MĠLLĠ EĞĠTĠM BAKANLIĞI 18. MĠLLĠ EĞĠTĠM ġURASI
EĞĠTĠMDE 2023 VĠZYONU
―ÖĞRETMENLERĠN YETĠġTĠRĠLMESĠ, ĠSTĠHDAMI VE MESLEKĠ GELĠġĠMĠ‖
KONYA BÖLGE KOMĠSYONU KOMĠSYON RAPORU
A. MEVCUT DURUM
A.1. ÖĞRETMEN YETĠġTĠRĠLMESĠ
KuruluĢ amacına paralel olarak baĢlangıçta eğitim fakülteleri öğretmen yetiĢtiren tek
yüksek öğretim kurumu olmasına rağmen bugün çeĢitli nedenlerle öğretmen kaynağının
geniĢletildiği ve baĢka fakültelere de bu görevin yüklenmek istendiği dikkati çekmektedir.
Günümüzde öğretmen kaynağı olarak; eğitim fakülteleri, fen ve edebiyat fakülteleri, ilahiyat
fakülteleri, beden eğitimi spor yüksek okulları, açık öğretim fakülteleri, sağlık bilimleri
fakülteleri, sağlık meslek yüksekokulları, iletiĢim fakülteleri ve teknoloji fakülteleri de bu
grubun içinde yer almaktadır.
A.2. ĠSTĠHDAMI
Lisans mezunu öğretmen adayları, ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel ya
da devlete ait eğitim kurumlarında istihdam edilmektedir. Öğretmen adaylarının devlet
kurumlarında görev alabilmeleri için KPSS sınavında baĢarılı olmaları gerekmektedir. KPSS
sınavında baĢarılı olan adaylar, kadrolu, sözleĢmeli ve ders ücretli olmak üzere üç farklı
biçimde görev almaktadır. Özel öğretim kurumları da öğretmenlerini Milli Eğitim
Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara göre seçmektedir.
2009-2010 yıllarında MEB istatistik verilerine göre1 Türkiye’de;
1. Okul öncesi eğitim alanında toplam okul sayısı: 26.681, öğrenci sayısı 980.654,
öğretmen sayısı 42.716,
2. Ġlköğretim alanında toplam okul sayısı 33.310, öğrenci sayısı 10.916.643,
öğretmen sayısı: 485.677’dir.
3. Ortaöğretim alanında toplam okul sayısı: 8.913, öğrenci sayısı 4.240.139,
öğretmen sayısı 206.862’dir.
4. Mevcut norm hesaplama kriterlerine göre öğretmen sayısı 717.824 olmalıdır.
Fakat buna rağmen halen görev yapan öğretmen sayısı 584.507’dir. Bu verilere
göre toplam öğretmen açığı 133.317’dir.2 Öte yandan yaklaĢık 320.000 öğretmen
adayı, atama beklemektedir.
A.3. MESLEKĠ GELĠġĠMĠ
Günümüzde iletiĢimin hızlanması, bilim ve teknolojideki değiĢmeler ve buna bağlı
bağlı olarak ortaya çıkan sosyal, ekonomik ve kültürel değiĢmelerden dolayı eğitimde de
değiĢimlerin yaĢandığı bilinmektedir. Okul kavramı, okullarda kullanılan öğretim yöntemleri
ve müfredatı giderek değiĢmekte ve bütün bunlara bağlı olarak öğretmenin görev, rol ve
sorumlulukları çeĢitlenerek artmaktadır. Bu değiĢiklikler göz önünde bulundurulduğunda
öğretmen yetiĢtirmede sadece hizmet öncesi eğitim tek baĢına yetersiz kalmaktadır. Yeni
öğretmenlerin sisteme uyum sağlamaları, mevcut öğretmenlerin ise meslekle alakalı
değiĢikliklere ayak uydurabilmeleri ve bilgilerini güncelleyerek kendilerini geliĢtirmeleri için
sürekli olarak hizmet içi eğitimle desteklenmelerine ihtiyaç vardır.
Ülkemizde öğretmenlerin hizmet içi eğitimi MEB’e bağlı Hizmet Ġçi Eğitim Dairesi
BaĢkanlığı tarafından yürütülmektedir. 1993 yılında Hizmet Ġçi Eğitim Dairesi BaĢkanlığı bir
1
T. C. Millî Eğitim Bakanlığı (2010). 2009 Yılı Faaliyet Raporu: Millî Eğitim Bakanlığı Ġç Denetim Birimi
BaĢkanlığı, Ankara.
2
T. C. Millî Eğitim Bakanlığı (2010). 2009 Yılı Faaliyet Raporu: Millî Eğitim Bakanlığı Ġç Denetim Birimi
BaĢkanlığı, Ankara.
genelge ile merkezi hizmet içi eğitim faaliyetlerinin yanı sıra Bakanlık taĢra teĢkilatına da
yetki vererek mahalli hizmet içi eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesinin önünü açmıĢtır.
Öğretmenlerin mesleki geliĢimleri için Milli Eğitim Bakanlığı Hizmet içi Eğitim Daire
BaĢkanlığınca her yıl hizmet içi eğitim planı yayınlanmaktadır. Bu amaçla da Türkiye
genelinde de bakanlığımızın 7 adet hizmet içi eğitim enstitüsü bulunmaktadır. Bakanlığımızca
2009 yılında düzenlenen hizmet içi eğitim faaliyetlerine 930 faaliyete 45102 katılımcı
katılmıĢtır.
Eğitim-öğretim yılının baĢlangıcında ve bitiminde ilköğretim okullarında seminer
çalıĢmaları yapılmaktadır.
Tüm kamu görevlilerinde olduğu gibi mesleğe yeni baĢlayan öğretmenler için de
meslekteki birinci yıl adaylık dönemi olarak değerlendirilmektedir. Bu süreç, adayların okulu
ve sistemi tanımalarına kendi yeterliklerinin veya zayıf yanlarının farkına varmalarına,
eksiklerini gidermelerine ve mesleğe daha güvenle baĢlamalarına yardımcı olmak üzere
düĢünülmüĢtür.
Okul-üniversite iĢ birliği yoğun olarak öğretmenlik uygulamaları dersleri çerçevesinde
görülmektedir. Zaman zaman hizmet içi eğitim çalıĢmaları için de iĢ birliği yapılmaktadır.
B. DÜNYADAKĠ GELĠġMELER
B.1. ÖĞRETMEN YETĠġTĠRĠLMESĠ
Öğretmen yetiĢtirilmesi konusunda farklı ülkelerde farklı uygulamalar bulunmaktadır.
Örnek olarak Almanya, Finlandiya, Amerika, Japonya, Ġngiltere Fransa ve Norveç’teki
uygulamalar hakkında bilgi verilmiĢtir.
ALMANYA
Almanya’da eyaletlere göre farklılıklar olmakla birlikte ilkokullarda sınıf öğretmenliği
için en az 3, ortaöğretim alan öğretmenliği için en az 4 yıllık öğretmenlik eğitimi ve bu
eğitimin üniversitelere bağlı ya da bağımsız, ancak üniversite düzeyinde yetkilere sahip
eğitim yüksek okullarında verilmesi ilkesi tüm eyaletlerce benimsenmiĢtir. Üniversite
eğitiminden sonra iki yıl staj yapılmaktadır. Almanya’da öğretmenlik eğitimlerini
tamamlayan öğretmen adaylarının öğretmenliğe atanmaları için her eyaletteki Devlet Sınav
Dairesi tarafından yapılan I. Devlet Sınavını baĢarmaları zorunludur. Adayların alan bilgisinin
sınandığı bu sınavı baĢaranlar, stajyer öğretmen olarak bir okulda görevlendirilir ve iki yıl
süren stajyerlik durumuna baĢlar.
FĠNLANDĠYA
Fin kültüründe, öğretmenlik mesleği, toplumdaki en önemli mesleklerden biri olarak
değerlendirilir ve öğretmen eğitimine çok fazla yatırım yapılmaktadır. Öğretmenliğe
baĢvuranların sadece %15 i iĢe kabul edilmektedir. Hiç kimse yüksek lisans mezuniyet
derecesi olmadan öğretmenlik yapamamaktadır. ĠĢe kabul edildikten sonra da öğretmenler,
tatilleri boyunca sürekli olarak, bilgilerini ve yeteneklerini artırmak için kurslara
gönderilmektedir.
AMERĠKA BĠRLEġĠK DEVLETLERĠ
ABD’de bulunan 1800 üniversitenin 750’sinde eğitim fakültesi veya kolej vardır.
Buralarda öğretmen eğitimi 4 aĢamalıdır:
1- Liberal Eğitim
2- Alan Bilgisi
3- Profesyonel Eğitim
4- Uygulama Eğitimi
Amerika’da öğretmen adayları bir ya da iki yıllık kolej ön eğitimi almalarının yanı sıra
Amerika genelinde uygulanmakta olan Skolastik Tutum Testi (SAT) veya Amerikan Kolej Test
(ACT)’e girmek zorundadırlar. Bu sınavlardan birinden aldıkları puanı lise diplomasını ve mezun
oldukları okuldan alacakları referans mektuplarını girmek istedikleri bölüme verirler. Ancak
bölüm tarafından yapılan kiĢisel mülakat sınavından geçenler bu bölümlere alınırlar.
Üniversiteler öğrenci alımında önceliği, SAT’da veya ACT’de gerekli puanı alan ve lisede ilk %
25’e girenlere tanırlar.
JAPONYA
Japon eğitim sisteminde iki önemli sınav vardır. Bunlardan birincisi liseye giriĢte diğeri
üniversiteye giriĢte uygulanır. Üniversite giriĢ sınavı iki aĢamalı olup, ilkine tüm lise mezunları
girebilir. Ġkinci sınavı üniversiteler birinci sınav sonuçlarını da göz önünde bulundurarak
kendileri yaparlar. Öğretmen yetiĢtiren kurumlar ise bu sınavın yanında adayların yetenek ve
tutumlarını ölçen testler uygularlar. Japonya’da öğretmen maaĢlarının yüksek olması bu mesleğe
yönelimi artırmaktadır. Kontenjan sınırlı olduğundan adayları seçmek için bir dizi sınav
yapılmaktadır.
Japonya’da hizmet öncesi eğitim adayların öğretmenlik yapacağı okul türüne göre değiĢir.
Ayrıca adayların pedagojik formasyon sertifikası alması gerekir. Bu sertifikalar mezun olunan
okul türüne ve öğretim seviyesine göre kalıcı, özel ve geçici olmak üzere üç çeĢittir. Ayrıca
engelli öğrenci öğretmenliği için genel bir sertifika verilmektedir.
ĠNGĠLTERE
Ġngiltere’de ve Ġskoçya’da öğretmen olabilmek için herhangi bir sınav olmayıp lisede
yapılan mesleki yönlendirme ile adaylar seçilir. Bunun yanı sıra orta öğretimde iken girmek
istediği bölümle ilgili en az iki dersten ―A‖ ile mezun olmuĢ olmak, matematik, fen ve Ġngilizce
derslerinden de ―C‖ ile mezun olmak gerekmektedir. Ayrıca sağlık raporu ve referans mektupları
da gereklidir. Akademik eğitim Ġskoçya’da dört yıl, bazı yerlerde de üç yıldır ve diğer derslerin
yanında din dersi zorunludur. Bütün Ģartları yerine getiren öğrenciler dört yıl sonunda ―Kaliteli
Öğretmen‖ sertifikası ile birlikte lisans diploması almaya hak kazanırlar.
Öğretmen olabilmek için akademik eğitim yeterli değildir. Ayrıca pedagojik formasyon
için profesyonel eğitim dedikleri bir yıllık lisans üstü eğitim görmeleri gerekir. Burada elde
edilen baĢarıyı diğer üniversitelerden gelen akademik bir jüri değerlendirir.
FRANSA
Öğretmen yetiĢtirme iĢi Öğretmen YetiĢtirme Enstitülerinin (IUFM) ve Yüksek öğretmen
okullarının iĢidir. Bu okullara girmek için, baĢarı testinden geçer puan almıĢ olma, iki yıllık ön
eğitim almıĢ olma ve üniversite mezunu olma Ģartları aranır. GiriĢte orta öğretim baĢarı puanının
etkili olmasının yanında, referans mektupları da gerekir. Öğrencilere okul türlerine göre sertifika
verilir. Bu sertifikayı alanlar öğretmenlik yapma hakkına kavuĢur. Fransa’da öğretmen olmada ya
da IUFM`lere girmede yaĢ sınırı yoktur.
NORVEÇ
Okul öncesi eğitim kurumlarında (3-5 yaĢ) görev almak isteyenlerin en az 3 yıllık bir
eğitim fakültesi öğrenimi görmüĢ olmaları beklenmektedir. Benzer Ģekilde bir ilköğretim
okulunda (6-12 yaĢ) görev almak isteyen öğretmen adaylarından ise en az 3 yıllık sınıf
öğretmenliği veya branĢ öğretmenliği öğrenimi görmüĢ olmaları istenmektedir.
Ġlköğretim III. Kademe olarak da adlandırılan ―alt öğretim‖ (13-15 yaĢ) seviyesinde
görev alacak öğretmenlerin en az 4 yıllık bir sınıf öğretmenliği veya branĢ öğretmenliği
sertifikasına sahip olmaları beklenmektedir. Üst ortaöğretim (16-19 yaĢ) seviyesi öğretmen
adaylarından ise 5-6 yıllık bir üniversite öğrenimi ve öğretim yapacağı branĢta en az 1 yıllık
deneyim aranmaktadır.
Sonuç olarak, dünyadaki birçok ülkede: Öğretmen yetiĢtirme en az lisans eğitimiyle,
üniversiteler tarafından gerçekleĢtirilmektedir. Hatta bazı ülkelerde öğretmen olmak
lisansüstü eğitimi gerektirmektedir. Stajyerlik uygulamasına bütün ülkelerde önem
verilmekte; fakat ülkeden ülkeye süresi farklılık göstermektedir. Yabancı ülkelerin çoğunda
öğretmen adaylarına lisans eğitiminden sonra öğretmenliğe geçiĢ sınavı yapılmaktadır.
Öğretmenliğe atananların meslek içinde geliĢimlerini sağlamaları bir zorunluluk haline
getirilmiĢtir. Hizmet içinde öğretmenlerin sağladığı geliĢmelere göre ücretlerinde ve
kariyerlerinde geliĢmeler yapılmaktadır.
B.2. ĠSTĠHDAMI
Öğretmen olmaya hak kazanmıĢ adayların istihdamı konusunda Almanya, Ġngiltere ve
Japonya’daki uygulamalar hakkında bilgi verilmiĢtir.
ALMANYA (Hamburg)
Hamburg’da öğretmen olabilmek için Öğretmen Sınav Kurumu tarafından yapılan iki
aĢamalı bir sınavdan geçmek zorunluluğu vardır. Yasa ve yönetmelikte belirtilen esaslara
uygun olarak yükseköğrenimlerini ve uygulama çalıĢmalarını baĢarıyla tamamlayan adaylar,
birinci devlet sınavına girerler. Bu sınav adayların öğretmenlik alanı için gerekli olan bilgi,
beceri ve yeterlikleri kazanıp kazanmadıklarını belirlemeye yönelik olup, yazılı ve sözlü
olarak iki aĢamada gerçekleĢtirilir. Birinci devlet sınavında baĢarı olan öğrenci kendine bir
staj yeri bulmak durumundadır.
Staj dönemi genellikle iki yıl sürer ve sonunda bir sınava daha girilir. Stajyerlik
dönemini baĢarıyla tamamlayanlar ikinci devlet sınavına alınırlar. Bu sınav da yazılı ve sözlü
olarak yapılır. Bu sınavda öğretmenlik için gerekli davranıĢların kazanılıp kazanılmadığına
bakılır. Staj sonunda yapılan ikinci devlet sınavında baĢarılı olan öğrenci artık öğretmen
olarak görev yapabilir.
Öğretmen adayları, hazırlık sürecini baĢarıyla tamamlamalarının ardından resmî
okullara kadrolu iĢ için baĢvurabilirler. Öğretmen, görev yapacağı okulu kendisi bulmak
zorundadır.
ĠNGĠLTERE
Ġngiltere’de herhangi bir okula öğretmen olarak atanabilmek için öncelikle ―Nitelikli
Öğretmen Statüsü‖nü kazanmıĢ olmak gerekir. Bunun için de Eğitim ve Ġstihdam Bakanlığı
tarafından yetkinleĢtirilmiĢ bir Temel Öğretmen Eğitimi kursunu bitirmiĢ olmak gerekir.
Yerel eğitim otoriteleri ya da okul yönetimleri ihtiyaç duydukları öğretmen için ulusal
düzeyde yayınlanan Eğitim Dergisi’ne ilan verirler. Ġlgilenen öğretmenler baĢvuru formunu
doldurarak baĢvuruda bulunurlar. BaĢvuru sahipleri içinden uygun görülen öğretmen ya da
öğretmenler mülakata çağrılır. Mülakat sonucunda seçilen öğretmen ya da öğretmenler ile
okul yönetimi sözleĢme imzalar ve öğretmen ataması gerçekleĢtirilmiĢ olur.
Ġlköğretim okulu öğretmenliği için ulusal standartların yanı sıra, ilköğretim çağındaki
çocukların eğitimi ile ilgili bir eğitim almıĢ olmaları gerekir.
Ġngiltere’de okullardaki yönetim kurulları, okulda çalıĢanların iĢe alınması veya iĢten
çıkarılması hakkındaki bütün sorumluluğa sahiptir. Okulun yaptığı ilân üzerine istenen Ģartları
taĢıyan adaylar, okul yönetimince hazırlanmıĢ olan baĢvuru formunu doldurarak baĢvuruda
bulunur. Okul yönetimi adayları görüĢmeye alır. GörüĢme sonucunda uygun olan öğretmen
ile sözleĢme imzalanır.
JAPONYA
Japonya’da ilkokulda öğretmenlik yapmanın ilk koĢulu üniversite mezunu olmak ve
―öğretmenlik pedagojik formasyon sertifika‖sını almaktır. Öğretmen sertifikaları sürekli ve
geçici olmak üzere iki tiptir. Normal sertifikalar ülke genelinde, geçici sertifikalar ise yalnızca
verildikleri il sınırları içinde geçerlidir. Normal sertifikaların da birinci ve ikinci sınıfları
vardır. Birinci sınıf sertifika sahibi olan asıl, ikinci sınıf sertifika sahibi olanlar ise, yardımcı
öğretmen olarak atanırlar.
Öğretmenlerin göreve baĢlatılmasında yetkili olan kurul, Yerel Eğitim
Komisyonları’dır. Öğretmenlik sertifikası alan kiĢiler, bölge eğitim kuruluna baĢvurarak
görev isterler. Resmî okullarda görev alacak öğretmenler için her ilde var olan o ile bağlı
eğitim komitesi tarafından yapılan öğretmen seçme sınavını kazanmıĢ olmak gerekir.
B.3. MESLEKĠ GELĠġĠMĠ
Öğretmenlerin mesleki geliĢimi konusunda Fransa, Japonya, Ġngiltere ve
Almanya’daki uygulamalar hakkında bilgi verilmiĢtir.
FRANSA
Fransa'da öğretmenlere düzenlenen personel geliĢtirme etkinliklerini üç baĢlık altında
toplamak mümkündür. Bunlar;
1- Yönetim tarafından düzenlenen etkinlikler,
2- Öğretmenlerin kendi seçtikleri etkinlikler,
3- Yönetsel yarıĢmalar ve sınavlar için yönetimin benimsediği ve düzenlediği
etkinliklerdir.
Personel geliĢtirme etkinlikleri, üniversitelerin öğretmen eğitimi enstitülerinde, yüksek
eğitim kuruluĢlarında ve okullarda yapılır. Öğretim, ev sahibi kurum kadrosu veya
müfettiĢler, iĢ dünyasındaki kiĢiler ve uzmanlaĢmıĢ eğitimciler tarafından gerçekleĢtirilir.
JAPONYA
Japonya'da eğitim personelinin geliĢtirilmesi beĢ değiĢik Ģekilde uygulamaya
konulmaktadır. Bunlar;
1) Okul içi eğitim,
2) Uzak bölgelerde, öğretmenlerin çalıĢma grupları oluĢturarak kendi kendilerine
gerçekleĢtirdikleri informal eğitim faaliyetleri,
3) Eğitim merkezlerinde (bölge ve yerel) verilen eğitim,
4) Eğitim bakanlığı tarafından devlet eğitim merkezlerinde okul müdürleri, müdür
yardımcıları ve program danıĢmanlarına verilen eğitim,
5) 1978'den itibaren kurulmaya baĢlayan ve devlet tarafından finanse edilen 3 eğitim
kurumunda, yılda bir olmak üzere lisansüstü eğitim amacıyla, birkaç yüz kiĢilik çalıĢan
öğretmen grubuna verilen iki yıllık eğitimdir.
ĠNGĠLTERE
Personel geliĢtirmeye çok önem veren Ġngiltere, bu hizmeti değiĢik kurumlar
aracılığıyla sunmaktadır. Özellikle öğretim yılı içinde düzenlenen geliĢtirme programlarında
üniversiteler, bölge eğitim yetkilileri, okullar, ―Manpower Services Commission‖ adı verilen
kurumlar görev yapmaktadır. Personel geliĢtirme etkinlikleri, öncelikle o bölgenin, öğretim
dalının, öğretmenlerin gereksinmeleri, karĢılaĢılan sorunlar ve beklentiler saptandıktan sonra
düzenlenmektedir. Öğretim kurumlarında aynı dalda görev yapan öğretmenler sorunları önce
görüp çalıĢmalarıyla tartıĢmaktadırlar. Sonra yerel düzeyde ele alınmakta, daha sonra ise
yükseköğretim kurumlarında, bilimsel düzeyde ele alınarak çözüm aranmaktadır. GeliĢtirme
programlarını baĢarı ile bitirenlere de yeni olanaklar tanınmaktadır.
ALMANYA
Almanya'da geliĢtirme kursları eyaletlerin sorumluluğundadır. Her eyaletteki Eğitim
ve Kültür Bakanlığı, okullar için yüksek bir otorite ve devlet memuru olan öğretmenlerin
iĢvereni olduğu için geliĢtirme faaliyetlerinden de sorumludur. Eyalet öğretmenlerin
geliĢtirilmesini üç kısma ayırır; merkezi, bölgesel ve yerel. Buna ek olarak geliĢtirme
etkinlikleri bir okulla ya da doğrudan öğretmenin kendisiyle organize edilir.
C. SORUNLAR VE ÖNERĠLER
C.1. ÖĞRETMEN YETĠġTĠRĠLMESĠ
SORUNLAR
1. Öğretmenlik mesleğine ve öğretmen yetiĢtirmeye yönelik alınan kararlar, bilimsel
ve çağdaĢ bir anlayıĢla değil; politik ve popülist bir anlayıĢla alınmaktadır. Ayrıca,
öğretmen yetiĢtirmeyle ilgili alınan kararlar sıklıkla değiĢtirilmektedir. Dolayısıyla
öğretmen yetiĢtirmede sürekli bir geliĢme sağlanamamaktadır.
2. Öğretmen yetiĢtiren yüksek öğretim kurumlarında uygulamalı derslere yeterince
yer verilmemekte, öğretmenlik mesleği içselleĢtirilememekte, mesleki heyecan ve
ideal oluĢturulamamaktadır. Eğitim fakültelerinin sınıf öğretmenliği bölümünde
öğrenim gören öğretmen adayları, birleĢtirilmiĢ sınıf eğitimini yeterince
almamaktadır. Ayrıca tüm öğretmen adayları eğitim yönetimi hakkında yeterli
donanımı bulunmadan mezun olmaktadırlar. Bu durum atandıkları ilk dönemlerde
öğretmenlik ve idari görevlerine bağlı olarak sorunlar yaĢamalarına neden
olmaktadır.
3. Öğretmen yetiĢtirme konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’yla YÖK arasında Eğitim
fakültelerine alınacak öğrenciyle, istihdam edilecek öğretmen sayısı arasında
sağlıklı bir planlama yapılmamaktadır.
4. 2009-2010 yılında fen-edebiyat fakültesi mezunlarının da öğretmenlik formasyonu
alarak öğretmen olabilmelerine fırsat verilmesi öğretmen yetiĢtirmede geriye
dönüĢü ifade etmektedir.
5. Eğitim fakültelerinin sayısı ülkenin gereksinim duyduğu öğretmenlerin
yetiĢtirilmesi bakımından yeterli düzeye ulaĢmıĢtır. Buna rağmen ikinci öğretim
uygulamaları devam etmektedir. Eğitim fakülteleri istihdam olanakları ve öğretim
kadrolarını gözetmeksizin yeni programlar açmaktadırlar. Ayrıca bu uygulama
sayıca yetersiz olan öğretim elemanlarına aĢırı derecede ders yükü getirmekte ve
onların kendilerini yenilemeleri ve alanlarıyla ilgili yayın yapmalarını
zorlaĢtırmaktadır.
6. Ortaöğretimden sonra eğitim fakültelerine kayıt yaptırmaya gelen öğrencilerde ve
diğer fakültelerin lisans programlarını tamamlayarak ―alan öğretmeni‖ olmak için
öğretmenlik formasyonuna yönelik yüksek lisans programlarına devam etmek
isteyen öğretmen adaylarında ,öğretmenlik mesleğine (yürüteceği alana) engel
olmayacak sağlık koĢulu aranmalıdır.
7. Uzaktan eğitim yoluyla öğretmen yetiĢtirilmesi, önemli bir sorundur.
8. Meslekî teknik eğitime öğretmen yetiĢtiren fakülteler kapatılmıĢtır.
9. Anadolu Öğretmen Liselerinden mezun olanlar öğretmenliğe giriĢteki ek puan
uygulaması nedeniyle diğerlerine göre avantajlı durumda olmasına rağmen , eğitim
fakültelerine kaynaklık etme derecesi yeterli düzeyde değildir.
10. Eğitim fakültelerinin kuruluĢlarından bugüne kadar yaĢadığı en önemli sorun,
öğretim elemanı sayısının yetersiz olmasıdır. Eğitim fakültelerindeki öğretim
elemanlarının sayıca yetersizliğinin yanı sıra nitelikleri de eleĢtiri konusudur.
Ayrıca akademik çalıĢmalara çok fazla yoğunlaĢma olduğundan, akademisyen-
lerimiz milli eğitim sistemine yabancı, uygulama ortamları olan okullardan kopuk
birer teorisyen görüntüsü çizmektedirler.
11. Eğitim fakültelerinde anlatılan kaynak kitaplara iliĢkin sorunlar vardır.
ÖNERĠLER
1. Öğretmenlik mesleğine ve öğretmen yetiĢtirmeye yönelik alınan kararlar, politik,
popülist ve ideolojik anlayıĢlardan bağımsız olarak bilimsel ve çağdaĢ bir anlayıĢa
dayalı olarak alınmalıdır. Öğretmen yetiĢtirmeye yönelik alınan kararların
sonuçları alınmadan sık sık değiĢtirilmemelidir.
2. Öğretmen adaylarının sınıf ortamlarındaki deneyimlerini artırmak amacıyla okul
ve fakülte iĢ birliği ile öğretmenlik uygulamaları daha yeterli ve etkili duruma
getirilmeli, uygulamalar Ģehir merkezleri yanında kırsal alanda da yapılmalıdır.
Eğitim fakültelerindeki öğrenim süresinin 4+1 yıla çıkarılması ve son yılın
tamamen okul deneyimi ve öğretmenlik uygulamasına ayrılması gerekir. Bu
uygulama yapılırken, öğretmen adayları eğitim fakültelerindeki aldıkları mevcut
dersler ilaveten artı bir yıl olarak da okullarda öğretmen yardımcısı olarak
istihdam edilmeli ve belli bir ücretle iĢ güçlerinden faydalanılmalıdır. Bu
uygulama süresince öğretmen yardımcısı olarak istihdam edilen öğretmen
yardımcıları en az kendi branĢında 3-4 ayrı kurumda görevlendirilerek farklı
nitelikli bu kurumlarda farklı rehber öğretmenler eĢliğinde uygulamalara katılmalı,
kurumların idari personeli ve rehberlik yapan öğretmenler ile üniversitelerindeki
akademisyenler tarafından ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutularak, bu
uygulamalardan aldıkları baĢarı puanları öğretmen yardımcısı olarak akademik
notlarına dahil edilmelidir.
3. Yapılacak planlama ile Türkiye’nin en az 10-15 yıllık öğretmen ihtiyacı
belirlenerek eğitim fakültelerinde buna göre bölümler açılmalı ve bu fakültelere
ülke ihtiyacına göre öğrenci alımının sağlanmalı. YÖK ile MEB arasında öğretmen
yetiĢtirme konusunda iĢ birliğini sağlamak amacıyla kurulmuĢ olan Öğretmen
YetiĢtirme Millî Komitesi etkin bir Ģekilde çalıĢmalıdır.
4. Öğretmen yetiĢtirmenin temel kaynağı eğitim fakülteleridir. Bu nedenle farklı
uygulamalarla (öğretmenlik sertifika programı gibi) diğer fakültelere veya yüksek
okullara öğretmen yetiĢtirme yolu açılmamalı, bu yanlıĢtan en kısa sürede
dönülmelidir.
5. Eğitim fakültelerinin sayıları ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda sınırlandırılmalı,
mevcut alt yapı ve öğretim kadroları oluĢturulmadan yeni eğitim fakülteleri
açılmamalıdır. Öğrenci kontenjanları düĢürülmeli ve ikinci öğretim uygulamasına
son verilmelidir. Yeni eğitim fakültelerinin açılması da standartlara bağlanmalıdır.
6. Ortaöğretimden sonra eğitim fakültelerine kayıt yaptırmaya gelen öğrencilerde ve
diğer fakültelerin lisans programlarını tamamlayarak ―alan öğretmeni‖ olmak için
öğretmenlik formasyonuna yönelik yüksek lisans programlarına kayıt yaptırmak
isteyen öğrencilerde öğretmenlik mesleğine (yürüteceği alana) engel olmayacak
sağlık, kiĢilik ve tutum gibi özellikler dikkate alınmalıdır.
7. Uzaktan eğitim yoluyla Açık Öğretim fakültelerinde öğretmen yetiĢtirilmesine son
verilmelidir.
8. Gelecekte meslekî teknik eğitim veren ortaöğretim kurumlarına öğretmen
bulmanın sorun teĢkil edebileceği, dolayısıyla gerekli tedbirler alınmalıdır.
9. Öğretmen adaylarının öğretmenlik programlarına bilinçli bir biçimde, ilgi ve
yetenekleri doğrultusunda girmelerini sağlamak için mesleki rehberlik hizmetlerine
erken yaĢlardan baĢlanmalıdır. Ayrıca, öğretmen adaylarının öğretmenlik
programlarına giriĢlerinde üniversite sınavından aldıkları puanların yanı sıra
öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği niteliklerin ölçülmesine yönelik mekanizmalar
geliĢtirilmelidir.
10. Eğitim fakültelerine yeterli kadro verilerek, sayı ve nitelik olarak güçlendirilmesi
sağlanmalıdır.
11. Öğretmen adaylarının yetiĢtirildiği yer kuruluĢ amacında da belirtildiği gibi eğitim
fakülteleridir. Öğretmen olmak için eğitim fakültelerinin yürüttüğü programlara
farklı kaynaklardan öğrenciler gelebilmelidir. Fırsat eĢitliğini olumsuz
etkileyebilecek ek puan uygulaması gözden geçirilmelidir.
12. Yeniden yapılandırma sürecinin bir katkısı olarak belirtilen ve çeĢitli
komisyonlarca hazırlanan ilgili öğretmenlik formasyonu dersine ait kaynak
kitaplar birçok eğitim fakültesinde yetersizlikleri nedeniyle kullanılmamaktadır.
Bu konuda ihtiyaçlara cevap verecek kaynak kitaplar oluĢturulmalıdır. Eğitim
fakültelerinde okutulan öğretmenlik formasyonu ders kitapları birçok açıdan sorun
taĢımaktadır. Örneğin eğitim fakültelerindeki öğretmenlik programlarında
okutulan derslerin adları aynıdır. Fakat bu derslerin ve ders kitaplarının öğretmen
olunacak alanın özelliğini taĢıması gerekmektedir. Öğretim teknolojileri ve
materyal geliĢtirme dersinin kaynak kitapları, fen bilgisi öğretmenliği programı
için fen öğretiminde öğretim teknolojileri ve materyal geliĢtirme, ilköğretim
matematik öğretmenliği programı için matematik öğretiminde öğretim teknolojileri
ve materyal geliĢtirme biçiminde olması gerekmektedir. Yine baĢka bir örnek
olarak sınıf yönetimi dersi içinde aynı Ģeyler söylenebilir. ―Sınıf Yönetimi‖ ama
hangi kademedeki sınıfın yönetimi? Ġlgili kaynaklar bu tür önemli ayrıntılardan
uzaktır.
C-2 ĠSTĠHDAM
SORUNLAR
1. Öğretmen yetiĢtirme ve istihdamında arz talep dengesizliği bulunmaktadır. Ülke
genelinde ve okul/kurumlarda öğretmen dağılımında dengesizlikler bulunmaktadır.
2. Ülke genelinde söleĢmeli, vekil ve ücretli öğretmen çalıĢtırılması eğitimi olumsuz
yönde etkilemektedir.
3. Aday öğretmenlerle ilgili hazırlanan yönetmelik ; içerik , uygulama, öğretmenlik
mesleği yönünden beklenen faydayı sağlamamaktadır. Gerçekte pek çok aday
öğretmen atamasının yapılmasıyla birlikte, herhangi bir Temel ve Hazırlayıcı
eğitimden geçmeden sınıf sorumluluğunu almakta ,hatta okul yöneticisi
olarak da görev yapmaktadır.
4. Köy okullarında çalıĢan öğretmenlerin eĢleri ve çocukları olumsuzluklarla
karĢılaĢmaktadırlar.
5. Öğretmenlerin ilk mesleğe atanmalarında baĢvurulan Kamu Personeli Seçme
Sınavı, adayların sadece genel kültür, genel yetenek ve öğretmenlik meslek
bilgisini ölçtüğünden öğretmenlerin alan bilgisine iliĢkin bir ölçme
yapmamaktadır.
6. Ġl Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, ġube Müdürleri ile Ġlçe Milli Eğitim Müdürü
ve ġube Müdürleri diğer eğitim çalıĢanlarından düĢük maaĢ ve ücret
almaktadırlar.
7. Ġlköğretim 4-5. sınıflarda sınıf öğretmenliği uygulaması eğitimin niteliği
açısından sorundur.
8. Sınıf öğretmenleri ve branĢ öğretmenleri arasında ek ders ücreti dengesizliği
vardır.
9. Ülkemizdeki Özel Öğretim Kurumlarının sayısı yetersizdir.
ÖNERĠLER
1. Ülke genelinde ve okul/kurumlarda öğretmen dağılımı ihtiyaçlara göre dengeli
Ģekilde yapılmalıdır.
2. Öğretmenler, eğitim bölgesi ve ilçe kapsamında belirli aralıklarla rotasyona tabi
tutulmalıdırlar. Bu uygulama adil ve kurallara uygun yapılmalıdır. Ülke genelinde
vekil, sözleĢmeli ve ücetli öğretmen isdihdamına son verilmelidir.
3. Aday öğretmenler derse girmeden merkezi okullarda uyum eğitimine alınmalı, bu
çalıĢma tamamlandıktan sonra bağımsız sınıf/ders verilmeli, bu süreç en az bir
yarıyıl sürmelidir. Alan değiĢikliklerinde öğretmenler gerekli uyum eğitimine
alınmalı, sonunda geçerliliği ve güvenirliliği yüksek bir sınavdan geçirilmelidir.
4. Köy okullarında çalıĢan öğretmenlerin çocuklarının eğitimi kültürel ve sosyal
gereksinimleri ve ulaĢım sorunlarının çözülmesi. Ayrıca öğretmen çocuklarının
burs ve yatılılık imkânlarından Ģartsız olarak yararlanmasının sağlanması.
5. Öğretmenliğe ilk atamada KPSS’nin yanı sıra, öğretmen adayının fakültedeki
akademik baĢarı ortalaması da dikkate alınmalıdır. KPSS’de genel kültür,
öğretmenlik meslek bilgisinin yanı sıra alan bilgisini de ölçen sorulara da yer
verilmelidir. Ayrıca sınav, öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleğine yönelik
duyuĢsal ve deviniĢsel türden bilgi ve becerilerini de ölçmelidir.
6. Eğitim çalıĢanları arasındaki ücret dengesizlikleri giderilmelidir. Ek göstergeleri
3600 olmalıdır.
7. Ġlköğretim 1., 2., ve 3. sınıflarda sınıf öğretmenliği esas alınmalı, 4. ve 5. sınıflarda
da derslerin bütününün branĢ öğretmenleri tarafından okutulması uygulamasına
geçilmesi gerekmektedir.
8. Ġdareci olarak görev yapan sınıf öğretmenlerinin maaĢ karĢılığı derse girme
zorunluluğu yokken branĢ öğretmenlerinin idareciyken derse girme
zorunluluklarının olması adil bir uygulama değildir. Yine derslerine branĢ
öğretmenleri girdiği halde sınıf öğretmenleri ücret alabildikleri halde, branĢ
öğretmenlerinin özellikle merkezi yerlerde maaĢ karĢılığı derse dahi giremedikleri
bilinmektedir. BranĢ öğretmenlerinin isteğe bağlı olarak dersi olup olmadığına
bakılmaksızın mesai saatleri içerisinde okulda bulunması ve sınıf öğretmenleri gibi
tam ücret almaları bir çözüm olabilir. Bu sayede okul içerisinde hem boĢ geçen
derslerin önüne geçilebilecek hem de çeĢitli etkinliklerle eğitimde kalitenin
artırılması sağlanabilecektir.
9. Özel Öğretim Kurumlarının teĢvik edici önlemlerle sayısının artırılması, eğitim ve
öğretimde rekabetin oluĢmasını hem de öğretmen istihdamının özel sektör eliyle
yapılmasını sağlayacaktır.
10. Bütün eğitim çalıĢanları rotasyona tabi tutulmalı, yer değiĢtirme her yıl değiĢen
öğretmen yer değiĢtirme kılavuzuna göre değil, yönetmelik ya da kanunlara göre
yapılmalıdır. Öğretmenlerin bölgeler arası ve kentsel-kırsal arasındaki dengesiz
dağılımını gidermeye yönelik bazı düzenlemeler yapılmalı, öğretmenlerin doğu
illerine ve kırsal kesime akıĢı ve orada uzun süre kalmaları özendirilmelidir.
Örneğin öğretmenlerin maaĢları hizmet ettikleri bölgelerin zorluk derecesine göre
yeniden düzenlenmelidir.
11. MüfettiĢlik Kurumu, yapılacak hizmete yakınlık ilkesi gözetilerek Bakanlık ve Ġl
düzeyinde birleĢik bir yapıya kavuĢturularak yeniden yapılandırılmalıdır, Bakanlık
MüfettiĢleri; Milli Eğitim Müdürlüklerinin teftiĢi, soruĢturma ve özel görevleri
yapmalıdır. Diğer görevler eğitim müfettiĢleri tarafından yapılmalıdır. SoruĢturma
ve teftiĢ müfettiĢleri ayrılmalı, soruĢturma müfettiĢlerinin temel hukuk eğitimi
almaları sağlanmalıdır. MüfettiĢlerin eğitiminde; Anayasa Hukuku, soruĢturma,
TeftiĢ Tekniği dersleri bulunmalıdır, Sınıf öğretmenlerini denetleyecek müfettiĢler
tüm derslerin özel öğretim yöntemleri derslerini almalı, BranĢ müfettiĢleri kendi
alanındaki özel öğretim yöntemleri dersini almalı, MüfettiĢ seçiminde alan
bilgisinin yeterli olmasına dikkat edilmeli, MüfettiĢlerin YurtdıĢında eğitiminden
yararlandırılmaları sağlanmalıdır.
12. Öğretmenliğe ilk atamada KPSS’nin yanı sıra, öğretmen adayının fakültedeki
akademik baĢarı ortalaması da dikkate alınmalıdır. KPSS’de genel kültür,
öğretmenlik meslek bilgisinin yanı sıra alan bilgisini de ölçen sorulara da yer
verilmelidir. Ayrıca sınav, öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleğine yönelik
duyuĢsal ve deviniĢsel türden bilgi ve becerilerini de ölçmelidir.
13. Aktif öğrenme modeline göre öğretmenin dinamik ve kendini geliĢtiren rolde
olması gerekmektedir. Öğretmenin belli bir yaĢtan sonra bu modele uygun olarak
eğitim-öğretim faaliyetlerini gerçekleĢtirmesi zor görünmektedir. Bu bağlamda
öğretmenler için de bazı mesleklerde olduğu gibi yıpranma payı düĢünülerek
emeklilik yaĢı daha aĢağı çekilmelidir. 25 yılını tamamlayan öğretmenlerin emekli
olmaları teĢvik edilmelidir.
C-3 MESLEKĠ GELĠġĠMĠ
SORUNLAR
1. Hizmet içi Eğitim Dairesinin ilgili birimlerle iĢ birliği içinde gerçekleĢtirdiği
programlar; öğretmenlerin gerçek ihtiyaçları tespit edilerek yapılmamaktadır,
programa katılanların önemli bir bölümü böyle bir eğitime gerçekten ihtiyaç
duyanlardan oluĢmamaktadır. Açılan programlar sayı açısından yetersiz olduğu
gibi yapılan eğitimlerin kalitesi açısından da sorunlar vardır.
2. Aday öğretmen, öğretmen, uzman öğretmen ve baĢöğretmenlik kariyer
basamakları olarak belirlenmiĢ olmasına karĢılık model iĢletilememektedir.
3. Öğretmenin meslekî geliĢiminde üniversitelerle iĢ birliği yapılıyor, oysa model
her iki taraf açısından yeterince verimli olamamaktadır.
4. Mesleki geliĢim açısından öğretmen ve yönticilerin uzun vadede yüksek lisans ve
doktora eğitimi yapmalarının önünde engeller vardır.
5. Mevcut teftiĢ ve rehberlik, öğretmenlerin mesleki yeterliklerini destekleme ve
geliĢtirmeye katkı sağlamamaktadır. Milli Eğitim sistemi içinde teftiĢ örgütü
rehberlik hizmetinin dıĢında tutulmalıdır. Öğretmenlere yönelik rehberlik
faaliyetleri yeniden düzenlenmelidir.
6. Ders yılı baĢı ve ders yılı sonunda yapılan mesleki çalıĢmalar istenilen düzeyde
verimli olmamaktadır. Ayrıca öğretmenler meslek içinde kendilerini yeterince
yenileyip geliĢtirememektedir.
7. Öğretmenlerin değerlendirilmesi için performans değerlendirmesi
uygulanmamaktadır.Ortaöğretim kurumlarının rehberlik ve denetimi belirlenen
süre içinde yapılamamaktadır.
ÖNERĠLER
1. Hizmet içi eğitim programları; yaĢam boyu öğrenme, öğretmen ve öğrenci
yaklaĢımından hareketle, öğrenmeyi öğrenme paradigmasını dikkate alan,
öğretmenlerin geliĢimine ve ihtiyaca cevap verecek Ģekilde tekrar düzenlenerek
öğretmenlerin sistematik biçimde hizmet içi eğitimlere alınmaları sağlanmalıdır.
Hizmet içi eğitimler ortam ve sunum açısından nitelikli hale getirilmelidir.
2. Belirlenen kariyer basamakları iĢletilmelidir. Bu kariyer basamakları emekllikte
de dikate alınmalıdır.
3. Öğretmenlere mesleki geliĢimlerini ilerletmeleri amacıyla alanında Yüksek lisans
ve doktora eğitimlerine giriĢleri teĢvik edilmelidir.
4. Mevcut teftiĢ ve rehberlik sistemi, öğretmenlerin mesleki yeterliklerini geliĢtiren
ve yönlendiren bir yapıya kavuĢturulmalıdır. Yetersiz olduğu hâlde kendilerini
geliĢtirmemekte ısrarlı davranan öğretmenlere bazı yaptırımlar getirilmelidir.
(Örneğin, bu öğretmenler bir dönem derslerden muaf tutularak yalnızca taban
Oğuzhan ALACA Ali Osman AKDAĞ Sami YANIK Atalay YAMAN
Üye Üye Üye Üye
maaĢ almaları hem de bu süreçte hizmet içi eğitim almaları sağlanabilir.)
5. Mevcut teftiĢ ve rehberlik sistemi, öğretmenlerin mesleki yeterliklerini geliĢtiren
ve yönlendiren bir yapıya kavuĢturulmalıdır. Yetersiz olduğu hâlde kendilerini
geliĢtirmemekte ısrarlı davranan öğretmenlere bazı yaptırımlar getirilmelidir.
(Örneğin, bu öğretmenler bir dönem derslerden muaf tutularak yalnızca taban
maaĢ almaları hem de bu süreçte hizmet içi eğitim almaları sağlanabilir.)
6. Mesleki çalıĢmalar öğretmenin mesleki becerisini geliĢtirecek nitelikte olmalıdır.
Mesleki çalıĢmaların en az biri (ders yılı baĢı veya ders yılı sonu) üniversitelerde
verilmelidir. Mesleki çalıĢmalar, ilgililer tarafından titizlikle takip edilmeli ve
denetlenmelidir. Ayrıca hizmetiçi eğitim faaliyetleri Eğitim Fakültelerinin
katkılarıyla bu yönde düzenlenmelidir. Bu faaliyetler tüm eğitim kurumlarını
kapsamalıdır.
7. Öğretim kurumları ve öğretmenlerin performans değerlendirmesi yapılmalıdır.
Ortaöğretim kurumlarının rehberlik ve denetimleri en az üç yılda bir
gerçekleĢtirilmelidir.
8. Üniversitelerin, öğretmenlerin mesleki eğitimlerinin geliĢtirilmesi için; eğitimde
süreklilik prensibini benimseyerek mezun ettikleri öğretmen adaylarının mesleki
geliĢimlerine katkı sağlamaları gerekmektedir.
9. Öğretmenlere mesleki geliĢimlerini ilerletmeleri amacıyla alanında Yüksek lisans
ve doktora eğitimlerine giriĢleri teĢvik edilmelidir.
10. Meslekî teknik eğitimi kapsayan teknolojik geliĢmeler alanın öğretmenlerine
periyodik olarak hizmet içi eğitim kursları ile verilmeli, bu konuda üniversiteler ile
iĢ birliği yapılmalıdır.
11. Milli Eğitim Akademisi ile ilgili gerekli yasal düzenleme yapılarak iĢlevsel hale
getirilmelidir.
12. Öğretmenin ―Yeterliliği‖ ile ilgili sorun ortaya çıkması durumunda, bir öğretmen
devam edeceği bir hizmet içi eğitim programı sonucunda ―yeterliliğini‖
belgelemelidir. Yeterliliğini belgelendiremeyen öğretmen, yine milli eğitim
içerisinde bir baĢka alanda görevlendirilmelidir. Öğretmenlerin Japonya’da olduğu
gibi, her beĢ yılda bir, en az 120 saatlik zorunlu hizmet içi eğitimine tabi tutulmalı,
eğitim sonunda verilen sertifika, özlük haklarını iyileĢtirecek yönde
kullanılmalıdır. Öğretmenlerin mesleğin içerisinde çeĢitli yıllarda
değerlendirilmesi yapılmalıdır. Mesleğin 5–10–15–20–25.yıllarında öğretmenlerin
performansları değerlendirilmelidir.
Fevzi KILIÇ H.Yusuf AVġAR Osman ELMALI Yrd.Doç.Ümit ÇELEN
Üye Üye Üye Üye
Doç.Mustafa SARI U.Mehmet Ali DÖNGEL Ġsmet GÖRGÜLÜ
SAĞIRLAR
Üye Raportör Komisyon BaĢka
Raportör
2
MĠLLĠ EĞĠTĠM BAKANLIĞI 18. MĠLLĠ EĞĠTĠM ġURASI
EĞĠTĠMDE 2023 VĠZYONU
“EĞĠTĠM ORTAMLARI, KURUM KÜLTÜRÜ VE OKUL LĠDERLĠĞĠ”
KONYA BÖLGE KOMĠSYONU KOMĠSYON RAPORU
EĞĠTĠM ORTAMLARI
A-MEVCUT DURUM
Eğitim ortamları konusu sürekli güncel olan, tartıĢılan ve yeniliklere açık bir alandır.
Amacı öğrenmeyi en etkin kılmak olduğundan sadece okul ortamları ile de sınırlı değildir.
Hayat boyu öğrenmenin olduğu her yerde eğitim ortamlarının amacına uygun olarak
tasarlanması eğitimin etkinliğini, verimliliğini ve kalitesini artırır.
Eğitim ortamlarından bahsedildiğinde sadece fiziksel mekanlar, kullanılan araç gereçler
ve müfredatlar akla gelmemelidir. Sürece dahil olan tüm paydaĢların eğitim konusuna
yaklaĢımları da son derece önemlidir. Ġyi bir eğitim atmosferinin oluĢturulamadığı eğitim
ortamlarından beklenen çıktıların sağlanması beklenemez. Bu havanın oluĢturulmasında en
büyük görev kuĢkusuz baĢta okul liderlerine ve eğitimcilere düĢmektedir.
Eğitim ortamları: Öğrenmenin gerçekleĢtiği her ortam eğitim ortamıdır. Eğitim ortamı
formal ve informal eğitim ortamı olarak ikiye ayrılabilir. Ancak etkili öğrenme için her iki
ortam birbirini tamamlar ve destekler nitelikte olmalıdır.
Tanımlar
Fiziki ortamlar: Okul, okul bahçesi, sınıf, laboratuvar, atölye, kütüphane ve
müzelerdir.
Kültürel ortamlar: Çevre gezileri, resim galerileri, müze, tiyatro, okuldaki ders dıĢı
kültürel etkinlik ve sanatsal faaliyet alanlarıdır.
Sosyal ortamlar: Öğrenci etkileĢimini sağlayan, grup olma bilincini oluĢturan her tür
sosyal etkinlik ve ilgili alanlardır.
Psikolojik ortamlar: Bireyin kendini tanımasına, duyuĢsal ve biliĢsel boyutunu
anlamasına yardımcı olan etkinliklerdir. Bireyin kimlik geliĢimini, ilgi ve yeteneklerini ortaya
koyan etkinliklerdir.
Sanal ortamlar: Öğrencilerin öğrenmesine ve etkileĢimde bulunmasına olanak sağlayan
bilgi ve iletiĢim teknolojilerinin desteğiyle kullanılan ortamlardır.
Eğitim Ortamının Düzenlenmesi: Eğitim-öğretim sürecinde yer alan öğrenci öğretmen
etkileĢimi, öğrencinin geliĢim özellikleri, bireysel farklılıkları gibi psikolojik değiĢkenler,
iĢlenen konular, kullanılan öğretim yöntemleri gibi metodolojik değiĢkenler ve fiziksel
değiĢkenler göz önünde bulundurularak yapılır.
Eğitim Ortamını En Etkili ve Verimli ġekilde Düzenlemek Ġçin;
Nasıl bir insan?
Nasıl bir eğitim anlayıĢında?
Nasıl bir programla?
Nasıl bir ortamda?
yetiĢtirmek istiyoruz sorularına cevap bulmak gerekir?
Bu noktada önemli olan, eğitim ortamında bulunan tüm öğelerin belirlenen amaçlar
doğrultusunda en verimli ve etkili biçimde kullanılmasını sağlamaktır.
Eğitim ortamlarında, ortamdaki kiĢi sayısından, eğitim ortamının fiziksel koĢullarına
(ıĢığın yönü, tahtanın-ekranın bulunacağı yer, eğitim ortamının geniĢliği havalandırma
durumu vb.), eğitim ortamında bulunacak donatım araçlarına ve ekipmanlara kadar
planlanması ve dikkate alınması zorunlu etkenler bulunmaktadır.
Eğitim Ortamı-Öğrenme ĠliĢkisi
Etkili eğitim için çevre öğretme-öğrenme etkinliklerine uygun olarak düzenlenmelidir.
Bu noktada yürürlükteki öğretim programı ve benimsenen eğitim paradigması önem arz
etmektedir. Okul ve sınıf ortamı öğrenmeyi zorlaĢtıran, öğrenme önünde engeller oluĢturan
nitelikte değil öğrenmeyi kolaylaĢtıran nitelikte olmalıdır. Bunun için; fiziki düzenleme
dikkati dağıtmamalı, sınıfta trafik akıĢı kolay olmalı, okulda ve sınıfta öğrenme köĢeleri
olmalı, sıra ve sandalyeler bu düzenleme için kolay yer değiĢtirir nitelikte olmalıdır. Ortamda
aynı anda farklı etkinlikler düzenlenebilmeli ve çocuk bu etkinliklerden istediğine
katılabilmelidir.
Öğrencinin içinde bulunduğu geliĢim dönemlerinin özellikleri bilinmeden etkili
öğrenmeyi gerçekleĢtiremeyiz. Öğrencinin biliĢsel, fiziksel, sosyal vb. geliĢim özellikleri
öğrenme ortamlarını düzenlemede baĢvuracağımız kaynaklardan biridir. Örneğin
Vygotsky’nin biliĢsel geliĢim kuramı, biliĢsel geliĢimde sosyal kültürel çevrenin (öğretmen ve
arkadaĢlar) önemini vurgular. Ona göre çocuklar baĢkalarıyla etkileĢime girerek, iĢbirliği
yaparak biliĢsel geliĢimini sürdürürler ve daha iyi öğrenirler. Bu nedenle sınıf ortamının
öğrencilerin bu etkinlikleri gerçekleĢtirebilecek Ģekilde düzenlenmesi önem arz etmektedir.
Ġlköğretim öğrencilerinin bilgi veya eĢya alıĢveriĢi yapabileceği, yardımlaĢabileceği ve
tartıĢabileceği arkadaĢa ihtiyacı vardır. Bununla birlikte Vygotsky öğrenmede iĢbirliğine
dayalı öğrenmenin öneminden bahseder. Öyle ise sınıf ortamının öğrencilerin iĢbirliği
yapabileceği Ģekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu aynı zamanda yeni öğretim
programlarının temele aldığı yaklaĢıma (sosyal yapılandırmacılık) da hizmet eder. Öyle ise
özellikle ilköğretimin 1. kademesinde (1-5. Sınıflarda) geleneksel sıra düzeni tercih
edilmemeli, ortam esnek düzen oluĢturmaya elveriĢli olmalıdır.
Yine Piaget’in biliĢsel geliĢim kuramı incelendiğinde, öğrenciler karĢılaĢtıkları yeni
bilgiyi zihinlerinde var olan mevcut Ģemalara yerleĢtirerek anlamlandırmaya çalıĢırlar.
Örneğin denizle ilgili bir konu iĢlenecek olsun. Eğer sınıfımızda denizi hiç görmemiĢ
öğrenciler varsa, bu öğrenciler deniz ile ilgili bilgileri götürüp yerleĢtirecekleri bir Ģemaları
olmadığından bu bilgileri anlamlandıramayacaklardır. Bu gibi durumlarda bilgisayar ve
projeksiyon gibi biliĢim teknolojileri çok önemlidir. Deniz ile ilgili görüntülerin izletilmesi
öğrencilerin Ģema oluĢturmalarına yardım eder. Bu aynı zamanda programın temele aldığı
yapılandırmacı yaklaĢımın da bir gereğidir. Çünkü yapılandırmacı yaklaĢımda ön bilgilerin
hatırlatılması, bilginin yapılandırılması için ön koĢuldur. Bilginin yapılanmasını sağlayacak
ortam ve zengin materyaller sunulmalıdır. Artık günümüzde bütün sınıflarda bilgisayar ve
projeksiyonun bulunmasını zorunlu hale geldiğini söyleyebiliriz.
Öğrenme kuramları öğrenmenin nasıl gerçekleĢtiğini açıklar ve betimler. Bu nedenle
öğrenme kuramlarının doğurguları öğrenme ortamlarının nasıl düzenlenmesi gerektiği
konusunda bize fikir verir. Örneğin bilgiyi iĢleme kuramına göre, bilgiyi iĢleme süreçleri
dikkate alındığında, sınıflardaki tablolar kısa süreli belleğin kapasitesi dikkate alınarak
hazırlanmalıdır. Tablolarda yer alacak bilgiler kısa süreli belleğin kapasitesini aĢmamalıdır.
Yine sınıfta yer alan tabloların hazırlanmasında, araç gereçlerin seçiminde, hazırlanan
sunularda Gestalt kuramın algılama yasaları (Ģekil-zemin, devamlılık gibi) dikkate
alınmalıdır. Gestaltçılara göre, davranıĢın asıl belirleyicisi davranıĢsal (psikolojik ya da öznel
gerçek) çevredir. Yani bireyin ihtiyaçları, beklentileridir. Bu nedenle sınıfta yer alacak
panolar, grafikler, Ģekiller, tablolar öğrencinin beklenti ve ihtiyaçlarına uygun olmalıdır.
Gereksiz materyaller yer almamalıdır. Çünkü insan beyni karmaĢayı sevmez. (nörofizyolojik
kuram)
Eğitim (öğrenme) ortamlarının düzenlenmesinde dikkat edilmesi gereken bir konu da
okul öncesi ile ilköğretim birinci kademe öğretim programları, öğretim uygulamaları ve
eğitim ortamları arasındaki uyumsuzluktur. Ana sınıflarının fiziksel özelikleri ile birinci
kademe sınıfların fiziksel özellikleri arasında uçurumlar vardır. Bu da öğrencilerin uyumlarını
güçleĢtirmektedir. Ġki kademe arasında öğretim programı temelinde ortam tutarlılığı
sağlanmalıdır.
Son olarak öğrenme ortamlarının etkili olarak düzenlenebilmesi için eğitim bilimleri,
psikoloji, biyoloji, ekoloji, mühendislik, mimarlık, eğitim teknolojisi ve ekonomi bilimlerinin
de katkılarının alınması gerektiği söylenebilir.
Eğitim Ortamının Fiziksel Boyutu
Eğitim sistemini bir bütün olarak ele alırsak, eğitimin sunulduğu mekanın özellikleri ile
sistemin araç, süreç ve hedeflerinin uyum içinde olması gerekir.
Bu noktada Ģu sorular önem arz etmektedir:
— Eğitim vizyonu, paradigması fiziksel tasarımda vurgulanıyor mu? Fiziksel ortam öğrenci
merkezli eğitimi destekliyor mu?
— Okul kültürü vurgulandı mı? Vurgulandıysa, tasarıma nasıl yansıdı?
— Tasarım, esnek mi? GeliĢtirilmeye müsait mi?
- Fiziksel tasarım, yerel değerlere olumlu yönde katkıda bulunup cevap veriyor mu? Okul,
yerel binalarla ve çevredeki fiziksel unsurlar ile nasıl bir iliĢki içerisinde?
— Öğrenme-öğretme unsurları, binanın içinde de baĢarılı olarak yerleĢtirilmiĢ mi?
- Tasarım eğitim programını etkin olarak uygulamaya izin veriyor mu?
— Fiziksel ortam sosyal etkileĢim için olanaklar sağlıyor mu?
— Bina tam kapasite ile kullanılıyor mu?
Öğretim ve öğrenim için kullanılan sınıf ve diğer alanların gerek konumu gerekse
yapısı, örneğin yan sınıflardan, oyun alanlarından ya da taĢıtlardan kaynaklanan harici
gürültülerden etkilenmeyecek nitelikte olmalıdır.
Okul bahçesi öğrencilerin fiziksel ve sosyal etkileĢimi için yeterince geniĢ olmalıdır.
Çünkü unutulmamalıdır ki böyle bir ortamda öğrenciler birbirlerinden birçok Ģey öğrenebilir
ve öğretebilir. Okul ortamından yoksun kalmıĢ ve sürekli bireysel olarak eğitim almıĢ
bireylerin özellikle kendi haklarını savunma ve fiziksel mücadele davranıĢlarının yeterince
geliĢmediği bilinmektedir. Bu yüzden öğrencilerin rahatça koĢup oynayabilecekleri ve hareket
edebilecekleri ortamlar oluĢturulmalıdır.
Okulun farklı noktaları aynı anda farklı ilgilere ve hobilere cevap verecek Ģekilde
düzenlenmeli ve hobi köĢeleri oluĢturulmalıdır. Örneğin matematiğe ilgi duyan bazı
öğrencilerden oluĢan bir grup, okulun bir tarafında kendi aralarında ve sosyal kulüp
öğretmenleri rehberliğinde matematik ile ilgili serbest çalıĢmalar yapabilir, yarıĢmalar
düzenleyebilir, projeler geliĢtirebilir ve matematik konusunda zayıf öğrenciler için gönüllü
Matematik Eğitim Grupları oluĢturabilir. Aynı anda okulun baĢka bir tarafında diğer temel
bilimler için köĢeler oluĢturulabilir. Doğaya ilgi duyan öğrenciler kendi okulun bir bölümünde
bitki yetiĢtirebilir, doğayı gözlemleyebilir, hayvanlar ile ilgilenebilir ve seminer etkinlikleri
düzenleyebilir. Bu örnekler diğer alanlar için çoğaltılabilir. Tüm bu yapılan çalıĢmalar ve
oluĢturulan köĢeler ile öğrencilerin ilgi alanlarına göre kendilerini ve yeteneklerini geliĢtirme
fırsatı, öğrenciye verilmiĢ olur. Öğrencilere de farklı dönemlerde farklı köĢelere üye olarak
kendi yeteneğini keĢfetme imkânı sağlanmıĢ olur.
Okul mimarisi sadece dört duvar ve bir çatı ile oluĢturulan bir bina yerine, toplumun ya
da bölgenin kültürünü yansıtan, motiflerle süslenmiĢ bir mimari tasarımla öğrencilerde Türk
kimliğinin oluĢmasına katkı sağlanabilir.
Okul binaları güneĢ ıĢığından maksimum düzeyde faydalanmayı sağlayacak Ģekilde
yapılmalıdır. Kapalı ve flüoresan ile ısıtılan okullar yerine, bol pencereli ve güneĢ ıĢığından
yararlanılacak ve aydınlık olacak Ģekilde tasarlanmalıdır.
Okul bahçelerinde mevcut futbol ya da basketbol sahalarının yanında daha çok
öğrencinin ayna anda faydalanabileceği alanlar olmalıdır. Okuldaki diğer öğrencilerin de spor
ve sosyal ihtiyaçlarını karĢılayabilmeleri için daha az yer kaplayan jimnastik ve oyun
alanlarının bulunması gereklidir.
Diğer yandan eğitim ortamının çekirdeğinde sınıflar bulunmaktadır. Öğrencilerin yeni
bir Ģeyler üretebileceği bir eğitim için, sınıflar geniĢ, esnek ve yeterli malzemelerin olduğu
bir ortam olmalıdır. Sınıfta değiĢik ortamlar hazırlanacağı zaman çocuklarla paylaĢılmalı
onlar bu konuda bilgilendirilmeli, değiĢikliğin nedeni açıklanmalıdır. Sınıfta belli alanlarda
bireysel eğitime gereksinimi olan öğrenciler için bireysel çalıĢma ve değerlendirme köĢesi
olması gerekir. Bu köĢede öğreten ve öğrencinin oturacağı bir masa ve iki sandalye olmalıdır.
Grup çalıĢmaları için çalıĢma köĢeleri oluĢturulmalıdır. Sınıfta uygun davranıĢlar
göstermeyen öğrenciler için mola köĢesi olmalı. Mola köĢesine gönderilen çocuğa mola
nedeni açıklanmalı, ödüllerden yararlanmamasına dikkat edilmelidir.
Eğitim Ortamının Sosyal Boyutu
Sınıfın genel düzeni; sıra, masa, dolap, uzaklık gibi fiziksel unsurlar, öğretmen-öğrenci
arasında psikolojik atmosferi, iletiĢimi ve etkileĢimi olumlu Ģekilde etkilemelidir.
Okulun genel ortamı entegrasyon prensiplerine uygun olmalıdır. Bu uygunluğa
mimariden sergilemeye, mobilya ve cihazlardan kiĢilerin davranıĢlarına kadar pek çok unsur
dahildir. Alana giriĢ anından itibaren, ziyaretçiler burasının farklı ilgilere hitap eden,
insanların birbirlerine yardım ettiği, sadece talimatların takip edildiği değil aktif bir
öğrenmenin hakim olduğu, çocukların farklı ilgi ve yetenekleri doğrultusunda farklı
faaliyetlerde herkesle eĢit olarak ilgilenilen bir yer olduğunu hissetmelidir. Okullar özgün,
ilginç, cazip ve bir ev ortamı hissi veren mekanlar haline getirilmelidir. Okul çocuklar kadar
yetiĢkinlerce de kullanılabilmelidir.
Öğrenciler arasındaki sosyal ihtiyaçların karĢılanmasına izin verecek düzeyde ve
birbirleri ile rahatlıkla iletiĢim kurmalarına imkân sağlayacak Ģekilde bir sınıf düzeni
oluĢturulmalı. Öğrenciler arasındaki iĢbirliğini artıracak Ģekilde yapılandırılmalıdır.
Tüm öğrenciler, öğretmenin rahatlıkla ulaĢabileceği bir görüĢ alanı içinde kalmalı ve
görüĢ açısı bakımından eĢit mesafede olmalıdır. Bazı öğrencilerin sürekli öğretmenin gözü
önünde kalarak sürekli aynı öğrencilere söz hakkı vermesine sebebiyet verilmemelidir.
Eğitim Ortamının Psikolojik Boyutu: Bu boyutta Ģu sorular önem taĢımaktadır:
Çocuk okula severek geliyor mu?
Sınıfta olmak ona mutluluk veriyor mu?
Sınıfta çocuk kendini güvende hissediyor mu?
Öğrenci kullanacağı ders araç gereçlerine kolay ulaĢabiliyor mu?
Sınıfı öğretmen kendi rahatı için mi düzenlemiĢ yoksa öğrenci ihtiyaçları göz önüne
alınarak mı düzenlenmiĢ?
Sınıf ortamı; öğrenciler için, iĢlevsel bir sanat ve güzellik alanı, öğrencileri güdüleyici
merkez ve sınıf atmosferini olumlu etkileyen mekanlar olmalıdır. Öğrencinin çalıĢma zemini
ve ders yapma olanağı açısından iĢlevsel olmalıdır. Öğrenme aktivitelerinin arzu edilen
duruma gelmesinde öğrencide duygu yoğunluğu ortaya çıkarması bunun yanı sıra farklı
amaçlara hizmet edebilecek esneklikte olmalıdır. Okul ve sınıfın öğrencilere öğrendiklerini
doyasıya yaĢatacak estetik bir değer taĢıması önemlidir.
Sınıf ortamı ustaca düzenlenmiĢ bir çevre olmalıdır. Çünkü, çevreyi değiĢtirmek
davranıĢ değiĢtirmenin çok etkili bir yoludur. Öğrenci grupları için sınıfta birkaç öğrenme
etkinliği gerçekleĢtirebilecekleri mekanlar bulabilmeli, her grubun farklı bir araçla
çalıĢmasına imkan verilmeli, öğrencilerin iĢbirliği desteklenmeli, sınıfın yerleĢim düzeni,
kullanılacak eĢyalar ve bölümler buna göre düzenlenmelidir.
Eğitim Araçları -Öğretim Materyalleri
Öğrencilerin öğrenmelerinde, tutarlı ve mantıklı sonuçlara ulaĢmanın en iyi yolu onlara
zengin, anlamlı biçimde oluĢturulan somut yaĢantılar sunmaktır. Bu da somut yaĢantıları
sunabilecek bir ortamla, araç-gereç ve materyallerle mümkün olur. Öğretimin etkili olabilmesi
için sınıfta çoklu ortamın oluĢturulması hem öğretmen – öğrenci etkileĢimi hem de iletiĢim
açısından önemli görülmektedir.
Eğitsel materyalin faydalılık ve etkililiği onun yapılacak iĢin gereksinimlerine,
kullanıcının amaç, beklenti ve beceri düzeyine uygunluğu ile materyalin kendisinin kullanıcı
tarafından doğru anlaĢılabilmesi, kullanımının öğrenilebilmesi ve kolay kullanılır oluĢuna
bağlıdır
Okulların mevcut araç-gereç ve materyaller dikkate alınarak, öğretmenlerin gereksinim
duyacakları bilgi ve becerileri kazandıracak nitelikteki donanım, yazılım ve materyallerle
donatılması gerekir. Bu koordineli çalıĢma yapılmadan, bireysel çalıĢmalarla istenen eğitim
ürünlerinin elde edilmesi oldukça zordur.
Bilgi ve ĠletiĢim teknolojilerinin hızla yayılmasıyla fiziksel, sosyal, kültürel ortamlar
kadar sanal ortamlarda önem kazanmaya baĢlamıĢtır. Bu ortamların birbirinin yerini alması
mümkün olmadığı gibi, bu ortamların birbirlerini tamamlar nitelikte kullanılarak etkili
öğrenmenin sağlanmasına çalıĢılmaktadır.
Bilgi ve iletiĢim teknolojilerinin eğitim ortamlarına entegrasyonu Türkiye’nin
gündemine 1980’li yıllarda gelmiĢ ve günümüzde bazı aksaklıklar ve olanaksızlıklara rağmen
iyi bir ivme kazanmıĢtır. Öğrenmenin etkili olarak gerçekleĢtirilmesi için yukarıdaki
ortamların etkin bir Ģekilde kullanılması gerekmektedir.
Uzaktan eğitim sistemleri daha da yaygınlaĢtırılmalıdır. Bu sistemlerde materyallerin
daha interaktif hazırlanmasına ve video konferans gibi yüzyüze iletiĢimin daha ağırlıklı olarak
kullanılması sağlanmalıdır.
PLD dergisinin Mart 2010 tarihli 30. sayısında eğitim ortamları konusu iĢlendi. Kısa bir
süre önce Lüksemburgda Günther Domenig ve Peter Kaschnig adlı mimarlar lise öğrencileri
için bir okul inĢa ettiler. Yeni bina için öngörülen çelik konstrüksiyonların yerini, yörenin
mimari dokusuna uyumlu olması için görüntüye hâkim olan kapalı beton duvarlar aldı.
Enerjiyi verimli kullanma talebine cevap vermek için ve doğal ıĢığın öğrencilerin öğrenme
davranıĢı üzerinde olumlu etki yaratması özelliğini dikkate alarak mimarlar Ġsviçreli
aydınlatma bürosu Art Light GmbH ile, daha fazla doğal ıĢığın kullanıldığı bir konsept
geliĢtirdiler. Öğrenciler artık sınıflarının her gün doğal ıĢık ile aydınlatılmasının keyfini
çıkartıyorlar.
Yukarıda anlatılan proje kulağa hoĢ geliyor değimli. Bir okul inĢa ediliyor ve doğallık,
çevreye uyumluluk ön planda tutuluyor. Böyle bir okulda eğitim görmek sizlerinde hoĢuna
gitmez mi? Ġçinde yaĢatarak temel değerlerimizin gelecek kuĢaklara aktarılması daha kolay
olmaz mı?
Her dersin öğretilmesi kendi içerisinde önemli ayrıntıları haiz olduğu gibi, değiĢik algı
ve farklılıklara sahip insanlara da bir konunun öğretilmesi özel birtakım çabaları gerektirir.
Eğitim ortamları bu sürece önemli katkılarda bulunur. Mesela zihinsel engelli bireylerin
yetiĢtirilmesi için gerekli olan eğitim ortamları ile normal insanların eğitilmesi için gerekli
olan ortamlar aynı standartlarda tasarlanamaz.
Milli Eğitim Dergisinin 2002 yılında yayımlanan 153. sayısında eğitim ortamlarının
fiziksel boyutu incelenmiĢtir. Ġnceleme Doç.Dr. Zekeriya ULUDAĞ ve Öğr. Gör. Hatice
ODACI tarafından yapılmıĢ olup sonuç kısmında Ģu değerlendirmelere yer verilmiĢtir.
―Eğitim insanın bir halden daha iyi bir hale gelmesi için yapılan düzenlemeler olarak
görülebilir. Bu anlam itibariyle o, insanla özdeĢleĢmiĢ bir faaliyet Ģeklinde düĢünülmelidir.
Ġnsan bilgisinin kaynaklarından biri olan duyumun mekanı ve yine bir özelliği olan
hareketinin geçtiği yer de dünyadır. Yani insanı boĢlukta düĢünmek mümkün olmadığı gibi
insan, her yönüyle içinde yaĢadığı mekana, çevreye veya içinde yaĢadığı fiziksel ortama
bağımlıdır. Yukarıda ifade edildiği gibi insan eğitimi de bu faaliyetlerden biri olduğuna göre
elbette onun da bir mekanı olacaktır. Mekan insana sağladığı imkanlarla insan için gerçek
yaĢanılır bir çevre olacaktır. ĠĢte o mekan buradaki anlamıyla güvenin kaynağı olan okul ve
çevresidir. Dolayısıyla okul ve onun alt birimi olan sınıf üzerine dikkatlerin toplanması
doğaldır. Mekan olarak okul veya fiziksel ortam düzeni insanların; sağlıklarını, duygusal
dünyalarını ve performanslarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu durum,
okul mekanlarında özellikle öğrencileri ve öğretmenleri çok fazla ilgilendirmektedir. Eğitim
ve öğretim faaliyetlerinin yapıldığı okullarda bu konu üzerinde önemle durulması ve gerekli
düzenlemelerin yapılması eğitimin kalitesini arttırmada oldukça etkili olacaktır. Bu yüzden
eğitim kurumlarında; yerleĢim düzeninden, öğrenci sayısına, renk uyumuna, uygun ıĢık ve ısı
düzeyine, temizliğe, gürültünün olmamasına, estetiğe varıncaya kadar birçok fiziksel ortam
öğesinin göz önünde bulundurularak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
2000’li yıllarda ülkemizde okul binaları dizayn edilirken multi-disipliner bir yaklaĢımla
mimarlar, iç tasarımcılar, yöneticiler, öğretmenler, öğrenciler ve diğer ilgili uzmanlar hep
birlikte çalıĢarak, okul binalarını daha iĢlevsel bir yapıya dönüĢtürülmelidir. Eğitim binaları
geliĢigüzel inĢa edilebilecek yerler değildir, çünkü buralar gelecek nesli yetiĢtiren
öğretmenlerimizin çalıĢtığı ve çocuklarımızın yetiĢtiği ortamlardır. Bu nedenledir ki, okul
binalarının eğitim ve öğretim faaliyetlerini kolaylaĢtırıcı ve verimi arttırıcı bir Ģekilde
düzenlenmesi, öğrenci ve öğretmenin yanında, aileye ve halka açık yerler haline gelmesi
gerekmektedir.
B-DÜNYADAKĠ GELĠġMELER
Eğitim ortamının düzenlenmesi, tüm fiziki mekânlarla öğrenci, öğretmen, veli ve diğer
ilgililer olmak üzere tüm paydaĢları kapsayan psikolojik ve sosyal ortamı içermektedir. Bu
raporda eğitim ortamları konusu; fiziksel, psikolojik, sosyal ve eğitsel ortamlar olarak ele
alınmıĢtır. Okullar, birer eğitim ve öğrenme ortamı olması yanında öncelikle birer yaĢama
alanıdır. ÇalıĢanlar açısından baktığımızda okul bir iĢyeri, öğrenciler açısından baktığımızda
bir eğitim-öğrenme yeri olmasına karĢılık, modern toplumlarda okul, herkesin yaĢam boyu
öğrenme ihtiyaçlarının karĢılandığı bir mekân olarak algılanmaktadır. Ġnsanların gündelik
yaĢamlarının önemli bir kısmının geçtiği bu alanların her yönden onların ihtiyaç ve talepleri
dikkate alınarak hazırlanması, kendilerini güvenli ve mutlu hissetmeleri açısından önem
taĢımaktadır.
Okulların, fiziki ortamlar olarak her Ģeyden önce insanların fiziksel sağlığını tehdit
etmeyecek güvenli yerler olması sağlanmalıdır. Bunun yanında okul çevresinin insan
psikolojisi üzerindeki etkisi düĢünüldüğünde söz konusu fiziki alanların insanları psikolojik
yönden rahatsız etmeyecek ve eğitsel açıdan onların ihtiyaçlarını dikkate alacak Ģekilde
tasarlanmalıdır. Okulların fiziki durumu, okulların imajını çok etkilemektedir. Okulun
güvenlik adına dıĢ çevreden yalıtılması, onu toplumdan soyutlamakta, herkes için öğrenme ve
yaĢama alanı olma özelliğini zedelemektedir. Okulların, fiziksel ve psikolojik yönlerden
güvenli yerler olması, velilerin de çocuklarının güvenli bir ortamda eğitim görmelerini
istemeleri en tabii hakkıdır. Fiziksel ortamların, çocuğun kendini güvende hissedeceği Ģekilde
hazırlanması ve tehlikelerden uzak olması önem taĢımaktadır.
Okullar, sadece öğrenciler için olmayıp herkes için bir öğrenme yeridir. Okullar, yaĢama
hazırlık yeri olmaktan ziyade bir yaĢama alanıdır. Okullar, dersliklerden ibaret mekânlar
olmayıp okullarda öğrencilerin her türlü gereksinimlerini karĢılayacak mekânlar
oluĢturulması, okul binaları tasarlanırken bunların göz önünde bulundurulması önem
taĢımaktadır. Eğitim ortamı oluĢturulurken, çevrede bulunan artık materyallerden, günlük
yaĢamda kullanılan gerçek materyallerden ve kaynak kiĢilerden yararlanılabilir. Bu amaçla,
ailelerin ve toplumun katılımı sağlanmalıdır. Ortam düzenlenirken; okul kademelerine göre
evcilik, fen ve doğa, sanat, blok, kitap, müzik, kukla vb. köĢelerin bulunması gerektiği
unutulmamalı ve değiĢik etkinliklere uygun yeni köĢeler de oluĢturulmalıdır. Düzenlenen
eğitim ortamları öğrencilerin birey ve grup olarak çalıĢmalarına olanak vermelidir.
Günümüz dünyası hem ekonomik hem de sosyal açıdan hızla değiĢmektedir. Ülkelerin
ekonomik ve sosyal yapısı değiĢtikçe buna bağlı olarak eğitim sistemleri de sürekli
değiĢmektedir. Türk eğitim sisteminin ülkenin rekabet halinde olduğu ülkelerle uygun bir
karĢılaĢtırmaya tabi olup olmadığı, eğitim sisteminin gerek duyulan iĢgücünü yaratmaya
uygun olup olmadığı ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ ne katılımında tercih edilir hale
gelmesinde ne tür bir eğitim stratejisi takip edebileceği husus büyük önem kazanmaktadır.
Avrupa’nın bütünleĢme sürecinde, bilgi çağına uygun bir toplum, yeni hizmet alanları,
nitelikli iĢ gücü, yüksek yaĢam kalitesi, demokrasi için geliĢme ve rekabet gücü gibi eğitimle
doğrudan iliĢkili konular hep gündemde olmuĢtur.
Bu yeni yüzyılda ülkemizin ve dünyanın doğru düĢünen, düĢündüğünü anlatabilen
yorum gücüne sahip insanlara ihtiyacı vardır. Bu da ancak iyi bir eğitim öğretimle
sağlanabilir. Bilim çağı olan 21. yy’da kalkınmıĢ ülkeler eğitimle birlikte bilimsel alandaki
faaliyetleri ile değerlenmektedir.
Dünya ülkelerinin pek çoğunda kurum kültürünün oluĢturulmasında önemli rol oynayan
okul yöneticilerinin yönetim, finans, eğitim ve halkla iliĢkiler alanlarında yetiĢtirildikleri,
liderlik özellikleri, kurumsal geliĢmeye uygun yetenekleri taĢıyıp taĢımadıkları gibi nitelikleri
göz önünde bulundurularak seçildikleri görülmektedir. Kurum yöneticileri ile öğretmenlerin
eĢ değer tutuldukları ve sürekli yenilendikleri görülmektedir.
Örgün eğitim kurumlarında mesleki yönlendirme çok daha yaygındır. Mesleki
yönlendirme sadece veliye ya da öğretmene bırakılmamakta, oluĢturulan bir kurul tarafından
yapılmaktadır.
Avrupa bilgiye dayalı bir ekonomiye ve topluma yönelmiĢtir. Bireyin kendisi ve toplum
adına bir bütün olarak güncel bilgiye eriĢmesi, kaynaklarının akıllıca kullanılması Avrupa’nın
rekabet gücünü arttırması önem kazanmıĢtır.
GeliĢmiĢ ülkelerde kendine güvenen, kendini ifade edebilen, proje yapabilen ve sosyal
yönü geliĢmiĢ öğrenciler yetiĢtirilmektedir. Okul-Aile Birliğinin eğitim-öğretimdeki katılımı
ve etkililiği üst düzeyde tutulmaktadır.
GeliĢmiĢ ülkelerde okul binalarının tasarlanması, okul güvenliği, estetik gibi konular
ayrı birer uzmanlık alanıdır. Türkiye’de okullar, genel olarak derslik ihtiyacına göre
planlanıp, tip projelere uygun olarak inĢa edilmektedir.
Amerika’da masrafları BirleĢmiĢ Milletler Çocuk Bürosu tarafından karĢılanan ve
Pasifik Oaks Fakültesi tarafından yapılan bir araĢtırmada çocukların ve çalıĢanların fiziksel
alanla olan iliĢkileri çok önemli sonuçları ortaya koymuĢtur. AraĢtırma bulgularına göre
fiziksel alanların kalitesi ne kadar yüksek olursa öğretmenlerin çocuklara karĢı duyarlılığı ve
arkadaĢça davranmaları artmaktadır. Yine fiziksel alanın kalitesine göre çocukların kendi
kendine yapacakları aktivitelere katıldıkları görülürken diğer insanlara karĢı daha iyi
davrandıkları ortaya çıkmıĢtır. Alanın büyüklüğü, ortamda bulunan renkler, güneĢ ıĢığı alması
ve bunun gibi birçok etken fiziksel alanın kalitesinin bir göstergesidir.
Avrupa’daki okulların, daha çok çocukların yaparak, yaĢayarak öğrenmelerine olanak
veren materyallerle donatıldığı, ahĢap oyun araçlarının kullanımının çok olduğu, doğal
öğrenme ortamları içinde eğitim aldığı bilinmektedir. Ayrıca her mevsim ve her koĢulda açık
havada ve doğal ortamda eğitim verildiği tespit edilmiĢtir. Fransa’da bir anaokulu giriĢi
aslanağzı Ģeklinde yapılarak çocuklara sevimli gösterilmeye çalıĢılmıĢtır. Hollanda’da
kullanılan okul öncesi eğitim materyallerinin doğayla ve sosyal yaĢamla çok uyumlu olduğu
ve sosyal hayatı tanıtıcı olduğu görülmüĢtür. Ġsviçre ve Kanada okul öncesi eğitim ortamları
çocukların doğacı ve kinestetik zekâlarına yönelik olarak düzenlenmiĢ, böylece çocukların
sosyal ve duygusal geliĢimleri doğa aracılığı ile desteklendiği gözlemlenmiĢtir.
C-SORUNLAR
1- Sosyal yaĢam alanlarının yetersizliği ve sosyal ortamlardaki donanım eksikliği
okullardaki sosyal ve kültürel etkinliklerin amacına uygun olarak gerçekleĢmesine
engel olmaktadır.
2- Ġlköğretim okullarında farklı yaĢ gruplarının aynı ortamları kullanması, eğitimi
olumsuz etkilemektedir. Okullarımızdaki fiziki ortamları göz önüne aldığımızda
genellikle sınıflardaki sıraların öğrencilerin geliĢimime uygun olarak
düzenlenmediği görülmektedir. Örneğin; 1. sınıf öğrencisi ile 8. sınıf öğrencisi aynı
tip sırada oturmaktadır. I. ve II. Kademe öğrencilerinin aynı binada ders yapmaları,
lavaboları ortak kullanmaları problem teĢkil etmektedir.
3- Okul kütüphaneleri iĢlevsel kullanılmamaktadır. Bazı okullarda kütüphanenin
olmadığı, fiziki mekânların yetersiz olduğu, kütüphane olan okullarda da uzman
kütüphanecilerin istihdam edilmediği, ayrıca kütüphanelerin güncelleĢtirilip
zenginleĢtirilmediği tespit edilmiĢtir.
4- Sportif, sanatsal, bilimsel ve mesleki faaliyetler için okullarda yeterli ve uygun
alanlar bulunmamaktadır.
5- Okul binaları yapılırken uzun vadeli düĢünülmediği, günü kurtarmak adına okul
binalarının yapıldığı, kısa bir süre sonra bunların ihtiyacı karĢılayamaz duruma
geldiği, böylece eğitimde niteliği ve kaliteyi arttıracak olan derslik sistemine
geçilemediği görülmüĢtür.
6- Okul binaları yapılırken uzun vadeli düĢünülmediği, günü kurtarmak adına okul
binalarının yapıldığı, kısa bir süre sonra bunların ihtiyacı karĢılayamaz duruma
geldiği, böylece eğitimde niteliği ve kaliteyi arttıracak olan derslik sistemine
geçilemediği görülmüĢtür.
7- Pansiyonlar inĢa edilirken, pansiyonda kalacak öğrencilerin sosyal-kültürel ve
sportif ihtiyaçları düĢünülmeden binalar yapılmaktadır. Bu durum öğrencilerin
kiĢisel geliĢimlerini olumsuz yönde etkilemektedir.
8- Pansiyonda çalıĢmakta olan belletici öğretmenlerin okullarda görev yapan
öğretmenlerden olması, gündüz okulda çalıĢan öğretmenin gece pansiyonda
layıkıyla görev yapamadığı gözlemlenmiĢtir.
9- DPY sisteminde sorunlar vardır. Özellikle aynı pansiyonda kalıp farklı okullarda
okuyan öğrenciler arasındaki disiplin sorunları; her öğrencinin kendi okulunda
görüĢülürken farklı Ģekillerde çözümlenmektedir. Bu durum da pansiyonda
huzursuzluğa sebep olmaktadır. Ayrıca pansiyonların bir okul müdürlüğüne bağlı
olarak faaliyet göstermesi uygun bulunmamaktadır.
10- Aileler okul öncesi eğitim konusunda yeterince bilinçlendirilemediğinden; okul
öncesi eğitimi pahalı ve gereksiz olarak görmektedirler.
11- Aile eğitimi konusunda yetersizlikler bulunmakta ve aile ziyaretleri
yapılamamaktadır.
12- Okul yapıları ve binaları nüfus hareketliliğine göre yapılmamaktadır.
13- Okullardaki ders araç ve gereçleri müfredat değiĢikliklerinin gerisinde kalmıĢtır.
Ayrıca ders materyallerinin temininde ekonomik nedenlerden dolayı güçlük
çekilmektedir.
14- Eğitim ortamlarının öğretmenlerin meslekî deneyim beceri ve kendilerini
geliĢtirebilecek imkânları sağlayacak, eğitimcileri okulda zaman geçirebilecek süreci
iĢletebilecek sistemli bir yaklaĢım mevcut değildir.
15- Ġkili eğitim uygulaması hâlâ devam etmektedir.
16- Performans ve proje ödevleri veliler tarafından yapılmaya devam etmektedir.
17- Çok sık değiĢen sınav sistemleri, öğrenciyi ve veliyi olumsuz yönde etkilemekte, bu
durum dershanelerin önemini arttırmaktadır.
18- Okullarda rehber öğretmen ihtiyacı çok fazladır.
19- Eğitim ortamlarının kullanılmasına iliĢkin yaklaĢım sorunu bulunmakta, ortamlar
amacı dıĢında kullanılabilmektedir.
20- Okul mimarisinin öğrencilerin geliĢimine ve öğrenmesine uygun olarak
tasarlanmadığı görülmektedir.
21- Ġlköğretim okullarında temizlik görevlileri eksikliği bulunmaktadır. Okullara genel
bütçeden doğrudan kaynak aktarılmadığından yeterli hizmet alımı
yapılamamaktadır.
22- Ekonomik yetersizlikler nedeniyle eğitimciler meslekî yayınları alamamakta ve
kendilerini yenileyememektedir.
23- Öğretmenlerin yetiĢtirilmesinde ve göreve baĢladıklarından sonrada hizmetiçi
eğitiminde üniversitelerle yeterli iĢbirliği yapılmamaktadır.
24- Hayat merkezli değil, sınav odaklı öğretim yapılmaya devam edilmektedir.
25- Öğrenci servis Ģoförleri okullarda verilen eğitimi olumsuz etkiyecek hal ve
hareketler içerisinde olmanın yanında, servis araçları ortamı da eğitim açısından
çeĢitli çeliĢkilerle doludur.
26- TaĢımalı eğitim uygulaması kapsamında bulunan öğrencilere, taĢıma merkezî olan
okullarda yemekhane bulunmadığından sıcak yemek verilememekte ve böylece
kumanya usulü ile beslenme uygulaması devam etmektedir.
27- ÇalıĢan personelin kurumlarda çocuklarını barındırabilecek eğitim ortamları henüz
mevcut değildir.(KreĢ, bakım odaları vb.)
28- Ülkemizde hâlâ birçok okulda birleĢtirilmiĢ sınıflarda eğitim yapılmaktadır.
29- Tüm dünyanın aksine ülkemizde meslek liselerine devam eden öğrenci sayısı, genel
liselere devam eden öğrenci sayısından daha azdır.
30- Meslek lisesi öğrencilerinin üniversiteye geçiĢteki katsayı adaletsizliği devam etmesi
nedeniyle, meslek liselerine öğrencilerin yönlendirilmesinde güçlük çekilmektedir.
31- Ülkemizin genel Ģartları göz önüne alındığında ailelerin lise seçiminde öğrenciden
daha fazla etkili olduğu gözlenmektedir.
32- Yaygın eğitim kurumlarının son yıllarda etkinliği ve yükü artmıĢtır.
33- Yaygın eğitimde açılan kurslara alanında öğretmen veya uzman kiĢiler tarafından
eğitim verilmemektedir.
34- Yaygın eğitim faaliyetlerinde, sivil toplum kuruluĢları ile iĢbirliğinin tam olarak
geliĢtirilmediği.
35- Özel öğretim kurumlarının fizikî imkânları, Devlet okullarından daha iyi
durumdadır.
D-ÖNERĠLER
1- Sınıflardaki sıraların öğrencilerin yaĢ seviyesine göre düzenlenmesi gerekmektedir.
Ġlköğretim 1-5 ve 6-8 sınıflarındaki öğrencilerin ayrı binalarda eğitim görmesi
sağlanmalıdır.
2- Okullar ve kurumlar yapılırken nüfus hareketlilikleri dikkate alınarak, derslik
ihtiyaçları belirlenmelidir.
3- Eğitim ortamlarının yapılandırmacılık yaklaĢımına uygun olarak düzenlenmesi
gerekmektedir.
4- Öğrencilerin biliĢsel becerilerinin yanında duyuĢsal becerilerini harekete geçirmek
için okulun en az çevredeki cazibe merkezleri kadar sevilmesini sağlayacak tedbirler
alınmalıdır.
5- Sınav sistemleri çok sık değiĢmemeli, sınavlardaki soruların ders programlarına
uygun olarak hazırlanması gerekir.
6- YaĢam boyu öğrenmeyi destekleyecek e-öğrenme, m-öğrenme (mobil öğrenme) ve
uzaktan eğitim ortamları geliĢtirilmelidir.
7- Her okulda spor salonu, resim atölyesi, müzik odası, laboratuvar ve okul türüne göre
mesleki uygulama alanları ihdas edilmelidir.
8- Eğitim ortamları tasarlanırken Dünyada ve Türkiye’de eğitim politikası olarak da
genel kabul gören yaĢam boyu öğrenme dikkate alınmalıdır.
9- Her dersin öğretmenine; kendi dersliğini düzenleme, sürekli kullanılacak araç-
gereçleri bulundurma, koruma ve kullanma, görev ve sorumluluğu verilerek
sınıfların etkin kullanımı sağlanabilir.
10- Geleneksel eğitim ortamlarından e-öğrenme ortamlarına geçiĢte, sanal öğrenme
ortamlarının tasarlanıp, iĢletilmesi ve değerlendirilmesinden sorumlu olan iĢ
görenlerin yüklenmeleri gereken görev ve sorumluluklar yeniden tanımlanması
zorunludur. Olası sorular ve sorunlar için teknik elemanlar sağlanmalıdır.
11- Öğretmenlere hizmet içi eğitim kapsamında; e-öğrenme, akıllı tahta uygulamaları ve
interaktif ortamda uygulamalar konularında destek sağlanabilir. Sağlanan bu
ortamlara elektronik veri tabanları da eklenerek sanal ortamlar zenginleĢtirilebilir.
12- Eğitim ortamları öğrencilerin geliĢim özellikleri, ilgileri, ihtiyaçları ve yeteneklerine
uygun olmalıdır.
13- Müfredat programlarında da fen bilimlerinin değeri kabul edilmiĢtir. Ancak, ekoloji,
sibernetik, elektronik, bilgisayar teknolojisi vb. konular henüz resmi programlarda
gerekli yeri ve düzeyi bulabilmiĢ değildir. Bu amaçla, koĢulara uygun olan
okullarımızın Fen ve Teknoloji Laboratuarları bu yeni bilim alanlarına uygun bir
Ģekilde düzenlenerek aktif kullanımının yanı sıra bilgisayar teknolojisinin de
desteğiyle interaktif sanal deneysel ortamlar sağlanmalıdır.
14- Sınıflarda öğrencilerin gruplar hâlinde öğrenme etkinlikleri gerçekleĢtirebilecekleri
mekânlar hazırlanmalı, her grubun farklı bir araçla çalıĢmasına imkân sağlanmalı,
iĢbirliği yapmaları desteklenmeli, yerleĢim düzeni, kullanılacak eĢyalar ve bölümler
buna göre düzenlenmelidir.
15- Okullarda Türkçe, matematik, müzik gibi her türlü dersin özelliğine uygun araç-
gereç ve materyalin bulunduğu branĢ derslikleri uygulaması yaygınlaĢtırılmalıdır.
16- Ġlköğretim okullarında yarım gün eğitim yapılmalı ve öğleden sonra sosyal, sportif
ve kültürel etkinlikler yapılmalıdır.
17- Öğrencilerin fiziksel, psikolojik ve sosyal geliĢim alanlarını desteklemek için okulun
güvenle gidilecek hijyenik bir yer haline getirilmesi gerekmektedir.
18- DıĢ paydaĢ imkânlarının (yakınlarda bulunan bir spor salonu, yüzme havuzu, tenis
kortu, vs.), ders programları içerisinde, ders öğretmeni ve bir profesyonel
gözetiminde kullandırılması sağlanmalıdır.
19- Kütüphane olmayan okullarda fiziki Ģartlara uygun, geniĢ, ferah ve öğrenciye kitabı
sevdirecek mekanların yapılması, her kütüphaneye –kitap sayısı, öğrenci sayısı gibi
herhangi bir ölçüt konmadan- en az kütüphanecilik mezunu bir kütüphane
memurunun istihdam edilmesi gerekir. Kütüphanecilik mezunu bir memurun
istihdamı ile öğrencilerin kütüphaneden daha verimli ve azami ölçüde istifadesi
sağlanacaktır
20- Dijital kütüphaneler ve sanal müzeler kurularak bu ortamlara ücretsiz eriĢim
sağlanmalıdır.
21- Siber zorbalıklar, internet suçları ve sanal aylaklık konusunda öğrenciler medya
okuryazarlığı dersleri, konferanslar, örnek olaylar ve medya yoluyla
bilinçlendirilmelidir.
22- Okullarda Ģiddetin ve sanal zorbalıkların olması öğrencinin öğrenmesini olumsuz
yönde etkilediğinden Ģiddetin önlenmesi için okul paydaĢlarının katılımı sağlanarak
tedbirler arttırılmalıdır.
23- Olumsuz aile tutumları, baskı grupları, olumsuz basın ve görsel kitle iletiĢim
uyaranlarının etkisini en aza indirmek için önlemler alınmalıdır.
24- Okul tip projeleri ihtiyaçlara ve koĢullara göre iyileĢtirilmeli, okulların kullanıma
elveriĢli alanları sosyal ve kültürel faaliyetler için düzenlenmelidir.
25- Atölye ve laboratuarlar sürekli geliĢen teknolojilere paralel olarak yenilenmeli ve
amacı dıĢında kullanımına izin verilmemelidir.
26- Psikolojik danıĢmanlık ve rehberliğe gerekli önem verilerek; psikolojik danıĢman ve
rehber öğretmen açığının giderilmesi sağlanmalıdır. Okulların öğrenci sayıları
dikkate alınarak, her okula yeteri kadar rehber öğretmenin atanması gerekir.
27- Eğitim kurumlarının personel eksiklikleri acilen giderilmelidir.
28- Tüm personelin hizmet içi eğitim yolu ile seminer döneminde üniversitelerle iĢ
birliğine gidilerek kendilerini geliĢtirmelerine imkân sağlanmalıdır. Ayrıca isteğe
bağlı olarak yaz tatillerinde üniversitelerle iĢ birliği içerisinde performansı geliĢtirici
kurslar açılmalıdır.
29- Sigara, uyuĢturucu gibi zararlı alıĢkanlıkların önlenmesinde tüm eğitim kurumları ile
beraber; emniyet müdürlüğü,sağlık müdürlüğü,sivil toplum kuruluĢları, okul aile
birliklerinin etkin olarak iĢbirliği içerisinde mücadele etmesi sağlanmalıdır.
30- Eğitim ortamları hazırlanırken bilimsel verilere dayalı olarak planlamalar birçok
kurumla (DPT, MEB, TUĠK, YÖK, STK benzer kuruluĢlar) iĢ birliği içinde
yapılmalıdır.
31- Binalar yapılırken eğitimcilerin de görüĢü alınarak uzun vadeli projelendirilmesi,
öğrencilerin kiĢisel geliĢim, motivasyon ve ruhsal yönden geliĢmeleri göz önünde
bulundurularak eğitime uygun, rahat ve havadar mekanların inĢa edilmesi gerekir.
32- Okullarda temizliğe iliĢkin hizmet alımları Valilikler tarafından
gerçekleĢtirilmelidir.
33- Okullara güvenlik kameraları takılmalıdır.
34- Okul mimari projeleri yerel iklim özelliklerine göre hazırlanmalı. Binalar Türk
kültürü mimarisini yansıtan estetik görünümde olmalıdır.
35- Okul mimarisi, toplumun kültürünü yansıtan, çeĢitli motiflerle ve sembollerle
süslenmiĢ bir mimari tasarımla öğrencilerde millî kimliğinin oluĢmasına katkı
sağlayabilmelidir.
36- Eğitim ortamlarının hazırlanması için gerekli finansman sağlanmalı ve yapılan
harcamaların verimliliği ve etkili kullanımı denetlenmelidir.
37- Okullara alınacak ders araçları ve diğer donatım malzemeleri ile ilgili ödenekler
mahallîne gönderilip, burada ihtiyaçlar çerçevesinde kullanılmalıdır.
38- Küçük onarım ve bakım için ödeneğin vaktinde gönderilmesi, okul müdürlüğü
tarafından doğrudan harcanabilmesi için yasal düzenlemelerin yapılması ve eğitim
araç-gereçlerinin bakanlıktan gönderilmesi yerine okul yönetimi tarafından ihtiyaç
olduğu anda temin edilmesi daha uygun görülmektedir.
39- Ders araç-gereçlerinin doğrudan doğruya kurumlarca alınabilmesi için kaynak
aktarımı yapılmalıdır.
40- Tüm eğitim kurumlarına genel bütçeden doğrudan kaynak aktarımı sağlanmalıdır.
41- Kurumların iç tasarımı, boya, ıĢık vb. durumlar öğrenci geliĢim özellikleri dikkate
alınarak düzenlenmelidir.
42- Okul bahçelerinde yeĢil alanlar artırılmalı. Yerel yönetimler ile iĢ birliğine gidilerek
oturma, dinlenme yerleri ve sportif faaliyet alanları oluĢturulmalıdır.
43- Okullarda spor ve konferans salonları yapılmalı veya en azından ihtiyaçlara cevap
verecek çok amaçlı bir salonun oluĢturulmalıdır.
44- TaĢımalı eğitim yolu ile birleĢtirilmiĢ sınıftaki öğrencilerin daha donanımlı okullarda
eğitim görmeleri sağlanmalıdır.
45- TaĢımalı Eğitim Yönetmeliği’nde yapılacak değiĢiklik ile birleĢtirilmiĢ sınıf
uygulaması yapılan tüm ilköğretim okullarının, öğrenci sayısına bakılmaksızın
taĢımalı eğitim kapsamına alınması.
46- TaĢıma merkezi okullarda eğitim ve öğretim gören taĢımalı öğrencilerin öğle yemeği
için yemekhane yapılması, bu okullar tam donanımlı eğitim yerleĢkelerine
dönüĢtürülmesi ve öğrencilerin dengeli beslenme alıĢkanlıkları geliĢtirilmelidir.
47- Köylerde okul öncesi ve orta öğretim eğitimi alamayan öğrencilerin taĢımalı eğitim
sistemden faydalanmaları sağlanmalıdır.
48- Bölgeler arasındaki öğretmen dağılımındaki farklılıklar göz önünde bulundurularak
kurum tiplerine göre çalıĢma Ģartları ekonomik açıdan cazip hale getirilerek
giderilmelidir.
49- Okul seçiminde etkili bir yönlendirme yapılarak ailelerin ekonomik kaygılarından
ziyade çocuğun kimliği ile bağdaĢan okul seçimine yönelik rehberlik faaliyetleri
yapılmalıdır.
50- Öğretmenlerin aile eğitiminde aktif rol alması sağlanmalıdır.
51- Servis Ģoförleri, kantin iĢletmenleri, güvenlik görevlisi gibi okul çalıĢanlarına dahil
olan personel, psikolog, pedagog, eğitim ve trafik uzmanları tarafından hizmet içi
eğitime tabi tutulmalıdır.
52- Yaygın eğitimde hedeflerin gerçekleĢtirilmesine yönelik değerlendirmeler
uzmanlarca yapılmalıdır.
53- Eğitim ortamları tasarlanırken göç, sosyal hareketlilik, sosyal talepler gibi
değiĢkenler dikkate alınmalıdır.
54- Eğitim ortamlarının tasarlanmasında özel eğitime ihtiyaç duyan bireylerin ihtiyaçları
öncelikle dikkate alınmalıdır. Engelli öğrencilere yönelik fiziki donanım ve
yapılandırmalar yapılmalıdır.
55- Okul pansiyonları projelendirilirken, öğrencilerin sosyal-kültürel ve sportif
ihtiyaçlarını karĢılayabilecekleri donanımla projelendirilmeleri gerekmektedir.
56- Pansiyonda çalıĢacak belletici öğretmenlerin, alanında yetkin, gerekli eğitimi almıĢ;
ancak kendi okulunda görevli olan veya olmayan öğretmenlerden seçilmesi
gerekmektedir.
57- Pansiyonlarda olan disiplin sorunlarının pansiyon yönetimince çözümlenmesi,
öğrencilerin okullarına bırakılmaması ve pansiyonlarda en az bir rehber öğretmenin
olarak görevlendirilmesi gerekir. Pansiyonlar bağımsız kurumlar olarak
yapılandırılmalı, aynen yüksek öğretimdekine benzer bir yapı oluĢturulmalıdır.
58- Orta öğretimden yüksek öğretime geçiĢteki katsayı farkı uygulaması kaldırılmalıdır.
59- Meslek Liseleri, sanayi kuruluĢları, YÖK, sivil toplum örgütleri ile bir araya gelerek
yetiĢmiĢ insan gücüne ihtiyaç duyulan alanlarda eğitim verecek nitelikte bölümlerin
açılmasına imkân sağlanmalıdır.
KURU M KÜLTÜRÜ
A-MEVCUT DURUM
Tanım: Bir kurum içinde oluĢmuĢ, paylaĢılan ortak inançlar, değerler ve alıĢılagelmiĢ
davranıĢ kalıplarıdır. Kurum kültürü soyut ve informal yönüyle kurum çalıĢanlarının
zihinlerinde düĢüncelerinde bilinç ve belleklerinde yer alan inanç ve değerlerdir.
Kurum Kültürünün Unsurları-Parçaları
Ġnsanların;
Öğrenme ve öğretme
Giyim tarzları
AraĢtırma
Yaratıcılık birbirlerine ve diğer insanlarla olan iliĢki ve davranıĢları
Toplantı düzeni, fiziki ortamları
Yeni fikir geliĢtirme
Fedakârlık vb. özelliklerden oluĢmaktadır.
Kurum Kültürü Ne iĢe Yarar?
ÇalıĢanlar arasında birlik ve beraberliği sağlar.
Motivasyonu ve verimliliği artırır.
Ġnsanı mutlu olduğu yere daha çok bağlar.
KiĢilerin birbirleri ile olan iletiĢim iliĢki ve etkileĢim biçimini belirler.
ÇalıĢanlara kurumda aidiyet hissi verir.
Ġnanç ve değerlere bağımlılık yaratır.
ÇalıĢanlar arasında sinerji yaratır.
Ülkemizde eğitim kurumlarımızda okul kültürünün oluĢturulması amacıyla önemli
projeler uygulamaya geçirilmiĢtir. Bunlardan en önemlisi okullarımızda okul geliĢim yönetim
ekiplerinin oluĢturulması ve TKY felsefesinin yaygınlaĢtırılmasıdır. ÇeĢitli çevrelerden aldığı
olumsuz eleĢtirilere rağmen ısrarla uygulanan bu sistemde eğitim örgütü içerisindeki tüm
paydaĢlara önemli sorumluluklar yüklenmiĢ ve insanlara ekip ruhu aĢılanmaya çalıĢılmıĢtır.
Kaliteyi sürecin her aĢamasını en etkin bir Ģekilde planlayarak kontrol etmek ve sürekli
iyileĢtirmekle elde edilebileceğini ifade etmiĢtir.
Okul kültürünün daha iyi anlaĢılabilmesi amacıyla Türk Eğitim Bilimleri Dergisinin
2006 yılında basılan 4.cilt, 4. sayısında Asım ÖZDEMĠR’in Okul Kültürü ve Okul Kültürünü
Belirleyen Bazı Faktörler konulu araĢtırması incelenmiĢtir. Bu araĢtırmada okul kültürünün
oluĢturulmasında okul müdüründen beklenen davranıĢlar incelenmiĢtir. Leithussad (1999)
okul kültürünü; kurallar, inançlar ve bir okuldaki yönetici, öğretmen ve öğrencilerin
davranıĢlarına kılavuzluk eden değerler olarak tanımlanmıĢtır (Richard, 1999). Deal ve
Peterson’a (1999) göre okul kültürü, okulun tarihi içinde oluĢan değer ve inanç kalıplarıyla
geleneklerden oluĢur. Heckman’a (1993) göre ise okul kültürü yönetici, öğretmen ve
öğrencilerin paylaĢtıkları ve onların faaliyetlerini yönlendiren inançlardır. Gaziel’e (1997)
göre okul kültürü terimi okulun özelliğini, karakterini tanımlamak için kullanılır. Çünkü
okul kültürü yıllardan beri biçimlendirilen geleneklerin, inançların ve değerlerin
derinlemesine örneklerini yansıtırlar.
Okul kültürünü belirleyen faktörler Ģu Ģekilde sıralanabilir:
• Okulun yaĢı
• Okulun tarihî geliĢim süreci
• Okulun amacı ve hedefleri
• Okulun bulunduğu sosyo-ekonomik ve coğrafi çevre
• Öğrencilerin sosyo-ekonomik düzeyleri
• Kırsal ve kentsel alanlar
• Okulun tesisleri
• Okulda kullanılan teknoloji
• Okul ve sınıf büyüklüğü
• Yönetici, öğretmen ve öğrencilerin beklentileri
• Eğitim sisteminin merkeziyetçi olup olmaması (Ġpek, 1999),
• Eğitim kurumlarının özel olup olmaması
• Eğitim sisteminin yapısı
Güçlü ve Etkili Okul Kültürünün Temel Öğeleri
Güçlü bir okul kültürü etkili okul için gerekli olan bir ön koĢuldur. Güçlü okul kültürü,
yönetici ve öğretmenlerin ortak değer, norm ve inançlar etrafında birleĢmeleri sonucunda
ortaya çıkar. Böyle bir ortamda denetim iĢlevi de daha az hissedilir (Çelik, 2000). Pawlas
(1997), güçlü ve etkili okul kültürünün temel ögelerini Ģu Ģekilde sıralamıĢtır:
PaylaĢılan Değerler: Bu değerler, örgütteki herkese açıktır ve kurumun üstlendiği her
faaliyete yayılmıĢtır. Değerler, genellikle yazılı değildir, fakat bunlar okulun gerçekleĢtirdiği
faaliyetlerde ortaya çıkar. Çünkü değerler, müfredat programları, öğretim yöntemleri, zaman
yönetimi, kimin niçin ödüllendirileceği gibi birçok konuda yönetici, öğretmen ve öğrencileri
önlendirir.
Mizah: Okuldaki neĢenin, mutluluğun miktarı güçlü bir kültüre bağlıdır. Mizah ve neĢe,
örgütteki insanların zorluklar karĢısında tecrübe kazanmasının bir göstergesidir.
Hikâye Anlatımı: Okullar da dâhil her örgütte yerleĢmiĢ hikâyeler vardır. Anlatılan ve
anlatılması gereken hikâyeler kültürle ilgilidir. Efsane formunda anlatılan bu hikâyeler
örgütün tarihsel bakıĢ açısını yansıtır. Bu hikâyeler, hem eğitici hem de motive edicidir.
Ayrıca hikâye ve efsaneler, örgüt üyeleri arasında bağlayıcı rol üstlenebilir.
ĠletiĢim Ağı: Her örgüt ve kültür, ―Kurumda gerçekten ne oluyor?‖la ilgili bilgiyi
yaymak için bir iletiĢim sistemine sahiptir. Bazı açılardan sistem informaldir. Burada her
yönetici, sistem içinde bilgiyi hızlı bir Ģekilde yaymak için gerekli olan yolları bilmesi
gerekir.
Ritüeller ve Seremoniler (Törenler, Merasimler): Bir örgütün ritüelleri günümüzün okul
faaliyetleridir. Seremoniler ise kahramanları ve efsaneleri anma ve özel olayları kutlamadır.
Seremoniler sıra dıĢı olabilir ve olmaları gerekir de. Seremonilerin uzun süreli etkileri olup
resmîliği vardır. Ayrıca seremoniler okul kültürünü ortaya koyar.
MeslektaĢlar Arası ĠliĢkiler: MeslektaĢlarıyla olumlu diyalog içinde olan öğretmenler
birbirlerine yardım ederler, mesleki bilgilerini paylaĢırlar. Okul ortamındaki sıcak iliĢkilerin
birlikteliğinden de baĢarı doğmaktadır.
Zayıf ve Güçlü Kültüre Sahip Okulların Özellikleri
Normlar, değerler, inançlar ve gelenekler, okul kültürünü oluĢturan kavramlardır. Bu
kavramlar, okuldaki tüm elemanların düĢüncelerini, tutum ve davranıĢlarını etkiler, bireyler
arasındaki bağları kuvvetlendirir ve okulu özel yapar (Deal ve Peterson, 1998). Okul kültürü,
çatıĢmalarda tek baĢlarına mücadele etmeleri için öğretmenleri cesaretlendirir ve bu kültür,
değiĢim için onların bir arada çalıĢmalarında önemlidir (Campo, 1993). Bütün bunların
yanında kültür, eğitim örgütlerinde diğer örgütlerde olduğu gibi belirli havayı ve
çalıĢmalarda karĢılaĢılan karmaĢık gücü anlamaya ve algılamaya yardım eder (Gaziel, 1997).
Örgütsel kültürler, örgüt üyelerinin davranıĢlarını etkileme, temel inanç ve değerlerin örgüt
üyelerince paylaĢılma düzeylerine bağlı olarak güçlü ve zayıf olarak nitelendirilir. Güçlü
örgütsel kültür, iĢgörenlerin örgütün öz değerlerine bağlılık düzeylerinin yüksek olduğunu
ima eder (Ġpek, 1999). Zayıf örgütsel kültürde bu durumu pek göremeyiz. Maalesef bazı
okullar bünyelerinde zayıf kültürü barındırırlar. Bu tür okullarda;
• yönetici, öğretmen, öğrenci ve veli arasındaki bağlar zayıflamıĢtır;
• tüm üyeler birbirlerine karĢı düĢük baĢarı beklentisi içindedirler;
• diyalog zayıflamıĢtır;
• motivasyon düĢüktür;
• üyeler arasında kuĢku ve düĢmanlık hisleri yaygındır;
• yıkıcı çatıĢmalar artmıĢtır;
• koordinasyon bozulmuĢtur;
• üyeler arasında sevgi-saygı zayıflamıĢtır (Genç, 1993).
Bu tür kurumlarda elemanlar ne yapmaları ve bunu nasıl yapmaları gerektiğini
belirlemeye çalıĢırken çok zaman kaybederler (Eren, 2001). Böyle okullarda kimse yaĢamak
ve çalıĢmak istemez. Bunun sonucu olarak da kendisinden beklenen performansı gösteremez.
Hâlbuki güçlü kültüre sahip olan okullarda;
• kalite bir alıĢkanlıktır;
• insanlar kendilerini daha iyi ve motive edilmiĢ hissederler;
• mutlu aile havası vardır;
• meslek aĢkı ve Ģevki örgüte yayılmıĢtır;
• bireyler değiĢikliklere açıktırlar;
• üyeler onurlu ve özgüvenlidir;
• güven, paylaĢım ve değer verme duygusu temel unsurdur;
• üyeler birbirlerine karĢı yüksek beklenti içindedirler;
• karĢılıklı destek ve güvene dayalı iĢ birliği ruhu vardır;
• üyeler sorunlarını birbirleriyle paylaĢırlar;
• ortam, bireylerin kendilerini yenilemelerine uygundur;
• ahlâki değerler ve sorumluluklar ön plandadır (Ramsey, 1992).
• çalıĢanlar, paylaĢtıkları anlamlı amaçları içtenlikle öğretim sürecine taĢırlar;
• oluĢturulan temel ilkeler, birlikteliği, çok çalıĢmayı ve geliĢmeyi teĢvik edicidir;
• gelenek ve âdetler, öğrenci baĢarısını arttırıcı, öğretmen ve velilerde sorumluluk
bilincini kuvvetlendiricidir;
• baĢarı, eğlence ve mizah bir aradadır; insanlar çalıĢırken aynı zamanda eğlenirler
(Deal ve Peterson, 1998).
Okullarımızda genel olarak aidiyet kültürü verilememektedir. Öğretmenlerimiz ve
öğrencilerimiz bu konuda yönlendirilerek öğrencilere bu duygu kazandırmalıdır.
Aidiyet kültürü geliĢmeyince kiĢilerin tüm hareket ve davranıĢları münferit kalmakta,
kurum kültürü oluĢmamaktadır.
Planlı programlı çalıĢmaktan çok insana odaklıdır.
Sözel anlaĢmalara göre hareket etme alıĢkanlığı egemendir.
Planlar her zaman değiĢebilir, randevular kolaylıkla iptal edilebilir.
Kurumsal ruh hallerine göre davranılır.
ÇalıĢanlar kurumun kendilerinden sorumlu olmasını ve onları korumasını bekler.
ÇalıĢan görüĢlerini yöneticiye söylemekten çekinir.
Otoriter yönetici tarzı tercih edilir.
Kararlar, babacan tavırlı yöneticiler tarafından verilir.
Ġnsanlar ödün vermekten kaçınır, uzlaĢma yenilgi olarak görülür.
AnlaĢmaya varmak uzun zaman alır.
Yöneticiler çatıĢmayı görmezden gelir ya da hafifletmeye çalıĢır.
Günümüzün iĢ hayatıyla bağdaĢmasındaki zorluk, kültürün Ģu dört özelliğinden
kaynaklanır;
o Güvenli davranıĢ eksikliği;
Sert olmadan kararlı olmak
Güler yüzlü ve ciddi olmak
KarĢımızdakini kırmadan düĢüncelerimizi dile getirmek
Ya kavgaya giriyoruz ya da çekimser kalıyoruz.
o Geri bildirim almaktan hoĢlanmamak;
Kurumlarda görüĢmelerin sağlıklı iĢlememesine neden olmaktadır.
Büyük çoğunlukla kontrol odağını dıĢarıda arayan bir toplumuz.
Problem yaĢanan durumlarda sorunu hep dıĢarıda ararız.
Merak duygusu; insanların özel hayatlarında yaptıklarında yöneliyor ve
böylece dedikodu kültürü oluĢuyor.
Sorumluluklarımızı yerine getirirken risk almaktan kaçınan bir yapımız
var.
B-DÜNYADAKİ GELİŞMELER
Kültür, antropolojinin bir konusu olarak, zihinsel, davranıĢsal, psikolojik, sosyal, politik,
ekonomik açılardan çözümlenebilen bir kavramdır. Kültür üzerinde yüzlerce tanım
yapılmasına karĢılık, kısaca kültür bir insan grubunun yaĢama biçimi olarak tanımlanabilir.
Kültürü, insan zihninin programlanması olarak tanımlamak da mümkündür. Bu açıdan insan
ürünü olan maddi ve manevi her Ģey kültürün kapsamına girmektedir.
Modern toplumlarda yaĢanan birçok sorun, kültürle iliĢkilendirilmekte; bu bağlamda
eğitimin ve okulun anlam dünyası ve amaçları da sorgulanmaktadır. Günümüzde
sürdürülebilir bir toplum için eğitimden daha çok bilen değil, daha karakterli ve daha erdemli
insanlar yetiĢtirmesi beklenmektedir.
Toplumların olduğu gibi kurumların, örgütlerin ve okulların da kültürleri vardır. Kültür,
bir örgütün içindeki birey ve grupların davranıĢlarını yönlendiren inançlar, değerler, normlar,
semboller, davranıĢ kalıpları, tutumlar, alıĢkanlıklar ve uygulamalar bütünü olarak
tanımlanabilir. 1960’lı yıllardan itibaren okul iklimi kavramı popüler bir kavram olarak
gündeme gelip bu konuda çeĢitli araĢtırmalar yapılmasına karĢılık 1980’li yıllardan itibaren
örgüt kültürü ve okul kültürü kavramlarının gündeme gelmesiyle birlikte, okulla ilgili birçok
durumu açıklamada okul kültürü kavramı, baĢat duruma gelmiĢtir. Hatta ―okullar kültüre
sahip olmayıp her biri birer kültürdür‖ tezi ileri sürülmüĢtür.
Okul kültürü, okuldaki çeĢitli alt kültürleri kuĢatan Ģemsiye bir kavramdır. Okul içinde
tek bir kültür yoktur. Okul kültürü yanında öğretmen alt kültürü/leri, öğrenci alt kültürü/leri,
sınıf kültürü, öğrenme kültürü, iletiĢim kültürü, çalıĢma/iĢ kültürü gibi kavramlaĢtırmalar da
vardır. Okul kültürü, okul dıĢı çevrenin kültüründen bütünüyle farklı bir kültür değildir. Okul
ortamında bir araya gelen insanlar, öncelikle içinden geldikleri büyük toplumun bir üyesi olup
sosyal çevrelerinden bazı kültürel örüntüleri de okula taĢır. Okul kültürünün oluĢturulmasında
kurucuların ve yöneticilerin etkileri baskın olmakla birlikte okul çevresinin özellikleriyle
öğretmen ve yöneticilerin kiĢisel özellik ve tavırları da önemli bir rol oynar.
Kültürel açıdan okulun, öğrencilerin bireysel yaratıcılıklarını ve estetik duygularını
geliĢtirmeye katkıda bulunması, onları toplumsal inanç, değer, norm ve sembollere göre
sosyalleĢtirmesi beklenir. ĠĢlevsel açıdan okullar, kültürü taĢıyıcı yerlerdir. Okulların,
toplumun mevcut kültürünü yeni yetiĢenlere aktarması, değiĢik yaĢantılara sahip olarak
toplumun farklı kesimlerinden ve alt kültürlerinden okula gelenler arasında bütünleĢmeyi
sağlaması, çatıĢmaları azaltması, ulusal çıkarlar çevresinde ortak bir kimlik, birlik, güç ve
koalisyon oluĢturması beklenir.
GeliĢmiĢ ülkelerde demokrasinin geliĢimine paralel olarak demokratik okul, demokratik
okul yönetimi, demokratik eğitim, demokratik sınıf, demokrasi kültürü, demokrasi eğitimi
gibi kavramlar da sıklıkla gündeme gelmektedir. Demokratik bir okul kültüründe
demokrasiyle ilgili olarak dürüstlük, sevgi, saygı, hoĢgörü, güven, cesaret, doğruluk, sadakat,
adalet, ahlaki değerler, kararlara katılım, iĢ birliği, onurlandırma gibi kavramlar da öne
çıkmaktadır.
Demokratik okullar, çeĢitliliğe dayalı olup bu çeĢitlilik istenilen bir Ģeydir. Bu okullarda
farklılıklar problem olarak görülmez. Okul toplumunu oluĢturan insanlar, yaĢ, inanç, cinsiyet,
sosyo-ekonomik sınıf, amaçlar ve yetenekler bakımından farklılıkları yansıtır. Bu farklılıklar,
değiĢik bakıĢ açıları ortaya koyarak okul toplumunu zenginleĢtirir. Bu toplumda ―genel iyi‖,
paylaĢılan ortak amaç olarak demokrasinin temelini oluĢturur. Bu nedenle demokratik okullar,
sürekli öğrenen toplumlar olup bu okullarda bireysel rekabetten çok birlikte çalıĢma ve
iĢbirliği teĢvik edilir. Böylesi okullarda yapılan düzenlemelerle öğrenciler, baĢkalarına yardım
ederek toplum yaĢamının standardını yükseltmek için cesaretlendirilir. Demokratik okul
kültürüne sahip bir okulda;
Tüm paydaĢlar eĢit olarak kabul edilir.
Çoğunluğun kararları uygulanır, ancak azınlığın kararlarına da değer verilir.
Ġnsani değerler ön planda tutulur.
BaĢkalarının haklarına saygı duyulur.
Öğrencilerin farklılıklarını ortaya çıkarmaya yönelik sürekli öğrenme ve sorun çözme
becerileri kazandırma amaçlı etkinliklere yer verilir.
HoĢgörüye dayalı açık iletiĢim ortamında öğrencilere demokrasi bilinci kazandırılmaya
çalıĢılır.
YurtdıĢında okul kültürüyle ilgili olarak yapılan araĢtırmalara bakıldığında karar
verme, iĢ doyumu, örgütsel adanma, bütünleĢme, öğrenci baĢarısı, okul çıktıları, iĢ kültürü ve
liderlikle okul kültürü arasındaki iliĢkiyi inceleyen araĢtırmalar yapılmaktadır. Okul kültürü,
okulla ilgili her türlü uygulamayı belirleyen ve kuĢatan temel bağımsız bir değiĢken ya da
paradigma olarak görülmektedir. Dolayısıyla okulla ilgili her türlü değiĢme çabalarının
öncelikle kültür üzerinde yoğunlaĢması, okul kültürünün rolünü hesaba katmayan değiĢim
çabalarının sonuç vermeyeceği ileri sürülmektedir. Okulların fiziksel ortamları, teknolojileri,
programları, öğretim yöntemleri değiĢebilir, ancak öncelikle yönetici ve öğretmenler
kendilerini (alıĢkanlıklarını, tutumlarını, değerlerini) değiĢtirmedikçe beklenen dönüĢüm
olmayacaktır.
Okullar kültürel bir sistem olarak sosyal yaĢamlarını daha anlamlı kılmak amacıyla
kendi kültürlerini üretirler. Her okulun kendine özgü bir kültürü vardır. Okul kültürü; okulun
tarihi, değerler, normlar, gelenekler, hikâyeler, kültürel kahramanlar ve sembollerden oluĢur.
Okul kültürü yönetici, öğretmenler ve öğrencilerin davranıĢlarını derinden etkiler. Okulların
kültürü ne kadar güçlü ise okuldaki yönetici, öğretmen ve öğrenci davranıĢlarını o ölçüde
etkiler.
Geleceğin okullarına iliĢkin farklı okul kültürleri oluĢacaktır. Okullar nasıl bir kültürel
dönüĢüm yaĢayacaktır. Geleceğin okul kültürü, okul liderliğini de doğrudan etkileyecektir.
Geleceğin okullarına iliĢkin yeni okul kültürleri kısaca açıklanmıĢtır.
Bir Topluluk Olarak Okul ve Sosyal Sermaye
Topluluk olarak okul, öğrencilere çekirdek ailelerde oluĢturulan iliĢki biçimine benzer
bir sosyal ortam oluĢturmakta ve onlara sosyal sermaye sağlamaktadır. Sosyal sermaye, güven
ve sorumluluk gibi örgütsel iliĢkilerde önemli olan davranıĢların geliĢmesine ve öğrencinin
değiĢik sosyal iliĢkilere katılmasını özendirerek öğrencide sabır, güven ve olumlu benlik
algısının oluĢmasına katkı sağlar. Sosyal sermaye aynı zamanda öğrencinin biliĢsel ve sosyal
geliĢimine yardımcı olur. Sosyal sermaye, özellikle dezavantajlı çevrelerden gelen
öğrencilerin baĢarısını arttırmaya katkıda bulunması ve bu öğrenciler için uygun bir sosyal
ortam oluĢturması açısından da büyük önem taĢımaktadır.
Okul lideri, akılcı olduğu kadar, duyguları da yönetmeyi becerebilmelidir. Okuldaki
sosyal sermayenin etkili olarak yönetilmesi, hem öğretmenler açısından hem de öğrenciler
açısından büyük önem taĢımaktadır. KiĢiliğin kazanılmaya çalıĢıldığı okul döneminde,
öğrenci ailesinin dıĢında en fazla zamanı okulda harcamaktadır. Olumsuz aile ortamından
gelen ve maddi açıdan fakir olan öğrenciler riskli öğrenciler grubunu oluĢturmaktadır. Okul
lideri daha güçlü bir sosyal sermaye oluĢturarak, olumsuzu olumluya çevirebilir. Okul lideri,
sosyal açıdan risk taĢıyan öğrencileri okul topluluğu içinde bütünleĢtirir; öğrencilerin olumlu
benlik algısına sahip bireyler olarak yetiĢmelerine katkıda bulunur.
Duygusal zekâyı yöneten lider, öğretmen, öğrenci ve velilerle daha etkili iletiĢim
kurabilir. Duygusal zekâyı yöneten okul lideri, yeni bir yapı oluĢturmaktan çok, yeni bir okul
kültürü oluĢturmalıdır. Yeniden yapılanma sürecinde, okulun formal yapı ve rol sisteminin
değiĢtirilmesi ön planda tutulur. Yeniden kültürlenme sürecinde ise, okuldaki değer, norm,
inanç ve ortak iliĢkiler değiĢtirilmeye çalıĢılır. Geleceğin eğitim lideri iyi bir duygu yöneticisi
olarak okulun duygusal dokusunu geliĢtirmek zorundadır.
Geleceğin okulunda sosyal sermayenin geliĢtirilmesi büyük önem taĢımaktadır. Artan
disiplin sorunları, istenmeyen davranıĢların yaygınlık kazanması, olumsuz aile ve çevre etkisi
ve risk altındaki öğrencilerin artması karĢısında, okul yöneticisinin mevcut sosyal sermayeyi
güçlendirmesi gerekir. Okullar sosyal sermayelerini hızlı bir Ģekilde tüketmektedirler.
Adaletsizlik, eĢitsizlik, güvensizlik, yoğun çatıĢmalar ve etik dıĢı davranıĢlar, okulun sosyal
sermayesini bitirmektedir. Güvensizliğe dayalı bir okul kültüründe okul yöneticisinin sosyal
sermayeyi koruması çok zordur. Sosyal sermaye, okuldaki sosyal yaĢamın sürdürülebilmesi
için gerekli olan bir sermayedir. Bu sermayenin çoğaltılması, okul yöneticisinin temel
görevidir.
Sosyal Sermaye kültüründe okul lideri hangi temel değerlere sahip olmalıdır? Sosyal bir
topluluk imajına göre okul yöneticisi iki temel değere sahip olmak zorundadır:
Ġnsana ilgi ve saygı. Bireysel dürüstlük baĢkalarının kiĢisel haklarına saygılı olma,
açıklık ve bireysel iliĢkilerde samimiyet, insana ilgi ve saygı değerini kapsamaktadır. Bu
değerler, insan iliĢkilerindeki bütünlüğe önem vermektedir.
Katılım. Bu değer uzlaĢma olarak vurgulanmaktadır. Kökü demokratik okul
kavramına dayanan bu değer özgürlük, eĢitlik ve sosyal adalete önem vermektedir.
Güven ve Saygı Kültürü Olarak Okul
Okullar güvensiz kurumlar olma yerine güveni ve saygıyı temel alan bir kültür
oluĢturmalıdır. Okulların bürokratik kültürü güvensizliği ve korkuyu ortaya çıkarmaktadır.
Öğretmenlerin öğrencilerin ve velilerin okula güven ve saygı duyduğu bir okul kültürü
oluĢturulmalıdır
Güvenilir okul kültürü, verdiği eğitimin kalitesiyle kendini gösterir. Bununla birlikte
okulun yüksek güvenirlik düzeyine sahip olması, okul yöneticisinin liderlik kapasitesine
bağlıdır. Uygun bir güven kültürüne sahip, öğretmenler arasında güven iliĢkisi bulunan ve
kaliteli eğitim verme konusunda kolektif bilince sahip olan bir okul, güvenilir okul olarak
görülebilir. Okulun güvenilir bir örgüt olması; hem oluĢturduğu psikolojik ve sosyal ortam
hem de verdiği eğitimin kalitesi açısından ele alınmalıdır. Güven kültürü okuldaki birçok
disiplin sorununun çözümüne katkıda bulunabilir.
Öğrenen Bir Örgüt Olarak Okul
Okul örgütlerinin çevresinde meydana gelen hızlı değiĢim, okulların örgütsel
dengesini bozmaktadır. Çevresel değiĢime uyum sağlayamayan okullar, ciddi bir örgütsel
yaĢam savaĢı vermektedir. Örgütlerin değiĢim sürecine uyum sağlaması, büyük ölçüde
örgütsel öğrenme kapasitesine bağlıdır. Okuldaki her öğretmen insan gücü açısından bir
değeri ifade etmektedir. Bütün öğretmenlerin yeteneklerini okul için kullanmaları ve takım
halinde öğrenmeye çalıĢmaları, öğrenme odaklı bir kültürün oluĢmasına katkıda bulunabilir.
Her okul bir beyin topluluğu olarak görülmelidir. Okul lideri her öğretmeni bir beyin
olarak görmeli ve ondan yararlanmalıdır. Okul yöneticisi yüksek öğrenim görmüĢ
öğretmenlere yöneticilik yapmaktadır. Bundan dolayı yönetici, okulun beyin takımını iyi
yönetmeye çalıĢmalıdır. Öğrenen okulda herkes öğrenmeye çalıĢır ve öğrendiğini birbiriyle
paylaĢır. Ġnsan aklına değer veren okul kültürü katılımcılığı destekler. Demokratik okul
kültürü önce takım kültürünün oluĢmasına, daha sonra da öğrenen okul kültürünün
oluĢmasına katkı sağlar.
Ahlaki bir Kültür Olarak Okul
Okullar sosyal bir sistem özelliği taĢımakla birlikte aynı zamanda moral (ahlaki) bir
sistem olarak da kabul edilmektedir. Ahlaki sistemler olarak okullar evrensel etik ilkeler
olarak görülen dürüstlük, adalet, eĢitlik gibi ilkelerin kazandırıldığı kurumlardır. Geleceğin
okullarını etkileyen temel sorunlardan biri de ahlaki kirlenme sorunudur. Okul öğrencilerin
ahlaki kirlenmelerini önleyecek güçlü bir moral kültür oluĢturmak zorundadır. Moral entropi
(güçyitimi), okulun ahlaki değerlerini yitirmesi olarak değerlendirilebilir. Moral entropinin
yoğun olarak yaĢandığı okul kültüründe hoĢgörü zayıflamakta ve öğretmenlerin ortak eylem
kapasitesi düĢmektedir. Okullardaki takım çalıĢması etkinliklerinin baĢarılı olmaması, moral
entropi düzeyinin yüksek olduğuna iĢaret etmektedir. Öğretmenlerin kendi aralarındaki
güvensizlik ya da öğretmen ve yönetici arasında yaĢanan güvensizlik, olumlu duygusal
enerjinin yok olmasına yol açar.
Okulun duygusal ve sosyal açıdan yaĢanılır bir yer olması, okul kültürünün olumlu
enerji ortaya koyacak bir anlamlar bütününe sahip olmasını gerektirir. Değerler ve
davranıĢlar, ihtiyaçlarla ilgilidir. Bireyin ve takımın değerleri ve inançları arasındaki uyum,
örgütsel bütünleĢmeyi oluĢturur. Bu bütünlüğün temeli de güvene dayanır. Moral değerleri
güçlü bir okul kültürü, moral entropinin azalmasını sağlar. Moral kültür, güven eksikliğini
giderir. Geleceğin okul kültürleri moral entropiyi azaltacak yeni stratejiler geliĢtirmek
zorundadır.
C-SORUNLAR
1- Kültür; birikim ürünü olup gelecek nesillere aktarıldıkça geliĢir ve yaĢar. Çağın
koĢullarına uygun değerlerin yaĢayan kültür içinde olmaması yönetsel amaçların
gerçekleĢmesini engellemektedir.
2- Farklı eğitim düzeylerinden gelen öğrenciler o okulun kültürüne uyum sağlamakta
sorunlar yaĢamaktadır.
3- Birbirini desteklemeyen mevzuat değiĢiklikleri okullarda yerleĢik değerleri olumsuz
etkilemektedir.
4- Okul kültürünün oluĢumunda değerler karmaĢası yaĢanmaktadır. Yazılı ve görsel
medya, internet vb. ortamlarda yapılan yayın ve programların eğitim sistemimizin genel ve
özel amaçlarıyla örtüĢmemesi değerler karmaĢasına neden olmaktadır.
5- Veliler kendisini okulun bir parçası olarak görmemektedir. Kendini okulun bir parçası
görmeyen veli, okula katkı yapmamakta ve ortak değerler oluĢturulamamaktadır.
6- Okul kültürünün geliĢmesine ve yerleĢmesine alt yapı oluĢturacak kurumsal kimlik ve
kurumsal hafızanın bulunmaması.
7- Meslekî teknik ortaöğretim kurumlarından eğitim alanlar, genel eğitimden daha pahalı
olmasına rağmen son yıllarda hak ettikleri gerekli statüyü elde edememiĢlerdir. Bu durum, bu
kurumların kimlik oluĢturmalarına olumsuz yansımaktadır.
8- Milli değerlerimizi tehdit eden veya küçük düĢüren olumsuzluklar karĢısında kurumsal
tepki oluĢturulamamaktadır.
9- Medyada eğitim ve kültürle ilgili programlar yeteri kadar yer almamaktadır.
10- Kurum kültürü oluĢturulmuĢ, model kurumların eksikliği.
11- Kurum kültürünün oluĢmasında okul ve kurumlarda geçici personel
görevlendirmelerin olumsuz etkileri.
12- Öğretmenler arasındaki sosyo-kültürel iliĢkilerin zayıf olduğu, bazı okullarda
öğretmenlerin gruplara ayrıldığı, bunun da okuldaki baĢarısızlığa neden olduğu
gözlemlenmiĢtir.
13- Okullarda kurum kültürü yeterince oluĢmamıĢ, bundan dolayı da mevcut ve mezun
öğrenciler okullarına yeterince sahip çıkmamaktadır.
14- Kurumda çalıĢan personel arasındaki iliĢkilerde ki kopukluğun aidiyet duygularının
zayıflamasına yol açması.
15- Kurumun tanıtımının ve çevreyle etkileĢiminin yetersiz olması.
16- Okul ve kurum yöneticilerinin otoriter yönetim anlayıĢında olması.
17- Kurumlarda bireylerin etkin iletiĢim becerilerine sahip olmaması.
18- Okul ve kurumlarımızda kurum kültürü ile stratejik planlama arasındaki bağlantı
yeterince kurulamamıĢtır.
19- Olumlu bir sınıf iklimi ve kültürü oluĢturmada bazı öğretmenlerin sınıfta öğrencilere
eĢit söz hakkı vermemesi, öğrencilerin görüĢlerini rahatlıkla açıklayamaması, öğrenci-
öğretmen arasında etkili iletiĢimin kurulamaması, öğrenci-öğrenci ve öğretmen-öğrenci
arasında güç çatıĢmaları, paydaĢların birbirlerine saygı göstermemesi okul kültürünü olumsuz
etkilemektedir.
20- Okullardaki mevcut bürokratik örgüt yapısı, okul paydaĢlarının inisiyatif almalarını en
Okulun paylaĢılan vizyon ve misyon oluĢturamaması, okulun paydaĢları tarafından bunların
içselleĢtirilmemesi önemli bir sorun olarak görülebilir.
21- Okullarda egemen bürokratik kültür, paydaĢların okul süreçlerine etkin bir biçimde
katılmalarına engel oluĢturmaktadır
22- ―Okul, yaĢamın bir parçası değil, yaĢamın ta kendisidir.‖ sözünden yola çıkarak,
öğrencilerin kuruma bağlılığını arttırmada aile yapısının dinamiklerinden yararlanan ortamlar
yaratılmamaktadır. Bu da öğrencilerde özgüven oluĢturmayı olumsuz olarak etkilemektedir.
23- Okullarda kültürün temel unsurlardan biri olarak çeĢitli kutlama ve anma
etkinliklerinin temel değerleri güçlendirici ve bütünleĢmeyi sağlayıcı nitelikte olması gerekir.
Törenlerin öğrenciler üzerinde baskı yoluyla gerçekleĢmesi, yeni nesil öğrencilerde millî
değerler ve millî bilinçten uzaklaĢmalara neden olmaktadır.
24- Mevzuatın karmaĢık yapısı ve çeĢitliliği, kurum kültürünü olumsuz yönde
etkilemektedir. Mevzuat çeĢitliği, yönetici ve öğretmenlerde baskı oluĢturmakta ve hata
yaparım endiĢesi yaratmaktadır.
25- Öğrenen okul kültürüne sahip değiliz.
26- Mesleki ve teknik liselerde meslek ve genel kültür dersleri öğretmenleri arasında var
olan ücret farklılıklarından dolayı çatıĢmalar yaĢanmaktadır.
27- BranĢ dıĢından atatan öğretmenler kurum kültürünün oluĢturulmasında önemli bir
engeldir.
28- Okuldaki yönetim sistemi, ödüllendirme yerine cezalandırma ağırlıklı iĢlemektedir.
Kararların alınmasında katılımcı yaklaĢım sergilenmemektedir. Okulda risk ve çatıĢma
yönetimi becerilerinin de yeterince geliĢmediği gözlenmektedir.
D-ÖNERĠLER
1. Millî, manevi ve evrensel değerlerin drama, tartıĢma, kompozisyon, beyin fırtınası ve
benzeri yöntemlerle içselleĢtirilmesi sağlanmalıdır.
2. Öğrencilerde gözlenen özgüven eksikliğinin giderilmesi, onların da diğer ülkelerdeki
gençlerden bir farklarının olmadığının öğrencilere verilmesi için değiĢim hareketlerinden
yararlanılmalıdır. Ayrıca, bu konuda veliler bilinçlendirilmeli, medya tarafından ise gençlerin
baĢarılarını anlatan dizi ve programlar hazırlanmalıdır.
3. Öğrencilere bu ülkenin onurlu bir üyesi ve vatandaĢı olmakla gurur duyabilecekleri
olanaklar sağlanmalıdır.
4. Millî değerleri öğrencilere kazandıracak etkili programlar geliĢtirilmeli, millî
Ģahsiyetler tanıtılarak sevdirilmelidir.
5. Gençlerde görülen sanal veya gerçek her tür aylaklıkların önlenmesi ve bu durumla
baĢ etmek için aile eğitimi, televizyon programları, ders dıĢı sosyal etkinlikler, gönüllü
çalıĢma gruplarına katılma gibi uygulamalar yapılmalıdır.
6. Sınav merkezli eğitimden uzaklaĢılarak öğrencilerin özgüvenleri sağlanmalı, kendi
sorunlarını çözen, toplumun sorunlarına duyarlı ve toplumun bir üyesi olarak o sorunları
çözmeye gönüllü bireyler yetiĢtirmek için sınıf içi ve sınıf dıĢı etkinliklerle öğrencilere insani
ve ahlaki değerler kazandırılmalıdır.
7. Öğrencide çevre bilinci oluĢturularak ekolojik denge korunmalıdır.
8. Okulun kültürel lideri olan okul yöneticileri farklılıklara saygı, sınıf içi ve okulda
demokrasiyi bir değer olarak kabul etme ve uygulama, tarafsızlık, objektiflik, saydamlık ve
güven duygusunu oluĢturma, verimlilik, hesap verebilirlik, dürüstlük, empati ve hoĢgörü gibi
değerleri okulda yerleĢtirmeli ve geliĢtirmelidirler.
9. Okul kültürünün, hem kuruma yeni gelen iĢ görene hem de yeni kaydolan öğrencilere
kazandırılması için uyum eğitimi verilmelidir.
10. Çocuklara temel yaĢam becerileri ve üst düzey düĢünme becerileri kazandırılmalı ve
üretim kültürü aĢılanmalıdır.
11. Sadece bilgiye ulaĢmak değil, bilgi üretmek de bir değer olarak içselleĢtirilmelidir.
12. Okul kültürünün geliĢmesine ve yerleĢmesine alt yapı oluĢturacak kurumsal kimlik ve
kurumsal hafızanın yapılandırılması ve geliĢtirilmesi gerekmektedir.
13. Meslekî teknik ortaöğretim kurumlarının toplumda cazip hâle getirilmeleri ve bir statü
elde etmeleri için gerekli önlemler alınmalıdır.
14. Evrensel olabilmek için önce kendi değerlerini benimseyen bireylerin yetiĢtirilmesi
gerekmektedir. Bunun için değer temelli eğitim ortamları ve programları hazırlanmalıdır.
15. OluĢturulan okul kültürü farklı değer ve inançlara sahip okul paydaĢlarının söz konusu
farklılıklarını ortak değerler düzleminde birleĢtirecek yapıda olmalıdır.
16. Okul kültürünün geliĢtirilmesi için görüĢme, gözlem, anket sonuçlarına göre gerekli
tedbirler alınmalıdır.
17. Kurum kültürü ile hareket edilip düĢünsel anlamdaki farklılıkların okul dıĢına
bırakılması, okuldaki tecrübeli öğretmenlerin diğer öğretmenlere rehberlik görevi yapmaları
gerekmektedir.
18. Kurum kültürünün oluĢması için okul mezuniyet günleri ve programları ayrıca
öncelikle her okula ait bir okul marĢının yazılarak bestelenmesi ve bu marĢın da okulun çeĢitli
etkinliklerinde söylenmesi, bu sorunun aĢılmasına katkı sağlayabilecektir.
19. Kurum kültürü aĢağıdan yukarıya doğru bir yapılanma ile gerçekleĢir. Önce okulda
görev yapan hizmetli, memur, personel, öğretmen ile baĢlayıp öğrencilerle devam eden bir
süreçtir. Öğrencilerin hem okurken hem de okuldan mezun olduktan sonra okullarına sahip
çıkmaları ancak kurum kültürü ile mümkündür. Bu kültürün geliĢmesi ve devamının
sağlanması için okuldaki öğrencilerin dernekleĢmeleri gerekir. Bu okulların özellikle
mezunlar derneği ile sosyal hayatta daha aktif olmaları mümkündür. Ayrıca bu sivil toplum
örgütlerinin bir araya gelip güçlerini birleĢtirmeleri ile mensubiyet duygusu artacak, diğer
yandan sosyal, ekonomik, mesleki vb. alanlarda büyük atılımlar yapabileceklerdir.
20. Kurum kültürü oluĢmuĢ kurumların broĢür, kitapçık vb. materyallerle tanıtımının
yapılması sağlanmalıdır.
21. Kurumun stratejik planı, paydaĢlarla birlikte yapılmalı ve uygulanmalıdır.
22. Kurum içindeki kiĢiler arasındaki iliĢkilerde aidiyet duyguları geliĢtirilmelidir.
23. Kurum içinde bulunan bireyler etkin iletiĢim becerilerine sahip olmalıdır.
24. Kurum içinde etkili olan bireyler iyi bir model teĢkil etmelidir.
25. Kurum içerisindeki bireylerin kurum geliĢimi için yeterli kiĢisel donanıma sahip
olmalı, kurum kültürünü geliĢtirmeye dönük çalıĢanlara üniversitelerle iĢbirliği içerisinde
seminer, kurs, yüksek lisans programı vb. uygulanmalıdır.
26. Kurumun tanıtımı ve çevreyle etkileĢimi sağlanmalıdır.
27. Kurumda yönetim anlayıĢı otoriter olmamalı, demokratik bir yönetim anlayıĢı hakim
olmalıdır.
28. Mevzuat, kurum kültürünü geliĢtirecek Ģekilde sadeleĢtirilmeli, yazılı kurallardan daha
çok normlar, teamüller ve gelenekler oluĢturulmalı ve okul yönetimlerine inisiyatif
bırakılmalıdır.
29. Toplumda tam demokrasinin geliĢebilmesi için öncelikle eğitimcilerin ve
öğretmenlerin bu süreçte, liderlik rolü üstlenmesi, öncelikle okulda demokrasinin, demokratik
okulun hayata geçirilmesi, demokratik bir okul kültürünün geliĢtirilmesi gerekir.
30. Okul yönetim sürecinde esneklik sağlanarak, öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin
karar alma sürecine katılımı sağlanmalıdır.
31. Okuldaki vizyon ve misyon oluĢturulurken tüm paydaĢların etkin bir katılımı
sağlanarak, fikirleri alınmalı, bu vizyon ve misyon ifadeleri demokratik okul kültürünü
destekler nitelikte olmalıdır.
32. Okul yöneticisi, demokratik değer ve özellikleri benimsemiĢ bir lider olarak, okul
toplumu içinde katılımı ve iĢbirliğini desteklemelidir.
33. Demokratik okul kültürü oluĢturabilmek, bir değiĢim sürecini gerekli kıldığından,
yönetici ―değiĢim yönetimi‖ konusunda bilgi ve becerilere sahip olmalıdır.
34. Demokratik okul kültüründe, öğrencilere demokratik eğitim ortamları sunulmalı ve
öğrencilerin daha çok sorgulama becerileri geliĢtirilmelidir. Bu amaçla sınıf içerisinde
öğrencilere problem durumları sunulmalıdır; problem çözmeye yönelik etkinlikler
yaptırılmalıdır. Bu Ģekilde sınıftaki demokrasi uygulamalarıyla öğrencilere önemli
demokratik değerler kazandırılabilir.
35. Kurum kültürünün öğelerinden biri olarak törenlerin rutin ve zoraki katılıma dayalı
etkinlikler olmaktan çıkarılıp yoğun duygu ve değer paylaĢımı yaratacak Ģekilde
düzenlenmesi sağlanmalıdır.
36. Olumlu bir okul kültürü oluĢturmada değer eğitimine, değerlere dayalı ve değerler
aracılığıyla yönetime önem verilmelidir.
37. Demokratik bir sınıf kültürü yaratmak için öğretim etkinliklerinde öğrencilerin,
öncelikli olarak eleĢtirel düĢünme, problem çözme, baĢkalarına karĢı saygılı ve hoĢgörülü
olabilme becerileri geliĢtirilmeye çalıĢılmalı; bunun için sınıf ortamında gerekli etkinliklere
yer verilmelidir.
38. Yönetici ve tüm eğitim çalıĢanlarının lisans üstü eğitimden geçirilmelerinin alt yapısı
hazırlanmalı, en azından çalıĢanlar açısından tezsiz yüksek lisans için ALES’in sınırlayıcılığı
ve lisansüstü eğitime baĢlamalarının mevzuat engelleri kaldırılmalıdır.
39. Kurum liderliği ve öğretmen liderliği becerilerini geliĢtirmek üzere, öğretmen ve
yönetici yetiĢtirme programlarının yeniden gözden geçirilmesi, bu bağlamda kurum liderliği,
okul liderliği kavram ve anlayıĢlarının programlara yansıtılması gerekmektedir.
40. Eğitimin önemli paydaĢlarından birisi olan ailenin etkili katılımını sağlamak amacıyla
aile eğitim programlarının uygulanması teĢvik edilmelidir.
41. Okulda tüm personel öğrenen okul ortamının oluĢmasına katkıda bulunmalıdır.
42. Mesleki ve teknik liselerde meslek ve genel kültür dersleri öğretmenleri arasında var
olan ücret farklılıkları ortadan kaldırılmalıdır.
43. Okulun yapısı, iĢleyiĢi, etkinlikleri vb. her konuda ilgili paydaĢların bilgilendirilmeleri
ve katılımları önemlidir.
44. Okul kültürü demokrasi kültürü anlayıĢıyla yönetici ve öğretmenlerin ve diğer
paydaĢların katılımıyla gerçekleĢtirilmelidir. Her toplum, geliĢtireceği eğitim politikası içinde
kültürel çerçevesini çizebilmelidir. Türk toplumuna özgü bir okul kültürü oluĢturmak
toplumun varlığını korumasında önemlidir.
45. Okullarımızda, görev, yetki ve sorumluluklar net olarak belli değildir. Denetleme
mekanizmasının çok iyi kurulması gerekir. Performans değerlendirmelerinin ve mesleki
yeterliklerin okuldan baĢlayarak belirlenmesi, görev, yetki ve sorumlulukların yeniden
düzenlenmesi ve tüm hiyerarĢik yapıya uyarlanması gerekir.
46. Değerlendirme performansa dayalı değildir. Okullardaki ölçme, değerlendirme ve
ödüllendirme sistemi gözden geçirilerek yeniden kurgulanmalıdır. Cezalandırmadan çok
ödüllendirme teĢvik edilmelidir.
47. Okullarda kültür çatıĢması yaĢanmaktadır. Farklı mesleki dal ve sosyoekonomik
düzeylerdeki öğrencilerin birbirleri üzerinde baskı unsur olmalarını önleyici tedbirler alınmalı
okulun kurum kültürünün oluĢturulmasında bu hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.
OKUL LĠDERLĠĞĠ
A-MEVCUT DURUM
Liderlik en yalın anlamıyla çevresini etkileme sanatıdır. Okul yöneticilerinden, vizyona
dönük liderlik, kültürel liderlik, dönüĢümcü liderlik, teknolojik liderlik, öğretimsel liderlik,
etik liderlik, karizmatik liderlik, entelektüel liderlik, hizmetkâr liderlik gibi birçok liderlik
rolleri beklenmektedir.
ÇağdaĢ yönetim anlayıĢında okul yöneticilerinden okul liderleri olmaları
beklenmektedir. Yönetmelikte okulu, okul müdürü okul kurullarıyla birlikte yönetir Ģeklinde
ifade edilmektedir.
Okul liderliği konusunda sayısız araĢtırmalar yapılmıĢtır. Her ülke kendi eğitim sistemi
içerisinde en etkili okul liderliğinin oluĢturulması için çeĢitli yöntemler geliĢtirmiĢtir. Nedeni
ise okulların etkili bir liderlik sayesinde kendilerinden beklenen çıktıları en üst seviyede
gerçekleĢtirebilmeleri gerçeğidir. Çağın gereklerine uygun insanların yetiĢtirilebilmesi için
okulların en iyi Ģekilde yönetilmesi gerekmektedir. Ülkemizde de değiĢik zamanlarda yapılan
çalıĢmalarla okul liderliği konusu masaya yatırılmıĢ ve birçok sorunlar tespit edilerek çözüm
önerileri ortaya konmuĢtur. En son bakanlığımız Nisan 2009’da ―okul Liderliğinin
GeliĢtirilmesi Konferansında‖ aĢağıdaki görüĢlere yer verilmiĢtir.
Okul liderleri, kaliteli ve çağın ruhuna uygun bir eğitim sürecinin planlanabilmesi ve
beklentileri karĢılayabilecek eğitim ortamlarının yaratılmasında hayati bir role sahiptir. Bu
kapsamda okul liderlerinin kendi kiĢisel geliĢimlerinden çağın ihtiyaçlarını okuyabilen bir
vizyona sahip olmaya, öğrencilerinin motivasyonunu artırmaktan öğretmenlerin mesleki
yeterliklerini geliĢtirmeye kadar geniĢ bir yelpazeye yayılan sorumlulukları vardır.
Okul liderliği, öğrenme kalitesini etkilemektedir. Öğrenme kalitesinin bir göstergesi
olarak dikkate alındığında okulların elde ettiği eğitimsel sonuçlar için okul liderliği kilit
önemde bir rol oynamaktadır. Okul liderliği, öğretmenlerin motivasyonunu, kapasitesini, okul
iklimini ve çevresini etkilemek suretiyle aynı zamanda fırsat eĢitliği ve okul etkililiği üzerinde
de etkilidir. Örneğin farklı performans düzeylerine sahip öğretmenler tarafından eğitilen
öğrencilerin dört yıl sonundaki performansları arasında % 50’den fazla fark tespit edilmiĢtir.
Bu farklılık, öğretmene sağlanan sürekli mesleki geliĢim desteğine atfedilmiĢtir.
OECD tarafından 25 ülkeyi kapsayan Okul Liderliğinin Geliştirilmesi Projesi
gerçekleştirilmiştir. Bu proje sonucunda elde edilenler şu şekilde özetlenebilir: Okul liderliği
rollerinde önemli değişiklikler olmuştur. Okulların özerkliğinde artış eğilimi gözlenmektedir.
Hesap verebilirlik uygulamaları yaygınlaşmaktadır. Eğitim faaliyetleri, öğrenmeye
odaklanmıştır. Okul liderlerinin eğitim ve hazırlanma süreçleri bu değişime uygun değildir.
Sistematik ve kariyer basamaklarına dayalı sürekli eğitim ihtiyacı belirmiştir.
Bu proje sonuçlarının ülkemizde yararlı bir neticeye dönüştürülmesi amacıyla harekete
geçilmiş ve Ankara’da “Okul Liderliği Anlayışında Değişim Zamanı: Yenilikçi, Gelişen ve
Paylaşılan Liderlik” adlı konferans düzenlenmiştir. Konferansa eğitimin farklı düzeylerinden
yurtiçi ve yurtdışından katılan uzman, öğretmen, eğitim yöneticisi, eğitim denetçisi,
akademisyen ve bürokratlar okul liderliğini geliştirme alanında dünyadaki eğilimleri,
gelişmeleri, farklı bakış açılarını ve uygulamalarını tartışma fırsatı bulmuşlar; çalıştaylarda
kendi deneyim ve bilgilerini diğer katılımcılarla paylaşmışlardır. Konferans, gerek OECD OLIG
projesi birikimlerinin gerek farklı ülkelerin bu alandaki deneyimlerinin gerek Türkiye’de bu
alandaki mevcut birikimlerin bir araya geldiği bir platform işlevi görmüştür. Yapılan
sunumlar, tartışmalar ve çalıştaylarda ortaya konulanlar Türkiye’de okul liderliğinin
geliştirilmesi yönünde aşağıdaki noktaları ön plana getirmiştir:
Okulların özerkliğinin artırılarak okul yöneticilerine liderlik edebilme alt yapısının
oluşturulması;
“Eğitim Yöneticiliği Kariyer Basamakları” belirlenerek bu kapsamda yönetici yeterlikleri,
görevde yükselme ve atama ölçütlerinin tanımlanması;
“Eğitim Yöneticilerini Yetiştirme ve Geliştirme Programı”nın oluşturulması.
Konferansta okul yöneticiliğinin liderlik yönünün geliştirilmesi çerçevesinde ortaya
konulan görüş ve değerlendirmeler temel alınarak özendirme, seçme, atama, eğitim,
geliştirme-destekleme aşamalarında öneriler geliştirilmiştir. Bu öneriler aşağıda
sıralanmaktadır:
Özendirme: Eğitim yöneticiliğine nitelikli adayları özendirmek amacıyla;
Görevde yükselme yollarının tanımlanması
Görev-yetki-sorumluluk dengesinin düzenlenmesi
Ücret iyileştirilmesi
Seçme: Okul yöneticilerini seçme sürecinin daha nesnel olabilmesi amacıyla;
Seçme sınavı yapılması, sınav sonucunun yanı sıra öğretmenlik deneyimi, ön liderlik
eğitimi, liderlik özellikleri, psiko-teknik test sonuçları, iletişim becerileri de dâhil çeşitli
değerlendirme ölçütlerinin dikkate alınması.
Atama: Seçilen yönetici adaylarının atanması sürecinde;
Seçilen adayların “Okul Yöneticiliği Eğitim Programı”nın hazırlık aşamasına tabi tutulması
ve bu programı başarıyla tamamlayanların “Yönetici Yardımcısı” olarak atanması,
Program kapsamında yönetici adaylarına hem teorik hem de uygulama eğitimi verilmesi
bu çerçevede okul yöneticisinin sahip olması gerekli diğer yeterliklerin yanı sıra motive
edici, fırsat yaratıcı, profesyonel anlamda gelişimi destekleyici, yenilikçi, kararlı, istekli,
öğrencilerin bireysel gelişimlerine öğrenmeye ve kaliteye odaklı, bilgiyi yönetebilen,
iletişime açık, kolay erişilebilir, şeffaf ve hesapverebilir olma özelliklerinin
değerlendirilmesi,
Program sonunda değerlendirme yapılarak alınan puana göre atamanın yapılması,
Atamada görev yapılacak eğitim kademesinin kendine özgü koşullarının dikkate
alınması,
Atamada bayanlara yönelik pozitif ayrımcılığa yer verilmesi önerilmektedir.
Okul Liderliği Eğitimi: Liderlik gelişimi, kesintisiz bir süreç olarak kabul edilmeli, eğitim
yöneticilerine liderlik kavram ve anlayışı kazandırılmasını amaçlayan teorik ve uygulamalı
eğitim verilmelidir. Eğitim sistemimizin yaşamakta olduğu reform sürecinin bir parçası olarak
mevcut okul yöneticilerine “Okul Yöneticiliği Eğitim Programı”nın uygulanması öncelik
taşımaktadır.
“Okul Yöneticiliği Eğitim Programı” kapsamında;
MEB ve YÖK arasında işbirliği sağlanarak üniversitelerin ilgili bölümlerinden uzman
desteği sağlanması ve tezsiz yüksek lisans ve uzaktan eğitim seçeneklerinin dikkate
alınması,
Bu alandaki hizmetiçi eğitim programlarını daha etkin kılabilecek düzenlemelerin
yapılması (katılımcıların farklı düzeylerden oluşturulması-okul yöneticisi, denetçi,
öğretmen, il-ilçe Millî Eğitim Yöneticileri-, üniversitelerle işbirliği yapılması, ihtiyaç analizi
yapılması…),
Eğitim yöneticilerinin belirli aralıklarla yenilenme eğitimine tabi tutulması,
Okul Liderliğinin Geliştirilmesi ve Desteklenmesi: Bu kapsamda;
Okul liderliğinin geliştirilmesi stratejisi ve mesleki gelişim için standartlar belirlenmesi,
Okulların özerk yapılarının güçlendirilmesi,
Okul yöneticilerinin görev tanımlarının (yetki-sorumluluk dengesi) yeniden yapılması,
Okul yöneticilerinin sahip olmaları gereken liderlik yeterliklerinin belirlenmesi,
Denetim sırasında yöneticilerin liderlik özelliklerinin ön plana çıkarılması,
Sürdürülebilir politikalar izlenmesi ve mevzuatın sık değiştirilmemesi,
İyi örneklerin paylaşılması,
Okul liderliğinin paylaştırılması, kararların katılımcı bir yaklaşımla alınmasını sağlayacak
düzenlemelerin yapılması,
Okul liderlerinin, pedagojik lider olarak göreve yeni başlayan öğretmenler ile halen
görevde olan öğretmenlerin ve öğrencilerin gelişiminde sorumluluk alması yönünde yeni
kararlara, yaklaşımlara ve uygulamalara ihtiyaç duyulduğu değerlendirilmektedir.
Okul liderlerinin, kaliteli bir eğitimin sunulmasında özel bir önemi vardır. OECD
tarafından on yıllık bir çalışmanın sonunda ulaşılan birikim, okul özerkliğine, hesap
verebilirliğe, liderliğin paylaşımına ve öğretimsel liderliğe vurgu yapmaktadır. Türkiye’de
gerçekleştirilen “Okul Liderliği Anlayışında Değişim Zamanı: Yenilikçi, Gelişen ve Paylaşılan
Liderlik” Konferansı ile okul liderliğinin farklı boyutlarında gelişen eğilimleri dikkate alan
öneriler geliştirilmiştir.
Okul Liderliğinin Geliştirilmesi kitabının yazarları Beatriz PONT, Deborah NUSCHE ve
Hunter MOORMAN’ın tespit ettikleri politika ve uygulamalara bakıldığında özetle;
1- Okul liderliğinin sorumluluklarının (yeniden) tanımlanmasını,
2- Okul liderliğini (yetki, görev ve sorumlulukları) paylaştırılmasını,
3- Etkili okul liderliği için gerekli becerilerin geliştirilmesini ve
4- Okul liderliğinin cazip bir meslek haline getirilmesini önermektedirler.
B-DÜNYADAKĠ GELĠġMELER
Gelişmiş ülkelerin çoğunda kurum liderliği ve öğretmen liderliği konularında yüksek
lisans ve doktora programları bulunmaktadır. Kurum liderliği ve öğretmen liderliği ile birlikte
paylaşımcı liderlikten de bahsedilmektedir. Yeni liderlik yaklaşımlarından, öğrenen lider,
öğretim liderliği, moral (etik) liderlik, vizyoner liderlik, dönüşümcü liderlik konularına yer
verilmekte bu tür gelişmelerden kurum liderliğinin geliştirilmesinde yararlanılmaktadır.
Liderlik yolundaki kişinin öncelikle kendinden başlayarak inanması, kendine güveni ve başka
kişilerin deneyimlerinden yararlanması gerekir. Belli alanlarda başarılı olabilmek için bu
alanlarda kişinin kendine güvenmesi çok önemlidir.
Liderlik, yönetim biliminin öncülleriyle birlikte yüzyılı aşkın bir zamandan beri üzerinde
sürekli tartışılan bir kavramdır. Liderlikle ilgili olarak yönetim biliminde birçok teori ve
yaklaşım geliştirilmiştir. Bunlar, genel olarak lider özellikleri, lider davranışları ve liderlik
ortamıyla ilgili durumsal faktörler üzerinde yoğunlaşan yaklaşımlardır. Diğer yandan liderlikle
her geçen gün sürekli yeni kavramlaştırmalar gündeme gelmekte; bu bağlamda okul
yönetimi yönünden ahlaki liderlik, etik liderlik, kültürel liderlik, öğretim liderliği gibi ifadeler
sıklıkla kullanılmaktadır. Zira okullarda yaşanan çoğu sorunlar, kültürel alan ve değerlerle ilgili
olarak ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda okul yöneticilerinin gerek okul toplumunda gerekse
okul çevresinde liderlik rolü üstlenmeleri gereklidir. Liderlikle ilgili araştırmalar, her ortamda
ve her kültürde geçerli genel bir liderlik modeli geliştirmenin mümkün olmadığını
göstermiştir. Diğer yandan bu kavramla ilgili olarak üzerinde uzlaşma sağlanmış tek bir tanım
da yoktur.
Liderlikle ilgili yüzlerce tanım yapılmış olmakla birlikte bu tanımlarda öne çıkan
kavramlardan biri, liderliğin bir etkileme süreci olarak görülmesidir. Lider, kısaca,
çevresindeki insanları etkileyen, yön, hedef, amaç ve vizyon gösteren ve bunlara ulaşmak için
insanları motive eden biri olarak görülmektedir. Liderlik, sadece yönetimle ilgili bir kavram
olmayıp her bireyin bulunduğu sosyal sistem ve grup içerisinde çevresindeki kişileri
etkileyebilme becerisidir. Okulda liderlik söz konusu olduğunda konuya yöneticiler, eğitim
müfettişleri, öğretmen ve öğrenciler açısından yaklaşmak mümkündür. Ancak burada okul
liderliği ifadesi daha çok okul yöneticileri açısından ele alınmıştır.
Eğitim ve okul yöneticiliği gelişmiş ülkelerde 50 yılı aşkın bir zamanı geride bırakan bir
uzmanlık ve çalışma alanı olarak görülüp birçok gelişmiş ülkede eğitim ve okul yöneticileri,
lisansüstü programlar içinde yetiştirilmektedir. Bu bağlamda yine gelişmiş ülkelerde eğitim
ve okul liderliğiyle ilgili bir takım standartlar ya da yeterlilikler geliştirilmeye çalışılmaktadır.
Türkiye’de de yakın zamanlarda MEB tarafından bu konuda çalışmalar yapılmaktadır.
Dünyada eğitim yöneticiliği ve okul yöneticiliği ya da müdürlüğü ifadeleri yerine eğitim
liderliği, okul liderliği, öğretim liderliği ifadeleri daha çok tercih edilmektedir. Hatta eğitim
yöneticiliğiyle ilgili olarak yurtdışındaki birçok üniversitede var olan eğitim programlarının
adları da bu şekilde değiştirilmiştir.
Yönetici ve lider kavramları arasında birçok farklar vardır. Yönetici, daha çok
statükoyu koruyan ve sürdüren bir kişi olarak algılanırken liderlik, değişim ve dönüşümü
gerçekleştiren bir rol ve davranış olarak algılanmaktadır. Başarılı okullar üzerinde yapılan
araştırmalar, okulun başarısında ve etkili kılınmasında, okul müdürünün başat öğe olduğunu
göstermiştir. Okul müdürleri, diğerleri için bir öğrenme kaynağı ve rol modeli olarak, okulun
ürettiği sonuçları, doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen bir kişi olarak görülmekte; liderlik
özelliklerini geliştirmeye dönük çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Son yıllarda, öğretim liderliği
ifadesiyle birlikte ayrıca öğretmen liderliği kavramına da sıklıkla vurgu yapılmaktadır.
C-SORUNLAR
1. Liderlik kavramı genel olarak yanlıĢ anlaĢılmakta, tarihteki önemli liderlerle
özdeĢleĢtirilmekte, sınıfta sınıf baĢkanının, sınıfında öğretmenin, okulda müdürün lider olması
gerektiği düĢünülmemektedir.
2. Yönetici ve liderlik arasındaki farklar bilinmemektedir.
3. Lider olmak birçok zorluğu ve riski göze almayı gerektirdiğinden yöneticiler, bu
misyonu yüklenmemektedir.
4. Süregelen yönetim anlayıĢında yöneticilik, ayrıcalıklı olma gibi bir mantığı da
beraberinde getirmektedir. Bu bakıĢ açısı yönetim etkinliğini olumsuz etkilemektedir.
5. Okul yöneticileri mevzuatın tanımladığı yoğun çalıĢmalardan ve mevzuatta yapılan sık
değiĢikliklerden dolayı liderlik misyonunu üstlenememektedir.
6. Alanına hakim olamayan ve liderlik özellikleri zayıf olan öğretmenlerin sınıflarında
öğretimsel lider olmaları ve öğrencileri etkilemeleri mümkün olmamaktadır.
7. Ülkemizde eğitim yöneticiliği bir türlü eğitim liderliğine dönüĢtürülememiĢtir.
8. Eğitim yöneticilerinin ekonomik durumu öğretmenlere göre farklılık
göstermemektedir.
9. Eğitim kurumlarında bayan yönetici sayısının azlığı.
10. Eğitim yöneticisi seçimi henüz tam anlamı ile eğitim liderini belirleyecek konumda
değildir.
11. Mevcut yöneticiler, klasik eğitim yöneticiliğini devam ettirmektedir.
12. Eğitim yöneticiliğinde sınavlar tek baĢına yeterli ve belirleyici değildir.
13. Yönetici atanırken yönetim liderliğinin gerektiği alanlarda yeterliliği olmayanlarında
atanması.
14. Okul liderlerinin yetiĢtirilmesi ile ilgili çalıĢmaların son derece yetersiz olduğu
görülmektedir.
15. Okul yöneticileri eğitim-öğretimden çok, zamanlarının büyük bir kısmını; bina, evrak,
iĢletme gibi iĢlere ayırmaktadır.
16. Ġl ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinde genel idare hizmetleri sınıflarında görev yapan
eğitim yöneticileri kadro-derece ve ek göstergelerinin eğitim hizmetleri sınıfında görev yapan
yönetici ve öğretmenlerden daha düĢük kalması bu yönetim kademesinin liderlik misyonunu
etkisiz kılmaktadır.
D-ÖNERĠLER
1. Liderlik kavramı ile ilgili bilgilendirme yapılmalı, lider yetiĢtirme programları
hazırlanmalı, geleceğin liderleri olacak öğrencilerin liderlik özellikleri güçlendirilmeli, bu
özelliklerini sergileyecekleri ortamlar hazırlanmalı ve gerekli yönlendirilme yapılmalıdır.
2. Okul yöneticiliği profesyonel bir meslek olmalıdır. Okul müdürü olacak adaylar
eğitim yönetimi alanında lisansüstü eğitim veya sertifika programlarıyla yetiĢtirilmeli,
deneyim ve liyakata da önem verilmelidir.
3. Okul yöneticileri, donanımlı, güncel olayları takip eden, motivasyonu yüksek,
değiĢimi yöneten, paylaĢımcı, kadrosundaki insan kaynaklarını yeteneklerine göre
değerlendiren ve yönlendiren, üretken, vizyon geliĢtiren, etik davranıĢlar sergileyen, adil ve
hakkaniyet ölçüleri içinde davranan, hoĢgörü ve empati gösteren, giriĢimci, açık, yenilikçi,
güvenilir, dürüst, risk alan, demokratik, uzlaĢma kültürüne sahip, takımla çalıĢabilen, sistem
yöneticiliğini bilen örnek bireyler olmalıdırlar.
4. ÇağdaĢ anlayıĢa ve yaklaĢıma paralel olarak yönetim ağırlıklı liderlik yerine öğretim
liderliği ön plana çıkarılmalıdır.
5. Çevrede var olan iyi okul liderliği örnekleri yaygın olarak tanıtılmalı ve gerektiği
zaman örnek alınmalıdır.
6. Etkili okul liderliği için niteliklere dayalı saydam bir seçme sistemi ve kariyer
yönlendirme uygulamalarına yer verilmelidir. Yönetici atama ve yer değiĢtirmede performans
kriterleri oluĢturularak objektif ölçütlere bağlanmalıdır.
7. Öğretmenler hem geleceğin okul lideri adayı olarak hem de sınıflarının lideri olarak
öğretim liderliği özelliklerine sahip olmalı ve öğrencilerini etkilemelidirler.
8. Öğretmen adayları yetiĢtirilirken geleceğin öğretim liderleri olarak yetiĢtirilmeli
liderlik ruhu, davranıĢı ve gücü kazandırılmalıdır.
9. Okul liderliğinin cazip hale getirilmesi, eğitim-öğretim hizmetlerinden genel idare
hizmetleri sınıfına geçirilmesi sağlanmalıdır.
10. Okul müdürlüğünün güçlendirilmesi için, okul müdürünün yakın çalıĢma arkadaĢlarını
(müdür baĢyardımcısı, müdür yardımcısı) kendisinin belirleyebilmesinde etkili olması
sağlanmalıdır.
11. Okul yöneticilerinin liderlik yapmalarına engel olan sınırlılıklar (Kanun ve
yönetmelik) değiĢtirilmeli veya kaldırılmalıdır. (Öğrenciyi Ġl içerisinde tarihi ve turistik bir
mekâna geziye götürmek için bile yasal engel bulunmaktadır.)
12. Eğitim yöneticiliği nihayetinde bir uzmanlığa dönüĢtürülmeli ve ekonomik açıdan
cazip hale getirilmelidir.
13. Yönetici yeterlilikleri ve performans ölçütleri belirlenmelidir.
14. Eğitim yöneticileri üniversitelerle iĢbirliği içerisinde akademik düzeyde eğitilmeli ve
eğitim yöneticiliği uzman bir meslek haline getirilerek mutlaka eğitim akademisi hayata
geçirilmelidir.
15. Mevcut yöneticilerin liderlik özelliklerinin geliĢtirilmesine yönelik hizmet içi eğitim
çalıĢmaları üniversitelerle iĢbirliği içerisinde gerçekleĢtirilmelidir.
16. Okul liderlik özelliklerini geliĢtirici, örnek uygulamaların paylaĢılabildiği, katılımın
zorunlu olduğu seminerler düzenlenmelidir.
17. Okul liderleri ve tüm öğretmenler eğitim-öğretim dıĢında hiçbir iĢte çalıĢtırılmamalı,
görevlendirilmemeli, ikinci görev verilmemesiyle ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
18. Okul liderleri, baĢöğretmen sıfatıyla eğitim-öğretimle ilgili planlamalar, uygulamalar,
değerlendirmeler ve baĢarının artırılmasıyla ilgili çalıĢmalar yapmalıdır.
19. Okul müdürlüğü, profesyonel bir meslek olarak düĢünülmeli ve buna iliĢkin kalıcı
yasal düzenlemeler yapılmalı ve standartlar/yeterlilikler bir an önce geliĢtirilmelidir.
20. Okul müdürlüğüne atanmadan önce hazırlayıcı/yetiĢtirici programlar tasarlanmalı,
yöneticiliğe baĢlangıç noktasını müdür yardımcılığı oluĢturmalı, daha sonrasındaki roller için
bir kariyer sistemi geliĢtirilmelidir.
21. Okul yöneticiliği, maddi yönden sağlanacak bazı teĢviklerle daha cazip bir meslek
hâline getirilmelidir.
22. Öğretim lideri bir okul müdürü, okul için bir vizyon ve hedef belirleyerek bunu
paydaĢlarla paylaĢıp, okul amaçlarına ve uygulamalarına yansıtılmasını sağlamalıdır.
23. Kamu yönetimindeki ―yönetiĢim‖ odaklı tartıĢmalara bağlı olarak kendi kendini
yöneten okul, okul merkezli yönetim anlayıĢının güçlendirilerek müdürlerin kendi okullarının
geleceğine dönük kurumsal projelerini gerçekleĢtirip uygulayabilecek bir inisiyatife sahip
kılınması, baĢarılı uygulamaları ile tanınan okul müdürlerinin baĢarılarının tanınıp
ödüllendirilmesi ve bu baĢarıların baĢkaları tarafından da bilinmesinin sağlanması gerekir.
24. Okul yönetimi ve eğitim liderliğiyle ilgili mesleki ve etik standartların geliĢtirilmesi,
söz konusu standartların birtakım yaptırımlarla desteklenmesi, daha erdemli bir okul
anlayıĢının yerleĢtirilmesi konusunda okul müdürlerinin etik liderlik davranıĢları göstermeleri
sağlanmalıdır.
3
MĠLLĠ EĞĠTĠM BAKANLIĞI 18. MĠLLĠ EĞĠTĠM ġURASI
EĞĠTĠMDE 2023 VĠZYONU
“ĠLKÖĞRETĠM VE ORTAÖGRETĠMĠN GÜÇLENDĠRĠLMESĠ,
ORTAÖĞRETĠME ERĠġĠMĠN SAĞLANMASI”
KONYA BÖLGE KOMĠSYONU KOMĠSYON RAPORU
A. MEVCUT DURUM
Okul öncesi eğitim, Türk eğitim sisteminin ilk kademesidir, 36–72 aylık çocukların
eğitimini kapsar ve isteğe bağlıdır. Bağımsız olarak veya örgün eğitim kurumlarının
(ilköğretim veya ortaöğretim) binalarında hizmet sunulabilir. Ana hizmet sağlayıcılar, MEB,
bazı kamu kurumları ve özel öğretim kurumlarıdır. Millî Eğitim Bakanlığı'nın denetiminde
olan okul öncesi eğitim kurumları 3–6 yaĢ çocuklarına eğitim sunan Ana Okulları, 5–6 yaĢ
çocuklarının eğitiminden sorumlu olan Ana Sınıfları ve Uygulama Okullarından
oluĢmaktadır.
Ġlköğretim, 6–14 yaĢ grubundaki çocukların devam ettiği 8 yıllık zorunlu temel
eğitimdir. Ülkemizde bulunan çeĢitli türdeki kamu ve özel ilköğretim kurumlarında çağ
nüfusundaki öğrenciler temel eğitim görmektedirler. Ġlköğretim zorunlu eğitim kapsamında
olması ve çağ nüfusundaki bütün öğrencilerin bu eğitimi almalarının sağlanması gerekirken,
ülkemizin kültürel, sosyo-ekonomik ve fiziki özellikleri nedeniyle çağ nüfusunun tamamı bu
eğitimden yararlanamamaktadır.
Ortaöğretim, ilköğretimi tamamlayan 15-18 yaĢ grubundaki gençlerin ―düĢünen,
araĢtırabilen, bilimsel tutum ve davranıĢlar ile problem çözme ve iletiĢim becerilerine sahip,
sanat ve estetik duyarlılığı olan; kendisi, ülkesi, milleti ve dünya ile barıĢık, özgüveni olan,
giriĢimci bireyler olarak yetiĢmelerini hedefleyen, geniĢ tabanlı programlarla herkese gerekli
olan teknoloji kültürüyle birlikte, bir alana, mesleğe ve yükseköğretime hazırlama‖ iĢlevi
olan ve bu iĢlevi doğrultusunda farklı amaçlara göre düzenlenmiĢ çeĢitli eğitim
programlarının uygulandığı bir eğitim basamağıdır.
2009–2010 öğretim yılından geçerli olmak üzere, genel ve mesleki ortaöğretim
kurumları yeniden yapılandırılmıĢ ve okul çeĢitliliği yerine program çeĢitliliğine dayalı bir
düzenlemeye gidilmiĢtir. Ortaöğretimin yeniden yapılandırılmasına yönelik çalıĢmalar
sürdürülmektedir.
Mesleki ve teknik eğitimde, iĢ hayatıyla iliĢkilerin geliĢtirilmesi sürmektedir. Ayrıca
mezunların iĢ hayatına geçiĢleriyle ilgili veri sağlayacak bir e-mezun (mezun izleme projesi)
projesi baĢlatılmıĢtır. Böylece sistemin dıĢ etkinliliğinin değerlendirilmesi ve aksaklıkların
düzeltilmesine yönelik bir sistem oluĢturulmuĢtur.
Türkiye’de ilköğretimde toplam 10.696.905 öğrenci öğrenim görmektedir. Kız
öğrencilerin oranında 7 ve 8. sınıflardaki düĢüĢ dikkat çekicidir. Bu düĢüĢün daha çok okul
terklerinden kaynaklanmıĢ olabileceği düĢünülmektedir. Sınıf düzeyleri itibariyle her bir sınıf
düzeyinde ortalama 1,3 milyonun üzerinde öğrenci öğrenim görmektedir. SBS açısından
bunun anlamı her yıl yaklaĢık 6, 7 ve 8. Sınıf düzeyinde; her bir sınıf düzeyinde yaklaĢık
1.200.000 öğrenci olmak üzere toplam 3.600.000 civarında öğrencinin sınava girmesi
demektir. 2009 Yılında altıncı sınıfta 1.061.457, yedinci sınıfta 1.029.665 ve sekizinci sınıfta
1.011.212 öğrenci olmak üzere SBS’ ye toplam 3.102.334 öğrenci katılmıĢtır. Ġlköğretimden
ortaöğretime geçiĢ ile ilgili tartıĢmalar daha çok öğrencilerin ortaöğretim kurumlarına nasıl
yerleĢtirileceği ya da yerleĢtirme iĢlemine esas teĢkil eden puanların nasıl belirleneceği
üzerine odaklanmaktadır. Türkiye’de ortaöğretime geçiĢ sistemi temelde örgencilerin
mesleklere/branĢlara ayrıĢmasının lisede yapılması gerektiği ve örgencilerin akademik
yetenek ve yeterliklerine göre gruplandırılarak eğitim öğretim görmelerinin baĢarıyı artıracağı
varsayımlarına dayanarak yapılandırılmıĢtır. Bu varsayımlar herhangi bir yasal metinde
açıkça ifade edilmemiĢ olsa da, liselerin alanlara göre birbirinden bağımsız örgütlenme yapısı
ve öğrencilerin OGS/SBS puanlarına göre okullara yerleĢtirilmeleri, söz konusu varsayımların
mevcut uygulamaları biçimlendirdiğini göstermektedir.
AĢağıdaki tablolarda yaĢlar itibariyle Türkiye ve OECD Ülkelerinin okullaĢma oranları
gösterilmiĢtir:
YAġLAR ĠTĠBARĠYLE OKULLAġMA ORANLARI (%)
ÜLKELER 3-4 5-14 15-19 20-29
YAġ YAġ YAġ YAġ
TÜRKĠYE 4,6 82,9 46,2 11,3
OECD ORTALAMASI 69,4 98,5 81,5 25,1
Kaynak: DPT 2009 Programı
ORTAÖĞRETĠM YAġ NÜFUSUNUN EĞĠTĠM DÜZEYĠ (%)
OECD ÜLKELERĠ
TÜRKĠYE
OKUL TÜRÜ ORTALAMASI
E K T E K T
ORTAÖĞRETĠM 21 15 18 44 41 42
Kaynak: DPT 2009 Programı
GENEL/MESLEKĠ ORTAÖĞRETĠM ORANLARI (%)
TÜRKĠYE OECD
ORTALAMASI
GENEL ORTAÖĞRETĠM 64 47
MESLEKĠ ORTAÖĞRETĠM 36 53
Kaynak: DPT 2009 Programı
B. DÜNYADAKĠ GELĠġMELER
Avrupa ülkelerinde okul öncesi eğitim 5 yaĢtan itibaren zorunlu olarak baĢlamaktadır.
Ancak zorunlu olmamasına rağmen 3-5 yaĢ grubunun eğitime katılım oranı da %86’nın
üzerindedir. 18 yaĢına kadar eğitim zorunludur. Mesleki eğitime çocukların temel eğitim
almak zorunda oldukları 16 yaĢtan önce baĢlanmamaktadır.
Ġlköğretimin 8-10 yıl arasında uzun süreli düzenlendiği ülkelerde, bu süre
genellikle aynı çatı altında bulunan ilkokulu ve ortaöğretim I. devre okulunu kapsar. Bu
ülkelerde ilkokulu bitiren öğrenci ortaöğretim I. devrede doğrudan izleyen sınıfa devam eder.
Kimi ülkelerde ise, ilköğretim süresi 4-6 yıl arasında değiĢen ilkokulu kapsar. Avrupa
ülkelerinde ilkokulu bitiren öğrenciler öğrenimlerini ortaöğretim I. devrede yer alan ya tek tip
bir okulda veya farklı okul türlerinde sürdürürler. Bu tür düzenlemede ilkokul ile ortaöğretim
I. devre kapsamında yer alan okullar genellikle ayrı okul binalarında bulunurlar. Ġlkokuldan
sonra ortaöğretim I. devrede farklı okul türlerinin yer aldığı ülkelerde öğrenciler baĢarıları
doğrultusunda bu okullardan birine yönlendirilir. Kimi ülkelerde bu okullara seçme sınavı ile
öğrenci alınır.
Öte yandan AB ülkelerinin pek çoğunda ilköğretimi bitiren öğrencilerin
ortaöğretimde ya da ortaöğretim I. devreyi bitiren öğrencilerin ortaöğretim II. devrede
izleyebilecekleri eğitim programının belirlenmesinde ya öğrencilerin bu devredeki genel
baĢarı ortalaması, ya bazı derslerdeki notları ya da bitirme veya seçme sınavındaki baĢarısı
dikkate alınır. Ġlköğretim ya da ortaöğretim I. devrenin sonunda bitirme sınavı yapılan
ülkelerin sayısı bir hayli fazladır. Ancak ilkokulda ya da ortaöğretim I. devrede en baĢarılı
öğrencilerin akademik yükseköğrenime hazırlayan genel eğitim programlarının uygulandığı
okullara yönlendirilmeleri ya da seçilmeleri, hemen tüm AB ülkelerinde ortak bir
uygulamadır.
Avrupa Birliği ülkelerinde zorunlu eğitimin süresi 9-14 yıl arasında
değiĢmektedir. Pek çok AB ülkesinde zorunlu eğitimin tamamı tam zamanlı genel eğitim
olarak uygulanır. Kimi AB ülkelerinde de zorunlu eğitimin büyük bir bölümü tam zamanlı
genel eğitim, son birkaç yılı da yarı zamanlı mesleki eğitim olarak çıraklık eğitimi
kapsamında uygulanır. Bu ülkelerde zorunlu eğitim genellikle 6-18 yaĢ arasını kapsar. Bu tür
uygulamada, zorunlu genel eğitimlerini tamamlayan, ancak örgün üst öğrenim okullarına
devam edemeyen öğrencilere bir meslek dalında en azından temel bilgi ve becerilerin
kazandırılması amaçlanır.
AĢağıda farklı ülkelerin ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki çeĢitli bilgileri
verilmiĢtir:
Japonya’da ortaokullarda 12-15 yaĢları arasında çocuğun ilkokuldaki biliĢsel ve
fiziksel geliĢime uygun genel eğitim verilir. Lise düzeyindeki öğretim, genel ve meslek
eğitimi olarak ikiye ayrılır. Ülkede mesleki ve teknik eğitim öğrencilerinin sınavsız olarak
üniversitelere geçiĢini sağlayan sistem mevcuttur.
Fransa’da dört yıl süreli ortaokulun ilk iki sınıfından sonra öğrenciler genel, teknik
veya meslek eğitimi alanlarından birine ayrılırlar. Ortaokullar, dört sene olup kolejlerde
verilmektedir. Ġkinci aĢama olan liselerdeki eğitim ise, meslek liselerinde 2-4 yıl olarak teknik
liselerde ve genel liselerde üç yıl olarak gerçekleĢmektedir.
Almanya’da eğitim politikasının sorumluluğu ve planlamasına iliĢkin düzenlemeler
Federal düzeyde saptanır. Ortaöğretim, eyaletlere göre 4-6 yıl öğrenim süresi olan ilkokula
dayalı dört okul tipinden oluĢmaktadır. Bunlar: Ortaöğretime eĢdeğer olan Temel Eğitim
Okulu (Hauptschule), Teknik ortaöğretimi içeren Ortaöğretim Okulu (Realschule), Akademik
eğitimi içeren Lise (Gymnasium). Yukarıdaki okulların programlarını birlikte uygulayan Çok
Amaçlı Okul (Gesamtschule) dur.
Ġtalya’da ortaöğretimin ilk aĢaması olan üç yıllık ortaokul zorunludur. Bu dönemin
bitiminden sonra öğrenciler 3-4 veya beĢ yıl sürecek bir eğitim için seçimde bulunurlar.
Ortaöğretimin ikinci aĢamasında okullar, klasik, bilimsel ve ilköğretim veya okul öncesi
dönem için öğretmen eğitimi, klasik eğitim olarak adlandırılmaktadır. Sanat eğitimi ise
sanatsal ve sanat meslek eğitimi okulları Ģeklinde sınıflandırılmıĢtır.
ABD’de ilk ve ortaöğretim sistemi, eyaletlere göre farklılık göstermekte olup, bunları
beĢ grupta toplamak mümkündür: 8+4 Modeli (Sekiz yıllık ilköğretim üzerine dört yıllık
ortaöğretim gelmektedir). 4+4+4 Modeli (Öğrenim süreleri dörder yıl olan ilkokul, ortaokul
ve lise modeli). 6+2+4 Modeli (Bu modelde dört yıllık ortaöğretim, altı yıllık ilköğretim
üzerindeki iki yıllık ortaokula dayalıdır). 6+3+3 Modeli (Bu modelde ortaöğretim altı yıllık
ilkokul üzerine üçer yıllık iki kademe Ģeklinde yapılandırılmıĢtır). 6+6 Modeli ( Bu modelde
ortaöğretim, altı yıllık ilköğretim üzerine tek kademe Ģeklinde yapılandırılmıĢtır).
OECD ülkelerinin çoğunda ortaöğretim, genel eğitim ve meslekî-teknik eğitim olmak
üzere iki ana bölümde yapılandırılmıĢtır. Genel eğitime devam edenlerin oranı %17-82
arasında değiĢiklik göstermektedir. Meksika, Ġrlanda, Portekiz ve Japonya’da genel
ortaöğretime devam edenlerin oranı %70’in üzerindedir. Çek Cumhuriyeti, Avusturya,
Almanya, Macaristan, Ġtalya ve Hollanda da ise meslekî ve teknik ortaöğretime devam
edenlerin oranı %70’in üzerindedir.
OECD ülkelerinin çoğunda meslekî eğitim ortaöğretim düzeyinde verilirken, bazı
ülkeler meslekî ve teknik eğitimi ağırlıklı olarak ortaöğretim sonrasına bırakmıĢlardır. Okul
sistemini esas alan meslekî ve teknik ortaöğretim yanında, okul ve iĢletmeler tarafından
ortaklaĢa yürütülen programları uygulayan eğitim kurumları da vardır. Ġtalya, Portekiz,
Japonya ve Yunanistan’da sadece okulu esas alan meslekî ve teknik ortaöğretim kurumları
bulunmaktadır. Ġsviçre, Almanya ve Çek Cumhuriyeti’nde ise okul ve iĢletmeler tarafından
ortaklaĢa yürütülen model daha ağırlıklıdır.
Ortaöğretim kurumları bazı ülkelerde tek, bazı ülkelerde çok kanallı olarak
yapılandırılmıĢtır. Tek kanallı ortaöğretim modellerinde okullar arasındaki yatay ve dikey
geçiĢler kolaydır. Çok kanallılarda ise sözü edilen geçiĢler ya hiç yoktur veya çok zordur. Çok
kanallı modeli uygulayan ülkelerde meslekî ve teknik ortaöğretimi tamamlayan öğrencilerin,
ağırlıklı olarak kendi alanlarının devamı mahiyetindeki yüksek öğretim kurumlarına devam
etmeleri beklenir. Bu modellerin bazılarında yüksek öğretime geçiĢ hakkı vermeyen meslekî
ve teknik ortaöğretim kurumları da bulunmaktadır.
Meslek eğitimine ne zaman baĢlanacağına iliĢkin karar, ortaöğretimdeki kurumlaĢma
modelinin temel belirleyicilerinden biridir. Kıta Avrupa’sında meslek eğitiminin ağırlıklı
olarak ortaöğretim düzeyinde verildiği söylenebilir. ABD’de ise, bu eğitim yüksek öğretime
kaydırılmıĢtır. Ürdün gibi bazı ülkelerin ABD modelini örnek aldığı görülmektedir. Türk
ortaöğretiminde bu iki modelin birlikte uygulanmaya çalıĢıldığı görülmektedir. Bu da
birtakım karıĢıklıklara sebep olmaktadır.
Bazı ülkelerde özel eğitim gerektiren bireyler için ayrı okul türü oluĢturulmuĢtur. Kimi
ülkelerde ise kaynaĢtırma esas alınarak farklı okul türleri minimuma indirilmektedir.
KaynaĢtırma uygulamasında Ġtalya büyük mesafeler almıĢtır. OECD ülkelerinde ortaöğretim
düzeyindeki okullaĢma oranı % 80’in üzerindedir.
OECD ülkeleri ortaöğretimdeki yüksek okullaĢma oranını yıllardır devam
ettirmektedir. 25-64 yaĢ grubu nüfusta en az lise mezunu olanların oranının yüksekliği bu
gerçeği ortaya koymaktadır. En az lise mezunu olanların yaĢ gruplarına göre dağılımı
ortaöğretimdeki okullaĢma oranlarının bir süreç içerisinde değerlendirilmesini daha da
kolaylaĢtıracaktır.
C. SORUNLAR
1. Ġlköğretime baĢlayan öğrencilerin bir kısmının okul öncesi eğitim almaması
öğrencilerin hazır bulunuĢluk düzeylerinde farklılıklar oluĢturmaktadır.
2. Mevcut sınav sistemi öğrenciler üzerinde kaygı ve endiĢelere sebep olmakta, bu
durum da öğretim programlarının uygulanmasında ve yönlendirme çalıĢmalarında problemler
oluĢturmaktadır.
3. Okullarda yeni öğretim programlarının uygulanmasında öğretmen ve yöneticilerin etkin
Ģekilde bilgilendirilmemesi ve tüm eğitim çalıĢanlarının uygulama esaslarıyla ilgili hizmet içi
eğitim eksikliklerinden kaynaklanan sorunlar yaĢanmaktadır.
4. Öğretim programlarına uygun, öğretmenlere rehberlik eden kılavuz kitaplarında bir
takım eksiklikler bulunmaktadır. Ayrıca bazı derslerin kılavuz kitaplarının hiç olmaması da
uygulamada sorunlara yol açmaktadır.
5. Okullarda derslik, laboratuar, atölye, bahçe, konferans salonu gibi fiziki yapılar,
öğrencilerin geliĢim özelliklerine göre eğitim ihtiyaçlarını tam olarak karĢılayamamaktadır.
6. Küçük yerleĢim birimlerinde yeterli ortaöğretim kurumları bulunmadığından
Ġlköğretimi tamamlayan öğrenciler ortaöğretime devam edememektedir.
7. Mesleki ve Teknik ortaöğretim kurumlarına olan talep ve yönlendirme planlanan
hedeflerin altındadır.
8. Özel eğitim kurumları ve kaynaĢtırma eğitimi verilen okullarda çalıĢan yardımcı
personel, öğretmen ve idari personelin hizmet verdikleri öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap
verecek bilgi ve donanımlarının yeterli olmaması nedeniyle sorunlar yaĢanmaktadır.
9. Engelli öğrenciler, engel çeĢitlerine uygun ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarına
devam etmekte güçlüklerle karĢılaĢmaktadır (Okulların fiziki yapılarındaki yetersizlik, bu
alanda ihtiyaç duyulan öğretmenlerin az olması vb. sorunlar …).
10. Okulların temizlik ve küçük çaplı bakım onarım iĢlerinin yürütülmesinde ciddi
sıkıntılar mevcuttur. Okullarımızda hizmetli yoktur ya da sayısı azdır. Temizlik hizmetlerini
yürütebilmek için okullar okul aile birliği yoluyla eleman çalıĢtırmakta veya öğrencilere, bu
iĢle görevli olmayan memur ve öğretmenlere yaptırmaktadır.
11. Ġlköğretim kurumlarının serbest kullanabilecekleri bir bütçesinin bulunmaması,
ihtiyaçlarını karĢılayabilmek için kaynak bulmaya zorlamaktadır. Bulunabilecek kaynaklardan
birisi olan öğrenci velilerinin bağıĢ yoluyla katkı sağlamaları, veli ile okul arasında parasal bir
iliĢki doğmasına dolayısıyla olması gereken veli-okul-öğretmen iliĢkisinin bozulmasına neden
olmaktadır.
12. TaĢımalı eğitim yapan okullara anasınıfı öğrencileri taĢınamamaktadır.
13. Ġlköğretim öğrencilerinin kitap yükünün ağır olması öğrencilerin fiziksel geliĢimini
olumsuz etkilemektedir.
14. Öğrencilerin akademik eğitimi yanında sosyal ve kültürel alanlarda da geliĢmelerini
sağlayacak sosyal etkinlik ve toplum hizmeti çalıĢmalarına yeterince zaman
ayrılamamaktadır.
15. Okullarımızda seçmeli ders çeĢidi yeterli olmasına rağmen fiziki imkânların
yetersizliği öğrenciye istediği dersleri seçme imkânı vermemektedir.
16. Sınıf geçme ve sınav yönetmeliğinin sık değiĢmesi, öğrencilerin eğitim sistemine
adapte olmasını, güvenmesini, ders programlarının devamlılığının sağlanmasını
engellemektedir.
17. Eğitim kurumlarımızda kadrosu bulunan öğretmenlerin kurum dıĢındaki uzun süreli
görevlendirmelerinde (Kitap yazımı, millî sporcu ve hakem olan öğretmenlerin faaliyetleri
vb.) kadrosu ile birlikte görevlendirilmeyiĢleri, yerine baĢka bir öğretmenin atanmasına engel
olmaktadır.
18. Eğitim kurumlarını geliĢtirmek amacıyla yapılan projelerin sonuçları görülmeden
benzer nitelikte baĢka bir projeye baĢlanılmaktadır.
19. Yükseköğrenim ve ortaöğretime giriĢ sınavlarının zamanlamasından dolayı son sınıf
öğrencilerinin okula devamı sağlanamamaktadır.
20. Ortaöğretimdeki okul çeĢitliliğinin fazla olması, öğrencilerin yönlendirilmesinde
karmaĢaya ve soruna neden olmaktadır.
21. Yer değiĢtirme ve atamalar nedeniyle öğretmen hareketliliğinin çok fazla olması, aynı
dönem ve yıl içerisinde öğrencinin bir derste birden fazla öğretmenle karĢılaĢması.
22. Ġlköğretimde ve Ortaöğretimde devlet tarafından ücretsiz olarak dağıtılan ders
kitaplarından eğitim öğretim faaliyetlerinde yeteri kadar faydalanılmaması, bunun yerine
sınav kaygısı nedeniyle test ağırlıklı diğer yardımcı kaynaklara ağırlık verilmesi.
23. Ġlköğretimde ikili öğretim yapan eğitim kurumlarının sayısının fazla olması nedeniyle
nitelikli eğitim yapılamaması.
24. Yerel yönetimler ve Sivil Toplum KuruluĢlarının eğitim öğretime destek hizmetlerinin
geliĢmiĢ ülkelerin standartlarının gerisinde kalması.
25. Ġlköğretimde 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimde farklı yaĢ guruplarının bir arada
olmasının sosyal, fiziksel ve psikolojik yönlerden eğitimi olumsuz etkilemesi,
26. Ġlköğretim kurumları bünyesindeki anasınıflarının eğitim ortamlarının uygun
olmayıĢı.
27. Ġlköğretim kurumlarında istihdam edilen yardımcı hizmetler ve güvenlik personeli
ihtiyacının yeteri kadar karĢılanamaması.
28. Kurum ve kuruluĢlarca düzenlenen belirli gün ve haftalarla ilgili törenlere ilköğretim
öğrencilerinin gönderilmesi nedeniyle eğitim-öğretimin aksaması.
29. Çağın gereği olarak daha etkin ve hızlı eğitim yönetimi sürecinin uygulamaya
konulması amacıyla hayata geçirilen MEBBĠS, e-Okul gibi elektronik ortamlı teknolojik
uygulamaların bazı dönemlerde (not giriĢleri, yılsonu iĢ ve iĢlemleri) yetersiz kalması.
30. Ġlköğretim kurumlarının kendine has bütçelerinin bulunmaması.
31. Eğitim kurumlarında denetim, izleme ve değerlendirmede sorunlar yaĢanması,
performans değerlendirme sistemine geçilememesi.
32. Eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerden Sosyal Güvenlik Yasası gereğince
emeklilik yaĢının yükselmiĢ olması nedeniyle yaĢı ilerlemiĢ eğiticilerin giderek artacağı ve
verimliliklerinin azalacağı.
33. Ġlköğretimde uygulanan taĢımalı sistemin bazı yönlerinin (yolculuk, beslenme, servis)
eğitimin niteliğini düĢürmesi.
34. Ġlköğretimin kesintisiz olması mesleki eğitime geçiĢte, meslek öğrenme yaĢında ve iĢ
yerine uyumda sorunlar oluĢturmaktadır.
35. Mesleki eğitim kurumlarındaki mevcut araç, gereç ve donanım malzemelerinin
mevcut teknoloji, çağ ve piyasa Ģartlarının gerisinde kalması, bu nedenle iĢgücü piyasasının
ihtiyaç duyduğu ara elemanların yetiĢtirilememesi.
36. Ortaöğretimde kız ve erkek öğrenci pansiyonlarının nicelik ve niteliğinin yetersiz
olması.
37. Ülkemizde zorunlu eğitimin süresi AB ülkelerinin gerisinde bulunmaktadır.
38. Okul yöneticilerinin ek ders ücretlerinin belirlenmesinde okul türü ve iĢ yükü dikkate
alınmamaktadır.
39. Çok sayıda donatımsız okul yapmak yerine tam donanımlı kampus Ģeklinde okulların
yapılmaması hem kaynak israfına neden olmakta hem de eğitim öğretimden istenilen
baĢarının elde edilmesini engellemektedir.
40. Ġlköğretimde branĢlaĢmaya 4.sınıftan itibaren baĢlanmamıĢ olması eğitim öğretimde
verimi düĢürmektedir.
41. BirleĢtirilmiĢ sınıflı okullarda okuyan öğrenciler ve görev yapan öğretmenler pek çok
imkândan yoksun kalmaktadırlar.
42. ―Bu yıla mahsus‖ ifadesi ile gönderilen genelgeler öğretmen ve yöneticilerin
performanslarını olumsuz etkilemektedir.
43. Ortaöğretimden yükseköğretime yerleĢtirmedeki katsayı farklılıkları öğrencileri genel
liselere yöneltmektedir.
44. Eğitim sisteminin temel politikaları siyasi eğilimlerden etkilenmektedir.
45. Eğitim kurumlarında mevcudu 30 öğrenciden fazla olan sınıflarda eğitim ortamları
olumsuz etkilenmekte, sosyal ve sportif etkinliklere zaman kalmamaktadır.
46. Öğretmenler için derse hazırlanma, planlama ve projeler geliĢtirmeye yönelik gerekli
donanıma sahip özel çalıĢma odaları bulunmamaktadır.
47. Ġlk ve ortaöğretim süreçlerindeki değerlendirmeler öğrencilerin etkili düzeyde
yönlendirilmelerinde yeterli değildir. Ayrıca eğitim sistemimiz içerisinde ―ölçme
değerlendirme‖ sistematiği de oluĢturulamamıĢtır.
48. Eğitim sistemimiz içinde sınavlar önemli bir yer tutmaktadır. Bu uygulama sonucu;
öğretim boyutunun öne çıktığı ve bu nedenle eğitim boyutunun geri planda kaldığı;
öğrencilerin ilgi, yetenek ve eğitim düzeylerinin tamamen değerlendirilemediği ve
öğrencilerin kendilerini yeterince ifade edemediği, zamanlarının önemli bir kısmını kendi
geliĢimini sağlayacak yönde kullanamadığı; okulların ders dıĢı etkinlikler yerine sınavlara
hazırlama kursları düzenledikleri ve seviye tespit sınavları yaptıkları, okul dıĢı öğretim
kurumlarının öne çıktığı ve velilerin ise azımsanmayacak ölçüde maddi yük altında kaldığı
görülmektedir.
49. Yatılı ve pansiyonlu okullarda muhasebe iĢlerinden anlayan yetkin personelin
bulunmaması.
50. Yatılı ve pansiyonlu okullara ayrılan yemek ödeneklerinin yetersiz olması.
51. Öğretmen veli iliĢkilerinin eğitim öğretimi geliĢtirmek amacıyla iĢlevsel düzeyde
olmaması.
52. Öğretim programları hazırlanırken içerik olarak, ülke gerçeklerinin dikkate
alınmaması, programlarda ulusal değerlere ve toplumsal gerçeklere yeterince yer verilmemesi.
53. Ġlköğretim ve ortaöğretimdeki yapılan merkezi sınavların öğrenci baĢarılarının tek
belirleyicisi olması.
D. ÖNERĠLER
1. Öğretmenler, yeni öğretim programlarının uygulanmasında gerekli olan yöntem, teknik
ve teknolojilerin kullanılmasında hizmetiçi eğitimden geçirilmelidir. Program
değiĢikliklerinde, uygulayıcı olan öğretmenlere gerekli yardımı sağlayabilmeleri,
koordinasyonu rahat yapabilmeleri ve yeni müfredatın felsefesi ile uyumlu yönetim
anlayıĢının oluĢabilmesi için okul yöneticileri hizmetiçi eğitimlerle desteklenmelidir.
2. Ulusal düzeyde yapılan sınavlarda yeni müfredatın amaçlarına uygun soru türlerine yer
verilmelidir. Bu sınavlarda temel hedef, öğrencilerin problem çözme, yaratıcı ve eleĢtirel
düĢünme yeteneklerini ölçmek ve geliĢtirmek olmalıdır.
3. Ġlköğretime baĢlayan öğrencilerin hazır bulunuĢluk düzeylerindeki farklılıkların
giderilmesi için okul öncesi eğitim, çağ nüfusuna yaygınlaĢtırılmalıdır.
4. Öğretim programlarına uygun öğretmen kılavuz kitapları ve ders kitapları, programı
uygulayan öğretmenlerin görüĢ ve düĢünceleri de dikkate alınarak geliĢtirilmelidir.
5. Okulların derslik, laboratuar, atölye, sosyal etkinlik alanları, spor sahaları gibi fiziki
yapıları, öğretim programlarının uygulanmasını destekleyecek Ģekilde düzenlenmeli, mevcut
olanların iĢlevsel olarak geliĢtirilerek kullanımı sağlanmalıdır.
6. Bölgenin sosyo-ekonomik Ģartları göz önünde bulundurularak pansiyonlu ortaöğretim
okulları yaygınlaĢtırılmalıdır.
7. Ortaöğretim akademik eğitim ve mesleki eğitim olarak yeniden yapılandırılmalıdır.
Uygulanacak tüm eğitim programlarında öğrenci baĢarısına göre geçiĢler sağlanabilmeli,
eğitim sonunda eĢdeğer belge ile belgelendirilerek öğrencilerin üst öğrenime gidebilmelerine
de fırsat sağlanmalıdır.
8. Özel eğitim kurumları ve kaynaĢtırma eğitim veren okullarda görev alan yönetici,
öğretmen ve yardımcı personelin bu durumdaki öğrencilerin özelliklerine uygun sürekli
hizmetiçi eğitimden geçirilmeleri sağlanmalıdır.
9. Engelli öğrencilere hizmet verecek ortaöğretim kurumlarının sayılarının ve çeĢitliliğinin
artırılması ile ilgili çalıĢmalar yapılmalıdır.
10. Üst düzey biliĢsel becerilere dönük ölçme yöntemlerini geliĢtirmek, rehberlik etmek
ve bu yöntemleri kullanarak verilen ölçme sonuçlarının geçerlik ve güvenirliğini kontrol
etmek amacıyla bağımsız ölçme ve değerlendirme merkezlerinin kurulması sağlanmalıdır.
11. Ülkemizde zorunlu eğitimin süresi AB ülkeleri ile eĢitlenmeli 1+8+4 olmak üzere 13
yıldan az olmamalıdır.
12. Okul müdürlerinin ders ücretlerinin belirlenmesinde iĢyükü ve okul türü dikkate
alınarak ek ders ücretleri yeterli hale getirilmelidir.
13. Çok sayıda donatımsız okul yapmak yerine tam donanımlı kampüs okulların yapılması
hem kaynak israfını önleyecek hem de eğitim öğretimden istenilen baĢarının elde edilmesini
sağlayacaktır.
14. Ġlköğretim kurumlarımızda yaĢ ve geliĢim özellikleri farklı olan I. ve II. Kademe
öğrencilerinin aynı binada, aynı fiziki ortamda eğitim görmemeleri için gerekli fiziki
düzenlemeler yapılmalıdır.
15. Öğretmen ve yöneticilerin performansa göre değerlendirilmesi, ücretlerin de buna
göre belirlenmesi çalıĢmalardan istenilen verimi elde etmede olumlu katkılar sağlayacaktır.
16. Öğretmen istihdamında sözleĢmeli, ücretli atamalarına son verilmeli tüm
öğretmenlerin kadrolu veya sözleĢmeli atanması sağlanmalıdır.
17. Ġlköğretimin donanım ve fiziki yapı yetersizlikleri giderilmeli, ikili öğretime son
verilmelidir.
18. Ġlköğretimde branĢlaĢmaya 4.sınıftan itibaren baĢlanması eğitim öğretimde etkililiği
artıracaktır.
19. Ġlköğretimde denetim sisteminin istenilen niteliğe kavuĢturulabilmesi için, eğitim
müfettiĢliğine lisansüstü eğitim almıĢ kiĢilerin seçilmesi, mevcut eğitim müfettiĢlerinin de
lisansüstü eğitim almalarının sağlanması, eğitim müfettiĢliğinde branĢlaĢmaya gidilmesi
önemli görülmektedir.
20. Ġlköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin okuldaki eğitim ve öğretim etkinliklerini
önplanda tutmaları ve okulu önemsemeleri için gerekli tedbirler alınmalıdır.
21. Gerekli tedbirler alınarak ortaöğretimde kredili eğitim sistemine geçilmelidir.
22. ―Bu yıla mahsus‖ ifadesi ile gönderilen genelgelerin öğretmen ve yöneticilerin
performanslarının ve öğretimin niteliğinin düĢmesine neden olduğundan kalıcı öğretim ve
mevzuat uygulamalarına ağırlık verilmelidir.
23. Ortaöğretimden yükseköğretime yerleĢtirmedeki katsayı farklılıkları giderilerek
öğrencilerin meslek liselerine yönelmeleri sağlanmalıdır.
24. Sosyo-ekonomik düzeyleri düĢük ailelerin eğitim öğretim ihtiyaçlarının devlet
tarafından karĢılanması, Halk Eğitim Merkezi Müdürlükleri kanalıyla velilerin eğitim
konusunda bilinçlendirilmesi, meslek edindirme kurslarına katılımda öncelik sağlanması.
25. Ġlköğretimde üst düzey düĢünme becerilerini geliĢtirmeyi teĢvik eden kaynaklara ve
sınav sistemine yer verilmesi, velilerin kaynak kitap kullanımı ve sınav sistemi konularında
bilgilendirilmeleri.
26. Ġlköğretim Kurumları Standartlarının belirlenmesinde yöresel özelliklerin daha çok
dikkate alınması, uygulama birlikteliğinin sağlanması.
27. Ġlköğretim kurumları bünyesindeki anasınıflarının zamanla kapatılarak bağımsız
anaokullarına dönüĢtürülmesi.
28. MEBBĠS, e-Okul gibi elektronik ortamlı teknolojik uygulamaların daha etkin ve hızlı
yürütülmesi için kapasite artırımına gidilmesi ve gerekli önlemlerin alınması.
29. Eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin emeklilik iĢlemlerinde mesleki
yıpranmalarının da göz önüne alınması.
30. Ġlköğretimdeki eğitim müfettiĢlerinin denetim, izleme ve rehberlik faaliyetlerinin
temel kriterlerinin belirlenmesi.
31. Yatılı ve pansiyonlu okullarda bütçe ve muhasebe alanlarında yetiĢmiĢ yetkin
personelin istihdam edilmesi.
32. Yatılı ve pansiyonlu okullara ayrılan yemek bedellerinin öğrencilerin geliĢim
özelliklerine ve geçerli rayiçlere göre yükseltilmesi.
33. Okulların mimari ve donanım standartları oluĢturulmalı, bu standartlar içinde; oyun
alanları, hobi alanları, etkinlik alanları, revir, çalıĢanların çocukları için kreĢ vb. bölümler
bulunmalıdır. Okullar çağın teknolojisinin gerektirdiği araç gereçlerle donatılmalıdır. Engelli
bireylerin kaynaĢtırma eğitimine uygun olacak düzenlemeler yapılmalıdır.
34. Bir proje kapsamında, her eğitim bölgesinde mevcut okullardan fiziki durumu müsait
olan okul/kurumlara oyun alanları, yüzme havuzu, kapalı ve açık spor alanları gibi alt yapılar
oluĢturulmalıdır. Bu alanların eğitim bölgesindeki okullar tarafından etkin bir biçimde
kullanılmaları sağlanmalıdır. Okul binalarına giriĢ kapıları ve oyun alanları öğretim
kademeleri dikkate alınarak yapılandırılmalıdır.
35. Öğretmenler için derse hazırlanma, planlama ve projeler geliĢtirmeye yönelik gerekli
donanıma sahip özel çalıĢma odaları düzenlenmelidir.
36. Mevcut ölçme-değerlendirme sistemindeki sorunları gidermek ve öğrencilerin
kendilerini gerçekleĢtirmelerini sağlamak üzere tüm eğitim kademelerinde tanıma-
yerleĢtirme, izleme ve düzey belirlemeye dönük çok çeĢitli ölçme ve değerlendirme teknikleri
etkili bir biçimde kullanılmalıdır.
37. Genel bütçeden okullar için ayrılan pay artırılmalıdır. Her okulun müstakil bütçe
oluĢturmasına imkân tanınmalı, bu bütçe okulun tüm ihtiyaçlarını karĢılayacak nitelikte
olmalıdır. Eğitimi finanse etmek için çeĢitli kanallardan sağlanan gelirler etkili ve verimli bir
Ģekilde okulların iĢletme giderlerinin sağlanması için kullanılmalıdır.
38. Adrese Dayalı Kayıt Sistemi’nin geçerliliği ve güvenirliliği sağlanmalı, aksayan
yönleri iyileĢtirilmelidir.
39. Ortaöğretim kurumu bulunmayan yerleĢim birimlerindeki öğrenciler, taĢımalı
ilköğretim uygulaması ile koordineli bir biçimde, ortaöğretim kurumlarına da taĢınmalı ve bu
hususla ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
40. Meslekî teknik liselere eriĢimi arttırmak amacıyla iĢletmelerde beceri eğitimi ve staja
giden öğrencilere 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu gereği ödenmesi gereken ücretin, yurt
genelinde (yaĢına uygun asgari ücretin % 30’dan az olmamak üzere) kamu ve özel sektör
bazında etkin düzeyde uygulanması sağlanmalıdır.
41. Meslekî teknik liselerdeki haftalık ders saati sayısı azaltılmalı ve teneffüsler ihtiyaçları
karĢılayacak biçimde düzenlenmelidir. Ayrıca meslek liselerinde uygulamalı derslere ağırlık
verilmelidir. Ulusal ve uluslar arası meslekî yeterlilikleri kazandırıcı programlar hazırlanmalı
ve sertifikalandırılmalıdır.
42. Uzun süreli tatil yerine yıl içine yayılan 4 periyottan oluĢan kısa tatiller olmalı, diğer
zamanlar eğitim ağırlıklı etkinlikler ile eğitim - öğretim kesintisiz devam etmeli,
yeteneklerine ve ilgilerine göre; yüzme, atletizm, futbol, voleybol, tiyatro… gibi etkinliklerle
eğitim öğretim desteklenmelidir.
43. BranĢ öğretmenleri ile sınıf öğretmenleri arasında ek ders farklılığı ortadan
kaldırılmalıdır. (30 saat derse giren öğretmenler temel alındığında)
44. Özel okullar teĢvik edilmeli ve bu okullara gidecek öğrenciler desteklenmelidir.
45. Okulların fiziki altyapılarıyla ilgili bakım, onarım, bahçe düzenlenmesi, temizlik gibi
iĢ ve iĢlemlerinin, yerel yönetimlere devredilmesi.
46. Bakanlık merkez teĢkilatındaki ortaöğretime yönelik genel müdürlük sayılarının çok
olması karıĢıklığa neden olmaktadır. Bu nedenle genel müdürlük sayılarının ikiye indirilerek
genel akademik liseler ve mesleki-teknik liseler olarak yeniden yapılandırılması
sağlanmalıdır. Öğrencilerin katılacağı sosyal, kültürel faaliyetlerde ve sportif müsabakalarda
kullanılmak üzere il bütçesine bir kaynak aktarılmalıdır.
Onsekizinci Millî Eğitîm Şûrasının Türk Millî Eğitim Camiasına ve milletimize
hayırlı olmasını temenni ederiz.
Komisyon BaĢkan Yrd. Raportör Raportör
BaĢkanı Yrd.Doç.Dr.Ayfer Taner Bekir EKEN
Doç.Dr.Niyazi ġAHĠN AKKUġ
CAN
ÜYE ÜYE ÜYE ÜYE
Ahmet BAġAR Ġsa ARSLAN Adnan DĠNÇ Ramazan
KUTLAY
ÜYE ÜYE ÜYE
Dr.Halis Abdullah Furkan
DEMĠR PAMUK GENCER
4
MĠLLĠ EĞĠTĠM BAKANLIĞI 18. MĠLLĠ EĞĠTĠM ġURASI
EĞĠTĠMDE 2023 VĠZYONU GÜNDEM MADDESĠ
“SPOR, SANAT, BECERĠ VE DEĞERLER EĞĠTĠMĠ”
KONYA BÖLGE KOMĠSYONU KOMĠSYON RAPORU
1- MEVCUT DURUM
Türk Eğitim Sistemi genel olarak incelendiğinde, spor, sanat, beceri ve değerler
eğitimine iliĢkin, gerek zorunlu ders kapsamında gerekse ders dıĢı serbest etkinlikler
kapsamında eğitim öğretim faaliyetlerinin ve uygulama örneklerinin yürütülmekte olduğu
görülecektir. Ancak, Türk Eğitim Sisteminin içinde bulunduğu Ģartlara göre düzenlenmiĢ olan
bu kapsamdaki zorunlu derslerin ve ders dıĢı serbest etkinliklerin, çağdaĢ eğitim sistemlerine
göre yeterli düzeylerde olduğu söylenemez. Bu noktada öncelikle dikkat çeken husus, mevcut
eğitim-öğretim ortamlarının, spor, sanat, beceri ve değerler eğitimine imkan sağlayacak fiziki
Ģartları ve eğitim materyalleri açısından yeterli olmamasıdır. Diğer taraftan, bu alanda
uzmanlaĢmıĢ eğitici personel eksikliğinin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Teorik
olarak, bu alanlara iliĢkin eğitim-öğretim programlarının ihtiyaca cevap verecek nitelikte
olduğunu söylemek mümkündür.
Günümüzdeki uygulamalara bakıldığında, ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin spor,
sanat ve beceri derslerine ve uygulamalarına iliĢkin tutumlarının olumlu yönde olduğu
anlaĢılmaktadır. Ancak, öğrencilerin bu olumlu tutumuna karĢı, eğitim-öğretim
kurumlarımızda bu alanda yeterli imkan ve zamanın sağlandığı söylenemez.
Eğitim sistemi içerisinde, eleĢtirel düĢünebilen, sorgulayabilen bireyler yetiĢtirebilmek
için her Ģeyden önce bu nitelikleri taĢıyan öğretmenlerin yetiĢtirilmesi gerekir. Eğitimin temel
amacı; ezberden uzak, çağdaĢ öğretim yaklaĢımlarının kullanıldığı, özgür, esnek ve
öğrencinin kendini ifade ettiği, düĢüncelerini serbestçe tartıĢtığı, korku ve otoritenin olmadığı
bir sınıf ortamında düĢünebilen, sorgulayabilen bireyler yetiĢtirmektir.
ÇağdaĢ eğitim yaklaĢımlarının en öncelikli konularından birisi de; eğitimde toplam
kalite çalıĢmalarının eğitim sisteminin her kademesinde etkin bir Ģekilde uygulanmasıdır. Bu
alanda, Türk Eğitim Sistemi içerisinde ciddi gayretler sarf edilmesine rağmen istenilen
hedeflere ulaĢılamamıĢtır.
ĠĢte, eğitim Ģuralarında oluĢturulan fikir, düĢünce ve politikalar bu hedeflere daha kısa
sürede ve etkin bir Ģekilde ulaĢılmasını sağlayacak olan kollektif çalıĢmalardır.
2- DÜNYADAKĠ GELĠġMELER
Ülke örneklerindeki durum;
ĠTALYA: Zorunlu eğitimden sonra sanat eğitimine baĢlanmaktadır.
FRANSA: 11 ve 16 yaĢ grubunda sanat eğitimi verilmektedir.
ĠNGĠLTERE: Ġlkokul ve ortaokul olmak üzere iki bölümde sanat eğitimi veriliyor.
Ġlkokulda sanat eğitimi uzman olmayan öğretmenler tarafından verilirken ortaokullarda
uzman öğretmenler bu öğretimi gerçekleĢtirmektedir.
JAPONYA: Yaygın olarak çizim, resim, baskı, seramik ve üç boyutlu inĢaat çalıĢması
yapılıyor. Tüm sınıflar için kısa alıĢtırma seyahatleri programa alınıyor. Ayrıca öğrenciler
hayvanat bahçesinde, parklarda, akvaryumlarda, balık marketlerde, limanlarda, gemi yapımı
alanlarında, müzelerde, tapınaklarda çizim ve boya çalıĢması yapıyor. Japonya sanat eğitimini
ön plânda tutan ülkelerden birisidir. Her öğrencinin masasında 1950 yılından beri sanat kitabı
bulunuyor. Kitaplar devlet tarafından karĢılanıyor. Ġlkokul 1. ve 6. Sınıflarda haftada 2 saat,
ortaokulda güzel sanatlar dersi haftada 2 saat, ayrıca el sanatları dersi haftada 2 saat
verilmektedir.
ALMANYA: Öğrencilerin sanat deneyimleri eğitim kurslarıyla
kuvvetlendirilmektedir.
ABD: Amerikan sanat eğitiminde çok kültürlü sanat etkin rol oynar. Geleneksel okul
dıĢında ayrıca sanat okulları tarafından eğitim verilmektedir. Genel eğitim modeli olarak
ilkokuldan önce çocuk yuvaları ve anaokulları vardır. Bunu ilkokul, ortaokul ile 8 yıllık temel
eğitim tamamlar. Sanat okulları üç ana baĢlık altında sınıflandırılır. Bunlar özel sanat okulları,
kolejlere bağlı sanat okulları ve özel kolejlerdir. ABD’de, dünyada ve kendi toplumları içinde
yaĢayan farklı kültürleri tanıtmak, onların kültür birikimlerini anlatarak onlardan bütün
toplumun yararlanmasını sağlamak amacıyla, sanat eğitimi dersleri ilköğretim seviyesinde bir
öğretim dönemi içerisinde günde bir ders saati (45-50 dakika) olarak öğrencilere
aktarılmaktadır. Bu derslerde öğrenciler uygulamalarını da yaparak sıkılmadan sanatın
tarihsel geliĢimini, estetiği, sanat eserlerine nasıl bakmaları gerektiğini de öğrenmektedirler.
Ġlköğretimde beceri eğitimi, AB ülkelerinin pek çoğunda özellikle değiĢime ayak
uydurabilme, giriĢimcilik, baĢkalarıyla birlikte etkin çalıĢabilme, kendini sürekli geliĢtirme,
öğrenme ve düĢünme becerilerinin kazandırılması üzerinde yoğunlaĢmaktadır. Öğrencilerin
bu becerileri kazanması için alanında uzman eğitimciler ve rehberler tarafından etkili
yönlendirme hizmetleri uygulanmaktadır. Orta öğretimde ise öğrencinin ilköğretimde
kazandığı bu bilgi, beceri ve yetenekleri problem çözme yaklaĢımı ile kullanılması ve
geliĢtirmesi amaçlanır. Bu amaçla eğitim sistemleri geleneksel eğitim anlayıĢı sınırlarının
ötesine geçerek toplumun gereksinimlerini ―yaĢam boyu öğrenme‖ yaklaĢımıyla ele alarak
hazırlanmakta ve uygulanmaktadır. Eğitim ve öğretimde bilgi teknolojilerinin kullanılması
eğitim sürecinin geliĢtirilmesinde önemli rol oynamaktadır.
AB ilerleme raporuna göre AB ülkelerinin 19’unda ilköğretim kademesinde öğretmen
baĢına 10 ila 15 öğrenci düĢüyor, diğer Avrupa Birliği ülkelerinde bu sayı 20’nin altında
bulunuyor. Sadece Türkiye’de bir öğretmene ortalama 25 öğrenci düĢmektedir. Yunanistan,
Litvanya ve Portekiz ortaöğretimin her düzeyi için öğretmen baĢına 10 öğrenciden az oranlar
kaydetmiĢtir. Ayrıca Belçika, Malta, Finlandiya ve Liechtenstein ortaöğretimin alt düzeyinde
öğretmen baĢına 10 öğrenciden daha az öğrenci düĢmektedir. Almanya, Hollanda, Romanya
(ortaöğretimin yukarı düzeyi), Finlandiya (ortaöğretimin yukarı düzeyi), Ġngiltere
(ortaöğretimin alt düzeyi) ve Türkiye’de ise ortaöğretimde öğretmen baĢına 15 öğrenci
düĢmektedir.‖
AB Ülkelerinin bir çoğunda eğitim kurumlarında öğrencilere kazandırılan ya da
kazandırılması hedeflenen becerilerde ebeveyn temsilcileri okul eğitim plânı ya da okul
etkinlik plânının geliĢtirilmesi için danıĢma rolü üstlenmektedirler.
PISA 2003'e katılan ülkeler arasında Matematik alanında en yüksek baĢarı puanına
sahip ülke 550 puanla Hong Kong olmuĢtur. Finlandiya, Kore, Hollanda, Liechtenstein,
Japonya, Kanada, Belçika baĢarı sıralamasında bu ülkeyi takip etmiĢtir. PISA 2003
sonuçlarına göre Türkiye'nin, matematik ortalaması 423 puan olarak gerçekleĢmiĢtir.
AB ülkelerinin pek çoğunda bireyin eğitiminde potansiyellerini açığa çıkarmasına ve
bunları en iyi Ģekilde kullanmasına izin verilmektedir. Ezberci, koĢullayıcı ve pasifleĢtirici
unsurlar tüm eğitim sürecinden çıkarılmaktadır ve eleĢtirel düĢünme becerisi eğitiminin de
önü açılmaktadır. Öğrencilerin, koĢulsuz kabul edilen bilgi yerine, "neden" sorusunun
çekinmeden dile getirildiği, akılcı, eleĢtirel ve yaratıcı düĢünmenin yollarının açıldığı bir
sistem içinde yetiĢmesi sağlanmakta, bunların yanında çağın gerektirdiği bilgi ve beceriler de
öğrencilere verilmektedir.
3- SORUNLAR
1.Ġlk ve Ortaöğretim kurumlarında, Spor ve Sanat Eğitim Faaliyetlerine ayrılan zaman
yeterli değildir.
2.Ġlk ve Ortaöğretim kurumlarında, Spor ve Sanat Eğitim Faaliyetleri için gerekli olan
fiziki mekânlar ve ders araç gereçleri yeterli değildir.
3.Okul Öncesi ve ilköğretim 1., 2., ve 3. sınıflarda Spor ve Sanat Eğitim Faaliyetlerini
yürütmekte olan okul öncesi ve sınıf öğretmenlerinin spor ve sanat eğitim formasyonları
yeterli değildir.
4.Ġlk ve ortaöğretim kurumlarındaki norm kadro uygulamaları nedeniyle, bazı okullarda
Beden Eğitimi, Görsel Sanatlar ve Müzik Öğretmeni bulunmamaktadır.
5.Okul spor organizasyonları ve sanat faaliyetleri, ilgili kurum ve kuruluĢlardan yeterli
finansal destek bulamamaktadır.
6.Ġlk ve ortaöğretime yönelik spor ve sanat eğitimi faaliyetlerinde, konuyla ilgili kurum ve
kuruluĢlar arasında iĢbirliği ve koordinasyon eksikliği görülmektedir.
7.Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, engellilere yönelik spor ve sanat eğitimi
faaliyetlerinde yeterli fırsat ve imkân eĢitliği bulunmamaktadır.
8.Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, okul-kulüp-aile iĢbirliği yeterli düzeyde değildir.
9.Ġlk ve orta öğretim kurumlarında yaz spor okulu ve sanat eğitimi uygulamaları
geliĢtirilememiĢ ve yaygınlaĢtırılamamıĢtır.
10. Okul spor organizasyonları ve sanat faaliyetlerine yönelik sponsorluk uygulamaları
yeterli düzeyde değildir.
11. Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, sporda ve sanatta kabiliyetli olan öğrencilere iliĢkin
veri tabanı bulunmamaktadır.
12. Ġlköğretimden ortaöğretime geçiĢ ve ortaöğretimden yükseköğretime geçiĢ için yapılan
merkezi sınavlarda, spor ve sanat kültürüne iliĢkin soruların yer almaması, spor ve
sanat kültürünün benimsetilmesinde olumsuz bir faktör olarak görülmektedir.
13. Güzel sanatlar ve spor liselerinin eğitim ortamı ve eğitim kadrosu ihtiyaçlara cevap
verebilecek düzeylerde değildir.
14. Ġlköğretim kurumlarında, Güzel Sanatlar ve Spor Liselerine yeterli yönlendirme
yapılamamaktadır.
15. Bilim ve Sanat Merkezleri bölgesel düzeyde ihtiyaçlara cevap verecek Ģekilde
yaygınlaĢtırılamamıĢtır.
16. Ġlk ve ortaöğretim çağı çocuklarına yönelik gençlik ve spor kampları fiziki ve sosyal
Ģartlar açısından yeterli değildir.
17. Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, ailenin eğitime etkin katılımı yeterli düzeylerde
değildir.
18. Ġlk ve orta öğretim çağı çocuklarda; milli, manevi ve evrensel değerler eğitiminin
etkin bir Ģekilde kazandırılması konusunda, aile baĢta olmak üzere, tüm sosyal
kurumlar etkin rol üstlenmediğinden bu konuda ortak bir tavır geliĢtirilememiĢtir.
19. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yürütülmekte olan beceri eğitimi faaliyetleri
yeterli düzeyde değildir.
20. Türk Dilinin doğru ve yerinde kullanılması konusunda, kitle iletiĢim araçlarının yeterli
hassasiyet göstermemesi öğrencileri olumsuz etkilemektedir.
21. Sosyal sorumluluk bilincinin ve çevreye duyarlılığın geliĢtirilmesinde yeterli
toplumsal hassasiyet bulunmamaktadır.
22. Mevcut eğitim sisteminin biliĢsel alana dönük olması, duyuĢsal alana dönük hedeflerin
arka planda kalmasına neden olmaktadır.
4- ÖNERĠLER
1.Ġlk ve Ortaöğretim kurumlarında, Spor ve Sanat eğitimine yönelik faaliyetler, haftalık
zorunlu ders saatlerinin dıĢında, serbest zaman etkinlikleri kapsamında, zorunlu
uygulamalarla desteklenmeli ve zenginleĢtirilmelidir.
2.Ġlk ve Ortaöğretim kurumları, Spor ve Sanat Eğitim Faaliyetleri için gerekli olan fiziki
mekânlar bakımından yeterli hale getirilmeli ve ders araç gereçleri açısından
desteklenmelidir.
3.Okul öncesi ve sınıf öğretmenleri, periyodik olarak spor, sanat ve beceri eğitimi
konusunda hizmet içi eğitim kursları ile geliĢtirilmelidir.
4.Ġlk ve orta öğretim kurumlarındaki norm kadro uygulamalarında, spor ve sanat alanına
iliĢkin zorunlu ders dıĢı etkinlik saatlerinin, norm kadro hesabına dâhil edilmesi ve
spor ve sanat alanındaki asgari norm kadro ders saatinin diğer alanlara göre daha
düĢük tutulması sağlanmalıdır.
5.Okullardaki spor ve sanat organizasyonları, finansal kaynaklar açısından
desteklenmelidir.
6.Okullardaki spor ve sanat organizasyonlarının geliĢtirilebilmesi için, bu alanlarla ilgili
yerel, bölgesel ve ulusal düzeydeki kurum ve kuruluĢlar arasında etkin bir iĢbirliği ve
koordinasyon sağlanmalıdır.
7.Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, engellilere yönelik spor ve sanat eğitimi faaliyetlerine
yeterli imkanlar yaratılmalı ve fırsat eĢitliği sağlanmalıdır.
8.Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, spor ve sanat faaliyetlerinin zenginleĢtirilmesi ve
geliĢtirilebilmesi için okul-aile-kulüp iĢbirliği etkin hale getirilmelidir.
9.Ġlk ve orta öğretim kurumlarında spor ve sanat eğitiminin geliĢtirilmesi ve
zenginleĢtirilebilmesi için, bölgesel imkanlardan da faydalanılarak, okullarımızda yaz
spor okulu uygulamaları yaygınlaĢtırılmalıdır.
10. Okul spor ve sanat organizasyonlarına yönelik sponsorluk giriĢimleri, özendirici
tedbirlerle teĢvik edilmeli ve desteklenmelidir.
11. Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, sporda ve sanatta kabiliyetli öğrencilerin geliĢim
süreçlerine iliĢkin veri tabanı oluĢturulmalıdır.
12. Ġlköğretimden ortaöğretime geçiĢ ve ortaöğretimden yükseköğretime geçiĢ için yapılan
merkezi sınavlarda, spor ve sanat alanına iliĢkin genel kültür sorularına yer
verilmelidir.
13. Güzel sanatlar ve spor liseleri, eğitim öğretim ortamları açısından zenginleĢtirilmeli ve
uzmanlık alanlarına iliĢkin eğitim kadrolarıyla desteklenmelidir.
14. Güzel Sanatlar ve Spor Liselerine, spor ve sanat alanında yetenekli olan ilköğretim
öğrencilerinin yönlendirilmesi konusunda ailelerin bilgilendirilmesi ve
bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır.
15. Ġlköğretim çağında bulunan üstün ve özel yetenekli öğrencilerin, bu yeteneklerini
geliĢtirebilmeleri için, Bilim ve Sanat Merkezleri bölgesel düzeylerde
yaygınlaĢtırılmalı ve desteklenmelidir.
16. Ġlk ve ortaöğretim çağı çocukların bireysel ve sosyal geliĢimlerini destekleyen gençlik
ve spor kampları, fiziki ve sosyal Ģartlar açısından amaca uygun hale getirilmeli ve
yaygınlaĢtırılmalıdır.
17. Ġlk ve orta öğretim kurumlarında, ailenin eğitime etkin katılımı sağlanmalıdır.
18. Ġlk ve orta öğretim çağı çocuklarda, değerler eğitiminin etkin bir Ģekilde
kazandırılabilmesi için, aile baĢta olmak üzere tüm sosyal kurumların etkin rol
üstlenmesi ve bu konuda ortak tavır geliĢtirilmesi sağlanmalıdır.
19. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yürütülmekte olan, beceri eğitimi faaliyetleri
için, yeterli eğitim öğretim ortamları sağlanmalı ve zenginleĢtirilmelidir.
20. Kitle iletiĢim araçlarında, Türk dilinin doğru ve yerinde kullanılması sağlanmalıdır.
21. Ġlk ve orta öğretim çağı çocuklarda sosyal sorumluluk bilincinin ve çevreye
duyarlılığın geliĢtirilmesinde, yeterli toplumsal hassasiyet sağlanmalıdır.
22. Milli Eğitim sistemi içerisinde, drama eğitimi yoluyla, değerler eğitiminin ön plana
çıkarılması sağlanmalıdır.
KOMĠSYON BAġKANI BAġKAN YARDIMCISI RAPORTÖR
Yrd. Doç.Dr. Yusuf CAN-Sivas Rıfkı URLU-Niğde Yunus YAĞMUR-Aksaray
5
MĠLLĠ EĞĠTĠM BAKANLIĞI 18. MĠLLĠ EĞĠTĠM ġURASI
EĞĠTĠMDE 2023 VĠZYONU
“PSĠKOLOJĠK DANIġMA, REHBERLĠK VE YÖNLENDĠRME”
KONYA BÖLGE KOMĠSYONU KOMĠSYON RAPORU
MEVCUT DURUM
Rehberlik, öğrenci kiĢilik hizmetleri bünyesinde düĢünülen ve bireyin, yaĢamının
çeĢitli aĢamalarında, geliĢimine ve uyumuna etki eden faktörlerin bilinmesi ve onun yerinde
kararlar veren dengeli bir kiĢi olması amacını güden hizmetler bütünüdür. Rehberlik kavram
ve bir hizmet olarak bireyin geliĢimine, bugünkü ve gelecekteki toplumun uyumuna
yönelmiĢtir.
Rehberlik hizmetleri birey merkezli, sürekli ve insanın var olduğu her yerde yapılması
gereken hizmetlerdir.
Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliğine göre Ġl Rehberlik ve Psikolojik DanıĢma
Hizmetleri Ġl Çerçeve Programı Rehberlik ve AraĢtırma Merkezi tarafından hazırlanarak her
öğretim yılı baĢında okullara gönderilmektedir. Hazırlanan bu çerçeve plan, okul rehber
öğretmenleri ve rehberlik yürütme kurulunca okullarına uyarlanarak eğitim-öğretim yılı
boyunca uygulanmaktadır.
Rehberlik çerçeve programı belli kazanımlar ve etkinlikler içermektedir. Rehberlik
hizmetleri günümüzde, öğretmenlik görevinin ötesinde bir uzmanlık alanı haline gelen teknik
yardımlardır.
Üniversitelerimizin rehberlik ve psikolojik danıĢmanlık programı, eğitimde psikolojik
hizmetler programı ve pedagojik formasyon almaları kaydıyla psikoloji bölümü mezunları
Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul/kurumlar ile rehberlik ve araĢtırma merkezlerine rehber
öğretmen kadrolarına atanmaktadır. Ancak halen bu bölümler ile birlikte eğitim programları,
eğitim yöneticiliği ve deneticiliği, felsefe, sosyoloji gibi bölümlerden mezun olanların da bu
alanda istihdam edildiğini görmekteyiz.
Üniversitelerde yürütülen akademik çalıĢmaların Millî Eğitim Bakanlığına bağlı
okul/kurumlara yansımasında sıkıntıların olduğu gözlenmektedir. Rehberlik ve araĢtırma
merkezlerinde rehber öğretmen norm kadroları ve mevcut personel sayıları yeterli değildir.
Rehber öğretmenlerin ders yılı bitiminden itibaren meslekî rehberlik hizmetlerini vermeleri
konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır, özellikle tercih döneminde verilen hizmet
karĢılığı her hangi bir ücret almamaktadırlar.
Sınıf rehberlik hizmetleri rehberlik ve psikolojik danıĢma hizmetlerinin bir parçası
olarak yürütülmektedir. Bu hizmetler farklı branĢlardan sınıf öğretmenleri tarafından
verilmektedir.
Psikolojik DanıĢma ve Rehberlik Hizmetleri; Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve
Psikolojik DanıĢma Hizmetleri Yönetmeliğine göre Rehberlik AraĢtırma Merkezleri ve okul
Psikolojik DanıĢma ve Rehberlik servislerince yürütülmektedir. Bunun yanı sıra Rehber
öğretmeni olmayan okullarda Rehberlik AraĢtırma Merkezi danıĢmanlık hizmeti vermektedir.
Rehber öğretmenlere görev tanımlaması ve mesleki yeterlikleri dıĢında çeĢitli görevler
verilmekte bu durum rehber öğretmenin asli görevlerini yerine getirmesinde aksaklıklara
neden olmaktadır.
Her eğitim-öğretim kurumunda Psikolojik DanıĢma ve Rehberlik hizmetleri yürütme
komisyonu oluĢturulmaktadır. Bununla birlikte rehber öğretmeni olmayan okullarda bu
komisyonun iĢlevsel olmadığı görülmektedir.
Bazı okul ve kurumlarda rehberlik ve psikolojik danıĢma servislerinde fiziki ortam ve
gerekli donanımın yeterli olmadığı, bu servislerde kullanılan psikolojik test, araç ve gereçlerin
de güncelliğinin sağlanamadığı bilinmektedir.
Rehberlik servislerinde hizmetlerin daha hızlı ve nitelikli sunulması için öğrencilere
yönelik internet ve bilgisayar ortamında değerlendirmede e- Rehberlik modülü
bulunmamaktadır.
Rehberlik AraĢtırma Merkezleri özel eğitim bölümü ve rehberlik hizmetleri bölümü
Ģeklinde iki bölüm halinde çalıĢmaktadır.
Özel Eğitim Hizmetleri Bölümü; özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilerin tanılama
çalıĢmalarını yaparak uygun kurumlara yönlendirmektedir.
Rehberlik ve Psikolojik DanıĢma Hizmetleri Bölümünde rehberlik faaliyetlerinin
organizasyonu yapılmakla birlikte rehber öğretmeni olmayan okulların rehberlik çalıĢmalarına
da destek sağlanmaktadır.
Özellikle 2006 yılında yayımlanan 5378 Sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde DeğiĢiklik Yapılması Hakkında Kanunla özel rehabilitasyon
merkezlerinden özel eğitim desteği almak isteyen özürlülerin eğitsel değerlendirme ve
tanılamaları rehberlik ve araĢtırma merkezi bünyelerinde oluĢturulan özel eğitim
değerlendirme kurullarına verilmiĢtir. Bu durum Rehberlik ve AraĢtırma Merkezlerinin özel
eğitim alanındaki iĢ yükünün artmasına, rehberlik ve psikolojik danıĢma hizmetlerinin ikinci
plana itilmesine neden olmuĢtur. Ayrıca Rehber öğretmenler 5395 Sayılı Çocuk Koruma
Kanunu kapsamında Cumhuriyet BaĢsavcılığı denetimli serbestlik Ģubesi organizasyonunda
mahkemelerce verilen danıĢma ve eğitim tedbirini de yürütmektedir.
2006-2007 eğitim öğretim yılından itibaren Ġlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sınıf
Rehberlik Programı uygulanmaktadır. Haftada iki saat olarak uygulanan ve etkinlik ağırlıklı
olan bu program Ġlköğretim okullarında sosyal etkinliklerle dönüĢümlü olarak 15 hafta,
ortaöğretimde ise 30 hafta olarak uygulanmaktadır. Ġçerik bakımından geliĢimsel rehberlik
göz önünde bulundurularak hazırlanan bu programın uygulanmasında da sık sık sorunlar
yaĢanmaktadır. Buna rağmen uygulayıcıların yetersizliği, kırtasiye giderlerinin fazla olması,
rehber öğretmenlerin uygulayacağı etkinlikler için ders programlarının uygun olmayıĢı gibi
nedenlerden dolayı programın uygulanmasında güçlükler yaĢanmaktadır.
Uygulamaya konulan rehberlik programları geliĢimsel rehberlik odaklı olmasına
rağmen, rehber öğretmen yetersizliği sebebiyle rehberlik ve psikolojik danıĢma hizmetlerinde
önleyici rehberlik çalıĢmaları yerine kriz odaklı çalıĢmalara yoğunluk verilmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul ve Kurumların Yönetici ve Öğretmenlerinin
Norm Kadrolarına ĠliĢkin Yönetmeliğe göre;
a) Rehberlik ve araĢtırma merkezleri için, merkezin bulunduğu il veya ilçenin nüfusu
200.000'e kadar olan yerler için 4, sonra gelen her 100.000 nüfus için 1 rehber öğretmen norm
kadrosu verilmektedir. Bu Ģekilde yapılacak hesaplama sonunda artan nüfusun en az 50.000
olması halinde bir rehber öğretmen norm kadrosu daha verilmektedir.
b) Okul rehberlik servisleri için;
1) Özel eğitim okul ve kurumlarından öğrenci sayısı 25 ve daha fazla olanların her
birine 1,
2) Ġlk ve orta öğretim kurumlarından öğrenci sayısı 150 ve daha fazla olanların her
birine 1,
3) Yatılı veya pansiyonlu okulların öğrenci sayılarına bakılmaksızın her birine 1,
Rehber Öğretmen norm kadrosu verilmektedir. Buna, özel eğitim kurumlarında öğrenci
sayısının 100 ve 100'ün katlarına, diğerlerinde ise 500 ve 500'ün katlarına ulaĢması halinde
her defasında 1 rehber öğretmen norm kadrosu eklenir. Bir yerleĢim merkezindeki her okulda
en az 1 rehber öğretmen norm kadrosu doldurulmadan 2 nci ve müteakip norm kadrolar
atamalarda kullanılmaması gerekmektedir. Ancak uygulamada bu kritere her zaman titizlikle
uyulmadığı görülmektedir.
Yöneltme hizmetleri, 2003 yılında hazırlanan Ġlköğretimde Yöneltme Yönergesi
çerçevesinde yapılmaktadır. Ancak aradan geçen zamana bakıldığında bunun hiç de iĢlevsel
olmadığı görülmektedir. Bu yönerge sadece tavsiye niteliğinde olup, her hangi bir
bağlayıcılığı yoktur. Bu yönergedeki kriterler, öğretmenlerin sübjektif değerlendirmelerini
esas alan bir yapıya sahiptir. Yeni sınav sistemleri ve derslerin çeĢitliliği ilköğretim ve
ortaöğretimde yönlendirmeyi daha da zorunlu kılmaktadır.
Bu kapsamda Ġlköğretim 8.sınıf öğrencileri merkezi sistemle yapılan SBS ile bir üst
kuruma yerleĢtirilmektedir. Ortaöğretim son sınıf öğrencileri ise merkezi sistemle yapılan
YGS-LYS ile yükseköğretime yerleĢtirilmektedir.
Psikolojik danıĢma, rehberlik ve yönlendirme hizmetlerinde ailelerin katkısının yeterli
düzeyde olmadığı açıktır.
DÜNYADAKĠ GELĠġMELER
Okul öncesi eğitim konusunda dünyadaki uygulamalarda farklılıklar mevcuttur. Okul
öncesi eğitim uygulamalarında bazı ülkelerde sadece bakım hizmeti almak amaçlanırken,
diğerlerinde tam bir eğitim amacı güdülmektedir. Ülkemizde Almanya ve Avusturya
örneğinde olduğu gibi çocuğun biliĢsel, duyuĢsal ve sosyal geliĢimini sağlamak
amaçlanmaktadır. Ayrıca yapılacak çalıĢmalar sonucunda Avusturya örneğinde olduğu gibi
anne baba eğitimini tamamlamak olarak değerlendirilmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde
okul öncesi eğitimin okullaĢma oranı %90’lara varırken, ülkemizde bu oran %50 civarındadır.
Rehberlikte etken olan bilimlerin, özellikle psikolojik ölçme ve değerlendirme ile
bireysel ayrılıklar psikolojisi, önce Avrupa ülkelerinde geliĢmesine karĢın, rehberlik bu
ülkelerdeki okullara daha sonra girmiĢtir. Buna neden olarak, söz konusu ülkelerin eğitim
felsefeleri ile eğitim uygulamalarına egemen olan ve geliĢmeyi etkileyen geleneksel tutum
gösterilmektedir.
Ġkinci Dünya SavaĢından sonra, Avrupa ülkelerinde, çocuk ve gençlere iliĢkin sağlık,
iĢ bulma, toplumsal hizmet, özel eğitim ve suçluluğu önleme hizmetleri gibi okul dıĢı bir çok
kurum oluĢturulmuĢtur. Daha sonra, okulu bitiren gençlerin mesleklere yerleĢtirilmelerini
sağlama çalıĢmalarına giriĢildiyse de, bu hizmetler ABD’de kazandığı anlamıyla rehberlik ve
psikolojik danıĢma uygulamaları olarak değerlendirilemez.
Çocuk ve gençleri okul döneminde yöneltmenin gerekliliği, Ġkinci Dünya SavaĢı
sonrasında benimsenmeye baĢlandı ve özellikle Fransa’da öğrencileri, uygun okullara ve
eğitim kurumlarına yöneltmek için gerekli gözlem ve değerlendirmelerin, ilkokuldan
baĢlatılarak sürdürülmesi benimsendi. 12-15 yaĢlar arası, gözlem dönemi olarak kabul edildi
ve bu dönemde yöneltme çalıĢmaları yoğunlaĢtırıldı. 15-18 yaĢlar arasında ise, öğrencinin
ileride seçeceği mesleğe yakın bir alana yöneltilmesine ağırlık verildi.
1960’lı yıllarda ise, bireyin yeteneklerinin en üst düzeyde ortaya konulması ilkesine
dayanılarak öğrencilerin mesleğe, okullara ve ayrı programlara yöneltilmeleri, 16 yaĢına
kadar ertelendi. Yöneltmenin ve yüksek öğretime geçme kararının, 16 yaĢına kadar
ertelenmesi gerektiği Ġngiltere’de de benimsendi.
Bugünkü anlamıyla rehberlik ve psikolojik danıĢma Almanya, Fransa ve Avusturya’da
1959’da; Ġtalya ve Ġngiltere’de de 1963’te baĢladı. Ancak bu iĢte çok az uzman
kullanılmaktadır. Teste önem verilmemekte; rehberlik, daha çok, öğretmenlerin gözlemlerine
dayandırılmaktadır.
Rehberlik AraĢtırma Merkezleri dünyadaki iĢleyiĢ bakımından Amerika BirleĢik
Devletleri uygulamalarında mevcuttur. Türkiye’de uygulanan sistem Amerika BirleĢik
Devletleri uygulamalarına paralel bir sistemdir. Burada da daha çok gözlem ve görüĢmelerin
yoğun olarak kullanıldığı bir sistem söz konusudur.
SORUNLAR
1. Rehber öğretmen yetersizliği nedeniyle okul/kurumlarımızda rehberlik ve psikolojik
danıĢma hizmetlerinde aksaklıklar yaĢanmaktadır.
2. Millî Eğitim Bakanlığı ile üniversiteler arasında koordinasyon eksikliği
bulunmaktadır.
3. Rehberlik ve araĢtırma merkezlerinin vermiĢ olduğu hizmete bağlı olarak tahsis edilen
norm kadrolar yetersizdir. Diğer taraftan mevcut norm kadrolarının da büyük bir kısmı
da boĢtur. Verilen hizmete yönelik olarak ölçme ve değerlendirme uzmanı, eğitim
programcısı, çocuk geliĢimi uzmanı, sosyal hizmet uzmanı ve fizyoterapist norm
kadroları bulunmamaktadır.
4. Rehberlik hizmetlerinin gerekliliğine ve önemine iliĢkin öğrenci, öğretmen, idareci ve
veli boyutunda gerekli anlayıĢ, koordinasyon ve kurumsallaĢma sağlanamamıĢtır.
5. Sınıf rehberlik çalıĢmaları sırasında öğretmenlerin bu hizmetleri nitelikli vermesinde
sorunlar yaĢanmaktadır. (sınıf rehberlik derslerinde baĢka derslerin iĢlenmesi,
rehberlik etkinliklerinin verilmesinde ön hazırlık yapılmaması vb.)
6. Öğrencilerin kendilerini tanımada yetersiz olmaları nedeniyle yanlıĢ tercihlerde
bulundukları, bunun sonucu olarak da baĢarılarının düĢtüğü görülmektedir.
7. Bazı Rehberlik ve AraĢtırma Merkezleri ile okulların web sitelerinin olmadığı,
mevcutların ise içerik bakımından yetersiz olduğu görülmektedir.
8. E-okul sisteminde Rehberlik Servisleri ile ilgili herhangi bir modülün bulunmayıĢı bu
hizmetlerin verimliliğini olumsuz yönde etkilemektedir.
9. TeftiĢ Hizmetlerinin yürütülmesinde alan bilgisine sahip nitelikli elaman
bulunmamaktadır.
10. Öğrencilerin farklı geliĢim özellikleri ve geliĢim dönemlerinin bulunmasına rağmen 8.
sınıfa kadar aynı kurumlarda bir arada bulunmaları onlara sunulacak Rehberlik
Hizmetlerinin verimliliğini azaltmaktadır.
11. Rehber Öğretmenler sınıf ortamlarında öğrencileri gözlemlemeye çok fazla fırsat
bulamadığından öğrencileri tam olarak tanıyamamakta ve bu nedenle Rehberlik
Hizmetlerini tam olarak gerçekleĢtirememektedir.
12. Rehberlik ve psikolojik danıĢma hizmetlerinin Milli Eğitim Bakanlığına bağlı
kurumlarda uygulama esaslarını belirleyen Rehberlik ve Psikolojik DanıĢma
Hizmetleri Yönetmeliği günün Ģartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verememektedir.
13. Bağımsız Ana Okullarında rehber öğretmen (Psikolojik DanıĢman) kadrosunun
olmaması okulöncesi eğitimde rehberlik hizmetlerini yeterince yer verilememesine
neden olmaktadır.
14. Yöneltme öneri formlarının bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır,
15. Yaygın eğitim kurumlarında çalıĢanların rehberlik süreçleri hakkında pedagojik
formasyon eksikliği olması, kursiyerlerin rehberlik ve yönlendirme gereksinimlerinin
giderilememesine sebep olmaktadır.
16. Rehberlik hizmetleri yalnızca uyumsuz öğrencilerin davranıĢlarını düzeltmeye ve
baĢarısız öğrencilerin baĢarılarını artırmaya yardımcı hizmet olarak algılanmaktadır,
bu da rehberlik tüm öğrencilere açıktır ilkesi ile çeliĢmektedir.
17. Rehber öğretmenlerin kendilerini (lisansüstü) geliĢtirebilmeleri yönünde
üniversitelerle Milli Eğitim Bakanlığı arasında koordinasyon eksikliği bulunmaktadır.
18. Rehberlik ve araĢtırma merkezine atanan psikolojik danıĢmanların, test teknikleri ve
uygulamaları ile ilgili eksiklikleri bulunmaktadır.
19. Okul, veli, özel sektör, üniversiteler, medya, iĢ bulma kurumları vb. kuruluĢlar
yönlendirmeye yeterli ölçüde destek vermemektedir.
20. Yönlendirmede, velilerin ve çevrenin öğrenciler üzerinde olumsuz etkileri
bulunmaktadır.
21. Yeterli yönlendirme yapılamadığı için Üniversite tercihlerinde öğrencilerin mesleki
ilgileri ve yetenekleri dıĢındaki alanlara yönelmeleri, akademik açıdan baĢarısızlığa
sebep olmaktadır.
22. Bilgi, rehberlik, danıĢma ve yönlendirme çalıĢmalarından kaynaklanan eksiklikler
bulunmaktadır.
23. Üstün ve özel yetenekli öğrencilerin tespitine ve yönlendirilmelerine yeterli önem
verilmemektedir.
24. Rehber öğretmenlerin çalıĢma saatlerinin bir standardı bulunmamaktadır.
25. Hayat boyu öğrenme kapsamında anne babalara yönelik rehberlik çalıĢmaları
yetersizdir.
ÖNERĠLER
1. Üniversitelerin rehberlik ve psikolojik danıĢmanlık programları akademik kadro olarak
güçlendirilmeli, bu alanda mezun sayısı arttırılmalı, Milli Eğitim Bakanlığınca açığın
alan mezunlarından kapatılması yönünde tedbir alınmalıdır.
2. Üniversiteler; Millî Eğitim Bakanlığı ile iĢ birliği yaparak bulundukları yerleĢim
birimindeki eğitim kurumlarında karĢılaĢılan sorunların yerinde tespiti ve çözümüne
katkı sağlamalı, bilgi paylaĢımında ve uygulamalarda bulunmalıdır.
3. Rehberlik ve AraĢtırma Merkezlerindeki norm kadro belirleme ve Rehberlik ve
AraĢtırma Merkezleri açılması için mevcut nüfus kriterleri yeniden düzenlenmelidir.
Yönetmelikte belirtilen ölçme ve değerlendirme uzmanı, eğitim programcısı, çocuk
geliĢimi uzmanı, sosyal hizmet uzmanı ve fizyoterapist norm kadroları verilmelidir.
4. Rehberlik hizmetlerine yönelik gerekli anlayıĢın kazandırılması amacıyla rehber
öğretmenler tarafından öğrenci, öğretmen, idareci ve velilere yönelik rehberlik
hizmetlerini tanıtıcı etkinlikler planlı olarak sunulmalıdır.
5. Sınıf rehberlik hizmetini veren öğretmenler standart bir eğitim programından
geçirilerek yeterlilikleri arttırılmalıdır.
6. Okul öncesi eğitimden ortaöğretime kadar öğrenci ve ailelerine meslekî rehberlik ve
psikolojik danıĢma hizmetleri etkin yapılmalıdır. Yükseköğretimde program seçimi ile
ilgili yönlendirmelerde akademik baĢarının yanı sıra ilgi, yetenek, değer, beceri, tutum
ve isteklerinin de dikkate alındığı düzenlemeler yapılmalıdır. Ayrıca ölçme araçları
çeĢitlendirilmeli, yönlendirmede öğrenci, aile ve öğretmen görüĢlerine daha fazla
ağırlık verilmelidir.
7. Bütün Rehberlik ve AraĢtırma Merkezleri ile okulların web siteleri oluĢturulmalı,
mevcutları da güncellenerek etkinlik kazandırılmalı, bilgisayar ve internet
teknolojisinin rehberlik hizmetleri ile entegrasyonu sağlanmalıdır.
8. E-okul sisteminde okul rehberlik servisine ait ayrı bir modül geliĢtirilmeli, bu
modülden öğrenci ve velilerin de faydalanması yoluna gidilmelidir.
9. TeftiĢ hizmetlerinin yürütülmesinde rehberlik ve özel eğitim alanında yetiĢmiĢ
personelin sayısı arttırılmalıdır.
10. Öğrencilerin fiziksel ve ruhsal geliĢimleri dikkate alınarak 8 yıllık kesintisiz zorunlu
eğitimin yine zorunlu olması kaydıyla 5+3 veya 4+4 Ģekillerinde uygulanması, ilgi ve
yeteneklerine göre mesleki yönlendirmenin 4. Sınıftan itibaren baĢlamasına olanak
sağlayacak değiĢikliklerin yapılmalıdır.
11. Okulların Rehber Öğretmen normlarının artırılarak 4. Sınıftan itibaren Rehber
Öğretmenin haftada 1 saat her sınıfın dersine girmesi için gerekli düzenlemeler
yapılmalıdır. Bu dersler herhangi bir akademik ölçmeye tabii olmamalıdır.
12. Rehberlik ve Psikolojik DanıĢma Hizmetleri Yönetmeliğinin Milli Eğitim Bakanlığı
tarafından oluĢturulacak komisyonlarca tekrar güncellenmesi yapılarak günün
ihtiyaçları ve diğer mevzuat hükümleriyle uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir.
13. Okul Öncesi Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin 8’inci maddesinde ―Çocukların
psikolojik açıdan sağlıklı geliĢimleri ve ortaya çıkabilecek sorunlarının çözümlenmesi
amacıyla okul öncesi eğitim kurumlarında bir psikologun bulunması esastır.‖ ġeklinde
belirtilen psikolog ifadesi Psikolog/Rehber öğretmen Ģeklinde değiĢtirilmelidir.
Bağımsız anaokullarına bu konuda kadro tahsis edilmelidir. Bağımsız anaokullarının
özel durumuna göre norm sayısı belirlenmelidir.
14. Yöneltme öneri formları ilköğretim 4. sınıftan itibaren düzenli bir Ģekilde yapılarak
yöneltmenin sağlanması ve yöneltme öneri formlarının yaptırım gücü olması
gerekmektedir. Yöneltme öneri formunda yer alan çoklu zeka değerlendirme sonuçları
anlaĢılabilir olmalıdır.
15. Yaygın eğitim kurumlarında da rehberlik servisleri oluĢturularak rehber öğretmen
kadrosu tahsis edilmeli, açık lise öğrencilerine yönelik telefon ve bireysel görüĢme
yöntemiyle meslek danıĢmanlığı, bireysel psikolojik danıĢmanlık ve rehberlik
faaliyetleri konusunda destek vermeleri sağlanmalıdır.
16. Rehberlik hizmetleri problem çözme odaklı anlayıĢtan çıkarılarak geliĢimsel rehberlik
anlayıĢına geçilmelidir.
17. Rehber öğretmenlerin kendilerini (lisansüstü) geliĢtirebilmeleri yönünde
üniversitelerle daha fazla iĢbirliği yapılmalıdır..
18. Rehberlik ve araĢtırma merkezine atanan psikolojik danıĢmanlara, test teknikleri ve
uygulamaları ile ilgili hizmet içi eğitim kursları düzenlenmeli ve bu kurslardaki
katılımcı sayısı artırılmalıdır.
19. Öğrenci yönlendirilme çalıĢmalarının verimli olabilmesi için aile, okul, üniversiteler,
medya, iĢ bulma kurumları vb kuruluĢlar ile resmî kuruluĢların iĢbirliğini
gerektirmektedir.
20. Meslekler hakkında daha detaylı ve güncel bilgiler sunabilmek amacıyla, öğrencilere
ve velilerine yönelik konferanslar, meslek sergileri, DĠA gösterileri radyo-televizyon
yayınları yapılmalıdır. Üniversitelerden elde edilen istatistikî bilgiler, mesleklerle ilgili
yayınlanan makaleler, broĢürler, dergiler vs. öğrencilerin bilgisine sunulmalıdır.
21. Türkiye’de eğitimde etkin ve belirleyici bir yönlendirme sistemi kurulamadığından
özellikle orta öğretim öğrencilerinin eğitim sürecinde bilimsel çalıĢmalarla (mesleki
yönelim envanteri, akademik benlik kavramı ölçeği vb.) belirlenen yönlendirmeden
ziyade üniversite sınavında aldığı puanın belirleyiciliği ile kendine bir okul seçmek
durumunda kalmaktadır.
Bu durumun hem bireylere hem de ülkemize getirdiği sosyal, psikolojik ve bilhassa
ekonomik yükü ağır olmaktadır. Genç beyinlerin hayatlarına Ģekil veren eğitim
sistemimizde gerek eğitim yaĢantıları boyunca, gerekse meslek seçme aĢamasında ilgi,
yetenek ve kapasiteleri doğrultusunda isabetli kararlar verebilmeleri için yapılan ilmi
yönlendirmenin yasal olarak desteklenmesi gerekmektedir.
22. Hayat boyu öğrenme kapsamında hayat boyu rehberlik anlayıĢının geliĢtirilmesi
23. Üstün ve özel yetenekli öğrencilerin tespiti ile Bilim Sanat Merkezlerinin
yaygınlaĢtırılması çalıĢmalarına hız verilmelidir.
24. Rehber öğretmenlerin çalıĢma saatlerinin standardı konusunda gerekli düzenlemeler
yapılmalıdır.
25. Hayat boyu öğrenme kapsamında anne babalara yönelik ―anne baba okulu‖ rehber
öğretmenler ve üniversitelerin katkılarıyla Halk Eğitim Merkezleri tarafından açılıp
etkin katılım sağlanmalıdır.
Yrd.Doç.Dr.Hasan Yrd.Doç.Dr. Banu Mehmet GÜVENÇ
YAVUZER YAMAN
Tuncay KARABULUT H.Ali OKUR Mustafa KILINÇ
Ahmet Rasim TÜRK Kenan ġEREFLĠ Yusuf TÜRKMEN
Mustafa GEDĠK Mustafa ÇINAR UMUT kazan