Embed
Email

3c3HAARP NBC

Document Sample
3c3HAARP NBC
Shared by: HC111126101113
Categories
Tags
Stats
views:
11
posted:
11/26/2011
language:
Turkish
pages:
86
HAARP

VE

NBC SĠLAHLARI









ĠSTANBUL / 26. MART. 2000

ELEKTRĠĞĠN TANRISI





ADI : NĠKOLA TESLA

SUÇU : ĠNSANLIĞA EVRENSEL HĠZMET

CEZASI : TARĠHTEN SĠLĠNMEK (!)

SAVCI : KAPĠTAL

YARGIÇ : ABD DOLARI









TESLA DAHA YAġARKEN ELEKTRĠĞĠN TANRISI OLARAK ANILMAYA

BAġLAMIġTI. KĠMĠLERĠNE GÖRE GELMĠġ GEÇMĠġ EN BÜYÜK MUCĠT,

KĠMĠLERĠNE GÖRE ĠSE TAM BĠR DELĠ GERÇEKTE ĠSE, BĠR RADĠKALDĠ



MĠLYONLARCA VOLTLUK ELEKTRĠK AKIMLARININ HER TARAFA

SIÇRADIĞI BĠR ODADA SAKĠNCE KĠTABINI OKUYABĠLECEK KADAR

EGEMENDĠ ELEKTRĠĞE





EDĠSON‟UN DOĞRU AKIM ENDĠSTRĠSĠNĠ YOK ETMĠġ, OLUġTURDUĞU

ALTERNATĠF AKIM SĠSTEMĠYLE YENĠ BĠR ENDÜSTRĠ DÜZENEĞĠ

KURMUġ, BU DÜZENEK ÜZERĠNDEN WESTĠNGHOUSE VE GENERAL

ELECTRĠCS GĠBĠ DEV TEKELLER TÜREMĠġTĠ. HEPSĠNĠ KABLOSUZ

ENERJĠ ÜRETĠMĠ VE BEDAVA ELEKTRĠK ĠLE TEHDĠT EDĠNCE...









B ilim ve sanat tarihini incelerken, insanlığın dönüm noktalarını inĢa

eden portreler arasında kurulan tarihsel materyalist iliĢkiler zincirinin

halkaları arasına üç kiĢiyi oturtmakta daima güçlük çekilmiĢtir. Bu kiĢiler,

1450-1516 yılları arasında yaĢamıĢ Hollandalı ressam Hieronymus Bosch,

19. yüzyıl Katalan mimarı Antoni Gaudi ile Sırp fizikçi Nikola Tesla‟dır.

Her üç isim de kendilerinden önce devraldıkları tarihsel mirası, yaĢadıkları

dönemlerin çok ilerisine sıçratmıĢlardır.



Bugün Hieronymus Bosch resmi, Ortaçağ Rönesans döneminden ziyade,

20. yüzyılın sürrealist ekolü içinde değerlendirilmektedir. ÇağdaĢı olan tüm

sanatçılar Meryem ve Ġsa resimleri yaparken, Bosch kendi köĢesinde yaptığı

resimlerde dini kurumları yermiĢ ve 500 yıl sonrasının sanat ekollerinden

sürrealizmin temellerini atmıĢ, gerek Salvador Dali ve gerekse de Picasso‟ya

ilham kaynağı olmuĢtur. Sanat tarihinin bir diğer aydınlık ismi olan Antoni

Gaudi de oluĢturduğu mimarlık ekolü ile mimarlık tarihinin içine adeta bir

bomba gibi düĢmüĢtür. Kendinden önce ve sonra devraldığı ve devrettiği bir

gelenek yoktur. Bu yüzden de dünyanın tüm mimarlık okullarında, mimarlık

tarihi ders programlarında yer alır ve “Gaudi Mimarisi” ayrı bir baĢlık

altında okutulur.



Ve Nikola Tesla... Bilim tarihinin elektrik ve elektronik alanında 19, yüzyıl

sonları ile 20. yüzyılda gerçekleĢtirilen tüm buluĢların altındaki tek imza

olan Tesla‟nın üzerindeki giz perdesi ancak ölümünün üzerinden 57 yıl

geçtikten sonra yavaĢ yavaĢ aralanır gibi olmaya baĢlamıĢtır.



Tesla‟nın üzerine Pentagon tarafından çekilen giz perdesinin altında, 20.

Yüzyıl bilim tarihinin, sonuçları çok ağır olacak hesaplaĢmalar yatar.. Bu

hesaplaĢmanın birincisi elektriği hayatımıza sokan Michael Faraday değil,

Nikola Tesla‟dır. Faraday‟ın tek yaptığı kaleme aldığı önemli yapıtları olan

“Elektrik Üzerine AraĢtırmalar” adlı eserinde elektrik ve manyetizma

arasındaki iliĢkilerin deneylerini göstermiĢ olmasıdır. Elektriği baĢta ampul

olmak üzere yaĢamımıza sokan, radyoyu, radarı, flüoresan ampulü,

bilgisayarı, faks makinasını ve daha aklımıza gelebilen bütün elektrikli ve

elektronik aletleri geliĢtiren Tesla olmuĢtur. Ancak onun tüm bu baĢarılı

buluĢları ve insanlığa verdiği hizmetlerin üzeri Pentagon emperyalizminin

sadık bekçileri FBI ile CIA tarafından türlü entrikalarla örtülmeye çalıĢılmıĢ

ve yaĢarken tarih sahnesinden adeta silinmek istenmiĢtir.



General Electrics, Westinghouse, Marconi and Morgan gibi ABD

endüstrisinin dev tekelleri Tesla‟nın buluĢları üzerinde ĢekillenmiĢ, fakat

kendisi hayatı boyunca hiçbir kurumsal iliĢkiye girmemiĢtir.



ABD‟nin bu dev tekelleri General Electrics‟in direktifleri doğrultusunda

Tesla‟yı sumen altı etme kararı almıĢlardır. Neden? Tesla, parasız ve doğayı

kirletmeyen bir elektrik üretiminin mümkün olduğunu açıklamıĢtır. Bu

açıklaması baĢta General Electiric olmak üzere tüm ABD Ģirketlerini paniğe

düĢürmüĢ ve bütün kapılar yüzüne kapatılmıĢtır. BeĢ kuruĢ parasız ve borç

içinde New York‟ta bir otel odasındaki ölümü derin anlamlar içerir.



19. yüzyıldan 20. yüzyıla girerken en önemli değiĢim burjuva devrimlerinin

yarattığı toplumsal ortam sayesinde geliĢen bilim ve ardından gelen

teknolojik devrimlerle yaĢandı. Sanayi devrimi, buharlı makinaların icadı ve

çok kısa süre sonra elektrikli motorlar derken otomobiller, uçaklar ve uzay

araçları. Dünyanın 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra nasıl muazzam bir

teknolojik geliĢim yaĢadığını gösteren güzel bir örnek vardır. M.Ö. 7.

yüzyılda Odysseia‟nın gemilerinin hızı yelkenle gittiklerinde saatte 3 mil

kadardır. 6-4. Yüzyıllarda ise bu hız ancak 3 kat arttırılabilmiĢtir.

Denizcilikte önemli geliĢmelerin yaĢandığı 16. Yüzyılda ise günlük hız 2

bin sene öncesinden ancak 40 mil fazladır. Ancak buharlı gemilerle birlikte

ulaĢım hızı büyük ölçüde artmıĢtır. Artık niceliksel değil niteliksel bir

değiĢimden söz edilmektedir. (1) Ve 19. Yüzyılın sonlarında telgraf ve

radyonun icadıyla ulaĢım ve iletiĢimin yolları birbirinden ayrılmıĢ, dünya

bugün iddia edildiği bir “global köy” olma rotasına girmiĢtir. Mekânların

uzaklığı iletiĢimde önemini yitirmiĢtir.



1900‟ün baĢlarında daha ilk uçuĢ denemeleri yapılırken insanoğlu bundan

sadece 50-60 yıl sonra uzaya çıkmaya baĢlamıĢ, 1969 yılında Ay‟a ayak

basmıĢtır. Tüm insanlık tarihine baktığımızda bu büyük değiĢimler çağının

yaĢanmasını sağlayan, burjuva devrimleri ve ardından bu sosyâl yapı ile

sınırlı teknolojik devrimler olmuĢtur. ĠletiĢim ve teknolojileri, çağımızın en

önemli belirleyicilerindendir. Bu açıdan bakıldığında bugünkü dünyanın

yaratıcılarından en önemlisi ve o oranda da en “unutturulmuĢ” olanıdır.

Uzak görüĢlülüğü toplumsal sistemin sınırlarının dıĢına çıkmıĢ ve

kaçınılmaz olarak bastırılmıĢtır. Ancak, onca çabaya karĢın yinede adının

literatürlerden silinmesi baĢarılamamıĢtır. Çünkü Tesla, gerçekleĢtirdiği

buluĢlarıyla ölümsüzlüğe imza koymayı baĢarmıĢtır. Onun hakkında bir

araĢtırmacı Ģunları ifade etmektedir:



“... Bilgisayarınızda çalışırken Tesla‟yı anımsayın. Onun “Tesla Bobini”

yüksek voltajlı resim tüpünüzün çalışmasını sağlamaktadır. Evinizde

kullandığınız elektrik Tesla‟nın “Alternatif Akım” (AC) jeneratöründen

geçmekte, “Tesla Jeneratör”den geçmekte ve evinize 3 fazlı “Tesla

Enerjisi” getirmektedir.. Tesla‟nın icatları bugün her yerdedir..” ( 2)



Nikola Tesla portresi çizebilmek için 8. Ocak. 1943 gecesine gitmek

gereklidir. Tesla‟nın 5. Ocak ile 8. Ocak tarihleri arasında Hotel New

Yorker‟daki odasında tek baĢına kalp yetmezliğinden öldüğü tahmin

edilmektedir. Otel görevlilerine rahatsız edilmek istemediğini söylemesi ve

günlerce odasından dıĢarı çıkmaması bir alıĢkanlık haline geldiğinden,

ölümünün üzerinden 2-3 gün geçmesine karĢın kimse öldüğünü fark

etmemiĢtir. 8. Ocak gecesi, diğer tüm Yugoslav mültecileri gibi FBI

gözetiminde olan Tesla‟nın mülteci yeğeni Sava Kosanovich, yanında iki

bilim editörü George Clerk ve Kenneth Sweezey ile birlikte Tesla‟nın

odasına girer. Otelin üç yöneticisi ve Yugoslav Büyükelçiliği‟nden bir

temsilcinin tanıklığında Kosanovich, Tesla‟nın vasiyetini arar, yazılarını ve

deney aletlerini toparlar. (Toplanan bu eĢyalar bugün Belgrad‟daki “Tesla

Müzesi”nde sergilenmektedir.) Aynı gece Pentagon'dan Albay Erskine

FBI‟yı arayarak harekete geçirir ve Tesla‟nın öldüğünü haber verir. FBI

yetkilileri, yabancılar Dairesi Komiseri Fitzgerald ile birlikte, otel odasına

girerler ve Tesla‟nın tüm eĢyaları iki büyük kamyona yüklenir. Tüm

araĢtırma kağıtları ve makaleleri, “Manhattan Storage and Warehouse Co.”

Adlı New York‟taki bir depo Ģirketine gönderilir. Bu depoyu Tesla 1934

yılından beri kullanmaktadır. FBI kayıtlarında Tesla‟nın makalelerinin 50

kutu içerisinde depolandığı yer almaktadır. Yabancılar Dairesi, ABD Deniz

Kuvvetleri Ġstihbarat Servisi‟ni arayarak Tesla‟nın tüm makalelerini ve

araĢtırma kağıtlarının mikrofilme çekilmesini emreder.





1

Ünsal Oskay, 1993, kitle ĠletiĢimin kültürsel ĠĢlevleri, Der Yayınları/Ġstanbul s:5-6

2

Dave Samel, 1987. The Greatest Hacker of All Time, Http://w.w.w.

newphys.se/elektromagnum/physics/keelyNet/energy/tesla4.asc. S.7

8. Ocak gecesinin bu yoğun trafiğinde FBI‟a yeni bir bilgi ulaĢır: Tesla 1932

yılında Grosvenor Clinton Hoteli‟nin emanetine depozitini peĢin ödeyerek

bir kutu bırakmıĢtır. ABD devlet baĢkanı bilim danıĢmanlığı FBI‟a kutunun

içindeki dökümanların derhal alınması talimatını gönderir. Kutunun içinde

Tesla‟nın kablosuz enerji aktarımı projesi, yeni bir torpido silahının plânları

ve çalıĢma modeli ile Tesla‟nın “Ölüm IĢını” adını verdiği yüksek dalga

frekans silâhının projesi vardır. FBI‟ın toparladığı tüm belgeler ve projeler,

ABD Devlet BaĢkanı‟nın emriyle FBI tarafından “Top Secret” olarak

mühürlenir ve projelerin kamuda tartıĢılması yasaklanır. Tüm bunlar bir

gece içerisinde 8. Ocak 1943 tarihinde gerçekleĢir. Böylece Nikola Tesla ve

araĢtırmalı Pentagon‟un yarattığı yapay ve kalın bir sis perdesinin ardına

itilir.



FBI kayıtlarında, Tesla‟nın ölmeden önce 5. Ocak günü Pertagon‟dan Albay

Erskine‟i aradığı ve “Teleforce” adını verdiği mikrodalga silahını

Pentagon‟a vermek istediği, fakat Albay Erskine‟in telefondakinin bir deli

olduğunu düĢünerek, ciddiye almadığı iddia ediliyor. Tesla biyografisindeki

FBI‟ın bu üçüncü sınıf polisiye roman senaryosu önemli. 5. Ocak günü

Tesla‟yı anımsayamayan Albay Erkine 8. Ocak gecesi, Yugoslav

Büyükelçiliği‟nin Tesla‟nın otel odasına girdiğini haber alır almaz FBI‟ı ve

Deniz kuvvetlerini nasıl harekete geçirmiĢtir? Bu sorunun yanıtı ise; FBI

kayıtlarında bulunmuyor!



Nikola Tesla adı Amerikan kamuoyunda o günlerde yakından bilinen

“sansasyonel” bir içeriğe sahip. AraĢtırmaları Pentagon tarafından yakından

izleniyor ve FBI tarafından sürekli izleniyordu. Tesla öldüğünde yaĢamını

Yugoslav Hükümeti‟nin kendisine bağladığı maaĢla sürdürüyor ve Yugoslav

büyükelçiliği ile yakın temas içindeydi. Dolayısıyla Pentagon‟u aradığı

iddiasının temeli çok zayıf kalmaktadır.



FBI‟ın tüm kaygısı Tesla‟nın araĢtırmalarının Sovyetler Birliği

Kızılordusu‟nun eline geçmesi olasılığıydı; ki bu araĢtırmaların önemli bir

bölümünün Sovyetler‟in eline geçmiĢ olduğu da Sovyet bilim tarihinin

geliĢimi içerisinde görülmektedir. Tesla‟nın tüm kaygısı Alman faĢizminin

durdurulması gereğiydi ve bilimsel çalıĢmalarını da bu yüzden silâh

tasarımlarına yöneltmiĢti. Tesla‟nın “mikrodalga silâh” tasarımı ile

“deprem” ve “tsunami silâhı” uzun yıllar boyunca bir söylenti olarak kaldı.

Uluslararası bilim çevreleri genelde bunun bir palavra olduğunu iddia

etmelerine karĢın söylentiler doğruydu.



18. Ekim. 1993‟de ABD Savunma Bakanlığı, kısa adı “HAARP” olarak

bilinen projenin “High Frequency Active Auroral Research Program”ın

Gakona/Alaska tesislerinde baĢlatıldığını açıkladı. Raythenon Corporation

tarafından hayata geçirilen proje, Alaska/Massachusettes, Stanford, Peen

State, tulsa, Clemson, Maryland, Cornell ve UCLA olmak üzere ABD‟nin 9

üniversitesi ve MIT‟nın ortaklığı ile uygulamaya kondu. HAARP projesinin

patenleri (ABD Patent Dairesi‟nde 4.686.605, 4.712.158 ve 5. 038.664 no‟lu

kayıtlarıyla) Bernard Eastlund tarafından alındı. Her üç patentin ilk kayıtları

Nikola Tesla adına kayıtlı ve bu patenleri Colorado testlerinden sonra

almıĢtı. Bernard Eastlund, bu üç patentin geliĢtirilmesi patenti ile kayıtlara

geçti.



Patentlerin içeriği ise Ģöyle:

1). 4.686.605: Dünya atmosferinin, iyonosferin ve/veya magnetosferin

değiştirilmesinin metodu.



2). 4.712.158: Seçilmiş bir bölge üzerinde suni elektron silikonu

oluşturma metodu.



3). 5.038.664: dünya yüzeyinde rölativik partüküller oluşturma

metodu.



Söz konusu son patent Tesla‟nın “ölüm ıĢını” adını verdiği ve düĢman

kuvvetlerinin elektronik sistemini felç ederek elektronik bir duvar oluĢturan

sistemdir. Gerek “Körfez savaĢı”nda ve gerekse Yugoslavya‟nın

bombalanmasında kullanılmıĢtır.



Tesla‟nın sürekli tartışılan “deprem” ve “tsunami” silahının üzerindeki

sır perdesi de 1999 yılının Eylül ayında, Yeni Zellanda Savunma

Bakanlığı‟nın açıklaması ile su yüzüne çıktı. Yapılan resmi açıklamada,

1943 ve 1944 yıllarında ABD‟li bilim adamlarının Yeni Zellanda‟ya bağlı

takım adalarında “tsunami silahını” denedikleri ve seçilen kıyı

parçalarının deniz altında oluşturulan deprem dalgasının yarattığı dev

dalgalarla başarılı bir şekilde vurulduğu belirtildi.



Yine 1997 yılında Rus Uzay İstasyonu MIR‟den yapılan açıklamada

Tesla‟nın Colorado deneylerinin doğru olduğu ve şimşeklerin

atmosferdeki belli katmanlarda ve düzenli bir şekilde gerçekleştiği

belirtildi.



KuĢkusuz Tesla‟nın yaĢamındaki en ironik yan, buluĢlarının patentlerinin

hep baĢkaları tarafından alınmıĢ olmasıdır. Bu patent mücadelelerinden bir

tanesi, Amerikan adaletinin en yüksek karar mercii olan “Supreme Court”

(ABD Yüksek Adalet Mahkemesi) 1943 yılında daha önce Marconi

karĢısında yitirdiği ve kendi buluĢu olan “Radyo”nun o güne değin hatalı bir

biçimde Marconi ismi ile anılmasını durduran karar; Tesla‟nın ölümünden 6

ay sonra, radyoyu ilk bulan kiĢinin Marconi değil Nikola Tesla olduğu

mahkeme kayıtlarına geçerek tarihe mâl olmuĢtur.



Dönemin ABD Devlet BaĢkanı Wallace, FBI ve ABD Deniz kuvvetleri

tarafından hayatı “Top Secret” olarak damgalanan Nikola Tesla, hayatı

boyunca kimseyle yakın bir iliĢki kurmadı.



Doğu ve Batı Avrupa dillerinin tümüne yazılı ve sözlü olarak hakimdi.

Muazzam denilebilecek bir kültür birikimine sahipti. Hayatı boyunca hiçbir

Ģirket ya da kurum ile sürekli bir iliĢki kurmadı. Hiçbir kurumsal yapı inĢa

etmedi. Belgrad‟daki “Tesla Müzesi” ölümünden çok sonra Yugoslavya

Hükümeti tarafından kuruldu. BuluĢlarının patentlerini alma becerisini

gösteremediği için, çalıĢmalarının üzerinden daima baĢkaları büyük

baĢarılar kazandılar. Uluslararası bilim toplantılarını, söz sırası kendisine

geldiğinde yarıda bırakıp, bahçedeki güvercinleri beslemeyi tercih etti.



Çocukluğundan beri doğayı gözleme tutkusu içinde oldu. Nerede nasıl

davranacağını ve nasıl konuĢacağını hiçbir zaman bilemedi. Hayatı boyunca

kendi dünyasında yaĢadı. Tüm bu özellikleri ile belki de gelmiĢ geçmiĢ en

ünlü otistiklerden birisiydi. Fakat kesin bir Ģey var ki, 20. yüzyıl teknik

uygarlığı tek baĢına onun beyninin içinde gerçekleĢti.



1856 yılında 10 Temmuz‟u 11 Temmuz‟a bağlayan gece, o zamanlar

Avusturya-Macaristan Ġmparatorluğu‟na bağlı olan Hırvatistan‟ın güneybatı

kesiminde yer alan küçük bir köy olan “Smiljan”da doğdu. Doğduğu gece

müthiĢ kasırgalı ve ĢimĢekliydi. Doğum sırasında çakan muazzam ĢimĢekten

korkan ebesi, annesi Djuka‟ya “Bu çocuk olsa olsa ĢimĢeğin çocuğu

olabilir” demiĢti. Annesinin güncesindeki bu satırlar, ilginç bir Ģekilde

yaĢamını belirleyecek ve Tesla‟nın günlük defterlerinden edinilen bilgiye

göre 3 yaĢından itibaren “elektrik” ve “ĢimĢek” denilen Ģeyi hep merak

edecekti. 80‟li yaĢlarında kendisiyle yapılan bir söyleĢide Ģunları

söylemiĢtir:



“80 yıldır kendime her gün bu elektriğin ne olduğunu soruyorum. Halen

de yanıtını bulamadım.”



Ailesi Sırp asıllıdır ve babası köydeki Ortadoks Kilisesi‟nin rahibidir.

Annesi okumamıĢ olmakla birlikte, onun okul öncesi eğitiminde çok önemli

bir yere sahiptir. Tesla‟nın yaĢam boyu bir takıntı haline getirdiği, yemeğini

yemeden önce tabaktaki yemekle ilgili kübik hesaplamaları aklından

yapmak ve bitirmeden yemeğe baĢlamamak, annesiyle yaptığı

çalıĢmalardaki zihinsel hesaplama egzersizlerinden kalma bir alıĢkanlıktır.

Annesinin mucitlerle dolu bir soydan geldiğini ve evdeki yaĢamı

kolaylaĢtıran araç gereçleri onun tasarladığını anlatır ve birlikte yaptıkları

egzersizlerden Ģöyle söz eder: “Bu eğitim her türden egzersizi kapsardı,

baĢkasının düĢüncesini tahmin etme, bazı ifadelerdeki eksikleri bulma, uzun

cümleleri tekrarlama ve zihinsel hesaplamalar yapmak..” ( 3)



Bir papaz olan babası ise, yine olabildiğince ilginç bir insandır. Çok okuyan,

birkaç dil bilen ve ezber yeteneği bazı klasikleri tekrarlayabilecek kadar

güçlü bir beyindir. Kendi kendine farklı ses tonlarıyla odasında konuĢurken,

dıĢarıdan birine içerde bir tartıĢma olduğunu düĢündürtecek kadar da

yeteneklidir. Ancak oğlunun da kendisi gibi ruhban sınıfından olması

konusunda oldukça kararlı ve bu konuda taviz vermeyecek kadar da serttir.



Nikola Tesla, aile içindeki adıyla Niko, dört kardeĢin en küçüğüydü.

Kendisinden 7 yaĢ büyük olan ve küçüklüğü çok sıradıĢı bir zekaya sahip

olarak gördüğü abisi Dane, Tesla 5 yaĢındayken attan düĢerek ölmüĢtü.

Anne-babasının küçük Niko‟yu onunla kıyaslamaları yüzünden oldukça

sıkıntı çeker. Anılarında erkek kardeĢinin ölümünün kendisinde travmatik





3

Nikola Tesla, 1919, My inventions, Electrical Experimenter.

http:/w.w.w.amasci.com/tesla/biog.txt S.2

bir etki bıraktığını, geç uyanıĢının nedeninin bu hastalık olduğunu Ģu

sözleriyle ifade etmiĢtir:



“Çocukluğumda, ilginç bir felaket yüzünden acı çekiyordum; sıklıkla

kuvvetle flaşlarla bezeli imgeler, gerçek nesnelerin yerini alıyor,

düşüncelerimi ve hareketlerimi engelliyordu. Bu resimler daha önce

gördüğüm ama hiç hayalini kuramadığım nesneler ve sahnelerdi. Bana

bir söz söylendiğinde, nesnenin işaret ettiği resim aniden düşümde

canlanırdı ve bazen gördüğümün gerçek olup olmadığının ayırdına

varamazdım. Bu bende büyük bir kaygıya ve rahatsızlığa neden olurdu.( 4)



Bu görünümler hastalıklı bir kimsenin gördüğü halisinasyonlarla

karıĢtırılmamalıydı. Bunlar (görünen imgeler) kendi formüle ettiği teoriye

göre; önemli bir uyarının (heyecanın) neden olduğu, beyinin refleksif bir

davranıĢta retina üzerine gönderdiği imgelerdi. Tesla, bu konudaki

görüĢlerinin gerçekleĢtirilebileceğini Ģu sözleriyle dile getirmektedir:



“Eğer bu teorim doğruysa, herhangi birinin aklında tasarladığı bir

nesnenin görüntüsü bir ekrana yansıtılabilir ve böylelikle görünür hale

gelebilir” der. ( 5)



Ġnsan iliĢkilerinde bir devrim yaratacağını düĢündüğü bu teori üzerinde daha

sonraları epey bir çaba sarfetmiĢtir. Kendi aklında tasarladığı bir görüntüyü,

baĢka odada oturan bir kimsenin zihninde yaratabilmek için uğraĢ

verecektir.



Tesla çocukluk yıllarında delice diye adlandırabileceğimiz zihin gezileri

yaptığını ileri sürmüĢtür. Gerçek dünyadakinden farklı görmediği

arkadaĢlıklar kurar; yani yerler, kentler ve ülkeler görürmüĢ. Bu gezilere her

akĢam çıkar hatta bazen gün boyunca da sürdürdüğü olurmuĢ.



“Düşüncelerimi ciddi olarak icatlara dönüştüğü 17 yaşına kadar sürekli

sürdürdüm bu gezileri.” ( 6)



O günlerde aklında düĢündüğü Ģeyleri gerçek yaĢama çok kolay

aktarabildiğini ve bu yolun yalnızca deneylerle yapılan çalıĢmalara göre çok

daha hızlı ve etkili olduğunu düĢünmektedir.



“Modellere, çizimlere ve deneylere ihtiyacım yoktu,” der.



“Bir kimse henüz ham olan tasarısıyla bir araç oluşturmaya kalkarsa,

kaçınılmazlıkla zihni, aracın detaylarının düşünülmesiyle işgal

edilecektir. Bu kimsenin, aracın geliştirilmesi ve yeniden yapılması

sürecinde konsantrasyonu azalacak ve temel ilkeleri görme gücünü

yitirecektir. Belki sonuç sağlanabilecektir ama her zaman kaliteden feda

edilerek.”





4

Tesla, s.2

5

Tesla. S.2-3

6

Tesla, s.3

ĠĢte kendi çalıĢma mantığının tersi olarak nitelediği yukarıdaki yöntemin

verimsiz olduğunu bu sözleriyle açıklamaktadır. Kendisi ise, aklına bir fikir

geldiğinde onu öncelikle düĢlerinde oluĢturmaya baĢlar, inĢa sürecini

zihninde değiĢtirir, geliĢtirmeleri akıldan yapar ve aracı zihninde çalıĢtırır.



“Türbinimi aklımda çalıştırmam ya da dükkanımda test etmem benim için

kesinlikle önemsizdir. Bir farklılık yoktur, ne olursa olsun sonuçları

aynıdır. Bu yolla aklıma gelen fikri, eksiksiz ve çok hızlı bir şekilde, hiçbir

şeye dokunmadan geliştirebilirim.” ( 7)



Mühendislikte, elektrik ve mekanikte sonuçların olumlu olacağını

düĢünmektedir. Ona göre hemen hemen hiçbir konu yoktur ki, önceden

düĢünülerek yapılamasın, elbette yeterli teorik ve pratik bilgisi varsa.. Ham

fikirlerin, genellikle yapıldığı gibi, pratiğe taĢınmasını gereksiz yere

harcanan büyük bir enerji, para ve zaman kaybı olarak görmüĢtür.



Küçüklüğünde yaĢadığı ve sonradan da devam eden felaketin (imgelerin

düĢlerinde canlanması) gerçekte kendisine bahĢedilen bir güçle telafi

edildiğini düĢünmektedir. Bu güç; duyu organlarının uyarılmasıyla birlikte,

anında düĢünebilme ve bu doğrultuda hızlı hareket edebilme yeteneğidir.



“Bunun pratik sonucu, şimdiye kadar ancak kusurlu bir uygulaması

bulunan “teleautomatic” (uzaktan kumanda) bilimidir” ( 8)



Yıllarca kendini, kendinden kontrollü otomatların (self-controlled automata)

planlamasına adamıĢ ve mekanizmaların sınırlı bir derece de olsa akıl

sahibiymiĢ gibi hareket edebilecek Ģekilde üretilebilmesine inanmıĢtır.

Bütün bunları 19. Yüzyıl sonlarında endüstri ve ticarette bir devrim

yaratacağını görebilmiĢtir.



Karakterinin güçsüz ve zayıf olduğu, cesaretinin ve kararlılığın olmadığı,

ölüm ve dinsel korkularının olduğu bir çocukluk dönemi yaĢamıĢtır. Batıl

inançların etkisi altında olduğu bu dönemde düĢlerden, cinlerden vs. hep

korkmuĢtur. Sonradan babasının kütüphanesinde yaptığı gizli okumalardan

birinde eline geçen bir kitapta (Aofi-Theson of Aba “Aba‟nın Oğlu” / Macar

yazar:Josikaj ) hayatının rotası değiĢmiĢtir.



“Bu okuma her nasılsa irademin hareketsiz güçlerini uyandırdı ve kendi

kendimi kontrol (self-control) etme talimlerine başladım. Azmim önceleri

Nisan ayındaki karlar gibi eridi, ama kısa bir süre sonra güçsüzlüğümü

keşfettim ve daha önce hiç bilmediğim bir memnunluk hissettim.” ( 9)



Hayatın çok hızlandığı ve türden enformasyonun insanların beyinlerine akın

etmeye baĢladığını düĢündüğü yıllarda, bunu modern varoluĢun bir sıkıntısı

ve kendini gözlemleme yeteneği olmayan insanın ortaya çıkıĢı olarak

yorumlar. Kendisindeki iç gözlem yeteneğini ise paha biçilmez bir baĢarı





7

Tesla, s.3

8

Tesla, s.4

9

Tesla, s.4

olarak görür. DüĢ dünyasının körelmesinin gerçek tehlike olduğunu

düĢünür.



“... düş yeteneğimizi bastırdığımız hayat alanlarında ise önümüzdeki

hayattan vazgeçmeye her an hazır „sıradan insanlara‟ dönüştürmekte

bizi.” ( 10)



Tesla,. Bu tehlikeyi görebilmiĢti. Kendisinin çok geliĢkin bir politik

bakıĢının olduğu iddia edilemese ve hatta zaman zaman buhranlı yanlıĢ

tercihler yapabildiği düĢünülse bile bir hümanistti denilebilir. Çünkü, o

insanların yaĢantılarından kaygı duyuyordu.



Bütün yaĢamı boyunca sürecek çalıĢmaları ve icatlarında henüz bir

çocukken yaptığı bir deneyde de ulaĢmaya çalıĢtığı gibi, doğanın enerjisini

insanlık yararına kullanmayı amaçlamıĢtı. Ġlk baĢlarda içgüdüsel bir biçimde

olan bu düĢünce daha sonra baĢat bir öneme sahip olmuĢtu. Çocukluk

deneylerinden birinde 16 tane Mayıs böceğini (May bug) dörder dörder

çapraz birbirini kesen iki çubuğun uçlarına yapıĢtırmıĢ ve onların yorulmak

bilmez dönüĢlerini bir mille bir çarka, oradan da daha büyük bir çarka

geçirmiĢtir. Bu deney arkadaĢının böcekleri yemesiyle trajik bir son bulmuĢ

ve Tesla, insanlık yararına kullanmak için bir daha böcek enerjisinden

yararlanmayı aklına bile getirmemiĢ.



Ailenin tek erkek çocuğu olarak kendisini çalıĢmaya adadığını belirtmiĢtir..

Ġlkokula baĢladığında matematikteki üstün yeteneği öğretmeni tarafından

fark edildi. Mekaniğe karĢı yoğun bir ilgisi vardı. Yaptığı ilk alet 6

yaĢındayken gerçekleĢtirdiği kurbağa yakalama düzeneği olmuĢtu.



Ġlkokulun birinci sınıfından sonra ailesiyle birlikte köye yakın küçük bir

kent olan Gospic‟e gider. Bu değiĢim ona doğal yaĢamdan uzaklaĢtığı için

hoĢ gelmez ve hayvanlarını –özellikle güvercinlerini bırakmayı hiç istemez-

Her hafta Pazar günü gittiği kilise görevinden hiç de memnun değildir.

Ancak, bu kentte yaĢadığı bir olay omuzlarda taĢınmasına neden olur. Yeni

kurulan bir itfaiye departmanı son model bir yangın söndürme cihazı

almıĢtır. bu son teknoloji ürünü makinanın çalıĢmasını görmek için, bütün

herkes kentin meydanında toplanmıĢ, makine nehirden su alacaktır. Bütün

seremoni ve konuĢmalar tamamlandıktan sonra, pompayı çalıĢtır emri

verilmiĢtir, fakat ne yazık ki hortumun ucundan bir damla su bile

gelmemiĢtir. Eksperler ve profesörler boĢ bir çabalama içine girmiĢlerdir.

Tesla, alana vardığında durum budur ve kendisi de küçük bir çocuk olarak

bu konuda fazla bir bilgiye sahip değildir. Ancak olanca bilgisine dayanarak

nehre atlar ve suyu nehirden çekmesi gereken hortumun ağzının

tıkanıklığını açar ve tam o sırada su püskürmeye baĢlayan hortum

kalabalığın Pazar giysilerini ıslatır. Bu, Nikola tesla‟nın yaĢamındaki ilk

toplumsal baĢarıdır.



Tesla, bu kentte daha sonra gideceği kolej veya gerçek bir liseden önce 4

yıllık normal bir okula gönderilir. Okulda birkaç mekanik alet vardır ve bu

maketler ilgisini su türbinlerine yöneltir. Amcasının ona anlattığı Niyagara

10

Ünsal Oskay, 1999, yıkanmak Ġstemeyen çocuklar Olalım, YKY/Ġstanbul SunuĢ Bölümü

ġelalesi‟ni zihninde canlandırır ve Ģelalenin akıttığı sulala dönecek büyük

bir tekerleğin düĢlerini kurar. Amcasına bir gün Amerika‟ya gideceğini ve

bu planını gerçekleĢtireceğini söyler. Bir gün gerçekten gidecek ve düĢlerini

gerçekleĢtirecek, Niyagara ġelalesi‟nin önüne heykelini diktirtecektir.



On yaĢında liseye baĢlar. Okul iyi araç ve gereçlerle donatılmıĢtır. Fizik

departmanında çeĢitli elektrik ve mekaniğe ait klasik bilimsel araçların

maketleri bulunmaktadır. Bu maketlerin hocalar tarafından gösterildiği ve

çalıĢtırıldığı zamanlar, Tesla‟nın en çok ilgisini çeken anlardır. Bu araçları

seyrettikçe çok güçlü bir mucit olma isteğine kapılır. Aynı zamanda

matematiği de çok sevmektedir, akıldan yaptığı çok hızlı hesaplamalarla

profesörlerin takdirlerini kazanır. Ancak eliyle yaptığı bu hesaplamaları

tahtaya yazmak ya da herhangi bir model çizmeyi baĢarabilmek, onun için

azaptan baĢkaca bir Ģey değildir ve bu iĢi düzgün bir biçimde yapabilmeyi

baĢarabilmesi için yıllarca uğraĢ verecektir.



Okulun ikinci yılında en büyük hedefi hava basıncıyla sağlanabilecek

sürekli bir hareket yaratabilmektir. Küçüklüğünde içi boĢ saplardan

vakumlayarak yaptığı oyuncak tüfekler zihnini hep meĢgul etmiĢ ve vakum

gücünü kullanmak istemiĢtir. Bir süre düĢüncelerinde karanlıkta dolaĢtıktan

sonra bir model geliĢtirmiĢ ve hava basıncını kullanarak bir silindirin sürekli

rotasyonunu sağlamıĢtır. ( 11)



Bu sürekli hareket onu fazlasıyla sevindirmiĢ ve en çok istediği “uçuĢ

makinası”nın gücünü bu Ģekilde sağlayabileceğini düĢünmüĢtür. O güne

kadar Ģemsiye ile bina tepelerinden atlayıp kötü bir biçimde düĢerek

sürdürdüğü, cesaret kırıcı bir çok anısı vardır. Bu rotasyonu sağladıktan

sonra eksiğinin yalnızca bu rotasyonla çırpacak kanatlar olduğu fikrine

kapılır. Sonuç, vakumlu silindir tüpün içindeki hava basıncı yüzünden

sızdırması ve kuvvetsiz rotasyona neden olmasıyla baĢarısız olmuĢtur.



Yakalandığı hastalıklar nedeniyle liseyi güçlükle bitirebilmiĢtir. Doktorlar

durumunun çaresiz olduğunu düĢünmüĢler ve tedaviden bile

vazgeçmiĢlerdir. bu süreçte Tesla‟nın sürekli olarak okuyabilmesine izin

verilmiĢtir ve o bu fırsatı, halk kütüphanesinden aldığı kitaplarla

değerlendirmiĢtir. Bu dönemde, daha sonra arkadaĢı olacak Mark Twain‟in

ilk yazdıklarından bir eseri eline geçmiĢ ve bu kitabın büyüleyici etkisiyle

umutsuz durumunu tümüyle unutmuĢ ve mucizevi biçimde hızla

iyileĢmiĢtir.



Öğrenimine teyzelerinden birinin yaĢadığı Hırvatistan‟ın Carlstadt

kentindeki yüksek lisede devam etmiĢtir. Orada kaldığı 3 yıldan sonra okulu

bitirmesiyle bir dönüm noktasına gelmiĢtir. Bugüne kadar anne ve babası

oğullarının bir rahip olacağından hiç kuĢku duymamaktadırlar. Fakat bu

düĢünce Tesla için büyük bir endiĢe kaynağıdır. Çünkü okul yıllarında

özellikle çok zeki olarak nitelediği profesörünün etkisiyle elektrige merak

sarmıĢ ve bu büyüleyici dünya hakkında daha çok Ģey öğrenmeyi kafasına

koymuĢtur.

11

Bu konuda geniĢ açıklama için bkz. Tesla, s:8 (How Tesla concived the Rotary Magnetic

Field)

Okulunu bitirip eve döneceği sıralarda, babası onu Gospic‟deki salgın

hastalık nedeniyle ava çağırır. Av için gittiği kentte hastalığa yakalanır 9 ay

süreyle yataktan kımıldayamayacak kadar enerjisinin tümüyle bittiğini,

ikinci ve bu kez galiba sonuncu defa ölümün kapısına geldiğini düĢünür.

Babası onun moralini yüksek tutmak için elinden geleni yapmaktadır.



Ve yine oğluna moral verebilmek için, odasına girdiği bir sırada Tesla

babasına:



“Belki, eğer sen benim mühendislik eğitimi almama izin verirsen

iyileşebilirim” der.



Babası, “Sen dünyadaki en iyi teknik okula gideceksin” diye içtenlikle

yanıt verir.



Zihninden ağır bir yükün kalkmasıyla kısa süre içinde ilâçların da

yardımıyla iyileĢir. Herkes bu süreyi ĢaĢkınlıkla izler.



Bu hastalığın ardından babası oğluna sağlıklı ve doğal bir ortamda

dinlenmesi ve egzersiz yapmasında ısrar etmiĢtir. Doğayla baĢ baĢa

geçirdiği bu dönemde, gezilerine birçok kitap ve av takımlarıyla birlikte

çıkmıĢtır. Bu dönem onun hem zihnini hem de bedenini güçlendirmiĢ,

gezilerinde birçok Ģey tasarlamıĢ, fakat tasarladıkları gibi tasarılarının

dayandığı kuralların da bilgi eksikliğinden ötürü düĢselmiĢ.



Bu döneme rastlayan iki ilginç anısı vardır. Ġlki, mektup ve paketlerin

denizaltına yerleĢtirilecek tüplerle, su basıncı kullanılarak iletilmesini

sağlayacak olan projedir. Çok daha düĢsel olan diğeri ise; Ekvator‟un

çevresinde dünyaya bağlı olmaksızın kendiliğinden hareket eden bir

halkanın inĢa edilmesi ve bu halkaya istendiği zaman dünyadan ulaĢılarak,

dünyanın kendi çevresinde dönüĢü sayesinde, trenlerin hiçbir zaman

ulaĢamayacağı, saatte binlerce kilometre yol alınabilmesinin sağlanmasıdır.

Bunların komik düĢünceler olduğu otobiyografisinde belirtmiĢ; ama

kendisinden daha kaçık ve deli New York‟lu bir profesörden de söz etmiĢtir.

Bu bilim adamı da atmosferdeki havayı çok sıcak olan bölgelerden ılıman

olan bölgelere pompalamak niyetindedir ve bu amaç uğruna devasa

büyüklükte bir araç bile gerçekleĢtirmiĢtir.



Doğada dinlenerek geçirdiği bu bir yılın ardından, babasının seçtiği okullar

arasındaki en ünlü ve eski olanlardan Gratz‟daki (Avusturya) “Politeknik

Okulu”na gönderilir. O kadar memnun olur ki, çalıĢmalarına büyük bir

heves ve tempoyla baĢlar. Notları mükemmeldir, bütün derecelerde rekorları

kırar ve hocaları tarafından en yüksek notlardan daha fazlasını hak ettiği

düĢünülür. ÇalıĢmaya haftanın her günü sabahın 3‟ünde baĢlamakta ve gece

11‟e kadar sürdürmektedir. Bütün yıl bu Ģekilde çalıĢtıktan sonra evine kısa

bir tatil için giderken, özellikle babasının çok gururlanacağını

düĢünmektedir. Fakat babası onun hevesini kıracak derece ilgisiz kalır.

Bunun nedeni babasının ölümünden sonra bulunan bir kutu içindeki

mektuplarda açığa çıkmıĢtır.

Profesörleri babasına,

“.... eğer çocuğunuzu okuldan almazsanız çok çalışmaktan kendisini

öldürecek” diye, yazmıĢlardır.



Tesla‟nın bilimsel kiĢiliği Hırvatistan‟ın Carlstadt kasabasında eğitim

gördüğü Gymnasium ve Prag Üniversitesi, Graz Politeknik Mühendislik

Fakültesi‟nde Ģekillendi. Anılarında Gymnasium‟daki öğretmeni Profesör

Poeschl‟in hayatındaki önemine vurgu yapar. Poeschl elektrikteki son

geliĢmeleri, dinamoları, elektrik motorlarını Paris‟e gidip satın alarak

okuluna getiren ve bu aletleri sökerek çalıĢma mekanizmalarını

öğrencilerine anlatan gerçek bir bilim insanıdır. Poeschl öğrencisi Tesla‟nın

okul hayatı boyunca günde birkaç saat uyuyarak sürdürdüğü yoğun çalıĢma

temposunu ve elektriğe olan merakını fark etti ve onun Prag Üniversitesi‟ne

gitmesini destekledi.



Gratz‟daki okulda gerçekleĢtirilen deneylerde ilk kez “Gramme Dinamo”yu

görür. Bu dinamo bir jeneratör gibi çalıĢmakta ve tersine çevrildiğinde de

elektrik motoru olmaktadır. Fakat çok fazla ses ve kıvılcım çıkaran sevimsiz

bir motordur. Bunun üzerine düĢündüğünde, kendisinin bu motoru

kıvılcımlar çıkartmasına neden olan fırçaları kullanmadan yapabileceğini

iddia eder. Prof. Poeschl ile tartıĢması da okul kayıtlarına geçmiĢtir. Tesla

Faraday‟ın elektrik jeneratörünün yetersiz olduğunu ve bu jeneratörün

dinamonun ileri geri hareketinin dıĢında dairesel bir dönme hareketiyle bir

elektrik motoruna dönüĢebileceğini belirtir. Poeschl bunun imkânsız

olduğunu söyler. Fakat Tesla, itiraz eder ve bir gün bu motoru yapacağını

belirtir. Profesörü Tesla‟yı derste Ģöyle yanıtlar:



“Bay Tesla büyük şeyler başarabilir ama kesinlikle bunu yapamazsın.”



Tesla bunu yapmıĢtır! Gratz‟daki okulu bitince 1880‟de Prag‟a gider,

babasının arzusunu gerçekleĢtirmek için üniversite eğitimi orada

tamamlayacaktır. Burada yaptığı çalıĢmalarda henüz amacına

ulaĢamayacaktır ama bu doğrultuda bir ilerleme olarak “komütatör”ü

(elektrik akımının yönünü değiĢtirir) makineden ayırmayı baĢarır.



Babasının ölümü Tesla‟nın omuzlarına, annesinin ve kardeĢlerinin bakım

sorumluluğunu yükler. Amerikan telefon sistemi o dönemde Avrupa‟ya

yayılmaktadır ve Macaristan‟da da BudapeĢte kentine kurulacaktır. Bunu

ailesinin maddi sıkıntısını hafifletecek büyük bir fırsat olarak görür. Zaten

Ģirketin baĢında da aile dostlarından, babasının yakın bir arkadaĢı Puskas

bulunmaktadır. BudapeĢte‟ye taĢınarak Puskas‟ın yanında çalıĢmaya baĢlar.

Telefon Ģirketindeki çalıĢmasına kaderin cilvesiyle, teknik ressam olarak

baĢlamıĢtır. Sonraları departmanın baĢındaki kiĢinin ilgisini çekmiĢ ve

hesaplamalar, dizayn etme ve yeni makinaların yerleĢtirilmesinde karar

verme yetkileriyle donatılmıĢtır. Telefon santrali çalıĢmaya baĢlayana kadar

orada çalıĢmıĢ ve o günün telefon teknolojisine, patentini hiçbir zaman

üzerine almadığı ama onun tarafından icat edildiği bilinen, araçlar yaparak

katkıda bulunmuĢtur.

Burada yine çok kötü bir Ģekilde hastalanır. Tüm sinir sistemi iflas eder.

Umutsuzca yaĢama yapıĢır ama bir daha iyileĢemeyeceğini düĢünmektedir.

Tesla‟nın dehĢet verici kiĢiliğinin bir diğer özelliği de, baĢladığı bir Ģeyi

muhakkak bitirme takıntısıdır. Fakat bu tabağındaki yemeklerin kübik

hesaplamalarını yapmaktan ya da yaptığı tekrarlanan hareketlerin hepsinin

mutlaka 3‟e bölünmesi zorunluluğundan, daha ağır sonuçlar doğuracaktır.

Bir gün, “günde 72 fincan siyah kahve içen canavar” diye, nitelendirdiği

Voltaire‟in bir cildini okumaya baĢladığında baĢına geleceklerden

habersizdir. Çünkü o “canavar” küçük harflerle dolu 100‟e yakın cilt

yazmıĢtır ve Tesla baĢladığı iĢi bitirmek zorundadır.



En son cildi okuduktan sonra Ģöyle der:



“Bir daha asla”



Fakat iyileĢir ve bundan sonraki yaĢamında hiç durmaksızın, bir gün bile ara

vermeksizin çalıĢacaktır. 1882 yılında bir arkadaĢının önerisiyle Paris‟te,

Edison Ģirketinin bürosuna çalıĢmaya gitmiĢtir. Burada Edison‟un yakın

arkadaĢı ve yardımcısı Mr. Batchellor ve birkaç Amerikalıyla daha tanıĢır.

Ancak tek tanıĢtığı Amerikalılar değil, Amerikan yaĢam biçimi (Amerikan

way of life)‟de olmuĢtur. Daha sonraları çok acı çekmesine ve delilik olarak

adlandırılabilecek araĢtırmalar ve açıklamalar yapmasına neden olacak ve

onu sinir bozukluklarına sürükleyecek bu tarz, o dönemde ona yalnızca

komik görünmekteydi.



“Amerikalılar benimle çok ilgiliydiler, özellikle de bilardo oynamamdaki

üstünlüğümle. Bu baylara bu konudaki icadımı anlattım ve baylardan biri

bana hemen bir hisse senedi (borsa) şirketi kurmayı önerdi. Bu öneri

bana son derece komik geldi ve ne demek istediği konusunda, bunun bir

Amerikan tarzı olması dışında çok küçük bir fikrim vardı.” ( 12)



Tesla, bu dönemde Almanya ile Fransa arasında gidip gelmeye baĢlar. Güç

ünitelerinin onarımı için çalıĢmaktadır. 1883 yılında bir görev için gittiği

Strazburg‟da, saatlerce çalıĢmanın sonucunda, fırça ve komütatör

kullanmaksızın ilk endüksiyon motorunu yapmayı baĢarır. Strazburg‟da

iĢini baĢarıyla tamamladıktan ve Ģirketin önemli miktarda para yitirmesini

önledikten sonra, Paris‟e geri döner. Edison‟un arkadaĢının ısrarıyla bundan

sonraki çalıĢmalarını yürütmesi için “büyük umutlar ülkesi” Amerika‟ya

hareket eder. Hiçbir zaman para konularında baĢarılı olamayacak olan

Tesla‟nın New York‟a ulaĢtığında ise; cebinde yalnızca 4 senti

bulunmaktadır.



Tesla‟nın kafasındaki tek problem alternatif akım motorunun çözümüdür.

Otobiyografisinde alternatif akım motorunun denklemlerini BudapeĢte

Parkı‟nda, Goethe‟nin Dr. Faust eserini okurken ve gün batımını izlerken

çözdüğünü belirtir. Problemin çözümü esnasında ağır bir depresyon geçirir,

kendi tarifiyle masaya konan bir sineğin çıkardığı ses bile beyninin içinde

büyük yankılar uyandırmaktadır. Alternatif akım motoru elektrikte bir



12

Tesla, s:13

devrimdir. Kendisinden önce bir çok mühendisin deneyip beceremediği

manyetik alanda alternatif akım üretimini sağlamıĢtır.



Tesla birden fazla akımı kullanarak motorun Ģaftını döndürmüĢtür. Daha da

önemlisi alternatif akımlı motorunu icat ederken akımın kabloya ihtiyaç

olmaksızın manyetik alanda iletilebildiğini keĢfetmiĢtir. Bobine gelen

elektrik ilk hareketi vermekte ve daha sonra motorun hareketli parçaları

kabloya ihtiyaç olmaksızın hareket edebilmektedir. Depresyon dönemini

geçirdikten sonra, alternatif akımlı motorun detaylarını tamamlar.

Jeneratörler, motorlar ve transformatörler tasarlar. Ġki akımlı motoru, üç

akımlı motorun detayları üzerinde çalıĢmaya baĢlar.



Tesla, müthiĢ bir matematikçi olduğu gibi, küçük yaĢlarından itibaren

tutkulu bir doğa gözlemcisiydi. Çocukluğu çılgınca akan nehir sularına

kendini atıp, suyun gücünü incelemekle geçmiĢ ve bu tutkusu yüzünden

birkaç kez ölümün eĢiğinden dönmüĢtü. Bu özellikleri ve aldığı iyi eğitim

Edison gibi bilim insanları ile Tesla arasındaki ayrım çizgisini belirler.

Otobiyografisinde hiçbir zaman Edison gibi deneme yanılma yöntemiyle

çalıĢmadığını, problemi matematik olarak kafasında çözmeden hiçbir deney

yapmadığını belirtir. Ġlginçtir ki, denediği hiçbir aletini ikinci kez denemeye

ve geliĢtirmeye gerek duymadı. Ürettiği makinalar daima tüm detaylarıyla

matematik olarak çözümlendikten sonra istisnasız çalıĢtı.



Alternatif akım motoru Budapeşte‟de Faust okuyup, günbatımını

seyrederken çözen Nikola Tesla, bilimin sanat faaliyetlerinin bir uzantısı

olduğuna ve bilimci ile sanatçı arasında hiçbir fark olmadığına

inanıyordu.



Dönemin romantik geleneğini yakında izliyordu. Bu nedenle Tesla,

romantik sanat geleneğinin bir dehasıdır yerinde bir tanımlamadır. Belki de

bu yüzden olsa gerek hayatı boyunca hiçbir zaman buluĢları üzerinde nasıl

para kazanabileceği sorusunu kendisine hiç yöneltmemiĢtir. Bu özelliği

Edison ile arasındaki en büyük farkı oluĢturur. Edison daima mümkün

olabilecek buluĢlar üzerinde baĢkalarının fikirleri üzerinde yükselmiĢ ve

büyük paralar kazanırken, Tesla mümkünlük sınırlarını asla bilmedi ve

matematik problemleri ile daima zamanının “mümkünlük” sınırlarını zorladı

ve o sınırları darmadağın etti.



“Geride bıraktıklarım her anlamda sanatsal ve büyüleyiciydi. Ve

bulduğum makinalaşmış, kaba ve cazibesi olmayan bir şeydi. Amerika

dedikleri bu muydu?” Tarih: 1884



ABD‟ye adım attığında Tesla‟nın günlük defterine düĢtüğü satırlar böyleydi.

Avrupa kültürünü ve sanatını olabilecek en yüksek düzeyde özümsemiĢ

Tesla, ABD‟ye adım attığında beĢ parasızdı. Cüzdanını, valizini ve tren

biletini Paris‟te çalmıĢlardı. Güçlü hafızası sayesinde anımsayabildiği tren

bilet numarasını söyleyerek Calais Limanı‟ndan gemiye binebilmiĢti.

Atlantik‟i üzerindeki elbiseleri değiĢtirmeden geçmek zorunda kaldı.

Atlantik yolculuğunu banyo yapmadan ve elbiselerini değiĢtirmeden

yapmak zorunda kalıĢı, yaĢamında derin izler bıraktı. Bir daha asla elini

kuruladığı bir havluyu ikinci kez kullanmadı. Temizlik hastalığına tutuldu.

New York‟a indiğinde cebinde yalnızca arkadaĢı Charles Batchellor‟un

Edison‟a kendisi için yazdığı referans mektubu vardı. Cüzdanı çalınmıĢ

olduğundan mektubu da gümrük görevlilerine kimlik olarak gösterip

gümrükten geçti. Prag, Paris, BudapeĢte ve Berlin‟den sonra New York

gözüne inanılmaz derecede çirkin gözüktü.



1917 yılında Amerikan Elektrik Mühendisleri Enstitüsü kendisine verdiği

“Edison Altın ġeref Madalyası”nı aldığı törende Tesla, New York‟ta attığı

ilk adımları Ģöyle anlatmıĢtı:



“İlk birkaç adımda kaybolmuştum bile. Yolumun üzerinde bir atölyede bir

elektrik ustasının önündeki dinamoyu tamir etmeye çalışırken gördüm ve

kafamı uzatıp yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordum.”



Avrupa yapımı olan dinamoyu çözemeyen usta, yardım önerisini kabul

etmiĢ o da ceketini çıkartıp akĢamüstüne doğru dinamonun tamirini

bitirmiĢti. Usta, ona iĢ önerdi fakat öneriyi kibarca reddeden Tesla,

atölyeden çıkmak üzereyken eline tutuĢturulan 20 dolar ile ĢaĢkınlığa düĢtü.

O geceki otel ve yemek parası çıkmıĢtı!



Ertesi gün 5th Avenue‟daki Edison ġirketi‟nin önündeydi. Tesla, anılarında

Edison‟u gördüğünde düĢ kırıklığına uğradığını, düĢlerinde canlandırdığı

Edison tiplemesinin yerine, Pazar günü kilise ayinine giden bir çiftçiye

benzer birini bulduğunu söyler. Tesla, Edison‟a alternatif akım motor

projesini anlattığında Paris Ģirketinde çalıĢırken Batchellor ile tanıtmıĢtı.

Batchellor‟un teĢvikiyle ABD‟ye gelen Tesla, bir Ģeyin farkında değildi.

Edison imparatorluğu doğrudan akımlı elektrik jeneratörlerinin patenti

üzerine kurulmuĢtu. Bu birçok sorun yaratsa da iĢleri yolunda gidiyordu

Edison‟un..



Ne var ki Batchellor altından kalkmak zorunda oldukları büyük çaplı

aydınlatma sistemlerinde birden fazla doğrudan akımlı dinamoyu birbirine

bağlama probleminin çözümü için, Tesla‟nın ABD‟ye gitmesini teĢvik

etmiĢti.



Tesla, bu gerçekle kısa bir süre sonra yüzleĢti. Edison, Tesla‟nın alternatif

akımlı motor üretimi için paraya ihtiyacı olduğunu anlamıĢ, kendisine

ġikago‟daki Haverley Tiyatrosu‟nun 647 ampulünün aydınlatma sistemi için

doğrudan akımlı jeneratörlerin senkronizasyon tasarımı için 50 bin dolar

teklif etmiĢti. Tesla, geliĢtirdiği regülâtör sistemi ile jeneratörleri birbirine

senkronik bir Ģekilde bağladı. Edison‟un tasarımına eklediği ek bir fırça

tasarımı ile jeneratörler düzenli bir Ģekilde çalıĢıyordu. Edison, onun bu

tasarımının patentini kendi üzerine aldı. Ve Tesla‟ya söz verdiği 50 bin

doları vermedi ve üstelik kaba bir Ģekilde kendisini tersledi. Bu olayın

ardından, birden bire günde 18 saat, haftada 7 gün Edison‟a çalıĢtığını

üstelik Edison‟un ticari atılımının temellerini attığının farkına vardı.



ĠĢin gerçeği Edison tam anlamıyla bir kör cahildi. Hırvatistan‟ı Avrupa‟nın

ortasında yabanıl bir orman zannediyordu. Bir keresinde Tesla‟ya

Hırvatistan‟da insan eti yiyip yemediklerini bile soracak kadar dünya

kültüründen habersizdi. Edison‟un kendisine söz verdiği 50 bin dolar parayı

vermemesi üzerine istifa eden Tesla ile Edison arasındaki bu kopuĢ, bilim

ve sanatın ABD emperyalizminin hedefleri haline gelmesine neden

olmuĢtur. O günden bugüne, hangi ülkede olurlarsa olsunlar, yeryüzünde ne

kadar yaratıcı/aykırı/uzak görü yetisi olan bilimci, sanatçı, yazar, gazeteci ve

entellektüel var ise, CIA‟in “arenası”na kapatılarak kullanılmak ya da yok

edilmek istenen hedefler olarak belirlenmiĢtir. CIA okullarında ajan

adaylarına ilk öğretiler arasında “entellektüel” tanımlaması içinde yer alan

uzak görü yetisine sahip bilimciler, sanatçılar, yazarlar ve gazeteciler‟in en

“tehlikeli” insanlar olduğu, en “tehlikeli fikirler”in bu kategorideki

insanlardan çıktığı uzun uzun anlatılır ve mutlaka kontrol altında tutulmaları

gerektiği talimattı verilir.



Tesla‟nın ayrılmasından sonra Edison, onun tasarımları sayesinde Amerikan

elektrik endüstrisini eline geçirmeyi baĢardı. Tesla, alternatif akımlı

motorunu Amerikan Ģirketlerine kabul ettirmeye çalıĢırken, halen daha Ģu

gerçeğin farkında değildi: “ABD endüstrisi doğrudan akımlı elektrik

endüstrisi üzerine kurulmuĢtu” ve Edison da parayı buradan kazandığı için

kurulu sistemi değiĢtirmek istemiyordu.



Tesla, alternatif akımlı elektrik sistemini kurabilmek için de bir alternatif

akım endüstrisi Ģirketine ihtiyaç vardı. Bu ise muazzam bir kapital anlamına

geliyordu. Edison‟un sistemi 115 volt üzerinden çalıĢıyordu. Bu ise

günümüzde kullandığımız yüksek voltaj ihtiyacını karĢılayamayacak bir

sistemdi ve üstelik yarım mil ötede bir enerji istasyonuna gereksinim vardı.

Bu zenginler açısından sorun yaratmıyordu. Onlar, ihtiyaçları olan elektrik

istasyonunu kuruyorlardı. Edison‟un iĢ yaptığı toplumsal kesim de bu

zenginlerden oluĢuyordu. Tesla ise toplumdaki herkes için evlere kadar

giren bir elektrik üretiminin düĢlerini kuruyordu.



Ohm Kanunu‟nu yaratıcı bir Ģekilde kullanarak alternatif akımlı enerji

üretiminde voltaj düĢürüp, yükseltebileceğini fark etmiĢti. Kentlerin

aydınlatılması için düĢündüğü bugün kullandığımız ampul tasarımı ile de o

günlerde bir ilgilenen olmadı.



Genel olarak bakıldığında Tesla‟nın yaĢamı ve buluĢları kapitalizmin

bilimsel geliĢmenin önünde nasıl bir engel oluĢturduğunu açıklıkla görmek

mümkündür. 19. Yüzyıl kapitalizminin sermaye sınıfı Tesla‟nın buluĢlarıyla

ilgilenmedi. Çünkü sermayenin ön plânda tuttuğu kâr mantığı ile Tesla‟nın

geniĢ halk kitlelerine yönelik hizmet mantığı hayatı boyunca karĢı karĢıya

geldi. Ölümünden sonra bile tüm buluĢları kilit altında tutuldu; silâh

sektörüne ve dev Amerikan tekellerine “kaymak” oluĢturdu.



Tesla, 2000‟li yılların teknolojisini 1900‟lerin baĢlarında teorik olarak

oluĢturmuĢtu. Üstelik halen daha “parasız elektrik” gibi buluĢları

yaĢamımıza girebilmiĢ değil. Bir an için düĢ kurmayı deneyin ve 1900‟lerin

baĢlarında insanlığın bugün kullandığımız teknik ve teknolojik donanımla

kuĢanmıĢ olduğunu düĢünün. 100 yıl içinde bugün gelebildiğimiz noktayı

düĢlemeye çalıĢın. Yani kapitalizmin cenderesinden kurtulabilmiĢ bir

bilimin insanlığa sunabileceği hizmetleri düĢünün.



Acıdır ki; bir zamanlar Etiyopya‟nın Ġtalyan iĢgalinden kurtarılması için

Etiyopya halkına elektronik savunma sistemlerini kendi köĢesinde

tasarlayan Tesla‟nın buluĢları üzerinden, son yıllarda Irak ve ülkesi

Yugoslavya katledildi.



Tesla, en fazla naif, tipik bir 19. Yüzyıl Avrupalı romantik olmakla

suçlanabilir. Fakat ölümünün üzerinden 57 yıl geçtikten sonra, CIA

güdümlü yazarların FBI kayıtlarını esas alarak, mikrodalga silahını FBI‟a

vermek istediğini dile getirmeleri, olsa olsa tüm insanlığı “aptal” sanma

kerkenezliği olabilir.



Tesla, mikrodalga silahını Yugoslavya‟nın Alman Nazi iĢgalinden

kurtulması için tasarlamıĢtı. Ölümünden sonra otel odasında FBI‟ın,

Yugoslavya Büyükelçiliği‟nden sonra girebilmesi de onun vatanına olan

derin sevgisinin kanıtından baĢka bir Ģey değildir. Bugün Ģu gerçeği itiraf

etmek gerekiyor: Tesla, FBI ile değil Yugoslav Hükümeti ile doğrudan

temasta olmuĢtur. Ġsteseydi rahatlıkla Pentagon‟un emrine girebilirdi. Bunu

seçmemiĢ ve bu yüzden de yalnızca FBI‟ın değil, ABD ekonomisini elinde

tutan tüm Ģirketlerin korkulu rüyası haline dönüĢmüĢtü.



Tesla, kurtlar sofrasında mücadele vermenin yöntemini öğrenmiĢti.

ArkadaĢı A.K. Brown ile birlikte 1887 yılında “Tesla Elektric Company”in

kuruluĢunu gerçekleĢtirdi. Brown, ona alternatif akım ile çalıĢan motorun

tasarımının yeterli olmadığını ve sistemin tüm ek parçalarının,

jeneratörlerinin, transformatörlerinin de tasarlanması gerektiğini anlattı.

Tesla, tek fazlı, iki fazlı ve üç fazlı üç adet motor gerçekleĢtirdi. 40‟ın

üzerinde jeneratör ve transformatör tasarladı. Sistemin uzun mesafelerde

çalıĢabilmesi için voltaj aktarabilen ince kablo tasarımı ile sistemini

tamamladı. Amerikan patent Dairesi‟nde sistemin tüm tasarımı Tesla‟nın

adına 30 ayrı patent ile patentlendi. Tesla, kurduğu yeni sistemin tüm patent

haklarına sahipti artık.



1888 yılında, George Westinhouse adlı bir iĢadamı Tesla‟nın yeni sistemi

ile ilgilendi. Westinghouse Ģirketi ile yapılan anlaĢma ile 40 temel icadını,

bir milyon dalar gibi bir fiyatla sattı. Tesla‟nın jeneratörleri Niyagara

ġelaleleri‟nde kullanılır. Böylelikle Edison‟un en önemli rakibi haline

gelmiĢ olur. Bugünkü Westinghouse imparatorluğu Tesla‟nın buluĢları

üzerinde inĢa edildi. Westinghouse firması alternatif akım sistemini günlük

yaĢama sokan ilk Ģirket oldu. Bugün tüm dünyanın kullandığı sistem

Tesla‟nın 19. Yüzyıl sonlarında geliĢtirdiği “AC-alternatif akım”dır.



Yıl: 1891

Tesla, o yıl Kolombiya‟da gerçekleĢtirilen “Yüksek Frekans” konulu AIEE

Sempozyumu öncesi, son icatlarını sunduğu gösterisinde “Elektriğin

sihirbazı” unvanını Edison‟dan aldı. Bu gösterisinde kablosuz flüoresan

ıĢıklandırmayı ve yeni yüksek voltajlı Tesla Bobini"i sundu. Parmak

uçlarından kıvılcımlar saçıyor, vücudundan geçen yüksek gerilim sayesinde

ampulleri yakıyor ve metalleri kırıĢtırıyordu. Bütün bunlar gerek bilim

dünyası için gerekse de bu gösteriyi hiçbir zaman unutmayacak olan az

sayıdaki izleyici için devrim niteliği taĢıyordu.



Güç transmisyonuna olan ilgisi Tesla‟yı, yüksek gerilimin kullanıldığı tüm

alanlarda deneyler yapmaya yöneltti. Tesla bobini Heinrich Hertz tarafından

kullanılan kıvılcım-boĢluk (spark-gap) rezanatörünün modifiye edilmiĢ bir

türüydü ve Tesla‟nın bu alanda yaptığı en önemli katkı olarak kabul

edilmekteydi.



1888‟de Hertz kullandığı kıvılcım-boĢluk rezanatörü ile az ötedeki bir

baĢkasındaki kıvılcımları Maxwell denklemleri ile ulaĢtıran değerler

doğrultusunda harekete geçirmeyi baĢardı. Tesla, Hertz‟in bobinindeki

magnetik çekirdeği çıkardı ve bunun yerine yüksek ölçekli, görülmedik bir

spiral indüktör kullandı. Böylece ulaĢılabilen gerilim ve güç değerlerini çok

daha yükseklere çıkarmayı baĢardı. Gösterilerinde Tesla, bobinlerin tüm

gücünü vücuduna vererek havaya kıvılcımlar saçtı. Aynı gücü gerilim

düĢüren bir transformatöre verdiğinde ise; öyle yüksek bir akım çıkıĢı elde

etti ki; bu akım metalleri eritebilmekteydi.



Tesla, yaptığı anlaĢma ile patent hakkından büyük paralar kazandı.

Amerikan sosyetesinin gözde simalarından birisi olmuĢtu. 1. Mayıs. 1893

yılında Amerika‟da gerçekleĢen Dünya Fuarı‟nın aydınlatma sisteminin

ihalesini Westinhouse firması aldı. Bu tarihe kadar ki süreç, Edison‟un

Tesla ile mücadelesi ile geçmiĢti. KarĢılıklı patent davaları açıldı. Sonunda

Edison, Ģirketini satmak zorunda kaldı. Tesla‟nın tasarımı olan 96.620

ampulle aydınlatılan Dünya Fuarı, onun uluslararası gösterisine dönüĢtü.

Tesla, fuarda kadife bir zemin üzerinde elektrik enerjisi ile döndürdüğü

metal yumurtası ve vücudundan geçirdiği yüksek voltaj enerjisi ile

sistemin zararsızlığını ve üstün gücünü gösterdi. Edison, Tesla ile

sürdürdüğü bilimsel mücadeleyi kaybetmiĢti.



Tesla, 1. Mayıs. 1893 Dünya Fuarı‟na Yugoslavya‟dan gelmiĢ ve annesini

henüz kaybetmiĢti. Londra ve Paris‟te verdiği konferanslar ile uluslararası

bir üne kavuĢtu. Annesinin yanına ulaĢtığında ölüm döĢeğindeki annesi ile

son konuĢmaları onu tüm yaĢamı sorgulama sürecine soktu. Annesinin

ölümünün ardından 6 hafta bilincini yitirdi. Bu 6 hafta içinde ilginç

illüzyonlar gördü. Bilinçsiz olarak masa örtüsüne birtakım formüller ve

elektrik düzenekleri karaladı. Bilincine yeniden kavuĢtuktan sonra Ģu

satırları kaleme aldı:



“Artık büyük bir düşünceyle yoğunlaşmalıyım. Tanrı‟dan gelen insan

aklının gücüne. Beynimizin enerji üretimini doğanın enerjisi ile

senkronize edersek tüm gezegenin geleceğini kurtarabiliriz.”



Ve bugün halen bir sır olarak kalan insan beyninin dalgaları üzerine

çalıĢmaları böylece baĢladı. Westinghouse onun buluĢları üzerinde

imparatorluğunu kura dursun, Tesla bu kez çok daha büyük projelerin içine

adım atıyordu.

1889 yılının sonlarına doğru Pitsburg‟dan New York‟taki lâboratuarına

döner dönmez yüksek frekans makinalarıyla (High-frequency machines)

ilgili çalıĢmalarına kaldığı yerden devam eder. Bu keĢifleĢmemiĢ alandaki

yapım aĢamasının problemleri, çok yeni ve pek tuhaftır. Ġndükleme tipini

(induction type) kusursuz sinüs dalgaları oluĢturabilmekten uzak olduğu için

reddeder. Sinüs dalgalarının rezonans için çok önemli olduğunu söyler.

Sonuç olarak farklı bir amaçla icat edilmiĢ de olsa 1891 yılında bugün

radyo, televizyon ve bilgisayar teknolojisi baĢta olmak üzere, birçok

elektronik ekipmanda kullanılan “Tesla Bobini”ni keĢfetmeyi baĢarır.



Tesla bobini, radyo frekanslarında yüz binlerce volta ulaĢılmasını sağlayan

yüksek frekans transformatörüydü. Elektrik akımı bu aletin tepesinde

sıçramalara neden oluyor ve mavi kıvılcımlar çıkartıyordu. Bu elektrik

deĢarjlarının bir alıcı tarafından kablosuz olarak alınabilmesi, elektrik

enerjisinin kablosuz transferini sağlamıĢ olacaktı. 1891 yılında Tesla‟nın

lâboratuarında yaptığı küçük makinalar sadece 10-15 cm‟lik sıçramalar

(deĢarjlar) meydana getirebiliyordu. 1900 yılında yaptığı daha büyük

olanlarda ise yüzlerce metrelik sıçramalar elde etmeyi baĢarmıĢtı.

Söylendiğine göre, yüksek frekanslardaki elektrik akımları vücuda zarar

vermeden derinin üzerinde dolaĢabildiği için Tesla‟da bu kıvılcımları

parmaklarından alıp vücudunda dolaĢtırabilmiĢtir.



Tesla bobini onun için yepyeni bir baĢlangıç demekti. Bütün yaĢamı

boyunca düĢündüğü doğal enerjinin insanlık yararına kullanılması açısından

çok önemli bir adım atmıĢtı. Bu alet sayesinde elektriğin çok yüksek

frekanslarda kablosuz olarak transferlerinin mümkün olacağını

düĢünüyordu. Ve kuracağı merkezlerle küçük bir kaynaktan yükselterek

elde ettiği elektrik enerjisini (milyonlarca voltluk) kablosuz olarak dünyanın

istediği yerindeki alıcılara ulaĢtırabilecekti. Bunu yapabilmek için, en iyi

iletken dediği yerküreyi kullanıyordu. Bu bizim AC sistemimizde

evlerimizde kullandığımız topraklama gibi düĢünülebilir; yerküre aslında

kendisine aktarılan elektriği kaybetmez ve topraklanan akım gücünün yettiği

yere kadar dalgalar halinde yayılır. Tesla, çok güçlü elektrik akımlarını

topraklıyordu ve bu akımı baĢka bir akımla aynı yerden toplayarak

destekliyor ve dalgayı güçlendiriyordu. Böylece saniyede 300.000 km hızla

hareket eden 8ıĢık hızıyla eĢit) elektrik dalgaları, dünyanın merkezinden

geçerek diğer taraftan dünyanın yüzeyine çarpıyor ve tam olarak aynı

noktadan geri dönüyordu. Tıpkı salıncak örneğinde olduğu gibi, küçük

küçük ama aynı güçte titremelerle rezonans mantığına göre yükselen

salıncak gibi, elektrik dalgaları da her geri geliĢlerinde daha güçlü oluyor ve

daha yükseğe sıçrayabiliyorlardı. (Bu yöntem 1950 yılında Ay‟ın ve 1970

yılında Venüs‟ün haritasının çıkarılması için de kullanılmıĢtır. Radar ıĢınları

Ay‟a ve Venüs‟e gönderilerek bu ıĢınların geri dönüĢ hızlarından dünyamıza

ne kadar uzakta oldukları belirlenmiĢtir.)



Bu aleti icat ettiği 1891 yılı, onun aynı zamanda Amerikan vatandaĢlığına

geçtiği tarihtir. Tesla‟nın bu dönemdeki çalıĢmaları değerlendirildiğinde

baĢka bir gerçek daha ortaya çıkmıĢtır: 1895 yılındaki icadıyla “X

ıĢınları”nın mucidi olarak bilinen Wilhelm Röntgen‟den üç yıl önce Tesla

bu ıĢınlarla deneyler yapmıĢ ve insan vücudunun iç kısımlarına ait baĢarılı

resimler elde etmiĢtir. ( 13)



Tesla, yine aynı dönemde yaptığı lâboratuar çalıĢmalarında elektrotsuz

vakumlanmıĢ tüpleri, odanın içinde oluĢturduğu gerekli yoğunlukta elektrik

alanıyla, kablosuz olarak yakmayı baĢarmıĢtı. ( 14) Bu deneyin halk önünde

tekrarlanmasından sonra, dünyanın her yerinden çağrılar almaya baĢladı.

Bunlardan birini değerlendirdi ve 1892 yılında Londra‟da Elektrik

Mühendisleri Enstitüsü‟nde ders vermeye gitti. Oradan Paris‟e geçmek

üzereyken, Sir James Dewar karĢı konulmaz bir ısrarla Kraliyet

Enstitüsü‟nde de gösterisini tekrarlamasını istedi.



Burada Dewar, Tesla‟yı bir koltuğa iterek eline bir bardak viski verdikten

sonra,

“Şimdi “Fraday‟ın sandalyesinde oturuyor ve onun içtiği viskiyi

yudumluyorsun,” dedi.



New York‟daki lâboratuarına döndükten sonra tekrar çalıĢmalarına yöneldi.

1985 yılında lâboratuarı kuĢkulu bir biçimde yanmıĢ, bir süreliğine de olsa

çalıĢmalarına ara vermek zorunda kalmıĢtı. 1899‟da ise kendisine ücretsiz

enerjinin önerildiği Colarado‟ya gitti.



Tesla, dev büyüklüğe sahip bobinini kullanarak dünyadan bir iletken olarak

yararlandığı ilk deneylerini, Colarado‟da gerçekleĢtirdi. En önemli icadı

denilebilecek “sabit karasal dalgalar” (terrestrial stationary waves) burada

kullanmaya baĢladı. Deneyleri sırasında yerküreye elektrik verdiğinden,

lâboratuvarı çevresinde dolaĢan insanların ayakları arasında elektrik

sıçramaları meydana geldiği ve etraftaki çiftliklerde ayaklarındaki demir

nallar yüzünden atların çılgına döndüğü anlatılmıĢtır. Bu kentteki sonunu

belki delice denilebilecek Ģekilde kendisi hazırlamıĢ, kentin ana

jenaratörünün yanmasına neden olmuĢtur. Bir gün deneyi sırasında

muazzam elektrik sıçramaları elde etmiĢ, fakat bu sıçramalar bir süre sonra

bir ĢimĢekten çok daha korkunç olmaya ve çıkan sesler tüm kentte duyulur

hale gelmiĢtir. En sonunda kentin ana jeneratörü yanmıĢ ve tüm kent

karanlıkta kalmıĢtır. Tesla, rezonans sayesinde kademe kademe yükseltmeyi

amaçladığı sıçramaları baĢardığını anlasa da deneyi durdurmamıĢ ve en son

nereye kadar gidebilir diye lâboratuarının dıĢarısında, bu büyük

“canavar”ını izlemeye dalmıĢtı. Sonuç: Bir daha kimse Tesla‟ya ücretsiz

enerji önermek gibi bir “hata”ya düĢmedi (!)



1900 yılında New York‟a dönen Tesla, J. Pierpont Morgan adında bir

finansörün 150 bin dolarlık desteği ile, Long Island‟da kablosuz iletiĢim

amacına yönelik dev kulesinin inĢasına baĢladı (Wardenclyffe Projesi).. ( 15)

Bu verici istasyonu, piramit Ģeklinde, sekizgen ve 54 metre yükseklikte bir



13

Kosta dimitrijevic, “Tesla: A Great Serbian Inventor”, “Ethnic American News, Volume

4., Number 10, 10 http://w.w.w. clpgh.org/exhibit/tesla8.html

14

Tesla, s:12

15

“Cloudborn Electric Wavelets to Encirele the Globe: This Is Nicola Tesla‟s Latest

Dream, and the long Island Hamlet of Wardenclyffe Marvels Thereat” New York Times, 27

March 1904, http://w.w.w.clpgh.org/exhibit/tesla2.html

yapıydı. Wardenclyffe‟in bu kule sayesinde dünyanın merkezi olacağı

sanılmıĢtı. Tesla‟nın bu desteği alabilmesini sağlayan, onun bu kule

vasıtasıyla çok uzaklara resim, mesaj, ses ve her türden veriyi

gönderebileceği iddiasıydı. Oysa Tesla‟nın daha büyük bir amacı vardı.

Sürekli olarak aĢağı gördüğü “hertziyan dalgalar”la uğraĢmakta ve kendi

“teta 4 dalgaları” ( 16) olarak anılacak olan elektrik dalgalarıyla kablosuz

enerji aktarımı sağlamaya çabalamaktaydı. Amaç yine aynıydı: tüm

insanlığa bedava elektrik enerjisi sağlamak !



Tesla bu kez çok ileri gitmiĢti. Bu kapitalist sistemin kar mantığını

kökünden sarsabilecek felaket bir fikirdi. Bedava enerji, petrol gibi çok

önemli bir ekonomik kaynağı beĢ para etmez yararsız bir hale getirebilecek

ve tüm ABD endüstrisinin dönüĢümünü gerektirebilecek bir tehlikeydi.

1903‟deki bu açıklamasından sonra, arkasındaki tüm destek çekildi ve yavaĢ

yavaĢ ismi kitaplardan silinmeye baĢlandı.



Marconi, 150 bin dolardan daha ucuza Atlantik‟i aĢan ilk mesajı yollamayı

baĢarmıĢ ve Ģirketinin hisseleri borsada kapıĢ kapıĢ satılmaya baĢlamıĢtı.

Tesla‟nın Ģirketi gözden düĢmüĢtü. Tesla ise, Marconi‟nin yaptığının,

kendisinin halihazırda yapabildiği önemsiz ve basit bir iĢ olduğunu ve

Marconi‟nin zaten kendisine ait patentleri kullanarak bunu yaptığını

söylemiĢ ve amacının gerçekte tüm insanlığın yararlanabileceği “bedava

elektrik enerjisi” olduğunu açıklama gafletinde bulunmuĢtu.



1904 yılında Colaoado Spring‟deki elektrik Ģirketi Tesla‟yı uğrattığı

zarardan ötürü mahkeme verdi ve 180 dolarlık mahkeme parasının

ödenebilmesi için oradaki lâboratuarı satıldı.



1906 yılında Colorado yaptığı icatlarla zengin ettiği George Wetinghouse,

Tesla‟nın kablosuz enerji üretimini geri çevirdi.



Tesla, 1915 yılında kendisine Edison‟la birlikte fizik dalında önerilen Nobel

Ödülü‟nü kabul etmedi. Maddi olarak çok büyük zorluk içinde olduğu halde

öneri karĢısında Ģunları söylemiĢti:



“Böylesi bir ödül, bir insan için çok büyük olanaklar sağlayacaktır. Ve

benim teknik litaratürde kendi adımı taşıyan 4 düzine kağıdı dolduracak

patentim var. Bunlardan sadece bir tanesi için bile, bundan sonra

verilecek binlerce Nobel Ödülleri‟nin tümünü verebilirim..” ( 17)



1915 yılında Tesla, kablosuz enerji iletimiyle ilgili çalıĢmalarını

sürdürmektedir. Bu teknolojinin aynı zamanda muazzam bir yok edici

gücünün de olabileceğini ara ara yaptığı açıklamalarla yinelemiĢtir. Çok

sonraları ABD‟nin “Yıldız savaĢları” projesine kaynak olacak bütün savaĢ

makinası çalıĢmaları ve yaptığı açıklamalar, “Wardenclyff Projesi”ne

desteğin çekilmesi ve kendisini sübvanse edebilecek finansör

bulamamasından sonra baĢlamıĢtır. Uzaktan kumanda teknolojisinin de



16

Bu konuda detaylı teknik açıklamalar için bkz. Dave Small, 1987, The Greatest Hacker

of All Time, http://w.w.w.newphys.se/elektromagnum/physic/keelyNet/energy/tesla4.asc

17

Kosta Dimitrijevic,s:2

mucidi olan Tesla, bu yıllarda görünmez mesafelerden kontrol edilebilen

torpidolar yaptığını, ama elektrik dalgalarının çok daha yıkıcı olduğunu

iddia etmiĢtir. Bu açıklamalar yüzünden bazı olaylarda Tesla‟nın izi

aranmaktadır. 1907‟de elektrik sıçramasının neden olduğu bir patlamayla

batan Fransız gemisinin “Iena” ve 1908‟de Sibirya‟da bulunan “Tunguska”

nehrini çevreleyen 200-250 bin hektarlık bir ormanın, 10-15 megatonluk bir

patlamaya eĢdeğer bir patlamanın ardından yanarak yok olması... bunlar

elbette kanıtlanmıĢ değildir, ama tam da Tesla‟nın her türden yok edici silah

icad ettiğini açıkladığı yıllara rastlayan sıra dıĢı olaylardır.



Dünyanın en önemli mucidi olan Tesla‟nın bu tarihlerden sonraki yaĢamı

çok belirgin değildir. Ġzole edilmiĢ bir yaĢam sürdürmüĢ, basına verilen

yıllık doğum günü partilerinde buluĢlarının yok edici özelliklerinden söz

ederek, icatlarına ilgi çekmeye çalıĢmıĢtır. Bir de 1919 yılında, “Electrical

Experimenter” dergisinde bitirmediği bir otobiyografisi yayınlanmaya

baĢlamıĢtır. Derginin satıĢları birden rekor seviyede artmıĢ, fakat önerilen

çok büyük paralara karĢın otobiyografisini yazmayı sürdürmemiĢtir.



Tesla portresi gerçek çehresiyle tamamlanması güç bir portre değildir. Her

yönüyle ortada, açıkta ve sürekli gözlem altında bir yaĢam sürdüren

Tesla‟nın bilim alanındaki icatlarının gerçek anlamda kavranılması güçtür.

Onula ilgili en önemli Ģey, yaĢadığı çağın çok ötesinde olduğu gerçeğidir.



Tesla‟nın ismi, her ne kadar çok büyük bir değere sahip olduğunun bir

göstergesi olarak “manyetik akıĢın metrik birimi” (T) olarak verilmiĢ ( 18) ve

ismi en önemli fizikçiler ile birlikte Pransilvanya eyaletinin “Elektrik

Vadisi”ndeki sokaklardan birinde bulunuyorsa da zamanla unutturulmuĢ ve

onun teknolojileri üzerinde emperyalizm, “karanlık projeler” üretilmeye

baĢlandığı iddiaları tüm dünyayı sarmıĢtır. Soğuk savaĢ yıllarında her iki

tarafında bu teknolojiyi kullandığı ileri sürülmüĢ, bütün bir nükleer saldırı

ve savunma amacını güden “Yıldız SavaĢları” projesinde bu teknolojiden

yararlanılmıĢtır. Ölüm ıĢınları, ultra düĢük dalgalar, çok yüksek frekanslar,

atmosferdeki elektrik enerjisinin değerlendirilmesi, atmosferde elektrik

dalgaları yayarak bunun dünyanın her yerinden kullanılmasının sağlanması,

radyo frekanslarıyla uzaktan kumanda edilebilen bugün kullanılan füzeler,

yüzlerce mil etkili bir elektrik kullanımının oluĢturularak girmeye cesaret

eden düĢmanın anında yok edilebilmesi gibi bazıları ise; bugün bile

kamuoyuna düĢ gibi gelebilecek birçok projenin ardında Nikola Tesla‟nın

teknolojisinin izlerine rastlanmaktadır.



Tesla, söz konusu “ölüm ıĢını” ve kimsenin geçemeyeceği “Tesla

Kalkanı”nın yapılabileceğini açıklamıĢtır. Ġnsanlığı bedava elektrik

sağlama idealiyle yola çıkmıĢ büyük bir mucidin projelerine destek

bulabilmek amacıyla zaman içinde savaĢ teknolojileri üzerine çalıĢmıĢ

olması insanlığın garip bir trajedisidir. I. Ve II. Dünya SavaĢları‟nı yaĢamı

olan Tesla, gerçekte savaĢ karĢıtı olduğunu açıklamıĢtır. Fakat barıĢın

sürekliliği için en güçlü silahların yapılması gerektiğini de ileri sürmüĢtür.





18

http:/www.clpgh.org/exhibit/tesla6.html ve http:/www.yurope.com/org/tesla/uvode.htm.

Tesla, insan beyninin dalgaları üzerinde çalıĢmalarında, beynin Beta, Alfa

ve Teta boyutlarındaki dalga boylarının ölçüldüğünü bugünkü modern

tıbbın ölçümlerine çok yakın olarak tespit etti. Normal bilinç düzeyindeki

beta durumundaki beynin EEG ölçümündeki dalga boyunu saniyede 14

dinlenme durumundaki Alfa boyutunu saniyede 7‟nin altında ve uyku

durumundaki beynin Teta boyutunu da saniyede 3 devir birim olarak

saptadı.



Tesla-Schuman Rezonansı olarak da bilinen dünyanın doğal dalga boyunu

saniyede 10 olarak saptamıĢtı. Bugün kesin olarak bu ölçüm 7.8 olarak

saptanmıĢ durumdadır.



Tesla-ELF (çok düĢük dalga boyu) 7.8 Hertz dalga boyuna ayarladığı

elektrik enerjisini kendi üzerinde deneyerek, deney sonuçlarını kaydetti. Bu

araĢtırmalar özellikle 1960‟lı yıllarda Sovyetler Birliği‟ndeki çalıĢmalarla

geliĢtirildi. Vücudumuzun enerji haritası çıkarıldı. Tesla‟nın baĢladığı

beynin ön lobu ile arka lobu arasındaki enerji değiĢiminin verileri ve

araĢtırmaların hangi aĢamaya geldiği bugün halen kamuoyu tarafından

bilinmemektedir. Bilebildiğimiz sadece Rus bilim çevrelerinin “telekines”

olarak tanımladıkları çalıĢmalarda beynin normal Beta durumundayken,

Alfa ve Teta boyutlarına geçilmesi durumundaki sonuçlarının gerek Tesla

ve gerekse de Sovyet bilim çevreleri tarafından incelendiği gerçeğidir.



Bu araĢtırmaların önemi Ģudur. Beynin Beta boyutundan, kiĢi uyanık

durumdayken Alfa ve Teta boyutlarına sıçratılmasının sonuçları,

“parapsikoloji-par/anormal faaliyetler” olarak adlandırılan alandan baĢka bir

Ģey değildir.



Tesla araştırmaları bu alandaki incelemelerin insanlık tarihinde mistik

olarak korunan örtüsünü kaldırmış, ruh denilen şeyin de bioenerjimizden

başka bir şey olmadığını göstermiştir.



Bu araĢtırmalar bilimin ulaĢtığı sınırlar bakımından, fizikötesi olarak

tanımlanan alanın fizik içerisindeki tanımını mümkün kılmıĢtır.



Tesla‟nın araĢtırmaları insan beyni ile sınırlı kalmadı. Adım adım küresel

bir projeye doğru ilerlemeye baĢladı. Dünyanın enerji potansiyeli ve insanın

bioenerjisinin dünyanın bioenerjisi ile olan iliĢkisini incelemeye baĢladı.

Colorado‟da kurduğu gözlemevi ve lâboratuarında yaptığı araĢtırmaların

sonucunda bir ütopyaya ulaĢtı.



Dünyanın ve atmosferin sürekli olarak elektir ile şarj edildiğini ve

şimşeklerin atmosferdeki düzenli uzay aralıklarında gerçekleştiğini

saptadı.



Bu saptaması 1997 yılında Ruslar‟ın MIR uzay istasyonu tarafından

doğrulandı. Tesla, bu saptamasından hareketle, kablosuz enerji aktarımı ile

yalnızca telgraf mesajlarının değil, sesin, görüntünün ve her türlü yazılı

bilginin dünyanın istenilen yerine iletilebileceğini söyledi ve bu

söylediklerini projeye dökmeye baĢladı.

Tesla‟nın bu cümleleri sarf ettiği yıl Mayıs. 1899 tarihidir. 1899 yılında

lâboratuvarında telgraf çoktan ilkel bir alete dönüĢmüĢ, televizyon,

bilgisayar, cep telefonları, çağrı cihazları, modem hatlar üzerinde

çalıĢmalara baĢlamıĢtır.



Tesla, Century Magazin ile temasa geçerek, Colorado çalıĢmalarını

makaleye dökmek istediğini belirtti. Dergi editörleri, ondan sansasyonel

aydınlanma teknikleri üzerine yazı bekliyorlardı. Fakat, ondan gelen yazının

üstbaĢlığı:

“İnsan enerjisinin yükselmesinin problemleri” alt baĢlığı da:



“İnsan faaliyetlerinin ve çalışmalarının fizyolojik tartışması” idi.



Dergi makaleyi yayınlamadı.

Tesla, yazısında:



kablosuz enerji üretimi ile evrensel bir dünya sistemi kurulacağını, her

türlü mesaj, görüntü, film ve sınırsız şekilde dünyanın değişik

ülkelerindeki insanlar arasında iletilebileceğini, uçağın geliştirilmesi ile

ülkeler arasındaki sınırların kalkacağını ve insanların serbestçe yolculuk

yapabileceğini daha da önemlisi dünyanın depolanmış enerjisinden

herkesin basit bir alıcıyla sınırsız yararlanabileceğini ve süreç içerisinde

el emeğine olan ihtiyacın minumum düzeye ineceğini belirtiyordu.



Tesla, makalesinde yer alan görüĢlerini beĢ ayrı buluĢ üzerinde

Ģekillendiriyordu. Bunlar sırasıyla:



1). Tesla bobini (Voltaj ayarı yapabilen bobin)



2). Transmitter (Dünyanın elektriğinin Ģarjı ile rezonans olan aydınlanma

alanları)



3). Kablosuz sistem



4). Bireyselliğin sanatı (Bu Tesla‟nın düzeneğinde her bireyin kendi dalga

boyundaki alıcısının tasarımı idi. Her bireyin kendi istasyonu kendisine

gönderilen mesajları alabilecekti. Bunu günümüzde kullanılan cep telefonu

ve e-mail‟in ilk prototipi olarak tanımlayabiliriz)



5). Uzay ötesi dalgalar (Tesla gezegenimizin belli dalga boyutlarına tepki

verdiğini tespit etmiĢ ve Dünya‟yı sürekli vibrasyonda olan bir enerji topuna

benzetmiĢtir. Dünyanın etrafında oluĢturulacak enerji tarlası ile Dünyanın

enerjisi hiçbir kayba uğramadan değerlendirilebilecek ve böylece

gezegenimizi kirletmeyen temiz ve parasız bir elektrik elde edilebilecekti)



Sonuç ne oldu?

Tesla‟nın ütopyasında tek bir etken eksikti (her zaman olduğu gibi);

ekonomik etken. Tesla‟nın bu açıklamaları Westinghouse firmasında alarm

sinyallerine neden oldu. Edison‟un doğru akım endüstrisini yok etmiĢ,

oluĢturduğu alternatif akım sistemi ile yeni bir endüstri düzeni kurmuĢ ve bu

düzen üzerinde Westinghouse ve General Elektrics gibi dev tekeller türemiĢ,

dünya imparatorlukları kurmuĢlardı. ġimdi Tesla hepsini kablosuz enerji

üretiminin yeni düzeni ile tehdit ediyor ve kendi kurduğu endüstriyi çöpe

atacağını açıklıyordu. Westinhouse ve General Elektrics patronları kuĢkusuz

Tesla‟nın ne istediğini anlamıyorlardı. Tesla, patent ücretleriyle lüks bir

yaĢam yaĢıyordu. Peki ama derdi neydi?



Tesla‟nın çabasını tek anlayabilen Samuel Clements (Mark Twain) oldu

herhalde.. Hayatında hiçbir zaman yakın dostluklar kurmamıĢ olan Tesla ile

Clements arasında dostluk da 1910 yılında Clements‟in ölümü ile sona erdi.

Tesla, ölümüne kadar ki yılları kablosuz sistemin inĢasını oluĢturmak için

çabaladığı bir koĢturmaca ile geçirdi. Bu süreçte ihtiyacı olan parayı temin

edebilmek için tüm patent haklarını sattı. Yugoslav Hükümeti imdadına

yetiĢti. 75. yaĢ gününde, günlük yaĢamını sürdürebilecek bir maaĢ bağlandı.



Einstein‟ın “rölativite teorisi”nin yetersiz olduğunu, “dinamik yer çekimi

teorisi”nin yakında kendisi tarafından kamuoyuna sunulacağını açıkladı.

KonuĢmasında ses, ısı, ıĢık, röntgen ve radyo dalgalarının yerçekimi ile olan

iliĢkisinden söz etti. Yerçekimi dalgalarından söz ettiği bu konuĢması,

1980‟li yıllarda tekrar hatırlandı. “PSR 1913 + 16” olarak adlandırılan ve

enerji kaybına neden olan “double neutron star”ın 1980‟li yıllarda

bulunmasıyla yer çekimi dalgalarının varlığı kanıtlandı. Tesla bunu nasıl

keĢfetmiĢti? Einstein‟ın rölativite teorisine neden karĢı çıktığını ve

yerçekimi dalgalarının varlığını nasıl keĢfettiğini hiçbir zaman açıklamadı.

KüsmüĢtü !



Tesla, 1943 yılında 87 yaĢında öldü. O güne değin, geçimi için

Westinghouse da dahil olmak üzere zengin ettiği arkadaĢlarının teklif ettiği

hiçbir yardımı kabul etmemiĢtir. Birisi hariç, kabul ettiği tek yardım

Yugoslavya Hükümeti tarafından 75. Doğum gününde bağlanan emekli

aylığı.. Öldüğünde yanında en sevdiği hayvanlar olan güvercinleri bulunan

bu yalnız adamın dünyadan göçü yalnızca kapital dünyasının egemenleri ile

Pentagon‟u sevindirip huzura kavuĢturmuĢtur.



Nikola Tesla‟nın adı Amerikan kaynaklı kitaplardan silinmiĢ de olsa, değeri

kendi ülkesinde bilinmektedir. Tesla‟nın kapitalist sistemi çökertip ortadan

tümüyle kaldıracak olan enerji teknolojisinin derinlemesinie araĢtırılması

gereklidir. Ayrıca, süper güçlerin Tesla teknolojisi ile hangi gizli savaĢ

projelerini uygulama alanında yaĢama geçirdiği ve geçirmeye çalıĢtığı da

objektif ve cesur araĢtırmacılar tarafından mercek altına alınmalıdır. New

York‟daki lâboratuvarında yaptığı deneylerde birkaç kilometre öteden

hissedilen bir deprem yaratmıĢ radikal bir mucit olan Tesla‟yı gerçek

anlamda değerlendirebilecek olan ancak gelecek yüzyılların insanlığı

olacaktır.







***

NĠKOLA TESLA‟NIN ANISINA



Tarih boyunca akademik çevrelerde insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaran

öncüler ve mucitler onurlandırılmıĢtır. Ünlü fizikçi, bilim adamı, mühendis

ve mucitlerin listesi insanlık geliĢiminin önemli kilometre taĢlarını

oluĢturur. Elektrik ölçüm birim ve terimlerinin çoğu, elektrik ve agnetizma

altındaki fiziksel oluĢumlarla ilgili ilk varsayımları ve icatları gerçekleĢtiren

bu kuruculardan esinlenmiĢlerdir. Volta, Amper, Faraday, Hertz, Maxwell,

Newton, Watt ve Weber, icat ve katkılarından beri standart elektrik ve

manyetik ölçüm birimleriyle eĢanlamlı hale gelmiĢ isimler arasındadır.



Bu onur listesine çok yakın zamanlarda dahil olan isim dr. Nikola Tesla‟dır.

Tesla‟nın “BuluĢların Altın Çağı” olarak adlandırılan dönemde, elektrik

alanındaki buluĢ, anlayıĢ ve geliĢmelere yaptığı sayısız katkı ne kadar

vurgulansa azdır. Alternatif akım üretiminin ve dağıtımının

geliĢtirilmesinden ve dönel manyetik alının kavranmasından, yeryüzündeki

elektrik dalgalarının keĢfine ve telsiz, radyo, uzaktan kumanda, bilgisayar,

telsiz güç üretim ve dağıtım tekniklerine, oradan parçacık ıĢın silahları ve

ötesine... bilim alanındaki baĢka hiçbir birey çağdaĢ dünya üzerinde, bugün

de hakkını teslim ettiğimiz, daha büyük bir etki yaratmamıĢtır.



Dolayısıyla, SI‟nin (Uluslararası Ölçü Birimleri sistemi), geliĢtirilmesinden

sorumlu, ağırlıklar ve Ölçüler Genel Konferansı‟nın yeni bir Uluslaarası

manyetik Akım Yoğunluğu Ölçü Birimi‟ni temsil etmek üzere “Tesla”

ismini ve “T” sembolünü seçmesi son derece uygundur. Manyetim akım için

SI ölçüsü (T), ölümünden sonra Tesla‟ya atfedilmiĢtir. MRI ve NMR gibi

modem teknolojileri cihaz performansı ve spesifikasyonunun önemli bir

bileĢeni olarak vlçü birimine dayanmaktadır. (William C. Wysock/Tesla

Teknoloji AraĢtırma)





KAYNAKLAR :



1). The Man Who Invended The Twentieth Century: nikola Tesla, Forgotten Genius of

Elecricty. Robert Lomas, Headline, Londra 1999



2). Lightining in his Hand: The Life Story of Nikola Tesla, Inez Hunt and Wannetta W

Draper, Omni Publications, Califorina 1977.



3) Tesla Said, Compiled by John T Ratzlaff, Tesla Book Company, N.Y. 1984



4). Remote Wiewing. Tim Rıfat, Century 1999, Londra.



5). Spark of Genius, R. Lomas, The Independent Magazine, 21 Ağustos 1999 Londra.



6). William J. Beaty, 1997, Tesla Invented Radio SCIENCE HOBBYIST website

www.eskimo.com/-billb.









***

PANDORANIN KUTUSUNDAKĠ ġEYTAN









G ölcük, 17 ağustos 1999, saat:03.02.. Evlerindeki yataklarında

uykunun derinliklerine dalmıĢ insanlar can havliyle ve bilinçlerini

yitirmiĢçesine kendilerini dıĢarıya atmaya çalıĢırlarken sanki din

kitaplarında sözü edilen “kıyamet”i yaĢadıklarına inandılar.



Deniz kuvvetleri Komutanlığı‟nın devir teslim töreninin ardından

beklenmedik bir zamanda ansızın çıkıp gelen uğultular ve Ģiddetli yer

sarsıntıları, gece boyunca iki fırketeynin aydınlattığı Orduevi yerle bir oldu.

Havai fiĢeklerin aydınlattığı Gölcük semaları birkaç saat sonra

bilimadamlarının “deprem ıĢıması” diye tanımladıkları ancak ne olduğu tam

olarak anlaĢılamayan bir “Ģey” ile aydınlandı. YaĢayanların bir daha hiç

unutamayacakları o uğultu ve sarsıntının ardından tüm Türkiye derin

uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken ölüm binlerce insanı

aynı anda yakalıyordu.



Devlet hazırlıksız yakalanmıĢtı. Binlerce insan teknik yetersizlikten ötürü

enkazların altında günlerce bir kurtarıcı bekleyerek can verdiler. Kısa süre

sonra Türk kamuoyu kendisini hummalı bir tartıĢma içinde buldu. Binaların

depreme dayanıklı yapılmayıĢı, fay hattının üzerinde yerleĢim alanlarının

kurulmuĢ olması, tüm mimari ve mühendislik prensiplerinin hiçe sayılarak

kentler oluĢturulmuĢ olunması uzun süre ulusal gündemi iĢgal etti.



Ancak hiç kimse depremi yaĢayan insanların panik içinde dile getirmeye

çalıĢtıklarını dikkate almadı. Oysa ki, bölge insanı geçmiĢ yıllarda da pek

çok deprem yaĢamıĢtı. Yani depremin ne olduğunu yaĢayarak öğrenmiĢ

insanlardı.



DehĢet anını yaĢayanlar:

“O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir Ģey var ki bu

depremden farklı bir Ģeydi.”

Depremi yaĢayanlar gün geçip kendilerine gelir gibi olup panik

duygularından arındıkça hafızalarında yer eden ve tanık oldukları “Ģey”leri

birer birer dile getirmeye baĢlamıĢlardı. Ġfade ettiklerine göre depremden

hemen önce Gölcük‟ten Avcılar‟a kadar geniĢ bir alanda görülen “ateĢ

topu” ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı bilimadamlarına

göre sözü edilen “ateĢ topu” deprem ıĢımasıydı. Daha önce depremi yaĢamıĢ

olan insanlar, böyle bir “ateĢ topu”nu ilk kez gördüklerini dile getirdilerse

de kimse oralı olmadı.



Türk insanı televizyon ekranlarından yansıyan görüntülerle pek çok bilim

adamıyla tanıĢtı. Bu bilim adamları sayesinde de karıĢık olan kafaları daha

da karıĢırken pek çok teknik/bilimsel terim ezberledi. Fizik terminolojisi

geliĢen kamuoyu, depremde yaĢadıkları hakkında hiçbir Ģey öğrenemediği

gibi, gelecek zaman dilimlerinde baĢlarına daha neler gelebileceği hakkında

da korku ve endiĢeleriyle baĢ baĢa kaldı. Her alanda baskı altında yaĢama

zorunluluğunu iliklerinde duyumsamaya alıĢık Türk insanı, endiĢelerini bir

kez daha küskün iç dünyasına gömdü.



Ancak, zaman geçtikçe Türk basınının saygın isimleri ile bazı yazarlar, 17

Ağustos 1999 ve sonrasında yaĢanan depremlerin ABD kaynaklı “yapay

felaketler” olduğu üzerinde görüĢ bildirmeye yöneldiler. Ne var ki, bu

görüĢler Medya organlarında yer almadı. Çünkü, medyanın ABD finans

kaynaklı patronlar ile CIA güdümlü yöneticileri araĢtırma ve düĢünce

pazarlayan gazeteci ve yazarların bu konudaki görüĢlerini çıkarlarına aykırı

gördükleri gibi “gerçekçi” de bulmuyordu! Onlara göre bazı gazeteciler ve

yazarlar daha çok birer “ütopik komplo teorisyenleri” gibi faaliyet

gösteriyorlardı. Çünkü, onlar yeryüzünden çoktan silinen komünizmin son

artıkladireniĢçileriydiler ve her taĢın altından ABD ile CIA parmağı

bulmakta ısrarcıydılar. Türkiye‟de yaĢanan depremin ardından ABD Deniz

Kuvvetleri ihtiĢamlı “savaĢ gemileri” ile yardıma koĢmuĢtu. Hem garip bir

tesadüf olarak ABD Devlet BaĢkanı deprem sonrası geldiği Türkiye‟de

bölgeye giderek depremin yarattığı ölümcül ve yıkıcı tahribatı bizzat kendi

gözleri ile gözlemlemiĢti. ġimdi tüm bunların ardından “emperyalist” ve

“kapitalist” karĢıtı, aslı astarı olmayan ve hiçbir bilimsel veriye dayanmayan

“komünizm” yanlısı spekülasyonlar ile yaralı halkı “huzursuz” etmenin ve

“kıĢkırtmanın” ne anlamı vardı?.. bu türden faaliyetlerde bulunan kiĢiler, dıĢ

güç odaklarının maĢalarıydı!



Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü ve çok gizli bir silah geliĢtirme

çalıĢmaları sürdürdüğü gerçeği, her gerçek gibi bir geri bıraktırılmıĢ ülke

olan Türk kamuoyunun bilgisi dıĢındaydı. Oysa ki, medyanın görevi her

konuda kamuoyunu bilgilendirmekti. Onca devlet desteği alan ve dünyadaki

dev medya kuruluĢlarından pek fazla bir noksanları bulunmayan Türk

medyası, halkın çağını algılayıp özümseyebilmesi için gece/gündüz

çalıĢmıyor muydu? Peki o halde Türk kamuoyunun dünyada ve Türkiye‟de

olup bitenlerden neden hiç haberi olmazdı? Oysa, medya her gün çarĢaf

çarĢaf özel yaĢamları sergilemeyi baĢarmıyor muydu? Kimin kiminle

nerede ne yaptığını görüntüleyen Türk ulusal medyasının dünyada olup

bitenlerden haberdar olmaması düĢünülebilir miydi?

Onca Türk insanı yurtiçinde ve yurtdıĢında en üst seviyede eğitim

görüyordu, ama onca eğitime karĢın hâlâ radyoyu Marconi‟nin değil de

Nikola Tesla‟nın icad etmiĢ olduğunu bile bilmiyordu. Hani artık iletiĢim

çağı idi ve herkesin dünyanın her yerinde her olup bitenden haberi vardı?

Demek ki gerçekte Türk insanının gördüğü onca eğitim boĢtu. Demek ki

Türk insanı gazete okuyup Tv izleyerek aydınlanıp çağında ne olup bittiğini

öğrenemiyordu. Ve daha da feci olan felâket; eğitimli olduğunu ve medya

aracılığı ile çağını izleyebildiğini sanıyordu.



Bu durum, Türk insanının hangi koĢullar altında yaĢam sürdürmesinin nasıl

sağlanabildiği gerçeğini gözler önüne sermektedir. Biz, yine temel

konumuza dönelim.



Türkiye‟de, Yunanistan‟da ve Tayvan‟da ardıĢık ve beklenilmeyen

depremler, binlerce insanı uykunun derinliklerinde yakalayıp canından

ederken, geride yıkıntılar altında tüm yakınlarını yitirmiĢ, inim inim inleyen

insanlar bıraktı. Uzmanlar bu beklenilmeyen fay kırılmasının ardından,

deprem felaketinin daha üç yıl süreceğini tahmin ettiklerini açıkladılar. Ne

zaman? Nerede ve Kaç Ģiddetinde, sorularına ise; hiç kimse yanıt veremiyor.

Açıkçası uzmanlar da ĢaĢkın. Ama, ĢaĢkınlıklarını gizlemeye ve soğuk kanlı

olmaya çaba gösteriyorlar.



Oysa ki; doğal felaket gibi görünen depremin ardındaki giz perdesi

aralandığında ardından PENTAGON‟un Alaska ve Hollanda da

konuçlanmıĢ askeri tesislerinin marifetleri gün ıĢığına çıkıyor. ġimdi size

1900‟den günümüze dünyada en çok sansüre uğramıĢ, çok yakın bir

zamanda ise; 4 milyar insanı yok etmek için uygulamaya konmuĢ korkunç

bir gerçekten söz edeceğim.



ABD‟nin son derece gizli yürüttüğü projenin adı: High Freqency Active

Auroral Research Program (HAARP), adından da anlaĢılacağı üzere,

Yüksek Frekans Aktif Aurora AraĢtırma Programı! Bu program ABD‟nin

“Yeni Dünya Düzeni” ile Siyonizm‟in “Dünya Hükümeti” planlarının

ürünü..



Her Ģey, Bay Tesla‟nın elektromanyetik dalgalar kullanarak, doğayı

etkilemeyi baĢarmasının ardından, 1900‟de patent almak için baĢvuruda

bulunmasıyla baĢlamıĢtı. Bay Tesla, elektromanyetik titreĢimler kullanarak,

fırtınalar yaratıp yağmurlar yağdırabiliyordu. Bay Tesla‟nın bu buluĢundan

yola çıkan bir çok bilim adamı kolları sıvamıĢ, onun bu buluĢunu

geliĢtirmeye yönelmiĢlerdi. 1900‟de Bay Tesla‟nın sahibi olduğu patent,

günümüzde Raytheon firmasına ait.



ABD Savunma Bakanlığı, ABD Deniz Kuvvetleri, ABD Hava Kuvvetleri ve

Alaska Üniversite Fairbanks‟ın gizli ve ortaklaĢa yürüttükleri proje

kontrolünde elektromanyetik titreĢimlerden yararlanılarak geliĢtirdikleri alet

ile BaĢkan Regan döneminde uygulamaya konulan “Yıldız SavaĢları

Projesi” (Star Wars)‟ın pabucunu dama atmayı baĢardılar. Çünkü, çok daha

ucuz ve güçlü bir silah olduğu gerçekleĢtirilen deneylerle kanıtlanmıĢ

bulunuyor.

ABD, bu projeyi son 6 yıldan buyana Alaska‟nın Gekona askeri üssü

yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetlerince geliĢtirip uygulamaya

koydu. Resmi amacı: Ġyonosfer‟de araĢtırma yapmak! Bu projenin

gerçekleĢmesinde üç ABD Ģirketi ARCO, Raytheon ve E-Sistemleri‟nin

önemli katkıları var.



HAARP öyle bir güç ki; bakınız neler yapıyor:

1). Ġklimleri değiĢtirebiliyor.

2). Kutupları eritebiliyor ve yerinden oynatabilir. Bir baĢka “Buz Zamanı”

yaratabiliyor.

3). Ozon tabakası ile oynayabilir

4). Okyanus dalgalarını kontrol edebiliyor

5). Dünyanın enerji alanlarıyla oynayarak, insan beynini kontrol altına

alabiliyor. Örneğin: Ruh sağlığını bozarak düzensiz davranıĢlara, kan

kimyasının olumsuz etkilenmesine, metabolik değiĢimlere, sinir

sisteminin bozulmasına yol açarken, beyinsel ve sinirsel fonksiyonları

etkileyerek de insanları ĢaĢkın hale getirebiliyor.

6). Radyasyon yaymayan termonükleer patlamalar oluĢturabiliyor

7). Depremler yaratabiliyor

8). Eko sisteme zarar verebiliyor, hayvanları göç ettirebiliyor

9). Met dalgaları yaratabiliyor

10). Ufuk üstünde bir radar sistemi yaratabiliyor

11). ABD ordu komünikasyon sistemi çalıĢmaya devam ederken, diğer tüm

komünikasyon sistemlerini tümüyle iĢlemez hale getirebiliyor

12). ABD denizaltılarının (ELF Extremely Low Frequency) olağanüstü

alçak frekans kullanabilmesini sağlıyor



Yukarıda sıraladıklarım yalnızca bir bölümü.. Bu gerçeklerin ıĢığında bir

bakıĢta nasıl bir tanrının çocukları olduğumuzu algılamak çok kolay!



Bazı fizikçiler bu projeye Ģiddetle karĢı çıkıp, internette insanlığı uyaran

yazılar yayınlamaya çalıĢtılar. Ama, internette HAARP projesi karĢıtı tüm

siteler PENTAGON tarafından bir anda siliyordu. Bu projeye karĢı çıkan

pek çok insan CIA‟in örtülü ve yargısız infaz operasyonlarında ortadan

kaldırılıverdi. Herkes susturuldu. Bu Ģiddet ve baskı ise; 1900‟den beri

süregeldi.



ABD ve Rusya ortaklaĢa dünya nüfusunu 6 milyardan 2 milyara düĢürme

kararı aldılar. Böylece; eğitimsiz, fakir, ilkellikten kurtulamayan ve giderek

artan dünya nüfusunun “temizlenerek”, dünyanın gelecekte büyük bir kaosa

sürüklenmesinin önüne geçileceği varsayılıyor. Uygulamaya konan plana

göre, geride kalacak olanlar: Seçkin siyasiler, zenginler ve entellektüeller

olacak. Özetle Tanrılar, iĢe yaramaz olarak gördükleri 4 milyar insanı

cezalandırarak, iĢe yarar gördükleri insanlardan oluĢan yeni bir dünya

yaratacak. Bunun adı ise; “Yeni Dünya Düzeni!” Hiç kimse nükleer savaĢ,

çıkacak diye beklemesin. Artık, insanlığı doğal afet görünümü altında

uygulamaya konan yepyeni bir savaĢ teknolojisi bekliyor. Bu savaĢ

teknolojisi “Yapay Tufanlar” yaratıyor.

Dünya haritasına baktığınızda Türkiye‟nin ABD‟nin Alaska/Gakona askeri

üssünün tam karĢısına düĢtüğünü görebilirsiniz. Ayrıca proje araĢtırmalarına

ve deneylerine tanık olanların yaptıkları açıklamalara göre, gökyüzünde

beyaz ve kırmızı ıĢık görüldüğü söyleniyor.



ABD‟nin “Yeni Dünya Düzeni” ile Siyonizm‟in “Dünya Hükümeti”

programları içinde yer alan HAARP projesi, dilediği anda dilediği yerde

deprem felaketi sonuçları vererek, en etkili, en kesin sonuca ulaĢılmasının

ilk adımları. HAARP Projesi ile geliĢtirilen alet Ģu anda %10 kapasite ile

çalıĢıyor. Aletin tam olarak geliĢtirilerek uygulamaya konulacağı tarih ise;

2002..



PENTAGON, ABD Kongresi‟ne verdiği raporda aletin yalnızca 3.5

kilowatt güce sahip olduğunu bildirmekte. Ancak, bu proje üzerinde çalıĢan

bilim adamları aletin 3.500 kilowattlık bir enerji yaratabildiğini açıklıyorlar.

2002 yılına varıldığında aletin eriĢeceği güç ise; hesaplanamıyor bile.. Proje

Alaska/Gakona‟da tatbike baĢlandığında PENTAGON, aletten 100 bin

kilovatlık bir enerji elde etmeyi umduğunu açıklamıĢtı.



Dünya insanlığı ABD emperyalizmi karĢısında suskun kaldıkça sıranın

kendisine geleceğini hiç düĢünemedi. Güçlünün yanında yer almayı ve ona

ortak olmayı akılcı bulan siyasiler, kiĢisel çıkarları için, ülkelerini

satarlarken, masum insanları nasıl bir felakete sürüklediklerini biliyorlardı.

Mitoloji, tarih ve tüm din kitaplarında yer alan tufanlar artık ABD patenti

taĢıyor. ABD patentli tufanların ilk provaları 1993‟den bugüne Orta-Batı

Amerika‟daki sel felaketleri, Temmuz 1998 Papua Yeni Gine‟deki büyük

dalgalar, 19996‟da Çin/Tangshau‟da, 1999 Türkiye/Ġzmit depremi ardından

Yunanistan ve Tayvan depremleri..





GÖLCÜK DEPREMĠ GĠBĠ



5 Haziran 1977 tarihli, New York Times‟da, 28 Temmuz 1976 tarihinde

Çin, Tangshan‟da yaĢanan ve 65.0007in üzerinde kiĢinin ölümüyle

sonuçlanan depremle ilgili bir yazı yayınlandı.



3.427deki ilk sarsıntıdan hemen önce gökyüzü gündüz gibi aydınlanmıĢtı.

Tıpkı 17 Ağustos 1999 tarihinde Gölcük‟te olduğu gibi.. Temelde beyaz ve

kırmızı olan çok renkli ıĢıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü.

Birçok ağacın yaprakları yandı ve geliĢmekte olan sebzeler sanki bir “ateĢ

topu” tarafından adeta kavrulmuĢtu.



Bazı araĢtırmacılar bu elektriksel etkilerin, elektromanyetik plazma ve top

Ģeklindeki aydınlatmayla bağlantılı olduğuna ve garip parıltıların da Tesla

tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına

inanıyorlardı. Bu renkli ıĢığın parıltısı Nikola Tesla‟nın 1935 yılında

belittiği “her çeĢit emsalsiz etkiden” biri miydi? Yoksa bu deprem, hiçbir

kuĢku duymayacak Çin halkı üzerinde uygulanan bir sistem denemesi

miydi? Yanıt kesinlikle doğal bir deprem gibi görünmediği Ģeklindeydi.

Ocak 1978 tarihinde Dr. Andrija Puharich‟ın, “Global Manyetik savaĢı”

ve Layma‟nın 1976 ve 1977 yılında “Dünya Gezegenine Yönelik

AlıĢılmadık yapay Etkiler” baĢlıklı detaylı bir araĢtırma raporu yayınlandı.

Dr. Puharich raporunda Ģunlara yer veriyordu:

“1976 yılındaki büyük depremlerin yanında bir tanesi vardı ki özel bir

dikkat gösterilmelidir. 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin depremi”



Specula dergisinin Ocak 1978 tarihli sayısı, “Tesla Etkisi” adı verilen,

birçok bilim adamını inanılmaz bir Ģekilde etkileyen makale yayınladı.

Makaleye göre, “



“..belirli frekansların sinyalleri dünyanın kendisinde sürekli dalgalar

oluĢturmak için dünyadan gönderiliyordu. Bu sürekli dalgada Ģu an

dünyanın yüzeyinden beslendiğinden çok daha fazla enerji

bulunmaktadır.”



Dr. Peter Beter, Rusların 1977 yılında Filipinler‟in çevresindeki denizlerin

derinliklerindeki çukurlara fizyon bombaları yerleĢtirdiklerini belirtmiĢtir.

Dr. Beter, Filipinler‟in dev Pasifik teknoteknik tabakasında anahtar/kara

pozisyonunda olduğuna inanıyordu. Ġddiaya göre Rusya zaten daha önceden

Pasifik Okyanusu‟nun diğer bölgelerinde depreme yol açabilecek güçlü

denizaltı silahları yerleĢtirmiĢti. Dr. Beter, kasıtlı olarak yapılan Ģeyin,

gerilimin yüksek düzeylere ulaĢabileceği Filipinler hariç, Pasifik

tabakasındaki gerilimi azaltmak için olduğuna inanıyordu. Sonra belirli bir

noktada, belirli bir nokk-tada Filipinler‟in çevresindeki bombalar

patlatılacaktı. Bunun inanılmaz depremlere ve gel/git dalgalarına yol açması

ve Amerika‟nın Batı Kıyısı‟nda felaket yaratması bekleniyordu.

Filipinler‟de alevlenen volkanlar bu bölgenin gerilimli olduğunun bir

iĢaretiydi. Bu noktada depremler ile volkanların birbirleri arasında bağlantılı

olduğunu göz ardı etmemek gerek.



Washington Post‟un 30 Ocak 1981 tarihli baskısında, 1979 yılında dünyada

56 önemli deprem olduğu ve 1980 yılında yıllık rakamın 71‟e yükseldiği yer

almıĢtı. Rastlantısal bir Ģekilde, f980 yılında hem Rusya hem de Amerika

BirleĢik Devletleri‟ndeki ELF vericilerinde bir artıĢ olmuĢtu.



1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika‟daki önde gelen Tesla

araĢtırmacısı Albay Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği‟nde

bir konferans verdi. KonuĢmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978

Specula dergisinde de tartıĢılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı

dalgalardan söz etti. Albay aslında HAARP‟ın nasıl çalıĢtığını anlatıyordu:



“Yaptığımız Ģey frekansı değiĢtirmektir. Eğer frekansı bir yönde

değiĢtirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde hedeflediğiniz yerin

ilerisindeki atmosfere boĢaltırsınız. Havayı ionize etmeye baĢladıkça,

hava akıĢ seyrini, jet gidiĢlerini vb. Ģeyleri değiĢtirebilirsiniz. Bu

mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir Ģekilde boĢaltırsanız,

bunun gibi küçük iyonizasyon elde edemezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve

ateĢ topları (plasma) dünyanın yüzeyine boĢalacaktır. Bu aletle ileri

geri oynayarak, dünya çapında dev hava değiĢikliklerine neden

olabilirsiniz.”



Albay Bearden, bunu neredeyse eğlenceli bir hava oyuncağı gibi

tanıtıyordu. Fakat bu aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin‟de

ölen 65.000‟in üzerindeki insanları da anımsatıyordu. KuĢkusuz 17 Ağustos

1999 Gölcük depremini de..



1 Ekim 1998 tarihli Hürriyet gazetesinin “Kıyamete Kadar yetecek Enerji”

baĢlığı haberi konun bir baĢka yönünü de iĢaret ediyordu.



“27 Ağustos gecesi dünya enerji bombardumanına uğradı. Eğer bu

radyasyonu depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek

enerjiye sahip olacaktı.



Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi‟nin düzenlediği basın toplantısında

konuĢan bilim adamlarına göre, Büyük Okyanus‟ta bulunan Havaii

Adası‟nın üzerindeki iyonosfer tabakası gamma ve X ıĢınlarının

bombardımanı altında kaldı. BeĢ dakika süren kozmik yağmur sırasında dıĢ

atmosfer tabakasında gece kısa bir süre içinde gündüze dönüĢtü.



Dünyanın 60 ila 80 km üzerinde bulunan iyonosfer tabakası bu enerjiyi

yuttuğu için bu kozmik bombardımanın dünyaya herhangi bir zararı

dokunmadı. Sadece elektronik donanımların zarar görmemesi için

uydulardan ikisini geçici olarak durdurmak gerekti. California

Üniversitesi‟nden Kevin Hurley, iyonosfere boĢalan gücün gelecek 300 yıl

içinde güneĢin dünyaya sağlayacağı enerjiye eĢdeğer olduğunu söyledi.



Hurley, “Bu enerjiyi depolayabilseydik, kainatın sonuna ve daha

sonrasına kadar her kenti, her köyü, her ampulü aydınlatacak enerjiye

kavuĢurduk” dedi.



Soru Ģu: acaba depremlerle birlikte açığa çıkan ve ateĢ topu olarak fide

edilen dev enerji yoğunluğu da HAARP tarafından depolanıyor olabilir mi?

Acaba kimler için?



Bu arada Rus bilimadamları ABD‟yi yaptığı araĢtırmalar konusunda

uyarmayı da ihmal etmiyordu. 28. Ocak 2000 tarihli Hürriyet gazetesinde

Nerdun Hacıoğlu imzasıyla yeralan haberde Ģöyle deniliyordu:



“Amerikan fizik laboratuarlarında deney aĢamasına gelen “evrenin yaratılıĢ

modeli” deneyi, Rus bilim adamlarını “kıyameti kopartacaklar” endiĢesine

yöneltti. Rus bilimadamları, deneylerin bir “karadelik” oluĢturabileceğini

belirterek, “Evrenin yaratılıĢını laboratuarda görelim derken, dünyayı yok

etmeye kadar giden zincirleme reaksiyon baĢlatılabilir” uyarısında

bulundular. Rus fizikçiler, “Tarihte hep böyle olmadı mı? Atom bombası

icadı da fizikçilerin masum bir fikrinden doğmadı mı? diyerek bu fikrin

sonuçlarının da masum olmayacağını vurguladılar.



Rus fizikçiler, kıyamet teorilerini Ģöyle açıkladılar:

“ABD laboratuarlarında, daha doğrusu yer altında bulunan 5 km‟lik

„parçacık hızlandırıcısı‟nda altın iyonlardan iki güçlü akım

oluĢturulmak isteniyor. Bu iyon akımları tıpkı bir rayda giden iki tren

gibi yol ortasında çarpıĢtırılmak isteniyor. Teoriye göre, çarpma

noktasında 15 milyar yıl önce evrenin yaratıldığı andaki ortamı

sağlamak ve evrenin “büyük patlama” sonucu doğduğu kanıtlanmak

isteniyor. Ancak fizikten anlamayan biri bile tehlikenin farkına

varabilir. ÇarpıĢma noktasındaki ısı milyarlık derecelere vararak

yalnız GüneĢ‟te değil, hiçbir yıldızda bulunmayan bir ısı ortaya

çıkartacak. Vakum ortamında ortaya çıkan ısı, GüneĢ‟ten 10 kat daha

yüksek olacak. Bu da Brookhaven merkezli bir karadelik yaratabilir.

Bir anda ne olduğunu anlamadan yok oluruz.”







TÜRKĠYE‟YĠ DEPREM DEĞĠL SĠYASĠLER YIKTI





MAFĠA-Siyasiler-Müteahhitler ve Mühendisler para kazanmak için acımasız

hırsızlıklarıyla, Türkiye‟yi yerle bir ettiler.





17 Ağustos 1999‟da, gece saat: 03.02‟de baĢlayan 7.4 Ģiddetindeki deprem, 45

saniye sürdü ve binlerce cana mal olan acı bir felaketle son buldu.





Türk halkı, çığlıklar arasında göz yaĢlarına boğuldu.. Acılar içinde kıvranan

halk; ĢaĢkın, çaresiz, umarsız, küskün ve yapayalnız.. Doğal felaket deprem,

on binlerce insanın yaĢamına mal olurken, on binlerce insanı ölümden beter

bir yaĢamın içine itiverdi. Pek çok ana-baba canlarından kıymetli yavrularını

yitirdi.. Pek çok küçük çocuk, dünyadan habersiz bir halde anne-baba ve

kardeĢlerini yitirdiğinin henüz bilincine varabilmiĢ değil.. On binlerce insan

bir anda her Ģeylerini yitirdikleri gerçeğiyle yüz yüze kalmalarına karĢın;

Allah‟ın lütfuyla canlarını yitirmemiĢ olmalarının sevinci ile acılar arasında

sıkıĢıp kaldı..



Hiç kimse ne olup bittiğini anlayamamıĢtı.. Deprem Ģokunun ardından canlı

olduklarının farkına varanlar, gecenin karanlığında yıkıntılar arasında aile

bireylerini aramaya baĢladılar. Fakat, kendi seslerinden baĢka bir ses

duyamadılar.. Neden sonra, kendileri gibi hayatta kalanlarla karĢılaĢmaya

baĢladılar. Birbirlerini hiç tanımayan insanlar birbirlerine sarılırlarken, göz

yaĢları birbirine karıĢıyordu.. Deprem Ģokunun yerini, yürekleri parçalayan

feryatlar almıĢtı.. Kadınlar, yavrularını yitirdiklerinin farkına vardıkça

anlatılmaz acılar içinde bir daha içinden çıkamayacakları ruhsal depresyon

geçiriyorlardı.



Ġstanbul, Bursa, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Bolu, EskiĢehir, Zonguldak ve

Tekirdağ‟da On binlerce aile yaĢamlarını sürdürdükleri mutluluk

yuvalarının altında kalarak can verdi.

18 Ağustos günü sabahın ilk ıĢıklarıyla birlikte gözler önüne serilen korkunç

manzara tam anlamıyla bir trajediydi. Deprem, yıllardır sürdürülen hırsızlığı

ortaya çıkartıyordu. Akıp giden zaman içinde Belediye yönetimlerine gelen

tüm sorumlular, mühendisler ve müteahhitler, acımasızca her yapıda

hırsızlık yapmayı doğal bir alıĢkanlık haline getirdiler ve 17 Ağustos gecesi

7.4 Ģiddetindeki bir depremde yıkılan, 35 bin kiĢinin ölümüne, 50 bin

kiĢinin yaralanmasına ve milyarlarca dolar zarara yol açan tarihi fotoğrafa

imzalarını attılar.



YARDIM YOK

Deprem 45 saniye sürmüĢ, on binler enkazlar altında can vermiĢ, zaman akıp

gidiyor, saatler saatleri kovalıyor, yaralılar enkaz altında inim inim inliyor

ama, bir türlü yardım gelmiyordu. Herkes kendi baĢının çaresine bakmak

zorunda kalmakla yüz yüze gelmenin verdiği hüsranı yaĢıyordu.



ĠNSANLIK DIġI TĠCARET

Ne acıdır ki; bunca felaketin ardından bir baĢka gerçek daha yaĢandı.

Deprem felaketiyle acılara terk edilen halk, aç ve susuz kalmıĢtı. Birden

deprem bölgelerinde beliren simsarlar, ekmek ve su satıĢına baĢladılar.

Fiyatı 80 bin lira olan ekmeğin fiyatı: iki milyon, fiyatı 100 bin lira olan

küçük bir ĢiĢe suyun fiyatı ise; bir milyon liradan satıĢa sunuldu.



YAĞMACILIK ÖNLENEMEDĠ

Depremin ardından yaĢanılan acıların ardı arkası kesilmek bilmiyordu.

Yıkıntılar arasına dalan bazı kiĢiler, “Biz kurtarma ekibiyiz” diyor ve

yıkıntılar arasındaki cesetlerin üzerindeki altın eĢyalar ile bulabildikleri

paraları çalıyorlardı ki; bu geride kalanlara ölümden daha acı geliyordu.



HASTANELER YETERSĠZ DOKTOR YOK

Tesadüfen hayatta kalan yaralıları hastanelere götürecek tek bir ambulans

bulunamadı. Hastaneye gitmeyi baĢaranlar kendileriyle ilgilenecek doktor

bulamadı. Hastanelerin koridorları ve bahçeleri acılar içinde inleyen, her

geçen saniye ölüme bir adım daha yaklaĢan kanamalı ve ağır yaralılarla

dolup taĢtı. Ancak; organizasyon bozukluğu ve sorumsuz zihniyet onları

ölümden kurtarmadı.



KURTARMA ARAÇ GERECĠ YOK

Deprem yıkıntıları arasında kurtarılmayı bekleyen ağır yaralıları, enkaz

altından çıkartabilmek için, iĢ makinaları deprem bölgesine ulaĢtırılamadı.

Deprem zedeler, kurtarma çalıĢması için, çevre yerleĢim bölgelerinden çok

yüksek fiyatlarla iĢ makineleri kiralamak zorunda kaldılar.

DÜNYA YARDIMA KOġTU

Avusturya, Amerika, Ġsrail, Ġngiltere, Fransa ve Almanya‟dan yola çıkan

yardım ve enkaz kurtarma ekipleri Türkiye‟ye koĢtular. Ancak;

organizasyon bozukluğu nedeniyle gelen ekiplerin deprem bölgelerine

ulaĢtırılmaları traji-komik sonuçlarla gerçekleĢebildi.



ġARKILAR UMDUN SESĠ OLDU

Anne ve babalarıyla birlikte Hollanda‟da yaĢayan Burak ile Sinan,

Adapazarı‟na çok sevdikleri anneannelerini ziyarete gelmiĢlerdi. Bir kabus

gecesi olan 17 Ağustos gecesi, uykunun derinliklerinde kulaç atarlarken,

bina baĢlarına çöküverdi. Ancak; Ģansları yaver gitmiĢ, bir kanepenin altında

kalmıĢlardı. Hiç hareket edemiyorlardı. Kurtarma ekiplerini beklemekten

baĢka yapacakları hiçbir Ģey yoktu. Ġki kardeĢ, sürekli konuĢarak birbirlerine

cesaret vermeye çalıĢtılar. Zaman akıp gidiyor, yardım gelmiyordu. Bir süre

sonra sözcükler tükendi.. Ama iki kardeĢ, umutların tükenmemesi

gerektiğinde kararlıydılar. Sinan, Ģarkı söylemeye baĢladı. KardeĢi Burak‟ta

ona katıldı. Hiç susmaksızın saatlerce bildikleri Ģarkıları söylemeyi

sürdürdüler.. Ve tam 54 saat sonra, yıkıntılar arasında canlı kalanları

kurtarmaya çalıĢan amcalar, kulaklarına gelen seslere inanamadılar. Ġki

küçük çocuk yerle bir olmuĢ binanın yıkıntıları altında Ģarkı söylüyordu!

Kurtarma ekipleri hemen harekete geçtiler. Enkaz kaldırma çalıĢmaları

saatlerce sürdü. Sinan ve Burak kardeĢler Ģarkı söylemeyi sürdürdü.

Söyledikleri umut Ģarkıları onları yeniden yaĢama kavuĢturmuĢtu...



ĠDRARINI ĠÇEREK HAYATTA KALDI

Deprem gecesi Yalova‟da Er ailesinin oturduğu Malazgirt Caddesi‟ndeki

Gök Apartmanı da yerle bir oldu. Apartman sakinleriyle birlikte Yüksel Er,

akrabaları IĢık, oğlu Eser ve kızı Ecem de enkaz altında kaldı. Her Ģey 45

saniye içinde olup bitmiĢ, diri diri betona gömülmüĢlerdi. Misafir olan IĢık,

depremden hemen sonra enkaz altından çıkmayı baĢarmıĢtı. 14 yaĢındaki

Eser ve apartman sakinlerinin bazıları yardım ekiplerince kurtarılmıĢtı. Tam

13 saat süreyle enkaz altında kalan Eser Er, babasıyla kız kardeĢinin altında

bulunduğu enkazdan ayrılmadı. Dakikalar, saatler hatta günler geçiyor

umutlar, akıp giden zamanla birlikte tükeniyordu. Aradan tam 4 gün geçti..

Japonya ve Avusturya‟dan gelen ekipler enkazda inceleme yaptılar, canlı

olmadığı kararını alarak diğer enkazlara yöneldiler. Ama, Eser Er ayrılmadı.

Bir ses, bir inilti, bir tıkırtı duymaya çalıĢtı. Saatler gece yarısına ulaĢtığında

zayıf bir ses duydu. Babası yaĢıyordu! Eser Er:”YaĢıyorlar”diye, çığlıklar

atmaya baĢladı. Ġzmir Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat ġubesi‟nden

deprem bölgesine yardıma gelen Komiser Engin Erkılıçoğlu baĢkanlığındaki

polisler Yüksel Er‟i kurtararak yaĢama kazandırmayı baĢardılar. Tam 97

saat ecelle pençeleĢen Yüksel Er, kızının umudunu yitirmemesi sayesinde

kurtarılmıĢtı. Yüksel Er, “Çok susadım ve idrarımla dudaklarımı ıslatmak

zorunda kaldım” derken, ağlayarak kızı Eser Er‟e sarılarak hıçkırıklar içinde

ağlıyordu..

TÜRK HALKINI MEHMETÇĠK KURTARDI



Sivil otoritenin 75 yıldır sürdürdüğü basiretsizliğe bir yenisi daha eklenirken,

çaresizlik içindeki halkın imdadına Atatürk‟ün mütevazı ve gururlu

Mehmetçik‟i yetiĢip yaraları sarmayı baĢardı.





Türkiye‟de yaĢanılan deprem felaketine karĢın, hiç kimse yaĢamlarını

sürdürdükleri kentleri terk etmeyi bir an olsun düĢünmedi. Bu üzerinde çok

durulması gereken bir noktaydı. Depremden Ģans eseri sağ olarak

kurtulabilenler, korkunç bir savaĢ sonrasını andıran hayalet kentlerde kendi

topraklarında, doğup büyüdükleri, ilk aĢk, çeĢitli sevinçler, hüzünler ve en

son korkunç felaketi yaĢadıkları toprakları terk etmeyi hiç düĢünmüyorlardı.

Çünkü biliyorlardı ki; onlar bu topraklarda var olmuĢ, bu topraklarda

öleceklerdi.



YaĢanılan korkunç depremin ardından ortaya çıkan sivil otorite boĢluğu,

deprem felaketinin dehĢetini yaĢayan halka, bir baĢka inanılmaz dehĢeti

yaĢattı: Sahipsizliği!.. Bu ölüm kadar acı gerçekle sarsılan halkın imdadına

Türk Ordusu yetiĢti. Demokratik, Laik ve Hukuk Devleti olan Türkiye

Cumhuriyeti‟nde ne yazık ki; sivil otorite varlığını göstermeyi, halka sahip

çıkıp yaralarını sarmayı baĢaramadı. Ve 75 yıldır olduğu gibi yine halkın

imdadına Atatürk‟ün mütevazı ve güçlü askerleri yetiĢerek, sessizce duruma

el koydu.



Genel Kurmay BaĢkanlığı depremin hemen ardından Trakya ve Bolu‟dan 53

bin askeri harekete geçirerek deprem bölgelerine yönlendirdi. Ancak, sivil

halkın yollarda oluĢturduğu araç konvoyları yüzünden bölgeye 11 saat

içinde ulaĢılabildi.



Tam 74 tabur asker, felaket bölgelerine ulaĢır ulaĢmaz harekete geçti ve bir

ekmeğin iki milyon liraya satıldığı yerlerde, halka dağıtılmak üzere bir anda

ekmek, her türlü gıda maddesi, içecek, ilaç ve giyecek dağları oluĢtu. Öyle

ki, sıcak havanın ve yardım malzemelerinin çokluğu nedeniyle pek çok gıda

maddesi çöpe dönüĢtü.



En önemlisi enkaz ve kurtarma çalıĢmaları gerektiği biçimde yapılabilir hale

gelirken. Bölgede doğan sivil otorite boĢluğunun neden olduğu yağmalama

ve can güvenliği sorunu bir anda yok oldu.



Sivil otoritenin olağanüstü hallerde “sıkı yönetim” ilân etme yetkisi

bulunmasına karĢın hükümet, böyle bir karar almayı bile düĢünemedi.

Ancak; Atatürk‟ün gururlu ve mütevazı askerleri, bir kez daha Türk halkının

yaralarını sarmayı ve ona sahip çıkmayı baĢardı.



Tüm dünyada demokrasi ve giderek artan özgürlük rüzgârları eserken,

özürlü Türk demokrasisinin sorumlularının basiretsiz, rüĢvet ve irtikaba

gırtlağına kadar batmıĢ, Sivil Otorite üyelerinin olduğu gerçeği bir kez daha

su yüzüne çıktı.

31 Ağustos 1999

Saat 11.11‟de, Ġzmit merkezli deprem 5.2 Ģiddetinde gerçekleĢti. Pek çok

kiĢi balkonlardan ve evlerinin pencerelerinden atlayarak yaralandılar.



07 EYLÜL 1999

Saat 14.56‟da merkez üssü Atina olan deprem 5.9 Ģiddetinde gerçekleĢti.

Yunanistan‟ın baĢkentinde pek çok binanın yıkılmasına ve can kaybına

neden oldu.



09 EYLÜL 1999

Merkez üssü Gökçeada olan deprem, 4.9 Ģiddetinde gerçekleĢirken, sarsıntı

Yunanistan‟dan da hissedildi. Çanakkale ve çevresindeki halkı sokağa

döktü. Ancak, can ve mal kaybı olmadı.





13 EYLÜL 1999

Yeni öğretim yılının ilk gününde günlerdir tedirginlik içinde yaĢam

sürdüren halk, sık sık yinelenen “artçı deprem” sarsıntılarıyla yaĢamaya

alıĢmaya baĢlamıĢtı ki; 13 Eylül saat 14.58‟de, 6 Ģiddetinde 20 saniye süren

ve merkez üssü Ġzmit olan güçlü bir sarsıntısıyla paniğe kapılan pek çok kiĢi

balkonlardan ve pencerelerden aĢağıya atlayarak yaralandılar. Anne ve

babalar bugün okula baĢlayan çocuklarının durumunu merak ederek okullara

koĢarlarken, Hükümet deprem bölgesindeki okullarda on gün süreyle “moral

tatil” ilan etmek zorunda kaldı.



17 Ağustos 1999 tarihinde yaĢanan depremden geriye hasarlı olarak kalan

binalardan bazıları çöktü. Hasarlı binalardan eĢyalarını kurtarmaya çalıĢan

kiĢiler, enkaz altında kalarak yaĢamlarını yitirdiler. Ölü sayısı on binleri

buldu. Geride kalan yaralı ve deprem/zedeleri bekleyen çadırlarda aylarca

sürecek olan sefalet ve acılı yaĢamlar bekliyordu. Soğuk kıĢ günlerinde

kullanılmak zorunluluğunda kalınan “katalitik” sobaların neden olduğu

yangınlarda çadırlarının içinde diri diri yanan çocukları için yürekleri yanıp

tutuĢan acılı annelerin feryatları evrende yankılandı ise de ateĢ yalnızca

düĢtüğü yeri yaktı.



DEPREMĠN PÜF NOKTALARI

Türkiye‟de yaĢanan deprem felaketi sigorta Ģirketlerinin gözlerini Körfez‟e

çevirmelerine neden oldu. Çünkü; deprem Türkiye‟nin dev sanayi

tesislerinin yer aldığı bölgeyi, Türkiye‟yi kalbinden vurmuĢtu. Türkiye ise;

kalbini sigorta ettirmeyi unutmamıĢtı. Bu nedenle sigortacılar Türkiye‟nin

yaĢadığı felaketi en derinden hissedenler oldu.



Türkiye sanayisinin %45‟ini oluĢturan dev tesislerin özellikle Ġzmit Petrol

Rafinerisi‟nde yangın çıkmasının ardından depremden zarar görmemiĢ

olsalar bile, doğabilecek patlamalar sonucunda yok olma tehlikesiyle karĢı

karĢıya kaldı. Bu risk en çok sigortacıların uykularının kaçmasına neden

oldu.

Sigorta Ģirketlerinin ödemek zorunda kalacakları maddi tazminat 54

katrilyon lirayı buluyor. Sigorta Ģirketleri bu parayı rahatlıkla

karĢılayabilecek güçte olduklarını soğukkanlılıkla dile getirmeye

çalıĢırlarken, etkinliklerini kullanarak siyasi çevrelere ellerinden geldiğince

baskı uyguladılar ve Türkiye‟nin yardımına koĢulmasını talep ettiler.



EN BÜYÜK YARDIM ĠSRAĠL‟DEN

Ġsrail, özellikle son yıllarda partneri olduğu Türkiye‟nin yardımına koĢup en

büyük yardımı yapan ülke oldu. “Bizim için bir insan kurtarmak demek,

dünyayı kurtarmak demektir” diyen, Ġsrail‟li yardım ekibi, partnerleri

Türkiye için, içtenlikle çırpınarak tüm dünyaya örnek bir insanlık dersi

vermeyi baĢardılar.



DENĠZ KUVVETLERĠ TESĠSLERĠ ÇÖKTÜ

Gölcükte‟ki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı‟na bağlı orduevi tesislerinin bir

bölümü çökerek 250 kiĢi enkaz altında kaldı. Enkaz altında kalarak

yaĢamını yitiren KasımpaĢa Askeri Deniz Hastanesi‟nin eski BaĢhekimi

emekli Amiral Mahmut Çitilci de yaĢamını yitirdi. Gölcük Tersane

Komutanı Tümamiral Nadir Kınay‟ın eĢi ile Gölcük Ana Üs Komutanı

Tuğamiral Özbek Gürgün‟ün eĢi de depremde yaĢamlarını yitirdiler. Pek

çok asker göçük altında yaĢamını yitirirken 43 asker kurtarılabildi.



MARMARA BÖLGESĠNDE ÜRETĠM KAYBI

Depremin neden olduğu 35 bin can kaybı, 45 bin yaralı, milyarlarca dolar

maddi zararının yanısıra; resmi verilere göre: Türkiye‟nin günlük üretim

kaybının 200 milyon dolar olduğu ortaya çıkınca felaketin Türk

ekonomisine yansıyan faturası da ortaya çıkmıĢ oldu.



SALGIN HASTALIK VE TOPLU MEZARLAR

Deprem sonrasında salgın hastalık riski meydana çıktı. Halkın tuvalet ve

temizlik ihtiyaçlarını karĢılayabilecekleri bir yer olmayıĢı, doğabilecek

salgın hastalık riskini arttırdı.



Deprem/zedeler ile kurtarma ekiplerinin el ele vererek yıkıntılar altından

çıkarttıkları binlerce cesedin zorunluluk gereği toplu mezarlara gömülmeleri

halk ile güvenlik güçleri arasında Ģiddetli gerilimlere neden oldu. Halk, ölen

yakınlarının dini inançlara aykırı bir biçimde yıkanmadan, kefensiz, cenaze

namazı kılınmadan, kimlik tespiti yapılmaksızın toplu olarak gömülmelerine

karĢı çıkarken; yöneticiler havanın sıcak oluĢu nedeniyle cesetleri uzun süre

bozulmaksızın koruma olanağı olmadığını, kokuĢan cesetlerin salgın

hastalıklara yol açabileceğini iĢaret ederek, olağanüstü hallerde

yapılabilecek bir Ģey olmadığını açıkladılar.

76 BĠN CAMĠDE CENAZE NAMAZI KILINDI

deprem sonrası enkaz altından çıkartılan cesetlerin havanın sıcaklığı ve pek

çok zorunluluklar gereği topluca gömülmeleri ile ortaya çıkan halkın

hoĢnutsuzluğu nedeniyle Dinayet ĠĢleri BaĢkanlığı aldığı bir kararla 76 bin

camide depremde yaĢamını yitirenler için, gıyabi cenaze namazı kıldırdı.



YUNANLI KOMġUNUN ĠNSANLIK JESTĠ

Türkiye‟nin ezeli düĢmanı gözüyle bakılan Yunanistan, Türkiye‟de

yaĢanılan deprem felaketinin ardından baĢlattığı kampanya ile Türkiye‟ye

yardım için 19 bin dolar topladı. 6 Nakliye uçağı dolusu erzak gönderdi. 2

itfaiye uçağı, 1 itfaiye helikopteri, enkaz kurtarma ekipleri, hemĢireler,

doktorlar, ilaç, battaniye ve çadır yardımında bulundu. Tüm bunların yanı

sıra televizyon ekranlarında deprem felaketinin görüntülerini izleyen

Türklerin Yunanlı komĢularının ağladıklarına tanık olundu. Yunan

radyolarından hüzünlü Ģarkılar yükseldi. Yunan halkı, Türk halkına

duyduğu gerçek duyguları ortaya serdi ki; Türk halkı bunu hiçbir zaman

unutmayacaktır.



AVRUPA‟NIN FAKĠR AMA ASĠL ÜLKESĠ AVUSTURYA

Dünyanın sayılı kültür merkezlerinden Avusturya, deprem felaketinin

ardından Türk halkının yaralarının sarılmasına katkıda bulunmak için, ilk

harekete geçen ülkelerden birisi oldu. Avrupa‟nın fakir ülkesi Avusturya,

geçekte Avrupa‟nın en asili olduğunu kanıtlamasını bildi.



ABD YARDIMINA “HAYIR!”

Amerikalılar, deprem felaketini yaĢayan Türk halkına yardım için tam

teçhizatlı, 2 bin yataklı 3 yüzer hastane gemisi ile 250 doktor gönderme

teklifinde bulundu. Ama Sağlık Bakanlığı, “yeterli personel var” diyerek, bu

yardımı kibarca geri çevirdi. ABD BaĢkanı Bill Clinton Türkiye Cumhur

BaĢkanı Süleyman Demirel‟i telefonla arayarak: “Ne gerekirse yapmaya

hazırız” dedi. Bu geliĢme Türk halkının ünlü bir Türk Atasözünü

anımsamasına neden oldu. Ünlü Türk Atasözü Ģöyle der: “Fatihandan

vazgeçtim, mezar taĢımı çalma.”



HERYERDE AKUT VARDI

Türk kamuoyunun bile pek tanımadığı AKUT (Arama Kurtarma Derneği)

adlı bir kuruluĢ, depremin hemen ardından harekete geçerek,

deprem/zedelerin yardımına koĢtu ve enkaz çalıĢmalarını baĢlattı. 1995

yılında Dinar depremi ile adından ilk kez söz ettiren AKUT, dağ sporu ile

yakından uğraĢanların “kar leoparı” lakabını taktıkları Nasuh Mahruki ile

Dr. Feridun Çelikmen önderliğinde kuruldu ve bir avuç gönüllüden

oluĢuyor. Geçtiğimiz yıllarda Bolu, Kartalkaya‟da kaybolan Amerikalı

Albay ile oğlunun Bursa, Uludağ‟da iki öğrencinin bulunmasında, Adana

depremi ile Zonguldak‟taki sel felaketinde de kurtarma görevlerinde

bulunmuĢlardı.



YAĞMACILARA “VUR” EMRĠ

Deprem bölgelerinde yağmacılık giriĢimlerinin gözlemlenmesi üzerine Türk

Silahlı Kuvvetleri, gerekli önlemleri almanın ardından, çaresizlik içindeki

halkın yıkıntılar altında kalan mallarını yağmalama giriĢiminde bulunanlara

karĢı “Vur emri” verdi.



KÖRFEZ KARANTĠNAYA ALINDI

Yıkıntılar altındaki cesetlerin kokması, çevrede oluĢan çöplerin suları

kirletmesi ile deprem/zedeleri salgın hastalık riskinin beklemeye baĢlaması

üzerine özellikle Gölcük, Sakarya ve Körfez bölgeleri karantina altına

alınarak, süratle sağlık gerekleri yerine getirildi ve salgın hastalık felaketinin

önüne geçildi.





***





GĠZLENEN RAPOR

Deprem felaketine maruz kalan illerin Belediye BaĢkanlarına üç yıl önce

Japonya‟dan gönderilen raporda “Önlem alın yıkılacaksınız” denilmiĢti.





Toplu Konut Ġdaresi BaĢkanlığı‟nın Japonya‟daki Deprem AraĢtırma

Enstitüsü‟ne yaptırdığı deprem araĢtırmasının 17 Ağustos gecesi yaĢanılan

felaketi 3 yıl önceden bildirdiği gerçeği ortaya çıktı. Raporun Kocaeli,

Sakarya, Bursa‟nın Vali ve Belediye BaĢkanları tarafından “masraf

olmasın” ve “halk korkuya kapılmasın” gerekçesiyle hasır altı edildiği

ortaya çıktı.



Tehlikenin büyüklüğünü görerek raporu Ġstanbul, Ġzmir, Kocaeli, Sakarya,

Bursa, EskiĢehir, Ankara, Zonguldak, Çankırı, Kastamonu, Sinop, Çorum,

Yozgat, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Tunceli, GümüĢhane, Erzurum,

Kars ve Ağrı Valilikleri ile belediye BaĢkanlıklarına gönderen dönemin

Tokyo Büyükelçisi Gündüz Aktan, “Hiçbir kent yöneticisi cevap bile

vermedi. Oysa küçük bütçelerle binalar depreme dayanıklı hale getirilebilir,

bugün yaĢanan bu acı tablo ortaya çıkmayabilirdi” dedi.



Gündüz Aktan: “Aralarında resmi binaların da bulunduğu çok sayıda

yapının 6.5 Ģiddetini aĢan depremde yerle bir olacağı belirtiliyordu. Raporda

müteahhit firmalar tarafından ucuza mal edebilmek için, malzemeden

çalındığı ve binaların dayanıksız olduğu saptanıyor, mutlaka depreme karĢı

dayanıklı hale getirilmesi gerektiği bildiriliyordu. Bundan sonra yapılacak

olan binaların inĢaatlarında depremde büyük can kaybına neden olan

betonarme yerine çelik konstrüksiyon kullanılması gerektiği de

vurgulanıyordu. Rapor sumen altı edildi, Japonlar bu duruma ĢaĢırmıĢlardı”

dedi.



***



TÜRKĠYE‟DE YAġANAN DEPREMLER



Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultusunda uzanan fay hattı üzerinde yer alan

Türkiye‟de sıkça depremler yaĢanmaktadır. 1003 Urla, 1011 Erzincan

(tümüyle harap olmuĢtur), 1047 Erzincan, 1111 Van, 1114 Urfa, 1168

Erzincan (12 bin kayıp), 1268 Erzincan (15 bin kayıp) 1276 Ahlat-ErciĢ-

Van, 1289 Erzincan, 1439 Nemrut Dağı, 1441 Van-Nemrut (30 bin kayıp),

1458 Erzincan ve Erzurum (1458 kayıp), 1482 Erzincan ve Erzurum (30 bin

kayıp) 1582 Bitlis (5 bin kayıp), 1584 Erzincan ve Erzurum (30 bin kayıp),

1582 Van-Bitlis (5 bin kayıp), 1584 Erzincan ve Erzurum (15 bin kayıp),

1605 Ani, 1646 Van, 1668 Bolu (1.800 kayıp), 1701 Van, 1784 Erzincan ve

Erzurum (5 bin kayıp) 1789 Palu, 1820 Kilis, 1854 Samandağ, 1859

Erzurum, 1871 Van, 1872 Antakya (1.800 kayıp), 1881 Van, Nemrut, 1890

Malatya, Kastamonu, 1894 Ġstanbul, 1895 Malazgirt, Akçadağ, 1896

Adama, Mersin, 1897 Bilecik..



1902-Bolu, Kastamonu, Ġnebolu

1903-Malazgirt (1700 ölü)

1905-Malatya

1906-Erzurum

1907-Malazgirt, ġubat,

13 Eylül 1924-Erzurum, Pasinler, Hasankale

08 ġubat 1925-Ardahan ve çevresi

26 Haziran 1926-Antalya

18 Mart 1926-Antalya

04 Ekim 1928-Kalecik ve çevresi

1929-Adana

18 Mayıs 1929-ġebinkarahisar ve SuĢehri

12 Aralık 1934- MuĢ Ovası

04 Mart 1937-Erzurum

22 Eylül 1939-Dikili depremi:46 ölü, yüzlerce ev yıkımı.

21 Aralık 1939-Tercan ve çevresi

27/28 Aralık 1939-Türkiye‟nin en büyük deprem facialarından birisi

Erzincan‟da yaĢandı. Son elli yılda dünyada meydana gelmiĢ en ağır 15

deprem arasında yer aldı. 40 bin kayıp.

12 Kasım 1940-Kastamonu ve Çankırı

20 Aralık 1940-Arapgir ve ÇemiĢkezek

24 Mart 1941-Niksar ve çevresi : 500 ölü

28 Aralık 1943-Ilgaz ve çevresi: 4 bin ölü

01 ġubat 1944-Bolu, Gerede ve ÇerkeĢ: 4 bin ölü

15 ġubat 1944-Düzce 80 ölü

11 Mart 1944-Gerede 700 ölü

05 Nisan 1944-Mudurnu 30 ölü

20 Kasım 1945-Van‟da büyük deprem felaketi.

31 Mayıs 1946-Varto-Malazgirt-Malatya.Varto‟da 3 bin ev yıkıldı, 650 ölü

12 Ekim 1948-Muradiye‟de deprem, hafif hasar

06 Mart 1949-Elazığ ve Palu

26 Nisan 1949-Elazığ ve Palu

01 Ağustos 1949-Karaburu

17 Ağustos 1949-Kiğı, Karlıova: 300 ölü, 1500 ev yıkıldı.

28 Ağustos 1950-Varto köylerinde hafif deprem

13 Eylül 1951-KurĢunlu, Ilgaz 50 ölü

03 Ocak 1952-Pasinler ve çevresi 100 ölü

19 Mart 1952-Erzurum, Pasinler ve Varto

18 Haziran 1953-Edirne ve çevresi

16 Temmuz 1954-Ege bölgesinde büyük deprem

20 Aralık 1955-EskiĢehir ve çevresinde Ģiddetli deprem

20 ġubat 1956-EskiĢehir ve çevresinde büyük deprem

18 Eylül 1962-Ġstanbul‟da deprem. ÇemberlitaĢ‟ta “Vezir Han” çöktü.

06 Ekim 1964-Marmara Bölgesinde Ģiddetli deprem.

1966-Varto 2283 ölü

01 Haziran 1966-Bitlis

23 Temmuz 1966-Sakarya ve çevresinde deprem, 59 ölü.

1967-Sakarya, Adapazarı 100 ölü

1968-Varto 4 bin ölü

03 Eylül 1968-Bartın ve Amasra‟da Ģiddetli deprem. Ölenler ve

yaralananlar oldu.

24 Mart 1969-Ege‟de deprem ve hasar.

06 Nisan 1969-Ege‟de deprem. Hasar ve can kaybı yok.

27/29 Mart 1970-Gediz‟de Ģiddetli deprem:1200 öldü, 90 bin kiĢi evsiz

kaldı, okullar tatil edildi.

15 ġubat 1971-Ege ve özellikle Gediz vadisinde deprem.

06 Kasım 1971-Kütahya ve Gediz‟de deprem.

14 Mart 1972-Marmara bölgesinde deprem.

01 ġubat 1974-Ġzmir ve çevresinde deprem:100 ev yıkıldı, 2 kiĢi öldü,

saat kulesinin tepesi uçtu.

06 Eylül 1975-Diyarbakır-Lice‟de yaĢanan deprem Güneydoğu Anadolu‟yu

sarstı: ölenlerin sayısı 3 bini geçti,7 bin ev yıkıldı, yalnızca Lice ilçesinde

13 bin kiĢinin evsiz kaldığı resmen açıklandı, 144km‟lik karayolu

kullanılamaz hale geldi. Birçok köye hiç yardım gitmedi. Çadır ve ekmek

dağıtımında kavgalar oldu, bir kiĢi öldürüldü, Lice‟ye giriĢ ve çıkıĢlar

yasaklandı.

10 Eylül 1975-Diyarbakır/Hani ilçesinde deprem:6 kiĢi öldü.

13 Eylül 1975-Lice Belediye BaĢkanı Akgül,

“ġimdiye kadar enkazın %10‟unu bile kaldıramadık” dedi.

23 Eylül 1975-Lice son yirmi dört saat içinde 102 kez sallanırken ayakta

kalan evler de yıkıldı. Ankara ve Burdur‟da gece saatlerinde hafif depremler

oldu.

16 Kasım1975-Deprem bölgesi Lice‟de evleri tamamlanmayan halk,

soğuktan ve yağmurdan korunabilmek için, resmi binaları iĢgal etti.

17 Kasım 1975-Lice halkı,yapımı bitmeyen evleri de iĢgal etti.

31 Aralık 1975-Hani ve Hazro ilçelerinde deprem:Enkaz altında kalan 4

kiĢi soğuktan donarak öldü.

30 Nisan 1976-Kars‟ta deprem:3 ölü, 6 yaralı binden fazla ev zarar gördü.

24 Kasım 1976-Van‟da Ģiddetli deprem:Muradiye, ErciĢ ve Çaldıran‟ın yer

aldığı üçgende yıkılmaydık yapı kalmadı. Can kaybı belirlenemedi.

25 Kasım 1976-Van ve çevresinde deprem sarsıntıları devam etti. TRT

halktan kan bağıĢı istedi. Yardım öneren ülkelerden prefabrik ve kutup tipi

çadır istendi.

26 Kasım 1976-Deprem bölgesine yardımlar gönderilmeye baĢlandı.

180milyon lira bulunması gereken “afet fonu”nda 20 milyon lira bulunduğu

ortaya çıktı ve hane baĢına 800 lira yardım yapılabileceği açıklandı.

20 Ocak 1977-Muradiye, Çaldıran ve ErciĢ‟te deprem, mal ve can kaybı

olmadığı açıklandı.

05 Mart 1977-Ġstanbul‟da deprem.

15 ġubat 1978-Tunceli, Erzincan ve Erzurum‟da Ģiddetli deprem: Pülümür

ve köylerinde 317 bina hasar gördü, 25 bina oturulamaz hale

geldi, 20 kiĢi yaralandı.

02 Temmuz 1979-Deprem dalgası Ege bölgesinde paniğe yol açtı. Gece 19

yeni yer sarsıntısı olurken halk sokaklarda sabahladı.

30 Ekim 1983-Erzurum ve Kars‟ta sabaha karĢı deprem oldu: 1330 kiĢi

öldü, 34 köy yok oldu, 12 köy oturulamaz hale geldi.

04 Mayıs 1986-Merkez üssü Malatya/DoğanĢehir olan 5.8 Ģiddetinde

deprem, GölbaĢı‟nda ağır hasar meydana geldi.









***

TESLA & HAARP









Ġ kinci Dünya SavaĢı‟ndan sonra, günümüze değin geçen süreç içinde,

çeĢitli çevrelerde en çok tartıĢılan konulardan birisi “kara bilim” olmuĢtur.

BaĢta ABD olmak üzere büyük devletlerin, dünyayı kendi hegomonyaları

altında tutabilmek için yaptıkları bilimsel/teknik araĢtırmalara ve üzerinde

çalıĢtıkları çeĢitli projelerin toplamına verilen ad hep “kara bilim” olmuĢtur.



Bu projeler büyük ölçekli ve büyük bütçelerle uygulanan, gizli veya yarı

gizli projelerdir. Saldırı/savunma silahları üretimi, gözetim sistemleri ve

düĢünce kontrolü üzerine yapılan çalıĢmalar, doğayı maniple etme amaçlı

araĢtırmalar, bu projelerin içeriğini oluĢturmaktadır.



Sözkonusu projeler gizli olduklarından, ortalıkta pek fazla rivayet

dolaĢmaktadır ve bu projeler hakkında elde yeterli döküman

bulunmamaktadır. Buna karĢın, bu projeler içinde yer alan bazı insanların

çalıĢmaları deĢifre etmesi, insanlık dıĢı bilimi kabul etmeyen

araĢtırmacıların ve bilim insanlarının çabaları, devletler arasındaki

çekiĢmeler ve nihayet bu projelerin bazılarının gizli kalmayıp ister istemez

su yüzüne çıkması sonucu, kamuoyunca duyulur olabilmektedir.

Bu projelerin ilki, 2. Dünya SavaĢı sırasında gerçekleĢtirilen “Manhattan

Projesi” idi. 1941 yılında çalıĢmalarına baĢlanan Manhattan Projesi‟nin

konusu atom bombasının üretimiydi. Bu projenin gerçekliği HiroĢima ve

Nagazaki‟de acı bir biçimde kanıtlandı.



Gerçek olduğu anlaĢılan son kanıtlanan proje ise ECHELON Projesi oldu.

2. Dünya SavaĢı‟ndan sonra, ABD önderliğinde Ġngiltere, yeni zellanda,

Avusturalya ve Kanada arasında yapılan “Ukusa AntlaĢması”nın

uygulamalarının 1980‟li yıllara yansıması olan ECHELON sistemiyle; tüm

e-postalar “chat” tipinde iletiĢim biçimleri, faks, teleks, telefon

haberleĢmeleri gözlenebiliyor. ABD ve diğerleri yıllardır bunun bir komplo

teorisi olduğunu, ECHELON Projesi diye bir proje olmadığını iddia

ediyorlardı. ġubat 1999 yılında yaĢanan geliĢmeler ise ECHELON‟un

gerçekliğini ortaya koydu. Basında ve Ġnternet‟te yer alan haberlere göre,

ABD‟de yukarıda adı sayılı devletler ile birlikte casusluk yapması ortalığı

karıĢtırdı. Fransa, ABD ve Ġngiltere‟yye karĢı hukuki iĢlemlere baĢvurmaya

hazırlanıyor. Alman ve Ġtalyan Parlamentoları ise; konu hakkında araĢtırma

baĢlattı. Avrupa Parlamentosu‟nun konuyla ilgili raporu 22. ġubat. 2000

tarihinde ele alındı.



ġimdiye değin varlığı kabul edilmeyen ECHELON‟un adı, Amerikan

Savunma Bakanlığı‟nın (Pentagon) ġubat ayında Ġnternet‟e verdiği, gizlilik

derecesi olmayan belgelerden bazılarında da yer alıyor.



ĠĢte HAARP (High-Frequency Active Auroral Research Program)

Projesi‟nin de bu tip bir “kara bilim” projesi olduğuna dair çok ciddi

iddialar, geliĢmeler ve çalıĢmalar var.



High-frequency Active research Program (HAARP) dünyanın en büyük ve

güçlü radyo tranmiterlerinden (iletici) birini imal etme projesidir. Proje,

Amerikan Hava ve Deniz kuvvetleri tarafından ortaklaĢa finanse ediliyor. 30

milyon dolarlık programın yürütme görevi ise, Alaska Üniversitesi7nin.

Proje, Alaska/Gakona‟nın 11 mil doğusunda hala inĢaa halindedir. 1993

yılında uygulamaya konan programın 2002 veya 2003 yılında

tamamlanması bekleniyor.



HAARP, dev antenlerden sinyaller gönderecek ve bunun dıĢında 19

entrümandan ibaret. Geçen yıllarda 48 anteni inĢa edilmiĢ olan 5 arc‟lık bir

alana yayılan HAARP, program tamamlandığında her biri 2 tane 10

kilowattlık radyo transmiterli 180 antene sahip olacak ve 33 acr‟lık bir alana

yayılacak. Enerji için dizel jeneratörler kullanılacak ve 3.6 megawattlık

radyo sinyalini iyonosfere gönderme kapasitesine sahip olacak. Kısaca

HAARP, inanılmaz güç düzeylerinde ELF (extremely low frequency-son

derece düĢük frekans) ve VHF (very high frequency-çok yüksek frekans)

transferine yetenekli, dünyanın en büyük radyo frekansı (RF) transmitteri

olacak.



HAARP‟ın sıradan bir radyo istasyonundan farkı daha güçlü olması ve

antenlerinin yönlendirilebilir ve belirli bir noktaya odaklanabilir olması.

Bunun anlamı 3.6 megawattlık radyo sinyali sadece geliĢigüzel bir Ģekilde

dıĢarı yayılmayacak, bunun ötesinde, bu radyo sinyalleri bir ıĢının içinde

yükselebilecek. Bu ıĢının parlaklığı radyo mühendislerinin “effective

radiated power” (ERP-etkili ıĢınsallaĢtırılmıĢ enerji) olarak adlandırdıkları

Ģey. HAARP‟ın tanımlanmıĢ hali 4.7 gigawat civarında ERP‟ye sahip

olacak.



Desinatörleri HAARP‟ın enerji üretmeyeceğini, yalnızca kendine yüklenen

enerjiyi istenilen belirli noktalara transfer edeceğini belirtiyorlar.



Konuyu daha iyi kavrayabilmek için Dail News gazetesinden Doug

O‟Harra‟nın verdiği bir örneği aktarmak gerek. Ġki elektrik ampulü düĢünün.

Bu ampüllerin bir tanesi 100 watt diğeri 1000 watt. Onları bir alanın

ortasına yerleĢtirin. 1000 wattlık ampül 100 wattlık ampülden 10 kez daha

parlaktır. 10 kat fazla enerji yayar. ġimdi 100 wattlık ampulü ıĢığın ıĢınını

10 kez parlaklaĢtıran bir reflektör (yansıtıcı) ile birlikte bir elektrik fenerinin

içine yerleĢtirin. Elektrik feneri 1000 wattlık bir ERP‟ye sahip olacaktır.

Eğer bu size çevrilirse, 100 wattlık elektrik feneri 1000 wattlık ampül gibi

parlak görünecektir. Hala sadece 100 watt gönderiyor fakat sınırlı bir yerden

1000 wattlık ampul kadar parlak görünüyor olacaktır.



Mühendisler HAARP‟ın antenlerinin radyo enerjisinin üzerinde elektrik

feneri reflektörü gibi hareket edeceğini söylüyorlar. Ġyonosferin bir bölümü

üzerinde, 4.7 gigawatt ERP‟ye sahip bir ıĢın içinde, 3.6 megawatt

odaklayacaktır.



Eğer HAARP‟ın bütün antenleri en yüksek frekansına, 10 Mhz civarına,

getirilirse ve iyonosferin en alçak bölümüne, 50-60 mil civarına,

hedeflenirse, radyo ıĢını tarafından vurulan alan 30 mil kare dolayında

olacaktır. HAARP mühendislerine göre bu, HAARP‟ın çalıĢabileceği en dar

ve en çok odaklanmıĢ alan. Diğer yerleĢimlerde ve irtifalarda ıĢın enerjisini

daha geniĢ bir alan üzerine yayabilecek.



Aslında HAARP gizli bir proje değil. Amerikan Savunma Bakanlığı‟nda

HAARP‟ın varlığını diğer projelerde olduğu gibi inkar etmiyor. Ġnternette

HAARP‟ın kendi web sitesi bile var. Giz ve ihtilaf, amaçlar ve sonuçlar söz

konusu olduğunda baĢlıyor.



Bu ihtilaflı projjenin yöneticisi olan Heckscher‟e göre HAARP‟ın amacı

gayet masumane: HAARP, iyonosferi dev bir anten olarak kullanabilmek

amacıyla, bir iyonosfer yansımasını ısıtmak için araĢtırmacıların

kullanabileceği bir alet. HAARP tamamlanıp harekete geçirildiği zaman,

dev antenler, aynı zamanda yüksek frekanslı radyo dalgalarını dar bir ıĢının

içinden iletecekler. Bu radyo dalgaları iyonosfere gönderilecek.



Bu yüksük frekans radyasyon ıĢını ile araĢtırmacılar elektrojetin (aurosal

perde boyunca bir milyon amperlik doğal akımlar) küçük bir parçasını

değiĢtirebilecekler. Elektrojetin gücünün değiĢtirilmesiyle, iyonosferin çok

düĢük frekanslı (exteremely low ferquency-ELF) radyo dalgaları üretmek

için kullanılması mümkün hale gelecek. Geophysical Institu (Jeofizik

Enstitüsü) yöneticisi Syun Akasofu‟ya göre HAARP gibi bir araç olmadan,

bu frekans geniĢliğinde yayın yapabilmek için yüzlerce mil uzunluğunda bir

antene gereksinim var. HAARP etkili bir Ģekilde aurorayı bir çeĢit antene

dönüĢtürüyor. Çünkü ELF radyo dalgaları okyanuslara nüfuz edebiliyor.

Böylece denizaltılar suyun yüzüne çıkma zorunda kalmadan radyo sinyalleri

alabilecekler. ELF dalgaları ayrıca uzun mesafeli komünikasyonları

kolaylaĢtırabilecek. ELF dalgaları, aynen okyanusa olduğu gibi, yer yüzüne

de derinden nüfuz edebilecek. Monitjre bağlı bir alıcı kullanarak, objelerden

dünyanın yüzeyine sıçrayan dalgalar sayesinde tüneller veya gizli yer altı

barınaklarının varlığı ortaya çıkartılabilecek. Bu jeologların yer altı

minerallerini ve petrol depolarını bulmak için yıllardır kullandıklarıyla aynı

teknik.



Heckscher‟e göre HAARP‟ın yayacağı sinyaller hükümetin herhangi bir

elektrik sinyali için uygun bulduğu güvenlik düzeyinden bir milyon kez

daha az tehlikeli. HAARP‟ın transmeteri hali hazırda 1/3 megawatt güce

sahip. Gelecek yıllarda bu rakam 3 megawatt‟a ulaĢacak. Heckscher

HAARP‟ın iyonosfer üzerindeki etkisinin az olacağını basit bir örnekle

açıklamaya çalıĢıyor: “Küçük bir elektrik bobinini bir fincan kahve veya

büyük bir nehre daldırmak”, Heckscher‟e göre HAARP ile yapılacak olan

ikincisi..



Akasofu da bu gibi durumlarda hep ifade ettiği gibi, HAARP Projesi‟nin

doğaya ve insanlara ciddi zararları olacağı iddiasının bir bilim kurgu

olduğunu söylüyor. Ona göre projenin transmiter faaliyet halindeyken o

yörede uçan uçaklardaki elektronik ekipman için potansiyel bir tehlikesi var.

Fakat buna karĢı güvenlik tedbirleri mevcut. HAARP operatörleri Federal

Aviation Administration‟a HAARP‟ın iletim takvimini yerleĢtirecekler ve

mühendisler yörede uçan uçakların güvenliğini temin etmek için HAARP‟a

uçak belirleme radarları yerleĢtirecekler. Aynı prosedür roketler için de

takip edilecek.



HAARP‟e karĢı muhalefet önce Ġnternet kanalında baĢladı. Pek çok insan

Alaska‟daki kuĢkulu askeri faaliyetlere dikkat çekmek için Ġnterneti

kullandı. Protestonun basılı kısmı daha sonra Alaska‟da yaĢamaya baĢlayan

bir “anti/nükleer aktivist” Dennis Specht, Nexus adlı dergiye HAARP

konulu bir haber gönderildiğinde baĢladı. Daha sonra, Alaskalı politik bir

aktivist ve Anchorage'‟a bilimsel araĢtırmacı olan Nick Begich, kendilerini

“tekno/keĢiĢler” olarak tanımlayan, Arizona/Sedona‟da yaĢayan Patrick ve

Gael Crystal ile internet üzerinden iletiĢim kurdu ve onlardan bir Avustralya

dergisi olan Nexus‟u kontrol etmelerini istedi. Begich kendi ülkesiyle ilgili

konuyu Nexus‟da görmekten çok ĢaĢırdı ve makalede anılan dökümanları

bulup çıkarmak için araĢtırmaya yöneldi.



Muhalif araĢtırmacılara ve bilim insanlarına göre HAARP bir çeĢit geliĢmiĢ

“iyonosferik ısıtıcı” (iyonosferic heater) Bu iyonosferik ısıtıcı üst atmosferi

odaklanmıĢ ve yönlendirilmiĢ elektromanyetik ıĢın ile zaplayacak.

Ultra/güçlü dalgaları atmosferimizdeki elektrikle yüklü bölgenin titremesine

(vibrate) ve dramatik bir Ģekilde yanmasına neden olabilir.

Ġyonosfer, atmosferin tabakalarından biridir. Ġyonosfer, dünyanın üst

atmosferini saran elektrik yüklü bir alandır. Dünyanın yüzeyinin üstünden,

aĢağı yukarı 35-50 milden baĢlayıp 500-600 mil yüksekliğe kadar uzanır.

(48 km ila 50.000 km) Ġyonosfer ion ve elektron olarak adlandırılan pozitif

ve negatif yüklü atomik parçacıklar içerir. Uzaydan gelen zararlı ıĢınlara

karĢı doğal bir kalkan iĢlevi görür. Amerikan ordusu HAARP için,

“iyonosfer üzerine yapılan bilimsel araĢtırma” gibi zararsız bir gerekçe ileri

sürmektedir. Ġyonosfer tabakası askeriye için önemlidir. Çünkü ordu

tarafından kullanılan iletiĢim, gözetim ve denizcilik sistemlerinin hepsi

iyonosferin içinden geçer veya iyonosfer tarafından yansıtılır. Ġyonosferin

bir bütün olarak anlaĢılması ve kontrol edilmesi Pentagon‟a bu sistemler

üzerinde daha iyi kontrol olanağı sağlayacak.



HAARP üzerinde en kapsamlı araĢtırmayı yapıp, çalıĢmalarını “Angles

Don‟t Play This HAARP-Advencis in Tesla Technology”19 adlı kitapta

derleyen Dr. Nick Begich ve Jeane Manning‟e göre, HAARP bir çeĢit

radyo teleskobunun değiĢtirilmiĢ hali. Antenler sinyalleri almak yerine,

gönderiyorlar. Yazarlar, HAARP‟ı iyonosfer alanlarını, bir ıĢını

odaklayarak, ıĢının odaklandığı bu bölgeleri ısıtıp yükselten süper güçlü

radyo dalgası, ıĢınlama teknolojisi için bir test olarak değerlendiriyorlar.

Eloktromanyetik dalgalar daha sonra dünyaya geri sıçrayacak ve herĢeye

nüfuz edecek.



Begich ve Manning, „HAARP Tellâları”nın, projenin komünikasyon

sistemini gerçekleĢtirmek için iyonosferi değiĢtirme amaçlı, iyi niyetli

akademik bir proje olduğu izlenimi verdiklerini; bu programın Arerico,

Porto Riko, Tromsk, Norveç ve eski Sovyetler Birliği‟ndeki diğer tamamen

güvenli iyonosferik ısıtıcı operasyonlarından bir farkı olmadığnı iddia

ettiklerini, bununla birlikte askeri dökümanların meseleyi açıkça ortaya

koyduğunu ifade ediyorlar. HAARP‟ın gerçek amaçlarından biri,

pentagon‟unhedefleri için iyonosferin nasılsömürüleceğini öğrenmek. RF

gücü iyonosferi doğal olmayan aktivitelerde götürecek. Bu proje ancak bir

nükleer silahın yapabileceği boyutlarda tehlike içeriyor. Ayrıca bizi, ionize

evrenin ve hiç durmadan bizi bombalayan yıldızlara ait radyasyonun zararlı

etkilerinden koruyan gezegenin kalkanının doğasını değiĢtirmeye çabalıyor.



Uygulayıcıları tarafından iyonosferik bir araĢtırma olarak nitelenen HAARP

ile gündeme gelen ilk soru: “Gökte delikler mi açıyorlar?” sorusu. Tesla‟nın

çalıĢmalarını baz alan bu ihtilaflı transmitter veya ısıtıcının dünyanın üst

atmosferinde 30 millik delikler açmayı da içeren pek çok potansiyel tehlike

içerdiği bilim çevreleri tarafından ciddi bir biçimde ileri sürülüyor. Çoğu

bilimci HAARP‟ın eğer havanın kontolü için kullanılmazsa, hava

modifikasyonu için kullanılabilineceği konusunda görüĢ birliğinde.



Bunun yanında “HAARP”ın sahipleri onu kullanarak üst atmosferde bir

reflektör yaratma olanağına sahip olacaklar. Bunu HAARP‟tan transfer

edilen enerjiyi gökyüzünün bir bölümüne odaklayarak ve elektrik akımını

açarak yapacaklar. Hava tümüyle dramatik olarak ısınacak ve ordunun,

19

Dr. Nick Begich-Jeanne Manning, Angles Don‟t Play This HAARP-Advances In Tesla

Technolog, Anchorage/Alaska, Earthpulse Press, 1995

radyo dalgaları ve radar ıĢınları için kullanabileceği bir donuk nokta (opaque

spot) yaratacak. Bu Ģekilde onlar, ıĢınlarına dünyanın çevresini “eğmek”

için olanak verecek sanal yansıma istasyonu (virtual reflecting station)

yaratmaya yetenekli olacaklar.



Ayrıca HAARP, veri bölgenin üstündeki iyonosfer bölümünü kıĢkırtarak

(uyandırarak) dünyanın herhangi bir yerindeki iletiĢimi engelleyebilecek.

Etki, yerel fırtına gibi olacak; bölgenin içinde veya dıĢında herhangi bir

yayın total bir engelle karĢılaĢacak.



Begich ve Manning, Bernard Eastlund isimli Teksaslı fizikçinin çalıĢmaları

üzerine inĢa edilen baĢka patentlere bakınca, ordunun HAARP transmitterini

nasıl/ne Ģekilde kullanmaya niyetl ettiğinin daha açık hale geleceğini

söylüyorlar. Bu ayrıca hükümetin proje konusundaki yalanlamalarını daha

az inanılır hale getiriyor. Yazarlara göre Pentagın bu teknolojiyi hangi

niyetlerle ve ne Ģekilde kullanacağını biliyor ve dökümanlarında bu konuda

“temizlik” yapıyor. Ordu kasten sofistike sözcük oyunları, hile ve açık

dezenformasyon aracılığı ile kamuoyunu aldatıyor.



KuĢkusuz HAARP izole olmuĢ bir proje değil. ABD‟nin uzun yıllardır

üzerinde çalıĢtığı pek çok projeden oluĢan demetin bir parçası. Aslında

HAARP, “Yıldız SavaĢları” (Star Wars) programının önemli bir bölümünü

oluĢturuyor.



ABD uzayla 2. Dünya SavaĢı sırasında ve sonrasında ciddi bir biçimde

ilgilenmeye baĢladı. Bu derin ilginin nedenleri roket teknolojisinin

baĢlangıcının nükleer teknolojinin de eĢliği ile bu dönemde ortaya çıktı.

Roket ve nükleer silah teknolojisi aynı zamanda, 1945-1963 yılları arasında

geliĢti. Bu süre zarfında yeryüzünün üstünde ve altında Ģiddetli nükleer

testler denendi. Ġyonosfer ve stratosfer üzerine yapılan çalıĢmalar sonucu

atmosferin bir parçası olan ve evrenden solar ve galaktik rüzgârlarla gelen

protonlar, electronlar ve alfa parçacıkları gibi yüklü parçacıkları tutarak

dünyayı koruyan “Van Allen Belts” (Van Allen kemeri) bulundu. Bu

kemerler Amerikan‟ın ilk uydu operasyonu “Explorer I” sırasında 1958

yılında keĢfedildi.



Ağustos/Eylül 1958 tarihleri arasında ABD, “Argus Projesi” adı altında 3

nükleer bomba ve 2 de hidrojen bombası deneyi gerçekleĢtirdi. Bu projenin

amacının, yüksek irtifadaki nükleer patlamaların elektromanyetik titreĢim

(EMP) nedeniyle radyo iletilerine ve radar operasyonlarına etkisine değer

biçmek, jeomanyetik alanları ve onun içindeki yüklü parçacıkları daha iyi

anlamak olduğu söylenmektedir.



Amerikan Ordusu, 13/20 Ağustos 1961 tarihinde iyonosferde bile

“telekomünikasyon kalkanı” yaratmayı planladı. Bu kalkan 3.000 km.

yükseklikte kurulacaktı. Kalkanın iyonosferde kurulma nedeni

telekomünikasyonlara manyetik fırtınalar ve güneĢ ıĢınları tarafından zarar

verilebilir olmasıdır.

Pentagon, 9 Temmuz 1962 tarihinde “Project Starfish” adını verdikleri

iyonosferle ilgili bir dizi deney gerçekleĢtirmeye giriĢti. Bu deneyler alt Van

Allen Kemeri‟ne zarar verdi. 1968‟de “Solar Power Setallite Project”

(SPS) ile güneĢ enerjisiyle çalıĢan her biri ada büyüklüğünde olan uygdular

üzerinde çalıĢıldı. 1975‟de fırlatılan “Saturn V Rocket” atmosferde yandı.

Bu yanma iyonosferde büyük bir deliğin açılmasına neden oldu.



1978‟de SPS Projesi üzerine yeniden çalıĢmaya baĢlandı. Bu dönemde

anti/balistik füzeler için uydu ıĢın silahları bozma ve iyonosferde fiziksel

değiĢiklikler yaratma yeteneğine sahipti.



SPS Projesi‟ne BaĢkan Carter‟ın onay vermesine karĢılık, projenin çok

pahalı olması (Enerji Bakanlığı‟nın tüm bütçesinden daha fazla bir bütçeye

gereksinim duyuluyordu) nedeniyle program rafa kaldırıldı. Ta ki Ronald

Reagen BaĢkan olana değin. Proje Reagen döneminde yeniden su yüzüne

çıktı. Reagen, projeyi Pentagon‟un bütçesinden daha büyük bir bütçe

ayırarak “Star Wars” (Yıldız SavaĢları) adı altında uygulamaya koydu.



1970‟lerin sonlarında Pentagon, düĢmana ait nükleer çevrede iletiĢimin

radyo ve televizyon teknolojisinde kullanılan geleneksel yöntemlerle

gerçekleĢtirilmediğini fark etti. 1982‟de bir komuta kontrol elektronik

alt/sistemi geliĢtirildi. “Ground Wave Emergency Net-Work” (GWEN)

denilen bu sistemle roketler monitörden izlenip kontrol edilebiliyordu.



1981 yılında “Orbit Maneuvering System” (OMS) ile uzay mekikleri için

SPS uzay plâtformları inĢası plânlandı. NASA‟nın ürettiği uzay mekiğinin

iyonosfere enjekte ettiği gazların iyonosfere etkisi üzerine çalıĢmalar

yapıldı. Deneyler sonucunda ABD iyonosferik delikler açabildiğini gördü.

1985‟de yeni uzay mekiği denemelerine geçildi. 1980‟lerde ABD, yılda

500/600 civarında roket fırlatıyordu. Bu sayı 1989‟da 1500 adetle zirveye

ulaĢtı. Bütün bu deneylerin atmosfere çok ciddi etkileri oldu.



1986‟da, Çernobil faciasından hemen önce, ABD Might Oaksce olarak

bilinen Nevada‟daki test bölgesinde hidrojen bombası deneyleri

gerçekleĢtiriyordu. Bu deneyler X ıĢınları ve parçacık ıĢın silahlarının

geliĢtirilmesi programının bir parçasıydı.



ABD, 1991 yılında Körfez savaĢı sırasında elektromanyetik titreĢim silahları

(EMP) olarak adlandırılan silahlarını Dünya‟nın Ortadoğu bölgesinde test

etme olanağı buldu.



1993 yılında baĢlayan HAARP projesi tüm deneylerin devamı ve Star Wars

Programının bir parçası durumunda.



Dünyadaki en büyük petrol Ģirketlerinden biri olan ARAMCO‟nun Ģubesi

ARCO Power Technologies Incorporated (APTI), HAARP projesini inĢa

edecek müteahhit Ģirketti. ARCO bu Ģubeyi, patenleri ve ikinci safha inĢa

kontratıyla Haziran 1994 tarihinde E-System‟e sattı. E-System istihbarat

servislerine iĢ yapan dünyadaki en büyük müteahhit Ģirketlerden biridir.

CIA, savunma istihbarat örgütleri ve diğerleri için iĢ yapar. Yıllık

satıĢlarının 1.8 trilyon doları, “kara projeler” –o kadar gizli projeler ki, ABD

Kongresi paranın nasıl harcandığını konuĢmuyor- için olan 800 milyon

dolarla birlikte bu örgütleredir.



E-System‟in hisseleri, dünyadaki en geniĢ savunma müteahhitlerinden biri

olan Raytheon Fortune, ilk 500‟ler listesinde 42 numaradadır. Raytheon,

bazıları HAARP projesinde değerli olan binlerce patente sahip. AĢağıdaki

12 patent, HAARP projesinin omurgası ve Ģimdi Raytheon ismi altında

tutulan binlerce diğerleri arasında saklanıyor.

Bernad J. Eastlund‟un 4686605 nolu patenti, “Method and Apparatus for

Altering a Regaion in the Earth‟s Atmosphere, Ionosphere, andor

Magnetosphere (Dünyanın Amosferinde, Ġyonosferde ve/veya

Magnetfosferinde Bir Bölgeyi DeğiĢtirmek Ġçin Yöntem ve Cihazlar) bir

yıldır hükümet gizli emri altında mühürlü. Bu patente göre, Nikola

Tesla‟nın 1900‟lerin baĢındaki çalıĢması araĢtırmanın temellerini

Ģekillendiriyor.



Konunun bir de ticari boyutu olabilir tabi ki.. Bu teknolojinin, patentlerin

sahibi ARCO için ne kıymeti olacak? Elektrik gücünü gaz alanları içinde bir

güç merkezinden tüketiciye kablosuz olarak ıĢınlayarak muazzam kazançlar

elde edebilir.



Bir süre için HAARP araĢtırmacıları bunun HAARP için amaçlanmıĢ

kullanımlardan biri olduğunu kanıtlayamadılar. Bununla birlikte, Nisan

1995 tarihinde Begich, diğer patentleri buldu. Bu yeni APTI patentlerinin

bazıları gerçekten de elektrik gücünü göndermek için kablosuz bir sistemdi.

Aynı Tesla‟nın projesi gibi..



Eastlund‟un patenti, bu teknolojinin uçakları ve füzelerin sofistike rehber

sistemlerini bozabileceğini veya tamamen çatlatabileceğini söylüyordu.

Dahası, dünyanın geniĢ alanlarına baĢkalaĢan frekansların elektromanyetik

dalgaları ile bu püskürtme yeteneği ve bu dalgalardaki değiĢimleri kontrol,

karada ve denizde, havada olduğu gibi iletiĢimi nakavt etmeyi mümkün

kılıyordu.



Begich, bunun dıĢında 11 tane baĢka APTI patenti buldu. Nükleer çaplı

radyasyonsuz patlamaların, güç ıĢınlama sistemlerinin, radarların, nükleer

baĢlık taĢıyan füzeler için dedektör sistemlerinin, Ģimdiye kadar

termonükleer silahlar tarafından üretilen elektromanyetik titreĢimlerin ve

diğer Yıldız SavaĢları oyunlarının nasıl yapılacağını açıklayan çalıĢmalardı

bunlar.. Bu patent demeti HAARP silah sisteminin temelinde yatıyor.

Ġki yazara göre, sahki havadaki zihinsel tahriplerdeki EM titreĢimler

yetmezmiĢ gibi, Eastlund süper güçlü iyonosferik ısıtıcının havayı kontrol

edebileceği ile övünüyor. Begich ve Manning‟in aydınlattığı hükümet

domükanları gösteriyor ki, Pentagon hava kontrol teknolojisine sahip.

HAARP tam güç düzeyine eriĢtiğinde, tüm yarımküreler üzerinde hava

etkileri yaratabilecek. Eğer bir hükümet dünyanın hava modelleri ile deney

yapıyorsa, yapılan iĢ gezegendeki herkesin en önemli ortak sorunlarından

biridir.

Begich ve Manning‟in kitabı, Prof. Elizabeth Rauscher gibi bağımsız

bilim insanlarıyla görüĢmeye de yer veriyor. Yüksek enerji fiziğinde uzun

ve etkileyici bir kariyere sahip olan ve prestijli bilim dergilerinde yazıları,

kitapları basılan Rauscher, HAARP‟ı yorumluyor:



“Korkunç enerji, son derece nazik, iyonosfer olarak çağırdığımız bu

birden fazla tabakaları kapsayan moleküller konfigürasyonun içine

pompalıyorsunuz”



Ġyonosfer, katalitik reaksiyonlara eğilimli, Rauscher açıklıyor:



“Eğer küçük bir parça değiĢtirilirse, iyonosferde büyük bir değiĢim

olabilir”



Ġyonosferi nazik bir balans sistemi olarak tanımlarken, Dr. Rauscher, onun

zihindeki resmini paylaĢıyor:



“Bir çorba kabarcık, eğer kabarcıkta yeterince büyük bir delik açılırsa

patlayabilir.”





BĠLĠNÇ KONTROLÜ VE BEYNĠN YÖNLENDĠRĠLMESĠ





Begich ve Manning tarafından gerçekleĢtirilen araĢtırmalar, garip projelerin

örtüsünü kaldırdı. Örneğin, ABD Hava Kuvvetleri dökümanları insanın

zihinsel eylemlerini manipüle etmek ve değiĢtirmek (geniĢ coğrafik alanlar

üzerinde titreĢen radyo frekans radyasyonu (HAARP‟ın maddesi aracılığı

ile) için bir sistem geliĢtirildiğini meydana çıkardı. Bu teknoloji için en çok

anlatılan materyal, ünlü Zbigniew Brzezinski‟nin (Carter‟ın eski ulusal

güvenlik danıĢmanı) ve J.F. MacDonald‟ın (Johnson‟ın bilim danıĢmanı ve

UCLA‟da jeofizik profesörü) jeofizikal ve çevresel savaĢ için güç ıĢınlama

transmiteri hakkında yazdıkları yazılardan gelir. Bu dökümanlar, bu

etkilerin insan sağlığı ve düĢüncesi üzerinde neden olabileceği faktörleri

gösterir.



Brzezinski, 25 yıl önce Kolombiya Üniversitesi‟nde bir profesörken yazmıĢ

olduğu bir kitabında Ģöyle diyor:



“Politika stratejistleri beyin ve insan davranıĢları üzerine yapılan

araĢtırmaları sömürmeyi özendiriyorlar. Jeofizikçi G.J.F. MacDonald

(savaĢ sorunlarında uzman) doğru olarak zamanlanmıĢ, suni olarak

uyandırılan elektronik darbelerin dünyanın belirli bölgeleri üzerinde

göreceli yüksek güç düzeyleri üretecek sarsmalar kalıbına önderlik

edebileceğini söylüyor. Bu yolda birisi, ciddi olarak, seçilmiĢ bölgelerde

çok geniĢ nüfusun beyin performansını bozacak bir sistem geliĢtirebilir.

Ulusal çıkarlar için davranıĢları manipüle etmede çevreyi kullanma

düĢüncesinin ne kadar derinden rahatsız edici olduğu kimileri için

sorun değil; böyle kullanıma teknolojinin izin vermesi, galiba gelecek

birkaç onyıl içinde geliĢecek.”

1966 yılında MacDonald, BaĢkan‟ın “Bilim danıĢma Komitesi”nin ve daha

sonra BaĢkan‟ın “Çevre Niteliği konseyi”nin bir üyesiydi. Askeri amaçlar

için çevresel kontrol teknolojilerinin kullanımı üzerine yazılar yazdı. Bir

jeofizikçi olarak yaptığı en derin yorum, jeofiziksel savaĢın anahtarının,

çevresel istikrarsızlıkların (yani küçük bir oran enerjinin ilâvesinin çok daha

büyük oranda enerjiyi salıvermesi) tanımlaması olduğu önermesidir.



Jeofizikçiler çevresel karmaĢaya enerji eklemenin geniĢ etkileri

olabileceğinin farkına vardılar. Bununla birlikte insanlık halen çevremize,

kritik kütle tesis ettiğini anlamadan, ciddi oranda elektromanyetik enerji

çekiyor. Begich ve Manning‟in kitabı bu konuda çeĢitli sorular yükseltiyor:



“Bu ekler etkisiz mi, yoksa ötesinde onarılmaz bir zarar verecek

kümülatif bir oran var mı? HAARP geri dönemeyeceğimiz bir

yolculuğun son basamağı mı? BaĢka bir seri ġeytanı Pandora‟nın

Kutusu‟ndan salıverecek baĢka bir enerji deneyi üzerine para yatırmak

üzere miyiz?”



1970 baĢlarında Z. Brzezinski, yavaĢ yavaĢ ortaya çıkacak, teknoloji

bağımlı “daha konkrol edilebilir ve daha yönetilebilir bir toplumu”

öngördü. Bu topluma, oy kullananları iddialı süper bilimsel “know-

how” ile etki altında bırakacak bir elit grup tarafından hükmedilecekti.

Bu elit, halkın davranıĢlarını etkilemek ve toplumu yakın gözetim ve

kontrol altında tutmak için son modern teknikleri kullanarak politik

amaçlarına ulaĢmada tereddüt etmeyecekti.



Begich‟e göre Brzezinski‟nin tahminleri doğur çıktı. Bugün söz konusu elit

için birkaç yeni araç ortaya çıkıyor. Araçları kullanma izni için politikalar

zaten hazır. “ABD, yavaĢ yavaĢ kontrol edilebilir “tekno/toplum”a nasıl

dönüĢecek? Sorusu soruluyor. Kademe taĢları arasında Brzezinski, halkın

güvenini kazanmak için, süregelen sosyal krizleri ve kitle medyasının

kullanımını umut ediyor.



ABD Kongresi‟ne ait kayıtlar, iyonosfere gönderilen sinyallerle dünyaya

nüfuz etmek için, HAARP‟ın kullanımıyla meĢgul oluyor. Bu sinyaller

gezegenin içinden kilometrelerce derine bakarak, düzenli yyer altıaskeri

güçlerinin, minerallerin ve tünellerin yerini bulmak için kullanılacak.

Senato, 1996‟da yalnızca bu yeteneği geliĢtirmek için 15 milyon dolar

ödenek ayırdı. Problem Ģu: dünyaya nüfuz eden radyasyonlar için gerekli

olan frekans, insanın zihinsel fonksiyonlarının tahribi için en çok zikredilen

frekans dizisinin içinde. Ayrıca balıkların ve vahĢi hayvanların (ki kendi

rotalarını bulmak için rahatsız edilmemiĢ enerji alanı üzerinde ilerlerler) güç

modelleri üzerinde pek derin etkilere sahip olacak.



Begich ve Manning yeni teknolojilerin insanın beyin potansiyelini

geliĢtirmek için inanılmaz olanaklara sahip olduğunu söylüyorlar. Bu

teknolojileri öğrenme, hafızayı geliĢtirme ve insan davranıĢı modifikasyonu

için kullanılabilir, beyin teknolojileri alanında önemli bir isim olan Michael

Hutchison, bu alanı sıradan insanlara açtı.

Hutchison‟un açıkladığı gibi beyin, oranlı dar üstün frekanslar bağı içinde

çalıĢır. Üstün beyin dalga frekansları beyinde yer alan aktivite çeĢitlerine

aracı olur. Dört temel beyin dalga frekans grubu vardır ki, bunlar çoğu

zihinsel aktiviteyle birleĢir. Birincisi Beta‟dır. Beta dalgaları (13-15 Hertz

veya titreĢim saniyede) bir kiĢinin dikkati normal aktivitelere doğru dıĢa

yöneldiği zaman, normal aktivite ile birleĢir. Bu alanın yüksek sonu, stres ve

kırkırmıĢ (heyecanlı) durumlar –ki düĢünmeyi ve algısal becerileri bozar- ile

birleĢir. Ġkinci grup, Alfa dalgaları (8-12 Hertz), gevĢetmeye aracı olabilir.

Alfa frekansları öğrenme ve odaklanmıĢ zihinsel fonksiyonlar (iĢ görme)

için idealdir. Üçüncüsü Teta dalgaları (4-7 Hertz); zihinsel imgelemeye,

hafızaya ve iç zihinsel odağa giriĢe aracı olur. Bu durum genellikle genç

çocuklarda, davranıĢsal modifikasyon ve uyku durumlarıyla ilgilidir. Son

olarak ultra/yavaĢ Delta dalgaları (5-3 Hertz) bir kimse derin uykudayken

bulunur. Genel kural odur ki, beynin üst dalga frekansı, saniyede titreĢim

süresinde rahatlandığında en düĢüktür ve insan en uyanık ve heyecanlıyken

en yüksektir.



Beyin elektromanyetik araçlar ile dıĢtan canlandırılması (tahrik edilmesi) bir

dıĢ cihaz (jeneratör) ile yeni bir safhaya getirilmesine veya kilitlenmesine

neden olabilir. Üstün beyin dalgaları dıĢ tahrik tarafından yeni frekans

kalıplarına sürülebilir veya itilebilir. BaĢka bir deyiĢle, dıĢ sinyal sürücüsü

veya itici cihaz beyni bir yolculuğa çıkarır, normal frekansları beyin

dalgalarında değiĢikliğe neden olmaya bütünüyle götürür; ki bu da daha

sonra beyin kimyasında değiĢmeğe neden olur. Beyin manüpilasyonu iki

yoldan birine çıkar: Yararlı veya zararlı.



Spesifik dalga formları kombinasyonu ile birlikte çeĢitli frekanslar

beyindeki belirli kimyasal karıĢıklıkları tetikler. Bu nötro/kimyasalların

salıverilmesi beyinde endiĢe duyguları, hırs, depresyon, aĢk vb. sonuçlanı

olan spesifik reaksiyonlara yol açar. Bütün bu duygular ve duygusal

entellektüel karıĢıklıkların tüm gidiĢ/geliĢi (değiĢimleri) spesifik elektriksel

uyarılar sonucu ortaya çıkan bu beyin kimyasallarının (kimyasal ajanların)

özel kombinasyonları sonucunda ortaya çıkar. Beyin sıvılarındaki bu belirli

karıĢımlar olağanüstü özel zihinsel durumları ortaya çıkarabilirler. Örneğin,

bilinçli davranıĢ kaybı, karanlık korkusu vb. Bu alandaki çalıĢmalar düzenli

olarak gerçekleĢen yeni buluĢlarla çok hızlı bir yüzdede ilerlemektedir. Bu

spesifik frekansların bilgisinin çözümü, insan sağlığını anlamada önemli bir

geliĢme sağlayabilir. ELF için taĢıyıcı olarak hareket eden radyo frekans

radyosyonu kablosuz olarak beyin dalgalarını değiĢtirmede

kullanılabilecek. Bu HAARP‟ın bilinç kontrolü konusunda,

uygulamalarında neler yapabileceğinin göstergesidir. Bununla birlikte

HAARP‟ın kayıtlarında, bunun insandaki yan etkileri henüz ortaya

çıkartılmamıĢtır; fakat Begich ve Mannig‟in kitaplarındaki hükümet

dökümanlarında görülmektedir.



Beyin aktivitesinin kontrolü için gereken güç düzeyi 5-20 mikroamper giibi

küçük bir değerdir ki bu da 60 Wattlık bir ampül yakmak için gereken

enerjiden binlerce kat daha küçüktür. Yazarlar çalıĢmalarında gerekli olan

çok küçük enerji üzerine konuĢmaktadırlar. Beyin aktivitesini etkilemek için

gereken hız, enerji seviyesi ve dalgalar formu kombinasyonundan oluĢur.

Son yirmi yılda ve özellikle son birkaç yıldaki geliĢmeler çok büyük

ilerlemeler sunmaktadır.



AraĢtırmalar, uluslararası olarak, dıĢ elektromanyetik alanlar tarafından

beynin kolayca yönlendirilebileceğini veya durumları değiĢtirmek için

etkilenebileceğini buldu. Bu buluĢlar hem bilim çevreleri hem de sıradan

insanlar için yeni araçlar oluĢturdu. Yeni araçlar elektrikli “cranial” kafaya

iliĢkin uyarı aletleri, ses sistemlerini, ıĢıklı uyarı sistemlerini ve diğer birçok

beyin yönlendirme ve geri tepki (destek yankı) cihazlarını içermektedir.

Teknolojik ilerlemeler ayrıca, insanların kendi beyin aktivitelerinin yararlı

sonuçlar için nasıl kontrol ve manipüle edileceğini öğrenmelerine izin veren

özel kontrol ve gözetim araçlarını etkiledi. Raporlar diğerlerinin yanında

gevĢemeyi, ağrı kontrolünü, öğrenme hızını ve hafızanın geliĢtirilmesini

içermektedir.



Hutchison‟un en son çalıĢması henüz birleĢtirilen düĢünce teknolojilerinin

son tanımlamalarını sağlıyor. Onun son kitabı “Büyük Beyin Gücü”,

okuyucularını çok hızlı değiĢen (o kadar ki bilimin uygulamalarından daha

hızlı geliĢtiğinin fark edildiği) alana ulaĢtırıyor. Sinir sistemi

bozukluklarının düzeltilmesi, dikkat dağınıklığı ve çocuklardaki hiperaktif

bozuklukların düzeltilmesi, diğer Ģeyler arasında ilaç ve alkole bağlı

bozuklukların düzeltilmesi konusundaki son durum tartıĢılıyor. Bu tip

elektrototıp, bu tıbbi araĢtırmaların en ilginç alanlarını oluĢturmaktadır.



Son yılların araĢtırmalar tıbbi ve psikolojik uygulamaların ĢaĢırtıcı olumlu

sonuçlarına doğru geniĢlemiĢtir. Bu sonuçların bazıları amerikan hava

Kuvvetleri tarafından fark edildi. Ne yazık ki askeri çalıĢmalar bu

teknolojiyi insanlık yararına kullanmaktan çok silah sistemlerinde kullanma

yönünde sürdürülmektedir.



Amerika‟nın en yetenekli mucitlerinden Dr. Patrick Flanagan, 1962

yılında tıbbın değiĢeceğini öngörmüĢtü.



“Bir gün tıbbi pratiğin tüm konsepti elektronik tarafından

değiĢtirilecek. Ġnsanlar ilaçtan ziyade elektronik olarak tedavi edilecek”



Dr. Flanagan, o zamanlarda muhtemelen hala en geliĢmiĢ beyin

yönlendirme aracı olarak kabul edilen “Neurophone”u (elektronik telepatik

makinası) keĢfetmiĢti.



Flanagan son söyleĢisinde, HAARP‟ın yalnızca dünyanın en büyük

iyonosferik ısıtıcı değil, aynı zamanda tasavvur edilmiĢ en büyük beyin

yönlendirme cihazı olduğunu not etmektedir.



HAARP kayıtlarına göre, cihaza son Ģekli verildiğinde 8cihaz tüm bölgesel

toplulukları etkilemeye yetecek düzeyde enerjiye sahip birçok dalga formu

kullanır) VLF ve ELF dalgalarını gönderebilecek.

Dr. R.O. Becker 60‟ların baĢında ELF taĢımak için DC akımının üstüne

sinyal ekleyerek ELF deneyleri gerçekleĢtirdi. Backer, bu konsepti bir ELF

kullanarak test etti. 1-10 Hertz (pulses Per second) sinyal insanlar üzerinde

test subjeleri arasında yükselen bilinç kaybı sonucunu verdi. Sonuçlar

ELF‟nin yani insanın beyin fonksiyonlarını en çok etkileyen frekansların,

dıĢarıdan çok derin sonuçlarla manipüle edilebilir olduğunu gösterdi.





***

NÖROFON









1 958‟de Dr. Patrick Fanagan, 14 yaĢındayken “Nörofon”u icat

etti. Bu ona zamanımızın en parlak mucitlerinden biri ünvanını

kazandırdı. Nörofon cihazı, sesi (kelimeler ve müzik gibi) elektrik

uyarısına (impulse), hem de bunu vücut üzerindeki herhangi bir noktadan

direkt olarak kulak ve bütün duyma mekanizmasını büsbütün baypas edip

beyne transfer ederek, dönüĢtürebilir. AraĢtırmacılan teknolojiyi tartıĢırken,

altı yıldan fazla bir süredir “BirleĢik Devletler Patent Ofisi” cihaz için patent

vermeyi reddetmektedir. Sonuçta hükümet nörofonun asla çalıĢmayacağını

açıkladı ve patenti reddetti. Bundan sonra Flanagan ve avukatı, çalıĢan

cihazı inceleyicisine göstermek amacıyla alet modeliyle Washington DC‟ye

gittiler. Ġnceleyici ikiliye sağır olan iĢçilerinden biri üzerinde kullanıp

olumlu sonuç alındığı takdirde cihaz için patenti tekrar açacağını ifade etti.

Alet denendi, sağır iĢçi gönderilen sesi duydu ve patent onaylandı.



Dr. Falagan daha sonra Tafts Üniversitesi‟ne çalıĢmak üzere gitti. Burada

nörofonun bir sonraki araĢtırma kademesin geçme amacıyla çalıĢtı. Deniz

Kuvvetleri için insan ile yunus konuĢması üzerine çalıĢmaya baĢladı. Bu

araĢtırma üç boyutlu (3-D) holografik ses sisteminin geliĢmesine olanak

sağladı. Bu sistemin özü bir sesin uzayda herhangi bir yere yerleĢtirilmesi

ve bir dinleyicinin bu sesi farkedebilmesine dayanmaktadır.



Ġlave çalıĢmalar dijital nörofonun geliĢmesine büyük olanak sağladı. Cihazın

önemini keĢfeden ABD Savunma Ġstihbarat Ajansı (DĠA) acil olarak ulusal

güvenlik maddesi olarak gizlilik altına aldı. Dr. Flanagan yeni çalıĢmalar

yapmaktan ve teknolojisi hakkında konuĢmaktan dört yıl boyunca men

edildi. Güvenlik gerekçesi sonunda kaldırıldıktan ve ilk nörofonun

icadından 20 yıl sonra Dr. Flanagan sınırlı olarak Mark XI ve Thinkman

Model 50 üretebilme aĢamasına geldi ve bunlar öğrenme aletleri olarak

kullanıldı çünkü ilkel örneklerdi!



O yıllardan itibaren Flanagan periyodik olarak yeni konsept üzerinde çalıĢtı

ve nörofonik teknoloji için geliĢmeler dizayn etti. Bu cihazın geliĢmiĢ

Ģekilleri, bilgisayar beyin etkileĢimi cihazları olarak kullanılabilir. Büyük

oranda düzgün olarak formatlanmıĢ enformasyonun uzun dönem hafızaya

transfer edilmesi fikri eğitimde devrim niteliğinde bir geliĢmedir.



Nörofon Ģimdiye kadar geliĢtirilmiĢ en güçlü beyin yönlendirme

aletlerinden biridir. Flanagan son yıllarda, diğer iletim modelleri üzerine

vurgu ile bu teknolojiler üzerine çalıĢmaya devam etti. DIA‟nın nörofona

ilgisi vardı. Onu geliĢtirmek için çalıĢmayı sürdürdüler. Patrick ve Crystel

Flanagan HAARP projesinin, bu radyo transmitlerinin veya iyonosferik

ızıtıcının, kablosuz bir nörofon olarak kullanılabilmesinin mümkün

olduğunu açıklıyorlar. Bu kullanımın hangi olanaklara sahip olduğu ise, çok

açık.



“Real time Brain Biofeedback” (Aynı Anda Beyin Destek Yankısı) beyin

araĢtırmalarında baĢka bir alan. Bu alan düĢünce kontrolünün elde

edilmesinde yeni yaklaĢımlar sunuyor. Ġnter/aktif beyin teknolojileri ile

Ģimdi beyin dalgalarını “gerçek zaman” temelinde görmek mümkün,

böylece bu aletleri kullanan bireyler, bir kimse düĢünürken beyin

dalgalarının grafiksel olarak neye benzediğini bilgisayar ekranında

görebilirler. Hükümetler bu teknolojilerle tehlike olarak gördükleri

kalabalıkları kontrol altınada tutmak için ilgileniyorlar.



HAARP‟ın kontrat dökümanlarında ve planlama kayıtlarında açıklanan

olanakların, yazarlar tarafından toplanan Hava Kuvvetleri materyallerinin

teĢhiriyle birlikte dikkatlice yeniden gözden geçirilmesinden sonra,

elektromanyetik dalgaların düĢünce kontrolü için sunduğu olanaklar apaçık

ortaya çıktı. HAARP iletim (transmiting) sistemi, dikkatsizce veya kasten

zihinsel fonksiyonları değiĢtirmek için kullanılabilir.



Dr. Delgado, 1952 yılından beri insan beynini araĢtırıyor ve sonuçlarını

yayımlıyor. ÇalıĢmaları “düĢünce kontrolü” üzerinde odaklı. Onun ilk

çalıĢmaları bizim insan beyninin anlamamıza öncülük etti. ÇalıĢmalarını

1969 yılında yazdığı, “Physical Control of the Mind: Toward a

Psychocivilized Society” (DüĢüncenin Fiziksel kontrolü: Psiko/medeni Bir

Topluma Doğru) adlı kitabında özetledi. Bu erken çalıĢma temelde

hayvanların araĢtırılmasıydı ve hayvanların beynine elektrod sokmayı

içeriyordu. Subjesinin beyninde elektrik akımı imal ederek davranıĢı

manipüle edebileceğini buldu. Delgado, uykudan yüksek heyecanlı bilinç

durumlarına kadar bir dizi etki yaratabileceğini keĢfetti. Daha sonraki

çalıĢmaları kablosuz olarak yapıldı. DüĢünce manipülasyonu etkisini belirli

bir uzaklıktan, herhangi bir fiziksel kontak veya manipüle edilen canlı

üzerinde araç olmadan aktivite etti. Delgado, frekansı veya kobay

üzerindeki dalga formunu değiĢtirerek, onların düĢünmelerini ve duygusal

durumlarını tümüyle değiĢtirebileceğini buldu. Aynı zamanda hükümet

tarafından kötüye kullanma olanakları açılırken, Delgado‟nun çalıĢmalırı

diğer pek çok araĢtırmacı için temel oldu.



Delgado‟nun araĢtırması, 1969‟da CIA/OR için çalıĢan Dr. Gottlieb

tarafından, bu teknolojinin mümkün kullanımlarını ararken, yeniden

değerlendirildi. O zamanlarda çalıĢmanın hala ham olmasıyla birlikte, CIA

Delgado‟nun görünüĢünü psikomedeni bir topluma izin verecek teknikler

açısından paylaĢıyordu.



Bu süreç içinde Tulana Üniversitesi‟nde bir nöroloji operatörü olan Dr.

Heath bu olasılığı, beyinde elektriksel tahrik (ESB) çalıĢmasıyla gerçeğe

yakın hale getirdi. ESB insanda zevkli ve korkutucu halüsilasyonlar

yaratabiliyordu.



CIA‟in düĢünce kontrolüyle ilgilenmesi “Kore SavaĢı” ile baĢlamıĢtı. CIA

bu alanda çeĢitli fiyaskolarla sonuçlanan araĢtırmalara baĢladı. Bunların

bazıları üstü örtülmüĢ skandallardır: Kanadalı vatandaĢların izinleri olmadan

zihinsel olarak manipüle edilmeye çalıĢılmaları, binlerce üniversite

öğrencisi ve askeri personel üzerinde LSD denemeleri gibi..



Delgado‟nun kablosuz etkileri, CIA‟in ağzının sulandıran bir düĢünce oldu.

Delgado, hayvanların belirli bir elektromanyetik alanın içine konup sonra

herhangi bir fiziksel kontak olmaksızın manipüle edilebileceğini keĢfetti. Bu

teknolojiler baĢka araĢtırmacılar tarafından farkedildi ve çok hızlı bir

geliĢme yaĢandı.



HAARP Programı Menajeri J. Heckescher, HAARP içinde kullanılan

frekansların ve enerjilerin kontrol edilebilir olduğunu ve bazı uygulamalarda

1-20 Hertz dizisinde titreĢtirileceğini açıklıyor. Bu da HAARP‟ın düĢünce

kontrolü amacıyla kullanılabileceğini kanıtlıyor.



HAARP sistemi çok büyük kontrol edilebilir bir elektrokmanyetik alan

yaratıyor ki bu, Delgado‟nun EMF‟si eli karĢılaĢtırılabilir. Bir nokta dıĢında:

HAARP yalnızca bir odayı doldurmuyor, potansiyel olarak büyük bir

bölgeyi hatta bir yarımküreyi doldurması mümkün. Temelde HAARP

transmiteri bu uygulamada dünyanınkiyle (ki Dr. Dolego‟nun kablosuz

deneylerinde ihtiyaç olunandan 50 kat daha fazlasıdır) aynı düzeyde enerjiyi

dıĢarıya yayıyor. Bunun anlamı eğer HAARP doğru frekansa getirilirse,

yalnızca doğru dalga formlarını kullanarak, zihinsel ayırma, bir bölgenin

tümünde kasden veya radyo frekansı iletiminin yan etkisi olarak

oluĢturulabilir.



BaĢta Dr. Nick Begich ve Jeane Manning‟in araĢtırmaları olmak üzere tüm

araĢtırmacıların çalıĢmaları, HAARP‟ın pek de masum bir giriĢim

olmadığının iĢaretlerini veriyorlar. Bu görüĢlere göre HAARP

tamamlandığında ABD'‟in elindeki olanaklara Ģimdiden bir kez daha

bakmakta yarar vardır:



1). Atmosferi manipüle etmek ve modifikasyon sağlamak

2). Askeri ve güçlü bir silaha sahip olmak

3).GeniĢ kitlelerin düĢüncelerinin ve ruhsal durumlarının kontrol edilmesini

sağlamak

4). Kendi komünikasyon sistemini geliĢtirip istenilen ülkelerin sistemlerini

çökertmek.

ABD‟nin kirli sicili; bilimi, teknolojiyi ve bilim insanlarını nasıl

kullanageldiği düĢünülürse ve ortaya konan deliller göz önüne alınırsa

yapılma sitenenlerin bunlar olmadığını düĢünmek çok güç.



ġimdi bir de Nikola Tesla‟nın yaĢamının sonuna değin sevgi ile bağlı

kaldığı ülkesi Yugoslavya aracılığı ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler

Birliği‟ne aktarılan Tesla buluĢ, teknoloji ve teorileri ile Rusya‟nın bugün

eriĢtiği “savaĢ teknolojisi”nin hangi noktalara ulaĢmıĢ olduğunu bir

düĢleyelim. Ne korkutucu bir muamma! Ve iki süper savaĢ gücü arasında

sıkıĢıp kalmıĢ dünya uluslarının güvenlik sorununun boyutlarını algılamaya

çalıĢalım. Ne dehĢet verici değil mi?



Bugün insanlık, 21. yüzyıla iĢte bu gerçeklerin giz perdesi altında girmiĢ

bulunuyor. Ancak bütün bu veriler ıĢığı altında ABD tüm dünya uluslarına

ve halklarına “demokrasi” ile “insan hakları” hocalığı yapmayı sürdürüyor

olması da en azından burada sözü edilen gerçekler kadar dehĢet verici bir

baĢka gerçektir.



Yerküre üzerinde yaĢayan ve demokrasiye yürekten inanıp bağlanmıĢ pek

çok insan, Amerika BirleĢik Devletleri‟nin düĢleri ile mutluluğu yakalamaya

çalıĢarak avunabiliyor. Durum çok açık olarak ortadadır ki; emperyalist

ABD düzeni tüm dünyayı egemenliği altına alabilmek için düĢlerde bile yer

almayacak olasılıklar doğrultusunda dahi –ABD‟nın CIA ajanları ülke ülke

dolaĢarak insanların düĢlerini bile satın alarak, bu verileri değerlendirme

yönüne gitmiĢtir- milyarlarca dolar harcayarak, tüm dünya insanlığını

psikolojik olarak etkisi altına almayı baĢarmıĢ durumdadır. Tıpkı bir

zamanlar Nikola Tesla‟nın düĢlerini önce satın aldığı sonra, çaldığı ve

kullanıp attığı gibi..



20 yüzyılda pek çok ülkenin yöneticisi, siyasetçisi ve liderleri, ABD‟nın

çıkarlarına hareket ettiklerinden ötürü, son nefeslerini dar ağaçlarında

almıĢlarsa eğer, bir zamanlar ülkelerinin ulusal çıkarlarını el tersi edip

ABD‟ye inanıp gönül vermiĢ olmalarındandır. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi,

yanlıĢ eğitim, yönlendirilme ve bireysel özlemlere yenik düĢülmesi

sonucunda da pek çok toplum ve hatta tüm insanlık; nasıl bir dünyada

yaĢanmakta olduğunu sorgulamamanın bedelini, ne olup bittiğini

anlayamadan yaĢamlarını yitirmek zorunda kalarak ödeyebilirler.

NBC

SĠLAHLARI

ÜRETĠM ANALĠZĠ









ĠSTANBUL/ 13 KASIM 1999

ĠÇĠNDEKĠLER



BÖLÜM: I



1). Kimyasal SavaĢlar

1/1). Kimyasal Silahların Tarihçesi

1/1-a). Klor Gazı

1/2). Kimyasal Silahların Önde Gelenleri

1/3). Ek Maddelerin GeliĢimi



2). I. Dünya SavaĢında Üretilen Kimyasal Silahlar

2/1). Silahların Kullanımı

2/2).1914-1918 Kimyasal SavaĢların Sonuçları



3). Kimyasal SavaĢ Maddeleri

3/1).Etken Maddeler

3/2).Rahatsız Edici Maddeler

3/3). Madde-15



4). Sinir Gazları GeliĢiminin Tarihçesi

4/1). Nazi Almanya'sında Tabun Üretimi

4/2). Sarin Gazı

4/3).Tabun Sırrının Ortaya ÇıkıĢı

4/4). SavaĢın Sonu

4/5). Soman

4/6). VX



5). Göz YaĢartıcı Gazların tarihçesi

5/1). Fiziksel Özellikler

5/2). Göz YaĢartıcı Gazlar

5/3). Ġkili Kimyasal Silahlar

5/3-a). GB Ġkili

5/4-b). GD Ġkili

5/5-c). VX Ġkili

BÖLÜM: II





6). Biyolojik Silahlar









BÖLÜM: III





7). NBC SavaĢları

7/1). Kimyasal ve Biyolojik Silahların Önemi







BÖLÜM: IV





8). Genel Değerlendirme

1). KĠMYASAL SAVAġIN KISA TARĠHĠ









1/1-a). KLOR GAZI



22 Nisan 1915 saat 17.oo'de Ypres'deki Alman kıtaları Bixschoote

içinden geçen Yser Kanalı üzerindeki Steenstraat ile Poelcappelle'deki

Langemark arasındaki hat üzerinde 5,730 tüpten 180.000 Kg. klor gazını

deĢarj ettiler. Gaz bulutu, rüzgarla yayılmıĢ ve müttefik hattından 8-9

kilometrelik bir aralık açarak kaçmak için ters yönde siper kazan Fransız ve

Mısır Kıtalarını ya öldürmüĢ ya da sakat bırakmıĢtır.



24 Nisan 1915'de Almanlar, bu kez Kanadalılar'a karĢı Ypres'de ikinci

bir klor gazı taarruzu gerçekleĢtirdiler.



31 Mayıs 1915'de, klor önce VarĢova'nın 50 km güney doğusunda

Skierniewice yanında, Bolimow'da Almanlar tarafından doğu cephesinde

kullanıldı. Bu taarruzda, 12 km'lik bir hat boyunca 264 ton klor gazı çıkaran

12.000 tüp kullanıldı. Tüplerden çıkarılan gaz kullanarak I.Dünya SavaĢı

boyunca yaklaĢık 200 kimyasal taarruz gerçekleĢti; bunların en büyüğü,

Ekim 1915'de meydana geldi ve Almanlar Rhiems'de 25.000 tüpten 550 ton

klor yaydılar.



1/2). KĠMYASAL SĠLAHLARIN ÖNDE GELENLERĠ



Kimyasal silahların tarihçeleri ile ilgili birçok kayıt, belki daha az

değerlendirilen ilk klor taarruzunun, tahriĢ edici kimyasalların mevcut

kullanımının artıĢını ancak temsil ettiği "22 Nisan 1915 saat 17.oo"de

baĢlar.



DüĢman istihkamlarına karĢı yanan kükürtten çıkan tahriĢ edici sislerin

kullanımı eski zamanlara dayanmaktadır. Rüzgar ile havanın aĢırılığı ve

modern kimyasal teknolojinin eksikliği 1914'den önce savaĢ silahlarında

kimyasalların kullanımını kısıtlamıĢtır. Gerçekte, I. Dünya SavaĢı'nda birkaç

taraf, düĢmanlıkların hemen hemen baĢlamasından itibaren, tahriĢ edici

maddeler ile doldurulmuĢ savaĢ malzemeleri kullanmaktaydı.



Önce Fransızlar savaĢa bir aydan az kala Ağustos 1914'de "etil

bromoasetat" ile doldurulmuĢ mermi kovanları kullandılar ve "kloroaseton"

Kasım 1914'de Frasnız mühimmat depolarına sokuldu. 27 Ekim 1914'de

Neuve-Chappalle'de Almanlar, toz haline getirilmiĢ o-dianisidin

klorosülfonat içine gömülen kurĢun bilyalardan oluĢturulmuĢ "Ni-Ģarapnel"

105 mm mermi kullandılar.



31. 01. 1915'de Boloimow'da Almanlar, ksilil bromür, ksililen bromür ve

benzil bromür içeren bromlu aromatiklerin bir karıĢımı olan "T-Maddesi" ile

doldurulmuĢ 150 mm'lik mermileri ürettiler. Tüm bu bileĢikler, korunmasız

birliklerin etkinliğini ciddi biçimde azaltan çok tahriĢ edici maddelerdir.









1/3). EK MADDELERĠN GELĠġĠMĠ



SavaĢ sürdükçe, klora ilaveten pek çok zehirli bileĢik kimyasal savaĢ

maddesi olarak test edilmiĢtir. Bunlar arasında:

-Brom

-Triklorometilsülfiril klorür

-Fosgen (19 Aralık 1915'de Nieltje'de 4.000 tüpten 88 ton fosgen alıtdı.)

-Triklorometil kloroformat (DP, difosgen)

-Monokloronetil kloroformat

-Hidrojen siyanür (AC)

-Hidrojen sülfür

-Trikloronitrometan (PS, kloropikrin)

-Siyanojen bromür

-Siyonojen klorür (CK)

-Fenilkarbamin diklorür (Fosgen anilid)

-Diklorometil eter

-Dibromometil eter

-Metil siyanoformat

-Etil siyanoformat

-Metansülfonil klorür

-Etansülfonil klorür

-Etildikloroarsin

-Metildikloroarsin

-Etildibromoarsin

-Biskloroetil sülfür (HS,hardal gazı) Ġl önve Almanlar tarafından 12

Temmuz 1917'de bir topçu taarruzunda kullanıldı.



Klor, fosgen, difosgen, kloropikrin, hidrojen siyanür, siyanojen klorür ve

hardal'ın denendiği bu kimyasal savaĢ maddeleri büyük miktarda üretildi ve

kullanıldı.



2). I. DÜNYA SAVAġI'NDA ÜRETĠLEN

KĠMYASAL SĠLAHLAR



Klor Fosgen Difosgen Hardal Kloropikrin Siyanürler Toplam

Almanya 58.100 18.100 11.600 7.600 4.100 99.500

Fransa 12.500 15.700 2.000 500 7.700 38.400

Ġngiltere 20.800 1.400 500 8.000 400 31.100

Amerika 2.400 1.400 900 2.500 7.200

Avusturya 5.245

Ġtalya 4.100

Rusya 3.650

Toplam 93.800 36.600 11.600 11.000 15.100 8.100 189.195

*Miktarlar ton olarak belirlenmiĢtir.

2/1). SĠLAHLARIN KULLANIMI



Kimyasal silah üretip kullanan bu ülkeler, daha öldürücü kimyasal

maddeler ile deneyim kazandıkça, her iki tarafta maddeyi kullanmak için

daha etkin metotlar geliĢtirmeye çalıĢtılar. Gaz bulutu ile taarruz rüzgara

bağlıydı; rüzgarın yokluğunda veya rüzgar yanlıĢ yönde estiği zaman, gaz

tüpleri kullanıĢsız kalıyordu. Eğer gaz verildikten kısa süre sonra kayarsa,

gaz bu kez taaruz yapan kuvvetlerin üzerine geri esebilirdi. Böylece, karĢı

koyan kuvvetlere karĢı pek çok kimyasal savaĢ maddesinin yeni kullanım

vasıtaları geliĢtirildi.



-Kimyasal madde kullanımı için önce Loos'da Eylül 1915'de

konuĢlandırılan 4 inch Stokes havanı geliĢtirildi; bu I. Dünya SavaĢı'nda

öldürücü kimyasallar ile doldurulmuĢ mermilerin ilk kullanımına örnek

oldu.



-Almanlar, 77 mm, 105 mm ve 150 mm top parçaları için kimyasal

madde ile doldurulmuĢ mermiler ürettiler ve Fransızlar da 75 mm hızlı

ateĢleme yapan silaha kimyasal ile doldurulmuĢ mermiler ürettiler.



-Ġngiliz Livens Projektörü, büyük miktarda kimyasal savaĢ maddesi

kullanımı için geliĢtirilmiĢ büyük ölçekli bir havandı..



2/2). 1914-1918 KĠMYASAL SAVAġ SONUÇLARI



I. Dünya SavaĢı sırasında kimyasal savaĢ maddeleriyle yaralanan ve

öldürülen pek çok insan için kesin bir tanımlama bulmak zordur. Sadece

Ġngiliz kayıpları 185.000 yaralı ve 8.700 ölü olarak verilebilir. SavaĢanlar

tarafından kullanılan kimyasal savaĢ maddelerinin yaklaĢık 125.000 tonu ile

yapılan kayıplar 1.296.853 kiĢidir. Fakat çoğu durumda resmi rakamlar

kayıpların sayısının gerçek rakamların altında olduğu bilinmektedir. Bundan

baĢka resmi rakamların, gaz taarruzlarında yaralanan kiĢileri ne derece

kapsadığı ve savaĢtan hemen sonra ne derece ciddi semptomlar geçirdiği

bilinmemektedir.

3). KĠMYASAL SAVAġ MADDELERĠ







3/1). ETKEN MADDELER



KAN MADDELERĠ



-Arsin

-Siyanojen klorür

-Hidrojen klorür



BOĞUCU MADDELER



-Klor

-Difosgen

-PFIB

-Fosgen



SĠNĠRĠ GAZLARI



-GA (Tabun)

-GB (Sarin)

-GD (Soman)

-GE

-GF

-VE

-VG

-VM

-VX





YAKICILAR



-SaflaĢtırılmıĢ hardal

-Etildikloroarsin

-Lewisite 1

-Lewisite 2

-Lewisite 3

-Metildikloroarsin

-Hardal-Lewisite karıĢımı

-Hardal-T karıĢımı

-Azot hardalı 1

-Azot hardalı 2

-Azot hardalı 3

-Fenildikloroarsin

-Fosgen oksim

-Seksi hardal

3/2). RAHATSIZ EDĠCĠ MADDELER









KONTROL MADDELERĠ:



Göz YaĢartıcılar

-CA

-CN

-CNB

-CNC

-CNS

-CS

Aksırtıcı-Kusturucu Maddeler

-DA

-DC

-DM (Adamsit)



ETKĠSĠZLEġTĠRĠCĠ MADDELER:



YatıĢtırıcılar

-Morfin



Anormal ġuur ZenginleĢtirici Ġlaçlar

-Madde-15

-BZ

-Liserjik asit-25

-Meskalin

-Fenilsiklidin

-Psilosibin



Uyarıcılar Zehirler

-Amfetamin -Aflotoksin

-Kokain -Botulinus zehiri

-Deksamfetamin -Risin

-Trikotesen mikotoksin -Saksitoksin





3/3). MADDE-15





Kategori : Rahatsız edici madde

Yan Kategori: EtkisizleĢtirici madde

Kodu : Madde-15

Formülü : Glikolik asidin esteri

Etkileri : Madde-15, kimyasal savaĢ maddesi BZ'yi de içeren büyük bir

kimyasal grubu olan glikolatlara aittir. Kimyasallar, merkezi ve sinir

sisteminde kolinerjik sinir iletimini engeller. Madde-15'e maruz kalmanın

baĢlıca etkilerinin. Göz bebeklerinin büyümesi, yüzün kızarması, hızyı kalp

atması, cilt ve vücut sıcaklığında artıĢ, zayıflık, halsizlik, sendeleme, görsel

halüsinasyonlar, Ģuurun karıĢması, zaman duygusunun kaybı, koordinasyon

kaybı ve uyuĢukluk olduğuna inanılmaktadır.



Öncüler : 3-Kinüklidinol ve benzilik asittir. BZ ve ilgili maddelere ait

fazla bilinmeyen 3 diğer öncü ise; 3-hidroksi-1-metilpiperidin, metil

benzilat ve 3-kinüklidon.



Yorumlar : Madde-15 hakkında, BZ ile ilgili olan kiĢiler hariç, pek fazla

bilgi yoktur. Irak'ın askeri depolarında 1980'den beri bu maddeden çok fazla

miktarda bulunduğu ortaya çıkarılmıĢtır.

4). SĠNĠR GAZLARI GELĠġĠMĠNĠN TARĠHĠ









Ġlk Sinir Gazının KeĢfi:

Sinir gazlarının öyküsü, Leverkusen'deki I.G. Farbenindustrie

Laboratuvarmarından Dr. Gerhard Schrader'ın önce "Tabun" (etil

dimetilfosforamidosiyanidat, GA)'u hazırladığı 23 Aralık 1936 tarihinde

baĢlar. Önce asil florürler, sulfonil florürler, floroetanol türevleri ve

floroasetik asit türevleri gibi, flor ihtiva eden bileĢikler ile çalıĢan Schrader,

1934'den beri yeni haĢere ilaç türlerini geliĢtirme programından

sorumluydu. 1935'de, önceki araĢtırma çizgisinin devamı olarak

dimetilfosforamido-floridik asit hazırladı. Almanya, Ġngiltere, Ġsviçre ve

ABD'de bu bileĢikler için patentler aldı ve Tabun'un hazırlanmasına yol

açan dimetilfosforamidleri sistematik olarak incelemeye baĢladı. Schrader,

Tabun'un haĢerelere karĢı çok kuvvetli olduğunu gördü; ilk deneyinde

kullandığı 5 ppm Tabun, yaprak bitlerinin tümünü öldürdü.



Ocak 1937'de Schrader, laboratuvar asistanı ile birlikte Tabun gazına

maruz kalmalarından ötürü, meisosis (göz bebeklerinin büzülmesi) ve nefes

darlığı deneyine baĢlayınca, sinir gazlarının insanlar üzerindeki etkilerini

önce gözlemlediler. Harris ve Paxman'ın kaydettiklerine göre; Schrader ve

asistanı yaĢamlarını kurtarabildikleri için çok Ģanslıydılar.



1935'de Naziler, SavaĢ Bakanı'na bildirilmiĢ olası askeri önem taĢıyan

bütün icatların üstünde durmaları kararını aldılar. Bir Tabun örneği Mayıs

1934'de Spandau'daki Ordu Silahlar Bürosu'nun Kimyasal Silahlar

Bölümü'ne gönderildi ve Schrader bir gösteri yapmak üzere Berlin'e

çağrıldı. Anılan zamanda Schrader'in patent baĢvurusu gizli yapıldı.

Kimyasal Silahlar Bölümü'nün baĢı olan Albay Rodriger, Tabun ve diğer

organofosfat bileĢiklerinin daha çok araxtırılması için yeni laboratuvarlar

kurulmasını emretti. Schrader, hemen Ruhr vadisindeki Wuppertal-

Elberfeld'deki yeni laboratuvara hareket etti.



4/1). NAZĠ ALMANYASI'NDA TABUN ÜRETĠMĠ



1939 yılında Tabun üretimi için pilot bir fabrika, Raubkammer'de yer

sağlayan Alman Ordusu tarafından Loneberg fundalığı üzerinde Monster

Lager'de kuruldu. Ocak 1940'da Almanlar, Silesia'da Breslau'dan (Ģimdiki

Wroclaw) 40 km ötede Oder Nehri üzerinde Dyernfurth-am-Oder'de kod adı

Hochwerk olan tam ölçekli bir fabrika inĢaasına baĢladılar. Fabrika, 1.5 x

0.5 mil'lik bir alanı kaplıyordu. Ve son ürün Tabun'a kadar tüm ara ürünleri

tamamen gizli olarak sentez ediyordu. Tesis, sonra üst Silesia'daki Krappitz

(Ģimdiki Krapowice)'de depolanan savaĢ levazımatını doldurka için bir yer

altı fabrikası kurdu.



I.G. Farbenindustrie'nin bir yan kuruluĢu olan "Anorgana G.m.b.H

Almanya'daki diğer tüm kimyasal savaĢ maddesi üreten fabrikalar gibi

Tabun fabrikasını da iĢletti. Fabrikanın operasyonal olması, Ocak 1940'dan

Haziran 1942'ye değin uzun bir zaman aldı. Bu esasen üretim prosesinin

zorluğundan kaynaklanmıĢtı. Bazı ara ürünler, Almanların kuarz veya

gümüĢle kaplı kaplar içinde bütün reaksiyonları yapmada zorlandıkları tarza

koroziftiler. Tabun'un aĢırı zehirliliği, son üretim ünitelerinin cidarlar

arasında dolaĢan basınçlı bir hava akımıyla çift cam kaplı cidarlar ile

kuĢatılmasını gerektirdi. Bütün üniteler, periyodik olarak buhar ve

amonyakla temizlendi. ĠĢçiler, maskeler ve kauçuktan yapılmıĢ giysiler ile

donatıldılar; elbiseler 10'uncu giyiĢten sonra atıldı. Tüm bu önlemlere

karĢın, üretim baĢlamadan önce 300'den fazla kaza meydana geldi ve en az

10 iĢçi, 2.5 yıllık çalıĢma sürecinde öldü. Harris ve Paxman, kazalar ile ilgili

bazı örnekler vermektedir, Ģöyle ki:

-Dört boru iĢçisi üzerine sıvı Tabun döküldü ve onlar kauçuk elbiselerini

çıkaramadan öldüler.



-Bir iĢçinin kauçuk elbisesinin boynundan 2 litre Tabun döküldü ve 2

dakika içinde öldü.



-7 ĠĢçinin maskelerine sıvı Tabun çarptı ve bütün önlemlerine karĢın

yalnızca ikisi hayatta kalabildi.



4/2). SARĠN GAZI



1938'de ikinci bir kuvvetli organofosfat sinir gazı keĢfedildi. Bu Sarin

gazı (1-metiletil metilfosfonofloriad, GB) 4 kaĢifin isimlerinden

isinlenilerek adlandırıldı: Schrader, Ambros, Rodriger ve Van dır LINde..



Haziran 1939'DA Sarin'in formülü, bileĢiğin bir numunesi ile birlikte

Berlin-Spandau'daki Ordu Silahlar Bürosu'nun Kimyasal Silahlar Bölümü'ne

getirildi. O dönemde araĢtırılan Sarin'in tüm sentetik yolları ciddi korozyon

sorunlarına yol açan hidroflorik asit kullanımını gerektirmiĢtir. Bu kuarz ve

gümüĢ kaplı bileĢiklerin kullanımını zorunlu kılmıĢtır. Pilot tesisler,

Loneberg fundalığı üzerindeki Spandau, Monster Lager'de inxaa edildiler ve

Sarin'in pilot üretimi Dyernfurth'da 144 nolu binada yürütüldü. Dyernfurth

Sarin Fabrikası, ayda 40-100 tonluk bir kapasiteye sahipmiĢ gibi

gösterilmiĢtir. Ayda 500 tonluk bir üretim fabrikası, II. Dünya SavaĢı

sonunda Berlin'in güney doğusundaki Falkenhagen'de inĢaa halindeydi.

ABD, 1950'lerin baĢında Sarin üretmeye baĢladı ve düzenli üretim 1956'da

sona erdirildi. (Resmi veriler bunu göstermekte ise de Sarin üretimi

sürmektedir)



4/3). TABUN SIRRININ ORTAYA ÇIKIġI



11 Mayıs 1943de Ġngilizler, Spandau'daku Ordu Kimyasal Silahlar

AraĢtırma Laboratuvarında çalıĢmıĢ bir Alman kimyageri yakaladılar.

Mahkum, Tabun'un kod adını (Trilon 83) onun üretildiği kimyasal

reaksiyonları, etkilerini ve Tabun'a karĢı savunma ve kullanım metotlarını

Ġngilizlere anlattı. Alman kimyagerden elde edilen bilgiler 3 Temmuz 1943

tarihinde M!) istihbarat raporuna dahil edildi. SavaĢtan sonra, müttefikler

önce Nisan 1945'de bir Alman cephesindeki cephaneyi ele geçirdiklerinde

Tabun'dan haberdar olduklarını ileri sürdüler ve Tabun içeren bir mermi

kovanını analiz için Ġngiltere'ye götürdüler. Bununla birlikte kayıtlar

görevlilerin 1943 raporunun "önemsenmediğini" göstermektedir. Bu

noktada yeri gelmiĢken, geçmiĢteki bu örnekte olduğu gibi, Kimyasal ve

Biyolojik Silahları gerektiği biçimde dikkate alıp değerlendirme yapmayan

ülkelerin, 21. Yüzyılda çok büyük ve hiç umulmadık düĢ kırıklıkları ile

içinden çıkılması olanaksız felaket ve acılara sürükleneceklerinin ifadesinde

yarar görmekte olduğumuzu iĢaret etmek isteriz.



4/4). SAVAġIN SONU



1944'ün sonunda Almanya'nın 12.000 ton Tabun ürettiği; 2.000 tonu

mermilerle ve 10.000 tonu da uçak bombalarına yüklediği ortaya çıktı. Bu

savaĢ gereçleri Lausitz ve ġaxony'de terkedilmiĢ maden ocakları gibi, üst

Silesia'daki Krappitz'de depolanmıĢlardı. Bazı stoklar da Naziler tarafından

son hendek savunmasının sezinlenmesinden sonra Bavaria'ya taĢınmıĢtı.

Ağustos 1944'de Kızıl Ordu Silesia'ya yaklaĢtıkça ve Batılı Müttefikler

Alman sınırına koĢtukça Naziler, Tabun ve Sarin'in imali ve onlar

hakkındaki araĢtırmanın dökümanlarını sistematik olarak yok etmeye

baĢlamıĢlardı. 1945 baĢlarında Dyernfurth terkelidmiĢti ve tonlarca sinir

gazı sıvısı basitçe Oder Nehri'ne dökülmüĢtü. Fabrikanın yok edilmesi de

planlanmıĢtı fakat, Ruslar fabrika yıkılmadan önce kuĢatmıĢlardı. Luftwaffe,

fabrikanın bombalanmasını emretmiĢ, fakat baĢaramamıĢlardı. Sovyetler'in

hem Tabun fabrikasını, hem de Sarin fabrikasını ele geçirdiklerine

inanılmaktadır. Sovyetler daha sonra Falkenhagen'de tam ölçekli Sarin

fabrikasını ele geçirmiĢlerdir. Dyernfurth'daki üretimin Rus himayesi altında

1946'de yeniden kullanılmaya baĢlandığı istihbarat raporlarında yer almıĢtır.



4/4). SOMAN



Richard Kuhn, Tabun ve Sarin'in farmakolojisi üzerinde Alman Ordusu

için çalıĢırken, 1944 baharında Soman'ı (1,2,2-trimetilpropil metilfosfono-

floridat, GD) keĢfetti. KeĢfi detaylandıran dökümanlar, Sovyetler tarafından

keĢfedildikleri ve ortaya çıkarıldıkları Berlin'in 10 mil doğusundaki bir

maden ocağında yakıldılar. Sovyetler, soğuk savaĢ sırasında Soman üretip

depoladı.



4/5). VX



Bir kaç kimyasal madde Ģirketi ve bağımsız çalıĢan diğer bilim adamları

1952 ve 1953'de yer değiĢtirmiĢ, 2-aminoetanetiol'lerin organofosfat

esterlerinin kuvvetli bir sınıfını keĢfettiler. 1954'de hemen hemen birlikte:

-ICI pazara Amiton (o,o-dietil-S(2-(dietilamino)etil)-fosforotiolat) satın

aldılar.



-ICI'dan R. Ghosh ve J.F.Newman, bu sınıf bileĢiklerin (yeni bir organo-

fosfat pestisitler grubu) detaylarını ihtiva eden bir çalıĢma sundular.



-Farbenfabriken Bayer AG'de Schrader, S-(2Ġ-(dietilamino)etil)-o-isipro-

Propilmetilfosfonotiolat hazırladı

-ICI'dar Ghosh, S-(2-(dietilamino)etil)-o-etiletilfosfonotiolat hazırladı.



Leningrad'daki I.M. Sechenov Enstitüsü'nden bir Sovyet timi, S-2-di-

alkilaminoetilfosfono ve fosforotiolatların antikolinestereraz aktivitesini

evvelce önceden tahmin ettiler. Porton'daki Ġngiliz Kimyasal SavaĢ

Maddeleri Laboratuvarı, bu sınıf bileĢikleri araĢtırmaya yöneldi ve tüm

sınıfın sistematik bir araĢtırmasına baĢlayan Edgewood'daki ABD ilgili

laboratuvarına bildirdi. 1958'de ABD, üretim için (1-metiletil)amino)etil)-o-

etilmetil-fosfonotiolatı seçtiler. Üretim fabrikasının inĢası 1959'da baĢladı;

üretim 1961-1968 arasında sürdü.



Ġlginç (ve belki de doğruluğu kabul edilmeyen) bir dip not:

ABD'nin 1970'lerin baĢına değin bir sır olarak gizlediği VX'in kimyasal

yapısını ilgilendirmekteydi. Sovyetler, bu bileĢik sınıfının zehirliliğini

öğrendiler ya da yapının bozulmuĢ bir versiyonunu elde ettiler; sonuç olarak

Sovyet V-gazı, aynı formül ile VX'den biraz farklı bir bileĢik olan S-82-

(dietilamino)etil)-o-etilisobutilfosfonotiolat yapısına sahiptir.



5). GÖZ YAġARTICI GAZLARIN TARĠHÇESĠ



Göz yaĢı gazları genellikle fazla solunmazlarsa öldürücü değildir; sümük

membrantları ile cilde lokal teması ve solunum ile insanları etkiler. Genel

etkileri, göz yaĢı ve aksırmadır; bu maddeler akciğer doku hastalıklarına

neden olabilirler ve akciğer ödemine (akciğer dokusunda aĢırı sıvı) yol

açabilir. Bu komplikasyonlar, temastan sonra saatler ile günler arasında

değiĢen sürelerde geliĢir.



Göz yaĢartıcı gazlar 19. Yüzyılın ortalarından beli bilinmektedir.

Kloropikrin (PS) önce 1848'de Pikrik asit (2,4,6-trinitrofenol) ile kalsiyum

hipo-kloritden sente edildi. Bu madde I. Dünya SavaĢı sırasında bu metotla

üretildi ve çatıĢma esnasında hem tahriĢ edici hem de öldürücü bir silah

olarak kullanıldı. Onun zehirliliği, klorpikrini zayıf bir kontrol maddesi

yapmasına karĢın, aynı zamanda bir toprak sterilantı, tohum dezenfektanı ve

örneğin metil violetin sentezde ara ürünü olarak kullanılmasını da mümkün

kılmıĢtır.



GeniĢ bir Ģekilde değerlendirilmesine karĢın, göz yaĢartıcı gazların

kullanımı, öldürücü kimyasal maddelerin kullanımından önce gelmektedir.

I. Dünya SavaĢı'ndaki birkaç taraf ülke, hemen hemen düĢmanlıklar

baĢladığından beri tahriĢ edici maddelerle doldurulmuĢ mühimmat

kullanıyorlardı. Etil brornoasetat, 1914 Ağustos'unda kloroaseton Kasım

1914'de ve ksilil bromür, ksililen bromür ve benzil bromür karıĢımları Ocak

1915'de kullanıldı. Brornobenzilsiyanür (CA), I. Dünya SavaĢı sonuna

doğru hem Fransız hem de Amerikalılar tarafından kullanıldı. Bütün bu

bileĢikler çok ciddi tahriĢ edicidirler.



I. Dünya SavaĢı sırasında alfa-kloroasetofenon (CN) göz yaĢartıcı gazı,

BirleĢik Devletler'de araĢtırıldı. Fakat üretim fabrikaları Kasım 1918'de hala

bitirilememiĢti. Bir çok ülke polisi I. Dünya SavaĢı ile II. Dünya SavaĢı

arasında kontrol maddesi olarak özellikle göz tahriĢ edici olan CN'yi

benimsedi. II. Dünya SavaĢı sırasında bütün taraf ülkeler çok miktarda CN

imal ettiler. 1950'li yıllarda CN kısıtlaması kaçınılmaz oldu. O-

Klorobenzilidin malononitril (CS) daha geniĢ etkilere sahip olduğu ortaya

çıkınca, CN'nin yerini aldı. CS göz yaĢartıcı gazı, çok ani etki eder ve ciddi

yanmaya, ağızdan nefes alma eğilimine, boğazda ciddi yanmaya ve

öksürmeye neden olur. Bazı vak'alarda bulantı ve kusma da olabilir. CS aynı

zamanda vücudun temas etmiĢ kısımları üzerinde yanma hissine neden olur.

Temiz hava hızlı bir panzehirdir. CS ve CN'nin her ikisi de fiĢeklerde

kullanılan katı maddelerdir. Alternatif olarak bunların sıvı çözeltisi MACEI

gibi ürünlerde aerosol spreyi dağıtabilir. Bu uygulamada, inert bir solvent

içinde %1 CN-%2CS, aerosol ağzından sprey edilir.



5/1). FĠZĠKSEL ÖZELLĠKLER



CS, CN ve PS'nin fiziksel özellikleri tablonun ilk bölümünde, BA, CA ve

CR'ninkiler 2. Kısımda verilmektedir.





TABLO CS CN PS

Görünümü Beyaz kristal Katı Beyaz-açık sarı-Toz Hafif yağımsı-Sıvı

Moleküler ağırlığı 188.62 154.60 164.3



Erime noktası 95-96 58-59,54,56.5 -64

Kaynama noktası 310-315 244-245 112

Buhar basıncı,mm Hg 0,00034 0.054 16.9

Suda Çözünürlük,g/L 1-5 <1 2.272

Organik Solventlerde aseton, dioksan, alkol,eter,CS2 benzen, CS2

Çözünürlük metilen klorür, benzen

Etil asetat, benzen

Havadaki konsantras- 1 0.105 184

Yon, mg/L



5/2). GÖZ YAġARTICI GAZLAR



CS:((2-klorofenil)metilen)propandinitril,

(o-klorobenzilidin)malonnitril,

klorobenzalmalonnitril



CN:2-Kloro-1-feniletanon,

2-kloroasetofenon,

Alfa-kloroasetofenon, fenasim klorür,

Klorometil fenil keton



PS: trikloronitrometan, kloropikrin



BA: 1-bromo-2-propanon, bromoaseton



CA: alfa-brornobenzenasetonitril,

alfa-brorno-fenilasetonitril,

brornobenzilsiyanür

CR: dibenzil ( b,f)(1,4) oksazepin



5/3). ĠKĠLĠ KĠMYASAL SĠLAHLAR



Ġkili kimyasal silahlar, iki ayrı nispetten zehirli olmayan kimyasalların

zehirli yeni bir kimyasal oluĢturduğu karıĢımlardır.



5/3-a). GB ĠKĠLĠ



Ġsopropilalkol ve isopropilaminin bir karıĢımı (OPA) ayrı bir kap içine

yerleĢtirilirken, metilfosfonil diflorür (DF) baĢlangıçta bir kaba konur. Silah

ateĢlendiğinde (veya baĢka bir deyimle "gönderildiği" zaman) kaplar

arasında bulunan disk kopar ve iki komponent GB oluĢturmak üzere

reaksiyona girer.

Ġ PrNH2

CH3-PO-F2  CH3-CH3-OH- - - - - - - - - -CH3-PO2-F-CH3-CH3

-i PrNH3F



5/4-b). GD ĠKĠLĠ



Metilfosfonil diflorür (DF) ilk önce bir kap içine yerleĢtirilir ve pinokolil

alkol ile bir amin karıĢımı ayrı bir kaba yerleĢtirilir. Silah ateĢlendiğinde

kaplar arasındaki disk kopar ve iki komponent GD oluĢturmak üzere havada

reaksiyona girer.

i PrNH2

CH3-PO-F2CH3CH3CH3CH3-OH-------CH3-POF-O-CH3CH3CH3CH3

-i PrNH3F





5/5-c). VX ĠKĠLĠ



O-etil O-2-diizopropilaminoetil metilfosfonit (QL) bir kaba alınır, diğer

kaba elemental kükürt konur. Silah ateĢlendiğinde (gönderildiğinde) kaplar

arasındaki disk kırılır ve iki komponentin reaksiyonu gerçekleĢerek VX

ürününü oluĢturur.



CH3O-PCH3-O-NCH3CH3-CH3CH3CH3-PO-OCH3-SN-CH3-SN-

CH3CH3CH3CH3

6). BĠYOLOJĠK SĠLAHLAR



BAZI BĠYOLOJĠK MADDELERĠN ÖZELLĠKLERĠ VE SEMPTOMLARI



TĠPĠ ADI ETKĠ HIZI ETKĠN ETKĠNLER KORUNMA

DOZAJI

B Bacillus Kuluçka: 8.000- AteĢ ve yorgunluk; Tedavi edilebilir.

Anthracis 1-6 gün 50.000 hafif bir iyileĢmeyle AĢısı vardır.

A *ġarbona Hastalığın spor birlikte,sonra ciddi

Neden olur. Süresi:1-2 gün solunum problemle-

K rinin aniden ortaya

Çıkması; Ģok, zatür-

T Çok yüksek re ve 2-3 gün içinde

Ölüm hızı ölüm.

E Yersinia kuluçka: 100- Kırgınlık, yüksek Tedavi edilebilir,

R Pestis 2-10 gün 500 ateĢ. Lenf bezleri AĢısı vardır.

*Vebaya Hastalığın organizma problemleri, cilt ya-

Ġ neden olur. Süresi:2-10 gün raları, oluĢması kan-

L malar, dolaĢım yet -

Liği ve ölüm.

E Ölüm hızı

DeğiĢkendir.

Brucella kuluçka: 100- AteĢ ve titreme içe- Antibiyotikler

R Suis 5-60 gün 1000 ren gribe benzer ile tedavi edilebi-

Organizma semptomlar, baĢ ağ- lir.

rısı, iĢtah kaybı, akli AĢısı yoktur.

*Brucello- depresyon, aĢırı yor-

sis'e neden Ölüm oranı gunluk,eklem ağrıla-

olur. %2 rı, terleme ve gastro-

intestinal semptom



Pasturella Kuluçka: 10-100 AteĢ, baĢ ağrısı, kır- Tedavi edilebilir

Tularensis 1-10 gün Organizma gınlık, genel rahat - AĢısı vardır.

Hastalığın sızlık, tahriĢ edici

*Tularemia' seyri:1-3 öksürük,kilo kaybı

ya neden haftadır.

Olur.

Ölüm oranı:

%30

TĠPĠ ADI ETKĠN HIZI ETKĠN ETKĠLER KORUNMA

DOZAJI



R Coxiella Kuluçka: Öksürme, ağrılar, Antibiyotikler

I Burnetti 2-14 gün ateĢ, göğüs ağrısı ile tedavi edile-

C Hastalığın 10 zatürre. bilir.

K *Q-AteĢine Süresi:2-14 Organizma AĢısı vardır.

E Neden olur. gün

T Ölüm oranı:

S %1

I

A

Variola Kuluçka: Kırgınlık,ateĢ,kus- Tedavi edilebi-

Virus ort.12 gün ma,baĢ ağrısı önce lir.

V Hastalığın 10-100 görülür. AĢısı vardır.

*Çiçek has- seyri: organizma 2-3 gün yaralarla

Ġ talığına ne- birkaç hafta devam eder.

den olur. AĢılanmamıĢ

R kiĢilerde ölüm çok bulaĢıcıdır.

Ü %35'dir.

S Venezuella kuluçka Ani ateĢ baĢlaması

L Beyin ilti- 1-5 gün ciddi baĢ ağrısı ve Özel tedavisi

habı virüsü Hastalığın 10-100 adele ağrısı. Yoktur.

Seyri 1-2 hafta Organizma Bulantı, kusma, ök-

E düĢük ölüm sürme, Ģiddetli bo- AĢısı vardır.

Oranı ğaz yanması ve ishal

R takip eder.



Sarı ateĢ kuluçka Ciddi ateĢ, baĢ ağrısı

Virüsü 3-6 gün öksürme, bulantı, Özel tedavisi

Hastalığın 1-10 kusma, kolay kana- yoktur.

Seyri organizma ma,düĢük kan basın-

cı, dahili vasküler AĢısı vardır.

1-2 hafta komplikasyonlar.

Ölüm oranı

%5

TĠPĠ ADI ETKĠN HIZI ETKĠN ETKĠLER KORUNMA

DOZAJI



Saxitoxin Dakikalar- BaĢ dönmesi, solu-

Z *Özel olarak saatler. Ġnsan num sisteminin

Kabuklular, ölümsel dozun ağırlığının felce uğraması ve

Midye tarafın solunmasından kg baĢına dakikalar içinde

E dan yenen sonra öldürüçü- 10 mikro- ölüm.

H Mavi-yeĢil dür. Gram

Ġ yosunlar ta-

rafından

R üretilir.



L Botulinum Etki süresi Zayıflık, baĢ dönme- Tedavi edile-

Toksini 24-36 saat vücut si, boğaz ve ağız ka- bilir.

E *Botulizme ağırlığının naması, bulanık gö-

neden olur. Hastalığın seyri: kg baĢına rüĢ, adelelerin zayıf-

R (Gıda zehir- 24-72 saat 0.001 laması.

lenmesi) Felce yol açan sinir

*Clostridium iletiminin kesilmesi AĢısı vardır.

Botulinum ölüm oranı Ani solunum yetmez-

bacterinum %65 liği ölüme neden

tarafından olabilir.

üretilir.

Etkili süresi vücut Zayıflık, ateĢ, ök-

Ricin birkaç saat ağırlığının sürme, akciğerlerde

Castor bean- hastalığın kg baĢına sıvı birikmesi Panzehiri

Lardan seyri 3 gün 3-5 mikro gr. Yoktur.



Stapilococcal Etki süresi AteĢ, titreme, baĢ

Enteretoix B 3-12 saat kiĢi baĢına ağrısı, mide bulantısı,Özel tedavisi

(SEB) Hastalığın 30 kusma, öksürme ve yoktur.

*Stapiloccocus seyri 4 hafta nanogram ishal

aureus kadar

tarafından

üretilir.

7). NBC SAVAġLARI



I. Dünya SavaĢı döneminden günümüze değin, giderek sinsi bir biçimde

geliĢtirilen ve her geçen gün çok daha etkin, çok daha ölümcül maddelere

ulaĢılabilmesi için, geliĢtirme ve araĢtırma çalıĢmaları sürdürülen, kısaca:

"NBC SavaĢları" olarak anılan: Nuclear-Biological-Chemical Wars

(Nükleer-Biyolojik-Kimyasal SavaĢlar) 21. Yüzyıl savaĢ teknikleri içinde en

etkin ve yaygın gücü oluĢturması kaçınılmaz bir gerçektir. Bu nedenle

Kimyasal ve Biyolojik silahlar ile ilgili ana hatlar yukarıda özetle akademik

ve bilimsel anlamda ifadeye çalıĢılmıĢtır.



Özellikle ele geçirme amaçlı taarruzlarda tercih edilmesi gereken savaĢ

tekniği kimyasal ve biyolojik silahlar olmaktadır. Nükleer silahlar hiçbir

zaman tercih edilmemektedir. Çünkü, kullanılan nükleer silahlar, kullanım

sonrasında radyasyon oluĢturduklarından bunların etkisi bölgede devam

etmektedir. Oysa ki, kimyasal silahların kullanımında tahrip sonrası etkisi

kaybolduğundan en uygun taarruz silahlarıdır.



Biyolojik silahların kullanımı ise; ikinci derecede riskli tiptir. BulaĢıcı ve

salgın hastalıklara yol açacak olması nedeniyle, iĢgale katılacak güçler için

de (korunmalarına karĢın) tehdit oluĢturur. Biyolojik silahlar, nükleer

silahlar nasıl kitle imha silahları ise; bunlar da kullanılan miktar ve etkilenen

canlı sayısına bağlı olarak bir kitle imha silahıdır.



7/1). KĠMYASAL VE BĠYOLOJĠK SĠLAHLARIN ÖNEMĠ



21. yüzyılda özellikle "geliĢmekte olan ülkeler" adıyla tanımlanan

ülkeler ile terör örgütleri kimyasal ve biyolojik savaĢa yöneleceklerdir.

Bunun en önemli nedeni, kimyasal ve biyolojik silahların nükleer silah

üretiminden çok daha ucuz ve kolay olmasıdır. Diğer bir nedeni de süper

güçlerin nükleer silah güçlerinin tehdidi ile karĢı karĢıya ağır baskılar

altında kalan geliĢmekte olan ülkelerin "savunma" ve "caydırıcı tehdit" gücü

elde edebilmek için, kendilerini bu silahlanmada haklılık içinde

görmeleridir.



21. yüz yılda "halklar"ın bağımsızlık savaĢına yönelmeleri kaçınılmazdır.

Halkların bağımsızlık savaĢı ise; 21. Yüz yılı terör yüz yılı haline

getirecektir. Bu kaçınılmaz geliĢmeler 20. Yüz yıl emperyalist güçleri

tarafından çıkarları doğrultusunda planlanarak uygulamaya konmuĢtur. 21.

yüz yılda geliĢecek olan her türden terör, -tıpkı 20. Yüz yılda olduğu gibi-

siyasal platformlarda "lanetlenecek" ise de sinsi ve gizli bir biçimde

geliĢmiĢ güçlerce desteklenecektir.



GeliĢmiĢ ülkelerin geliĢmekte olan ülkeleri kendi çıkarlarına uygun

rotalara yönlendirebilmek için, sözde bağımsızlık savaĢı sürdüren halkları,

gerçekte ise; terör gruplarını baskı aracı olarak kullanacağı, yaĢanılan son

yüz yılın son yıllarında belirgin ip uçları vermiĢtir. Bu ip uçları 21. Yüz

yılda özellikle Türkiye için, en büyük tehlikenin "etnik ve dinsel terör"

olacağını iĢaret etmektedir.

20. yüz yılda terör örgütleri -hangi siyasal görüĢte olurlarsa olsunla- silah

olarak "KalaĢnikov" kullandı. 21. Yüz yılda ise; terör örgütlerinin kimyasal

ve biyolojik silah kullanmaya yönelecekleri kesindir. Terör gruplarının

bugüne değin bu alana yönelmemiĢ olmalarının nedeni; gerekli bilgi

birikimi ve profesyonellik gerektiriyor oluĢudur. Ancak siyasal finans

gruplarınca finanse edilen terör grupları biyolojik ve kimyasal silah üretim

tesislerinin en iyi müĢterileri arasında yer alacaklardır.



Bu nedenle kimyasal ve biyolojik silahlar yeni yüzyılda çok daha etkin

ve yaygın bir savaĢ metodu olarak karĢımıza çıkacaktır.



7/2). KĠMYASAL VE BĠYOLOJĠK SĠLAH ÜRETĠMĠ



Yukarıdaki gerçeklerden hareketle Türkiye kimyasal ve biyolojik silah

üretimine yönelmeli ve bu alanda kontrolü elinde tutacak bir üretim ünitesi

kurabilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti toprakları dıĢında, kontrol altında

tutabileceği bir bölgede kuracağı kimyasal ve biyolojik silah üretim

fabrikası bu alanda etkin bir güç elde edilmesini sağlayacağı gibi,

Türkiye'ye yönelebilecek tehditleri önceden haber alıp gerekli önlemleri

alarak, tehditleri ortadan kaldırabilmesini de sağlayacak kesin bir çözüm

yolu olacaktır.



Kurulacak bir kimyasal ve biyolojik silah üretim tesisi, tüm dünyada

terör gruplarını denetlenerek kontrol altına alınabilmesini

sağlayacaktır.

BÖLÜM: IV









8). GENEL DEĞERLENDĠRME



Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet göstermekte olan

"Ergenekon"un dikkatlerine sunulan bu analiz ve öneri çalıĢmasının amacı,

kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmenin kaçınılmaz gerekliliğine

olan inancımızdır. Bu noktada ifade etmekte yarar görüyoruz ki; Körfez

SavaĢı'nda, Halil Bezmen'in sahibi olduğu "Tarım Koruma" üretim

tesislerinde gizlice üretilen kimyasal silahların, yine örtülü yollardan

Saddam yönetimindeki Irak'a gönderilmiĢ olması üzerinde durulması

gereken bir geliĢmedir. Körfez SavaĢı'nın gizleri arasında yer alan kiĢisel

çıkarlara dayalı bu giriĢim de kanıtlamaktadır ki; kimyasal ve biyolojik

silahlar sanıldığından çok daha önemlidir.



Türkiye, kimyasal ve biyolojik silah üretimini gerçekleĢtirebilecek bilgi

donanımına sahip genç bilim adamlarına sahiptir. Bu alanda faaliyet

gösterecek bir üretim tesisini kurup iĢletmeye sokmakla kalmayıp, bu alanda

bugüne değin geliĢtirilebilmiĢ mevcut silahlardan çok daha etkili ve güçlü

yeni silahlar üretebilecek yetenekte insan kaynağına sahip olunması

görmezden gelinmemelidir. Bu alanda üretim gücüne sahip yeteneklerin

değerlendirilmemesi ve görmezden gelinmeleri halinde gelecekte baĢka

güçlerin kontrolünde çalıĢmalara yönelebileceklerini de göz ardı etmemek

gerekir.



Türkiye'nin nükleer silah üretimini gerçekleĢtirebilecek finans kaynağı

olmadığı gibi, bu alanda üretim gerçekleĢtirebilecek profesyonellikte bilgi

birikimine sahip bilim adamı da yoktur. Buna karĢın kimyasal ve biyolojik

silah üretimini kolaylıkla sağlayabilecek insan kaynağı vardır. Bu

potansiyelin mutlaka değerlendirilmesi gerekmektedir.



Dünya SavaĢı'ndan yenik, periĢan ve parçalanmıĢ olarak çıkan Federal

Almanya Cumhuriyeti, 50 yıl gibi çok kısa bir süre içinde geliĢmekle

kalmamıĢ; Avrupa'da olduğu gibi Ortadoğu, Kafkaslar ve Uzak Asya'da

etkili bir güç olduğunu hissettirebilmiĢtir. Bu baĢarısını ise; kimyasal

üretimde dünya kartelini elinde tutmasına borçludur. Çok ucuz maliyetli

kimyasal üretim Almanya'ya umulduğundan çok daha büyük bir ekonomik

ve siyasal güç kazandırmıĢtır.



Bugün Federal Almanya Cumhuriyeti'nin siyasi organlarının finanse

ettiği pek çok sivil toplum örgütü legal kuruluĢlar olmakla birlikte istihbarat

ofisleri olarak faaliyet gösterdikleri ülkelerde kendi çıkarları adına büyük

baĢarılar kazanmaktadır. Bunca ülkede bunca sivil toplum kuruluĢunun

finansı ise; kimyasal üretimden elde edilen kaynaklardan rahatça

karĢılanabilmektedir.

Türkiye, gerektiği oranda ağır sanayii yatırımlarına yönelemezken, çok

ucuz maliyetle çok büyük karların elde edilebildiği kimyasal üretime

yönelmemiĢtir. Ki; bu büyük bir talihsizliktir. Çünkü, bu alanda yeterli insan

kaynağı vardır ve hiç değerlendirilmemiĢtir. Türkiye'nin bu alandaki

yetiĢmiĢ insan kaynakları ticari piyasada Alman kimya üretim tesislerinin

birer pazarlamacısı durumuna düĢmüĢ, al-satçı olmuĢlardır. Oysa ki; bu

yetiĢkin bilim gücü, hemen hemen sıfır maliyetle üretime yöneltilebilir ve

Türkiye'ye muazzam bir finans sektörü oluĢturabilirlerdi.



Ergenekon, Türkiye'nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığına çok büyük

katkıları olabilecek bu çalıĢmaları rahatlıkla organize ederek

gerçekleĢtirebilir. Ayrıca 21. Yüzyılda dünyanın en önemli sorunu haline

gelecek olan terör gruplarını kontrol altına alırken, küçümsenmesi olanaksız

büyük bir finans gücünü de elde edecektir.



Burada yer verilen ve “ kara bilim” olarak tanımlanan bilimsel araĢtırma

faaliyetlerinin günümüzde ulaĢtığı nokta, yalnızca “açığa” çıkan verilerden

yola çıkılarak hazırlanan bu çalıĢmada hiz kuĢkusuz ki net olarak

belirlenebilmiĢ değildir. Ancak, yıllar öncesinden büyük finans

kaynaklarıyla baĢlatılan ve nerede ise yüzyılı tamamlamıĢ olan “kara bilim”

adlı bu “savaĢ endüstrisi” ile elde edilen güç ve yerkürede oluĢturduğu

“tehdid”e dikkat çekilmek istenmektedir.



Türkiye, her konuda olduğu gibi bu konuda da çok yazık ki, gerekli

çalıĢmalardan yoksun kalmıĢtır. Çok ağır koĢullar içinde “yorgun” ve

“eğitimsiz” bir toplum ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bugün genç,

dinamik ve oldukça enerjik olmakla birlikte yönetim kadrolarının

baĢarısızlıkları nedeniyle çağına yetiĢememiĢtir. Bunun yanısıra, eğitimli

insan kaynaklarını adeta “yitirmek” için çok büyük çaba göstermiĢtir. Pek

çok bilimadamı ülkeyi terk etmiĢ ve geri dönmemiĢtir. Ve yine pek çok

sanatçı ile aydın, “güven”siz dolu yaĢam ve gelecek endiĢelerinden

kaynaklanan faktörlerle Türkiye‟yi terk etmiĢtir. Bu eğitimli ve aydın insan

kaynaklarını yitirmiĢ bir Cumhuriyet, içinde barındırmayı baĢarabildiği

ancak, “küskün” bilim insanları, aydınları ve sanatçıların “yaratıcı” ve

“üretken” yaĢam modellerinden mahrum bırakılmaları nedeniyle ülkelerine

ve insanlığa hizmet üretiminde bulunamamıĢlardır.



Dünyanın pek çok ülkesinde sayısız örnekleri görülmüĢtür ve görülmektedir

ki, ülkeler kendi uluslarından olmayan pek çok yabancı bilim ve sanat

insanından sonuna değin yararlanmayı bilmiĢler ve bu yolla güçlü devlet

olmuĢlardır. Kendi halkının kanını taĢımadıkları halde onca yabancı bilim

ve sanat insanını bağırlarına basıp tüm kaprislerine boyun eğebilecek denli

“güçsüz” olmaya razı olabilen ülkeler, gerçekte “güçlü” ve hatta “Süper

Güç”ler olduklarını tarih sahnesinde yineleyip durmaktadırlar.



Öte yanda Türkiye Cumhuriyeti, kanı ve inancı bir olan halkın bireyleri

karĢısında her plâtformda “güçlü” olmaya özen göstermiĢ, bunun her alanda

ve her an anımsanabilmesi gerekliliğine inanmıĢ ve ulusal plolitika haline

getirdiğinden, bireyleri ve halkı üzerinde baskı oluĢturmuĢtur. Halk,

mensubu olduğu güçlü devlet karĢısında ezilmiĢ, devletinin onca gücüne

karĢın kendi varlığından duyduğu endiĢeler karĢısında hep ĢaĢkın kalmıĢtır.

Ne zaman, ne Ģekilde suçlanacağını bilemeyen birey, adım atmaktan korkar

hale gelmiĢtir.



Bugün hiçbir Türk kimyacısı kendisine kurduğu bir lâboratuarda teorileri

doğrultusunda deneyler ve araĢtırmalar yapmaya cüret edemez. Çünkü,

yarın kapısının çalınıp “hangi terör örgütü için patlayıcı ürettiğinin sorulup

sorulmayacağının” güvencesine inandırılamaz. Günümüzde hiçbir fizik

insanı, devlet kademelerinden birisine baĢvuruda bulunarak, –kaldı ki böyle

bir sistem mevcut değildir- “Benim bir teorim var ve bunu geliĢtirip

uygulayabilmek için araĢtırma olanağı tanınmasına gereksinmem var,”

diyemez. Ama bir hayali ihracatçı dilediği bankayı dilediği kadar

soyabilmek için, devletin her kademesinden kendisine güçlü ortaklar

bulabilir. Hiçbir Türk aydını, sanatçısı, yazarı, bilim ve düĢünce insanı, çok

değil, 75 yıl öncesinde atalarının bir an bile tereddüt göstermeksizin kan ve

can verdiği bu topraklar üzerinde oynan kirli ve ulusal çıkarlara aykırı

oyunlar üzerine ne düĢündüğünü ifade edemez. Eğer bu sakıncalı “ihaneti”

yapmaya kalkıĢacak olursa, günün birinde baĢına ne geleceğini kimseler

bilemez. Fakat bu gerçeği de tüm dünya çok iyi bilir.



Ülkeleri bağımsız birer ülke haline getiren elbette ki öncelikle akan kandır.

Fakat bir baĢka gerçek daha vardır ki, ülkelerin bağımsız olarak varlıklarını

koruyup geliĢebilmeleri için de öncelikle sanatsal ve bilimsel üretim

yoğunluğu o akıtılan kanlar değin yaĢamsaldır. Bu gerçeği görmek

istememek ise, “geri” kalmak ve “bağımsızlık” faktörünü tümden hiçe

saymaktı.



Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk‟ün hastalığına Türk doktorlar çare

bulmaya çalıĢmıĢ olsalardı –Ki, öngörü yetisi muazzam Atatürk, “Beni Türk

doktorlarına emanet edin” demiĢtir- bugün ölüm nedeni olarak öne sürülen

sözde “siroz” teĢhisi üzerindeki “sis perdesi”nden söz edilmesi olanaksız

olacağı gibi, ulusundan zamansız kopartılması da mümkün olmayacaktı.

Atatürk‟ün vefatı üzerinde derin ve ciddi kuĢkular vardır. Çünkü, ölüm

nedeni iddia edildiği gibi siroz değildir. Bugün pek çok olayda açığa

çıkmaktadır ki, “kara bilim”in loĢ ıĢığında geliĢtirilen bilimsel entrika ve

komplolar sonucu tarih tekrar tekrar yeniden yazılmaktadır. Atatürk‟ün

hastalık döneminde yabancı doktorlar tarafından “virüs” verilip verilmediği

tartıĢmaya ciddi biçimde açık bir konu olarak karĢımızda durmaktadır.

Çünkü, “biyolojik silah” sanayinin faaliyete geçtiği Alman kimya, biyolojik

araĢtırmaları ve gerçekleĢtirdikleri deneyler ile uygulamaları açığa çıkmıĢ

durumdadır.



Atatürk sonrası Türkiye Cumhuriyeti çok yanlıĢ bir politika izmiĢ ve ulusal

çıkarlar sadece siyasi kadrolara teslim edilmiĢtir. Oysa ki, bir ulusun

bağımsızlığı, ulusal çıkarları ve bilimsel kültürel geliĢimi yalnızca bilim ve

sanat insanlarının üretimleri üzerinde yükselebilir. Bu gerçeği hiçe sayan

yönetim kadroları, “her alanda ve her konuda yeterli otorite” olarak

kendilerini görmüĢler ve ülke bu nedenlerden ötürü her alanda geri kaldığı

gibi, aynı kan, inanç ve kültür birikimine sahip ulus kendi içinde etnik,

kültürel ve siyasal bölünme noktasına taĢınabilmiĢtir. Oysa ki, bir ulusu

bölünmez kılmanın tek harcı bilim ve sanattır. Ekonomik etkenler dahi çok

sonra gelir.



21. yüzyıl Türkiye‟sinde yönetim kadroları yukarıda özetle iĢaret edilen

hususlara gerekli özeni göstermek durumundadır. Aksi halde dinsel, etnik ve

kültürel parçalanma taleplerinin ardı arkası kesilmeyecek, ekonomik

koĢulların da etkili ivmesi ile giderek hız kazanacak, devlete olan güveni

tümden yok olma aĢamasına gelen halk katmanları “müstemleke” olmaya

razı hale gelecektir.


Other docs by HC111126101113
Medios de Comunicaci�n Masiva
Views: 2  |  Downloads: 0
Feuil1
Views: 0  |  Downloads: 0
ORGANISMO DE INVESTIGACI�N JUDICIAL
Views: 88  |  Downloads: 0
cd 13 2010 2011
Views: 35  |  Downloads: 0
T0203884598885
Views: 2  |  Downloads: 0
T�MOP
Views: 22  |  Downloads: 0
By registering with docstoc.com you agree to our
privacy policy

You are almost ready to download!

You are almost ready to download!