BĠSMĠLLAHĠRRAHMANĠRRAHĠM
www.kevsernet.com
ONDÖRT MASUMDAN
KIRKAR HADĠS
HAZIRLAYAN: KOMĠSYON
TAKDĠM
Ehl-i Beyt Ġmamlarını tanımak, onların mevkilerini
bilmek, bugünkü hayatta bir etkisi olmayan tarihe mal
olmuĢ bir hadiseye inanmak değildir.
Kur’ân’a nispet tali mertebede yer almasıyla birlikte
onun gibi hayata yön vericidir. Çünkü Ehl-i Beyt Ġmamları
amel ve sözleriyle Kur’ân’ın hayatın değiĢik Ģartlarındaki
uygulamasını göstermiĢ ve kendilerine uyanlara bu yolda
kılavuzluk etmiĢlerdir.
Bu yüzden Allah’ın Resulü buyuruyor ki:
“Ey İnsanlar, ben sizin aranızda iki değerli şey
bıraktım onlara uyarsanız asla sapıklığa düşmezsiniz,
onlar Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.”
(Sünen-i Tirmizi, Hadis: 4036)
Ehl-i Beyt’e yabancı kalmak her Ģeyden önce bizim bu
zengin hazinelerden mahrum kalmamıza ve neticede
Kur’ân’ı tefsir etme ve Resulullah’ın sünnetini anlamada
masum olmayanların düĢüncelerine baĢvurmamıza yol
açacaktır. Bu ise ihtilafların meydana gelmesine sebep
olur. Bu iĢ, ayaklarının altında babalarından intikal etmiĢ
hazinelerden haberdar olmayan kimsenin, baĢkalarından
bir Ģey dilenmesine benzer.
Müslüman kardeĢlerimizi bu zengin hazinelerle aĢina
kılmak mahiyetini taĢıyan bu eserde, ġia inancına göre
masum olan Resulullah (s.a.a), Hz. Fatıma (a.s) ve 12
Ġmam’ın sözlerinden kırkar hadis derleyip onları
tercümeleriyle sunuyoruz.
Elbette Hz. Fatıma ve 12 masum Ġmam’ın sözlerinin
hadis olarak değerlendirilmesi bunların ġia inancında
masum olduğu fikrine dayanmaktadır. Ama bu
Ģahsiyetlerin ilim ve diğer faziletler yönünden sahip
oldukları üstün mevkileri bütün Ġslam mezheplerinin önde
gelen simalarının ittifak ettiği bir husustur. Bu yüzden bu
çalıĢmanın bütün Müslüman kardeĢlerimize faydalı
olacağını Allah’tan temenni ediyoruz.
Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.
HZ. MUHAMMED
(S.A.A)
HZ. MUHAMMED (S.A.A)’ĠN KISACA
HAYATI
Hz. Muhammed (s.a.a), Fil Vakası’nın vuku bulduğu
yıl olan 571 Miladi yılında Arap yarımadasındaki Mekke
Ģehrinde dünyaya geldi. Babasının adı Abdullah, annesinin
adı Amine’dir. Resulullah’ın mübarek veladeti, bütün
insanlık alemini saran karanlık cahiliyet gecesinin
ufkunda, Ġslam güneĢinin yakında doğacağını müjdeleyen
bir Ģafak misaliydi. Bu Ģafağın doğuĢuyla Kisra’nın
sarayındaki sütunlar yıkılıyor, ateĢperestlerin
ateĢgedelerindeki ateĢ sönüyor, Ģirk ve put ehlinin
bekçileri dehĢete düĢüyordu.
Hz. Muhammed (s.a.a) daha dünyaya gelmeden
babasını, altı yaĢına geldiğinde de annesini yitirdi.
Hayatının ilk yıllarını Mekke dıĢında süt annesi
Halime’nin yanında geçirdi. Daha sonra dedesi
Abdulmuttalib’in himayesine girdi. Dedesinin vefatından
sonra amcası Ebu Talib’in yanında kaldı.
Ebu Talip, bi’setten sonra da müĢriklerden gelen
saldırılara karĢı Hz. Muhammed’in büyük himaye edicisi
ve destekçisi olmuĢtur. Hayatının çocukluk dönemleri,
Ġlahi gözetim ve gaybi denetim altında geçen Hz.
Muhammed’in gençlik dönemi de herkese örnek olacak bir
vefalılık ve sadâkat örneğidir.
Gençlik dönemlerinde bile ameli sözüne uygun,
güvenilir birisi olması hasebiyle “Muhammed Emin”
lakabını almıĢtı. Hz. Muhammed (s.a.a), peygamber
olmadan önceki kemale eriĢme dönemi yıllarını,
Yaratıcısına raz-u niyaz ve ibadete ayırmıĢtı. Hatta bazen
ibadet için halktan uzaklaĢarak Nur dağındaki Hıra
mağarasına çekilirdi. Kırk yaĢlarına ulaĢtığı sıralarda, yine
Hıra mağarasındayken Vahiy Meleği (Cebrail) Kur’ân’dan
ilk ayetleri indirmiĢ ve beklenen Ġlahi güneĢ, cehalet ve
zulmet karanlığı üzerine hiç batmamak üzere doğmuĢtu.
Bi’setin gerçekleĢmesiyle insanlığa Allah’ın elçisi
olarak gönderilen Hatem’ül-Enbiya Hz. Muhammed
(s.a.a), 23 yıl sürecek olan tebliğ ve cihat hareketini
baĢlattı. Bu dönemde nice mücahit, mümin ve kabiliyetli
insanlar yetiĢtirdi. Hz. Muhammed (s.a.a) peygamberlik
döneminde, söz ve amelleriyle, bütün insanlığa kurtuluĢ
yolunu gösterdi. Resulullah (s.a.a)’in siyerini özet olarak
anlatacağımızdan dolayı onun bazı önemli yönlerini
değinmekle yetineceğiz.
Tebliğ, bir mesajı ulaĢtırmak anlamına geldiğinden, en
büyük mesaj olan Kur’ân-ı Kerim’in ulaĢtırıcısı ve
açıklayıcısı olan Hz. Muhammed (s.a.a) en büyük tebliğ
görevini üstlenmiĢtir. Bu tebliğ görevi, hicretten önce,
daha çok Tevhit, Nübüvvet ve Mead (ahiret) inançlarını
insanlara benimsetmek için müjdeleyici ve korkutucu
ayetleri açıklamak noktasında ağırlık kazanıyordu. Elbette
Resulullah’ın tebliğ yöntemi diğer bütün Ġlahi
peygamberlerde olduğu gibi, ilk baĢtan müĢriklerin
inançlarının temelini oluĢturan put ve tağutları reddetmek
ve böylece onlara karĢı düĢmanlık ilan etmek esasına
dayalıydı. Bu yüzden Resulullah (s.a.a) ve yaranı ilk önce
müĢriklerin çeĢitli iĢkence ve eziyetlerine maruz kalmıĢ,
hicret sonrası dönemde ise, Resulullah (s.a.a), Ġslam’ın
müdafaası için bir çok savaĢ sahnesinde hazır
bulunmuĢ,bunun yanı sıra, insanların kemale ulaĢmaları
için de yerine getirmeleri veya uzak durmaları gereken
konuları ve içtimai hayatın Ġslam’a göre Ģekillendirilmesi
için gerekli olan siyasi, iktisadi, hukuki ve cezai esasları
açıklamıĢtır.
Diğer Müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye
hicret eden Ġslam Peygamberi (s.a.a), Medine’deki on
yıllık Ġslam hakimiyeti döneminde o zamana kadar tebliğ
ettiği ve etmekte olduğu Ġslam dinini, bir hayat nizamı
olarak tatbik etti. Yine bu dönemde insanları her türlü
esaret zincirlerinden kurtaran Tevhit fikrini yaymak, bu
fikir önündeki engelleri kaldırmak ve Ġslam toplumunu
müdafaa etmek için bir çok savaĢa katılmıĢtır.
Müslümanların talim ve terbiyesiyle de uğraĢan
Resulullah (s.a.a), ashabından bir kısmının eğitimine özel
bir itina göstermiĢtir. Özel ihtimam gösterilenler arasında
Hz. Ali’nin özel bir yeri vardı. Hz. Ali, ister çocukluk
döneminde olsun ister sonraki dönemde, Hz. Muhammed
(s.a.a)’e en yakın kimse olarak onun yanında talim ve
terbiye gördü. Nitekim Resulullah (s.a.a), Hz. Ali’ye
hitaben: “Sen bana nisbet, Harun’un Musa’ya olan nisbeti
gibisin” buyurarak, onun kendisi tarafından özel olarak
terbiye ediliĢinin yanı sıra Ġlahi bir makama sahip
olduğunu da belirtmiĢtir.
Allah tarafından yaratılmıĢ ilk ve en kamil nur olan,
Peygamberlerin en Ģereflisi ve yüce mesajın sahibi Hz.
Muhammed Mustafa (s.a.a) hicretin 11. yılı (632 M.)
dünyadan irtihal etmiĢtir.
Selam olsun o yüce hazrete, doğduğu ve vefat ettiği
gün. Selam olsun ona tekrar dirilip kalkacağı gün. Yine
selam olsun O’nun pak Ehl-i Beyt’ine...
HZ. PEYGAMBER (S.A.A)’DEN KIRK
HADĠS
1- “Ey Allah’ın kulları, sizler hasta ve alemlerin Rabbi
de tabip gibidir. Hastanın yararı tabibin bildiği ve onunla
tedbir ettiği Ģeylerdedir, nefsinin istediği ve kendisinin
çıkardığı (önerdiği) Ģeylerde değildir. Öyleyse Allah’ın
emrine teslim olun ki kurtuluĢa eresiniz.”
2- “Kim sabahlar da Müslümanların meseleleriyle
ilgilenmezse onlardan değildir; kim “Ey Müslümanlar!”
diye feryat eden birinin sesini duyar da onun yardımına
koĢmazsa Müslüman değildir.”
3- Hz. Peygamber (s.a.a) bir grup ashabı savaĢa
gönderdi, döndüklerinde Ģöyle buyurdu:
“Çok hoĢ geldiniz; ne mutlu küçük cihadı yapıp
kendilerine büyük cihat kalan kavme!” Ya Resulullah
büyük cihat nedir?” diye sorduklarında; “Nefisle cihat
etmektir.” buyurdular.
4- “Ümmetimin içerisinde bidatler ortaya çıktığında
alim ilmini ortaya koymalıdır; kim bunu yapmazsa
Allah’ın laneti ona olsun.”
5- “Alimler dünya iĢlerine girmedikçe peygamberlerin
eminleri (güvendikleri vekilleri)dirler.” Ya Resulullah
dünya iĢlerine girmeleri nasıl olur? diye sorduklarında
Ģöyle buyurdular: “Sultana (Tağut olan hakim yöneticilere)
uymalarıyla olur. Bunu yaparlarsa dininiz hususunda
onlardan sakının.”
6- “Ben ümmetim hakkında ne müminden korkarım ne
de müĢrikten, müminin önünü imanı alır, müĢriki ise küfrü
yok eder. Ben sizler için konuĢmasını bilen dilli
münafıktan korkarım; sizin bildiğinizi hoĢlandığınızı
söyler, ama sevmediğinizi yapar.”
7- “Kıyamet günü olduğunda bir münadi Ģöyle nida
eder: Zalimler ve zalimlerin yardımcıları, onların
hokkalarına yün koyanlar yahut torbalarının ağzını
bağlayanlar veya kalemlerini sivri edenler (düzeltenler)
neredeler? Onları da zalimlerle haĢredin.”
8- “Benim Ehl-i Beyt’imi kendi aranızda, vücuttaki baĢ
ve baĢtaki iki göz gibi kabul edin. (Tabiatıyla) BaĢ, gözler
olmadan yolunu bulamaz.”
9- “Ġnsanların en kötüsü ahiretini dünyasına satan
kimsedir; bundan daha kötü olan da, ahiretini diğerlerinin
dünyasına satandır.”
10- “Kim bir sultanı (güç sahibini) Allah’ı gazaplandır-
an bir Ģeyle hoĢnut ederse, Allah’ın dininden çıkmıĢ olur.”
11- “Kim bir zenginin yanına gelerek (zenginliği için)
ona boyun eğerse dininin üçte ikisi gider.”
12- “Ġyi insanın alameti on Ģeydir: Allah için sever,
Allah için buğz eder, Allah için arkadaĢ olur, Allah için
ayrılır, Allah için sinirlenir, Allah için razı olur, Allah için
çalıĢır, Allah’a el açar, Allah için korkar....ve Allah için
iyilik yapar.”
13- “Bir zaman gelecektir ki benim ümmetim, alimleri
ancak güzel elbise, Kur’ân’ı ise güzel sesle tanırlar ve
Allah’a yalnız Ramazan ayında ibadet ederler. Böyle oldu
mu Allah-u Teala, ilmi, hilmi ve merhameti olmayan bir
hükümdarı onlara musallat kılar.”
14- “Kıyamet günü olduğunda, alimlerin kalemlerinin
mürekkebi Ģehitlerin kanlarıyla ölçülür, alimlerin
kalemlerinin mürekkebi Ģehitlerin kanlarından daha üstün
gelir.”
15- “Kim kurtuluĢ gemisine binmeyi, güvenilir bir
kulptan tutmayı ve sağlam bir ipe sarılmayı severse, Ali’yi
sevsin; onun düĢmanıyla düĢman olsun ve onun
evladından olan Hidayet Ġmamlarına uysun; zira onlar
benim halifelerim, vasilerim, benden sonra Allah’ın
yaratıklarına olan hüccetleri, ümmetimin efendileri,
takvalıları ve cennete rehberlik eden kimselerdir. Onların
hizbi benim hizbimdir, benim hizbim ise Hizbullah’tır;
onların düĢmanlarının hizbi ise Hizb’uĢ- ġeytan’dır.”
16- “Yükünü insanların üzerine atan kimse, melundur
(Allah’ın rahmetinden uzaktır).”
17- “Kıyamet günü olduğunda, dört Ģeyden
sorulmadıkça insan yerinden hareket etmez: Ömrünü
nerede geçirdiğinden, gençliğini nerede çürüttüğünden,
malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve biz Ehl-i
Beyt’in sevgisinden.
18- “ġem’un, cahilin niĢaneleri nedir? diye sorduğunda
Resulullah (s.a.a) Ģöyle buyurdular:
“Cahil ile arkadaĢ olursan seni zahmete düĢürür, uzak
durursan küfreder, sana bir Ģey verirse minnet eder, sen bir
Ģey verirsen nankörlük eder, sırrını ona söylersen hıyanet
eder, sırrını sana söylerse seni (onu yaymakla) suçlar,
zengin olursa azar, kaba ve katı yürekli olur, fakir olursa
Allah’ın nimetini inkar eder ve günahtan çekinmez,
sevinçli olursa haddini aĢar ve azgınlık yapar, üzülürse
ümitsizliğe kapılır, gülerse kahkahayla güler, ağlarsa çığlık
atar, iyilere dil uzatır, Allah’ı sevmez, O’nun haklarını
gözetmez, O’ndan utanmaz, O’nu anmaz, razı etsen seni
över ve sende bulunmayan iyilikleri sana nispet verir,
sinirlenirse övgüleri kesilir ve sende bulunmayan
kötülükleri sana nispet verir. ĠĢte cahilin durumu budur.”
19- Resulullah (s.a.a): “Ya Ali! Altı yüz bin koyun, altı
yüz bin dinar, yoksa altı yüz bin kelime mi (söz)
istiyorsun?” buyurduğunda, Hz. Ali (a.s): “Ya Resulullah!
Altı yüz bin kelime (söz) istiyorum” dedi. Bunun üzerine
Resulullah Ģöyle buyurdular:
“Altı yüz bin sözü altı cümlede toplayıp sana
söylüyorum; onlar Ģunlardır: Ya Ali! Ġnsanların müstehap
ve farz olmayan iĢlerle uğraĢtıklarını gördüğünde, sen
farzları tamamlamakla meĢgul ol. Ġnsanların, dünya
iĢleriyle uğraĢtıklarını gördüğünde sen ahiret iĢiyle uğraĢ.
Ġnsanların diğerlerinin ayıplarıyla uğraĢtıklarını
gördüğünde sen kendi ayıplarınla meĢgul ol (onları
düzeltmeye çalıĢ). Ġnsanları dünyayı süslemekle meĢgul
olduklarını gördüğünde sen, ahiretini ziynetlendirmeye
çalıĢ. Ġnsanların çok amel yapmakla meĢgul olduklarını
gördüğünde, sen temiz amel yapmakla meĢgul ol.
Ġnsanların, halka tevessül ettiklerini gördüğünde, sen
Allah’a tevessül et (O’na el aç).”
20- “Yıldızlar (denizlerde yolunu kaybedenlerin)
boğulmaktan emanda kalmalarına (kurtulmalarına) bir
vesile olduğu gibi, benim Ehl-i Beyt’im de ümmetimin
ihtilaftan emanda kalması için bir vesiledir. Bu yüzden
Arap’tan (veya herhangi bir milletten) bir kabile onlarla
muhalefet ederse, ihtilafa düĢer ve Ģeytan hizbinden olur.”
21- “Rabbim dokuz Ģeyi bana tavsiye etmiĢtir: Gizlide
ve açıkta ihlaslı olmayı, sevinç ve gazap halinde adaletli
davranmayı, fakirlik ve zenginlikte iktisatlı olmayı, bana
zulmedeni affetmeyi, beni mahrum bırakana ihsanda
bulunmayı, benimle iliĢkisini kesenle iliĢki kurmayı,
susmamın tefekkür, konuĢmamın zikir ve bakıĢımın da
ibret olmasını.”
22- “Ya Cabir! Benim vasilerim ve benden sonra
Müslümanların Ġmamı; önce Ali’dir, sonra Hasan, sonra
Hüseyin, sonra Ali bin Hüseyin, sonra “Bakır” olarak
meĢhur olacak Muhammed bin Ali; -Ey Cabir, sen onu
(Ġmam Bakır’ı) göreceksin, onunla karĢılaĢtığın vakit
benim selamımı kendisine söyle- sonra Cafer bin
Muhammed, sonra Musa bin Cafer, sonra Ali bin Musa,
sonra Muhammed bin Ali, sonra Ali bin Musa, sonra
Muhammed bin Ali, sonra Ali bin Muhammed, sonra
Hasan bin Ali, sonra da Kâim (Mehdi)’dir ki, onun ismi
benim ismim, künyesi benim künyemdir. O, Hasan bin
Ali’nin oğludur. Allah onun eliyle yeryüzünün doğusu ve
batısını fetheder. O kendi dostlarına o kadar gizli kalır ki,
artık Allah’ın kalplerini imanla imtihan
ettiği kimselerden baĢkası onun imametine inanmakta
sabit kalmaz.”
23- “Kim Allah için kırk gün ihlasla amel ederse,
hikmet çeĢmeleri kalbinden diline dökülür.”
24- “Ya Ali, kıyamet günü üç gözden baĢka her göz
ağlayacak: Allah yolunda geceleri yatmayan göz, Allah’ın
haram kıldığı Ģeylere bakmayan göz ve Allah korkusundan
ağlayan göz.”
25- “Ben ilmin Ģehri, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen
o kapıya gelmelidir.”
26- “Ey Ebazer! BeĢ Ģeyi beĢ Ģeyden önce ganimet bil:
Ġhtiyarlıktan önce gençliğini, hastalıktan önce sıhhatini,
fakirlikten önce zenginliğini, iĢin çıkmadan önce
boĢluğunu ve ölümden önce hayatını.”
27- “Allah-u Teala Ģekil ve mallarınıza bakmaz, kalp ve
amellerinize bakar ancak.”
28- “Ey insanlar! Ben aranızda iki değerli emanet
bırakıyorum; onlara sarıldığınız müddetçe asla sapıklığa
düĢmezsiniz; onlar, Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.”
29- Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki: Meryem oğlu Ġsa
havarilerine Ģöyle buyurdu: “Kendinizi Allah’a sevdirin ve
O’na yaklaĢın” Ey Ruhullah, hangi vesile ile kendimizi
O’na sevdirelim ve O’na yaklaĢalım? Dediklerinde, Hz.
Ġsa: “Günah iĢleyenleri sevmeyerek ve onlara buğz ederek
Allah’ın rızasını elde ediniz.” buyurdu. Ey Ruhullah, o
halde kiminle oturalım? dediklerinde de Hz. Ġsa:
“GörünüĢü, Allah’ı size hatırlatan, konuĢması bilginizi
artıran ve ameli sizi ahirete meyillendiren kimseyle
oturun.” buyurdu.
30- “Kimde Ģu dört sıfat olursa münafıktır; bunlardan
biri de onda olursa onu terk edene kadar bir nifak sıfatı
onda olur: KonuĢtuğunda yalan konuĢan, verdiği sözde
durmayan, anlaĢtığında hıyanet yapan, münazaa ettiğinde
haktan sapan kimse.”
31- “Bilin ki, ümmetimin en kötüleri, Ģerlerinden
korkulduğundan dolayı saygı gösterilen kimselerdir. Bilin
ki, Ģerrinden korkarak halkın saygı gösterdiği kimse
benden değildir.”
32- “Biz kurtuluĢ gemisiyiz, kim bu gemiye binerse
kurtulur ve kim ondan uzaklaĢırsa helak olur. O halde
kimin Allah’tan bir haceti, isteği olursa, onu biz Ehl-i
Beyt’e tevessül ederek (bizi vasıta kılarak) dilesin.”
33- “Ey Müslümanlar! Zinadan sakının; çünkü zinada,
üçü dünya üçü de ahirette olmak üzere altı hususiyet
vardır: Dünyada olanlar Ģunlardır: Zina, değeri yok eder,
fakirlik doğurur, ömrü azaltır. Ahirette olanlar da
Ģunlardır: Zina, Allah’ın gazabına, hesabın zorluğuna ve
ateĢte ebedi kalmaya sebep olur.”
34- “Ya Ali, Ģu üç Ģeye sahip olmayanın hiçbir ameli
doğrulmaz: Kendisini Allah’a karĢı günah iĢlemekten
alıkoyacak takva, akılsızın cehaletini önleyecek ilim ve
insanlarla iyi geçinebilmesini sağlayacak akıl.”
35- Sizlerden biriniz, bir kötü iĢ gördüğünde onu eliyle
ortadan kaldırsın; buna gücü yetmezse diliyle ona karĢı
çıksın; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğz etsin; ki
bu (sonuncusu) imanın en zayıf mertebesidir.”
36- “Bilin ki kim, Âl-i Muhammed (Ehl-i Beyt)’in
sevgisi üzere (onların halleriyle hallenerek) ölürse Ģehit
olarak ölmüĢtür; bilin ki kim, Âl-i Muhammed’in
sevgisiyle ölürse, günahları bağıĢlanmıĢ olarak ölmüĢtür,
bilin ki kim, Âl-i Muhammed’in sevgisi üzere ölürse,
tövbe etmiĢ olarak ölmüĢtür; bilin ki kim, Âl-i
Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, imanı kamil bir
mümin olarak ölmüĢtür; bilin ki kim, Âl-i Muhammed’in
sevgisi üzere ölürse ölüm meleği, sonra da Nekir ve
Münkir onu cennetle müjdeler; bilin ki kim, Âl-i
Muhammed’in sevgisi üzere ölürse, gelinin kocasının
evine uğrulandığı gibi o da cennete uğrulanır.”
37- “Ya Ali! ġarap içen puta tapan gibidir. Ya Ali!
Allah, Ģarap içenin namazını kırk gün kabul etmez ve o
kırk gün içerisinde ölürse kafir olarak ölmüĢ olur.”
38- “YumuĢaklık nede olursa onu süsler; sertlik de nede
olursa onu çirkinleĢtirir.”
39- “Kim (gücü olduktan sonra) hacca gitmeği
geciktirerek hacca gitmeden ölürse Allah-u Teala onu,
kıyamet günü Yahudi veya Hıristiyan olarak haĢreder.”
40- “Namahreme bakmak, Ģeytanın oklarından zehirli
bir oktur, (bakanın kalbine iĢler); öyleyse kim Allah-u
Teala’dan korkarak namahreme bakmazsa, Allah-u Teala
ona öyle bir iman verir ki, onun tadını kalbinde hisseder.”
KAYNAKLAR
1- Mecmuat’ul- Verram, c. 2, s. 117.
2- Bihar’ul- Envar, c. 74, s. 339.
3- Vesail’uĢ- ġia, c. 11, s. 122.
4- Usul-u Kafi, c. 1, s. 54.
5- Usul-u Kafi, c. 1, s. 46.
6- Bihar’ul- Envar, c. 2, s. 110.
7- Bihar’ul- Envar, c. 75, s. 372.
8- Fusul’ul- Muhimme, s. 8. Mecma’uz- Zevaid, c. 9, s.
172.
9- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 46.
10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 107.
11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 23.
12- Tuhaf’ul- Ukul, s. 45.
13- Bihar’ul- Envar, c. 22, s. 454.
14- Leâl’il- Ahbar, c. 2, s. 272.
15-Yenabi’ul- Mevedde, s. 445.
16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 71.
17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 105.
18- Tuhaf -ul Ukul, s. 39.
19- Mevaiz’ul- Adediyye, bab. 6, fasıl 4, hadis: 1.
20- Savaik’ul- Muhrika, s. 87.
21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 69.
22- Yenabi’ul- Mevedde, bab. 94, s. 494.
23- Cami’us- Seadat, s. 2, s. 202.
24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 23.
25- Cami’us- Sağir, s. 1, s. 415.
26- Bihar’ul- Envar c. 77, s. 75.
27- Bihar’ul- Envar c. 77, s. 88.
28- Sünen-i Tirmizi, hadis: 4036.
29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 81.
30- Hisal-u Saduk, c. 2, s. 254.
31- Tuhaf’ul- Ukul, s107.
32- Feraid’us- Simtayn, s. 5. Erceh’ul- Metalib, s. 461.
33- Hisal-u Saduk, c. 1, s. 320.
34- Tuhaf’ul- Ukul, .s 21
35- Müsned-i Ahmet b. Hanbel, c. 3, s. 49.
36- Tefsir-i KeĢĢaf, s. 4, s. 220.
37- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 47.
38-Tuhaf’ul- Ukul, s. 88.
39- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 58.
40- Cami’us- Seadat, c. 2, s. 12.
HZ. FATIMA (A.S)
HZ. FATIMA (A.S)’IN KISACA
HAYATI
Hz Fatıma (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)’in Hz.
Hatice’den doğan kızıdır. Resulullah (s.a.a)’in davete
baĢlamasının beĢinci yılı, Cemadiy’ul- Ahir ayının 20.
Cuma günü doğmuĢlardır.
Manen mütevatir sayılabilecek hadisler gereğince
Resulullah (s.a.a); “Kim Fatıma’yı razı ederse beni razı
etmiş, beni zarı eden de Allah’ı razı etmiştir. Kim
Fatıma’yı gazaplandırırsa, beni gazaplandırmış, beni
gazaplandıran da Allah’ı gazaplandırmıştır.” diye
buyurmuĢtur.
Bu hadis-i Ģerif bile Hz. Fatıma (a.s)’ın günahlardan
masum olduğunu göstermekte ve Hz. Fatıma’nın rıza ve
gazabının hüccet olduğunu ispatlamaktadır. Hz.
Peygamber (s.a.a) Hz. Fatıma’ya olan sevgisi
vasfedilmeyecek derecedeydi. Resulullah (s.a.a); “Fatıma
benim bir parçamdır.” diye buyurduğu, yola çıktığında
Hz. Fatıma’nın evine uğradığı ve döndüğünde de ilk
uğradığı yerin O’nun evi olduğu nakledilmiĢtir.
“Gerçekten Allah, siz Ehl-i Beyt’i her türlü ricsten
(günah ve kötülüklerden) temizlemeği irade etmiĢtir” ayet-
i kerimesi nazil olduğunda, Hz. Resulullah’ın Ümm-ü
Seleme’nin evinde Hz. Ali’yi, Hz. Fatıma’yı, Hz. Hasan’ı
ve Hz. Hüseyn’i kendi abası altına toplayarak; “Allah’ım,
şahit ol ki bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” buyurduğu ve
bunun üzerine Ümm-ü Seleme’nin de; “Ben de Ehl-i
Beyt’ten miyim?” diye sorduğunu ve Hz Resulullah
(s.a.a)’in; “Senin de makamın yücedir, ama Ehl-i Beyt’ten
değilsin” buyurduğu müĢterek hadislerce nakledilmiĢtir.
Hz. Fatıma (a.s), Hz. Ali’nin eĢidir. Resulullah (s.a.a);
“Ali olmasaydı Fatıma’ya eş bulunmazdı.” diye
buyurmuĢtur. Hz. Ali’nin savaĢ meydanlarındaki cihadına
en büyük yardımcı Hz. Fatıma idi. Hz. Fatıma (a.s) eĢinin
evde bulunduğu ve bulunmadığı dönemlerde evi en güzel
Ģekilde idare eder ve eĢinin rızasını kazanırdı. Hz. Fatıma
(a.s), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn gibi Ġmamların annesidir.
Cennetin gençlerinin efendileri olan Hz. Hasan ve Hz.
Hüseyn’nin bütün güzel hasletleri, annelerinin sahip
olduğu ahlaki erdemleri yansıtan bir ayna olarak
görülmelidir.
Hz. Fatıma (a.s)’ın züht ve ibadetine gelince, bir çok
geceleri ibadetle geçirdiği nakledilir. Her namazdan sonra
okunması sünnet olan Fatımat’üz-Zehra’ya Resulullah
tarafından bir hediye olarak öğretilen Fatımat’üz-Zehra
Tesbihatı (33 defa Sübhanallah, 33 defa Elhamdulillah, 33
defa Allah-u Ekber) O Hazretin ibadetteki yüce makamına
bir iĢarettir.
Hz. Fatıma’nın mübarek ömrü 18 sene gibi çok kısa bir
süre olmasına rağmen ilimdeki makamı o dereceye
varmıĢtır ki Kur’an’nın tefsiriyle ilgili buyurukları Hz. Ali
(a.s) tarafından kaleme alınmıĢ, bu yolla meydana gelen
kitap Ehl-i Beyt Ġmamlarının ilmi kaynaklarından biri
olmuĢtur. Böylece O Hazret sonradan gelen Ġmamlar için
bir muallime sayılmalıdır.
Hz.Fatıma (a.s) Resulullah (s.a.a)’ten sonra çok kısa bir
süre yaĢamıĢtır. Bu süre bazı nakıllere göre, altı ay
bazısına göre de 95 veya 100 gündür.
Hz. Fatıma (a.s) Medine’de vefat etti ve vasiyeti
üzerine geceleyin gizlica defnedildi; bu yüzden O Hazretin
kabrinin yeri Ģimdiye kadar gizli kalmıĢtır.
HZ. FATIMA (A.S)'DAN KIRK HADĠS
1- “Kim halis ibadetini Allah’a doğru çıkarırsa, Allah
Teala, en iyi maslahatını ona indirir.”
2- “Biz (Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i) Allah’ın yaratıkları
arasında vesilesi, seçkin kulları, kutsal odakları, açık
delilleri ve göndermiĢ olduğu Peygamberlerin
varisleriyiz.”
3- “Gerçek mutlu, Ali’yi hayatında ve ölümünden sonra
seven kimsedir.”
4- “Mümine karĢı güler yüzlü olmak insana cenneti
kazandırır, zalim sapıklara karĢı güler yüzlü olmak ise
insanı cehennem ateĢine sürükler.”
5- “Sizin en iyiniz, büyüğüne karĢı daha yumuĢak
davranan ve hanımlar için daha Ģefkatli ve bağıĢlayıcı
olanınızdır.”
6- “Kadınlar için daha hayırlı olan; erkekleri
görmemeleri, erkeklerin de onları görmemeleridir.”
7- “Kadının Rabbine en yakın olduğu an, evinin içinde
olduğu andır.”
8- “Sürekli annenin hizmetinde ol. Çünkü cennet onun
ayakları altındadır.”
9- “Dünyanızdan üç Ģey benim için sevimlidir: Allah’ın
kitabını (Kur’an’ı) okumak, Resulullah’ın (s.a.a) yüzüne
bakmak ve Allah yolunda infak etmek.”
10- “Oruç tutan, dilini, kulağını, gözünü ve diğer
organlarını haramdan korumazsa, o tuttuğu oruç ne
derdine değer ki!”
11- Sofranın, her Müslüman’ın tanıması gereken on iki
adabı vardır. Bunlardan dördü farz, dördü müstehap, dördü
edeptendir.
Farz (gerekli) olanlar Ģunlardır: Nimetin asıl sahibini
tanımak, vermiĢ olduğu nimete razı olmak, yemekten önce
onu anmak (bismillah demek), yemeğin baĢında ve
sonunda O’na Ģükretmek.
Müstehap olanlar da Ģunlardır: Yemekten önce abdest
almak, sol taraf üzerine oturmak, oturarak yemek, üç
parmakla yemek.
Edepten olanlar da Ģunlardır: Önünde olandan almak,
lokmaları küçük tutmak, yemeği iyi çiğnemek, yemekte
baĢkalarının yüzüne az bakmak.”
12- Hz. Hasan (a.s) annesi hakkında şöyle demiştir:
“Annem Fatime’nin bir Cuma gecesi, kendi mihrabında
sabaha kadar rüku ve secde (ibadet) halinde olduğunu,
mümin erkek ve kadınların ismini birer- birer anarak çok
dua ettiğini, fakat kendisi hakkında hiç dua etmediğini
gördüm. Bunun üzerine anneme: “Anne, neden baĢkaları
hakkında dua ettiğin gibi kendi hakkında dua
etmiyorsun?” dedim. ġöyle cevap verdiler: “Yavrum!
Önce komĢu sonra insanın kendisi.”
13- Bir kadın Hz. Fatıma (a.s)’ın huzuruna gelip:
“Benim zayıf bir annem vardır, namazda bilmediği bir
şeyle karşılaşmış, cevabını öğrenmem için beni size
gönderdi.” dedi. Hz. Fatıma (a.s) onun sorusunu
cevaplandırdı. O ikinci bir soru sordu. Hz. Fatıma onu da
cevaplandırdı. Sonra üçüncü bir soru sordu; böylece on
kez sordu ve cevaplarını aldı. Sonra çok soru
sorduğundan: “Size fazla zahmet vermiş olmayayım ey
Allah'ın Resulünün kızı” dedi. Hz. Fatıma (a.s): “Sormak
istediğin ne varsa sıkılmadan sor. Acaba ağır bir yükü bir
gün boyunca damın üzerine çıkarmak için bin dinar
karĢılığında kiralanan adama yapacağı iĢ zor gelir mi?”
diye sordu. Kadın; “Hayır, gelmez” dedi. Hz. Fatıma (a.s)
Ģöyle devam etti: “Ben senin her sorunun cevabını
yanıtlama karĢılığında yerle arĢın arasını dolduracak
inciden daha fazla bir mükafatla mükafatlandırılacağım.
Bu nedenle bu iĢ bana asla zor gelmemelidir.”
14- “Allah’ım! Verdiğin rızka kani eyle beni, ayıplarımı
ört, yaĢattığın sürece afiyet ver bana, bağıĢla beni. Canımı
aldığında acı bana, bana rahmeyle. Allah’ım! Bana
mukadder kılmadığın Ģeyi elde etmek için beni yorma
(uğraĢtırma beni); bana mukadder kıldığın Ģeye
ulaĢılmasını kolaylaĢtır.
Allah’ım! Benim için baba-anamı ve üzerimde hakkı
olan herkesi en iyi mükafatınla mükafatlandır. Allah’ım,
bütün vakit ve çabamı yarattığın gaye doğrultusunda sarf
etmemi sağla, bana vereceğini üstlendiğin Ģeyi elde etmek
için çaba sarf etmekle meĢgul etme beni, mağfiret
diliyorum senden, (öyleyse) beni cezalandırma, ben senden
istiyorum (öyleyse) beni mahrum bırakma.
Allah'ım! Nefsimi bana küçük göster, kendi makamını
benim nazarımda büyült; itaatini, senin rızanı
kazandıracak Ģeyleri yapmayı ve seni gazaplandıracak
Ģeylerden uzak durmayı ilham eyle bana; ey
merhametlilerin en merhametlisi!.”
15- Ġmam Ali (a.s) evlendiği gece Hz. Fatıma (a.s)’ı
üzgün görünce; “Neden rahatsızsın?” dedi. Hz. Fatıma
(a.s) Ģöyle cevap verdi: “Ömrümün tükendiği ve kabir
evine konulacağım zamanı hatırladım. Babamın evinden
bu eve göçmem, buradan kabir evine göçeceğimi hatırlattı
bana. Allah aĢkına gel de bu gece birlikte Allah’a ibadet
edelim...”
16- “Hz. Ali (a.s), Hz. Fatime’nin iki gün bir Ģey
bulamayıp aç kaldığını öğrenince üzülerek; “Neden bu
durumu bana bildirmedin?” dediğinde, Hz. Fatıma (a.s)
Ģöyle dediler: “Ya Ebe’l Hasan! Gücünün dıĢında olan bir
Ģeyi senden isteyerek seni zorluğa düĢürebilirim diye
Rabbimden utandım.”
17- Bir gün Ġmam Ali (a.s) Hz. Fatıma’ya: “Ebu Bekir
ve Ömer kapının arkasında sizinle görüĢmek için izin
bekliyorlar ne dersiniz?” dediğinde Ģöyle dediler: “Ya Ali!
Ev senin evin, ben de senin eĢinim ne dilersen onu yap.”
18- Hz. Fatıma (a.s), şiilerinden olup olmamasını
bilmek isteyen birisine şöyle dedi: “Eğer emrettiğimiz Ģeyi
yerine getiriyor ve sakındırdığımız Ģeyden de sakınıyorsan
o halde sen bizim Ģiilerimizden olur aksi takdirde
olmazsın.”
Bunu duyan adam aldığı cevaptan rahatsız olunca Hz.
Fatıma şöyle buyurdular:
“Durum düĢündüğün gibi değildir. ġiilerimiz cennet
ehlinin en iyilerindendirler. Bizi seven, dostlarımızı dost
edinen ve düĢmanlarımızı kendine düĢman bilen herkes
cennet ehlidir. Ama sadece kalbi ve diliyle biz Ehl-i Beyt’e
teslim olup emir ve nehiylerimize muhalefet eden kimseler
gerçek Ģiilerimizden olmazlar. Elbette bununla birlikte
bunlar da bela ve musibetlere duçar olmak veya herkesin
toplanacağı kıyamet arasatının çeĢitli zorluklarına
katlanmak veya cehennemin üst tabakasının azabını
tatmak vasıtasıyla günahlardan temizlendikten sonra
cennet ehli olacaklardır. Onları, bize karĢı duydukları
sevgilerinden dolayı bulundukları yerden kurtarıp kendi
yanımıza götüreceğiz."
19- Hz. Fatıma (a.s) birinci ve ikinci halifeye hitaben
şöyle buyurdular: “Acaba Resulullah (s.a.a)’den size bir
hadis nakledersem onunla amel eder misiniz?” Evet
dediklerinde Ģöyle buyurdular: “Allah aĢkına söyleyin,
acaba Resulullah’ın Ģöyle buyurduğunu duymamıĢ
mısınız?: “Fatime’nin hoĢnutluğu benim hoĢnutluğumdur,
Fatime’nin öfkesi benim öfkemdir; öyleyse kim kızım
Fatıma’yı severse beni sevmiĢtir, kim Fatıma’yı
öfkelendirirse beni öfkelendirmiĢtir.” Evet bu hadisi
Resulullah’tan duymuĢuz dediler. Bunun üzerine
buyurdular ki: “Ben Allah’ı ve meleklerini Ģahit tutuyorum
ki, sizin ikiniz beni öfkelendirdiniz, beni hoĢnut
etmediniz, Peygamberi mülakat ettiğimde mutlaka sizin
ikinizi ona Ģikayet edeceğim.”
20- “Bir gün Resulullah (s.a.a), uyumak için yatağı
sermiĢ olduğum halde yanıma geldi ve Ģöyle buyurdu: “Ey
Fatıma, Ģu dört Ģeyi yapmadıkça uyuma: Kur’an’ı
hatmetmek, Peygamberleri Ģefaatçi kılmak, müminleri razı
etmek, Hac ve Umre yapmak.” Resulullah (s.a.a) bunları
buyurup namaza koyuldu, namazını bitirinceye kadar
sabrettim. Ya Resulellah! Dört Ģey yapmayı bana emrettin,
oysa onları Ģu halde yapmaya kadir değilim dedim.
Resulullah (s.a.a) gülümseyerek Ģöyle buyurdular: “Kulhu
vellah (Ġhlas) suresini üç defe okuduğunda Kur’an’ı
hatmetmiĢ gibi olursun; bana ve benden önceki
Peygamberlere salavat getirdiğinde kıyamet günü senin
Ģefaatçin oluruz; müminlere mağfiret dilediğinde hepsi
senden razı olur; “subhanellah velhamdu lillah vela ilahe
illellah vellahu ekber” dediğinde ise Hac ve Umre yapmıĢ
(gibi) olursun.”
21- Fatıma (a.s), Resulullah (s.a.a)’in Ģöyle
buyurduğunu söyledi: “Kocasını öfkelendiren kadına
yazıklar olsun; kocası kendisinden razı olan kadına da ne
mutlu.”
22- Fatıma (a.s), Resulullah (s.a.a)’in Miraç gecesi,
cehennemde azap gören kadınlar hakkında Ģöyle
buyurduğunu naklediyor: “...Saçıyla asılan kadının suçuna
gelince, o kadın saçını erkeklerden örtmüyordu. Diliyle
asılan kadının suçuna gelince, o kadın kocasını
incitiyordu... baĢı domuz baĢı, gövdesi de eĢek gövdesi
gibi olan kadının suçuna gelince, o kadın söz taĢıyan ve
yalancı idi. Köpek Ģeklinde olan kadının suçuna gelince, o
kadın makyaj yapan, bağırarak çok ağlayan ve kıskançlık
yapan birisi idi.”
23- “Babam Resulullah (s.a.a), Ali’ye (a.s) bakıp Ģöyle
buyurdu: “Bu ve bunun Ģiaları cennettedirler.”
24- “Babam Resulullah (s.a.a)’in, ölümüne yol açan
hastalığında -evi ashabıyla dolu iken- Ģöyle buyurduğunu
duydum: “Ey insanlar! Çok geçmeksizin sizin aranızdan
ayrılacağım, mazeretinizi tamamlayacak (size bir özür
bırakmayacak) bir söz size söylüyorum; bilin ki ben sizin
aranızda Rabbimin kitabını ve itretim olan Ehl-i Beyt’imi
emanet bırakıyorum.” Sonra Ali’nin elini tutarak Ģöyle
buyurdu: “Bu Ali, Kur’an iledir, Kur’an da Ali ildedir;
bunlar Kevser havuzunun baĢında yanıma gelinceye kadar
birbirlerinden ayrılmayacaklar. Ben kıyamet günü, benden
sonra bunların hakkında nasıl davrandığınızı sizden
soracağım.”
25- “Resulullah (s.a.a) camiye giriĢinde Ģöyle diyordu:
“Allah’ın adıyla, Allahım Muhammed’e salat eyle,
günahımı bağıĢla, rahmetinin kaplarını yüzüme aç.”
Camiden de çıktığında Ģöyle diyordu: “Allah’ın adıyla,
Allahım! Muhammed’e salat eyle, günahımı affet, lütuf ve
bağıĢ kapılarını yüzüme aç.”
26- “Cuma günü öyle bir vakit vardır ki, Müslüman bir
kul o vakitte Allah’tan bir hayır dilerse Allah onu ona
bağıĢlar, o vakit de, güneĢin yarısının batmaya koyulduğu
andır.”
27- “Babam Resulullah (s.a.a)’den namazında
gevĢeklik yapan kadın ve erkekler hakkında soru
sorduğumda Ģöyle buyurdular: “Kadın ve erkeklerden her
kim namazında gevĢeklik yaparsa Allah Teala onu on beĢ
belaya duçar eder: Allah Teala bereketi ömründen alır,
bereketi rızkından kaldırır, salih insanların simasını onun
yüzünden giderir, yaptığı her iĢe ücret (mükafat) verilmez,
duası göklere yükselmez (müstecab olmaz), salih
insanların duasından nasibi olmaz, zelil olarak ölür, açken
ölür, susuz olarak can verir; öyle ki dünya nehirlerinin
suyunu bile ona verirlerse susuzluğu giderilmez, Allah
Teala bir meleği onu kabirde rahatsız etmesi için memur
eder, kabri dar olur, kabri karanlık olur, Allah Teala bir
meleği, halkın ona baktığı halde yüz üstü çekip sürümesi
için görevlendirir, sıkı bir hesaba (sorgu suale) tabi tutulur,
Allah Teala, (rahmet gözüyle) ona bakmaz, onu
(günahlardan) arındırmaz ve onun için elemli bir azap
olur.”
28- “Muhammed (s.a.a) ve Ali (a.s), bu ümmetin
babalarıdırlar; onların eğriliklerini düzeltir, itaat
ettiklerinde onları ebedi azaptan kurtarır, uyum
sağladıklarında da onları daimi nimete götürürler.”
29- Hz. Fatıma (a.s) Hz. Ali’yi (a.s) kınayan bir cahile
şöyle buyurdu: “Ali’nin kim olduğunu biliyor musun? O
rabbani bir Ġmam, nurla dolu bir vücut, arif ve efendilerin
kutbu, pak ailenin oğlu, doğru olanı konuĢan, imamet
dairesinin merkezi, Peygamber’in iki gülü ve cennet
gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin’in
babasıdır.”
30- “Allah Teala, Gadir-i Hum vakıasından sonra hiç
kimseye bir bahane ve özür yolu bırakmamıĢtır.”
31- Hz. Ali’nin imametini Peygamber’in sözleriyle
kanıtlamak mümkün müdür? diyen birisine şöyle
buyurdular:
“Hayret! Gadir-i Hum gününü unuttunuz mu?
Resulullah’ın Ģöyle buyurduğunu duydum: Ali, aranızda
kendimden sonra bıraktığım en hayırlı kimsedir; Ali
benden sonra Ġmam ve halifedir. Daha sonra iki oğlum
Hasan ve Hüseyin ve Hüseyin’in neslinden olan dokuz kiĢi
en iyi Ġmamlardır. Onlara uyarsanız, onları hidayetçi ve
hidayete ermiĢ bulursunuz, muhalefet ederseniz kıyamet
gününe dek daima aranızda ihtilaf baĢ gösterir.” O zaman
Ali neden sustu ve kendi hakkını almadı? dediğinde de
Ģöyle buyurdular:
“...Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki: Ġmamın örneği
Ka’be örneğidir; halk ona gelmelidir, o halka değil.” Sonra
şöyle devam ettiler:
“Allah’a ant olsun ki eğer hakkı ehline bıraksalardı ve
Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine uysalardı, Allah konusunda
iki kiĢi bile ihtilafa düĢmezdi. Hz. Ali’den Ġmam
Hüseyin’in dokuzuncu evladı olan Hz. Mehdi’ye kadar
olan Ġmamlar biri birinin ardınca onu miras alırlardı. Ama
(ne yazık ki) cahil halk Allah’ın geriye attığını öne
geçirdiler, Allah'ın öne geçirdiğini geriye attılar. Hatta
seçileni inkar ettiler, onu kurutmaya koyuldular! Onlar
istek ve görüĢlerine uyarak bu çirkin yolu seçtiler.
Kahrolsunlar! Acaba Allah Teala’nın Ģu özünü
duymamıĢlar mıydı? “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer,
seçim onlara ait değildir.”(Kasas/68) Evet, onlar bunu
duydular fakat onlar Kur’an’ın buyurduğu gibi
kimselerdir: “Gerçek Ģu ki gözler kör olmaz ancak
sinlerdeki kalpler körelir.”(Hacc/46) Heyhat, onlar
dünyada uzun arzulara kapıldılar, öleceklerini unuttular.
Allah onları helak etsin, iĢlerini boĢa çıkarsın. Allah’ım,
yücelikten sonra küçülmekten sana sığınırım.”
32- Hz. Fatıma (a.s), babasından sonra Uhud’da Hz.
Hamza’nın kabri kenarında ezadarlık ettiğinde “Neden
halk sizin ve Ali’nin aleyhinde olup onun kesin olan
hakkını gasp ettiler?” dediklerinde şöyle buyurdu:
“Bunların hepsi Bedir savaĢından kalan kinler ve Uhud
savaĢının intikamlarıdır. Bu kinler münafık kalplerde
saklıydı. Ama hedeflerine ulaĢtıklarında (hükümeti gasp
ettiklerinde) kinlerini bize kustular.”
33- Hz. Resulullah’ın vefatı üzerine Hz. Fatıma Ģu Ģiiri
okudu:
Topraklar altında gizlenene de ki, bağırmamı ve
feryadımı duyuyor musun?
Öyle musibetler baĢıma geldi ki, gündüzün baĢına
gelseydi kararır gece oluverirdi.
Ben Muhammed’in gölgesinde himaye altında idim,
Hiçbir zulümden (düĢmandan) korkmuyordum, O
benim güzelimdi.
Bu gün zelil ve zulme uğramaktan korkuyorum,
Bana zulmedeni ridamla defediyorum.
Kumru gam ve kederden gece bir dala ağlasa,
Ben sabah vakti ağlarım.
Senden sonra hüznü munisim kılacağım,
Sana gözyaĢı döküp ağzımı açacağım (onu silah
edineceğim).
Ahmed’in türbesini koklayana ne gam,
Uzun zaman güzel bir koku koklamasa da.
34- Hz. Fatıma, Peygamber (s.a.a) defnedildikten sonra
perişan bir halde evden çıkıp halsizlikten babasının
kabrine zor ulaşabildi. Mihrabı, ezan okunan yeri görünce
bağırmasıyla yere düşmesi bir oldu. Kadınlar bu durumu
görünce yüzüne su serptiler. Ayıldığında babasının
kabrine bakarak şöyle dedi:
“Babacığım gücüm tükendi, bedenimde hal kalmadı,
düĢmanım Ģematet etti, üzüntü beni öldürdü.
Babacığım! Yalnız, hayran ve tek kaldım. Sesim
tutuldu, belim kırıldı, hayatım bunaldı, günlerim karardı.
Babacığım! Senden sonra yalnızlığım için bir munis,
gözyaĢımı dindirecek birisi, zaafım için bir yardımcı
bulamam. Babacığım! Senden sonra Kur’an’ın
hükmedildiği yer, Cebrail ve Mikail’in indikleri mekan
yok oldu.
Babacığım! Senden sonra sebepler (iliĢkiler) değiĢti,
kapılar yüzüme kapandı.
Babacığım! Senden sonra artık dünyadan nefret
ediyorum, nefesim tükeninceye dek sana ağlayacağım.
Babacığım! Sana olan aĢkım tükenmek bilmez, sana
olan hüznüm sona ermez. Eyvah babacığım! Eyvah
Allah’ım!”
35- Hz. Fatıma (a.s), Hz. Ali’yi biate götürmek için
evine saldıranların karşısında durup Hz. Ali’yi savunarak
şöyle buyurdular:
“Ey sapıklar, yalancılar! Ne diyorsunuz, ne
istiyorsunuz? Ey Ömer! Allah’tan korkmuyor musun?
Evime girmek mi istiyorsun? ġeytan hizbinle beni mi
korkutuyorsun? Oysaki Ģeytanın hizbi güçsüzdür. Yazıklar
olsun sana! Allah’a ve Peygamber’ine karĢı olan bu cesaret
nedir? Peygamber’in neslini yeryüzünden yok etmek ve
Allah’ın nurunu söndürmek mi istiyorsun? Bil ki, Allah
nurunu tamamlayacak ve onu ebedileĢtirecektir. Ey Ömer!
Senin azgınlığın beni evimden dıĢarı (namahremler önüne)
çıkardı; hücceti sana ve diğer her sapığa tamamladı. Ey
Hattap oğlu! Allah’a ant olsun ki, günahsızların belaya
yakalanmalarından korkmasaydım, Allah'a yemin edip
(bedduada bulunup) çabuk icabete eriĢtiğini görürdün.”
Dövülüp darbe aldıktan ve Muhsin ismindeki çocuğu
karnında öldükten sonra şöyle dediler:
“Ay babacığım! Yâ Resulullâh! ĠĢte çok sevdiğin kızına
böyle davranıyorlar! Ah! Ey Fizze! Gel de beni tut! Allah'a
ant olsun ki, karnımdaki yavrum öldürüldü!!!”
36- Hz. Fatıma camiye gidip konuşacağını ilan eder
etmez bu haber Medine’de beklemedik yankı yaptı.
Muhacir ve Ensar topluluğu, Peygamber’in yadigarı Hz.
Fatıma acaba halka ne konuşacaktır? diye camiye akın
yaptı. Hz. Fatıma Beni Haşim kadınlarının eşliğinde evden
dışarı çıkıp camiye doğru hareket etti. Camiye girdiğinde
kendisi için bir perde çektiler. Kendini ağlamaktan
alamadı. Öyle bir inledi ki, herkesi ağlattı. Mescidde sanki
kıyamet kopmuştu, ağlama sesleri birbirine karıştı. Herkes
iyice sustuktan sonra şöyle dedi:
“Verdiği nimetlere karĢı övgü sadece Allah'a
mahsustur. Ġlham ettiği Ģeylere karĢı Ģükür sadece O’na
aittir. BaĢlattığı bütün nimetler, bağıĢladığı bol bahĢiĢler,
verdiği bol ihsanlarına karĢı sena sadece O’na mahsustur.
Nimetleri sayılamayacak kadar çoktur, sonu karĢılığı
verilemeyecek kadar uzaktır, sonsuzluğu idrakten ıraktır.
Nimetlerin arttırılması için insanları Ģükretmeye davet etti,
onların çoğalması için halktan hamt etmeyi istedi. Ġkinci
kez de o nimetlerin (ahretteki) benzerine davet etti.
ġahadet ederim ki Allah’tan baĢka bir Ġlah yoktur.
Tektir ve ortağı yoktur. Bu kelimenin tevili ihlastır.
Kalpler O’na bağlanmıĢtır ve fikir onunla aydınlanmıĢtır.
Öyle bir Allah’tır ki gözler O’nu göremez, diller O’nu
(olduğu gibi) vasfedemez, akıllar O’nu nitelendiremez.
Bütün Ģeyleri yoktan var etti, herhangi bir Ģeyi örnek
edinmeksizin yarattı. Onların yaratılmasına bir ihtiyacı
olmaksızın ve hiçbir fayda gütmeksizin kendi iradesiyle,
hikmetini ispat emek, itaatine vakıf kılmak, kudretini
göstermek, kullarını ibadete çağırmak, davetini yüceltmek
için bunları yarattı. Sonra kullarını azaptan korumak ve
onları cennetine sevk etmek için kendisi itaat edene
mükafat vermeyi, isyan edeni ise cezalandırmayı takdir
etti.
ġahadet ederim ki, babam Muhammed (s.a.a) Allah’ın
kulu ve elçisidir. O’nu, elçi olarak göndermeden önce
seçti, yaratmadan önce O’na “Muhammed” adını verdi,
Peygamberlikle görevlendirmeden önce O’nu tercih etti. O
zaman diğer mahlukat daha gayb aleminde gizliydi,
korkunç perdelerle korunmuĢtu, yokluğun son derecesinde
esirdi (yokluk sınırını aĢmıĢ değildi). Allah Teala iĢlerin
sonunu bilirdi, bütün hadiselerden haberdardı,
mukadderatın yerlerini tanırdı.
Yüce Allah, emrini tamamlamak, hükmünü icra etmek,
kesin mukadderatını infaz etmek için Muhammed’i mebus
etti. Allah Teala, insanların dinlerinde ayrılığa düĢtüğünü,
tefrika ateĢine yöneldiklerini, putlara taptıklarını,
bilerekten Allah’ı inkar ettiklerini görünce, babam
Muhammed (s.a.a) vesilesiyle karanlıkları aydınlattı,
kalplerdeki karalıkları giderdi, gözler önüne çekilen
ĢaĢkınlık perdelerini kaldırdı. Babam, halkı hidayet etmek
için kıyam etti, onları sapıklıktan kurtardı, körlüklerini
giderip basiret verdi. Onları mutedil bir dine hidayet etti,
doğru bir yola çağırdı. Daha sonra Allah Teala Ģefkat ile
ve herhangi bir icbar söz konusu olmadan O’nun ruhunu
aldı. Artık Muhammed (s.a.a), bu dünyanın elem ve
sıkıntılarından rahat bulunmaktadır, öbür dünyada
mukarreb melekler ve bağıĢlayan Rabbin rıdvanıyla
beraberdir ve Allah’ın civar-ı kurbunda yaĢamaktadır.
Allah’ın salat, rahmet ve bereketi O’nun Peygamber’i,
emini ve yaratıkları arasından seçip beğendiği babama
olsun.”
Sonra halka hitap ederek şöyle buyurdu:
“Ey Allah’ın kulları! Siz, O’nun emir ve nehyinin
koruyucuları, din ve vahiy ilminin taĢıyıcıları, kendinize
olan eminleri ve dini diğer milletlere ulaĢtıran elçilerisiniz.
O’nun gerçek halifesi sizin aranızdadır. O, Allah’ın
daha önce size gönderdiği bir ahit ve aranızda bıraktığı bir
hüccettir. O, Allah’ın natık (konuĢan) kitabı ve sadık
Kur’an’ıdır. O, parlak bir nur ve aydınlatıcı bir ıĢıktır.
Delilleri aĢikardır, sırları açıktır, zahirleri vazıhtır. Ona
uyanlara gıpta edilir. Kendisine uyanı Allah’ın rıdvan-ı
cennetine götürür. Ona kulak vereni kurtuluĢa sevk eder.
Allah’ın aydın hüccetleri, açıklanmıĢ farzları, yasaklanmıĢ
haramları, yeterli delilleri, övülmüĢ erdemleri
(müstehapları), hibe edilmiĢ ruhsatları ve yazılmıĢ
Ģeriatları onun vesilesiyle elde edilir, kavranılır.
Allah Ģirkten arınmanız için imanı, kibirden
uzaklaĢmanız için namazı, nefsin temizlenmesi ve rızkın
artması için zekatı, ihlasın sağlamlaĢması için orucu, dini
ayakta tutmak için haccı, kalplerin düzelmesi için adaleti,
dinin düzene girmesi için bize itaati, ümmetin tefrikaya
düĢmemesi için bizim imametimizi, Ġslam’ın aziz ve üstün
olması için cihadı, Ġlahi mükafatı hakkedebilmek için
sabrı, toplumun maslahatı için iyiliği emretmeyi, gazaptan
korunmak için ana- babaya iyilik etmeyi, ömrün uzaması
ve nüfusun çoğalması için akrabalarla iliĢkiyi kesmemeyi,
kanların akıtılmaması için kısası, mağfirete yönelmek için
adağı yerine getirmeyi, eksik ölçmeyi önlemek için ölçü ve
tartıda tam hakkını vermeyi, lanetlenmekten korunmak
için kazif’ten (namuslu kadınlara zina isnadında
bulunmaktan) kaçınmayı, iffet ve emniyeti (toplumda)
hakim kılmak için hırsızlık yapmaktan uzak durmayı,
pislikten uzak olmak için Ģarap içmekten sakınmayı,
Rabliğine olan inancın ihlası için Ģirkten kaçınmayı farz
kıldı “Allah’tan, gerektiği Ģekilde çekinin, ancak
Müslüman olarak ölün.”(Al-i Ġmran/102) Size emrettiği ve
sizi ondan sakındırdığı Ģeyde Allah’a itaat edin. “Allah’tan
ancak alim olanlar korkar.”(Fatır/28)
Sonra şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Bilin ki ben Fatıma’yım, babam
Muhammed’dir. Yine tekrarlıyorum; ben Fatıma’yım,
babam Muhammed’dir! Yalan söylemiyorum ve hata da
etmiyorum. “Ant olsun, size içinizden bir peygamber geldi
ki, zahmet çekmeniz onu incitir ve üzer. Size çok
düĢkündür, müminlere çok merhametlidir, onlara hayır
diler.”(Tevbe/128) Eğer o Peygamberi tanıyorsanız,
bilmeniz gerekir ki, o Peygamber, sizin kadınlarınızın
babası değil benim babamdır, sizin erkeklerinizin değil
benim amcaoğlumun kardeĢidir. Onunla akrabalık ne de
güzeldir! O, risaletini halka ulaĢtırdı, onları Ġlahi azapla
korkuttu. MüĢriklerin yol ve yöntemlerinden yüz çevirdi.
Onların sırlarına ağır bir darbe indirdi. Onların boğazını
sıktı, hikmet ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağırdı.
Putları kırdı, küfrün baĢlarını dağıttı, sonunda küfür
topluluğu hezimete uğradı, geriye dönüp kaçtı, gece
sabahtan ayrıldı (karanlıklar yok oldu), hak ortaya çıktı,
dinin önderi söz sahibi oldu, Ģeytanların kükremesi kesildi,
nifak topluluğu helak oldu, küfür ve düĢmanlık düğümleri
çözüldü, siz de yüzleri ak ve oruçtan karınları aç kiĢilerin
arasında (hürriyetle) ihlas ( la ilahe illellah) kelimesini
söyler oldunuz.
Sizler (Peygamber-i Ekrem gelmeden önce) bir ateĢ
çukurunun kenarındaydınız, içenin içeceği değersiz bir
yudum su idiniz, tamahkarın ganimet bilip yiyivereceği bir
lokmaydınız, adavet ateĢini körükleyenler için uygun bir
alev idiniz, ayaklar altında eziliyordunuz. Develerin girip
kirlettikleri (çukur) suyu içiyordunuz, ağaç yapraklarını
gıda ediyordunuz, zelil ve aĢağılık bir hale düĢmüĢtünüz,
etrafınızdaki insanların sizi ezmesinden korkuyordunuz,
bütün bu bedbahtlıklardan sonra Allah Teala, babam
Muham-med vasıtasıyla sizleri kurtardı. Daha sonra
babam, yiğit kiĢiler, Arabın kurtları ve kitap ehlinin
isyancılarıyla denenip sınandı (onlarla savaĢtı).
Onlar ne zaman savaĢ ateĢini tutuĢturdularsa Allah-u
Teala onu söndürdü. ġeytanın boynuzu göründüğünde
(onlar baĢ kaldırdığında) veya müĢriklerden bir ejderha
ağzını açtığında kardeĢi Ali’yi onun ağzına atıyordu (onun
önüne çıkarıyordu), o da onun beliyle kulağını ayak altına
almadan ve onun püskürdüğü ateĢi kılıcıyla söndürmeden
geri dönmüyordu. Allah’ın rızasını kazanmak için bu
zorluklara katlanıyordu, O’nun emirlerini uygulamak için
çaba sarf ediyordu, Resulullah’a herkesten daha yakındı,
evliya-ullah’ın seyyidi (efendisi) idi. Her zaman (Allah’ın
ve Peygamber’in emrine) hazır, hayır isteyen, gayretli ve
emekçi idi. Allah'ın yolunda, kınayanların kınaması ona
mani olmazdı.
Hz. Ali tebliğ ve cihat ederken siz keyfinizi
sürdürmekte, rahatınıza bakmaktaydınız, mağlubiyete
uğramamızı ve bir haber çıkmasını bekliyordunuz. SavaĢ
anında geri dönüp düĢmanla savaĢmaktan kaçıyordunuz.
Allah Teala, Resulü için, Peygamberlerin evinin ve
seçkin kullarının yurdunu seçtiğinde (onu Firdevs
cennetine götürdüğünde) artık nifak dikeni (kalplerde
kinler) ortaya çıktı, din gömleği eskidi, kin besleyen
sapıklar, söz sahibi oldular, en düĢük kiĢiler ortaya çıktılar.
Batıl ehlinin boğur devesi böğürdü, arsanızda kuyruğunu
oynattı, Ģeytan yerinden baĢını çıkardı, sizi kendine
çağırdı, davetini icabet ettiğinizi, onun aldatmasına hazır
olduğunuzu gördü. Sonra hareket etmenizi istedi, siz de
hareket ettiniz, tehyiç olmanızı istedi, siz de tehyiç
oldunuz. Derken baĢkasının devesini damgaladınız (sizin
malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz), onu, sizin olmayan
bir çeĢmenin baĢına getirdiniz. Ahdinizden (Gadir-i
Hum’daki biatinizden) uzun bir zaman geçmemiĢti,
Peygamber’in vefatından dolayı kalbimizin yarası çok
geniĢti, henüz iyileĢmemiĢti, Peygamber’in mübarek naĢı
henüz toprağa verilmemiĢti. Fitne çıkması korkusunu
bahane ederek kendinizi öne attınız. Ama bilin ki, fitnenin
ta içine düĢtünüz. ġüphe yok ki, cehennem küfre sapanları
kuĢatmıĢtır.
Heyhat! Siz nere, fitneyi yatırmak nere! No oluyor size?
Nereye gidiyorsunuz? Allah’ın kitabı sizin aranızdadır;
sözleri açık, ahkamı parlak, niĢaneleri göz kamaĢtırıcı,
emri ve nehiyleri aĢikardır. Ama siz onu arkanıza attınız.
Ondan yüz çevirmek mi istiyorsunuz? Yoksa Kur’an’dan
baĢkasıyla mı hükmediyorsunuz? Ondan baĢkasını almak
zalimler için ne de kötü değiĢmektir. (ġunu bilin ki;) “Kim
Ġslam’dan baĢka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez
ve o, ahrette hüsrana uğrayanlardandır” (Nisa/84) Sonra
(çalınan devenin) ürkmesi sakin ve dizginlenmesi kolay
olacak kadar bile sabretmediniz. Sonra fitne ateĢini
tutuĢturdunuz, onun közünü körüklediniz. Azgın Ģeytanın
çağrısına müspet cevap verdiniz. Parlak dinin nurunu
söndürmeye, seçkin Peygamber’in sünnetini boĢlamaya
koyuldunuz. Köpük içmek diyorken alttan çorba (veya süt)
içiyorsunuz. Ağaçlar arasında saklanan yırtıcı canavarlar
gibi onun (Peygamber’in) Ehl-i Beytine ve evlatlarına
doğru yürüyorsunuz. Bıçak kesmesi ve karına sokulan
mızrak ağrısı gibi olan sizden gördüğümüz bu zulümlere
sabretmekten baĢka bir çaremiz yoktur.
Siz Ģimdi Peygamber’den bize miras yetiĢmediğini mi
sanıyorsunuz? “Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorsunuz?
Kesin bilgiye inanan bir topluluk için, hükmü, Allah’ın
hükmünden daha güzel olan kimdir.”(Maide/150)
Benim Resulullah’ın kızı olduğumu bilmiyor musunuz?
Benim onun kızı olduğum parlak güneĢ gibi size açıktır.
Ey Müslümanlar! Babamın mirasının zorla elimden
alınması doğru mudur?
Ey Kuhafe oğlu (Ebu bekir)! Acaba senin babandan
miras alabileceğin ama benim babamdan miras
alamayacağım Kur’an’da mı yazılmıĢtır? ġüphesiz Allah’a
iftira ediyorsun. Bilerek mi Allah’ın kitabını (onun
düsturlarını) arkanıza attınız? Çünkü Allah Teala
Kur’an’da: “Süleyman, Davud’a mirasçı oldu”(Neml/16)
buyurmaktadır. Yine Yahya bin Zekeriyya’ın kıssasında,
Zekeriyya: “Rabbim! Bana kendi katından bir yardımcı
armağan et. Bana mirasçı olsun, Yakup oğullularına da
mirasçı olsun.”(Meryem/5-6) diye Allah’a yalvarmaktadır.
Yine Allah Teala Kur’an’da: “Akrabalar (Mirasta)
Allah’ın kitabına göre, birbirlerine önceliklidir.”(Enfal/75)
buyurmaktadır. Yine: “Çocuklarınız konusunda Allah,
erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder.”(Nisa/11)
buyurmaktadır. Yine: “Sizden birinize ölüm gelip çattığı
zaman, eğer geride bir hayır (mal, mülk vb.) bırakmıĢsa,
anaya, babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, meĢru)
bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karĢı gelmekten
sakınanlara bir hak olarak- size farz kılındı.”(Bakara/180)
buyurmuĢtur.
Benim için mirastan bir hisse olmadığını, babadan
miras alamayacağımı ve aramızda akrabalık bağı
olmadığını mı sandınız? Acaba Allah Teala bir ayeti size
mahsus kılmıĢ da babamı miras hükmünden istisna mı
etmiĢ? Yoksa iki dinin milletleri birbirlerinden miras
alamazlar mı diyorsunuz? Acaba ben ve babam bir dinden
değil miyiz? Yoksa siz, Kur’an’ın umum ve hususunu
babam ve amca oğlumdan daha iyi mi biliyorsunuz? Bu
yularlanmıĢ ve palanlanmıĢ deve (hilafet ve fedek) de
senin olsun al götür; kıyamet günü seninle görüĢecektir.
Allah ne güzel hükmeden, Muhammed ne güzel kefil ve
kıyamet ne güzel buluĢma yeridir! “O gün batılda olanlar
hüsrana uğrayacaklar” (Casiye/ 27) O gün piĢmanlık
duymanız size yarar vermeyecektir. “Her bir haber için
kararlaĢtırılmıĢ bir zaman (müstakar) vardır. Siz de
bileceksiniz.” (En’am/67) “Yakında öğrene-ceksiniz,
kendisini aĢağı kılan azap kime geliyor ve kesintisiz azap
kimin üzerine çöküyor?” (Zümer/40)
Sonra Ensar’a hitap ederek şöyle buyurdu:
“Ey cömert topluluğu! Ey dinin pazıları (yardımcıları)!
Ey Ġslam’ın koruyucuları! Benim hakkımda sizdeki bu
tamah (veya zaaf) ve mazlumiyetim hususunda sizdeki bu
uyuklama nedir? Babam Resulullah (s.a.a): “Kişinin
hürmeti, evladı hakkında korunmalıdır (evlada hürmet
babaya hürmettir.)” buyurmuyor muydu? Ne çabuk
değiĢiklik icat ettiniz? Ne çabuk boĢaltıp döktünüz
(kararlarınızı değiĢtirdiniz)? Sizin, istediğim ve elde
etmeye çalıĢtığım Ģeye gücünüz vardır. Muhammed öldü
(yaslıyız) diyorsunuz mu? Evet bu büyük bir musibetti,
gediği geniĢtir, yarığı çoktur; bitiĢiği yarıldı (artık hiçbir
Ģey onu telafi edemez). Onun gözlerden kaybolması
sebebiyle yeryüzü karanlık oldu, musibetinden dolayı
güneĢ ve ay tutuldu, yıldızlar dağıldı, arzular öldü, dağlar
alçaldı. Yine o öldüğünde harim kaldırıldı (sınırlar
çiğnendi), hürmet yok oldu (kimseye ihtiram ve saygı
bırakılmadı). Ant olsun Allah’a bu büyük bir felaket ve
büyük bir musibetti; dünyada bunun misli (canları yakan)
bir bela ve afet görülmemiĢtir. Ancak her akĢam ve sabah
evlerinizde okuduğunuz Kur’an onu (Peygamberin
ölmesini) açıkça bildirmiĢtir. Bu bela (ölüm) ondan önceki
Peygamber ve ilahi elçilere de gelip çatmıĢtır. Bu, kesin
bir hüküm ve kaçınılmaz olan bir kaza (karar) dır:
“Muhammed, yalnızca bir Peygamberdir. Ondan önce nice
Peygamberler gelip geçmiĢtir. ġimdi o ölürse, ya da
öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin geriye mi
(cahiliyeye mi) döneceksiniz kim iki topuğu üzerine
gerisin geriye dönerse, Allah’a kesinlikle zarar veremez.
Allah Ģükredenleri pek yakında ödüllendirecektir.”(Al-i
Ġmran/144)
Ey Kayle (Evs ve Hazrec’in ninesi) oğulları! Babamın
mirası sindirilsin mi? Oysaki siz beni görecek, sesimi
iĢitecek mesafedesiniz, sessiz durmuĢsunuz! Feryadımı
duyuyorsunuz, halimi biliyorsunuz; yeterince sayınız,
azığınız, gücünüz, silahınız ve siperiniz vardır. Ama
bununla birlikte çağrımı duyup cevap vermiyorsunuz,
imdat sesimi duyup yardım etmiyorsunuz. Halbuki
yiğitlikle meĢhur, hayır ve salahla ma’ruftunuz. Seçilen
seçkinler ve biz Ehl-i Beyt için beğenilen güzidelerdiniz.
Araplarla savaĢtınız, zorluklara katlandınız, çeĢitli
milletlerle çarpıĢtınız, yiğitlerle yüz yüze karĢılaĢtınız. Biz
adım attığımızda adım attınız, emrettiğimizde emre
uyuyordunuz. Nihayet Ġslam’ın değirmeninin taĢı dönmeye
baĢladı, günün sütü (ganimetler) çoğaldı, Ģirkin narası
kesildi, yalanın kaynaması durdu, küfür ateĢi söndü,
kargaĢalık daveti dindirildi, din nizamı düzene girdi.
Öyleyse yardım edeceğinizi açıkladıktan sonra neden
susarak geri döndünüz, himaye edeceğinizi ilan ettikten
sonra neden gizlediniz, teĢebbüste bulunduktan sonra,
neden geri çekildiniz, imandan sonra neden Ģirk koĢtunuz?
“Yeminlerini bozan, Peygamber’i (yurdundan) sürmeye
çabalayan ve sizinle ilk defa (savaĢa) baĢlayan bir
toplulukla savaĢmaz mısınız? Korkuyor musunuz
onlardan? Eğer iman etmiĢ kimseler iseniz, kendisinden
korkmanıza, Allah daha yakındır.”(Tevbe/13)
Görüyorum ki rahatlığa yönelmiĢsiniz, yöneticiliğe
herkesten layık olanı makamından uzaklaĢtırdınız,
müsterih oldunuz, darlıktan geniĢliğe çıktınız,
gizlediğinizi açığa vurdunuz, içtiğinizi kustunuz. (fakat
Ģunu bilin ki:) “Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü kafir
olursanız, gerçek Ģu ki, Allah ganidir ( hiçbir Ģeye muhtaç
değildir), hamiddir (bütün övgüler ona
mahsustur).”(Ġbrahim/8)
Bilin ki gerekeni söyledim, alçaldığınız (veya geçici
sarhoĢluğunuzu) da, kalplerinizin gizlediği hıyaneti de
biliyordum. Ama bunlar, dertli ruhun taĢması, öfkenin
dıĢarı dökülmesi, kalp çeĢmesinin coĢması, gönlün derdi
ve hücceti tamamlamaktı.
(Mesele yağmalamaksa) öyleyse bunu (hilafet ve
fedeki) alın, onu devenin arkasına yükleyip götürün; (fakat
Ģunu bilin ki) onun sırtı yağır olacak, ayakları aĢınacak,
kusuru kalacak (ve sizin için yüzkarası olacak)tır. O,
Allah’ın gazabıyla damgalanmıĢtır, rezilliği ebedi
kalacaktır ve sizi Allah’ın kalplere iĢleyen yakılmıĢ ateĢine
götürecektir. (Bilin ki) yaptıklarınız Allah’ın gözü
önündedir. “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba
uğrayıp devrileceklerini pek yakında
bileceklerdir.”(ġuara/227) Ben, “sizi Ģiddetli bir azabın
öncesinde uyarıp-korkutan.” (Sebe/46) Peygamber’in
kızıyım. Artık “Yapabileceğinizi yapın; kuĢkusuz biz de
(bir Ģeyler) yapmaktayız. Ve gözleyip durun; gerçekten biz
de gözleyip-durmaktayız.” (Hud/121)
Ebu bekir, Hz. Fatime’nin güçlü mantık ve delili
karşısında halkı aldatma yoluna baş vurarak şöyle dedi:
“Ey Resulullah’ın kızı! Baban müminlere karşı şefkatli ve
esirgeyiciydi, hiç şüphesiz Muhammed (s.a.a) bizim
kadınlarımızın babası değildi, senin babandı ve senin
kocanın kardeşiydi. Bunu çok iyi biliyoruz. Kim sizi
severse kurtuluşa erişir, kim size buğz ederse hüsrana
uğrar... hiç kimse seni hakkından mahrum edemez, seni
yalanlayamaz... Fakat Allah’a ant olsun ki, babanın şöyle
buyurduğunu duydum: Biz Peygamberler, altın, gümüş, ev
ve mülk miras bırakmayız, ilim ve nübüvvetten başka
mirasımız olmaz. Bizden geride kalan mallarımız
Müslümanların halifesinin yetkisindedir...”
Hz. Fatıma Ebubekir’e şöyle cevap verdi:
“Sübhanellah! Babam Allah’ın kitabından yüz çeviren,
ahkamına muhalefet eden değildi. Onun hükümlerine
uyan, onun surelerini takip edendi. Acaba hileye baĢ
vurarak ona iftirada bulunmak mı istiyorsunuz? Onun
ölümünden sonra sizin bu iĢiniz, onun hayatı döneminde
onu yok etmek için kurduğunuz tuzaklara benzemektedir.
Bu Kur’an, adaleti hakim ve hakla batılı birbirinden ayıran
natıktır. Kur’an: “Artık bana kendi katından bir yardımcı
armağan et. Bana mirasçı olsun, Yakup oğullarına da
mirasçı olsun.” (Meryem/5-6) “Süleyman Davud’a mirasçı
oldu” (Neml/ 16) buyurmaktadır.
Allah Teala feraiz ve miras hükümlerini Kur’an’da
beyan etmiĢ, zan ve Ģüpheye bir yer bırakmamıĢtır. “Hayır,
nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir iĢe sürüklemiĢ. Bundan
sonra (bana düĢen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-
uydurduklarınıza karĢı (kendisinden) yardım istenecek
olan Allah’tır.” (Yusuf/18)
Ebu bekir, Hz. Fatime’nin ezici delillerinden kendisini
kurtarmak için şöyle dedi: “...İkimizin arasında bu
insanlar hükmetmelidir. Çünkü beni onlar hilafete
seçtiler...”
Hz. Fatıma bunun üzerine o susan halka şöyle buyurdu:
“Ey batıl söze koĢan, çirkin ve helak edici ameller
karĢısında susan topluluk! “Kur’an’da düĢünmez misiniz?
Yoksa bir takım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuĢ?”
Hayır, yaptığınız kötü ameller kalplerinizi kaplamıĢtır;
kulaklarınızı, gözlerinizi kapamıĢtır. Tevil ettiğiniz
(yorumladığınız) ne de kötüdür! Biçtiğiniz ne de pistir!
Muameleniz ne de çirkindir! Vallahi onun mahmilini ağır,
sonucunu (veya vadisini) kötü havalı bulacaksınız.
Perdeler gözlerinizin önünden kaldırıldığında, onun
ardındaki Ģiddet ve mihnetler açığa çıktığında,
sanmadığınız Ģeyler Allah tarafından size aĢikar
edildiğinde, “ĠĢte orada hakkı iptal etmekte olanlar hüsrana
uğrayacaklarıdır” (Mü’min/78)
37- Bir gün Ensar ve Muhacirlerden bir grup kadın,
Hz. Fatime’nin ziyaretine gittiler. Ey Resulullah’ın kızı,
nasıl sabahladın, durumun nasıldır? diye sorduklarında
şöyle buyurdu:
“Allah'a ant olsun ki, dünyanızı sevmediğim,
erkeklerinize darıldığım halde sabahladım. Onları
denedikten sonra uzağa attım, sınadıktan sonra onlara
sinirlendim. Keskinin körelmesi, ciddiyetten sonra
gevĢeklik, baĢı kayaya çalmak, mızrağın (veya kanalın)
çatlaması, görüĢlerin bozulması, isteklerin sapması ne de
kötüdür! “Kendileri için nefislerinin takdim ettiği Ģey ne
de kötüdür. Allah onlara gazaplandı ve onlar azapta ebedi
kalacaklardır.”(Maide/81-82) Çaresizlikten onun (Fedek
ve Hilafetin) ipini onlara taktım, onu onlara yükledim,
onun baskınını onlara yaptım (diyeceğimi dedim). Zalim
kavim hayır görmesin, neticesiz kalsın, rahmetten uzak
olsun. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti), risalet
kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden,
Ruh’ul Emin’in (Cebrail’in) indiği evden, din ve dünya
iĢlerine alim olanın elinden çıkardılar. “Bilin ki bu, büyük
ve açık bir hüsrandır.” Ali’den intikam almalarının sebebi
ne idi? Allah'a ant olsun ki, onun kılıcının kimseyi
tanımamasından, ölüme itina etmemesinden, düĢmanları
çiğnemesinden, çarpıĢmasının cezasından (onlara kılıç
sallamasından) ve Allah rızası için olan öfkesinden dolayı
ondan intikam aldılar. Allah’a ant olsun ki, eğer yoldan
çıksaydılar (mani olmasaydılar), Resulullah’ın Ali’ye
bıraktığı yulardan (önderlikten) ve onu kabul etmekten
vazgeçselerdi ve onu (hilafet devesini) Ali’ye bıraksalardı,
bu deve onları doğru yola götürürdü, burunsallığı kimseyi
yaralamazdı, yürümesi ağırlaĢmazdı, binicisi yorulmazdı,
onları hazım ve kanık veren temiz suyun kaynağına
götürürdü, yanları suyu bulandırmazdı, onları doyurup geri
getirirdi.
Hz. Ali onlara, gizli ve açık nasihat etti. Hilafete
ulaĢsaydı zenginlikten çok süslenmezdi (Beyt-ul maldan
kendisi için zahire etmezdi), susuzluğunu ve açlığını
gidereceği az bir miktar hariç dünya malından bir Ģey elde
etmezdi. O zaman kimin zahit, kimin dünyaya haris
olduğu, kimin doğru konuĢan, kimin de yalancı olduğu
ortaya çıkmıĢ olacaktı. “Eğer halk inansalardı, korkup-
sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem de
yerden bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar
yalanladılar, biz de onları kazandıkları Ģeylerden dolayı
cezalandıracağız.”(A’raf/96) “Bunlardan zulmetmiĢ
olanlara da, kazanmakta oldukları kötülükler isabet
edecektir. Ve onlar (Allah'ı) aciz bırakabilecekler de
değillerdir.”(Zümer/51)
38- “Emir-ul Müminin Ali hakkında Allah’ın ve
Peygamber’in ahdini bozan, hakkımdan dolayı bana
zulmeden, mirasımı gasp eden, babamın bana yazdığı
Fedek’in malikiyet senedini yakan, tanıklarımı tekzip eden
kimseler bana namaz kılmasınlar. Allah’a ant olsun ki, o
tanıklar Cebrail, Mikail, Emir-ul Muminin Ali ve Ümmü
Eymen’di. Bize yardım edilmesi gerektiğinde onlar
(ashap) evlerine çekildiler. Oysa Emir-ul Müminin Ali
beni, Hasan ve Hüseyin’le birlikte gece ve gündüz onların
(Muhacir ve Ensarın) evlerine götürüyordu. Allah'ı,
Peygamberi onlara hatırlatıyordum; biz Ehl-i Beyt’e
zulmetmeyin, Allah’ın bize verdiği hakkı gasp etmeyin
diyordum. Gerçi, size yardım edeceğiz diye olumlu cevap
veriyorlardı, ama gündüz olunca bize yardım etmekten
vazgeçiyorlardı. Nihayet bizim eve saldırdılar, kapımızın
önüne çok odun topladılar, o odunları yakarak bizi yakmak
istediler... Böyle bir ümmet mi bana namaz kılacak?!!!”
39- “Ya Ali! Ben öldüğümde sen bana gusül ver, benim
kefin defin iĢlerimi sen üstlen, namazımı sen kıl, beni
kabrime koy defnet, kabrimin üzerindeki toprağı dümdüz
et, yüzüme taraf baĢımın yanında otur, çok Kur’an ve dua
oku. Çünkü bu anlarda ölü dirilerle üns etmeye muhtaçtır.
Ben seni Allah’a ısmarlıyorum ve evlatlarım hakkında
güzel davranmayı sana tavsiye ediyorum.”
40- Hz. Fatime’nin vefatından sonra Hz. Ali (a.s)
yazılan vasiyetnameyi çıkarıp okudu. o vasiyetnamede
şöyle yazılmıştı:
“Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Bu Resulullah’
ın kızı Fatime’nin vasiyetnamesidir. O, Allah’tan baĢka bir
ilahın olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi
oldu-ğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna, kıyamet
gününün geleceğine ve onun gelmesinde bir Ģüphe
olmadığına tanıklık ediyor. Ya Ali! Ben Muhammed’in
kızı Fatıma’ yım, dünya ve ahrette seninle olmam için
Allah beni seninle evlendirdi. Sen baĢkalarından bana daha
layıksın. Bana gusül verme ve beni kefenleme iĢlerini gece
yap, bana gece namaz kıl, beni gece defnet ve hiç kimseye
haber verme. Seni Allah’a ısmarlıyorum; kıyamet gününe
dek evlatlarımı selamlıyorum.”
KAYNAKLAR
1- Bihar, c.68,s.249. Avalim, c.11,s.623. Nehc’ul-
Hayat, s.25.
2- ġerh-i Nehc’ul- Belağa, c.16,s.211. Nehc’ul- Hayat,
s.36.
3- Yenabi’ul- Mevedde, s.213. Menakıb-i Harezmi,
s.47. Zehair’ul- Ukba, s.92. Nehc’ul- Hayat, s.48.
4- Bihar, c.72,s.401. Avalim, c.11,s.628. Nehc’ul-
Hayat, s.26.
5- Delail’ul- Ġmamet. Nehc’ul- Hayat, s.157.
6- Bihar, c.101,s.36. KeĢf’ul- Ğumme, c.2,s.23.
Nehc’ul- Hayat, s.160.
7- Bihar, c.43,s.92. Avalim, c.11,s.223. Mecma’uz-
Zevaid, c.9,s.202. Nehc’ul- Hayat, s.164.
8- Musned-i Ahmed, s.28. Kenz’ul- Ummal, c.16,s.426.
Nehc’ul- Hayat, s.312.
9- Vekayi’ul- Eyyam, c.Siyam, s.295(Hiyabani).
Nehc’ul- Hayat, s.271.
10- Delail’ul- Ġmamet, s.7. Avalim, c.11,s.626.
Nehc’ul- Hayat, s.158.
11- Nefais’ul- Lübab, c.3,s.124.(el yazılı). Avalim,
c.11,s.629. Nehc’ul- Hayat, s.56.
12- Bihar, c.43,s.82. KeĢf’ul- Ğumme, c.2,s.25.
Beyt’ul- Ahzan, s.22. Nehc’ul- Hayat, s.149.
13- Bihar, c.2,s.3. Mehaccet’ul- Beyza, c.1,s.30.
Avalim, c.11,s.621. Nehc’ul- Hayat, s.225.
14- A’yan’uĢ- ġia, c.1,s.323.
15- Ġhkak’ul- Hak, c.4,s.481. Ğayet’ul- Meram fi
Rical’il- Buhari, s.295. Nehc’ul- Hayat, s.35.
16- Bihar, c.371,s.303. Fezail’ul- Hamse, c.2,s.147.
Nehc’ul Hayat, s.!9.
17- Bihar, c.28,s.303. Sahih-i Muslim, c.2,s.72.
Nehc’ul- Hayat, s.22.
18- Tefsir’ul- Burhan, c.4,s.21. Avalim, c.11,s.620.
Leali’l- Ahbar, c.5,s.156. Nehc’ul- Hayat, s.26.
!9- El-Ġmamet-u ve’s- Siyase, c.1,s.14.
20- Fatimet’uz- Zehra Behcet-u Kalb’il- Mustafa,
c.1,s.304.
21- Bihar’ul- Envar, c.8,s.310.
22- Bihar’ul- Envar, c.8,s.309.
23- Ġhkak’ul- Hak, c.7,s.308.
24- Yenabi’ul- Mevedde, s.44.
25- Müsned-i Fatimet’uz- Zehra, s.215.
26- A.K. s.227.
27- A.K. s.235.
28- Bihar, c.23,s.259. Tefsir’ul- Burhan, c.3,s.245.
Nehc’ul- Hayat, s.37.
29- Riyaheyn’uĢ- ġeria, c.1,s.93. Nehc’ul- Hayat, s.44.
30- Bihar, c.43,s.158. Hisal, c.1,s.173. Delail’ul-
Ġmamet, s.38. Nehc’ul- Hayat, s.42.
31- Bihar, c.36,s.353. Avalim, c.11,s.444. Ğayet’ul-
Meram, s.96. Nehc’ul- Hayat, s.38.
32- Bihar, c.43,s.156. Menakıb-i Ġbn-i ġehraĢub,
c.2,s.205. Nehc’ul- Hayat, s.46 ve 117.
33- Avalim, c.11,s.454. Menakıb, c.1,s.242. A’lam’un-
Nisa, c.4,s.113. Nehc’ul- Hayat, s.199.
34- Bihar, c.43,s.176. Avalim, c.11,s.487. Nehc’ul-
Hayat, s.71.
35- Bihar, c.53,s.18. Kafi, c.1,s.460. Avalim,
c.11,s.401. Nehc’ul- Hayat, s.137.
36- ġerh-i Ġbn-i Ebi’l- Hadid, c.16,s.236. KeĢf’ul-
Ğumme, c.1,s.492. Müruc’uz- Zeheb, c.2,s.311. Bihar,
c.43,s.206. A’lam’un- Nisa, c.4,s.116. Muraciat, s.103.
Tezkiret’ul- Havass, s.179. KeĢf’ul- Mehacce, s.124. el-
Ġmamet-u ve’s- Siyase, c.2,s.14. el-Ġsabe, s.61. Usd’ul-
Ğabe, c.2,s.522. Tarih-i Ġbn-i Kesir, c.12,s.441. Ġkd’ul-
Ferid, c.2,s.6. Mizan’ul- Ġ’tidal, c.2,s.172.
37- Ġhticac, c.1,s.108. Emali, c.1,s.384. Delail’ul-
Ġmamet, s.39. Belağet’un- Nisa, s.32. KeĢf’ul- Ğumme,
c.23,s.147. ġerh-i Ġbn-i Ebi’l Hadid, c.16,s.233. A’lam’un-
Nisa, c.4,s.123. Bihar, c.43,s.158. Avalim, c.11,s.445.
Ġhkak’ul- Hak, c.10,s.306. Nehc’ul- Hayat, s.126.
38- Bihar, c.43,s.204. KeĢf’ul- Ğumme, c.1,s.494.
Mecma’un- Nureyn.147. Nehc’ul- Hayat, s.291.
39- Bihar, c.79,s.27. Beyt’ul- Ahzan, s.176. Nehc’ul-
Hayat, s.315.
40- Bihar, c.43,s.214. A’yan’uĢ- ġia, c.1,s.321. Avalim,
c.11,s.514. Nehc’ul- Hayat, s.320.
HZ. ALİ (A.S)
HZ. ALĠ (A.S)’IN KISACA HAYATI
Hz. Ali (a.s) hicretten 23 yıl önce Recep ayının 13.
gününde Mekke’de dünyaya geldi. Babası Ebu Talib,
annesi Eset kızı Fatime’dir. Altı yaĢında iken
Peygamberimiz onu kendi evine götürdü. Terbiye ve
himayesini bizzat kendisi üstlendi. Hz. Ali (a.s)
Peygamber (s.a.a)’e ilk iman eden kimsedir. O her zaman
Hz. Muhammed (s.a.a) ile beraberdi. Leylet’ul- Mebitte
(Hz. Ali’nin Resulullah (s.a.a)’in yerinde yattığı gece)
kafirler Peygamber (s.a.a)’in evine gelip de onu öldürmek
istediklerinde Hz. Ali (a.s) onun yatağında yattı. Hz. Ali
(a.s) Peygamber (s.a.a)’in kızı Hz. Fatime’nin eĢi idi. Hz.
Muhammed (s.a.a) Medine’ye hicret ettiğinde müminler
arasında kardeĢlik bağı kurarken Hz. Ali (a.s)’ı kendi
kardeĢi olarak seçti. Resulullah (s.a.a) döneminde
gerçekleĢen savaĢların çoğunda Müslümanların zaferi Hz.
Ali (a.s)’ın kılıcıyla gerçekleĢmiĢ, bu savaĢlardaki fetihleri
yüzünden Hz. Resulullah (s.a.a) “Ali’den başka yiğit ve
Zülfikar’dan başka kılıç yoktur” diyen kutsi hadisle Hz.
Ali’yi övmüĢtür. Yine Handek savaĢında, Ġslam ordusuna
korku ve dehĢetin hakim olduğu bir sırada, müĢriklerin en
büyük kahramanı olan Amr bin Abduved’i yere serdiğinde
Resulullah (s.a.a) “Ali’nin bu darbesi bütün insan ve
cinlerin ibadetinden daha üstündür” buyurmuĢtur...
ġia inancına göre, Hz. Ali (a.s) Ġlahi emir gereği Hz.
Resulullah (s.a.a)’in halifesi olan 12 masum Ġmam’ın
ilkidir. Resulullah (s.a.a) davetini ilk ilan ediĢinden
itibaren, çeĢitli münasebetlerle, Hz. Ali (a.s)’ın bu Ġlahi
makama sahip olduğunu açıklamıĢtır. Ama Hz.
Resulullah’tan sonra bazı sebeplerden dolayı ilk üç halife
döneminde Hz. Ali’nin zahiri hilafeti gerçekleĢmemiĢtir.
Hz. Ali (a.s) Osman’ın hilafetinden sonra Hicretin
35’inci yılında Müslümanların halifesi oldu. Hz. Ali (a.s)
her Ģeyden önce geçmiĢteki valilerin çoğunun iĢ baĢında
olmalarını uygun görmeyince, onları görevinden alarak
onların yerlerine layık gördüğü kimseleri tayin etti. Bu
arada bir takım insanlar Ģahsi çıkarları için ona muhalefet
edip Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaĢlarında ona karĢı
savaĢtılar.
Hz. Ali (a.s) takvada, hakka ibadet etmekte, cesarette,
yiğitlikte ashap arasında eĢsiz birisi idi. Hz. Ali (a.s) hakkı
ve Ġlahi kanunu icra ediyor, her zaman için mazlumlara
yardımcı olup zalimlerle savaĢıyordu. Hz. Ali (a.s) adaleti
icra etmekte hiçbir kimseye bir ayrıcalık tanımaz,
yakınlarına bile müsamahalı davranmaz, herkese eĢit
davranırdı.
Hz. Ali (a.s) ilimde ashabın en bilgini idi. Resulullah
(s.a.a); “Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır”
buyurmuĢtur. Üç halife döneminde Ģer’i meselelerin
çözümü için ona müracaat edilirdi. Nehc’ul- Belağa kitabı
onun hutbe, mek-tup ve sözlerinden bir kısmını
içermektedir.
Hz. Ali (a.s) hicretin 40. yılında Ramazan ayının 19.
gününün sabahı Kufe camisinde namaz kılarken kılıç
darbesi almıĢ ve aldığı darbe sonucu Ramazanın 21. günü
Ģehit olmuĢtur. Hz. Ali (a.s)’ın kutsal mezarı Irak’ın Necef
Ģehrindedir.
HZ. ĠMAM ALĠ (A.S) DAN KIRK
HADĠS
1- Ġmam (a.s) Malik EĢter’e yaptığı vasiyetinde Ģöyle
buyurmuĢtur:
“...Halkın kusurlarını bağıĢlayınca piĢman olma,
onlara ceza verince de sevinme. Bir mazeret bulup da göz
yumabileceğin bir cezayı vermekte acele etme. Ben bir
buyruk verenin tayin ettiği görevliyim, emrime uyulması
gerek demeye kalkıĢma. Çünkü bu çeĢit düĢünce gönlü
bozar, dini gevĢetir ve (insanı) fitneye yaklaĢtırır.
Bedbahtlığa düĢmekten Allah’a sığın. Eğer hükümdarlığın
seni kendini beğenmeğe ve büyüklük taslamaya sevk eder
ve kendin için azamet ve büyüklük taslarsan, baĢının
üzerindeki Allah’ın mülkünün azametine ve O’nun, senin
yapmadığın Ģeylere olan gücüne bak; bu, baĢ kaldıran
(serkeĢlik eden) nefsini yatıĢtırır; kibrini, gururunu giderir;
dağılıp giden aklını baĢına getirir. Sakın Allah’ın
azametiyle boy ölçüĢmeye, kendi gücünü ve kuvvetini
O’nun kudretine benzetmeye kalkıĢma. Çünkü Allah, her
zorbayı zelil eder ve kibirlenip büyüklük taslayanı
alçaltır...”
2- “Yemek yerken Allah’ı çok anın, konuĢmayın.
Çünkü yemek, Allah’ın nimet ve rızklarından biridir;
Ģükrü ve hamdı ise size farzdır. Nimet elinizden çıkmadan,
ona iyi davranın (kadrini bilin Ģükrünü yerine getirin); zira
nimet (sahibinden) ayrılır ve sahibinin kendisine nasıl
muamele ettiğine dair Ģahadet eder. Kim Allah’ın az
rızkına razı olursa, Allah da onun az ameline razı olur.”
3- “Kur’ân’la oturan bir kimse kalktığında mutlaka bir
fazlalık veya bir eksiklikle kalkar; hidayeti fazlalaĢır veya
körlüğü azalır. ġunu da bilin ki Kur’ân’la olan kimsenin
bir ihtiyacı kalmaz, Kur’ân’dan ayrılanın ise bir zenginliği
olmaz.”
4- “Bir toplumun yaptığına razı olan, o iĢe katkısı
olanlardan sayılır; Batıl iĢte bizzat bulunan kimsenin iki
suçu vardır, o iĢi iĢlemek suçu ve o iĢe razı olmak suçu.”
5- Ġmandan sorduklarında Ģöyle buyurdu:
“Ġman dört direk üstünde durur: Sabır, yakin, adalet,
cihat. Sabır dört kısımdır: Özlem, korku, çekinmek,
hazırda durmak. cenneti özleyen, nefsani dileklerden
vazgeçer; cehennemden korkan, haramlardan çekinir,
dünyada çekinen dünya musibetlerini hiçe sayar; ölüme
karĢı hazırda duransa hayırlı iĢlere koĢar.
Cihat da dört kısımdır: Ġyiliği emretmek, kötülüklerden
sakındırmak, mücadele sahalarında sıdk ile direnmek,
hakka uymayanlara kin beslemek. Ġyiliği emretmek,
müminlerin bellerini güçlendirir; kötülükten sakındırmak,
kafirlerin burunlarını toprağa sürer; mücadele sahalarında
sıdk ile direnen, kendi vazifesini yapar; hakka
uymayanlara kin besleyen ve Allah için kızan ise öyle bir
hale (makama) erir ki, Allah onun için (onun
düĢmanlarına) kızar ve kıyamet günü onu razı eder.”
6- “Cihat cennetin kapılarından bir kapıdır, Allah onu
ancak özel kullarının yüzüne açmıĢtır. Cihat takva elbisesi,
Allah’ın sağlam zırhı ve güvenilir kalkanıdır. Kim cihadı
terk ederse Allah ona zillet elbisesini giydirir.”
7- “Gerçekten de fitneler, heva ve heveslere uymakla ve
Allah’ın kitabına ters düĢen hükümlerin bid’at olarak
çıkarılmasıyla baĢlar. Bu iĢlerde insanlar diğer insanlara
Allah’ın dini dıĢında hüküm sürer. Batıl haktan tam
ayrılsaydı arayanlara gizli kalmazdı, eğer hak da batıla
karıĢtırılmaktan kurtulsaydı, düĢmanların dili ondan
kesilirdi. Fakat bundan (haktan) bir demet, ondan
(batıldan) da bir demet alınıp sonra birbirine karıĢtırılıyor,
böyle olduğunda da Ģeytan kendi dostlarına musallat
oluyor; sadece Allah’ın önceden kendilerine bir lütufta
bulunduğu kimseler kurtuluyor.”
8- “Allah’ın dini kiĢilerle tanınmaz; hakkın
niĢaneleriyle tanınır. Öyleyse hakkı tanı, hakka uyanları
tanırsın.”
9- “Sakın baĢkasının kölesi olma; çünkü Allah seni hür
yaratmıĢtır.”
10-“Ġyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ne
insanın ecelini yaklaĢtırır ve ne de rızkını azaltır, ama
sevabı artırır ve mükafatı çoğaltır. Bunlardan daha faziletli
olan ise zalim bir yönetici karĢısında adaletli bir söz
söylemektir.”
11- “Ġyi ve yumuĢak davranıĢla ıslah olmayan kimseyi,
güzel ceza ıslah eder.”
12- “Belimi iki adam kırmıĢtır; konuĢmasını bilen
fasıkla Ģuursuz abit. O diliyle fasıklığını örtüyor ve bu da
ibadetiyle cehaletini. Fasık alimlerle cahil abitlerden
korkun! Aldananları bunlar aldatır. Ben Hz. Resulullah’tan
duydum Ģöyle buyuruyordu: “Ey Ali! mmetimin helak
oluĢu, dilli münafıkların eliyledir.”
13- “Ġyi insanla kötü insan senin yanında aynı seviyede
olmamalıdır. Çünkü bu, iyileri iyilik yapmaktan soğutur;
kötüleri de kötülük yapmaya dadandırır.”
14- “Ġnsanlar dünyalarını düzene sokmak için dinlerine
ait bir Ģeyi terk ettiler mi Allah ondan daha zararlı bir Ģeyi
onların yüzüne açar.”
15- “Dünya, körün gözünün iĢlediği son yerdir, ondan
ötesini göremez; ama gözü sağlam olan bakıĢını ondan
öteye vardırır ve ebedi evin (gerçek barınağın) onun
ötesinde olduğunu anlar. Öyleyse gözü olan ona göz
dikmez; kör olan ise ona göz diker; gözü olan ondan azık
toplar, kör olan ise ona azık toplar.”
16- “Kendini, kendinle diğerleri arasındaki Ģeylerde
ölçü yap; kendin için sevdiğini baĢkaları için de sev,
kendin için sevmediğini baĢkaları için de sevme; sana
zulüm yapılmasını sevmediğin gibi sen de zulüm yapma;
kendine iyilik yapılmasını sevdiğin gibi, sen de iyilik yap;
diğerlerine kötü saydığın Ģeyleri kendine de kötü say;
insanların senden olana razı olmasını istediğin gibi sen de
onlardan olana razı ol; bilmediğini söyleme, hatta her
bildiğini de söyleme; sana söylenmesini istemediğin Ģeyi
diğerlerine söyleme.”
17- “Ey oğlum, tefekkür nur, gaflet zulmet, cehalet ise
sapıklıktır. Mutlu, baĢkalarından öğüt alan kimsedir. Edep
en iyi mirastır. Güzel ahlak en iyi arkadaĢtır. Akrabalarla
iliĢkiyi kesmekte bereket (bolluk) olmadığı gibi fısk-u
fucurda da zenginlik olmaz.”
18- “Çok konuĢan çok hata yapar, çok hata yapanın
hayası az olur, hayası az olanın günahtan çekiniĢi azalır,
günahtan az çekinenin kalbi ölür, kalbi ölen kimse ise
ateĢe girer.”
19- “Söyleyene bakma, söylediğine bak.”
20- “Bütün hayırlar üç Ģeyde toplanmıĢtır: BakıĢ, susma
ve konuĢma. Ġbret almak için olmayan her bakıĢ boĢtur;
fikirle birlikte olmayan her susma gaflettir; içerisinde zikir
olmayan her konuĢma faydasızdır. Ne mutlu bakıĢı ibret,
susması fikir, konuĢması zikir, hatalarına ağlayan ve eziyet
etmeyeceğinden insanların emin oldukları kimseye.”
21- “Oğlun babanın boynunda hakkı vardır; babanın da
oğlun boynunda hakkı vardır. Babanın oğlun boynundaki
hakkı, Allah’a karĢı günah olmayan her Ģeyde ona itaat
etmesidir; oğlun babanın boynundaki hakkı ise oğluna
güzel isim koyması, onu iyi terbiye etmesi ve ona Kur’ân’ı
öğretmesidir.”
22- “Dünya, onunla doğru davranana doğruluk
yurdudur; ondan bir Ģey anlayana kurtuluĢ evidir, ondan
azık toplayana zenginlik diyarıdır. Dünya, Allah
peygamberlerinin mescidi, vahyinin iniĢ yeri, meleklerinin
namazgahı, dostlarının ticaret yurdudur; orada rahmet elde
eder ve cenneti kazanırlar. Dünya, ayrılacağını bildirdiği,
uzaklaĢacağından haber verdiği ve kendisinin faniliğini
anlattığı halde onu kınayan kimdir? Dünya neĢesiyle onları
neĢeye teĢvik etmiĢtir, belasıyla beladan korkutmuĢtur;
bazen korkutmuĢ, bazen sakındırmıĢtır; bazen
meyillendirmiĢ, bazen inzar etmiĢtir. Öyleyse ey dünyayı
kınayan ve dünyanın aldatmasına kapılan, ne vakit dünya
aldattı seni? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helak
oldukları yerlerle mi aldattı seni, yoksa yer altına attığı
analarının yattığı yerlerle mi kandırdı seni?!”
23- “Sizin için korktuğum Ģeylerin en korkuncu iki
Ģeydir; heva ve hevese uymak ve uzun dileklere kapılmak.
Heva ve hevese uymak insanı haktan alı koyar, uzun
dileklere kapılmak ise ahireti unutturur.”
24- “Kim gizlideki durumunu düzeltirse, Allah onun
aĢikardaki durumunu düzeltir. Kim dini için çalıĢırsa,
Allah dünyasını temin eder. Kim kendisiyle Allah arasında
olanı güzelleĢtirirse, Allah onunla insanlar arasında olanı
güzelleĢtirir.”
25- “Bütün iĢin, ailen ve çocukların için uğraĢmak
olmasın; çünkü ailen ve çocukların Allah’ın dostlarıysa
Allah dostlarını kaybetmez, eğer Allah’ın düĢmanlarıysa
niçin Allah’ın düĢmanları için bu kadar çalıĢıp durasın?”
26- “Kim Allah katında makamının nasıl olduğunu
bilmek istiyorsa, günah iĢlediği zaman Allah’ın kendi
yanındaki makamının nasıl olduğuna baksın.”
27- “Yüzünün suyu donmuĢtur; ancak bir Ģey istersen
yumuĢar, sızıp damlamaya baĢlar. Öyleyse kime yüz suyu
döktüğüne dikkat et.”
28- “Ġnsan oğluna kibirlenmek yakıĢır mı, dün bir meni
parçasıydı, yarın bir leĢ olacak...”
29- “Gerçek fakihin (din aliminin) kim olduğunu size
söyleyeyim mi? Gerçek fakih, insanların Allah’a isyan
etmesine müsaade etmeyen, onları Allah’ın rahmetinden
ümitsizleĢtirmeyen, onları Allah’ın azabına karĢı emin
kılmayan ve Kur’ân’ı bırakıp baĢka Ģeylere yönelmeyen
kimsedir. Bilinçsiz ibadette, fikirsiz ilimde, tedebbür
(dikkat ve tefekkür) edilmeyen kıraatte hayır yoktur.”
30- “Günlerinizi maceralar anlatmak, Ģöyle böyle
yaptım demekle geçirmeyiniz. Çünkü amellerinizi koruyan
muhafızlar sizinle bilirliktedir. Allah’ı, her yerde anın.
Peygamber (s.a.a)’e ve Ehl-i Beyt’ine salavat getirin. Zira
Allah-u Teala, O Hazreti andığınızda ve O’na saygıda
bulunduğunuzda duanızı kabul eder.”
31- “Gerçekten takvalı kimseler, hem geçici dünyanın
nimetlerinden yararlandılar, hem de ahirette verilecek
nimetleri kazandılar; dünya ehlinin dünyasına ortak
oldular, ama dünya ehli onların ahiretinde onlara ortak
olamadılar.”
32- “Bir insan, ciddi olsun Ģaka olsun her türlü yalanı
terk etmedikçe imanın tadını alamaz.”
33- “Eğer dinini dünyaya tabi kılarsan, hem dinini hem
de dünyanı bozar ve ahirette zarara uğrayanlardan olursun;
ama dünyanı ahiretine tabi kılarsan, hem dinini, hem de
ahiretini korur ve ahirette kurtuluĢa erenlerden olursun.”
34- “Dünya, insanın elinin altında yumuĢak olan ama
içinde öldürücü zehir bulunan bir yılana benzer; aldanan
bilgisiz ona meyleder, akıllı kiĢiyse ondan çekinir.”
35- “Ey Kumeyl, bu kalpler kaptırlar, bunların en iyisi
daha geniĢ olanıdır. Öyleyse söylediklerimi koru. Ġnsanlar
üç kısımdır: Ya rabbani alimdir, ya kurtuluĢ için
öğrenendir, ya da her sesin peĢice giden ve her rüzgara
kapılan ahmak kimselerdir ki, bunlar ne ilim nuruyla
aydınlanmıĢ, ne de sağlam bir direğe sığınmıĢlardır.”
36- “Size beĢ Ģey vasiyet ediyorum, eğer onları elde
etmek için develere binip seferlere düĢseniz de değer mi
değer: Hiçbiriniz Rabbinden baĢkasından bir Ģey ummasın,
günahından baĢka bir Ģeyden korkmasın, sizden birinize
bilmediği bir Ģey sorulduğunda “bilmiyorum” demeye
utanmasın; hiçbiriniz bilmediği bir Ģeyi öğrenmekten
çekinmesin. Sabredin, çünkü sabır imana nispetle cesetteki
baĢ gibidir. BaĢı olmayan bedende hayır olmadığı gibi
sabrı olmayan imanda da hayır yoktur.”
37- “Ġnsanlarla öyle kaynaĢın ki, öldüğünüzde
ağlasınlar size; sağ kaldığınızda ise özlesinler sizi.”
38- “Amelsiz dua eden, yaysız ok atmak isteyen kiĢiye
benzer.”
39- “Cennet, amelle kazanılır; emelle değil.”
40- “Müminin ayıpları ortaya çıkıp horlanarak cennete
girmesi ne de kötüdür. ĠĢlediğiniz günahlarınızın
affedilmesi için kıyamet günü size Ģefaat dilemekten
dolayı bizi zahmete düĢürmeyin. Kıyamet günü kendinizi
düĢmanlarınızın yanında utandırmayın. Allah katındaki
makamınızı bırakıp bu değersiz dünyaya kapılarak
kendinizi tekzip etmeyin.”
KAYNAKLAR
1- Tuhaf’ul- Ukul, s.239.
2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 189.
3- El-Hayat, c. 2, s. 101.
4- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih), s. 499.
5- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 473.
6- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 69.
7- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih)s. 88.
8- Bihar’ul- Envar, c. 68, s. 120.
9- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 85, Hadis: 219.
10- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 8, Hadis 272.
11- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 77, Hadis 547.
12- El-Hayat, c. 2, s. 337.
13- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 430.
14- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 487.
15- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 191.
16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 135.
17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 159.
18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 157.
19- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 85, Hadis 40.
20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 421.
21- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 546.
22- Bihar’ul- Envar, c. 77, s. 418.
23- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 83
24- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 551.
25- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 536.
26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 189.
27- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 535.
28- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 555.
29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 41.
30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 181.
31- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 383.
32- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 340.
33- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 10, Hadis 44.
34- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 489.
35- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 495.
36- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 482.
37- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 470.
38- Nehc’ul- Belağa, (Suphi Salih) s. 434.
39- Gurer’ul- Hikem, Fasıl 18, Hadis 119.
40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 183.
İMAM HASAN (A.S)
ĠMAM HASAN (A.S)’IN KISACA
HAYATI
Ġkinci Ġmam Hz. Hasan (a.s) Hicretin üçüncü yılı
Ramazan ayının on beĢinde dünyaya geldi. Babası Hz. Ali
(a.s), annesi Hz. Fatıma (a.s)’dır. Ġmam Hasan, Hz. Resu-
lullah (s.a.a)’in, Hz. Ali ve Hz. Fatime’nın terbiyesiyle
büyüdü. Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Hasan’ı çok severdi.
Hz. Resulullah: “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin
önderleridir.” buyurmuĢtur.
Ġmam Hasan (a.s), Hz. Ali’nin Ģahadetinden sonra
Allah’ın emriyle ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam oldu.
Ġmam olmasından on ay geçmeden, Muaviye, saltanatını
yaygınlaĢtırabilmek için, bir sürü desiseler tertipleyerek
Ġmam’a karĢı çıktı. Ġmam Hasan (a.s), kendi ashab ve
komutanlarının vefasızlığı ve Müslümanların Beni
Ümeyye’yi iyi tanımamaları yüzünden ve ortamın da bir
kıyama elveriĢli olmadığını görünce Muaviye ile belli
Ģartlar üzerine sulh yapmak mecburiyetinde kaldı. Fakat
Muaviye Ģartlarının hiç birine riayet etmedi ve böylece
Beni Ümmeye’nin içyüzü yavaĢ yavaĢ ortaya çıkmaya
baĢladı. Sonunda Muaviye Ġmam Hasan’ın varlığına
tahammül edemeyerek onu 47 yaĢında iken hicretin 50.
yılı, Sefer ayının yirmi sekizinde zehirleterek Ģehit etti.
Ġmam Hasan (a.s) Medine’de BAKĠ mezarlığında
defnedilmiĢtir.
HZ. ĠMAM HASAN (A.S)’DAN KIRK
HADĠS
1- “Biliniz ki, Allah sizi boĢuna yaratmadı. Sizi kendi
baĢınıza bırakacak da değildir. Ecellerinizi yazdı,
maiĢetlerinizi aranızda paylaĢtırdı ki, her akıl sahibi
mevkisini tanısın ve bilsin ki, ancak mukadder olan Ģeyler
kendisine ulaĢır ve ondan çevrilen hiçbir Ģey ona ulaĢmaz.
Dünyada geçiminizi sağlayarak sizi Ģükretmeye teĢvik etti;
(kendisini) anmayı size farz kıldı ve takvayı size tavsiye
etti; takvayı rızasının en son derecesi kıldı; takva her
tövbenin kapısı, her hikmetin baĢı ve her amelin Ģerefidir.
KurtuluĢa eren takva sahipleri, ancak takva sayesinde
kurtuluĢa erdiler.”
2- “Ey oğlum! Bir kimsenin, (nerelere) girip çıktığını
(ve nasıl bir adam olduğunu) öğrenmeden onu kardeĢ
edinme. Durumunu iyice araĢtırıp arkadaĢlığından
hoĢlandığında, yanlıĢları affetmek ve zorluklarda beraber
olmak üzere onunla kardeĢlik kur.”
3- “En iyi gören göz, hayrı görebilendir; en güzel iĢiten
kulak, nasihatleri dinleyip ondan yararlanabilendir; en
sağlam kalp de Ģüphelerden temiz olandır.”
4- Korkaklık nedir? denilince Ģöyle buyurdular: “Dosta
karĢı cüretkar olup düĢmandan çekinmektir.”
5- “Suç iĢleyeni cezalandırmak için acele etme, suçla
ceza arasında özür dilemek için bir yol bırak (ona özür
dileyebilmesi için fırsat tanı).”
6- “Dünya ve ahiret (saadeti) akıl ve fikir ile elde
edilir.”
7- “Cahillik gibi fakirlik yoktur.”
8- “Kendi bilgini diğerlerine öğret ve diğerlerinin
bilgisini de öğren; böylece kendi ilmini sağlamlaĢtırmıĢ ve
bilmediğini de öğrenmiĢ olursun.”
9- Mürüvvet (yiğitlik) nedir? diye sorulunca Ģöyle
buyurdu:
“Dini korumak, nefsi aziz kılmak,yumuĢak huylu
olmak, iyi iĢ yapmada kararlı olmak ve (diğerlerinin)
hakkını eda etmektir.”
10- “Ey insanlar! Kim Allah’a karĢı ihlaslı olur ve
O’nun sözünü kılavuz edinirse, en doğru olana hidayet
olur. Allah onu olgunluk yolunda muvaffak kılar ve en
güzel akıbete yönlendirir. Allah’a sığınan kimse, emniyette
yaĢar ve mahfuz kalır; Allah’ın düĢmanı ise yardımcısız
kalır ve daime korku içerisinde olur. Çok zikir etmekle
kendinizi Allah’ın azabından koruyun, takva yolunu
tutarak Allah’tan korkun ve itaatle O’na yaklaĢın. Zira O
pek yakın ve duayı kabul edendir.”
11- “Aklın kemali, halkla iyi geçinebilmektir.”
12- “KardeĢlik, darlıkta ve bollukta vefalı olmaktır.”
13- “Mahrumiyet, sana yönelen nasibi terk etmendir.”
14- “Kerem (cömertlik) nedir? denildiğinde;
“Ġstenmeden önce bağıĢta bulunmaktır.” buyurdu.
15- “Hak ile batıl arasında dört parmak mesafe vardır;
gözünle gördüğün haktır oysa kulağınla çok batıl sözler
duymaktasın.”
16- “Galip bir insan gibi istediğine ulaĢmaya çalıĢma;
yenik bir insan gibi de kadere teslim olma. Çünkü rızkı
artırmak sünnettendir; kazançta açgözlü olmamak ise
iffettendir. Ġffet bir rızkı önlemediği gibi ihtiras (tamah) da
rızkı çoğaltmaz. Çünkü rızıklar paylaĢtırılmıĢtır, oysa
ihtirasa dayanan bir hareket günahtır.”
17- “ĠstiĢare eden bir kavim kemale eriĢir.”
18- “Salih bir kardeĢinin vasfında Ģöyle buyurmuĢtur:
“O benim gözümde insanların en büyüklerindendi; onu
gözümde büyüten en önemli Ģey dünyayı küçük
görmesiydi; O, cehaletin sultasından kurtulmuĢtu; sadece
yararlı olduğuna güvendiği bir Ģeye el uzatırdı, ne Ģikayet
ederdi, ne kızardı, ne de usanırdı; zamanının çoğu
susmakla geçerdi; konuĢtuğunda konuĢanlara galip gelirdi;
(görünüĢü) zayıf ve güçsüzdü, ama ciddiyet ve cihat
zamanı ulaĢtığında düĢman karĢısında kızgın bir aslan idi.
Alimlerin yanında olduğunda dinlemeyi konuĢmaktan
daha çok severdi; fazla konuĢmada yenilse bile susmada
yenilmezdi; yapmadığını söylemezdi; ama söylemediğini
de yapardı; iki yol önüne koyulduğunda hangisinin
Allah’ın emrine daha yakın olduğunu bilmediği zaman,
hangisinin kendi heva ve hevesine daha yakın olduğuna
bakıp onu terk ederdi; özür gösterilebilecek bir Ģey için
kimseyi kınamazdı.”
19- “Cenade b. Ebi Umeyye Ģöyle rivayet ediyor: Ġmam
Hasan’ın Ģahadetine sebep olan zehirleniĢi sırasında O
Hazretin yanına vardım, neden kendinizi tedavi
ettirmiyorsunuz? Dediğimde; “Ölümü ne ile tedavi
edeyim?” buyurdular. Bunun üzerine: “Ġnna lillah ve inna
ileyh-i raciun” dedim. Sonra bana bakıp Ģöyle buyurdular:
“Vallahi Resulullah (s.a.a) kendisinden sonra Ali ve
Fatıma’nın evlatlarından 12 Ġmam’ın gelerek imamet
makamını üstleneceklerini bize haber vermiĢtir. Hepimiz
ya kılıç ya da zehirle Ģehit edileceğiz....”
Sonra Ġmam (a.s) ağladı. Ey Resulullah’ın torunu, bana
nasihat et dediğimde Ģöyle buyurdular:
“Evet, ahiret yolculuğuna hazırlan ve ecelin yetiĢmeden
azığını topla. Bil ki, sen dünya peĢindesin ölüm de senin
peĢindedir. Gelecek gününün gamını içinde olduğun
bugününe yük etme. Bil ki, kazandığın dünya malından
kendine yetecekten fazlasını baĢkaları için topluyorsun. Bil
ki, kazandığın helal malda hesap, haram malda ceza,
Ģüpheli malda kınama vardır. Dünyayı bir murdar
mesabesinde gör, sana yetecek miktarı ondan al; helal
olursa zahitlik yapmıĢsın, haram olursa (çaresiz
olduğundan dolayı) onda günah yoktur. Dünyan için onda
ebedi kalacakmıĢsın gibi çalıĢ; ahiretin için de yarın
ölecekmiĢsin gibi amel et. Eğer aĢiretsiz izzetli olmayı,
saltanatsız heybetli (güçlü ve azametli) görünmeyi
istiyorsan, Allah’ın emirlerine itaat etmemek zilletinden
kurtar kendini ve Allah’a itaat etme izzetine doğru git.”
20- “Kim dünyayı severse, ahiret korkusu kalbinden
kaybolur.”
21- “Sefih, malında aptallık eden, Ģerefinde gevĢeklik
yapan ve sövülüp cevap vermeyen kimsedir.”
22- “Ġyilik, geciktirmeden ve minnetsiz yapılandır.”
23- “Dünyada âra (ayıplanmaya) katlanmak, cehennem
ateĢine tahammül etmekten daha kolaydır.”
24- “Mümin (ahireti için) azık toplar, kafir ise zevke
dalar.”
25- “Sefahat; alçak kiĢilere uymak, azgınlarla dost
olmaktır.”
26- “Ġbadet etmek isteyen, onun için temizlenmelidir.
Müstehap ameller, farzları engellerse onları bırakınız.
Yakin kurtuluĢun sığınağıdır. Yolculuğun uzaklığını
hatırlayan ona hazırlanır. Akıllı adam, kendisine nasihat
etmesini isteyen kimseye hile yapmaz. Sizinle öğüt
arasında (öğüt almanızı engelleyen) gurur perdesi vardır
(gurur ve bencillik kalkmadıkça öğüt etkili olmaz). Ġlim,
öğrenenin mazeretini ortadan kaldırır. (Zira insan cahil
olduğu müddetçe mazeret gösterebilir; elbette her cahil
değil.) vakti biten her kiĢi mühlet ister; fırsatı olan kiĢi de
iĢlerini sonraya ertelemekle oyalanır.”
27- “Ġnsanlar üç Ģeyle helak olur; Tekebbür, ihtiras ve
haset. Tekebbür, dinin yok olmasına sebep olur, iblis de
onun için lanete uğradı; ihtiras, insanın canının
düĢmanıdır, Adem (a.s) da onun için cennetten çıkarıldı;
haset de kötülüklerin delilidir (öncüsüdür), Kabil iĢte
bundan dolayı kardeĢi Habil’i öldürdü.”
28- “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun; (kurtuluĢ ve
saadet) talep etmede ve ihtiyarlığa karĢı (onu göz önünde
bulundurarak) ciddiyet gösterin; azap parçaları inmeden ve
lezzetleri yok edici ölüm ulaĢamadan önce amel yapmaya
koĢun. Zira dünya, nimetlerinin devamı bulunmayan,
musibetlerinden emin olunmayan, kötülüklerinden
kaçınılmayan aldatıcı bir engel ve eğik (güvensiz) bir
dayanaktır.”
29- “Tefekkür edin; çünkü tefekkür etmek, basiretli
kimselerin kalbinin hayat mayasıdır.”
30- “Aklı olmayanın edebi, himmeti olmayanın
yiğitliği, dini olmayanın da hayası olmaz.”
31- “En iyi zenginlik kanaat, en kötü fakirlik ise (bir
zenginin karĢısında) boyun eğmektir.”
32- “ġaka, heybeti yer (azaltır); susmak (az ve öz
konuĢmak) ise heybeti çoğaltır.”
33- “Ey Allah’ın kulları! Ġbretlerden öğüt alın ve
geçmiĢlerin geriye bıraktıkları eserleri ibret kaynağı
edinin. Bunca nimetlerin Ģükrü için günahlardan uzak
durun ve nasihatlerden yararlanın. Allah’ın yardımcı ve
sığınak, Kur’an’ın delil ve davacı, cennetin sevap,
cehennemin de ceza ve iĢkence olması insana (öğüt olarak)
yeter.”
34- “Gerçek yakın (akraba), nesep bakımından uzak
olsa bile muhabbetin yakınlaĢtırdığı kimsedir ve gerçek
yabancı nesep açısından yakın olsa bile muhabbetin
uzaklaĢtırıldığı kimsedir. Vücuda elden daha yakın bir Ģey
yoktur, fakat kırıldığı zaman kesilip atılır.”
35- “Nimetlere Ģükretmemek alçaklıktır.”
36- “Halkın seninle nasıl arkadaĢ olmasını istiyorsan,
sen de onlarla öyle arkadaĢ ol.”
37- “Kim mescide devamlı gidip gelirse sekiz hayırdan
birine ulaĢır: Muhkem ayetlerden birini öğrenir; yararlı bir
arkadaĢ bulur; yeni bilgi elde eder; umulan bir rahmete
kavuĢur; hidayete eriĢtirecek veya helak olmaktan
kurtaracak bir söz öğrenir; utanarak ya da Allah
korkusundan günahları terk eder.”
38- “ġaĢarım yemeği hakkında düĢünüp makul ve
maneviyat hakkında düĢünmeyen kimseye; karnını,
rahatsız edecek yemeklerden uzak tutar, ama göğsü (ve
aklını) helak edici Ģeylerle doldurur.”
39- Birisi Ġmam Hasan’dan kendisine nasihatte
bulunmasını istediğinde, Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdular:
“(ġu Ģartla sana nasihat ederim ki) sakın beni
övmeyesin; çünkü ben kendimi daha iyi tanıyorum; beni
yalanlamayasın; zira yalanlanan bir kimsenin görüĢü
(görüĢünü söylemesi) değer taĢımaz ve yanımda bir
kimsenin gıybetini etmeyesin.” Bunun üzerine Ġmam’dan
nasihat isteyen adam; “Bana müsaade ederseniz,
huzurunuzdan ayrılayım” dedi. Ġmam da; “Ġstersen
gidebilirsin” buyurdular.
40- “Bilin ki, kim Allah’tan korkup sakınırsa (takvalı
olursa), Allah ona fitnelerden kurtulabilmesi için bir çıkıĢ
yolu gösterir, onu doğruya iletir, kemale ermesini sağlar,
hüccetiyle onu zafere erdirir, yüzünü ağartır ve Allah’ın
kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular, Ģehitler
ve salihlerle beraber isteklerini yerine getirir; ne iyi
arkadaĢtır onlar.”
KAYNAKLAR
1- Tuhaf-ul Ukul, s. 459.
2- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.
3- Tuhaf-ul Ukul, s. 469.
4- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.
5- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 113.
6- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111
7- Bihar-ul Envar, c. 78,s. 111
8- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111
9- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 102
10- Tuhaf-ul Ukul, s. 449.
11- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111
12- Bihar-ul Envar. c. 78, s. 114
13- Bihar-ul Envar. c. 78, s. 115
14- Tuhaf-ul Ukul, s. 445.
15- Tuhaf-ul Ukul, s. 453.
16- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.
17- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.
18- Tuhaf-ul Ukul, s. 467.
19- Bihar-ul Envar, c. 44, s. 138-139.
20- Leali-l Ahbar, c. 1, s. 51.
21- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 115
22- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 113
23- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.
24- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 112
25- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 115
26- Tuhaf-ul Ukul, s. 469.
27- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 111
28- Tuhaf-ul Ukul, s. 471.
29- Tuhaf-ul Ukul, s. 499.
30- KeĢf-ul Gumme, c. 2, s. 197.
31- Bihar-ul Envar, c. 78,s. 113
32- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 113
33- Tuhaf-ul Ukul, s. 471.
34- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.
35- Tuhaf-ul Ukul, s. 465.
36- Bihar-ul Envar, c. 78, s. 116.
37- Tuhaf-ul Ukul, s. 467.
38- Sefinet-ul Bihar, c. 2, s. 84.
39- Tuhaf-ul Ukul, s. 469
40- Tuhaf-ul Ukul, s. 459.
HZ. İMAM HÜSEYİN
(A.S)
HZ. ĠMAM HÜSEYĠN (A.S)’IN
KISACA HAYATI
Üçüncü Ġmam Hz. Hüseyin (a.s), Hicretin dördüncü yılı
ġevval ayının üçüncü gününde Medine’de dünyaya geldi.
Babası Hz. Ali (a.s) annesi Resulullah’ın kızı Hz. Fatime
’dir. Nakledilen bir çok hadislere göre Hz. Muhammed
(s.a.a) Hz. Hüseyin’e özel bir ilgi gösteriyordu. Hz. Resu-
lullah, Hz. Hüseyin’in doğum haberini aldığında ve diğer
zamanlarda onun boğazından ve dudaklarından öptüğü,
ağladığı ve bu çocuğun azgın bir grubun eliyle Ģehit
edileceği hadislerde nakledilmiĢtir. Hz. Hüseyin, Ġmam
Hasan’ın zehirlenip Ģehit edilmesinden sonra Allah’ın
emriyle ve kardeĢinin vasiyeti üzerine Ġmam oldu.
Ġlahi emir ve nehiylere itinasız bir insan olan Muaviye’
nin oğlu Yezid’in Müslümanların önderliğine geçmesiyle
Ġslam kökten yok olmak ve saptırılmak tehlikesiyle karĢı
karĢıya kalmıĢtı.
Hz. Hüseyin (a.s), böyle bir zatın Müslümanlara halife
oluĢunun anlamının ne olduğunu iyice biliyor ve
buyuruyordu:
“Eğer İslam ümmeti Yezid gibi bir önderin eline
düşerse İslam’la vedalaşmak gerekir.”
Hz. Hüseyin (a.s) Ģehit olacağını bildiği halde,
Müslümanları bu büyük tehlike karĢısında uyarmak ve
gelecek nesillere Yezid’in takipçilerinin yaptıkları Ģeylerin
Ġslam’a mal edilemeyeceğini anlatabilmek için kıyam etti
ve Hicretin 61. yılında Muharrem ayının onuncu günü
Kerbela çölünde 72 yaranıyla birlikte Ģehit edildi. Bu
kıyam, Müslümanlarda büyük sapıklıkların meydana
çıkmasını önlemiĢtir. Ġmam Hüseyin’in kıyamı ardınca
oluĢan hareketler bunun en büyük delilidir.
HZ. ĠMAM HÜSEYĠN (A.S)’DAN
KIRK HADĠS
1- “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun, dünyaya
karĢı ihtiyatlı davranın; eğer bütün dünya bir kiĢiye
kalacak veya bir kiĢi orada daimi kalacak olsaydı,
Peygamberler baki kalmaya daha layık, rızayetleri
celbedilmeye daha evla ve böyle bir hükme daha uygun
olurlardı. Ama Allah-u Teala dünyayı fani olmak için
yaratmıĢtır; yenileri eskiler, nimetleri zail olur, sevinci ise
kararır (gam ve üzüntüye dönüĢür). Dünya engebeli bir
menzil ve muvakkat bir evdir. Öyleyse ahiretiniz için azık
toplayın, en güzel azık ise sakınmaktır; Allah’tan sakının,
ta ki kurtuluĢa eresiniz.”
2- Yanında başkasının gıybetini eden bir adama şöyle
buyurdu:
“Ey adam! Gıybet etmekten sakın. Çünkü gıybet,
cehennem köpeklerinin katığıdır.”
3- “Allah’ı gazablandırmakla halkın rızasını kazanmak
isteyen bir kavim kurtuluĢa erememiĢtir.”
4- “Kıyamet günü, yalnız dünyada Allah’tan korkan
kimse emin olabilir”.
5- “Allah-u Teala buyuruyor ki: “Mümin erkek ve
kadınlar birbirlerinin velileridir, marufu emreder ve
münker-den nehyederler...” Allah-u Teala (müminlerin
sıfatını saydığında) emr-i bil maruf ve neyh-i anil
münkerle baĢlayıp ilk olarak onu farz kılıyor. Çünkü
biliyor ki, eğer bu farize hakkıyla yerine getirilip
uygulanırsa artık bütün farizeler, ister kolay olsun ister zor
yerine getirilip uygulanır. Çünkü marufu emredip
münkerden nehy etmek, zulme uğrayanların haklarının
alınmasını, zalimlere muhalefeti, beyt-ul malın ve
ganimetlerin adaletle dağıtılmasını, zekatın gereken
yerlerden alınıp gerektiği Ģekilde sarf edilmesini
sağlamakla Ġslam’a yapılan (ameli) bir davettir.”
6- “Ey insanlar! Resulullah buyurmuĢtur ki: Kim,
Allah’ın haramını helal bilen, ahdini bozan, Resulünün
sünnetine muhalif olan, kulları arasında günah ve zulüm
yapan zalim bir yönetici görür de amel ve sözüyle ona
karĢı çıkmazsa, Allah-u Teala onu, o zalim yöneticiyi
sokacağı yere (cehenneme) sokar.”
7- “Ġnsanlar dünya kullarıdır, din ise onların dillerine
bir yalaktır. Dinin sayesinde geçimlerini sağladıkları
müddetçe onun etrafını sararlar, ama zorluklarla imtihan
edildiklerinde dindarlar azalır.”
8- “Allah’a isyan ederek bir Ģeye ulaĢmak isteyen
kimse, umduğundan uzaklaĢarak korktuğu Ģeye yaklaĢır.”
9- “Hak üzere amel edilmediğini ve batıldan
kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda,
müminin ölümü arzulaması haktır. Ben ölümü saadet,
zalimlerle yaĢamayı ise alçaklık biliyorum.”
10- “Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer
dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür
insanlar olun.”
11- “Eğer Ģuurunuz olsaydı, anlardınız ki insanların
içerisinde en büyük musibete uğrayan, ulemanın hakiki
makamından uzak düĢmüĢ bulunan sizlersiniz. Çünkü
iĢleri yürütmek ve hükümleri uygulamak, Allah’ın helal ve
haramına emin olan ulemanın elinde olmalıdır. Oysa bu
mevki sizin elinizden alınmıĢtır. Bu mevki sadece açık
deliller geldikten sonra hakta tefrikaya düĢmeniz ve
sünnette ihtilaf etmeniz yüzünden elinizden çıkmıĢtır. Eğer
eziyetlere sabredip, Allah için zorluklara katlanacak
olsaydınız, Ġlahi iĢler sizden çıkar ve size dönerdi. Ama siz
mevkiinizi zalimlere bırakarak Ġlahi meseleleri onlara
teslim ettiniz; onlar da Ģüphe üzerine hareket edip nefsi
arzularına uyuyorlar. Zalimleri bu iĢlere musallat kılan, siz
alimlerin ölümden kaçması ve sizden ayrılacak hayata
gönül bağlamanızdır...”
12- “Allah’ım! Sen biliyorsun ki, bizim tarafımızdan
gerçekleĢen kıyam, saltanat için yarıĢmak ve değersiz
dünya mallarından bir Ģeye ulaĢmak için değildir. Senin
dininin (öğretilerini) öğretmek, ıslahat yapmak, mazlum
kullarına emniyet ve güvence kazandırmak, Ġslam’ın farz
ve Resulul-lah’ın sünnet ve hükümleriyle amel olunması
içindir.”
13- “Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini
günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. ĠĢte bu
cihat, cihatların en büyüğüdür... Sünnet olan cihat ise,
kiĢinin bir sünneti (genel bir adeti) ayakta tutması,
uygulama ve ihya etmesi için çalıĢmasıdır. Bu yolda
çalıĢmak ve çaba sarf etmek, en üstün amellerdendir.
Çünkü bu, (güzel olan) bir sünneti diriltmektir. Nitekim
Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki: “Kim güzel bir sünnet
(adet ve gelenek) koyarsa, kıyamet gününe kadar, amel
edenlerin sevabından bir Ģey eksilmeksizin o sünnetle
amel edenlerin sevabı kadar ona sevap yazılır.”
14- “Eğer dünya hayatı bazılarının nazarında değerli
sayılıyorsa, Allah’ın mükafat evi (cenneti) daha yüce ve
daha değerlidir.”
Eğer bu bedenler ölüm için yaratılmıĢsa, insanın Allah
yolunda kılıçla öldürülmesi daha üstündür.
Eğer rızklar takdir edilip bölünmüĢse, servet elde
etmekte insanın hırsının azlığı daha güzeldir.
Eğer dünya malını toplamak ondan bir gün el çekmek
içinse, insanın böyle bir servete cimrilik yapmaması
gereklidir.”
15- “Ben size Allah’ın takvasına sarılmayı tavsiye
ediyorum, azabından korkutuyor ve niĢanelerini
gözünüzün önüne koyuyorum. Gelmesi sevilmeyen ve tadı
kötü olan korkunç ve dehĢetli ölüm gününün gelip
çatmasına az kalmıĢtır. (O ölüm ki,) ruhunuzdan asılıp sizi
amel etmekten tamamen koparır. Öyleyse yaĢadığınız
sürece onun ansızın gelecek belalarına hedefmiĢsiniz gibi
sıhhatinizi ganimet bilin, amel etmeye koĢun. O (ölüm),
sizi yerin üzerinden alıp içine bırakır, (yerin) üstünden
düĢürüp aĢağısına sokar. Ülfet ve beraberlikten koparıp
vahĢet ve yalnızlığa atar; rahatlık ve aydınlıktan yerin
karanlık ve darlığına götürür. Orası öyle bir yerdir ki, ne
dostlar orada ziyaret edilir, ne hastaların yanına gidilir ve
ne de yardım dileyenin yardımına koĢulur.”
16- “Bazıları Allah’tan bir Ģey umarak ibadet ederler;
bu, tacirlerin ibadetidir. Bazıları da (ateĢten) korkarak
ibadet ederler, bu da, kölelerin ibadetidir. Bazıları ise
(Allah’ın nimetlerine) Ģükür olarak ibadet ederler, bu da
hür insanların ibadetidir; iĢte en faziletli ibadet budur.”
17- “Bilin ki, insanların size olan ihtiyaçları, Allah’ın
size verdiği nimetlerdendir. Öyleyse o nimetlerden
bıkmayın, yoksa belaya dönüĢür.”
18- “Ey Ġnsanlar! Allah-u Teala’nın, kendi velilerine
öğüt vermek için Yahudi alimleri hakkında yaptığı
kınamadan öğüt alın. Allah-u Teala (Yahudi alimlerini
kınayarak) Ģöyle buyuruyor: “Niçin onların din alimleri,
onları (Yahudileri) günah olan sözleri söylemekten (ve
haram yemekten) men etmediler...”1 Yine buyurmuĢtur ki:
“İsrail oğullarından kafir olanlara, Davud’un diliyle de
lanet edilmiştir... yaptıkları iş ne de kötüdür.” 2
Allah’ın onları kınaması, Yahudi alimlerin, aralarında
bulunan zalimlerin, yaptıkları kötü iĢleri görüp onlar
vasıtasıyla elde ettikleri dünya mal ve makamına olan
bağlılıkları ve maruz kalmaktan korktukları baskı
yüzünden onları alıkoymamaları içindir. Halbuki Allah
Teala: “İnsanlardan korkmayın, benden korkun” diye
buyurmaktadır.3 Ve yine buyuruyor ki: “Mümin erkekler
ve mümin kadınlar, birbirlerinin (gözetleyen ve koruyan)
velileridirler; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar...” 4
1 - Maide/63.
2 - Maide/78-79.
3 - Maide/44.
4 - Tevbe/71.
19- “(Ey insanlar!) Allah’tan sakınmayı size vasiyet
ediyorum. Zira Allah Teala, takvalı kimseyi hoĢlanmadığı
durumdan kurtarıp hoĢlandığı bir duruma götürmeyi ve
ummadığı yerden rızkını vermeyi uhdesine almıĢ ve
garanti etmiĢtir. Öyleyse sakın kulların yaptıkları
günahlardan dolayı onlara acıyan ve kendi günahının
cezasından emin olan kimselerden olmayın. Zira Allah’ı
aldatarak cennet kazanılmaz ve O’nun nimet ve sevabına;
O’nun izniyle gerçekleĢen itaatten baĢka bir yolla
eriĢilemez.”
20- “Allah’tan baĢka sığınağı olmayan kimseye zulüm
etmekten sakın.”
21- “Seni seven, kötü iĢlerden seni sakındırır; sana
buğzeden ise seni bu iĢlere tahrik eder.”
22- “Akıl, ancak hakka uymakla kamil olur.”
23- “Laubali kiĢilerle oturup kalkmak, insan hakkında
Ģüphe doğurur.”
24- “Allah korkusundan ağlamak, cehennem ateĢinden
kurtulmaya sebep olur.”
25- Bir kiĢi, Seyyid-uĢ ġüheda’nın (Ġmam Hüseyin’in)
huzuruna gelerek: “Ben günahkar bir kimseyim, kendimi
günah iĢlemekten alamıyorum, bana nasihat et” dediğinde
Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdu:
“BeĢ Ģeyi yap sonra dilediğin günahı iĢle:
a) Allah’ın rızkını yeme, istediğin günahı yap.
b) Allah’ın mülkünden ve hakimiyeti altından dıĢarı
çık, istediğini yap.
c) Allah-u Teala’nın seni göremeyeceği bir yer bul, ne
yapmak istersen yap.
d) Azrail canını almaya geldiği zaman teslim olma, o
zaman gönlünün istediğini yap.
e) Kıyamet günü cennetin maliki seni cehenneme
götürmek istediğinde cehenneme gitme, ondan sonra
arzuladığın iĢi yap.”
26- “Özür dilenecek hareketten sakın! Çünkü mümin ne
suç iĢler, ne de özür diler; ama münafık her gün suç iĢler
ve özür diler.”
27- “Sonra siz ey ilimle meĢhur olup hayırla anılan,
nasihatle tanınıp Allah’ın vesilesiyle halkın gönüllerinde
heybetli görünen alimler topluluğu! (Bilin ki,) Ģerefli
insanlar sizden çekinir, zayıflar size saygı gösterir, kendi
düzeyinizde olan ve iyilikte bulunmadığınız kimseler sizi
kendilerine tercih ederler. (Ġnsanların) ihtiyaçları
karĢılanmadığı zaman sizin arabuluculuğunuzla karĢılanır.
Yolda giderken padiĢahların heybeti ve büyüklerin de
izzetiyle yürürsünüz. Acaba bunların hepsi sizden
beklenilen Ġlahi vazifenizi yapmanız (hakkı hakim
kılmanız) için değil midir? Ama siz vazifenizin çoğunu
yapmıyorsunuz, kusur ediyorsunuz. Ġmamların hakkını
küçümsüyor, zayıfların hakkını çiğniyorsunuz. Fakat
kendiniz için sandığınız hakka gelince onu (hemen) talep
ediyorsunuz. Siz Allah yolunda ne bir mal harcadınız; ne
yarattığı nefsi O’nun için herhangi bir tehlikeye attınız ve
ne de O’nun rızası için bir topluluğa düĢman oldunuz.
(Bununla birlikte) Allah’ın cennetine girmeyi,
Peygamberleriyle komĢu olmayı ve azabından da
kurtulmayı arzu ediyorsunuz!”
28- “Bir adam Ġmam (a.s)’a selam vermeden;
“Nasılsınız? Allah afiyet versin” dediğinde Ġmam (a.s)
Ģöyle buyurdular: “Evvel selam, sonra kelam. Allah da
sana afiyet versin.” Daha sonra buyurdular ki: “Selam
vermedikçe hiçbir kimseye konuĢma müsaadesi
vermeyin.”
29- “Kabul etmenin niĢanelerinden biri akıllılarla
birlikte oturmaktır. Küfür (veya fikir) ehlinden gayrisiyle
tartıĢmak cahillik alametlerindendir. Alimin
niĢanelerinden biri de kendi sözünü eleĢtirmesi ve muhtelif
görüĢlerin hakikatinden haberdar olmasıdır.”
30- “Mümin, Allah’ı kendisine sığınak, sözünü ise ayna
edinir; bazen müminlerin, bazen de gaddarların sıfatına
bakar; onların sıfatlarından incelikler elde eder, kendisini
iyice tanır, üstün zekasıyla yakin makamına ulaĢır ve
nefsini temizlemekte de güçlü olur.”
31- “Ġyiliklerde yarıĢın ve manevi ganimetleri elde
etmeye koĢun”.
32- “Cömertlik eden yücelir, cimrilik yapan ise alçalır
(rezil olur).”
33- “Bir kimse Ġmam Hüseyn (a.s)’dan dünya ve ahiret
hayrını kendisi için yazmasını istediğinde Ġmam (a.s) Ģöyle
yazdı:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Kim Allah’ın
rızasını, halkın öfkesini kazanarak elde ederse Allah,
insanların ellerinde olan iĢlerde ona kifayet eder; kim
halkın rızasını, Allah’ın gazabını kazanarak elde ederse,
Allah onu insanlara bırakır. Vesselam.”
34- “Kim, bir müminin gam ve üzüntüsünü giderirse,
Allah-u Teala onun dünya ve ahiret üzüntülerini giderir”.
35- “Halkın haysiyetine el uzatan (onların haysiyetiyle
oynayan) birisini duyduğunda, onun seni tanımamasına
çalıĢ.”
36- “Zenginlik nedir? diye sorduklarında: “Arzuların az
olması ve yeterli bir rızka razı olmaktır.” buyurdular.
37- Ensardan birisi, İmam (a.s)’a ihtiyacını karşılaması
için ricada bulunmak istediğinde, İmam (a.s) şöyle
buyurdu:
“Ey Ensari kardeĢ, yüzünün suyunu dökme, istediğini
bir kağıda yaz, ben Allah’ın izniyle seni sevindirecek bir
Ģey yaparım...” (Sonra Ģöyle buyurdu:) “ġu üç kimsenin
dıĢında hiç kimseye ağız açma: Dindar, yiğit ve soylu.
Çünkü dindar kendi dinini koruması için senin ihtiyacını
karĢılar; yiğit de (seni ümitsiz etmeyi) kendi yiğitliğine
sığdırmaz, utanır; soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu
dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden, haysiyetini
korumak için seni eli boĢ geri çevirmez.”
38- “Ġyilik karĢısında mükafat ve suç karĢısında ceza
göreceğini (kesinlikle) bilen bir kimse gibi amel et.”
39- “Selamın yetmiĢ sevabı vardır, altmıĢ dokuzu selam
verene, biri ise selamın cevabını alan kimseyedir.”
40- “Bir Müslüman kardeĢin senden ayrıldığında,
arkandan söylemesini sevmediğin Ģeyi sen de onun
arkasından söyleme.”
KAYNAKLAR
1- Hicretten ġahadete, s. 206.
2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 493.
3- Maktel-i Harezmi, c. 1, s. 239.
4- Bihar’ul- Envar, c. 44, s. 192.
5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 477.
6- Maktel-i Harezmi, c. 1, s. 234.
7- Tuhaf’ul- Ukul-s. 493.
8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.
9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 493.
10- Maktel-i Harezmi, c.2,s.33.
11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 479.
12- Tuhaf’ul- Ukul, s. 481.
13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 489.
14- Bihar’ul- Envar, c. 44, s. 374.
15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 483.
16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 495.
17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 121.
18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 475.
19- Tuhaf’ul- Ukul, s. 483.
20- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 118.
21- Bihar’ul- Envar, c. 78,s. 128.
22- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 127.
23- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 122.
24- Müstedrek’ul- Vesail, c. 2, s. 294.
25- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 126.
26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.
27- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 122.
28- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 117.
29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.
30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 499.
31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 121.
32- Bihar-Envar, c. 78, s. 121.
33- Bihar-Envar, c. 78, s. 126.
34- Bihar-Envar, c. 78, s. 122.
35- Belagat’ul- Huseyn, Kısa süzler: 45.
37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 497.
38- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 127.
39- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 120.
40- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 127.
İMAM ZEYN’ÜL-
ABİDİN (A.S)
ĠMAM ZEYN’ÜL- ABĠDĠN (A.S)’IN
KISACA HAYATI
Dördüncü Ġmam Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s), hicretin 38.
yılında Cümâd’es- Sani ayının on beĢinde Medine’de
dünyaya geldi. Babası Hz. Hüseyn (a.s), annesi Ġran ġahı
Yezdgird’in kızı ġehrebanu’dur. Babası Hz. Hüseyin (a.s)
ve ashabının Ģehit düĢtüğü Kerbela vakıasında,
yeryüzünün masum Ġmamsız kalmaması için, Ġlahi bir lütuf
olarak hastalanmıĢ, savaĢa katılamamıĢ ve böylece sağ
kalmıĢtır.
Hz. Zeyn-ul Abidin (a.s), Ġmam Hüseyin (a.s)’ın
hicretin 61. yılında Kerbela’da Ģehit ediliĢini müteakip
Allah’ın emriyle ve babası Hz. Hüseyn (a.s)’ın vasiyeti
üzere Ġmam oldu. Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın Ġmamlık
dönemi, Beni Ümeyye’nin baskı ve zulmünün en Ģiddetli
dönemine rastlar. Buna rağmen, babasının Ģahadetinden
sonra esir olarak dolaĢtırıldığı Ģehirlerde, yaptığı
konuĢmalarda Hz. Hüseyin (a.s)’ın kıyamının hedeflerini
ve uğradıkları zulümleri açıklayarak halkı uyarmıĢ ve
onları, Yezid’in Kerbela vakıasını oluĢturmakla elde
etmek istediği hedeflerin ters istikametine sevk etmiĢtir.
Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın dualarından oluĢan meĢhur
“Sahife-yi Seccadiyye” adlı kitaba baktığımızda, Ġslam’ın
bütün siyasi, içtimai ve ferdi nizamlarını en güzel üslupla
dua kalıbında dile getirdiğini görüyoruz. Bu da en zor
Ģartlarda bile olsa zalimler karĢısında susmamanın
gerektiğini iyice göstermektedir.
Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s) Hicretin 95. yılında
Muharrem ayının yirmi beĢinde veya on sekizinde
zehirletilerek Ģehit edildi. Kabri Medine’de Baki
mezarlığındadır.
ĠMAM ZEYN’UL- ABĠDĠN (A.S)’DAN
KIRK HADĠS
1- “Allah korkusunu kalbinize yerleĢtirin ve Allah’ın
vaat ettiği dönüĢteki güzel sevapları ve korkuttuğu Ģiddetli
azapları hatırlayın. Çünkü bir Ģeyden korkan, ondan
sakınır ve bir Ģeyden sakınan onu terk eder. Dünya
hayatının süslerine gönül bağlayan ve kötülük düzenleri
kuran gafillerden olmayın; Allah-u Teala buyuruyor ki:
“Kötülük düzenleri kuranlar, Allah’ın onları yere
batırmayacağından, yahut hiç anlamadıkları bir yerden
başlarına bir azap gelmeyeceğinden, yahut dönüp
dolaşırlarken tutup onları helak etmeyeceğinden emin mi
oldular? Onlar O’nu aciz bırakamazlar.”
2- “Mümin dua ettiğinde üç sonuçtan biri gerçekleĢir;
Ya kendisine ahirette azık olur, ya bu dünyada kabul olur,
ya da ona ulaĢacak bir belayı geri çevirir.”
3- “Allah’tan mağfiret dileyin ve O’na yönelerek tövbe
edin. Çünkü O, tövbeyi kabul eden, günahları affeden ve
yaptığınız her Ģeyi bilendir. Günahkarlarla dost olmaktan,
zalimlere yadım etmekten ve fasıklarla komĢu olmaktan
sakının, fitnelerine karĢı ihtiyatlı olun ve çevrelerinden
uzaklaĢın.”
4- “Hz. Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın, Beni Ümeyye
tarafından kadılık ve fetva makamını almış Muhammed bin
Müslim adlı saray alimine yazdığı mektuptan bir bölüm:
“Sanma ki Allah Teala senin mazeretini kabul edip
kusurlarına göz yumacaktır. Heyhat! Heyhat! Sandığınız
gibi değildir. Allah-u Teala, Kur’ân’da alimlerden;
“(Semavi kitapların hakikatlerini) insanlara
açıklamalısınız, onu gizlememelisiniz” buyurarak söz
almıĢtır. Bil ki gizlediğin en ufak hak ve taĢıdığın en hafif
günah, zalime yaklaĢmakla ve davetini kabul etmekle onun
yalnızlık ve korkusunu giderip, zulüm yolunu ona
kolaylaĢtırmandır... Acaba onlar kendi yanlarına
çağırmakla, seni kendi zulüm değirmenlerinin etrafında
döndürdükleri bir eksen, kendi gayelerine ulaĢmak için bir
köprü, sapıklıklarına bir merdiven, sapık yollarına tebliğci
ve gittikleri yolu izleyen birisi yapmamıĢlar mı? Seninle
gerçek alimler hakkında Ģüphe icat ederek cahillerin
kalplerini kendilerine çekiyorlar. Onların fesatlarının
üzerine kapamakta, has ve ammenin (alim ve cahillerin)
ayağını onların kapısına açmakta, onların en yakın vezir ve
en güçlü yardımcılarının bile yapmadığı hizmeti sen
yapmaktasın! Senden aldıkları Ģeye karĢılık verdikleri ne
de azdır! Senin için onardıkları değersiz Ģey karĢısında,
gör baĢına neyi yıkıyorlar?”
5- “Allah katında iki damladan daha değerli damla
yoktur: Allah yolunda dökülen kan damlası ve gecenin
karanlığında yalnız Allah için dökülen göz yaĢı damlası.”
6- “Üç Ģey müminin kurtarıcısıdır: Dilini insanlardan ve
onların gıybetini yapmaktan korumak, dünya ve ahireti
için yararlı olan Ģeylerle meĢgul olmak ve günahlarından
dolayı çok ağlamak.”
7- “Üç sıfat her müminde olursa, Allah’ın sığınağında
olur, Allah kıyamet günü onu arĢın gölgesine alır ve onu
büyük günün korusundan emin kılar: Halkın kendisi için
nasıl davranmalarını istiyorsa, onlara aynı Ģekilde
davranması; Allah’a itaat veya masiyet olduğunu bilmeden
hiçbir iĢe baĢlamaması ve kendisindeki ayıbı gidermeden
kardeĢini o ayıpla ayıplamaması.”
8- “Sana zarar veremeyeceğini zannetsen dahi kimseyle
düĢmanlık etme; sana yararı olmayacağını zannetsen bile
hiç kimseyle dostluğu terk etme.”
9- “ġüphesiz Müslüman’ın Allah’ı tanımasının niĢanesi
ve dininin kemali, onu ilgilendirmeyen yararsız sözleri
terk etmesi, az cidal yapması, ağırbaĢlı, sabırlı ve güzel
huylu olmasıdır.”
10- “Halktan bir Ģey istemek, hazır bir fakirlik olduğu
gibi zilletli bir yaĢayıĢa, hayanın yok olmasına ve vakarın
da azalmasına sebep olur. Halka az ağız açmak ise hazır
bir zenginliktir.”
11- “Salih insanların meclisi, insanı iyiliğe götürür;
bilginlerin adabı aklı çoğaltır; Ulu’l-Emre (Ġlahi
hükümdarlara) itaat etmek izzetin tamamıdır; bir Ģey
üreterek malını çoğaltmak yiğitliğin kemalidir; istiĢare
edene doğru olanı göstermek nimetin hakkını eda etmektir;
halkı incitmekten sakınmak aklın kemali olduğu gibi kısa
ve uzun vaadede de bedenin rahatlığına sebep olur.”
12- Evlatlarından birine şöyle buyurdu:
“Oğlum, dikkat et beĢ kimseyle arkadaĢ olma, onlarla
konuĢmaya dalma ve onlarla yolculuğa çıkma.”
“Babacığım onlar kimlerdir? diye sorduğunda İmam (a.s)
şöyle buyurdu: “Sakın yalancıyla arkadaĢ olma; çünkü
böyle birisi serap gibidir (aldatıcıdır); uzağı yakın ve
yakını da uzak gösterir sana. Sakın fasıkla arkadaĢ olma;
çünkü böyle birisi seni bir karın veya ondan daha az bir
yemeğe satar. Sakın cimriyle arkadaĢ olma; zira ona en
çok muhtaç olduğun bir zamanda malını esirgeyerek seni
terk eder. Sakın ahmakla arkadaĢ olma; çünkü o sana
fayda vermek isterken zarar verir. Sakın sila-i rahmi kesen
bir kimseyle de arkadaĢ olma; çünkü Kur’ân-ı Kerim’de
onu mel’un olarak gördüm.”
13- “Dilin (senin üzerinde olan) hakkı, onu çirkin
sözden koruyup güzel söze adet ettirmen, edebe riayet
etmeye zorlaman, ihtiyaç olan yerler, din ve dünya
menfaatleri dıĢında onu kullanmaman, pek az yararı
olmasıyla birlikte zararlı ve faydasız olan çirkin ve boĢ
sözlerden uzaklaĢtırmandır. Velhasıl dil aklın Ģahidi ve
onun niĢanesidir, akıllının kendi aklıyla süslenmesi de, dili
hususundaki doğru tavrıyladır.”
14- “Ey Adem oğlu! Kendi kendine öğüt veren
olduğun, kendini muhasebe etmeyi düĢündüğün ve
Allah’tan korkmak gömleğin, günahtan sakınmak ise örtün
olduğu müddetçe daima hayırdasın. Ey Adem oğlu! Sen
öleceksin, sonra dirilip (hesap vermek için) Allah’ın
huzurunda duracaksın. Öyleyse O’na cevap hazırla.”
15- “Bilin ki, kim cennete müĢtak olursa iyiliklere
koĢar ve Ģehvetlerinden uzaklaĢır. Kim ateĢten korkarsa,
günahlarından tövbe ederek Allah’a yönelir, haramlardan
sakınır. Kim dünyaya rağbet göstermezse, dünya
musibetleri ona kolay gelir, hatta onları çirkin bile
görmez.”
16- Oğlu İmam Bakır (a.s)’a şöyle buyurdu: “Kim
senden iyilik yapmanı isterse onu yap; ona layık olursa, bu
yerinde bir davranıĢtır; layık olmazsa, sen böyle
davranmaya layıksın. Sağında iken sana küfür eden bir
kimse soluna geçer de özür dilerse özrünü kabul et.”
17- “Müminin, mümin kardeĢinin yüzüne sevgi ve
muhabbet ile bakması ibadettir.”
18- “KomĢunun senin üzerindeki hakkı Ģudur:
Gıyabında onun haklarını korumalısın, hazır
bulunduğunda saygı göstermelisin, zulme uğradığında
yardımda bulunmalısın, ayıplarını aramamalısın, eğer
(tesadüfen) kötülüğünden haberdar olmuĢ olursan onu
örtmelisin, eğer nasihatini kabul edeceğini öğrenmiĢ
olursan ona nasihatte bulunmalısın, sıkıntılı zamanında
onu yalnız bırakmamalısın, yanlıĢlıklarını görmezlikten
gelmelisin, suçlarını affetmelisin ve onunla güzel bir
Ģekilde muaĢeret etmelisin.”
19- “Allahım, fakirleri hakir, zenginleri üstün
zannetmekten beni koru. Zira Ģerefli, senin itaatinin
Ģereflendirdiği kimsedir, aziz de senin ibadetinin aziz
kıldığı kimsedir.”
20- “Müminin ameli hilmiyle iç içedir, öğrenmek için
diz çöker, salim kalmak için susar, diğerlerinin ona emanet
ettiği sırrı dostlarına bile söylemez, yabancılara Ģahitlik
yap-maktan kaçmaz, hak olan bir iĢi gösteriĢ için yapmaz
ve utanarak da onu terk etmez, onu övüp temiz adam
sayarlarsa onların söylediği sözlerden korkar; onların
bilmedikleri Ģeyler için Allah’tan mağfiret diler ve
cahillerin cehaleti ona zarar vermez.”
21- “Sana iyilik yapmıĢ olanın senin üzerindeki hakkı,
ona teĢekkür etmen, iyiliğini anman, hakkında güzel sözler
yayman ve Allah ile kendi aranda onun için halisane dua
etmendir. Böyle yaptığında gizlide ve açıkta ona teĢekkür
etmiĢ olursun; yaptığı iyiliği hemen telafi etmek mümkün
olursa telafi et; mümkün olmazsa fırsat bulup bu iyiliğin
karĢılığını vermeye hazırlan.”
22- “Allah katında en sevimliniz, ameli en güzel
olanınızdır; ameli en üstün olanınız, Allah indinde olan
sevaba en çok rağbet göstereninizdir; azabından daha
çabuk kurtulanınız, O’ndan çok korkanınızdır; O’na en
yakın olanınız ahlakı en güzel olanınızdır; Allah’ın
hoĢnutluğunu en fazla kazananınız, ailesinin refahını en iyi
sağlayanınızdır ve en değerliniz ise, takvası daha çok
olanınızdır.”
23- “Eğer insanlar ilim öğrenmenin faydalarını
bilselerdi, kan dökmek ve denizlere dalmak pahasına bile
olsa, ilim öğrenirlerdi.”
24- “ĠyileĢen bir hastayı görüp ona Ģöyle buyurdu:
“Günahlardan tertemiz olman mübarek olsun; Allah seni
hatırlamıĢtır, sen de O’nu hatırla; günahlarını affetmiĢtir,
sen de O’na Ģükret.”
25- “Ġster ciddi olsun ister Ģaka, büyük küçük her
yalandan sakının. Çünkü insan küçük yalan söylediği
zaman yavaĢ yavaĢ büyük yalan söylemeye de cür’et eder.”
26- “Duanın kabul olmamasına sebep olan günahlar
Ģunlardır: Kötü niyetli olmak, batını bozuk olmak,
kardeĢlerine iki yüzlü davranmak, duanın kabul olacağına
inanmamak, farz namazları vakitleri geçene dek
geciktirmek, iyilik ve sadakayla Allah’a yaklaĢmayı terk
etmek ve konuĢmada küfür ve sövüĢe baĢvurmak.”
27- İmam Seccad (a.s)’a: “Ey Resulullah’ın torunu
nasıl sabahladın” denildiğinde şöyle buyurdular: “Sekiz
Ģeye çağırıldığım halde sabahladım: Allah-u Teala,
farizeleri yerine getirmeyi; Peygamber, sünnetine uymayı,
çoluk-çocuk geçimlerini sağlamayı, nefis Ģehvete dalmayı,
Ģeytan günah iĢlemeyi, amelleri gözeten iki melek (Rakib
ve Atid) doğru amel yapmayı, ölüm meleği (Azrail) ruhu
almayı ve kabir de cesedi istediği halde sabahladım.”
28- “Birleri, onlarına galip olan kimseye yazıklar
olsun.” (Bir günaha karĢılık bir ceza, bir haseneye karĢılık
da on mükafat verildiği için birlerden maksat günahlar,
onlardan maksat ise sevap iĢlerdir).”
29- “Günah iĢlemeye sevinmekten sakın; çünkü günah
iĢlemeye sevinmek, onu yapmaktan daha kötüdür.”
30- “Nimetlerin değiĢmesine (elden çıkmasına) sebep
olan günahlar Ģunlardır: Ġnsanlara zulmetmek, iyi iĢ ve
iyilik yapmak adetini terk etmek, nimete küfran etmek,
Ģükretmemek.”
31- “Kötü iĢi terk etmekten vazgeçme, o kötü fiille
tanınmıĢ olsan bile.”
32- “Allah katında O’nu (Allah'ı) tanımaktan sonra,
karın ve tenasül organının iffetini korumaktan daha
sevimli bir Ģey yoktur. Yine Allah indinde, O’ndan bir Ģey
dilenilmesi kadar sevimli hiçbir Ģey yoktur.”
33- “Nice insanlar vardır ki, hakkında söylenen övgüyle
aldanmıĢtır; ve nice insanlar vardır ki, Allah’ın (onun
günah
ve sırlarını) örtmesiyle mağrur olmuĢtur; ve yine nice insanlar
vardır ki, Allah’ın onlara yaptığı ihsanla meĢgul olup gaflete
dalmıĢlardır.”
34- “Birisi Ġmam (a.s)’ın huzurunda; “Allahım, beni
kullarına muhtaç kılma” dediğinde Ģöyle buyurdu: “Öyle
değildir; çünkü insanlar birbirlerine muhtaçtır; fakat sen Ģöyle
de: “Allahım, beni kötü kullarına muhtaç kılma.”
35- “Allah’ın, kitabında sizleri korkuttuğu Ģeylerden
korkun ve zalimlere verdiği azap vaatlerinin bazılarının size
de inmeyeceğinden emin olmayın. Allah-u Teala baĢkalarının
hikayesini anlatmakla size öğüt vermiĢtir. Mutlu kimse
baĢkalarından öğüt alan kimsedir.”
36- “Takvayla yapılan hiçbir amel az olmaz; Allah
hakkında kabul olan bir Ģey nasıl az olabilir ki.”
37- “Ġnsanların en değerlisi kimdir? diye soruduklarında;
“Dünyayı kendisi için bir değer bilmeyen kimsedir.” buyurdu.
38- “Ey insanlar! Allah’tan korkun, biliniz ki O’na
döneceksiniz ve o gün herkes yaptığı hayır ve kötü amelini
hazır bir halde karĢısında bulacak ve iĢlediği kötülükle
arasında çok uzun bir mesafenin olmasını dileyecektir. “Allah
kendisinden sakınmanızı emretmektedir.”
Yazıklar olsun sana ey gafil Adem oğlu! Oysa senden
gaflet edilmemekte; ecelin her Ģeyden daha hızlı sana
doğru süratle gelmektedir; seni arıyor, seni yakalamasına
bir Ģey kalmamıĢtır. Neredeyse vaktini tüketmiĢsin, ölüm
meleği canını almıĢ ve kabirde yalnız baĢına bırakılmıĢsın,
ruhun tekrar sana döndürülmüĢtür. Nekir ve Münkir adlı
iki melek seni sorgu ve sıkı imtihana çekmek için aniden,
habersiz olarak yanına gelmiĢlerdir. Bil ki, onların senden
soracakları ilk soru taptığın Rabbin, sana gönderilen
Peygamber, inandığın din, okuduğun kitap, itaat ettiğin
imam hakkında ve ömrünü nerede geçirdiğinden, malını
nereden kazanıp ve nerede harcadığından olacaktır...”
39- “Annenin senin üzerindeki hakkı Ģudur: Bilmelisin ki,
o hiç kimsenin diğerini taĢımadığı yerde (karnında) seni
taĢımıĢtır. Hiç kimsenin baĢkasına vermediği kendi yüreğinin
meyvesinden sana yedirmiĢ ve seni seve seve kulağı, gözü,
eli, ayağı, saçı, derisi ve (kısaca) bütün azalarıyla korumuĢtur.
Hamilelik döneminin bütün zorluk, dert, elem ve gamlarını
yüklenen de yine o olmuĢtur. Sonra Rabbin seni ondan ayırıp
yeryüzüne getirmiĢtir. Aç kalıp, seni doyurmaya, çıplak kalıp,
seni giydirmeye, susuz kalıp sana su vermeye, güneĢte kalıp
seni gölgede tutmaya, zorluklar çekerek seni nazlıca
yetiĢtirmeye, uykusuz kalarak seni tatlı tatlı uyutmaya razı
olan yine o olmuĢtur. Karnı sana yuva, eteği örtü, göğsü su
kabı, canı siper, dünyanın sıcaklık ve soğukluğuna senin için
bizzat kendisi tahammül eden yine de o olmuĢtur. Öyleyse bu
iyilikler miktarınca ona teĢekkür etmelisin. Bunu Allah’ın
yardımı olmaksızın yapman mümkün değildir.”
40- “Korunmak için kendine bir vesile hazırla, nefsini
yokla. Ġmtihan ve sorguya tabi tutulmadan önce kendine
cevap hazırla. Eğer iman eden, dinini tanıyan, doğrulara
uyan ve Allah’ın velilerini sevenlerden olursan, (o zaman)
Allah, delilini (vereceğin cevabı) sana bildirir, dilini
doğruya açar ve böylece güzel cevap vererek cennet ve
Allah’ın rızasına kavuĢmakla müjdelenirsin. Melekler
rahmet ve nimetle seni karĢılarlar. Böyle olmadığın
takdirde dilin tutulur, delilin batıl olur, cevap vermekten
aciz kalarak cehennemle müjdelenirsin ve azap melekleri
cehennemin kaynar suyu ve yakıcı ateĢiyle seni
karĢılarlar.”
KAYNAKLAR
1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 504.
2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565.
3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 515.
4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 555.
5- Bihar’ul- Envar, c. 100, s. 10.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.
7- Bihar’ul- Envar, s. 78, s. 141.
8- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 160.
9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565.
10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 562.
11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.
12- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565
13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 519
14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 565
15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 569
16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.
17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.
18- Bihar’ul- Envar, c. 74, s. 7.
19- Sahifet’üs- Seccadiye, Dua 35.
20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.
21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 533.
22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 563.
23- Bihar’ul- Envar, c. 1, s. 185.
24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.
25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 563.
26- Meani’l- Ahbar, s. 271.
27- Bihar’ul- Envar, c. 76, s. 15.
28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.
29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 159.
30- Meani’l- Abhar, s. 270.
31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 161.
32- Tuhaf’ul- Ukul, s. 571.
33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 567.
34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 561.
35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 507.
36- Tuhaf’ul- Ukul, s. 562.
37- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 135.
38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 503.
39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 529.
40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 505.
İMAM MUHAMMED
BÂKIR (A.S)
ĠMAM MUHAMMED BÂKIR (A.S)’IN
KISACA HAYATI
BeĢinci Ġmam Muhammed Bâkır (a.s), hicretin 57. yılı
sefer ayının üçünde Medine’de dünyaya geldi. Babası
Ġmam Seccad, annesi Ġmam Hasan’ın kızı Fatime’dır. 38
yaĢında Allah’ın emri ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam
oldu.
Ġmam Zeyn’ul- Abidin, 35 yıllık imamlık döneminde
bir çok ġia toplulukları oluĢturmuĢtu, ama siyasi zulüm ve
baskı yüzünden Ehl-i Beyt mektebinin fıkhi ve fikri
temellerini açıklamaya fırsat bulmamıĢtı; Ġmam
Muhammed Bakır ve Ġmam Cafer Sadık döneminde zulüm
ve baskının zayıflaması yüzünden, Ġslam ilimlerini
öğrenmek isteyen Ehl-i Beyt dostları, her taraftan
Medine’ye gelip çeĢitli Ġslami ilimlerde Ġmam Muhammed
Bakır tarafından yetiĢtiriliyorlardı. Bu nedenle Ġmam’a,
Bakır’ul- Ulum (Ġlimleri yaran) lakabını verdiler. Ġmam
Bakır (a.s), hicretin 114. yılı Zilhicce ayının 7. günü Ģehit
oldu. 57 yıl yaĢadı. Ġmamet müddeti 19 yıl sürmüĢtür.
Kabri Medine’de Baki Mezarlığındadır.
ĠMAM MUHAMMED BÂKIR
(A.S)’DAN KIRK HADĠS
1- “Kim zalim bir hükümdarın yanına giderek onu
Allah’tan çekinmeye emreder ve ona nasihatte bulunursa,
tüm insan ve cinlerin mükafatı kadar ona mükafat verilir.”
2- “Ġslam beĢ esas üzerine kurulmuĢtur: Namaz kılmak,
zekat vermek, hacca gitmek, Ramazan ayının orucu, biz
Ehl-i Beyt’in velayeti. Dört esas hakkında (onları terk
etmede bazen) ruhsat verilmiĢtir, ama velayeti terk etmede
ruhsat verilmemiĢtir. (Çünkü) Malı olmayana zekat ve
hacc farz kılınmamıĢtır, hasta olan namazını oturarak kılar
ve orucunu yer, ama velayet, ister sağlam olsun ister hasta,
ister fakir olsun ister zengin herkese farzdır.”
3- “Allah-u Teala ġuayb peygamber’e Ģöyle bir vahiy
gönderdi: Ben senin kavminden yüz bin kiĢiyi
cezalandıracağım, kırk bini kötülerdendir altmıĢ bini de
iyilerden. ġuayb (a.s); Ey Rabbim, bu kırk bin kiĢi
kötülerdendir, iyilerin suçu nedir? dediğinde, Allah-u
Teala ona Ģöyle vahyetti: Onlar da kötülere dalkavukluk
yapıp benim gazabım için onlara gazaplanmadılar.”
4- “Bütün meselelerin zirvesi, onların doruk noktası,
anahtarı, kapısı ve Allah’ın rızasını sağlayanı Ġmam’ı
tanıdık-tan sonra ona itaat etmektir. Bilin ki, eğer bir adam
geceleri ibadet yapar, gündüzleri oruç tutar, bütün malını
Allah yolunda verir ve ömrü boyunca her yıl hacca gider,
ama takip edeceği ve bütün iĢlerini O’nun kılavuzluğuna
göre yapacağı Ġlahi bir Veli’nin velayetine inanmazsa,
Allah katında hiç bir sevabı hakketmez ve iman ehlinden
de sayılmaz.”
5- “Bil ki, yaĢadığın Ģehrin halkı sana, sen kötü insansın
derse seni üzmemeli; sen iyi insansın derlerse de bu seni
sevindirmemeli;. böyle olmadıkça bizlerin dostu
olamazsın. (Her halükarda) Sen kendini Allah’ın kitabına
sunmalısın; eğer O’nun yolunda gidiyor, O’nun
küçümsediğini küçümsüyor, sevdirdiğini seviyor ve
korkuttuğundan da korkuyorsan o zaman diren ve
hakkında söylenen sözlerin sana bir zararı olmadığı için de
kendini müjdele.”
6- Süleyman bin Halid “İmam Muhammed Bakır
(a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “Ġslam’ın kökünün,
dalının ve zirvesinin ne olduğunu sana söyleyeyim mi?”
Evet , sana feda olayım dediğimde Ģöyle buyurdular:
“Ġslam’ın kökü namazdır, dalı zekattır, zirvesi cihattır.”
Daha sonra: “Ġstediğin takdirde hayır kapılarını sana
açıklarım” buyurdu. Sana feda olayım açıklayın dediğimde
Ģöyle buyurdu: “Oruç, ateĢe karĢı siperdir; sadaka, hataları
(günahları) yok eder ve gece yarısı kalkarak Allah’ın
zikriyle meĢgul olmak”.
7- “Her kim Allah tarafından bir Ġmam ve önderi
olmaksızın ibadette kendini yorarak Allah’a itaat ederse,
onun ibadetteki çabası kabul olmaz, o sapık ve hayrandır.
Allah onun amellerinden hoĢlanmaz, o kendi çoban ve
sürüsünü kaybetmiĢ bir koyuna benzer ki, gün boyu dolaĢır
durur, karanlık sardığında çobanının sürüsü olmayan baĢka
bir sürü görür, meler ona doğru gider, onunla aldanır,
(geceyi) onların ağılında yatar. (Sabah olunca) çoban;
Kendi çoban ve sürüne katıl, sen çoban ve sürünü
kaybetmiĢsin diyerek ona bağırır (onu kovar), tekrar
dehĢet, ĢaĢkınlık ve aç bir vaziyette o tarafa bu tarafa
kaçar, onu kendi çoban ve sürüsüne götürecek kimse
olmadığından dolayı kurt onun kaybolmasını ganimet bilip
onu yer. Ya Muhammed! Bil ki ümmetten her kim, Allah
tarafından belli ve adil bir Ġmam’ı olmadan sabahlarsa
sapıklık ve hayranlık içerisinde sabahlar, eğer bu durum
üzere ölürse küfür ve nifak ölümüyle ölmüĢ olur.”
8- “Kim Allah için sever, Allah için düĢman olur ve
Allah için ihsan ederse, imanı kamil olan kimselerden
olur.”
9- “Cabir diyor ki, İmam Bakır (a.s) bana şöyle
buyurdular: “Ey Cabir! ġia olduğunu iddia edenin bizleri
sevdiğini söylemesi yeter mi hiç? Ant olsun Allah’a, bizim
ġialarımız Allah’tan korkan, O’na itaat edenden baĢkası
değildir. Bizim ġialarımız ancak alçak gönüllü olmak,
Allah’tan korkmak, emanetdar olmak, Allah’ı çok anmak,
oruç tutmak, namaz kılmak, ana ve babaya iyilik etmek,
fakir komĢu, yoksul, borçlu ve yetimlere karĢı kendini
mes’ul bilmek, doğru konuĢmak, Kur’ân okumak ve
insanlar hakkında iyilikten baĢka bir Ģey söylememekle
tanınırlar ve onlar kendi kavimlerinin iĢlerde emin
bildikleri insanlardır.”
10- “Mümin sevinçli olduğunda sevinci onu günah ve
batıla sokmaz; öfkelendiğinde öfkesi onu hak söz
söylemekten çıkarmaz, güçlü olduğunda ise gücü onu
hakkı olmadığı Ģeye tecavüz etmeye sürüklemez.”
11- “Her kulun kalbinde beyaz bir nokta vardır; bir
günah iĢlediğinde o noktada siyah bir nokta oluĢur; tövbe
ederse o siyahlık yok olur; günah iĢlemeyi sürdürürse o
siyahlık gittikçe büyür ve sonunda o beyazı tamamen
kaplar. Beyazı tamamen kapladığında artık o kalbin sahibi
asla hayra dönmez. Allah-u Teala: “Hayır, onların
kazanmakta oldukları kalpleri üzerinde pas tutmuştur.”
diye buyurduğu (ayet-i Ģerifede) iĢte bu mana
kastedilmiĢtir.”
12- “Eğer bir adam haram yoldan bir mal elde ederse,
onun hac, umre, sila-i rahim (ve buna benzer amelleri)
kabul olmaz.”
13- “Kemalin tümü, din hususunda derin bilgi sahibi
olmak, musibetlere karĢı sabretmek ve geçim masrafını
ölçülü bir Ģekilde ayarlamaktır.”
14- “Üç Ģey dünya ve ahiret güzelliklerindendir: Zulüm
yapanı affetmen, iliĢkisini kesenle iliĢki kurman ve sana
karĢı cahillik yapana yumuĢak ve olgun davranman.”
15- Ġmam (a.s): “Allah’a isyan eden, O’nu
tanımamıĢtır” buyurup Ģu manzumeyi okudular:
“Allah’ı sevdiğini söyler, isyan edersin O’na
Acayip bir iĢtir bu, ant olsun ki canına
Sevgin gerçek olsaydı, itaat ederdin O’na
Çünkü aĢık maĢukun, sözünden çıkmaz asla.”
16- “Ġlminden faydalanılan bir alim, yetmiĢ bin abitten
daha üstündür.”
17- “BeĢ Ģeyi sana tavsiye ediyorum: Zulme
uğradığında zulüm yapma; hıyanet ederlerse hıyanet etme;
tekzip edildiğinde, sinirlenme; methedildiğinde sevinme;
kınandığında sabırsızlanma; hakkında söylenen Ģeyler
hususunda düĢün; eğer söyledikleri Ģeyleri kendinde
bulursan (bil ki) söylenen hak söze karĢı öfkelendiğinde
Allah’ın gözünden düĢmenin musibeti, halkın gözünden
düĢmek korkusundan daha büyüktür. Ama eğer sende
olanın aksini söylerlerse (o zaman) zahmetsiz sevap elde
etmiĢ olursun.”
18- “Allah-u Teala dünyayı hem sevdiğine, hem de
sevmediğine verir; ama dinini ancak sevdiğine verir.”
19- “DüĢmanlık yapmaktan sakın; çünkü düĢmanlık
kalbi bozar ve nifak doğurur.”
20- “Yazıklar olsun sana (ey mağrur insan)! Sen,
hırsızsın; günah hırsızı; bir Ģehvet gördüğünde veya
günaha ortam hazır olduğunda cehaletle ona doğru
koĢuyorsun. Sanki Allah seni görüp gözetmiyor. Ey cennet
talibi! Uykun ne kadar uzun, bineğin ne de yorgun ve
himmetin ne de zayıftır! Allah bu halinle sana hayır
versin! Ey cehennemden kaçmak isteyen! Neden bineğin
hızla seni ona doğru götürüyor? Seni cehenneme
düĢürecek Ģeyler uğuruna ne kadar da gayret ediyorsun!
Evlerin önlerinde (kitabın satırları gibi) sıralanan Ģu
kabirlere bir bakınız. Sıralar birbirine yakın, mezarlar da
birbirlerinin kenarlarındadır; ama ulaĢtıkları Ģeylerde
(cennet ve cehennemde) birbirlerinden uzaktırlar. Bunlar
onarıp yıktılar; ısınıp ürktüler; mesken edinip kovuldular;
ikamet edip göçtüler.”
21- “ĠĢi geciktirmekten ( ve sonra yapacağım demekten)
sakın; çünkü helak olanlar bu denizde gark olmuĢtur;
gafletten uzak ol, çünkü gaflete dalmak kalbi sertleĢtirir.
Özrün olmadığı iĢlerde gevĢeklik yapma; zira piĢman
olanlar ona sığınır. Tam piĢmanlık ve çok tövbe etmekle
geçmiĢ günahlarından dön. Güzel bir dönüĢle Allah’ın
rahmet ve affına yönel; güzel dönüĢ için de gecelerin
karanlığında, halis dua ve münacat ile Allah’tan yardım
talebinde bulun. Az rızkı çok saymakla ve çok itaati de az
saymakla büyük Ģükrü elde et. Çok Ģükür etmekle
nimetlerin çoğalmasını kazan. Nimetlerin elden çıkması
korkusuyla, büyük Ģükre sarıl. Tamahı öldürmekle, ebedi
izzeti talep et. Halktan ümitsizliğin verdiği izzetle,
tamahın zilletini kendinden uzaklaĢtır. Yüce himmetle de
halktan ümidi kesmek izzetini elde et. Arzuyu azaltmakla,
dünyadan (ahiretin için) azık topla. Fırsat varken hedefe
kavuĢmak için çabuk davran. Bedenin sıhhati ve boĢ
zaman gibi iyi fırsat olmaz. Güvenilmez insanlara itimat
etmekten sakın; çünkü yemek alıĢkanlığı gibi kötülüğe de
alıĢkanlık vardır...”
22- “Üç haslete sahip olan onların vebalini (cezasını)
görmedikçe ölmez: Zulmetmek, sıla-i rahmi kesmek ve
yalan yere yemin etmek ki, Allah’a karĢı savaĢmaktır.
Sevabı çabuk ulaĢan itaat, sıla-i rahimdir. Bazı insanlar
facir olur, (ama) iliĢkileri ve birbirlerini sevmeleri
sebebiyle mal ve servetleri artar. Yalan yere yemin etmek
ve sıla-i rahmi kesmek, yurtları harabeye dönüĢtürür.”
23- “Dili gerçeği söyleyenin ameli temiz olur; niyeti iyi
olanın, rızkı çoğalır; ailesine karĢı güzel davrananın ise
ömrü uzar.”
24- “Sakın tembellik ve sabırsızlık etme; çünkü bunlar
her Ģerrin anahtarıdır. Tembellik yapan hiçbir hakkı eda
edemez; sabırsızlık yapan da hiç bir Ģeye sabredemez
(biraz sinirlenmekle haktan el çeker).”
25- “Tevazu (alçak gönüllülük), makamından aĢağı
olan bir yerde oturmaya razı olman, karĢılaĢtığın herkese
selam vermen ve haklı olsan bile münakaĢayı terk
etmendir.”
26- “Mümin, müminin kardeĢidir; mümin kendi
kardeĢine ne küfür eder, ne onu iyilikten mahrum bırakır
ve ne de ona su-i zanda bulunur.”
27- “Sila-i rahim, amelleri temizler, malları artırır,
belayı uzaklaĢtırır, hesabı kolaylaĢtırır ve eceli erteler
(ömrü uzatır).”
28- “Halkın size söylemesini sevdiğiniz en güzel sözü,
onlara söyleyin. Allah, lanetleyen, söven, dokunaklı söz
söyleyen, çirkin söz konuĢup küfreden ve ısrar ederek
diğerinden bir Ģey isteyen ve baĢkasına ağız açan bir
kimseyi sevmez. Ama hayalı, olgun ve (çirkin Ģeylerden)
kaçınan iffetli kimseyi sever.”
29- “HoĢ davranıĢ ve güler yüzlülük, sevgiye yol açar
ve Allah’a yakınlaĢmaya vesile olur. (Nitekim) asık surat
ve ekĢi çehreli olmak da nefrete yol açar ve Allah’tan
uzaklaĢmaya sebep olur.”
30- “Allah-u Teala, üç Ģeyi üç Ģeyde gizlemiĢtir:
Rızasını itaatinde gizlemiĢtir, öyleyse onun hiç bir itaatini
küçümseme, çünkü rızası o itaate olabilir; kendi gazabını
günahlarda gizlemiĢtir, o halde hiç bir günahı küçük
sayma, çünkü gazabı o günahta olabilir; dostlarını da
halkın arasında gizlemiĢtir, öyleyse hiç bir kimseyi
küçümseme, çünkü Allah’ın velisi olabilir.
31- “Dünyayı bir saat kalacağın ve sonra da oradan
göçüp gideceğin bir menzil veya uykuda hoĢnut olup da
uyandığında elinde kalmayan bir mal farzet. Bu misali
söylemem, Allah’ın tevfiki ile akıl edip amel etmen
içindir.”
32- “Üç Ģey beli kırandır: KiĢinin kendi amelini çok
sayması, günahını unutması ve kendi fikrinden
hoĢlanması.”
33- “Dünya malına yeni kavuĢmuĢ bir kimseye muhtaç
olmak, yılanın ağzındaki paraya muhtaç olmaya benzer;
bir taraftan ona muhtaçsın, diğer taraftan ise tehlikedesin.”
34- “Allah-u Teala hayır yapmayı dünya ehline ağır
kılmıĢ, hayır kıyamette ölçülürken mizanda da ağır
gelecek; Ģerri de dünya ehline hafif kılmıĢ, o da kıyamette
ölçülürken hafif gelecektir.”
35- “Ey Cabir! Allah’ın sana verdiği rızkın Ģükrünü
yerine getirebilmen için az rızkı çok say. Nefsinin
ayıplarını görebilmen ve affolunman için Allah’a olan
ibadet ve itaatini az bil. KarĢılaĢtığın kötülüğü, edindiğin
bilgiyle kendinden uzaklaĢtır; bilgiyi de halis amelle
çalıĢtır; halis ameli de tam bir uyanıklıkla büyük
gafletlerden koru; kamil olan uyanıklığı da gerçek
korkuyla elde et. Mevcut yaĢantıya razı olarak gösteriĢten
kaçın. Akla uyarak heva ve heves tehlikesinden kendini
koru. Nefsani istekler galip geldiğinde ilmin irĢadıyla
kendini kontrol et. Halis amelleri mükafat günü için baki
bırak. Ġhtirastan kaçınmakla kanaatkar olmaya çalıĢ.
Kanaatı seçmekle, Ģiddetli tamahkarlığı kendinden
uzaklaĢtır. Arzuları azaltmakla, zahitliğin tadını al;
insanlardan ümidini keserek tamahın kökünü kurut. Nefsi
tanımakla,bencilliğin yolunu kapa. Doğru bir tefvizle (iĢi
Allah’a bırakmakla) ruhi rahatlığa kavuĢ. Beden rahatlığını
kalbin huzurunda ara. Az hata yapmakla, kalp huzuruna
kavuĢ. Yalnızlıkta çok zikir etmekle yumuĢak kalpli
olmaya çalıĢ...”
36- “Cennet zorluk ve sabırla kuĢatılmıĢtır. Öyleyse
kim dünyada zorluklara sabrederse cennete girer.
Cehennem de zevk ve Ģehvetlerle kuĢatılmıĢtır. O halde
kim istediği her çeĢit zevk ve Ģehveti kendisine bağıĢlarsa
(canının istediği her Ģeyi yaparsa) cehennem ateĢine girer.”
37- “Gerçekten bu dil, her hayır ve Ģerrin anahtarıdır.
Müminin, altın ve gümüĢüne mühür vurduğu gibi diline de
mühür vurması uygundur. Zira Resulullah (s.a.a): “Allah,
dilini her Ģeyden koruyan mümine rahmet etsin. Gerçekten
bu amel, kendisi için verdiği bir sadakadır” diye
buyurmuĢtur. Daha sonra Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdu: “Hiç
kimse dilini korumadıkça günahtan kurtulamaz.”
38- “Kim insanlara bir hidayet yolu öğretirse (iyi bir
gelenek meydana getirirse) onunla amel edenlerin sevabı
miktarınca ona sevap yazılır ve onların sevabından da bir
Ģey eksilmez. Kim bir sapıklık yolu öğretirse (kötü bir
gelenek oluĢturursa), o sapıklıkla amel edenlerin tümünün
günahı kadar günahı olur ve onların günahından da bir Ģey
eksilmez.”
39- “Allah Azze ve Celle, Ģer ve kötülükler için kilitler
kılmıĢtır, Ģarabı da o kilitlerin anahtarı kılmıĢtır; yalan ise
Ģaraptan da kötüdür.”
40- “Eğer sual eden (bir Ģey isteyen), sual etmenin ne
kadar kötü olduğunu bilseydi, hiç kimse baĢkasından bir
Ģey istemezdi. Eğer kendisinden bir Ģey istenilen kimse de,
vermemenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi hiç kimse
diğerini reddetmezdi.”
KAYNAKLAR
1- Bihar’ul- Envar,c. 75, s. 375.
2- Vesail’uĢ- ġia, c. 1, s. 14.
3- MiĢkat’ul- Envar, s. 51.
4- Vesail’uĢ- ġia, c. 1, s. 91.
5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 577.
6- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 23.
7- Usul’ul- Kafi, c. 1, s. 375.
8- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 124
9- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 74.
10- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 234.
11- Bihar’ul- Envar, c. 73, s. 332.
12- Bihar’ul- Envar, c. 99, s. 125.
13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 597.
14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 599.
15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.
16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.
17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 577.
18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 611.
19- Eimmetuna, c. 1, s. 365, Hilyet’ul- Evliya
kitabından naklen.
20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 595.
21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 581.
22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.
23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 603.
24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 603.
25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 605.
26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 605.
27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 611. H. 58.
28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 613.
29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 607. H. 43.
30- Bihar’ul- Envar, c. 78 s. 188.
31- Tuhaf’ul- Ukul, s. 583.
32- El-Hisal, c. 1, s. 112.
33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 601.
34- Usul’ul- Kafi, c 2 s143
35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 579.
36- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 89.
37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 609.
38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 607.
39- Bihar’ul- Envar, c. 72, s. 237.
40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 513.
İMAM CAFER’US-
SADIK (A.S)
ĠMAM CAFER’US- SADIK (A.S)’IN
KISACA HAYATI
Altıncı Ġmam Hz. Cafer Sadık (a.s), hicri 83 yılı Rebi’
ul-Evvel ayının 17. gününde Medine’de dünyaya geldi.
Babası Hz. Ġmam Muhammed Bakır (a.s); annesi Kasım
bin Muhammed bin Ebi Bekr’in kızı Ümmü Ferve’dir. 31
yaĢındayken Allah’ın emri ve babasının vasiyeti üzerine
Ġmam oldu.
Ġmam Cafer Sadık (a.s), tarihin en hassas
dönemlerinden birinde, yani Ümeyye oğullarının çöküĢü
ve Abbas oğullarının baĢa geçiĢi döneminde yaĢamıĢtır.
Ġmam Cafer Sadık (a.s) hilafet makamı tarafından
kendisine yöneltilen bütün teklifleri reddetti. Çünkü Abbas
oğullarının hedefi de Ümeyye oğulları gibi sadece kendi
zalimane saltanatlarını pekiĢtirmekti. Ġmam Cafer Sadık
(a.s) bu geçiĢ döneminde zulüm otoritesinin
zayıflamasından en iyi Ģekilde faydalanarak, Ġslami ilimler;
fıkıh, marifetullah vs.yi yaymak yolunda çalıĢtı. Meclisler
kurarak geniĢ ders halkaları oluĢturdu. Rivayetlere göre,
yaklaĢık 4000 talebe bu meclislere iĢtirak etmekte, değiĢik
ilim ve marifet dallarında ihtisas sahibi olmaya
çalıĢmaktaydılar. ġia fıkhı, bu Ġmam tarafından tedvin
edilmiĢtir. Bundan dolayı Ehl-i Beyt mezhebine, Ġmam’a
atfen “Cafer-i Mezhebi” denilmektedir.
Ġmam Cafer Sadık (a.s), 65 yaĢındayken, hicri 148. yılı
Receb ayının on beĢinde ya da ġevval ayının yirmi beĢinde
zehirletilerek Ģehit edildi ve Medine-i Münevvere’de Baki
Mezarlığı’nda defnedildi.
ĠMAM CAFER SADIK (A.S)’DAN
KIRK HADĠS
1- “Velayetin (yöneticiliğin) haram kısmı, zalim
yöneticinin velayetidir ve en yükseğinden en alt makamına
kadar onun tarafından (yöneticilik makamına) tayin edilen
kimselerin yöneticiliğidir. Yönetici olarak onlar için
çalıĢmak ve onlarla ticaret yapmak haramdır ve bu iĢ
meĢru değildir. Bunu yapan adam, yaptığı iĢ ister az olsun
ister çok, bu iĢinden dolayı azaba uğrayacaktır. Çünkü
onlara (zalim yöneticilere) her çeĢit yardımda bulunmak
büyük bir günahtır. Bunun sebebi ise Ģudur: Zalim
yöneticinin yöneticiliğinde hak olan her Ģey ayak altına
alınır ve batıl olan her Ģey de dirilir; zulüm sitem ve fesat
aĢikar olur. (Ġlahi) kitaplar iptal edilir; peygamber ve
müminler öldürülür; camiler yıkılır, Allah’ın sünnet ve
Ģeriatı değiĢtirilir. Bu yüzden onlarla çalıĢmak, onlara
yardımda bulunmak ve onlarla ticaret yapmak haramdır;
ancak kan ve murdarı yemek kadar bir zaruret söz konusu
olursa, o baĢka”.
2- “Ġlmi olmayanı mutlu saymak, sevgi ve muhabbeti
olmayanı övmek, sabırlı olmayanı kamil saymak, ulemayı
kınamaktan ve onlara dil uzatmaktan kaçınmayan kimseye
dünya ve ahiret hayrı ümit etmek doğru ve uygun değildir.
Akıllı adamın, sözüne güvenilmesi için doğru konuĢan
olması, nimetin çoğalmasını hakketmesi için de Ģükreden
olması gerekir.”
3- “Ömer bin Hanzele şöyle diyor: “Ġmam Cafer Sadık
(a.s)’a, ashabımızdan olan iki Ģahsın arasında bir borç veya
miras hakkında anlaĢmazlık vardır, mahkeme için sultana
ve hakimlere (zalim yönetici veya onlar tarafından tayin
edilen kadılara) baĢvuruyorlar; acaba bu amel câiz midir?
Ġmam (a.s) Ģöyle buyurdu: “Kim onlara hak veya batıl bir
meselede baĢvurursa, tağuta baĢvurmuĢtur; onun yararına
hükmettiği Ģey kesin hakkı bile olsa haramdır. Çünkü
tağutun hükmüyle onu almıĢtır. Allah (c.c) buyurmuĢtur
ki: “Tağutun önünde muhakeme olmayı isterler, oysa
onlar onu reddetmekle emr olunmuşlar.” 5 Öyleyse ne
yapsınlar? dediğimde Ģöyle buyurdular: “Bizim
hadislerimizi rivayet eden, helalımızı ve haramımızı bilen
ve hükümlerimizden haberdar olan birisini bulsunlar, ben
onu size hakim kıldım.”
4- “Kadılar dört kısımdır; üç kısmı cehennemde, bir
kısmı da cennettedir:
a) Bilerek haksız yere hüküm veren kimse
cehennemdedir.
b) Bilmeyerek haksız yere hüküm veren kimse
cehennemdedir.
c) Bilmeyerek hakka hüküm veren kimse
cehennemdedir
5 - Nisa/60.
d) Bilerek hakka hüküm veren kimse ise cennettedir.”
5- “Erkek, hanımına karĢı üç Ģeye riayet etmelidir:
Hanımının muhabbet ve ilgisini kazanmak için onunla
uyum sağlamak; ona karĢı güzel ahlaklı olmak; onun
gözünde güzel görünmek ve refahını sağlamakla kalbini
elde etmek.
Kadın da kocasına karĢı Ģu üç Ģeye riayet etmesi
gerekir: Kocasının tüm hallerde güvenini sağlayacak
Ģekilde kendisini kötülüklerden korumak; muhtemel
hatalarının affedilmesi için sürekli kocasının hakkını
gözetmesi; tatlı dil ve çekici tavırlarıyla kocasına olan
sevgisini bildirmesi.”
6- “Ölümden sonra insan için ancak üç yolla sevap
yazılır: Hayatında ölümünden sonra da devam edecek bir
sadaka-i cariye (cami, köprü vb. Ģeyler) geriye bırakmak;
kendisinden sonra amel edilecek bir sünnet-i hasene (güzel
bir gelenek) bırakmak ve kendisine dua edecek salih bir
evlat yetiĢtirmek.”
7- “Müslüman’ın, Müslüman kardeĢi üzerindeki hakkı
Ģunlardır: KarĢılaĢtığında selam vermek, hastalandığında
ziyaret etmek, gıyabında hayrını istemek, aksırdığında
“Yerhamukellah” (Allah sana rahmet etsin) demek, davet
ettiğinde davetini kabul etmek ve öldüğünde onu teĢyi
etmek (uğurlamak).”
8- “Mümin, müminin kardeĢidir; müminler tek bir
gövde gibidirler; eğer bir tarafı ağrırsa ağrısını diğer
organlar da hisseder. Müminlerin ruhları da bir ruhdandır;
müminin ruhunun Allah’a bağlılığı, güneĢ ıĢınlarının
güneĢe bağlılığından daha Ģiddetlidir.”
9- “Dostluk ancak had ve sınırlarıyla gerçekleĢir; kim
bu had ve Ģartların hepsine veya bunlardan bazısına riayet
ederse gerçek bir dost olur; aksi takdirde böyle bir
kimsenin dostluğunu dostluk sayma. Bu had ve sınırların
birincisi, içte ve dıĢta sana karĢı aynı olmasıdır. Ġkincisi,
senin ziynetini (iyiliğini) kendi ziyneti ve senin
kötülüğünü de kendi kötülüğü bilmesidir. Üçüncüsü, bir
makam veya servete ulaĢtığında sana karĢı durum ve
tavrının değiĢmemesidir. Dördüncüsü, gücü yettiği bir Ģeyi
senden esirgememesidir. Bu hasletlerin hepsinden
kapsamlı ve üstün olan beĢincisi de musibet ve sıkıntılarda
seni yalnız bırakmamasıdır.”
10- “Suçlanacak yerde duran kimse, kendisine kötü
zanda bulunan kimseyi kınamamalıdır. Sırrını saklayan
kimsenin yetkisi daima kendi elinde olur. Ġki kiĢiyi geçen
her söz ifĢa olur. KardeĢinin yaptığını iyiye yorumla;
sözüne iyi bir tevil bulduğun müddetçe onu kötüye
yorumlama. Dürüst olan kardeĢleri elden kaçırma; çünkü
onlar, varlıkta azık belada ise siperdirler. Allah’tan korkan
kimselerle istiĢare et. KardeĢlerini takvaları miktarınca
sev. Kötü kadınlardan çekin, iyilerinden de kork;
(kadınlar) sizi iyi iĢe emrederlerse, kötü iĢte size
meyletmemeleri için onlara muhalefet edin.”
11- “BoĢ konuĢma; münasip bir yer bulmadıkça da
yararlı sözleri söyleme. Nice konuĢanlar vardır ki, yararlı
ve hak sözü yersiz söylediği için incinmiĢtir. Akılsız ve
olgun kimseyle çekiĢme. Çünkü olgun kimse, sana galip
gelir; akılsız ise seni helak eder. KardeĢinin gıyabında,
hakkında söylenmesini sevdiğin Ģeyin en güzelini onun
hakkında söy-le; çünkü amel, iĢte budur. ĠĢlerde, iyiliğine
karĢı mükafat alacağını ve suçlarına karĢı da hesaba
çekileceğini bilen bir kimse gibi amel et.”
12- “Kim dünyada zahit olursa, Allah hikmeti onun
kalbine yerleĢtirir, dilini onunla açar, dünyanın zararlarını,
dert ve dermanlarını ona gösterir ve onu dünyadan esenlik
evine salim olarak götürür.”
13- “Ġnsanlar (kıyamet günü) sırat köprüsü üzerinden
çeĢitli Ģekillerde geçerler; Sırat köprüsü kıldan ince ve
kılıçtan keskindir... Bazıları sürünerek, bazıları yürüyerek,
bazıları da vücutlarının bir kısmını ateĢ yakacak Ģekilde
asılarak geçerler.”
14- “ġaka yapmaktan sakının. Çünkü Ģaka yapmak,
düĢmanlık doğurur; aynı zamanda küçük bir sövüĢtür de.”
15- “Basiretsiz (körü körüne) amel eden kimse doğru
yoldan yürümeyen kimseye benzer; süratle gidiĢi, onu
hedefinden uzaklaĢtırmaktan baĢka bir iĢe yaramaz.”
16- “Ey Cundeb oğlu! Müminlere zulmün dıĢında, diğer
bütün günahlar bağıĢlanır. GösteriĢ için yapılan amellerin
dıĢında diğer bütün hayır ameller kabul edilir.”
17- “Halkı güzel amellerinizle iyiliğe davet edenlerden
olun, dilinizle değil. Halk sizin çabanızı, doğruluğunuzu
ve haramlardan sakınmanızı görmelidir.”
18- “Ey Cundeb oğlu! Kazandığı maldan kendisini
mahrum bırakan, baĢkası için toplamaktadır. Heva ve
hevesine uyan düĢmanına uymuĢtur. Kim Allah’a
güvenirse Allah ona, dünya ve ahiret iĢlerinde yeter ve
gıyabında onun her Ģeyini korur. Her belaya karĢı sabır,
her nimete Ģükür ve her zorluğa çözüm yolu hazırlamayan
kimse aciz kalır.
Evladına ve malına gelecek her bela ve musibete karĢı
sabretmeye çalıĢ. Çünkü Allah sabır ve tahammülünüzü
denemek için emanet ve bağıĢını geri alır. Günah iĢlemeye
cesaretlendirmeyecek Ģekilde Allah’a ümitli ol ve Allah'ın
rahmetinden de ümit kesmeyecek Ģekilde O’ndan kork.
Cahilin övgü ve sözlerine asla aldanma. Zira bu, kibirlenip
sonra ululanmana ve amelinle övünmene sebep olur.
Gerçekten en iyi amel ibadet ve (bunun da yanında)
tevazudur.”
19- “Müminde Ģu sekiz haslet olmalıdır: Buhranda
(fitnelerde) ağırbaĢlı, belada sabırlı, varlıkta Ģükredici,
Allah’ın verdiği rızka kanaat eden, düĢmanlara (bile)
zulmetmeyen, dostlara yük olmayan, bedeni kendisi
tarafından zahmette, insanlar ise ondan taraf rahatlıkta
olmalı.”
20- “Alimin bir günahı bağıĢlanmadan, cahilin yetmiĢ
günahı bağıĢlanır.”
21- “Zenginlikte azma; yoksullukta sabırsızlık etme.
Katı ve taĢ yürekli olma; çünkü böyle olursan halk sana
yaklaĢmaktan hoĢlanmaz. GevĢek ve zayıf da olma; zira
seni tanıyan tahkir eder. Kendinden üstte olana karĢı
düĢmanlık yapma; senden aĢağıda olanla da alay etme.
ĠĢlerde, o iĢin ehliyle çekiĢme (iĢi ehline bırak). Akılsızlara
itaat etme. Herkesin yanında kendini küçültme. Yükünü
baĢkasının üzerine yükleme. Bir iĢin içerisinde kalıp
piĢman olmadan önce, o iĢin giriĢ ve çıkıĢ yolunu
öğrenmek için dur, düĢün (sonra baĢla). Kalbini ortak
olduğun bir yakın ve amelini peĢinden gittiğin bir baban,
nefs-i emmareni mücade-le ettiğin düĢman ve (sahibine)
geri vereceğin emanet kabul et. Sen kendi nefsinin doktoru
kılınmıĢsın, sıhhat alameti sana öğretilmiĢ, dert ve
dermanın sana açıklanmıĢtır. Öyleyse kendine nasıl
bakacağına dikkat et.”
22- “Kim, kendisini ateĢten kurtarmaktan baĢka bir
endiĢeyle sabahlarsa, büyük bir meseleyi küçük saymıĢ ve
Rabbinin vereceği az bir kâra meyletmiĢtir. Kim
müslüman kardeĢine hile yapar, onu tahkir eder ve onunla
kavga yaparsa, Allah onu cehenneme sokar. Kim bir
mümine haset ederse, tuzun suda eridiği gibi onun da
imanı öylece kalbinde erir.”
23- “Halkın seni iyi adam bilmeleri için onların gözü
önünde sadaka verme. Böyle yaparsan mükafatını almıĢ
sayılırsın. Sağ elinle bağıĢta bulunduğun zaman sol elinin
haberi olmamalıdır. Çünkü Allah için gizlice verdiğin
sadakadan dolayı Allah, halkın verdiğin sadakadan
habersiz kalmasının sana zararı ulaĢmayacağı bir gün
(kıyamet günü) Ģahitlerin gözü önünde seni
mükafatlandıracaktır.”
24- “Lokman’ın oğluna tavsiyelerinden bazıları
Ģunlardı: “Ey oğlum! ĠĢlerinde ağırbaĢlı olmaya çalıĢ;
Müslüman kardeĢlerinin doğurduğu müĢkülatlar karĢısında
nefsine sabrı yükle. Eğer dünya izzetini elde etmek
istiyorsan, halkın elinde olan Ģeylerden tamahını kes;
peygamberler ve doğru insanlar, insanlardan tamah
gözlerini keserek o yüksek makamlara ulaĢtılar.”
25- “Bizi tanıyan her Müslüman’ın, her gece ve gündüz
amellerine bakması ve kendisini hesaba çekmesi gerekir.
Eğer yaptığı iĢlerin iyi olduğunu görürse, o iĢi daha da
çoğaltmalıdır; ama eğer kötü olduğunu görürse kıyamet
günü rezil olmaması için yaptığı kötü iĢlerden tövbe
etmelidir.”
26- “Ey Nu’man oğlu! Eğer kardeĢinin seninle samimi
dost olmasını istiyorsan onunla Ģaka yapma, münakaĢa
etme, ona karĢı övünme ve ona karĢı düĢmanlık gütme.
Sırlarını dostuna açıp söyleme; ancak düĢmanın haberdar
olmasıyla sana zararı olmayacak sırlar olursa o baĢka;
çünkü dostun da bir gün düĢman olabilir.”
27- “Üç Ģeye rağbet göstermeyen üç Ģeye duçar olur:
UzlaĢmaya rağbet göstermeyen yardımcısız kalır, hayır iĢe
rağbet göstermeyen piĢman olur, arkadaĢlarını çoğaltmaya
rağbet göstermeyen zarar görür.”
28- “Ey Cundeb oğlu! Ameline güvenen helak olur,
Allah’ın rahmetine güvenerek günahlara cür’et eden
kurtulamaz.” Öyleyse kim kurtulur? diye sorduğumda
buyurdular ki: “Ümitle korku arasında olan kimseler
kurtulur; bunların kalpleri mükafatın hevesinden ve azabın
korkusundan sanki bir kuĢun pençesine asılmıĢ gibidir.”
29- “Ġyilik kendi ismi gibi iyidir. Ġyilikten, sevabı hariç
daha üstün bir Ģey yoktur, amelden de iyi olan onun
mükafatıdır. Ġyilik etmek, Allah’ın, kuluna verdiği bir
hediyedir. Her iyilik yapmak isteyen onu yapamaz; gücü
yeten herkes de buna muvaffak olamaz. Allah bir kula
lütufta bulunmak isterse ona iyilik yapma isteğini, gücünü
ve muvaffakiyetini verir. ĠĢte burada, iyilik yapmak isteyen
için saadet ve yücelik tamamlanır...”
30- “Mümin kardeĢinin ihtiyacını karĢılamak için adım
atan bir kimse, Safa ve Merve arasında sa’y eden kimse
gibidir. Onun ihtiyacını karĢılayan bir kimse de Bedir ve
U-hud savaĢında Allah yolunda kanına boyanan kimse
gibidir.
Allah hiçbir ümmeti, fakir kardeĢlerinin haklarını
küçümsemedikleri müddetçe helak etmemiĢtir.”
31- “Allah, bazı kavimlere nimetler verir,
Ģükretmeyince, o nimetler onlara vebal olur; bazı
kavimleri musibetlere duçar kılar, sabredince o musibetler
kendilerine nimet olur.”
32- “Kul, günahı gizli olarak iĢlerse, yalnız yapana
zarar verir; ama açıkta iĢler ve önlenmezse (o zaman)
topluma zarar verir.”
33- “Aklı olmayan, ıslah olmaz. Ġlmi olmayan,
anlayamaz. Anlayan, nezaketli olur. Halim ve olgun olan,
muzaffer olur. Ġlim siperdir. Doğruluk izzettir. Cehalet
zillettir. AnlayıĢ ululuktur. Cömertlik baĢarıdır. Güzel
ahlak, dostluğa yol açar. Zamanını tanıyana, Ģüpheler
saldırmaz. Sağduyu, zannın kandilidir. Allah, kendisini
tanıyanın dostudur ve O’nu tanımadığı halde tanıyor gibi
görüneninin de düĢmanıdır. Akıllı insan bağıĢlayıcı, cahil
ise gaddar olur. Saygı görmek istiyorsan, yumuĢak davran.
Hakir olmak istiyorsan, haĢin ol. Asaletli olanın, kalbi
yumuĢak olur. HaĢin olanın, kalbi katı olur. Vazifesini
yapmada kusur eden, uçuruma düĢer. ĠĢin sonundan
endiĢesi olan, bilmediği Ģeyde ihtiyatlı davranmalıdır.
Bilmeyerek bir iĢe teĢebbüs eden, kendi burnunu yere
sürter (zillete duçar olur). Ġlmi olmayan, anlamaz;
anlamayan kurtulmaz; kurtulmayan, kıymetli olmaz;
kıymetli olmayan ezilir; ezilen çok kınanır; böyle olan bir
kimseye ise piĢmanlık yakıĢır.”
34- “Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size
iyilik etsinler. Halkın hanımlarına karĢı iffetli davranın ki,
hanımlarınız da iffetli olsunlar.
35- “Seninle iliĢkisini kesenle iliĢki kur. Seni mahrum
bırakana bağıĢta bulun. Sana kötülük yapana iyilik yap.
Sana küfredene selam ver. DüĢmanlık yapana karĢı insaflı
davran. Zulmedeni affet; nitekim sen de affedilmeği
seversin. Allah’ın seni affetmesinden ibret al. GüneĢin
hem iyi hem de kötü insanlara doğduğunu ve yağmurun da
hem salih hem de suç iĢleyenlere yağdığını görmüyor
musun?”
36- “Üç çeĢit insandan kork: Hain, zalim ve laf taĢıyan.
Çünkü senin için (baĢkasına) hıyanet eden, sana da eder;
senin için (baĢkasına) zulüm eden sana da zulüm eder;
sana laf taĢıyan senden de söz götürür.”
37- “ Allah, kitabından bir harfin (ayetin) okunmasını
dinleyen kimse için bir hasene (sevap) yazar, bir günahını
siler ve onu bir derece yükseltir.”
38- “Evli bir kimsenin kıldığı iki rekat namaz, bekarın
kıldığı yetmiĢ rekattan daha üstündür.”
39- “Ailesinin geçimini sağlamak için çalıĢan, Allah
yolunda cihat eden kimse gibidir.”.
40- Ġmam (a.s), ölüm anında etrafında toplanan
akrabalarına bakıp Ģöyle buyurdular: “Namazı hafif sayan,
bizim Ģefaatimize ulaĢmayacaktır.”
KAYNAKLAR
1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 683.
2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 747. H:. 70.
3- Vesail’uĢ- ġia, c. 18, s. 99.
4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 749.
5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 665.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 743.
7- Usul-u Kafi, c. 2, s. 171.
8- Usul-u Kafi, c. 2, s. 166.
9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 753. H. 90.
10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 755. H. 103.
11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 781. H. 175.
12- Bihar’ul- Envar, c. 73, s. 48.
13- Ravzat’ul- Vaizin, s. 499.
14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 779. H. 172.
15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 741.
16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 625.
17- Usul-u Kafi, c. 2, s. 105.
18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 625.
19- Usul-u Kafi, c. 1, s. 47.
20- Usul-u Kafi, c. 1, s. 47.
21-Tuhaf’ul- Ukul, s. 627.
22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 621.
23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 629.
24- Bihar’ul- Envar, c. 13, s. 419-420.
25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 617.
26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 643.
27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 657. H. 32.
28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 621.
29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 246.
30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 623.
31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 241.
32- Kurb’ul- Ġsnad, s. 26.
33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 731.
34- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 242.
35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 629.
36- Tuhaf’ul- Ukul, s. 651.
37- Uddet’ud- Dai, s. 270.
38- Bihar’ul- Envar, c. 103, s. 219.
39- Vesail’uĢ- ġia, c. 12, s. 43.
40- Vesail’uĢ- ġia, c. 3, s. 17.
İMAM MUSA KAZIM
(A.S)
ĠMAM MUSA KAZIM (A.S)’IN
KISACA HAYATI
Yedinci Ġmam Musa Kazım (a.s), hicri 128. yılın Sefer
ayının yedisinde Mekke ve Medine arasında vaki olan
“Ebva” köyünde dünyaya geldi. Babası Ġmam Cafer Sadık
(a.s), annesi ise Hamide’dir. 20 yaĢında iken Allah’ın emri
ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam oldu. Ġmam Musa
Kazım (a.s), Müslümanlara Ġslam’ın hakikatini
açıklayarak, onlara zalim yöneticilerden uzak durmayı
emrediyordu. Abbasi halifelerinden olan Harun RaĢit,
Ġmam’ın Müslümanlar arasındaki etkisinden dehĢete
kapılarak devletin güvenliğini korumak adıyla, gerçekte
ise kendi egemenliğini korumak için Ġmam’ı yakalatıp
gizlice Medine’den Bağdat’a getirterek zindana attı. Zalim
yöneticiler, Ġmam’ın da kendileri gibi maddi ve Ģehvani
meselelerden etkileneceğini sanarak sarayla iliĢkisi olan
kötü bir kadını Ġmam’ı etkilemek için o hazretin
bulunduğu zindana gönderdiler. O kadın Ġmam’ın ona hiç
bir surette teveccüh etmediğini ve Allah karĢısındaki huzu
ve huĢuunu, raz-u niyazını görünce, o da tövbe edip
Allah’a yöneldi.
Ġmam’ın hapiste de halk içerisinde etkisinin
yoğunlaĢtığını anlayan Harun, Hazret’in hayatta kalmasına
tahammül edemeyerek, onun Yahudi olan Sindi bin
ġahik’in yönettiği bir hapse intikal ettirilmesini ve orada
zehirletilerek Ģehit edilmesini emretti. Sonunda 55
yaĢındayken hicri 183. yılın Receb ayının yirmi beĢinde
Bağdat’ta sözü edilen zindanda Ģehit edildi. Kabri,
Bağdat’ın yakınında olan Kazimeyn’de-dir.
ĠMAM MUSA KAZIM (A.S)’DAN
KIRK HADĠS
1- Dostlarından birine şöyle buyurdu: “Ey adam!
Allah’tan kork; Helak olmana sebep olsa bile hakkı söyle.
Çünkü (gerçekte) kurtuluĢun ondadır. Ey adam! Allah’tan
kork; kurtulmana sebep olsa bile batılı terk et. Çünkü
(gerçekte) helakın ondadır.”
2- “Allah-u Teala’nın, insanlara zahiri ve batıni iki
hücceti (delili) vardır, zahiri hücceti, Resuller,
Peygamberler ve Ġmamlardır; batıni hücceti ise akıldır.”
3- “Ey HiĢam! Lokman oğluna Ģöyle dedi; “Ġnsanların
en akıllısı olman için hakka boyun eğ. Ey yavrum, dünya
derin bir denizdir; bir çok insan onda boğulmuĢtur. Bu
denizde gemin takva (geminin) yükü iman, yelkeni
tevekkül, kaptanı akıl, kılavuzu (pusulası) ilim, lengeri ise
sabır olmalıdır.”
4- “Allah’ın dininde fakih olun (dini iyice anlamaya
çalıĢın). Çünkü dinde fakih olmak basiretin anahtarıdır,
ibadetin kemalidir, din ve dünyanın yüce makam ve
derecelerine ulaĢmak için de bir vesiledir. Fakihin, abide
olan üstünlüğü, güneĢin yıldızlara olan üstünlüğü gibidir.
Kim dininde fakih olmazsa, Allah onun hiçbir amelini
beğenmez.”
5- “Zamanınızı dörde ayırmaya çalıĢın; bir bölümünü
Allah’la münacat etmeye, bir bölümünü geçiminizi
sağlamaya, bir bölümünü ayıplarınızı size bildiren
kardeĢlerinizi ve gönüllerinde size karĢı samimiyetleri olan
güvenilir insanları ziyaret etmeye ve bir bölümünü de
haramlar dıĢındaki zevklere ayırın; bununla (sonuncuyu
yapmakla) diğer üç bölümü de yapmaya kadir olursunuz.”
6- “Güzel komĢuluk, komĢuya eziyet etmemek değildir;
güzel komĢuluk, eziyete tahammül etmektedir.”
7- Çocuklarından birine şöyle buyurdular:
“Ey yavrum! Allah-u Teala’nın, seni nehyettiği
masiyette görmesinden ve seni emrettiği itaatte
görmemesinden sakın. (Allah’a kulluk etmede) gayretli ve
ciddi ol. Yine de Allah’a ibadet ve itaatte kendini kusursuz
görme. Çünkü gerektiği Ģekilde Allah’a ibadet etmek
mümkün değildir. ġaka yapmaktan sakın. Çünkü Ģaka,
imanın nurunu giderdiği gibi yiğitliğini de hafifletir.
Usanmak ve tembellikten sakın. Çünkü bunlar, dünya ve
ahiret nasibinden seni alıkoyur.”
8- “Ey HiĢam! Yiğitliği olmayanın dini olmaz, aklı
olmayanın da yiğitliği olmaz. Halkın en değerlisi, dünyayı
kendisi için bir değer görmeyen kimsedir. Bilin ki,
bedenlerinizin kıymet ve değeri ancak cennettir. Öyleyse
onu baĢka bir Ģeye satmayın.”
9- “Akıllı kimse, yalanlamasından korktuğu kimseye bir
Ģey söylemez; reddedeceğinden endiĢe ettiği kimseye ağız
açmaz, gücü yetmediği Ģeyi vaat etmez, arzu etmesiyle
kınandığı Ģeyi arzulamaz ve aciz kalacağından korktuğu iĢe
teĢebbüs etmez.”
10- “Ġki yüzlü ve iki dilli olan kul, ne de kötü kuldur;
kardeĢinin huzurunda onu över, gıyabında (gıybetini
ederek) etini yer; kardeĢine bir nimet verildiğinde kıskanır,
sıkıntıya düĢtüğünde de onu yalnız bırakır.”
11- “Mümin aynı ana ve babadan olmasa bile müminin
kardeĢidir. Kim kardeĢine iftira eder, ona hile yapar, ona
nasihat etmez ve (gıyabında) onun gıybetini ederse
mel’undur.”
12- “Kimin iki günü (manevi yönden) eĢit olursa, zarara
uğramıĢtır; kimin ikinci günü birinci gününden daha kötü
olursa mel’undur (Allah’ın rahmetinden uzaktır); kim
kendi nefsinde bir (manevi) artıĢ görmezse noksanlık
uçurumundadır; böyle olan bir kimsenin de ölmesi,
yaĢamasından daha iyidir.”
13- “Kim üç Ģeyi üç Ģeye musallat kılarsa, aklını yok
etmek için heva ve hevesine yardım etmiĢ gibi sayılır:
Fikrinin nurunu uzun arzularla öldüren; çok konuĢmakla
hikmetini mahveden; ibret almak nurunu nefsani
Ģehvetlerle yok eden; ibret almak nurunu yok eden Ģahıs,
aklını yıkmak için nefsine destek olmuĢtur; aklını yok
eden kimse de dinini ve dünyasını ifsat etmiĢtir.”
14- “Ġnsanlar önceden bilmedikleri yeni günahlar icat
ettikçe, Allah da onlara tanımadıkları yeni belalar
gönderir.”
15- “Ey HiĢam! Elindeki cevize halk “incidir” derse,
sana bir faydası olmaz; çünkü sen onun ceviz olduğunu
biliyorsun. Elindeki inciye de halk “cevizdir” derse, sana
bir zararı olmaz; çünkü sen onun inci olduğunu
biliyorsun.”
16- “Ey HiĢam! Bilmediğin ilmi öğren ve öğrendiğin
ilmi de cahile öğret. Alime ilmi için saygı göster ve onunla
çekiĢmekten sakın. Cahili cehaleti için küçük gör; fakat
onu kendinden kovma; onu kendine yaklaĢtır (bilmediği
Ģeyleri) ona öğret.”
17- “Kibirlenmekten kaçın; çünkü kimin kalbinde bir
zerre miktarınca kibir olursa cennete giremez. Büyüklük
Allah’ın ridasıdır; kim Allah’ın ridası hususunda O’nunla
çekiĢirse, Allah onu yüzü üstü cehenneme atar.”
18- “Her Ģeyin bir niĢanesi vardır; akıllı insanın
niĢanesi de tefekkürdür; tefekkürün niĢanesi de susmaktır.
Her Ģeyin bir bineği vardır; akıllının bineği de alçak
gönüllülüktür. Nehy edildiğin Ģeyi yapman, cehalet
bakımından sana yeter.”
19- “Ey HiĢam! Ġsa Mesih (a.s) havarilerine Ģöyle
buyurdu:
“...Ey dünya kulları, hak olarak diyorum ki; Ahiret
Ģerefine, ancak sevdiğiniz Ģeyleri terk etmekle nail
olabilirsiniz. Tövbe etmek için yarını beklemeyin. Çünkü
yarından önce bir gece ve gündüz vardır; Allah’ın kaza ve
kaderi her gece ve gündüz caridir. ġu söylediğim bir
gerçektir ki, borçlu olmayan borçlu olandan daha huzurlu
ve kaygısızdır; günah iĢlemeyen kimse de günah
iĢleyenden, her ne kadar halis tövbe edip Allah’a dönse
bile daha çok huzurludur.
Küçük ve ehemmiyetsiz sayılan günahlar, Ģeytanın
tuzaklarındandır. ġeytan, günahlarınızın toplanması ve
ardından sizi kuĢatması için onları gözünüzde küçük ve basit
gösterir.”
20- “KonuĢmacılar üç kısımdır: Kar eden, salim kalan
ve helak olan. Kar eden, Allah’ı zikir eden kimsedir; salim
kalan, susan kimsedir; helak olan da batıla dalan kimsedir.
ġüphesiz Allah-u Teala, çirkin söz söyleyen, kötü dilli
olan, söylediğine ve söylenilenlere itina etmeyen hayasız
kimselere cenneti haram kılmıĢtır.”
21- “Allah, kendisinden hakkıyla haya edip utanan,
baĢını ve baĢında yer alan uzuvlarını (göz, kulak, dil vs.)
haramdan koruyan, karnı ve karnının koruduğu Ģeyleri
(yemeği ve içmeyi) haramdan uzak tutan, ölümü ve
çürümeyi hatırlayan, cennetin zorluklarla çevrildiğini ve
cehennemin de lezzet ve Ģehvetlerle kuĢatılmıĢ olduğunu
bilip idrak eden kimseye rahmetini yağdırsın.”
22- “Ey HiĢam! Ġhtirastan sakın; halkın elindeki Ģeylere
göz dikme; halktan bir Ģey ummak fikrini kalbinde öldür;
çünkü baĢkasına göz dikmek zilletin anahtarıdır ve bu
tutum aklı yok eder, yiğitliği çürütür, Ģerefi lekeler ve ilmi
giderir. Allah’a sığınmayı ve O’na tevekkül etmeyi
unutma; isteklerinden alıkoymak için nefsinle cihat et;
nefsine karĢı cihat etmek, düĢmana karĢı cihat emek gibi
sana farzdır.”
23- “ Kim halka karĢı gazabının önünü alırsa, Allah da
kıyamet günü ona karĢı gazabının önünü alır.”
24- “Ey HiĢam! Ziraat, yumuĢak yerde olur, kayanın
üzerinde değil. Böylece ilim ve hikmet de mütevazı kalpte
yerleĢir ve hayatını sürdürür, müstekbir kalpte değil.
Çünkü
Allah-u Teala, tevazuyu aklın niĢanesi, tekebbürü de cehaletin
niĢanesi kılmıĢtır... Allah Teala, tevazu etmeyeni alçaltır,
tevazu edeni ise yüceltir.”
25- “Kendinize fakirliği ve uzun ömrü telkin etmeyin;
çünkü bunu yapan cimri olur; uzun ömür telkin eden de
ihtiraslı olur. Yiğitliği lekelemeyerek ve israf da
olmayacak miktarda helal Ģeylerden yararlanmakla
dünyadan kendiniz için bir pay ayırın; bunu da dini
iĢleriniz için yardımcı kılın. Çünkü Ģöyle bir hadis rivayet
edilmiĢtir: “Kim dünyasını, dini için veya dinini dünyası
için terk ederse bizden değildir.”
26- “Ey HiĢam! Eğer yeterli miktar seni ihtiyaçsız
kılıyorsa, dünyada en az Ģey (sade yaĢayıĢ) sana yeter. Eğer
sana yetecek kadarı seni müstağni kılmıyorsa, o zaman
dünyada hiç bir Ģey seni müstağni kılmaz.”
27- “Kim musibet, anında dizini döver veya elini eline
vurursa (kendisini döverse) mükafatı heder olur. Musibetin
sevabı, ancak musibet sahibinin sabretmesine ve musibet
vakti, “Ġnna lillah ve inna ileyhi raciun” (biz Allah’tanız ve
O’na döneceğiz) demesine bağlıdır... Allah, ihtiyaç
miktarınca yardım eder ve musibet miktarınca da sabır
verir.”
28- “Ey HiĢam, yalnızlığa sabretmek aklın
güçlülüğünün niĢanesidir. Kim Allah Tebarek ve Teala
tarafından verilen akılla akıl ederse, dünya ehlinden ona
meyledenlerden uzaklaĢır ve Allah’ın indinde olana
yönelir. Allah da korkuda onun munisi ve yalnızlıkta
arkadaĢı olur; fakirlikte onu ihtiyaçsız kılar ve aĢireti
olmaksızın da onu izzetlendirir.”
29- “Ġhsan ancak üç Ģartla kamil olur: Küçük saymak,
gizlemek ve acele etmek. Ġyiliğini küçük sayan, kardeĢini
büyütmüĢtür; onu büyük sayan da kardeĢini küçültmüĢtür.
Kim yaptığı ihsanı gizlerse, iĢi değer kazanır. Kim sözünü
verdiği Ģeyi yerine getirmekte acele ederse, verdiği Ģey
daha da hoĢ olur.”
30- “Allah’a hamd-u sena etmeden ve Peygambere salat
(ve selam) göndermeden önce dua eden, kiriĢsiz kemanla
ok atan kiĢiye benzer. Allah’ın vereceği mükafata yakini
olan, cömertçe bağıĢta bulunur. Mutedil davranan, muhtaç
olmaz.”
31- “Kim, malsız zenginliği, kalbin kıskançlıktan rahat
olmasını ve dininin sağlam kalmasını istiyorsa, dualarında
Allah’tan (c.c) aklının kamil olmasını dilemelidir. Aklı
kamil olan, yeterli olan mala kanaat eder, yeterli olan mala
kanaat eden zengin olur; yeterli olan mala kanaat etmeyen
ise zenginlik yüzü görmez.”
32- “Sakın Allah’a itaat yolunda malını esirgeme.
Çünkü onun iki katını günah yolunda harcarsın.”
33- “Ey HiĢam! Bütün insanlar yıldızları görür; ama
yıldızların rotası ve duruĢ yerlerini bilenden baĢkası onlara
bakıp kendi yolunu bulamaz. Böylece sizler de hikmet
öğreniyorsunuz, ama onunla amel edenden baĢkası
hidayete eriĢemez.”
34- “Ey HiĢam! Halk Allah’a itaat için yaratılmıĢtır;
kurtuluĢ itaatle, itaat ilimle, ilim öğrenmekle ve öğrenmek
de akıl ile sağlanır ve ilim ancak rabbani alimden alınır;
alim de akılla tanınır.”
35- “Bilin ki hikmetli söz, müminin yitik malıdır;
öyleyse ilim elden çıkmadan onu elde edin; ilmin elden
çıkması, alimin aranızdan kaybolmasıdır (ölmesidir).”
36- “Kulların en kötüsü, kötü dilli olduğundan dolayı
kendisiyle birlikte oturulması sevilmeyen kimsedir. Acaba
halkı yüz üstü cehennem ateĢine atan, dilin ürünlerinden
baĢka bir Ģey midir? Saçma sözleri terk etmek, kiĢinin
dininin güzel olduğunu gösterir.”
37- “Ey HiĢam! Kulu Allah’a yaklaĢtıracak en güzel
vesile, namaz kılmak; ana ve babaya iyilik etmek; haset,
bencillik ve övünmeyi terk etmektir.”
38- “Ey HiĢam! Dili doğru söyleyenin ameli temiz olur;
iyi niyetli olanın rızkı çoğalır; kardeĢlerine ve ailesine
iyilik yapanın da ömrü uzar.”
39- “Kim Allah’ın künhü (zatı) hakkında konuĢursa
helak olur; kim riyaset talep ederse helak olur; kim
bencilliğe kapılırsa helak olur.”
40- “Ġnsanlara kendini sevdirmek aklın yarısıdır. Çok
gam, ihtiyarlık getirir. Acelecilik ahmaklıktır. Aile azlığı
iki kolaylıktan biridir (diğer kolaylık ise kiĢinin zengin
olmasıdır). Anne ve babasını üzen, onlara asilik etmiĢtir.”
KAYNAKLAR
1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 849. H. 5.
2- Bihar’ul- Envar, c. 1, s. 137.
3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 795.
4- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 321.
5- Tuhaf’ul- Ukul, s. 853.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 851.
7- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 315.
8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 803.
9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 803.
10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 813 . Bihar’ul- Envar, c. 78, s.
310.
11- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 333.
12- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 327.
13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 797.
14- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 322.
15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 797.
16- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 329.
17- Tuhaf’ul- Ukul, s. 817.
18- Tuhaf’ul- Ukul, s. 795.
19- Tuhaf’ul- Ukul, s. 808.
20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 812.
21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 804.22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 823.
23- Vesail’uĢ- ġia, c. 11, s. 289.
24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 816.
25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 853.
26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 799.
27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 834.
28- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 301.
29- Tuhaf’ul- Ukul, s. 837.
30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 835.
31- Usul’ul- Kafi, c. 1, s. 18.
32- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 320.
33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 807.
34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 798.
35- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 309.
36- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 310.
37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 807.
38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 801.
39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 851.
40- Tuhaf’ul- Ukul, s. 835.
İMAM ALİ RIZA (A.S)
ĠMAM ALĠ RIZA (A.S)’IN KISACA
HAYATI
Sekizinci Ġmam Ali Rıza (a.s) Hicri 148 yılında Zilkade
ayının 11. günü Medine’de doğdu. Babası Ġmam Musa
Kazım (a.s), annesi ise Necme’dir. 35 yaĢında iken
Allah’ın emri ve babasının vasiyeti üzerine Ġmam oldu.
Abbasi sultanlarından olan Me’mun, halkın ilgisini
toplayabilmek için Medine’de bulunan Ġmam Rıza (a.s)’ı
Horasan’a davet etti. Zahirde Ġmam’a çok ihtiram gösteren
Me’mun, hilafeti de ona teklif etti, oyunlarının farkına
varan Ġmam, Me’mun’la babasının cinayetlerinin
mesuliyetini kabul etmeyerek bu teklifi reddetti. Daha
sonra Me’mun, Ġmam’a veliahtlık teklif etti ve O’na baĢka
bir seçeneğin bulunmadığını bildirdi. Ġmam (a.s),
memleket ve devlet iĢlerine müdahale etmemek Ģartıyla bu
teklifi kabul etti.
Ġmam Rıza (a.s) büyük ilim sahibi bir Ģahsiyetti. Bu
yüzden “Âl-i Muhammed’in alimi” diye ün yapmıĢtı. O
zamanda mevcut dinlerin temsilcilerini Horasan’a davet
eden Me’mun, Ġmam ile münazara meclisleri tertip ederdi.
Ġmam (a.s) onları bizzat kendi delilleriyle sustururdu.
Ġmam’ın, halkın kalplerine yer eden sevgisi gittikçe
fazlalaĢıyordu. Günün birinde Me’mun, Ġmam’ı bayram
namazı kıldırmakla görevlendirdi. Ġmam (a.s) bu teklifi
kabul ederken ceddi Resulullah (s.a.a) gibi namaz
kıldıracağını Ģart koĢtu, Me’mun da kabul etti. Ġmam (a.s)
bayram günü, sade bir elbise ve yalınayak, Ģehir dıĢına
namaz kılınacak yere giderken, halkın sevgi gösterisi ve
tezahüratıyla karĢılaĢtı. Süslü elbiselerle, binekler
üzerinde, bayram namazı yerine kadar Ġmam’a eĢlik
edecek olan devlet adamları, halkın Ġmam’a gösterdiği ilgi
karĢısında ne yapacaklarını ĢaĢırdılar ve Me’mun’a haber
gönderdiler. Me’mun, Ġmam’ın namaz kılmasını önleyerek
onu geri çevirdi. Me’mun, oyunlarının tutmadığını ve
Ġmam’ın kalplerdeki sevgisinin gün geçtikçe arttığını
hissedince, buna tahammül edemeyip Hicri 203. yılı Sefer
ayının sonuncu günü Ġmam’ı 55 yaĢında iken zehirleyerek
Ģehit etti. Mübarek naĢını Tus Ģehri yakınlarında bir yere
defnettiler. ġu anda MeĢhed Ģehri olarak tanınmakta olan
bu yer, Ġmam’ın aĢıklarının ve dostlarının ziyaretgahı
olmuĢtur.
ĠMAM RIZA (A.S)’DAN KIRK HADĠS
1- “Ġnsanlar iki kısımdır: kendisinden daha iyi ve daha
takvalı olan ve kendisinden daha kötü ve daha aĢağı olan.
(Nazarında) kendisinden daha kötü ve daha aĢağı olan
biriyle karĢılaĢtığında Ģöyle demelidir: “Belki onun iyiliği
gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise
açıktadır; bu da benim zararımadır.” Ama kendisinden
daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona
ulaĢmak için karĢısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa
makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve
zamanının efendisi olur.”
2- “Kimde Ģu beĢ sıfat olmazsa, dünya ve ahiret
iĢlerinden hiçbiri için hayır bekleme: Asaletinde
güvenirlik, tabiatında kerem, ahlakında sebat, nefsinde
Ģeref ve kalbinde Allah korkusu.”
3- “Ġmanın dört rüknü vardır: Allah’a tevekkül etmek,
Allah’ın kazasına rıza göstermek, Allah’ın emrine teslim
olmak ve iĢleri Allah’a bırakmak. Salih kul (Mümin-i Âl-i
Fir’avn) Ģöyle dedi: “Ben işimi Allah’a bırakıyorum...
Bunun üzerine) Allah onların düzenlerinin
kötülüklerinden onu korudu.” 6
4- “Ġman, farzları yerine getirmek, haramlardan
sakınmak, kalple Allah’ı tanımak, dille ikrar etmek ve
azalarla da amel etmektir.”
5- Bir gün Ġmam Rıza (a.s) Kur’ân’ı anarak ondaki
hücceti ve nazmındaki mucizeyi beyan edip Ģöyle buyurdu:
“Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın sağlam ipi, muhkem kulpu ve
örnek yoludur, insanı cennete götürür, ateĢten kurtarır.
Zaman onu yıpratmaz; ağızlarda dolaĢmak basitleĢtiremez.
Çünkü o, belli bir süre için gönderilmemiĢtir. O, insan için
açık delil ve hüccet kılınmıĢtır. Hiç bir taraftan batıl ona
giremez; çünkü Hamid ve Hekim olan Allah tarafından
indirilmiĢ bir kitaptır.”
6- “Cömert, yemeğini yesinler diye halkın yemeğini yer.
Ama cimri, yemeğini yemesinler diye halkın yemeğini
yemez.”
7- “Ġmamet (müslümanların önderliği) dinin yuları,
Müslümanların düzeni, dünyanın ıslahı ve müminlerin
izzetidir. Ġmamet, Ġslam’ın geliĢen kökü, yücelen dalıdır.
Ġmam ile namaz, zekat, oruç, hac ve cihat kamil olur,
ganimet ve sadakalar çoğalır, had (Ģer’i ceza) ve hükümler
uygulanır, hudut ve sınırlar korunur.”
8- “Öyle bir gün gelir ki, afiyet (rahatlık) on üz olur:
dokuz cüz’ü, insanlardan uzaklaĢmakla, bir cüz’ü de
susmakla sağlanır.”
6 - Mu’min/44-45.
9- İmam (a.s) Ebu Haşim-i Caferi’ye şöyle buyurdular:
“Ey Ebu HaĢim! Akıl, Allah’ın bir armağanıdır. Edep,
zahmetle elde edilen bir Ģeydir; zahmetine katlanan onu
elde eder. Ama zahmet ve zorluğa katlanarak akıl elde
etmeye çalıĢan, ancak cehaletini artırır.”
10- “Mümin, kendisinde üç haslet olmadıkça mümin
olamaz: Rabbinden bir sünnet, Peygamberinden bir sünnet,
Allah’ın velisinden (Ġmam’dan) bir sünnet. Rabbinden
olan sünnet, sırrını baĢkalarından gizlemektir. Nitekim
Allah-u Teala buyurmuĢtur ki; “Gizlileri bilendir, gizlileri
razı olduğu elçilerden başka bir kimseye bildirmez.”
Peygamberden olan sünnet, halkla iyi geçinmektir.
Nitekim Allah-u Azze ve Celle Peygamberine; “Halkın
yanlışlıklarını af ve onları iyi iş yapmaya emret”
buyurarak halkla iyi geçinmesini emretmiĢtir. Allah’ın
velisinden olan sünnet ise sıkıntı ve zorluklarda sabırlı
olmaktır.”
11- “Müslüman’da on haslet olmadıkça aklı kemale
ermez: Ġyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı,
baĢkalarının az iyiliğini çok görmeli, kendisinin çok
hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından
bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı,
Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli,
Allah yolunda aĢağı olmayı, düĢmanlar içerisinde aziz
olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meĢhur olmaya
üstün tutmalı, onuncusu ve en önemli olan ise ilk
karĢılaĢtığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha takvalı
bilmesidir.”
12- “Kim nefsini hesaba çekerse kar eder, kim ondan
gafil olursa zarar görür; kim (Allah’tan) korkarsa güvene
kavuĢur, kim ibret alırsa basiretli olur, kim basiretli olursa
anlar, kim de anlarsa bilgili olur.”
13- Kulların en iyileri kimlerdir? diye sorduklarında
şöyle buyurdu: “Kulların en iyisi, iyilik yaptığında
sevinen, kötülük yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir
nimet verildiğinde Ģükreden, sıkıntıya düĢtüğünde
sabreden, sinirlendiğinde de affeden kimselerdir.”
14- “Kaçınılması gerekli olan büyük günahlar Ģunlardır:
Allah-u Teala’nın öldürülmesini haram kıldığı nefsi
öldürmek, zina ve hırsızlık yapmak, Ģarap içmek, ana
babaya eziyet etmek, savaĢtan kaçmak, zorla yetimin
malını, murdarı, kanı, domuz etini ve zaruret olmaksızın
Allah’ın adı getirilmeden kesilen hayvanın etini yemek,
faiz ve haram mal yemek, kumar oynamak, ölçü ve tartıda
eksik vermek, iffetli hanımlara iftira etmek, livata yapmak,
yalan yere Ģahadet etmek, Allah’ın rahmetinden ümit
kesmek, Allah’ın cezasından korkmamak, zalimlerle
yardımlaĢmak, onlara yaslanmak, yalan yere yemin etmek,
sıkıntıda olmaksızın halkın hakkını (borcunu) vermemek,
yalan konuĢmak, kibirli olmak, israf ve tebzir
(savurganlık) etmek, hıyanet etmek, haccı küçümsemek,
Allah’ın velileriyle savaĢmak, boĢ Ģeylerle eğlenmek ve
günahları yapmakta ısrar etmek.”
15- “Abdestte, yüz ve elleri yıkamanın bir defası farz,
ikincisi ikmaldır ve fazlası günahtır, sevabı yoktur.
Abdestti ancak (bağırsaktan çıkan) gaz, bevl (idrar), gait
(dıĢkı), uyku ve cünüplük bozar. Kim mestin üzerine mesh
ederse, Allah’a, Peygamber’e ve Kur’ân’a muhalefet
etmiĢtir; abdestti de batıldır. Çünkü Ali (a.s) mestin
üzerine meshetmede diğerlerine muhalefet etmiĢtir.”
16- “Eğer Allah-u Teala insanları, cennet ve
cehennemle müjdeleyip korkutmasaydı, yine onlara yaptığı
lütfu ve ihsan karĢılığında Allah’a itaat edip isyan
etmemeleri gerekirdi.”
17- “Oruç niçin emredildi? diye sorulacak olursa cevap
olarak Ģöyle denir; Açlık ve susuzluğun zorluğunu görerek
ahiretin fakirliğini anlamaları; oruçlunun alçak gönüllü,
huĢulu, mükafatlanması, sevaba ümitli olması, açlık ve
susuzluk karĢısında bilinçle sabretmesi ve böylece sevabı
hakketmesi için oruç farz kılındı. Üstelik oruç, Ģehvetlerin
ölmesine de sebep olur. Yine orucun farz kılınıĢı, dünyada
insanlara bir öğüt olması, onları dini mükellefiyetlerini
yerine getirmeye yöneltmesi, ahiret için kılavuz olması,
dünyadaki yoksulların durumlarını anlamaları ve Allah’ın
onların malında farz kıldığı hakları yoksullara eda
edilmeleri içindir.”
18- “Namazın cemaatle kılınmasının felsefesi; Tevhit,
Ġslam ve Allah’a olan ibadetin zahir, aĢikar ve yaygın
olması içindir. Çünkü bunların aĢikar ve ibadetin sadece
Allah’a mahsus oluĢu, doğu ve batıda yaĢayan herkese
hüccet olmasından dolayıdır. Yine münafıkların ve dini
hafife alanların, Ġslam’ın zahirine ikrar ettikleri Ģeyi eda
etmeleri ve insanların birbirlerine Ģahitlik yapabilmelerinin
câiz ve mümkün olması içindir. Bunlardan ilave cemaat
namazı, takvaya, iyiliğe ve Allah’a karĢı yapılan bir çok
masiyetin önlenmesine de yardımcı olur.”
19- “Allah-u Teala, Kur’ân’da üç Ģeyi üç Ģeyle birlikte
istemiĢtir: Namazı zekatla birlikte istemiĢtir; öyleyse kim
namaz kılıp da zekat vermezse, onun namazı kabul olmaz.
Allah Teala, kendisine ve ana-babaya Ģükür ve teĢekkürü
birlikte emretmiĢtir; öyleyse kim ana-babaya teĢekkür
etmezse, Allah’a ĢükretmemiĢ sayılır. Allah Teala, O’ndan
çekinmeyi ve sila-i rahimde bulunmayı birlikte emretmiĢtir,
öyleyse kim sila-i rahim yapmazsa, Allah Azze ve Celle’den
gerektiği Ģekilde çekinmemiĢtir.”
20- “Âl-i Muhammed’e (Ehl-i Beyt’e) sevgi ümidiyle,
ibadette gayret göstermeyi ve salih amel yapmayı asla terk
etmeyiniz.”
21- “Hırs ve hasetten kaçının; çünkü geçmiĢ ümmetleri
bu iki sıfat helak etmiĢtir. Cimrilikten sakının; çünkü
cimrilik hür ve mümin insanda bulunmayan bir afettir ve
cimrilik imana aykırıdır.”
22- “Ey Ali! Nimetlerin kadrini bilin (onların Ģükrünü
yerine getirin). Çünkü nimetlerin kadri bilinmezse
kaçarlar; kaçtılar mı da bir daha geri dönmezler. Ey Ali,
insanların en kötüsü, yardımını (halktan) esirgeyen,
(sofrasına kimseyi davet etmeyip) yalnız yemek yiyen ve
kölesine kırbaç vuran kimsedir.”
23- “Namaz, vaktin evvelinde kılınmalıdır. Cemaatle
kılınan her rekat,ferdi kılınan iki bin rekata bedeldir.
Fasıkın arkasında namaz kılma; velayet ehlinden baĢkasına
da iktida etme....”
24- “Ramazan ayının orucu, Ramazan hilalinin
görülmesiyle baĢlar ve ġevval hilalinin görülmesiyle de
sona erer. Teravih namazı (Ramazan ayı gecelerinde
kılınan müstehap namazlar, diğer müstehap namazlar gibi)
cemaatla kılınmaz. Her ay üç gün oruç tutmak
müstahaptır; Ģöyle ki,her on
günde bir gün; yani ayın ilk on gününün perĢembe, ikinci on
gününün çarĢamba, son on gününün ise PerĢembe gününü.
ġaban ayının orucu güzeldir, sünnettir de. Resulullah (s.a.a)
buyurmuĢtur ki: ġaban ayı benim ayımdır, Ramazan ayı
Allah’ın ayıdır.” Ramazan ayının kaza olan oruçları ard arda
olmasa da olur.”
25- “Cimrinin rahatlığı, kıskancın lezzeti, çabuk
usananın vefası, yalancının da yiğitliği olmaz.”
26- “Namazın felsefesi; Allah’ın rububiyetine ikrar
etmek, Ģeriki olmadığını nefyetmek, geçmiĢ günahların
affedilmesini dilemek için onlara itiraf ederek cebbar olan
Allah’ın önünde huzu ve huĢu içerisinde durmak, Allah’ı
yüceltmek için günde beĢ defa yüzü yere koymak,
unutmak ve azmaksızın Allah’ı sürekli anmak, O’nun
huzurunda kendini zelil saymak, din ve dünya hakkındaki
nimetlerinin artmasını da talep etmektir. Üstelik namaz,
mevla, yönetici ve yaratıcıyı unutarak azmamak ve haddi
aĢmamak için insanı gece gündüz sürekli olarak Allah’ı
hatırlamaya iter. Namaz halinde Rabbini anması ve O’nun
huzurunda durması ise onu, her çeĢit günah ve fesatlardan
alıkoyur.”
27- “Cihat, adil Ġmam’ın emriyle yapılır. Kim, mal,
mülk ve canını savunmak yolunda savaĢıp da öldürülürse
Ģehittir. Takiyye halinde hiçbir kafiri öldürmek câiz
değildir; ancak can tehlikesi olmaz ve (kafir de) katil veya
bağı olursa o baĢka. Muhalif veya muhalif olmayan
kimselerin mallarını (haksız yere) yemek câiz değildir”
28- “Ġslam, imandan baĢkadır. Her mümin,
Müslüman’dır, ama her Müslüman mümin değildir. Hırsız,
mümin olduğu halde hırsızlık yapmaz. ġarap içen de
mümin olduğu
halde Ģarap içmez. Mümin, mümin olduğu halde Allah’ın
haram kıldığı nefsi öldürmez. Haddi (Ģer’i cezayı) hakkeden
kimseler, ne mümindirler, ne de kafir (yani Müslüman’dırlar).
Allah, kendisine cenneti ve orada ebedi kalmayı vaat ettiği bir
mümini cehenneme sokmaz. Nifak, fısk veya büyük bir
günahtan dolayı cehennem ateĢini hakkeden bir kimse, ne
müminlerle haĢır olur ve ne de onlardan sayılır.
29- “Allah-u Teala Ģarabı haram kılmıĢtır. Çünkü Ģarap
fesada ve onu içen kimsenin Ģuurunu yitirip Allah’ı inkar
etmesine, Allah’a ve resullerine iftirada bulunmasına
sebep olur. Yine Ģarap, fesat, adam öldürme, birbirine
ithamda bulunma (kazf), zina ve Allah’ın haramlarından
çekinmemeye yol açır. Bundan dolayı, içinde sarhoĢ edici
maddenin bulunduğu her Ģeyin içilmesinin haram
olduğuna hükmettik. Çünkü Ģarabı içmekle meydana gelen
sonuçlar sarhoĢ edici meĢrubatta da vardır. Öyleyse
Allah’a ve ahiret gününe inanan, biz Ehl-i Beyt’i seven ve
bizi dost tutmakla Ģereflenen herkes, her türlü sarhoĢ edici
meĢrubattan uzak durmalıdır. Ġçki içenlerle bizim
aramızda hiç bir (dostluk) bağı yoktur.”
30- “Yedi Ģey olmadan yedi Ģey alay sayılır: Kim
kalpten piĢman olmadan diliyle mağfiret dilerse, kendisini
alay etmiĢtir; kim Allah’tan tevfik ister de ciddiyet
göstermezse, kendisiyle alay etmiĢtir; kim ihtiyatlı olmak
ister de sakınmazsa, kendisiyle alay etmiĢtir; kim
Allah’tan cenneti niyaz eder de sıkıntılarda sabırlı
olmazsa, kendisiyle alay etmiĢtir; kim cehennemden
Allah’a sığınır da dünyevi lezzetleri terk etmezse,
kendisiyle alay etmiĢtir; kim Allah’ı zikreder de O’na
kavuĢmaya koĢmazsa, kendisiyle alay etmiĢtir.”
31- “Bir yudum suyla bile olsa, sıla-i rahimde bulun; en
iyi sıla-i rahim akrabaya eziyet etmemektir. Allah Teala
Kur’ân’da Ģöyle buyurmuĢtur: “Sadakalarınızı minnet ve
eziyet ederek batıl etmeyin.”
32- “Herkesin dostu, onun aklıdır; düĢmanı ise
cehaletidir.”
33- “Kim bir Müslüman fakirle karĢılaĢır ve zengine
verdiği selamdan farklı bir Ģekilde ona selam verirse,
kıyamet günü Allah’ı, kendisine gazap ettiği halde mülakat
eder.”
34- “Nasıl sabahladınız? dediklerinde Ģöyle buyurdular:
“YakınlaĢmıĢ bir ecel (azalmıĢ bir ömür) ve korunmuĢ bir
amelle sabahladım; ölüm yanı baĢımızda beklemekte, ateĢ
arkamızda durmakta ve bize ne yapılacağını da
bilmiyoruz.”
35- “Kabir azabına, Nekir ve Münkire, öldükten sonra
dirilmeye, hesaba (sorgu suale), teraziye ve sırata iman
etmek, dalalet imamlarından ve onların takipçilerinden
uzaklaĢmak, onlardan beraat etmek, Allah’ın dostlarını
sevmek, Ģarabın azını da çoğunu da haram bilmek
dinimizdendir.”
36- “Ġki tarafı birbiriyle eĢit olmayan her çeĢit
yumurtanın yenmesi helaldir. Ġki tarafı birbiriyle eĢit olan
her çeĢit yumurtanın yenmesi de haramdır.”
37- “Hediye, kinleri gönüllerden giderir (öyleyse hediye
verin).”
38- “SarhoĢ edici her Ģey Ģaraptır; çoğu sarhoĢ eden her
Ģeyin, azı da haramdır. Mecburiyette kalan kimse bile
Ģarap içmemelidir. Çünkü Ģarap (aklı mahvederek ruhi
yönden) onu öldürür.”
39- “Yeni doğan erkek veya kız çocuğunun yedinci
günü akika kurbanı verilir, saçı kesilir, ismi konulur, ve
yine o günde saçının ağrılığı miktarınca altın ve gümüĢ
sadaka verilir.”
40- “Kıyamet günü bana en yakın olanınız, ahlakı en
güzel olan ve ailesi için en hayırlı olanınızdır.”
KAYNAKLAR
1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 925. H. 17.
2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929. H. 31.
3- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 338.
4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 877.
5- Bihar’ul- Envar, c. 92, s. 14.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929. H. 33.
7- Usul’ul- Kafi, c. 1, s. 200.
8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929. H. 35.
9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 933. H. 43.
10- Usul’ul- Kafi, c. 2, s. 241.
11- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 336.
12- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 352.
13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 927.
14- Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 2, s. 127.
15- Tuhaf’ul- Ukul, s. 867.
16- Bihar’ul- Envar, c. 71, s. 174.
17- Bihar’ul- Envar, c. 96, s. 370.
18- Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 2, s. 109 ve el-Hayat, c.
1, s. 233.
19- Uyun-u Ahbar’ur- Rıza, c. 1, s. 258.
20- Bihar’ul- Envar, c. 78. s. 347.
21- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 346.
22- Tuhaf’ul- Ukul, s. 933. H. 41.
23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 867.
24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 871.
25- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 345.
26- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 261.
27- Tuhaf’ul- Ukul, s. 871.
28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 877.
29- Vesail’uĢ- ġia, c. 17, s. 262.
30- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 356.
31- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 338.
32- Tuhaf’ul- Ukul, s. 923, h. 14.
33- Vesail’uĢ- ġia, c. 8, s. 442.
34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 929, h. 30.
35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 877.
36- Müsned-i Ġmam Rıza, c. 1, s. 294.
37- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 352.
38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 879.
39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 875.
40- Müsned-i Ġmam Rıza, c. 1, s. 294.
İMAM MUHAMMED
TAKİ (A.S)
ĠMAM MUHAMMED TAKĠ (A.S)’IN
KISACA HAYATI
Dokuzuncu Ġmam Muhammed Taki (a.s), hicri 195 yılı
Receb ayının onu ya da Ramazan ayının on dokuzunda
Medine’de dünyaya geldi. Babası Ġmam Rıza, annesi ise
Sebike’dir.
Ġmam Rıza (a.s), Allah’ın emriyle oğlu Muhammed
Taki’yi kendisinden sonraki Ġmam olarak tayin etti.
Muhammed Taki (a.s) imamet makamına eriĢtiğinde yaĢı
küçüktü, fakat ilimde öyle bir mevkiye sahipti ki, halkın
dini sorunlarının hepsini halledebiliyor, sınamak için
kendisine yöneltilen çok zor dini sorulara iyice cevaplar
veriyordu.
Ġmam Muhammed Taki (a.s) çok takvalı ve cömert
olduğu için “Taki” ve “Cevad” lakaplarını almıĢtır.
Hicri 220 yılında Abbasi Halifesi Mu’tasım, Ġmam
Muhammed Taki (a.s)’ı, Medine’den Bağdat’a getirtti ve
aynı yılın Zilkade ayının son gününde Bağdat’ta
zehirlettirerek Ģehit edildi. Sonra ceddi Ġmam Musa Kazım
(a.s)’ın yanına defnedildi.
ĠMAM MUHAMMED TAKĠ (A.S)’DAN
KIRK HADĠS
1- “Kim Allah’a güvenirse, Allah onu sevindirir; kim
Allah’a tevekkül ederse, Allah, iĢlerde ona yeter. Allah’a
güvenmek, bir kaledir ki müminden baĢkası ona sığınmaz;
Allah’a tevekkül etmek, her kötü Ģeylerden kurtuluĢ ve
düĢmanlara karĢı bir sığınaktır. Din izzettir, ilim hazinedir,
susmak nurdur, zühdün son derecesi çok takvalı olmaktır.
Bidatler gibi dini yıkan bir Ģey olmaz. Tamah gibi
insanları bozan bir Ģey bulunmaz; halk yöneticiyle düzelir,
belalarsa duayla uzaklaĢtırılır.”
2- “Kim facir bir kimseye ümit ederse en küçük cezası
mahrumiyet olur.”
3- “Allah-u Teala peygamberlerden birine Ģöyle
vahyetti: Dünyada zahitlik yapman rahatlığını
çabuklaĢtırır; her Ģeyden kopup bana yönelmen seni benim
yanımda aziz kılar (bunların hepsi kendin içindir); ama
benim için biriyle düĢman veya dost oldun mu?”
4- “Kim bir iĢe Ģahit olup da onu sevmezse, o iĢi
görmeyen kimse gibi olur; kim de bir iĢi görmeyip o iĢe
razı olursa o iĢte bulunan kimse gibi olur.”
5- “Eğer cahil susarsa, insanlar ihtilafa düĢmez.”
6- İmam (a.s) dostlarından birine şöyle yazdı: “Biz bu
dünyada birbirimizden ayrıyız. Ama (ahirette) kimin fikir
ve inancı, arkadaĢının fikir ve inancının aynısı olursa,
nerede olursa olsun o da onunla birlikte olur; asıl yerleĢme
yurdu ahiret yurdudur.”
7- “Kim bir konuĢanı dinlerse ona tapmıĢ olur; konuĢan
Allah’tan konuĢursa Allah’a tapmıĢ olur; eğer konuĢan
Ģeytanın dilinden konuĢursa Ģeytana tapmıĢ olur.”
8- “Tövbeyi geciktirmek aldanıĢtır, yapılacakları
ertelemek ise ĢaĢkınlıktır. (Günah iĢlemek amacıyla)
Allah’a karĢı bahane aramak, helak olmaya sebep olur.
Günah iĢlemekte ısrar etmek, kendini Allah’ın tuzağından
güvende bilmenin sonucudur. Oysa “...Allah’ın tuzak
kurmasından, hüsrana uğrayan topluluktan başkası
güvende olmaz.”
9- “Allah’ın nimetleri bir kimseye çoğaldıkça insanların
ona ihtiyacı da çoğalır; kim bu masrafa katlanmazsa, o
nimetleri yok olmaya hedef kılar.”
10- “Dört haslet, bir iĢ yapmak için insana yardımcı
olur: Sıhhat, zenginlik, ilim ve tevfik.”
11- Adamın biri Ġmam (a.s)’a; “Bana nasihat edin”
deyince Ġmam (a.s); “Kabul eder misin?” diye sordu. O
adam; “Evet, kabul ederim.” dedi. Bunun üzerine Ġmam
(a.s) Ģöyle buyurdu: “Sabrı kendini yastık et; fakirlikten
çekinme; Ģehvetleri (lezzetleri) terk et; heva ve hevese
muhalefet
et ve bil ki, Allah’ın gözünden uzaklaĢamazsın; öyleyse nasıl
bir halde olacağına dikkat et.”
12- “Zulmü yapan, ona yardım eden ve ona razı olan, o
zulümde ortaktırlar.”
13- “Kim Allah ile müstağni olmayı dilerse, halk ona
muhtaç olur ve kim de Allah’tan çekinirse insanlar onu
sever.”
14- “Bir Ģeyi (iĢi) sağlamlaĢmadan önce açıklamak, o
Ģeyin (iĢin) bozulmasına sebep olur.”
15- “Allah-u Teala’ya güvenmek, her değerli Ģeyin
pahası ve her yüceliğin merdivenidir.”
16- “Kefili Allah olan bir kimse nasıl zayi (çaresiz)
olabilir? Allah’ın aradığı bir kimse nasıl kurtulabilir? Kim
Allah’tan kopup baĢkasına ümit ederse, Allah onu ona
bırakır. Kim bilgisi olmaksızın bir iĢ yapmaya kalkıĢırsa,
düzelttiğinden daha çok bozar”
17- “Bizler Allah’ın muhabbet ve sevgisini, bir çok
insanlara düĢman olmakla kazanabiliriz.”
18- “Ġmam (a.s), “Bana az ve öz nasihat et” diyen bir
Ģahsa Ģöyle buyurdular: “Kendini dünyadaki ardan (utanç
verici iĢleri yapmaktan) ve ahiretteki nardan (ateĢten)
koru.”
19- “Alimler, eğer öğüt vermekten sakınır, ĢaĢkın ve
sapık birini görüp de onu hidayet etmez ve (ruhu) ölü
birini görüp de onu diriltmezlerse, kendi yanlarında
hıyanetkardırlar.”
20- “Ġlahi takvayı sana tavsiye ediyorum; Çünkü ilahi
takva, helak olmaktan kurtulmaya sebep olur. Yüce Allah,
kendi kulunu takva vasıtasıyla aklı ermediği tehlikelerden
korur, körlük ve cahilliğini takvayla giderir. Hz. Nuh ve
gemide onunla beraber olanlar, takva sebebiyle
boğulmaktan, Hz. Salih ve onunla birlikte bulunanlar da
takvayla yıldırımdan kurtuldular. Evet sabredenler, ancak
takvayla kurtuluĢa kavuĢmuĢlardır.”
21- “Kötü adamla dost ve arkadaĢ olmaktan kaçın;
çünkü o, zahiri güzel ama eseri kötü olan kılıca benzer.”
22- “Senin isteğine uyup da doğru yolu senden gizleyen
kimse, sana zulüm yapmıĢtır.”
23- “Müminin izzeti, halktan müstağni olmasındadır.”
24- “Hiç kimseyle, onların sevmediği bir Ģeyle
karĢılaĢmamak, yiğitliğin kemalindendir.”
25- “Heva ve hevesine uyan, düĢmanını arzusuna
kavuĢturmuĢtur.”
26- “Mümin üç Ģeye muhtaçtır: Allah’tan olan tevfike,
nefsinden olan öğütçüye, nasihat edenin nasihatını kabul
etmeye.”
27- “ Ġffetli olmak (gözü tok olmak ve haramlardan
çekingenlik) fakirliğin, Ģükretmek zenginliğin, sabretmek
belanın, tevazu soyluluğun, fasih konuĢmak konuĢmanın,
ezberlemek rivayetin, alçak gönüllülük ilmin, güzel edep
aklın, güler yüzlülük cömertliğin, minnet etmemek
iyiliğin, huĢu namazın, masrafı azaltmak kanaatın, boĢ
Ģeyleri terk etmek ise takvanın ziynetidir....”
28- “Temkinli davran ki, hedefine ulaĢasın veya ona
yaklaĢmıĢ olasın.”
29- “Güvenilir kardeĢler, birbirlerinin hazineleridir.”
30- “Kullardan Ģükretmek kesilmedikçe, Allah-u Teala’
nın nimeti fazlalaĢtırması kesilmez.”
31- “Ġyilik yapanlar kendi iyiliklerine, iyiliğe ihtiyaçları
olandan daha çok muhtaçtırlar. Çünkü iyiliğin mükafatı,
iftiharı ve anısı iyilik yapanlar içindir. Öyleyse iyilik yapan
bir adam, ilk önce kendisine yapmıĢtır.”
32- “Üç Ģey, kulu Allah’ın rızasına kavuĢturur: Çok af
dilemek, yumuĢak huyluluk, çok sadaka vermek. Üç haslete
sahip olan kimse de piĢman olmaz: Aceleyi terk etmek,
istiĢarede bulunmak ve karar aldığında Allah’a tevekkül
etmek.”
33- “Müdârâdan uzaklaĢana, sevilmez Ģeyler yaklaĢır.”
34- “Kim (iĢin) giriĢ yollarını bilmezse, çıkıĢ yolları
onu aciz bırakır.”
35- “Kim, denemeden bir Ģeye itimat ederse (veya
gönül verirse), kendisini tehlikeye ve zahmetli bir sonuca
maruz bırakmıĢ olur.”
36- “KardeĢine gizlide öğüt veren onu süslemiĢtir;
açıkta (baĢkalarının yanında) öğüt verense onu
lekelemiĢtir.”
37- “ġükredilmeyen nimet, bağıĢlanmayan günaha benzer.”
38- “Afiyet, (Allah’ın) en iyi bağıĢıdır.”
39- “Bir iĢi, zamanı gelmeden yapmaya kalkıĢmayın,
yoksa piĢman olursunuz. Ömrün süresi size uzun
gelmesin, yoksa kalbiniz katılaĢır. Zayıf insanlara
rahmedin, onlara rahmetmekle de Allah’ın merhametini
dileyin!”
40- “Bilin ki, Halim ve Alim olan Allah-u Tebareke ve
Teala, ancak rızasına razı olmayanlara (O’nun rızasına
uygun amel etmeyenlere) gazap eder; bağıĢını, sadece
reddedenlerden esirger ve yalnızca hidayetini kabul
etmeyenleri saptırır.”
KAYNAKLAR
1- A’yan’uĢ- ġia, yeni baskı, c. 2, s. 35.
2- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 436.
3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 951.
4- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953.
5- A’yan’uĢ- ġia, yeni baskı, c. 2, s. 36.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953, h. 8.
7- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953.
8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 953.
9- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 428.
10- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 438.
11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 951. H. 1.
12- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 432.
13- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 429.
14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 955. H. 12.
15- Bihar’ul- Envar, c. 78, .s. 364.
16- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 363.
18- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 439.
19- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 361.
20- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 358.
21- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
22- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
23- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 365.
24- Nur’ul- Ebsar, s. 180.
25- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
26- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 358.
27- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 434.
28- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 362.
30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 955.
31- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 437.
32- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 438.
33- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
34- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
35- Nur’ul- Ebsar, s. 180.
37- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 364.
38- A’yan’uĢ- ġia, yeni baskı, c. 2, s. 36.
39- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 431.
40- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 359.
İMAM ALİ NAKİ (A.S)
ĠMAM ALĠ NAKĠ (A.S)’IN KISACA
HAYATI
Medine’de hicri 212 yılında dünyaya gelen Ġmam Ali
Naki (a.s), genç yaĢında iken babasını kaybetti. YaĢadığı
dönem, Abbasi halifelerinden sırasıyla Me’mun,
Mu’tesim, Vasık, Mutevekkil, Muntasır, Mustein ve
Mu’tezz’in baĢta oldukları döneme rastlar.
Medine valisi, Ġmam’ın halk arasındaki itibar ve
sevgisinden doğabilecek muhtemel tehlikeleri
Mütevekkil’e bildirince Mütevekkil, Ġmam’ı gözaltında
bulundurabilmek için onu hilafetin merkezi olan Samerra
ġehri’ne gelemeye zorladı. Zahirde Ġmam’a
dokunulmamasına rağmen çeĢitli vesilelerle Ġmam’a baskı
ve eziyet yapılıyordu. Hatta defalarca Ġmam’ın evi
Mütevekkil’in emriyle aratılmıĢtı. Ehl-i Beyt’e karĢı
düĢmanlık gütmek yönünden Abbasi halifeleri arasında
Mütevekkil ön sırayı alır. O açıkça Hz. Ali’ye küfür eder
ve eğlence meclislerinde, soytarılarına Hz. Ali’yi taklit
ettirir ve eğlenirdi. Onun emriyle Hz. Hüseyin’in türbesi
tamamen yıktırıldı.
Müslümanların Beyt’ül malında sorumsuzca
harcamalarda bulunan Abbasi halifeleri, Allah’ın ahkamını
da gereğince tatbik etmiyorlardı. Bu durum karĢısında Ehl-
i Beyt Ġmamları ise Müslümanları uyararak onların
zalimlere karĢı durmalarını ve Ġslam ahkamını müdafaa
etmelerini istiyorlardı. Ġmamların bu çalıĢmalarından
tedirgin olan Abbasi halifesi Mu’tez, sonunda Ġmam Ali
Naki’yi hicri 354 yılında 42 yaĢında iken zehirleterek Ģehit
etti. Mezarı Samerra Ģehrindedir.”
ĠMAM ALĠ NAKĠ (A.S)’DAN KIRK
HADĠS
1- “Kendi değerini bilmeyenin Ģerrinden emin olma.”
2- “Dünya bir pazardır, bazıları orada kazanır, bazıları
ise zarar görür.”
3- “ Kendini beğenen kimseye öfkelenen çok olur.”
4- “Fakirlik, aç gözlülük ve ümitsizlikten ibarettir.”
5- “Hayırdan daha hayır, o hayrı yapandır; güzel sözden
daha güzel, onu söyleyendir; ilimden daha üstün, o ilmi
taĢıyandır; kötüden daha kötü, onu kazanandır; vahĢetten
daha vahĢet, o vahĢetli ameli yapandır.”
6- “Allah, kendisini vasfettiği vasıftan baĢka Ģekilde
vasfedilmez. Allah’ı vasfetmek nasıl mümkün olabilir?
Oysa ki duyu organları, O’nu idrak etmekten, vehimler
O’na ulaĢmaktan, sezgiler O’nu sınırlamaktan ve gözler
O’nu kuĢatmaktan acizdir. Yakın olduğu halde uzaktır,
uzak olduğu halde yakındır...”
7- “Kim (Allah tarafından) günah iĢlemeğe mecbur
kılındığını zannederse, kendi günahını Allah’ın üzerine
atmıĢ ve kulları cezalandırmada O’na zulüm isnat
etmiĢtir.”
8- “Allah’ın, kendisine dua edilmesini sevdiği bazı
yerler vardır, o yerlerde dua edenin duasını kabul eder; Hz.
Hüseyin’in haremi de o yerlerden biridir.”
9- “Adaletin zulümden daha yaygın olduğu bir
zamanda, kötülüğüne yakin etmedikçe bir kimsenin diğer
bir kimse hakkında su-i zanda bulunması haramdır;
zulmün adaletten daha yaygın olduğu bir zamanda ise, bir
kimsenin iyi olduğunu bilmedikçe ona hüsn-i zanada
bulunmak doğru değildir.”
10- “Kim, hakkı aramak üzere hareket eder de kemaline
varmadan ölürse, hayır üzere ölmüĢtür. Nitekim Allah-u
Teala Ģöyle buyuruyor: “Kim, Allah ve Resulüne doğru
hicret ederek evinden çıkar ve sonra ölürse, onun mükafatı
Allah’a aittir.” 7
11- “Kim Allah’tan çekinirse, ondan çekinirler; kim
Allah’a itaat ederse, ona itaat ederler; kim yaratıcıya itaat
ederse, yaratığın gazabından korkmaz; kim Allah’ı gazap-
landırırsa, yaratığın kendisine gazap edeceğine yakin
etmelidir.”
12- “Ġleri görüĢlülükle, tefritin doğuracağı hasret ve
piĢmanlıkları hatırla (ve onları telafi etmeye çalıĢ).”
13- “Haset, hasenatı yok ettiği gibi halkın öfkesine de
yol açar.”
14- “Anne ve babayı incitmek, fakirlik ve zillete sebep
olur.”
15- “Kınamak, ağır sözlerin anahtarı olmasıyla birlikte
kin beslemekten daha iyidir.”
7 - Nisa/100.
16- “Bilin ki nefis, verilene en çok yüz çevirendir;
esirgenilenden ise en çok geri durandır.”
17- “Öğretmen ve öğrenci ilerlemede ortaktırlar.”
18- “Uyanık kalmak, uykunun tadını çoğaltır; açlık da
yemeğin lezzetini artırır.” (Geceleri ibadet ve gündüzleri
ise oruç tutmaya teĢvik olarak buyurmuĢtur.)
19- “Ailenin önünde yere düĢeceğin (can vereceğin) anı
aklına getir; ne doktorlar seni ölümden kurtarabilir ve ne
de dostunun sana faydası olur.”
20- “Kim, kalbinin inanmadığı bir din üzereyken bir
ameli yaparsa, Allah onun o amelini ondan kabul etmez.”
21- “Kim Allah’ın hile ve elemli cezasından emin
olursa tekebbür eder; öyle ki sonunda O’nun kazasına ve
geçerli emrine duçar olur.”
22- “Nimetlerin kadrini bilerek onları koruyun ve
onlara Ģükrederek artmasını isteyin.”
23- “Kim Allah tarafından açık bir delil üzere olursa
(yakin derecesine varırsa), bedeni doğranıp parça parça
edilse bile dünya musibetleri ona kolay gelir.”
24- “Allah, dünyayı musibet, ahireti ise mükafat evi
kılmıĢtır; dünya musibetini ahiret mükafatının sebebi,
ahiret sevabını da dünya musibetinin bedeli kılmıĢtır.”
25- “Allah bir kulun hayrını isterse, kınandığında kabul
eder.”
26- “YumuĢak huylu zalimin, yumuĢaklığı vasıtasıyla
zulmünü affettirmesi mümkün olduğu gibi, haklı sefihin
(ahmağın) akılsızlığı da onun haklı olmasını gösteren nuru
söndürebilir.”
27- “İmam Ali Naki (a.s)’ın, zamanının halifesine
hitaben söylediği şiir:
“Onlar (zalim zorbacılar) dağların doruk kalelerinde
sabahladılar, koruyordu onları güçlü kiĢiler, ama bir fayda
etmedi.
Ġzzetten sonra kendi kalelerinden aĢağı indirildiler;
karanlık ve dar çukurlara dolduruldular; ne de kötü yere
indiler.
Kabre konulduktan sonra bir münadi Ģöyle nida etti;
“Nerede o taçlar ve ziynetler?!
Nerede o perde ve cibinlikler arkasında saklanan refaha
ermiĢ yüzler?!
Kabir, onların durumu hakkında soru sorulduğunda açık
bir ifadeyle; böcekler onların yüzleri üstünde savaĢıyorlar
dedi.
Onlar uzun bir müddet yiyip içtiler, Ģimdi ise
baĢkalarına yem oldular.
Nice yıllar, oturmak için binalar yaptılar. Ama sonunda
ev ve de ailelerinden ayrılıp diğer yere intikal ettiler.
Uzun bir müddet, hazineler toplayıp mallar yığdılar.
Sonunda onları düĢmanlara dağıtıp göç ettiler.”
28- “Dalalet ve küfürden Allah’a sığınıyorum. Biz ne
cebre inanıyoruz, ne de tefvize; biz, Kur’ân’ın tanıklık
ettiği ve Peygamber’in Ehl-i Beyt’inden olan hidayet
Ġmamlarının da inandığı akide üzere bu ikisinin arasında
yer alan hadd-ı vasata inanıyoruz; o hadd-ı vasat da
Allah’ın bize verdiği güç ve kabiliyete dayalı olan imtihan
ve sınamaktadır. Allah-u Teala bizi, bu verdiği kudrette
kendisine kul etmiĢtir.”
29- “Elinin altındaki kimseye, (yersiz yere) kızmak
alçaklıktır.”
30- “ġükredenin Ģükretmesiyle duyduğu mutluluk,
Ģükrü gerekli kılan nimetin verdiği mutluluktan daha
çoktur. Çünkü nimet metadır (geçici zevklerdir); Ģükür ise
hem nimettir, hem de mükafat.”
31- “Ġnsanlar, dünyada mallarıyla, ahirette ise
amelleriyle değer kazanırlar.”
32- “Kıskançlıktan kaçın; çünkü onun kötü etkisi sende
zahir olur, düĢmanında ise bir etki yapmaz.”
33- “Hikmet, tabiatı bozuk insanlarda etkili olmaz.”
34- “MünakaĢa, eski dostluğu bozar.”
35- “Ġncittiğin bir kimseden samimiyet, aldattığın bir
kimseden vefa, kendisine su-i zanda bulunduğun kimseden
de nasihat bekleme.”
36- “Huysuz, nefsinin esiri olduğu gibi cahil de dilinin
esiridir.”
37- “Kim dostluk ve görüĢünü sana toplarsa, sende
itaatini ona topla.”
38- “ġaka, sefihlerin latifesi ve cahillerin iĢidir.”
39 “Musibet, sabreden kimse için bir, sabırsızlık yapan
kimse için ise ikidir. (Çünkü hem musibet görmüĢ, hem de
sabırsızlık yaparak mükafatı elden vermiĢtir).”
40- “Bencillik, insanı ilim öğrenmekten alıkoyur;
hakirlik ve cahilliğe sebep olur”
KAYNAKLAR
1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.
2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.
3- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.
4- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 368.
5- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.
7- Tuhaf’ul- Ukul, s. 969.
8- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.
9- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
10- Tuhaf’ul- Ukul, s. 999.
11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.
12- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 370.
13- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
14- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.
15- A’yan’uĢ- ġia c. 2, s. 39.
16- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 367.
18- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
19- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1001.
21- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1029.
22- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1031.
24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.
25- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1027.
26- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.
27- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 38.
28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 989.
29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 370.
30- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1031.
31- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
32- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
33- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
34- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
35- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
36- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.
37- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1033.
38- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 369.
39- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
40- A’yan’uĢ- ġia, c. 2, s. 39.
İMAM HASAN
ASKERİ (A.S)
ĠMAM HASAN ASKERĠ (A.S)’IN
KISACA HAYATI
On birinci Ġmam Hasan Askeri (a.s), hicri 232 yılı
Rebi’us- Sani ayının sekizinci ya da dördüncü günü
Medine’de dünyaya geldi. Babası Ġmam Ali Naki, annesi
ise Hudeyse’dir; Susen olarak da tanınır. Ġmam Hasan
Askeri (a.s) 23 yaĢındayken Allah’ın emri ve babasının
vasiyeti üzerine Ġmam oldu. Ġmam Hasan Askeri (a.s),
değerli babası gibi Samerra Ģehrinde askeri bir bölgede
gözaltına alınmıĢtı. Bu yüzden de Askeri lakabıyla
anılmıĢtır. Değerli ömrünün bir kısmını da zindanda
geçirmiĢtir. Halk, serbestçe o hazretle görüĢüp ilminden
yararlanamadığı halde O’ndan çok değerli hadisler
naklolunmuĢtur. Güzel ahlakı, ilmi ve fazlı, hiç kimseye
gizli değildi.
Ġmam Hasan Askeri (a.s), 28 yıl bu dünyada yaĢadıktan
sonra hicri 260’da Rebi-ul Evvel ayının sekizinci ğünü
Samerra’da zehirletilerek Ģehit edildi ve mübarek naaĢı
aynı Ģehirde defnedildi.
ĠMAM HASAN ASKERĠ (A.S)’DAN
KIRK HADĠS
1- “Ey Ġshak, Ģunu kesin olarak bil ki, kim bu dünyadan
kör olarak çıkarsa (Allah’ın en büyük ayeti olan zamanın
Ġmamını tanımadan ölürse), ahirette de kör ve yolca daha
sapık olur. Ey Ġshak, (bu) gözler kör olmaz, fakat
göğüslerdeki kalpler kör olur. Nitekim Allah-u Teala Ģöyle
buyuruyor: (O zalim der ki) “Rabbim, beni neden kör
olarak haşrettin, halbuki ben görüyordum?” (Allah da)
der ki: “İşte böyle; sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları
unutuvermiştin (kalp gözünü açmamıştın), bu gün de sen
işte böyle unutulursun.” 8
2- “Ġyilerin iyileri sevmesi, iyiler için sevaptır; facirlerin
iyileri sevmesi, iyiler için bir üstünlüktür; facirlerin iyilere
düĢmanlığı, iyilere ziynettir; iyilerin facirlere düĢmanlığı
ise facirler için bir aĢağılanmadır.”
3- “Hakkı terk eden her güçlü zelil olur; hakka sarılan
her zelil de izzetli olur.”
8 - Taha/125-126.
4- “Nefsini koruyan, dinini muhafaza eden, heva ve
hevesine uymayan, Allah’ın emrine itaat eden fakihleri
(müçtehitleri), avam (halk kesimi) taklit etmelidir.”
5- “Bir zaman gelir ki, insanlar güler yüzlü ama siyah
kalpli olurlar; Peygamber’in sünnetlerini bidat, bidatleri
ise sünnet sayarlar; mümin onların yanlarında hakir,
münafık ise saygılı olur; onlara hükmedenler cahil ve
zalim olur; alimleri ise zalimlerin kapılarında yeralır...”
6- “Ġnsanların en takvalısı, Ģüpheli olan iĢlere teĢebbüs
etmeyen kimsedir; insanların en abidi, farzları eda eden
kimsedir; insanların en zahidi, haramları terk eden
kimsedir; insanların en çok çaba göstereni, günahları terk
eden kimsedir.”
7- “Dostlarının iyisi, hatalarını unutup yaptığın iyilikleri
aklından çıkarmayan kimsedir.”
8- “Ahmağın kalbi dilindedir, hekimin diliyse
kalbindedir.”
9- “Bir kimseyi zahmete sokacak bir Ģeyle ona ikramda
bulunma.”
10- “Allah’a ulaĢmak (seyr-u suluk) bir yoldur ki, ancak
geceleri dürmekle (ibadet ve duayla sabahlamakla) onu kat
etmek mümkün olur.”
11- “MünakaĢa yapma; yoksa değerin yok olur; Ģaka
yapma; aksi takdirde baĢkaları sana cüret eder (heybetin
sarsılır).”
12- “Müminin, onu zelil kılacak bir Ģeye meyletmesi
onun için ne de çirkindir.”
13- “Allah-u Teala’nın, minnet ve rahmetiyle bazı
vazifeleri size farz kılması, size muhtaç olduğundan dolayı
değildir; çünkü O’ndan baĢka bir Ġlah yoktur. Kendisinden
bir rahmet olarak iyiyi kötüden ayırt etmesi,
göğüslerinizdeki sırları sınaması, kalplerinizde olanları
temizlemesi, rahmetine doğru yarıĢmanız ve cennetteki
makamlarınızın (amel hasebiyle) birbirinden üstün olması
için o vazifeleri size farz kıldı. Böylece haccı, umreyi,
namazı, zekatı, orucu ve velayeti (Ehl-i Beyt Ġmamlarını
tanımayı) size farz kıldı. Farzların kapılarını açmanız için
size bir kapı açtı ve yolunu bulmanız için de size bir
anahtar (yani velayet) verdi.”
14- “Ġki hasletten daha üstün bir Ģey yoktur: Allah’a
iman etmek ve mümin kardeĢlere yararlı olmak.”
15- “Bel kıran musibetlerden biri de, gördüğü iyiliği
gizleyen ve kötülüğü açığa vuran komĢudur.”
16- “Tevazu (alçak gönüllülük), kıskanılmayan bir
nimettir.”
17- “Mahzun bir Ģahsın yanında sevinçli olduğunu
göstermek edepsizliktir.”
18- “Huzuru en az olan insanlar, kin güden
kimselerdir.”
19- “Kötülükler bir odaya bırakılmıĢ, yalan ise o odanın
anahtarı kılınmıĢtır.”
20- “Affedilmeyecek günahlardan biri de kiĢinin; KeĢke
sadece bir günahımdan sorguya çekilsem (yani bu günah
önemli değildir) demesidir. Ġnsanlar arasında Ģirk,
karıncanın karanlık gecede siyah bir çul üzerindeki
hareketinden daha gizlidir.”
21- “Nimetin değerini ancak Ģükreden bilir; nimete de
ancak arif Ģükreder.”
22- “Kim övülmeye layık olmayan bir kimseyi övüp
methederse, itham edilecek Ģahsın yerinde durmuĢtur.”
23- “Eğer Muhammed (s.a.a) ve evlatlarından olan
vasileri olmasaydı, hayvanlar gibi ĢaĢkınlık içerisinde
kalıp farzlardan hiçbirini tanımazdınız. Acaba Ģehire, giriĢ
kapısından baĢka bir yerden girilir mi? Allah,
Peygamber’den sonra veliler atamakla size olan nimetini
tamamladığında kitabında Ģu ayeti indirdi: “Bugün
dininizi ikmal ettim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve
size din olarak İslam’ı seçip beğendim.” Velileri için sizin
üzerinize bazı haklar farz kıldı. EĢlerinizin, mallarınızın,
yiyecek ve içeceklerinizin size helal olması için, hakları
eda etmeyi size emretti. Allah (c.c) buyuruyor ki: “De ki:
Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim
ancak yakınlarıma sevgi göstermenizdir.” Bilin ki, kim
(bu hakları ödemekte) cimrilik ederse, bu cimriliği sadece
kendi zararınadır; Allah müstağnidir, sizlerse muhtaçsınız.
O’ndan baĢka Ġlah yoktur.”
24- “Cahile riyazet çektirmek (nefsinin isteklerine karĢı
durmasını sağlamak) ve bir iĢe alıĢkın olanı
alıĢkanlığından döndürmek, mucize gibi bir iĢtir.”
25- “Bil ki, isteklerde direnip ısrar etmek, değeri yok
ettiği gibi yorgunluk ve boyun eğmeye de sebep olur.”
26- “BaĢkalarında sevmediğin sıfatlardan kaçınman,
edep olarak sana yeter.”
27- “Cömertliğin bir haddi vardır, o haddi aĢarsa israf
olur; ihtiyatın bir miktarı vardır, o miktarı aĢarsa korkaklık
olur; iktisat için bir ölçü vardır, o ölçüyü aĢarsa cimrilik ve
tamahkarlık olur; Ģecaatin bir haddi vardır, o haddi aĢarsa
aldırmazlık (delilik) olur.”
28- “Sakın Allah hakkında (ve din hususunda) kusur
etmeyin; yoksa hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Allah’ın
itaatinden yüz çeviren ve O’nun evliyasının öğütlerini
kabul etmeyen kimse, Allah’ın rahmetinden uzak olsun.
Allah size, kendisine, Resulüne ve ulu’l-emre itaat etmeyi
emretmiĢtir. Allah, sizin güçsüzlüğünüz ve gafletinizden
dolayı size acısın ve iĢlerinizde sizi sabırlı kılsın. Ġnsanı
Kerim olan Rabbine karĢı mağrur eden nedir acaba?...”
29- “Huyu takvalı olmak, tabiatı iyilik yapmak, hasleti
de tahammül etmek olan bir kimsenin dostu çok olur.”
30- “Gönüller neĢeli iken onları yakalayın üzgün
oldukları zaman ise kendi hallerine bırakın.”
31- Bir adam, Ġmam (a.s)’ın küçük yaĢta iken birgün
ağladığını ve diğer çocukların ise oynamakla meĢgul
olduğunu görünce, Ġmam’ın oynamak için diğer çocuklar
gibi oyuncağı olmadığından dolayı ağladığını zannederek
Ġmam’a; “Sana oyuncak alayım mı?” dedi. Ġmam (a.s)
bunun üzerine Ģöyle buyurdular: “Ey aklı az adam, biz
eğlenmek ve oynamak için yaratılmamıĢız.” “Ne için
yatılmıĢız?” dediğinde, Ġmam (a.s): “Ġlim ve ibadet için
yaratılmıĢız” buyurdular. “Bu sözü nereden diyorsun?”
dediğinde de Ģöyle buyurdular: “Allah’ın Ģu sözünden:
“Bizim sizi boĢ bir amaç uğruna yarattığımızı ve sizin
gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi
sandınız.” 9
32- “Allah tarafından tazmin olunmuĢ rızk, farz olan
amellerden seni alıkoymasın.”
33- “Allah’ın nimetiyle kuĢatılmayan hiçbir bela
yoktur.”
9 - Müminun/145.
34- “Ġbadet, çok (müstehap) oruç tutmak ve çok
(müstehap) namaz kılmak değildir; ibadet, Allah’ın
yaratıkları hakkında çok düĢünmektir.”
35- Şiilerine buyurdular ki: “Sizlere Allah’tan
korkmayı, dininiz hususunda veralı (Ģüpheli Ģeylerden
kaçınan) olmayı, Allah için çaba göstermeyi, doğru
konuĢmayı, size güvenip yanınızda emanet bırakan
kimseye, ister iyi olun ister kötü emanetini iade etmeyi,
secdeleri uzatmayı ve iyi komĢuluk yapmayı tavsiye
ediyorum; iĢte Muhammed (s.a.a) bunlarla gönderilmiĢtir.
Onların (Ehl-i Sünnet’in) namaz ve cenaze merasimlerine
katılın, hastalarını ziyaret edin, haklarını ödeyin.
Sizden biri, dininde veralı, doğru konuĢan , emaneti
sahibine veren ve halka karĢı güzel ahlaklı olduğunda, “Bu
ġii’dir” denilir; bu ise bizi hoĢnut eder. Allah’tan korkun,
bizlere ziynet olun utanç vesilesi olmayın; muhabbetleri
bize doğru çekin; her çeĢit kötülüğü bizden uzaklaĢtırın.
Çünkü biz, hakkımızda söylenen her iyiliğin ehliyiz ve
aleyhimizde söylenen her kötülükten uzağız. Allah’ın
kitabında, bizim hakkımız, Hz. Resulullah’a olan
yakınlığımız ve Allah
tarafından da tertemiz (masum) kılındığımız açıklanmıĢtır.
Bizden baĢka yalancı hariç hiç kimse bu makamı iddia
edemez.
Allah’ı ve ölümü çok anın, Kur’ân’ı çok tilavet edin,
Peygamber (s.a.a)’e çok salavat getirin. Çünkü
Peygamber’e salavat getirmenin on hasenesi (sevabı)
vardır. Size yaptığım tavsiyeleri unutmayın. Selamımı size
ileterek sizi Allah’a emanet ediyorum.”
36- “Kim mecliste makamından aĢağı bir yerde
oturmaya razı olursa, yerinden kalkıncaya kadar Allah ve
melekleri ona salat ederler.”
37- “Çocuğun küçüklükte babaya karĢı saygısızlığı,
büyüdüğünde ona karĢı gelmesine sebep olur.”
38- “Taaccüp etmeksizin (bir sebep olmaksızın) gülmek
cahilliktendir.”
39- “ġüphesiz sizler, kısa süre ve sayılı günler
içerisinde yer almıĢsınız; ölüm ise ansızın gelmektedir.
Hayır eken, sevinç ve saadet biçer; Ģer eken ise kötülük ve
piĢmanlık biçer. Her ekici ektiğine ulaĢır. Ağır davranan
(dünyada kendisine belirlenen) nasibinden mahrum
kalmadığı gibi, haris de nasibinden fazlasını elde edemez.
Kime hayır verilirse, o hayrı Allah bağıĢlamıĢtır. Kim de
Ģerden korunursa, onu da Allah korumuĢtur.”
40- “Ġnsanların karĢısında (günah yapmaktan)
çekinmeyen, Allah’tan çekinmez.” (Ġnsanlardan
utanmayan Allah’tan utanmaz.)
KAYNAKLAR
1- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1039.
2- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1045.
3- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049.
4- Vesail’uĢ- ġia, c. 18, s. 95.
5- Müstedrek’ul- Vesail, c. 2, s. 322.
6- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049, h. 18.
7- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.
8- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 374.
9- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051, h. 32.
10- Envar’ul- Behiyye, s. 353.
11- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1043.
12- Envar’ul- Behiyye, s. 353.
13- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1039.
14- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049.
15- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 372.
16- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051.
17- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 374.
18- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 373.
19- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.
20- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1045.
21- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 378.
22- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 378.
23- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1041.
24- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051.
25- Bihar’ul- Envar,c. 78, s. 378.
26- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 377.
27- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 377.
28- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1041.
29- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.
30- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 379.
31- Ġhkak’ul- Hak, c. 12, s. 473.
32- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 374.
33- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1051, h. 34.
34- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1047.
35- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1047, h. 12.
36- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1043, h. 2.
37- Bihar’ul- Envar, s. 78, s. 374.
38- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1047.
39- Tuhaf’ul- Ukul, s. 1049, h. 19.
40- Bihar’ul- Envar, c. 78, s. 377.
HZ. MEHDİ (A.S)
HZ. MEHDĠ (A.S)’IN KISACA HAYATI
On birinci Ġmam Hasan Askeri (a.s)’ın oğlu olan Ġmam
Mehdi (a.f) Hicri 255 yılı ġaban ayının 15’inde, Samerra
Ģehrinde sabah vakti dünyaya geldi. Ġsmini “Muhammed”
koydular. Annesinin adı Nergis’tir. Ġmam’ın doğuĢu,
halkın çoğundan , özellikle Abbasi casuslarından gizli
tutuluyordu. Çünkü 12. Ġmam’ın kıyamı Hz. Peygamber
(s.a.a) tarafından müjdelendiği için Abbasi saltanatı endiĢe
içerisindeydi. Bu yüzden Ġmam’ın yok edilmesi için
planlar tertipliyorlardı.
Muhterem babaları hayatta iken, yalnızca Ġmam’ı
samimi dostu olan Ģialar ziyaret edebiliyorlardı.
Babalarının Ģahadetinden sonra Abbasi saltanatı, Ġmam’ın
öldürülmesi için geniĢ çaplı bir harekete giriĢti. Allah
Teala da bu hücceti için “Gaybet”i karar kıldı ve halkın
gözünden uzak bir Ģekilde yaĢamasını irade buyurdu.
Ġmam’ın hayatını iki döneme ayırmak mümkündür:
1- Gaybet-i Suğra (küçük gizlilik dönemi).
2- Gaybet-i Kubra (büyük gizlilik dönemi).
Birinci gaybet döneminde temiz ve pâk yaratılıĢa sahip
bazı kimseler Ġmam (a.s) tarafından, “vekalet” ve
“niyabet” makamına tayin edildiler. Bu vekiller, Ģiilerin
soru ve istifhamlarını Hz. Mehdi (a.s)’a ulaĢtırır ve
Hazretin yazdığı cevap ve tavsiyeleri “tevki” adıyla halkın
istifadesine sunuyorlardı. Bu naiplerin isimleri Ģöyledir:
1- Ebu Amr Osman bin Said.
2- Ebu Cafer Muhammed bin Osman.
3- Hüseyn bin Ruh.
4- Ali bin Muhammed.
Dördüncü naip olan Ali bin Muhammed’in vefatı ile
Ġmam’ın tarafından özel olarak belirlenen niyabet makamı
da kalkmıĢ oldu ve Ġmam’la dolaylı olarak irtibat kurma
yolu da kapanarak “Gaybet-i Kubra” dönemi baĢladı.
Hicri 328 yılından itibaren baĢlayan “Gaybt-i Kubra”
ile artık hiç kimse Ġmam’ın bulunduğu yerden haberdar
değildi. Ġmam’ın gerek mülakatlarında ve gerekse
tevkiatla-rında söylediği derin manalı sözler bu dönemdeki
meselelere ıĢık tutmaktadır. Bu buyruklar gereğince
Ġmam’ın Ģiaları bu dönemde Ehl-i Beyt Ġmamlarından
hadis nakleden fakih-lere uymalıdırlar. Gaybet-i Kubra
döneminde bu fakihlerin taĢıdıkları vazifeye Niyabet-i
Amme (Genel Naiplik) denir. Bu esasa göre Ģartları haiz
fakihler taklit mercii yani Ģer’i hükümlerde fetvalarına
uyulması gereken kiĢilerdir. Yine bu esastan yöneticilik
makamının da fakihe ait olduğu anlaĢılıyor.
Ġmam’ın dünyaya geliĢinden bu güne kadar, H.
kameriye göre 1163 yıl, H. ġemsiye göre ise 1122 yıl
geçmektedir. Bu zaman boyunca Hazretin Ģiaları, büyük
bir coĢku, aĢk ve samimiyetle Hazretin yolunu
beklemekteler. ĠnĢaal-lah o büyük kıyam dönemi en kısa
bir zamanda baĢlar. Bütün dünyanın, zulmet ve
karanlıklarından sıyrılarak adalet ve nurla dolmasını
dileriz, o günün ümidiyle...
ĠMAM MEHDĠ (A.S)'DAN KIRK
HADĠS
1- “Allah Teala, halkı abes olarak yaratmamıĢtır, onları
kendi baĢlarında da terk etmemiĢtir. Hayır, onları kendi
kudretiyle yaratmıĢtır; onlara kulak, göz, kalp ve akıllar
vermiĢtir. Sonra onlara, müjdeleyici ve korkutucu
Peygamber (a.s) göndermiĢtir; onları, Allah’ın itaatine
emretmekte, O’na karĢı günah islemekten sakındırmakta;
yaratıcıları ve dinleriyle ilgili bilmedikleri meseleleri
onlara öğretmekteler; onlara bir takım kitaplar da
vermiĢtir...
Allah Teala, o peygamberlerden bazısına ateĢi soğuk ve
esen kılmıĢtır, onu kendine halil (dost) edinmiĢtir;
onlardan bazısıyla konuĢmuĢtur, asasını ejderha yapmıĢtır;
onlardan bazısı Allah’ın izniyle ölüyü diriltmiĢ, kör ve
abraĢları iyileĢtirmiĢtir; onlardan bazılarına kuĢ dilini
(kuĢların konuĢmasını anlamayı) öğretmiĢtir...
Daha sonra Muhammed’i (s.a.a) alemlere bir rahmet
olarak peygamberliğe mebus kılmıĢtır; onun vesilesiyle
dinini tamamlamıĢ ve peygamberler göndermeye son
vermiĢtir; onu bütün insanlara göndermiĢ, sadakatinde
gerekeni aĢikar etmiĢ, alamet ve niĢanelerinden gerekeni
açıklamıĢtır.
Sonra onun da (s.a.a) ruhunu almıĢtır; imameti
(yöneticilik makamını) ondan sonra onun kardeĢi, amcası
oğlu, vasisi ve varisi olan Ali bin Ebu Talib (a.s)’a
vermiĢtir; daha sonra onun birbirinin ardınca evlatlarından
olan vasilerine vermiĢtir; onların vasıtasıyla dinini
dirilmiĢ, nurunu tamamlamıĢtır... onları günahlardan
masum kılmıĢ ayıplardan uzaklaĢtırmıĢtır, kirden
temizlemiĢ ve Ģüpheli Ģeylerden uzak tutmuĢtur; onları
ilminin hazinedarı, hikmetinin emanet bırakıldığı mahzen
ve sırrının yeri kılmıĢtır; onları bir takım delillerle teyit
etmiĢtir...”
2- Biz gerçi, dünya hükümeti zalimlerin elinde olduğu
müddetçe, kendimizin ve imanlı ġiilerimizin bazı
maslahatlarından dolayı zalimlerin yerleĢim bölgelerinden
uzak bir yerde ikamet ediyoruz, ama sizin durumunuzdan
haberdarız, durumunuz bize gizli değildir... Biz, sizi
gözetmekte ihmalkarlık etmiyoruz, sizi unutmamıĢız da.
Eğer böyle olmasaydı, musibetler belinizi büker ve
düĢmanlar kökünüzü kazırdı...”
3- “Allah’ım, Peygamberimizin (s.a.a) yanımızda
olmamasından, Ġmamımızın gaybetinden, düĢmanımızın
çokluğu ve sayımızın azlığından, fitnelerin Ģiddetinden ve
zamanın Ģerlerinin bizi güçsüz düĢürmesinden sana Ģikayet
ediyoruz. (Allah’ım,) Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat
gönder; katından olan acil bir zaferle, zorlukları
gidermenle, güçlü bir yardımınla, aĢikar kıldığın hak bir
saltanatla, bizleri kapsayan geniĢ bir rahmetinle ve bizleri
örten bir afiyetle, bize yardımda bulun; kendi rahmetin
hürmetine ey rahmedenlerin en merhametlisi!”
4- “Ben basiretten sonra körlükten, hidayetten sonra
sapıklıktan, tehlikeli amel ve fitnelerden Allah’a
sığınıyorum. Allah Teala buyuruyor ki: “Elif lam Mim.
Ġnsanlar yalnızca iman ettik diyerek sınanmadan
bırakılacaklarını mı sandılar?”10
Bu insanlar nasıl fitneye düĢüyor, hayranlık içerisinde
dolaĢıp duruyor, sağ ve solu tutuyorlar? Bunlar dinlerini
mi parçalamıĢlar, tereddüde mi kapılmıĢlar, yoksa hakka
karĢı inat mı ediyorlar, yoksa doğru rivayetlerin ve sahih
hadislerin getirdiği (açıkladığı) Ģeyden mi haberleri
yoktur? Veya haberleri var da kendilerini bilmezliğe mi
vuruyorlar? Yeryüzünün, Allah’ın zahir veya gizli
hüccetinden boĢ kalmayacağını bilmiyorlar mı? Acaba
Peygamberden sonra Ġmamların birbirinin ardınca sırasıyla
geldiğini ve Ġmametin Allah’ın emriyle önceki Ġmama (Hz.
Hasan Askeri’ye) ulaĢtığını, o da önceki babalarının
mevkisinde oturup halkı hakka ve doğru yola hidayet
ettiğini bilmiyorlar mı?
O, aydınlatıcı bir nur, ıĢık saçan bir yıldız, parlayan bir
aydı. Allah Teala kendi katında olanı onu için seçti ( onu
kendi rahmetine götürdü). O da babalarının tuttuğu yolu
tuttu, kendisinden alınan ahd üzere onların ayaklarının
yerine ayak bastı, o belirlenen bir ahd üzere kendi vasisini
belir-ledi; Allah o vasiyi bir müddete kadar kendi emriyle
sakladı, kendi takdiri gereği iradesiyle onun yerini gizli
tuttu. Onun mevkisi bizim aramızdadır, onun fazileti bizim
içindir. Eğer Allah, ondan men ettiği Ģeyi ona izin veriri ve
gizli kal-masındaki hükmünü ondan kaldırırsa, hakkı en güzel
10 - Ankebut/2.
biçimde, en açık delille ve en aĢikar niĢanesiyle onlara
gösterir, zuhur ederek hüccet ve delilini ikame eder. Ama
Allah’ın takdiri mağlup olmaz, iradesi reddedilmez ve
tevfikinden ileri geçilemez.”
5- “Acaba Allah Teala’nın; “Ey iman edenler! Allah’a,
Resulüne ve ululemre itaat edin” diye buyurduğunu
duymadınız mı? Acaba bu emri, kıyamet gününe kadar
sürecek olan bir emir değil mi? Acaba Allah Teala’nın,
Adem (a.s)’dan en sonuncu Ġmam’a (Ġmam Hasan
Askeri’ye) dek sizin için sığınacağınız sığınak ve
hidayetinize vesile olacak niĢaneler kıldığını görmediniz
mi? Ne zaman bir niĢane kaybolduysa diğer bir niĢane
zahir oldu; bir yıldız battıysa (yerine) bir baĢkası doğdu.
Allah Teala onun ( Ġmam Hasan Askeri’nin) ruhunu
aldığında, kendisi ve kulları arasındaki sebebi (bağı)
kestiğini sandınız. Hayır, hiç bir zaman böyle olmamıĢtır
ve kıyamete kadar da böyle olmayacaktır; sonunda onlar
hoĢlanmasa da Allah’ın emri zahir olacaktır.”
6- “Hidayet olmak istersen, hidayet olursun; arasan
bulursun.”
7- “Vuku bulan vakıalarda, bizim hadislerimizi rivayet
edenlere müracaat ediniz; zira onlar benim sizlere olan
hüccetimdir ve ben de Allah’ın onlara olan hüccetiyim.”
8- “Kim elindeki malımızı, bizim emrimiz olmaksızın
kendi malını harcadığı gibi helal bilip harcarsa melundur
ve kıyamet günü biz onun hasmı (düĢmanı) olcağız.
Nitekim Resulullah (s.a.a) buyurmuĢtur ki : “Kim Ehl-i
Beyt’imden, Allah’ın haram kıldığı şeyi helal sayarsa,
benim dilimle ve duası kabul olan her peygamberin diliyle
lanete uğramıtır.” Öyleyse kim bize zulmederse, bize
zulmeden zalimlerin sırasında yer alacak ve Allah’ın laneti
onun üzerine olacaktır. Çünkü Allah Teala buyurmuĢtur
ki: “Bilin ki, Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.”
9- “Yatsı namazını (bir mazereti olmaksızın) yıldızlar
birbirine girene kadar erteleyen kimse melundur,
melundur! Sabah namazını yıldızlar kayboluncaya kadar
geciktiren kimse de Allah’ın rahmetinden uzaktır,
Allah’ın rahmetinden uzaktır!”
“Allah ile hiç kimse arasında akrabalık (bağı) yoktur.”
11- “Bilin ki, gerçekten hak bizimledir ve bizim
aramızdadır; bizden baĢka hakkın kendisinde olduğunu
söyleyen kimse, yalancı ve iftiracıdır; bizden baĢka kim
onu iddia ederse azgın ve sapıktır.”
12- “Ġlahi! Sana yalvaran, karada ve denizde seni
çağıran kimselerin hakkı hürmetine Muhammed ve Âl-i
Mu-hammed’e salat gönder; Muhammed ve Âl-i
Muhammed’in hakkı hürmetine mümin erkek ve
kadınların fakirlerine zenginlik ve geniĢlik; mümin erkek
ve kadınların hastalarına Ģifa, sıhhat ve rahatlık; mümin
erkek ve kadınların yaĢayanlarına lütuf ve keramet; mümin
erkek ve kadınların ölülerine mağfiret ve rahmet; mümin
erkek ve kadınların gariplerine kendi vatanlarına salim ve
kazançlı geri dönmeyi merhamet buyur.”
13- “Dini kardeĢlerinden kim, din hususunda
Rabbinden çekinir ve üzerinde (humus, zekat vb.) olan
borcunu hak sahiplerine ulaĢtırırsa, bozucu fitnelerden ve
karartıcı sıkıntılardan güvende kalır. Kim de, Allah’ın
verdiği nimetleri, verilmesini emrettiği kimseye vermekte
cimrilik yaparsa, dünya ve ahrette zarara uğrayanlardan
olur.”
14- “Eğer ġiilerimiz -Allah onları kendi itaatine
muvaffak kılsın- üzerlerine farz olan ahde vefa etmede
kalpleri bir olursa, bizimle görüĢmek saadeti onlardan
tehir edilmez; bize nispet sahip oldukları gerçek marifet
üzere bizimle görüĢme mutluluğu, en yakın bir zamanda
onlara nasip olur. Bizi onlardan uzaklaĢtıran Ģey,
sevmediğimiz Ģeyleri yapmaları hususundaki haberin bize
ulaĢmasıdır. Allah en iyi yardım dilenendir; O bize yeter
ve O ne güzel vekildir. Allah’ın salat ve selamı, korkutucu
ve müjdeci olan efendimiz Muhammed’e ve onun pak Ehl-
i Beyt’ine olsun.”
15- “...Allah’ım, ben dünyanın hayır ve ahretin sevabını
senden istiyorum. Allah’ım, helalinle haramdan ve fazlınla
bütün yaratıklarından beni müstağni kıl. Allah’ım, ben
yararlı bir ilim, huĢulu bir kalp, Ģifa verici yeterli bir yakin,
temiz bir amel, güzel bir sabır ve büyük bir mükafat
senden istiyorum.
Allah’ım, nimetine Ģükretmeyi bana ihsan et, ihsan ve
keremini bana artır, sözümü halk arasında duyulan,
amelimi kendi katında yücelmiĢ, hayırlardaki eserime
uyulmuĢ ve düĢmanımı kahrolmuĢ kıl. Allah’ım,
Muhammed’e ve onun seçkin Âl’ine gece ve gündüzler
(sürekli olarak) salat gönder; eĢrarın Ģerrinden beni koru;
günah ve suçlarımdan beni arındır; cehennem ateĢinden
beni kurtar; dinlenme evine beni kondur; beni ve mümin
ve mümine bütün dini kardeĢlerimi bağıĢla; kendi
rahmetinle ey rahmedenlerin en merhametlisi!”
16- “Benim gaybetim döneminde benden faydalanmaya
gelince; bu dönemde benden faydalanmak, bulutlarla
örtülen güneĢten yararlanmaya benzer. Ben yeryüzü ehli
için kurtuluĢ ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da
gök ehli için emniyet vesileleridir. Öyleyse sizi
ilgilendirmeyen Ģeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen
Ģeyleri bilmek için kendinizi zahmete düĢürmeyin. Ferecin
yakın olması için çok dua ediniz. Çünkü dua sizin kurtuluĢ
vesilenizdir.”
17- “Allah-u Azze ve Celle, hakkı tamamlayıp batılı
yok etmek ister...”
18- “...Allah’ım, zengin seninle zengin olmak isteyen
ve sana muhtaç olandır; fakir ise yaratığınla zengin olmak
isteyip senden yüz çevirendir; Öyleyse Muhammed ve Âl-i
Muhammed’e salat gönder; kendinle beni yaratığından
müstağni eyle ve beni yalnızca sana el açan kimselerden
kıl.
Allah’ım, bedbaht; tövbe önünde ve rahmet arkasında
olduğu halde ümidini kesen kimsedir; amelim zayıf olsa
da, rahmetine ümidim güçlüdür; öyleyse güçlü ümidim
için zayıf amelimi bana bağıĢla.
Allah’ım, biliyorsun ki, kulların arsında benden daha
katı kalpli, günahı daha büyük olan vardır; ben de
bilmekteyim ki, senden daha güçlü, daha çok rahmeden ve
daha çok bağıĢlayan yoktur; öyleyse ey rahmetinde tek
olan (Allah), hatalarında tek olmayanı bağıĢla.
Allah’ım, Ģüphesiz sen emrettin, bizse isyan ettik; sen
nehyettin, bizse kaçınmadık; sen hatırlattın, bizse unuttuk;
sen gözümüzü açtın, bizse kendimizi körlüğe vurduk; sen
sakındırdın, bizse (hakka) tecavüz ettik; bu, senin bize
yaptığın
ihsanın karĢılığı değildi (ama biz yaptık); oysa sen bize
bildirdiğin ve bizden sakladığın Ģeye daha alimsin; bizim
yaptığımızı ve bize yapılanı daha iyi bilmektesin; öyleyse
Muhammed ve Âl-i Muhammed’e salat gönder; hata ve
unuttuklarımızdan dolayı bizi muaheze etme, yanımızda olan
haklarını bize bağıĢla, ihsanını bize tamamla ve rahmetini
bize indir...”
19- Uzun bir hadiste “fahle na’leyke” (ayakkabılarını
çıkar) ayetinin tefsirinde Ģöyle buyurmuĢtur:
“Musa (a.s), kutsal vadide rabbine münacat ettiğinde
(O’na yalvarıp yakardığında) Ģöyle arz etti: “Ey Rabbim!
Ben sevgimi yalnızca sana halis kıldım, kalbimi senin
dıĢındakilerden arındırdım.”
Musa (a.s) ailesini çok seviyordu. Allah-u Teala (onun
bu sözü üzerine) Ģöyle buyurdu: “Ayakkabılarını çıkar”
Yani eğer sevgin bana halis ise (sadece beni seviyor isen)
kalbin de baĢkasına yönelmekten arındırılmıĢsa o halde
ailenin sevgisini kalbinden sök at.”
20- “Gaybetin vuku bulmasının nedenine gelince; Allah
(c.c) buyuruyor ki: “Ey Ġman edenler, size açılandığında
hoĢunuza gitmeyecek olan Ģeyleri sormayın...”
Babalarımdan her birinin boynunda, zamanlarındaki
tağutların biatı vardı, ama ben öyle bir zamanda kıyam
edeceğim ki, tağutlardan hiç birinin biatı boynumda
olmayacaktır.”
21- “Allah’ım, eğer sana itaat ettiysem övgü senindir;
eğer isyan ettiysem hüccet senindir; rahatlık ve ferahlık
sendendir; nimet verip Ģükrü kabul eden, güçlü olup
bağıĢlayan Allah münezzehtir. Allah’ım, eğer sana isyan
etmiĢsem, senin en çok sevdiğin Ģeyde yani sana iman
etmede sana itaat etmiĢim; sana çocuk nispeti vermemiĢim
ve sana hiçbir Ģeyi Ģerik koĢmamıĢım; bunların hepsinde
senden taraf bana minnet vardır, benden taraf sana minnet
yoktur.”
22- “BaĢkasının malında, onun izni olmaksızın tasarruf
etmek hiç kimseye câiz değildir; o halde bizim malımızda
iznimiz olmaksızın tasarruf etmek nasıl câiz olabilir!? Kim
bizim emrimiz olmaksızın malımızda tasarruf ederse,
Allah’ın ona haram kıldığı Ģeyi helal bilmiĢtir. Yine kim
haksız yere malımızdan bir Ģey yerse, ateĢ yemiĢtir ve
yakında da cehennem ateĢine atılacaktır.”
23- “Her biriniz, sevgimizi kazanacak iĢleri yapmaya ve
sevmediğimiz iĢlerden ise uzak durmaya çalıĢın. Çünkü
bizim iĢimiz (zuhur etmememiz) ansızın, birden bire
olacaktır; artık o zaman tövbenin ona bir faydası
olmayacak, cezalandırmamızdan onu kurtaramayacaktır.”
24- “ġüphesiz Allah Teala bizimledir; öyleyse bizim
baĢkasına ihtiyacımız yoktur. Hak bizimledir; öyleyse
bizden ayrılan bizi korkuya düĢüremez.”
25- “Mehdi benim; zamanın kıyam edecek Ġmamı
benim; yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle
dolduracak olan benim; yeryüzü kesinlikle hüccetsiz
kalmayacaktır.”
26- “Bizi sevmenizi ve bize yönelmenizi açık sünnetler
esasına dayandırın.”
27- “Allah’ım, bize, sana itaat etmek muvaffakiyetini,
isyandan uzaklaĢmayı, niyetin doğruluğunu ve saygısı
korunması gereken kimseleri tanımayı ihsan et; hidayete
eriĢmek ve onda sabit kalmakla bize ikramda bulun;
dillerimizi doğruluk ve hikmetle güçlendir; kalplerimizi
ilim ve marifetle doldur; karınlarımızı haramdan ve
Ģüpheli Ģeylerden arıt; ellerimizi zulüm ve tecavüzden
alıkoy; gözlerimizi kötülüklerden ve hıyanetten koru;
kulaklarımızı boĢ söz ve gıybete kapat.
Alimlerimize, dünyaya düĢkün olmamayı ve
hayırseverliği; öğrencilere ciddi çalıĢmayı ve rağbeti;
dinleyenlere uymayı ve öğüt almayı ihsan et.
Müslümanların hastalarına Ģifa ve rahatlık; ölülerine
Ģefkat ve rahmet, yaĢlılarımıza vakar ve ağır baĢlılık,
gençlerimize hakka dönüĢ ve tövbe, kadınlarımıza haya ve
iffet, zenginlerimize alçak gönüllülük ve cömertlik,
fakirlerimize sabır ve kanaat lütfet.
Gazilere galibiyet, tutsaklara kutruluĢ, emir sahiplerine
adalet ve Ģefkat, emir altındakilere (halka) insaf ve güzel
huy nasip et.
Hacı ve ziyaretçilerin yol azıkları ve nafakalarını
bereketli kıl; onlara farz kıldığın hac ve umreyi eda
etmelerini müyesser eyle; ey merhametlilerin en
merhametlisi! Fazlın ve rahmetinle dualarımızı kabul
buyur.”
28- “Gerçekten tam gaybet vaki olmuĢtur. Allah (c.c)
izin vermedikçe zuhur gerçekleĢmeyecektir. Zuhurun
gerçekleĢmesi ise çok uzun bir zamandan, kalpler
katılaĢtıktan ve yeryüzü de zulümle dolduktan sonra
olacaktır.”
29- “Allah-u Teala, bize konuĢma müsaadesi verdiği
zaman, hak aĢikar, batıl ise yok olacaktır.”
30- “Ben Allah’ın yeryüzündeki Bakiyyetullah’ım
(O’nun baki bıraktığı hüccetim); O’nun düĢmanlarından
intikam alacak olan da benim.”
31- “Maarifi (dini ve islami hükümleri), bizim
yolumuzu bırakarak baĢka yoldan talep etmek, bizi inkar
etmekle eĢittir.”
32- “Biz kimden teberri ediyorsak, Ģüphesiz Allah,
melekleri, peygamberleri ve dostları da ondan teberri
etmektedirler.”
33- “Allah’ım, biz senden Ġslam ve ehline izzet
bağıĢlayacağın, nifak ve ehlini zelil edeceğin onurlu bir
devletin tahakkuk bulmasını istiyoruz; öyle bir devlet ki,
bizi o devlette, itaatine davet edenlerden ve hidayet
yolunun öncülerinden kılasın, onun vesilesiyle dünya ve
ahiret kerametini bize ihsan edesin, Allah’ım, haktan bize
tanıttığın Ģeyi taĢımaya muvaffak et; eksiğimiz olan
(tanımadığımız) Ģeyi de bize ulaĢtır (bizi ondan haberdar
kıl).”
34- “Kim bize ait maldan haram olarak bir dirhem
yerse, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun
üzerine olsun.”
35- “Mallarınıza gelince, onları (sizlerden) kabul
etmemiz sadece temiz olmanız içindir; öyleyse isteyen
versin, istemeyen vermesin; Allah’ın bize verdiği size
verdiğinden daha hayırlıdır.”
36- “Allah’ım, rahmetinin Peygamberi ve nurunun
kelimesi olan Muhammed’e rahmet et. Kalbimi yakin,
göğsümü iman, fikrimi sebat, azmimi ilim, kuvvetimi
amel, dilimi doğruluk, dinimi katından olan basiret,
gözümü ıĢık, kulağımı hikmet, dostluğumu Muhammed ve
Âl-i Muhammed’e dostluk ve velayet nuruyla doldur, ki
sana kavuĢarak ahd ve misakına vefa etmiĢ olayım da
rahmetin beni sarmıĢ olsun; Ey Mevla! Ey övülmüĢ!”
37- “Ey Nurların nuru! Ey her Ģeyi tedbir eden! Ey
kabirdekileri haĢır eden! Muhammed ve Âl-i
Muhammed’e salat gönder; bana ve ġialarıma darlıktan
kurtuluĢ ve üzüntüden çıkıĢ yolu ver; yolu bizlere geniĢlet;
kendi katından bize açıcı Ģey bağıĢla; sana layık olacak
Ģekilde bizim hakkımızda davran; ey kerim, ey
merhametlilerin en merhametlisi!”
38 “Allah’ım, kendini bana tanıt, eğer kendini bana
tanıtmazsan Resulünü tanıyamam; Allah’ım, Resulünü
bana tanıt, eğer Resulünü bana tanıtmazsan hüccetini
tanıyamam; Allah’ım, hüccetini bana tanıt, eğer hüccetini
tanıtmazsan dinimden saparım; Allah’ım, cahilliye
ölümüyle beni öldürme ve hidayet ettikten sonra kalbimi
saptırma.”
39- “Ama ferecin (zuhurun gerçekleĢmesiyle kurtuluĢ)
ortaya çıkmasına gelince; o, Allah Teala’nın iradesine
bağlıdır; vakit tayin edenler yalan söylemiĢlerdir.”
40- “Namaz gibi hiçbir Ģey Ģeytanın burnunu toprağa
sürtemez; öyleyse namaz kıl ve Ģeytanın burnunu toprağa
sürt.”
KAYNAKLAR
1- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 194.
2- Kelmet’ul- Ġmam Mehdi, s. 190.
3- Ġhticac, c. 2, s. 474; Sahifet’ul- Mehdi, s. 336.
4- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 314.
5- Kemal’ud- Din, c. 2, s.487.
6- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 502; Suhuf’ul- Mehdi, s. 354.
7- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 484.
8- Kemal’ud- Din; Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s.204.
9- Bihar’ul- Envar, c. 52, s. 484.
10- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 484.
11- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 511.
12- El- Misbah-u lil Kef’ami, s. 306.
13- Bihar’ul- Envar, c. 53; Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s.
200.
14- Bihar’ul- Envar, c. 53; Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s.
204.
15- Sahifet’ul- Mehdi, s. 312.
16- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 181; Kelimet’ul- Ġmam
Mehdi, s. 290.
17- Bihar’ul- Envar, c. 53, s.193.
18- Sahifet’ul- Mehdi, s. 320.
19- Bihar, c. 52, s. 83; c. 3, s. 65; c. 83 s. 237.
20- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 485.
21- Muhec’ud- Da’vat, s. 295; Suhuf’ul- Mehdi, s. 174.
22- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 206.
23- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 192; Ġhdicac, s. 498.
24- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 511.
25- Bihar’ul- Envar, c. 52, s. 2.
26- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 179.
27- Sahifet’ul- Mehdi, s. 18; el- Misbah-u lil Kef’ami,
s. 281.
28- Bihar, c. 53, s. 196; Ġhticac, c. 2, s. 468; el- Gayybe,
s. 178.
29- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 196.
30- Bihar’ul- Envar, c. 52, s. 24.
31- Sahifet’ul- Mehdi, s. 334.
32- Ġhticac, c. 2, s. 474.
33- Sahifet’ul- Mehdi, s. 244.
34- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 522.
35- Kelimet’ul- Ġmam Mehdi, s. 286; Kemal’ud- Din, c.
2, s. 484.
36- Sahifet’ul- Mehdi, s. 42.
37- El- Cennet’ul- Vakiye, b. 26; Suhuf’ul- Mehdi, s.
162.
38- Sahifet’ul- Mehdi, s. 260.
39- Kemal’ud- Din, c. 2, s. 484.
40- Bihar’ul- Envar, c. 53, s. 182.