Embed
Email

14 mahsum da 40'ar hadis

Document Sample
14 mahsum da 40'ar hadis
Shared by: HC11112416298
Categories
Tags
Stats
views:
5
posted:
11/24/2011
language:
pages:
214
BĠSMĠLLAHĠRRAHMANĠRRAHĠM



www.kevsernet.com

ONDÖRT MASUMDAN

KIRKAR HADĠS

HAZIRLAYAN: KOMĠSYON

TAKDĠM

Ehl-i Beyt Ġmamlarını tanımak, onların mevkilerini

bilmek, bugünkü hayatta bir etkisi olmayan tarihe mal

olmuĢ bir hadiseye inanmak değildir.

Kur’ân’a nispet tali mertebede yer almasıyla birlikte

onun gibi hayata yön vericidir. Çünkü Ehl-i Beyt Ġmamları

amel ve sözleriyle Kur’ân’ın hayatın değiĢik Ģartlarındaki

uygulamasını göstermiĢ ve kendilerine uyanlara bu yolda

kılavuzluk etmiĢlerdir.

Bu yüzden Allah’ın Resulü buyuruyor ki:

“Ey İnsanlar, ben sizin aranızda iki değerli şey

bıraktım onlara uyarsanız asla sapıklığa düşmezsiniz,

onlar Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.”

(Sünen-i Tirmizi, Hadis: 4036)

Ehl-i Beyt’e yabancı kalmak her Ģeyden önce bizim bu

zengin hazinelerden mahrum kalmamıza ve neticede

Kur’ân’ı tefsir etme ve Resulullah’ın sünnetini anlamada

masum olmayanların düĢüncelerine baĢvurmamıza yol

açacaktır. Bu ise ihtilafların meydana gelmesine sebep

olur. Bu iĢ, ayaklarının altında babalarından intikal etmiĢ

hazinelerden haberdar olmayan kimsenin, baĢkalarından

bir Ģey dilenmesine benzer.

Müslüman kardeĢlerimizi bu zengin hazinelerle aĢina

kılmak mahiyetini taĢıyan bu eserde, ġia inancına göre

masum olan Resulullah (s.a.a), Hz. Fatıma (a.s) ve 12

Ġmam’ın sözlerinden kırkar hadis derleyip onları

tercümeleriyle sunuyoruz.

Elbette Hz. Fatıma ve 12 masum Ġmam’ın sözlerinin

hadis olarak değerlendirilmesi bunların ġia inancında

masum olduğu fikrine dayanmaktadır. Ama bu

Ģahsiyetlerin ilim ve diğer faziletler yönünden sahip

oldukları üstün mevkileri bütün Ġslam mezheplerinin önde

gelen simalarının ittifak ettiği bir husustur. Bu yüzden bu

çalıĢmanın bütün Müslüman kardeĢlerimize faydalı

olacağını Allah’tan temenni ediyoruz.



Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

HZ. MUHAMMED

(S.A.A)

HZ. MUHAMMED (S.A.A)’ĠN KISACA

HAYATI

Hz. Muhammed (s.a.a), Fil Vakası’nın vuku bulduğu

yıl olan 571 Miladi yılında Arap yarımadasındaki Mekke

Ģehrinde dünyaya geldi. Babasının adı Abdullah, annesinin

adı Amine’dir. Resulullah’ın mübarek veladeti, bütün

insanlık alemini saran karanlık cahiliyet gecesinin

ufkunda, Ġslam güneĢinin yakında doğacağını müjdeleyen

bir Ģafak misaliydi. Bu Ģafağın doğuĢuyla Kisra’nın

sarayındaki sütunlar yıkılıyor, ateĢperestlerin

ateĢgedelerindeki ateĢ sönüyor, Ģirk ve put ehlinin

bekçileri dehĢete düĢüyordu.

Hz. Muhammed (s.a.a) daha dünyaya gelmeden

babasını, altı yaĢına geldiğinde de annesini yitirdi.

Hayatının ilk yıllarını Mekke dıĢında süt annesi

Halime’nin yanında geçirdi. Daha sonra dedesi

Abdulmuttalib’in himayesine girdi. Dedesinin vefatından

sonra amcası Ebu Talib’in yanında kaldı.

Ebu Talip, bi’setten sonra da müĢriklerden gelen

saldırılara karĢı Hz. Muhammed’in büyük himaye edicisi

ve destekçisi olmuĢtur. Hayatının çocukluk dönemleri,

Ġlahi gözetim ve gaybi denetim altında geçen Hz.

Muhammed’in gençlik dönemi de herkese örnek olacak bir

vefalılık ve sadâkat örneğidir.

Gençlik dönemlerinde bile ameli sözüne uygun,

güvenilir birisi olması hasebiyle “Muhammed Emin”

lakabını almıĢtı. Hz. Muhammed (s.a.a), peygamber

olmadan önceki kemale eriĢme dönemi yıllarını,

Yaratıcısına raz-u niyaz ve ibadete ayırmıĢtı. Hatta bazen

ibadet için halktan uzaklaĢarak Nur dağındaki Hıra

mağarasına çekilirdi. Kırk yaĢlarına ulaĢtığı sıralarda, yine

Hıra mağarasındayken Vahiy Meleği (Cebrail) Kur’ân’dan

ilk ayetleri indirmiĢ ve beklenen Ġlahi güneĢ, cehalet ve

zulmet karanlığı üzerine hiç batmamak üzere doğmuĢtu.

Bi’setin gerçekleĢmesiyle insanlığa Allah’ın elçisi

olarak gönderilen Hatem’ül-Enbiya Hz. Muhammed

(s.a.a), 23 yıl sürecek olan tebliğ ve cihat hareketini

baĢlattı. Bu dönemde nice mücahit, mümin ve kabiliyetli

insanlar yetiĢtirdi. Hz. Muhammed (s.a.a) peygamberlik

döneminde, söz ve amelleriyle, bütün insanlığa kurtuluĢ

yolunu gösterdi. Resulullah (s.a.a)’in siyerini özet olarak

anlatacağımızdan dolayı onun bazı önemli yönlerini

değinmekle yetineceğiz.

Tebliğ, bir mesajı ulaĢtırmak anlamına geldiğinden, en

büyük mesaj olan Kur’ân-ı Kerim’in ulaĢtırıcısı ve

açıklayıcısı olan Hz. Muhammed (s.a.a) en büyük tebliğ

görevini üstlenmiĢtir. Bu tebliğ görevi, hicretten önce,

daha çok Tevhit, Nübüvvet ve Mead (ahiret) inançlarını

insanlara benimsetmek için müjdeleyici ve korkutucu

ayetleri açıklamak noktasında ağırlık kazanıyordu. Elbette

Resulullah’ın tebliğ yöntemi diğer bütün Ġlahi

peygamberlerde olduğu gibi, ilk baĢtan müĢriklerin

inançlarının temelini oluĢturan put ve tağutları reddetmek

ve böylece onlara karĢı düĢmanlık ilan etmek esasına

dayalıydı. Bu yüzden Resulullah (s.a.a) ve yaranı ilk önce

müĢriklerin çeĢitli iĢkence ve eziyetlerine maruz kalmıĢ,

hicret sonrası dönemde ise, Resulullah (s.a.a), Ġslam’ın

müdafaası için bir çok savaĢ sahnesinde hazır

bulunmuĢ,bunun yanı sıra, insanların kemale ulaĢmaları

için de yerine getirmeleri veya uzak durmaları gereken

konuları ve içtimai hayatın Ġslam’a göre Ģekillendirilmesi

için gerekli olan siyasi, iktisadi, hukuki ve cezai esasları

açıklamıĢtır.

Diğer Müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye

hicret eden Ġslam Peygamberi (s.a.a), Medine’deki on

yıllık Ġslam hakimiyeti döneminde o zamana kadar tebliğ

ettiği ve etmekte olduğu Ġslam dinini, bir hayat nizamı

olarak tatbik etti. Yine bu dönemde insanları her türlü

esaret zincirlerinden kurtaran Tevhit fikrini yaymak, bu

fikir önündeki engelleri kaldırmak ve Ġslam toplumunu

müdafaa etmek için bir çok savaĢa katılmıĢtır.

Müslümanların talim ve terbiyesiyle de uğraĢan

Resulullah (s.a.a), ashabından bir kısmının eğitimine özel

bir itina göstermiĢtir. Özel ihtimam gösterilenler arasında

Hz. Ali’nin özel bir yeri vardı. Hz. Ali, ister çocukluk

döneminde olsun ister sonraki dönemde, Hz. Muhammed

(s.a.a)’e en yakın kimse olarak onun yanında talim ve

terbiye gördü. Nitekim Resulullah (s.a.a), Hz. Ali’ye

hitaben: “Sen bana nisbet, Harun’un Musa’ya olan nisbeti

gibisin” buyurarak, onun kendisi tarafından özel olarak

terbiye ediliĢinin yanı sıra Ġlahi bir makama sahip

olduğunu da belirtmiĢtir.

Allah tarafından yaratılmıĢ ilk ve en kamil nur olan,

Peygamberlerin en Ģereflisi ve yüce mesajın sahibi Hz.

Muhammed Mustafa (s.a.a) hicretin 11. yılı (632 M.)

dünyadan irtihal etmiĢtir.

Selam olsun o yüce hazrete, doğduğu ve vefat ettiği

gün. Selam olsun ona tekrar dirilip kalkacağı gün. Yine

selam olsun O’nun pak Ehl-i Beyt’ine...

HZ. PEYGAMBER (S.A.A)’DEN KIRK

HADĠS

1- “Ey Allah’ın kulları, sizler hasta ve alemlerin Rabbi

de tabip gibidir. Hastanın yararı tabibin bildiği ve onunla

tedbir ettiği Ģeylerdedir, nefsinin istediği ve kendisinin

çıkardığı (önerdiği) Ģeylerde değildir. Öyleyse Allah’ın

emrine teslim olun ki kurtuluĢa eresiniz.”

2- “Kim sabahlar da Müslümanların meseleleriyle

ilgilenmezse onlardan değildir; kim “Ey Müslümanlar!”

diye feryat eden birinin sesini duyar da onun yardımına

koĢmazsa Müslüman değildir.”

3- Hz. Peygamber (s.a.a) bir grup ashabı savaĢa

gönderdi, döndüklerinde Ģöyle buyurdu:

“Çok hoĢ geldiniz; ne mutlu küçük cihadı yapıp

kendilerine büyük cihat kalan kavme!” Ya Resulullah

büyük cihat nedir?” diye sorduklarında; “Nefisle cihat

etmektir.” buyurdular.

4- “Ümmetimin içerisinde bidatler ortaya çıktığında

alim ilmini ortaya koymalıdır; kim bunu yapmazsa

Allah’ın laneti ona olsun.”

5- “Alimler dünya iĢlerine girmedikçe peygamberlerin

eminleri (güvendikleri vekilleri)dirler.” Ya Resulullah

dünya iĢlerine girmeleri nasıl olur? diye sorduklarında

Ģöyle buyurdular: “Sultana (Tağut olan hakim yöneticilere)

uymalarıyla olur. Bunu yaparlarsa dininiz hususunda

onlardan sakının.”

6- “Ben ümmetim hakkında ne müminden korkarım ne

de müĢrikten, müminin önünü imanı alır, müĢriki ise küfrü

yok eder. Ben sizler için konuĢmasını bilen dilli

münafıktan korkarım; sizin bildiğinizi hoĢlandığınızı

söyler, ama sevmediğinizi yapar.”

7- “Kıyamet günü olduğunda bir münadi Ģöyle nida

eder: Zalimler ve zalimlerin yardımcıları, onların

hokkalarına yün koyanlar yahut torbalarının ağzını

bağlayanlar veya kalemlerini sivri edenler (düzeltenler)

neredeler? Onları da zalimlerle haĢredin.”

8- “Benim Ehl-i Beyt’imi kendi aranızda, vücuttaki baĢ

ve baĢtaki iki göz gibi kabul edin. (Tabiatıyla) BaĢ, gözler

olmadan yolunu bulamaz.”

9- “Ġnsanların en kötüsü ahiretini dünyasına satan

kimsedir; bundan daha kötü olan da, ahiretini diğerlerinin

dünyasına satandır.”

10- “Kim bir sultanı (güç sahibini) Allah’ı gazaplandır-

an bir Ģeyle hoĢnut ederse, Allah’ın dininden çıkmıĢ olur.”

11- “Kim bir zenginin yanına gelerek (zenginliği için)

ona boyun eğerse dininin üçte ikisi gider.”

12- “Ġyi insanın alameti on Ģeydir: Allah için sever,

Allah için buğz eder, Allah için arkadaĢ olur, Allah için

ayrılır, Allah için sinirlenir, Allah için razı olur, Allah için

çalıĢır, Allah’a el açar, Allah için korkar....ve Allah için

iyilik yapar.”

13- “Bir zaman gelecektir ki benim ümmetim, alimleri

ancak güzel elbise, Kur’ân’ı ise güzel sesle tanırlar ve

Allah’a yalnız Ramazan ayında ibadet ederler. Böyle oldu

mu Allah-u Teala, ilmi, hilmi ve merhameti olmayan bir

hükümdarı onlara musallat kılar.”

14- “Kıyamet günü olduğunda, alimlerin kalemlerinin

mürekkebi Ģehitlerin kanlarıyla ölçülür, alimlerin

kalemlerinin mürekkebi Ģehitlerin kanlarından daha üstün

gelir.”

15- “Kim kurtuluĢ gemisine binmeyi, güvenilir bir

kulptan tutmayı ve sağlam bir ipe sarılmayı severse, Ali’yi

sevsin; onun düĢmanıyla düĢman olsun ve onun

evladından olan Hidayet Ġmamlarına uysun; zira onlar

benim halifelerim, vasilerim, benden sonra Allah’ın

yaratıklarına olan hüccetleri, ümmetimin efendileri,

takvalıları ve cennete rehberlik eden kimselerdir. Onların

hizbi benim hizbimdir, benim hizbim ise Hizbullah’tır;

onların düĢmanlarının hizbi ise Hizb’uĢ- ġeytan’dır.”

16- “Yükünü insanların üzerine atan kimse, melundur

(Allah’ın rahmetinden uzaktır).”

17- “Kıyamet günü olduğunda, dört Ģeyden

sorulmadıkça insan yerinden hareket etmez: Ömrünü

nerede geçirdiğinden, gençliğini nerede çürüttüğünden,

malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve biz Ehl-i

Beyt’in sevgisinden.

18- “ġem’un, cahilin niĢaneleri nedir? diye sorduğunda

Resulullah (s.a.a) Ģöyle buyurdular:

“Cahil ile arkadaĢ olursan seni zahmete düĢürür, uzak

durursan küfreder, sana bir Ģey verirse minnet eder, sen bir

Ģey verirsen nankörlük eder, sırrını ona söylersen hıyanet

eder, sırrını sana söylerse seni (onu yaymakla) suçlar,

zengin olursa azar, kaba ve katı yürekli olur, fakir olursa

Allah’ın nimetini inkar eder ve günahtan çekinmez,

sevinçli olursa haddini aĢar ve azgınlık yapar, üzülürse

ümitsizliğe kapılır, gülerse kahkahayla güler, ağlarsa çığlık

atar, iyilere dil uzatır, Allah’ı sevmez, O’nun haklarını

gözetmez, O’ndan utanmaz, O’nu anmaz, razı etsen seni

över ve sende bulunmayan iyilikleri sana nispet verir,

sinirlenirse övgüleri kesilir ve sende bulunmayan

kötülükleri sana nispet verir. ĠĢte cahilin durumu budur.”

19- Resulullah (s.a.a): “Ya Ali! Altı yüz bin koyun, altı

yüz bin dinar, yoksa altı yüz bin kelime mi (söz)

istiyorsun?” buyurduğunda, Hz. Ali (a.s): “Ya Resulullah!

Altı yüz bin kelime (söz) istiyorum” dedi. Bunun üzerine

Resulullah Ģöyle buyurdular:

“Altı yüz bin sözü altı cümlede toplayıp sana

söylüyorum; onlar Ģunlardır: Ya Ali! Ġnsanların müstehap

ve farz olmayan iĢlerle uğraĢtıklarını gördüğünde, sen

farzları tamamlamakla meĢgul ol. Ġnsanların, dünya

iĢleriyle uğraĢtıklarını gördüğünde sen ahiret iĢiyle uğraĢ.

Ġnsanların diğerlerinin ayıplarıyla uğraĢtıklarını

gördüğünde sen kendi ayıplarınla meĢgul ol (onları

düzeltmeye çalıĢ). Ġnsanları dünyayı süslemekle meĢgul

olduklarını gördüğünde sen, ahiretini ziynetlendirmeye

çalıĢ. Ġnsanların çok amel yapmakla meĢgul olduklarını

gördüğünde, sen temiz amel yapmakla meĢgul ol.

Ġnsanların, halka tevessül ettiklerini gördüğünde, sen

Allah’a tevessül et (O’na el aç).”

20- “Yıldızlar (denizlerde yolunu kaybedenlerin)

boğulmaktan emanda kalmalarına (kurtulmalarına) bir

vesile olduğu gibi, benim Ehl-i Beyt’im de ümmetimin

ihtilaftan emanda kalması için bir vesiledir. Bu yüzden

Arap’tan (veya herhangi bir milletten) bir kabile onlarla

muhalefet ederse, ihtilafa düĢer ve Ģeytan hizbinden olur.”

21- “Rabbim dokuz Ģeyi bana tavsiye etmiĢtir: Gizlide

ve açıkta ihlaslı olmayı, sevinç ve gazap halinde adaletli

davranmayı, fakirlik ve zenginlikte iktisatlı olmayı, bana

zulmedeni affetmeyi, beni mahrum bırakana ihsanda

bulunmayı, benimle iliĢkisini kesenle iliĢki kurmayı,

susmamın tefekkür, konuĢmamın zikir ve bakıĢımın da

ibret olmasını.”

22- “Ya Cabir! Benim vasilerim ve benden sonra

Müslümanların Ġmamı; önce Ali’dir, sonra Hasan, sonra

Hüseyin, sonra Ali bin Hüseyin, sonra “Bakır” olarak

meĢhur olacak Muhammed bin Ali; -Ey Cabir, sen onu

(Ġmam Bakır’ı) göreceksin, onunla karĢılaĢtığın vakit

benim selamımı kendisine söyle- sonra Cafer bin

Muhammed, sonra Musa bin Cafer, sonra Ali bin Musa,

sonra Muhammed bin Ali, sonra Ali bin Musa, sonra

Muhammed bin Ali, sonra Ali bin Muhammed, sonra

Hasan bin Ali, sonra da Kâim (Mehdi)’dir ki, onun ismi

benim ismim, künyesi benim künyemdir. O, Hasan bin

Ali’nin oğludur. Allah onun eliyle yeryüzünün doğusu ve

batısını fetheder. O kendi dostlarına o kadar gizli kalır ki,

artık Allah’ın kalplerini imanla imtihan

ettiği kimselerden baĢkası onun imametine inanmakta

sabit kalmaz.”

23- “Kim Allah için kırk gün ihlasla amel ederse,

hikmet çeĢmeleri kalbinden diline dökülür.”

24- “Ya Ali, kıyamet günü üç gözden baĢka her göz

ağlayacak: Allah yolunda geceleri yatmayan göz, Allah’ın

haram kıldığı Ģeylere bakmayan göz ve Allah korkusundan

ağlayan göz.”

25- “Ben ilmin Ģehri, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen

o kapıya gelmelidir.”

26- “Ey Ebazer! BeĢ Ģeyi beĢ Ģeyden önce ganimet bil:

Ġhtiyarlıktan önce gençliğini, hastalıktan önce sıhhatini,

fakirlikten önce zenginliğini, iĢin çıkmadan önce

boĢluğunu ve ölümden önce hayatını.”

27- “Allah-u Teala Ģekil ve mallarınıza bakmaz, kalp ve

amellerinize bakar ancak.”

28- “Ey insanlar! Ben aranızda iki değerli emanet

bırakıyorum; onlara sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa

düĢmezsiniz; onlar, Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.”

29- Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki: Meryem oğlu Ġsa

havarilerine Ģöyle buyurdu: “Kendinizi Allah’a sevdirin ve

O’na yaklaĢın” Ey Ruhullah, hangi vesile ile kendimizi

O’na sevdirelim ve O’na yaklaĢalım? Dediklerinde, Hz.

Ġsa: “Günah iĢleyenleri sevmeyerek ve onlara buğz ederek

Allah’ın rızasını elde ediniz.” buyurdu. Ey Ruhullah, o

halde kiminle oturalım? dediklerinde de Hz. Ġsa:

“GörünüĢü, Allah’ı size hatırlatan, konuĢması bilginizi

artıran ve ameli sizi ahirete meyillendiren kimseyle

oturun.” buyurdu.

30- “Kimde Ģu dört sıfat olursa münafıktır; bunlardan

biri de onda olursa onu terk edene kadar bir nifak sıfatı

onda olur: KonuĢtuğunda yalan konuĢan, verdiği sözde

durmayan, anlaĢtığında hıyanet yapan, münazaa ettiğinde

haktan sapan kimse.”

31- “Bilin ki, ümmetimin en kötüleri, Ģerlerinden

korkulduğundan dolayı saygı gösterilen kimselerdir. Bilin

ki, Ģerrinden korkarak halkın saygı gösterdiği kimse

benden değildir.”

32- “Biz kurtuluĢ gemisiyiz, kim bu gemiye binerse

kurtulur ve kim ondan uzaklaĢırsa helak olur. O halde

kimin Allah’tan bir haceti, isteği olursa, onu biz Ehl-i

Beyt’e tevessül ederek (bizi vasıta kılarak) dilesin.”

33- “Ey Müslümanlar! Zinadan sakının; çünkü zinada,

üçü dünya üçü de ahirette olmak üzere altı hususiyet

vardır: Dünyada olanlar Ģunlardır: Zina, değeri yok eder,

fakirlik doğurur, ömrü azaltır. Ahirette olanlar da

Ģunlardır: Zina, Allah’ın gazabına, hesabın zorluğuna ve

ateĢte ebedi kalmaya sebep olur.”

34- “Ya Ali, Ģu üç Ģeye sahip olmayanın hiçbir ameli

doğrulmaz: Kendisini Allah’a karĢı günah iĢlemekten

alıkoyacak takva, akılsızın cehaletini önleyecek ilim ve

insanlarla iyi geçinebilmesini sağlayacak akıl.”

35- Sizlerden biriniz, bir kötü iĢ gördüğünde onu eliyle

ortadan kaldırsın; buna gücü yetmezse diliyle ona karĢı

çıksın; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğz etsin; ki

bu (sonuncusu) imanın en zayıf mertebesidir.”

36- “Bilin ki kim, Âl-i Muhammed (Ehl-i Beyt)’in

sevgisi üzere (onların halleriyle hallenerek) ölürse Ģehit

olarak ölmüĢtür; bilin ki kim, Âl-i Muhammed’in

sevgisiyle ölürse, günahları bağıĢlanmıĢ olarak ölmüĢtür,

bilin ki kim, Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse,

tövbe etmiĢ olarak ölmüĢtür; bilin ki kim, Âl-i

Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, imanı kamil bir

mümin olarak ölmüĢtür; bilin ki kim, Âl-i Muhammed’in

sevgisi üzere ölürse ölüm meleği, sonra da Nekir ve

Münkir onu cennetle müjdeler; bilin ki kim, Âl-i

Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, gelinin kocasının

evine uğrulandığı gibi o da cennete uğrulanır.”

37- “Ya Ali! ġarap içen puta tapan gibidir. Ya Ali!

Allah, Ģarap içenin namazını kırk gün kabul etmez ve o

kırk gün içerisinde ölürse kafir olarak ölmüĢ olur.”

38- “YumuĢaklık nede olursa onu süsler; sertlik de nede

olursa onu çirkinleĢtirir.”

39- “Kim (gücü olduktan sonra) hacca gitmeği

geciktirerek hacca gitmeden ölürse Allah-u Teala onu,

kıyamet günü Yahudi veya Hıristiyan olarak haĢreder.”

40- “Namahreme bakmak, Ģeytanın oklarından zehirli

bir oktur, (bakanın kalbine iĢler); öyleyse kim Allah-u

Teala’dan korkarak namahreme bakmazsa, Allah-u Teala

ona öyle bir iman verir ki, onun tadını kalbinde hisseder.”





KAYNAKLAR

1- Mecmuat’ul- Verram, c. 2, s. 117.

2- Bihar’ul- Envar, c. 74, s. 339.

3- Vesail’uĢ- ġia, c. 11, s. 122.

4- Usul-u Kafi, c. 1, s. 54.

5- Usul-u Kafi, c. 1, s. 46.

6- Bihar’ul- Envar, c. 2, s. 110.

7- Bihar’ul- Envar, c. 75, s. 372.

8- Fusul’ul- Muhimme, s. 8. Mecma’uz- Zevaid, c. 9, s.

172.

9- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 46.

10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 107.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 23.

12- Tuhaf’ul- Ukul, s. 45.

13- Bihar’ul- Envar, c. 22, s. 454.

14- Leâl’il- Ahbar, c. 2, s. 272.

15-Yenabi’ul- Mevedde, s. 445.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 71.

17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 105.

18- Tuhaf -ul Ukul, s. 39.

19- Mevaiz’ul- Adediyye, bab. 6, fasıl 4, hadis: 1.

20- Savaik’ul- Muhrika, s. 87.

21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 69.

22- Yenabi’ul- Mevedde, bab. 94, s. 494.

23- Cami’us- Seadat, s. 2, s. 202.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 23.

25- Cami’us- Sağir, s. 1, s. 415.

26- Bihar’ul- Envar c. 77, s. 75.

27- Bihar’ul- Envar c. 77, s. 88.

28- Sünen-i Tirmizi, hadis: 4036.

29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 81.

30- Hisal-u Saduk, c. 2, s. 254.

31- Tuhaf’ul- Ukul, s107.

32- Feraid’us- Simtayn, s. 5. Erceh’ul- Metalib, s. 461.

33- Hisal-u Saduk, c. 1, s. 320.

34- Tuhaf’ul- Ukul, .s 21

35- Müsned-i Ahmet b. Hanbel, c. 3, s. 49.

36- Tefsir-i KeĢĢaf, s. 4, s. 220.

37- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 47.

38-Tuhaf’ul- Ukul, s. 88.

39- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 58.

40- Cami’us- Seadat, c. 2, s. 12.

HZ. FATIMA (A.S)

HZ. FATIMA (A.S)’IN KISACA

HAYATI

Hz Fatıma (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)’in Hz.

Hatice’den doğan kızıdır. Resulullah (s.a.a)’in davete

baĢlamasının beĢinci yılı, Cemadiy’ul- Ahir ayının 20.

Cuma günü doğmuĢlardır.

Manen mütevatir sayılabilecek hadisler gereğince

Resulullah (s.a.a); “Kim Fatıma’yı razı ederse beni razı

etmiş, beni zarı eden de Allah’ı razı etmiştir. Kim

Fatıma’yı gazaplandırırsa, beni gazaplandırmış, beni

gazaplandıran da Allah’ı gazaplandırmıştır.” diye

buyurmuĢtur.

Bu hadis-i Ģerif bile Hz. Fatıma (a.s)’ın günahlardan

masum olduğunu göstermekte ve Hz. Fatıma’nın rıza ve

gazabının hüccet olduğunu ispatlamaktadır. Hz.

Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma’ya olan sevgisi

vasfedilmeyecek derecedeydi. Resulullah (s.a.a); “Fatıma

benim bir parçamdır.” diye buyurduğu, yola çıktığında

Hz. Fatıma’nın evine uğradığı ve döndüğünde de ilk

uğradığı yerin O’nun evi olduğu nakledilmiĢtir.

“Gerçekten Allah, siz Ehl-i Beyt’i her türlü ricsten

(günah ve kötülüklerden) temizlemeği irade etmiĢtir” ayet-

i kerimesi nazil olduğunda, Hz. Resulullah’ın Ümm-ü

Seleme’nin evinde Hz. Ali’yi, Hz. Fatıma’yı, Hz. Hasan’ı

ve Hz. Hüseyn’i kendi abası altına toplayarak; “Allah’ım,

şahit ol ki bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” buyurduğu ve

bunun üzerine Ümm-ü Seleme’nin de; “Ben de Ehl-i

Beyt’ten miyim?” diye sorduğunu ve Hz Resulullah

(s.a.a)’in; “Senin de makamın yücedir, ama Ehl-i Beyt’ten

değilsin” buyurduğu müĢterek hadislerce nakledilmiĢtir.

Hz. Fatıma (a.s), Hz. Ali’nin eĢidir. Resulullah (s.a.a);

“Ali olmasaydı Fatıma’ya eş bulunmazdı.” diye

buyurmuĢtur. Hz. Ali’nin savaĢ meydanlarındaki cihadına

en büyük yardımcı Hz. Fatıma idi. Hz. Fatıma (a.s) eĢinin

evde bulunduğu ve bulunmadığı dönemlerde evi en güzel

Ģekilde idare eder ve eĢinin rızasını kazanırdı. Hz. Fatıma

(a.s), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn gibi Ġmamların annesidir.

Cennetin gençlerinin efendileri olan Hz. Hasan ve Hz.

Hüseyn’nin bütün güzel hasletleri, annelerinin sahip

olduğu ahlaki erdemleri yansıtan bir ayna olarak

görülmelidir.

Hz. Fatıma (a.s)’ın züht ve ibadetine gelince, bir çok

geceleri ibadetle geçirdiği nakledilir. Her namazdan sonra

okunması sünnet olan Fatımat’üz-Zehra’ya Resulullah

tarafından bir hediye olarak öğretilen Fatımat’üz-Zehra

Tesbihatı (33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdulillah, 33

defa Allah-u Ekber) O Hazretin ibadetteki yüce makamına

bir iĢarettir.

Hz. Fatıma’nın mübarek ömrü 18 sene gibi çok kısa bir

süre olmasına rağmen ilimdeki makamı o dereceye

varmıĢtır ki Kur’an’nın tefsiriyle ilgili buyurukları Hz. Ali

(a.s) tarafından kaleme alınmıĢ, bu yolla meydana gelen

kitap Ehl-i Beyt Ġmamlarının ilmi kaynaklarından biri

olmuĢtur. Böylece O Hazret sonradan gelen Ġmamlar için

bir muallime sayılmalıdır.

Hz.Fatıma (a.s) Resulullah (s.a.a)’ten sonra çok kısa bir

süre yaĢamıĢtır. Bu süre bazı nakıllere göre, altı ay

bazısına göre de 95 veya 100 gündür.

Hz. Fatıma (a.s) Medine’de vefat etti ve vasiyeti

üzerine geceleyin gizlica defnedildi; bu yüzden O Hazretin

kabrinin yeri Ģimdiye kadar gizli kalmıĢtır.

HZ. FATIMA (A.S)'DAN KIRK HADĠS

1- “Kim halis ibadetini Allah’a doğru çıkarırsa, Allah

Teala, en iyi maslahatını ona indirir.”

2- “Biz (Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i) Allah’ın yaratıkları

arasında vesilesi, seçkin kulları, kutsal odakları, açık

delilleri ve göndermiĢ olduğu Peygamberlerin

varisleriyiz.”

3- “Gerçek mutlu, Ali’yi hayatında ve ölümünden sonra

seven kimsedir.”

4- “Mümine karĢı güler yüzlü olmak insana cenneti

kazandırır, zalim sapıklara karĢı güler yüzlü olmak ise

insanı cehennem ateĢine sürükler.”

5- “Sizin en iyiniz, büyüğüne karĢı daha yumuĢak

davranan ve hanımlar için daha Ģefkatli ve bağıĢlayıcı

olanınızdır.”

6- “Kadınlar için daha hayırlı olan; erkekleri

görmemeleri, erkeklerin de onları görmemeleridir.”

7- “Kadının Rabbine en yakın olduğu an, evinin içinde

olduğu andır.”

8- “Sürekli annenin hizmetinde ol. Çünkü cennet onun

ayakları altındadır.”

9- “Dünyanızdan üç Ģey benim için sevimlidir: Allah’ın

kitabını (Kur’an’ı) okumak, Resulullah’ın (s.a.a) yüzüne

bakmak ve Allah yolunda infak etmek.”

10- “Oruç tutan, dilini, kulağını, gözünü ve diğer

organlarını haramdan korumazsa, o tuttuğu oruç ne

derdine değer ki!”

11- Sofranın, her Müslüman’ın tanıması gereken on iki

adabı vardır. Bunlardan dördü farz, dördü müstehap, dördü

edeptendir.

Farz (gerekli) olanlar Ģunlardır: Nimetin asıl sahibini

tanımak, vermiĢ olduğu nimete razı olmak, yemekten önce

onu anmak (bismillah demek), yemeğin baĢında ve

sonunda O’na Ģükretmek.

Müstehap olanlar da Ģunlardır: Yemekten önce abdest

almak, sol taraf üzerine oturmak, oturarak yemek, üç

parmakla yemek.

Edepten olanlar da Ģunlardır: Önünde olandan almak,

lokmaları küçük tutmak, yemeği iyi çiğnemek, yemekte

baĢkalarının yüzüne az bakmak.”

12- Hz. Hasan (a.s) annesi hakkında şöyle demiştir:

“Annem Fatime’nin bir Cuma gecesi, kendi mihrabında

sabaha kadar rüku ve secde (ibadet) halinde olduğunu,

mümin erkek ve kadınların ismini birer- birer anarak çok

dua ettiğini, fakat kendisi hakkında hiç dua etmediğini

gördüm. Bunun üzerine anneme: “Anne, neden baĢkaları

hakkında dua ettiğin gibi kendi hakkında dua

etmiyorsun?” dedim. ġöyle cevap verdiler: “Yavrum!

Önce komĢu sonra insanın kendisi.”

13- Bir kadın Hz. Fatıma (a.s)’ın huzuruna gelip:

“Benim zayıf bir annem vardır, namazda bilmediği bir

şeyle karşılaşmış, cevabını öğrenmem için beni size

gönderdi.” dedi. Hz. Fatıma (a.s) onun sorusunu

cevaplandırdı. O ikinci bir soru sordu. Hz. Fatıma onu da

cevaplandırdı. Sonra üçüncü bir soru sordu; böylece on

kez sordu ve cevaplarını aldı. Sonra çok soru

sorduğundan: “Size fazla zahmet vermiş olmayayım ey

Allah'ın Resulünün kızı” dedi. Hz. Fatıma (a.s): “Sormak

istediğin ne varsa sıkılmadan sor. Acaba ağır bir yükü bir

gün boyunca damın üzerine çıkarmak için bin dinar

karĢılığında kiralanan adama yapacağı iĢ zor gelir mi?”

diye sordu. Kadın; “Hayır, gelmez” dedi. Hz. Fatıma (a.s)

Ģöyle devam etti: “Ben senin her sorunun cevabını

yanıtlama karĢılığında yerle arĢın arasını dolduracak

inciden daha fazla bir mükafatla mükafatlandırılacağım.

Bu nedenle bu iĢ bana asla zor gelmemelidir.”

14- “Allah’ım! Verdiğin rızka kani eyle beni, ayıplarımı

ört, yaĢattığın sürece afiyet ver bana, bağıĢla beni. Canımı

aldığında acı bana, bana rahmeyle. Allah’ım! Bana

mukadder kılmadığın Ģeyi elde etmek için beni yorma

(uğraĢtırma beni); bana mukadder kıldığın Ģeye

ulaĢılmasını kolaylaĢtır.

Allah’ım! Benim için baba-anamı ve üzerimde hakkı

olan herkesi en iyi mükafatınla mükafatlandır. Allah’ım,

bütün vakit ve çabamı yarattığın gaye doğrultusunda sarf

etmemi sağla, bana vereceğini üstlendiğin Ģeyi elde etmek

için çaba sarf etmekle meĢgul etme beni, mağfiret

diliyorum senden, (öyleyse) beni cezalandırma, ben senden

istiyorum (öyleyse) beni mahrum bırakma.

Allah'ım! Nefsimi bana küçük göster, kendi makamını

benim nazarımda büyült; itaatini, senin rızanı

kazandıracak Ģeyleri yapmayı ve seni gazaplandıracak

Ģeylerden uzak durmayı ilham eyle bana; ey

merhametlilerin en merhametlisi!.”

15- Ġmam Ali (a.s) evlendiği gece Hz. Fatıma (a.s)’ı

üzgün görünce; “Neden rahatsızsın?” dedi. Hz. Fatıma

(a.s) Ģöyle cevap verdi: “Ömrümün tükendiği ve kabir

evine konulacağım zamanı hatırladım. Babamın evinden

bu eve göçmem, buradan kabir evine göçeceğimi hatırlattı

bana. Allah aĢkına gel de bu gece birlikte Allah’a ibadet

edelim...”

16- “Hz. Ali (a.s), Hz. Fatime’nin iki gün bir Ģey

bulamayıp aç kaldığını öğrenince üzülerek; “Neden bu

durumu bana bildirmedin?” dediğinde, Hz. Fatıma (a.s)

Ģöyle dediler: “Ya Ebe’l Hasan! Gücünün dıĢında olan bir

Ģeyi senden isteyerek seni zorluğa düĢürebilirim diye

Rabbimden utandım.”

17- Bir gün Ġmam Ali (a.s) Hz. Fatıma’ya: “Ebu Bekir

ve Ömer kapının arkasında sizinle görüĢmek için izin

bekliyorlar ne dersiniz?” dediğinde Ģöyle dediler: “Ya Ali!

Ev senin evin, ben de senin eĢinim ne dilersen onu yap.”

18- Hz. Fatıma (a.s), şiilerinden olup olmamasını

bilmek isteyen birisine şöyle dedi: “Eğer emrettiğimiz Ģeyi

yerine getiriyor ve sakındırdığımız Ģeyden de sakınıyorsan

o halde sen bizim Ģiilerimizden olur aksi takdirde

olmazsın.”

Bunu duyan adam aldığı cevaptan rahatsız olunca Hz.

Fatıma şöyle buyurdular:

“Durum düĢündüğün gibi değildir. ġiilerimiz cennet

ehlinin en iyilerindendirler. Bizi seven, dostlarımızı dost

edinen ve düĢmanlarımızı kendine düĢman bilen herkes

cennet ehlidir. Ama sadece kalbi ve diliyle biz Ehl-i Beyt’e

teslim olup emir ve nehiylerimize muhalefet eden kimseler

gerçek Ģiilerimizden olmazlar. Elbette bununla birlikte

bunlar da bela ve musibetlere duçar olmak veya herkesin

toplanacağı kıyamet arasatının çeĢitli zorluklarına

katlanmak veya cehennemin üst tabakasının azabını

tatmak vasıtasıyla günahlardan temizlendikten sonra

cennet ehli olacaklardır. Onları, bize karĢı duydukları

sevgilerinden dolayı bulundukları yerden kurtarıp kendi

yanımıza götüreceğiz."

19- Hz. Fatıma (a.s) birinci ve ikinci halifeye hitaben

şöyle buyurdular: “Acaba Resulullah (s.a.a)’den size bir

hadis nakledersem onunla amel eder misiniz?” Evet

dediklerinde Ģöyle buyurdular: “Allah aĢkına söyleyin,

acaba Resulullah’ın Ģöyle buyurduğunu duymamıĢ

mısınız?: “Fatime’nin hoĢnutluğu benim hoĢnutluğumdur,

Fatime’nin öfkesi benim öfkemdir; öyleyse kim kızım

Fatıma’yı severse beni sevmiĢtir, kim Fatıma’yı

öfkelendirirse beni öfkelendirmiĢtir.” Evet bu hadisi

Resulullah’tan duymuĢuz dediler. Bunun üzerine

buyurdular ki: “Ben Allah’ı ve meleklerini Ģahit tutuyorum

ki, sizin ikiniz beni öfkelendirdiniz, beni hoĢnut

etmediniz, Peygamberi mülakat ettiğimde mutlaka sizin

ikinizi ona Ģikayet edeceğim.”

20- “Bir gün Resulullah (s.a.a), uyumak için yatağı

sermiĢ olduğum halde yanıma geldi ve Ģöyle buyurdu: “Ey

Fatıma, Ģu dört Ģeyi yapmadıkça uyuma: Kur’an’ı

hatmetmek, Peygamberleri Ģefaatçi kılmak, müminleri razı

etmek, Hac ve Umre yapmak.” Resulullah (s.a.a) bunları

buyurup namaza koyuldu, namazını bitirinceye kadar

sabrettim. Ya Resulellah! Dört Ģey yapmayı bana emrettin,

oysa onları Ģu halde yapmaya kadir değilim dedim.

Resulullah (s.a.a) gülümseyerek Ģöyle buyurdular: “Kulhu

vellah (Ġhlas) suresini üç defe okuduğunda Kur’an’ı

hatmetmiĢ gibi olursun; bana ve benden önceki

Peygamberlere salavat getirdiğinde kıyamet günü senin

Ģefaatçin oluruz; müminlere mağfiret dilediğinde hepsi

senden razı olur; “subhanellah velhamdu lillah vela ilahe

illellah vellahu ekber” dediğinde ise Hac ve Umre yapmıĢ

(gibi) olursun.”

21- Fatıma (a.s), Resulullah (s.a.a)’in Ģöyle

buyurduğunu söyledi: “Kocasını öfkelendiren kadına

yazıklar olsun; kocası kendisinden razı olan kadına da ne

mutlu.”

22- Fatıma (a.s), Resulullah (s.a.a)’in Miraç gecesi,

cehennemde azap gören kadınlar hakkında Ģöyle

buyurduğunu naklediyor: “...Saçıyla asılan kadının suçuna

gelince, o kadın saçını erkeklerden örtmüyordu. Diliyle

asılan kadının suçuna gelince, o kadın kocasını

incitiyordu... baĢı domuz baĢı, gövdesi de eĢek gövdesi

gibi olan kadının suçuna gelince, o kadın söz taĢıyan ve

yalancı idi. Köpek Ģeklinde olan kadının suçuna gelince, o

kadın makyaj yapan, bağırarak çok ağlayan ve kıskançlık

yapan birisi idi.”

23- “Babam Resulullah (s.a.a), Ali’ye (a.s) bakıp Ģöyle

buyurdu: “Bu ve bunun Ģiaları cennettedirler.”

24- “Babam Resulullah (s.a.a)’in, ölümüne yol açan

hastalığında -evi ashabıyla dolu iken- Ģöyle buyurduğunu

duydum: “Ey insanlar! Çok geçmeksizin sizin aranızdan

ayrılacağım, mazeretinizi tamamlayacak (size bir özür

bırakmayacak) bir söz size söylüyorum; bilin ki ben sizin

aranızda Rabbimin kitabını ve itretim olan Ehl-i Beyt’imi

emanet bırakıyorum.” Sonra Ali’nin elini tutarak Ģöyle

buyurdu: “Bu Ali, Kur’an iledir, Kur’an da Ali ildedir;

bunlar Kevser havuzunun baĢında yanıma gelinceye kadar

birbirlerinden ayrılmayacaklar. Ben kıyamet günü, benden

sonra bunların hakkında nasıl davrandığınızı sizden

soracağım.”

25- “Resulullah (s.a.a) camiye giriĢinde Ģöyle diyordu:

“Allah’ın adıyla, Allahım Muhammed’e salat eyle,

günahımı bağıĢla, rahmetinin kaplarını yüzüme aç.”

Camiden de çıktığında Ģöyle diyordu: “Allah’ın adıyla,

Allahım! Muhammed’e salat eyle, günahımı affet, lütuf ve

bağıĢ kapılarını yüzüme aç.”

26- “Cuma günü öyle bir vakit vardır ki, Müslüman bir

kul o vakitte Allah’tan bir hayır dilerse Allah onu ona

bağıĢlar, o vakit de, güneĢin yarısının batmaya koyulduğu

andır.”

27- “Babam Resulullah (s.a.a)’den namazında

gevĢeklik yapan kadın ve erkekler hakkında soru

sorduğumda Ģöyle buyurdular: “Kadın ve erkeklerden her

kim namazında gevĢeklik yaparsa Allah Teala onu on beĢ

belaya duçar eder: Allah Teala bereketi ömründen alır,

bereketi rızkından kaldırır, salih insanların simasını onun

yüzünden giderir, yaptığı her iĢe ücret (mükafat) verilmez,

duası göklere yükselmez (müstecab olmaz), salih

insanların duasından nasibi olmaz, zelil olarak ölür, açken

ölür, susuz olarak can verir; öyle ki dünya nehirlerinin

suyunu bile ona verirlerse susuzluğu giderilmez, Allah

Teala bir meleği onu kabirde rahatsız etmesi için memur

eder, kabri dar olur, kabri karanlık olur, Allah Teala bir

meleği, halkın ona baktığı halde yüz üstü çekip sürümesi

için görevlendirir, sıkı bir hesaba (sorgu suale) tabi tutulur,

Allah Teala, (rahmet gözüyle) ona bakmaz, onu

(günahlardan) arındırmaz ve onun için elemli bir azap

olur.”

28- “Muhammed (s.a.a) ve Ali (a.s), bu ümmetin

babalarıdırlar; onların eğriliklerini düzeltir, itaat

ettiklerinde onları ebedi azaptan kurtarır, uyum

sağladıklarında da onları daimi nimete götürürler.”

29- Hz. Fatıma (a.s) Hz. Ali’yi (a.s) kınayan bir cahile

şöyle buyurdu: “Ali’nin kim olduğunu biliyor musun? O

rabbani bir Ġmam, nurla dolu bir vücut, arif ve efendilerin

kutbu, pak ailenin oğlu, doğru olanı konuĢan, imamet

dairesinin merkezi, Peygamber’in iki gülü ve cennet

gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin’in

babasıdır.”

30- “Allah Teala, Gadir-i Hum vakıasından sonra hiç

kimseye bir bahane ve özür yolu bırakmamıĢtır.”

31- Hz. Ali’nin imametini Peygamber’in sözleriyle

kanıtlamak mümkün müdür? diyen birisine şöyle

buyurdular:

“Hayret! Gadir-i Hum gününü unuttunuz mu?

Resulullah’ın Ģöyle buyurduğunu duydum: Ali, aranızda

kendimden sonra bıraktığım en hayırlı kimsedir; Ali

benden sonra Ġmam ve halifedir. Daha sonra iki oğlum

Hasan ve Hüseyin ve Hüseyin’in neslinden olan dokuz kiĢi

en iyi Ġmamlardır. Onlara uyarsanız, onları hidayetçi ve

hidayete ermiĢ bulursunuz, muhalefet ederseniz kıyamet

gününe dek daima aranızda ihtilaf baĢ gösterir.” O zaman

Ali neden sustu ve kendi hakkını almadı? dediğinde de

Ģöyle buyurdular:

“...Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki: Ġmamın örneği

Ka’be örneğidir; halk ona gelmelidir, o halka değil.” Sonra

şöyle devam ettiler:

“Allah’a ant olsun ki eğer hakkı ehline bıraksalardı ve

Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine uysalardı, Allah konusunda

iki kiĢi bile ihtilafa düĢmezdi. Hz. Ali’den Ġmam

Hüseyin’in dokuzuncu evladı olan Hz. Mehdi’ye kadar

olan Ġmamlar biri birinin ardınca onu miras alırlardı. Ama

(ne yazık ki) cahil halk Allah’ın geriye attığını öne

geçirdiler, Allah'ın öne geçirdiğini geriye attılar. Hatta

seçileni inkar ettiler, onu kurutmaya koyuldular! Onlar

istek ve görüĢlerine uyarak bu çirkin yolu seçtiler.

Kahrolsunlar! Acaba Allah Teala’nın Ģu özünü

duymamıĢlar mıydı? “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer,

seçim onlara ait değildir.”(Kasas/68) Evet, onlar bunu

duydular fakat onlar Kur’an’ın buyurduğu gibi

kimselerdir: “Gerçek Ģu ki gözler kör olmaz ancak

sinlerdeki kalpler körelir.”(Hacc/46) Heyhat, onlar

dünyada uzun arzulara kapıldılar, öleceklerini unuttular.

Allah onları helak etsin, iĢlerini boĢa çıkarsın. Allah’ım,

yücelikten sonra küçülmekten sana sığınırım.”

32- Hz. Fatıma (a.s), babasından sonra Uhud’da Hz.

Hamza’nın kabri kenarında ezadarlık ettiğinde “Neden

halk sizin ve Ali’nin aleyhinde olup onun kesin olan

hakkını gasp ettiler?” dediklerinde şöyle buyurdu:

“Bunların hepsi Bedir savaĢından kalan kinler ve Uhud

savaĢının intikamlarıdır. Bu kinler münafık kalplerde

saklıydı. Ama hedeflerine ulaĢtıklarında (hükümeti gasp

ettiklerinde) kinlerini bize kustular.”

33- Hz. Resulullah’ın vefatı üzerine Hz. Fatıma Ģu Ģiiri

okudu:



Topraklar altında gizlenene de ki, bağırmamı ve

feryadımı duyuyor musun?

Öyle musibetler baĢıma geldi ki, gündüzün baĢına

gelseydi kararır gece oluverirdi.



Ben Muhammed’in gölgesinde himaye altında idim,

Hiçbir zulümden (düĢmandan) korkmuyordum, O

benim güzelimdi.



Bu gün zelil ve zulme uğramaktan korkuyorum,

Bana zulmedeni ridamla defediyorum.



Kumru gam ve kederden gece bir dala ağlasa,

Ben sabah vakti ağlarım.



Senden sonra hüznü munisim kılacağım,

Sana gözyaĢı döküp ağzımı açacağım (onu silah

edineceğim).



Ahmed’in türbesini koklayana ne gam,

Uzun zaman güzel bir koku koklamasa da.

34- Hz. Fatıma, Peygamber (s.a.a) defnedildikten sonra

perişan bir halde evden çıkıp halsizlikten babasının

kabrine zor ulaşabildi. Mihrabı, ezan okunan yeri görünce

bağırmasıyla yere düşmesi bir oldu. Kadınlar bu durumu

görünce yüzüne su serptiler. Ayıldığında babasının

kabrine bakarak şöyle dedi:

“Babacığım gücüm tükendi, bedenimde hal kalmadı,

düĢmanım Ģematet etti, üzüntü beni öldürdü.

Babacığım! Yalnız, hayran ve tek kaldım. Sesim

tutuldu, belim kırıldı, hayatım bunaldı, günlerim karardı.

Babacığım! Senden sonra yalnızlığım için bir munis,

gözyaĢımı dindirecek birisi, zaafım için bir yardımcı

bulamam. Babacığım! Senden sonra Kur’an’ın

hükmedildiği yer, Cebrail ve Mikail’in indikleri mekan

yok oldu.

Babacığım! Senden sonra sebepler (iliĢkiler) değiĢti,

kapılar yüzüme kapandı.

Babacığım! Senden sonra artık dünyadan nefret

ediyorum, nefesim tükeninceye dek sana ağlayacağım.

Babacığım! Sana olan aĢkım tükenmek bilmez, sana

olan hüznüm sona ermez. Eyvah babacığım! Eyvah

Allah’ım!”

35- Hz. Fatıma (a.s), Hz. Ali’yi biate götürmek için

evine saldıranların karşısında durup Hz. Ali’yi savunarak

şöyle buyurdular:

“Ey sapıklar, yalancılar! Ne diyorsunuz, ne

istiyorsunuz? Ey Ömer! Allah’tan korkmuyor musun?

Evime girmek mi istiyorsun? ġeytan hizbinle beni mi

korkutuyorsun? Oysaki Ģeytanın hizbi güçsüzdür. Yazıklar

olsun sana! Allah’a ve Peygamber’ine karĢı olan bu cesaret

nedir? Peygamber’in neslini yeryüzünden yok etmek ve

Allah’ın nurunu söndürmek mi istiyorsun? Bil ki, Allah

nurunu tamamlayacak ve onu ebedileĢtirecektir. Ey Ömer!

Senin azgınlığın beni evimden dıĢarı (namahremler önüne)

çıkardı; hücceti sana ve diğer her sapığa tamamladı. Ey

Hattap oğlu! Allah’a ant olsun ki, günahsızların belaya

yakalanmalarından korkmasaydım, Allah'a yemin edip

(bedduada bulunup) çabuk icabete eriĢtiğini görürdün.”

Dövülüp darbe aldıktan ve Muhsin ismindeki çocuğu

karnında öldükten sonra şöyle dediler:

“Ay babacığım! Yâ Resulullâh! ĠĢte çok sevdiğin kızına

böyle davranıyorlar! Ah! Ey Fizze! Gel de beni tut! Allah'a

ant olsun ki, karnımdaki yavrum öldürüldü!!!”

36- Hz. Fatıma camiye gidip konuşacağını ilan eder

etmez bu haber Medine’de beklemedik yankı yaptı.

Muhacir ve Ensar topluluğu, Peygamber’in yadigarı Hz.

Fatıma acaba halka ne konuşacaktır? diye camiye akın

yaptı. Hz. Fatıma Beni Haşim kadınlarının eşliğinde evden

dışarı çıkıp camiye doğru hareket etti. Camiye girdiğinde

kendisi için bir perde çektiler. Kendini ağlamaktan

alamadı. Öyle bir inledi ki, herkesi ağlattı. Mescidde sanki

kıyamet kopmuştu, ağlama sesleri birbirine karıştı. Herkes

iyice sustuktan sonra şöyle dedi:

“Verdiği nimetlere karĢı övgü sadece Allah'a

mahsustur. Ġlham ettiği Ģeylere karĢı Ģükür sadece O’na

aittir. BaĢlattığı bütün nimetler, bağıĢladığı bol bahĢiĢler,

verdiği bol ihsanlarına karĢı sena sadece O’na mahsustur.

Nimetleri sayılamayacak kadar çoktur, sonu karĢılığı

verilemeyecek kadar uzaktır, sonsuzluğu idrakten ıraktır.

Nimetlerin arttırılması için insanları Ģükretmeye davet etti,

onların çoğalması için halktan hamt etmeyi istedi. Ġkinci

kez de o nimetlerin (ahretteki) benzerine davet etti.

ġahadet ederim ki Allah’tan baĢka bir Ġlah yoktur.

Tektir ve ortağı yoktur. Bu kelimenin tevili ihlastır.

Kalpler O’na bağlanmıĢtır ve fikir onunla aydınlanmıĢtır.

Öyle bir Allah’tır ki gözler O’nu göremez, diller O’nu

(olduğu gibi) vasfedemez, akıllar O’nu nitelendiremez.

Bütün Ģeyleri yoktan var etti, herhangi bir Ģeyi örnek

edinmeksizin yarattı. Onların yaratılmasına bir ihtiyacı

olmaksızın ve hiçbir fayda gütmeksizin kendi iradesiyle,

hikmetini ispat emek, itaatine vakıf kılmak, kudretini

göstermek, kullarını ibadete çağırmak, davetini yüceltmek

için bunları yarattı. Sonra kullarını azaptan korumak ve

onları cennetine sevk etmek için kendisi itaat edene

mükafat vermeyi, isyan edeni ise cezalandırmayı takdir

etti.

ġahadet ederim ki, babam Muhammed (s.a.a) Allah’ın

kulu ve elçisidir. O’nu, elçi olarak göndermeden önce

seçti, yaratmadan önce O’na “Muhammed” adını verdi,

Peygamberlikle görevlendirmeden önce O’nu tercih etti. O

zaman diğer mahlukat daha gayb aleminde gizliydi,

korkunç perdelerle korunmuĢtu, yokluğun son derecesinde

esirdi (yokluk sınırını aĢmıĢ değildi). Allah Teala iĢlerin

sonunu bilirdi, bütün hadiselerden haberdardı,

mukadderatın yerlerini tanırdı.

Yüce Allah, emrini tamamlamak, hükmünü icra etmek,

kesin mukadderatını infaz etmek için Muhammed’i mebus

etti. Allah Teala, insanların dinlerinde ayrılığa düĢtüğünü,

tefrika ateĢine yöneldiklerini, putlara taptıklarını,

bilerekten Allah’ı inkar ettiklerini görünce, babam

Muhammed (s.a.a) vesilesiyle karanlıkları aydınlattı,

kalplerdeki karalıkları giderdi, gözler önüne çekilen

ĢaĢkınlık perdelerini kaldırdı. Babam, halkı hidayet etmek

için kıyam etti, onları sapıklıktan kurtardı, körlüklerini

giderip basiret verdi. Onları mutedil bir dine hidayet etti,

doğru bir yola çağırdı. Daha sonra Allah Teala Ģefkat ile

ve herhangi bir icbar söz konusu olmadan O’nun ruhunu

aldı. Artık Muhammed (s.a.a), bu dünyanın elem ve

sıkıntılarından rahat bulunmaktadır, öbür dünyada

mukarreb melekler ve bağıĢlayan Rabbin rıdvanıyla

beraberdir ve Allah’ın civar-ı kurbunda yaĢamaktadır.

Allah’ın salat, rahmet ve bereketi O’nun Peygamber’i,

emini ve yaratıkları arasından seçip beğendiği babama

olsun.”

Sonra halka hitap ederek şöyle buyurdu:

“Ey Allah’ın kulları! Siz, O’nun emir ve nehyinin

koruyucuları, din ve vahiy ilminin taĢıyıcıları, kendinize

olan eminleri ve dini diğer milletlere ulaĢtıran elçilerisiniz.

O’nun gerçek halifesi sizin aranızdadır. O, Allah’ın

daha önce size gönderdiği bir ahit ve aranızda bıraktığı bir

hüccettir. O, Allah’ın natık (konuĢan) kitabı ve sadık

Kur’an’ıdır. O, parlak bir nur ve aydınlatıcı bir ıĢıktır.

Delilleri aĢikardır, sırları açıktır, zahirleri vazıhtır. Ona

uyanlara gıpta edilir. Kendisine uyanı Allah’ın rıdvan-ı

cennetine götürür. Ona kulak vereni kurtuluĢa sevk eder.

Allah’ın aydın hüccetleri, açıklanmıĢ farzları, yasaklanmıĢ

haramları, yeterli delilleri, övülmüĢ erdemleri

(müstehapları), hibe edilmiĢ ruhsatları ve yazılmıĢ

Ģeriatları onun vesilesiyle elde edilir, kavranılır.

Allah Ģirkten arınmanız için imanı, kibirden

uzaklaĢmanız için namazı, nefsin temizlenmesi ve rızkın

artması için zekatı, ihlasın sağlamlaĢması için orucu, dini

ayakta tutmak için haccı, kalplerin düzelmesi için adaleti,

dinin düzene girmesi için bize itaati, ümmetin tefrikaya

düĢmemesi için bizim imametimizi, Ġslam’ın aziz ve üstün

olması için cihadı, Ġlahi mükafatı hakkedebilmek için

sabrı, toplumun maslahatı için iyiliği emretmeyi, gazaptan

korunmak için ana- babaya iyilik etmeyi, ömrün uzaması

ve nüfusun çoğalması için akrabalarla iliĢkiyi kesmemeyi,

kanların akıtılmaması için kısası, mağfirete yönelmek için

adağı yerine getirmeyi, eksik ölçmeyi önlemek için ölçü ve

tartıda tam hakkını vermeyi, lanetlenmekten korunmak

için kazif’ten (namuslu kadınlara zina isnadında

bulunmaktan) kaçınmayı, iffet ve emniyeti (toplumda)

hakim kılmak için hırsızlık yapmaktan uzak durmayı,

pislikten uzak olmak için Ģarap içmekten sakınmayı,

Rabliğine olan inancın ihlası için Ģirkten kaçınmayı farz

kıldı “Allah’tan, gerektiği Ģekilde çekinin, ancak

Müslüman olarak ölün.”(Al-i Ġmran/102) Size emrettiği ve

sizi ondan sakındırdığı Ģeyde Allah’a itaat edin. “Allah’tan

ancak alim olanlar korkar.”(Fatır/28)

Sonra şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Bilin ki ben Fatıma’yım, babam

Muhammed’dir. Yine tekrarlıyorum; ben Fatıma’yım,

babam Muhammed’dir! Yalan söylemiyorum ve hata da

etmiyorum. “Ant olsun, size içinizden bir peygamber geldi

ki, zahmet çekmeniz onu incitir ve üzer. Size çok

düĢkündür, müminlere çok merhametlidir, onlara hayır

diler.”(Tevbe/128) Eğer o Peygamberi tanıyorsanız,

bilmeniz gerekir ki, o Peygamber, sizin kadınlarınızın

babası değil benim babamdır, sizin erkeklerinizin değil

benim amcaoğlumun kardeĢidir. Onunla akrabalık ne de

güzeldir! O, risaletini halka ulaĢtırdı, onları Ġlahi azapla

korkuttu. MüĢriklerin yol ve yöntemlerinden yüz çevirdi.

Onların sırlarına ağır bir darbe indirdi. Onların boğazını

sıktı, hikmet ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağırdı.

Putları kırdı, küfrün baĢlarını dağıttı, sonunda küfür

topluluğu hezimete uğradı, geriye dönüp kaçtı, gece

sabahtan ayrıldı (karanlıklar yok oldu), hak ortaya çıktı,

dinin önderi söz sahibi oldu, Ģeytanların kükremesi kesildi,

nifak topluluğu helak oldu, küfür ve düĢmanlık düğümleri

çözüldü, siz de yüzleri ak ve oruçtan karınları aç kiĢilerin

arasında (hürriyetle) ihlas ( la ilahe illellah) kelimesini

söyler oldunuz.

Sizler (Peygamber-i Ekrem gelmeden önce) bir ateĢ

çukurunun kenarındaydınız, içenin içeceği değersiz bir

yudum su idiniz, tamahkarın ganimet bilip yiyivereceği bir

lokmaydınız, adavet ateĢini körükleyenler için uygun bir

alev idiniz, ayaklar altında eziliyordunuz. Develerin girip

kirlettikleri (çukur) suyu içiyordunuz, ağaç yapraklarını

gıda ediyordunuz, zelil ve aĢağılık bir hale düĢmüĢtünüz,

etrafınızdaki insanların sizi ezmesinden korkuyordunuz,

bütün bu bedbahtlıklardan sonra Allah Teala, babam

Muham-med vasıtasıyla sizleri kurtardı. Daha sonra

babam, yiğit kiĢiler, Arabın kurtları ve kitap ehlinin

isyancılarıyla denenip sınandı (onlarla savaĢtı).

Onlar ne zaman savaĢ ateĢini tutuĢturdularsa Allah-u

Teala onu söndürdü. ġeytanın boynuzu göründüğünde

(onlar baĢ kaldırdığında) veya müĢriklerden bir ejderha

ağzını açtığında kardeĢi Ali’yi onun ağzına atıyordu (onun

önüne çıkarıyordu), o da onun beliyle kulağını ayak altına

almadan ve onun püskürdüğü ateĢi kılıcıyla söndürmeden

geri dönmüyordu. Allah’ın rızasını kazanmak için bu

zorluklara katlanıyordu, O’nun emirlerini uygulamak için

çaba sarf ediyordu, Resulullah’a herkesten daha yakındı,

evliya-ullah’ın seyyidi (efendisi) idi. Her zaman (Allah’ın

ve Peygamber’in emrine) hazır, hayır isteyen, gayretli ve

emekçi idi. Allah'ın yolunda, kınayanların kınaması ona

mani olmazdı.

Hz. Ali tebliğ ve cihat ederken siz keyfinizi

sürdürmekte, rahatınıza bakmaktaydınız, mağlubiyete

uğramamızı ve bir haber çıkmasını bekliyordunuz. SavaĢ

anında geri dönüp düĢmanla savaĢmaktan kaçıyordunuz.

Allah Teala, Resulü için, Peygamberlerin evinin ve

seçkin kullarının yurdunu seçtiğinde (onu Firdevs

cennetine götürdüğünde) artık nifak dikeni (kalplerde

kinler) ortaya çıktı, din gömleği eskidi, kin besleyen

sapıklar, söz sahibi oldular, en düĢük kiĢiler ortaya çıktılar.

Batıl ehlinin boğur devesi böğürdü, arsanızda kuyruğunu

oynattı, Ģeytan yerinden baĢını çıkardı, sizi kendine

çağırdı, davetini icabet ettiğinizi, onun aldatmasına hazır

olduğunuzu gördü. Sonra hareket etmenizi istedi, siz de

hareket ettiniz, tehyiç olmanızı istedi, siz de tehyiç

oldunuz. Derken baĢkasının devesini damgaladınız (sizin

malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz), onu, sizin olmayan

bir çeĢmenin baĢına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i

Hum’daki biatinizden) uzun bir zaman geçmemiĢti,

Peygamber’in vefatından dolayı kalbimizin yarası çok

geniĢti, henüz iyileĢmemiĢti, Peygamber’in mübarek naĢı

henüz toprağa verilmemiĢti. Fitne çıkması korkusunu

bahane ederek kendinizi öne attınız. Ama bilin ki, fitnenin

ta içine düĢtünüz. ġüphe yok ki, cehennem küfre sapanları

kuĢatmıĢtır.

Heyhat! Siz nere, fitneyi yatırmak nere! No oluyor size?

Nereye gidiyorsunuz? Allah’ın kitabı sizin aranızdadır;

sözleri açık, ahkamı parlak, niĢaneleri göz kamaĢtırıcı,

emri ve nehiyleri aĢikardır. Ama siz onu arkanıza attınız.

Ondan yüz çevirmek mi istiyorsunuz? Yoksa Kur’an’dan

baĢkasıyla mı hükmediyorsunuz? Ondan baĢkasını almak

zalimler için ne de kötü değiĢmektir. (ġunu bilin ki;) “Kim

Ġslam’dan baĢka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez

ve o, ahrette hüsrana uğrayanlardandır” (Nisa/84) Sonra

(çalınan devenin) ürkmesi sakin ve dizginlenmesi kolay

olacak kadar bile sabretmediniz. Sonra fitne ateĢini

tutuĢturdunuz, onun közünü körüklediniz. Azgın Ģeytanın

çağrısına müspet cevap verdiniz. Parlak dinin nurunu

söndürmeye, seçkin Peygamber’in sünnetini boĢlamaya

koyuldunuz. Köpük içmek diyorken alttan çorba (veya süt)

içiyorsunuz. Ağaçlar arasında saklanan yırtıcı canavarlar

gibi onun (Peygamber’in) Ehl-i Beytine ve evlatlarına

doğru yürüyorsunuz. Bıçak kesmesi ve karına sokulan

mızrak ağrısı gibi olan sizden gördüğümüz bu zulümlere

sabretmekten baĢka bir çaremiz yoktur.

Siz Ģimdi Peygamber’den bize miras yetiĢmediğini mi

sanıyorsunuz? “Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorsunuz?

Kesin bilgiye inanan bir topluluk için, hükmü, Allah’ın

hükmünden daha güzel olan kimdir.”(Maide/150)

Benim Resulullah’ın kızı olduğumu bilmiyor musunuz?

Benim onun kızı olduğum parlak güneĢ gibi size açıktır.

Ey Müslümanlar! Babamın mirasının zorla elimden

alınması doğru mudur?

Ey Kuhafe oğlu (Ebu bekir)! Acaba senin babandan

miras alabileceğin ama benim babamdan miras

alamayacağım Kur’an’da mı yazılmıĢtır? ġüphesiz Allah’a

iftira ediyorsun. Bilerek mi Allah’ın kitabını (onun

düsturlarını) arkanıza attınız? Çünkü Allah Teala

Kur’an’da: “Süleyman, Davud’a mirasçı oldu”(Neml/16)

buyurmaktadır. Yine Yahya bin Zekeriyya’ın kıssasında,

Zekeriyya: “Rabbim! Bana kendi katından bir yardımcı

armağan et. Bana mirasçı olsun, Yakup oğullularına da

mirasçı olsun.”(Meryem/5-6) diye Allah’a yalvarmaktadır.

Yine Allah Teala Kur’an’da: “Akrabalar (Mirasta)

Allah’ın kitabına göre, birbirlerine önceliklidir.”(Enfal/75)

buyurmaktadır. Yine: “Çocuklarınız konusunda Allah,

erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder.”(Nisa/11)

buyurmaktadır. Yine: “Sizden birinize ölüm gelip çattığı

zaman, eğer geride bir hayır (mal, mülk vb.) bırakmıĢsa,

anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, meĢru)

bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karĢı gelmekten

sakınanlara bir hak olarak- size farz kılındı.”(Bakara/180)

buyurmuĢtur.

Benim için mirastan bir hisse olmadığını, babadan

miras alamayacağımı ve aramızda akrabalık bağı

olmadığını mı sandınız? Acaba Allah Teala bir ayeti size

mahsus kılmıĢ da babamı miras hükmünden istisna mı

etmiĢ? Yoksa iki dinin milletleri birbirlerinden miras

alamazlar mı diyorsunuz? Acaba ben ve babam bir dinden

değil miyiz? Yoksa siz, Kur’an’ın umum ve hususunu

babam ve amca oğlumdan daha iyi mi biliyorsunuz? Bu

yularlanmıĢ ve palanlanmıĢ deve (hilafet ve fedek) de

senin olsun al götür; kıyamet günü seninle görüĢecektir.

Allah ne güzel hükmeden, Muhammed ne güzel kefil ve

kıyamet ne güzel buluĢma yeridir! “O gün batılda olanlar

hüsrana uğrayacaklar” (Casiye/ 27) O gün piĢmanlık

duymanız size yarar vermeyecektir. “Her bir haber için

kararlaĢtırılmıĢ bir zaman (müstakar) vardır. Siz de

bileceksiniz.” (En’am/67) “Yakında öğrene-ceksiniz,

kendisini aĢağı kılan azap kime geliyor ve kesintisiz azap

kimin üzerine çöküyor?” (Zümer/40)

Sonra Ensar’a hitap ederek şöyle buyurdu:

“Ey cömert topluluğu! Ey dinin pazıları (yardımcıları)!

Ey Ġslam’ın koruyucuları! Benim hakkımda sizdeki bu

tamah (veya zaaf) ve mazlumiyetim hususunda sizdeki bu

uyuklama nedir? Babam Resulullah (s.a.a): “Kişinin

hürmeti, evladı hakkında korunmalıdır (evlada hürmet

babaya hürmettir.)” buyurmuyor muydu? Ne çabuk

değiĢiklik icat ettiniz? Ne çabuk boĢaltıp döktünüz

(kararlarınızı değiĢtirdiniz)? Sizin, istediğim ve elde

etmeye çalıĢtığım Ģeye gücünüz vardır. Muhammed öldü

(yaslıyız) diyorsunuz mu? Evet bu büyük bir musibetti,

gediği geniĢtir, yarığı çoktur; bitiĢiği yarıldı (artık hiçbir

Ģey onu telafi edemez). Onun gözlerden kaybolması

sebebiyle yeryüzü karanlık oldu, musibetinden dolayı

güneĢ ve ay tutuldu, yıldızlar dağıldı, arzular öldü, dağlar

alçaldı. Yine o öldüğünde harim kaldırıldı (sınırlar

çiğnendi), hürmet yok oldu (kimseye ihtiram ve saygı

bırakılmadı). Ant olsun Allah’a bu büyük bir felaket ve

büyük bir musibetti; dünyada bunun misli (canları yakan)

bir bela ve afet görülmemiĢtir. Ancak her akĢam ve sabah

evlerinizde okuduğunuz Kur’an onu (Peygamberin

ölmesini) açıkça bildirmiĢtir. Bu bela (ölüm) ondan önceki

Peygamber ve ilahi elçilere de gelip çatmıĢtır. Bu, kesin

bir hüküm ve kaçınılmaz olan bir kaza (karar) dır:

“Muhammed, yalnızca bir Peygamberdir. Ondan önce nice

Peygamberler gelip geçmiĢtir. ġimdi o ölürse, ya da

öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi

(cahiliyeye mi) döneceksiniz kim iki topuğu üzerine

gerisin geriye dönerse, Allah’a kesinlikle zarar veremez.

Allah Ģükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.”(Al-i

Ġmran/144)

Ey Kayle (Evs ve Hazrec’in ninesi) oğulları! Babamın

mirası sindirilsin mi? Oysaki siz beni görecek, sesimi

iĢitecek mesafedesiniz, sessiz durmuĢsunuz! Feryadımı

duyuyorsunuz, halimi biliyorsunuz; yeterince sayınız,

azığınız, gücünüz, silahınız ve siperiniz vardır. Ama

bununla birlikte çağrımı duyup cevap vermiyorsunuz,

imdat sesimi duyup yardım etmiyorsunuz. Halbuki

yiğitlikle meĢhur, hayır ve salahla ma’ruftunuz. Seçilen

seçkinler ve biz Ehl-i Beyt için beğenilen güzidelerdiniz.

Araplarla savaĢtınız, zorluklara katlandınız, çeĢitli

milletlerle çarpıĢtınız, yiğitlerle yüz yüze karĢılaĢtınız. Biz

adım attığımızda adım attınız, emrettiğimizde emre

uyuyordunuz. Nihayet Ġslam’ın değirmeninin taĢı dönmeye

baĢladı, günün sütü (ganimetler) çoğaldı, Ģirkin narası

kesildi, yalanın kaynaması durdu, küfür ateĢi söndü,

kargaĢalık daveti dindirildi, din nizamı düzene girdi.

Öyleyse yardım edeceğinizi açıkladıktan sonra neden

susarak geri döndünüz, himaye edeceğinizi ilan ettikten

sonra neden gizlediniz, teĢebbüste bulunduktan sonra,

neden geri çekildiniz, imandan sonra neden Ģirk koĢtunuz?

“Yeminlerini bozan, Peygamber’i (yurdundan) sürmeye

çabalayan ve sizinle ilk defa (savaĢa) baĢlayan bir

toplulukla savaĢmaz mısınız? Korkuyor musunuz

onlardan? Eğer iman etmiĢ kimseler iseniz, kendisinden

korkmanıza, Allah daha yakındır.”(Tevbe/13)

Görüyorum ki rahatlığa yönelmiĢsiniz, yöneticiliğe

herkesten layık olanı makamından uzaklaĢtırdınız,

müsterih oldunuz, darlıktan geniĢliğe çıktınız,

gizlediğinizi açığa vurdunuz, içtiğinizi kustunuz. (fakat

Ģunu bilin ki:) “Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü kafir

olursanız, gerçek Ģu ki, Allah ganidir ( hiçbir Ģeye muhtaç

değildir), hamiddir (bütün övgüler ona

mahsustur).”(Ġbrahim/8)

Bilin ki gerekeni söyledim, alçaldığınız (veya geçici

sarhoĢluğunuzu) da, kalplerinizin gizlediği hıyaneti de

biliyordum. Ama bunlar, dertli ruhun taĢması, öfkenin

dıĢarı dökülmesi, kalp çeĢmesinin coĢması, gönlün derdi

ve hücceti tamamlamaktı.

(Mesele yağmalamaksa) öyleyse bunu (hilafet ve

fedeki) alın, onu devenin arkasına yükleyip götürün; (fakat

Ģunu bilin ki) onun sırtı yağır olacak, ayakları aĢınacak,

kusuru kalacak (ve sizin için yüzkarası olacak)tır. O,

Allah’ın gazabıyla damgalanmıĢtır, rezilliği ebedi

kalacaktır ve sizi Allah’ın kalplere iĢleyen yakılmıĢ ateĢine

götürecektir. (Bilin ki) yaptıklarınız Allah’ın gözü

önündedir. “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba

uğrayıp devrileceklerini pek yakında

bileceklerdir.”(ġuara/227) Ben, “sizi Ģiddetli bir azabın

öncesinde uyarıp-korkutan.” (Sebe/46) Peygamber’in

kızıyım. Artık “Yapabileceğinizi yapın; kuĢkusuz biz de

(bir Ģeyler) yapmaktayız. Ve gözleyip durun; gerçekten biz

de gözleyip-durmaktayız.” (Hud/121)

Ebu bekir, Hz. Fatime’nin güçlü mantık ve delili

karşısında halkı aldatma yoluna baş vurarak şöyle dedi:

“Ey Resulullah’ın kızı! Baban müminlere karşı şefkatli ve

esirgeyiciydi, hiç şüphesiz Muhammed (s.a.a) bizim

kadınlarımızın babası değildi, senin babandı ve senin

kocanın kardeşiydi. Bunu çok iyi biliyoruz. Kim sizi

severse kurtuluşa erişir, kim size buğz ederse hüsrana

uğrar... hiç kimse seni hakkından mahrum edemez, seni

yalanlayamaz... Fakat Allah’a ant olsun ki, babanın şöyle

buyurduğunu duydum: Biz Peygamberler, altın, gümüş, ev

ve mülk miras bırakmayız, ilim ve nübüvvetten başka

mirasımız olmaz. Bizden geride kalan mallarımız

Müslümanların halifesinin yetkisindedir...”

Hz. Fatıma Ebubekir’e şöyle cevap verdi:

“Sübhanellah! Babam Allah’ın kitabından yüz çeviren,

ahkamına muhalefet eden değildi. Onun hükümlerine

uyan, onun surelerini takip edendi. Acaba hileye baĢ

vurarak ona iftirada bulunmak mı istiyorsunuz? Onun

ölümünden sonra sizin bu iĢiniz, onun hayatı döneminde

onu yok etmek için kurduğunuz tuzaklara benzemektedir.

Bu Kur’an, adaleti hakim ve hakla batılı birbirinden ayıran

natıktır. Kur’an: “Artık bana kendi katından bir yardımcı

armağan et. Bana mirasçı olsun, Yakup oğullarına da

mirasçı olsun.” (Meryem/5-6) “Süleyman Davud’a mirasçı

oldu” (Neml/ 16) buyurmaktadır.

Allah Teala feraiz ve miras hükümlerini Kur’an’da

beyan etmiĢ, zan ve Ģüpheye bir yer bırakmamıĢtır. “Hayır,

nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir iĢe sürüklemiĢ. Bundan

sonra (bana düĢen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-

uydurduklarınıza karĢı (kendisinden) yardım istenecek

olan Allah’tır.” (Yusuf/18)

Ebu bekir, Hz. Fatime’nin ezici delillerinden kendisini

kurtarmak için şöyle dedi: “...İkimizin arasında bu

insanlar hükmetmelidir. Çünkü beni onlar hilafete

seçtiler...”

Hz. Fatıma bunun üzerine o susan halka şöyle buyurdu:

“Ey batıl söze koĢan, çirkin ve helak edici ameller

karĢısında susan topluluk! “Kur’an’da düĢünmez misiniz?

Yoksa bir takım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuĢ?”

Hayır, yaptığınız kötü ameller kalplerinizi kaplamıĢtır;

kulaklarınızı, gözlerinizi kapamıĢtır. Tevil ettiğiniz

(yorumladığınız) ne de kötüdür! Biçtiğiniz ne de pistir!

Muameleniz ne de çirkindir! Vallahi onun mahmilini ağır,

sonucunu (veya vadisini) kötü havalı bulacaksınız.

Perdeler gözlerinizin önünden kaldırıldığında, onun

ardındaki Ģiddet ve mihnetler açığa çıktığında,

sanmadığınız Ģeyler Allah tarafından size aĢikar

edildiğinde, “ĠĢte orada hakkı iptal etmekte olanlar hüsrana

uğrayacaklarıdır” (Mü’min/78)

37- Bir gün Ensar ve Muhacirlerden bir grup kadın,

Hz. Fatime’nin ziyaretine gittiler. Ey Resulullah’ın kızı,

nasıl sabahladın, durumun nasıldır? diye sorduklarında

şöyle buyurdu:

“Allah'a ant olsun ki, dünyanızı sevmediğim,

erkeklerinize darıldığım halde sabahladım. Onları

denedikten sonra uzağa attım, sınadıktan sonra onlara

sinirlendim. Keskinin körelmesi, ciddiyetten sonra

gevĢeklik, baĢı kayaya çalmak, mızrağın (veya kanalın)

çatlaması, görüĢlerin bozulması, isteklerin sapması ne de

kötüdür! “Kendileri için nefislerinin takdim ettiği Ģey ne

de kötüdür. Allah onlara gazaplandı ve onlar azapta ebedi

kalacaklardır.”(Maide/81-82) Çaresizlikten onun (Fedek

ve Hilafetin) ipini onlara taktım, onu onlara yükledim,

onun baskınını onlara yaptım (diyeceğimi dedim). Zalim

kavim hayır görmesin, neticesiz kalsın, rahmetten uzak

olsun. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti), risalet

kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden,

Ruh’ul Emin’in (Cebrail’in) indiği evden, din ve dünya

iĢlerine alim olanın elinden çıkardılar. “Bilin ki bu, büyük

ve açık bir hüsrandır.” Ali’den intikam almalarının sebebi

ne idi? Allah'a ant olsun ki, onun kılıcının kimseyi

tanımamasından, ölüme itina etmemesinden, düĢmanları

çiğnemesinden, çarpıĢmasının cezasından (onlara kılıç

sallamasından) ve Allah rızası için olan öfkesinden dolayı

ondan intikam aldılar. Allah’a ant olsun ki, eğer yoldan

çıksaydılar (mani olmasaydılar), Resulullah’ın Ali’ye

bıraktığı yulardan (önderlikten) ve onu kabul etmekten

vazgeçselerdi ve onu (hilafet devesini) Ali’ye bıraksalardı,

bu deve onları doğru yola götürürdü, burunsallığı kimseyi

yaralamazdı, yürümesi ağırlaĢmazdı, binicisi yorulmazdı,

onları hazım ve kanık veren temiz suyun kaynağına

götürürdü, yanları suyu bulandırmazdı, onları doyurup geri

getirirdi.

Hz. Ali onlara, gizli ve açık nasihat etti. Hilafete

ulaĢsaydı zenginlikten çok süslenmezdi (Beyt-ul maldan

kendisi için zahire etmezdi), susuzluğunu ve açlığını

gidereceği az bir miktar hariç dünya malından bir Ģey elde

etmezdi. O zaman kimin zahit, kimin dünyaya haris

olduğu, kimin doğru konuĢan, kimin de yalancı olduğu

ortaya çıkmıĢ olacaktı. “Eğer halk inansalardı, korkup-

sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem de

yerden bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar

yalanladılar, biz de onları kazandıkları Ģeylerden dolayı

cezalandıracağız.”(A’raf/96) “Bunlardan zulmetmiĢ

olanlara da, kazanmakta oldukları kötülükler isabet

edecektir. Ve onlar (Allah'ı) aciz bırakabilecekler de

değillerdir.”(Zümer/51)

38- “Emir-ul Müminin Ali hakkında Allah’ın ve

Peygamber’in ahdini bozan, hakkımdan dolayı bana

zulmeden, mirasımı gasp eden, babamın bana yazdığı

Fedek’in malikiyet senedini yakan, tanıklarımı tekzip eden

kimseler bana namaz kılmasınlar. Allah’a ant olsun ki, o

tanıklar Cebrail, Mikail, Emir-ul Muminin Ali ve Ümmü

Eymen’di. Bize yardım edilmesi gerektiğinde onlar

(ashap) evlerine çekildiler. Oysa Emir-ul Müminin Ali

beni, Hasan ve Hüseyin’le birlikte gece ve gündüz onların

(Muhacir ve Ensarın) evlerine götürüyordu. Allah'ı,

Peygamberi onlara hatırlatıyordum; biz Ehl-i Beyt’e

zulmetmeyin, Allah’ın bize verdiği hakkı gasp etmeyin

diyordum. Gerçi, size yardım edeceğiz diye olumlu cevap

veriyorlardı, ama gündüz olunca bize yardım etmekten

vazgeçiyorlardı. Nihayet bizim eve saldırdılar, kapımızın

önüne çok odun topladılar, o odunları yakarak bizi yakmak

istediler... Böyle bir ümmet mi bana namaz kılacak?!!!”

39- “Ya Ali! Ben öldüğümde sen bana gusül ver, benim

kefin defin iĢlerimi sen üstlen, namazımı sen kıl, beni

kabrime koy defnet, kabrimin üzerindeki toprağı dümdüz

et, yüzüme taraf baĢımın yanında otur, çok Kur’an ve dua

oku. Çünkü bu anlarda ölü dirilerle üns etmeye muhtaçtır.

Ben seni Allah’a ısmarlıyorum ve evlatlarım hakkında

güzel davranmayı sana tavsiye ediyorum.”

40- Hz. Fatime’nin vefatından sonra Hz. Ali (a.s)

yazılan vasiyetnameyi çıkarıp okudu. o vasiyetnamede

şöyle yazılmıştı:

“Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Bu Resulullah’

ın kızı Fatime’nin vasiyetnamesidir. O, Allah’tan baĢka bir

ilahın olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi

oldu-ğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna, kıyamet

gününün geleceğine ve onun gelmesinde bir Ģüphe

olmadığına tanıklık ediyor. Ya Ali! Ben Muhammed’in

kızı Fatıma’ yım, dünya ve ahrette seninle olmam için

Allah beni seninle evlendirdi. Sen baĢkalarından bana daha

layıksın. Bana gusül verme ve beni kefenleme iĢlerini gece

yap, bana gece namaz kıl, beni gece defnet ve hiç kimseye

haber verme. Seni Allah’a ısmarlıyorum; kıyamet gününe

dek evlatlarımı selamlıyorum.”





KAYNAKLAR

1- Bihar, c.68,s.249. Avalim, c.11,s.623. Nehc’ul-

Hayat, s.25.

2- ġerh-i Nehc’ul- Belağa, c.16,s.211. Nehc’ul- Hayat,

s.36.

3- Yenabi’ul- Mevedde, s.213. Menakıb-i Harezmi,

s.47. Zehair’ul- Ukba, s.92. Nehc’ul- Hayat, s.48.

4- Bihar, c.72,s.401. Avalim, c.11,s.628. Nehc’ul-

Hayat, s.26.

5- Delail’ul- Ġmamet. Nehc’ul- Hayat, s.157.

6- Bihar, c.101,s.36. KeĢf’ul- Ğumme, c.2,s.23.

Nehc’ul- Hayat, s.160.

7- Bihar, c.43,s.92. Avalim, c.11,s.223. Mecma’uz-

Zevaid, c.9,s.202. Nehc’ul- Hayat, s.164.

8- Musned-i Ahmed, s.28. Kenz’ul- Ummal, c.16,s.426.

Nehc’ul- Hayat, s.312.

9- Vekayi’ul- Eyyam, c.Siyam, s.295(Hiyabani).

Nehc’ul- Hayat, s.271.

10- Delail’ul- Ġmamet, s.7. Avalim, c.11,s.626.

Nehc’ul- Hayat, s.158.

11- Nefais’ul- Lübab, c.3,s.124.(el yazılı). Avalim,

c.11,s.629. Nehc’ul- Hayat, s.56.

12- Bihar, c.43,s.82. KeĢf’ul- Ğumme, c.2,s.25.

Beyt’ul- Ahzan, s.22. Nehc’ul- Hayat, s.149.

13- Bihar, c.2,s.3. Mehaccet’ul- Beyza, c.1,s.30.

Avalim, c.11,s.621. Nehc’ul- Hayat, s.225.

14- A’yan’uĢ- ġia, c.1,s.323.

15- Ġhkak’ul- Hak, c.4,s.481. Ğayet’ul- Meram fi

Rical’il- Buhari, s.295. Nehc’ul- Hayat, s.35.

16- Bihar, c.371,s.303. Fezail’ul- Hamse, c.2,s.147.

Nehc’ul Hayat, s.!9.

17- Bihar, c.28,s.303. Sahih-i Muslim, c.2,s.72.

Nehc’ul- Hayat, s.22.

18- Tefsir’ul- Burhan, c.4,s.21. Avalim, c.11,s.620.

Leali’l- Ahbar, c.5,s.156. Nehc’ul- Hayat, s.26.

!9- El-Ġmamet-u ve’s- Siyase, c.1,s.14.

20- Fatimet’uz- Zehra Behcet-u Kalb’il- Mustafa,

c.1,s.304.

21- Bihar’ul- Envar, c.8,s.310.

22- Bihar’ul- Envar, c.8,s.309.

23- Ġhkak’ul- Hak, c.7,s.308.

24- Yenabi’ul- Mevedde, s.44.

25- Müsned-i Fatimet’uz- Zehra, s.215.

26- A.K. s.227.

27- A.K. s.235.

28- Bihar, c.23,s.259. Tefsir’ul- Burhan, c.3,s.245.

Nehc’ul- Hayat, s.37.

29- Riyaheyn’uĢ- ġeria, c.1,s.93. Nehc’ul- Hayat, s.44.

30- Bihar, c.43,s.158. Hisal, c.1,s.173. Delail’ul-

Ġmamet, s.38. Nehc’ul- Hayat, s.42.

31- Bihar, c.36,s.353. Avalim, c.11,s.444. Ğayet’ul-

Meram, s.96. Nehc’ul- Hayat, s.38.

32- Bihar, c.43,s.156. Menakıb-i Ġbn-i ġehraĢub,

c.2,s.205. Nehc’ul- Hayat, s.46 ve 117.

33- Avalim, c.11,s.454. Menakıb, c.1,s.242. A’lam’un-

Nisa, c.4,s.113. Nehc’ul- Hayat, s.199.

34- Bihar, c.43,s.176. Avalim, c.11,s.487. Nehc’ul-

Hayat, s.71.

35- Bihar, c.53,s.18. Kafi, c.1,s.460. Avalim,

c.11,s.401. Nehc’ul- Hayat, s.137.

36- ġerh-i Ġbn-i Ebi’l- Hadid, c.16,s.236. KeĢf’ul-

Ğumme, c.1,s.492. Müruc’uz- Zeheb, c.2,s.311. Bihar,

c.43,s.206. A’lam’un- Nisa, c.4,s.116. Muraciat, s.103.

Tezkiret’ul- Havass, s.179. KeĢf’ul- Mehacce, s.124. el-

Ġmamet-u ve’s- Siyase, c.2,s.14. el-Ġsabe, s.61. Usd’ul-

Ğabe, c.2,s.522. Tarih-i Ġbn-i Kesir, c.12,s.441. Ġkd’ul-

Ferid, c.2,s.6. Mizan’ul- Ġ’tidal, c.2,s.172.

37- Ġhticac, c.1,s.108. Emali, c.1,s.384. Delail’ul-

Ġmamet, s.39. Belağet’un- Nisa, s.32. KeĢf’ul- Ğumme,

c.23,s.147. ġerh-i Ġbn-i Ebi’l Hadid, c.16,s.233. A’lam’un-

Nisa, c.4,s.123. Bihar, c.43,s.158. Avalim, c.11,s.445.

Ġhkak’ul- Hak, c.10,s.306. Nehc’ul- Hayat, s.126.

38- Bihar, c.43,s.204. KeĢf’ul- Ğumme, c.1,s.494.

Mecma’un- Nureyn.147. Nehc’ul- Hayat, s.291.

39- Bihar, c.79,s.27. Beyt’ul- Ahzan, s.176. Nehc’ul-

Hayat, s.315.

40- Bihar, c.43,s.214. A’yan’uĢ- ġia, c.1,s.321. Avalim,

c.11,s.514. Nehc’ul- Hayat, s.320.

HZ. ALİ (A.S)

HZ. ALĠ (A.S)’IN KISACA HAYATI

Hz. Ali (a.s) hicretten 23 yıl önce Recep ayının 13.

gününde Mekke’de dünyaya geldi. Babası Ebu Talib,

annesi Eset kızı Fatime’dir. Altı yaĢında iken

Peygamberimiz onu kendi evine götürdü. Terbiye ve

himayesini bizzat kendisi üstlendi. Hz. Ali (a.s)

Peygamber (s.a.a)’e ilk iman eden kimsedir. O her zaman

Hz. Muhammed (s.a.a) ile beraberdi. Leylet’ul- Mebitte

(Hz. Ali’nin Resulullah (s.a.a)’in yerinde yattığı gece)

kafirler Peygamber (s.a.a)’in evine gelip de onu öldürmek

istediklerinde Hz. Ali (a.s) onun yatağında yattı. Hz. Ali

(a.s) Peygamber (s.a.a)’in kızı Hz. Fatime’nin eĢi idi. Hz.

Muhammed (s.a.a) Medine’ye hicret ettiğinde müminler

arasında kardeĢlik bağı kurarken Hz. Ali (a.s)’ı kendi

kardeĢi olarak seçti. Resulullah (s.a.a) döneminde

gerçekleĢen savaĢların çoğunda Müslümanların zaferi Hz.

Ali (a.s)’ın kılıcıyla gerçekleĢmiĢ, bu savaĢlardaki fetihleri

yüzünden Hz. Resulullah (s.a.a) “Ali’den başka yiğit ve

Zülfikar’dan başka kılıç yoktur” diyen kutsi hadisle Hz.

Ali’yi övmüĢtür. Yine Handek savaĢında, Ġslam ordusuna

korku ve dehĢetin hakim olduğu bir sırada, müĢriklerin en

büyük kahramanı olan Amr bin Abduved’i yere serdiğinde

Resulullah (s.a.a) “Ali’nin bu darbesi bütün insan ve

cinlerin ibadetinden daha üstündür” buyurmuĢtur...

ġia inancına göre, Hz. Ali (a.s) Ġlahi emir gereği Hz.

Resulullah (s.a.a)’in halifesi olan 12 masum Ġmam’ın

ilkidir. Resulullah (s.a.a) davetini ilk ilan ediĢinden

itibaren, çeĢitli münasebetlerle, Hz. Ali (a.s)’ın bu Ġlahi

makama sahip olduğunu açıklamıĢtır. Ama Hz.

Resulullah’tan sonra bazı sebeplerden dolayı ilk üç halife

döneminde Hz. Ali’nin zahiri hilafeti gerçekleĢmemiĢtir.

Hz. Ali (a.s) Osman’ın hilafetinden sonra Hicretin

35’inci yılında Müslümanların halifesi oldu. Hz. Ali (a.s)

her Ģeyden önce geçmiĢteki valilerin çoğunun iĢ baĢında

olmalarını uygun görmeyince, onları görevinden alarak

onların yerlerine layık gördüğü kimseleri tayin etti. Bu

arada bir takım insanlar Ģahsi çıkarları için ona muhalefet

edip Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaĢlarında ona karĢı

savaĢtılar.

Hz. Ali (a.s) takvada, hakka ibadet etmekte, cesarette,

yiğitlikte ashap arasında eĢsiz birisi idi. Hz. Ali (a.s) hakkı

ve Ġlahi kanunu icra ediyor, her zaman için mazlumlara

yardımcı olup zalimlerle savaĢıyordu. Hz. Ali (a.s) adaleti

icra etmekte hiçbir kimseye bir ayrıcalık tanımaz,

yakınlarına bile müsamahalı davranmaz, herkese eĢit

davranırdı.

Hz. Ali (a.s) ilimde ashabın en bilgini idi. Resulullah

(s.a.a); “Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır”

buyurmuĢtur. Üç halife döneminde Ģer’i meselelerin

çözümü için ona müracaat edilirdi. Nehc’ul- Belağa kitabı

onun hutbe, mek-tup ve sözlerinden bir kısmını

içermektedir.

Hz. Ali (a.s) hicretin 40. yılında Ramazan ayının 19.

gününün sabahı Kufe camisinde namaz kılarken kılıç

darbesi almıĢ ve aldığı darbe sonucu Ramazanın 21. günü

Ģehit olmuĢtur. Hz. Ali (a.s)’ın kutsal mezarı Irak’ın Necef

Ģehrindedir.

HZ. ĠMAM ALĠ (A.S) DAN KIRK

HADĠS

1- Ġmam (a.s) Malik EĢter’e yaptığı vasiyetinde Ģöyle

buyurmuĢtur:

“...Halkın kusurlarını bağıĢlayınca piĢman olma,

onlara ceza verince de sevinme. Bir mazeret bulup da göz

yumabileceğin bir cezayı vermekte acele etme. Ben bir

buyruk verenin tayin ettiği görevliyim, emrime uyulması

gerek demeye kalkıĢma. Çünkü bu çeĢit düĢünce gönlü

bozar, dini gevĢetir ve (insanı) fitneye yaklaĢtırır.

Bedbahtlığa düĢmekten Allah’a sığın. Eğer hükümdarlığın

seni kendini beğenmeğe ve büyüklük taslamaya sevk eder

ve kendin için azamet ve büyüklük taslarsan, baĢının

üzerindeki Allah’ın mülkünün azametine ve O’nun, senin

yapmadığın Ģeylere olan gücüne bak; bu, baĢ kaldıran

(serkeĢlik eden) nefsini yatıĢtırır; kibrini, gururunu giderir;

dağılıp giden aklını baĢına getirir. Sakın Allah’ın

azametiyle boy ölçüĢmeye, kendi gücünü ve kuvvetini

O’nun kudretine benzetmeye kalkıĢma. Çünkü Allah, her

zorbayı zelil eder ve kibirlenip büyüklük taslayanı

alçaltır...”

2- “Yemek yerken Allah’ı çok anın, konuĢmayın.

Çünkü yemek, Allah’ın nimet ve rızklarından biridir;

Ģükrü ve hamdı ise size farzdır. Nimet elinizden çıkmadan,

ona iyi davranın (kadrini bilin Ģükrünü yerine getirin); zira

nimet (sahibinden) ayrılır ve sahibinin kendisine nasıl

muamele ettiğine dair Ģahadet eder. Kim Allah’ın az

rızkına razı olursa, Allah da onun az ameline razı olur.”

3- “Kur’ân’la oturan bir kimse kalktığında mutlaka bir

fazlalık veya bir eksiklikle kalkar; hidayeti fazlalaĢır veya

körlüğü azalır. ġunu da bilin ki Kur’ân’la olan kimsenin

bir ihtiyacı kalmaz, Kur’ân’dan ayrılanın ise bir zenginliği

olmaz.”

4- “Bir toplumun yaptığına razı olan, o iĢe katkısı

olanlardan sayılır; Batıl iĢte bizzat bulunan kimsenin iki

suçu vardır, o iĢi iĢlemek suçu ve o iĢe razı olmak suçu.”

5- Ġmandan sorduklarında Ģöyle buyurdu:

“Ġman dört direk üstünde durur: Sabır, yakin, adalet,

cihat. Sabır dört kısımdır: Özlem, korku, çekinmek,

hazırda durmak. cenneti özleyen, nefsani dileklerden

vazgeçer; cehennemden korkan, haramlardan çekinir,

dünyada çekinen dünya musibetlerini hiçe sayar; ölüme

karĢı hazırda duransa hayırlı iĢlere koĢar.

Cihat da dört kısımdır: Ġyiliği emretmek, kötülüklerden

sakındırmak, mücadele sahalarında sıdk ile direnmek,

hakka uymayanlara kin beslemek. Ġyiliği emretmek,

müminlerin bellerini güçlendirir; kötülükten sakındırmak,

kafirlerin burunlarını toprağa sürer; mücadele sahalarında

sıdk ile direnen, kendi vazifesini yapar; hakka

uymayanlara kin besleyen ve Allah için kızan ise öyle bir

hale (makama) erir ki, Allah onun için (onun

düĢmanlarına) kızar ve kıyamet günü onu razı eder.”

6- “Cihat cennetin kapılarından bir kapıdır, Allah onu

ancak özel kullarının yüzüne açmıĢtır. Cihat takva elbisesi,

Allah’ın sağlam zırhı ve güvenilir kalkanıdır. Kim cihadı

terk ederse Allah ona zillet elbisesini giydirir.”

7- “Gerçekten de fitneler, heva ve heveslere uymakla ve

Allah’ın kitabına ters düĢen hükümlerin bid’at olarak

çıkarılmasıyla baĢlar. Bu iĢlerde insanlar diğer insanlara

Allah’ın dini dıĢında hüküm sürer. Batıl haktan tam

ayrılsaydı arayanlara gizli kalmazdı, eğer hak da batıla

karıĢtırılmaktan kurtulsaydı, düĢmanların dili ondan

kesilirdi. Fakat bundan (haktan) bir demet, ondan

(batıldan) da bir demet alınıp sonra birbirine karıĢtırılıyor,

böyle olduğunda da Ģeytan kendi dostlarına musallat

oluyor; sadece Allah’ın önceden kendilerine bir lütufta

bulunduğu kimseler kurtuluyor.”

8- “Allah’ın dini kiĢilerle tanınmaz; hakkın

niĢaneleriyle tanınır. Öyleyse hakkı tanı, hakka uyanları

tanırsın.”

9- “Sakın baĢkasının kölesi olma; çünkü Allah seni hür

yaratmıĢtır.”

10-“Ġyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ne

insanın ecelini yaklaĢtırır ve ne de rızkını azaltır, ama

sevabı artırır ve mükafatı çoğaltır. Bunlardan daha faziletli

olan ise zalim bir yönetici karĢısında adaletli bir söz

söylemektir.”

11- “Ġyi ve yumuĢak davranıĢla ıslah olmayan kimseyi,

güzel ceza ıslah eder.”

12- “Belimi iki adam kırmıĢtır; konuĢmasını bilen

fasıkla Ģuursuz abit. O diliyle fasıklığını örtüyor ve bu da

ibadetiyle cehaletini. Fasık alimlerle cahil abitlerden

korkun! Aldananları bunlar aldatır. Ben Hz. Resulullah’tan

duydum Ģöyle buyuruyordu: “Ey Ali! mmetimin helak

oluĢu, dilli münafıkların eliyledir.”

13- “Ġyi insanla kötü insan senin yanında aynı seviyede

olmamalıdır. Çünkü bu, iyileri iyilik yapmaktan soğutur;

kötüleri de kötülük yapmaya dadandırır.”

14- “Ġnsanlar dünyalarını düzene sokmak için dinlerine

ait bir Ģeyi terk ettiler mi Allah ondan daha zararlı bir Ģeyi

onların yüzüne açar.”

15- “Dünya, körün gözünün iĢlediği son yerdir, ondan

ötesini göremez; ama gözü sağlam olan bakıĢını ondan

öteye vardırır ve ebedi evin (gerçek barınağın) onun

ötesinde olduğunu anlar. Öyleyse gözü olan ona göz

dikmez; kör olan ise ona göz diker; gözü olan ondan azık

toplar, kör olan ise ona azık toplar.”

16- “Kendini, kendinle diğerleri arasındaki Ģeylerde

ölçü yap; kendin için sevdiğini baĢkaları için de sev,

kendin için sevmediğini baĢkaları için de sevme; sana

zulüm yapılmasını sevmediğin gibi sen de zulüm yapma;

kendine iyilik yapılmasını sevdiğin gibi, sen de iyilik yap;

diğerlerine kötü saydığın Ģeyleri kendine de kötü say;

insanların senden olana razı olmasını istediğin gibi sen de

onlardan olana razı ol; bilmediğini söyleme, hatta her

bildiğini de söyleme; sana söylenmesini istemediğin Ģeyi

diğerlerine söyleme.”

17- “Ey oğlum, tefekkür nur, gaflet zulmet, cehalet ise

sapıklıktır. Mutlu, baĢkalarından öğüt alan kimsedir. Edep

en iyi mirastır. Güzel ahlak en iyi arkadaĢtır. Akrabalarla

iliĢkiyi kesmekte bereket (bolluk) olmadığı gibi fısk-u

fucurda da zenginlik olmaz.”

18- “Çok konuĢan çok hata yapar, çok hata yapanın

hayası az olur, hayası az olanın günahtan çekiniĢi azalır,

günahtan az çekinenin kalbi ölür, kalbi ölen kimse ise

ateĢe girer.”

19- “Söyleyene bakma, söylediğine bak.”

20- “Bütün hayırlar üç Ģeyde toplanmıĢtır: BakıĢ, susma

ve konuĢma. Ġbret almak için olmayan her bakıĢ boĢtur;

fikirle birlikte olmayan her susma gaflettir; içerisinde zikir

olmayan her konuĢma faydasızdır. Ne mutlu bakıĢı ibret,

susması fikir, konuĢması zikir, hatalarına ağlayan ve eziyet

etmeyeceğinden insanların emin oldukları kimseye.”

21- “Oğlun babanın boynunda hakkı vardır; babanın da

oğlun boynunda hakkı vardır. Babanın oğlun boynundaki

hakkı, Allah’a karĢı günah olmayan her Ģeyde ona itaat

etmesidir; oğlun babanın boynundaki hakkı ise oğluna

güzel isim koyması, onu iyi terbiye etmesi ve ona Kur’ân’ı

öğretmesidir.”

22- “Dünya, onunla doğru davranana doğruluk

yurdudur; ondan bir Ģey anlayana kurtuluĢ evidir, ondan

azık toplayana zenginlik diyarıdır. Dünya, Allah

peygamberlerinin mescidi, vahyinin iniĢ yeri, meleklerinin

namazgahı, dostlarının ticaret yurdudur; orada rahmet elde

eder ve cenneti kazanırlar. Dünya, ayrılacağını bildirdiği,

uzaklaĢacağından haber verdiği ve kendisinin faniliğini

anlattığı halde onu kınayan kimdir? Dünya neĢesiyle onları

neĢeye teĢvik etmiĢtir, belasıyla beladan korkutmuĢtur;

bazen korkutmuĢ, bazen sakındırmıĢtır; bazen

meyillendirmiĢ, bazen inzar etmiĢtir. Öyleyse ey dünyayı

kınayan ve dünyanın aldatmasına kapılan, ne vakit dünya

aldattı seni? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helak

oldukları yerlerle mi aldattı seni, yoksa yer altına attığı

analarının yattığı yerlerle mi kandırdı seni?!”

23- “Sizin için korktuğum Ģeylerin en korkuncu iki

Ģeydir; heva ve hevese uymak ve uzun dileklere kapılmak.

Heva ve hevese uymak insanı haktan alı koyar, uzun

dileklere kapılmak ise ahireti unutturur.”

24- “Kim gizlideki durumunu düzeltirse, Allah onun

aĢikardaki durumunu düzeltir. Kim dini için çalıĢırsa,

Allah dünyasını temin eder. Kim kendisiyle Allah arasında

olanı güzelleĢtirirse, Allah onunla insanlar arasında olanı

güzelleĢtirir.”

25- “Bütün iĢin, ailen ve çocukların için uğraĢmak

olmasın; çünkü ailen ve çocukların Allah’ın dostlarıysa

Allah dostlarını kaybetmez, eğer Allah’ın düĢmanlarıysa

niçin Allah’ın düĢmanları için bu kadar çalıĢıp durasın?”

26- “Kim Allah katında makamının nasıl olduğunu

bilmek istiyorsa, günah iĢlediği zaman Allah’ın kendi

yanındaki makamının nasıl olduğuna baksın.”

27- “Yüzünün suyu donmuĢtur; ancak bir Ģey istersen

yumuĢar, sızıp damlamaya baĢlar. Öyleyse kime yüz suyu

döktüğüne dikkat et.”

28- “Ġnsan oğluna kibirlenmek yakıĢır mı, dün bir meni

parçasıydı, yarın bir leĢ olacak...”

29- “Gerçek fakihin (din aliminin) kim olduğunu size

söyleyeyim mi? Gerçek fakih, insanların Allah’a isyan

etmesine müsaade etmeyen, onları Allah’ın rahmetinden

ümitsizleĢtirmeyen, onları Allah’ın azabına karĢı emin

kılmayan ve Kur’ân’ı bırakıp baĢka Ģeylere yönelmeyen

kimsedir. Bilinçsiz ibadette, fikirsiz ilimde, tedebbür

(dikkat ve tefekkür) edilmeyen kıraatte hayır yoktur.”

30- “Günlerinizi maceralar anlatmak, Ģöyle böyle

yaptım demekle geçirmeyiniz. Çünkü amellerinizi koruyan

muhafızlar sizinle bilirliktedir. Allah’ı, her yerde anın.

Peygamber (s.a.a)’e ve Ehl-i Beyt’ine salavat getirin. Zira

Allah-u Teala, O Hazreti andığınızda ve O’na saygıda

bulunduğunuzda duanızı kabul eder.”

31- “Gerçekten takvalı kimseler, hem geçici dünyanın

nimetlerinden yararlandılar, hem de ahirette verilecek

nimetleri kazandılar; dünya ehlinin dünyasına ortak

oldular, ama dünya ehli onların ahiretinde onlara ortak

olamadılar.”

32- “Bir insan, ciddi olsun Ģaka olsun her türlü yalanı

terk etmedikçe imanın tadını alamaz.”

33- “Eğer dinini dünyaya tabi kılarsan, hem dinini hem

de dünyanı bozar ve ahirette zarara uğrayanlardan olursun;

ama dünyanı ahiretine tabi kılarsan, hem dinini, hem de

ahiretini korur ve ahirette kurtuluĢa erenlerden olursun.”

34- “Dünya, insanın elinin altında yumuĢak olan ama

içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer; aldanan

bilgisiz ona meyleder, akıllı kiĢiyse ondan çekinir.”

35- “Ey Kumeyl, bu kalpler kaptırlar, bunların en iyisi

daha geniĢ olanıdır. Öyleyse söylediklerimi koru. Ġnsanlar

üç kısımdır: Ya rabbani alimdir, ya kurtuluĢ için

öğrenendir, ya da her sesin peĢice giden ve her rüzgara

kapılan ahmak kimselerdir ki, bunlar ne ilim nuruyla

aydınlanmıĢ, ne de sağlam bir direğe sığınmıĢlardır.”

36- “Size beĢ Ģey vasiyet ediyorum, eğer onları elde

etmek için develere binip seferlere düĢseniz de değer mi

değer: Hiçbiriniz Rabbinden baĢkasından bir Ģey ummasın,

günahından baĢka bir Ģeyden korkmasın, sizden birinize

bilmediği bir Ģey sorulduğunda “bilmiyorum” demeye

utanmasın; hiçbiriniz bilmediği bir Ģeyi öğrenmekten

çekinmesin. Sabredin, çünkü sabır imana nispetle cesetteki

baĢ gibidir. BaĢı olmayan bedende hayır olmadığı gibi

sabrı olmayan imanda da hayır yoktur.”

37- “Ġnsanlarla öyle kaynaĢın ki, öldüğünüzde

ağlasınlar size; sağ kaldığınızda ise özlesinler sizi.”

38- “Amelsiz dua eden, yaysız ok atmak isteyen kiĢiye

benzer.”

39- “Cennet, amelle kazanılır; emelle değil.”

40- “Müminin ayıpları ortaya çıkıp horlanarak cennete

girmesi ne de kötüdür. ĠĢlediğiniz günahlarınızın

affedilmesi için kıyamet günü size Ģefaat dilemekten

dolayı bizi zahmete düĢürmeyin. Kıyamet günü kendinizi

düĢmanlarınızın yanında utandırmayın. Allah katındaki

makamınızı bırakıp bu değersiz dünyaya kapılarak

kendinizi tekzip etmeyin.”





KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s.239.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 189.

3- El-Hayat, c. 2, s. 101.

4- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih), s. 499.

5- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 473.

6- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 69.

7- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih)s. 88.

8- Bihar’ul- Envar, c. 68, s. 120.

9- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 85, Hadis: 219.

10- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 8, Hadis 272.

11- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 77, Hadis 547.

12- El-Hayat, c. 2, s. 337.

13- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 430.

14- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 487.

15- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 191.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 135.

17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 159.

18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 157.

19- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 85, Hadis 40.

20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 421.

21- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 546.

22- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 418.

23- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 83

24- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 551.

25- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 536.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 189.

27- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 535.

28- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 555.

29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 41.

30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 181.

31- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 383.

32- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 340.

33- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 10, Hadis 44.

34- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 489.

35- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 495.

36- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 482.

37- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 470.

38- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 434.

39- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 18, Hadis 119.

40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 183.

İMAM HASAN (A.S)

ĠMAM HASAN (A.S)’IN KISACA

HAYATI

Ġkinci Ġmam Hz. Hasan (a.s) Hicretin üçüncü yılı

Ramazan ayının on beĢinde dünyaya geldi. Babası Hz. Ali

(a.s), annesi Hz. Fatıma (a.s)’dır. Ġmam Hasan, Hz. Resu-

lullah (s.a.a)’in, Hz. Ali ve Hz. Fatime’nın terbiyesiyle

büyüdü. Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Hasan’ı çok severdi.

Hz. Resulullah: “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin

önderleridir.” buyurmuĢtur.

Ġmam Hasan (a.s), Hz. Ali’nin Ģahadetinden sonra

Allah’ın emriyle ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam oldu.

Ġmam olmasından on ay geçmeden, Muaviye, saltanatını

yaygınlaĢtırabilmek için, bir sürü desiseler tertipleyerek

Ġmam’a karĢı çıktı. Ġmam Hasan (a.s), kendi ashab ve

komutanlarının vefasızlığı ve Müslümanların Beni

Ümeyye’yi iyi tanımamaları yüzünden ve ortamın da bir

kıyama elveriĢli olmadığını görünce Muaviye ile belli

Ģartlar üzerine sulh yapmak mecburiyetinde kaldı. Fakat

Muaviye Ģartlarının hiç birine riayet etmedi ve böylece

Beni Ümmeye’nin içyüzü yavaĢ yavaĢ ortaya çıkmaya

baĢladı. Sonunda Muaviye Ġmam Hasan’ın varlığına

tahammül edemeyerek onu 47 yaĢında iken hicretin 50.

yılı, Sefer ayının yirmi sekizinde zehirleterek Ģehit etti.

Ġmam Hasan (a.s) Medine’de BAKĠ mezarlığında

defnedilmiĢtir.

HZ. ĠMAM HASAN (A.S)’DAN KIRK

HADĠS

1- “Biliniz ki, Allah sizi boĢuna yaratmadı. Sizi kendi

baĢınıza bırakacak da değildir. Ecellerinizi yazdı,

maiĢetlerinizi aranızda paylaĢtırdı ki, her akıl sahibi

mevkisini tanısın ve bilsin ki, ancak mukadder olan Ģeyler

kendisine ulaĢır ve ondan çevrilen hiçbir Ģey ona ulaĢmaz.

Dünyada geçiminizi sağlayarak sizi Ģükretmeye teĢvik etti;

(kendisini) anmayı size farz kıldı ve takvayı size tavsiye

etti; takvayı rızasının en son derecesi kıldı; takva her

tövbenin kapısı, her hikmetin baĢı ve her amelin Ģerefidir.

KurtuluĢa eren takva sahipleri, ancak takva sayesinde

kurtuluĢa erdiler.”

2- “Ey oğlum! Bir kimsenin, (nerelere) girip çıktığını

(ve nasıl bir adam olduğunu) öğrenmeden onu kardeĢ

edinme. Durumunu iyice araĢtırıp arkadaĢlığından

hoĢlandığında, yanlıĢları affetmek ve zorluklarda beraber

olmak üzere onunla kardeĢlik kur.”

3- “En iyi gören göz, hayrı görebilendir; en güzel iĢiten

kulak, nasihatleri dinleyip ondan yararlanabilendir; en

sağlam kalp de Ģüphelerden temiz olandır.”

4- Korkaklık nedir? denilince Ģöyle buyurdular: “Dosta

karĢı cüretkar olup düĢmandan çekinmektir.”

5- “Suç iĢleyeni cezalandırmak için acele etme, suçla

ceza arasında özür dilemek için bir yol bırak (ona özür

dileyebilmesi için fırsat tanı).”

6- “Dünya ve ahiret (saadeti) akıl ve fikir ile elde

edilir.”

7- “Cahillik gibi fakirlik yoktur.”

8- “Kendi bilgini diğerlerine öğret ve diğerlerinin

bilgisini de öğren; böylece kendi ilmini sağlamlaĢtırmıĢ ve

bilmediğini de öğrenmiĢ olursun.”

9- Mürüvvet (yiğitlik) nedir? diye sorulunca Ģöyle

buyurdu:

“Dini korumak, nefsi aziz kılmak,yumuĢak huylu

olmak, iyi iĢ yapmada kararlı olmak ve (diğerlerinin)

hakkını eda etmektir.”

10- “Ey insanlar! Kim Allah’a karĢı ihlaslı olur ve

O’nun sözünü kılavuz edinirse, en doğru olana hidayet

olur. Allah onu olgunluk yolunda muvaffak kılar ve en

güzel akıbete yönlendirir. Allah’a sığınan kimse, emniyette

yaĢar ve mahfuz kalır; Allah’ın düĢmanı ise yardımcısız

kalır ve daime korku içerisinde olur. Çok zikir etmekle

kendinizi Allah’ın azabından koruyun, takva yolunu

tutarak Allah’tan korkun ve itaatle O’na yaklaĢın. Zira O

pek yakın ve duayı kabul edendir.”

11- “Aklın kemali, halkla iyi geçinebilmektir.”

12- “KardeĢlik, darlıkta ve bollukta vefalı olmaktır.”

13- “Mahrumiyet, sana yönelen nasibi terk etmendir.”

14- “Kerem (cömertlik) nedir? denildiğinde;

“Ġstenmeden önce bağıĢta bulunmaktır.” buyurdu.

15- “Hak ile batıl arasında dört parmak mesafe vardır;

gözünle gördüğün haktır oysa kulağınla çok batıl sözler

duymaktasın.”

16- “Galip bir insan gibi istediğine ulaĢmaya çalıĢma;

yenik bir insan gibi de kadere teslim olma. Çünkü rızkı

artırmak sünnettendir; kazançta açgözlü olmamak ise

iffettendir. Ġffet bir rızkı önlemediği gibi ihtiras (tamah) da

rızkı çoğaltmaz. Çünkü rızıklar paylaĢtırılmıĢtır, oysa

ihtirasa dayanan bir hareket günahtır.”

17- “ĠstiĢare eden bir kavim kemale eriĢir.”

18- “Salih bir kardeĢinin vasfında Ģöyle buyurmuĢtur:

“O benim gözümde insanların en büyüklerindendi; onu

gözümde büyüten en önemli Ģey dünyayı küçük

görmesiydi; O, cehaletin sultasından kurtulmuĢtu; sadece

yararlı olduğuna güvendiği bir Ģeye el uzatırdı, ne Ģikayet

ederdi, ne kızardı, ne de usanırdı; zamanının çoğu

susmakla geçerdi; konuĢtuğunda konuĢanlara galip gelirdi;

(görünüĢü) zayıf ve güçsüzdü, ama ciddiyet ve cihat

zamanı ulaĢtığında düĢman karĢısında kızgın bir aslan idi.

Alimlerin yanında olduğunda dinlemeyi konuĢmaktan

daha çok severdi; fazla konuĢmada yenilse bile susmada

yenilmezdi; yapmadığını söylemezdi; ama söylemediğini

de yapardı; iki yol önüne koyulduğunda hangisinin

Allah’ın emrine daha yakın olduğunu bilmediği zaman,

hangisinin kendi heva ve hevesine daha yakın olduğuna

bakıp onu terk ederdi; özür gösterilebilecek bir Ģey için

kimseyi kınamazdı.”

19- “Cenade b. Ebi Umeyye Ģöyle rivayet ediyor: Ġmam

Hasan’ın Ģahadetine sebep olan zehirleniĢi sırasında O

Hazretin yanına vardım, neden kendinizi tedavi

ettirmiyorsunuz? Dediğimde; “Ölümü ne ile tedavi

edeyim?” buyurdular. Bunun üzerine: “Ġnna lillah ve inna

ileyh-i raciun” dedim. Sonra bana bakıp Ģöyle buyurdular:

“Vallahi Resulullah (s.a.a) kendisinden sonra Ali ve

Fatıma’nın evlatlarından 12 Ġmam’ın gelerek imamet

makamını üstleneceklerini bize haber vermiĢtir. Hepimiz

ya kılıç ya da zehirle Ģehit edileceğiz....”

Sonra Ġmam (a.s) ağladı. Ey Resulullah’ın torunu, bana

nasihat et dediğimde Ģöyle buyurdular:

“Evet, ahiret yolculuğuna hazırlan ve ecelin yetiĢmeden

azığını topla. Bil ki, sen dünya peĢindesin ölüm de senin

peĢindedir. Gelecek gününün gamını içinde olduğun

bugününe yük etme. Bil ki, kazandığın dünya malından

kendine yetecekten fazlasını baĢkaları için topluyorsun. Bil

ki, kazandığın helal malda hesap, haram malda ceza,

Ģüpheli malda kınama vardır. Dünyayı bir murdar

mesabesinde gör, sana yetecek miktarı ondan al; helal

olursa zahitlik yapmıĢsın, haram olursa (çaresiz

olduğundan dolayı) onda günah yoktur. Dünyan için onda

ebedi kalacakmıĢsın gibi çalıĢ; ahiretin için de yarın

ölecekmiĢsin gibi amel et. Eğer aĢiretsiz izzetli olmayı,

saltanatsız heybetli (güçlü ve azametli) görünmeyi

istiyorsan, Allah’ın emirlerine itaat etmemek zilletinden

kurtar kendini ve Allah’a itaat etme izzetine doğru git.”

20- “Kim dünyayı severse, ahiret korkusu kalbinden

kaybolur.”

21- “Sefih, malında aptallık eden, Ģerefinde gevĢeklik

yapan ve sövülüp cevap vermeyen kimsedir.”

22- “Ġyilik, geciktirmeden ve minnetsiz yapılandır.”

23- “Dünyada âra (ayıplanmaya) katlanmak, cehennem

ateĢine tahammül etmekten daha kolaydır.”

24- “Mümin (ahireti için) azık toplar, kafir ise zevke

dalar.”

25- “Sefahat; alçak kiĢilere uymak, azgınlarla dost

olmaktır.”

26- “Ġbadet etmek isteyen, onun için temizlenmelidir.

Müstehap ameller, farzları engellerse onları bırakınız.

Yakin kurtuluĢun sığınağıdır. Yolculuğun uzaklığını

hatırlayan ona hazırlanır. Akıllı adam, kendisine nasihat

etmesini isteyen kimseye hile yapmaz. Sizinle öğüt

arasında (öğüt almanızı engelleyen) gurur perdesi vardır

(gurur ve bencillik kalkmadıkça öğüt etkili olmaz). Ġlim,

öğrenenin mazeretini ortadan kaldırır. (Zira insan cahil

olduğu müddetçe mazeret gösterebilir; elbette her cahil

değil.) vakti biten her kiĢi mühlet ister; fırsatı olan kiĢi de

iĢlerini sonraya ertelemekle oyalanır.”

27- “Ġnsanlar üç Ģeyle helak olur; Tekebbür, ihtiras ve

haset. Tekebbür, dinin yok olmasına sebep olur, iblis de

onun için lanete uğradı; ihtiras, insanın canının

düĢmanıdır, Adem (a.s) da onun için cennetten çıkarıldı;

haset de kötülüklerin delilidir (öncüsüdür), Kabil iĢte

bundan dolayı kardeĢi Habil’i öldürdü.”

28- “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun; (kurtuluĢ ve

saadet) talep etmede ve ihtiyarlığa karĢı (onu göz önünde

bulundurarak) ciddiyet gösterin; azap parçaları inmeden ve

lezzetleri yok edici ölüm ulaĢamadan önce amel yapmaya

koĢun. Zira dünya, nimetlerinin devamı bulunmayan,

musibetlerinden emin olunmayan, kötülüklerinden

kaçınılmayan aldatıcı bir engel ve eğik (güvensiz) bir

dayanaktır.”

29- “Tefekkür edin; çünkü tefekkür etmek, basiretli

kimselerin kalbinin hayat mayasıdır.”

30- “Aklı olmayanın edebi, himmeti olmayanın

yiğitliği, dini olmayanın da hayası olmaz.”

31- “En iyi zenginlik kanaat, en kötü fakirlik ise (bir

zenginin karĢısında) boyun eğmektir.”

32- “ġaka, heybeti yer (azaltır); susmak (az ve öz

konuĢmak) ise heybeti çoğaltır.”

33- “Ey Allah’ın kulları! Ġbretlerden öğüt alın ve

geçmiĢlerin geriye bıraktıkları eserleri ibret kaynağı

edinin. Bunca nimetlerin Ģükrü için günahlardan uzak

durun ve nasihatlerden yararlanın. Allah’ın yardımcı ve

sığınak, Kur’an’ın delil ve davacı, cennetin sevap,

cehennemin de ceza ve iĢkence olması insana (öğüt olarak)

yeter.”

34- “Gerçek yakın (akraba), nesep bakımından uzak

olsa bile muhabbetin yakınlaĢtırdığı kimsedir ve gerçek

yabancı nesep açısından yakın olsa bile muhabbetin

uzaklaĢtırıldığı kimsedir. Vücuda elden daha yakın bir Ģey

yoktur, fakat kırıldığı zaman kesilip atılır.”

35- “Nimetlere Ģükretmemek alçaklıktır.”

36- “Halkın seninle nasıl arkadaĢ olmasını istiyorsan,

sen de onlarla öyle arkadaĢ ol.”

37- “Kim mescide devamlı gidip gelirse sekiz hayırdan

birine ulaĢır: Muhkem ayetlerden birini öğrenir; yararlı bir

arkadaĢ bulur; yeni bilgi elde eder; umulan bir rahmete

kavuĢur; hidayete eriĢtirecek veya helak olmaktan

kurtaracak bir söz öğrenir; utanarak ya da Allah

korkusundan günahları terk eder.”

38- “ġaĢarım yemeği hakkında düĢünüp makul ve

maneviyat hakkında düĢünmeyen kimseye; karnını,

rahatsız edecek yemeklerden uzak tutar, ama göğsü (ve

aklını) helak edici Ģeylerle doldurur.”

39- Birisi Ġmam Hasan’dan kendisine nasihatte

bulunmasını istediğinde, Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdular:

“(ġu Ģartla sana nasihat ederim ki) sakın beni

övmeyesin; çünkü ben kendimi daha iyi tanıyorum; beni

yalanlamayasın; zira yalanlanan bir kimsenin görüĢü

(görüĢünü söylemesi) değer taĢımaz ve yanımda bir

kimsenin gıybetini etmeyesin.” Bunun üzerine Ġmam’dan

nasihat isteyen adam; “Bana müsaade ederseniz,

huzurunuzdan ayrılayım” dedi. Ġmam da; “Ġstersen

gidebilirsin” buyurdular.

40- “Bilin ki, kim Allah’tan korkup sakınırsa (takvalı

olursa), Allah ona fitnelerden kurtulabilmesi için bir çıkıĢ

yolu gösterir, onu doğruya iletir, kemale ermesini sağlar,

hüccetiyle onu zafere erdirir, yüzünü ağartır ve Allah’ın

kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular, Ģehitler

ve salihlerle beraber isteklerini yerine getirir; ne iyi

arkadaĢtır onlar.”





KAYNAKLAR

1- Tuhaf-ul Ukul, s. 459.

2- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.

3- Tuhaf-ul Ukul, s. 469.

4- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.

5- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 113.

6- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111

7- Bihar-ul Envar, c. 78,s. 111

8- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111

9- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 102

10- Tuhaf-ul Ukul, s. 449.

11- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111

12- Bihar-ul Envar. c. 78, s. 114

13- Bihar-ul Envar. c. 78, s. 115

14- Tuhaf-ul Ukul, s. 445.

15- Tuhaf-ul Ukul, s. 453.

16- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.

17- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.

18- Tuhaf-ul Ukul, s. 467.

19- Bihar-ul Envar, c. 44, s. 138-139.

20- Leali-l Ahbar, c. 1, s. 51.

21- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 115

22- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 113

23- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.

24- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 112

25- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 115

26- Tuhaf-ul Ukul, s. 469.

27- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111

28- Tuhaf-ul Ukul, s. 471.

29- Tuhaf-ul Ukul, s. 499.

30- KeĢf-ul Gumme, c. 2, s. 197.

31- Bihar-ul Envar, c. 78,s. 113

32- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 113

33- Tuhaf-ul Ukul, s. 471.

34- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.

35- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.

36- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 116.

37- Tuhaf-ul Ukul, s. 467.

38- Sefinet-ul Bihar, c. 2, s. 84.

39- Tuhaf-ul Ukul, s. 469

40- Tuhaf-ul Ukul, s. 459.

HZ. İMAM HÜSEYİN

(A.S)

HZ. ĠMAM HÜSEYĠN (A.S)’IN

KISACA HAYATI

Üçüncü Ġmam Hz. Hüseyin (a.s), Hicretin dördüncü yılı

ġevval ayının üçüncü gününde Medine’de dünyaya geldi.

Babası Hz. Ali (a.s) annesi Resulullah’ın kızı Hz. Fatime

’dir. Nakledilen bir çok hadislere göre Hz. Muhammed

(s.a.a) Hz. Hüseyin’e özel bir ilgi gösteriyordu. Hz. Resu-

lullah, Hz. Hüseyin’in doğum haberini aldığında ve diğer

zamanlarda onun boğazından ve dudaklarından öptüğü,

ağladığı ve bu çocuğun azgın bir grubun eliyle Ģehit

edileceği hadislerde nakledilmiĢtir. Hz. Hüseyin, Ġmam

Hasan’ın zehirlenip Ģehit edilmesinden sonra Allah’ın

emriyle ve kardeĢinin vasiyeti üzerine Ġmam oldu.

Ġlahi emir ve nehiylere itinasız bir insan olan Muaviye’

nin oğlu Yezid’in Müslümanların önderliğine geçmesiyle

Ġslam kökten yok olmak ve saptırılmak tehlikesiyle karĢı

karĢıya kalmıĢtı.

Hz. Hüseyin (a.s), böyle bir zatın Müslümanlara halife

oluĢunun anlamının ne olduğunu iyice biliyor ve

buyuruyordu:

“Eğer İslam ümmeti Yezid gibi bir önderin eline

düşerse İslam’la vedalaşmak gerekir.”

Hz. Hüseyin (a.s) Ģehit olacağını bildiği halde,

Müslümanları bu büyük tehlike karĢısında uyarmak ve

gelecek nesillere Yezid’in takipçilerinin yaptıkları Ģeylerin

Ġslam’a mal edilemeyeceğini anlatabilmek için kıyam etti

ve Hicretin 61. yılında Muharrem ayının onuncu günü

Kerbela çölünde 72 yaranıyla birlikte Ģehit edildi. Bu

kıyam, Müslümanlarda büyük sapıklıkların meydana

çıkmasını önlemiĢtir. Ġmam Hüseyin’in kıyamı ardınca

oluĢan hareketler bunun en büyük delilidir.

HZ. ĠMAM HÜSEYĠN (A.S)’DAN

KIRK HADĠS

1- “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun, dünyaya

karĢı ihtiyatlı davranın; eğer bütün dünya bir kiĢiye

kalacak veya bir kiĢi orada daimi kalacak olsaydı,

Peygamberler baki kalmaya daha layık, rızayetleri

celbedilmeye daha evla ve böyle bir hükme daha uygun

olurlardı. Ama Allah-u Teala dünyayı fani olmak için

yaratmıĢtır; yenileri eskiler, nimetleri zail olur, sevinci ise

kararır (gam ve üzüntüye dönüĢür). Dünya engebeli bir

menzil ve muvakkat bir evdir. Öyleyse ahiretiniz için azık

toplayın, en güzel azık ise sakınmaktır; Allah’tan sakının,

ta ki kurtuluĢa eresiniz.”

2- Yanında başkasının gıybetini eden bir adama şöyle

buyurdu:

“Ey adam! Gıybet etmekten sakın. Çünkü gıybet,

cehennem köpeklerinin katığıdır.”

3- “Allah’ı gazablandırmakla halkın rızasını kazanmak

isteyen bir kavim kurtuluĢa erememiĢtir.”

4- “Kıyamet günü, yalnız dünyada Allah’tan korkan

kimse emin olabilir”.

5- “Allah-u Teala buyuruyor ki: “Mümin erkek ve

kadınlar birbirlerinin velileridir, marufu emreder ve

münker-den nehyederler...” Allah-u Teala (müminlerin

sıfatını saydığında) emr-i bil maruf ve neyh-i anil

münkerle baĢlayıp ilk olarak onu farz kılıyor. Çünkü

biliyor ki, eğer bu farize hakkıyla yerine getirilip

uygulanırsa artık bütün farizeler, ister kolay olsun ister zor

yerine getirilip uygulanır. Çünkü marufu emredip

münkerden nehy etmek, zulme uğrayanların haklarının

alınmasını, zalimlere muhalefeti, beyt-ul malın ve

ganimetlerin adaletle dağıtılmasını, zekatın gereken

yerlerden alınıp gerektiği Ģekilde sarf edilmesini

sağlamakla Ġslam’a yapılan (ameli) bir davettir.”

6- “Ey insanlar! Resulullah buyurmuĢtur ki: Kim,

Allah’ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün

sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve zulüm

yapan zalim bir yönetici görür de amel ve sözüyle ona

karĢı çıkmazsa, Allah-u Teala onu, o zalim yöneticiyi

sokacağı yere (cehenneme) sokar.”

7- “Ġnsanlar dünya kullarıdır, din ise onların dillerine

bir yalaktır. Dinin sayesinde geçimlerini sağladıkları

müddetçe onun etrafını sararlar, ama zorluklarla imtihan

edildiklerinde dindarlar azalır.”

8- “Allah’a isyan ederek bir Ģeye ulaĢmak isteyen

kimse, umduğundan uzaklaĢarak korktuğu Ģeye yaklaĢır.”

9- “Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan

kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda,

müminin ölümü arzulaması haktır. Ben ölümü saadet,

zalimlerle yaĢamayı ise alçaklık biliyorum.”

10- “Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer

dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür

insanlar olun.”

11- “Eğer Ģuurunuz olsaydı, anlardınız ki insanların

içerisinde en büyük musibete uğrayan, ulemanın hakiki

makamından uzak düĢmüĢ bulunan sizlersiniz. Çünkü

iĢleri yürütmek ve hükümleri uygulamak, Allah’ın helal ve

haramına emin olan ulemanın elinde olmalıdır. Oysa bu

mevki sizin elinizden alınmıĢtır. Bu mevki sadece açık

deliller geldikten sonra hakta tefrikaya düĢmeniz ve

sünnette ihtilaf etmeniz yüzünden elinizden çıkmıĢtır. Eğer

eziyetlere sabredip, Allah için zorluklara katlanacak

olsaydınız, Ġlahi iĢler sizden çıkar ve size dönerdi. Ama siz

mevkiinizi zalimlere bırakarak Ġlahi meseleleri onlara

teslim ettiniz; onlar da Ģüphe üzerine hareket edip nefsi

arzularına uyuyorlar. Zalimleri bu iĢlere musallat kılan, siz

alimlerin ölümden kaçması ve sizden ayrılacak hayata

gönül bağlamanızdır...”

12- “Allah’ım! Sen biliyorsun ki, bizim tarafımızdan

gerçekleĢen kıyam, saltanat için yarıĢmak ve değersiz

dünya mallarından bir Ģeye ulaĢmak için değildir. Senin

dininin (öğretilerini) öğretmek, ıslahat yapmak, mazlum

kullarına emniyet ve güvence kazandırmak, Ġslam’ın farz

ve Resulul-lah’ın sünnet ve hükümleriyle amel olunması

içindir.”

13- “Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini

günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. ĠĢte bu

cihat, cihatların en büyüğüdür... Sünnet olan cihat ise,

kiĢinin bir sünneti (genel bir adeti) ayakta tutması,

uygulama ve ihya etmesi için çalıĢmasıdır. Bu yolda

çalıĢmak ve çaba sarf etmek, en üstün amellerdendir.

Çünkü bu, (güzel olan) bir sünneti diriltmektir. Nitekim

Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki: “Kim güzel bir sünnet

(adet ve gelenek) koyarsa, kıyamet gününe kadar, amel

edenlerin sevabından bir Ģey eksilmeksizin o sünnetle

amel edenlerin sevabı kadar ona sevap yazılır.”

14- “Eğer dünya hayatı bazılarının nazarında değerli

sayılıyorsa, Allah’ın mükafat evi (cenneti) daha yüce ve

daha değerlidir.”

Eğer bu bedenler ölüm için yaratılmıĢsa, insanın Allah

yolunda kılıçla öldürülmesi daha üstündür.

Eğer rızklar takdir edilip bölünmüĢse, servet elde

etmekte insanın hırsının azlığı daha güzeldir.

Eğer dünya malını toplamak ondan bir gün el çekmek

içinse, insanın böyle bir servete cimrilik yapmaması

gereklidir.”

15- “Ben size Allah’ın takvasına sarılmayı tavsiye

ediyorum, azabından korkutuyor ve niĢanelerini

gözünüzün önüne koyuyorum. Gelmesi sevilmeyen ve tadı

kötü olan korkunç ve dehĢetli ölüm gününün gelip

çatmasına az kalmıĢtır. (O ölüm ki,) ruhunuzdan asılıp sizi

amel etmekten tamamen koparır. Öyleyse yaĢadığınız

sürece onun ansızın gelecek belalarına hedefmiĢsiniz gibi

sıhhatinizi ganimet bilin, amel etmeye koĢun. O (ölüm),

sizi yerin üzerinden alıp içine bırakır, (yerin) üstünden

düĢürüp aĢağısına sokar. Ülfet ve beraberlikten koparıp

vahĢet ve yalnızlığa atar; rahatlık ve aydınlıktan yerin

karanlık ve darlığına götürür. Orası öyle bir yerdir ki, ne

dostlar orada ziyaret edilir, ne hastaların yanına gidilir ve

ne de yardım dileyenin yardımına koĢulur.”

16- “Bazıları Allah’tan bir Ģey umarak ibadet ederler;

bu, tacirlerin ibadetidir. Bazıları da (ateĢten) korkarak

ibadet ederler, bu da, kölelerin ibadetidir. Bazıları ise

(Allah’ın nimetlerine) Ģükür olarak ibadet ederler, bu da

hür insanların ibadetidir; iĢte en faziletli ibadet budur.”

17- “Bilin ki, insanların size olan ihtiyaçları, Allah’ın

size verdiği nimetlerdendir. Öyleyse o nimetlerden

bıkmayın, yoksa belaya dönüĢür.”

18- “Ey Ġnsanlar! Allah-u Teala’nın, kendi velilerine

öğüt vermek için Yahudi alimleri hakkında yaptığı

kınamadan öğüt alın. Allah-u Teala (Yahudi alimlerini

kınayarak) Ģöyle buyuruyor: “Niçin onların din alimleri,

onları (Yahudileri) günah olan sözleri söylemekten (ve

haram yemekten) men etmediler...”1 Yine buyurmuĢtur ki:

“İsrail oğullarından kafir olanlara, Davud’un diliyle de

lanet edilmiştir... yaptıkları iş ne de kötüdür.” 2

Allah’ın onları kınaması, Yahudi alimlerin, aralarında

bulunan zalimlerin, yaptıkları kötü iĢleri görüp onlar

vasıtasıyla elde ettikleri dünya mal ve makamına olan

bağlılıkları ve maruz kalmaktan korktukları baskı

yüzünden onları alıkoymamaları içindir. Halbuki Allah

Teala: “İnsanlardan korkmayın, benden korkun” diye

buyurmaktadır.3 Ve yine buyuruyor ki: “Mümin erkekler

ve mümin kadınlar, birbirlerinin (gözetleyen ve koruyan)

velileridirler; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar...” 4



1 - Maide/63.

2 - Maide/78-79.

3 - Maide/44.

4 - Tevbe/71.

19- “(Ey insanlar!) Allah’tan sakınmayı size vasiyet

ediyorum. Zira Allah Teala, takvalı kimseyi hoĢlanmadığı

durumdan kurtarıp hoĢlandığı bir duruma götürmeyi ve

ummadığı yerden rızkını vermeyi uhdesine almıĢ ve

garanti etmiĢtir. Öyleyse sakın kulların yaptıkları

günahlardan dolayı onlara acıyan ve kendi günahının

cezasından emin olan kimselerden olmayın. Zira Allah’ı

aldatarak cennet kazanılmaz ve O’nun nimet ve sevabına;

O’nun izniyle gerçekleĢen itaatten baĢka bir yolla

eriĢilemez.”

20- “Allah’tan baĢka sığınağı olmayan kimseye zulüm

etmekten sakın.”

21- “Seni seven, kötü iĢlerden seni sakındırır; sana

buğzeden ise seni bu iĢlere tahrik eder.”

22- “Akıl, ancak hakka uymakla kamil olur.”

23- “Laubali kiĢilerle oturup kalkmak, insan hakkında

Ģüphe doğurur.”

24- “Allah korkusundan ağlamak, cehennem ateĢinden

kurtulmaya sebep olur.”

25- Bir kiĢi, Seyyid-uĢ ġüheda’nın (Ġmam Hüseyin’in)

huzuruna gelerek: “Ben günahkar bir kimseyim, kendimi

günah iĢlemekten alamıyorum, bana nasihat et” dediğinde

Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdu:

“BeĢ Ģeyi yap sonra dilediğin günahı iĢle:

a) Allah’ın rızkını yeme, istediğin günahı yap.

b) Allah’ın mülkünden ve hakimiyeti altından dıĢarı

çık, istediğini yap.

c) Allah-u Teala’nın seni göremeyeceği bir yer bul, ne

yapmak istersen yap.

d) Azrail canını almaya geldiği zaman teslim olma, o

zaman gönlünün istediğini yap.

e) Kıyamet günü cennetin maliki seni cehenneme

götürmek istediğinde cehenneme gitme, ondan sonra

arzuladığın iĢi yap.”

26- “Özür dilenecek hareketten sakın! Çünkü mümin ne

suç iĢler, ne de özür diler; ama münafık her gün suç iĢler

ve özür diler.”

27- “Sonra siz ey ilimle meĢhur olup hayırla anılan,

nasihatle tanınıp Allah’ın vesilesiyle halkın gönüllerinde

heybetli görünen alimler topluluğu! (Bilin ki,) Ģerefli

insanlar sizden çekinir, zayıflar size saygı gösterir, kendi

düzeyinizde olan ve iyilikte bulunmadığınız kimseler sizi

kendilerine tercih ederler. (Ġnsanların) ihtiyaçları

karĢılanmadığı zaman sizin arabuluculuğunuzla karĢılanır.

Yolda giderken padiĢahların heybeti ve büyüklerin de

izzetiyle yürürsünüz. Acaba bunların hepsi sizden

beklenilen Ġlahi vazifenizi yapmanız (hakkı hakim

kılmanız) için değil midir? Ama siz vazifenizin çoğunu

yapmıyorsunuz, kusur ediyorsunuz. Ġmamların hakkını

küçümsüyor, zayıfların hakkını çiğniyorsunuz. Fakat

kendiniz için sandığınız hakka gelince onu (hemen) talep

ediyorsunuz. Siz Allah yolunda ne bir mal harcadınız; ne

yarattığı nefsi O’nun için herhangi bir tehlikeye attınız ve

ne de O’nun rızası için bir topluluğa düĢman oldunuz.

(Bununla birlikte) Allah’ın cennetine girmeyi,

Peygamberleriyle komĢu olmayı ve azabından da

kurtulmayı arzu ediyorsunuz!”

28- “Bir adam Ġmam (a.s)’a selam vermeden;

“Nasılsınız? Allah afiyet versin” dediğinde Ġmam (a.s)

Ģöyle buyurdular: “Evvel selam, sonra kelam. Allah da

sana afiyet versin.” Daha sonra buyurdular ki: “Selam

vermedikçe hiçbir kimseye konuĢma müsaadesi

vermeyin.”

29- “Kabul etmenin niĢanelerinden biri akıllılarla

birlikte oturmaktır. Küfür (veya fikir) ehlinden gayrisiyle

tartıĢmak cahillik alametlerindendir. Alimin

niĢanelerinden biri de kendi sözünü eleĢtirmesi ve muhtelif

görüĢlerin hakikatinden haberdar olmasıdır.”

30- “Mümin, Allah’ı kendisine sığınak, sözünü ise ayna

edinir; bazen müminlerin, bazen de gaddarların sıfatına

bakar; onların sıfatlarından incelikler elde eder, kendisini

iyice tanır, üstün zekasıyla yakin makamına ulaĢır ve

nefsini temizlemekte de güçlü olur.”

31- “Ġyiliklerde yarıĢın ve manevi ganimetleri elde

etmeye koĢun”.

32- “Cömertlik eden yücelir, cimrilik yapan ise alçalır

(rezil olur).”

33- “Bir kimse Ġmam Hüseyn (a.s)’dan dünya ve ahiret

hayrını kendisi için yazmasını istediğinde Ġmam (a.s) Ģöyle

yazdı:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Kim Allah’ın

rızasını, halkın öfkesini kazanarak elde ederse Allah,

insanların ellerinde olan iĢlerde ona kifayet eder; kim

halkın rızasını, Allah’ın gazabını kazanarak elde ederse,

Allah onu insanlara bırakır. Vesselam.”

34- “Kim, bir müminin gam ve üzüntüsünü giderirse,

Allah-u Teala onun dünya ve ahiret üzüntülerini giderir”.

35- “Halkın haysiyetine el uzatan (onların haysiyetiyle

oynayan) birisini duyduğunda, onun seni tanımamasına

çalıĢ.”

36- “Zenginlik nedir? diye sorduklarında: “Arzuların az

olması ve yeterli bir rızka razı olmaktır.” buyurdular.

37- Ensardan birisi, İmam (a.s)’a ihtiyacını karşılaması

için ricada bulunmak istediğinde, İmam (a.s) şöyle

buyurdu:

“Ey Ensari kardeĢ, yüzünün suyunu dökme, istediğini

bir kağıda yaz, ben Allah’ın izniyle seni sevindirecek bir

Ģey yaparım...” (Sonra Ģöyle buyurdu:) “ġu üç kimsenin

dıĢında hiç kimseye ağız açma: Dindar, yiğit ve soylu.

Çünkü dindar kendi dinini koruması için senin ihtiyacını

karĢılar; yiğit de (seni ümitsiz etmeyi) kendi yiğitliğine

sığdırmaz, utanır; soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu

dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden, haysiyetini

korumak için seni eli boĢ geri çevirmez.”

38- “Ġyilik karĢısında mükafat ve suç karĢısında ceza

göreceğini (kesinlikle) bilen bir kimse gibi amel et.”

39- “Selamın yetmiĢ sevabı vardır, altmıĢ dokuzu selam

verene, biri ise selamın cevabını alan kimseyedir.”

40- “Bir Müslüman kardeĢin senden ayrıldığında,

arkandan söylemesini sevmediğin Ģeyi sen de onun

arkasından söyleme.”





KAYNAKLAR

1- Hicretten ġahadete, s. 206.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 493.

3- Maktel-i Harezmi, c. 1, s. 239.

4- Bihar’ul- Envar, c. 44, s. 192.

5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 477.

6- Maktel-i Harezmi, c. 1, s. 234.

7- Tuhaf’ul- Ukul-s. 493.

8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.

9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 493.

10- Maktel-i Harezmi, c.2,s.33.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 479.

12- Tuhaf’ul- Ukul, s. 481.

13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 489.

14- Bihar’ul- Envar, c. 44, s. 374.

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 483.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 495.

17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 121.

18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 475.

19- Tuhaf’ul- Ukul, s. 483.

20- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 118.

21- Bihar’ul- Envar, c. 78,s. 128.

22- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 127.

23- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 122.

24- Müstedrek’ul- Vesail, c. 2, s. 294.

25- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 126.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.

27- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 122.

28- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 117.

29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.

30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.

31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 121.

32- Bihar-Envar, c. 78, s. 121.

33- Bihar-Envar, c. 78, s. 126.

34- Bihar-Envar, c. 78, s. 122.

35- Belagat’ul- Huseyn, Kısa süzler: 45.

37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 497.

38- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 127.

39- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 120.

40- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 127.

İMAM ZEYN’ÜL-

ABİDİN (A.S)

ĠMAM ZEYN’ÜL- ABĠDĠN (A.S)’IN

KISACA HAYATI

Dördüncü Ġmam Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s), hicretin 38.

yılında Cümâd’es- Sani ayının on beĢinde Medine’de

dünyaya geldi. Babası Hz. Hüseyn (a.s), annesi Ġran ġahı

Yezdgird’in kızı ġehrebanu’dur. Babası Hz. Hüseyin (a.s)

ve ashabının Ģehit düĢtüğü Kerbela vakıasında,

yeryüzünün masum Ġmamsız kalmaması için, Ġlahi bir lütuf

olarak hastalanmıĢ, savaĢa katılamamıĢ ve böylece sağ

kalmıĢtır.

Hz. Zeyn-ul Abidin (a.s), Ġmam Hüseyin (a.s)’ın

hicretin 61. yılında Kerbela’da Ģehit ediliĢini müteakip

Allah’ın emriyle ve babası Hz. Hüseyn (a.s)’ın vasiyeti

üzere Ġmam oldu. Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın Ġmamlık

dönemi, Beni Ümeyye’nin baskı ve zulmünün en Ģiddetli

dönemine rastlar. Buna rağmen, babasının Ģahadetinden

sonra esir olarak dolaĢtırıldığı Ģehirlerde, yaptığı

konuĢmalarda Hz. Hüseyin (a.s)’ın kıyamının hedeflerini

ve uğradıkları zulümleri açıklayarak halkı uyarmıĢ ve

onları, Yezid’in Kerbela vakıasını oluĢturmakla elde

etmek istediği hedeflerin ters istikametine sevk etmiĢtir.

Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın dualarından oluĢan meĢhur

“Sahife-yi Seccadiyye” adlı kitaba baktığımızda, Ġslam’ın

bütün siyasi, içtimai ve ferdi nizamlarını en güzel üslupla

dua kalıbında dile getirdiğini görüyoruz. Bu da en zor

Ģartlarda bile olsa zalimler karĢısında susmamanın

gerektiğini iyice göstermektedir.

Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s) Hicretin 95. yılında

Muharrem ayının yirmi beĢinde veya on sekizinde

zehirletilerek Ģehit edildi. Kabri Medine’de Baki

mezarlığındadır.

ĠMAM ZEYN’UL- ABĠDĠN (A.S)’DAN

KIRK HADĠS

1- “Allah korkusunu kalbinize yerleĢtirin ve Allah’ın

vaat ettiği dönüĢteki güzel sevapları ve korkuttuğu Ģiddetli

azapları hatırlayın. Çünkü bir Ģeyden korkan, ondan

sakınır ve bir Ģeyden sakınan onu terk eder. Dünya

hayatının süslerine gönül bağlayan ve kötülük düzenleri

kuran gafillerden olmayın; Allah-u Teala buyuruyor ki:

“Kötülük düzenleri kuranlar, Allah’ın onları yere

batırmayacağından, yahut hiç anlamadıkları bir yerden

başlarına bir azap gelmeyeceğinden, yahut dönüp

dolaşırlarken tutup onları helak etmeyeceğinden emin mi

oldular? Onlar O’nu aciz bırakamazlar.”

2- “Mümin dua ettiğinde üç sonuçtan biri gerçekleĢir;

Ya kendisine ahirette azık olur, ya bu dünyada kabul olur,

ya da ona ulaĢacak bir belayı geri çevirir.”

3- “Allah’tan mağfiret dileyin ve O’na yönelerek tövbe

edin. Çünkü O, tövbeyi kabul eden, günahları affeden ve

yaptığınız her Ģeyi bilendir. Günahkarlarla dost olmaktan,

zalimlere yadım etmekten ve fasıklarla komĢu olmaktan

sakının, fitnelerine karĢı ihtiyatlı olun ve çevrelerinden

uzaklaĢın.”

4- “Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın, Beni Ümeyye

tarafından kadılık ve fetva makamını almış Muhammed bin

Müslim adlı saray alimine yazdığı mektuptan bir bölüm:

“Sanma ki Allah Teala senin mazeretini kabul edip

kusurlarına göz yumacaktır. Heyhat! Heyhat! Sandığınız

gibi değildir. Allah-u Teala, Kur’ân’da alimlerden;

“(Semavi kitapların hakikatlerini) insanlara

açıklamalısınız, onu gizlememelisiniz” buyurarak söz

almıĢtır. Bil ki gizlediğin en ufak hak ve taĢıdığın en hafif

günah, zalime yaklaĢmakla ve davetini kabul etmekle onun

yalnızlık ve korkusunu giderip, zulüm yolunu ona

kolaylaĢtırmandır... Acaba onlar kendi yanlarına

çağırmakla, seni kendi zulüm değirmenlerinin etrafında

döndürdükleri bir eksen, kendi gayelerine ulaĢmak için bir

köprü, sapıklıklarına bir merdiven, sapık yollarına tebliğci

ve gittikleri yolu izleyen birisi yapmamıĢlar mı? Seninle

gerçek alimler hakkında Ģüphe icat ederek cahillerin

kalplerini kendilerine çekiyorlar. Onların fesatlarının

üzerine kapamakta, has ve ammenin (alim ve cahillerin)

ayağını onların kapısına açmakta, onların en yakın vezir ve

en güçlü yardımcılarının bile yapmadığı hizmeti sen

yapmaktasın! Senden aldıkları Ģeye karĢılık verdikleri ne

de azdır! Senin için onardıkları değersiz Ģey karĢısında,

gör baĢına neyi yıkıyorlar?”

5- “Allah katında iki damladan daha değerli damla

yoktur: Allah yolunda dökülen kan damlası ve gecenin

karanlığında yalnız Allah için dökülen göz yaĢı damlası.”

6- “Üç Ģey müminin kurtarıcısıdır: Dilini insanlardan ve

onların gıybetini yapmaktan korumak, dünya ve ahireti

için yararlı olan Ģeylerle meĢgul olmak ve günahlarından

dolayı çok ağlamak.”

7- “Üç sıfat her müminde olursa, Allah’ın sığınağında

olur, Allah kıyamet günü onu arĢın gölgesine alır ve onu

büyük günün korusundan emin kılar: Halkın kendisi için

nasıl davranmalarını istiyorsa, onlara aynı Ģekilde

davranması; Allah’a itaat veya masiyet olduğunu bilmeden

hiçbir iĢe baĢlamaması ve kendisindeki ayıbı gidermeden

kardeĢini o ayıpla ayıplamaması.”

8- “Sana zarar veremeyeceğini zannetsen dahi kimseyle

düĢmanlık etme; sana yararı olmayacağını zannetsen bile

hiç kimseyle dostluğu terk etme.”

9- “ġüphesiz Müslüman’ın Allah’ı tanımasının niĢanesi

ve dininin kemali, onu ilgilendirmeyen yararsız sözleri

terk etmesi, az cidal yapması, ağırbaĢlı, sabırlı ve güzel

huylu olmasıdır.”

10- “Halktan bir Ģey istemek, hazır bir fakirlik olduğu

gibi zilletli bir yaĢayıĢa, hayanın yok olmasına ve vakarın

da azalmasına sebep olur. Halka az ağız açmak ise hazır

bir zenginliktir.”

11- “Salih insanların meclisi, insanı iyiliğe götürür;

bilginlerin adabı aklı çoğaltır; Ulu’l-Emre (Ġlahi

hükümdarlara) itaat etmek izzetin tamamıdır; bir Ģey

üreterek malını çoğaltmak yiğitliğin kemalidir; istiĢare

edene doğru olanı göstermek nimetin hakkını eda etmektir;

halkı incitmekten sakınmak aklın kemali olduğu gibi kısa

ve uzun vaadede de bedenin rahatlığına sebep olur.”

12- Evlatlarından birine şöyle buyurdu:

“Oğlum, dikkat et beĢ kimseyle arkadaĢ olma, onlarla

konuĢmaya dalma ve onlarla yolculuğa çıkma.”

“Babacığım onlar kimlerdir? diye sorduğunda İmam (a.s)

şöyle buyurdu: “Sakın yalancıyla arkadaĢ olma; çünkü

böyle birisi serap gibidir (aldatıcıdır); uzağı yakın ve

yakını da uzak gösterir sana. Sakın fasıkla arkadaĢ olma;

çünkü böyle birisi seni bir karın veya ondan daha az bir

yemeğe satar. Sakın cimriyle arkadaĢ olma; zira ona en

çok muhtaç olduğun bir zamanda malını esirgeyerek seni

terk eder. Sakın ahmakla arkadaĢ olma; çünkü o sana

fayda vermek isterken zarar verir. Sakın sila-i rahmi kesen

bir kimseyle de arkadaĢ olma; çünkü Kur’ân-ı Kerim’de

onu mel’un olarak gördüm.”

13- “Dilin (senin üzerinde olan) hakkı, onu çirkin

sözden koruyup güzel söze adet ettirmen, edebe riayet

etmeye zorlaman, ihtiyaç olan yerler, din ve dünya

menfaatleri dıĢında onu kullanmaman, pek az yararı

olmasıyla birlikte zararlı ve faydasız olan çirkin ve boĢ

sözlerden uzaklaĢtırmandır. Velhasıl dil aklın Ģahidi ve

onun niĢanesidir, akıllının kendi aklıyla süslenmesi de, dili

hususundaki doğru tavrıyladır.”

14- “Ey Adem oğlu! Kendi kendine öğüt veren

olduğun, kendini muhasebe etmeyi düĢündüğün ve

Allah’tan korkmak gömleğin, günahtan sakınmak ise örtün

olduğu müddetçe daima hayırdasın. Ey Adem oğlu! Sen

öleceksin, sonra dirilip (hesap vermek için) Allah’ın

huzurunda duracaksın. Öyleyse O’na cevap hazırla.”

15- “Bilin ki, kim cennete müĢtak olursa iyiliklere

koĢar ve Ģehvetlerinden uzaklaĢır. Kim ateĢten korkarsa,

günahlarından tövbe ederek Allah’a yönelir, haramlardan

sakınır. Kim dünyaya rağbet göstermezse, dünya

musibetleri ona kolay gelir, hatta onları çirkin bile

görmez.”

16- Oğlu İmam Bakır (a.s)’a şöyle buyurdu: “Kim

senden iyilik yapmanı isterse onu yap; ona layık olursa, bu

yerinde bir davranıĢtır; layık olmazsa, sen böyle

davranmaya layıksın. Sağında iken sana küfür eden bir

kimse soluna geçer de özür dilerse özrünü kabul et.”

17- “Müminin, mümin kardeĢinin yüzüne sevgi ve

muhabbet ile bakması ibadettir.”

18- “KomĢunun senin üzerindeki hakkı Ģudur:

Gıyabında onun haklarını korumalısın, hazır

bulunduğunda saygı göstermelisin, zulme uğradığında

yardımda bulunmalısın, ayıplarını aramamalısın, eğer

(tesadüfen) kötülüğünden haberdar olmuĢ olursan onu

örtmelisin, eğer nasihatini kabul edeceğini öğrenmiĢ

olursan ona nasihatte bulunmalısın, sıkıntılı zamanında

onu yalnız bırakmamalısın, yanlıĢlıklarını görmezlikten

gelmelisin, suçlarını affetmelisin ve onunla güzel bir

Ģekilde muaĢeret etmelisin.”

19- “Allahım, fakirleri hakir, zenginleri üstün

zannetmekten beni koru. Zira Ģerefli, senin itaatinin

Ģereflendirdiği kimsedir, aziz de senin ibadetinin aziz

kıldığı kimsedir.”

20- “Müminin ameli hilmiyle iç içedir, öğrenmek için

diz çöker, salim kalmak için susar, diğerlerinin ona emanet

ettiği sırrı dostlarına bile söylemez, yabancılara Ģahitlik

yap-maktan kaçmaz, hak olan bir iĢi gösteriĢ için yapmaz

ve utanarak da onu terk etmez, onu övüp temiz adam

sayarlarsa onların söylediği sözlerden korkar; onların

bilmedikleri Ģeyler için Allah’tan mağfiret diler ve

cahillerin cehaleti ona zarar vermez.”

21- “Sana iyilik yapmıĢ olanın senin üzerindeki hakkı,

ona teĢekkür etmen, iyiliğini anman, hakkında güzel sözler

yayman ve Allah ile kendi aranda onun için halisane dua

etmendir. Böyle yaptığında gizlide ve açıkta ona teĢekkür

etmiĢ olursun; yaptığı iyiliği hemen telafi etmek mümkün

olursa telafi et; mümkün olmazsa fırsat bulup bu iyiliğin

karĢılığını vermeye hazırlan.”

22- “Allah katında en sevimliniz, ameli en güzel

olanınızdır; ameli en üstün olanınız, Allah indinde olan

sevaba en çok rağbet göstereninizdir; azabından daha

çabuk kurtulanınız, O’ndan çok korkanınızdır; O’na en

yakın olanınız ahlakı en güzel olanınızdır; Allah’ın

hoĢnutluğunu en fazla kazananınız, ailesinin refahını en iyi

sağlayanınızdır ve en değerliniz ise, takvası daha çok

olanınızdır.”

23- “Eğer insanlar ilim öğrenmenin faydalarını

bilselerdi, kan dökmek ve denizlere dalmak pahasına bile

olsa, ilim öğrenirlerdi.”

24- “ĠyileĢen bir hastayı görüp ona Ģöyle buyurdu:

“Günahlardan tertemiz olman mübarek olsun; Allah seni

hatırlamıĢtır, sen de O’nu hatırla; günahlarını affetmiĢtir,

sen de O’na Ģükret.”

25- “Ġster ciddi olsun ister Ģaka, büyük küçük her

yalandan sakının. Çünkü insan küçük yalan söylediği

zaman yavaĢ yavaĢ büyük yalan söylemeye de cür’et eder.”

26- “Duanın kabul olmamasına sebep olan günahlar

Ģunlardır: Kötü niyetli olmak, batını bozuk olmak,

kardeĢlerine iki yüzlü davranmak, duanın kabul olacağına

inanmamak, farz namazları vakitleri geçene dek

geciktirmek, iyilik ve sadakayla Allah’a yaklaĢmayı terk

etmek ve konuĢmada küfür ve sövüĢe baĢvurmak.”

27- İmam Seccad (a.s)’a: “Ey Resulullah’ın torunu

nasıl sabahladın” denildiğinde şöyle buyurdular: “Sekiz

Ģeye çağırıldığım halde sabahladım: Allah-u Teala,

farizeleri yerine getirmeyi; Peygamber, sünnetine uymayı,

çoluk-çocuk geçimlerini sağlamayı, nefis Ģehvete dalmayı,

Ģeytan günah iĢlemeyi, amelleri gözeten iki melek (Rakib

ve Atid) doğru amel yapmayı, ölüm meleği (Azrail) ruhu

almayı ve kabir de cesedi istediği halde sabahladım.”

28- “Birleri, onlarına galip olan kimseye yazıklar

olsun.” (Bir günaha karĢılık bir ceza, bir haseneye karĢılık

da on mükafat verildiği için birlerden maksat günahlar,

onlardan maksat ise sevap iĢlerdir).”

29- “Günah iĢlemeye sevinmekten sakın; çünkü günah

iĢlemeye sevinmek, onu yapmaktan daha kötüdür.”

30- “Nimetlerin değiĢmesine (elden çıkmasına) sebep

olan günahlar Ģunlardır: Ġnsanlara zulmetmek, iyi iĢ ve

iyilik yapmak adetini terk etmek, nimete küfran etmek,

Ģükretmemek.”

31- “Kötü iĢi terk etmekten vazgeçme, o kötü fiille

tanınmıĢ olsan bile.”

32- “Allah katında O’nu (Allah'ı) tanımaktan sonra,

karın ve tenasül organının iffetini korumaktan daha

sevimli bir Ģey yoktur. Yine Allah indinde, O’ndan bir Ģey

dilenilmesi kadar sevimli hiçbir Ģey yoktur.”

33- “Nice insanlar vardır ki, hakkında söylenen övgüyle

aldanmıĢtır; ve nice insanlar vardır ki, Allah’ın (onun

günah

ve sırlarını) örtmesiyle mağrur olmuĢtur; ve yine nice insanlar

vardır ki, Allah’ın onlara yaptığı ihsanla meĢgul olup gaflete

dalmıĢlardır.”

34- “Birisi Ġmam (a.s)’ın huzurunda; “Allahım, beni

kullarına muhtaç kılma” dediğinde Ģöyle buyurdu: “Öyle

değildir; çünkü insanlar birbirlerine muhtaçtır; fakat sen Ģöyle

de: “Allahım, beni kötü kullarına muhtaç kılma.”

35- “Allah’ın, kitabında sizleri korkuttuğu Ģeylerden

korkun ve zalimlere verdiği azap vaatlerinin bazılarının size

de inmeyeceğinden emin olmayın. Allah-u Teala baĢkalarının

hikayesini anlatmakla size öğüt vermiĢtir. Mutlu kimse

baĢkalarından öğüt alan kimsedir.”

36- “Takvayla yapılan hiçbir amel az olmaz; Allah

hakkında kabul olan bir Ģey nasıl az olabilir ki.”

37- “Ġnsanların en değerlisi kimdir? diye soruduklarında;

“Dünyayı kendisi için bir değer bilmeyen kimsedir.” buyurdu.

38- “Ey insanlar! Allah’tan korkun, biliniz ki O’na

döneceksiniz ve o gün herkes yaptığı hayır ve kötü amelini

hazır bir halde karĢısında bulacak ve iĢlediği kötülükle

arasında çok uzun bir mesafenin olmasını dileyecektir. “Allah

kendisinden sakınmanızı emretmektedir.”

Yazıklar olsun sana ey gafil Adem oğlu! Oysa senden

gaflet edilmemekte; ecelin her Ģeyden daha hızlı sana

doğru süratle gelmektedir; seni arıyor, seni yakalamasına

bir Ģey kalmamıĢtır. Neredeyse vaktini tüketmiĢsin, ölüm

meleği canını almıĢ ve kabirde yalnız baĢına bırakılmıĢsın,

ruhun tekrar sana döndürülmüĢtür. Nekir ve Münkir adlı

iki melek seni sorgu ve sıkı imtihana çekmek için aniden,

habersiz olarak yanına gelmiĢlerdir. Bil ki, onların senden

soracakları ilk soru taptığın Rabbin, sana gönderilen

Peygamber, inandığın din, okuduğun kitap, itaat ettiğin

imam hakkında ve ömrünü nerede geçirdiğinden, malını

nereden kazanıp ve nerede harcadığından olacaktır...”

39- “Annenin senin üzerindeki hakkı Ģudur: Bilmelisin ki,

o hiç kimsenin diğerini taĢımadığı yerde (karnında) seni

taĢımıĢtır. Hiç kimsenin baĢkasına vermediği kendi yüreğinin

meyvesinden sana yedirmiĢ ve seni seve seve kulağı, gözü,

eli, ayağı, saçı, derisi ve (kısaca) bütün azalarıyla korumuĢtur.

Hamilelik döneminin bütün zorluk, dert, elem ve gamlarını

yüklenen de yine o olmuĢtur. Sonra Rabbin seni ondan ayırıp

yeryüzüne getirmiĢtir. Aç kalıp, seni doyurmaya, çıplak kalıp,

seni giydirmeye, susuz kalıp sana su vermeye, güneĢte kalıp

seni gölgede tutmaya, zorluklar çekerek seni nazlıca

yetiĢtirmeye, uykusuz kalarak seni tatlı tatlı uyutmaya razı

olan yine o olmuĢtur. Karnı sana yuva, eteği örtü, göğsü su

kabı, canı siper, dünyanın sıcaklık ve soğukluğuna senin için

bizzat kendisi tahammül eden yine de o olmuĢtur. Öyleyse bu

iyilikler miktarınca ona teĢekkür etmelisin. Bunu Allah’ın

yardımı olmaksızın yapman mümkün değildir.”

40- “Korunmak için kendine bir vesile hazırla, nefsini

yokla. Ġmtihan ve sorguya tabi tutulmadan önce kendine

cevap hazırla. Eğer iman eden, dinini tanıyan, doğrulara

uyan ve Allah’ın velilerini sevenlerden olursan, (o zaman)

Allah, delilini (vereceğin cevabı) sana bildirir, dilini

doğruya açar ve böylece güzel cevap vererek cennet ve

Allah’ın rızasına kavuĢmakla müjdelenirsin. Melekler

rahmet ve nimetle seni karĢılarlar. Böyle olmadığın

takdirde dilin tutulur, delilin batıl olur, cevap vermekten

aciz kalarak cehennemle müjdelenirsin ve azap melekleri

cehennemin kaynar suyu ve yakıcı ateĢiyle seni

karĢılarlar.”





KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 504.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565.

3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 515.

4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 555.

5- Bihar’ul- Envar, c. 100, s. 10.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.

7- Bihar’ul- Envar, s. 78, s. 141.

8- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 160.

9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565.

10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 562.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.

12- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565

13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 519

14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 569

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.

17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.

18- Bihar’ul- Envar, c. 74, s. 7.

19- Sahifet’üs- Seccadiye, Dua 35.

20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.

21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 533.

22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 563.

23- Bihar’ul- Envar, c. 1, s. 185.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.

25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 563.

26- Meani’l- Ahbar, s. 271.

27- Bihar’ul- Envar, c. 76, s. 15.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.

29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 159.

30- Meani’l- Abhar, s. 270.

31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 161.

32- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.

33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.

34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 561.

35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 507.

36- Tuhaf’ul- Ukul, s. 562.

37- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 135.

38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 503.

39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 529.

40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 505.

İMAM MUHAMMED

BÂKIR (A.S)

ĠMAM MUHAMMED BÂKIR (A.S)’IN

KISACA HAYATI

BeĢinci Ġmam Muhammed Bâkır (a.s), hicretin 57. yılı

sefer ayının üçünde Medine’de dünyaya geldi. Babası

Ġmam Seccad, annesi Ġmam Hasan’ın kızı Fatime’dır. 38

yaĢında Allah’ın emri ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam

oldu.

Ġmam Zeyn’ul- Abidin, 35 yıllık imamlık döneminde

bir çok ġia toplulukları oluĢturmuĢtu, ama siyasi zulüm ve

baskı yüzünden Ehl-i Beyt mektebinin fıkhi ve fikri

temellerini açıklamaya fırsat bulmamıĢtı; Ġmam

Muhammed Bakır ve Ġmam Cafer Sadık döneminde zulüm

ve baskının zayıflaması yüzünden, Ġslam ilimlerini

öğrenmek isteyen Ehl-i Beyt dostları, her taraftan

Medine’ye gelip çeĢitli Ġslami ilimlerde Ġmam Muhammed

Bakır tarafından yetiĢtiriliyorlardı. Bu nedenle Ġmam’a,

Bakır’ul- Ulum (Ġlimleri yaran) lakabını verdiler. Ġmam

Bakır (a.s), hicretin 114. yılı Zilhicce ayının 7. günü Ģehit

oldu. 57 yıl yaĢadı. Ġmamet müddeti 19 yıl sürmüĢtür.

Kabri Medine’de Baki Mezarlığındadır.

ĠMAM MUHAMMED BÂKIR

(A.S)’DAN KIRK HADĠS

1- “Kim zalim bir hükümdarın yanına giderek onu

Allah’tan çekinmeye emreder ve ona nasihatte bulunursa,

tüm insan ve cinlerin mükafatı kadar ona mükafat verilir.”

2- “Ġslam beĢ esas üzerine kurulmuĢtur: Namaz kılmak,

zekat vermek, hacca gitmek, Ramazan ayının orucu, biz

Ehl-i Beyt’in velayeti. Dört esas hakkında (onları terk

etmede bazen) ruhsat verilmiĢtir, ama velayeti terk etmede

ruhsat verilmemiĢtir. (Çünkü) Malı olmayana zekat ve

hacc farz kılınmamıĢtır, hasta olan namazını oturarak kılar

ve orucunu yer, ama velayet, ister sağlam olsun ister hasta,

ister fakir olsun ister zengin herkese farzdır.”

3- “Allah-u Teala ġuayb peygamber’e Ģöyle bir vahiy

gönderdi: Ben senin kavminden yüz bin kiĢiyi

cezalandıracağım, kırk bini kötülerdendir altmıĢ bini de

iyilerden. ġuayb (a.s); Ey Rabbim, bu kırk bin kiĢi

kötülerdendir, iyilerin suçu nedir? dediğinde, Allah-u

Teala ona Ģöyle vahyetti: Onlar da kötülere dalkavukluk

yapıp benim gazabım için onlara gazaplanmadılar.”

4- “Bütün meselelerin zirvesi, onların doruk noktası,

anahtarı, kapısı ve Allah’ın rızasını sağlayanı Ġmam’ı

tanıdık-tan sonra ona itaat etmektir. Bilin ki, eğer bir adam

geceleri ibadet yapar, gündüzleri oruç tutar, bütün malını

Allah yolunda verir ve ömrü boyunca her yıl hacca gider,

ama takip edeceği ve bütün iĢlerini O’nun kılavuzluğuna

göre yapacağı Ġlahi bir Veli’nin velayetine inanmazsa,

Allah katında hiç bir sevabı hakketmez ve iman ehlinden

de sayılmaz.”

5- “Bil ki, yaĢadığın Ģehrin halkı sana, sen kötü insansın

derse seni üzmemeli; sen iyi insansın derlerse de bu seni

sevindirmemeli;. böyle olmadıkça bizlerin dostu

olamazsın. (Her halükarda) Sen kendini Allah’ın kitabına

sunmalısın; eğer O’nun yolunda gidiyor, O’nun

küçümsediğini küçümsüyor, sevdirdiğini seviyor ve

korkuttuğundan da korkuyorsan o zaman diren ve

hakkında söylenen sözlerin sana bir zararı olmadığı için de

kendini müjdele.”

6- Süleyman bin Halid “İmam Muhammed Bakır

(a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “Ġslam’ın kökünün,

dalının ve zirvesinin ne olduğunu sana söyleyeyim mi?”

Evet , sana feda olayım dediğimde Ģöyle buyurdular:

“Ġslam’ın kökü namazdır, dalı zekattır, zirvesi cihattır.”

Daha sonra: “Ġstediğin takdirde hayır kapılarını sana

açıklarım” buyurdu. Sana feda olayım açıklayın dediğimde

Ģöyle buyurdu: “Oruç, ateĢe karĢı siperdir; sadaka, hataları

(günahları) yok eder ve gece yarısı kalkarak Allah’ın

zikriyle meĢgul olmak”.

7- “Her kim Allah tarafından bir Ġmam ve önderi

olmaksızın ibadette kendini yorarak Allah’a itaat ederse,

onun ibadetteki çabası kabul olmaz, o sapık ve hayrandır.

Allah onun amellerinden hoĢlanmaz, o kendi çoban ve

sürüsünü kaybetmiĢ bir koyuna benzer ki, gün boyu dolaĢır

durur, karanlık sardığında çobanının sürüsü olmayan baĢka

bir sürü görür, meler ona doğru gider, onunla aldanır,

(geceyi) onların ağılında yatar. (Sabah olunca) çoban;

Kendi çoban ve sürüne katıl, sen çoban ve sürünü

kaybetmiĢsin diyerek ona bağırır (onu kovar), tekrar

dehĢet, ĢaĢkınlık ve aç bir vaziyette o tarafa bu tarafa

kaçar, onu kendi çoban ve sürüsüne götürecek kimse

olmadığından dolayı kurt onun kaybolmasını ganimet bilip

onu yer. Ya Muhammed! Bil ki ümmetten her kim, Allah

tarafından belli ve adil bir Ġmam’ı olmadan sabahlarsa

sapıklık ve hayranlık içerisinde sabahlar, eğer bu durum

üzere ölürse küfür ve nifak ölümüyle ölmüĢ olur.”

8- “Kim Allah için sever, Allah için düĢman olur ve

Allah için ihsan ederse, imanı kamil olan kimselerden

olur.”

9- “Cabir diyor ki, İmam Bakır (a.s) bana şöyle

buyurdular: “Ey Cabir! ġia olduğunu iddia edenin bizleri

sevdiğini söylemesi yeter mi hiç? Ant olsun Allah’a, bizim

ġialarımız Allah’tan korkan, O’na itaat edenden baĢkası

değildir. Bizim ġialarımız ancak alçak gönüllü olmak,

Allah’tan korkmak, emanetdar olmak, Allah’ı çok anmak,

oruç tutmak, namaz kılmak, ana ve babaya iyilik etmek,

fakir komĢu, yoksul, borçlu ve yetimlere karĢı kendini

mes’ul bilmek, doğru konuĢmak, Kur’ân okumak ve

insanlar hakkında iyilikten baĢka bir Ģey söylememekle

tanınırlar ve onlar kendi kavimlerinin iĢlerde emin

bildikleri insanlardır.”

10- “Mümin sevinçli olduğunda sevinci onu günah ve

batıla sokmaz; öfkelendiğinde öfkesi onu hak söz

söylemekten çıkarmaz, güçlü olduğunda ise gücü onu

hakkı olmadığı Ģeye tecavüz etmeye sürüklemez.”

11- “Her kulun kalbinde beyaz bir nokta vardır; bir

günah iĢlediğinde o noktada siyah bir nokta oluĢur; tövbe

ederse o siyahlık yok olur; günah iĢlemeyi sürdürürse o

siyahlık gittikçe büyür ve sonunda o beyazı tamamen

kaplar. Beyazı tamamen kapladığında artık o kalbin sahibi

asla hayra dönmez. Allah-u Teala: “Hayır, onların

kazanmakta oldukları kalpleri üzerinde pas tutmuştur.”

diye buyurduğu (ayet-i Ģerifede) iĢte bu mana

kastedilmiĢtir.”

12- “Eğer bir adam haram yoldan bir mal elde ederse,

onun hac, umre, sila-i rahim (ve buna benzer amelleri)

kabul olmaz.”

13- “Kemalin tümü, din hususunda derin bilgi sahibi

olmak, musibetlere karĢı sabretmek ve geçim masrafını

ölçülü bir Ģekilde ayarlamaktır.”

14- “Üç Ģey dünya ve ahiret güzelliklerindendir: Zulüm

yapanı affetmen, iliĢkisini kesenle iliĢki kurman ve sana

karĢı cahillik yapana yumuĢak ve olgun davranman.”

15- Ġmam (a.s): “Allah’a isyan eden, O’nu

tanımamıĢtır” buyurup Ģu manzumeyi okudular:

“Allah’ı sevdiğini söyler, isyan edersin O’na

Acayip bir iĢtir bu, ant olsun ki canına

Sevgin gerçek olsaydı, itaat ederdin O’na

Çünkü aĢık maĢukun, sözünden çıkmaz asla.”

16- “Ġlminden faydalanılan bir alim, yetmiĢ bin abitten

daha üstündür.”

17- “BeĢ Ģeyi sana tavsiye ediyorum: Zulme

uğradığında zulüm yapma; hıyanet ederlerse hıyanet etme;

tekzip edildiğinde, sinirlenme; methedildiğinde sevinme;

kınandığında sabırsızlanma; hakkında söylenen Ģeyler

hususunda düĢün; eğer söyledikleri Ģeyleri kendinde

bulursan (bil ki) söylenen hak söze karĢı öfkelendiğinde

Allah’ın gözünden düĢmenin musibeti, halkın gözünden

düĢmek korkusundan daha büyüktür. Ama eğer sende

olanın aksini söylerlerse (o zaman) zahmetsiz sevap elde

etmiĢ olursun.”

18- “Allah-u Teala dünyayı hem sevdiğine, hem de

sevmediğine verir; ama dinini ancak sevdiğine verir.”

19- “DüĢmanlık yapmaktan sakın; çünkü düĢmanlık

kalbi bozar ve nifak doğurur.”

20- “Yazıklar olsun sana (ey mağrur insan)! Sen,

hırsızsın; günah hırsızı; bir Ģehvet gördüğünde veya

günaha ortam hazır olduğunda cehaletle ona doğru

koĢuyorsun. Sanki Allah seni görüp gözetmiyor. Ey cennet

talibi! Uykun ne kadar uzun, bineğin ne de yorgun ve

himmetin ne de zayıftır! Allah bu halinle sana hayır

versin! Ey cehennemden kaçmak isteyen! Neden bineğin

hızla seni ona doğru götürüyor? Seni cehenneme

düĢürecek Ģeyler uğuruna ne kadar da gayret ediyorsun!

Evlerin önlerinde (kitabın satırları gibi) sıralanan Ģu

kabirlere bir bakınız. Sıralar birbirine yakın, mezarlar da

birbirlerinin kenarlarındadır; ama ulaĢtıkları Ģeylerde

(cennet ve cehennemde) birbirlerinden uzaktırlar. Bunlar

onarıp yıktılar; ısınıp ürktüler; mesken edinip kovuldular;

ikamet edip göçtüler.”

21- “ĠĢi geciktirmekten ( ve sonra yapacağım demekten)

sakın; çünkü helak olanlar bu denizde gark olmuĢtur;

gafletten uzak ol, çünkü gaflete dalmak kalbi sertleĢtirir.

Özrün olmadığı iĢlerde gevĢeklik yapma; zira piĢman

olanlar ona sığınır. Tam piĢmanlık ve çok tövbe etmekle

geçmiĢ günahlarından dön. Güzel bir dönüĢle Allah’ın

rahmet ve affına yönel; güzel dönüĢ için de gecelerin

karanlığında, halis dua ve münacat ile Allah’tan yardım

talebinde bulun. Az rızkı çok saymakla ve çok itaati de az

saymakla büyük Ģükrü elde et. Çok Ģükür etmekle

nimetlerin çoğalmasını kazan. Nimetlerin elden çıkması

korkusuyla, büyük Ģükre sarıl. Tamahı öldürmekle, ebedi

izzeti talep et. Halktan ümitsizliğin verdiği izzetle,

tamahın zilletini kendinden uzaklaĢtır. Yüce himmetle de

halktan ümidi kesmek izzetini elde et. Arzuyu azaltmakla,

dünyadan (ahiretin için) azık topla. Fırsat varken hedefe

kavuĢmak için çabuk davran. Bedenin sıhhati ve boĢ

zaman gibi iyi fırsat olmaz. Güvenilmez insanlara itimat

etmekten sakın; çünkü yemek alıĢkanlığı gibi kötülüğe de

alıĢkanlık vardır...”

22- “Üç haslete sahip olan onların vebalini (cezasını)

görmedikçe ölmez: Zulmetmek, sıla-i rahmi kesmek ve

yalan yere yemin etmek ki, Allah’a karĢı savaĢmaktır.

Sevabı çabuk ulaĢan itaat, sıla-i rahimdir. Bazı insanlar

facir olur, (ama) iliĢkileri ve birbirlerini sevmeleri

sebebiyle mal ve servetleri artar. Yalan yere yemin etmek

ve sıla-i rahmi kesmek, yurtları harabeye dönüĢtürür.”

23- “Dili gerçeği söyleyenin ameli temiz olur; niyeti iyi

olanın, rızkı çoğalır; ailesine karĢı güzel davrananın ise

ömrü uzar.”

24- “Sakın tembellik ve sabırsızlık etme; çünkü bunlar

her Ģerrin anahtarıdır. Tembellik yapan hiçbir hakkı eda

edemez; sabırsızlık yapan da hiç bir Ģeye sabredemez

(biraz sinirlenmekle haktan el çeker).”

25- “Tevazu (alçak gönüllülük), makamından aĢağı

olan bir yerde oturmaya razı olman, karĢılaĢtığın herkese

selam vermen ve haklı olsan bile münakaĢayı terk

etmendir.”

26- “Mümin, müminin kardeĢidir; mümin kendi

kardeĢine ne küfür eder, ne onu iyilikten mahrum bırakır

ve ne de ona su-i zanda bulunur.”

27- “Sila-i rahim, amelleri temizler, malları artırır,

belayı uzaklaĢtırır, hesabı kolaylaĢtırır ve eceli erteler

(ömrü uzatır).”

28- “Halkın size söylemesini sevdiğiniz en güzel sözü,

onlara söyleyin. Allah, lanetleyen, söven, dokunaklı söz

söyleyen, çirkin söz konuĢup küfreden ve ısrar ederek

diğerinden bir Ģey isteyen ve baĢkasına ağız açan bir

kimseyi sevmez. Ama hayalı, olgun ve (çirkin Ģeylerden)

kaçınan iffetli kimseyi sever.”

29- “HoĢ davranıĢ ve güler yüzlülük, sevgiye yol açar

ve Allah’a yakınlaĢmaya vesile olur. (Nitekim) asık surat

ve ekĢi çehreli olmak da nefrete yol açar ve Allah’tan

uzaklaĢmaya sebep olur.”

30- “Allah-u Teala, üç Ģeyi üç Ģeyde gizlemiĢtir:

Rızasını itaatinde gizlemiĢtir, öyleyse onun hiç bir itaatini

küçümseme, çünkü rızası o itaate olabilir; kendi gazabını

günahlarda gizlemiĢtir, o halde hiç bir günahı küçük

sayma, çünkü gazabı o günahta olabilir; dostlarını da

halkın arasında gizlemiĢtir, öyleyse hiç bir kimseyi

küçümseme, çünkü Allah’ın velisi olabilir.

31- “Dünyayı bir saat kalacağın ve sonra da oradan

göçüp gideceğin bir menzil veya uykuda hoĢnut olup da

uyandığında elinde kalmayan bir mal farzet. Bu misali

söylemem, Allah’ın tevfiki ile akıl edip amel etmen

içindir.”

32- “Üç Ģey beli kırandır: KiĢinin kendi amelini çok

sayması, günahını unutması ve kendi fikrinden

hoĢlanması.”

33- “Dünya malına yeni kavuĢmuĢ bir kimseye muhtaç

olmak, yılanın ağzındaki paraya muhtaç olmaya benzer;

bir taraftan ona muhtaçsın, diğer taraftan ise tehlikedesin.”

34- “Allah-u Teala hayır yapmayı dünya ehline ağır

kılmıĢ, hayır kıyamette ölçülürken mizanda da ağır

gelecek; Ģerri de dünya ehline hafif kılmıĢ, o da kıyamette

ölçülürken hafif gelecektir.”

35- “Ey Cabir! Allah’ın sana verdiği rızkın Ģükrünü

yerine getirebilmen için az rızkı çok say. Nefsinin

ayıplarını görebilmen ve affolunman için Allah’a olan

ibadet ve itaatini az bil. KarĢılaĢtığın kötülüğü, edindiğin

bilgiyle kendinden uzaklaĢtır; bilgiyi de halis amelle

çalıĢtır; halis ameli de tam bir uyanıklıkla büyük

gafletlerden koru; kamil olan uyanıklığı da gerçek

korkuyla elde et. Mevcut yaĢantıya razı olarak gösteriĢten

kaçın. Akla uyarak heva ve heves tehlikesinden kendini

koru. Nefsani istekler galip geldiğinde ilmin irĢadıyla

kendini kontrol et. Halis amelleri mükafat günü için baki

bırak. Ġhtirastan kaçınmakla kanaatkar olmaya çalıĢ.

Kanaatı seçmekle, Ģiddetli tamahkarlığı kendinden

uzaklaĢtır. Arzuları azaltmakla, zahitliğin tadını al;

insanlardan ümidini keserek tamahın kökünü kurut. Nefsi

tanımakla,bencilliğin yolunu kapa. Doğru bir tefvizle (iĢi

Allah’a bırakmakla) ruhi rahatlığa kavuĢ. Beden rahatlığını

kalbin huzurunda ara. Az hata yapmakla, kalp huzuruna

kavuĢ. Yalnızlıkta çok zikir etmekle yumuĢak kalpli

olmaya çalıĢ...”

36- “Cennet zorluk ve sabırla kuĢatılmıĢtır. Öyleyse

kim dünyada zorluklara sabrederse cennete girer.

Cehennem de zevk ve Ģehvetlerle kuĢatılmıĢtır. O halde

kim istediği her çeĢit zevk ve Ģehveti kendisine bağıĢlarsa

(canının istediği her Ģeyi yaparsa) cehennem ateĢine girer.”

37- “Gerçekten bu dil, her hayır ve Ģerrin anahtarıdır.

Müminin, altın ve gümüĢüne mühür vurduğu gibi diline de

mühür vurması uygundur. Zira Resulullah (s.a.a): “Allah,

dilini her Ģeyden koruyan mümine rahmet etsin. Gerçekten

bu amel, kendisi için verdiği bir sadakadır” diye

buyurmuĢtur. Daha sonra Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdu: “Hiç

kimse dilini korumadıkça günahtan kurtulamaz.”

38- “Kim insanlara bir hidayet yolu öğretirse (iyi bir

gelenek meydana getirirse) onunla amel edenlerin sevabı

miktarınca ona sevap yazılır ve onların sevabından da bir

Ģey eksilmez. Kim bir sapıklık yolu öğretirse (kötü bir

gelenek oluĢturursa), o sapıklıkla amel edenlerin tümünün

günahı kadar günahı olur ve onların günahından da bir Ģey

eksilmez.”

39- “Allah Azze ve Celle, Ģer ve kötülükler için kilitler

kılmıĢtır, Ģarabı da o kilitlerin anahtarı kılmıĢtır; yalan ise

Ģaraptan da kötüdür.”

40- “Eğer sual eden (bir Ģey isteyen), sual etmenin ne

kadar kötü olduğunu bilseydi, hiç kimse baĢkasından bir

Ģey istemezdi. Eğer kendisinden bir Ģey istenilen kimse de,

vermemenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi hiç kimse

diğerini reddetmezdi.”





KAYNAKLAR

1- Bihar’ul- Envar,c. 75, s. 375.

2- Vesail’uĢ- ġia, c. 1, s. 14.

3- MiĢkat’ul- Envar, s. 51.

4- Vesail’uĢ- ġia, c. 1, s. 91.

5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 577.

6- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 23.

7- Usul’ul- Kafi, c. 1, s. 375.

8- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 124

9- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 74.

10- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 234.

11- Bihar’ul- Envar, c. 73, s. 332.

12- Bihar’ul- Envar, c. 99, s. 125.

13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 597.

14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 599.

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 577.

18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 611.

19- Eimmetuna, c. 1, s. 365, Hilyet’ul- Evliya

kitabından naklen.

20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 595.

21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 581.

22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 603.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 603.

25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 605.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 605.

27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 611. H. 58.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 613.

29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 607. H. 43.

30- Bihar’ul- Envar, c. 78 s. 188.

31- Tuhaf’ul- Ukul, s. 583.

32- El-Hisal, c. 1, s. 112.

33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.

34- Usul’ul- Kafi, c 2 s143

35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 579.

36- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 89.

37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 609.

38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 607.

39- Bihar’ul- Envar, c. 72, s. 237.

40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 513.

İMAM CAFER’US-

SADIK (A.S)

ĠMAM CAFER’US- SADIK (A.S)’IN

KISACA HAYATI

Altıncı Ġmam Hz. Cafer Sadık (a.s), hicri 83 yılı Rebi’

ul-Evvel ayının 17. gününde Medine’de dünyaya geldi.

Babası Hz. Ġmam Muhammed Bakır (a.s); annesi Kasım

bin Muhammed bin Ebi Bekr’in kızı Ümmü Ferve’dir. 31

yaĢındayken Allah’ın emri ve babasının vasiyeti üzerine

Ġmam oldu.

Ġmam Cafer Sadık (a.s), tarihin en hassas

dönemlerinden birinde, yani Ümeyye oğullarının çöküĢü

ve Abbas oğullarının baĢa geçiĢi döneminde yaĢamıĢtır.

Ġmam Cafer Sadık (a.s) hilafet makamı tarafından

kendisine yöneltilen bütün teklifleri reddetti. Çünkü Abbas

oğullarının hedefi de Ümeyye oğulları gibi sadece kendi

zalimane saltanatlarını pekiĢtirmekti. Ġmam Cafer Sadık

(a.s) bu geçiĢ döneminde zulüm otoritesinin

zayıflamasından en iyi Ģekilde faydalanarak, Ġslami ilimler;

fıkıh, marifetullah vs.yi yaymak yolunda çalıĢtı. Meclisler

kurarak geniĢ ders halkaları oluĢturdu. Rivayetlere göre,

yaklaĢık 4000 talebe bu meclislere iĢtirak etmekte, değiĢik

ilim ve marifet dallarında ihtisas sahibi olmaya

çalıĢmaktaydılar. ġia fıkhı, bu Ġmam tarafından tedvin

edilmiĢtir. Bundan dolayı Ehl-i Beyt mezhebine, Ġmam’a

atfen “Cafer-i Mezhebi” denilmektedir.

Ġmam Cafer Sadık (a.s), 65 yaĢındayken, hicri 148. yılı

Receb ayının on beĢinde ya da ġevval ayının yirmi beĢinde

zehirletilerek Ģehit edildi ve Medine-i Münevvere’de Baki

Mezarlığı’nda defnedildi.

ĠMAM CAFER SADIK (A.S)’DAN

KIRK HADĠS

1- “Velayetin (yöneticiliğin) haram kısmı, zalim

yöneticinin velayetidir ve en yükseğinden en alt makamına

kadar onun tarafından (yöneticilik makamına) tayin edilen

kimselerin yöneticiliğidir. Yönetici olarak onlar için

çalıĢmak ve onlarla ticaret yapmak haramdır ve bu iĢ

meĢru değildir. Bunu yapan adam, yaptığı iĢ ister az olsun

ister çok, bu iĢinden dolayı azaba uğrayacaktır. Çünkü

onlara (zalim yöneticilere) her çeĢit yardımda bulunmak

büyük bir günahtır. Bunun sebebi ise Ģudur: Zalim

yöneticinin yöneticiliğinde hak olan her Ģey ayak altına

alınır ve batıl olan her Ģey de dirilir; zulüm sitem ve fesat

aĢikar olur. (Ġlahi) kitaplar iptal edilir; peygamber ve

müminler öldürülür; camiler yıkılır, Allah’ın sünnet ve

Ģeriatı değiĢtirilir. Bu yüzden onlarla çalıĢmak, onlara

yardımda bulunmak ve onlarla ticaret yapmak haramdır;

ancak kan ve murdarı yemek kadar bir zaruret söz konusu

olursa, o baĢka”.

2- “Ġlmi olmayanı mutlu saymak, sevgi ve muhabbeti

olmayanı övmek, sabırlı olmayanı kamil saymak, ulemayı

kınamaktan ve onlara dil uzatmaktan kaçınmayan kimseye

dünya ve ahiret hayrı ümit etmek doğru ve uygun değildir.

Akıllı adamın, sözüne güvenilmesi için doğru konuĢan

olması, nimetin çoğalmasını hakketmesi için de Ģükreden

olması gerekir.”

3- “Ömer bin Hanzele şöyle diyor: “Ġmam Cafer Sadık

(a.s)’a, ashabımızdan olan iki Ģahsın arasında bir borç veya

miras hakkında anlaĢmazlık vardır, mahkeme için sultana

ve hakimlere (zalim yönetici veya onlar tarafından tayin

edilen kadılara) baĢvuruyorlar; acaba bu amel câiz midir?

Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdu: “Kim onlara hak veya batıl bir

meselede baĢvurursa, tağuta baĢvurmuĢtur; onun yararına

hükmettiği Ģey kesin hakkı bile olsa haramdır. Çünkü

tağutun hükmüyle onu almıĢtır. Allah (c.c) buyurmuĢtur

ki: “Tağutun önünde muhakeme olmayı isterler, oysa

onlar onu reddetmekle emr olunmuşlar.” 5 Öyleyse ne

yapsınlar? dediğimde Ģöyle buyurdular: “Bizim

hadislerimizi rivayet eden, helalımızı ve haramımızı bilen

ve hükümlerimizden haberdar olan birisini bulsunlar, ben

onu size hakim kıldım.”

4- “Kadılar dört kısımdır; üç kısmı cehennemde, bir

kısmı da cennettedir:

a) Bilerek haksız yere hüküm veren kimse

cehennemdedir.

b) Bilmeyerek haksız yere hüküm veren kimse

cehennemdedir.

c) Bilmeyerek hakka hüküm veren kimse

cehennemdedir



5 - Nisa/60.

d) Bilerek hakka hüküm veren kimse ise cennettedir.”

5- “Erkek, hanımına karĢı üç Ģeye riayet etmelidir:

Hanımının muhabbet ve ilgisini kazanmak için onunla

uyum sağlamak; ona karĢı güzel ahlaklı olmak; onun

gözünde güzel görünmek ve refahını sağlamakla kalbini

elde etmek.

Kadın da kocasına karĢı Ģu üç Ģeye riayet etmesi

gerekir: Kocasının tüm hallerde güvenini sağlayacak

Ģekilde kendisini kötülüklerden korumak; muhtemel

hatalarının affedilmesi için sürekli kocasının hakkını

gözetmesi; tatlı dil ve çekici tavırlarıyla kocasına olan

sevgisini bildirmesi.”

6- “Ölümden sonra insan için ancak üç yolla sevap

yazılır: Hayatında ölümünden sonra da devam edecek bir

sadaka-i cariye (cami, köprü vb. Ģeyler) geriye bırakmak;

kendisinden sonra amel edilecek bir sünnet-i hasene (güzel

bir gelenek) bırakmak ve kendisine dua edecek salih bir

evlat yetiĢtirmek.”

7- “Müslüman’ın, Müslüman kardeĢi üzerindeki hakkı

Ģunlardır: KarĢılaĢtığında selam vermek, hastalandığında

ziyaret etmek, gıyabında hayrını istemek, aksırdığında

“Yerhamukellah” (Allah sana rahmet etsin) demek, davet

ettiğinde davetini kabul etmek ve öldüğünde onu teĢyi

etmek (uğurlamak).”

8- “Mümin, müminin kardeĢidir; müminler tek bir

gövde gibidirler; eğer bir tarafı ağrırsa ağrısını diğer

organlar da hisseder. Müminlerin ruhları da bir ruhdandır;

müminin ruhunun Allah’a bağlılığı, güneĢ ıĢınlarının

güneĢe bağlılığından daha Ģiddetlidir.”

9- “Dostluk ancak had ve sınırlarıyla gerçekleĢir; kim

bu had ve Ģartların hepsine veya bunlardan bazısına riayet

ederse gerçek bir dost olur; aksi takdirde böyle bir

kimsenin dostluğunu dostluk sayma. Bu had ve sınırların

birincisi, içte ve dıĢta sana karĢı aynı olmasıdır. Ġkincisi,

senin ziynetini (iyiliğini) kendi ziyneti ve senin

kötülüğünü de kendi kötülüğü bilmesidir. Üçüncüsü, bir

makam veya servete ulaĢtığında sana karĢı durum ve

tavrının değiĢmemesidir. Dördüncüsü, gücü yettiği bir Ģeyi

senden esirgememesidir. Bu hasletlerin hepsinden

kapsamlı ve üstün olan beĢincisi de musibet ve sıkıntılarda

seni yalnız bırakmamasıdır.”

10- “Suçlanacak yerde duran kimse, kendisine kötü

zanda bulunan kimseyi kınamamalıdır. Sırrını saklayan

kimsenin yetkisi daima kendi elinde olur. Ġki kiĢiyi geçen

her söz ifĢa olur. KardeĢinin yaptığını iyiye yorumla;

sözüne iyi bir tevil bulduğun müddetçe onu kötüye

yorumlama. Dürüst olan kardeĢleri elden kaçırma; çünkü

onlar, varlıkta azık belada ise siperdirler. Allah’tan korkan

kimselerle istiĢare et. KardeĢlerini takvaları miktarınca

sev. Kötü kadınlardan çekin, iyilerinden de kork;

(kadınlar) sizi iyi iĢe emrederlerse, kötü iĢte size

meyletmemeleri için onlara muhalefet edin.”

11- “BoĢ konuĢma; münasip bir yer bulmadıkça da

yararlı sözleri söyleme. Nice konuĢanlar vardır ki, yararlı

ve hak sözü yersiz söylediği için incinmiĢtir. Akılsız ve

olgun kimseyle çekiĢme. Çünkü olgun kimse, sana galip

gelir; akılsız ise seni helak eder. KardeĢinin gıyabında,

hakkında söylenmesini sevdiğin Ģeyin en güzelini onun

hakkında söy-le; çünkü amel, iĢte budur. ĠĢlerde, iyiliğine

karĢı mükafat alacağını ve suçlarına karĢı da hesaba

çekileceğini bilen bir kimse gibi amel et.”

12- “Kim dünyada zahit olursa, Allah hikmeti onun

kalbine yerleĢtirir, dilini onunla açar, dünyanın zararlarını,

dert ve dermanlarını ona gösterir ve onu dünyadan esenlik

evine salim olarak götürür.”

13- “Ġnsanlar (kıyamet günü) sırat köprüsü üzerinden

çeĢitli Ģekillerde geçerler; Sırat köprüsü kıldan ince ve

kılıçtan keskindir... Bazıları sürünerek, bazıları yürüyerek,

bazıları da vücutlarının bir kısmını ateĢ yakacak Ģekilde

asılarak geçerler.”

14- “ġaka yapmaktan sakının. Çünkü Ģaka yapmak,

düĢmanlık doğurur; aynı zamanda küçük bir sövüĢtür de.”

15- “Basiretsiz (körü körüne) amel eden kimse doğru

yoldan yürümeyen kimseye benzer; süratle gidiĢi, onu

hedefinden uzaklaĢtırmaktan baĢka bir iĢe yaramaz.”

16- “Ey Cundeb oğlu! Müminlere zulmün dıĢında, diğer

bütün günahlar bağıĢlanır. GösteriĢ için yapılan amellerin

dıĢında diğer bütün hayır ameller kabul edilir.”

17- “Halkı güzel amellerinizle iyiliğe davet edenlerden

olun, dilinizle değil. Halk sizin çabanızı, doğruluğunuzu

ve haramlardan sakınmanızı görmelidir.”

18- “Ey Cundeb oğlu! Kazandığı maldan kendisini

mahrum bırakan, baĢkası için toplamaktadır. Heva ve

hevesine uyan düĢmanına uymuĢtur. Kim Allah’a

güvenirse Allah ona, dünya ve ahiret iĢlerinde yeter ve

gıyabında onun her Ģeyini korur. Her belaya karĢı sabır,

her nimete Ģükür ve her zorluğa çözüm yolu hazırlamayan

kimse aciz kalır.

Evladına ve malına gelecek her bela ve musibete karĢı

sabretmeye çalıĢ. Çünkü Allah sabır ve tahammülünüzü

denemek için emanet ve bağıĢını geri alır. Günah iĢlemeye

cesaretlendirmeyecek Ģekilde Allah’a ümitli ol ve Allah'ın

rahmetinden de ümit kesmeyecek Ģekilde O’ndan kork.

Cahilin övgü ve sözlerine asla aldanma. Zira bu, kibirlenip

sonra ululanmana ve amelinle övünmene sebep olur.

Gerçekten en iyi amel ibadet ve (bunun da yanında)

tevazudur.”

19- “Müminde Ģu sekiz haslet olmalıdır: Buhranda

(fitnelerde) ağırbaĢlı, belada sabırlı, varlıkta Ģükredici,

Allah’ın verdiği rızka kanaat eden, düĢmanlara (bile)

zulmetmeyen, dostlara yük olmayan, bedeni kendisi

tarafından zahmette, insanlar ise ondan taraf rahatlıkta

olmalı.”

20- “Alimin bir günahı bağıĢlanmadan, cahilin yetmiĢ

günahı bağıĢlanır.”

21- “Zenginlikte azma; yoksullukta sabırsızlık etme.

Katı ve taĢ yürekli olma; çünkü böyle olursan halk sana

yaklaĢmaktan hoĢlanmaz. GevĢek ve zayıf da olma; zira

seni tanıyan tahkir eder. Kendinden üstte olana karĢı

düĢmanlık yapma; senden aĢağıda olanla da alay etme.

ĠĢlerde, o iĢin ehliyle çekiĢme (iĢi ehline bırak). Akılsızlara

itaat etme. Herkesin yanında kendini küçültme. Yükünü

baĢkasının üzerine yükleme. Bir iĢin içerisinde kalıp

piĢman olmadan önce, o iĢin giriĢ ve çıkıĢ yolunu

öğrenmek için dur, düĢün (sonra baĢla). Kalbini ortak

olduğun bir yakın ve amelini peĢinden gittiğin bir baban,

nefs-i emmareni mücade-le ettiğin düĢman ve (sahibine)

geri vereceğin emanet kabul et. Sen kendi nefsinin doktoru

kılınmıĢsın, sıhhat alameti sana öğretilmiĢ, dert ve

dermanın sana açıklanmıĢtır. Öyleyse kendine nasıl

bakacağına dikkat et.”

22- “Kim, kendisini ateĢten kurtarmaktan baĢka bir

endiĢeyle sabahlarsa, büyük bir meseleyi küçük saymıĢ ve

Rabbinin vereceği az bir kâra meyletmiĢtir. Kim

müslüman kardeĢine hile yapar, onu tahkir eder ve onunla

kavga yaparsa, Allah onu cehenneme sokar. Kim bir

mümine haset ederse, tuzun suda eridiği gibi onun da

imanı öylece kalbinde erir.”

23- “Halkın seni iyi adam bilmeleri için onların gözü

önünde sadaka verme. Böyle yaparsan mükafatını almıĢ

sayılırsın. Sağ elinle bağıĢta bulunduğun zaman sol elinin

haberi olmamalıdır. Çünkü Allah için gizlice verdiğin

sadakadan dolayı Allah, halkın verdiğin sadakadan

habersiz kalmasının sana zararı ulaĢmayacağı bir gün

(kıyamet günü) Ģahitlerin gözü önünde seni

mükafatlandıracaktır.”

24- “Lokman’ın oğluna tavsiyelerinden bazıları

Ģunlardı: “Ey oğlum! ĠĢlerinde ağırbaĢlı olmaya çalıĢ;

Müslüman kardeĢlerinin doğurduğu müĢkülatlar karĢısında

nefsine sabrı yükle. Eğer dünya izzetini elde etmek

istiyorsan, halkın elinde olan Ģeylerden tamahını kes;

peygamberler ve doğru insanlar, insanlardan tamah

gözlerini keserek o yüksek makamlara ulaĢtılar.”

25- “Bizi tanıyan her Müslüman’ın, her gece ve gündüz

amellerine bakması ve kendisini hesaba çekmesi gerekir.

Eğer yaptığı iĢlerin iyi olduğunu görürse, o iĢi daha da

çoğaltmalıdır; ama eğer kötü olduğunu görürse kıyamet

günü rezil olmaması için yaptığı kötü iĢlerden tövbe

etmelidir.”

26- “Ey Nu’man oğlu! Eğer kardeĢinin seninle samimi

dost olmasını istiyorsan onunla Ģaka yapma, münakaĢa

etme, ona karĢı övünme ve ona karĢı düĢmanlık gütme.

Sırlarını dostuna açıp söyleme; ancak düĢmanın haberdar

olmasıyla sana zararı olmayacak sırlar olursa o baĢka;

çünkü dostun da bir gün düĢman olabilir.”

27- “Üç Ģeye rağbet göstermeyen üç Ģeye duçar olur:

UzlaĢmaya rağbet göstermeyen yardımcısız kalır, hayır iĢe

rağbet göstermeyen piĢman olur, arkadaĢlarını çoğaltmaya

rağbet göstermeyen zarar görür.”

28- “Ey Cundeb oğlu! Ameline güvenen helak olur,

Allah’ın rahmetine güvenerek günahlara cür’et eden

kurtulamaz.” Öyleyse kim kurtulur? diye sorduğumda

buyurdular ki: “Ümitle korku arasında olan kimseler

kurtulur; bunların kalpleri mükafatın hevesinden ve azabın

korkusundan sanki bir kuĢun pençesine asılmıĢ gibidir.”

29- “Ġyilik kendi ismi gibi iyidir. Ġyilikten, sevabı hariç

daha üstün bir Ģey yoktur, amelden de iyi olan onun

mükafatıdır. Ġyilik etmek, Allah’ın, kuluna verdiği bir

hediyedir. Her iyilik yapmak isteyen onu yapamaz; gücü

yeten herkes de buna muvaffak olamaz. Allah bir kula

lütufta bulunmak isterse ona iyilik yapma isteğini, gücünü

ve muvaffakiyetini verir. ĠĢte burada, iyilik yapmak isteyen

için saadet ve yücelik tamamlanır...”

30- “Mümin kardeĢinin ihtiyacını karĢılamak için adım

atan bir kimse, Safa ve Merve arasında sa’y eden kimse

gibidir. Onun ihtiyacını karĢılayan bir kimse de Bedir ve

U-hud savaĢında Allah yolunda kanına boyanan kimse

gibidir.

Allah hiçbir ümmeti, fakir kardeĢlerinin haklarını

küçümsemedikleri müddetçe helak etmemiĢtir.”

31- “Allah, bazı kavimlere nimetler verir,

Ģükretmeyince, o nimetler onlara vebal olur; bazı

kavimleri musibetlere duçar kılar, sabredince o musibetler

kendilerine nimet olur.”

32- “Kul, günahı gizli olarak iĢlerse, yalnız yapana

zarar verir; ama açıkta iĢler ve önlenmezse (o zaman)

topluma zarar verir.”

33- “Aklı olmayan, ıslah olmaz. Ġlmi olmayan,

anlayamaz. Anlayan, nezaketli olur. Halim ve olgun olan,

muzaffer olur. Ġlim siperdir. Doğruluk izzettir. Cehalet

zillettir. AnlayıĢ ululuktur. Cömertlik baĢarıdır. Güzel

ahlak, dostluğa yol açar. Zamanını tanıyana, Ģüpheler

saldırmaz. Sağduyu, zannın kandilidir. Allah, kendisini

tanıyanın dostudur ve O’nu tanımadığı halde tanıyor gibi

görüneninin de düĢmanıdır. Akıllı insan bağıĢlayıcı, cahil

ise gaddar olur. Saygı görmek istiyorsan, yumuĢak davran.

Hakir olmak istiyorsan, haĢin ol. Asaletli olanın, kalbi

yumuĢak olur. HaĢin olanın, kalbi katı olur. Vazifesini

yapmada kusur eden, uçuruma düĢer. ĠĢin sonundan

endiĢesi olan, bilmediği Ģeyde ihtiyatlı davranmalıdır.

Bilmeyerek bir iĢe teĢebbüs eden, kendi burnunu yere

sürter (zillete duçar olur). Ġlmi olmayan, anlamaz;

anlamayan kurtulmaz; kurtulmayan, kıymetli olmaz;

kıymetli olmayan ezilir; ezilen çok kınanır; böyle olan bir

kimseye ise piĢmanlık yakıĢır.”

34- “Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size

iyilik etsinler. Halkın hanımlarına karĢı iffetli davranın ki,

hanımlarınız da iffetli olsunlar.

35- “Seninle iliĢkisini kesenle iliĢki kur. Seni mahrum

bırakana bağıĢta bulun. Sana kötülük yapana iyilik yap.

Sana küfredene selam ver. DüĢmanlık yapana karĢı insaflı

davran. Zulmedeni affet; nitekim sen de affedilmeği

seversin. Allah’ın seni affetmesinden ibret al. GüneĢin

hem iyi hem de kötü insanlara doğduğunu ve yağmurun da

hem salih hem de suç iĢleyenlere yağdığını görmüyor

musun?”

36- “Üç çeĢit insandan kork: Hain, zalim ve laf taĢıyan.

Çünkü senin için (baĢkasına) hıyanet eden, sana da eder;

senin için (baĢkasına) zulüm eden sana da zulüm eder;

sana laf taĢıyan senden de söz götürür.”

37- “ Allah, kitabından bir harfin (ayetin) okunmasını

dinleyen kimse için bir hasene (sevap) yazar, bir günahını

siler ve onu bir derece yükseltir.”

38- “Evli bir kimsenin kıldığı iki rekat namaz, bekarın

kıldığı yetmiĢ rekattan daha üstündür.”

39- “Ailesinin geçimini sağlamak için çalıĢan, Allah

yolunda cihat eden kimse gibidir.”.

40- Ġmam (a.s), ölüm anında etrafında toplanan

akrabalarına bakıp Ģöyle buyurdular: “Namazı hafif sayan,

bizim Ģefaatimize ulaĢmayacaktır.”





KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 683.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 747. H:. 70.

3- Vesail’uĢ- ġia, c. 18, s. 99.

4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 749.

5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 665.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 743.

7- Usul-u Kafi, c. 2, s. 171.

8- Usul-u Kafi, c. 2, s. 166.

9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 753. H. 90.

10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 755. H. 103.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 781. H. 175.

12- Bihar’ul- Envar, c. 73, s. 48.

13- Ravzat’ul- Vaizin, s. 499.

14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 779. H. 172.

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 741.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 625.

17- Usul-u Kafi, c. 2, s. 105.

18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 625.

19- Usul-u Kafi, c. 1, s. 47.

20- Usul-u Kafi, c. 1, s. 47.

21-Tuhaf’ul- Ukul, s. 627.

22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 621.

23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 629.

24- Bihar’ul- Envar, c. 13, s. 419-420.

25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 617.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 643.

27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 657. H. 32.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 621.

29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 246.

30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 623.

31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 241.

32- Kurb’ul- Ġsnad, s. 26.

33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 731.

34- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 242.

35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 629.

36- Tuhaf’ul- Ukul, s. 651.

37- Uddet’ud- Dai, s. 270.

38- Bihar’ul- Envar, c. 103, s. 219.

39- Vesail’uĢ- ġia, c. 12, s. 43.

40- Vesail’uĢ- ġia, c. 3, s. 17.

İMAM MUSA KAZIM

(A.S)

ĠMAM MUSA KAZIM (A.S)’IN

KISACA HAYATI

Yedinci Ġmam Musa Kazım (a.s), hicri 128. yılın Sefer

ayının yedisinde Mekke ve Medine arasında vaki olan

“Ebva” köyünde dünyaya geldi. Babası Ġmam Cafer Sadık

(a.s), annesi ise Hamide’dir. 20 yaĢında iken Allah’ın emri

ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam oldu. Ġmam Musa

Kazım (a.s), Müslümanlara Ġslam’ın hakikatini

açıklayarak, onlara zalim yöneticilerden uzak durmayı

emrediyordu. Abbasi halifelerinden olan Harun RaĢit,

Ġmam’ın Müslümanlar arasındaki etkisinden dehĢete

kapılarak devletin güvenliğini korumak adıyla, gerçekte

ise kendi egemenliğini korumak için Ġmam’ı yakalatıp

gizlice Medine’den Bağdat’a getirterek zindana attı. Zalim

yöneticiler, Ġmam’ın da kendileri gibi maddi ve Ģehvani

meselelerden etkileneceğini sanarak sarayla iliĢkisi olan

kötü bir kadını Ġmam’ı etkilemek için o hazretin

bulunduğu zindana gönderdiler. O kadın Ġmam’ın ona hiç

bir surette teveccüh etmediğini ve Allah karĢısındaki huzu

ve huĢuunu, raz-u niyazını görünce, o da tövbe edip

Allah’a yöneldi.

Ġmam’ın hapiste de halk içerisinde etkisinin

yoğunlaĢtığını anlayan Harun, Hazret’in hayatta kalmasına

tahammül edemeyerek, onun Yahudi olan Sindi bin

ġahik’in yönettiği bir hapse intikal ettirilmesini ve orada

zehirletilerek Ģehit edilmesini emretti. Sonunda 55

yaĢındayken hicri 183. yılın Receb ayının yirmi beĢinde

Bağdat’ta sözü edilen zindanda Ģehit edildi. Kabri,

Bağdat’ın yakınında olan Kazimeyn’de-dir.

ĠMAM MUSA KAZIM (A.S)’DAN

KIRK HADĠS

1- Dostlarından birine şöyle buyurdu: “Ey adam!

Allah’tan kork; Helak olmana sebep olsa bile hakkı söyle.

Çünkü (gerçekte) kurtuluĢun ondadır. Ey adam! Allah’tan

kork; kurtulmana sebep olsa bile batılı terk et. Çünkü

(gerçekte) helakın ondadır.”

2- “Allah-u Teala’nın, insanlara zahiri ve batıni iki

hücceti (delili) vardır, zahiri hücceti, Resuller,

Peygamberler ve Ġmamlardır; batıni hücceti ise akıldır.”

3- “Ey HiĢam! Lokman oğluna Ģöyle dedi; “Ġnsanların

en akıllısı olman için hakka boyun eğ. Ey yavrum, dünya

derin bir denizdir; bir çok insan onda boğulmuĢtur. Bu

denizde gemin takva (geminin) yükü iman, yelkeni

tevekkül, kaptanı akıl, kılavuzu (pusulası) ilim, lengeri ise

sabır olmalıdır.”

4- “Allah’ın dininde fakih olun (dini iyice anlamaya

çalıĢın). Çünkü dinde fakih olmak basiretin anahtarıdır,

ibadetin kemalidir, din ve dünyanın yüce makam ve

derecelerine ulaĢmak için de bir vesiledir. Fakihin, abide

olan üstünlüğü, güneĢin yıldızlara olan üstünlüğü gibidir.

Kim dininde fakih olmazsa, Allah onun hiçbir amelini

beğenmez.”

5- “Zamanınızı dörde ayırmaya çalıĢın; bir bölümünü

Allah’la münacat etmeye, bir bölümünü geçiminizi

sağlamaya, bir bölümünü ayıplarınızı size bildiren

kardeĢlerinizi ve gönüllerinde size karĢı samimiyetleri olan

güvenilir insanları ziyaret etmeye ve bir bölümünü de

haramlar dıĢındaki zevklere ayırın; bununla (sonuncuyu

yapmakla) diğer üç bölümü de yapmaya kadir olursunuz.”

6- “Güzel komĢuluk, komĢuya eziyet etmemek değildir;

güzel komĢuluk, eziyete tahammül etmektedir.”

7- Çocuklarından birine şöyle buyurdular:

“Ey yavrum! Allah-u Teala’nın, seni nehyettiği

masiyette görmesinden ve seni emrettiği itaatte

görmemesinden sakın. (Allah’a kulluk etmede) gayretli ve

ciddi ol. Yine de Allah’a ibadet ve itaatte kendini kusursuz

görme. Çünkü gerektiği Ģekilde Allah’a ibadet etmek

mümkün değildir. ġaka yapmaktan sakın. Çünkü Ģaka,

imanın nurunu giderdiği gibi yiğitliğini de hafifletir.

Usanmak ve tembellikten sakın. Çünkü bunlar, dünya ve

ahiret nasibinden seni alıkoyur.”

8- “Ey HiĢam! Yiğitliği olmayanın dini olmaz, aklı

olmayanın da yiğitliği olmaz. Halkın en değerlisi, dünyayı

kendisi için bir değer görmeyen kimsedir. Bilin ki,

bedenlerinizin kıymet ve değeri ancak cennettir. Öyleyse

onu baĢka bir Ģeye satmayın.”

9- “Akıllı kimse, yalanlamasından korktuğu kimseye bir

Ģey söylemez; reddedeceğinden endiĢe ettiği kimseye ağız

açmaz, gücü yetmediği Ģeyi vaat etmez, arzu etmesiyle

kınandığı Ģeyi arzulamaz ve aciz kalacağından korktuğu iĢe

teĢebbüs etmez.”

10- “Ġki yüzlü ve iki dilli olan kul, ne de kötü kuldur;

kardeĢinin huzurunda onu över, gıyabında (gıybetini

ederek) etini yer; kardeĢine bir nimet verildiğinde kıskanır,

sıkıntıya düĢtüğünde de onu yalnız bırakır.”

11- “Mümin aynı ana ve babadan olmasa bile müminin

kardeĢidir. Kim kardeĢine iftira eder, ona hile yapar, ona

nasihat etmez ve (gıyabında) onun gıybetini ederse

mel’undur.”

12- “Kimin iki günü (manevi yönden) eĢit olursa, zarara

uğramıĢtır; kimin ikinci günü birinci gününden daha kötü

olursa mel’undur (Allah’ın rahmetinden uzaktır); kim

kendi nefsinde bir (manevi) artıĢ görmezse noksanlık

uçurumundadır; böyle olan bir kimsenin de ölmesi,

yaĢamasından daha iyidir.”

13- “Kim üç Ģeyi üç Ģeye musallat kılarsa, aklını yok

etmek için heva ve hevesine yardım etmiĢ gibi sayılır:

Fikrinin nurunu uzun arzularla öldüren; çok konuĢmakla

hikmetini mahveden; ibret almak nurunu nefsani

Ģehvetlerle yok eden; ibret almak nurunu yok eden Ģahıs,

aklını yıkmak için nefsine destek olmuĢtur; aklını yok

eden kimse de dinini ve dünyasını ifsat etmiĢtir.”

14- “Ġnsanlar önceden bilmedikleri yeni günahlar icat

ettikçe, Allah da onlara tanımadıkları yeni belalar

gönderir.”

15- “Ey HiĢam! Elindeki cevize halk “incidir” derse,

sana bir faydası olmaz; çünkü sen onun ceviz olduğunu

biliyorsun. Elindeki inciye de halk “cevizdir” derse, sana

bir zararı olmaz; çünkü sen onun inci olduğunu

biliyorsun.”

16- “Ey HiĢam! Bilmediğin ilmi öğren ve öğrendiğin

ilmi de cahile öğret. Alime ilmi için saygı göster ve onunla

çekiĢmekten sakın. Cahili cehaleti için küçük gör; fakat

onu kendinden kovma; onu kendine yaklaĢtır (bilmediği

Ģeyleri) ona öğret.”

17- “Kibirlenmekten kaçın; çünkü kimin kalbinde bir

zerre miktarınca kibir olursa cennete giremez. Büyüklük

Allah’ın ridasıdır; kim Allah’ın ridası hususunda O’nunla

çekiĢirse, Allah onu yüzü üstü cehenneme atar.”

18- “Her Ģeyin bir niĢanesi vardır; akıllı insanın

niĢanesi de tefekkürdür; tefekkürün niĢanesi de susmaktır.

Her Ģeyin bir bineği vardır; akıllının bineği de alçak

gönüllülüktür. Nehy edildiğin Ģeyi yapman, cehalet

bakımından sana yeter.”

19- “Ey HiĢam! Ġsa Mesih (a.s) havarilerine Ģöyle

buyurdu:

“...Ey dünya kulları, hak olarak diyorum ki; Ahiret

Ģerefine, ancak sevdiğiniz Ģeyleri terk etmekle nail

olabilirsiniz. Tövbe etmek için yarını beklemeyin. Çünkü

yarından önce bir gece ve gündüz vardır; Allah’ın kaza ve

kaderi her gece ve gündüz caridir. ġu söylediğim bir

gerçektir ki, borçlu olmayan borçlu olandan daha huzurlu

ve kaygısızdır; günah iĢlemeyen kimse de günah

iĢleyenden, her ne kadar halis tövbe edip Allah’a dönse

bile daha çok huzurludur.

Küçük ve ehemmiyetsiz sayılan günahlar, Ģeytanın

tuzaklarındandır. ġeytan, günahlarınızın toplanması ve

ardından sizi kuĢatması için onları gözünüzde küçük ve basit

gösterir.”

20- “KonuĢmacılar üç kısımdır: Kar eden, salim kalan

ve helak olan. Kar eden, Allah’ı zikir eden kimsedir; salim

kalan, susan kimsedir; helak olan da batıla dalan kimsedir.

ġüphesiz Allah-u Teala, çirkin söz söyleyen, kötü dilli

olan, söylediğine ve söylenilenlere itina etmeyen hayasız

kimselere cenneti haram kılmıĢtır.”

21- “Allah, kendisinden hakkıyla haya edip utanan,

baĢını ve baĢında yer alan uzuvlarını (göz, kulak, dil vs.)

haramdan koruyan, karnı ve karnının koruduğu Ģeyleri

(yemeği ve içmeyi) haramdan uzak tutan, ölümü ve

çürümeyi hatırlayan, cennetin zorluklarla çevrildiğini ve

cehennemin de lezzet ve Ģehvetlerle kuĢatılmıĢ olduğunu

bilip idrak eden kimseye rahmetini yağdırsın.”

22- “Ey HiĢam! Ġhtirastan sakın; halkın elindeki Ģeylere

göz dikme; halktan bir Ģey ummak fikrini kalbinde öldür;

çünkü baĢkasına göz dikmek zilletin anahtarıdır ve bu

tutum aklı yok eder, yiğitliği çürütür, Ģerefi lekeler ve ilmi

giderir. Allah’a sığınmayı ve O’na tevekkül etmeyi

unutma; isteklerinden alıkoymak için nefsinle cihat et;

nefsine karĢı cihat etmek, düĢmana karĢı cihat emek gibi

sana farzdır.”

23- “ Kim halka karĢı gazabının önünü alırsa, Allah da

kıyamet günü ona karĢı gazabının önünü alır.”

24- “Ey HiĢam! Ziraat, yumuĢak yerde olur, kayanın

üzerinde değil. Böylece ilim ve hikmet de mütevazı kalpte

yerleĢir ve hayatını sürdürür, müstekbir kalpte değil.

Çünkü

Allah-u Teala, tevazuyu aklın niĢanesi, tekebbürü de cehaletin

niĢanesi kılmıĢtır... Allah Teala, tevazu etmeyeni alçaltır,

tevazu edeni ise yüceltir.”

25- “Kendinize fakirliği ve uzun ömrü telkin etmeyin;

çünkü bunu yapan cimri olur; uzun ömür telkin eden de

ihtiraslı olur. Yiğitliği lekelemeyerek ve israf da

olmayacak miktarda helal Ģeylerden yararlanmakla

dünyadan kendiniz için bir pay ayırın; bunu da dini

iĢleriniz için yardımcı kılın. Çünkü Ģöyle bir hadis rivayet

edilmiĢtir: “Kim dünyasını, dini için veya dinini dünyası

için terk ederse bizden değildir.”

26- “Ey HiĢam! Eğer yeterli miktar seni ihtiyaçsız

kılıyorsa, dünyada en az Ģey (sade yaĢayıĢ) sana yeter. Eğer

sana yetecek kadarı seni müstağni kılmıyorsa, o zaman

dünyada hiç bir Ģey seni müstağni kılmaz.”

27- “Kim musibet, anında dizini döver veya elini eline

vurursa (kendisini döverse) mükafatı heder olur. Musibetin

sevabı, ancak musibet sahibinin sabretmesine ve musibet

vakti, “Ġnna lillah ve inna ileyhi raciun” (biz Allah’tanız ve

O’na döneceğiz) demesine bağlıdır... Allah, ihtiyaç

miktarınca yardım eder ve musibet miktarınca da sabır

verir.”

28- “Ey HiĢam, yalnızlığa sabretmek aklın

güçlülüğünün niĢanesidir. Kim Allah Tebarek ve Teala

tarafından verilen akılla akıl ederse, dünya ehlinden ona

meyledenlerden uzaklaĢır ve Allah’ın indinde olana

yönelir. Allah da korkuda onun munisi ve yalnızlıkta

arkadaĢı olur; fakirlikte onu ihtiyaçsız kılar ve aĢireti

olmaksızın da onu izzetlendirir.”

29- “Ġhsan ancak üç Ģartla kamil olur: Küçük saymak,

gizlemek ve acele etmek. Ġyiliğini küçük sayan, kardeĢini

büyütmüĢtür; onu büyük sayan da kardeĢini küçültmüĢtür.

Kim yaptığı ihsanı gizlerse, iĢi değer kazanır. Kim sözünü

verdiği Ģeyi yerine getirmekte acele ederse, verdiği Ģey

daha da hoĢ olur.”

30- “Allah’a hamd-u sena etmeden ve Peygambere salat

(ve selam) göndermeden önce dua eden, kiriĢsiz kemanla

ok atan kiĢiye benzer. Allah’ın vereceği mükafata yakini

olan, cömertçe bağıĢta bulunur. Mutedil davranan, muhtaç

olmaz.”

31- “Kim, malsız zenginliği, kalbin kıskançlıktan rahat

olmasını ve dininin sağlam kalmasını istiyorsa, dualarında

Allah’tan (c.c) aklının kamil olmasını dilemelidir. Aklı

kamil olan, yeterli olan mala kanaat eder, yeterli olan mala

kanaat eden zengin olur; yeterli olan mala kanaat etmeyen

ise zenginlik yüzü görmez.”

32- “Sakın Allah’a itaat yolunda malını esirgeme.

Çünkü onun iki katını günah yolunda harcarsın.”

33- “Ey HiĢam! Bütün insanlar yıldızları görür; ama

yıldızların rotası ve duruĢ yerlerini bilenden baĢkası onlara

bakıp kendi yolunu bulamaz. Böylece sizler de hikmet

öğreniyorsunuz, ama onunla amel edenden baĢkası

hidayete eriĢemez.”

34- “Ey HiĢam! Halk Allah’a itaat için yaratılmıĢtır;

kurtuluĢ itaatle, itaat ilimle, ilim öğrenmekle ve öğrenmek

de akıl ile sağlanır ve ilim ancak rabbani alimden alınır;

alim de akılla tanınır.”

35- “Bilin ki hikmetli söz, müminin yitik malıdır;

öyleyse ilim elden çıkmadan onu elde edin; ilmin elden

çıkması, alimin aranızdan kaybolmasıdır (ölmesidir).”

36- “Kulların en kötüsü, kötü dilli olduğundan dolayı

kendisiyle birlikte oturulması sevilmeyen kimsedir. Acaba

halkı yüz üstü cehennem ateĢine atan, dilin ürünlerinden

baĢka bir Ģey midir? Saçma sözleri terk etmek, kiĢinin

dininin güzel olduğunu gösterir.”

37- “Ey HiĢam! Kulu Allah’a yaklaĢtıracak en güzel

vesile, namaz kılmak; ana ve babaya iyilik etmek; haset,

bencillik ve övünmeyi terk etmektir.”

38- “Ey HiĢam! Dili doğru söyleyenin ameli temiz olur;

iyi niyetli olanın rızkı çoğalır; kardeĢlerine ve ailesine

iyilik yapanın da ömrü uzar.”

39- “Kim Allah’ın künhü (zatı) hakkında konuĢursa

helak olur; kim riyaset talep ederse helak olur; kim

bencilliğe kapılırsa helak olur.”

40- “Ġnsanlara kendini sevdirmek aklın yarısıdır. Çok

gam, ihtiyarlık getirir. Acelecilik ahmaklıktır. Aile azlığı

iki kolaylıktan biridir (diğer kolaylık ise kiĢinin zengin

olmasıdır). Anne ve babasını üzen, onlara asilik etmiĢtir.”





KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 849. H. 5.

2- Bihar’ul- Envar, c. 1, s. 137.

3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 795.

4- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 321.

5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 853.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 851.

7- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 315.

8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 803.

9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 803.

10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 813 . Bihar’ul- Envar, c. 78, s.

310.

11- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 333.

12- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 327.

13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 797.

14- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 322.

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 797.

16- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 329.

17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 817.

18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 795.

19- Tuhaf’ul- Ukul, s. 808.

20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 812.

21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 804.22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 823.

23- Vesail’uĢ- ġia, c. 11, s. 289.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 816.

25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 853.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 799.

27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 834.

28- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 301.

29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 837.

30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 835.

31- Usul’ul- Kafi, c. 1, s. 18.

32- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 320.

33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 807.

34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 798.

35- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 309.

36- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 310.

37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 807.

38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 801.

39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 851.

40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 835.

İMAM ALİ RIZA (A.S)

ĠMAM ALĠ RIZA (A.S)’IN KISACA

HAYATI

Sekizinci Ġmam Ali Rıza (a.s) Hicri 148 yılında Zilkade

ayının 11. günü Medine’de doğdu. Babası Ġmam Musa

Kazım (a.s), annesi ise Necme’dir. 35 yaĢında iken

Allah’ın emri ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam oldu.

Abbasi sultanlarından olan Me’mun, halkın ilgisini

toplayabilmek için Medine’de bulunan Ġmam Rıza (a.s)’ı

Horasan’a davet etti. Zahirde Ġmam’a çok ihtiram gösteren

Me’mun, hilafeti de ona teklif etti, oyunlarının farkına

varan Ġmam, Me’mun’la babasının cinayetlerinin

mesuliyetini kabul etmeyerek bu teklifi reddetti. Daha

sonra Me’mun, Ġmam’a veliahtlık teklif etti ve O’na baĢka

bir seçeneğin bulunmadığını bildirdi. Ġmam (a.s),

memleket ve devlet iĢlerine müdahale etmemek Ģartıyla bu

teklifi kabul etti.

Ġmam Rıza (a.s) büyük ilim sahibi bir Ģahsiyetti. Bu

yüzden “Âl-i Muhammed’in alimi” diye ün yapmıĢtı. O

zamanda mevcut dinlerin temsilcilerini Horasan’a davet

eden Me’mun, Ġmam ile münazara meclisleri tertip ederdi.

Ġmam (a.s) onları bizzat kendi delilleriyle sustururdu.

Ġmam’ın, halkın kalplerine yer eden sevgisi gittikçe

fazlalaĢıyordu. Günün birinde Me’mun, Ġmam’ı bayram

namazı kıldırmakla görevlendirdi. Ġmam (a.s) bu teklifi

kabul ederken ceddi Resulullah (s.a.a) gibi namaz

kıldıracağını Ģart koĢtu, Me’mun da kabul etti. Ġmam (a.s)

bayram günü, sade bir elbise ve yalınayak, Ģehir dıĢına

namaz kılınacak yere giderken, halkın sevgi gösterisi ve

tezahüratıyla karĢılaĢtı. Süslü elbiselerle, binekler

üzerinde, bayram namazı yerine kadar Ġmam’a eĢlik

edecek olan devlet adamları, halkın Ġmam’a gösterdiği ilgi

karĢısında ne yapacaklarını ĢaĢırdılar ve Me’mun’a haber

gönderdiler. Me’mun, Ġmam’ın namaz kılmasını önleyerek

onu geri çevirdi. Me’mun, oyunlarının tutmadığını ve

Ġmam’ın kalplerdeki sevgisinin gün geçtikçe arttığını

hissedince, buna tahammül edemeyip Hicri 203. yılı Sefer

ayının sonuncu günü Ġmam’ı 55 yaĢında iken zehirleyerek

Ģehit etti. Mübarek naĢını Tus Ģehri yakınlarında bir yere

defnettiler. ġu anda MeĢhed Ģehri olarak tanınmakta olan

bu yer, Ġmam’ın aĢıklarının ve dostlarının ziyaretgahı

olmuĢtur.

ĠMAM RIZA (A.S)’DAN KIRK HADĠS

1- “Ġnsanlar iki kısımdır: kendisinden daha iyi ve daha

takvalı olan ve kendisinden daha kötü ve daha aĢağı olan.

(Nazarında) kendisinden daha kötü ve daha aĢağı olan

biriyle karĢılaĢtığında Ģöyle demelidir: “Belki onun iyiliği

gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise

açıktadır; bu da benim zararımadır.” Ama kendisinden

daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona

ulaĢmak için karĢısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa

makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve

zamanının efendisi olur.”

2- “Kimde Ģu beĢ sıfat olmazsa, dünya ve ahiret

iĢlerinden hiçbiri için hayır bekleme: Asaletinde

güvenirlik, tabiatında kerem, ahlakında sebat, nefsinde

Ģeref ve kalbinde Allah korkusu.”

3- “Ġmanın dört rüknü vardır: Allah’a tevekkül etmek,

Allah’ın kazasına rıza göstermek, Allah’ın emrine teslim

olmak ve iĢleri Allah’a bırakmak. Salih kul (Mümin-i Âl-i

Fir’avn) Ģöyle dedi: “Ben işimi Allah’a bırakıyorum...

Bunun üzerine) Allah onların düzenlerinin

kötülüklerinden onu korudu.” 6



4- “Ġman, farzları yerine getirmek, haramlardan

sakınmak, kalple Allah’ı tanımak, dille ikrar etmek ve

azalarla da amel etmektir.”

5- Bir gün Ġmam Rıza (a.s) Kur’ân’ı anarak ondaki

hücceti ve nazmındaki mucizeyi beyan edip Ģöyle buyurdu:

“Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın sağlam ipi, muhkem kulpu ve

örnek yoludur, insanı cennete götürür, ateĢten kurtarır.

Zaman onu yıpratmaz; ağızlarda dolaĢmak basitleĢtiremez.

Çünkü o, belli bir süre için gönderilmemiĢtir. O, insan için

açık delil ve hüccet kılınmıĢtır. Hiç bir taraftan batıl ona

giremez; çünkü Hamid ve Hekim olan Allah tarafından

indirilmiĢ bir kitaptır.”

6- “Cömert, yemeğini yesinler diye halkın yemeğini yer.

Ama cimri, yemeğini yemesinler diye halkın yemeğini

yemez.”

7- “Ġmamet (müslümanların önderliği) dinin yuları,

Müslümanların düzeni, dünyanın ıslahı ve müminlerin

izzetidir. Ġmamet, Ġslam’ın geliĢen kökü, yücelen dalıdır.

Ġmam ile namaz, zekat, oruç, hac ve cihat kamil olur,

ganimet ve sadakalar çoğalır, had (Ģer’i ceza) ve hükümler

uygulanır, hudut ve sınırlar korunur.”

8- “Öyle bir gün gelir ki, afiyet (rahatlık) on üz olur:

dokuz cüz’ü, insanlardan uzaklaĢmakla, bir cüz’ü de

susmakla sağlanır.”







6 - Mu’min/44-45.

9- İmam (a.s) Ebu Haşim-i Caferi’ye şöyle buyurdular:

“Ey Ebu HaĢim! Akıl, Allah’ın bir armağanıdır. Edep,

zahmetle elde edilen bir Ģeydir; zahmetine katlanan onu

elde eder. Ama zahmet ve zorluğa katlanarak akıl elde

etmeye çalıĢan, ancak cehaletini artırır.”

10- “Mümin, kendisinde üç haslet olmadıkça mümin

olamaz: Rabbinden bir sünnet, Peygamberinden bir sünnet,

Allah’ın velisinden (Ġmam’dan) bir sünnet. Rabbinden

olan sünnet, sırrını baĢkalarından gizlemektir. Nitekim

Allah-u Teala buyurmuĢtur ki; “Gizlileri bilendir, gizlileri

razı olduğu elçilerden başka bir kimseye bildirmez.”

Peygamberden olan sünnet, halkla iyi geçinmektir.

Nitekim Allah-u Azze ve Celle Peygamberine; “Halkın

yanlışlıklarını af ve onları iyi iş yapmaya emret”

buyurarak halkla iyi geçinmesini emretmiĢtir. Allah’ın

velisinden olan sünnet ise sıkıntı ve zorluklarda sabırlı

olmaktır.”

11- “Müslüman’da on haslet olmadıkça aklı kemale

ermez: Ġyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı,

baĢkalarının az iyiliğini çok görmeli, kendisinin çok

hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından

bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı,

Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli,

Allah yolunda aĢağı olmayı, düĢmanlar içerisinde aziz

olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meĢhur olmaya

üstün tutmalı, onuncusu ve en önemli olan ise ilk

karĢılaĢtığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha takvalı

bilmesidir.”

12- “Kim nefsini hesaba çekerse kar eder, kim ondan

gafil olursa zarar görür; kim (Allah’tan) korkarsa güvene

kavuĢur, kim ibret alırsa basiretli olur, kim basiretli olursa

anlar, kim de anlarsa bilgili olur.”

13- Kulların en iyileri kimlerdir? diye sorduklarında

şöyle buyurdu: “Kulların en iyisi, iyilik yaptığında

sevinen, kötülük yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir

nimet verildiğinde Ģükreden, sıkıntıya düĢtüğünde

sabreden, sinirlendiğinde de affeden kimselerdir.”

14- “Kaçınılması gerekli olan büyük günahlar Ģunlardır:

Allah-u Teala’nın öldürülmesini haram kıldığı nefsi

öldürmek, zina ve hırsızlık yapmak, Ģarap içmek, ana

babaya eziyet etmek, savaĢtan kaçmak, zorla yetimin

malını, murdarı, kanı, domuz etini ve zaruret olmaksızın

Allah’ın adı getirilmeden kesilen hayvanın etini yemek,

faiz ve haram mal yemek, kumar oynamak, ölçü ve tartıda

eksik vermek, iffetli hanımlara iftira etmek, livata yapmak,

yalan yere Ģahadet etmek, Allah’ın rahmetinden ümit

kesmek, Allah’ın cezasından korkmamak, zalimlerle

yardımlaĢmak, onlara yaslanmak, yalan yere yemin etmek,

sıkıntıda olmaksızın halkın hakkını (borcunu) vermemek,

yalan konuĢmak, kibirli olmak, israf ve tebzir

(savurganlık) etmek, hıyanet etmek, haccı küçümsemek,

Allah’ın velileriyle savaĢmak, boĢ Ģeylerle eğlenmek ve

günahları yapmakta ısrar etmek.”

15- “Abdestte, yüz ve elleri yıkamanın bir defası farz,

ikincisi ikmaldır ve fazlası günahtır, sevabı yoktur.

Abdestti ancak (bağırsaktan çıkan) gaz, bevl (idrar), gait

(dıĢkı), uyku ve cünüplük bozar. Kim mestin üzerine mesh

ederse, Allah’a, Peygamber’e ve Kur’ân’a muhalefet

etmiĢtir; abdestti de batıldır. Çünkü Ali (a.s) mestin

üzerine meshetmede diğerlerine muhalefet etmiĢtir.”

16- “Eğer Allah-u Teala insanları, cennet ve

cehennemle müjdeleyip korkutmasaydı, yine onlara yaptığı

lütfu ve ihsan karĢılığında Allah’a itaat edip isyan

etmemeleri gerekirdi.”

17- “Oruç niçin emredildi? diye sorulacak olursa cevap

olarak Ģöyle denir; Açlık ve susuzluğun zorluğunu görerek

ahiretin fakirliğini anlamaları; oruçlunun alçak gönüllü,

huĢulu, mükafatlanması, sevaba ümitli olması, açlık ve

susuzluk karĢısında bilinçle sabretmesi ve böylece sevabı

hakketmesi için oruç farz kılındı. Üstelik oruç, Ģehvetlerin

ölmesine de sebep olur. Yine orucun farz kılınıĢı, dünyada

insanlara bir öğüt olması, onları dini mükellefiyetlerini

yerine getirmeye yöneltmesi, ahiret için kılavuz olması,

dünyadaki yoksulların durumlarını anlamaları ve Allah’ın

onların malında farz kıldığı hakları yoksullara eda

edilmeleri içindir.”

18- “Namazın cemaatle kılınmasının felsefesi; Tevhit,

Ġslam ve Allah’a olan ibadetin zahir, aĢikar ve yaygın

olması içindir. Çünkü bunların aĢikar ve ibadetin sadece

Allah’a mahsus oluĢu, doğu ve batıda yaĢayan herkese

hüccet olmasından dolayıdır. Yine münafıkların ve dini

hafife alanların, Ġslam’ın zahirine ikrar ettikleri Ģeyi eda

etmeleri ve insanların birbirlerine Ģahitlik yapabilmelerinin

câiz ve mümkün olması içindir. Bunlardan ilave cemaat

namazı, takvaya, iyiliğe ve Allah’a karĢı yapılan bir çok

masiyetin önlenmesine de yardımcı olur.”

19- “Allah-u Teala, Kur’ân’da üç Ģeyi üç Ģeyle birlikte

istemiĢtir: Namazı zekatla birlikte istemiĢtir; öyleyse kim

namaz kılıp da zekat vermezse, onun namazı kabul olmaz.

Allah Teala, kendisine ve ana-babaya Ģükür ve teĢekkürü

birlikte emretmiĢtir; öyleyse kim ana-babaya teĢekkür

etmezse, Allah’a ĢükretmemiĢ sayılır. Allah Teala, O’ndan

çekinmeyi ve sila-i rahimde bulunmayı birlikte emretmiĢtir,

öyleyse kim sila-i rahim yapmazsa, Allah Azze ve Celle’den

gerektiği Ģekilde çekinmemiĢtir.”

20- “Âl-i Muhammed’e (Ehl-i Beyt’e) sevgi ümidiyle,

ibadette gayret göstermeyi ve salih amel yapmayı asla terk

etmeyiniz.”

21- “Hırs ve hasetten kaçının; çünkü geçmiĢ ümmetleri

bu iki sıfat helak etmiĢtir. Cimrilikten sakının; çünkü

cimrilik hür ve mümin insanda bulunmayan bir afettir ve

cimrilik imana aykırıdır.”

22- “Ey Ali! Nimetlerin kadrini bilin (onların Ģükrünü

yerine getirin). Çünkü nimetlerin kadri bilinmezse

kaçarlar; kaçtılar mı da bir daha geri dönmezler. Ey Ali,

insanların en kötüsü, yardımını (halktan) esirgeyen,

(sofrasına kimseyi davet etmeyip) yalnız yemek yiyen ve

kölesine kırbaç vuran kimsedir.”

23- “Namaz, vaktin evvelinde kılınmalıdır. Cemaatle

kılınan her rekat,ferdi kılınan iki bin rekata bedeldir.

Fasıkın arkasında namaz kılma; velayet ehlinden baĢkasına

da iktida etme....”

24- “Ramazan ayının orucu, Ramazan hilalinin

görülmesiyle baĢlar ve ġevval hilalinin görülmesiyle de

sona erer. Teravih namazı (Ramazan ayı gecelerinde

kılınan müstehap namazlar, diğer müstehap namazlar gibi)

cemaatla kılınmaz. Her ay üç gün oruç tutmak

müstahaptır; Ģöyle ki,her on

günde bir gün; yani ayın ilk on gününün perĢembe, ikinci on

gününün çarĢamba, son on gününün ise PerĢembe gününü.

ġaban ayının orucu güzeldir, sünnettir de. Resulullah (s.a.a)

buyurmuĢtur ki: ġaban ayı benim ayımdır, Ramazan ayı

Allah’ın ayıdır.” Ramazan ayının kaza olan oruçları ard arda

olmasa da olur.”

25- “Cimrinin rahatlığı, kıskancın lezzeti, çabuk

usananın vefası, yalancının da yiğitliği olmaz.”

26- “Namazın felsefesi; Allah’ın rububiyetine ikrar

etmek, Ģeriki olmadığını nefyetmek, geçmiĢ günahların

affedilmesini dilemek için onlara itiraf ederek cebbar olan

Allah’ın önünde huzu ve huĢu içerisinde durmak, Allah’ı

yüceltmek için günde beĢ defa yüzü yere koymak,

unutmak ve azmaksızın Allah’ı sürekli anmak, O’nun

huzurunda kendini zelil saymak, din ve dünya hakkındaki

nimetlerinin artmasını da talep etmektir. Üstelik namaz,

mevla, yönetici ve yaratıcıyı unutarak azmamak ve haddi

aĢmamak için insanı gece gündüz sürekli olarak Allah’ı

hatırlamaya iter. Namaz halinde Rabbini anması ve O’nun

huzurunda durması ise onu, her çeĢit günah ve fesatlardan

alıkoyur.”

27- “Cihat, adil Ġmam’ın emriyle yapılır. Kim, mal,

mülk ve canını savunmak yolunda savaĢıp da öldürülürse

Ģehittir. Takiyye halinde hiçbir kafiri öldürmek câiz

değildir; ancak can tehlikesi olmaz ve (kafir de) katil veya

bağı olursa o baĢka. Muhalif veya muhalif olmayan

kimselerin mallarını (haksız yere) yemek câiz değildir”

28- “Ġslam, imandan baĢkadır. Her mümin,

Müslüman’dır, ama her Müslüman mümin değildir. Hırsız,

mümin olduğu halde hırsızlık yapmaz. ġarap içen de

mümin olduğu

halde Ģarap içmez. Mümin, mümin olduğu halde Allah’ın

haram kıldığı nefsi öldürmez. Haddi (Ģer’i cezayı) hakkeden

kimseler, ne mümindirler, ne de kafir (yani Müslüman’dırlar).

Allah, kendisine cenneti ve orada ebedi kalmayı vaat ettiği bir

mümini cehenneme sokmaz. Nifak, fısk veya büyük bir

günahtan dolayı cehennem ateĢini hakkeden bir kimse, ne

müminlerle haĢır olur ve ne de onlardan sayılır.

29- “Allah-u Teala Ģarabı haram kılmıĢtır. Çünkü Ģarap

fesada ve onu içen kimsenin Ģuurunu yitirip Allah’ı inkar

etmesine, Allah’a ve resullerine iftirada bulunmasına

sebep olur. Yine Ģarap, fesat, adam öldürme, birbirine

ithamda bulunma (kazf), zina ve Allah’ın haramlarından

çekinmemeye yol açır. Bundan dolayı, içinde sarhoĢ edici

maddenin bulunduğu her Ģeyin içilmesinin haram

olduğuna hükmettik. Çünkü Ģarabı içmekle meydana gelen

sonuçlar sarhoĢ edici meĢrubatta da vardır. Öyleyse

Allah’a ve ahiret gününe inanan, biz Ehl-i Beyt’i seven ve

bizi dost tutmakla Ģereflenen herkes, her türlü sarhoĢ edici

meĢrubattan uzak durmalıdır. Ġçki içenlerle bizim

aramızda hiç bir (dostluk) bağı yoktur.”

30- “Yedi Ģey olmadan yedi Ģey alay sayılır: Kim

kalpten piĢman olmadan diliyle mağfiret dilerse, kendisini

alay etmiĢtir; kim Allah’tan tevfik ister de ciddiyet

göstermezse, kendisiyle alay etmiĢtir; kim ihtiyatlı olmak

ister de sakınmazsa, kendisiyle alay etmiĢtir; kim

Allah’tan cenneti niyaz eder de sıkıntılarda sabırlı

olmazsa, kendisiyle alay etmiĢtir; kim cehennemden

Allah’a sığınır da dünyevi lezzetleri terk etmezse,

kendisiyle alay etmiĢtir; kim Allah’ı zikreder de O’na

kavuĢmaya koĢmazsa, kendisiyle alay etmiĢtir.”

31- “Bir yudum suyla bile olsa, sıla-i rahimde bulun; en

iyi sıla-i rahim akrabaya eziyet etmemektir. Allah Teala

Kur’ân’da Ģöyle buyurmuĢtur: “Sadakalarınızı minnet ve

eziyet ederek batıl etmeyin.”

32- “Herkesin dostu, onun aklıdır; düĢmanı ise

cehaletidir.”

33- “Kim bir Müslüman fakirle karĢılaĢır ve zengine

verdiği selamdan farklı bir Ģekilde ona selam verirse,

kıyamet günü Allah’ı, kendisine gazap ettiği halde mülakat

eder.”

34- “Nasıl sabahladınız? dediklerinde Ģöyle buyurdular:

“YakınlaĢmıĢ bir ecel (azalmıĢ bir ömür) ve korunmuĢ bir

amelle sabahladım; ölüm yanı baĢımızda beklemekte, ateĢ

arkamızda durmakta ve bize ne yapılacağını da

bilmiyoruz.”

35- “Kabir azabına, Nekir ve Münkire, öldükten sonra

dirilmeye, hesaba (sorgu suale), teraziye ve sırata iman

etmek, dalalet imamlarından ve onların takipçilerinden

uzaklaĢmak, onlardan beraat etmek, Allah’ın dostlarını

sevmek, Ģarabın azını da çoğunu da haram bilmek

dinimizdendir.”

36- “Ġki tarafı birbiriyle eĢit olmayan her çeĢit

yumurtanın yenmesi helaldir. Ġki tarafı birbiriyle eĢit olan

her çeĢit yumurtanın yenmesi de haramdır.”

37- “Hediye, kinleri gönüllerden giderir (öyleyse hediye

verin).”

38- “SarhoĢ edici her Ģey Ģaraptır; çoğu sarhoĢ eden her

Ģeyin, azı da haramdır. Mecburiyette kalan kimse bile

Ģarap içmemelidir. Çünkü Ģarap (aklı mahvederek ruhi

yönden) onu öldürür.”

39- “Yeni doğan erkek veya kız çocuğunun yedinci

günü akika kurbanı verilir, saçı kesilir, ismi konulur, ve

yine o günde saçının ağrılığı miktarınca altın ve gümüĢ

sadaka verilir.”

40- “Kıyamet günü bana en yakın olanınız, ahlakı en

güzel olan ve ailesi için en hayırlı olanınızdır.”





KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 925. H. 17.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929. H. 31.

3- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 338.

4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 877.

5- Bihar’ul- Envar, c. 92, s. 14.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929. H. 33.

7- Usul’ul- Kafi, c. 1, s. 200.

8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929. H. 35.

9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 933. H. 43.

10- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 241.

11- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 336.

12- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 352.

13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 927.

14- Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 2, s. 127.

15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 867.

16- Bihar’ul- Envar, c. 71, s. 174.

17- Bihar’ul- Envar, c. 96, s. 370.

18- Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 2, s. 109 ve el-Hayat, c.

1, s. 233.

19- Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 1, s. 258.

20- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 347.

21- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 346.

22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 933. H. 41.

23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 867.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 871.

25- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 345.

26- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 261.

27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 871.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 877.

29- Vesail’uĢ- ġia, c. 17, s. 262.

30- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 356.

31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 338.

32- Tuhaf’ul- Ukul, s. 923, h. 14.

33- Vesail’uĢ- ġia, c. 8, s. 442.

34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929, h. 30.

35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 877.

36- Müsned-i Ġmam Rıza, c. 1, s. 294.

37- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 352.

38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 879.

39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 875.

40- Müsned-i Ġmam Rıza, c. 1, s. 294.

İMAM MUHAMMED

TAKİ (A.S)

ĠMAM MUHAMMED TAKĠ (A.S)’IN

KISACA HAYATI

Dokuzuncu Ġmam Muhammed Taki (a.s), hicri 195 yılı

Receb ayının onu ya da Ramazan ayının on dokuzunda

Medine’de dünyaya geldi. Babası Ġmam Rıza, annesi ise

Sebike’dir.

Ġmam Rıza (a.s), Allah’ın emriyle oğlu Muhammed

Taki’yi kendisinden sonraki Ġmam olarak tayin etti.

Muhammed Taki (a.s) imamet makamına eriĢtiğinde yaĢı

küçüktü, fakat ilimde öyle bir mevkiye sahipti ki, halkın

dini sorunlarının hepsini halledebiliyor, sınamak için

kendisine yöneltilen çok zor dini sorulara iyice cevaplar

veriyordu.

Ġmam Muhammed Taki (a.s) çok takvalı ve cömert

olduğu için “Taki” ve “Cevad” lakaplarını almıĢtır.

Hicri 220 yılında Abbasi Halifesi Mu’tasım, Ġmam

Muhammed Taki (a.s)’ı, Medine’den Bağdat’a getirtti ve

aynı yılın Zilkade ayının son gününde Bağdat’ta

zehirlettirerek Ģehit edildi. Sonra ceddi Ġmam Musa Kazım

(a.s)’ın yanına defnedildi.

ĠMAM MUHAMMED TAKĠ (A.S)’DAN

KIRK HADĠS

1- “Kim Allah’a güvenirse, Allah onu sevindirir; kim

Allah’a tevekkül ederse, Allah, iĢlerde ona yeter. Allah’a

güvenmek, bir kaledir ki müminden baĢkası ona sığınmaz;

Allah’a tevekkül etmek, her kötü Ģeylerden kurtuluĢ ve

düĢmanlara karĢı bir sığınaktır. Din izzettir, ilim hazinedir,

susmak nurdur, zühdün son derecesi çok takvalı olmaktır.

Bidatler gibi dini yıkan bir Ģey olmaz. Tamah gibi

insanları bozan bir Ģey bulunmaz; halk yöneticiyle düzelir,

belalarsa duayla uzaklaĢtırılır.”

2- “Kim facir bir kimseye ümit ederse en küçük cezası

mahrumiyet olur.”

3- “Allah-u Teala peygamberlerden birine Ģöyle

vahyetti: Dünyada zahitlik yapman rahatlığını

çabuklaĢtırır; her Ģeyden kopup bana yönelmen seni benim

yanımda aziz kılar (bunların hepsi kendin içindir); ama

benim için biriyle düĢman veya dost oldun mu?”

4- “Kim bir iĢe Ģahit olup da onu sevmezse, o iĢi

görmeyen kimse gibi olur; kim de bir iĢi görmeyip o iĢe

razı olursa o iĢte bulunan kimse gibi olur.”

5- “Eğer cahil susarsa, insanlar ihtilafa düĢmez.”

6- İmam (a.s) dostlarından birine şöyle yazdı: “Biz bu

dünyada birbirimizden ayrıyız. Ama (ahirette) kimin fikir

ve inancı, arkadaĢının fikir ve inancının aynısı olursa,

nerede olursa olsun o da onunla birlikte olur; asıl yerleĢme

yurdu ahiret yurdudur.”

7- “Kim bir konuĢanı dinlerse ona tapmıĢ olur; konuĢan

Allah’tan konuĢursa Allah’a tapmıĢ olur; eğer konuĢan

Ģeytanın dilinden konuĢursa Ģeytana tapmıĢ olur.”

8- “Tövbeyi geciktirmek aldanıĢtır, yapılacakları

ertelemek ise ĢaĢkınlıktır. (Günah iĢlemek amacıyla)

Allah’a karĢı bahane aramak, helak olmaya sebep olur.

Günah iĢlemekte ısrar etmek, kendini Allah’ın tuzağından

güvende bilmenin sonucudur. Oysa “...Allah’ın tuzak

kurmasından, hüsrana uğrayan topluluktan başkası

güvende olmaz.”

9- “Allah’ın nimetleri bir kimseye çoğaldıkça insanların

ona ihtiyacı da çoğalır; kim bu masrafa katlanmazsa, o

nimetleri yok olmaya hedef kılar.”

10- “Dört haslet, bir iĢ yapmak için insana yardımcı

olur: Sıhhat, zenginlik, ilim ve tevfik.”

11- Adamın biri Ġmam (a.s)’a; “Bana nasihat edin”

deyince Ġmam (a.s); “Kabul eder misin?” diye sordu. O

adam; “Evet, kabul ederim.” dedi. Bunun üzerine Ġmam

(a.s) Ģöyle buyurdu: “Sabrı kendini yastık et; fakirlikten

çekinme; Ģehvetleri (lezzetleri) terk et; heva ve hevese

muhalefet

et ve bil ki, Allah’ın gözünden uzaklaĢamazsın; öyleyse nasıl

bir halde olacağına dikkat et.”

12- “Zulmü yapan, ona yardım eden ve ona razı olan, o

zulümde ortaktırlar.”

13- “Kim Allah ile müstağni olmayı dilerse, halk ona

muhtaç olur ve kim de Allah’tan çekinirse insanlar onu

sever.”

14- “Bir Ģeyi (iĢi) sağlamlaĢmadan önce açıklamak, o

Ģeyin (iĢin) bozulmasına sebep olur.”

15- “Allah-u Teala’ya güvenmek, her değerli Ģeyin

pahası ve her yüceliğin merdivenidir.”

16- “Kefili Allah olan bir kimse nasıl zayi (çaresiz)

olabilir? Allah’ın aradığı bir kimse nasıl kurtulabilir? Kim

Allah’tan kopup baĢkasına ümit ederse, Allah onu ona

bırakır. Kim bilgisi olmaksızın bir iĢ yapmaya kalkıĢırsa,

düzelttiğinden daha çok bozar”

17- “Bizler Allah’ın muhabbet ve sevgisini, bir çok

insanlara düĢman olmakla kazanabiliriz.”

18- “Ġmam (a.s), “Bana az ve öz nasihat et” diyen bir

Ģahsa Ģöyle buyurdular: “Kendini dünyadaki ardan (utanç

verici iĢleri yapmaktan) ve ahiretteki nardan (ateĢten)

koru.”

19- “Alimler, eğer öğüt vermekten sakınır, ĢaĢkın ve

sapık birini görüp de onu hidayet etmez ve (ruhu) ölü

birini görüp de onu diriltmezlerse, kendi yanlarında

hıyanetkardırlar.”

20- “Ġlahi takvayı sana tavsiye ediyorum; Çünkü ilahi

takva, helak olmaktan kurtulmaya sebep olur. Yüce Allah,

kendi kulunu takva vasıtasıyla aklı ermediği tehlikelerden

korur, körlük ve cahilliğini takvayla giderir. Hz. Nuh ve

gemide onunla beraber olanlar, takva sebebiyle

boğulmaktan, Hz. Salih ve onunla birlikte bulunanlar da

takvayla yıldırımdan kurtuldular. Evet sabredenler, ancak

takvayla kurtuluĢa kavuĢmuĢlardır.”

21- “Kötü adamla dost ve arkadaĢ olmaktan kaçın;

çünkü o, zahiri güzel ama eseri kötü olan kılıca benzer.”

22- “Senin isteğine uyup da doğru yolu senden gizleyen

kimse, sana zulüm yapmıĢtır.”

23- “Müminin izzeti, halktan müstağni olmasındadır.”

24- “Hiç kimseyle, onların sevmediği bir Ģeyle

karĢılaĢmamak, yiğitliğin kemalindendir.”

25- “Heva ve hevesine uyan, düĢmanını arzusuna

kavuĢturmuĢtur.”

26- “Mümin üç Ģeye muhtaçtır: Allah’tan olan tevfike,

nefsinden olan öğütçüye, nasihat edenin nasihatını kabul

etmeye.”

27- “ Ġffetli olmak (gözü tok olmak ve haramlardan

çekingenlik) fakirliğin, Ģükretmek zenginliğin, sabretmek

belanın, tevazu soyluluğun, fasih konuĢmak konuĢmanın,

ezberlemek rivayetin, alçak gönüllülük ilmin, güzel edep

aklın, güler yüzlülük cömertliğin, minnet etmemek

iyiliğin, huĢu namazın, masrafı azaltmak kanaatın, boĢ

Ģeyleri terk etmek ise takvanın ziynetidir....”

28- “Temkinli davran ki, hedefine ulaĢasın veya ona

yaklaĢmıĢ olasın.”

29- “Güvenilir kardeĢler, birbirlerinin hazineleridir.”

30- “Kullardan Ģükretmek kesilmedikçe, Allah-u Teala’

nın nimeti fazlalaĢtırması kesilmez.”

31- “Ġyilik yapanlar kendi iyiliklerine, iyiliğe ihtiyaçları

olandan daha çok muhtaçtırlar. Çünkü iyiliğin mükafatı,

iftiharı ve anısı iyilik yapanlar içindir. Öyleyse iyilik yapan

bir adam, ilk önce kendisine yapmıĢtır.”

32- “Üç Ģey, kulu Allah’ın rızasına kavuĢturur: Çok af

dilemek, yumuĢak huyluluk, çok sadaka vermek. Üç haslete

sahip olan kimse de piĢman olmaz: Aceleyi terk etmek,

istiĢarede bulunmak ve karar aldığında Allah’a tevekkül

etmek.”

33- “Müdârâdan uzaklaĢana, sevilmez Ģeyler yaklaĢır.”

34- “Kim (iĢin) giriĢ yollarını bilmezse, çıkıĢ yolları

onu aciz bırakır.”

35- “Kim, denemeden bir Ģeye itimat ederse (veya

gönül verirse), kendisini tehlikeye ve zahmetli bir sonuca

maruz bırakmıĢ olur.”

36- “KardeĢine gizlide öğüt veren onu süslemiĢtir;

açıkta (baĢkalarının yanında) öğüt verense onu

lekelemiĢtir.”

37- “ġükredilmeyen nimet, bağıĢlanmayan günaha benzer.”

38- “Afiyet, (Allah’ın) en iyi bağıĢıdır.”

39- “Bir iĢi, zamanı gelmeden yapmaya kalkıĢmayın,

yoksa piĢman olursunuz. Ömrün süresi size uzun

gelmesin, yoksa kalbiniz katılaĢır. Zayıf insanlara

rahmedin, onlara rahmetmekle de Allah’ın merhametini

dileyin!”

40- “Bilin ki, Halim ve Alim olan Allah-u Tebareke ve

Teala, ancak rızasına razı olmayanlara (O’nun rızasına

uygun amel etmeyenlere) gazap eder; bağıĢını, sadece

reddedenlerden esirger ve yalnızca hidayetini kabul

etmeyenleri saptırır.”





KAYNAKLAR

1- A’yan’uĢ- ġia, yeni baskı, c. 2, s. 35.

2- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 436.

3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 951.

4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953.

5- A’yan’uĢ- ġia, yeni baskı, c. 2, s. 36.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953, h. 8.

7- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953.

8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953.

9- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 428.

10- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 438.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 951. H. 1.

12- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 432.

13- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 429.

14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 955. H. 12.

15- Bihar’ul- Envar, c. 78, .s. 364.

16- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 363.

18- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 439.

19- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 361.

20- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 358.

21- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

22- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

23- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 365.

24- Nur’ul- Ebsar, s. 180.

25- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

26- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 358.

27- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 434.

28- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 362.

30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 955.

31- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 437.

32- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 438.

33- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

34- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

35- Nur’ul- Ebsar, s. 180.

37- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.

38- A’yan’uĢ- ġia, yeni baskı, c. 2, s. 36.

39- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 431.

40- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 359.

İMAM ALİ NAKİ (A.S)

ĠMAM ALĠ NAKĠ (A.S)’IN KISACA

HAYATI

Medine’de hicri 212 yılında dünyaya gelen Ġmam Ali

Naki (a.s), genç yaĢında iken babasını kaybetti. YaĢadığı

dönem, Abbasi halifelerinden sırasıyla Me’mun,

Mu’tesim, Vasık, Mutevekkil, Muntasır, Mustein ve

Mu’tezz’in baĢta oldukları döneme rastlar.

Medine valisi, Ġmam’ın halk arasındaki itibar ve

sevgisinden doğabilecek muhtemel tehlikeleri

Mütevekkil’e bildirince Mütevekkil, Ġmam’ı gözaltında

bulundurabilmek için onu hilafetin merkezi olan Samerra

ġehri’ne gelemeye zorladı. Zahirde Ġmam’a

dokunulmamasına rağmen çeĢitli vesilelerle Ġmam’a baskı

ve eziyet yapılıyordu. Hatta defalarca Ġmam’ın evi

Mütevekkil’in emriyle aratılmıĢtı. Ehl-i Beyt’e karĢı

düĢmanlık gütmek yönünden Abbasi halifeleri arasında

Mütevekkil ön sırayı alır. O açıkça Hz. Ali’ye küfür eder

ve eğlence meclislerinde, soytarılarına Hz. Ali’yi taklit

ettirir ve eğlenirdi. Onun emriyle Hz. Hüseyin’in türbesi

tamamen yıktırıldı.

Müslümanların Beyt’ül malında sorumsuzca

harcamalarda bulunan Abbasi halifeleri, Allah’ın ahkamını

da gereğince tatbik etmiyorlardı. Bu durum karĢısında Ehl-

i Beyt Ġmamları ise Müslümanları uyararak onların

zalimlere karĢı durmalarını ve Ġslam ahkamını müdafaa

etmelerini istiyorlardı. Ġmamların bu çalıĢmalarından

tedirgin olan Abbasi halifesi Mu’tez, sonunda Ġmam Ali

Naki’yi hicri 354 yılında 42 yaĢında iken zehirleterek Ģehit

etti. Mezarı Samerra Ģehrindedir.”

ĠMAM ALĠ NAKĠ (A.S)’DAN KIRK

HADĠS

1- “Kendi değerini bilmeyenin Ģerrinden emin olma.”

2- “Dünya bir pazardır, bazıları orada kazanır, bazıları

ise zarar görür.”

3- “ Kendini beğenen kimseye öfkelenen çok olur.”

4- “Fakirlik, aç gözlülük ve ümitsizlikten ibarettir.”

5- “Hayırdan daha hayır, o hayrı yapandır; güzel sözden

daha güzel, onu söyleyendir; ilimden daha üstün, o ilmi

taĢıyandır; kötüden daha kötü, onu kazanandır; vahĢetten

daha vahĢet, o vahĢetli ameli yapandır.”

6- “Allah, kendisini vasfettiği vasıftan baĢka Ģekilde

vasfedilmez. Allah’ı vasfetmek nasıl mümkün olabilir?

Oysa ki duyu organları, O’nu idrak etmekten, vehimler

O’na ulaĢmaktan, sezgiler O’nu sınırlamaktan ve gözler

O’nu kuĢatmaktan acizdir. Yakın olduğu halde uzaktır,

uzak olduğu halde yakındır...”

7- “Kim (Allah tarafından) günah iĢlemeğe mecbur

kılındığını zannederse, kendi günahını Allah’ın üzerine

atmıĢ ve kulları cezalandırmada O’na zulüm isnat

etmiĢtir.”

8- “Allah’ın, kendisine dua edilmesini sevdiği bazı

yerler vardır, o yerlerde dua edenin duasını kabul eder; Hz.

Hüseyin’in haremi de o yerlerden biridir.”

9- “Adaletin zulümden daha yaygın olduğu bir

zamanda, kötülüğüne yakin etmedikçe bir kimsenin diğer

bir kimse hakkında su-i zanda bulunması haramdır;

zulmün adaletten daha yaygın olduğu bir zamanda ise, bir

kimsenin iyi olduğunu bilmedikçe ona hüsn-i zanada

bulunmak doğru değildir.”

10- “Kim, hakkı aramak üzere hareket eder de kemaline

varmadan ölürse, hayır üzere ölmüĢtür. Nitekim Allah-u

Teala Ģöyle buyuruyor: “Kim, Allah ve Resulüne doğru

hicret ederek evinden çıkar ve sonra ölürse, onun mükafatı

Allah’a aittir.” 7

11- “Kim Allah’tan çekinirse, ondan çekinirler; kim

Allah’a itaat ederse, ona itaat ederler; kim yaratıcıya itaat

ederse, yaratığın gazabından korkmaz; kim Allah’ı gazap-

landırırsa, yaratığın kendisine gazap edeceğine yakin

etmelidir.”

12- “Ġleri görüĢlülükle, tefritin doğuracağı hasret ve

piĢmanlıkları hatırla (ve onları telafi etmeye çalıĢ).”

13- “Haset, hasenatı yok ettiği gibi halkın öfkesine de

yol açar.”

14- “Anne ve babayı incitmek, fakirlik ve zillete sebep

olur.”

15- “Kınamak, ağır sözlerin anahtarı olmasıyla birlikte

kin beslemekten daha iyidir.”





7 - Nisa/100.

16- “Bilin ki nefis, verilene en çok yüz çevirendir;

esirgenilenden ise en çok geri durandır.”

17- “Öğretmen ve öğrenci ilerlemede ortaktırlar.”

18- “Uyanık kalmak, uykunun tadını çoğaltır; açlık da

yemeğin lezzetini artırır.” (Geceleri ibadet ve gündüzleri

ise oruç tutmaya teĢvik olarak buyurmuĢtur.)

19- “Ailenin önünde yere düĢeceğin (can vereceğin) anı

aklına getir; ne doktorlar seni ölümden kurtarabilir ve ne

de dostunun sana faydası olur.”

20- “Kim, kalbinin inanmadığı bir din üzereyken bir

ameli yaparsa, Allah onun o amelini ondan kabul etmez.”

21- “Kim Allah’ın hile ve elemli cezasından emin

olursa tekebbür eder; öyle ki sonunda O’nun kazasına ve

geçerli emrine duçar olur.”

22- “Nimetlerin kadrini bilerek onları koruyun ve

onlara Ģükrederek artmasını isteyin.”

23- “Kim Allah tarafından açık bir delil üzere olursa

(yakin derecesine varırsa), bedeni doğranıp parça parça

edilse bile dünya musibetleri ona kolay gelir.”

24- “Allah, dünyayı musibet, ahireti ise mükafat evi

kılmıĢtır; dünya musibetini ahiret mükafatının sebebi,

ahiret sevabını da dünya musibetinin bedeli kılmıĢtır.”

25- “Allah bir kulun hayrını isterse, kınandığında kabul

eder.”

26- “YumuĢak huylu zalimin, yumuĢaklığı vasıtasıyla

zulmünü affettirmesi mümkün olduğu gibi, haklı sefihin

(ahmağın) akılsızlığı da onun haklı olmasını gösteren nuru

söndürebilir.”

27- “İmam Ali Naki (a.s)’ın, zamanının halifesine

hitaben söylediği şiir:

“Onlar (zalim zorbacılar) dağların doruk kalelerinde

sabahladılar, koruyordu onları güçlü kiĢiler, ama bir fayda

etmedi.

Ġzzetten sonra kendi kalelerinden aĢağı indirildiler;

karanlık ve dar çukurlara dolduruldular; ne de kötü yere

indiler.

Kabre konulduktan sonra bir münadi Ģöyle nida etti;

“Nerede o taçlar ve ziynetler?!

Nerede o perde ve cibinlikler arkasında saklanan refaha

ermiĢ yüzler?!

Kabir, onların durumu hakkında soru sorulduğunda açık

bir ifadeyle; böcekler onların yüzleri üstünde savaĢıyorlar

dedi.

Onlar uzun bir müddet yiyip içtiler, Ģimdi ise

baĢkalarına yem oldular.

Nice yıllar, oturmak için binalar yaptılar. Ama sonunda

ev ve de ailelerinden ayrılıp diğer yere intikal ettiler.

Uzun bir müddet, hazineler toplayıp mallar yığdılar.

Sonunda onları düĢmanlara dağıtıp göç ettiler.”

28- “Dalalet ve küfürden Allah’a sığınıyorum. Biz ne

cebre inanıyoruz, ne de tefvize; biz, Kur’ân’ın tanıklık

ettiği ve Peygamber’in Ehl-i Beyt’inden olan hidayet

Ġmamlarının da inandığı akide üzere bu ikisinin arasında

yer alan hadd-ı vasata inanıyoruz; o hadd-ı vasat da

Allah’ın bize verdiği güç ve kabiliyete dayalı olan imtihan

ve sınamaktadır. Allah-u Teala bizi, bu verdiği kudrette

kendisine kul etmiĢtir.”

29- “Elinin altındaki kimseye, (yersiz yere) kızmak

alçaklıktır.”

30- “ġükredenin Ģükretmesiyle duyduğu mutluluk,

Ģükrü gerekli kılan nimetin verdiği mutluluktan daha

çoktur. Çünkü nimet metadır (geçici zevklerdir); Ģükür ise

hem nimettir, hem de mükafat.”

31- “Ġnsanlar, dünyada mallarıyla, ahirette ise

amelleriyle değer kazanırlar.”

32- “Kıskançlıktan kaçın; çünkü onun kötü etkisi sende

zahir olur, düĢmanında ise bir etki yapmaz.”

33- “Hikmet, tabiatı bozuk insanlarda etkili olmaz.”

34- “MünakaĢa, eski dostluğu bozar.”

35- “Ġncittiğin bir kimseden samimiyet, aldattığın bir

kimseden vefa, kendisine su-i zanda bulunduğun kimseden

de nasihat bekleme.”

36- “Huysuz, nefsinin esiri olduğu gibi cahil de dilinin

esiridir.”

37- “Kim dostluk ve görüĢünü sana toplarsa, sende

itaatini ona topla.”

38- “ġaka, sefihlerin latifesi ve cahillerin iĢidir.”

39 “Musibet, sabreden kimse için bir, sabırsızlık yapan

kimse için ise ikidir. (Çünkü hem musibet görmüĢ, hem de

sabırsızlık yaparak mükafatı elden vermiĢtir).”

40- “Bencillik, insanı ilim öğrenmekten alıkoyur;

hakirlik ve cahilliğe sebep olur”





KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.

3- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.

4- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 368.

5- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.

7- Tuhaf’ul- Ukul, s. 969.

8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.

9- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 999.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.

12- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 370.

13- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

14- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.

15- A’yan’uĢ- ġia c. 2, s. 39.

16- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 367.

18- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

19- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1001.

21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1029.

22- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1031.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.

25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.

26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.

27- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 38.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 989.

29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 370.

30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1031.

31- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

32- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

33- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

34- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

35- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

36- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.

37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.

38- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.

39- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

40- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.

İMAM HASAN

ASKERİ (A.S)

ĠMAM HASAN ASKERĠ (A.S)’IN

KISACA HAYATI

On birinci Ġmam Hasan Askeri (a.s), hicri 232 yılı

Rebi’us- Sani ayının sekizinci ya da dördüncü günü

Medine’de dünyaya geldi. Babası Ġmam Ali Naki, annesi

ise Hudeyse’dir; Susen olarak da tanınır. Ġmam Hasan

Askeri (a.s) 23 yaĢındayken Allah’ın emri ve babasının

vasiyeti üzerine Ġmam oldu. Ġmam Hasan Askeri (a.s),

değerli babası gibi Samerra Ģehrinde askeri bir bölgede

gözaltına alınmıĢtı. Bu yüzden de Askeri lakabıyla

anılmıĢtır. Değerli ömrünün bir kısmını da zindanda

geçirmiĢtir. Halk, serbestçe o hazretle görüĢüp ilminden

yararlanamadığı halde O’ndan çok değerli hadisler

naklolunmuĢtur. Güzel ahlakı, ilmi ve fazlı, hiç kimseye

gizli değildi.

Ġmam Hasan Askeri (a.s), 28 yıl bu dünyada yaĢadıktan

sonra hicri 260’da Rebi-ul Evvel ayının sekizinci ğünü

Samerra’da zehirletilerek Ģehit edildi ve mübarek naaĢı

aynı Ģehirde defnedildi.

ĠMAM HASAN ASKERĠ (A.S)’DAN

KIRK HADĠS

1- “Ey Ġshak, Ģunu kesin olarak bil ki, kim bu dünyadan

kör olarak çıkarsa (Allah’ın en büyük ayeti olan zamanın

Ġmamını tanımadan ölürse), ahirette de kör ve yolca daha

sapık olur. Ey Ġshak, (bu) gözler kör olmaz, fakat

göğüslerdeki kalpler kör olur. Nitekim Allah-u Teala Ģöyle

buyuruyor: (O zalim der ki) “Rabbim, beni neden kör

olarak haşrettin, halbuki ben görüyordum?” (Allah da)

der ki: “İşte böyle; sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları

unutuvermiştin (kalp gözünü açmamıştın), bu gün de sen

işte böyle unutulursun.” 8

2- “Ġyilerin iyileri sevmesi, iyiler için sevaptır; facirlerin

iyileri sevmesi, iyiler için bir üstünlüktür; facirlerin iyilere

düĢmanlığı, iyilere ziynettir; iyilerin facirlere düĢmanlığı

ise facirler için bir aĢağılanmadır.”

3- “Hakkı terk eden her güçlü zelil olur; hakka sarılan

her zelil de izzetli olur.”





8 - Taha/125-126.

4- “Nefsini koruyan, dinini muhafaza eden, heva ve

hevesine uymayan, Allah’ın emrine itaat eden fakihleri

(müçtehitleri), avam (halk kesimi) taklit etmelidir.”

5- “Bir zaman gelir ki, insanlar güler yüzlü ama siyah

kalpli olurlar; Peygamber’in sünnetlerini bidat, bidatleri

ise sünnet sayarlar; mümin onların yanlarında hakir,

münafık ise saygılı olur; onlara hükmedenler cahil ve

zalim olur; alimleri ise zalimlerin kapılarında yeralır...”

6- “Ġnsanların en takvalısı, Ģüpheli olan iĢlere teĢebbüs

etmeyen kimsedir; insanların en abidi, farzları eda eden

kimsedir; insanların en zahidi, haramları terk eden

kimsedir; insanların en çok çaba göstereni, günahları terk

eden kimsedir.”

7- “Dostlarının iyisi, hatalarını unutup yaptığın iyilikleri

aklından çıkarmayan kimsedir.”

8- “Ahmağın kalbi dilindedir, hekimin diliyse

kalbindedir.”

9- “Bir kimseyi zahmete sokacak bir Ģeyle ona ikramda

bulunma.”

10- “Allah’a ulaĢmak (seyr-u suluk) bir yoldur ki, ancak

geceleri dürmekle (ibadet ve duayla sabahlamakla) onu kat

etmek mümkün olur.”

11- “MünakaĢa yapma; yoksa değerin yok olur; Ģaka

yapma; aksi takdirde baĢkaları sana cüret eder (heybetin

sarsılır).”

12- “Müminin, onu zelil kılacak bir Ģeye meyletmesi

onun için ne de çirkindir.”

13- “Allah-u Teala’nın, minnet ve rahmetiyle bazı

vazifeleri size farz kılması, size muhtaç olduğundan dolayı

değildir; çünkü O’ndan baĢka bir Ġlah yoktur. Kendisinden

bir rahmet olarak iyiyi kötüden ayırt etmesi,

göğüslerinizdeki sırları sınaması, kalplerinizde olanları

temizlemesi, rahmetine doğru yarıĢmanız ve cennetteki

makamlarınızın (amel hasebiyle) birbirinden üstün olması

için o vazifeleri size farz kıldı. Böylece haccı, umreyi,

namazı, zekatı, orucu ve velayeti (Ehl-i Beyt Ġmamlarını

tanımayı) size farz kıldı. Farzların kapılarını açmanız için

size bir kapı açtı ve yolunu bulmanız için de size bir

anahtar (yani velayet) verdi.”

14- “Ġki hasletten daha üstün bir Ģey yoktur: Allah’a

iman etmek ve mümin kardeĢlere yararlı olmak.”

15- “Bel kıran musibetlerden biri de, gördüğü iyiliği

gizleyen ve kötülüğü açığa vuran komĢudur.”

16- “Tevazu (alçak gönüllülük), kıskanılmayan bir

nimettir.”

17- “Mahzun bir Ģahsın yanında sevinçli olduğunu

göstermek edepsizliktir.”

18- “Huzuru en az olan insanlar, kin güden

kimselerdir.”

19- “Kötülükler bir odaya bırakılmıĢ, yalan ise o odanın

anahtarı kılınmıĢtır.”

20- “Affedilmeyecek günahlardan biri de kiĢinin; KeĢke

sadece bir günahımdan sorguya çekilsem (yani bu günah

önemli değildir) demesidir. Ġnsanlar arasında Ģirk,

karıncanın karanlık gecede siyah bir çul üzerindeki

hareketinden daha gizlidir.”

21- “Nimetin değerini ancak Ģükreden bilir; nimete de

ancak arif Ģükreder.”

22- “Kim övülmeye layık olmayan bir kimseyi övüp

methederse, itham edilecek Ģahsın yerinde durmuĢtur.”

23- “Eğer Muhammed (s.a.a) ve evlatlarından olan

vasileri olmasaydı, hayvanlar gibi ĢaĢkınlık içerisinde

kalıp farzlardan hiçbirini tanımazdınız. Acaba Ģehire, giriĢ

kapısından baĢka bir yerden girilir mi? Allah,

Peygamber’den sonra veliler atamakla size olan nimetini

tamamladığında kitabında Ģu ayeti indirdi: “Bugün

dininizi ikmal ettim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve

size din olarak İslam’ı seçip beğendim.” Velileri için sizin

üzerinize bazı haklar farz kıldı. EĢlerinizin, mallarınızın,

yiyecek ve içeceklerinizin size helal olması için, hakları

eda etmeyi size emretti. Allah (c.c) buyuruyor ki: “De ki:

Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim

ancak yakınlarıma sevgi göstermenizdir.” Bilin ki, kim

(bu hakları ödemekte) cimrilik ederse, bu cimriliği sadece

kendi zararınadır; Allah müstağnidir, sizlerse muhtaçsınız.

O’ndan baĢka Ġlah yoktur.”

24- “Cahile riyazet çektirmek (nefsinin isteklerine karĢı

durmasını sağlamak) ve bir iĢe alıĢkın olanı

alıĢkanlığından döndürmek, mucize gibi bir iĢtir.”

25- “Bil ki, isteklerde direnip ısrar etmek, değeri yok

ettiği gibi yorgunluk ve boyun eğmeye de sebep olur.”

26- “BaĢkalarında sevmediğin sıfatlardan kaçınman,

edep olarak sana yeter.”

27- “Cömertliğin bir haddi vardır, o haddi aĢarsa israf

olur; ihtiyatın bir miktarı vardır, o miktarı aĢarsa korkaklık

olur; iktisat için bir ölçü vardır, o ölçüyü aĢarsa cimrilik ve

tamahkarlık olur; Ģecaatin bir haddi vardır, o haddi aĢarsa

aldırmazlık (delilik) olur.”

28- “Sakın Allah hakkında (ve din hususunda) kusur

etmeyin; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Allah’ın

itaatinden yüz çeviren ve O’nun evliyasının öğütlerini

kabul etmeyen kimse, Allah’ın rahmetinden uzak olsun.

Allah size, kendisine, Resulüne ve ulu’l-emre itaat etmeyi

emretmiĢtir. Allah, sizin güçsüzlüğünüz ve gafletinizden

dolayı size acısın ve iĢlerinizde sizi sabırlı kılsın. Ġnsanı

Kerim olan Rabbine karĢı mağrur eden nedir acaba?...”

29- “Huyu takvalı olmak, tabiatı iyilik yapmak, hasleti

de tahammül etmek olan bir kimsenin dostu çok olur.”

30- “Gönüller neĢeli iken onları yakalayın üzgün

oldukları zaman ise kendi hallerine bırakın.”

31- Bir adam, Ġmam (a.s)’ın küçük yaĢta iken birgün

ağladığını ve diğer çocukların ise oynamakla meĢgul

olduğunu görünce, Ġmam’ın oynamak için diğer çocuklar

gibi oyuncağı olmadığından dolayı ağladığını zannederek

Ġmam’a; “Sana oyuncak alayım mı?” dedi. Ġmam (a.s)

bunun üzerine Ģöyle buyurdular: “Ey aklı az adam, biz

eğlenmek ve oynamak için yaratılmamıĢız.” “Ne için

yatılmıĢız?” dediğinde, Ġmam (a.s): “Ġlim ve ibadet için

yaratılmıĢız” buyurdular. “Bu sözü nereden diyorsun?”

dediğinde de Ģöyle buyurdular: “Allah’ın Ģu sözünden:

“Bizim sizi boĢ bir amaç uğruna yarattığımızı ve sizin

gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi

sandınız.” 9

32- “Allah tarafından tazmin olunmuĢ rızk, farz olan

amellerden seni alıkoymasın.”

33- “Allah’ın nimetiyle kuĢatılmayan hiçbir bela

yoktur.”





9 - Müminun/145.

34- “Ġbadet, çok (müstehap) oruç tutmak ve çok

(müstehap) namaz kılmak değildir; ibadet, Allah’ın

yaratıkları hakkında çok düĢünmektir.”

35- Şiilerine buyurdular ki: “Sizlere Allah’tan

korkmayı, dininiz hususunda veralı (Ģüpheli Ģeylerden

kaçınan) olmayı, Allah için çaba göstermeyi, doğru

konuĢmayı, size güvenip yanınızda emanet bırakan

kimseye, ister iyi olun ister kötü emanetini iade etmeyi,

secdeleri uzatmayı ve iyi komĢuluk yapmayı tavsiye

ediyorum; iĢte Muhammed (s.a.a) bunlarla gönderilmiĢtir.

Onların (Ehl-i Sünnet’in) namaz ve cenaze merasimlerine

katılın, hastalarını ziyaret edin, haklarını ödeyin.

Sizden biri, dininde veralı, doğru konuĢan , emaneti

sahibine veren ve halka karĢı güzel ahlaklı olduğunda, “Bu

ġii’dir” denilir; bu ise bizi hoĢnut eder. Allah’tan korkun,

bizlere ziynet olun utanç vesilesi olmayın; muhabbetleri

bize doğru çekin; her çeĢit kötülüğü bizden uzaklaĢtırın.

Çünkü biz, hakkımızda söylenen her iyiliğin ehliyiz ve

aleyhimizde söylenen her kötülükten uzağız. Allah’ın

kitabında, bizim hakkımız, Hz. Resulullah’a olan

yakınlığımız ve Allah

tarafından da tertemiz (masum) kılındığımız açıklanmıĢtır.

Bizden baĢka yalancı hariç hiç kimse bu makamı iddia

edemez.

Allah’ı ve ölümü çok anın, Kur’ân’ı çok tilavet edin,

Peygamber (s.a.a)’e çok salavat getirin. Çünkü

Peygamber’e salavat getirmenin on hasenesi (sevabı)

vardır. Size yaptığım tavsiyeleri unutmayın. Selamımı size

ileterek sizi Allah’a emanet ediyorum.”

36- “Kim mecliste makamından aĢağı bir yerde

oturmaya razı olursa, yerinden kalkıncaya kadar Allah ve

melekleri ona salat ederler.”

37- “Çocuğun küçüklükte babaya karĢı saygısızlığı,

büyüdüğünde ona karĢı gelmesine sebep olur.”

38- “Taaccüp etmeksizin (bir sebep olmaksızın) gülmek

cahilliktendir.”

39- “ġüphesiz sizler, kısa süre ve sayılı günler

içerisinde yer almıĢsınız; ölüm ise ansızın gelmektedir.

Hayır eken, sevinç ve saadet biçer; Ģer eken ise kötülük ve

piĢmanlık biçer. Her ekici ektiğine ulaĢır. Ağır davranan

(dünyada kendisine belirlenen) nasibinden mahrum

kalmadığı gibi, haris de nasibinden fazlasını elde edemez.

Kime hayır verilirse, o hayrı Allah bağıĢlamıĢtır. Kim de

Ģerden korunursa, onu da Allah korumuĢtur.”

40- “Ġnsanların karĢısında (günah yapmaktan)

çekinmeyen, Allah’tan çekinmez.” (Ġnsanlardan

utanmayan Allah’tan utanmaz.)





KAYNAKLAR

1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1039.

2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1045.

3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049.

4- Vesail’uĢ- ġia, c. 18, s. 95.

5- Müstedrek’ul- Vesail, c. 2, s. 322.

6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049, h. 18.

7- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.

8- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 374.

9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051, h. 32.

10- Envar’ul- Behiyye, s. 353.

11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1043.

12- Envar’ul- Behiyye, s. 353.

13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1039.

14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049.

15- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 372.

16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051.

17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 374.

18- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 373.

19- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.

20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1045.

21- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 378.

22- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 378.

23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1041.

24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051.

25- Bihar’ul- Envar,c. 78, s. 378.

26- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 377.

27- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 377.

28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1041.

29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.

30- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.

31- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 473.

32- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 374.

33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051, h. 34.

34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1047.

35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1047, h. 12.

36- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1043, h. 2.

37- Bihar’ul- Envar, s. 78, s. 374.

38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1047.

39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049, h. 19.

40- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 377.

HZ. MEHDİ (A.S)

HZ. MEHDĠ (A.S)’IN KISACA HAYATI

On birinci Ġmam Hasan Askeri (a.s)’ın oğlu olan Ġmam

Mehdi (a.f) Hicri 255 yılı ġaban ayının 15’inde, Samerra

Ģehrinde sabah vakti dünyaya geldi. Ġsmini “Muhammed”

koydular. Annesinin adı Nergis’tir. Ġmam’ın doğuĢu,

halkın çoğundan , özellikle Abbasi casuslarından gizli

tutuluyordu. Çünkü 12. Ġmam’ın kıyamı Hz. Peygamber

(s.a.a) tarafından müjdelendiği için Abbasi saltanatı endiĢe

içerisindeydi. Bu yüzden Ġmam’ın yok edilmesi için

planlar tertipliyorlardı.

Muhterem babaları hayatta iken, yalnızca Ġmam’ı

samimi dostu olan Ģialar ziyaret edebiliyorlardı.

Babalarının Ģahadetinden sonra Abbasi saltanatı, Ġmam’ın

öldürülmesi için geniĢ çaplı bir harekete giriĢti. Allah

Teala da bu hücceti için “Gaybet”i karar kıldı ve halkın

gözünden uzak bir Ģekilde yaĢamasını irade buyurdu.

Ġmam’ın hayatını iki döneme ayırmak mümkündür:

1- Gaybet-i Suğra (küçük gizlilik dönemi).

2- Gaybet-i Kubra (büyük gizlilik dönemi).

Birinci gaybet döneminde temiz ve pâk yaratılıĢa sahip

bazı kimseler Ġmam (a.s) tarafından, “vekalet” ve

“niyabet” makamına tayin edildiler. Bu vekiller, Ģiilerin

soru ve istifhamlarını Hz. Mehdi (a.s)’a ulaĢtırır ve

Hazretin yazdığı cevap ve tavsiyeleri “tevki” adıyla halkın

istifadesine sunuyorlardı. Bu naiplerin isimleri Ģöyledir:

1- Ebu Amr Osman bin Said.

2- Ebu Cafer Muhammed bin Osman.

3- Hüseyn bin Ruh.

4- Ali bin Muhammed.

Dördüncü naip olan Ali bin Muhammed’in vefatı ile

Ġmam’ın tarafından özel olarak belirlenen niyabet makamı

da kalkmıĢ oldu ve Ġmam’la dolaylı olarak irtibat kurma

yolu da kapanarak “Gaybet-i Kubra” dönemi baĢladı.

Hicri 328 yılından itibaren baĢlayan “Gaybt-i Kubra”

ile artık hiç kimse Ġmam’ın bulunduğu yerden haberdar

değildi. Ġmam’ın gerek mülakatlarında ve gerekse

tevkiatla-rında söylediği derin manalı sözler bu dönemdeki

meselelere ıĢık tutmaktadır. Bu buyruklar gereğince

Ġmam’ın Ģiaları bu dönemde Ehl-i Beyt Ġmamlarından

hadis nakleden fakih-lere uymalıdırlar. Gaybet-i Kubra

döneminde bu fakihlerin taĢıdıkları vazifeye Niyabet-i

Amme (Genel Naiplik) denir. Bu esasa göre Ģartları haiz

fakihler taklit mercii yani Ģer’i hükümlerde fetvalarına

uyulması gereken kiĢilerdir. Yine bu esastan yöneticilik

makamının da fakihe ait olduğu anlaĢılıyor.

Ġmam’ın dünyaya geliĢinden bu güne kadar, H.

kameriye göre 1163 yıl, H. ġemsiye göre ise 1122 yıl

geçmektedir. Bu zaman boyunca Hazretin Ģiaları, büyük

bir coĢku, aĢk ve samimiyetle Hazretin yolunu

beklemekteler. ĠnĢaal-lah o büyük kıyam dönemi en kısa

bir zamanda baĢlar. Bütün dünyanın, zulmet ve

karanlıklarından sıyrılarak adalet ve nurla dolmasını

dileriz, o günün ümidiyle...

ĠMAM MEHDĠ (A.S)'DAN KIRK

HADĠS

1- “Allah Teala, halkı abes olarak yaratmamıĢtır, onları

kendi baĢlarında da terk etmemiĢtir. Hayır, onları kendi

kudretiyle yaratmıĢtır; onlara kulak, göz, kalp ve akıllar

vermiĢtir. Sonra onlara, müjdeleyici ve korkutucu

Peygamber (a.s) göndermiĢtir; onları, Allah’ın itaatine

emretmekte, O’na karĢı günah islemekten sakındırmakta;

yaratıcıları ve dinleriyle ilgili bilmedikleri meseleleri

onlara öğretmekteler; onlara bir takım kitaplar da

vermiĢtir...

Allah Teala, o peygamberlerden bazısına ateĢi soğuk ve

esen kılmıĢtır, onu kendine halil (dost) edinmiĢtir;

onlardan bazısıyla konuĢmuĢtur, asasını ejderha yapmıĢtır;

onlardan bazısı Allah’ın izniyle ölüyü diriltmiĢ, kör ve

abraĢları iyileĢtirmiĢtir; onlardan bazılarına kuĢ dilini

(kuĢların konuĢmasını anlamayı) öğretmiĢtir...

Daha sonra Muhammed’i (s.a.a) alemlere bir rahmet

olarak peygamberliğe mebus kılmıĢtır; onun vesilesiyle

dinini tamamlamıĢ ve peygamberler göndermeye son

vermiĢtir; onu bütün insanlara göndermiĢ, sadakatinde

gerekeni aĢikar etmiĢ, alamet ve niĢanelerinden gerekeni

açıklamıĢtır.

Sonra onun da (s.a.a) ruhunu almıĢtır; imameti

(yöneticilik makamını) ondan sonra onun kardeĢi, amcası

oğlu, vasisi ve varisi olan Ali bin Ebu Talib (a.s)’a

vermiĢtir; daha sonra onun birbirinin ardınca evlatlarından

olan vasilerine vermiĢtir; onların vasıtasıyla dinini

dirilmiĢ, nurunu tamamlamıĢtır... onları günahlardan

masum kılmıĢ ayıplardan uzaklaĢtırmıĢtır, kirden

temizlemiĢ ve Ģüpheli Ģeylerden uzak tutmuĢtur; onları

ilminin hazinedarı, hikmetinin emanet bırakıldığı mahzen

ve sırrının yeri kılmıĢtır; onları bir takım delillerle teyit

etmiĢtir...”

2- Biz gerçi, dünya hükümeti zalimlerin elinde olduğu

müddetçe, kendimizin ve imanlı ġiilerimizin bazı

maslahatlarından dolayı zalimlerin yerleĢim bölgelerinden

uzak bir yerde ikamet ediyoruz, ama sizin durumunuzdan

haberdarız, durumunuz bize gizli değildir... Biz, sizi

gözetmekte ihmalkarlık etmiyoruz, sizi unutmamıĢız da.

Eğer böyle olmasaydı, musibetler belinizi büker ve

düĢmanlar kökünüzü kazırdı...”

3- “Allah’ım, Peygamberimizin (s.a.a) yanımızda

olmamasından, Ġmamımızın gaybetinden, düĢmanımızın

çokluğu ve sayımızın azlığından, fitnelerin Ģiddetinden ve

zamanın Ģerlerinin bizi güçsüz düĢürmesinden sana Ģikayet

ediyoruz. (Allah’ım,) Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat

gönder; katından olan acil bir zaferle, zorlukları

gidermenle, güçlü bir yardımınla, aĢikar kıldığın hak bir

saltanatla, bizleri kapsayan geniĢ bir rahmetinle ve bizleri

örten bir afiyetle, bize yardımda bulun; kendi rahmetin

hürmetine ey rahmedenlerin en merhametlisi!”

4- “Ben basiretten sonra körlükten, hidayetten sonra

sapıklıktan, tehlikeli amel ve fitnelerden Allah’a

sığınıyorum. Allah Teala buyuruyor ki: “Elif lam Mim.

Ġnsanlar yalnızca iman ettik diyerek sınanmadan

bırakılacaklarını mı sandılar?”10

Bu insanlar nasıl fitneye düĢüyor, hayranlık içerisinde

dolaĢıp duruyor, sağ ve solu tutuyorlar? Bunlar dinlerini

mi parçalamıĢlar, tereddüde mi kapılmıĢlar, yoksa hakka

karĢı inat mı ediyorlar, yoksa doğru rivayetlerin ve sahih

hadislerin getirdiği (açıkladığı) Ģeyden mi haberleri

yoktur? Veya haberleri var da kendilerini bilmezliğe mi

vuruyorlar? Yeryüzünün, Allah’ın zahir veya gizli

hüccetinden boĢ kalmayacağını bilmiyorlar mı? Acaba

Peygamberden sonra Ġmamların birbirinin ardınca sırasıyla

geldiğini ve Ġmametin Allah’ın emriyle önceki Ġmama (Hz.

Hasan Askeri’ye) ulaĢtığını, o da önceki babalarının

mevkisinde oturup halkı hakka ve doğru yola hidayet

ettiğini bilmiyorlar mı?

O, aydınlatıcı bir nur, ıĢık saçan bir yıldız, parlayan bir

aydı. Allah Teala kendi katında olanı onu için seçti ( onu

kendi rahmetine götürdü). O da babalarının tuttuğu yolu

tuttu, kendisinden alınan ahd üzere onların ayaklarının

yerine ayak bastı, o belirlenen bir ahd üzere kendi vasisini

belir-ledi; Allah o vasiyi bir müddete kadar kendi emriyle

sakladı, kendi takdiri gereği iradesiyle onun yerini gizli

tuttu. Onun mevkisi bizim aramızdadır, onun fazileti bizim

içindir. Eğer Allah, ondan men ettiği Ģeyi ona izin veriri ve

gizli kal-masındaki hükmünü ondan kaldırırsa, hakkı en güzel



10 - Ankebut/2.

biçimde, en açık delille ve en aĢikar niĢanesiyle onlara

gösterir, zuhur ederek hüccet ve delilini ikame eder. Ama

Allah’ın takdiri mağlup olmaz, iradesi reddedilmez ve

tevfikinden ileri geçilemez.”

5- “Acaba Allah Teala’nın; “Ey iman edenler! Allah’a,

Resulüne ve ululemre itaat edin” diye buyurduğunu

duymadınız mı? Acaba bu emri, kıyamet gününe kadar

sürecek olan bir emir değil mi? Acaba Allah Teala’nın,

Adem (a.s)’dan en sonuncu Ġmam’a (Ġmam Hasan

Askeri’ye) dek sizin için sığınacağınız sığınak ve

hidayetinize vesile olacak niĢaneler kıldığını görmediniz

mi? Ne zaman bir niĢane kaybolduysa diğer bir niĢane

zahir oldu; bir yıldız battıysa (yerine) bir baĢkası doğdu.

Allah Teala onun ( Ġmam Hasan Askeri’nin) ruhunu

aldığında, kendisi ve kulları arasındaki sebebi (bağı)

kestiğini sandınız. Hayır, hiç bir zaman böyle olmamıĢtır

ve kıyamete kadar da böyle olmayacaktır; sonunda onlar

hoĢlanmasa da Allah’ın emri zahir olacaktır.”

6- “Hidayet olmak istersen, hidayet olursun; arasan

bulursun.”

7- “Vuku bulan vakıalarda, bizim hadislerimizi rivayet

edenlere müracaat ediniz; zira onlar benim sizlere olan

hüccetimdir ve ben de Allah’ın onlara olan hüccetiyim.”

8- “Kim elindeki malımızı, bizim emrimiz olmaksızın

kendi malını harcadığı gibi helal bilip harcarsa melundur

ve kıyamet günü biz onun hasmı (düĢmanı) olcağız.

Nitekim Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki : “Kim Ehl-i

Beyt’imden, Allah’ın haram kıldığı şeyi helal sayarsa,

benim dilimle ve duası kabul olan her peygamberin diliyle

lanete uğramıtır.” Öyleyse kim bize zulmederse, bize

zulmeden zalimlerin sırasında yer alacak ve Allah’ın laneti

onun üzerine olacaktır. Çünkü Allah Teala buyurmuĢtur

ki: “Bilin ki, Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.”

9- “Yatsı namazını (bir mazereti olmaksızın) yıldızlar

birbirine girene kadar erteleyen kimse melundur,

melundur! Sabah namazını yıldızlar kayboluncaya kadar

geciktiren kimse de Allah’ın rahmetinden uzaktır,

Allah’ın rahmetinden uzaktır!”

“Allah ile hiç kimse arasında akrabalık (bağı) yoktur.”

11- “Bilin ki, gerçekten hak bizimledir ve bizim

aramızdadır; bizden baĢka hakkın kendisinde olduğunu

söyleyen kimse, yalancı ve iftiracıdır; bizden baĢka kim

onu iddia ederse azgın ve sapıktır.”

12- “Ġlahi! Sana yalvaran, karada ve denizde seni

çağıran kimselerin hakkı hürmetine Muhammed ve Âl-i

Mu-hammed’e salat gönder; Muhammed ve Âl-i

Muhammed’in hakkı hürmetine mümin erkek ve

kadınların fakirlerine zenginlik ve geniĢlik; mümin erkek

ve kadınların hastalarına Ģifa, sıhhat ve rahatlık; mümin

erkek ve kadınların yaĢayanlarına lütuf ve keramet; mümin

erkek ve kadınların ölülerine mağfiret ve rahmet; mümin

erkek ve kadınların gariplerine kendi vatanlarına salim ve

kazançlı geri dönmeyi merhamet buyur.”

13- “Dini kardeĢlerinden kim, din hususunda

Rabbinden çekinir ve üzerinde (humus, zekat vb.) olan

borcunu hak sahiplerine ulaĢtırırsa, bozucu fitnelerden ve

karartıcı sıkıntılardan güvende kalır. Kim de, Allah’ın

verdiği nimetleri, verilmesini emrettiği kimseye vermekte

cimrilik yaparsa, dünya ve ahrette zarara uğrayanlardan

olur.”

14- “Eğer ġiilerimiz -Allah onları kendi itaatine

muvaffak kılsın- üzerlerine farz olan ahde vefa etmede

kalpleri bir olursa, bizimle görüĢmek saadeti onlardan

tehir edilmez; bize nispet sahip oldukları gerçek marifet

üzere bizimle görüĢme mutluluğu, en yakın bir zamanda

onlara nasip olur. Bizi onlardan uzaklaĢtıran Ģey,

sevmediğimiz Ģeyleri yapmaları hususundaki haberin bize

ulaĢmasıdır. Allah en iyi yardım dilenendir; O bize yeter

ve O ne güzel vekildir. Allah’ın salat ve selamı, korkutucu

ve müjdeci olan efendimiz Muhammed’e ve onun pak Ehl-

i Beyt’ine olsun.”

15- “...Allah’ım, ben dünyanın hayır ve ahretin sevabını

senden istiyorum. Allah’ım, helalinle haramdan ve fazlınla

bütün yaratıklarından beni müstağni kıl. Allah’ım, ben

yararlı bir ilim, huĢulu bir kalp, Ģifa verici yeterli bir yakin,

temiz bir amel, güzel bir sabır ve büyük bir mükafat

senden istiyorum.

Allah’ım, nimetine Ģükretmeyi bana ihsan et, ihsan ve

keremini bana artır, sözümü halk arasında duyulan,

amelimi kendi katında yücelmiĢ, hayırlardaki eserime

uyulmuĢ ve düĢmanımı kahrolmuĢ kıl. Allah’ım,

Muhammed’e ve onun seçkin Âl’ine gece ve gündüzler

(sürekli olarak) salat gönder; eĢrarın Ģerrinden beni koru;

günah ve suçlarımdan beni arındır; cehennem ateĢinden

beni kurtar; dinlenme evine beni kondur; beni ve mümin

ve mümine bütün dini kardeĢlerimi bağıĢla; kendi

rahmetinle ey rahmedenlerin en merhametlisi!”

16- “Benim gaybetim döneminde benden faydalanmaya

gelince; bu dönemde benden faydalanmak, bulutlarla

örtülen güneĢten yararlanmaya benzer. Ben yeryüzü ehli

için kurtuluĢ ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da

gök ehli için emniyet vesileleridir. Öyleyse sizi

ilgilendirmeyen Ģeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen

Ģeyleri bilmek için kendinizi zahmete düĢürmeyin. Ferecin

yakın olması için çok dua ediniz. Çünkü dua sizin kurtuluĢ

vesilenizdir.”

17- “Allah-u Azze ve Celle, hakkı tamamlayıp batılı

yok etmek ister...”

18- “...Allah’ım, zengin seninle zengin olmak isteyen

ve sana muhtaç olandır; fakir ise yaratığınla zengin olmak

isteyip senden yüz çevirendir; Öyleyse Muhammed ve Âl-i

Muhammed’e salat gönder; kendinle beni yaratığından

müstağni eyle ve beni yalnızca sana el açan kimselerden

kıl.

Allah’ım, bedbaht; tövbe önünde ve rahmet arkasında

olduğu halde ümidini kesen kimsedir; amelim zayıf olsa

da, rahmetine ümidim güçlüdür; öyleyse güçlü ümidim

için zayıf amelimi bana bağıĢla.

Allah’ım, biliyorsun ki, kulların arsında benden daha

katı kalpli, günahı daha büyük olan vardır; ben de

bilmekteyim ki, senden daha güçlü, daha çok rahmeden ve

daha çok bağıĢlayan yoktur; öyleyse ey rahmetinde tek

olan (Allah), hatalarında tek olmayanı bağıĢla.

Allah’ım, Ģüphesiz sen emrettin, bizse isyan ettik; sen

nehyettin, bizse kaçınmadık; sen hatırlattın, bizse unuttuk;

sen gözümüzü açtın, bizse kendimizi körlüğe vurduk; sen

sakındırdın, bizse (hakka) tecavüz ettik; bu, senin bize

yaptığın

ihsanın karĢılığı değildi (ama biz yaptık); oysa sen bize

bildirdiğin ve bizden sakladığın Ģeye daha alimsin; bizim

yaptığımızı ve bize yapılanı daha iyi bilmektesin; öyleyse

Muhammed ve Âl-i Muhammed’e salat gönder; hata ve

unuttuklarımızdan dolayı bizi muaheze etme, yanımızda olan

haklarını bize bağıĢla, ihsanını bize tamamla ve rahmetini

bize indir...”

19- Uzun bir hadiste “fahle na’leyke” (ayakkabılarını

çıkar) ayetinin tefsirinde Ģöyle buyurmuĢtur:

“Musa (a.s), kutsal vadide rabbine münacat ettiğinde

(O’na yalvarıp yakardığında) Ģöyle arz etti: “Ey Rabbim!

Ben sevgimi yalnızca sana halis kıldım, kalbimi senin

dıĢındakilerden arındırdım.”

Musa (a.s) ailesini çok seviyordu. Allah-u Teala (onun

bu sözü üzerine) Ģöyle buyurdu: “Ayakkabılarını çıkar”

Yani eğer sevgin bana halis ise (sadece beni seviyor isen)

kalbin de baĢkasına yönelmekten arındırılmıĢsa o halde

ailenin sevgisini kalbinden sök at.”

20- “Gaybetin vuku bulmasının nedenine gelince; Allah

(c.c) buyuruyor ki: “Ey Ġman edenler, size açılandığında

hoĢunuza gitmeyecek olan Ģeyleri sormayın...”

Babalarımdan her birinin boynunda, zamanlarındaki

tağutların biatı vardı, ama ben öyle bir zamanda kıyam

edeceğim ki, tağutlardan hiç birinin biatı boynumda

olmayacaktır.”

21- “Allah’ım, eğer sana itaat ettiysem övgü senindir;

eğer isyan ettiysem hüccet senindir; rahatlık ve ferahlık

sendendir; nimet verip Ģükrü kabul eden, güçlü olup

bağıĢlayan Allah münezzehtir. Allah’ım, eğer sana isyan

etmiĢsem, senin en çok sevdiğin Ģeyde yani sana iman

etmede sana itaat etmiĢim; sana çocuk nispeti vermemiĢim

ve sana hiçbir Ģeyi Ģerik koĢmamıĢım; bunların hepsinde

senden taraf bana minnet vardır, benden taraf sana minnet

yoktur.”

22- “BaĢkasının malında, onun izni olmaksızın tasarruf

etmek hiç kimseye câiz değildir; o halde bizim malımızda

iznimiz olmaksızın tasarruf etmek nasıl câiz olabilir!? Kim

bizim emrimiz olmaksızın malımızda tasarruf ederse,

Allah’ın ona haram kıldığı Ģeyi helal bilmiĢtir. Yine kim

haksız yere malımızdan bir Ģey yerse, ateĢ yemiĢtir ve

yakında da cehennem ateĢine atılacaktır.”

23- “Her biriniz, sevgimizi kazanacak iĢleri yapmaya ve

sevmediğimiz iĢlerden ise uzak durmaya çalıĢın. Çünkü

bizim iĢimiz (zuhur etmememiz) ansızın, birden bire

olacaktır; artık o zaman tövbenin ona bir faydası

olmayacak, cezalandırmamızdan onu kurtaramayacaktır.”

24- “ġüphesiz Allah Teala bizimledir; öyleyse bizim

baĢkasına ihtiyacımız yoktur. Hak bizimledir; öyleyse

bizden ayrılan bizi korkuya düĢüremez.”

25- “Mehdi benim; zamanın kıyam edecek Ġmamı

benim; yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle

dolduracak olan benim; yeryüzü kesinlikle hüccetsiz

kalmayacaktır.”

26- “Bizi sevmenizi ve bize yönelmenizi açık sünnetler

esasına dayandırın.”

27- “Allah’ım, bize, sana itaat etmek muvaffakiyetini,

isyandan uzaklaĢmayı, niyetin doğruluğunu ve saygısı

korunması gereken kimseleri tanımayı ihsan et; hidayete

eriĢmek ve onda sabit kalmakla bize ikramda bulun;

dillerimizi doğruluk ve hikmetle güçlendir; kalplerimizi

ilim ve marifetle doldur; karınlarımızı haramdan ve

Ģüpheli Ģeylerden arıt; ellerimizi zulüm ve tecavüzden

alıkoy; gözlerimizi kötülüklerden ve hıyanetten koru;

kulaklarımızı boĢ söz ve gıybete kapat.

Alimlerimize, dünyaya düĢkün olmamayı ve

hayırseverliği; öğrencilere ciddi çalıĢmayı ve rağbeti;

dinleyenlere uymayı ve öğüt almayı ihsan et.

Müslümanların hastalarına Ģifa ve rahatlık; ölülerine

Ģefkat ve rahmet, yaĢlılarımıza vakar ve ağır baĢlılık,

gençlerimize hakka dönüĢ ve tövbe, kadınlarımıza haya ve

iffet, zenginlerimize alçak gönüllülük ve cömertlik,

fakirlerimize sabır ve kanaat lütfet.

Gazilere galibiyet, tutsaklara kutruluĢ, emir sahiplerine

adalet ve Ģefkat, emir altındakilere (halka) insaf ve güzel

huy nasip et.

Hacı ve ziyaretçilerin yol azıkları ve nafakalarını

bereketli kıl; onlara farz kıldığın hac ve umreyi eda

etmelerini müyesser eyle; ey merhametlilerin en

merhametlisi! Fazlın ve rahmetinle dualarımızı kabul

buyur.”

28- “Gerçekten tam gaybet vaki olmuĢtur. Allah (c.c)

izin vermedikçe zuhur gerçekleĢmeyecektir. Zuhurun

gerçekleĢmesi ise çok uzun bir zamandan, kalpler

katılaĢtıktan ve yeryüzü de zulümle dolduktan sonra

olacaktır.”

29- “Allah-u Teala, bize konuĢma müsaadesi verdiği

zaman, hak aĢikar, batıl ise yok olacaktır.”

30- “Ben Allah’ın yeryüzündeki Bakiyyetullah’ım

(O’nun baki bıraktığı hüccetim); O’nun düĢmanlarından

intikam alacak olan da benim.”

31- “Maarifi (dini ve islami hükümleri), bizim

yolumuzu bırakarak baĢka yoldan talep etmek, bizi inkar

etmekle eĢittir.”

32- “Biz kimden teberri ediyorsak, Ģüphesiz Allah,

melekleri, peygamberleri ve dostları da ondan teberri

etmektedirler.”

33- “Allah’ım, biz senden Ġslam ve ehline izzet

bağıĢlayacağın, nifak ve ehlini zelil edeceğin onurlu bir

devletin tahakkuk bulmasını istiyoruz; öyle bir devlet ki,

bizi o devlette, itaatine davet edenlerden ve hidayet

yolunun öncülerinden kılasın, onun vesilesiyle dünya ve

ahiret kerametini bize ihsan edesin, Allah’ım, haktan bize

tanıttığın Ģeyi taĢımaya muvaffak et; eksiğimiz olan

(tanımadığımız) Ģeyi de bize ulaĢtır (bizi ondan haberdar

kıl).”

34- “Kim bize ait maldan haram olarak bir dirhem

yerse, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun

üzerine olsun.”

35- “Mallarınıza gelince, onları (sizlerden) kabul

etmemiz sadece temiz olmanız içindir; öyleyse isteyen

versin, istemeyen vermesin; Allah’ın bize verdiği size

verdiğinden daha hayırlıdır.”

36- “Allah’ım, rahmetinin Peygamberi ve nurunun

kelimesi olan Muhammed’e rahmet et. Kalbimi yakin,

göğsümü iman, fikrimi sebat, azmimi ilim, kuvvetimi

amel, dilimi doğruluk, dinimi katından olan basiret,

gözümü ıĢık, kulağımı hikmet, dostluğumu Muhammed ve

Âl-i Muhammed’e dostluk ve velayet nuruyla doldur, ki

sana kavuĢarak ahd ve misakına vefa etmiĢ olayım da

rahmetin beni sarmıĢ olsun; Ey Mevla! Ey övülmüĢ!”

37- “Ey Nurların nuru! Ey her Ģeyi tedbir eden! Ey

kabirdekileri haĢır eden! Muhammed ve Âl-i

Muhammed’e salat gönder; bana ve ġialarıma darlıktan

kurtuluĢ ve üzüntüden çıkıĢ yolu ver; yolu bizlere geniĢlet;

kendi katından bize açıcı Ģey bağıĢla; sana layık olacak

Ģekilde bizim hakkımızda davran; ey kerim, ey

merhametlilerin en merhametlisi!”

38 “Allah’ım, kendini bana tanıt, eğer kendini bana

tanıtmazsan Resulünü tanıyamam; Allah’ım, Resulünü

bana tanıt, eğer Resulünü bana tanıtmazsan hüccetini

tanıyamam; Allah’ım, hüccetini bana tanıt, eğer hüccetini

tanıtmazsan dinimden saparım; Allah’ım, cahilliye

ölümüyle beni öldürme ve hidayet ettikten sonra kalbimi

saptırma.”

39- “Ama ferecin (zuhurun gerçekleĢmesiyle kurtuluĢ)

ortaya çıkmasına gelince; o, Allah Teala’nın iradesine

bağlıdır; vakit tayin edenler yalan söylemiĢlerdir.”

40- “Namaz gibi hiçbir Ģey Ģeytanın burnunu toprağa

sürtemez; öyleyse namaz kıl ve Ģeytanın burnunu toprağa

sürt.”



KAYNAKLAR

1- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 194.

2- Kelmet’ul- Ġmam Mehdi, s. 190.

3- Ġhticac, c. 2, s. 474; Sahifet’ul- Mehdi, s. 336.

4- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 314.

5- Kemal’ud- Din, c. 2, s.487.

6- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 502; Suhuf’ul- Mehdi, s. 354.

7- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 484.

8- Kemal’ud- Din; Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s.204.

9- Bihar’ul- Envar, c. 52, s. 484.

10- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 484.

11- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 511.

12- El- Misbah-u lil Kef’ami, s. 306.

13- Bihar’ul- Envar, c. 53; Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s.

200.

14- Bihar’ul- Envar, c. 53; Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s.

204.

15- Sahifet’ul- Mehdi, s. 312.

16- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 181; Kelimet’ul- Ġmam

Mehdi, s. 290.

17- Bihar’ul- Envar, c. 53, s.193.

18- Sahifet’ul- Mehdi, s. 320.

19- Bihar, c. 52, s. 83; c. 3, s. 65; c. 83 s. 237.

20- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 485.

21- Muhec’ud- Da’vat, s. 295; Suhuf’ul- Mehdi, s. 174.

22- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 206.

23- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 192; Ġhdicac, s. 498.

24- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 511.

25- Bihar’ul- Envar, c. 52, s. 2.

26- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 179.

27- Sahifet’ul- Mehdi, s. 18; el- Misbah-u lil Kef’ami,

s. 281.

28- Bihar, c. 53, s. 196; Ġhticac, c. 2, s. 468; el- Gayybe,

s. 178.

29- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 196.

30- Bihar’ul- Envar, c. 52, s. 24.

31- Sahifet’ul- Mehdi, s. 334.

32- Ġhticac, c. 2, s. 474.

33- Sahifet’ul- Mehdi, s. 244.

34- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 522.

35- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 286; Kemal’ud- Din, c.

2, s. 484.

36- Sahifet’ul- Mehdi, s. 42.

37- El- Cennet’ul- Vakiye, b. 26; Suhuf’ul- Mehdi, s.

162.

38- Sahifet’ul- Mehdi, s. 260.

39- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 484.

40- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 182.


Related docs
Other docs by HC11112416298
Drakies Primary School
Views: 0  |  Downloads: 0
SCHOOL REPORT CARD ASSESSMENT TRENDS REPORT
Views: 0  |  Downloads: 0
MINIST�RIO DA PREVID�NCIA SOCIAL (MPS)
Views: 5  |  Downloads: 0
10 Shopper
Views: 8  |  Downloads: 0
Presentaci�n de PowerPoint
Views: 1  |  Downloads: 0
PROYECTO T�TULO V
Views: 0  |  Downloads: 0
Apresenta��o do PowerPoint
Views: 0  |  Downloads: 0
PROBI�TICO
Views: 0  |  Downloads: 0
SUPPLEMENT/ANCILLARY TITLE
Views: 0  |  Downloads: 0
By registering with docstoc.com you agree to our
privacy policy

You are almost ready to download!

You are almost ready to download!