisitler grubu) detaylarını ihtiva eden bir çalıĢma sundular.
-Farbenfabriken Bayer AG'de Schrader, S-(2Ġ-(dietilamino)etil)-o-isipro-
Propilmetilfosfonotiolat hazırladı
-ICI'dar Ghosh, S-(2-(dietilamino)etil)-o-etiletilfosfonotiolat hazırladı.
Leningrad'daki I.M. Sechenov Enstitüsü'nden bir Sovyet timi, S-2-di-
alkilaminoetilfosfono ve fosforotiolatların antikolinestereraz aktivitesini
evvelce önceden tahmin ettiler. Porton'daki Ġngiliz Kimyasal SavaĢ
Maddeleri Laboratuvarı, bu sınıf bileĢikleri araĢtırmaya yöneldi ve tüm
sınıfın sistematik bir araĢtırmasına baĢlayan Edgewood'daki ABD ilgili
laboratuvarına bildirdi. 1958'de ABD, üretim için (1-metiletil)amino)etil)-o-
etilmetil-fosfonotiolatı seçtiler. Üretim fabrikasının inĢası 1959'da baĢladı;
üretim 1961-1968 arasında sürdü.
Ġlginç (ve belki de doğruluğu kabul edilmeyen) bir dip not:
ABD'nin 1970'lerin baĢına değin bir sır olarak gizlediği VX'in kimyasal
yapısını ilgilendirmekteydi. Sovyetler, bu bileĢik sınıfının zehirliliğini
öğrendiler ya da yapının bozulmuĢ bir versiyonunu elde ettiler; sonuç olarak
Sovyet V-gazı, aynı formül ile VX'den biraz farklı bir bileĢik olan S-82-
(dietilamino)etil)-o-etilisobutilfosfonotiolat yapısına sahiptir.
5). GÖZ YAġARTICI GAZLARIN TARĠHÇESĠ
Göz yaĢı gazları genellikle fazla solunmazlarsa öldürücü değildir; sümük
membrantları ile cilde lokal teması ve solunum ile insanları etkiler. Genel
etkileri, göz yaĢı ve aksırmadır; bu maddeler akciğer doku hastalıklarına
neden olabilirler ve akciğer ödemine (akciğer dokusunda aĢırı sıvı) yol
açabilir. Bu komplikasyonlar, temastan sonra saatler ile günler arasında
değiĢen sürelerde geliĢir.
Göz yaĢartıcı gazlar 19. Yüzyılın ortalarından beli bilinmektedir.
Kloropikrin (PS) önce 1848'de Pikrik asit (2,4,6-trinitrofenol) ile kalsiyum
hipo-kloritden sente edildi. Bu madde I. Dünya SavaĢı sırasında bu metotla
üretildi ve çatıĢma esnasında hem tahriĢ edici hem de öldürücü bir silah
olarak kullanıldı. Onun zehirliliği, klorpikrini zayıf bir kontrol maddesi
yapmasına karĢın, aynı zamanda bir toprak sterilantı, tohum dezenfektanı ve
örneğin metil violetin sentezde ara ürünü olarak kullanılmasını da mümkün
kılmıĢtır.
GeniĢ bir Ģekilde değerlendirilmesine karĢın, göz yaĢartıcı gazların
kullanımı, öldürücü kimyasal maddelerin kullanımından önce gelmektedir.
I. Dünya SavaĢı'ndaki birkaç taraf ülke, hemen hemen düĢmanlıklar
baĢladığından beri tahriĢ edici maddelerle doldurulmuĢ mühimmat
kullanıyorlardı. Etil brornoasetat, 1914 Ağustos'unda kloroaseton Kasım
1914'de ve ksilil bromür, ksililen bromür ve benzil bromür karıĢımları Ocak
1915'de kullanıldı. Brornobenzilsiyanür (CA), I. Dünya SavaĢı sonuna
doğru hem Fransız hem de Amerikalılar tarafından kullanıldı. Bütün bu
bileĢikler çok ciddi tahriĢ edicidirler.
I. Dünya SavaĢı sırasında alfa-kloroasetofenon (CN) göz yaĢartıcı gazı,
BirleĢik Devletler'de araĢtırıldı. Fakat üretim fabrikaları Kasım 1918'de hala
bitirilememiĢti. Bir çok ülke polisi I. Dünya SavaĢı ile II. Dünya SavaĢı
arasında kontrol maddesi olarak özellikle göz tahriĢ edici olan CN'yi
benimsedi. II. Dünya SavaĢı sırasında bütün taraf ülkeler çok miktarda CN
imal ettiler. 1950'li yıllarda CN kısıtlaması kaçınılmaz oldu. O-
Klorobenzilidin malononitril (CS) daha geniĢ etkilere sahip olduğu ortaya
çıkınca, CN'nin yerini aldı. CS göz yaĢartıcı gazı, çok ani etki eder ve ciddi
yanmaya, ağızdan nefes alma eğilimine, boğazda ciddi yanmaya ve
öksürmeye neden olur. Bazı vak'alarda bulantı ve kusma da olabilir. CS aynı
zamanda vücudun temas etmiĢ kısımları üzerinde yanma hissine neden olur.
Temiz hava hızlı bir panzehirdir. CS ve CN'nin her ikisi de fiĢeklerde
kullanılan katı maddelerdir. Alternatif olarak bunların sıvı çözeltisi MACEI
gibi ürünlerde aerosol spreyi dağıtabilir. Bu uygulamada, inert bir solvent
içinde %1 CN-%2CS, aerosol ağzından sprey edilir.
5/1). FĠZĠKSEL ÖZELLĠKLER
CS, CN ve PS'nin fiziksel özellikleri tablonun ilk bölümünde, BA, CA ve
CR'ninkiler 2. Kısımda verilmektedir.
TABLO CS CN PS
Görünümü Beyaz kristal Katı Beyaz-açık sarı-Toz Hafif yağımsı-Sıvı
Moleküler ağırlığı 188.62 154.60 164.3
Erime noktası 95-96 58-59,54,56.5 -64
Kaynama noktası 310-315 244-245 112
Buhar basıncı,mm Hg 0,00034 0.054 16.9
Suda Çözünürlük,g/L 1-5 <1 2.272
Organik Solventlerde aseton, dioksan, alkol,eter,CS2 benzen, CS2
Çözünürlük metilen klorür, benzen
Etil asetat, benzen
Havadaki konsantras- 1 0.105 184
Yon, mg/L
5/2). GÖZ YAġARTICI GAZLAR
CS:((2-klorofenil)metilen)propandinitril,
(o-klorobenzilidin)malonnitril,
klorobenzalmalonnitril
CN:2-Kloro-1-feniletanon,
2-kloroasetofenon,
Alfa-kloroasetofenon, fenasim klorür,
Klorometil fenil keton
PS: trikloronitrometan, kloropikrin
BA: 1-bromo-2-propanon, bromoaseton
CA: alfa-brornobenzenasetonitril,
alfa-brorno-fenilasetonitril,
brornobenzilsiyanür
CR: dibenzil ( b,f)(1,4) oksazepin
5/3). ĠKĠLĠ KĠMYASAL SĠLAHLAR
Ġkili kimyasal silahlar, iki ayrı nispetten zehirli olmayan kimyasalların
zehirli yeni bir kimyasal oluĢturduğu karıĢımlardır.
5/3-a). GB ĠKĠLĠ
Ġsopropilalkol ve isopropilaminin bir karıĢımı (OPA) ayrı bir kap içine
yerleĢtirilirken, metilfosfonil diflorür (DF) baĢlangıçta bir kaba konur. Silah
ateĢlendiğinde (veya baĢka bir deyimle "gönderildiği" zaman) kaplar
arasında bulunan disk kopar ve iki komponent GB oluĢturmak üzere
reaksiyona girer.
Ġ PrNH2
CH3-PO-F2 CH3-CH3-OH- - - - - - - - - -CH3-PO2-F-CH3-CH3
-i PrNH3F
5/4-b). GD ĠKĠLĠ
Metilfosfonil diflorür (DF) ilk önce bir kap içine yerleĢtirilir ve pinokolil
alkol ile bir amin karıĢımı ayrı bir kaba yerleĢtirilir. Silah ateĢlendiğinde
kaplar arasındaki disk kopar ve iki komponent GD oluĢturmak üzere havada
reaksiyona girer.
i PrNH2
CH3-PO-F2CH3CH3CH3CH3-OH-------CH3-POF-O-CH3CH3CH3CH3
-i PrNH3F
5/5-c). VX ĠKĠLĠ
O-etil O-2-diizopropilaminoetil metilfosfonit (QL) bir kaba alınır, diğer
kaba elemental kükürt konur. Silah ateĢlendiğinde (gönderildiğinde) kaplar
arasındaki disk kırılır ve iki komponentin reaksiyonu gerçekleĢerek VX
ürününü oluĢturur.
CH3O-PCH3-O-NCH3CH3-CH3CH3CH3-PO-OCH3-SN-CH3-SN-
CH3CH3CH3CH3
6). BĠYOLOJĠK SĠLAHLAR
BAZI BĠYOLOJĠK MADDELERĠN ÖZELLĠKLERĠ VE SEMPTOMLARI
TĠPĠ ADI ETKĠ HIZI ETKĠN ETKĠNLER KORUNMA
DOZAJI
B Bacillus Kuluçka: 8.000- AteĢ ve yorgunluk; Tedavi edilebilir.
Anthracis 1-6 gün 50.000 hafif bir iyileĢmeyle AĢısı vardır.
A *ġarbona Hastalığın spor birlikte,sonra ciddi
Neden olur. Süresi:1-2 gün solunum problemle-
K rinin aniden ortaya
Çıkması; Ģok, zatür-
T Çok yüksek re ve 2-3 gün içinde
Ölüm hızı ölüm.
E Yersinia kuluçka: 100- Kırgınlık, yüksek Tedavi edilebilir,
R Pestis 2-10 gün 500 ateĢ. Lenf bezleri AĢısı vardır.
*Vebaya Hastalığın organizma problemleri, cilt ya-
Ġ neden olur. Süresi:2-10 gün raları, oluĢması kan-
L malar, dolaĢım yet -
Liği ve ölüm.
E Ölüm hızı
DeğiĢkendir.
Brucella kuluçka: 100- AteĢ ve titreme içe- Antibiyotikler
R Suis 5-60 gün 1000 ren gribe benzer ile tedavi edilebi-
Organizma semptomlar, baĢ ağ- lir.
rısı, iĢtah kaybı, akli AĢısı yoktur.
*Brucello- depresyon, aĢırı yor-
sis'e neden Ölüm oranı gunluk,eklem ağrıla-
olur. %2 rı, terleme ve gastro-
intestinal semptom
Pasturella Kuluçka: 10-100 AteĢ, baĢ ağrısı, kır- Tedavi edilebilir
Tularensis 1-10 gün Organizma gınlık, genel rahat - AĢısı vardır.
Hastalığın sızlık, tahriĢ edici
*Tularemia' seyri:1-3 öksürük,kilo kaybı
ya neden haftadır.
Olur.
Ölüm oranı:
%30
TĠPĠ ADI ETKĠN HIZI ETKĠN ETKĠLER KORUNMA
DOZAJI
R Coxiella Kuluçka: Öksürme, ağrılar, Antibiyotikler
I Burnetti 2-14 gün ateĢ, göğüs ağrısı ile tedavi edile-
C Hastalığın 10 zatürre. bilir.
K *Q-AteĢine Süresi:2-14 Organizma AĢısı vardır.
E Neden olur. gün
T Ölüm oranı:
S %1
I
A
Variola Kuluçka: Kırgınlık,ateĢ,kus- Tedavi edilebi-
Virus ort.12 gün ma,baĢ ağrısı önce lir.
V Hastalığın 10-100 görülür. AĢısı vardır.
*Çiçek has- seyri: organizma 2-3 gün yaralarla
Ġ talığına ne- birkaç hafta devam eder.
den olur. AĢılanmamıĢ
R kiĢilerde ölüm çok bulaĢıcıdır.
Ü %35'dir.
S Venezuella kuluçka Ani ateĢ baĢlaması
L Beyin ilti- 1-5 gün ciddi baĢ ağrısı ve Özel tedavisi
habı virüsü Hastalığın 10-100 adele ağrısı. Yoktur.
Seyri 1-2 hafta Organizma Bulantı, kusma, ök-
E düĢük ölüm sürme, Ģiddetli bo- AĢısı vardır.
Oranı ğaz yanması ve ishal
R takip eder.
Sarı ateĢ kuluçka Ciddi ateĢ, baĢ ağrısı
Virüsü 3-6 gün öksürme, bulantı, Özel tedavisi
Hastalığın 1-10 kusma, kolay kana- yoktur.
Seyri organizma ma,düĢük kan basın-
cı, dahili vasküler AĢısı vardır.
1-2 hafta komplikasyonlar.
Ölüm oranı
%5
TĠPĠ ADI ETKĠN HIZI ETKĠN ETKĠLER KORUNMA
DOZAJI
Saxitoxin Dakikalar- BaĢ dönmesi, solu-
Z *Özel olarak saatler. Ġnsan num sisteminin
Kabuklular, ölümsel dozun ağırlığının felce uğraması ve
Midye tarafın solunmasından kg baĢına dakikalar içinde
E dan yenen sonra öldürüçü- 10 mikro- ölüm.
H Mavi-yeĢil dür. Gram
Ġ yosunlar ta-
rafından
R üretilir.
L Botulinum Etki süresi Zayıflık, baĢ dönme- Tedavi edile-
Toksini 24-36 saat vücut si, boğaz ve ağız ka- bilir.
E *Botulizme ağırlığının naması, bulanık gö-
neden olur. Hastalığın seyri: kg baĢına rüĢ, adelelerin zayıf-
R (Gıda zehir- 24-72 saat 0.001 laması.
lenmesi) Felce yol açan sinir
*Clostridium iletiminin kesilmesi AĢısı vardır.
Botulinum ölüm oranı Ani solunum yetmez-
bacterinum %65 liği ölüme neden
tarafından olabilir.
üretilir.
Etkili süresi vücut Zayıflık, ateĢ, ök-
Ricin birkaç saat ağırlığının sürme, akciğerlerde
Castor bean- hastalığın kg baĢına sıvı birikmesi Panzehiri
Lardan seyri 3 gün 3-5 mikro gr. Yoktur.
Stapilococcal Etki süresi AteĢ, titreme, baĢ
Enteretoix B 3-12 saat kiĢi baĢına ağrısı, mide bulantısı,Özel tedavisi
(SEB) Hastalığın 30 kusma, öksürme ve yoktur.
*Stapiloccocus seyri 4 hafta nanogram ishal
aureus kadar
tarafından
üretilir.
7). NBC SAVAġLARI
I. Dünya SavaĢı döneminden günümüze değin, giderek sinsi bir biçimde
geliĢtirilen ve her geçen gün çok daha etkin, çok daha ölümcül maddelere
ulaĢılabilmesi için, geliĢtirme ve araĢtırma çalıĢmaları sürdürülen, kısaca:
"NBC SavaĢları" olarak anılan: Nuclear-Biological-Chemical Wars
(Nükleer-Biyolojik-Kimyasal SavaĢlar) 21. Yüzyıl savaĢ teknikleri içinde en
etkin ve yaygın gücü oluĢturması kaçınılmaz bir gerçektir. Bu nedenle
Kimyasal ve Biyolojik silahlar ile ilgili ana hatlar yukarıda özetle akademik
ve bilimsel anlamda ifadeye çalıĢılmıĢtır.
Özellikle ele geçirme amaçlı taarruzlarda tercih edilmesi gereken savaĢ
tekniği kimyasal ve biyolojik silahlar olmaktadır. Nükleer silahlar hiçbir
zaman tercih edilmemektedir. Çünkü, kullanılan nükleer silahlar, kullanım
sonrasında radyasyon oluĢturduklarından bunların etkisi bölgede devam
etmektedir. Oysa ki, kimyasal silahların kullanımında tahrip sonrası etkisi
kaybolduğundan en uygun taarruz silahlarıdır.
Biyolojik silahların kullanımı ise; ikinci derecede riskli tiptir. BulaĢıcı ve
salgın hastalıklara yol açacak olması nedeniyle, iĢgale katılacak güçler için
de (korunmalarına karĢın) tehdit oluĢturur. Biyolojik silahlar, nükleer
silahlar nasıl kitle imha silahları ise; bunlar da kullanılan miktar ve etkilenen
canlı sayısına bağlı olarak bir kitle imha silahıdır.
7/1). KĠMYASAL VE BĠYOLOJĠK SĠLAHLARIN ÖNEMĠ
21. yüzyılda özellikle "geliĢmekte olan ülkeler" adıyla tanımlanan
ülkeler ile terör örgütleri kimyasal ve biyolojik savaĢa yöneleceklerdir.
Bunun en önemli nedeni, kimyasal ve biyolojik silahların nükleer silah
üretiminden çok daha ucuz ve kolay olmasıdır. Diğer bir nedeni de süper
güçlerin nükleer silah güçlerinin tehdidi ile karĢı karĢıya ağır baskılar
altında kalan geliĢmekte olan ülkelerin "savunma" ve "caydırıcı tehdit" gücü
elde edebilmek için, kendilerini bu silahlanmada haklılık içinde
görmeleridir.
21. yüz yılda "halklar"ın bağımsızlık savaĢına yönelmeleri kaçınılmazdır.
Halkların bağımsızlık savaĢı ise; 21. Yüz yılı terör yüz yılı haline
getirecektir. Bu kaçınılmaz geliĢmeler 20. Yüz yıl emperyalist güçleri
tarafından çıkarları doğrultusunda planlanarak uygulamaya konmuĢtur. 21.
yüz yılda geliĢecek olan her türden terör, -tıpkı 20. Yüz yılda olduğu gibi-
siyasal platformlarda "lanetlenecek" ise de sinsi ve gizli bir biçimde
geliĢmiĢ güçlerce desteklenecektir.
GeliĢmiĢ ülkelerin geliĢmekte olan ülkeleri kendi çıkarlarına uygun
rotalara yönlendirebilmek için, sözde bağımsızlık savaĢı sürdüren halkları,
gerçekte ise; terör gruplarını baskı aracı olarak kullanacağı, yaĢanılan son
yüz yılın son yıllarında belirgin ip uçları vermiĢtir. Bu ip uçları 21. Yüz
yılda özellikle Türkiye için, en büyük tehlikenin "etnik ve dinsel terör"
olacağını iĢaret etmektedir.
20. yüz yılda terör örgütleri -hangi siyasal görüĢte olurlarsa olsunla- silah
olarak "KalaĢnikov" kullandı. 21. Yüz yılda ise; terör örgütlerinin kimyasal
ve biyolojik silah kullanmaya yönelecekleri kesindir. Terör gruplarının
bugüne değin bu alana yönelmemiĢ olmalarının nedeni; gerekli bilgi
birikimi ve profesyonellik gerektiriyor oluĢudur. Ancak siyasal finans
gruplarınca finanse edilen terör grupları biyolojik ve kimyasal silah üretim
tesislerinin en iyi müĢterileri arasında yer alacaklardır.
Bu nedenle kimyasal ve biyolojik silahlar yeni yüzyılda çok daha etkin
ve yaygın bir savaĢ metodu olarak karĢımıza çıkacaktır.
7/2). KĠMYASAL VE BĠYOLOJĠK SĠLAH ÜRETĠMĠ
Yukarıdaki gerçeklerden hareketle Türkiye kimyasal ve biyolojik silah
üretimine yönelmeli ve bu alanda kontrolü elinde tutacak bir üretim ünitesi
kurabilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti toprakları dıĢında, kontrol altında
tutabileceği bir bölgede kuracağı kimyasal ve biyolojik silah üretim
fabrikası bu alanda etkin bir güç elde edilmesini sağlayacağı gibi,
Türkiye'ye yönelebilecek tehditleri önceden haber alıp gerekli önlemleri
alarak, tehditleri ortadan kaldırabilmesini de sağlayacak kesin bir çözüm
yolu olacaktır.
Kurulacak bir kimyasal ve biyolojik silah üretim tesisi, tüm dünyada
terör gruplarını denetlenerek kontrol altına alınabilmesini
sağlayacaktır.
BÖLÜM: IV
8). GENEL DEĞERLENDĠRME
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet göstermekte olan
"Ergenekon"un dikkatlerine sunulan bu analiz ve öneri çalıĢmasının amacı,
kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmenin kaçınılmaz gerekliliğine
olan inancımızdır. Bu noktada ifade etmekte yarar görüyoruz ki; Körfez
SavaĢı'nda, Halil Bezmen'in sahibi olduğu "Tarım Koruma" üretim
tesislerinde gizlice üretilen kimyasal silahların, yine örtülü yollardan
Saddam yönetimindeki Irak'a gönderilmiĢ olması üzerinde durulması
gereken bir geliĢmedir. Körfez SavaĢı'nın gizleri arasında yer alan kiĢisel
çıkarlara dayalı bu giriĢim de kanıtlamaktadır ki; kimyasal ve biyolojik
silahlar sanıldığından çok daha önemlidir.
Türkiye, kimyasal ve biyolojik silah üretimini gerçekleĢtirebilecek bilgi
donanımına sahip genç bilim adamlarına sahiptir. Bu alanda faaliyet
gösterecek bir üretim tesisini kurup iĢletmeye sokmakla kalmayıp, bu alanda
bugüne değin geliĢtirilebilmiĢ mevcut silahlardan çok daha etkili ve güçlü
yeni silahlar üretebilecek yetenekte insan kaynağına sahip olunması
görmezden gelinmemelidir. Bu alanda üretim gücüne sahip yeteneklerin
değerlendirilmemesi ve görmezden gelinmeleri halinde gelecekte baĢka
güçlerin kontrolünde çalıĢmalara yönelebileceklerini de göz ardı etmemek
gerekir.
Türkiye'nin nükleer silah üretimini gerçekleĢtirebilecek finans kaynağı
olmadığı gibi, bu alanda üretim gerçekleĢtirebilecek profesyonellikte bilgi
birikimine sahip bilim adamı da yoktur. Buna karĢın kimyasal ve biyolojik
silah üretimini kolaylıkla sağlayabilecek insan kaynağı vardır. Bu
potansiyelin mutlaka değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dünya SavaĢı'ndan yenik, periĢan ve parçalanmıĢ olarak çıkan Federal
Almanya Cumhuriyeti, 50 yıl gibi çok kısa bir süre içinde geliĢmekle
kalmamıĢ; Avrupa'da olduğu gibi Ortadoğu, Kafkaslar ve Uzak Asya'da
etkili bir güç olduğunu hissettirebilmiĢtir. Bu baĢarısını ise; kimyasal
üretimde dünya kartelini elinde tutmasına borçludur. Çok ucuz maliyetli
kimyasal üretim Almanya'ya umulduğundan çok daha büyük bir ekonomik
ve siyasal güç kazandırmıĢtır.
Bugün Federal Almanya Cumhuriyeti'nin siyasi organlarının finanse
ettiği pek çok sivil toplum örgütü legal kuruluĢlar olmakla birlikte istihbarat
ofisleri olarak faaliyet gösterdikleri ülkelerde kendi çıkarları adına büyük
baĢarılar kazanmaktadır. Bunca ülkede bunca sivil toplum kuruluĢunun
finansı ise; kimyasal üretimden elde edilen kaynaklardan rahatça
karĢılanabilmektedir.
Türkiye, gerektiği oranda ağır sanayii yatırımlarına yönelemezken, çok
ucuz maliyetle çok büyük karların elde edilebildiği kimyasal üretime
yönelmemiĢtir. Ki; bu büyük bir talihsizliktir. Çünkü, bu alanda yeterli insan
kaynağı vardır ve hiç değerlendirilmemiĢtir. Türkiye'nin bu alandaki
yetiĢmiĢ insan kaynakları ticari piyasada Alman kimya üretim tesislerinin
birer pazarlamacısı durumuna düĢmüĢ, al-satçı olmuĢlardır. Oysa ki; bu
yetiĢkin bilim gücü, hemen hemen sıfır maliyetle üretime yöneltilebilir ve
Türkiye'ye muazzam bir finans sektörü oluĢturabilirlerdi.
Ergenekon, Türkiye'nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığına çok büyük
katkıları olabilecek bu çalıĢmaları rahatlıkla organize ederek
gerçekleĢtirebilir. Ayrıca 21. Yüzyılda dünyanın en önemli sorunu haline
gelecek olan terör gruplarını kontrol altına alırken, küçümsenmesi olanaksız
büyük bir finans gücünü de elde edecektir.
Burada yer verilen ve “ kara bilim” olarak tanımlanan bilimsel araĢtırma
faaliyetlerinin günümüzde ulaĢtığı nokta, yalnızca “açığa” çıkan verilerden
yola çıkılarak hazırlanan bu çalıĢmada hiz kuĢkusuz ki net olarak
belirlenebilmiĢ değildir. Ancak, yıllar öncesinden büyük finans
kaynaklarıyla baĢlatılan ve nerede ise yüzyılı tamamlamıĢ olan “kara bilim”
adlı bu “savaĢ endüstrisi” ile elde edilen güç ve yerkürede oluĢturduğu
“tehdid”e dikkat çekilmek istenmektedir.
Türkiye, her konuda olduğu gibi bu konuda da çok yazık ki, gerekli
çalıĢmalardan yoksun kalmıĢtır. Çok ağır koĢullar içinde “yorgun” ve
“eğitimsiz” bir toplum ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bugün genç,
dinamik ve oldukça enerjik olmakla birlikte yönetim kadrolarının
baĢarısızlıkları nedeniyle çağına yetiĢememiĢtir. Bunun yanısıra, eğitimli
insan kaynaklarını adeta “yitirmek” için çok büyük çaba göstermiĢtir. Pek
çok bilimadamı ülkeyi terk etmiĢ ve geri dönmemiĢtir. Ve yine pek çok
sanatçı ile aydın, “güven”siz dolu yaĢam ve gelecek endiĢelerinden
kaynaklanan faktörlerle Türkiye‟yi terk etmiĢtir. Bu eğitimli ve aydın insan
kaynaklarını yitirmiĢ bir Cumhuriyet, içinde barındırmayı baĢarabildiği
ancak, “küskün” bilim insanları, aydınları ve sanatçıların “yaratıcı” ve
“üretken” yaĢam modellerinden mahrum bırakılmaları nedeniyle ülkelerine
ve insanlığa hizmet üretiminde bulunamamıĢlardır.
Dünyanın pek çok ülkesinde sayısız örnekleri görülmüĢtür ve görülmektedir
ki, ülkeler kendi uluslarından olmayan pek çok yabancı bilim ve sanat
insanından sonuna değin yararlanmayı bilmiĢler ve bu yolla güçlü devlet
olmuĢlardır. Kendi halkının kanını taĢımadıkları halde onca yabancı bilim
ve sanat insanını bağırlarına basıp tüm kaprislerine boyun eğebilecek denli
“güçsüz” olmaya razı olabilen ülkeler, gerçekte “güçlü” ve hatta “Süper
Güç”ler olduklarını tarih sahnesinde yineleyip durmaktadırlar.
Öte yanda Türkiye Cumhuriyeti, kanı ve inancı bir olan halkın bireyleri
karĢısında her plâtformda “güçlü” olmaya özen göstermiĢ, bunun her alanda
ve her an anımsanabilmesi gerekliliğine inanmıĢ ve ulusal plolitika haline
getirdiğinden, bireyleri ve halkı üzerinde baskı oluĢturmuĢtur. Halk,
mensubu olduğu güçlü devlet karĢısında ezilmiĢ, devletinin onca gücüne
karĢın kendi varlığından duyduğu endiĢeler karĢısında hep ĢaĢkın kalmıĢtır.
Ne zaman, ne Ģekilde suçlanacağını bilemeyen birey, adım atmaktan korkar
hale gelmiĢtir.
Bugün hiçbir Türk kimyacısı kendisine kurduğu bir lâboratuarda teorileri
doğrultusunda deneyler ve araĢtırmalar yapmaya cüret edemez. Çünkü,
yarın kapısının çalınıp “hangi terör örgütü için patlayıcı ürettiğinin sorulup
sorulmayacağının” güvencesine inandırılamaz. Günümüzde hiçbir fizik
insanı, devlet kademelerinden birisine baĢvuruda bulunarak, –kaldı ki böyle
bir sistem mevcut değildir- “Benim bir teorim var ve bunu geliĢtirip
uygulayabilmek için araĢtırma olanağı tanınmasına gereksinmem var,”
diyemez. Ama bir hayali ihracatçı dilediği bankayı dilediği kadar
soyabilmek için, devletin her kademesinden kendisine güçlü ortaklar
bulabilir. Hiçbir Türk aydını, sanatçısı, yazarı, bilim ve düĢünce insanı, çok
değil, 75 yıl öncesinde atalarının bir an bile tereddüt göstermeksizin kan ve
can verdiği bu topraklar üzerinde oynan kirli ve ulusal çıkarlara aykırı
oyunlar üzerine ne düĢündüğünü ifade edemez. Eğer bu sakıncalı “ihaneti”
yapmaya kalkıĢacak olursa, günün birinde baĢına ne geleceğini kimseler
bilemez. Fakat bu gerçeği de tüm dünya çok iyi bilir.
Ülkeleri bağımsız birer ülke haline getiren elbette ki öncelikle akan kandır.
Fakat bir baĢka gerçek daha vardır ki, ülkelerin bağımsız olarak varlıklarını
koruyup geliĢebilmeleri için de öncelikle sanatsal ve bilimsel üretim
yoğunluğu o akıtılan kanlar değin yaĢamsaldır. Bu gerçeği görmek
istememek ise, “geri” kalmak ve “bağımsızlık” faktörünü tümden hiçe
saymaktı.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk‟ün hastalığına Türk doktorlar çare
bulmaya çalıĢmıĢ olsalardı –Ki, öngörü yetisi muazzam Atatürk, “Beni Türk
doktorlarına emanet edin” demiĢtir- bugün ölüm nedeni olarak öne sürülen
sözde “siroz” teĢhisi üzerindeki “sis perdesi”nden söz edilmesi olanaksız
olacağı gibi, ulusundan zamansız kopartılması da mümkün olmayacaktı.
Atatürk‟ün vefatı üzerinde derin ve ciddi kuĢkular vardır. Çünkü, ölüm
nedeni iddia edildiği gibi siroz değildir. Bugün pek çok olayda açığa
çıkmaktadır ki, “kara bilim”in loĢ ıĢığında geliĢtirilen bilimsel entrika ve
komplolar sonucu tarih tekrar tekrar yeniden yazılmaktadır. Atatürk‟ün
hastalık döneminde yabancı doktorlar tarafından “virüs” verilip verilmediği
tartıĢmaya ciddi biçimde açık bir konu olarak karĢımızda durmaktadır.
Çünkü, “biyolojik silah” sanayinin faaliyete geçtiği Alman kimya, biyolojik
araĢtırmaları ve gerçekleĢtirdikleri deneyler ile uygulamaları açığa çıkmıĢ
durumdadır.
Atatürk sonrası Türkiye Cumhuriyeti çok yanlıĢ bir politika izmiĢ ve ulusal
çıkarlar sadece siyasi kadrolara teslim edilmiĢtir. Oysa ki, bir ulusun
bağımsızlığı, ulusal çıkarları ve bilimsel kültürel geliĢimi yalnızca bilim ve
sanat insanlarının üretimleri üzerinde yükselebilir. Bu gerçeği hiçe sayan
yönetim kadroları, “her alanda ve her konuda yeterli otorite” olarak
kendilerini görmüĢler ve ülke bu nedenlerden ötürü her alanda geri kaldığı
gibi, aynı kan, inanç ve kültür birikimine sahip ulus kendi içinde etnik,
kültürel ve siyasal bölünme noktasına taĢınabilmiĢtir. Oysa ki, bir ulusu
bölünmez kılmanın tek harcı bilim ve sanattır. Ekonomik etkenler dahi çok
sonra gelir.
21. yüzyıl Türkiye‟sinde yönetim kadroları yukarıda özetle iĢaret edilen
hususlara gerekli özeni göstermek durumundadır. Aksi halde dinsel, etnik ve
kültürel parçalanma taleplerinin ardı arkası kesilmeyecek, ekonomik
koĢulların da etkili ivmesi ile giderek hız kazanacak, devlete olan güveni
tümden yok olma aĢamasına gelen halk katmanları “müstemleke” olmaya
razı hale gelecektir.